Hegemony
130 theses under this subject heading
Çin'in hegemonik dönüşümü üzerine bir inceleme
Son zamanlarda, uluslararası ilişkiler disiplininin en çok tartışılan konulardan biri Çin'in yükselişidir. Özellikle ekonomik performansı ile ABD'ye rakip olabileceği ile ilgili tartışmalar yapılmaktadır. Bu çalışma Robert W. Cox'un eleştirel teorisi ile Çin'in hegemonik dönüşümü üzerine bir değerlendirme yapmaktadır. Üretim ilişkilerini başlangıç noktası kabul ederek Çin'in yeni bir dünya düzeni kurma ihtimali üzerinde durulmaktadır. Bu amaçla, Mao döneminden günümüze kadar olan süreci üretim ilişkileri, sosyal kuvvetler ve devlet biçimleri açısından ele almakta ve "Çin karşı bir hegemonik hareket yaratabilir mi, yoksa bu gelişmeler bir Amerikan pasif devrim midir?" sorusunun yanıtını aramaktadır. Üzerinde durulan bir diğer nokta, Çin'in ekonomik modelinin ne olduğu ve bunun sürdürülebilirliğidir. Bu çalışma Çin'in ekonomik modelinin neoliberal politikalara dayandığını savunmaktadır. Bu çerçevede, Çin'in neden neoliberal bir ekonomik modeli olduğu, diğer neo-liberal modeli takip eden ülkelerden neden farklı olduğu ve bu modelin sürdürülebilirliği tartışılacaktır.
Reinvestigating the state debate during the energy transition in the USA
This thesis examines the role of the American state during the energy transition process. Immanuel Wallerstein claimed that, since 1968, the American power weakens. Wallerstein showed that despite the American State's strategies for preventing the decline in American power in capitalism historically, its hegemony continues to be eroded. The energy transition process could be an opportunity for the United States of America (USA) for reinforcing its hegemony. The USA's economy is largely based on fossil fuel supplies, but, in the last decades, the share of renewable energy sources in electricity production increased significantly. Although there has been a continuous energy transition in the USA, there were different approaches in the USA's government policy regarding rising conflicts among different producers and consumers during the energy transition in the last decade. These different approaches stem from the role of state in responding to the conflicts between the fractions of the capitalist class. In this research, I analyzed the actors of the American state and their different approaches to demonstrate the role of state in the on-going power struggle in capitalism during energy transition within the case of the USA historically. The USA's energy transition is mostly occurred in the electricity generation sector, and the change in relations of production observed in the electricity generation sector. Thus, I focused particularly on the electricity sector to investigate the policies of the state, which promote its hegemony, support some fractions of the capitalist class and punish some fractions of the capitalist class. I used Historical Materialist Policy Analysis to examine the discourses of the Obama Administration, the Trump Administration, the Biden Administration, and the Democrats and the Republicans in the Congress about the energy transition between 2008 and 2021 by acknowledging the continuities and changes in the historical position of the state within the context of the State Debate in Marxist studies.
NATO'nun yük paylaşımında hegemon politikaları ve dış tehdidin rolü: Ukrayna savaşı örneği
Devletlerin yer aldığı diğer uluslararası kuruluşların birçoğuna benzer biçimde, NATO'ya üye olmanın da bazı faydaları ve maliyetleri bulunmaktadır. Bu üyeliğin sağladığı faydalar genellikle eşit biçimde bölüşülürken maliyetler ise daima aynı oranda üstlenilmemekte ve bu durum yük paylaşımı sorununa yol açmaktadır. Bu tez, söz konusu yük paylaşımını savunma harcamaları üzerinden ele almakta ve bunların farklılaşmasının altında yatan nedenleri araştırmaktadır. Tezde vaka çalışması ve süreç takibi yöntemlerinden faydalanılarak yaklaşık on yıldır devam eden Ukrayna Savaşı sürecine odaklanılmıştır. Hegemonik istikrar ve dış tehdit teorilerine dayanarak saldırgan niyetler (Rusya), hegemonun (ABD) stratejisi ve hegemonun boyutu olmak üzere üç bağımsız değişkenin yük paylaşımına etkisi analiz edilmiştir. Yapılan analiz sonucunda; öncelikle bu iki teorinin birlikte kullanılmasının muhtemel faydaları ortaya konmuştur. Buna ek olarak yük paylaşımında; Obama döneminde hegemon politikaları ve dış tehdidin birbirini dengeleyerek birlikte etkili olduğu, öte yandan Trump döneminde hegemon baskılarının ve Biden döneminde ise artan Rus saldırganlığının temel belirleyici olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Dahası, Biden döneminde ABD dışındaki NATO üyelerinin savunma harcamalarında yaşanan artışın diğer dönemlerin ötesine ulaşması, dış tehdidin yük paylaşımında hegemon baskılarından daha etkili olduğunun göstergesi olmuştur.
Küreselleşen dünya'da hegemonya ve uluslararası ilişkiler eğitimi
Küreselleşme aynı zamanda eğitimin de ülkeler arasında birbirine yakınsamasına yol açmaktadır. Bu bağlamda, küreselleşme Uluslararası İlişkilerin eğitimini de etkilemektedir. Bu durumun iki göstergesi eğitim dilinin İngilizce olması ve ders kitaplarıdır. Tezde, küreselleşmenin Uluslararası İlişkiler eğitimine etkisi dünyada ve Türkiye'deki durum üzerinden incelenmeye çalışılacaktır. Dünya'da ve Türkiye'de en çok tercih edilen Uluslararası İlişkiler bölümlerinin, eğitim dilinin İngilizce olması ve Uluslararası İlişkiler Teorileri dersinde kullanılan kitapların az sayıdaki yayınevinin kitapları olması, küreselleşmenin Uluslararası İlişkiler eğitiminin de ülkeler arasında yakınsamış olduğunu gösterecektir.
Darbelerin meşruiyetini sağlama aracı olarak Kemalizm'in hegemonyası: 12 Eylül 1980 örneği
Bu tezin ana amacı 12 Eylül 1980 darbesinin meşruiyetinin sağlanmasında Kemalizm'in hegemonyasının kullanıldığı durumunun açıklanmasıdır. Bu açıklama yapılırken Gramsci'nin hegemonya kavramı kullanılacaktır. Bu amaca varmak için tez çalışması üç bölüm çerçevesinde tasarlanmıştır. Birinci bölümde Gramsci'nin hegemonya kavramı aktarılacaktır. İkinci bölümde Kemalizm, Kemalist hegemonya ve 12 Eylül 1980 darbesi aktarılacaktır. Üçüncü bölümde ise tezin tartışma kısmı yer alacaktır. Kemalizm ve Atatürkçülük Türkiye Cumhuriyeti siyasal hayatı için her zaman gündemde kalmayı başaran, siyaseti ve hatta toplumsal hayatı etkileyen düşünceler bütünleri olarak karşımıza çıkmaktadır. Tez çalışmasının kapsamında belirlenecek ve doğrulanmaya çalışılacak hipotez ise 12 Eylül 1980 darbesinin meşruiyetinin sağlanması açısından Kemalizm'in hegemonyasının kullanıldığı olacaktır.
Financializaton and US hegemony: A critical approach to contemporary debates
Hegemony has been the subject of heated debate among theorists from different perspectives in the international political economy literature since the 1970s. In this study, we aim to make a critical evaluation of contemporary hegemony debates, predicated on the analysis of Giovanni Arrighi, who explained the evolution of the international capitalist system with hegemonic transitions based on systemic cycles of accumulation, following the World System Theory developed by Immanuel Wallerstein in the 1970s. In his analysis of systemic cycles of accumulation, launched out in his study The Long Twentieth Century: Money, Power and the Origins of Our Age, published in 1994, Arrighi claims that the cycles of accumulation to which successive hegemonic leadership in the world economy are subject, initiate with real (material) expansion and at a particular stage are superseded by financial expansion. Accordingly, the financial expansion stage foreshadows hegemonic transitions in the international capitalist system and marks the autumn of the current hegemonic power. This study investigates whether the financialization process began in the 1970s, signs the end of the US hegemony that emerged after 1945, as advocated by Arrighi. Therefore, the first chapter of the study clarifies how and from which aspects the concept of hegemony is characterized by theorists from different International Relations and International Political Economy schools. In the second chapter, money and finance phenomena have been discussed since the birth of the modern capitalist system to reveal the nature of financialization. In the third chapter, the US hegemony is interrogated in particular. It is emphasized that, contrary to Arrighi's argument, financialization can be considered a process that consolidates the US hegemony. Finally, in the fourth chapter of the study, an answer is sought as to whether China can be the next hegemonic power by resting on a critical reading of the same theoretical framework. This question is discussed regarding the current academic debate involving various authors, notably Arrighi, who argue that the world's economic-political center of gravity has shifted to the East. Key Words: Hegemony, Financialization, US Hegemony, Hegemonic Cycles, Neoliberalism.
Dava, hegemonya ve ünlüler: Şöhret çalışmaları perspektifinden 90'lı yıllarda İslamcı kamuoyu
Türkiye'nin 1980'li yıllarda yaşadığı ekonomik dönüşümle beraber şekillenen toplumsal yaşamında ürünler, vitrinler ve kimlikler yaşamın temeli haline gelmiştir. Benzer şekilde basın yayın alanında gözlenen patlama da hem imajlar yaratmış hem de yaratılan imajların tüketimini sağlamıştır. Bu hareketlilik içerisinde sürekli göz önünde bulunan ünlüler de dolaşımın bir figürü olarak daha aktif bir rol edinmişlerdir. Artık ünlüler kanaat önderleri haline gelmiş, toplumun kültürünü şekillendirmenin, merkezi ele geçirmenin ve popülerlik kazanmanın da bir aracı olmuşlardır. Türkiye'nin bu yıllarda yükselişe geçen ve dönemi şekillendiren aktörlerinden İslamcı siyaset figürleri ise bu noktada hem ünlülerden bir kanaat önderi yaratmış hem de ünlüleri özel televizyon ve radyolardan yararlanarak reklamlarının ve hegemonya mücadelelerinin parçası kılmıştır. Bu çalışmanın amacı, 90'lı yıllar özelinde İslamcı siyaset figürlerinin ünlülerle olan ilişkini şöhret çalışmaları alanının terminolojik ve yöntemsel katkıları ışığında ele almaktır.
Amerikan ekonomik hegemonyası ve dolar
ABD 1930'ların ortasında liderlik sorumluluğunu üstlenmeye başlamıştır. Ancak ABD hegemonyası 2. Dünya savaşından sonra yükseliş döneminde olmuştur. Amerikan hegemonyası altında da Bretton Woods anlaşması, tarife ve ticaret düzenlemeleri, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü kurumları yaratılmıştır. IMF'nin kurulması ile Amerikan para politikası dünya para politikası haline gelmiştir ve dolar küresel sistemde önemli bir para olmuştur. ABD dünya para sisteminin yönetiminde birincil sorumlulukları üstlenmiştir. Ancak Bretton Woods sistemi 1973 yılında yıkılmıştır ve 1975'lerde ABD liderliğinin zayıflaması belli olmuştur. 1980'lerde ise dünyada ekonomik liderliği zayıflamıştır. Reagan Yönetimi ile ekonomi alanında stratejiler ile yeniden toparlanma sürecinde olmuştur. 2008 yılında ABD ekonomisinde kriz yaşanmıştır. Dünya piyasaları, başta Avrupa olmak üzere 2008 Ekim ayından itibaren ekonomik kriz baş göstermiştir. ABD'de "Mortgage Krizi" (İpotekli Kredi Krizi) sonunda çöken piyasaları canlandırmak için FED 2008-2010 yılının ortasına kadar Parasal genişleme politikaları uygulamıştır. Ancak FED 2014 yılında Parasal Genişlemeyi durdurmuştur. FED'in Parasal Genişlemeyi durdurması ise doların değerinin artmasına, para akımlarının yol değiştirmesine, gelişmekte olan ülkelerden sermaye çıkışına, faiz oranının yükselmesine, küresel piyasalarda paranın ve emtianın yeniden fiyatlanması ile sonuçlanmıştır. Anahtar Kelimeler: ABD Ekonomisi, FED ve Dolar'ın Kısa Tarihçesi, Amerikan Hegemonyasının Yükselişi ve Düşüşü. ABD Petro- Dolar, Küresel Ekonomi
Enerji güvenliği ekonomik etkiler ve politik hegemonya
Bu çalışma, enerji güvenliğinin, ulusal güvenliğin sürdürülmesi perspektifinde dünyadaki tüm ülkeler için en önemli hedeflerden biri olduğunu göstermektedir. Özellikle sanayileşmiş ülkelerde, enerji bir ulusal güvenlik meselesi olup, ekonominin ve hayatın tüm alanlarında ana temel olarak tanımlanmaktadır. Devletlerin enerji güvenliğinin sağlanması için politik ve askeri vesileler kullanması anormal bir davranış değildir. ABD'nin 2001 Afganistan savaşında, Hazar Denizi'ndeki petrol ve gaz rezervlerine yakın bir ABD üssü kurulmuştur. Bir süre sonra, ABD, Irak'ın petrol rezervlerini kontrol etmeye başlamıştır. Bu nedenlerle, ABD Ortadoğu'yu ve dünyada tek kutup olarak kalması için diğer küresel enerji rezervlerini kontrol edebilmektedir. Diğer taraftan, AB ülkeleri, Hazar bölgesindeki petrol ve doğal gaz rezervlerine erişim yoluyla Avrupa enerji piyasasında Rus tekelini sonlandırmaya çalışmaktadırlar. 2008 yılında, AB Hazar Deniz'den başlayarak Türkiyeden geçen boru hattını kurmaya çalışırken, Rusya enerji güvenliğini korumak için Gürcistan'a savaş ilan edip Kırımı işgal etmiştir. Ayrıca Rusya, Katar'dan ve İran'dan Avrupa Birliği'ne kadar uzanan boru hattının gelişini engellemek için Suriye'ye askeri müdahalede bulunmuştur. Bu da hem ABD hem de Rusya'nın Suriye'deki boru hatları ve enerji projelerini korumak için rekabete girdiklerini ve Suriye'ye müdahale etme amaçlarının sadece siyasi sebeplerden olmadığını göstermektedir.
Tarihsel süreç içerisinde küreselleşmenin ideolojik dönüşümü: Hegemonik güç
Dünya tarihi, durağan bir düşünce yapısının çok ötesinde değerlendirilmesi gereken bir olgudur. Öyle ki, tarihsel süreç içerisinde yaşanan birçok olay hem öncülünün bir getirisi olmuş hem de ardılına teorik bir zemin hazırlamıştır. İktisadi, kültürel ve siyasal birçok alandaki pratikler belirli bir zeminin üzerine inşa olur. Küreselleşme olgusu da bu şekildedir. Bugün kavramsal olarak çeşitli disiplinler tarafından tanımlanmaya çalışılan küreselleşme, bu tanımlamalar içerisindeki tarihlendirmeden çok daha önceye dayanmaktadır. İçerisinde yaşadığımız dönemde kullanılmakta olan küreselleşme kavramı ideolojik bir temelde betimlenmektedir. Ancak, süreç olarak bu betimlemeye olanak tanıyan unsurlar ve aksiyonlar bulunmaktadır. Bu noktada, günümüzde kullanılan küreselleşmenin tarihsel zemini, bu zemin neticesinde oluşan ideolojik formu anlamak gerekmektedir. Bununla da beraber bahsi edilen ideolojik formdaki küreselleşmenin sebebiyet verdiği çeşitli politikaların uluslararası sistemi belirli ölçüde şekillendirdiği de göz önüne alınmalıdır. Hegemonya olgusu bu çerçevede oldukça önemlidir. Yaşadığımız dünyada meydana gelen tutarsızlıkların, çeşitli kavramsal teorilerin ve tabii ki pratiklerin temelinde yatan hususlardan birisi budur. İdeolojik küreselleşme (globalism) hegemonya olgusunu ortaya çıkarmış ve onu bir güç unsuru haline getirerek, uluslararası sistemi şekillendirme noktasına ulaşmıştır. Anahtar Kelimeler: Küreselleşme, Süreçsel Küreselleşme, İdeolojik Küreselleşme, Uluslararası Sistem, Hegemonya
Görsel medya distopya anlatılarında hegemonyanın inşası
Görsel medyada yer alan bilimkurgu içeriklerinde distopya teması var olmayan bir zaman dilimi içerisinde gerçekleşen karamsar ve kasvetli durumları anlatmaktadır. Distopya temali film ve dizi içeriklerinde genellikle bir kurtarıcı, kahraman rolü atfedilen karakterler bulunurken, diğer bir yandan ise içinde bulunulan sisteme karşı gelen karakterler bulunmaktadır. Söz konusu tez çalışması; film ve dizilerde yer alan distopya temasında karakterlerin iktidar ilişkilerini incelemekte ve hegemonya kavramının inşasına yol açan nedenleri, hegemonik bir sistemin distopik durum anlatısında nasıl işlendiğini ve karakterlerin bu durumlarda dahi aralarında böyle bir sistem oluşturmalarında, toplumsal normların ne gibi bir etkisi olduğunu da baz alarak incelemeyi amaçlamaktadır. Bu çalışma ile; hem toplumsal normların hegemonya sisteminin işlenişine ne gibi bir imkan tanıdığı hem de karakterlerin yaş,cinsiyet, güç, ırk farklılıklarına göre kendi aralarında ne şekilde ayrıldığını incelemek hedeflenmiştir. Çalışmada görsel medya bilimkurgu türünün tarihsel gelişimi ve ideoloji kavramı üzerinde durularak 'The Society' adlı genç-ergen dizisi hegemonya kavramı ile bağlantılı olarak incelenmesine yer verilmiştir. Bu incelemelerde, hegemonyanın distopya temalı görsel medya ürünlerinde inşa edilişine dair bulgulara rastlanmıştır. Anahtar Kelimeler: distopya, hegemonya, bilimkurgu, The Society, görsel medya
Haber kurgusunda ideoloji ve hegemonyanın bir araç olarak kullanılması: Türkiye'de 2000'li yıllarda merkez medya örneği
Bilgi çağının getirmiş olduğu erişim ağının, büyük bir hızla yaşamımızı değiştirdiği şu günlerde iletişim teknolojileri tarihin hiç bir döneminde görülmemiş bir şekilde gelişmiştir. Medya, içerisinde bulunduğumuz bilgi çağında haberleşme ve iletişimi sağlayan en önemli sektörlerden birini oluşturmaktadır. İnternet, uydu, mobil ağlar, radyo ve televizyon ile yazılı basın argümanları olan gazete, dergi ve kitaplar globalleşen dünyada yaşanan gelişmelerden anında haberdar olmamızı sağlayabilmektedir. Medya, bilgi ve gelişmelerden haberdar olmanın yanında sınırların ortadan kaldırılmasını ifade eden küresel dünyada bireyler arası hızlı iletişim ve etkileşimin sağlanmasını da gerçekleştirmektedir. Haberleşme ve iletişim fonksiyonlarının yanında medyanın bir diğer görevi de demokrasilerde yasama, yürütme ve yargının yanında dördüncü bir güç olmasıdır. Medyanın dördüncü güç olarak ifade edilmesi aslında onun denetim görevine yapılan kuvvetli vurguyu gösterir. Kimi zaman güdümlü medya, kimi zaman baskı altındaki medya ve kimi zaman taraflı medya olarak adlandırılan medya sektörünün toplumu ve bu toplumu oluşturan bireyleri siyasal iktidar bağlamında etkileyebildiği gerçeğidir. Ayrıca medya siyasal iktidarın faaliyetlerinin halk ve bireyler nezdinde meşruluk kazanmasını sağlamak gibi son derece önemli bir görev üstlenmektedir. Bu araştırmanın amacı; Türkiye'de 2000'li yıllardan itibaren dönüşüm yaşayan merkez medya kapsamında haberlerin kurgusunda ideoloji ve hegemonya süreçlerinin kullanılma detaylarının incelenmesidir. Araştırmanın amacına yönelik olarak, ideoloji ve hegemonya kavramsal çerçevesiyle Türkiye'deki medyanın dönüşüm süreci ve haberlerin kurgusundaki değişimler ayrıntılı olarak incelenmiştir.
The lack of regional hegemon in Africa: Perspectives from international relations theories
This study is an attempt to understand why Africa lacks a regional hegemon and the seeming lack of aspirations by any African state towards this end. The logic behind this rests with the hypothesis that African problems would be easily managed and effectively addressed if effective leadership (regional hegemon) exists. The lack of same dissuades the focus and direction needed and benchmarks the openness and exposure of the continent to exploitation by other regional and global superpowers. The study was carried-out by analyzing and testing the logical fundamentals of the three basic theories of international relations: realism, liberalism and constructivism. In other words, the researcher employed a theory testing approach to examine the puzzle under consideration. From the examination of the three basic theories of International relation, it emerged that the realist perspective offered better explanatory power than the other two perspectives. In an intriguing fashion, the explanations provided by the two perspectives (liberalism and constructivism) go to reinforce the logical consistency and psychoanalyses of leadership presented by the realist perspective. In other words, the two theories explain the 'means' towards an 'end' sanctioned in the realist thought – hegemonic power.
Devrim ve hegemonya: Tunus'ta sivil toplum ve devlet (2010-2019)
The popular uprisings in late 2010 in Tunisia resulted in political and social changes across the country as well as in the region. While the uprisings in other countries ended up with chaos, civil war and military coup, in Tunisia, Zine El Abidine Ben Ali's 23 years-long authoritarian rule was removed and through democratic elections the new constitution was adopted by the assembly. In this process, Tunisia was considered as the only successful country in terms of democratic transition in the democratization literature. It is argued that the Tunisian success was because of the existence of a robust civil society. By contending this claim, this thesis explains the post-revolutionary period in Tunisia in the light of Gramsci's civil society theory. Civil society, in Gramscian sense, is considered as sum of ideological, intellectual and cultural apparatuses producing consent for the hegemony of the ruling class of the state. In this context, the thesis argues that in post-Ben Ali period the idea of tunisianite which signifies the Tunisian national identity and the Bourguibist modernity acted as the apparatuses preventing the revolutionary break with the past and maintaining hegemony of the ruling class which ruled the country since its independence. Keywords: Civil Society; Gramsci; Hegemony; Revolution; Tunisia
Beyond competition: Hegemonic war between the USA and China in East Asia
This research examines the reason behind the unsettled conflict between the USA and China despite their normalized, profitable bilateral relations. The existing literature from liberal scholars, such as Ikenberry, tends to focus on the maintenance of liberal international order, thus argue that the USA and China are facing not more than a competition in which the liberal international order will secure the victory. Attempting to invalidate Ikenberry's thesis, this research argues that the USA and China are currently in the third phase of the hegemonic war in East Asia. In this study, Robert Gilpin's theory of hegemonic war is tested through a qualitative deductive research design, with content/discourse analysis as the selected data-gathering strategy. The process involves analysing numerous speeches from the leaders, bilateral and multilateral agreements, memorandum of understanding, press releases, as well as important meetings, conferences, and correspondences. The study finds that the USA-China rivalry matches the characteristics of Gilpin's theory of hegemonic war when examined under the three important frameworks: political, economic, and ideological competition. In political competition, the duality exists over the creation of the US-led or China-led regionalism. In economic competition, the United States' trade protectionism policy is vis-a-vis China's Belt and Road Initiative. Moreover, in the ideological sphere, China's Five Principles of Peaceful Co-existence is currently challenging the existence of liberal values. With these findings, this thesis accomplishes two things. First, it strengthens offensive realists' arguments concerning the topic. Second, it fills the gap of the study by providing a comprehensive study about the precise process of the hegemonic war.
İnsani müdahale söylem ve pratiğinin Kosova bağımsızlık sürecine etkisi
1999 tarihinde NATO'nun BMGK yetkilendirmesi olmaksızın gerçekleştirdiği insani müdahale tüm öncüllerinden farklı bir konumdadır. Anılan müdahale hiçbir hukuki dayanak gözetilmeksizin yalnızca insan haklarının yeniden tesisi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Ancak müdahalenin hukuka aykırı ancak meşru olması insani müdahale, hukuk ve meşruiyet gibi kavramları söylem olarak ele almayı gerektirmektedir. Bu noktada hukuk, kendisini oluşturan normların ötesinde bir söylem olarak ele alındığı takdirde hukuk ve hukuki söylemin söylem dışı alanla ilişkili olduğu ortaya çıkmaktadır. Hukuk, yalnızca kurallar bütünü olarak değil bir ilişki biçimi olarak iktisadi, siyasal, ideolojik alanla sıkı bir ilişkiliye sahiptir. İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemde ABD'nin küresel kapitalizm içerisindeki öncü ve özgün rolü sermaye ve devletin uluslararasılaşması süresinde ve bu süreç içerisindeki küresel iktisadi, siyasal ideolojik dönüşümlerde büyük etki sahibi olmuştur. İkinci Dünya Savaşı öncesi dönemden farklı olarak 1945 sonrası dönemde emperyalizmin güncel formu içerisinde, bir devlet birden fazla sermaye grubunu ihtiva edebilmekte; bir sermaye grubu ya da tekil kapitalist ise birden fazla ülke içerisinde operasyon yürütebilmektedir. 1980'li yıllardan itibaren neo-liberal politikalar neticesinde uluslararasılaşma süreci ivmelenmiş, 1990'larda SSCB'nin dağılmasıyla, ABD hegemonyası küresel konjonktürde tek proje olarak kalmıştır. 1990 sonrası dönemin yeni uluslararası hukuk normları ekonomi politik perspektiften ele alındığında anlam kazanmaktadır. Nitekim uluslararası hukukun yaşadığı dönüşüm yalıtılmış bir iç dönüşüm değildir. Bu noktada 1990'lı yıllardan itibaren Soğuk Savaş dönemine ait hukuk ilkeleri yerlerini insani müdahale, koruma sorumluluğu, evrensel insan hakları, haydut devlet gibi kavramlarda açığa çıkan yeni bir hukuk mantığına bırakmıştır. Merkez kapitalist ülkelerin Yugoslavya savaşları esnasında sergiledikleri iktisadi, siyasal, hukuki pratikler ve bunları mümkün kılan söylemler insan hakları ve insani müdahale kapsamında korunan menfaati insancıllık hakkındaki genel kanaatin üstünde bir noktada konumlandırmaktadır. NATO'nun Kosova'ya doğrudan müdahalesi ve Kosova'nın bağımsızlığı, uluslararası hukuk içerisinde gelişen yeni müdahaleci perspektifin ürünüdür.
The 2015 Russian military intervention in Syria: A neo-Gramscian hegemony approach
The International Relations literature on the 2015 Russian military intervention in Syria is mostly baed on the interpretations of the mainstream International Relations theories and tends to understand the intervention in the context of military or economic concerns. These interpretations ignore the non-material aspects of the intervention and the historical depth of the Russian-Syrian relations. Approaching to the same topic from the perspective of the neo-Gramschian hegemony provides the finding of these missing pieces. As a result of the analyzes which were made in this theoretical framework, this thesis argues that the 2015 Russia's military intervention in Syria can be considered as a hegemonic move towards a Russian-led world hegemonic project around neoliberalism.
Yaşar Kemal'in İnce Memed I isimli eserinin eleştirel söylem çözümlemesi: Metinsel ve metinlerarası bir yaklaşım
Critical Discourse Analysis (CDA) enables a researcher to analyse a text to find the engagement of language to hegemony and ideology. Major aim of this study is to make the critical discourse analysis of Yaşar Kemal's İnce Memed I to reveal its hegemonical and ideological components. It is also aimed to show how the discourse constructs hegemony and how this hegemony is being broken by analysing the textual features and intertextual relations within the novel. Yaşar Kemal's novel, which is an example of epic tradition, displays social inequality between the oppressor and the oppressed. When social status changes, linguistic preferences alter. The intertextual references in the novel helps a researcher to understand the true nature of the work in which the class struggle between the working class and the ruling class takes place. Another aim of the study is to critically analyse the socio-cultural and historical context of the novel.
Gelenekten popülere: Bir harem fantazyası olarak kına geceleri
Bu tez çalışması kapsamında kültürel bir pratik olarak kına gecelerinde tercih edilen harem temasının yeni Osmanlıcılık ve kültürel hegemonya kavramlarıyla ilişkisi ve Hamamönü'nün bu ritüelin uzamı haline nasıl geldiği tartışmaya açılmıştır. Bu bağlamda harem temalı kına gecelerinin yeni Osmanlıcı anlatı içinde nasıl icat edildiği ve gündelik hayatta nasıl konumlandırıldığına odaklanılmıştır. Harem temalı kına gecelerinin bağlamı, icrası ve anlamının tartışmaya açıldığı bu çalışmada, kültürel hegemonya ve yeni Osmanlıcılık literatürü takip edilerek basit ve gündelik olanda kültürel iktidarın nasıl tesis edildiğine bir cevap aranmıştır. Ayrıca stilize bir "Osmanlı Rüyası" vadeden harem temalı kına gecelerinin gündelik hayatta nasıl anlamlandırıldığına yoğunlaşılarak kadınların hegemonik olan bu yapıya eklemlenmesini sağlayan gerçeklikler ortaya koyulmuştur.
Tarihsel devlet dönüşümü kapsamında haydut devlet
Sermayenin ve devletin uluslararasılaşması sürecinde meydana gelen olayların, uluslararası hukuk nezdinde dönüştürücü etkisi oldukça önemlidir. İkinci Dünya Savaşı sonrasında Amerikan tüketim normlarının uluslararasılaşması süreciyle başlayan yeni dönem, 1980'li yıllardan sonra neo-liberal politikalar neticesinde sermayenin uluslararasılaşmasının hızlanmasıyla giderek etkisini artırmıştır. Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla, uluslararası hukukun dönüşümünde Amerikan hegemonyasının etkisi zirveye ulaşmıştır. 11 Eylül 2001 tarihinde Pentagon ve Dünya Ticaret Merkezi'ne yapılan terör saldırıları, Amerikan dış politikasında yeni bir savaş stratejisinin doğmasına neden olmuştur. Uluslararası hukuka "önleyici/öngörücü meşru müdafaa" ve/veya insancıl hukuk çerçevesinde ortaya atılan "koruma sorumluluğu" gibi kavramlarla Amerikan çıkarlarına aykırı hareket eden devletlere müdahalelerde bulunulmuştur. Müdahalelerin meşrulaştırılması için uluslararası hukuk araç olarak kullanılmış ve bu işgaller, uluslararası hukuka eklemlendirilen kavramlar neticesinde meşru bir tabana oturtulmaya çalışılmıştır. Haydut devlet kavramı da bu amaçla ortaya çıkmış ve sermayenin uluslararasılaşması sürecine ayak uydurmak üzere gerekli devlet dönüşümlerini gerçekleştiremeyen, Batılı anlamda demokratik olmayan, ABD hegemonyasının çıkarlarına aykırı hareket eden devletleri tanımlamak için kullanılmıştır. Anahtar Sözcükler Haydut Devlet, Önleyici/Öngörücü Meşru Müdafaa, Terörizme Karşı Savaş, Uluslararası Hukuk, Ekonomi Politik.
Çaycuma Bisiklet Topluluğu'nun bir altkültür örneği olarak incelenmesi
Literatürde, gençlik altkültürlerinin özelliklerini baskın bir şekilde yansıtan BMX (gösteri bisikleti) ve Downhill (tepe inişi) ekstrem sporları üzerine yapılmış çalışmalar mevcuttur. Ancak sivil bisiklet toplulukları üzerine gerçekleştirilmiş çalışmalara rastlanmamıştır. Bu sebeple, bu tezde sivil bir bisiklet topluluğu olan Çaycuma Bisiklet Topluluğu'nun bir altkültür olup olmadığını ele aldım. Bunu yaparken öncelikle, Chicago Okulu ve Birmingham Çağdaş Kültürel Çalışmalar Merkezi'nin altkültür teorilerini, postmodern altkültürel teorileri ve spor altkültürleri literatürünü inceledim. Bu tez etnografik bir çalışma olduğu için, araştırma verilerini dört ay süren bir alan çalışmasıyla, katılımlı gözlem ve derinlemesine görüşmeleri kullanarak elde ettim. Verilerin analizinde ise Sembolik Etkileşimcilik Yaklaşımından yararlandım. Alan çalışmasıyla elde ettiğim verileri, topluluğun altkültür olarak tanımlanmasını sağlayan altbaşlıklarda (giyim tarzı, ritüeller, güç ve hegemonya, şehirden kaçış, jargon, yaşam tarzı, cinsiyet meselesi, aile ve alkol kullanımı) altkültür teorileri çerçevesinde inceledim. Çaycuma Bisiklet Topluluğu içinde bulunduğu yerel toplumdan farklı sosyalleşme pratikleri, giyim tarzı, ritüelleri, mekanı ve yaşam tarzı gibi kendine özgü norm ve değerler barındırdığı; şehir içinde otomobil kullanımı, toplumsal cinsiyet normları ve bu normların baskıladığı giyim kodlarına karşı bir tutum sergilediği için, bu tez özellikle postmodern altkültür teorilerinin ve Birmingham Çağdaş Kültürel Çalışmalar Merkezinin altkültür tanımlarına uyan, bir altkültür olduğunu iddia etmektedir.
The evolution of the neoliberal hegemony in the case of the European Union
Neoliberalism has become a mainstream economy by spreading to the world with the effect of globalization since 1980s. The neoliberal hegemony has been formed within the European Union through the mechanisms, criteria and restrictions affecting the monetary and fiscal policies of the member states during the integration process since the establishment of the European Union. The support of the transnational capitalist class is undeniably important in terms of formation of the neoliberal hegemony. However, the global crisis, which emerged in U.S. in 2008 and resulted in debt crisis in Europe, caused the neoliberal hegemony in the European Union to shrink and lose its effect. Within the scope of the fight against the global financial crisis, the insistence of neoliberal policies that did not bring any solutions, the negative impact of the austerity programmes imposed on the countries on the economic issues affecting the welfare level of Europeans, the failure to develop solution-oriented alternative policies and the decision of Britain to leave led the European Union to an existential crisis in the context of neoliberal hegemony crisis. With the decrease in strong belief of social powers supporting the European Union project, the repressive aspect of the hegemony emerged and the neoliberal policies which have become increasingly authoritarian have been implemented in many European countries. In this context, the discourse of racism and xenophobia, which emerged with the rise of far-right parties, contradicted the key values that the European Union has advocated since the establishment of the European Union and fueled the debate about the future of neoliberal hegemony in the European Union. The main purpose of the study is to contribute to the literature on the concepts of hegemony, neoliberalism and European debt crisis, to understand the formation of neoliberal hegemony in the European Union from a historical perspective, the neoliberal hegemony crisis following the European debt crisis, the evolution of neoliberal hegemony to authoritarian neoliberal hegemony in the post-crisis period and to reveal the possible scenarios for the future of neoliberal hegemony. The study is limited to a European Union-specific review of the impact of the crisis on neoliberal hegemony based on the global financial crisis. Three possible scenarios for the future of neoliberal hegemony are; the re-establishment of neoliberal hegemony by abandoning the authoritarian neoliberalism, the end of neoliberal hegemony as a result of further authoritarianism and the re-establishment of neoliberal hegemony by creating a fiscal union as well as the monetary union. Keywords: Hegemony, Neoliberal Hegemony, European Debt Crisis, Authoritarian Neoliberalism.
Hegemonik erkekliğin akademide yeniden inşası
Çalışma, Türkiye'de erkek akademisyenlerin hegemonik erkeklik kavramını, aldıkları eğitimle beraber nasıl yeniden inşa ettiklerini ve oğullarına nasıl aktardıklarını analiz etmeyi amaçlamaktadır. Bu amaç doğrultusunda araştırma feminist bakış açısıyla hegemonik erkeklik, patriyarka ve sosyal inşa kavramları etrafında tasarlanmıştır. Nitel yaklaşımla incelenen çalışma kapsamında, Ege Üniversitesi'nde görev yapan 15 erkek akademisyenle yarı-yapılandırılmış görüşmeler yapılmıştır. Araştırma, eğitim seviyesinin artmasıyla erkek akademisyenlerin, toplumsal geçiş aşamalarını oğullarına ne derece aktardıkları ve babalıkları üzerinde betimsel analiz yapmayı hedeflemektedir.
Küreselleşme sürecinde mülteciler vaka analizi: "Made ın Turkey" etiketinin arkasındakiler
Bu tez, tüketiciliği ve küresel kapitalizm çağındaki hızlı moda olgusunu tanımlamakta ve kayıt dışı fabrikalarda veya merdiven altlarında çalışan Suriyeli mültecilerin durumuna ilişkin, Türkiye'de yaşayan insanların farkındalığının satın alma tutumları üzerindeki etkisini incelemektedir. Tezin ilk bölümünde, küreselleşmenin, şüpheci bir perspektiften incelenmesi ve aynı zamanda daha ilerici bir topluma kavuşmak için sosyo-ekonominin önemi üzerinde durulmaktadır. Daha sonra, özellikle geçtiğimiz yıl medyada sunulan göç ile mültecilere karşı nefret dolu söylemler üzerinden, küreselleşme ve göç arasındaki ilişki irdelenmektedir. Çalışma, insanların tüketim konusundaki bilgilerini, Türkiye'deki Suriyeli mülteci işçiler ve bu soruna yönelik tutumlarını analiz etmek için bir anket metoduyla hem nitel hem de nicel açıdan gerçekleştirilmiştir. Anketin sonuçları bize, eğitim ve bilgiye erişimin, insanların ekonomik sistemde ortaya çıkan sorunların farkında olmaları üzerinde bir etkiye sahip olduğunu, ama aynı zamanda eğitimin, bu konuyla ilgili gelişmelerin olmasını istediğimizde, dikkate alınması gereken önemli bir faktör olmasına rağmen, tüketici davranışında tüm zihniyeti köklü olarak değiştirmeye yeterli olmadığı gerçeğini göstermiştir. Tüketicilik hegemonyası, tüm yaşam tarzını etkilemiştir, ayrıca sistemde bir sorun olduğunu kabul etsek bile, bunu değiştirmek zor, neredeyse imkansıza yakındır. Tüketicilik söyleminin tekrardan yapılandırılması üzerine çalışma devam etmeliyiz.