Seçimler
218 theses under this subject heading
İkinci aşama gündem belirleme çalışması: 2012 Gana genel seçimlerdeki siyasal kampanyaların gazete haberlerinde çerçevelenmesi
Maxwell McCombs and Donald Shaw'ın 1972 yılında çığır açan Gündem Belirleme Kuramı, 1968 Chapel Hill, başkanlık seçim kampanyası sırasında medyanın rolünü inceleyen çalışmalarıyla doğdu. Araştırmacılar bu çalışmayla seçim kampanyalarıyla ilgili haberlerin medyada yer almasıyla birlikte seçmenlerin siyasal konularda medyadan nasıl etkilendiğini ortaya çıkarmakla kalmadılar kuramı daha da genişlettiler. "İkinci Aşama Gündem Belirleme Çalışması: 2012 Gana Genel Seçimlerindeki Siyasal Kampanyaların Gazete Haberlerinde Çerçevelenmesi" araştırmasıyla ABD, İngiltere, İspanya ve İsveç gibi birçok ülkede yapılan ve uluslararası literatürde bir çok atıf alan Gündem Belirleme Kuramı kapsamında sorulan temel soru Ganalı seçmenler için de soruldu. Gazetelerdeki yer alan siyasi konular ve siyasal kampanyalarla ilgili haberler kamunun gündeminin şekillendirilmesine doğrudan ya da dolaylı bir şekilde etkisi kabul edildiğinden araştırma kapsamında Gana halkının geniş bir kesimi tarafından güven duyulan, mesleki deneyim ve tarafsızlık bakımında en iyi olarak kabul edilen, saygın ve apolitik olması (siyasal taraflılığı olmaması) beklenen "iki devlet gazetesi" seçildi. Siyasal konuların ve siyasal kampanyaların medyada yer alma oranı, haberi vermenin şekli seçmenleri ikna etmede ve bazı konuların kamu gündeminde fark edilmesinde şekillendirici olabilmektedir. Bu nedenle çalışmada ahlaklılık, duygular, çatışma ve ekonomi genel başlıkları kapsamındaki çerçeveler ile iki önemli siyasal aday hakkında çerçeveler toplam 801 haber üzerinden incelenmiştir. Bu çalışma ayrıca The Daily Graphic ve The Ghanaian Times, gazeteleriyle ilgili Gana'da yapılan ilk çalışmadır. Çalışma sonucunda seçimlerle ilgili The Daily Graphic gazetesinin The Ghanaian Times gazetesinden daha fazla haber yayınladığı belirlenmiştir. The Daily Graphic gazetesi The Ghanaian Times gazetesi ile karşılaştırıldığında haber yapma konusunda Ulusal Demokrasi Meclisi (NDC) partisini Yeni Milliyetçi Parti (NPP)'ye göre daha fazla tercih etmiştir. Ayrıca Yeni Milliyetçi Parti (NPP) The Ghanaian Times gazetesine seçim ile ilgili hiç kampanya reklamı vermemiştir. Kampanyaların gazetelerde konulaştırılması ve üslubu bakımından iktidarda olan Ulusal Demokrasi Meclisi (NDC)'den yana, muhalefet partisinin karşıt durumdadır. Haber metinlerinde adaylarla ilgili olarak Avrupa ülkelerinde ve ABD'de olduğu gibi benzer yayınlar olmakla birlikte Batı ülkelerinde olduğu gibi skandallar değil politikalar ve sorunlar gündeme gelmiştir. Anahtar Kelimeler: Gündem Belirleme, Çerçevelenme, İkinci Aşama, Siyasal Kampanyaları, siyasal Partı, Gazete
25. dönem milletvekili genel seçiminde siyasal partilerin basın ilanlarında sözel ve görsel mesajlara yönelik bir içerik analizi
Bu çalışma 7 Mayıs – 14 Haziran 2015 tarihleri arasında 25. Dönem Milletvekili Genel Seçiminde seçmenleri etkilemek için yayımlanan siyasal reklamların sözel ve görsel mesaj içeriklerinin belirlenmesine yöneliktir. Bu kapsamda Türkiye'de yayımlanan Hürriyet, Posta, Sabah, Sözcü ve Zaman gazetelerinde yer alan AKP, CHP, MHP ve BTP'ye yönelik siyasal reklamlar içerik analizi ile değerlendirilmiştir. Toplamda, 97 adet basın ilanına ulaşılmıştır. Bu çalışmanın amacı, siyasal partilere ait basın ilanlarının sözel-görsel mesaj içeriğini ve işlenen konuları ortaya çıkarmaktır.
Siyasal reklamlarda duygusal çekicilik kullanımı: 7 Haziran 2015 Genel Seçimlerinde siyasal partiler tarafından üretilen reklam filmlerinin analizi
Siyasal reklamların temel amacı seçmenlerin, bir siyasal parti ya da adaya yönelik düşünce, inanç, tutum ve davranışlarına etki etmektir. Siyasal partiler ve adaylar, bu amaca yönelik olarak seçmenlere reklamlar aracılığıyla çeşitli mesajlar iletirler. Siyasal parti ya da adayın bulunduğu konuma ve dönemin siyasal atmosferine bağlı olarak, bu mesajlar kimi zaman seçmenlerin mantığına, faydasına ve çıkarına seslenen rasyonel çekicilikleri, kimi zamansa duygularına ve hislerine hitap eden duygusal çekicilikleri barındırmaktadır. Bu çerçevede, bu araştırmanın amacı siyasal reklamlarda kullanılan çekicilik kategorilerini, duygusal çekicilik türlerini ve çekicilik tonlarını ortaya koymaktır. Araştırmanın amacı çerçevesinde 7 Haziran 2015 Genel Seçimlerinde siyasal partiler tarafından üretilen 265 reklam filmi içerik analizi yöntemiyle analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda elde edilen bulgular, kampanya sürecinde rasyonel ve duygusal çekicilik kullanım oranlarının birbirine oldukça yakın olduğunu göstermektedir. Bu anlamda çekicilik kategorileri açısından siyasal partiler arasında farklılıklar olduğu görülmektedir. Bulgular, duygusal çekicilik türleri içerisinde en çok tercih edilen duygusal çekicilik türünün coşku çekiciliği, en az tercih edilen duygusal çekicilik türünün ise hüzün çekiciliği olduğunu ortaya koymaktadır. Son olarak, kampanya sürecinde siyasal partiler tarafından ağırlıklı olarak pozitif çekicilik tonlarının tercih edildiği görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Siyasal Reklam, Çekicilik, Rasyonel çekicilik, Duygusal Çekicilik
2014 Cumhurbaşkanlığı seçiminde retoriksel stratejiler
Bu çalışma, 10 Ağustos 2014 tarihinde ilk kez halkoylaması ile yapılan Cumhurbaşkanlığı Seçimindeki adaylar, Ekmeleddin İhsanoğlu, Recep Tayyip Erdoğan ve Selhattin Demirtaş'ın seçim kampanyalarında kullandıkları retoriksel stratejilerin irdelenmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmada, retorik teorisi içinde 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren gelişmeye başlayan ve yeni/çağdaş retorik olarak adlandırılan retoriksel yaklaşımların kuramsal bakış açısıyla 2014 Cumhurbaşkanlığı Seçimi retoriksel bir durum olarak ele alınmış ve katılımcı eleştirel retoriğin yöntemsel perspektifi benimsenmiştir. Araştırmada adayların ürettikleri retoriğin bağlamı olarak seçim kampanyaları incelenmiş, katılımcı eleştirel retoriğin yöntemsel perspektifiyle, adayların katıldıkları Diyarbakır, İstanbul ve İzmir mitingleri/toplantılarında katılımlı gözlemle veri toplanmış, adayların seçim kampanyalarının hazırlığında ve işleyişinde çalışanlarla görüşmeler yapılmıştır. Bu verilerle birlikte kampanya sürecinde adayların yaptıkları seçim bildirgesi tanıtım toplantıları, miting/toplantı konuşmaları ve TRT propaganda konuşmalarında kullandıkları retoriksel stratejiler analiz edilmiştir. Araştırma bulgularına göre, İhsanoğlu'nun başvurduğu başlıca retoriksel stratejilerin uzlaşmacılık, akademik ve uluslararası diplomatik deneyimler ve sakin, rasyonel kişilik üzerinde temellenirken; Erdoğan'ın retoriksel stratejilerinin hizmet siyaseti, milli iradestatüko karşıtlığı ve cesur, meydan okuyucu bir kişilik üzerinde inşa edildiği; Demirtaş'ın retoriksel stratejilerinin ise radikal demokrasi ilkelerine dayalı bir halklar arası eşdeğerlik ilişkisi üretmeye dönük olarak kurgulandığı gözlemlenmiştir. Sonuç olarak, adayların başvurduğu retorik stratejilerin dahil oldukları siyasal hareketlerin konjonktürel konumlanışlarını, kırılmalarını ve dönüşümlerini betimlediği ifade edilmiştir. Anahtar kelimeler: Retorik, katılımcı eleştirel retorik, cumhurbaşkanlığı seçimleri, seçim kampanyaları.
Temsilde adalet ve yönetimde istikrar ilkeleri çerçevesinde Türkiye'de seçimler (1946-1965)
Siyasi partiler ve seçimler demokrasinin vazgeçilmez unsurlarıdır. Seçim sistemleri, temsilcilerin belirlenmesinde başat rol oynamaktadır. Seçilmişler ülkeyi ve toplumu ilgilendiren hemen her konu hakkında karar vermekte, böylelikle ülkenin geleceğini tayin etmektedirler. Başarılı bir ülke ekonomisi ve toplumsal huzur için hükümetlerin istikrarı önemlidir. Bunun sağlanmasında seçim sistemi önem arz etmektedir. Seçim sisteminin başarılı etkileri toplumun her bölümünde kendini gösterebileceği gibi olumsuz özellikleri de aynı şekilde yansımaktadır. Tüm sorunları çözebilecek bir seçim sistemi mevcut değildir. Seçim sistemleri ve seçim tartışmaları bu sebeplerle hala güncelliğini korumaktadır. Türkiye'de seçim ve seçim sistemi ile ilgili hususlar devamlı değişim halinde olmuştur. Seçim kanunları birkaç kez tamamen yenilenmiş ve yüzlerce kez yapılan kanun değişikliği ile seçim sistemi üzerinde değişikliklere gidilmiştir. Bu çalışmada, Türkiye'de 1946-1965 yılları arasında seçim sistemleri ve seçim sistemlerine getirilen yenilikler tartışılmıştır. Seçimler ve seçim sistemleri geçmişte olduğu gibi günümüzde de en çok tartışılan konulardan biridir. Seçim sistemleri öncelikle teorik yönüyle ele alınmış, bunun pratikte nasıl uygulandığı, Türkiye siyasetine ne etkileri olduğu "temsilde adalet ve yönetimde istikrar ilkeleri" perspektifinde açıklanmaya çalışılmıştır. Seçim sistemlerine dair siyasi tartışmalar genel olarak temsilde adalet ve yönetimde istikrar ilkelerini bağdaştıran bir sistemi oluşturma çabası üzerinedir. Ancak uygulanan seçim sistemlerinde genel olarak bir ilke ön plana çıkarken diğeri hep geri planda bırakılmıştır. Çalışmada, seçim sisteminde yapılan değişimin temsilde adalet ve yönetimde istikrar bağlamında etkileri, siyasal sonuçları tartışılacaktır. Bu çalışmanın amacı seçim sisteminin siyasal hayat üzerindeki etkisini incelemektir. Seçim sisteminin seçim sonuçlarına etkisinin boyutlarını temsilde adalet ve yönetimde istikrar bağlamında tartışılacak ve seçim sonuçlarına etki eden diğer unsurlarla ilişkisi irdelenecektir. Bu amaç doğrultusunda önce seçim sistemleri ve unsurları açıklanacak; ardından 1946-1965 dönemi seçimleri sırasıyla ele alınacaktır. Anahtar Kavramlar: Seçim sistemleri, Türkiye'de Seçimler (1946-1965)
Hukuki, siyasi ve demokratik boyutlarıyla Türkiye'de elektronik seçimin uygulanabilirliği
Seçimler, demokrasinin en önemli unsurları arasındadır. Bu nedenle seçimlerin uygulama süreci oldukça dikkat gerektiren bir meseledir. Bu çalışmada demokrasi konusu temel alınarak, seçim konusunda gerekli tüm detaylara yer verilmeye çalışılmış olup demokratik seçimlerin tanımı, kapsamı ve işleyişi ile seçim sistemleri enine boyuna aktarılmıştır. Daha sonra e-seçim'e giden süreçte teknolojinin topluma aktarılmasında önemli rol oynayan kavramlar incelenmiştir. Sonrasında e-seçim açısından önemli bir rol model olan e-devlet projesi uygulama ve işlevselliği açısından aktarılmıştır. Diğer bölümde e-seçim tanımı yapılarak, kısa tarihçesinden bahsedilmiştir. E-seçim sürecinin uygulamaya geçilmesi açısından önemli görülen boyutlardan bahsedildikten sonra e-seçim konusunda deneyim göstermiş ülkeler ele alınmıştır. Sonraki bölümde e-seçim sürecinin güvenilirlik bağlamında incelemesi yapılmıştır. Türkiye'de mevcut olarak kullanılan "Seçsis" uygulaması aktarıldıktan sonra iki farklı model incelenmiştir. İlk model incelemesinde Havelsan tarafından geliştirilen, fakat uygulamaya alınmayan e-sandık projesi ele alınmıştır. Bu proje belirli bir yerde yapılan e-seçim modeli türüne uygun olarak yerli ve milli yazılımla hazırlanmıştır. Proje ciddi uğraşlar sonucu yapıldığı ve uygulanması sonucunda seçimlerde hızlı sonuçların alınması, mükerrer oyların engellenmesi, güvenlik sağlanması, ekonomik tasarruf sağlanması vb. birçok faydayı da beraberinde getirmesi olası görülmektedir. Diğer model incelemesinde blockchain teknolojisi tabanlı e-seçim sistemi ise internet üzerinden yapılan oylama modeline uygun olarak alternatif bir uygulamadır. Bu teknoloji tamamen güvenlik odaklı ve merkeziyetsiz yapısı ile toplumun güven sorununu çözebilecek kabiliyettedir. Tüm bu bahsedilen konular ekseninde çalışmanın temel amacı Türkiye Cumhuriyeti özelinde e-seçimin uygulanması ile ortaya çıkacak problemlere hem çözüm önerileri sunmak hemde bir yol çizmek maksatlıdır. Şayet Türkiye'de e-seçim uygulanırsa teknolojinin iyi sentezlenmesi ve topluma aşılanması önemli görülmektedir. E-seçim ve teknoloji ayrılmaz bir parçadır.
Bir siyasal iletişim aracı olarak politik mizahta karikatürün kullanılması: 2014 Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde Salih Memecan tarafından çizilen siyasi karikatürlerin analizi
Siyaset mekanizması kendini ifade edebildiği, hedef kitlesini ikna edebildiği ve onlar üzerinde meşruiyetini kazandığı ve devam ettirebildiği sürece varlığını sürdürebilmektedir. Tüm bunları da siyasal iletişim yöntem, teknik ve araçlarıyla gerçekleştirebilmektedir. Bu yöntem, teknik ve araçlardan biri olarak değerlendirebileceğimiz politik mizahın bir türü olan karikatür de genel olarak iktidara karşı bir muhalefet ve eleştiri aracı olarak kullanılsa da zaman zaman iktidarın kendi hegemonyasını devam ettirebilme, muhalefeti itibarsızlaştırma ve yapılan icraatlara destek bulma amacıyla da kullanıldığı görülmektedir. Bu çalışmamızda 10 Ağustos 2014 Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde Salih Memecan tarafından Sabah Gazetesi Bizimcity köşesinde çizilen karikatürlerin analizi yapılmaya çalışılmıştır. Çalışmamızın birinci bölümünde; Siyaset ve İletişim kavramlarının ardından Temel İletişim modelleriyle ilgili genel bilgi verilmiştir. Siyasal İletişim kavramı açıklanarak kavramın tarihçesi, ülkemizdeki gelişimi, işlevleri ve güncel olarak uygulanan yöntem ve teknikleri hakkında bilgiler verilmiştir. İkinci bölümde; politik mizah ve karikatür konuları detaylı olarak incelenmiştir. Mizah kavramından başlanarak mizahın tür ve çeşitleri açıklanmış ve politik mizah kavramı anlatılmıştır. Daha sonra karikatür kavramı, çeşitleri, dünyadaki ve ülkemizdeki tarihi gelişimi devreler halinde ele alınmıştır. Son olarak da karikatür bir iletişim biçimi olarak formüle edilmiş ve bu formüldeki aşamalar açıklanmıştır. Son bölüm olan üçüncü bölümde ise; ilgili bölümde yapılacak analizin amaç, kapsam ve yönteminin neler olduğu açıklanmış ve Salih Memecan'ın 10 Ağustos 2014 Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde çizdiği 23 karikatür konularına göre 3 kategoriye ayrılarak içerik analizi yöntemiyle yorumlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Siyaset, Siyasal İletişim, Politik Mizah, Karikatür, Cumhurbaşkanlığı Seçimi.
Seçim kampanyalarında reklam şirketlerinin kullanımı
Ülkelerin siyasi ve sosyal yapılarına bağımlı olarak değişkenlik göstermekle birlikte; tarihin her döneminde yönetenler, yönetilenleri az ya da çok ülke siyaseti ve uygulamaları noktasında ikna etme, onların rızasını gözetme kaygısı içinde olmuşlardır. Halkın desteğinden tamamen yoksun bir iktidarın anti-demokratik yönetimlerde dahi hiçbir şekilde devamlılık göstermesi mümkün değildir. Bu yüzden demokratik olsun anti-demokratik olsun iktidara gelmek ya da iktidarda kalmak isteyen her yönetim seçmeni ya da halkı buna ikna etmek durumundadır. Söz konusu ikna sürecinde siyasiler tarafından tarih boyunca farklı yol ve yöntemler kullanılagelmiştir. 1950'li yıllarda ABD'de ortaya çıkan siyasal reklamcılık da bunlardan birisidir. Reklamcılık işiyle profesyonel olarak ilgilenen kişi ve kurumların siyasi partilere reklam kampanyaları ve seçim kampanyalarının organizasyonunda hizmet vermelerini içeren bu yeni uygulama Türkiye'de ilk kez 1977 seçimlerinde Adalet Partisi tarafından kullanılmıştır. Bu ilk deneyimden sonra reklam ajansları fazlaca bir dirençle karşılaşmadan ülkemizde siyasal kampanyaların başlıca aktörleri arasına girmişlerdir. Türkiye'de reklam ajanslarının siyasal kampanyalarda ne türden roller üstlendiğini araştırdığımız bu çalışmanın; ilk iki bölümünde siyasal iletişim ve siyasal kampanya kavramları ele alınmıştır. Üçüncü bölümde ise siyasal reklamcılık kavramı ve 1977 genel seçimlerinden 1 Kasım 2015 genel seçimleri de dâhil olmak üzere toplamda 10 adet genel seçimde reklam ajanslarıyla çalışmış olan partilerin reklam kampanyaları incelenmiştir.
I. Meşrutiyet'ten Cumhuriyet'e Meclis-i Mebusan seçimlerinin değerlendirilmesi
Günümüz demokratik toplumlarında seçim sistemleri ve seçimlerin önemi tartışılmaz bir gerçektir. En temel anlamıyla halkın kendini yönetenleri belirlenmesi demek olan seçimler Türk demokrasi tarihinin önemli kilometre taşlarındandır. Öncelikle son yıllarda ülkemizin bir biri ardına yaşadığı seçimler ve konunun son dönemde hayli canlı ve güncel olması bizi coğrafyamızda ilk yapılan seçimlere yöneltmişti. Türk siyasal hayatına seçim, seçme ve seçilme kavramının girdiği ilk günler olan Tanzimat'tan Osmanlı Devleti'nin tarih sahnesinden çekilmesine kadarki dönemde yapılan seçimler çalışmamızın konusunu teşkil etmektedir. Çalışmanın ilk bölümünde seçim, seçim sistemleri kavramı ve dünyada uygulanan seçim sistemleri kavramsal çerçevede açıklanmış, Çoğunluk sistemi, Orantılı (Nisbi) seçim sistemi ve Karma sistem hakkında açıklamalara yer verilmiştir. İkinci bölümde Osmanlı seçimlerin başlangıcı, meclis kültürü ele alınmıştır. Üçüncü bölümde I. Meşrutiyet öncesi Osmanlı Devleti'nin siyasi, fikri, ekonomik olarak genel durumu ortaya konulmuştur. Dördüncü bölümde Osmanlı I. Meşrutiyet ile başlayan seçimlerin Mondros Ateşkes Anlaşması sonrası yapılan son seçimlere kadar incelemesi yapılmıştır. Bu bağlamda 1877-1878 seçimleri, 1908 seçimleri, 1912 seçimleri, 1914 seçimleri, 1918 seçimleri genel hatlarıyla ele alınmıştır. Son bölümde ise genel bir değerlendirme ile çalışmamız sonuçlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Seçimler, Demokrasi, Osmanlı, Meşrutiyet, İttihatçılar,
Türkiye'de seçim ekonomisi ve konsolide bütçe harcamaları boyutu (1950-2000 dönemi genel seçimlerinin analizi)
Hükümetlerin performansını değerlendirmede ekonomik performans, seçmenler tarafından her zaman önemli bir kriter olarak görülmüştür. Bu nedenle, demokratik seçimlerle iktidara gelen hükümetler çoğunlukla, iktidara gelmelerini sağlayan seçmenlere uygun bir ekonomik ortam oluşturan maliye ve para politikaları yolu ile ekonomiyi manipüle ederler. Bu şekilde, iktidardaki hükümetlerin yeniden seçilmelerini sağlamak amacıyla seçimler öncesinde para ve maliye politikaları ile ekonomiyi manipüle etmelerine seçim ekonomisi yada yabancı literatürdeki karşılığıyla politik konjonktür devreleri olarak ifade edilmektedir. Bu nedenle, politik konjonktür devreleri (dalgalan) modelleri, iktidardaki hükümetlerin seçim öncesinde genişleyici politikalar izleyeceğini ve seçimler sonrasında ise seçim öncesi oluşturulan bütçe açıklarının negatif etkilerini gidermek amacıyla daraltıcı politikalar izleyeceklerini varsaymaktadır. Bu master tezinin ana amacı, 1950 - 2000 döneminde Türkiye'deki iktidar hükümetlerinin yeniden seçilme şanslarını arttırmak amacıyla, konsolide bütçe harcamalarım genel seçimlerde popülist amaçlarla kullanıp kullanmadıklarını tespit etmektir. Bu amaçla yapılan istatistiksel ve ekonometrik analiz, seçim ekonomisi uygulandığı konusundaki savı destekler nitelikte sonuçlar vermiştir. Anahtar Kelimeler : Seçim ve Ekonomi, Politik Konjonktür Dalgalanmaları, Ekonomik Popülizm, Seçimler, Hükümet Politikaları.
VIII. Dönem Çankırı Milletvekilleri
Türkiye Cumhuriyeti demokrasi tarihine bakıldığında önemli dönüm noktalarından birinin de 1946 yılında yapılan seçimler olduğunu söylemek mümkündür. Çeşitli denemelerden sonra yeniden birden fazla siyasi partinin seçimlere katılıyor olması demokrasi adına atılmış olan önemli adımlardan biri olarak karşımıza çıkmış olup, çok partili siyasi hayata geçiş çalışmaları 1946 seçimleri ile nihayete ermiştir. Muhalefetin belirginleşerek toplum tarafından kabul görmesi sebebiyle 1947 yılında yapılması planlanan seçimler bir yıl erkene çekilerek 1946 yılında yapılmasına karar verilmiştir. Seçimlerin yapıldığı illerden biri olan Çankırı iline bakıldığında muhalefetten hiç milletvekili çıkarmadığını ve 5 milletvekilinin tamamını iktidar parti olan CHP'den çıkardığı görülmektedir. Çalışmamızda 1946 yılında yapılan genel seçimlerden bahsedilerek, VIII. Dönem Çankırı milletvekillerinin biyografileri ve siyasi hayatlarına yer verilmiştir. Bu bağlamda Çankırı ilinden çıkarılan beş milletvekili; Akif Arkan, Ahmet Zeki Soydemir, Mustafa Abdülhalik Renda, Mehmet Rifat Dolunay ve Ahmet İhsan Zeyneloğlu'nun yaptıkları çalışmalar, kanun teklifleri, kürsü konuşmaları, tercüme-i hal ve seçim mazbatalarına yer verilerek, dönemin seçim şartları ile ilgili değerlendirmeler yapılmıştır. Ayrıca gerekli görülen yerler grafiklerle desteklenerek VIII. Dönem Çankırı ili milletvekillerini ortaya koymak amaçlanmıştır. Çalışmamızda kullanılan veriler TBMM, dönemin gazeteleri ve dönem ile ilgili yapılan çalışmalardan faydalanılarak hazırlanmıştır.
1946 genel seçimlerinin izmir'de uygulanması
Bu tezin amacı 1946 genel seçimleri öncesi, yerel siyasetin öneminin artmasıyla birlikte partilerin teşkilatlanmaları, seçim propagandaları, yerel planda iktidar muhalefet sürtüşmesi, seçim sonuçlarının doğurduğu ciddi şüpheler ve itirazları objektif bir gözle değerlendirmek olmuştur. Bir diğer deyişle dönemin temel tartışma konularını yoğun olarak içinde barındıran ve önemli bir merkez olan İzmir?in, 1946 seçimleri sürecinde ülke genelinde ses getiren siyasi mücadelesini ele alıp, demokratikleşme sürecinde Türkiye?nin siyasi rejimine nasıl bir katkısı olduğunun tespiti hedeflenmiştir. Çalışmanın birinci el kaynaklara dayanmasına özen gösterilmiştir. Hem dönemin genel havasını yansıtması, hem de dönem gazete/dergi yazarlarının siyasi kimliklerinden ötürü, basında çıkan haber ve makaleleri ön plana çıkaran bir anlayış tercih edilmiştir. Genel olarak 1946 seçimleri öncesi partilerin İzmir?de teşkilatlanmaları, seçim sürecinde yapılan faaliyetler ve seçimlerin sonuçlanmasıyla birlikte yaşanan olağanüstü olaylar gibi konuları araştırdığımız bu tez çalışmasında, daha çok gazetelerden ve dönemin önde gelen isimlerinin anı kitaplarından yararlanılmıştır. Bu yayınlar arasında ulusal basından; Cumhuriyet, Ulus, Vatan, Akşam, Yeni Sabah, yerel basından; Anadolu, İzmir, Yeni Asır gazeteleri temel alınarak incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: CHP, DP, İzmir, 1946 Seçimleri
Milletvekili genel seçimlerinde Demokrat Parti'nin seçim propagandaları (1946-1957)
7 Ocak 1946'da kurulan Demokrat Parti, Türkiye Cumhuriyeti'nde demokratik bir devlet düzeninin kurulmasında oldukça önemli bir işleve sahiptir. Kurulduktan yaklaşık altı ay sonra katıldığı ilk genel seçimde TBMM'ye girmeyi başaran Demokrat Parti, 1950 yılında, 27 yıl süren Cumhuriyet Halk Partisi iktidarına son vererek, iktidar olmuş ve 27 Mayıs 1960 Darbesi'ne kadar on yıl iktidarda kalmıştır. Demokrat Parti iktidarında hem iç hemde dış politikada önemli gelişmeler yaşanmıştır. Bu nedenle de pekçok çalışmaya konu olmuştur. Tezimizde ilk bölümde propaganda kavramı, seçim propagandalarının tarihsel gelişimi ve Demokrat Partinin kuruluşuna yer verilmiştir. Daha sonraki bölümlerde ise tezimizin asıl konusu olan Demokrat Parti'nin milletvekili genel seçim propagandaları değerlendirilmiştir. Demokrat Parti 1946, 1950, 1954 ve 1957 yıllarında olmak üzere dört milletvekili genel seçimine katılmıştır. Bu seçimlerin ilk ikisinde muhalefet partisi, diğer ikisinde iktidar partisi olarak yer aldı. Çalışmamızın özünü Demokrat Parti'nin bu seçimlerde takip ettiği strateji; kullandığı yazılı, görsel ve eylemsel her türlü propaganda araç ve unsurlarının neler olduğunun tespit edilmesi oluşturmaktadır. Ayrıca seçim kararı alınması sürecinde ve sonrasında hem iç hem de dış politikada yaşananlarla birlikte, bu propagandaların seçmenlerin siyasal tercihlerine, Cumhuriyet Halk Partisi'nin tek parti zihniyetinden ayrılıp, demokrasiye adapte olabilmek için yaşadığı dönüşüme ve Türk siyasal hayata etkisi de saptanmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Demokrat Parti, Bayar, Menderes, Seçim, Propaganda, AfiĢ.
Irak'ta siyasi kültür ve 2003 sonrası yasama seçimleri üzerindeki etkisi
Irak, siyasi tarihinde bağımsızlığın kazanılması, monarşiden cumhuriyete geçiş ve Amerikan işgali gibi üç önemli kırılma noktası yaşamıştır. Bu kırılma noktaları siyasi kültürün şekillenmesinde önemli rol oynamıştır. Bu çalışmanın amacı Irak'ta siyasi kültürün tarihi arka planını da ortaya koyarak 2003 sonrası yasama seçimleri üzerindeki etkisini araştırmaktır. Literatürde Irak siyasi kültürünün sınırlı bir dönemini ya da belirli bir grubun siyasi kültürünü ele alan çalışmalar olmakla birlikte siyasi kültür ve yasama seçimleri ilişkisini araştıran bir çalışmaya rastlanmamıştır. Çalışma bu boşluğu doldurmaktadır. Çalışmada etnik grup olarak Araplar, Kürtler, Türkmenler ve Ezidiler, dini grup olarak da Sünniler ve Şiiler temel analiz başlıkları olarak seçilmiştir. Ayrıca gruplar içerisindeki alt hizipler de analize dahil edilmiştir. Çalışma ortaya koymuştur ki; tüm siyasi kazanımlara ve siyasi kurumların inşasına rağmen Irak uluslaşma anlamında kayda değer bir mesafe kat edememiştir. Irak'ta mezhebi ve etnik kimlikler oy verme tercihlerini doğrudan etkilemektedir. Siyasi partiler milli menfaatleri gerçekleştirmek adına grup menfaatlerinden ödün vererek ittifaklar kurmak konusunda isteksizdir. Ayrıca yeni programlar ve politikalar üretme konusunda başarısızdırlar. Seçmenler ise siyasi kurumlara, partilere ve liderlere güvenmemektedir. Dahası, siyasi katılımın seçimlere indirgenmesi vatandaşların siyasal aktifliğini ve uzlaşmacı siyaseti engellemektedir. Mevcut siyasi kültür bu haliyle ülkeyi cihadizm, yeni etnik ve mezhebi bölücülük ve küresel ve bölgesel siyasi müdahalelere karşı savunmasız hale getirmektedir. Anahtar Kelimeler: Siyasi kültür, yasama seçimleri, mezhepçi siyaset, etnik siyaset, Irak
Türk seçmenlerin oy verme davranışındaki değişimi: Ekonomik oy verme modelinden milliyetçi-muhafâzakar popülizme (1983-2018)
Demokrasinin hâkim olduğu ülkelerde, yapılan seçimlerin rolü, siyaset bilimi ve tarihsel açıdan önem teşkil etmektedir. Bu çalışmada, dünya ve Türkiye üzerinde hâkim olan oy verme modellerinin teorileri neler olduğuna dair incelenme yapılmıştır. Kanunlar ve yönetmenlikler uyarınca bir veya birden fazla adayın veya partinin, seçim dönemi içinde, seçmenin karar verme mekanizmasında etkili olan gelişmelerin neler olduğu, ortaya çıkan teoriler çerçevesinde irdelenmiştir. Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk genel seçimleri 1935 yılında yapılmıştı. Birden fazla partinin katıldığı ilk seçim ise 1950 yılında gerçekleşmişti. Bu çalışmada ise 1980-2018 yılları arasında gerçekleşmiş olan genel seçimler baz alınmıştır. 1980 ve 2018 yılları arasında yapılan seçimlerde etkin olan oy verme modelleri incelenmiştir. 2008 yılına kadar olan süreçte ekonomik oy verme modelinin Türk seçmeni üzerinde önemli bir argüman olduğu aşikâr bir durumdur. Fakat 2008 yılında yaşanan ekonomik kriz ile birlikte ekonomik oy verme modelinin önemi azalmaya, milliyetçi-muhafazakâr popülizm" söylemleri seçmenler üzerinde önem kazanmaya başlamıştır. Türk siyasal seçimlerinde, seçmenlerin karar verme sürecinde yaşanan değişimin temelinde, neler olduğunu veya nasıl gerçekleştiğini açıklamak adına, hipotez ortaya atılmıştır. Çalışma bu hipotez etrafında şekillenmiş, doğruluğu kanıtlamak adına nitel, nicel ve anket verileri bir arada kullanmıştır.
27 Mayıs 1960 darbesi sonrası çok partili hayata geçiş sürecinin ve 1961 seçimlerinin basına yansıması 27 mayıs 1960 darbesi sonrası çok partili hayata geçiş sürecinin ve 1961 seçimlerinin basına yansıması 27 Mayıs 1960 darbesi sonrası çok partili hayata geçiş sürecinin ve 1961 seçimlerinin basına yansıması 27 mayıs 1960 darbesi sonrası çok partili hayata geçiş sürecinin ve 1961 seçimlerinin basına yansıması
27 Mayıs 1960 tarihinde, Demokrat Parti iktidarının muhalefet, üniversiteler ve basın ile karşı karşıya gelmesi ve baskı rejimi uygulaması ile yaşanan siyasi bunalım ve ekonomik sıkıntıların ülkeyi bir çıkmaza soktuğu gerekçesi ile ordu yönetime el koymuştur. Bu askeri müdahale Türkiye'de on yıllık Demokrat Parti iktidarının sona ermesini ve askeri gücün siyaset üzerinde hakim olmasını sağlamıştır. Bu tezde 27 Mayıs müdahalesi öncesi ve sonrasında yaşanan olaylar, yeniden çok partili hayata geçiş süreci basına yansıyan haberler ve belgeler temel alınarak değerlendirilmiştir. Ordunun yönetimi ele geçirmesiyle iktidar partisi tasfiye edilmiştir. Tasfiye edilen parti mensupları Yassıada'ya sevk edilmiştir. İhtilal mahkemesi tarafından yargılanan sanıklar çeşitli cezalara çarptırılmıştır. Askeri müdahaleyi yapan Milli Birlik Komitesi yasama görevlerini yürütmesi için Kurucu Meclis'i göreve getirmiş, Kurucu Meclis siyasi partilerin kurulmasına izin vermiştir. Milli Birlik Komitesi yeni hükümet iş başına geçinceye kadar görev yapmıştır. Gerekli şartlar hazırlandıktan sonra ordunun yönetimi sivil idareye bırakması için 1961 Anayasası hazırlanmış ve darbe sonrası ilk genel seçimler 15 Ekim 1961'de gerçekleştirilmiştir. 1961 anayasasıyla Meclisin dışında bir de Cumhuriyet Senatosu göreve gelmiştir. Seçim sonuçlarına göre hiçbir parti hükümeti kurabilecek oy yeterliliğini alamamıştır. Cumhurbaşkanı seçilen Cemal Gürsel'in hükümeti kurma görevini İsmet İnönü'ye vermesinin ardından partiler arasında yapılan çeşitli görüşmeler neticesinde çok partili hayatın ilk koalisyon hükümeti olan CHP-AP hükümeti kurulmuştur. Böylece Türk siyasi hayatı koalisyon kavramı ile karşılaşmıştır.
Türk basını'na göre sol'da birleşme çabaları (12 eylül 1980 darbesinden 20 ekim 1991 seçimlerine)
Demokrasi ile yönetilen sistemlerde siyasi partilere dayalı çok seslilik esas unsurdur. Türkiye'de çok partili hayat döneminde demokrasinin temel ilkeleri kimi zaman iktidar ki-mi zaman ise askeri kanat tarafından çiğnenmiştir. Fakat sistem koşullara göre varlığını sür-dürebilmiştir. Özellikle çok partili hayata geçiş çok sancılı olmuştur. Mustafa Kemal Ata-türk döneminde çok partili hayata geçiş denemeleri başarısız olurken, İsmet İnönü dönemin-de ise ancak 1945 yılı itibariyle çok partili hayata geçilebilmiştir. 1945 yılı ve sonrasında kurulan sol partiler Türkiye'nin dış politikada Batı bloğuna yaklaşması ile tehdit unsuru olarak görülmüştür. Bu evrede devletin resmi organı olan Cumhuriyet Halk Partisi de sol eğilimli partilerin bizzat yargı erki tarafından kapatılmasına ön ayak olmuştur. CHP'nin iktidar koltuğunu 1950 yılında Demokrat Parti'ye bırakmasından sonra da bu durum değiş-memiştir. Buna karşın 27 Mayıs 1960 Darbesinden sonra 1961 Anayasası'nın verdiği ser-bestlik ortamında sol partilerin kurulması ve faaliyet göstermesi etkin bir hal almış ve Tür-kiye İşçi Partisi solda büyük bir atılım gerçekleştirmiştir. Cumhuriyet Halk Partisi bu koşul-lar altında 1965 yılında kendini ortanın solu stratejisine kaydırarak iç politikadaki yeni ko-numunu ifade etmiştir. CHP'de İsmet İnönü'nün koltuğu yeni genel başkan Bülent Ecevit'e bırakması ile solun tanımı da genişlemiştir. Ancak diğer sol partiler bu aşamada büyük bir başarı gösterememiştir. 12 Eylül 1980 Darbesi ise sol için tam bir yıkım olmuş ve sol akım kendi içinde bölünmeler yaşamıştır. Bu bölünmüşlük sol partilerin kimi zaman birleşmesi ile kimi zaman da temel ilkelerden dahi uzak kalan ayrışmalar ile neticelenmiştir. Bu çalış-mada esas olarak 12 Eylül 1980 darbesi sonrasında bölünen solun birleşme, bütünleşme ve ayrışma süreci dönemin süreli yayınlarından olan Cumhuriyet, Hürriyet, Milliyet ve Tercü-man gazeteleri ile Yankı dergisi ele alınarak incelenmiştir.
Türkiye'de serbest seçim hakkı
Serbest seçim hakkı, demokrasinin kurucu bir unsuru olarak halkın devlet yönetimine katılımını sağlamaktadır. Bu bakımdan Türkiye'de demokrasinin geliştirilebilmesi ile birey ve hak temelli bir yaklaşımın hâkim olması için seçimlerle ilgili kuralların serbest seçim hakkı yönünden nasıl geliştirilebileceği önemli bir sorundur. Bu çalışmada serbest seçim hakkının hem teorik temelleri hem de uluslararası belgelerdeki düzenlemeler üzerinde durularak, Türkiye uygulamasındaki sorunlara dair bazı çıkarımlarda bulunulmuştur. Bu çıkarımlar yapılırken teorik yaklaşımlar ve uluslararası insan hakları hukuku, özellikle de Türk mevzuatına da yön veren İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi sistemi incelenmiştir. Anayasal ve yasal düzenlemelerde yer alan bazı problemler doktrin ile İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi içtihatları ışığında yorumlanmıştır. Çalışmada serbest seçim hakkı ile ilgili sorunlardan ilki oy kullanma hakkına yönelik sınırlamalar ve seçimlerde aday olma yeterlikleri ile ilgili bazı Anayasal hükümler olarak belirlenmiştir. Ayrıca kişiler seçildikten sonra görevini sürdürülebilme hakkına da sahiptir. Bu bağlamda, çalışmada bu hak ile yakından bağlı olan yasama dokunulmazlığı kurumu ile ilgili Anayasal hükümler ele alınmıştır. Öte yandan çalışmada Türkiye'de mevcut seçim sistemi ile ilgili eleştiriler de ele alınmıştır. Son olarak Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuru dâhil iç hukuk yolları ile ilgili düzenlemelerde yer alan sorunlar değerlendirilmiştir.
Kişisel marka yönetimi: Yerel seçimlerde seçmenlerin kişisel marka algısı ile ilgili Adana ilinde bir uygulama
İşletme biliminin işlevlerinden olan pazarlama kavramı, yaşadığımız dünyada sadece ticari alan ile kısıtlı kalmamış; birçok alanda uygulanan bir kavram haline gelmiştir. Bu alanlardan bir tanesi de politika olmuştur. Günümüzde seçmenlerin oy verme eylemlerinde, adayların genel özelliklerinin (kişisel değerler, yönetim becerileri, iletişim becerisi, kişisel farkındalık, kişilik, kişisel imaj, hedefler, fiziksel görünüş, eğitim, geleceğe dair projeler, ideoloji, hemşericilik) etkili olduğu birçok yerde tartışma konusu olmaktadır. Bu çalışmanın amacı, vatandaşlara en yakın olan yerel yönetimlerin belirlenmesinde yani yerel seçimlerde, genel seçimlere göre aday kavramının daha ön planda olmasından kaynaklı olarak, adaya ait kişisel marka algısı ve kişisel marka yönetimi kavramlarının seçmen tercihine olan etkisini bağımlı ve bağımsız değişkenler kullanarak incelemektir. Araştırmanın sonucuna göre, seçmenlerin genel olarak adayın geçmişine, yaşam tarzına, yerel yönetim deneyimlerine, kişilik ve liderlik özelliklerine, aynı zamanda adayın imajını oluşturan unsurlara (fiziki görünüş, itibar, siyasi progaganda, sosyal medya kullanımı) daha fazla önem verdikleri, hemşerilik ya da mesleki başarı hususlarına daha az önem verdikleri görülmüştür. Ayrıca kişisel marka belirleyicilerine verilen önemin seçmenlerin demografik özelliklerine göre farklılık göstermediği ortaya çıkmıştır. Anahtar kelimeler: Marka, kişisel Marka, kişisel marka algısı, kişisel imaj, yerel seçim
Algı yönetimi perspektifinden siyasal iletişim ve lider ilişkisi: Turgut Özal dönemi analizi (1983-1989)
'Siyasal iletişim faaliyetleri kullanılarak kitlelerin algılarının yönetilmesinde siyasi liderler ne kadar etkilidir?' sorusundan yola çıkarak hazırlanmış bu tezde, liderin, siyasal iletişim sürecinde oynadığı rolü analiz etmek amaçlanmıştır ve bu analiz çerçevesi ile Turgut Özal dönemi ve seçimleri incelenmiştir. 1983-1989 yılları arasında iktidarda olan Anavatan Partisi'nin genel başkanı olan Turgut Özal, 1980 sonrası Türk siyasal hayatında etkili bir lider olması ve kitle iletişim araçlarından en iyi faydalanan ilk liderlerden olması nedeniyle siyasi lider olarak seçilmiştir. Siyasal iletişim aktörlerinden birisi olan siyasi liderin, kitlelerin algısını yönetmede en önemli aktör olduğu varsayımından yola çıkan çalışmamızda, liderin söylem ve imajının yanı sıra ülke şartlarının da seçmen algısında etkili olduğu görülmüştür. Ayrıca lider odaklı bir partide liderin davranış ve söylemlerinin değişiklik göstermesiyle partinin destek görme oranında farklılık olduğu da dikkati çekmiştir. Sonuç olarak çalışma, kitlelerin algısını yönetmede siyasi liderin önemli bir siyasal iletişim aktörü olduğunu göstermiştir. Özal'ın başbakanlık dönemi boyunca incelenen seçimler ve bu seçimlerde uygulanan seçim kampanyaları göstermektedir ki, Turgut Özal, dönemin koşulları içerisinde iletişim araçlarını kullanarak seçmenin algısını yönetebilmiştir. Ancak söyleminde betimlediği Türkiye şartları ile gerçekte yaşanan problemler neticesinde farklı bir Türkiye'nin olması, algı yönetiminde sadece iletişim araçları ya da liderin başarısının sınırlı olduğunu göstermiştir. Dört bölümden oluşan bu çalışmanın birinci bölümünde kısaca giriş yapılmış, ikinci bölümünde algı yönetimi kavramı irdelenerek bu kavramın siyasi boyutu ön plana çıkarılmış, üçüncü bölümde siyasal iletişim kavramına değinilmiş ve siyasi iletişim aktörlerinden birisi olan siyasi liderin önemi burada ele alınmıştır. Dördüncü bölümde ise vaka olarak incelenecek siyasi lider Turgut Özal'ın siyasal iletişimdeki rolü analiz edilmiştir.
Türk basınında 1957 seçimleri ve partilerin propagandaları
1923 yılında Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşu ile birlikte tek parti yönetimi başlamıştır. Cumhuriyet Halk Partisi'nin iktidarda olduğu tek parti yıllarındaki uygulamalar ve oluşan bazı tepkiler, Cumhuriyet Halk Partisi içindeki kadrolarca oluşturulan Demokrat Parti iktidarına zemin hazırlamıştır. 1946 yılında Demokrat Parti'nin kurulması ve akabinde iktidara gelmesi, Türk Demokrasi Tarihinin kritik bir noktasını teşkil eder. Yine Türk Demokrasi tarihinde ilk kez bir muhalefet partisi, herhangi bir otorite ya da gücü arkasına almaksızın halkın iradesiyle iktidara gelebilmeyi başarabilmiştir. Demokrat Parti'nin 1950'lerde muhalefetle arasındaki diyalog ve ilişkiler bugünkü çağdaş siyaset anlayışının Türkiye'de iktidar-muhalefet ilişkilerinin belirlenmesinde temel olmuştur. Bu tezde tek dereceli olarak ve birden çok partinin katılımı ile yapılması bakımından önem arz eden 1946 seçimleri ve 1946–1957 ve 1957–1960 döneminde yaşanan gelişmeler özetlenmiş; 1957 seçimleri, sırasıyla seçim öncesi genel siyasal durum, kampanya dönemlerinde yapılan propaganda çalışmaları ve seçim sonuçları ile tüm bu süreçte meydana gelen gelişmeler incelenerek ele alınmıştır. Tezin hazırlanmasında döneme ilişkin kaynaklardan faydalanıldı. Bu kaynaklarda olaylara ilişkin yapılan farklı yorumlar, objektif olarak teze yansıtılmaya çalışıldı. Kullanılan kaynakların daha çok birinci el olmasına özen gösterildi. O dönemin gazete ve dergilerinin incelenmesinin yanı sıra, dönemin Meclis Grubu Toplantı Müzakere Zabıtları ve Milli Kütüphane Arşiv belgeleri, Bozok Üniversitesi Kütüphanesi tarandı, Demokrat Parti Tüzük ve Programı incelendi. Seçim süreçlerinden hareketle yola çıkılarak hazırlanan bu çalışmada, Türkiye'nin çok partili yaşama geçtiği ve demokrasiyi öğrenmeye çalıştığı bu dönemde, Demokrat Parti'nin ilk sistemli muhalefet oluşturma çabaları, 1946 yılında kurulmasıyla başlayan 1950, 1954, 1957 seçimleri ile devam eden ve 1960 darbesine kadar uzanan süreç ele alındı.
Politik pazarlama uygulamalarının İstanbul Büyükşehir Belediye Seçimleri üzerindeki etkisi: 1994-2019 dönemi
Modern çağın getirdiği dinamizm, toplumlarda olduğu gibi siyasal yaşamı da etkilemekte ve bu dinamizmin sonucunda oluşan yenilikler, siyasete yön vermektedir. Siyasal yaşamda yer alan aktörlerin seçmenlere yönelik mesajlarını iletirken kullandıkları iletişim araçları ve seçmenlere verdikleri mesajların içerikleri, seçim başarısına etki eden unsurlar arasında sayılmaktadır. Dolayısıyla, liderler ve adayların konuşmalarında politik pazarlama uygulamalarına yönelmesi, siyasal yaşamda başarıya ulaşmanın bir yolu olarak görülmektedir. Siyasal yaşamda yeni kullanılan bir kavram olarak politik pazarlamada amaçlanan, politik tüketici davranışını yönlendirerek siyasal başarının kazanılması için politik pazarlama karması elemanlarının aktif olarak kullanılmasını sağlamaktır. Bu doğrultuda izlenmesi gereken yol, siyasal çalışmaların politik tüketici olarak tanımlanan seçmenlerin ihtiyaç, talep ve beklentilerini yansıtacak doğrultuda tasarlanmasıdır. Dolayısıyla politik tüketici davranışına yönelik yapılan politik pazar araştırmasından elde edilen sonuçların doğru bir şekilde analizinin yapılması ve uygulanacak olan bütün politik faaliyetlerin o yönde belirlenmesi gerekliliği ortaya çıkmaktadır. Çalışmanın amacı, 1994 İBB Başkan Adayı Recep Tayyip Erdoğan ve 2019 İBB Başkan Adayı Ekrem İmamoğlu'nun adaylıklarının açıklandığı tarihten seçimlere kadar geçen süre içerisinde merkez medyada yer alan yazılı basında yaptıkları konuşma içeriklerinin içerik analizi yöntemiyle analiz edilerek politik pazarlama karması açısından değerlendirilmesi ve İBB Başkanlığı görevini kazanan iki adayın politik tüketici tercihini kazanırken seçmenlere verdikleri mesajların incelenmesidir. İBB Başkanlığı için göreve talip olan iki adayın adaylıklarının duyurulmasından itibaren seçimlere kadar yaptıkları konuşmalar, çalışmada içerik analizi yoluyla incelenmektedir. Anahtar Kelimeler: Ürün-Satış-Pazar Odaklı Politik Mamuller, Politik Pazarlama, Politik Pazarlama Karması, Politik Tüketici, Politik Tüketici Davranışı, Siyaset Tasarımı, İçerik Analizi, Politik Pazarlamada Lider, İstanbul Büyükşehir Belediyesi.
Verilen siyasi haklar bağlamında Türk kadını ve seçimler (1935-1946)
3 Nisan 1930 tarihinde Belediye Seçimlerinde seçme ve seçilme hakkı elde eden Türk Kadınına, 5 Aralık 1934 tarih ve 2598 sayılı kanun ile milletvekili seçme ve seçilme hakkı tanınmıştır. Siyasal haklarını kazanan Türk kadını, ilk defa 1935 seçimlerine katılmış ve çeşitli il ve bölgelerden parlamenter sıfatıyla mecliste yerini almıştır. İlk defa temsil hakkı kazanan Türk kadınlarının, milletvekili seçimlerinde, istisnalar mevzubahis olsa da, genellikle eğitim düzeyi iyi, mesleklerinde öncü, Cumhuriyet devrimlerini benimsemiş kadınlardan seçilmesine dikkat edilmiştir. 1935 seçimlerinde 18, 1939 ve 1943 seçimlerinde 16 kadın milletvekili çeşitli il ve bölgelerden meclise girmeyi başarmıştır. V.(1935-1939), VI.(1939-1943) ve VII.(1943-1946) dönem kadın milletvekillerinin meclis içi konuşmaları incelendiğinde genellikle onların "kadın, çocuk, eğitim ve kültür" üzerine yöneldikleri görülür. Siyasi kararlarda pek etkili olamasalar da, ilgili dönemin iç ve dış olayları ile ilgili fikir beyanında bulunmuşlardır. Tüm bu mücadeleye rağmen ilginçtir ki TBMM'ye ilk defa katılan kadın parlamenterlerin tüm parlamenterlerin sayısına oranı %4 civarında kalmış ve sonraki iki dönemde bu oran gittikçe azalmıştır. Anahtar Kelimeler: Demokrasi, Kadın Milletvekilleri, Medeni ve Siyasî Hak, Seçim.
Türkiye'de yerel seçimler ve iletişim stratejileri: 2019 İstanbul seçimleri örneği
Sosyal bilim dallarından olan "siyaset" ve "iletişim" insanı ve onun toplumla olan ilişkilerini düzenleme ortak amacına sahiptir. İki ayrı disiplin olan siyaset ve iletişimin bir arada kullanımı şüphesiz ki bu amaca ulaşmada daha etkilidir. 1950'den günümüze kadar yapılan yerel seçimlerde kullanılan siyasal iletişim araçları partilerin halka ulaşmalarına yardım etmiş ve onları kendilerine bağlamıştır. Siyasal iletişimin Türk siyasetinde kullanımının boyutlarını ve etkilerini incelemek amaçlı yapılan bu çalışmada konunun literatürde ele alınış şekillerini görmek amaçlı literatür taraması yapılarak 2019 İstanbul Seçimlerinde siyasal iletişimin kullanımını irdelemek amaçlı nitel araştırma teknikleri ve veri karşılaştırma teknikleri kullanılmıştır. Cumhur İttifakı'nın İstanbul belediye başkan adayı Binali Yıldırım'ın ve Millet İttifakı İstanbul belediye başkan adayı Ekrem İmamoğlu'nun seçim kampanyalarının başından itibaren izledikleri seçim stratejileri ve siyasal iletişimi kullanma yöntemleri ve bunların etkileri incelenmiştir. Adayların resmi sosyal medya profilleri incelenmiş yaptıkları paylaşımlar ve bu paylaşımların aldığı etkileşimler değerlendirilmiştir. Türkiye'de Twitter platformu kullanıcılarının yaş ortalamaları dikkate alındığında daha çok genç nüfusun etkin bir şekilde bu platformu kullanıyor olması ve sosyal medya paylaşım platformları arasında sıklıkla kullanılan platformlar sırasında Twitter'ın üçüncü sırada yer alması nedeniyle adayların daha çok bu platform üzerindeki paylaşımları mercek altına alınmıştır. Yapılan araştırmada adaylar tarafından paylaşılan twitler ve bu twitlerin aldığı etkileşimler değerlendirilmiştir. Yapılan değerlendirmelerin sonucunda adayların siyasal iletişim aracı olarak sosyal medyayı kullanmalarının özellikle ilk defa oy kullanacak genç nüfus üzerinde etkili olduğu sonucuna varılmıştır.