Union and Progress Society
95 theses under this subject heading
İttihat ve Terakki'nin eğitim politikası(1908-1918) Cemiyet'in kendi insan tipini yaratma politikası
II. Jön Türk kuşağı, 1908 senesinde II. Abdülhamit'in istibdat rejimine son vererek Osmanlı Devleti'nde anayasal süreci ikinci kez başlatmıştır. İttihat ve Terakki'ye göre, meşruti yönetim yıkılmakta olan imparatorluğun tek kurtuluş yoluydu. Bu sebeple toplumu şekillendirmede eğitimin dönüştürücü rolünün bilinciyle, halk eğitimi politikası güttüler. Cemiyet yurdun dört bir tarafında açtığı İttihat ve Terakki Mektepleri ile formel eğitim yanı sıra gece dersleri, konferanslar, gazete ve dergilerle de ülke geneline ideolojisini yaymaya çalışmıştır. Balkan Savaşları ardından egemen olan milliyetçilik politikası doğrultusunda hedeflediği yeni insan tipine ulaşmak için savaş koşullarında dahi eğitimi ihmal etmeyecektir. Eğitimle oluşacak yeni insan tipi, meşrutiyet değerlerine sahip çıkması yanı sıra cemiyetin faaliyetlerini meşru temellere oturmak ve iktidarının devamı sağlamak içinde önemlidir.
Abdülhamid Dönemi İttihat Terakki ve Ermeni ilişkileri 1876-1909
İTC ve Ermeni ilişkilerinin temeli, onların ortak bir gelecekten çok ortak bir düşman idealinde buluştuğu gerçeğini ortaya koymaktadır. Osmanlı devletinin muhafazakâr yönetim kaideleri ve çağın gereklerine uygun politikalar geliştirememesi, toplumsal katmanlar arasında hem karşıtlıklar hem de birlikte hareket etme modelleri oluşturmuştur. Dönemin genç ve aydınları arasında yükselen bu yeni yönetim anlayışının taşıyıcı unsurları, kendilerini sürekli Avrupa ile kıyaslamış ve içinde yaşadıkları düşkün devlet görüntüsünün acizlik psikolojisinden kurtulmak istemişlerdir. Paylaştıkları coğrafya da yöntem olarak ayrışan unsurların; Türk tarafı, imparatorluğu eski şaşaalı günlerine döndürebilmeyi amaçlarken Ermeni halkı için hedef, uluslaşma sürecinden paylarına düşeni almaktır. Yeni Osmanlılardan İTC'nin oluşumuna kadar. Meşrutiyetin ilanı için çalışan gençler siyasi varlıklarını da ortaya koymak istemişlerdir. İTC, Ermeni örgütleri ile ortaklık ve diyalog denemeleri dönem konjonktürü içerisinde sürekli suikasta uğramış ve durum her iki tarafı da yıpratmıştır. Zaten çok güçlü olmayan güven ortamının ayaklanmalar ve bunlara karşı alınan sert tedbirlerle bastırılması tarafları kendi bünyelerinde ek planlamalar yapmaya itmiştir. Anahtar Kelimeler: Abdülhamid, İttihat ve Terakki, Ermeniler, Hınçak, Taşnak Federasyonu
İttihat ve Terakki deneyiminden Halk Fırkası'na: Siyasal örgütlenmenin taşrada uygulanması (1913-1946): Siirt örneği
Bu çalışmanın ilk bölümünde 18. yüzyılın sonlarında meydana gelen Fransız İhtilali, ihtilale bağlı olarak ortaya çıkan milliyetçilik akımı ile ulus devlet düşüncesinin meydana getirdiği değişimler açıklanmaya çalışılmıştır. Fransız ihtilalinin çok uluslu bir devlet olan Osmanlı İmparatorluğundaki etkileri merkezden taşraya Siirt sancağı özelinde bir dizin oluşturularak anlatılmıştır. Devam eden bölümlerde I. Dünya Savaşı'ndan sonra Osmanlı Devleti'nde yaşanan kargaşa ortamı, Ulusal Kurtuluş Savaşı yıllarında Siirt halkının milli mücadeleye destekleri, yönetime bakış açıları, Siirt sancağında meydana gelen siyasal oluşumlar ile yöre halkının bu gelişmelere ve değişimlere olan tepkileri açıklanmaya çalışılmıştır. Siirt özelinde siyasal zemini özetleyecek olursak Tanzimat Fermanı ile başlayan değişimlerin sonucunda ortaya çıkan seçme ve seçilme olgusunun devam ederek yeni Türk devletinin kuruluşu, ilk çok partili siyasi hayata geçiş denemeleri, tek partili siyasal düzenin oluşumu ile tek partili sistemin meşruiyet zemini üzerinde durulmuştur. Özellikle de değişimlerin etkisiyle oluşan siyasal zemin, yapılan seçimler, seçimlerde aday olan aday adayları, seçim faaliyetleri gibi konularda ciddi bir literatür çalışmalarıyla beraber arşiv taramaları sonucunda objektif veriler elde edilmeye çalışılmış, elde edilen bu bilgiler objektif bir biçimde ve bilimsel etik kuralları içerisinde sunulmaya çalışılmıştır.
Social Darwinism in Unionist theory and practice: The German connection
In this thesis, the role Social Darwinism played in the Unionist theory and practice, and the influence Germany had in spreading this theory among the Unionist intellectuals and politicians. The purpose of this study is to explain how and to what extent this theory affected the Unionist ideology and delve into the roots of Social Darwinism's journey in the Ottoman Empire. Social Darwinism affected especially the Unionist Turkists during the final decade of the Empire, and throughout this thesis, it is discussed through three main questions. The first question is why Social Darwinism became so popular in the Unionist ideology. To answer this question, I examined their backgrounds, and find out that the western education they received, and their militarist identities played a great role in this regard. I also argue that the political environment of their age popularized Social Darwinism. Additionally, it is argued the intellectual atmosphere of the Empire helped this theory to be popularized. The second question debated is through which channels the Unionists acquired Social Darwinist theory. In this thesis, I focus on the German channel, mainly Büchner, Haeckel, and von der Goltz. Lastly, the question of how the Unionists reconciled with Social Darwinism's negative attitude towards the Turks is debated. In this regard, I divided the Unionist counterarguments in three categories. Firstly, I claim that Japan's victory over Russia presented a great argument for the Unionists. Secondly, it is argued that they tried to prove Turks' civilized nature through Turcology works, and lastly, they argued that the West is the uncivilized and barbaric ones.
1908 Aff-ı Umumisinin İstanbul asayişine etkileri: İstanbul gazetelerine göre
Osmanlı Devletinin modernleşmesinin önemli merhalelerinden birisi olan ve siyasi, iktisadi, sosyal ve kültürel anlamda yakın tarihimizin şekillenmesinde derin etkileri görülen II. Meşrutiyet'in ilanı İmparatorluk coğrafyasında büyük bir heyecan uyandırmış ve hareketin baş aktörü olan İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin önemli bir zaferi olarak görülmüştür. İnkılâbı planlayan kadro, gerçekleştirme düşüncesinde olduğu birçok icraat olmakla birlikte işe, II. Abdülhamid döneminde siyasi fikirleri nedeniyle hapiste bulunan veya sürgüne gönderilen neredeyse tamamına yakını İttihatçı olan suçluların affedilmesi için bir af teklifi ile başlamıştır. Ancak toplumdan gelen baskılar ve biraz da padişahın bir lûtfu olarak affın kapsamı genişletilmiş ve bir genel af ilan edilmiştir. Bu derecede kapsamlı bir af neticesinde adi suçlular başta olmak üzere hapishanelerde bulunan birçok suçlu serbest bırakılmıştır. Bu çalışmada olumlu veya olumsuz etkileriyle hala tartışıla gelen umumi aflardan birisi olan 1908 affının İstanbul gazetelerine yansıdığı kadarıyla İstanbul asayişine ne gibi etkileri olduğu ortaya koyulmaya çalışılmıştır. Sabah, İkdam, Tanin ve Tercüman-ı Hakikat gazetelerine yansıyan adi suçların, 1908 aff-ı umumisinden üç ay öncesi ve sonrası taranarak, suç oranlarında bir değişim olup olmadığı karşılaştırılmaya çalışılmıştır. Gazetelere yansıyan haberlere göre; aftan önceki adi suç oranlarıyla aftan sonraki adi suç oranları arasında belirgin bir farklılık görülmemektedir. Böyle bir farklılığın görülmemesinde ki temel sebep dönemin genel yapısıyla bağlantılıdır. Bunun yanı sıra aftan önce yukarıda bahsettiğimiz gazetelerde görülmeyen fakat aftan sonra İstanbul asayişinde bozulmalara neden olacak bazı suçların da ortaya çıktığı görülmüştür.
Balkanlarda aşırı milliyetçi bir örgütlenme: Makedonya-Edirne dahili ihtilal teşkilatı (1893-1912)
Osmanlı İmparatorluğu egemenliği altında yaşayan Bulgarlar, siyasi bağımsızlık elde etmek için XIX. Yüzyılda kurmuş oldukları komite ve çeteler vasıtasıyla isyanlara başlamışlardır. Osmanlı-Rus Harbi'nin ardından 'Büyük Bulgaristan' hayalini gerçekleştirmek amacıyla yeni kurulmuş olan Bulgar Prensliği ve Osmanlı topraklarında örgütlenmeyi sürdürmüşlerdir. 1893 yılında Selanik'te, hedefi Makedonya ve Edirne vilayetinin siyasi otonomisi, ardından Bulgaristan'la birleşmesini sağlamak olan Makedonya-Edirne Dahili İhtilal Teşkilatı'nın temelleri atılmıştır. Yaptığı etkin propagandaların sonucunda kısa sürede içinden çıktığı halk arasında taraftar bulan bu teşkilat, Osmanlı'da adeta 'devlet içinde devlet' haline gelmeyi başarmış, komite ve çeteleri vasıtasıyla illegal bir ordu ve mahkemeler meydana getirmiştir. En büyük dış desteği ise kuşkusuz Bulgar Prensliği ve buradaki Makedonya-Edirne göçmenleri tarafından kurulmuş olan Yüksek Komite'den görmüş ve Sofya'da bir yurt dışı temsilciliği meydana getirmiştir. Temsilcilik görevlerine Gotse Delçev ve Gyorçe Petrov atanmıştır. Yüksek Komite ve teşkilatın temsilcileri arasındaki ilişkiler öncelikle, Makedonya'da yapılacak bir isyanın zamanı ve niteliği konusunda yaşanan fikir ayrılıkları sonucu bozulmuştur. Yurt dışı temsilcileri, teşkilatın müstakil yapısına ve iç işlerine yapılacak olan müdahalelere karşı çıkmışlardır. Esasen onların daha ilk dönemlerden itibaren Bulgar Prensliği'nden bağımsız olacak bir Makedonya eğiliminde oldukları iddia edilmekle birlikte, teşkilat Bulgar hükümetlerinden bağımsız bir siyaset takip edememiştir. 1902 ve 1903 yıllarında Bulgar Prensliği ve Yüksek Komite tarafından Osmanlı'da kışkırtılan isyanların ardından teşkilat, Hristo Matov ve Yane Sandanski liderliğinde olmak üzere 'sağ ve sol' fraksiyonlara ayrılmıştır. Matov'un liderliğindeki sağcılar, Makedonya ve Edirne'nin Bulgaristan'la birleşmesi fikrini savunurken, Sandanski etrafında toplanan grup, bazı Sosyalist aydınların da etkisiyle bir 'Balkan Federasyonu' fikrini ortaya atmıştır.
Bedirhan Paşazadeler, iktidar ilişkileri ve milliyetçilik: 1876-1914
By focusing on the political and cultural activities of a family known as Bedirxan Pashazades during the era of Abdulhamid II (1876-1909) and Second Constitutional Period (1908-1914), this thesis problematizes whether the clashes and opposition of the Kurdish elites against the Ottoman state had a nationalist character or not. Bedirxan Pashazades are the family members of Bedirxan Beg, whose emirate of Cizre and Bohtan was eliminated with the Tanzimat implementations, and thereafter who lived in exile in the western parts of the empire. Most of the Bedirxan Pashazades approached to the Young Turks both practically and ideologically during the reign of Abdulhamid II and saw the solution of the problems of the Kurds and empire in the unity of elements and restoration of Constitution. Although they maintained such inclinations during the early years of the 1908 Revolution, after the consolidation of the power of the Committee of Union and Progress, the centralist and ever-increasing Turkist policies of it led the family members to join the opposition in different wings. Some of them while keeping their Ottomanist inclination, saw the solution in the liberal, decentralist and anti-Unionist path of the Liberal Entente. However, some others chose a pro-separatist politics. Nevertheless, the motivations behind Kurdish nationalism in the late Ottoman period cannot be reduced to the state policies. As will be discussed, most of the family members not only followed western movements of thoughts, but also observed the dynamics and demands and were influenced from practices and discourse in the Armenian, Albanian and Arab societies within the empire.On the one hand this study shows the transformations and changes in the ideology and identity of the Kurdish elites in the longue durée (1876-1914), on the other hand it elaborates how the demands of the Kurdish intellectuals, political activists and notables were heterogeneous and fragmented, and how it is difficult to define their movement/s with the terms of `Ottomanism,? `Kurdish nationalism,? and `cultural nationalism.?
İttihat ve Terakki dönemi vatandaşlık eğitimi politikaları ve uygulamalarının değerlendirilmesi
Osmanlı İmparatorluğu'nda yüzyıllar boyunca birçok ulus farklı yerlerde fakat tek bir çatı altında yaşamaktadır. Bu farklılıklar düzenini sağlamak için geliştirilen millet sistemi uygulaması ile halk, Müslümanlar ve Gayrimüslimler olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Millet sistemi Müslümanları Gayrimüslimlerden daha ayrıcalıklı bir konuma getirmiştir. Ancak 1789'da Fransız İhtilali ile birlikte yayılan ulus devlet fikri Osmanlı İmparatorluğu'na da etki etmiştir. Bireye yönelen ulus devlet anlayışı zamanla "vatandaşlık" kavramının önem kazanmasına sebep olmuştur. Osmanlı İmparatorluğu vatandaşlık bağlamında ilk gelişimi 1839'da Tanzimat'ın ilanıyla atmıştır. Ardından 1856 Islahat Fermanı ile Gayrimüslimler ile Müslümanların birçok yönden eşitlendiği bir uygulamaya gitmiştir. II. Abdülhamit tarafından 1876'da ilan edilen Kanun-i Esasi ile dini, dili, ırkı ne olursa olsun herkesin Osmanlı olarak görüldüğü bir ideoloji etrafında toplamıştır. Ancak II. Abdülhamit Kanun-i Esasi'yi durdurarak baskı rejimini devreye sokmuştur. Mevcut durumdan rahatsız olan İttihat ve Terakki mensupları 1908'de meşrutiyet idaresinin yeniden yürürlüğe girmesini sağlamıştır. Bu yeni düzenle birlikte ulus devlet modeli benimsenmiştir. Belirlenen bu modelin sürdürülebilir ve aktarılabilir olması için vatandaşlık eğitimi uygulamalarına önem verilmiştir. İttihat ve Terakki dönemi vatandaşlık eğitimi politika ve uygulamalarının değerlendirildiği bu tez nitel araştırma yöntemlerinden kültür analizi metodu kullanılarak araştırılmıştır. Araştırma kapsamı 1908-1918 yılları aralığını kapsadığı için verilere Devlet Arşivleri'nden ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi Atatürk Kitaplığından dijital ortamda ulaşılmıştır. Bu materyaller doküman incelemesi aracılığı ile Osmanlı Türkçesinden Günümüz Türkçesine çevrilerek İttihat ve Terakki dönemi vatandaşlık eğitimi, genel uygulamalar, ders programı ve ders kitapları çerçevesinde değerlendirilmiştir. İttihat ve Terakki genel vatandaşlık eğitimi uygulamalarında kendi adını taşıyan kulüpleri yer almaktadır. İttihat ve Terakki yayımlamış olduğu nizamnamelerinde kulüplerin teşkilat yapısı, görevleri, masrafları gibi hususlardan bahsedildiği tespit edilmiştir. Nizamnamelerde, kulüplerin Osmanlı'da yayımlanan gazete, dergi ve haritaların bulunacağı ve halka ahlak, sağlık, ziraat gibi konularda konferanslar düzenleneceği bilgileri yer almaktadır. Aynı zamanda hemen hemen her kulübün bir okulu himaye ettiği veya okul açtığı ve bu okulları himaye ettiği erişilen belgelerle anlaşılmaktadır. İttihat ve Terakki'nin genç nesile yönelik vatandaş yetiştirme modelinde birçok kendi alt kuruluşu veya desteklemiş olduğu kuruluşlar yer almaktadır. Bunlar, Müdafaa-i Milliye Cemiyeti, Türk Ocakları, İzciler Ocağı, Güç Dernekleri ve Genç Dernekleri'dir. İzciler Ocağı, Güç Dernekleri ve Genç Dernekleri Harbiye Nazırı Enver Paşa himayesinde açılmıştır. Bu oluşumlar beden terbiyesi üzerine odaklanarak vatanını hem ruhen hem bedenen müdafaa eden nesiller yetiştirmek amacı güdülerek kurulduğu anlaşılmaktadır. I. Dünya Savaşı'nın çıkması ile İzciler Ocağı ve Güç Dernekleri faaliyetleri durmuş olsa da Genç Dernekleri savaş ortamında kurularak faaliyetlerine yine bu ortamda devam etmiştir. Genç Dernekleri yayımladığı mecmua ile öğrenciler arasında bir bağlantı da kurmuştur. 1 Eylül 1917'de ilk sayısını ile yayın hayatına başlayan mecmuanın yazarları arasında Von Hoff, Selim Sırrı, Mustafa Asım bulunmaktadır. Mecmua, Genç Derneklerinde yapılan faaliyetler, oyunlar, beden terbiyesi ile ilgili hususlar, vatanı sevmek ve anlamak üzerine çeşitli konular kaleme alındığı sonucuna ulaşılmıştır. İttihat ve Terakki dönemi iptidai ders programı çerçevesinde yapılan incelemelerde vatandaşlık eğitiminde rol oynayan dersler Musabahat-ı Ahlakiyye (Tarihiyye, Sıhhiyye ve Medeniyye), Tarih, Coğrafya ve Terbiye-i Bedeniyye, Sıhhiyye, Asker Talimi, Oyun ve Nişan dersleridir. Bu dersler arasında doğrudan vatandaşlık eğitimi ile ilgili olan ders ise Musabahat-ı Ahlakiye'dir. Erişilen 1913 senesine ait müfredat kitabında Musabahat-ı Ahlakiye dersinin iptidai devrelerine göre hangi konuların yer alacağına yer verilmiştir. Genel olarak bu dersin, değerlerden, hak ve sorumluluklardan oluştuğu neticesine ulaşılmıştır. İttihat ve Terakki dönemi vatandaşlık eğitimi odaklı dersi Malumat-ı Medeniye'dir. Malumat-ı Medeniye dersi çerçevesinde farklı yazarlar tarafından farklı isimlerle kitaplar yazılmıştır. Bu ders kitapları içerisinde erken tarihli olanlarından Rehber-i İttihat, iptidai öğrencileri için kıraat risalesi görevi görmesi amacıyla yazılmıştır. Kitapta vatan ve vatan sevgisinden, parlamenter sistemden ve bu doğrultuda hürriyet ve müsavat kavramlarından bahsedilmiştir. Sağlıkta dikkat edilmesi gereken hususlar hıfzıssıhha başlığında oldukça detaylı olarak ele alınmıştır. Hayvan sevgisinden bahsedilerek insanların hayatındaki evcil hayvanlar onların bakımı ve faydaları üzerine durulmuştur. Kitapta ayrıca coğrafya konularına da yer verilmiştir. Malumat-ı Medeniye kitaplarının genelinin değerlendirildiği kısımda ise imparatorluk mekanizmalarının nasıl işlev gördükleri, bireyin sorumluluklarından bahsetmektir. Böylelikle İttihat ve Terakki'nin getirdiği yeni düzende vatandaşların eğitilerek nasıl iyi vatandaş olacakları Malumat-ı Medeniye kitaplarında işlenmiştir. Araştırmadan elde edilen bulgular neticesinde İttihat ve Terakki kulüplerinin vatandaşlık eğitiminin ve kurulan derneklerin vatandaşlık eğitiminin dönemin gazetelerinden yararlanılarak araştırılması önerilerinde bulunulabilir.
İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin yerel bir medyası: "Diyarbekir'de Dicle" Gazetesi (1913-1915)
Dicle gazetesi toplam 142 sayı çıkarmıştır. Gazetenin mevcut sayıları Ankara'da Millî Kütüphane'de fotokopi şeklinde bulunmaktadır. Dicle gazetesi 90. sayıdan itibaren "Diyarbekir'de Dicle" adı ile yayın hayatına devam etmiştir. Genel olarak gazete, İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin bir yayın organı olarak faaliyetlerini yürüttüğü için siyasi konular gazetede manşet şeklinde yer almıştır. Diğer sayfalarda edebî, sağlık, eğitim ve mahalli konulara yer verilmiştir. Bu çalışma 6 bölümden oluşmaktadır. Birinci Bölüm'de dünyada ve Osmanlı Devleti'nde basın ile matbaanın gelişim serüvenine yer verilmiştir. İkinci Bölüm'de Diyarbekir'de basın faaliyetleri ele alınmıştır. Üçüncü Bölüm'de "Diyarbekir'de Dicle" gazetesinde yer alan siyasi içerikli haberler işlenmiştir. Dördüncü Bölüm'de eğitim ile ilgili haberler konu alınmıştır. Beşinci Bölüm'de edebî eserlerin tahlil ve değerlendirilmesi yapılmıştır. Son olarak Altıncı Bölüm'de genel kültür, sağlık, yerel haberler ve sosyo-ekonomik boyutu ile Diyarbekir konuları üzerinde durulmuştur. Gazete bir bütün olarak değerlendirildiğinde hemen hemen tüm paylaşımlarında gazetenin İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin Diyarbekir'deki yayın organı olarak faaliyetlerini yürüttüğü anlaşılmıştır.
1915 - 1928 arası emval-i metruke uygulamaları
Ermenilerin bir kısmı, I. Dünya Savaşı'nın Osmanlı Devleti için en sıkıntılı günlerinde Ruslarla işbirliği yapmış ve Osmanlı Ordusu'nu arkadan vurarak isyan etmişlerdir. Bunun üzerine yaşadıkları yerlerden çıkarılarak vatanın daha güvenli bölgelerine zorunlu göç ettirilmişlerdir. Güvenlik gerekçesiyle gerçekleşen bu zorunlu göç esnasında Ermeniler bazı eşyalarını yanlarında götürebilseler bile taşınır mallarının çok önemli bir kısmını ve taşınmazlarını (arazi, arsa, bina) geride bırakmışlardır. Ermenilerden kalan bu malların korunması, idaresi ve tasfiyesi önemli bir sorun teşkil etmiştir. Hükümet bu sorunun çözümü adına Ermenilerin geride bıraktıkları mallarla ilgili ilk düzenlemeyi sevk ve iskân kararını aldıktan sadece üç gün sonra yapmıştır. 30 Mayıs 1915 tarihli Meclis-i Vükela Kararı'nda Ermenilerin geride bıraktıkları malların idaresi ile ilgili birçok temel esasa yer verilmiş ve bazı açıklamalar yapılmıştır. Daha sonra yapılan diğer düzenlemeler Meclis-i Vükela Kararı'nda ana hatları belirlenen esaslar etrafında şekillenmiştir. Yapılan düzenlemeler ile Ermenilerin geride bıraktıkları malları konusunda özel yetkili emval-i metruke komisyonları kurulmuş ve emval-i metrukeye ilişkin tüm işlemler bu alanda uzmanlaşmış komisyonlar tarafından yapılmıştır. Yapılan düzenlemeler ile bir yandan Ermenilerin daha önce yaşadıkları yerler ile mülkiyet ilişkilerinin yani bir anlamda aidiyetlerin kesilmesi hedeflenirken diğer yandan da Ermenilerin daha önceki yaşadıkları yerlerde isyan edebilme potansiyelleri ortadan kaldırılmıştır. I. Dünya Savaşı'nın bitmesini müteakip zorunlu göçe tabi tutulan kimselerin geri dönmesine müsaade edilmiştir. Geri dönen bu kimselerin iskânı ve mallarının iadesi dönemin hükümetlerini oldukça zorlamıştır. Mütareke Dönemi diye adlandırabileceğimiz bu dönemde, zorunlu göçe tabi tutulan kimselere ait olan mallar yasal düzenleme yapılmaksızın iade edilmiştir. 08 Ocak 1920 tarihli Kararname ile de fiili uygulamalar yasal dayanağa kavuşturulmuştur. Bu dönemde emval-i metruke kapsamındaki malların çok büyük çoğunluğu ilk sahiplerine iade edilmiştir. Milli Mücadele Hareketi'nin, etkinliğini artırması ve bağımsızlık mücadelesini kazanması ile birlikte emval-i metruke konusu Meclis'in gündeminde sıkça yer almıştır. Bu dönemde yürürlüğe konulan düzenlemeler ile emval-i metrukenin kapsamı Müslümanları da kapsayacak şekilde genişletilmiştir. Bununla birlikte Lozan Antlaşması öncesinde ve sonrasında yapılan hukuki düzenlemeler ile emval-i metruke konusu kalıcı olarak çözüme kavuşturulmuştur. Anahtar Kelimeler: Ermeniler, zorunlu göç, emval-i metruke, emval-i metruke komisyonları, emval-i metruke tasfiye komisyonları, geri dönüş.
From empire to nation-state: Filibeli Ali Fehmi (1871-1922) and Muvazene Newspaper
This thesis provides the biography of Filibeli Ali Fehmi, a Young Turk from Bulgaria, and examines the first-year issues of his Muvazene newspaper. When suspicions arose about Ali Fehmi's connections to the Young Turks, the Ottoman government terminated his official duties, forcing him to return to his hometown of Filibe, where he began publishing Muvazene in 1897. After the Russo-Ottoman War (1877-1878), Muslims in Bulgaria, who were former subjects of the Ottoman Empire, had become citizens of the newly emerged Principality of Bulgaria. The Balkan Muslims sought to redefine the future of their community, and the Muslim intellectuals in particular believed that they could achieve a rejuvenation through culture and politics. Ali Fehmi was an active participant who contributed to achieving these goals. This thesis demonstrates how Ali Fehmi's Muvazene newspaper engaged with its readers by addressing common problems and publicizing issues of corruption. This study also shows the pivotal role played by Ali Fehmi and his Muvazene newspaper in the establishment of the Young Turk ideology in Bulgaria. Without attributing a single identity to Ali Fehmi, this thesis examines how Ali Fehmi was perceived differently by the Young Turks, the Bulgarian government, and the Ottoman government, thereby acquiring a plural and indefinite identity in this context. Ali Fehmi, taking advantage of the relative freedom in Bulgaria, published his newspaper, which led to his surveillance by the Ottoman government via spies and its commissioner in Bulgaria. As a result of the escalating tension between Ali Fehmi and the Ottoman government, he was deported by the Bulgarian government in 1905. Afterward, he resided in Paris, Geneva, Egypt, and Afghanistan. The work also emphasizes that Ali Fehmi dedicated himself to the advancement and progress of Muslims and Turks, first locally and then globally. Most of the primary sources used in this work are the Ottoman Archives and the first-year issues of Muvazene. This thesis aims to contribute to the existing literature on the Muslims in Bulgaria in general and the Young Turks in particular.
A civil unionist: The biography of Mehmed Cavid Bey, 1876–1926
This dissertation, titled A Civil Unionist: The Biography of Mehmed Cavid Bey (1876–1926), analyzes three issues related to the life of Mehmed Cavid Bey, who was the Minister of Finance during most of the Second Constitutional Period. First, as a reflection of the international arena during this period, the close interaction between the Ottoman Empire's financial issues and its foreign policy is examined. Second, the policy-making processes of the Committee of Union and Progress (CUP) are analyzed. Third, how the political preferences of the ruling elite were determined during the transition from empire to nation-state will un-fold along the axis of Cavid Bey's life story. The original value of this dissertation is its effort to understand the mul-ti-dimensional structure of the history of a country and its desire to achieve poltical and financial independence amid wars, conflicts, revo-lution, and ideological transitions through examining the life of an indi-vidual.
Mahmut Şevket Paşa ve dönemi
Mahmut Şevket Paşa, 1857 yılının Ağustos ayında Bağdat'ta Osmanlı Devleti'nin anayasalı meşruti sistemle yönetilmesini isteyen bir babanın oğlu olarak dünyaya gelmiştir. Babasının etkisiyle modern sivil ve askeri okullarda okuyarak eğitimini tamamlamıştır. 1882 yılında erkân-ı harp yüzbaşısı olarak orduda göreve başlamış ve kısa bir süre sonra da ordunun ıslâhı için görevlendirilen Von der Goltz ve Kompofner Paşa'ların yardımcılığına getirilmiştir. Mahmut Şevket Paşa, Von der Goltz'un desteğiyle ordu bürokrasisi içinde sivrilmiş ve silah satın alınması için Almanya'ya gönderilen komisyona üye seçilmiştir. Ülkeye döndükten sonra Osmanlı ordusunun silah teknolojisini saptayan Tophâne-i Amire Meclis-i Tecrübe ve Muayene Dairesi'nde çalışmaya başlamıştır. Askerî görevlerde başarılı olan Mahmut Şevket Paşa, Makedonya Sorunu 'nun yoğunlaştığı 1905 yılında Kosova Valiliğine atanmıştır. Burada her geçen gün artan etnik ve dinsel çatışmaları önlemeye çalışmıştır. Abdülhamit döneminde idarî ve askerî bürokrasinin ileri gelen kişilerinden biri olmasına rağmen, Kosova' da yoğunlaşan İttihat ve Terâkki (I.T.) hareketini engellememiştir. Meşrutiyetin ilânından sonra Üçüncü Ordu komutanlığına getirilen Mahmut Şevket Paşa, İ.T. karşıtı eylemleri sindirmiştir. Bu tavırdan dolayı İttihatçılar, Mahmut Şevket Paşa'ya sempatiyle bakmışlardır. Nitekim, Mahmut Şevket Paşa'nın "31 Mart" Ayaklanması'nı bastırmak üzere Rumeli'de hazırlanan Hareket Ordusu'nun Komutanlığını üstlenmesine sıcak yaklaşmışlardır. Toplumun büyük bir kısmı Mahmut Şevket Paşa' yi "31 Mart" Ayaklanması'nı bastırmadaki rolünden dolayı "hürriyet mücâhidi" olarak nitelendirmiştir. Ancak, Mahmut Şevket Paşa'nın Divan-ı Harbi Örfileri araç olarak kullanarak rejim karşıtlarını tasfiye etmesinin yanısıra I.T.'nin muhaliflerini de sindirmesi, toplumun değişik kesimlerince eleştirilmiştir. Gücünü Kanun-ı Esasi ve yasalardan almamakla birlikte Osmanlı siyasi yaşamının en güçlü siması haline gelmiştir. Bu "fiili" durumun sona ermesi için Mahmut Şevket Paşa, 1910 yılının Ocak ayında İbrahim Hakkı Paşa kabinesine Harbiye Nazırı olarak girmiştir. Ancak, bu tarihten itibaren de iç ve dış siyasi gelişmeleri yönlendirmeye devam etmiştir. Girit Sorunu'nda, Trablusgarb'ın işgalinde, Yemen ve Arnavutluk Ayaklanmalarında hükümetin politikasını belirlemiştir. Trablusgarb'ın işgalini önleyememesi ve gerekli savunma stratejilerini geliştirememesi ve Arnavutluk Ayaklanması'nda izlediği sertpolitika nedeniyle muhalefetin boy hedefi haline gelmiştir. Özellikle, Divan-ı Harb-i Örfi'nin, Cemiyet-i Hafiye Olayı'ndan dolayı Sinop Mebusu Rıza Nur'u tutuklaması, İ.T.'ye ve hükümete sert eleştirileriyle tanınan Dersim Mebusu Lütfi Fikri Bey'i tutuklama girişiminde bulunması, basını kontrol altına alması ve çeşitli parti ve cemiyetler üzerinde baskı kurması, Mahmut Şevket Paşa'nın yoğun bir şekilde eleştirilmesine neden olmuştur. Bu uygulamaların siyasi kültürün demokratikleşmesine engel olduğu öne sürülmüştür. Mahmut Şevket Paşa'nın, Harbiye Nazırlığı sırasında üzerinde durduğu konulardan biri de orduda yapılan reform hareketleri ve ordu-siyaset ilişkisi olmuştur. Meşrutiyetin ilânından beri ordunun yeniden yapılandırılması ve silah, araç ve gereçlerinin modernleştirilmesi için çalışmalar yapılmıştır. Ancak, ordudaki reform hareketleri Mahmut Şevket Paşa'nın Birinci, İkinci, Üçüncü Ordular Müfettişliği 'ne ve Harbiye Nazırlığı'na getirilmesinden sonra daha da artmıştır. Ordunun örgütsel yapısında, ülkedeki dağılımında ve savunma stratejisinde önemli değişiklikler yapılmıştır. II. Meşrutiyet döneminde Î.T. ile muhalefet arasında sürdürülen siyasi mücadelede ordu-siyaset ilişkisi önemli bir yer tutmuştur. Mahmut Şevket Paşa, orduyu siyasetten arındırmak ve uzaklaştırmak için çeşitli genelge ve talimatnameler yayınlamıştır. Ancak, başarılı olamamıştır. İ.T.'nin muhaliflerinin desteğinde, bir grup subayın Manastır'da dağa çıkması ve Halaskar Zabitân Grubu'nun çeşitli faaliyetlerde bulunmasından ötürü güç kaybetmiş ve istifa etmek zorunda kalmıştır. Bu siyasi gelişmeler karşısında İ.T. de iktidardan düşmüştür. İ.T., 23 Ocak 1913'te bir hükümet darbesiyle iktidarı yeniden ele geçirerek Mahmut Şevket Paşa'yı sadrazamlığa getirmiştir. Ülkenin içte ve dışta karşılaştığı ağır sorunlar karşısında Mahmut Şevket Paşa, çeşitli çalışmalarda bulunmuştur. İ.T.'nin muhalifleri bir darbe yaparak iktidarı yeniden ele geçirmek istemişlerse de başarılı olamamışlardır. Bununla birlikte, 11 Haziran 1913'te Mahmut Şevket Paşa, bir suikast sonucu öldürülmüştür. İ.T., bu olayın sonucunda ülkedeki tüm örgütlü ve örgütsüz muhalefeti tasfiye etmiştir. Böylece, meşrutiyetin ilânından beri tüm eksikliklerine karşın sürdürülen özgürlükçü ve çoğulcu siyasal yapı sona erdirilmiştir.
İttihat ve Terakki Cemiyeti ve Türk militarizminin inşası: Silah gazetesinin söylem analizi
Çalışma, genel itibariyle toplumsallığın en önemli belirleyenlerinden olan devlet denilen yapıyı ve onun iktidarını tarihsel sosyolojik bir yaklaşımdan yola çıkarak anlamaya dairdir. Anti-statik işleyiş yapısıyla türlü mücadelelerin verildiği devlet arenası, kaynakları tekelinde toplamaya çalışan kişi ve grupların çatıştığı bir alandır. Bu mücadele hâlinde de kimi zaman altyapısal kimi zaman da müstebit iktidar biçimleri galebe çalma yolunda işe koşulur. Özel olarak bu çalışma da İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin altyapısal iktidarını tahkim etmek için işe koştuğu basın faaliyetlerinin bir ürünü olan Silah gazetesinin söylemleri üzerinden tüm bu bağlamı kavramayı amaçlamaktadır. Bunları yaparken de özellikle popülerleştirilek itiyat hâline getirilen militarizmin ve sosyal Darwinizm'in kullanım biçimlerine odaklanılacaktır.
Makedonya, Tarihçe-i Devr-i İnkılab'a (1908) göre Balkan Milliyetçiliği ve Osmanlı siyasi hayatı
Çalışmada ilk olarak, İslami Araştırmalar Enstitüsü'nden elde ettiğimiz eserin transkripsiyonunu yaparak başladık. Bu sürece ek olarak Atatürk Kitaplığı ve Beyazıt Devlet Kütüphanesi'nden Mehmed Selahaddin, İbrahim Temo, Tahsin Uzer, Salih Münir Paşa gibi yazarların, birinci el kaynak olarak nitelendirilen eserlerini elde ettik. Böylelikle, Osmanlı Devleti'nin zor zamanlarını görmüş ve eserlerinde de bu dönem hakkında tecrübe ve fikirlerini aktaran yazarların da düşüncelerini de öğrenmiş olduk. Araştırmamızın birinci kısmına geldiğimizde; Osmanlı Devleti'nin XIX. ve XX. Yüzyıllardaki siyasi, iktisadi ve toplumsal durumuna değinmekteyiz. Bu bölüm XIX. Yüzyıl yönetici kesiminin, XV. Yüzyıldaki gibi ideal devlet düzeninde olmadığının bilincinde oldukları bir dönemdir. Osmanlı ricalinin bu bilinçle birlikte, Devlet-i Ebed-i Müdded düşüncesiyle, XIX. Yüzyıl süresince birçok değişimden geçtiğini de belirtmek zorundayız. Bu değişimleri özellikle daha iyi kavrayabilmek ve yorumlayabilmek adına Tarık Zafer Tunaya, M. Şükrü Hanioğlu, Gül Tokay, Fikret Adanır, Barbara Jelavich, Eric Zan Jurcher, gibi araştırmacıların çalışmalarından da faydalandık. İkinci bölümde ise Osmanlı Devleti'nin son dönemlerinde, devletin yürüttüğü politikalarda oldukça etkin rolde olan İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin doğuşu ve kökensel bağlantıları hakkında bilgiler sunduk. Bu bağlamda cemiyetin oluşum sürecine; başta İngiltere'nin, Osmanlı içişlerine müdahale etmesi ile Balkanlarda yaşanan bağımsızlık süreçleri de etkili olmuştur. Bu çerçevede ikinci bölüm ağırlıklı olarak; Osmanlı yönetimine karşı bir muhalif çizgi olarak kurulan cemiyetin daha sonraları Osmanlı Devleti'nin siyasi hayatına ne tür etkileri olduğuna da değindik. Bu bölümde de İttihad ve Terakki Cemiyeti'ni araştırmalarında yoğun bir şekilde bahseden Sina Akşin, Feroz Ahmad, Mehmet Hacısalihoğlu gibi araştırmacıların da eserlerini inceledik. Üçüncü bölümümüz ise Balkanlarda yaşanılan süreci birincil ağızdan anlatan Selanikli Şemseddin'in bizatihi yazdığı eserinde, Balkanlardaki Osmanlı Devleti politikaları ve dış devletlerin Balkanlardaki planlarının değerlendirilmesini yaptık.
İmparatorluktan ulus-devlete Jön Türkler
Bu çalışmada Türk ulusal tarihinde kendilerine önemli bir yer açan Jön Türklerin, ülkenin bütünlüğünün korunması çabası ve neticesinde ulaştıkları ulusal uygulamalar açıklanmaya çalışılmıştır. Modern devlet olabilme uğraşları yakın Türk tarihinin genel anlamda kimlerin katkılarıyla oluştuğu ve yaptıkları çalışmaların ne olduğu sorunsalı bu araştırmanın temel amacı olmuştur. Yerli ve yabancı kurum, kuruluşlarla ilişkileri araştırılarak bir sonuca ulaşmak ve Jön Türklerin ulusun geleceğinin imarını değerlendirmek çalışmanın hareket noktasını oluşturmuştur.
Hüseyin Cahid: A reluctant unionist 1908-1918
In the 20th century Ottoman Empire became the cradle of concepts that were alienated to its public by Abdulhamid II such as constitution, liberty and constitutional monarchy. In July 1908 the Young Turks achieved to force their archenemy Sultan Abdulhamid II to restore 1876 Constitution and a new era began for the Ottoman Empire. The heroes of constitution, the Union and Progress assumed the role of vanguards of the new regime. The hopes of the Young Turks were devastated as the constitution turned out to be not a magical instrument besides the Ottoman Empire entered an era of political turmoil because of weak international and internal conditions. The new era started with shocks, the loss of Bulgaria and Bosnia-Herzegovina and continued with the loss of Tripoli and Balkans. Internal politics were no better, 31 March Incident, short-term governments and division among the Young Turks weakened the already weak Ottoman Empire. In such conditions the Union and Progress decorated itself with the role of a savior and claimed to have the formula to revive the crumbling Ottoman Empire. Within its ranks there were many intellectual and sincere patriots dedicated themselves to the ideals of the Union and Progress. Huseyin Cahid, a man of literature who became a parliamentarian and a journalist, emerged as a significant figure in this era, thanks to his newspaper Tanin. Huseyin Cahid was recognized as the spokesperson of the Union and Progress, however the thesis studied him from a different perspective, not as a dedicated but a reluctant Unionist. Even as a member of the Union and Progress, Huseyin Cahid did not hesitate criticizing his own political party and the Association of Union and Progress publicly. His critiques, dissatisfaction and reluctance resulted with his coercive or persuasive pacification. Key words: The Second Constitutional era, Sultan Abdulhamid II, Huseyin Cahid, the Association and the Political Party of Union and Progress, 31 March Incident, reluctant Unionist.
Celal Bayar, the life of a politician and statesman
Celal Bayar (1883- 1986) was a politician and statesman who lived through absolutism, constitutionalism and the Republican era. He was born in the Ottoman Empire during the reign of Sultan Abdulhamid II and died when Turgut Özal was Prime Minister of Turkey. Although there are valuable academic studies on Bayar, his life remains a subject worthy of further examination. This thesis is conducted as a biographical study accompanied by an appropriate research question. One of the study's aims is to objectively detail the ebb and flow of the life of a politician against the political and economic situation in the country at that time. The subject is Celal Bayar but the background is also carefully examined. At the same time, this thesis' main aim is to examine Celal Bayar's behaviour within the framework of the concepts of idealism and pragmatism and consider which approach he followed throughout his political life.Information obtained from the studies suggests Bayar acted pragmatically during the DP term between 1946 and 1960. For the rest of his life, however, although he sometimes behaved pragmatically there are many occasions in which he evaluated events within the concept of idealism: in the Committee of Union and Progress (CUP), Atatürk term, and Yassıada trials for example. Overall this thesis shows us Bayar's political life comprises characteristics of both idealism and pragmatism and he thus cannot be described as either a complete idealist or a total pragmatist. Keywords: Celal Bayar, idealism, pragmatism, biography, Turkey, CUP, Democrat Party
Perceiving the committee of union and progress: Two authors, two approaches
The continuity and discontinuity thesis has a major place in the reading of Turkish political history. Two prominent researchers, Ahmad and Zürcher have analyzed the modernization of Turkish society and institutions from two different perspectives. While Ahmad has advocated the discontinuity thesis, Zürcher has underscored continuity in this process. In this study, the changes, transformations and legacies to Turkish political, cultural and social life are examined chronologically on the basis of the continuity and discontinuity perceptions of these two authors. The enlightenment movements starting with the Reform era lighted the blue touch paper of social and political movements – the effects of which are still felt today – by importing many ideas from the West under the leadership of Turkish intellectuals. These groups including the New Ottomans and the Young Turks, leaded the ideology of the enlightenment and modernization movement, while they touched the lives of people in a way that has extended up to today. Along with the Constitutional Monarchy proclaimed in 1908, these streams of thought transformed into mass movements and recorded in our social history. The Committee of Union and Progress left its mark from the end of the 19th century to the early 20th century and is critical in understanding this period comprehensively as a determining factor shaping this study. Built on a great intellectual legacy, state tradition and political cadre, the Republic of Turkey continued its modernization by turning reform movements into state policies. The Republican cadres, most of whom had a Unionist background, radicalized revolutions and carried out several activities to serve for the integration of Turkish society's political, economic and social life with the West through great efforts. From the time when Mustafa Kemal rose in the stage of history to the early period of the Republic of Turkey, Mustafa Kemal's passionate and idealist attitude to build the Turkish state and Turkish society is also elaborated from the perspective of the continuity and discontinuity thesis.
The social and political economy of the late Ottoman Empire and modern Turkey (1908 – 1939)
Turkish modernization does not align with the endogenous type of modernization in which capitalist economic development plays a central role by triggering and carrying on social and political modernization. On the contrary, it was an exogenous type of modernization carried out by a group of ruling elite via adapting modern social and political institutions to an economically, socially and politically underdeveloped state. Undoubtedly, the time period that begins with the Young Turk Revolution in 1908 and continues up to the inception of World War II in 1939 is the radical progressive epoch of Turkish modernization. This period demonstrates a great deal of continuity of modernization on the basis of nationalist, positivist and secularist ideas despite the fall of the Ottoman Empire in 1922 and the establishment of The Turkish Republic in 1923. However, during this period, the majority of the traditional Turkish society, which can also be labelled as a primitive political community, frowned on modernization process as they had no need for highly developed social and political institutions. Therefore, either during the governance of the Committee of Union and Progress or the governance of the Kemalists, modernization attempts were met with resistance arising from society. In some instances, it was experienced that these resistances transformed into counter revolutionary and reactionary rebellions. Hence, the most effective and efficient implementations on the route of economic, social and politic modernization were secured in the statist, mono-party periods when the anti-modernizers were politically restrained. Besides, the economic and social modernization was also accelerated with the intensive state involvement according to the framework of statist social and economic programs. Depending on the historical records, this study argues that the centralist and statist political implementations rather than pluralist and liberal implementations were more effective towards modernization goal in economic, social and political arenas during the period between 1908 and 1939. Also, this study seeks to create a new perspective on the concept of authoritarianism by reinterpreting the statist policies on the way of modernization.
Liberal opposition in Turkish political life in the late Ottoman empire and the role of Prince Sabahattin
The milestone reforms of the Ottoman Empire are the Tanzimat, the First and Second Constitutions. The Tanzimat Charter made Ottomanism the dominant ideology, paved the way for secularisation and led to the cultivation of an illuminated youth idealizing the concepts of equal citizenship, freedom and constitution. Consequently, it both contributed to the intellectual accumulation of the Ottoman intelligentsia and formed the basis of their political opposition. The first intellectual opposition, Young Ottomans, were the pioneers of the process concluding with the declaration of Kanun-i Esasi. Young Turks' struggle for the restoration of the suspended constitution, resulted in the declaration of the Second Constitution in 1908. The main objective of Young Turks fighting against Abdülhamit's absolutism, was the reestablishment of the constitutional monarchy. Once this was achieved, former divisions reappeared within the movement. This time, other Young Turks began to oppose the vanguard of the revolution, the Committee of Union which had now become the dominant and despotic power. The most influential figure among the opponents was undoubtedly, Prince Sabahattin, the sultan's nephew and ardent opponent, who also inspired other CUP opponents. The aim of this study is to analyze Sabahattin, always a subject of political polarization in Turkish political literature, objectively, to determine the intellectual foundations of his opposition and to interrogate the scientific basis and applicability of the social reforms he defended. Other opponent parties discussed in connection with Sabahattin's views has helped us determine the liberal positioning in that period. Key Words: Liberalism, Tanzimat Period, Kanun-i Esasi, The Second Constitution, Prince Sabahattin, Committee of Union and Progress, Decentralisation, Private Enterprise
Halâskâr Zâbitân Grubu'ndan Edirne'nin kurtarılmasına iktidar mücadelesi
Osmanlı İmparatorluğu son dönemlerinde askeri ve siyasi konular başta olmak üzere her alanda olumlu ve olumsuz olaylarla etkilenmiştir. Özellikle İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin girişimleriyle önce Rumeli'de daha sonraysa İstanbul'da meşrutiyetin ilan edilmesi imparatorluk coğrafyasında yeni bir dönem başlatmıştır. Fakat cemiyetin muhalifleri ve eski rejimin destekçileri tarafından düzenlenen 31 Mart Vak'ası meşrutiyet düzenini sarsmıştır. İttihatçılar devlet kadrolarında görev alabilecek deneyimden uzak olduklarından kurulan kabineler üzerinde denetleyici bir rol oynamışlardır. Tabii ki cemiyete mensup bir kabine kurmak için adımlar atmışlardır. Örneğin ''Siyasi Müsteşarlık Sistemi'' mevcut kabinelerde yer almak için atılan bir adımdır. Cemiyetin güçlenmesinden ve etkisinden rahatsız olan muhalifler Hürriyet ve İtilâf Fırkası çatısında birleşmişler hatta 1911 Ara Seçimlerinde beklenmeyen bir zafer almışlardır. Ancak 1912 Genel Seçimleri cemiyetin baskılarıyla muhalefet için hezimet olmuştur. Ordu içerisinde cemiyete muhalif subaylar tarafından kurulan Halâskâr Zâbitân Grubu siyasi sahada dönem dönem muhaliflerin desteğini alabilmiştir. Grup muhtıralarla İttihatçıların denetleyici bir rol üstlendiği Said Paşa kabinesini devirip meclisi feshetmiştir. Bu sırada da I. Balkan Harbi başlamıştır. Gazi Ahmed Muhtar Paşa kabinesi ve Kâmil Paşa kabinelerinin aktif rol aldığı harp mağlubiyetle sonuçlanınca İttihatçılar Edirne başta olmak üzere kaybedilen yerleri geri almak ve tekrar iktidara gelmek için Bâb-ı Âli Baskını'nı gerçekleştirmişlerdir. Baskından sonra sadarete Mahmud Şevket Paşa getirilmiştir. Edirne işgalden kurtarılmış ama Rumeli topraklarımızın tamamının elden çıkarılması engellenememiştir. Mahmud Şevket Paşa'nın da bir suikast sonucu öldürülmesiyle imparatorluk üzerinde cemiyetin baskıcı bir rejimi başlamıştır. Çalışma yapılırken arşiv belgeleri, dönemin gazeteleri, anılar ve ikincil kaynaklar aktif bir şekilde kullanılmıştır. Ayrıca çalışma boyunca asker-siyaset ilişkileri ele alındığı gibi imparatorluk üzerinde aralıksız bir İttihat ve Terakki iktidarı olmadığı sunulmuştur.
I. Meşrutiyet'ten Cumhuriyet'e Meclis-i Mebusan seçimlerinin değerlendirilmesi
Günümüz demokratik toplumlarında seçim sistemleri ve seçimlerin önemi tartışılmaz bir gerçektir. En temel anlamıyla halkın kendini yönetenleri belirlenmesi demek olan seçimler Türk demokrasi tarihinin önemli kilometre taşlarındandır. Öncelikle son yıllarda ülkemizin bir biri ardına yaşadığı seçimler ve konunun son dönemde hayli canlı ve güncel olması bizi coğrafyamızda ilk yapılan seçimlere yöneltmişti. Türk siyasal hayatına seçim, seçme ve seçilme kavramının girdiği ilk günler olan Tanzimat'tan Osmanlı Devleti'nin tarih sahnesinden çekilmesine kadarki dönemde yapılan seçimler çalışmamızın konusunu teşkil etmektedir. Çalışmanın ilk bölümünde seçim, seçim sistemleri kavramı ve dünyada uygulanan seçim sistemleri kavramsal çerçevede açıklanmış, Çoğunluk sistemi, Orantılı (Nisbi) seçim sistemi ve Karma sistem hakkında açıklamalara yer verilmiştir. İkinci bölümde Osmanlı seçimlerin başlangıcı, meclis kültürü ele alınmıştır. Üçüncü bölümde I. Meşrutiyet öncesi Osmanlı Devleti'nin siyasi, fikri, ekonomik olarak genel durumu ortaya konulmuştur. Dördüncü bölümde Osmanlı I. Meşrutiyet ile başlayan seçimlerin Mondros Ateşkes Anlaşması sonrası yapılan son seçimlere kadar incelemesi yapılmıştır. Bu bağlamda 1877-1878 seçimleri, 1908 seçimleri, 1912 seçimleri, 1914 seçimleri, 1918 seçimleri genel hatlarıyla ele alınmıştır. Son bölümde ise genel bir değerlendirme ile çalışmamız sonuçlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Seçimler, Demokrasi, Osmanlı, Meşrutiyet, İttihatçılar,
İkinci Meşrutiyet ve Mütareke döneminde Serbesti gazetesi (1908-1920)
II. Meşrutiyet'in ilanından sonra, 16 Kasım 1908 tarihinde yayına başlayan Serbesti gazetesi, döneminin en şiddetli muhalefetini yaparak ön plana çıkmıştır. Gazete, meşrutiyetin ilanından önceki 33 yılı bir esaret olarak değerlendirmiş, bu sebeple her fırsatta Sultan II. Abdülhamid ve istibdat olarak değerlendirdiği dönemini eleştirmiştir. Meşrutiyetin ilanından sonraki dönem için de bazen ülkeyi doğrudan yöneten, bazen de dolaylı olarak yönetime müdahale eden İttihat ve Terakki Cemiyeti'ni hedef almıştır. Üstelik Cemiyet'e yönelttiği eleştiriler daha şiddetli ve daha keskin olmuştur. Gazetenin İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne yönelttiği eleştiriler, Cemiyet'in gazeteye gönderdiği tehdit mektuplarıyla karşılık bulmuşsa da Serbesti eleştiriden geri durmamıştır. Bu muhalefet, tarihe ilk basın şehidi olarak geçen Hasan Fehmi'nin öldürülmesine sebep olmuş, devamında ise 31 Mart Vakası'yla sonuçlanmıştır. Dolayısıyla 31 Mart Vakası'nda Serbesti'nin yayın politikası önemli bir kilometre taşı olmuştur. Serbesti gazetesi, Balkan Harbi sıralarında orduya ve askere ciddi anlamda destek vermiştir. Fakat Milli Mücadele döneminde aksi istikamette hareket ederek Kuvâ-yi Milliye, Mustafa Kemal Paşa ve onun yol arkadaşlarına olanca gücüyle saldırmış; bağımsızlık mücadelesinin karşısında durmuştur. Kürt milliyetçiliğinin en ateşli savunucularından olan gazete, Kürtlere yeni ve müstakil bir kimlik oluşturmada büyük çaba harcamış; aynı zamanda bağımsız bir Kürt devleti kurulması için çok çalışmıştır. Bunların yanında, Serbesti yayın hayatında kaldığı on bir yılı aşkın sürede, eğitim, adalet, hürriyet ve temel insan hakları gibi konuları işlemiş, ülkede meydana gelen kanunsuz eylemlere, yolsuzluklara sütunlarında çokça yer vermiştir. Bu çalışmanın amacı, Serbesti gazetesinin ilk çıktığı günden, son sayısına kadar geçirdiği aşamaları, düşünce dünyasındaki değişimleri ve neden bu derece şiddetli bir muhalefete ihtiyaç duyduğunu anlatmaktır. Bu kapsamda gazetenin elde edilen tüm sayıları dikkatli bir incelemeye tabi tutulmuş, bunun yanında dönemin diğer gazeteleri ve arşiv belgeleri de değerlendirilmiştir. Netice itibarıyla, Serbesti'nin muhalefet politikasının altında yatan temel faktörler ortaya çıkarılmış, tarihe damga vuran önemli olaylarda Serbesti'nin ne derece etkisinin olduğu anlatılmıştır.