Turkish Civil Code
97 theses under this subject heading
Türk Hukukunda evlat edinme
Türk hukuk sistemine 743 Sayılı Eski Kanun ile girmiş olan evlat edinme müessesesi, bu kanunda alt soyu olmayan kimselere tanınmış bir hak mahiyetinde olmakla birlikte evlat edinilenin menfaatine ilişkin düzenlemeler açısından da oldukça zayıf bir uygulamaydı. Kanun koyucunun bu noktada yaptığı yenilikler ve değişimler neticesinde 4721 sayılı Türk Medeni Kanun'da bu müessese "evlat edinilen küçüğün yüksek menfaati" gözetilmek kaydıyla yeniden düzenlenmiş ve birçok konuda iyileştirmeler yapılmıştır. Artık altsoyu olan kimseler de altsoyun menfaati zedelenmeyecek şekilde evlat edinebilmekte ve benzer şekilde evlat edinilenin de bu noktada altsoyla olan ilişkisinde menfaatlerine zarar gelmemesi gözetilmektedir. Diğer yandan, evlat edinilenin biyolojik anne babası ile kendisinin de bu süreçte rızasının olması kanun ile belirlenmiş kural olarak karşımıza çıkmaktadır. Şayet küçüğün ehil olmaması durumu söz konusu ise bu noktada mahkemenin atayacağı kayyum rıza mercii olarak tanınmaktadır. Diğer taraftan evlat edinme yaşı olarak önceki kanunun kabul ettiği 35 yaş sınırı 30 yaşa indirilmiş ve evli çiftlerin evlat edinmesinde birlikte evlat edinme zorunluluğu getirilmiştir. Böylelikle çiftlerin herhangi birinin rızası olmaması halinde doğacak ihtilaf ve sorunlu hallerin önüne geçilmeye çalışılmıştır.
Türk Hukukunda anlaşmalı boşanma
3444 Sayılı Yasa ile yapılan düzenlemeler sonrasında anlaşmalı boşanmanın Türk Hukuku'nda yer bulması öncesinde Eski Medeni Kanun'un taraflara anlaşma konusunda 150/V madde hükmü uyarınca boşanmanın yan sonuçları için anlaşma imkanı tanıdığı görülmektedir. Yapılan değişiklikle bu husus korunmuş, beraberinde yeni bir madde ile (TMK m.166/III) boşanmaya karar verilmesi, mali sonuçları ve çocukların velayetleri hususunda da tarafların anlaşabilmesine olanak tanınmıştır. Böylelikle tarafların boşanmaya karar vermeleri halinde birlikte başvurmaları veya birinin başvurusunu diğerinin kabul etmesi halinde anlaşmalı boşanma başlığı ile dava kurulabilir olmuştur. Tarafların en az bir yıl süre ile evli kalmış olmaları süre şartı ile açılabilen anlaşmalı boşanma davasında, boşanmanın velayet, nafaka, tazminat gibi sonuçları üzerinde anlaşmaya varılabildiği takdirde hakim boşanmaya hükmedebilmektedir. Bu noktada önemli olan, tarafların özgür iradelerini beyan etmeleri ve anlaşmanın özgür irade ile sağlanmış olması gerekmektedir. Yoksulluk nafakası ve iştirak nafakası gibi hususlarda taraflar anlaşmış olsalar bile hakimin uygun görmemesi halinde bu hususlara ilişkin anlaşma yok hükmünde olup hakimin takdirine muhtaçtır. Bununla birlikte boşanmanın doğurduğu sonuçlardan olan mal rejiminin tasfiyesi de yine tarafların tabi oldukları mal rejimi kaideleri doğrultusunda gerçekleşebilmekte, kanunlarla belirlenmiş hususlara ilişkin aksi yöndeki anlaşma konuları geçerlilik taşımamaktadır. Anahtar Kelimeler: Boşanma, Anlaşmalı Boşanma, Anlaşmalı Boşanmada Taraflar, Anlaşmalı Boşanmada Çocuklar.
Türk Hukukunda soybağının reddi davası
4721 sayılı yeni Medeni Kanunumuzun 1 Ocak 2002 tarihinde yürürlüğe girmesi ile birlikte çok önemli değişiklikler gerçekleştirilmiştir. Bu yapılan değişiklikler arasında en önemli olanlardan birisi de "Soybağı Hukuku" alanında yapılan değişikliklerdir. Yeni Medeni Kanunumuz ile birlikte sahih nesep- sahih olmayan nesep kavramları kaldırılarak sadece "soybağı" kavramına yer verilmiştir. Evlilik içinde doğan çocuk ile evlilik dışında doğan çocuk arasında ortak hükümler öngörülmeye ve ayrıcalıklar en düşük seviyeye indirilmeye çalışılmıştır. Ancak, Eski Medeni Kanunda "nesepsiz/soybağsız" sayılan çocuklara ilişkin hiçbir düzenleme yok iken, yeni Medeni Kanunda da bu konu ile ilgili bir düzenleme yapılmamıştır. Bu konuda yeni Medeni Kanunda da düzenleme yapılmadığından dolayı, babalarına soybağı ile bağlanamayan evlilik dışı çocuk sorunsalına halen çözüm getirilememiştir. Çağımızın gelmiş olduğu nokta itibari ile gen teknolojisi ve yapay döllenme uygulamaları çoğalmış ve hız kazanmıştır. Taşıyıcı anne, sperm bankası, embriyo bağışı gibi hususların ortaya çıkması soybağının tespiti problemini tamamen çözülmesi güç ve karmaşık bir hale sokmuştur. Çalışmada soybağının tespiti ile ilgili problemlerin çözümü konusunda da çok ayrıntılı olmamakla birlikte yeni Medeni Kanun ve öğretideki görüşlerden yararlanılarak açıklık getirilmeye çalışılmıştır. Bu çalışmada Türk Hukukunda Soybağının Reddi davası, yeni Medeni Kanun ile gerçekleştirilen yenilikler ışığında, bu konudaki öğretideki görüşler, Anayasa Mahkemesinin iptal kararı ve Yargıtay İçtihatları ile ele alınmış, incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Babalık Karinesi, Soybağı, Soybağının Reddi, Yapay Döllenme, Yumurta Bağışı.
Türk hukukunda süreli yoksulluk nafakası yaklaşımları
Boşanmanın mali sonuçlarından biri olan yoksulluk nafakasının geçmişi çok eskilere dayanmaktadır. Mezopotamya tarihine bakıldığında, Sümer, Babil ve Hitit uygarlıklarında erkeklerin boşandıktan sonra eşlere nafaka ödedikleri kanunlarda düzenlenmiştir. Aynı şekilde Roma'da hükümdarı August'un nafaka taleplerini değerlendirerek karar verdiği görülmektedir. Modern devletlerin kurulmasının ardından devletler yoksulluk nafakası uygulamalarını devam ettirmiştir. Ancak zamanla nafaka hükümlerinde süreye ilişkin bazı sınırlamalar getirilmiştir. Türk hukukunda TMK m. 175'te düzenlenen yoksulluk nafakasında "süresiz olarak isteyebilir" ibaresi yer almaktadır. Yargıtay vermiş olduğu kararlarda, kanunda nafakanın süresi yönünden hakime takdir yetkisi verilmediğini ifade etmiştir. Türk doktrini ise yoksulluk nafakasının süresi yönünden görüş ayrılığı yaşamaktadır. Toplumda ise neredeyse tamamı erkeklerden oluşan yoksulluk nafakası yükümlüleri biraraya gelerek basin açıklaması yapmakta ve kendilerini "nafaka mağdurları" olarak tanımlamaktadır. Bu tartışmaların üzerine hükümet kanunda değişiklik yapılacağını açıklamıştır. Ancak henüz Adalet Bakanlığı'nın kanun değişikliğine yönelik somut bir adımı bulunmamaktadır. Bu çalışmada, modern devletlerin yoksulluk nafakasının süresi yönünden yaptığı düzenlemeler ile TMK m. 175'te düzenlenen süresiz yoksulluk nafakası düzenlemesi ele alınacaktır. Bununla beraber yoksulluk nafakasının süresi bakımından Türk hukukundaki tarihsel gelişimi, Anayasa Mahkemesi kararı, Yargıtay kararları, yapılan güncel gelişmeler ve doktrin görüşleri incelenecektir.
Türk ve İsviçre hukukunda karşılaştırmalı olarak yoksulluk nafakası
Hukukumuzda aile özel bir öneme sahiptir. Kanun koyucu aileye vermiş olduğu büyük önemi, Medeni Kanunda aile kurumuna ayrıntılı yer vererek açıkça göstermiştir. Aile, temelde evlilik akdinin kurulmasıyla oluşan bir yapıdır. Toplumda ve hukuk düzeninde arzu edilen evliliklerin ömür boyu sürmesidir. Ancak, her evlilik umulanın aksine ölümle sona ermeyebilir. Eşlerin artık devam ettirmek istemedikleri bir evliliğe mahkûm kalmalarını engellemek için Medeni Kanun'da boşanma kurumuna yer verilmiştir. Evliliğin sona ermesiyle birlikte eşler arasındaki manevi ve maddi ilişki sona erer. Boşanmanın mali sonuçlarından biri ise, yoksulluk nafakasıdır. Yoksulluk nafakası Türk Medeni Kanunu'nun Yoksulluk Nafakası başlığı taşıyan 175'inci maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre, boşanma dolayısıyla yoksulluğa düşecek olan taraf, boşanmada daha ağır kusurlu olmamak şartıyla karşı tarafın ekonomik gücü nazarında süresiz nafaka isteme hakkına sahiptir. Yoksulluk nafakası düzenlemesi, sürekli olarak uygulama ve öğretide eleştirilerin odağında olmuştur ve halende varlığı, amacı ve süresi tartışılmaktadır. Yoksulluk nafakası temellerini İsviçre Medeni Kanunu'nun 125'inci maddesinden almaktadır. Yoksulluk nafakasının Türk ve İsviçre hukukundaki düzenleniş şekilleri karşılaştırmalı olarak incelenerek, nafaka bakımından ortaya çıkan benzerlik ve farklılıklar irdelenecektir.
The 2002 Civil Code: Its reflections on the human rights of women
The Turkish Civil Code put into effect in 1 January 2002 made many Amendments to the former Civil Code. The Code also introduced changes regarding women and family. While making amendments, the equality of genders was a concern and new rules were introduced about that. This study to discusses the changes to what they articulate or disclose and what they produce on. To understand how the New Code changed women?s everyday lives, the law with its legislative process, national and internationaldevelopments and the legal history of the women?s movements in Turkey were examined.
Taşınmaz lehine irtifak hakkı
Taşınmaz lehine irtifak hakkı, yüklü taşınmazın üzerine yararlanan taşınmazın lehine kurulan ve yüklü taşınmazın malikinin mülkiyet hakkından doğan yetkilerinden bazılarını kullanmaktan kaçınması veya yararlanan taşınmazın malikinin yüklü taşınmazı kullanmasına katlanması yükümlülüğü içeren irtifak hakkıdır. Bu hakkın hukuka uygun yarar sağlaması ve yüklü taşınmaza ilişkin olması şartıyla, taşınmaz lehine irtifak hakkının içeriğini belirleme özgürlüğü bulunmaktadır. Taşınmaz lehine irtifak hakkı Türk Medeni Kanunu'nun 779-793. maddelerinde düzenlenmektedir. Bu çalışmanın konusu, Türk hukukundaki taşınmaz lehine irtifak hakkına ilişkin hükümlerdir. Bu çerçevede birinci bölümde, taşınmaz lehine irtifak hakkının hukuki niteliği, içeriği ve konusu ele alınmaktadır. Taşınmaz lehine irtifak hakkının benzer kavramlardan farkları incelenmektedir. İkinci bölümde, taşınmaz lehine irtifak hakkının tescille kurulması ve tescilden önce kazanılması üzerinde durulmaktadır. Üçüncü bölümde, taşınmaz lehine irtifak hakkının hükümleri açıklanmaktadır. Özellikle taşınmaz lehine irtifak hakkının kapsamı, bu hakkın taraflara sağladığı yetkiler ve yüklediği yükümlülükler ve bu hakka ilişkin değişikliklerin hukuki sonuçları ele alınmaktadır. Dördüncü bölümde, taşınmaz lehine irtifak hakkının terkinle ve terkin dışı sona ermesi incelenmektedir. Anahtar Kelimeler: Ayni Hak, Taşınmaz Lehine İrtifak Hakkı, Yararlanan Taşınmaz, Kaçınma, Katlanma
Paylı mülkiyette paylaşmayı isteme hakkı ve bu hakkın sınırları
Paylaşmayı isteme hakkı, paylı mülkiyette her paydaşa tanınmış bir haktır. Bu hakkın niteliği, hakkın kullanıldığı durumlarda diğer paydaşların hukuki durumu, paylı mülkiyet ilişkisinin sona ereceği zaman gibi konularla birlikte özellikle bu hakkın sınırlandırıldığı haller çalışma konumuz olarak belirlenmiştir. Konu bütünlüğünün sağlanması açısından incelememiz Türk Medeni Kanunu'nun 698 inci maddesi kapsamı ile sınırlı olarak yapılmıştır. Çalışmamızın ilk bölümünde paylaşmayı isteme hakkının tanımı ve hakkın hukuki niteliği hakkında doktrinde ileri sürülen gerek mülga Medeni Kanun gerekse TMK kapsamında ileri sürülen görüşler çerçevesinde ele alınmaya çalışılmıştır. Yine hakkın kullanılması durumunda paylı mülkiyet ilişkisinin sona ereceği zaman ile ilgili gerek doktrin gerekse uygulamada ortaya çıkan fikirler üzerine değerlendirme yapılmış, hakkın kimler tarafından kullanılabileceği ve özellik arz etmesi sebebiyle bazı özel kişiler bakımından hakkın kullanılıp kullanılamayacağı incelenmiştir. Çalışmamızın ikinci bölümünde ise paylaşmayı isteme hakkının TMK'nun 698 inci maddesinde düzenlenen sınırlamaları incelenmiştir. Bu kapsamda mülga MK ile TMK arasındaki düzenlemeler arasındaki farklılıklar ortaya konularak, doktrinde ileri sürülen görüşlere de detaylı olarak yer verilmiştir. Paylı mülkiyetin devamı sözleşmesine ilişkin olarak TMK ile getirilen şekil şartı ve şerh imkânına ilişkin olarak doktrinde ortaya konulan fikirler incelenmiş ve görüşümüz belirtilmiştir. Doktrinde üzerinde çokça tartışma bulunan sürekli amaca özgüleme kavramı ile özellikle zaman içerisinde uygulamada bu kavrama dayanılarak ortaya çıkmış bazı özel uygulamalara da değinilmiştir. Uygun olmayan zamanda hakkın kullanılamayacağına ilişkin son paylaşma engeli de gerek doktrindeki görüşler gerekse içtihatlarda engelin nasıl uygulandığı belirtilerek incelenmeye çalışılmıştır.
Tüzel kişilik perdesinin aralanması
"Tüzel Kişilik Perdesinin Aralanması" kavramı Türk Hukuku'nda yeni uygulanmaya başlayan bir kavramdır. Bu sebeple hangi şartlar altında bu yola başvurulabileceğine ilişkin somut ve genel ilkeler bulunmamaktadır. "Tüzel Kişilik Perdesinin Aralanması" yoluna başvurabilmek için farklı birçok sebep ve yol bulunmaktadır. Tüm sebeplerin dayanağı ise Türk Medeni Kanunu'nda kendisine yer edinmiş olan "Dürüstlük Kuralıdır". Bu çalışmada "Tüzel Kişilik Perdesinin Aralanması" kavramına değinilmiş ve uygulamadaki sorunlar tartışılmıştır.
İslam hukuk çevresinde vasiyetnamenin Türk hukukuyla karşılaştırılması
4721 sayılı Türk Medeni Kanun. m. 539-541 arasında düzenlenen ve şekli anlamda bir ölüme bağlı tasarruf türü olan sözlü vasiyetname; el yazılı ve sözlü vasiyetname düzenlenmesine engel, olağanüstü durumlar içinde olan miras bırakanın başvurabileceği bir yoldur. Ölüme bağlı tasarruf, kişinin ölümünden sonra malvarlığına ne olacağını belirlemesine olanak veren bir hukuki işlem türüdür. Sözlü vasiyetnameyi el yazılı ve resmi vasiyetname şekillerinden ayıran en önemli özellik, bu türe sadece her iki türde de vasiyetname yapma imkanından mahrum olan kişilerin başvurabilecek olmasıdır. Sözlü vasiyetnamenin bu özelliği bile tek başına onun önemini açıklar mahiyettedir. Çünkü Kanun koyucu bu yolla son anlarını yaşayan kişiye, olağanüstü şartlar altında da olsa terekesinin kaderini belirleme imkanı vermekte ve onun arzularına verdiği değeri göstermektedir. Çalışmada, vasiyetin anlamı, çeşitleri ve geçerli bir vasiyet olması için, vasiyetin tarafları şekli üzerinde durulmuş Türk medeni hukuk ve İslam hukuku çerçevesinde karşılaştırılmıştır. çalışma sonucunda medeni kanun ile İslam hukukunda vasiyet konusunun da yer yer paralellik gösteren durumların olduğu sonucuna varılmıştır.
Edinilmiş mallara katılma rejiminde taraf iradelerinin etkisi
Bu çalışmada, mal rejimi sözleşmesi ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu ile yasal mal rejimi olarak kabul edilen edinilmiş mallara katılma rejiminde eşlerin yapabilecekleri değişiklikler incelenmiştir. Eşlerin yasal mal rejiminde yapabilecekleri değişiklikler, mal rejimi sözleşmesiyle ve mal rejimi sözleşmesi dışında yapılabilecek değişiklikler olarak ikiye ayrılarak ele alınmıştır. Ayrıca tasfiye sözleşmesi ve yasal mal rejiminin tasfiyesini etkileyen diğer sözleşmelerden uygulamada sık karşılaşılanlara da yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Edinilmiş mallara katılma rejimi, Mal rejimi sözleşmesi, Tasfiye sözleşmesi.
Engellilerin yasa önünde eşit tanınma hakkı çerçevesinde vesayet hükümlerinin değerlendirilmesi
Türk Medeni Hukukuna göre, vesayet kurumu; kanunda sayılmış sebeplerden herhangi biri nedeniyle kısıtlanarak hukuki işlem ehliyetinden yoksun kalmış "korunmaya ve yardıma muhtaç olan" kişileri korumak amacıyla düzenlemiştir. Bu bakış açısı; engelli bireylerin, merhamet ya da şefkat uyandıran ve yetersizliklerini telafi etmek için toplumsal korumaya ve desteğe ihtiyacı olan bağımlı bireyler olarak algılanmasının sonucudur. Engelli bireylerin, insan haklarının yasal özneleri olmaktan ziyade, çoğunlukla birer hasta ya da bakım nesnesi olarak görülmesi çağımızın çok gerisinde kalmıştır. İrademizin yasalar önünde geçerliliğinin olması; kendi yaşamımızı kontrol edebilmemizi ve diğer bireylerle birlikte sosyal yaşama dâhil olabilmemizi sağlayan en temel araçlardan biridir. BM Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme; engellilere dair bir paradigma değişikliği simgelemektedir. Bu sözleşme ile birlikte, engelli bireyler hayırseverliğin, sosyal korumanın nesneleri değil, toplumun aktif mensupları olan, haklarını arayabilen ve özgürce karar alabilen haklarla donatılmış özneler olarak tanınmışlardır. Engelli bireylerin insanlık onuruna saygı gösterilmesi ve kendi kararlarını alabilmelerine dair bireysel özerkliklerinin ve özgürlüklerinin tanınması sözleşmenin temel prensiplerindendir. Sözleşmenin 12. maddesi engelli bireylerin yasa önünde eşit tanınmaları konusunu düzenlemektedir. Madde; Taraf Devletleri "engellilerin hukuki ehliyetlerini kullanırken gereksinim duyabilecekleri desteği alabilmeleri için uygun tedbirleri" almakla ve "hukuki ehliyetinin kullanılmasına ilişkin tüm tedbirlerin, uluslararası insan hakları hukukuna uygun şekilde istismarı önleyici uygun ve etkili güvenceler sağlamasını garanti etmekle" yükümlü kılmıştır. Taraf Devletlerin hukuki ehliyet konusunda neler yapması gerektiğini açıklayan Sözleşmenin 12 nci maddesinin incelenmesi ve taraf devletlerden biri olarak Türkiye açısından da değerlendirilmesi çok önemlidir. Anahtar Kelimeler: Vesayet, Yasa Önünde Eşit Tanınma, Hukuki Ehliyet
Türk Hukukunda anlaşmalı boşanma protokolü
Anlaşma temeline dayalı boşanma kurumu, kanunumuzda genel boşanma sebebi olarak yer alan evlilik birliğinin temelinden sarsılması durumunun özel hallerinden birisi olarak düzenlenmiştir. TMK m. 166/3'te yer alan düzenlemeye göre evliliğin en az bir yıl sürmüş olması koşuluyla eşler boşanmak için birlikte mahkemeye başvururlarsa ya da bir eşin açtığı boşanma davasını diğeri kabul ederse hâkim boşanmaya karar verebilmektedir. Bu halde taraflar arasındaki evlilik birliğinin temelinden sarsılmış olduğuna ve bu durumun ortak hayatın devamını beklenemez hale getirdiğine ilişkin karine bulunmaktadır. Dolayısıyla hâkim ayrıca taraflar arasındaki evlilik birliğinin temelinden sarsılmış olduğu hususunda kanaate varabilmek amacıyla herhangi bir araştırma içerisine girmeyecektir. Tarafların anlaşarak hâkim huzurunda boşanmak istediklerine ilişkin irade açıklamasında bulunmaları boşanmanın sebebini oluşturmaktadır. Ancak kanun, bu noktada bazı koşullar da öngörmüştür. Hâkim tarafların serbest iradeleriyle hiçbir baskı altında kalmaksızın boşanmak istediklerine kanaat getirmelidir. Ayrıca boşanmanın mali sonuçları ve velâyetle alakalı olarak taraflarca kabul edilecek düzenleme hâkim tarafından uygun bulunmalıdır. Bu düzenlemenin yazılı olarak yapılması gerekmemektedir. Sözlü olarak açıklanan irade beyanlarının duruşma sırasında zapta geçirilmesi de mümkündür. Ancak taraflar arasındaki bu anlaşma infaza olanak sağlayacak şekilde hükme esas olmalı ve gerekçeli kararda yer almalıdır. Hâkim müdahale yetkisini kullanarak taraflar arasındaki anlaşmayı kanunun emredici nitelikteki hükümleri, kamu düzeni, kişilik hakları ve ahlaka aykırılık açısından denetleyecektir. Ayrıca hâkim bu düzenlemede taraf ve müşterek çocukların menfaatinin gerektirdiği değişikliklerin yapılması hususunda taraflara açıklamada bulunarak onları yönlendirmelidir. Taraflar bu hususları yeniden müzakere etmelerine rağmen aralarında anlaşamazlarsa hâkim müdahale yetkisini kullanarak değişiklikleri bizzat kendisi yapmalıdır. Ancak bu değişikliklerin taraflarca kabul edilmesi şarttır.
Türk hukukuna göre mirasçılıktan cezai çıkarma
Çalışmamızın konusu olan mirasçılıktan çıkarma, 4721 sayılı TMK'nun 510 ve 513. maddeleri arasında düzenlenir. Mirasçılıktan çıkarma mirasbırakanın, ölümünden sonra sonuç doğurması amacıyla yapabileceği hukuki işlemlerden biridir. Böylece mirasbırakan kanunda sınırlı sayıda tespit edilen saklı paylı mirasçılarını, belirli sebeplerin varlığı durumunda gerekli şekil şartlarına da uyarak mirasından tamamen veya kısmen uzaklaştırır. Mirasçılıktan çıkarma, biri cezai çıkarma diğeri koruyucu çıkarma olmak üzere iki türlüdür. Mirasçılıktan çıkarma türlerinden uygulamada cezai amaçlı mirasçılıktan çıkarmaya sıklıkla başvurulduğundan çalışmamızı ağırlıkla cezai amaçlı mirasçılıktan çıkarma oluşturmuştur. Mirasçılıktan çıkarma öncelikli olarak, genel bir bakış açısı ile kavram olarak ele alınıp, bu bağlamda mirasçılıktan çıkarmanın tanımı ve unsurları, benzer Miras Hukuku kavramları ile karşılaştırılması ve mirasçılıktan çıkarmaya ilişkin hükümlerinin Türk Hukukunda yeri ve uygulama alanı üzerinde durulacaktır. Çalışmamızın diğer bölümlerinde, mirasçılıktan çıkarmanın şartları, geçerli çıkarmanın hukuki sonuçları, mirasçılıktan çıkarmanın geçersizliği ve buna bağlanan hukuki sonuçlar, ele alınıp adı geçen bu ana başlıklar altında beliren ve mirasçılıktan çıkarmaya özgü hukuki sorunlar irdelenerek, varılan sonuçlar ortaya konulmaya çalışılacaktır.
Türk hukukunda alacaklının açtığı ortaklığın giderilmesi davası
Çalışmamız kapsamında, birlikte mülkiyet ilişkisinin çoğu zaman kaçınılmaz bir sonucu olan ortaklığın giderilmesi davası ve İİK m. 121 yetkisine dayanan, paydaşların açtığı ortaklığın giderilmesinden farklı olarak kendine özgü özel dava şartları bulunan ve esas amacı alacaklının alacağını tahsil imkânı sağlayan "alacaklının açtığı ortaklığın giderilmesi" davası incelenmeye çalışılmış, Türk Hukuk Siteminde malikin mülk üzerindeki mutlak tasarruf yetkisini sınırlandıran bu özel durumun kendine özgü usulî farklılıklarına değinilmiş, bu davaya özel dava şartları ayrı başlıklar altında irdelenmiştir. Çalışmamızla alakalı olarak öğretide ileri sürülen farklı görüşlerin yanında yüksek yargı içtihatlarına genişçe yer verilmiş, önemli sayılan hususların hemen ardından konuyla alakalı Yargıtay Kararları, karar künyesiyle birlikte sunulmuş, uygulamada sıkça yapılan hatalara ışık tutulmaya çalışılmıştır. Ortaklığın giderilmesi davasına özgü tarafların davada hem davacı hem de davalı konumunda bulunmasının klasik hukuk davalarından farklı olarak yargılama giderlerinin paylaştırılmasına yansımasındaki hukuk mantığına ışık tutulmaya çalışılmıştır.
Türk hukukunda tedbir nafakası
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu ve T.C. Anayasasında toplumun temelini oluşturan aile kurumuna oldukça önem verilmiş. Bu nedenle aile birliğinin korunması için taraflara çeşitli yükümlülükler yüklemiştir ve hâkime yetkiler tanımıştır. Bu yükümlülüklerin başında da tedbir nafakası yer almaktadır. Tezimizin konusu, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu kapsamında tedbir nafakasıdır. Tedbir nafakası ile aile birliğinin bozulması durumunda zayıf olan tarafın korunarak muhtaç duruma düşmemesi amaçlanmaktadır. Tedbir nafakası, evlilik birliğinin devamı sürecinde boşanma kararı kesinleşinceye kadar zayıf durumda olan eş ve çocuğa muhtaç durumda olmayan eşin yardım yükümlülüğü olarak nitelendirilebilir. Tedbir nafakası, bakım nafakası alt başlığında yer alan bir nafakadır. Tez çalışmamızda güncel Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemesi Kararları kapsamında tedbir nafakasının uygulamada nasıl değerlendirildiğine yönelik kararlara yer verilmiştir. Tez çalışmamızda ilk olarak nafaka kavramı ve tanımı, nafaka türleri ve tüm nafaka türleri için ortak özelliklere değinilmiştir. Ardından tedbir nafakası tüm yönleri ile incelenerek çalışma tamamlanmıştır.
Taşınır rehni uygulaması
Ticari hayatın ihtiyaç duyduğu finansmanın sağlanması, ticari faaliyetlerin yürütülmesi açısından önemlidir. Ancak bu finansmanı sağlayan kurum ve kişiler, bu faaliyetleri sonucunda oldukça büyük bir riski üzerlerine almaktadırlar. Bu riski azaltmak amacıyla güvence talep ederler ve rehin de bu güvencelerin başında gelir. Rehin hakkı, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 939 vd. düzenlenmekle birlikte teslime bağlı taşınır rehni dışındaki bazı taşınır rehni türleri farklı kanunlarda da düzenlenmektedir. Bunlar arasında 01.01.2017 tarihinde yürürlüğe giren 6750 sayılı Ticari İşlemlerde Taşınır Rehni Kanunu uygulamada yoğun bir taleple karşılaşmıştır. Teslime bağlı taşınır rehnine nazaran birçok yeniliği bünyesinde barındıran bu kanun, henüz çok yeni uygulama alanı bulması nedeniyle birçok belirsizliği de beraberinde getirmektedir. Çalışmamız, genel olarak rehin hakkı ve taşınır rehninin genel ilkelerine değinmenin yanı sıra 6750 sayılı Ticari İşlemlerde Taşınır Rehni Kanunu'nun ticari hayattaki yeri ve Kanun'un uygulanması sırasında ortaya çıkabilecek sorunları ele almıştır.
Türk Medeni Hukuku'ndaki yasal önalım hakkının markada uygulanması
Bu çalışmada Türk Medeni Hukuku'ndaki Yasal Önalım Hakkının Markada Uygulanması incelenmiştir. Çalışma, giriş, üç bölüm ve sonuçtan oluşmaktadır. Önalım hakkı ve marka hakkı ayrı ayrı incelenmiş, bu hakkın marka üzerinde uygulanması konusu ele alınmıştır. Türk Medeni Kanunu'nun taşınmazlar için öngördüğü yasal önalım hakkı ile Sınai Mülkiyet Kanunu'nun markalar için öngördüğü yasal önalım hakkı karşılaştırılmıştır. Yasal önalım hakkının marka üzerinde uygulanması konusunda paylı mülkiyet ilişkisi, önalım olayı, yasal önalım hakkının ileri sürülmesi ile hakkın kullanılmasının sonuçları açıklanmıştır. Tartışmalı hususlara değinilmiş, olması gereken hukuk açısından değerlendirmeler yapılmıştır.
Edinilmiş mallara katılma rejiminde katılma alacağı
Evlilik birliği, resmi nikahın yapılması ile başlayıp ölüm veya mahkeme kararı ile sona ermektedir. Eşler arasında eşitliğe, ortak görevlere ve saygıya dayanan bir kurum olan evliliğin sona ermesinin birtakım sonuçları olmaktadır. Bu sonuçlardan biri de eşlerin malvarlıkları üzerinde doğar. Evlilik birliği içerisinde eşlerin edinmiş oldukları malların evlilik birliği sona erdiğinde nasıl paylaşacağı mal rejiminin konusunu oluşturmaktadır. 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu 01/01/2002 tarihinde yürürlüğe girmiş ve mal rejimi konusunda 743 Sayılı Türk Kanunu Medenisinden farklı düzenlemelere yer vermiştir. En önemli değişiklik yasal mal rejiminin değiştirilmesidir. 743 Sayılı Türk Kanunu Medenisi döneminde yasal mal rejimi mal ayrılığı rejimi iken 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu yasal mal rejimi olarak edinilmiş mallara katılma rejimini kabul etmiştir. Edinilmiş mallara katılma rejimi ile kadının evlilik birliği içerisindeki emeğini korumak ve evlilik birliği sona erdiğinde eşler arasındaki ekonomik eşitliği sağlamak amaçlanmıştır. Eşlerin gelir getirici bir işte çalışıp çalışmadıklarına bakılmaksızın evlilik birliği içerisinde edinilen malvarlığına katkıları olduğu kabul edilmiştir. Bu nedenle evlilik birliğinin sona ermesi halinde tasfiyeye girecek malların değerleri tespit edilmekte ve belirlenen artık değerin yarısı üzerinde diğer eşin talep edebileceği katılma alacağı oluşmaktadır. Tez konusu da edinilmiş mallara katılma rejiminin sona ermesi halinde hesaplanan katılma alacağıdır. İlk bölümde mal rejimleri konusunda genel bilgilere ve edinilmiş mallara katılma rejimine hakim olan ilkeler, rejimin başlangıcı, sona ermesine yer verilmiş, ikinci bölümde mal rejiminin tasfiyesine giren malvarlığı değerleri anlatılmıştır. Üçüncü bölümde katılma alacağı hesaplanırken hangi kriterlere dikkat edilmesi gerektiği incelenmiştir. Ardından katılma alacağı taleplerinden doğan davalar konusunda bilgi verilmiştir.
Türk aile hukukunda evlilik birliğinin boşanma ile sona ermesi halinde ortak velâyet
Bu çalışmada, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu çerçevesinde evlilik birliğinin boşanma ile sona ermesi halinde ortak velâyet kurumu ele alınmıştır. Bu kapsamda velâyetin amacı, hukuki niteliği, kapsamı, ortak velâyet kurumunun ortaya çıkışı, karşılaştırmalı hukukta ortak velâyetin düzenleniş şekli ortak velâyete yönelik uluslararası belgeler ışığında incelenmiş; mevcut yasal düzenlemeler çerçevesinde Türk aile hukukunda ortak velâyetin mümkün olup olmadığı, doktrinde yer alan görüşler, konuyla ilgili uluslararası belgelerin iç hukukumuza etkisi bakımından değerlendirilip tartışmalı konulara ilişkin öneriler getirilmiştir.
Türk Medeni Kanunu ve Türk Borçlar Kanunu hükümleri uyarınca ceninin korunması
Özel hukuk, kişilerin birbirleriyle ilişkilerini düzenlemekte; yani temelinde kişiler yer almaktadır. Ceninin insan olma potansiyeli gereğince korunması gerekmektedir. Türk Medeni Kanunu'na göre kişilik çocuğun sağ ve tam doğumu ile başlamaktadır. Ancak, çocuğun anne rahmine düşmesiyle hak ehliyetine sahip olacağı belirtilmektedir. Böylelikle, TMK ve TBK kapsamında cenin bir takım malvarlığı ve kişi varlığı haklarına sahip olduğundan korunmaktadır. Ceninin, üçüncü kişilerin veya annesinin fiillerinden ya da hekimin tıbbi müdahalesinden dolayı vücut bütünlüğünün ihlal edilmesi söz konusu olabilmektedir. Annenin davranışları açısından söz konusu davranışların zararla ilişkili olup olmadığı ve bu eylemler sonucunda zararlardan dolayı sorumluluğun doğup doğmayacağının tespit edilmesi önemlidir. Hekimin sorumluluğu açısından ise ceninin gelişiminin takip edilmesi amacıyla hekim kontrolünde olan ebeveynlerin, hekimin gerekli özeni göstermemesiyle ceninde mevcut bir gelişim bozukluğunun teşhis edememesi ve bunun sonucunda çocuğun engelli olarak dünyaya gelmesi halinde sorumluluğun olup olmadığının ve hukuki dayanağının belirlenmesi gerekmektedir.
Olumlu miras sözleşmesi
Olumlu miras sözleşmesi, mirasbırakanın karşı taraf veya üçüncü şahıs yararına terekesine ilişkin olarak, ölüme bağlı tasarruflarda bulunduğu miras sözleşmesi olarak tanımlanır. Bu sözleşme, aynı zamanda mirasbırakan ile yapılan ölüme bağlı bir sözleşmedir. Yani bu sözleşmeler akdi ölüme bağlı tasarruflardır. Olumlu miras sözleşmesi iki taraflı bir hukuki işlem, yani sözleşme olduğu için kural olarak mirasbırakan yaptığı miras sözleşmesinden tek taraflı bir beyanla istediği zaman dönemez. İstisnalar hariç, bu sözleşmenin değiştirilmesi veya tümüyle ortadan kaldırılması ancak tarafların anlaşmasıyla mümkün olabilir. Mirasbırakan, olumlu miras sözleşmesi ile Türk Medeni Kanunu'nun 527. maddesinden anlaşılacağı üzere, mirasçı atayabilir ve belirli mal bırakabilir. Ancak Türk Medeni Kanunu'nun 527. maddesinde ifade edilen tasarruflar örnek niteliğindedir, sınırlayıcı özellikte değildir. Başka bir deyişle mirasbırakan, mirasçı ataması ve mal vasiyeti dışında örnek olarak mükellefiyet yükleyebilir, mirasın paylaşımına ilişkin bazı esas ve kurallar koyabilir, vakıf kurabilir, vasiyeti yerine getirme görevlisi tayin edebilir vb. Mirasbırakanın, olumlu miras sözleşmesi yapabilmesi için ayırt etme gücüne sahip ve ergin olması aynı zamanda kısıtlı olmaması gerekir.(TMK m. 503) Ancak miras sözleşmesi ile ölüme bağlı tasarrufta bulunmayan karşı taraf açısından ehliyet, genel ehliyet kurallarına tabidir. Olumlu miras sözleşmesi, Türk Medeni Kanunu'nun 545. maddesi gereğince resmi vasiyetname şeklinde düzenlenmelidir. Sözleşmesinin yapılmış olması, mirasbırakanın, miras sözleşmesinin konusuna giren hususlarda, sağlararası ya da ölüme bağlı tasarrufta bulunma hakkını engellemez. Bu sebeple mirasbırakan, sözleşme konusu malvarlığı üzerinde ölünceye kadar serbestçe tasarruf edebilir. Ancak Türk Medeni Kanunu'nun 527/2. maddesi uyarınca, mirasbırakanın, miras sözleşmesinden sonra yaptığı, miras sözleşmesi ile bağdaşmayan ölüme bağlı veya sağlararası ivazsız (karşılıksız) tasarruflarına sözleşmenin karşı tarafı ya da lehtar, mirasbırakanın ölümünden sonra itiraz edebilir. Sonradan yapılan ölüme bağlı tasarrufun, vasiyetname ya da miras sözleşmesi olmasının bir önemi yoktur. Mirasbırakanın olumlu miras sözleşmesinde yaptığı tasarruf, saklı paylı mirasçıların, saklı paylarını aşıyorsa, bu mirasçılar, mirasbırakanın tasarrufunun, ihlal edilen kısımla orantılı olarak tenkisini talep ve dava edebilir. (TMK m. 560 vd.) Miras sözleşmesindeki değişiklik, yine miras sözleşmesinin şekline ve ehliyet kurallarına uygun olarak, resmi şekilde olmalıdır. Miras sözleşmesi, tarafların anlaşması ile ortadan kaldırılabilir.(TMK m. 546) Olumlu miras sözleşmesi bazı hallerde kanun gereği kendiliğinden ortadan kalkarken, bazı hallerde de tek taraflı olarak sona erdirilebilmektedir. Son olarak olumlu miras sözleşmesi, Türk Medeni Kanunu'nun 557. maddesindeki sebeplere dayanarak, iptal davası açmak suretiyle iptal ettirilebilir. Anahtar Kelimeler: Miras sözleşmesi, olumlu, sözleşme, miras hukuku.
Ev başkanının hukuki sorumluluğu
Aile, toplumu oluşturan bireylerin birlikte yaşamak amacıyla kurduğu en küçük birimdir. Birlikte bir hayat sürdürülebilmesi, ailenin devamı ve sağlıklı var olabilmesi için koyulması ve uyulması gereken kurallar vardır. Bunu yaparken aynı zamanda aile üyeleri arasında adil davranmak ve aile üyeleri arasında iletişimi gözetmekle yükümlü bir ev başkanı görevlendirilmiştir. Ev başkanı, aile içi düzen ve kontrolü sağlamanın yanında, aile içindeki küçüklerin, kısıtlıların, akıl hastası veya akıl zayıflı olanları üçüncü kişilere karşı verdikleri zararlardan, sorumluluğunu kaldıracak kurtuluş kanıtı getirememek şartıyla kusursuz olarak sorumlu tutulmuştur.Çalışmamızda konu üç bölümde incelenmiştir. İlk bölüm de ev başkanı kurumunun takdimi, aile ve ev başkanı kavramlarının tanımları, ev başkanlığının tarihçesi, meydana gelmesi, şartları, yetki ve görevleri işlenmiştir. İkinci bölümde sorumluluk, kapsam ve sorumluluğun şartları ele alınmıştır. Üçüncü ve son bölümde ise sorumluluğun tazminat ve rücu gibi hüküm ve sonuçları yer almaktadır. Konuya ek yeni düzenlemelerin de işlendiği çalışmamızda Türk Medeni Kanunu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, yargı kararları, doktrin görüşleri ve zaman zaman 818 sayılı Türk Borçlar Kanunu çerçevesinde incelenmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Ev başkanı, ev başkanının sorumluluğu, aile, tazmin, kusursuz sorumluluk.
Edinilmiş mallara katılma rejiminin sona ermesinde sağ kalan eşin talep hakkı
Kanun koyucu tarafından yasal mal rejimi olarak kabul edilen edinilmiş mallara katılma rejimi, Türk Medeni Kanunu m. 225 hükmü gereğince eşlerden birinin ölümü, başka bir mal rejimine geçilmesi, evliliğin iptal veya boşanma sebebiyle sona ermesi yahut hâkimin mal ayrılığına geçilmesine karar vermesiyle sona erecektir. Mal rejiminin ölümle sona ermesi durumunda tasfiyenin talep edilmesi halinde, öncelikle mal rejiminin tasfiyesine gidilecek; daha sonra miras paylaşımı yapılacaktır. Bu durumda sağ kalan eşin miras hakkı da doğacağından ilk olarak "katılma alacağı" hesabı yapılacak; daha sonra "miras hakkı" tespit edilecektir. Bununla birlikte yasal mal rejimi ve diğer bütün seçimlik mal rejimleri ölüm ile sona ermişse TMK m. 652 hükmündeki koşulların gerçekleşmesi halinde aile konutu ve ev eşyasının sağ kalan eşe özgülenmesi mümkün olabilecekken TMK m. 240 hükmü, sadece edinilmiş mallara katılma rejiminin ölüm ile sona ermesinde aile konutu ve ev eşyasının sağ kalan eşe özgülenmesi imkânı tanımaktadır. TMK m. 240 hükmü, edinilmiş mallara katılma rejiminde hak sahibi olan eşin yalnızca alacak hakkına sahip olması kuralının istisnası olup ilgili hüküm edinilmiş mallara katılma rejiminin ancak ölümle sona ermesi halinde uygulanabilecek bir maddedir ve yasal mal rejiminin başka bir sebeple sona erdiği hallerde uygulanması hiçbir şekilde mümkün değildir.