Shoulder joint

80 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

İnsan omuz kuşağı ve üst ekstremite uzun kemiklerinde foramen nutricium morfolojisi ve topografisi

Kemiğin en belirgin beslenmesi arteria nutricia tarafından sağlanır. Kemik gelişiminin her safhasında önemli olan arteria nutricia, kemiğin dış yüzeyindeki en büyük foramen olan foramen nutricium ile kemiğe giriş yapar. Bu nedenle foramen nutricium hem morfolojik hem klinik açıdan önemlidir. Bu çalışmada toplam 414 yetişkin insan kuru kemiği incelendi. İncelenen scapula, clavicula, humerus, radius ve ulna'daki foramen nutricium'ların sayılarının ve yerlerinin belirlenmesi, topografisi ve morfolojisinin anlaşılması amaçlandı. Foramen nutricium'lar el merceği kullanılarak gözlemlendi. Büyüklükleri ve yönleri 21 gauge enjektör iğnesi ile belirlendi. Böylece majör foramen nutricium'lar saptandı. Foramen nutricium'ların konumları hem kemiklerin yüzeylerine göre hem de foraminal indeks hesaplanarak proksimal, orta, distal olarak ayrılan segmentlere göre belirlendi. Çalışmamızda örneklerin %71'inde tek bir foramen nutricium bulundu. Clavicula'da foramen nutricium'ların %94.2'si kemiğin orta 1/3 segmentte, humerus'taki foramen nutiricum'lar %89.3'ü orta 1/3 segmentte, radius'taki foramen nutricium'lar %51.3'ü orta 1/3 segmentte, ulna'daki foramen nutricium'lar %67.7'si orta 1/3 segmentte yerleşmişti. Çalışmamızın bulguları, literatürdeki birçok çalışmanın bulgularıyla paraleldir. Foramen nutricium'lar birçok patoloji ile ilişkilendirildiğinden çalışmamızdaki bulgular, bu bölgede yapılacak uygulamaların planlanması hususunda cerrahlara yardımcı olabilecektir. Ayrıca literatüre katkı sağlayarak birçok cerrahi prosedürler için önemi olmasından dolayı klinisyenlere kaynak olacağı düşünülmektedir.

AnatomiForamen nutriciumMorfoloji+3
Süreyya Toma
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tekrarlayan anterior omuz instabilitesinde uygulanan latarjet ameliyatında korakoid greftinin yerleşimi ve osteolizisinin fonksiyonel ve radyolojik sonuçlara etkisi

Çalışmanın amacı; Açık ve artroskopik Latarjet cerrahisi uygulanan hastalarda greftin glenoid kenarına mediolateral ve superioinferior yerleşiminin ve greft lizisin fonksiyonel sonuç etkisini değerlendirmek. Bezmiâlem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde 01.12.2009 ile 31.01.15 tarihleri arasında 15'i açık (grup A) ve 33'u artroskopik (grup B) Latarjet prosedürü uygulanan 48 hasta retrospektif olarak değerlendirildi. Hastaların klinik değerlendirmede her iki omuzun öne fleksiyon, dış rotasyon ve iç rotasyon hareket açıklığı ve her iki omuz dış rotasyon ve iç rotasyon kas gücü, Rowe, WOSİ ve VAS skorları kaydedildi. Preop ve Postop BT görüntüleri değerlendirilerek preop defekt büyüklüğü, greftin mediolateral ve superioinferior yerleşimi, vidanın yönelimi ve postop greft lizisi değerlendirildi. Hastaların ortalama yaşı 29,5 yıl (alt- üst) olarak bulundu. Ortalama takip süresi 30,5 ay (grup A 40,8 ay (12-62), grup B 25,9 ay (13-50)). Superioinferior greft yerleşimi için en-face görüntüde greftin konumu saat yöntemi ile ortalama greft yerleşimi 01:55:00 ile 04:49:00 arasında olduğu görülmüştür (grup A 02:05:00- 04:55:00, grup B 01:51:00 04:47:00). Greftin mediolateral yerleşiminde Grup A'de çok medial yerleşim görülmemişken grup B'de %6,1 çok medial yerleşim izlendi. Diğer yandan grup A'da %13,3lateral yerleşim varken grup B' de %9,1 olarak izlenmiştir. α açısı olarak ölçülen vidanın medial tilti grup B'de 19,2° ± 9,4 iken grup A'da 11° ± 8,3 olarak ölçüldü(p=0,004). Ortalama osteoliz oranı %30,2 iken Grup B %34,3 (±21,3) ve grup A %21,3 (±23,3) (p=0,087). Fonksiyonel değerlendirmede sağlam taraf ile internal rotasyon farkı grup B'de 14,4°, grup A'da 8,7° olarak bulunmuştur(p0,044). WOSİ skoru grup A 31,9, grup B 21,3 olarak bulunuldu (p=0,017). Komplikasyon oranları grup A: %12,12 iken grup B: %13,3 olarak değerlendirildi. Tüm hastalar ele alındığında lizis miktarı Gerber indeksi (rs=0,336-p=0,019) ve defekt yüzdesi ilişkili bulunuldu. Anterior omuz instabilitesi cerrahi tedavisinde hem açık hem artroskopik Latarjet cerrahisi sonrasında iyi fonksiyonel sonuçlar elde edilmektedir. Greftin mediolateral ve superioinferior konumlandırılmasının fonksiyonel sonuçlara etkisi gösterilememiştir. Greft lizis miktarı, fonksiyonel sonuçlar ve rekürrens gelişimi ile ilişkili bulunmasa da persistan apprehension pozitifliği ile ilişkili bulunmuştur.

OmuzOmuz ağrısıOmuz eklemi+1
Jotyar Alı
Bezmialem Vakıf University
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Adheziv kapsülitli hastalarda ağrının fonksiyonellik, kinezyofobi, uyku kalitesi ve yaşam kalitesine etkisi

Adheziv kapsülit tanısı almış ve omuz ağrısı şikayeti olan hastalarda ağrının fonksiyonellik, kinezyofobi, uyku kalitesi ve yaşam kalitesi arasındaki ilişkiyi araştırmak amacıyla 50 hasta çalışmaya alındı. Ağrı şiddetleri Vizüel Analog Skala (VAS), fonksiyonellikleri Kol, Omuz ve El Sorunları Anketi (DASH), kinezyofobileri Tampa Kinezyofobi Ölçeği (TKÖ), uyku kalitesi Pittsburg Uyku Kalitesi İndeksi (PUKİ) ve yaşam kalitesi Notthingham Sağlık Profili (NSP) ölçekleri ile değerlendirildi. Ağrı şiddeti ile TKÖ, DASH toplam skor, PUKİ'nin bazı alt başlık skorları ve NSP'nin bazı alt başlık skorları arasında anlamlı ilişki olduğu görüldü (p<0,05). DASH skoru ile PUKİ'nin bazı alt başlık skorları arasında anlamlı ilişk bulundu (p<0,05). Ayrıca DASH skoru ile yaşam kalitesinin NSP Uyku alt başlığı hariç tüm başlıkları ile anlamlı ilişki saptandı (p<0,05). Kinezyofobi skoru ile NSP Ağrı alt başlığı dışındaki tüm alt başlıklar ve PUKİ'nin bazı alt başlık skorları arasında anlamlı ilişki olduğu görüldü (p<0,05). Ayrıca, PUKİ ile NSP'nin bazı alt başlık skorları arasında anlamlı ilişki bulundu (p<0,05). Sonuç olarak, bu çalışma AK'li hastalarda sık görülen ağrı semptomunun fonksiyonellik, kinezyofobi, uyku kalitesi ve yaşam kalitesi üzerinde olumsuz bir etkiye sahip olduğunu gösterdi.

AğrıBursitHareket+5
Ceren Bilge
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Rotator manşet sendromlu hastalarda skapular stabilizasyon egzersizlerinin omuz fonksiyonları , kinezyofobi, yaşam kalitesi, omuz ile ilgili yeti yitimi ve günlük yaşam aktivitelerine etkisi

Bu çalışma, rotator manşet sendromlu hastalarda skapular stabilizasyon egzersizlerinin omuz fonksiyonları , kinezyofobi, yaşam kalitesi , omuz ile ilgili yeti yitimi ve günlük yaşam aktivitelerine etkisini araştırmak amacıyla yapıldı. Çalışmaya, Rotator Manşet Sendromu tanısı almış, 18-65 yaş arasında, en az 4 haftadır devam eden unilateral omuz ağrısı olan 30 gönüllü katılımcı; kapalı zarf yöntemiyle randomize edilerek 15'er kişiden oluşan eğitim ve kontrol grubu olarak ikiye ayrıldı. Kontrol grubuna ağrıyı azaltmaya yönelik elektoterapi uygulamaları ve glenohumeral ekleme yönelik germe ve güçlendirme egzersizleri, eğitim grubuna ise bu programa ek olarak skapular stabilizasyon egzersizleri verildi. Katılımcıların çalışma öncesinde ve 15 seans sonunda; Visual Analog Skala ile ağrı şiddetleri, manuel kas testi ile omuz kas kuvveti, gonyometre ile omuz normal eklem hareket açıklığı, el dinamometresi ile el kavrama kuvveti değerlendirildi. Ayrıca katılımcıların fonksiyonel düzeyleri Kol, Omuz El Sorunları Anketi'yle, hareket korkusu Tampa Kinezyofobi Ölçeği'yle, yaşam kalitesi Western Ontario Rotator Manşet İndeksi'yle ve günlük yaşam aktiviteleri Omuz Ağrı ve Disabilite Anketi'yle değerlendirildi.Verilerin istatistiksel analizi için SPSS V.20 programı kullanıldı. Tüm analizler için anlamlılık düzeyi p<0,05 kabul edildi. Çalışmamızın sonucunda her iki grupda da grup içi değerlendirmede ağrı, normal eklem hareket açıklığı, el kavrama kuvveti, omuz kas kuvveti, hareket etme korkusu, omuz fonksiyonları, yaşam kalitesi ve günlük yaşam aktivitelerinde istatistiksel olarak anlamlı iyileşme saptandı (p<0.05). Gruplar arası değerlendirmeye bakıldığında germe ve güçlendirme egzersizleriyle birlikte verilen skapular stabilizasyon egzersizlerinin (eğitim grubu) omuz fonksiyonlarının iyileştirilmesinde, omuz abduktör, ekstansör kas kuvvetini ve el kavrama kuvvetinin arttırılmasında daha etkili bir yöntem olduğu görülmüştür(p<0.05). Çalışmanın sonucunda rotator manşet sendromlu hastalarda klasik egzersiz programının ağrının azaltılmasında, normal eklem hareket açıklığının kazandırılmasında, yaşam kalitesinin arttırılmasında, hareket etme korkusunun azaltılmasında ve günlük yaşam aktivitelerinin kolaylaştırılmasında yeterli olduğu klasik egzersizlere ilave edilen skapular stabilizasyon egzersizlerinin ise omuz kas kuvvetini, el kavrama kuvvetini ve omuz fonksiyonlarını iyileştirmede daha etkili bir yöntem olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar sözcükler: Rotator manşet sendromu, skapular stabilizasyon egzersizleri, ağrı, omuz fonksiyonları, kinezyofobi, yaşam kalitesi

AğrıEgzersiz tedavisiFizik tedavi+6
İrem Can
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Subakromiyal sıkışma sendromunda iki farklı yöntemle yapılan skapular retraksiyon egzersizlerinin skapular diskinezi, ağrı, fonksiyon ve normal eklem hareketi üzerine etkisi

Subakromiyal sıkışma sendromu (SSS) en sık karışımıza çıkan omuz patolojilerindendir. Bu patoloji baş üstü pozisyonlarda kolun yukarı kaldırılması ile humerus ve korakoakromiyal ark arasında supraspinatus, infraspinatus, subakromiyal bursa ve biseps tendonunun sıkışması ile oluşan ağrılı bir durumdur. SSS'nda konservatif ve cerrahi tedavi yöntemleri bildirilmiştir. Konservatif tedavi; medikal tedavi (antiinflamatuar ilaçlar), fizik tedavi modaliteleri (şok dalga, ultrason, buz, TENS vs) ve egzersiz tedavisini içerirken, cerrahi tedavi; subakromiyal dekompresyon tedavisini içermektedir. SSS'nda çoğunlukla kullanılan konservatif tedavinin amacı subakromiyal enflamasyonu azaltmak, rotator kılıfın iyileşmesini sağlamak ve ağrılı durumda olan omuz eklemine yeniden fonksiyon kazandırmaktır. Bu hastaların egzersiz programında kuvvet ve fleksibilite egzersizleri temel egzersizler olarak kullanılmaktadır. Temel egzersizler ile ağrısız eklem hareket açıklığı, kuvvet ve enduransı artırmak ve günlük yaşam aktivitelerinde bağımsızlığı sağlamak hedeflenmektedir. Skapular retraksiyon egzersizleri de bu egzersizlerden biridir. Bu çalışma ile SSS'lu hastalarda iki farklı yöntemle yapılan skapular retraksiyon egzersizlerinin skapular diskinezi, ağrı, fonksiyon ve normal eklem hareketleri üzerine etkisini araştırmak amaçlanmıştır. Çalışmaya yaşları 33-60 yıl aralığında olan, 29'u kadın, 16'sı erkek SSS tanılı 45 hasta dahil edilmiştir. Hastalar randomize şekilde Kontrol Grubu (Rutin Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Programı), Skapular Retraksiyon Egzersizleri Grubu (SRE) ve Elastik Bantla Dirençli Skapular Retraksiyon Egzersizleri Grubu (EDSRE) olmak üzere üç gruba ayrıldı. Kontrol grubuna; sıcak uygulama, terapatik ultrason, TENS ve mobilizasyon (anterior-posterior-inferior glenohumeral mobilizasyon) uygulandı ve anterior-posterior-inferior kapsüler germe, kodman egzersizi ve duvarda propriosepsiyonu içeren temel egzersizler verildi. SRE grubuna Kontrol grubundaki tedavi programına ek olarak üç tane dirençsiz skapular retraksiyon egzersizi, EDSRE grubuna ise Kontrol grubundaki tedavi programına ek olarak elastik bantla yapılan üç tane dirençli skapular retraksiyon egzersizi verildi. Gruplara haftada 5 gün toplamda 15 seans fizyoterapi ve rehabilitasyon programı uygulandı. Tedavi öncesinde ve sonrasında hastaların skapular diskinezi, ağrı, fonksiyon ve normal eklem hareketleri değerlendirildi. Skapular diskinezi değerlendirmesinde Lateral Skapular Kayma Testi, ağrı şiddeti değerlendirmesinde Vizüel Analog Skala, fonksiyon değerlendirmesinde DASH anketi ve eklem hareket açıklığı değerlendirmesinde universal gonyometre kullanıldı. Verilerin analizinde SPSS 21.0 programı kullanıldı. Tüm analizler için anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak

AğrıEgzersiz tedavisiOmuz+4
Nimet Tüncel
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Omuz artroskopisi yapılan hastalarda preoperatif manyetik rezonans görüntülemede tespit edilen patolojik bulguların intraoperatif patolojik bulgularla korelasyonu

Omuz Artroskopisi Yapılan Hastalarda Preoperatif Manyetik Rezonans Görüntülemede Tespit Edilen Patolojik Bulguların İntraoperatif Patolojik Bulgularla Korelasyonu Amaç: Artroskopik omuz cerrahisi yapılan hastaların geriye dönük Manyetik Rezonans (MR) görüntüleme raporları ve artroskopik cerrahi işlemlere ait kayıt altına alınan ameliyat notları taranarak görüntüleme raporlarındaki bulguların ve ameliyatlarda saptadığımız bulguların ne derecede örtüştüğü araştırılacaktır. Elde edilen verilerden günümüz poliklinik şartlarında raporlanan MR görüntülerinin artroskopik omuz cerrahisine karar vermede etkinliğine dair bilgiler elde edilecektir. Materyal ve Metot: Omuz şikâyeti ile başvuran ve cerrahi tedavi uygulanan 90 hasta ile retrospektif olarak gerçekleştirildi. Çalışmaya alınan hastaların yaş, cinsiyet, patolojik omuz tarafı, akromiyon tipi, kemik patolojileri (humerus, distal klavikula, glenoid), eklem mesafeleri, kartilaj kaybı, ödem, osteofitik dejenerasyon, AC eklem patolojisi varlığı, rotator kas yırtıkları (supraspinatus, infraspinatus, teres minör ve subskapularis), biseps dejenerasyonu, SLAP lezyonu, rotator manşet tendon devamlılığı, bursit, sıvı koleksiyonu ve Vizüel analog skala (VAS) verileri incelendi. MR ve artroskopi sonrası sonuçlar kıyaslandı. Bulgular: Çalışmamızda hastaların yaş ortalaması 55,3±11,5 yıl olup, %52,2'si kadındı. Sağ eklem tutulum sıklığı %68,9 olarak saptandı. Humerus, distal klavikula ve glenoid patolojilerini göstermek açısından artroskopi ve MR arasında farklılık saptanmadı (p>0,05). En sık saptanan akromiyon tipi, Tip 1 olup, artroskopide Tip 3 görülme sıklığı anlamlı olarak yüksek saptanmış olup (p<0,05); yöntemler arasındaki uyum orta düzeydeydi. Eklem mesafesi, kartilaj kaybı, ödem ve osteofitik dejenerasyon açısından artroskopinin daha üstün olduğu (p<0,05) ve yöntemler arasında uyumun orta-yüksek olduğu saptandı. Yöntemler arasında AC eklem patolojisini göstermede fark olmadığı (p>0,05); yöntemler arasında uyumun önemsiz düzeyde olduğu saptandı. Supraspinatus yırtığı, infraspinatus yırtığı, SLAP ve rotator manşet tendon devamlılığının bozulduğu patolojilerde yöntemler arasında fark olmadığı (p>0,05); yöntemler arasında uyumun önemsiz düzeyde olduğu saptandı. Artroskopinin subskapularis yırtıklarında ve biseps dejenerasyonunu göstermede daha başarılı olsa da (p<0,05); uyumun düşük-orta düzeyde olduğu saptandı. Bursit ve sıvı koleksiyonunu göstermek açısından artroskopi ve MR arasında farklılık saptanmamış olup (p>0,05); yöntemler arasındaki uyum önemsiz düzeydeydi. Post operatif 60.günde hastaların VAS skorlarının anlamlı şekilde düştüğü saptandı. Sonuç: Omuz patolojilerine yol açan lezyonların tanısında, artroskopinin MR'den üstün olduğu saptandı. Özellikle subskapularis tendon rüptürlerinin MR'de diğer patolojilere göre daha az tanı aldığı saptandı. Bazı tanılarda MR'nin, artroskopi ile sonuçlarının yüksek uyumlu olsa bile hastanın bir bütün olarak değerlendirildiğinde yetersiz kaldığı sonucuna varılmıştır. Anahtar kelimeler: omuz, artroskopi, manyetik rezonans

ArtroskopiManyetik rezonans görüntülemeOmuz+2
Melikşah Bulut
Yozgat Bozok University
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Orta büyüklükteki rotator manşet kas yırtığı sonrası artroskopik omuz cerrahisi uygulanan bireylerde humeral baş depresör kas ko-aktivasyon eğitiminin fonksiyonel sonuçlar açısından etkisinin incelenmesi

Çeşitli klinik araştırmalarda humeral baş depresör kas ko-aktivasyon eğitiminin glenohumeral eklem disfonksiyonu üzerindeki etkisi incelenmiş olmasına karşın bu eğitim programının orta büyüklükteki rotator manşet (RM) kas yırtığı sonrası artroskopik RM onarımı (ARMO) uygulanan bireylerde etkisini araştıran herhangi bir çalışma bulunmamaktadır. Bu bağlamda çalışmamızın amacı orta büyüklükteki RM kas yırtığı sonrası ARMO uygulanan bireylerde humeral baş depresör kas ko-aktivasyon eğitiminin fonksiyonel sonuçlar açısından etkisinin incelenmesidir. Bu çalışmaya 27 birey dahil edildi. Randomizasyon öncesi bir katılımcı çalışmadan dışlandı. 26 katılımcı randomize şekilde tedavi grubu (n=13) ve kontrol grubu (n=13) olmak üzere 2 gruba ayrıldı. Her iki grubun da konservatif eğitimleri aynı araştırmacı tarafından uygulandı. Tedavi grubundaki bireylere, konservatif eğitimlere ek olarak teres major, latissimus dorsi ve pektoralis major kasları için humeral baş depresör kas ko-aktivasyon eğitimi senkronize şekilde uygulandı. Ko-aktivasyon eğitimi için nöromusküler temelli bir eğitim aracı olan EMG Biofeedback cihazı (Chattanooga Group Inc., Chattanooga, TN) kullanıldı. Glenohumeral egzersizler sırasında ilgili kasların ko-aktivasyonu istendi. Tedavi öncesi ve sonrası tüm bireyler, ağrı (Görsel Analog Skala), eklem hareket açıklığı (Universal Gonyometre) ve fonksiyonel skorlar (Kol, Omuz ve El Sorunları Anketi; Revize Oxford Omuz Skoru; Modifiye Constant-Murley Omuz Skoru; Western-Ontario Rotator Cuff İndeksi) açısından gruplara kör olarak değerlendirildiler. Takip sürecindeki bazı problemler nedeniyle 24 tam katılımcı analiz edildi. Tüm ölçümler açısından grup içi değerlendirmelerde her iki programın da etkili olduğu saptandı (p<.05). Zaman ve grup*zaman etkileşimleri açısından internal rotasyon eklem hareket açıklığı dışında tedavi grubundaki iyileşmenin kontrol grubuna kıyasla daha yüksek olduğu saptandı (p<.05). Çalışma sonuçlarına göre, humeral baş depresör kas ko-aktivasyon eğitimi, orta büyüklükteki RM kas yırtığı sonrası ARMO uygulanan bireylerin tedavisinde etkili bir seçenektir. Net abduksiyon torkunun azalması ve glenohumeral eklem temas kuvvetinin artması fonksiyonel skorları iyileştirmektedir.

BiofeedbackEgzersiz tedavisiElektromiyografi+6
Caner Karartı
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

İmplante edilebilir kardiyak elektronik cihaz bulunan hastalarda skapulotorasik disfonksiyonun değerlendirilmesi

Jeneratör kaynaklı omuz bozukluğu, implante-edilebilir kardiyak elektronik cihaz (İEKEC) implantasyonunun yaygın bir komplikasyonudur. Literatürde İEKEC implantasyonunun skapulotorasik eklem üzerine etkilerini inceleyen çalışma bulunmamaktadır. Bu çalışma, İEKEC implantasyonunun aynı taraf skapulotorasik eklem üzerindeki etkilerini araştırmayı amaçladı. Bu çalışmada, İEKEC implante edilen 30 hasta çalışma grubuna (ÇG) ve benzer demografik ve klinik özelliklere sahip 30 sağlıklı katılımcı ise kontrol grubuna (KG) kaydedildi. Omuz eklem hareket açıklığı, kavrama kuvveti, skapulotorasik diskinezi ve omuz işlevselliği dâhil olmak üzere detaylı omuz değerlendirilmesi yapıldı ve elde edilen veriler gruplar arasında karşılaştırıldı. Omuz fleksiyon (p = 0.016) ve abduksiyon (p = 0.001) hareket açıklığı ÇG'de KG'ye göre anlamlı şekilde düşük bulundu. Omuzun diğer yönlere hareket açıklıklarında gruplar arasında fark yoktu. Jamar hidrolik el dinamometresi ile değerlendirilen kavrama kuvveti ÇG'de KG'ye göre anlamlı şekilde azalmıştı (p = 0.36). Lateral skapular kayma testi ile değerlendirilen skapular diskinezide; nötral pozisyonda gruplar arasında fark yokken, 45 (p = 0.01) ve 90 (p = 0.038) derece abduksiyonda ÇG'de KG'ye kıyasla anlamlı düzeyde yüksek skapular diskinezi sıklığı tespit edildi. Benzer şekilde Kibler Tip 3 diskinezi sıklığı ÇG'de KG'ye kıyasla daha fazlaydı (p = 0.038), diğer Kibler diskinezi tiplerinde gruplar arasında fark yoktu. Amerikan Omuz ve Dirsek Cerrahları Omuz Skoru ile değerlendirilen omuz işlevselliğinde, ÇG'de omuz bozukluğu KG'ye göre anlamlı düzeyde fazlaydı (p = 0.014). Çalışmamız daha önce omuz eklemi üzerinde olumsuz etkileri tanımlanan İEKEC implantasyonunun benzer şekilde skapulotorasik eklem üzerinede olumsuz etkileri olduğunu göstermiştir. Ameliyat sonrası omuz bozukluğu gelişen hastaların tedavisine skapulotorasik bozuklukları giderecek yöntemlerin eklenmesinin fayda sağlayacağı düşünülmektedir.

Eklem hareket açıklığıEl kavrama kuvvetiKalp destek cihazları+5
Cansu Coşgun
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Farklı düzey simülatörlerle verilen eğitimin omuz distosisi yönetimine etkisi

Amaç: Araştırmanın amacı, eğitimde kullanılan farklı simülasyon eğitim modellerinin ebelik öğrencilerinin omuz distosisi yönetimine etkisini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Eğitim müdahale tipinde olan bu araştırmanın örneklemini, daha önceden omuz distosisi eğitimi almış ebelik 4. sınıf öğrencileri oluşturmuştur (n=70). Eğitim öncesi; öğrencilerden "Bilgilendirilmiş Gönüllü Olur Formu", sosyo-demografik bilgileri içeren "Tanıtım Formu", "Omuz Distosisi ve Yönetimi Bilgi Formu", "Omuz Distosisi Yönetimi Öz Değerlendirme Formu" verileri toplanmıştır. Öğrenciler düşük düzey simülatör (DDS) ve ileri düzey simülatör (İDS) üzerinde eğitim yapmak için iki gruba ayrılmıştır. Her bir eğitim altışar kişiden (maksimum yedişer kişi) oluşan gruplarla yapılmış ve sonrasında "Simülasyon Tasarım Ölçeği" ile "Öğrenmede Öğrenci Memnuniyeti ve Özgüven Ölçeği" doldurulmuştur. Öğrencilerin omuz distosisi yönetimi eğitimden altı hafta sonra hasta aktör modeli (hibrit simülatör) üzerinde bire bir uygulama yaptırılarak değerlendirilmiştir; uygulama sonrası "Omuz Distosisi ve Yönetimi Bilgi Formu" ve "Omuz Distosisi Yönetimi Öz Değerlendirme Formu" verileri (post test) toplanmıştır. Tek kör araştırmacı tarafından öğrencilerin video kayıtları izlenmiş ve "Omuz Distosisi ve Yönetimi Becerileri Algoritma Kontrol Listesi"ne işaretlenmiştir. Bulgular: Öğrencilerin yaş ortalaması 21,5±0,7 olup DDS ve İDS ile eğitim alan öğrencilerin sosyo-demografik özellikleri arasında fark bulunmamıştır. Grupların omuz distosisi yönetimi bireysel değerlendirmeleri, öğrenmede öğrenci memnuniyeti ve özgüven ölçeği puanları ve simülasyon tasarım ölçek puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır (p>0,05). Grupların kendi içinde ve gruplar arası omuz distosisi ve yönetimi bilgi puanları arasında anlamlı fark bulunmuştur (p˂0,05). Hibrit simülatör üzerinde değerlendirilen omuz distosisi yönetim becerilerinin gruplar arasında farklılığın olmadığı; fakat İDS üzerinde beceri eğitimi alan öğrencilerin omuz distosisi yönetim becerilerinin algoritmaya uygun yapma oranının daha yüksek olduğu bulunmuştur. Sonuçlar: Farklı eğitim modelleri ile yapılan eğitimlerin öğrencilerin omuz distosisi bilgilerini anlamlı derece arttırmıştır. DDS eğitimi ile yapılan eğitimin öğrencilerin bilgi düzeylerini daha fazla arttırdığı; İDS ile eğitim alan öğrencilerin ise hibrit simülatör üzerinde omuz distosisi yönetim becerilerini daha iyi kullandığı bulunmuştur. Anahtar Sözcükler: Simülasyon, Simülasyon Eğitimi, Omuz Distosisi, Hibrit Simülatör

Beceri eğitimiBenzetimBenzetim tekniği+5
Emine Öztürk
Manisa Celal Bayar University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Omuz tendon patolojilerinde farklı fizyoterapi programlarının etkinliğinin araştırılması

Çalışmanın amacı omuz tendon patolojilerinde farklı fizyoterapi programlarının etkinliğinin araştırılmasıdır. Çalışmaya omuz tendon patolojisine sahip (subakromiyal sıkışma sendromu, biceps tendiniti ve rotator kaf I. ve II. evre olan) 42 kişi tedaviye alındı. Hastalar kapalı zarf yöntemiyle rastgele 2 gruba ayrılarak farklı fizyoterapi protokolleri hazırlandı. Fonksiyonel grup (sadece egzersiz) ve konvansiyonel grup (egzersiz + ev egzersizi) olarak ayrılan hastalarının başlangıç ve 6. haftada değerlendirmeleri yapıldı. Ağrı için sayısal değerlendirme ölçeği (Numeric Rating Scala-NRS) dolduruldu. Eklem hareket açıklığı gonyometreyle, kas kuvveti el dinamometresiyle, dayanıklılık modifiye push up testiyle ve fonksiyonellik DASH, Constant-Murley skoru ve TFAST (Zamanlı Fonksiyonel Kol ve Omuz Testi) ile değerlendirildi. Çalışmamızın sonucunda fonksiyonel bir değerlendirme metodu olan TFAST ile ağrı, ROM, kas kuvveti, Constan-Murley skoru (CMS) ve kol omuz ve el sorunları anketi (DASH) arasında orta-yüksek korelasyon bulundu. (p≤0,05, r≤0,8). Sonuç olarak, omuz tendon patolojilerinde farklı fizyoterapi protokollerin kullanılmasının ağrı, eklem hareket açıklığı, kas kuvveti, dayanıklılık ve fonksiyonel bir değerlendirme yöntemi olan TFAST metodunda etkili olduğu ortaya konmuştur. Anahtar kelimeler: Omuz, Tendon Patolojileri, Fonksiyonellik, Değerlendirme

EgzersizFizik tedaviFizik tedavi yöntemleri+7
Eylül Pınar Kısa
Hasan Kalyoncu University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Kız adölesanlarda skapula stabilizasyon egzersizlerinin klavikula hareketliliğine etkisi

Elpeze G., Kız adölesanlarda skapula stabilizasyon egzersizlerinin klavikula hareketliliğine etkisi, Hasan Kalyoncu Üniversitesi, Sağlık Bilimler Enstitüsü, Fizyoterapi Ve Rehabilitasyon Programı Yüksek Lisans Tezi, Gaziantep, 2018. Çalışmamız sağlıklı bireylerde skapula stabilizasyon egzersizlerinin klavikula hareketliliğine etkisini araştırmak amacıyla planlandı. Çalışmaya 37 birey katıldı. Bireyler rastgele yöntemle 2 gruba ayrıldı. Her iki grupda haftada 3 gün olmak üzere 8 hafta boyunca yaz okulu kapsamında uygulanan fiziksel aktivite programına alındı. Çalışma grubuna fiziksel aktivite programına ek olarak skapula stabilizasyon egzersiz eğitimi, kontrol grubuna ise yalnızca fiziksel aktivite programı uygulandı. Tüm bireyler çalışma öncesi ve sonrası eklem hareket açıklığı (Gonyometrik Ölçüm), kas kuvvet testi (Manuel Kas Kuvvet Testi), omuz abduksiyon ve elevasyonu sırasında klavikulanın açısal değişiklikleri (Video Analiz Yöntemi) ve üst ekstremite fonksiyonel durumu (Quıck Dash Türkçe) bakımından değerlendirildiler. Hem çalışma grubunda hem de kontrol grubunda üst ekstremite fonksiyonel durumunda artış görüldü. Çalışma grubunda egzersiz eğitimi sonrasında omuz skapular düzlem elevasyonu sırasında özellikle non-dominant taraf klavikula elevasyonunda, omuz abduksiyonu sırasında ise dominant ve non-dominant tarafta klavikula elevasyonunda artış görüldü.Çalışma grubunda fiziksel aktivite programı ile skapular stabilizasyon egzersiz eğitimi sonrası dominant tarafta hem klavikular protraksiyon hem de retraksiyon hareket açıklığında artış gözlemlendi, non-dominant tarafta klavikular protraksiyon artış gösterdi (p<0.05). Omuz kinematiğinin daha iyi anlaşılması açısından sternoklavikular (SK) eklemde meydana gelen klavikula hareketlerinin akromioklavikular (AK) eklemde gerçekleşen skapula hareketleri ile glenohumeral (GH) eklem hareketlerinin birlikte analiz edilmesi daha faydalı olabilir. Anahtar kelimeler: adölesan, skapular stabilizasyon egzersiz, biyomekanik, omuz, klavikula, hareket analizi, kinematik.

BiyomekanikEgzersizErgenler+7
Gönül Elpeze
Hasan Kalyoncu University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Tekerlekli sandalye basketbol oyuncularında skapular stabilizasyon egzersizlerinin omuz fonksiyonları üzerine etkisi

Tekerlekli sandalye basketbol sporcularında skapular stabilizasyon egzersizlerinin omuz fonksiyonları üzerine olan etkisinin araştırılması amacı ile yapılan çalışmamıza, çalışma grubuna yaş ortalaması 28,3±9 yıl olan 15 sporcu ve kontrol grubuna yaş ortalaması 32,7±8,2 yıl olan 10 sporcu dahil edildi. Her iki grubun sporcuları; sekiz haftalık egzersiz eğitimi öncesinde ve sonrasında, omuz normal eklem hareket açıklıkları, omuz ağrı, skapular pozisyon, omuz eklemi internal ve eksternal rotatörleri esneklik değerlendirmeleri ile birlikte omuz fonksiyonları değerlendirildi. Çalışma grubundaki sporculara rutin antrenman programları ile birlikte sekiz hafta boyunca ve haftada iki gün fizyoterapist eşliğinde bir gün ise ev programı şeklinde skapular stabilizasyon egzersizleri uygulandı. Çalışma grubuna verilen skapular stabilizasyon egzersizleri dirençli egzersiz bandı ve top ile yapılan skapular stabilizasyon egzersizlerden (W egzersizi, bilateral omuz eksternal rotasyonu, kürek çekme, duvarda top kaydırma vb. gibi) oluşmaktadır. Araştırmamız sonucunda; sporcuların sezon içi antrenman programları ile birlikte verdiğimiz skapular stabilizasyon egzersizlerinin tekerlekli sandalye basketbol sporcularında omuz eklemi abdüksiyon yönündeki eklem hareket açıklığında ve omuz fonksiyonelliğinde artma gözlenirken(p<0,05), skapular pozisyon ölçüm değerlerinde azalma gözlemlendi (p<0,05). Sonuç olarak tekerlekli sandalye basketbol sporcularına uygulanan skapular stabilizasyon egzersizlerinin omuz fonksiyonelliğinde artış sağladığı için sporcuların rutin antrenman programlarına eklenmesinin sporculara yarar sağlayacağını düşünmekteyiz.

BasketbolBasketbolcularEgzersiz+6
Yusuf Pınar
Hasan Kalyoncu University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Omuz ağrılı hastalarda acromion morfolojisi ve subacromial mesafenin radyolojik bulgularla değerlendirilmesi

Rotator manşet kaslarının, acromion altındaki yüzey tarafından zedelenmesi sonucu omuz bölgesinde ağrılar oluşabilmektedir. Çalışmamızda 2019 yılında Özel Adana Yaşam Tıp Merkezi'ne ve 2020 yılında Sağlık Bilimleri Üniversitesi Gaziosmanpaşa Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne başvuran 120 erkek ve 120 kadın hastanın mevcut MR görüntülerine bakılmıştır. Acromion morfolojisinin ve subakromiyal mesafe ölçümlerinin yaş, cinsiyet, spor, tansiyon, şeker hastalığı, boy, kilo ve ağrı ile ilişkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmamızda Tip I acromion oranı %29,6, Tip 2 acromion oranı %64,2, Tip 3 acromion oranı %4,6 ve Tip 4 acromion oranı %1,7 olarak tespit edilmiştir. Acromion tiplerine göre subakromiyal mesafe değerleri bakımından istatistiksel olarak anlamlı farklılık olduğu saptanmıştır (p<0,001). Tip 3 acromion'lu hastaların subakromiyal mesafe değerlerinin Tip 1, Tip 2 ve Tip 4 acromion'lu hastaların değerlerinden daha düşük olduğu tespit edilmiştir. Yapılan birçok çalışmada subakromiyal mesafe için kritik değer 7 mm olarak belirlenmiştir. Subakromiyal mesafe değeri 7 mm üstü olan hastalarda erkek yüzdesinin subakromiyal mesafe değeri 7 mm altı olan hastalardan daha büyük olduğu saptanmıştır (p<0,001). Subakromiyal mesafe gruplarında acromion tipi yüzdelerinin istatistiksel olarak anlamlı olduğu tespit edilmiştir (p<0,001). Subakromiyal mesafe değeri 7 mm üstü olan hastalarda sigara kullanımı yüzdesinin subakromiyal mesafe değeri 7 mm altı olan hastalardan daha büyük olduğu sonucu elde edilmiştir (p=0,012). Çalışma sonucunda omuz ağrılı hastalarda subakromiyal mesafe değerinin ve acromion morfolojisinin önemli bir parametre olarak göz önünde bulundurulması gerektiği görüşündeyiz.

AğrıManyetik rezonans görüntülemeMorfoloji+5
Banu Bahtiyar
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Travmaya bağlı anterior omuz instabilitesi gelişen hastalarda tek anterior portalle bankart onarımı sonuçlarımız

Travmatik anterior omuz çıkığı sonrası glenoid labrumun ayrılması olarak tanımlanan bankart lezyonunun tedavisinde artroskopik tamir günümüzde standart tedavi modalitesi haline gelmiştir.İki veya gereğinde daha fazla anterior portal kullanılarak uygulanan artroskopik bankart tamiri için literatürde başarılı sonuçlar gösterilmiştir. Bu çalışmada travmatik omuz çıkığında artroskopik olarak anterior tek portal kullanarak bankart tamiri yaptığımız hastalarımızın sonuçları sunulmaktadır. Yöntem 2014-2018 yılları arasında travmatik tekrarlayan omuz çıkığı nedeniyle bankart lezyonu oluşanve aynı cerrah tarafından anterior tek portal kullanılarak artroskopik bankart tamiri yapılan 53 hasta(49 erkek,4 bayan) 54 omuz (bir hasta farklı zamanlarda iki omzuda opere edildi) çalışmaya dahil edildi. Eşlik eden kemik defekti, travmatik olmayan çıkığı olan hastalar çalışmayadahil edilmedi. Hastaların tamamı detaylı anammez,instabilite testleri,direkt grafi ve MR görüntüleme ile operasyonöncesi değerlendirildi. Genel anestezi altında lateral dekübit pozisyonunda;standart posterior portal açıldıktan sonra epidural iğneile glenoid anterior kenarına en geniş açı ile ulaşma imkanı sağlayan nokta tespit edilerek açılan tek anterior portal kullanılarak tamir uygulandı.Hastalara dört haftalık immobilizasyon sonrası rehabilitasyon programı başlandı. Hastalar preop ve postop son kontrollerinde Rowe ve Oxford skorlaması ile değerlendirildi. Bulgular Anterior tek portal ile artroskopik tedavi edilen 53 hastanın(49 erkek,4 bayan) ortalama yaşı 28,2(16-66) olup ortalama takip süresi 26(9-60) aydır.34 hastanın sağ 20 hastanın sol omuzunda lezyon saptandı.Hastalarda ilk çıkık ile cerrahi tedavi uygulanana kadar geçen süre ortalama 45,8 (1-288) ayidi.Başvuru esnasında ortalama çıkık sayısı 17,5(1-60) olup,ameliyatta kullanılan ankor sayısı ortalama3(1-5) adet idi. Ortalama cerrahi süre 44,6 (32-70) dakikadır.Postoperatif dönemde 3 hastada endişe testi pozitif olarak tespit edilmiş,bu hastaların takiplerinde tekrar çıkık saptanmamış ve ek bir tedavi uygulanmamıştır.Redüksiyon gerektiren çıkık hiçbir hastada saptanmamıştır. Hastaların preoperatif ortalama Rowe skorları 12(0-45) iken postoperatif son kontrolde ortalama93,1(70-100) olarak değerlendirildi.(p=0,001) Ameliyat öncesi Oxford skorları ortalama 18,5(0-29) iken postoperatif son kontrolde ortalama 45,7(35-49) olarak değerlendirildi.(p=0,001) Sonuç Travmatik omuz çıkığına bağlı gelişen bankart lezyonun tek anterior portal kullanılarak yapılan artroskopik tamirinin;güvenli, başarılı,daha az invaziv, sonuçları olan bir yöntem olarak kullanılabileceği kanaatindeyiz.

ArtroskopiCerrahiOmuz+4
Ramazan Parıldar
Gaziantep University
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Donuk omuz hastalığının ince motor kabiliyetler üzerindeki etkilerinin değerlendirilmesi

Amaç: Donuk omuz hastalığının ince motor becerileri üzerinde herhangi bir olumsuz etkisi olup olmadığını incelemek Gereç ve Yöntem: Mayıs 2018-Şubat 2019 tarihleri arasında İstanbul'da yürütülen çalışmamıza, 30 sağlıklı, 30 donuk omuz hastası olmak üzere toplamda 60 birey katılmıştır. Katılımcıların genel sağlık durumunu değerlendirmek için SF-36 anketi ve sosyo-demografik anket uygulanmıştır. Bireylerin ince motor kabiliyetleri ölçmek için Minnesota Manuel Dexterity testi ve Purdue Pegboard testi kullanılmıştır. Ayrıca katılımcıların kas kuvvetlerini ölçmek için manuel kas kuvvet testi uygulanmıştır. Bulgular: Çalışmamızda donuk omuzlu bireylerle sağlıklı bireylerin Purdue Pegboard ve Minnesota Manuel Dexterity Test sonuçları arasında p ≤ 0.05 e göre anlamlı farklılıklar bulunmuştur. Ayrıca katılımcılara uygulanan SF-36 testlerinde donuk omuz hastası bireylerle sağlıklı bireyler arasında fiziksel fonksiyon da dahil olmak üzere sekiz kategoriden yedisinde p ≤ 0.05 e göre anlamlı farklılıklar gözlemlenmiştir. Bu testlere ek olarak ince motor becerilerinin gerçekleşmesinde önemli etkileri olan ön kol, bilek ve parmak kaslarında yaptığımız kas kuvveti ölçüm testlerinde, ön kol kas kuvvet testlerinin tamamında anlamlı farklılıklar gözlemlenirken bilek, başparmak ve parmak kas kuvveti testlerinin az bir kısmında anlamlı farklılık gözlemlenmiştir. Sonuçlar: Aldığımız sonuçlara dayanarak donuk omuz hastalığının ince motor becerilerine p ≤ 0.05 e göre olumsuz yönde etkisinin olduğu söylenebilir Ayrıca donuk omuz hastalığı, ince motor becerilerini gerçekleştirmek için etkili olan supinasyon ve pronasyon hareketlerini olumsuz yönde etkilediği gözlemlenmiştir. Anahtar sözcükler: Donuk omuz, ince motor kabiliyeti, kavrama yeteneği

BursitEl kavrama kuvvetiEl kavrama kuvveti+7
Damla Yücesoy
Gaziantep University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Omuz MR artrografide glenoid labrum patolojilerine eşlik eden kartilaj defektlerini saptamada VIBE sekansının tanıya katkısının değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmamızda, konvansiyonel ve volümetrik manyetik rezonans artrografi (MRA) yöntemlerini bilgisayarlı tomografi artrografi (BTA) ile karşılaştırarak labrum patolojilerine eşlik eden glenoid kartilaj defektlerinin tanı ve evrelemesine olan katkılarını araştırmayı amaçladık. Materyal ve metod: Kasım 2021 – Mayıs 2022 tarihleri arasında anamnez, fizik muayene ve omuz konvansiyonel MRG bulguları ile labrum patolojisi düşünülen 79 hastaya MRA ve BTA yapıldı. BTA görüntüleri kas-iskelet radyolojisi alanında deneyimli radyolog tarafından, konvansiyonel ve T1 volümetrik MRA, iki ayrı radyolog tarafından birbirinden bağımsız olarak değerlendirilerek glenoid kartilaj defekti olup olmadığı ve var ise defektin evresi ile lokalizasyonu belirlendi. Dokuz ayrı bölgeye ayrılan glenoid kartilajda defektler evresine göre 3 gruba ayrıldı. Kartilaj defekti %50'den az (evre 1), %50'den fazla ancak kemik etkilenimi yok (evre 2) ve tam kat kartilaj defekti ile birlikte kemik etkilenimi var (evre 3) olarak kategorize edildi. Konvansiyonel ve T1 volümetrik MRA için ayrı ayrı sensitivite, spesifite, pozitif prediktif değer, negatif prediktif değer ve tanısal doğruluk oranları hesaplandı. Gözlemciler arası uyum istatistiki olarak değerlendirildi. Bulgular: Çalışmaya 58'i erkek, 21'i kadın toplam 79 olgudan elde edilen konvansiyonel ve T1 volümetrik MRA incelemeleri dahil edildi. MRA yapılan tüm hastalar aynı zamanda BTA görüntülerine de sahipti. BTA artrografi referans standart olarak kullanıldı. Glenoid labrum patolojisi bulunan 79 olguya ait BTA'nın, 48'inde (%60,75) kartilaj defekti saptandı. Konvansiyonel MRA'nın iki gözlemci için sensitivite, spesifite ve tanısal doğruluk oranları sırasıyla, %17-%19, %100-%100, %49-%51, T1 volümetrik MRA'nın sırasıyla sensitivite, spesifite ve tanısal doğruluk oranı %58-%65, %90-%97, %71-%77 olarak bulundu. Gözlemciler arası uyum hem konvansiyonel MRA hem de volümetrik MRA'da tanı ve lokalizasyon için mükemmel düzeydeydi. Sonuç: T1 Volümetrik MRA'nın glenoid labrum patolojisine eşlik eden kartilaj defektlerinde yüksek hassasiyet, özgüllük ve mükemmel gözlemciler arası uyum ile doğru bir şekilde tanı koyduğunu gösterdik. Anahtar Kelimeler: Artrografi, Bilgisayarlı Tomografi, Glenoid Labrum, Kartilaj Defekti, Manyetik Rezonans Artrografi, Omuz, VIBE

ArtrografiGlenoid labrumKıkırdak+5
Ayşe Gökçe
Düzce University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Adeziv kapsülit olgularında inferior glenohumeral kapsüloligamentöz kompleks tutulumunun shear wave elastografi ile değerlendirilmesi: Mrg korelasyonlu çalışma

Amaç: Adeziv kapsülit klinik ön tanısı bulunan ve MR (manyetik rezonans) görüntülemede inferior glenohumeral kapsüloligamentöz kompleks (IGHKK) etkilenimi ortaya konulan olgularda sonoelastografinin tanıya katkısının değerlendirilmesi Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza Ocak 2022-Ekim 2022 tarihleri arasında Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde; başta fiziksel tıp ve rehabilitasyon ile ortopedi ve travmatoloji olmak üzere klinik branş hekimleri tarafından yapılan değerlendirmede adeziv kapsülit tanısı konulan ve kas-iskelet konusunda deneyimli iki uzman radyolog tarafından yapılan değerlendirme sonucu MR görüntülemede inferior glenohumeral kapsüloligamentöz kompleks tutulumunun radyolojik kanıtı bulunan 13'ü erkek 17'si kadın toplam 30 hasta ile, klinik değerlendirme ve MR görüntüleme sonucunda adeziv kapsülit düşünülmeyen 16'sı erkek 18'i kadın 34 kişilik kontrol grubu dahil edildi. MR görüntülemeler 3 Tesla MR cihazı ile yapıldı. Sonoelastografik işlem Siemens Acuson-S2000 ultrason cihazına ait 9L4 (4-9 MHz) frekanslı lineer prob ile Virtual Touch Quantification (VTQ/ARFI) yöntemi kullanılarak yapıldı. İnferior glenohumeral kapsüloligamentöz komplekse shear wave elastografi yöntemi uygulanarak ortalama SWV (shear wave elastografi) değerleri elde edildi. İstatistiksel olarak kategorik veriler arasında karşılaştırmalar ve tamamlayıcı istatistik analizleri yapıldı. Bulgular: Hasta ve kontrol grubunun inferior kapsüloligamentöz kompleksinin özellikle ön bandı olmak üzere sonoelastorafi ile sertlik derecesi m/sn cinsinden elde edildi. Yaşa ve cinsiyete göre gruplar arasında anlamlı fark saptanmadı (p=0.279). Hasta olgularda SWV değerlerinin kontrol grubuna göre anlamlı derecede yüksek olduğu görüldü (p<0.001). Hasta ve kontrol gruplarındaki cinsiyete göre hız değerlerinin değişiminin farklı şekillerde ortaya çıktığı gözlendi. Hasta grubunda erkeklerdeki hız değeri daha yüksekken, kontrol grubunda ise kadınlardaki hız değerinin daha yüksek olduğu görüldü (p=0.007). Sonuç: Çalışmamızın sonucunda adeziv kapsülit olgularının inferior glenohumeral kapsüloligamentöz kompleksinde sonoelastografi ile kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı derecede sertleşme olduğu tespit edilmiştir. Böylece çalışmamız, sonoelastografinin adeziv kapsülit olguların inferior glenohumeral kapsüloligamentöz kompleks tutulumunun değerlendirilmesinde MR görüntülemeye yardımcı, pratik ve güvenilir bir görüntüleme yöntemi olduğunu ortaya koymaktadır. Bu konuda daha ileri çalışmaların yapılmasına ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Adeziv kapsülit, elastografi, inferior glenohumeral kapsüloligamentöz kompleks, omuz, shear wave

AdezyonlarBursitElastografi+3
Hakan Hüseyin Soylu
Düzce University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İlk çıkık ile tekrarlayan omuz çıkıklarında artroskopik bankart tamirinin karşılaştırmalı klinik ve fonksiyonel sonuçları

Amaç: Çalışmamızın amacı anterior glenohumeral insitabilitesi nedeniyle ilk kez omuz çıkığı geçiren hastalar ile tekrarlayan omuz çıkığı geçiren hastalarda uyguladığımız artroskopik bankart tamirinin klinik ve fonksiyonel sonuçlarının karşılaştırmasıyla literatüre kaynak sağlamaktır. Gereç ve Yöntem: Kasım 2016-Aralık 2021 tarihleri arasında Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji kliniğine başvuran 18-55 yaşları arasında izole anterior omuz instabilitesi nedeniyle artroskopik bankart tamiri uygulanmış hastalar çalışmaya dahil edildi. Toplam 42 hastadan oluşan çalışmamızda hastalar ilk kez çıkık geçirenler ve tekrarlayan çıkık geçirenler olmak üzere 2 gruba ayrılmıştır. İlk çıkık gelişenler (Grup 1) 20 hastadan, tekrarlayan çıkık gelişenler (Grup 2) 22 hastadan oluşmaktadır. Hastalar klinik ve fonksiyonel açıdan retrospektif olarak değerlendirildi. Hastaların cerrahi detayları kaydedildi. Hastalar 6 ay süresince rehabilitasyon programına alındı. Postop 3, 6 ve 12. ay muayenelerinde subjektif ağrı durumu, spor aktivitesine ve işe dönüş süreleri kaydedildi. Fizik muayenede, hareket açıklığı ve apprehension testi uygulandı. Nüks oranı kaydedildi. Hastaların klinik ve fonksiyonel skorları; preop, postop 3, 6 ve 12. ay olarak VAS, Q-DASH, ASES ve ISIS ile değerlendirildi. Bulgular: Grup 1 de ASES ve Q-DASH ortalamaları sırasıyla preop (39,60±18,97), (48,20±21,85) 3. ayda (68,85±23,73), (22,25±23,75) 6. ayda (76,50±23,51), (12,65±19,51), 12. ayda (82,05±20,09), (7,75±15,99)'dur. Grup 2 de ASES ve Q-DASH ortalamaları sırasıyla preop (51,73±16,24), (35,05±20,5) 3. ayda (64,36±17,51),(28,73±23,29) 6. ayda (83,55±15,32), (11,95±18,38), 12. ayda (89,27±18,07), (6,32±8,96)'dur. Tekrarlayan grup ile ilk dislokasyon arasındaki sonuçlar değerlendirildiğinde tekrarlayan grupta ameliyat öncesi ASES değerleri daha yüksek bulunmuştur, ameliyat öncesi Q-DASH ve VAS değerleri arasında anlamlı fark bulunamamıştır. 3, 6 ve 12. aydaki VAS, Q-DASH ve ASES değerleri arasında fark bulunamamıştır. Sonuçlar: Anterior omuz instabilitesi geçiren hastalarda, uygun endikasyonda çıkık sayısından bağımsız olarak artroskopik bankart tamiri ile başarılı sonuçlar alınmaktadır. ANAHTAR KELİMELER, Omuz çıkığı, bankart, ilk çıkık, tekrarlayan, artroskopik tamir

ArtroskopiFonksiyonel yetkinlikNüks+3
İlyas Kaban
Düzce University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Subakromial sıkışma sendromu tedavisinde PRP enjeksiyonu, kortikosteroid enjeksiyonu ve fizik tedavinin etkinliğinin karşılaştırılması

ÖZET Çalışmamızın amacı subakromiyal sıkışma sendromu (SSS) tanılı hastaların tedavisinde PRP enjeksiyonu, kortikosteroid enjeksiyonu ve fizik tedavinin ağrı, omuz fonksiyonları ve yaşam kalitesine etkinliğini incelemek ve bu etkinlikleri birbirleriyle karşılaştırmaktır. Çalışmaya SSS evre 2 tanısı konan 90 hasta alındı. Hastalar randomize edilerek üç gruba ayrıldı. Birinci grubta etkilenen omuzun subakromial aralığına PRP enjeksiyonu, ikinci grupta subakromial aralığa kortikosteroid enjeksiyonu, üçüncü gruba haftada 5 kez 10 seans fizik tedavi (TENS+ultrason+sıcak paket) uygulandı. Tüm gruplara toplam 8 haftalık eklem hareket açıklığı, sarkaç (codman), germe ve izotonik güçlendirme egzersizleri uygulandı. Hastaların istirahat ve hareketle oluşan omuz ağrısı visüel analog skala (VAS) ile, fonksiyonel durum değerlendirmek için; Omuz Özürlülük Sorgulaması (OÖS), Quick Disabilities of the Arm, Shoulder and Hand Score (Kısa DASH), The University of California and Los Angeles Rating Score (UCLA) testleri kullanıldı. Genel yaşam kalitesi, jenerik bir ölçek olan Short form 36 (SF-36) ile yapıldı. Çalışmamızın sonunda üç gruptaki hastaların hepsinde tedavi öncesine göre tüm skorlarda iyileşme sağlandı. Grupların kendi aralarındaki karşılaştırmalarında 8. hafta Kısa DASH, UCLA, hareket VAS, SF-36 ağrı alt grup skorunda PRP enjeksiyon tedavisi kortikosteroid enjeksiyonu ve fizik tedaviye göre daha üstündü. Sonuç olarak subakromiyal PRP enjeksiyonu, subakromiyal steroid enjeksiyonu ve fizik tedavi modalitelerinin her üçünün de SSS tedavisinde etkili olduğu ve tedavi sonrası iyilik halinin 3. ve 8. hafta da devam ettiği görüldü. Buna karşılık ucuz, noninvaziv, yan etkisi olmayan fizik tedavi ve egzersizin SSS tedavisinde öncelikli tercih edilebilmesi gerektiğini düşünüyoruz. ANAHTAR KELİMELER, Subakromial sıkışma sendromu, plateletten zengin plazma enjeksiyonu, kortikosteroid enjeksiyonu, fizik tedavi, egzersiz

Adrenal korteks hormonlarıEgzersiz tedavisiEnjeksiyonlar+6
Tuğçe Pasin
Düzce University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Omuz SLAP II lezyonlarında muayene görüntüleme ve artrokopi bulgularının korelasyonu

Labrumun anatomik varyasyonları, eşlik eden diğer omuz patolojileri nedeni ile SLAP (Superior Labrum Anterior Posterior) lezyonlarının klinik olarak tanı koymak zordur. SLAP II superior labral lezyonlar arasında %21-70 görülme sıklılığı ile klinikte en çok görülen tiptir. 56,58 SLAP II lezyonlarına klinik olarak tanı koyabilmek için bazı spesifik testler tarif edilmiştir ve yüksek duyarlılığa sahip O?Brien testi (aktif kompresyon testi) bunlardan biridir. Ayrıca, günümüzde yaygınlaşan MRG (Manyetik Rezonans Görüntüleme) kullanımı SLAP II lezyonlarının tanısını kolaylaştırmaktadır. MRG patolojinin saptanmasında ve tedavinin planlanmasında yardımcı olduğu kadar eşlik eden patolojiler ile ilgili de bilgi veren bir yöntemdir. Bu tez çalışmasındaki amacımız mevcut arşivimizdeki MRG görüntülerini tarayarak bunları artroskopik görüntülerde saptanan patolojiler ve klinik muayene sonuçlarımız ile karşılaştırmaktır. MRG ve artroskopik dijital kayıtları bulunan 334 hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Tüm hastalar tek cerrah tarafından ameliyat edilerek artroskopi görüntüleri arşivlenmiştir. Artroskopik olarak SLAP II tanısı konularak tamir uygulanan 134 hastadan çalışma grubu oluştrulmuş, diğer patolojiler nedeni ile artroskopi uygulanan 200 hasta kontrol grubuna dahil edilmiştir. Hastaların ameliyat öncesi klinik muayenede O?Brien testi; MRG? de koronal oblik kesitlerde biseps ankoru altında sıvı varlığı, glenoid labrumda sinyal artışı, biseps tutunma yerinde ayrılma ve glenoid labrumun superior kısmında yarıklanma bulgusu artroskopik olarak SLAP II pozitif ve negatifliğine göre gruplandırıldı. Ayrıca her grup için hastaların yaş, cinsiyet ve opere olan tarafları da belirlenmiştir. Tüm hastalar incelendiğinde O?Brien testinin duyarlılığı %45 özgüllüğü %75 olarak hesaplandı. Pozitif prediktif değer %83, negatif prediktif değer ise %28 olarak bulundu. Hastaların O?Brien test sonuçları ile artroskopik görünümleri karşılaştırıldığında O?Brien test pozitifliği ile artroskopik olarak SLAP II lezyonu tanısında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p=0,001) Tüm hastalar incelendiğinde MRG incelemesinde biseps tendonu yapışma yeri altında sıvı ve/veya süperior labrumda yarıklanma oluşumu duyarlılığı %80 özgüllüğü %70 olarak hesaplandı. Tüm hastaların MR bulguları ve artroskopik görünümleri karşılaştırıldığında artroskopik olarak SLAP II tanısı alan hasta grubunda MRG?de saptanan biseps yapışma yerinin altında sıvı bulunması ve/veya glenoid labrumda yarıklanma görülmesi istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p=0,001) Artroskopik olarak SLAP II tanısı konulan 134 hastadan 89 hastada (%66,4) hem klinik olarak O?Brien testi pozitifliği hem de MRG?de biseps tendonu yapışma yeri altında sıvı ve süperior labrumda yarıklanma oluşumu izlenmiştir. Sonuç olarak; çalışmaya katılan ve artrokopik olarak SLAP II tanısı alarak tedavi edilen 134 hastadan 89?unda (%66,4), hem klinik olarak O?Brien testi pozitifliği ve MRG?de biseps tendonu yapışma yeri altında sıvı ve süperior labrumda yarıklanma oluşumu izlenmiştir. Yaptığımız bu çalışma sonucunda elde edilen bu bilgiler ışığında SLAP II lezyonlarının klinik tanısında MRG?de biseps yapışma yerinin altında sıvı görülmesinin aktif kompresyon testinin beraber poziftiliğinin istatistiksel olarak anlamlı olacak şekilde önemli klinik tanı yöntemleri olduğu ortaya konulmuştur. Anahtar kelimeler: Superior labrum anteroposterior, omuz artrokopisi Magnetik rezonans görüntüleme, aktif kompresyon (O?Brien) testi

ArtroskopiManyetik rezonans görüntülemeOmuz+3
Ahmet Tolga Kütük
Gazi University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Donuk omuzlu hastalarda kinezyofobinin anksiyete, üst ekstremite dizabilitesi ve yaşam kalitesi ile ilişkisinin değerlendirilmesi

Donuk omuz (DO), glenohumeral eklem hareketlerinin her yönde aktif ve pasif olarak kısıtlandığı ağrılı bir omuz hastalığıdır. Tedavi edimediği takdirde çeşitli psikolojik hastalıklar ve özürlülüğe neden olabilir. Kinezyofobi; ağrılı veya tekrarlı yaralanma nedeniyle aşırı hassasiyet ve rahatsız edici histen kaynaklanan, fiziksel aktiviteye karşı gelişen korku olarak tanımlanır. Bu çalışmada DO tanılı hastalarda kinezyofobinin üst ekstremite dizabilitesi, anksiyete ve yaşam kalitesi ile ilişkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı polikliniğine Eylül 2020 – Mart 2021 tarihleri arasında başvuran; Klinik değerlendirme ve radyolojik tetkikler sonucunda 18-75 yaş arasında ve çalışmaya katılmayı kabul eden; DO tanısı almış, çalışmaya dahil edilme ve dışlama kriterlerine uygun 48 olgu hasta grubunda; omuz hastalığı bulunmayan çalışmaya dahil edilme ve dışlama kriterlerine uygun, 18-75 yaş arasında sağlıklı 40 olgu kontrol grubunda olmak üzere, toplam 88 olgu çalışmaya dahil edildi. Hastalarda ve kontrol grubunda kinezyofobiyi değerlendirmek için TAMPA ölçeği kullanıldı. Hasta grubunda anksiyeteyi değerlendirmek için Beck Anksiyete ölçeği; üst ekstremite dizabilitesini değerlendirmek için The Disabilities of The Arm, Shoulder and Hand (DASH)ölçeği; yaşam kalitesini değerlendirmek için de Short Form (SF)-36 kullanıldı. Hasta grubu ve kontrol grubu karşılaştırıldığında TAMPA ölçeği hasta grubunda anlamlı olarak saptandı. Korelasyon analizine göre hasta grubunda TAMPA ölçeği; Beck-Anksiyete ve DASH ölçekleriyle pozitif korelasyon gösterirken, SF36-Fiziksel fonksiyon, emosyonel rol güçlüğü ve sosyal işlevsellik ile negatif korelasyon saptandı. DO'lu hastalarda kinezyofobi, artmış anksiyete ve üst ekstremite dizabilitesinin yanında düşük yaşam kalitesiyle de ilişkili görülmektedir. Hareket kısıtlılığının uzaması ve iyileşmenin gecikmesinin nedenleri arasında yapısal bozukluklarla birlikte psikolojik faktörlerin de göz önünde bulunduruması gerekmektedir. Bu nedenle DO'lu hastalar tedavi amaçlı değerlendirildiğinde medikal ve fizik tedavi yanında psikolojik destek tedavilerinin de hastalara uygulanması faydalı olabilir.

AnksiyeteEngellilikHareket korkusu+4
Öznur Uysal Batmaz
Fırat University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İki farklı ankor kılavuzu kullanılarak artroskopik bankart tamiri yapılan hastaların klinik sonuçlarının karşılaştırılması

Bankart lezyonunun, günümüzde en popüler tedavi şekli artroskopik tamirdir. Kliniğimizde artroskopik bankart tamir cerrahisinde, ankorun yerleştirilmesi sırasında iki farklı kılavuz kullanılmaktadır. Çalışmamızın amacı; artroskopik bankart tamiri yapılan hastalarda kullandığımız açılı ve düz ankor kılavuzların klinik sonuçlara etkisini karşılaştırmaktır. Ocak 2013 ile Ocak 2020 tarihleri arasında artroskopik bankart tamiri yapılan ve en az bir yıl takibi olan, verilerine ulaşabildiğimiz ve dahil edilme kriterlerine uygun olan 43 hasta çalışmaya alındı. Hastane kayıt sistemi ve arşiv dosyalarından hastalara ulaşıldı. Tüm hastaların, ameliyat öncesi ve ameliyat sonrası son kontrollerinde muayene bulguları değerlendirildi. Açılı kılavuz kullanılan hastalar ile düz kılavuz kullanılan hastaların; ameliyat süreleri, ameliyat sonrası redislokasyon oranları, ameliyat öncesi ve sonrası Rowe ile Constant skorları karşılaştırıldı. Yirmi üç hastada açılı ankor kılavuzu, 20 hastada düz ankor kılavuzu kullanıldı. Düz kılavuz ile açılı kılavuz arasında cerrahi süre açısından anlamlı bir farklılık görülmedi (p=0,212). Açılı kılavuz kullanılan 1 (%4,3) hastada, düz kılavuz kullanılan 1 (%5) hastada ameliyat sonrası dönemde redislokasyon görüldü. Ameliyat sonrası, yeniden çıkık açısından iki grup arasında anlamlı farklılık görülmedi (p=0,919). Grupların, ameliyat sonrası Rowe ve Constant skorları karşılaştırıldı. Gruplar arasında ameliyat sonrası Rowe (p= 0,718) ve Constant skorları (p= 0, 188) açısından anlamlı farklılık görülmedi. Ameliyat sonrası fonskiyonel sonuçlar ve redislokayon oranları açısından iki kılavuzun sonuçları benzer ve başarılı bulundu. Anteroinferior bölgeye daha iyi açı ile ankor gönderilebilmesi, karşı korteks perforasyonu ile eklem kıkırdak hasarı riskini azaltması açılı kılavuzun avantajlarıdır. Daha fazla çalışma yapılmasının ve daha çok vaka serilerinin paylaşılmasının, uygun kılavuz ve materyal konusunda daha iyi bilgi vereceği ve artroskopik bankart tamirinde nüks ve komplikasyon oranlarının azalmasına katkı sağlayacağı kanaatindeyiz. Anahtar Kelimeler: Bankart lezyonu, artroskopik tamir, açılı kılavuz, düz kılavuz, ankor.

ArtroskopiOmuzOmuz eklemi+3
Musab Solgun
Fırat University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Rotator manşet yırtığı olan hastalarda biseps tenotomisin klinik sonuçlara etkisi

Rotator manşet yırtıkları omuz ağrısı ve hareket kısıtlılığının en sık sebeplerinden biridir. Bu yırtıkları tamir etmek için bazı yöntemler tanımlanmıştır. İlk tarif edilen ameliyatların hepsi açık cerrahi yöntemler ile yapılmaktaydı, ancak teknolojinin ve cerrahi tekniklerin gelişmesiyle birlikte günümüzde bu ameliyatlar tamamen kapalı bir yöntem olan artroskopik teknikle yapılabilmektedir. Bu çalışmanın amacı, artroskopik rotator manşet tamiri yapılan hastalarda biceps tenotomisinin fonksiyonel ve radyolojik sonuçlar üzerine olan etkisini araştırmaktır. Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalında Mart 2013 ile Temmuz 2017 tarihleri arasında rotator manşet yırtığı olan hastalarda, yırtık tamirine ek olarak artroskopik biseps tenotomisi uygulanan ve uygulanmayan hastalar geriye dönük olarak yapılan dosya incelemesi sonucu belirlendi. Seçmiş olduğumuz kriterlere uyan ve ulaşabildiğimiz hastalar klinik ve radyolojik değerlendirilme için kontrole çağrıldı. Kontrole gelen hastalar klinik (Modifiye Constant-Murley skorlaması), fonksiyonel (Bilimsel araştırma projesi oluşturarak geliştirdiğimiz izokinetik dinamometre cihazı yardımıyla bilateral dirsek fleksiyon gücü ve bilateral ön kol supinasyon gücü ölçümü), radyolojik (tenotomi uygulanan omuzlarda USG ile biseps uzun başının olukta olup olmaması), kozmetik açıdan (Temel Reis bulgusunun varlığı) değerlendirildi. Son kontrolleri yapılabilen toplam 66 hasta ile çalışma tamamlandı. 40 hastaya tenotomi yapılmışken 26 hastaya tenotomi yapılmamıştı. Hastaların 25'i erkek, 41'i kadındı. Tenotomi yapılan hastalarda ortalama yaş 58,17±7,95 ve takip süresi 28,7 ay, tenotomi yapılmayan hastalarda ise ortalama yaş 60,61±4,66 ve takip süresi 35,28 aydı. Yaş ve takip süresine göre yapılan karşılaştırmada 2 grup arasında anlamlı fark görülmedi (p>0,05). Klinik olarak Modifiye Constant-Murley skorlamasına göre iki grup arasında anlamlı fark görülmedi (p>0,05). Fonksiyonel açıdan ön kolun fleksiyon ve supinasyon kuvvetlerinde iki grup arasında anlamlı fark görülmedi (p>0,05). Ancak her hastanın ameliyat olan tarafla olmayan taraf arasındaki kas kuvvetinde anlamlı fark görüldü (p<0,05). Tenotomi yapılan gurupta görülmesi beklenen bulgulardan biri olan Temel Reis bulgusu 3 hastada (%7,5) görüldü. Bu hastaların diğer hastalara göre daha zayıf oldukları ve ciltaltı yağ dokularının daha ince olduğu görüldü. Ancak bu hastalarda kramp ağrıları olmadığından ve "Temel Reis" bulgusu hafif derecede görüldüğünden hastalar bunu fark etmiyorlardı ve hasta memnuniyeti yüksekti. Bu hastalarda kramp ağrılarına ve biseps oluğunda hassasiyete rastlanmadı. Radyolojik olarak USG ile biseps uzun başının biseps oluğundaki lokalizasyonu değerlendirildi. Biseps uzun başı biseps oluğunda görülmeyen hastalarda bile "Temel Reis" bulgusunun nadiren geliştiği gözlendi. Bu çalışmanın sonucuna göre her iki grupta başarlı sonuçlar elde edildi. Hasta memnuniyetiyle beraber birçok parametreyi değerlendirdiğimiz Modifiye Constant Murley klinik skorlamasında her iki grupta da memnuniyet yüksekti. Anlamlı bir fark oluşturacak kadar olmasa da tenotomi yapılan gruptaki memnuniyet skoru (%89,83) tenotomi yapılmayan gruba göre (%86,19) daha yüksekti. Günlük fonksiyonel aktivite için biseps tenotomisi uygulamasının olumsuz bir etki oluşturmadığı gözlendi. Anahtar Kelimeler: Rotator manşet, artroskopik tamir, biseps, tenotomi

ArtroskopiOmuzOmuz eklemi+2
Gökhan Önce
Fırat University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Artroskopik omuz cerrahisinde lateral dekübit ve şezlong pozisyonunun hava yolu basıncı üzerine etkilerinin karşılaştırılması

Çalışma artroskopik omuz cerrahisi yapılacak, ASA I-II grubu, 18-65 yaş arası, genel anestezi altında toplam 50 hastada iki grubun karşılaştırılması şeklinde prospektif olarak yapıldı. Çalışmaya dahil edilen hastalara cerrahın tercihine göre pozisyon verilip; lateral dekübit pozisyon verilen hasta grup L, şezlong pozisyon verilen hasta grup B olarak iki gruba ayrıldı. Her iki gruba da 1 µg/kg fentanil, 1 mg/kg lidokain, 2-3 mg/kg propofol ile anestezi indüksiyonu uygulandıktan sonra nöromusküler blokaj için 0,6 mg/kg roküronyum uygulandı. Anestezi idamesi, tüm hastalardan %50 oksijen, %50 azot protoksit, %2-3 sevofluran gaz karışımı ile sağlandı. Tüm hastaların; kalp atım hızı, oksijen satürasyonu, ortalama arter basıncı, BİS değerleri, EtCO2, iPEEP, PAW, PVI, PI, vücut ısısı değerleri indüksiyon öncesi, entübasyon sonrası, 5.dk, 15.dk, 30.dk, 45.dk, 60.dk, 75.dk, 90.dk, 105.dk, 120.dk, 135.dk'larda ve ekstübasyon sonrası kaydedildi. Hastaların preoperatif ve postoperatif boyun, omuz ve göğüs çevresi ölçümleri kaydedildi. Ekstübasyon sonrası ve postoperatif derlenme ünitesinde Modifiye Aldrete Skorlaması'na göre toplam skor 9 ve üzerinde olan hastalarda nefes darlığı, göğüs ağrısı, ses kısıklığı, göğüste çekilme, takipne, siyanoz ve desatürasyon olup olmadığı değerlendirildi. Gruplar arasında yaş, ASA, BMI, operasyon süresi, cerrahi süre ve toplam verilen sıvı miktarı açısından fark yoktu. Lateral dekübit pozisyonunda cerrahi geçiren hastalarda kullanılan toplam irrigasyon sıvı miktarı ortalaması daha yüksekti. Lateral dekübit ile şezlong pozisyonunda artroskopik cerrahi geçiren hastaların PAW ölçümleri açısından gruplar arasında anlamlı fark yoktu. Grup L'deki hastaların preoperatif ve postoperatif boyun çevresi ortalaması anlamlı olarak yüksek çıktı. Preoperatif ve postoperatif göğüs ve omuz ölçümleri açısından gruplar arasında anlamlı fark yoktu. Sonuç olarak; lateral dekübit pozisyonunda ya da şezlong pozisyonunda hava yolu basınç artışlarında herhangi bir fark görülmediğinden iki pozisyonuda güvenle kullanılabiliriz. Fazla miktarda irrigasyon solüsyonunun kullanımının boyun çevresi ölçümlerinde daha fazla artışlara neden olabileceğini söyleyebiliriz. Anahtar Kelimeler: Omuz Artroskopisi, Hava Yolu Basıncı, İrrigasyon Solüsyonu, Lateral-Şezlong Pozisyonu.

AnesteziArtroskopiCerrahi+5
Pınar Duman Aydın
Karadeniz Technical University
2017
00

Related subjects