Siyaset felsefesi

145 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessEN

From ethics oriented politics to power oriented politics in 21st century: A discussion on introducing Dyadic Power Theory approach to political thought

Politics has been moralized since modern societies took place in the relations of power. Thus, it has become impossible to think politics without ethics or moral that limit our perspective towards it. However, the power is the missing point in the most of social science analysis. Its nature is so different that the will to power helps people to overpass material conditions. The willingness to power can be classified a kind of materialism as much as spiritualism. The point is that Foucauldian relations of power or Nietzschean will to power cannot be reduced to regular philosophical school. Indeed, they are the base of an alternative school in philosophy that we named it power first approach in politics. Ethics is a power technic that castrates people will to power by re-producing them as moral subject. Thus, ethics is tasked to fix fluidity of power here. How the process of subjectivation of people is going on also an important part of this research. Dyadic Power Theory is also studied because of its originality to re-think of power outside of social and ethical norms. Furthermore, the intensification of relations of power made us see the psychological character of power that reduce ethics role in politics. Thus, it is necessary to re- think of every social form from the power perspective and to initiate a debate over a post-society concept. This thesis consists of review of western political philosophy, it is a theoretical study at the basis of descriptive analysis. KEY WORDS: Politics, Ethics, Power, Subject, Self, Post-Society, Dyadic Power Theory, Psychopower, Psycho-politics

Dyadic Power TheoryPowerModern idea+5
Muhammet Ali Yunus
Hatay Mustafa Kemal University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Kojin Karatani'de felsefenin politik olan ile ilişkisi

Felsefenin politik-olanla ilişkisi kapsamında politik-olanın felsefeye içkinliğini savunan bu tez çalışması Japon Filozof Kojin Karatani'den hareket etmiş ve kendini Karatani'nin ele aldığı filozoflar ve sorunsallarla sınırlandırmıştır. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Karatani'nin Transkritik eserinden hareketle Kant üzerinden yapılan Marx okuması paralelinde kapitalizme karşı oluşturulabilecek mücadelenin üretim hattından mübadele hattına kaydırılması gerektiği sonucuna varılmış ve bu da transandental felsefedeki politik-olanın açılımına dayandırılmıştır. İkinci bölümde Dünya Tarihinin Yapısı eserinden hareketle birinci bölümde varılan yer olan mübadeleden devam edilerek Karatani'nin mübadele tarzları perspektifinden yapmış olduğu dünya tarihi okuması incelenmiştir. Bu paralelde kapitalizme alternatif toplumsallıkları oluşturabilmek için aynı anda aşılması gereken sermaye, ulus, devlet üçlü yapısına sırasıyla denk düşen mübadele tarzları tanımlanarak incelenmiş ve bu üçlü yapıyı aşarak farklı bir toplumsallığı oluşturabilecek olan nihai mübadele tarzı ortaya konmuştur. Bu bölüm aynı zamanda tez çalışmasında birinci bölüm ile üçüncü bölümü birbirine bağlayan köprü vazifesi görmüştür. Üçüncü bölümde ise İzonomi ve Felsefenin Kökenleri eserinden hareketle ikinci bölümde ortaya konan üçlü yapıyı aşacak olan mübadele tarzının fiili olarak gerçekleştiği İonia dönemi incelenmiştir. Bu döneme dair olan inceleme de izonomi kavramı temel alınarak İonia felsefesindeki politik-olana dayandırılmıştır. Felsefenin başladığı yer olarak görülen İonia ve İonia felsefesinin, Karatani'nin düşünsel mecrasında bir doruk noktasını ifade ettiği ve günümüz için kapitalist dünya ekonomisine ve onun yarattığı toplumsallıklara alternatif olabilecek yeni toplumsallıklar için nasıl ufuklar sunabileceğinin değerlendirilmesi yapılmıştır. Bu çerçevede çalışmanın öncelikli hedefi politik-olanın felsefeye sonradan eklemlenen ya da felsefenin kendine araştırma nesnesi olarak aldığı "konulardan bir konu" olmadığını, felsefenin kendisine her zaman içkin olan bir etmen olduğunu Karatani'den hareketle ortaya koymak olmuştur. Anahtar Sözcükler: Karatani, Kant, Marx, İonia, İzonomi, Politik olan

FelsefeKaratani, KojinSiyaset+1
Mehmet Efe Bayram
Muğla Sıtkı Kocman University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

İslam siyaset felsefesinde neo-selefi akımın eleştirel analizi

İnsanlar hayatlarının en güzel anlarını zihinlerinde dondurarak, o günlerini tekrar yaşamak, mümkünse o güne geri dönmek, bunu da yapamıyorsa o zamanın içindeymiş gibi yaşamak isterler. Hz. Peygamber dönemi ve sonraki üç nesil dönemi için pek çok Müslüman kesim o zamana özlem duymaktadır. Üstelik o zamanı hiç yaşamamış olmalarına rağmen. Günümüzde İslam'ın, sözde "Altın Çağ"ına duyulan hasret duygusu, zamanın ruhu görmezden gelinerek, Taliban, el-Kaide, el-Nusra, eş-Şebab, IŞİD/DAEŞ ve Boko Haram gibi grup/örgüt/cemaatlar tarafından suiistimal edilmektedir. Sonucunda ise İslam'a karşı dünyaya yayılan "İslam korkusu" ortaya çıkmıştır. Bu durumdan ise, enerji arz ve üretim merkezlerinin kontrolünü ele geçiren sömürgeci ülkeler ve çokuluslu şirketler fayda sağlamıştır. Barış ve esenlik anlamına gelen İslam, bilinçli olarak savaş/terör/korku kelimeleriyle kullanılmaktadır. Siyaset felsefesinin de konusu olan ahlak, adalet, eşitlik, özgürlük, tevazu ve hoşgörü ilkelerine sahip olan İslam, bugün Osmanlı Devleti'nin yıkılış döneminde siyasi ve itikadi açıdan son derece etkin olan Vahhabilik öğretisinin temel özelliklerinden tekfirci, ötekileştirici, dışlayıcı ve şiddet yanlısı gibi gösterilmektedir. Bu tez çalışmamızda amaç, tarihte bilinen Selefilik kavramı ile günümüz Selefilik'inin (Neo-Selefilik) aynı anlamda kullanmanın tutarlılık derecesini müzakere etmektir. Bunun öncesinde ise, Selefi zihniyetin ait olduğu toplumun İslam öncesi ve İslam sonrası yaşamını inceleyerek, başta Ortadoğu olmak üzere tüm dünyada yaşanan sorunların çözümü için konunun kökenine inmek ve kodları anlamak gerekmektedir.

Din felsefesiEleştiriSelefiye+4
Ceyda Bağcı Sofu
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Cumhuriyetçi özgürlük kavrayışı: Philip Pettit'in politik ideali

Özgürlük kavramı şüphesiz tarih boyunca siyaset felsefesinin temel değerlerinden biri olmuştur. Ancak siyasal düşünceler içerisinde özgürlüğün birey için mi yoksa toplum için mi öncelikli olacağına dair tartışmalar yıllar boyunca süregelmiştir. Bu tartışmalarda özellikle kendini bireyin özgürlüğünü sağlamada tek yol olarak gören liberal düşünceye karşı cumhuriyetçi düşünce geleneği karşımıza çıkmaktadır. Cumhuriyetçilik, antik çağlardan beri çeşitli tarihsel süreçleri yaşayan ve bugün etkisini sürdüren bir düşünce geleneğidir. Cumhuriyetçi düşünce geleneğinde önemli olan ve çalışmamız gereği üzerinde yoğunlaştığımız kavramlardan biri özgürlüktür. Özgürlük kavramı cumhuriyetçi gelenek içerisinde dönemin sosyal ve siyasal şartlarına bağlı olarak şekillenmiştir. Bu çalışmada özgürlük kavramı, cumhuriyetçi düşünce geleneği temelinde ele alınmıştır. 20.yüzyılda cumhuriyetçiliği bir yönetim biçimi olarak inceleyen Philip Pettit'in geliştirmiş olduğu özgürlük teorisi kapsamlı bir biçimde incelenmiştir. Bununla birlikte cumhuriyetçi geleneğin daha iyi anlaşılabilmesi adına çalışma içerisinde tarihsel serüveni aktarılmıştır. Farklı dönemlerde farklı yorumlamalara bağlı olarak öne çıkan yurttaşlık, özgürlük ve eşitlik gibi cumhuriyetçi değerler incelenmiştir. Çalışmanın amacı, cumhuriyetçi düşünürler arasında özgürlük kavramını kendine özgü bir şekilde ele alan Philip Pettit'in 'tahakkümsüzlük' idealini soruşturmak, bu politik idealin cumhuriyetçi yönetim içerisinde gerçekleştirebileceği gerekli koşulları açığa çıkarmaktır.

CumhuriyetçilikPettit, PhilipSiyaset felsefesi+2
Sinem Güzey
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Hume ve Tocqueville üzerinden Liberal-muhafazakâr zihniyeti incelemek

Düşünce biçimleri arasında yapılan katı ayrımlar total ve kategorik bir aynılık ima eder, yani bir ideolojiyi ve ardından o ideolojiyi temsil eden düşünürü tanımlar. Fakat tek tip bir kategorileştirme ve tanımlama olarak ideolojiler yapay ve sınırlandırıcı ayrımlara dayanırlar. Bu tezde felsefe yapan bir düşünürün belli bir ideolojik kategoriye kapatılamayacağı çünkü bu ideolojinin söz konusu filozofun sadece kısmi bir yanı olup tözsel yanı olmadığı görüşünü temel alarak liberal-muhafazakâr düşünce Hume ve Tocqueville üzerinden okunmaktadır. Diğer bir deyişle filozof felsefe yapan kişidir bir ideolog değildir, bir ideolog ile bir filozof arasında kapatılamaz bir boşluk vardır. Liberal-Muhafazakâr düşünceyi ele alan bu çalışma, liberal-muhafazakâr düşüncenin bir ideoloji olarak okunmasından daha fazla bir zihniyet olarak okunmasını hedeflemektedir. Bundan dolayı, liberal-muhafazakâr zihniyeti tahayyül etmeye çalışmak, her şeyden evvel katı ayrımlara dayalı ideolojik formasyonun sınırlarının ötesinde bir yorumu vurgulamaktadır. Liberal-Muhafazakâr zihniyetin değerlendirilmesinde ele alınacak olan iki düşünür David Hume(1711-1776) ve Alexis de Tocqueville (1805-1859)'dir. Hume ve Tocqueville'in düşüncelerinde, liberal-muhafazakâr zihniyetin siyasal boyutları ve düşüncelerinin felsefi yanları ele alınarak, bir liberal veya muhafazakâr ideolojinin bu kalıpları neden kapsayamadığı anlatılmaya çalışılmıştır. Ayrıca liberal-muhafazakâr zihniyet, ekonomi ve piyasa ilişkileri özelikle devlet müdahalesi bağlamında ele alınmıştır. Bu tartışmaların sonunda liberal-muhafazakâr zihniyetin siyasal içeriği ile ekonomik içeriğinin bir birleşimi ortaya konulmuştur. Bu tartışma çerçevesinde ekonomik ve siyasi düşüncenin birleşim imkânı değerlendirilmiştir. Liberal-Muhafazakâr zihniyetin siyasal ve ekonomik tahayyülü, gerek liberalizmin gerek muhafazakâr ideolojinin sunî ve dayatmacı sınırlarının ötesinde bir uzlaşımsal zihniyet formu olarak düşünülebilir. Bu açıdan, liberal-muhafazakâr zihniyet, düşünmenin sahip olduğu genişliği ve derinliğin hakkını verme çabasının bir ürünüdür. Anahtar Kelimeler: Liberal-Muhafazakâr Zihniyet, Dolayımsal, Hume, Tocqueville, İdeoloji, Siyaset ve Piyasa

EkonomiHume, DavidLiberal muhafazakar+6
Soner Kavuncuoğlu
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Turgut Özal ve siyasal liberalizm

Liberalizm özellikle batılı ülkeler tarafından kabul gören, popüler politik anlayışlardan biri haline gelmiştir. Batıdaki gelişmelere kayıtsız kalmayan Türkiye, tamamen liberalizmi benimseyen bir tutum sergilemese de, sürekli kendi şartlarını da göz önünde bulundurarak gelişim ihtiyacını gidermeye çalışmıştır. Yaşanan gelişmelere ve bu gelişmelerin yaşandığı dönemlere bakıldığında, en dikkat çeken dönemin Özal Hükümetleri dönemi olduğu görülmektedir. Turgut Özal, siyasi kimliği ve görüşleri ile liberalizmin gereklerini Türkiye'de uygulamaya çalışan lider olmuştur.Özal liderliğindeki Anavatan Partisi iki dönem üst üste iktidar olmuş ve Türk siyasal yaşamında derin izler bırakmıştır. Özal gerek söylemleri ve gerekse uygulamaları dikkate alındığında tüm olaylara ekonomik perspektiften bakan bir kişilik olarak ortaya çıkmaktadır. Özal hükümetleri döneminde, iktisadi liberalizme yönelik politikalara ağırlık verilmiş olsa da, siyasal liberalizm alanında da başarılı uygulamalara imza atılmıştır. Özalcı anlayışta siyasal liberalizmin belirgin işaretlerini Turgut Özal cumhurbaşkanı olduktan sonra görmek mümkün olmuştur.Anahtar Kelimeler: Liberalizm, Anavatan Partisi, Turgut Özal, Siyasal Liberalizm.

Anavatan PartisiBiyografiLiberalizm+6
Naciye Oral
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Paul Ricoeur'de dil, etik ve politika

Bu çalışmada, Paul Ricoeur'ün dil, etik ve politika görüşlerinin birbirleri ile ilişkileri ele alınmıştır. Bu anlamda Ricoeur felsefesinde ele alınan dil, etik ve politika kavramları çerçevesinde bir sistematizasyon yapılmıştır. Çalışmanın birinci bölümünde, Antik Yunan'dan 20.yüzyıla kadar olan süreçte dil ve politik olanın nasıl ilişkilendirildiği gösterilmeye çalışılmış ve Ricoeur'ün dil çözümlemesine etki eden filozoflara yer verilmiştir. Böylece Paul Ricoeur'ün, dil tartışmaları içerisinde hangi noktada durduğu gösterilmeye çalışılmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde, Ricoeur'ün dil çözümlemesine dair yapmış olduğu ayrımlar ve kavramsallaştırmalar ele alınmıştır. Buradan hareketle dil ve etik olanın ilişkilendirilmesinde insan eylemleri ve söz edimleri kuramının bağlantıları gösterilmeye çalışılmıştır. Üçüncü bölümde anlatı ve etik kavramları ele alınarak Ricoeur'ün adalet teorisinin arka planı ele alınmıştır. Çalışmanın son bölümünde, Paul Ricoeur'ün "kendi" ve "başkası" arasındaki etik ilişkinin bir sorumluluk etiği merkezinde ele alınabileceğine değinilerek, adalet kuramı ve adil kurumlar düşüncesi ile ilişkisi gösterilmeye çalışılmıştır. Politik bir düzenin inşasında yıkıcı olabileceği gibi yapıcı da olabilecek bir dil, anlatı ya da söylem biçimi karşısında eleştirel bir bakış açısının önemi, Ricoeur felsefesi içerisinden anlaşılmaya çalışılmıştır.

DilDil felsefesiEtik+3
Arzu Hasançebi
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Neoliberal küreselleşmenin siyasal ve felsefi boyutları

Bu çalışma ile kapitalizmin zamanın ruhuna uygun olarak evrildiği bir ideoloji olan neoliberal küreselleşmenin, ortaya koyduğu dünya tasavvuru ve onun siyasal ve felsefi boyutlarının incelenmesi yapılmıştır. Bu ortaya koyulurken, neoliberal küreselleşmeye kaynaklık eden liberal felsefenin, ortaya çıkmasını sağlayan düşünsel ortam, liberal felsefeyi savunan düşünürler ve liberal felsefenin savunduğu temel meseleler işlenmiştir. İlerleyen süreçte, liberal felsefenin bir ideolojiye dönüşmesi, bu olurken uygulanan devlet politikaları ve kapitalizm, emperyalizm kavramlarının bu süreç içerisindeki yeri belirtilmektedir. Liberalizmden, neoliberalizme doğru yaşanan felsefi ve iktisadi dönüşüm ele alınarak, neoliberalizmin ortaya çıkışı, daha sonra küreselleşme olgusunun, neoliberal araçları ifade edilmiş ve onun küreselleşmeyle birlikte tesirleri incelenmiştir. Son olarak ise, neoliberal küreselleşme sürecenin siyasal ve felsefi boyutları teferruatlandırılmıştır. Anahtar Kelimeler: Emperyalizm, Kapitalizm, Küreselleşme Liberalizm, Neoliberalizm, Neoliberal Küreselleşme

EmperyalizmKapitalizmKüreselleşme+4
Burak Özmaden
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

İslam siyaset felsefesi geleneğinde Kınalızâde Ali Efendi'nin yeri

İslam siyaset düşüncesi, Hz. Muhammed dönemi ve sonrası yaşanan olaylar neticesinde inşa edilmeye başlamıştır. Bu siyasi düşünce, İslam Devleti'nin çeşitli coğrafyalara yayılmasıyla karşılaştığı farklı kültür ve medeniyetler neticesinde oluşmaya başlayan siyasetname, siyaset felsefesi, fıkıh ve kelâm gibi gelenekler ile zenginlik kazanmıştır. Bunun sonucunda oluşan İslam siyaset felsefesi geleneği, hiç şüphesiz belirli kavramlar üzerine inşa edilmiştir. Bu kavramlar çok sayıda olmasının yanında, çalışmamızda yer verdiğimiz siyaset, devlet, yönetici, ahlaklılık ve adalet kavramları, geleneğin önde gelen isimlerinden olan Farabi, Nizamülmülk, Maverdi ve Gazali'nin yazmış oldukları eserler çerçevesinde incelenmiştir. Bu çalışmadaki amacımız, genel anlamda adı geçen düşünürler ve kavramlar üzerinden İslam siyaset felsefesi geleneğinin portresini çizmek, özel anlamda ise Kınalızâde Ali Efendi'nin aynı kavramlar çerçevesinde siyaset felsefesi ile ilgili düşüncelerini tespit ederek İslam siyaset felsefesi geleneği ile karşılaştırmasını yapmaktır.

AdaletAhlakKınalızade Ali Çelebi+3
Rıdvan Demir
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Charles Taylor açısından modernite ve eleştirisi

Bu çalışmanın amacı çağdaş siyaset felsefesinin önde gelen isimlerinden biri olan Charles Taylor?ı tanıtmak, onun modernite anlayışını ve moderniteye yönelttiği eleştirileri değerlendirmektir. Çalışma giriş, iki ana bölüm ve sonuçtan oluşmaktadır. Giriş bölümünde modernitenin ne olduğu ve temel parametreleri sunulmakta, konunun hangi çerçevede ele alınacağı belirtilmektedir. Birinci bölümde Charles Taylor?ın hayatına ve eserlerine yönelik bilgiler verilmektedir. İkinci bölümde Taylor?ın modernite anlayışı ve moderniteye yönelttiği eleştiriler ele alınmaktadır. Taylor, moderniteye, akıl ve bilimin öncülüğünde dinin ve metafiziğin yanılsamalarından, illüzyonlarından kurtularak ulaşıldığı yaklaşımını bir indirgeme tavrı olarak görür. Bu tür yaklaşımların kültürel değişmelere çok az değindiğini ifade eder. Ona göre modernite yeni ahlaki değerler getirmiştir. Taylor, modernitenin ve çağdaş sekülaritenin oluşumunun ancak tarihsel bir süreç içerisinde ele alınabileceğini düşünür ve bunların epistemolojik, siyasi, kültürel arkaplanına yönelik bir tahlile girişir. Taylor modernitenin oluşmasına yol açan temel hususlardan birisinin büyünün bozulması olduğunu söyler. Büyünün bozulması hayatın tüm alanlarında rasyonalizasyona gitmek demektir. Bunun epistemoloji alanındaki yansıması Descartes?ın özneden yola çıkan yaklaşımını ifade eden bağlantısız akıldır. Taylor, modernitenin ahlak planında da yeni insan-merkezci, içsel kaynaklar ürettiği görüşündedir. Aydınlanmanın getirmiş olduğu etik anlayış ona göre fayda temeli üzerine oturur. Taylor, modernliğin sıkıntılarını geniş bir biçimde tahlil eder. Bireycilik, araçsal aklın öncelik kazanması, özgürlük alanının daralması ve anlamın kaybolması bunların başlıcalarıdır. Tezin sonuç bölümünde ise Taylor?ın modernite anlayışına yönelik genel bir değerlendirme yapılmaktadır.

BireysellikEleştiriModernite+2
Çağrı Taşgetiren
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Thomas Hobbes'un siyaset felsefesinde hak ve kudret problemi

Bu çalışmanın amacı, Thomas Hobbes'un ontolojik ve epistemolojik temeller üzerinden siyaset felsefesini, kudret ve hak bağlamında nasıl inşa ettiğini incelemektedir. Hobbes'un insan doğasına atfettiği nitelikler ile doğal hakların neler olduğu ve bu nitelikler doğrultusunda neler olması gerektiği tartışılacaktır. Olması gereken üzerinden yapılacak izahatlar ile hak kavramının Hobbes'un zaviyesinde meşru kaynakları sorgulanacaktır. Bu hedef doğrultusunda birinci bölümde, Hobbes'un ontolojik ve epistemolojik iddiaları değerlendirilecek olup; ikinci bölümde ele alınacak hak ve kudret ilişkisindeki yansımaları tartışılacaktır. Bu vesile ile önce doğal hakkın ne olduğu, daha sonra tayin edilmiş kudret olarak egemenin karşısında ne ifade ettiği ortaya konacaktır. Bu düzlemde yapılacak tartışmaların doğal sonucu olarak birey – kudret ilişkisi içerisinde bireyin siyasal konumu sorgulanırken, Hobbes'un devlet tasavvurunun totaliter ya da liberal olduğu tartışması açılacak olup her ikisine de gerekçe olarak öne sürülen iddiaların kuvvet ve çoğunluk temelli olduğu ortaya konacaktır. Dinin, siyasallığa bölücü etkisini bertaraf etmek için din ile siyasetin sınırlarını, siyasetten yana çizen Hobbes, bilimsel ya da ölçülebilir değerler ile felsefesini inşa etmektedir. Bu amaca mekanik materyalizm aracılığı ile yönelen Hobbes'un ön kabullerinden yola çıkarak kuvvetin ve çoğunluğun meşruiyet sebebi olduğu önyargısıyla; ölçülebilir değerler ile hak kavramını yeniden tanımladığı ortaya çıkarılmış olacaktır.

FelsefeHakHobbes, Thomas+7
Muhammed İrşad Yüzbaşıoğlu
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Premodern dönem siyasal meşruiyet anlayışlarının epistemolojik açıdan değişimi

Bu çalışmada, Premodern Dönem siyasal meşruiyet fikirlerinin epistemolojik açıdan değişimi ele alınmıştır. Siyasal meşruiyet, iktidarın varlığını mümkün kılabilmek için insanların onayını sağlayan değer referanslarına işaret etmektedir. Siyasal meşruiyete ilişkin fikirlerin tarih boyunca farklı sosyal, siyasal ve iktisadi koşullar etkisinde değiştiği söylenebilmektedir. Çalışmanın amacı, Premodern Dönem'de siyasal meşruiyete dair düşüncelerin epistemolojik değişimini ortaya koymaktır. Bu doğrultuda siyasal meşruiyet kavramsallaştırmasının çerçevesi ve tarihi seyri incelenmiştir. Ardından Premodern Dönem siyasal meşruiyet fikirleri kronolojik bir değerlendirmeyle tespit edilmeye çalışılmıştır. Daha sonra da bu fikirlerin siyasal epistemoloji açısından ne gibi bir değişimi yansıttığı tahlil edilmiştir. Çalışmada nitel yaklaşım tercih edilmiş, seçili siyasal meşruiyet düşünceleri üzerinden değişen siyasal epistemoloji somutlaştırılmaya çalışılmıştır. Literatürdeki kitaplar, kitap bölümleri, bilimsel makaleler ve çevrimiçi internet sitelerinden yararlanılarak, doküman analizi yöntemiyle Premodern Dönem siyasal meşruiyet fikirlerinin değişimi açığa çıkartılmaya çalışılmıştır. Araştırmanın sonucunda, Premodern Dönem'de siyasal meşruiyetin epistemolojik açıdan metafizik referanslara dayandığı görülmüştür. Siyasal iktidarın meşruluğunun atalar kültü, mit, efsaneler ve din gibi metafizik unsurlara dayalı olduğu belirlenmiştir. Bununla birlikte Erken Modern Dönem'le beraber siyasal meşruiyet fikirlerinin epistemolojik açıdan, dünyevi siyasal iktidarlara, insana, bilime ve hukuka atıfla oluşturulduğu gözlemlenmiştir. Bu çalışma siyaset felsefesi ve siyasal düşünceler tarihini, Premodern Dönem siyasal meşruiyet fikirlerinin epistemolojik değişimi bakımından değerlendirmeyi önermektedir. Böylece yapılacak çalışmalarla siyasal meşruiyet fikirleri daha kapsamlı biçimde irdelenebilecek, siyasal düşünceler tarihi ve siyaset felsefesi literatüründeki siyasal meşruiyet mülahazalarının birçok açıdan tahlili mümkün olacaktır.

MeşruiyetSiyaset bilimiSiyaset felsefesi+1
Ramazan Sağ
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Farabi ve Thomas Hobbes'un siyaset felsefelerinin karşılaştırılması

Bu çalışmada, siyaset felsefesi açısından temel bir problem olan devletin ve daha genel olarak da toplumun nasıl ortaya çıktığı, sorusuna verilen temel iki cevabın, gerek temsil ettikleri gelenek içerisindeki yerleri, gerekse felsefe tarihi içerisindeki yerleri bakımından önemli iki düşünürü; Farabi'nin ve Hobbes'un siyaset felsefesine dair düşüncelerini ve dolayısıyla siyaset felsefelerinin odağı olan, devlete dair görüşlerini hem kendi bakış açıları ile hem de etkilendikleri felsefi düşünceler perspektifinden ortaya konulmaya çalışıldı. Gerek Farabi gerekse Hobbes, ortaya koydukları bu siyaset felsefesi anlayışları ile farklı felsefi temellere sahip farklı devlet anlayışları inşa etmişlerdir. Farabi idealist felsefe anlayışı zemininde, metafizik temellere sahip bir devlet anlayışı inşa ederken, Hobbes, materyalist felsefe zemininde, mekanik maddeci bir devlet anlayışı inşa etmiştir. Farabi, devleti doğal bir varlık olarak insan doğasının bir parçası görürken, Hobbes, devleti insan doğasından kaynağını almayan yapay bir varlık olarak tanımlamaktadır. Siyaset felsefesi açısından Farabi faziletli bir şehir ve toplumun nasıl olması gerektiğini "Erdemli Şehir" adlı eserinde ortaya koyarken, Hobbes da toplumun ve devletin yapısını toplum sözleşmesi üzerinden ele aldığı "Leviathan" adlı eserinde ortaya koymuştur. Bu açıdan iki farklı felsefi temele ve siyaset felsefesi açısından farklı geleneklere sahip olan iki filozofun siyaset felsefesi ve dolayısıyla devlet anlayışlarının karşılaştırması yapılmıştır.

FarabiFelsefeHobbes, Thomas+2
Mustafa Uyanık
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Thomas Hill Green'in siyaset felsefesi üzerine bir çalışma

Bu tezde Thomas Hill Green'in siyaset felsefesinin temel ilke, yöntem ve değerleri onun genel felsefi kuramı çerçevesinde incelenmiştir. Bu inceleme on sekizinci ve on dokuzuncu yüzyıl felsefelerinin temel felsefi tartışmalarını anlamanın yanı sıra Green'in felsefesi etkisini ortaya koymak açısından da önemlidir. Green üzerine Türkiye'de daha önce yapılmış bir çalışma mevcut değildir. İngiliz idealizmi üzerine yapılmış çalışmalar da oldukça sınırlıdır. Bu tezin bu boşluğu doldurmaya yönelik katkı sağlayacağını düşünüyoruz. Çalışmanın konusu Green'in siyaset felsefesi ile sınırlandırılmıştır. Ancak, Green'de etik olanla siyasi olan arasında kavramsal ve normatif bir ilişki olduğu için onun ahlak metafiziğinin dayanaklarını da incelemek gerekmiştir. Bu amaçla onun siyasal yükümlülük, doğal hak, doğal hukuk anlayışı da incelenmiştir. Green liberal bir düşünür olmakla birlikte onun siyasi düşüncesi klasik liberal veya liberteryan düşünürlerden farklıdır. Her şeyden önce dayanışmacı, dağıtımcı ve eşitlikçi bir dağıtım şeması öngörür. Ortak iyi anlayışı da bu normatif çerçevede temellendirilmiştir. Bu tez, Green'in idealist pozisyonundan felsefi rakiplerini ve müttefiklerini eleştirisi üzerinden felsefe tarihindeki yerini göstermeye çalışmaktadır.

FelsefeGreen, Thomas HillSiyaset felsefesi
Tuba Demir
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

İslâm siyaset felsefesi açısından devlet yönetimi üzerine bir değerlendirme

İnsanlığın başlangıcından bugüne kadar, tüm dönemler, kendi politik yapıları içerisinde hükümdarlarına ve yöneticilerine sahip olmuştur. Bu yönetim anlayışı dolayısıyla, bu bağlamda, devletlerin nasıl yönetmesi gerektiği ve din ile devlet arasındaki ilişkinin nasıl olması gerektiğinin açıklanması gerekmektedir. Bu anlayışa istinaden, Kur'an'da ve hadiste hüküm bulunmadığı zaman, kararların, hükümdarların rasyonel yönetimlerine ilişkin olarak alındığı ve dinî yönetimin bu biçimde uygulandığı görülmektedir. Bu kararlar alınırken, hilâfet ve zıllullâh gibi bazı politik terminolojinin dikkate alınması çok önemli olacaktır. Yönetimsel zorlukları ve yükleri hafifletmek için, vezirlik makamına ihtiyaç duyulduğu anlaşılmaktadır. Bu çalışmada, hükümdarlar, halife ve vezirler için ahlakî davranışların ne olması gerektiği tartışılmakta ve açıklanmaktadır. Dinî yönetime ilişkin bu hususlar bağlamında meşveretin önemi araştırılmakta ve değerlendirilmektedir. Anahtar Kelimeler: Hilâfet, dinî siyaset, vezirlik, yönetim, ahlâkî davranışlar.

AhlakDevlet idaresiDin-siyaset ilişkileri+7
Mustafa Ünal
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Marx'ın toplum ve siyaset felsefesi temelinde ahlak problemi

Bu çalışmanın amacı, Marx ve Engels'in kendi eserlerinde kısmi olarak atıfta bulundukları ahlaka ilişkin görüşleri temelinde, Marx ve Marksizme ait bir ahlaki görüşün, Marx'ın toplum ve siyaset felsefesi perspektifinde temellendirilip temellendirilemeyeceğini ortaya koymaya çalışmaktır.Bu amaçla çalışmanın birinci bölümünde, genel olarak Marx felsefesi ve Marx'ın temel kavramları üzerinde durulmuştur.Çalışmanın ikinci bölümünde ise, ağırlıklı olarak insan doğası ve insan-doğa etkileşimi üzerinde durulmuş ve bu etkileşim temelinde insanın doğaya yöneliminin ahlaki bağıntıları ortaya koyulmaya çalışılmıştır.Çalışmanın son bölümünde ise, birinci ve ikinci bölümde elde edilen kavramlar ve yapılan tespitler temelinde, Marx felsefesinde ahlak problemine dair bir temellendirme yapılabilir mi? sorusunun cevapları bulunmaya çalışılmıştır.

AhlakAhlak felsefesiMarks, Karl+2
Semir Temiz
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Postmodern evrenin politik felsefesi

İnsanlığın dünyayı anlamlandırma çabası kendi yaşadığı dönemin sorunlarını çözme çabası ile aynı anlama gelir. Bir diğer ifadeyle yaşadığımız dünyada karşılaştığımız sorunları çözme gayretimiz, aslında onu anlamlandırmak adına yaptığımız faaliyetlerin de toplamıdır. Bu sorunların yapısı her ne kadar dönemden döneme farklılık gösterse de kendi öz niteliğinde bir değişime uğramaz. Konu siyaset olunca da bu sorunun temel niteliği, anlamlandırmaya çalıştığımız dünyada siyasal ve sosyal ilişkilerimizi hangi temeller üzerine kuracağımız olur. Bu çalışmanın amacı da postmodern teorinin kavram haritasını ortaya koyup, siyasal ve toplumsal olarak kuracağımız ilişkilerin hangi temel kaygılar üzerine kurulabileceğini incelemektir. Postmodern teorinin meydan okumadığı şey yok gibidir. Alışıla gelmiş tüm epistemolojik varsayımları eleştiriyor, metodolojik uzlaşımları çürütüyor, bilgi iddialarını reddediyor, hakikatin her türlü versiyonuna karşı direniyor ve tüm ana akım politik düşünceleri kabul edilebilirliğin dışına çıkarıyordu. Postmodern düşüncenin bu konumu, yani nesnel düşünce arayışı ile olan arasındaki mesafe, nihilizme kapı aralayacağı, toplumsal olarak nesnel hareket noktalarının olmayışından kaynaklı bir kinizme ve çürümeye sebebiyet vereceği düşünülmüştür. Bu durumun tam tersi olarak, postmodern düşünce içinden neşet edecek siyasal ve toplumsal görüş nihilizm ve kinizm yerine farklılığa yönelik duyarlılığı gerekli kılacaktır. Genel geçer bir hakikatin olmadığı yerde, kavram olarak 'hakikat' yok olmaz, hakikatler çokluğu oluşur. Kimsenin hakikat tekelini elinde bulunduramadığı alanda herkesin hakikati kendi içinde biricik olur. Bunun yanında postmodern teorinin işaret ettiği gibi anlamı ortaya çıkaracak bağlamsallık içinde, her hakikat kendini var kılabilmek için farkını ortaya koyabilecek bir 'Öteki'ne ihtiyaç duyacaktır. Bir başka deyişle her 'Ben'i var eden şey bir 'Öteki' olacağı için, 'Öteki'nin olmadığı yerde 'Ben' ve bu 'Ben'in türevi olacak 'Biz' olmayacaktır. 'Ben' ile 'Öteki' arasındaki farkın kurucu unsur olduğu bir yerde var olabilmenin en temel şartı da bu farkı korumaktır. Bu nedenle postmodern siyasal teorinin politik felsefesi de 'Öteki'nin farklılığına yönelik siyasal sorumlulukta doğmaktadır.

EvrensellikPostmodernRelativizm+3
Enes Berhudan Kökerer
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessFR

Fransız aydınlanma döneminin Türk aydınlanmacılar Şinasi, Namık Kemal ve Ziya Paşa üzerindeki etkileri

Le Siècle des Lumières français (le XVIIIème Siècle) a suscité de grands échos dans le monde tout entier. Après que le grand changement était réalisé en France, le monde tout entier était aussi influencé de ce changement. Pour comprendre l'écho de ce siècle dans notre pays, cette thèse est une analyse des influences françaises sur le Tanzimat. Les relations exécutées avec l'Europe, particulièrement avec la France et les travaux entretenus pour suivre le progrès là-bas font cette période de Tanzimat comme l'une des phases importantes de notre histoire. Notre étude se compose de cinq parties. La première partie est l'introduction. Dans la deuxième partie, nous étudions les conditions formant le Siècle des Lumières; la religion, le XVIIème Siècle, la Renaissance, l'autorité de l'église, le rationalisme et la modernité. Nous expliquons le XVIIIème Siècle, l'importance de la raison, les philosophes connus de ce siècle en question et la Révolution française. En touchant aux pensées sociales, politiques, philosophiques des intellectuels français comme Montesquieu, Voltaire, Rousseau et Diderot dont les apports nous sommes témoins dans le Siècle des Lumières et dans le processus arrivant à la Révolution, nous présentons aussi la société française et sa structure politique. Dans la troisième partie, nous étudions les facteurs formant le Tanzimat dans notre pays, les changements et les apports de Şinasi, de Namık Kemal et de Ziya Paşa. Les influences du Siècle des Lumières sont davantage vus au XIX ème siècle dans notre pays. Cette période est nommée Tanzimat. En 1839, il est dit que l'Etat ottoman annonce le Tanzimat dans le but de faire une réforme. Pour certains, le Tanzimat dure jusqu'au Premier Meşrutiyet annoncé en 1876 et pour d'autres, jusqu'au Deuxième Meşrutiyet annoncé en 1908. Avec le Tanzimat la science, l'art, la littérature, les visions du monde subissent un changement, dans l'Etat ottoman, auparavant l'Orient était la source pour ces domaines mais désormais l'Occident. En se trouvant en Europe et en France, ces trois intellectuels, nommés comme Jeunes Ottomans, Şinasi, Namık Kemal et Ziya Paşa deviennent les initiateurs soit dans le domaine de littérature soit dans la politique en apportant dans notre pays leurs pensées et leurs expériences acquises sur la modernité qu'apportent le Siècle des Lumières et la Révolution. Nous présentons les idées de ce trois intellectuels devenus, avec leurs articles de journal et leurs œuvres, avant-coureurs du développement social, politique, littéraire et économique pour que le changement fondamental, la modernité se réalisent dans notre pays. Dans la quatrième partie, en traitant les œuvres de Şinasi, de Namık Kemal et de Ziya Paşa, nous montrons les empreintes littéraires et intellectuelles des influences du Siècle des Lumières. Comme les empreintes littéraires, dans les pièces de théâtre de Şinasi et de Namık Kemal nous trouvons les traits du mélodrame apparu avec la Révolution. Avec la Révolution, l'individu, sa vie, ses sentiments et ses pensées gagnant l'importance, en se trouvant dans les mélodrames, forment les traits importants de ce genre. Comme les empreintes intellectuelles, dans les pièces et les poèmes de ces trois intellectuels, se trouvent le rationalisme devenu important avec le Siècle des Lumières, les notions comme la nation, le droit et la liberté s'étendant avec la Révolution. Dans la dernière partie, en arrivant à la conclusion nous précisons une proposition et la bibliographie. Mots-Clés: Le siècle des Lumières, le Tanzimat, Şinasi, Namık Kemal, Ziya Paşa

Bircan Gürkal
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Foucault perspektifinden iktidar, hakikat ve hakikat sonrası

Siyasi atmosferi yansıtmak için Oxford sözlüğü tarafından 2016‟da yılın kelimesi seçilen post-truth (hakikat sonrası) ABD‟deki başkanlık seçimleri ve İngiltere‟deki Brexit referandumu sürecinde seçmeni etkilemek adına hakikatin eğilip büküldüğü bir dönemi işaret eder. Hakikat sonrası çağda nesnel olguları göz ardı eden popülist politikacılar, duygu ve inançlarını gözeterek kurguladıkları hakikatlerle hedef kitlelerinin tutum ve davranışlarını yönlendirir. Fransız düşünür Michel Foucault‟un (1926-1984) bilgi/iktidar yorumlaması ışığında geçmişten bu güne iktidarların hakikat üreterek veya yok ederek toplumları nasıl şekillendirdiği, hakikat sonrası çağ denilen dönemle ilişkilendirilip birey ve grupların iktidar pratikleriyle nasıl yönetildikleri bu tez çalışmasında nitel yöntemle ele alınır. Alanyazı taramasında birincil kaynak olarak Foucault‟un kitapları, makaleleri ve söyleşileri incelenir; iktidar ve hakikat kavramları yorumlanarak iktidarın bir hakikat üretme makinası olarak nasıl çalıştığı incelenir. Foucault bakış açısıyla ele alınan hakikat sonrası kavramı ikincil kaynak eserler ve güncel olaylara dair haberlerle desteklenerek tez çalışması sonuçlandırılır.

BilgiFoucault, MichelHakikat+4
Rukiye Kılıç
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Klasik liberalizm geleneğinde kendiliğinden doğan düzen kavramının gelişimi

İnsanlığın kültürel evrimi neticesinde, insan eyliminin sonucu olan ama özel olarak tasarımlanmamış pek çok sosyal kurum, toplumsal düzeyde beşeri işbirliğini ve etkileşimi mümkün kılmaktadır. Örneğin, lisan, fiyat mekanizması, hukuk bu tür sosyal kurumlardır. Bu tür sosyal kurumlara Friedrich von Hayek, kendiliğinden doğan düzenler adını vermektedir. Kendliğinden doğan düzenler hakkındaki temel iddia, bu sosyal kurumların herhangi bir merkezi planlama olmadan kendi kendilerini düzenleyebilmeleridir. Kendiliğinden doğan düzen anlayışı ilk olarak İskoç Aydınlanma geleneği içinde David Hume, Adam Smith, Adam Ferguson gibi filozoflar tarafından geliştirilmiştir. 19. ve 20. yüzyıllarda, liberal gelenek içinde bu fikri tekrar gündeme getiren yazarlar ise Carl Menger, Hayek, Ludwig von Mises gibi yazarlar olmuştur. Kendiliğinden düzen anlayışı barışçıl, medeni ve özgür siyasi sistemlerde kendi kendini düzenleyen kurumsal yapıların incelenmesinde önemli bir araçtır.

Kendiliğinden doğan düzenKültürel evrimLiberal demokrasi+4
Buğra Kalkan
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Sağduyusal etik sezgiler temelinde politik liberteryenizmin savunusu

Liberteryenizm, bireysel özgürlüğü birincil değer olarak kabul eden politik felsefedir. Liberteryenizme göre sosyal, politik ve ekonomik hayatın ana aktörü birey olmalıdır; bireylerin kişisel tercih özgürlükleri devlet ve toplumun genel iyiliğine feda edilemez. İlgili yaklaşımlarının sonucu olarak liberteryenler, bireysel özgürlük önünde ciddi bir engel olarak beliren politik otoriteye sahip devlet figürüne karşı çekimser, şüpheci ve sorgulayıcı tavırları ile karakterize olurlar. Bu çalışmada deontolojik, sonuçsalcı ve Neo-Aristotelesçi yaklaşımların liberteryen argümanları temellendirmek için ideal olmadığı tespitinden hareketle, Michael Huemer ve Dan Moller'in daha makul ve geniş çevrelere hitap eden bir alternatif olarak önerdikleri sezgici/sağduyusal liberteryenizm tanıtılmış ve değerlendirilmiştir. Liberteryenizmin sözü edilen yeni savunusu, sağduyusal etik sezgilere dayalı moral normların referans alındığı bir metot aracılığıyla gerçekleştirilmiştir. Tezin ilk bölümü, birtakım moral gerçeklere sezgiler yoluyla ulaşmanın olanağını temsil eden sezgici meta-etik kuramın temellendirilmesine ayrılmıştır. Rakip kuramların eleştirileri ışığında yapılan incelemeler sonucunda güvenilir sağduyusal sezgilerin, metodolojik referans noktası haline getirilecek en doğru ve işlevsel ögeleri temsil ettiği saptanmıştır. Sağduyusal etik sezgilerin devlet-birey dikotomisi özelindeki yansımalarının incelendiği ikinci bölümde ise bireyler ve devletin aksiyolojik alanda aynı moral normları işaret eden etik sezgilere tabi olduğu fikrinden yola çıkılarak devletin zorlayıcı doğası ile karakterize olan eylemlerinin en temel, yaygın kabul görmüş etik sezgilerle yaşadığı çelişki gösterilmeye çalışılmıştır. Öte yandan günümüze dek çoğu teorisyen devletin bireyler için geçerli olmayan birtakım politik yetkilere -politik otoriteye- sahip olduğunu ileri sürmüş, yani devlete özel moral bağışıklık atfetmiştir. Dolayısıyla bu bölüm aynı zamanda, politik otoriteye sahip devletin moral normlara karşı bağışık olduğu fikrinin dayandığı en popüler çağdaş yaklaşım olan sosyal sözleşme teorisinin problemlerini de sunmaktadır. Gelinen noktada devlete moral meşruiyet yükleyen teorilerin başarısızlıkları, devletin de tıpkı bireyler gibi etik sorumluluğu bulunduğunu göstermiştir. Fakat halihazırda varlık gösteren tüm devletler, bireyler tarafından gerçekleştirildiğinde sezgisel olarak yanlış bulunan edimleri işlemeye devam etmekte olduğundan, liberteryenlerin politik otoriteye sahip devlet figürüne karşı şüpheci, hatta kimi zaman redde varan eleştirel yaklaşımlarının yerindeliği tespit edilmiştir. Öte yandan sağduyusal etik sezgilerin, liberteryenlerin sıklıkla destekledikleri özel mülkiyet ve serbest piyasa uygulamaları özelindeki yansımalarının ise pozitif yönde olduğu gözlemlenmiştir. Bilim Kodu : 110925 - 110913 Anahtar Kelimeler. : Liberteryenizm, Sezgicilik, Sağduyu, Otorite, Mülkiyet

FelsefeLiberteryanizmOtorite+5
Utku Ataş
Ankara Hacı Bayram Veli University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Richard Rorty'nin siyaset felsefesi

Amerikan felsefesinin önemli düşünürlerinden biri olan Richard Rorty'nin siyaset felsefesini konu alan bu çalışma, bir giriş, üç bölüm ve bir sonuçtan oluşmaktadır.Tezin birinci bölümünde Rorty'nin siyaset felsefesinin şekillenmesinde etkili olan temelci felsefe karşıtlığına değinilerek, onun düşüncesinde siyaset ve felsefe arasında kurduğu ilişki incelenmiş ve Rorty'nin siyaset anlayışının temelci bir zemine dayanmadığı vurgulanmıştır.İkinci bölümde Rorty'nin siyaset felsefesinde merkezi bir yeri olduğu düşünülen olumsallık, ironi ve dayanışma kavramlarıyla ne kastettiği açıklanmış ve ardından bu kavramlardan hareketle ortaya koyduğu demokrasi ve insan hakları anlayışı betimlenmiştir.Üçüncü bölümde ise bu açıklama ve betimlemelerden yola çıkılarak, Rorty'nin, kendilerini sürekli yeniden betimleyen ironist ve liberal bireylerin oluşturduğu, içinde mutlak hakikat düşüncesine yer verilmeyen ve kamusal ile özel alanı birleştirme talebinden vazgeçilen toplum projesi ya da taslağı üzerinde durulmuştur.Sonuçta, başkalarının hayatlarına ne kadar tanıdık hale gelirsek acı içinde olan insanları görmezden gelme olasılığımızın da o kadar düşük olacağını öne süren Rorty'nin liberal toplum taslağı, etkili ve tartışmalı bir ütopya olarak karşımıza çıkmaktadır.Anahtar Sözcükler1. Postmodern2. Liberalizm3. Olumsallık4. İroni5. Dayanışma

DayanışmaLiberalizmPostmodernizm+4
Aygül Erçin
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Aliya İzzetbegoviç'in din ve siyaset anlayışı

"Aliya İzzetbegoviç'in Din ve Siyaset Anlayışı" adlı tez çalışmamız üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde İzzetbegoviç'in hayatıyla alakalı veriler yer alıp devamında eserleri tanıtılmıştır. İkinci bölümde dinî içerikli görüşlerine değinilmiştir. Üçüncü bölümde ise siyasete dair başlıklarla İzzetbegoviç'in fikir dünyası anlamlandırılmaya çalışılmıştır. Aliya İzzetbegoviç, Avrupa'daki hukuksal olarak ilk kez belgelenmiş soykırımın- Srebrenitsa Katliamının öncesi ve sonrasıyla liderlik özelliğini tüm Bosna Hersek halkına göstermiştir. İçerisinde yaşadığı toplumun siyasi ve dini yapısı 'Bilge Kral'ın fikir hayatındaki çeşitliliğin temel nedenidir. Aynı sebepten dolayıdır ki mücadeleci yönü ve düşünce yapısıyla ön plana çıkmıştır. Anahtar Kelimeler: Aliya İzzetbegoviç, Bilge Kral, Srebrenitsa, Bosna Hersek, Din, Siyaset

Bosna-HersekDin anlayışıLiderlik+4
Şüheda Yıldırım
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Çağdaş siyaset felsefesinde agonistik politika

Çağdaş agonistik politika, iktidar ve çatışmanın insanlar arası (siyasal) ilişkilerdeki kurucu ve düzenleyici niteliğinden hareket eden -yani agonu esas alan- ve bu iktidar ve çatışma gerçeğine rağmen demokratik bir birlikte yaşam imkânının mevcudiyeti üzerinde ısrarla duran geç modern bir siyasal düşünce hareketidir. Demokrasiye yönelik ısrarlı vurgusuyla bu düşünce hareketi, evrensel ile tikel, kimlik ile farklılık, birlik ile çokluk ve giderek akıl ile özgürlük arasında yeni veya yeniden içeriklendirilmiş gerilimli bir dengenin kurulabileceği umudunu yeşerterek modern demokratik/siyasal meşruiyet krizine etkili bir çözüm önerisi getirmiştir.Geniş kapsamlı bir literatür taraması niteliği taşıyan bu çalışmada çağdaş agonistik politika üç bölüm halinde incelenmektedir. Agonistik politikanın belli başlı tanım, anlam ve bileşenleri ile temel düşünsel mirasının ele alındığı ilk bölümde, çağdaş agonistik politikaya yön veren düşünsel ve tarihsel mirasın aydınlatılmasına çalışılmıştır.Çalışmamızın ikinci bölümünde, çağdaş agonistik politikanın demokrasi ile ilişkisi ayrıntılı bir şekilde ele alınmaktadır. Çağdaş agonistik politika, asıl olarak demokratik toplumsal/siyasal bir düzenin inşa edilmesini amaçlayan siyasal/felsefi bir kuramdır. Öyle ki, liberal değerlere sadakat çerçevesinde geliştirilen demokrasiyi derinleştirme hedefi agonistik politikanın en can alıcı yönünü oluşturur.Çalışmamızın üçüncü ve son bölümü, çağdaş agonistik politikanın kapsamlı bir eleştirisine ayrılmıştır. Bu bölümde çağdaş agonistik politikaya yönelik eleştiriler, toplam beş tematik sorun etrafında ele alınarak tartışmaya açılmıştır. Agonistik bir siyasal düzen ya da demokrasi modelinin önündeki en önemli açmazlarından birini, agon'un şiddetten nasıl ayırt edilebileceği sorunu oluşturur. Agonistik politikayı açmaza sürükleyen ikinci bir sorun, agonistik bir siyasal düzenin ne tür bir akıl ya da uyum temelinde inşa edileceğiyle ilgilidir. Agonistik politikayı eleştiriye hedef haline getiren üçüncü bir sorun, agonistik kimliğin ?öteki?sinin kim ya da kimler olduğunun belirlenmesiyle ilgilidir. Agonistik politikanın felsefi niteliği daha ağır basan dördüncü bir sorunu, tarihsellik meselesiyle ilişkilidir. Agonistik politikayla ilgili beşinci ve son bir sorun ise, hınç ve karar verilemezlik kavramlarıyla ilgilidir. Hınç ve karar verilemezlik kavramları, agonistik felsefenin çok önemli iki düğüm noktasını (deyim yerindeyse ?kapitone noktası?nı) oluşturur.

AgonistikAgonistik demokrasiSiyaset+1
Murat İnce
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00

Related subjects