21. century
188 theses under this subject heading
Yirmi birinci yüzyılda deniz güvenliği kavramının Kopenhag Okulu Güvenlikleştirme yaklaşımı çerçevesinde analizi
Bu çalışmada, Uluslararası İlişkiler ve Güvenlik Çalışmaları yazınında sıklıkla dile getirilen, ancak tanımı üzerinde henüz bir konsensüs bulunmayan "Deniz Güvenliği" kavramı, Kopenhag Okulu tarafından ortaya konulan "Güvenlikleştirme" yaklaşımı çerçevesinde analiz edilmektedir. Çalışmada "güvenlikleştirme kuramı kimler tarafından deniz güvenliğine nasıl uygulanmıştır?" araştırma sorusuna odaklanılmıştır. Bu kapsamda, ilk olarak; deniz güvenliği terimi ve tehdit algıları tanımlanmıştır. Ardından 1995 yılında Ole Weaver tarafından ortaya konulan "güvenlikleştirme" kavramı incelenmiş ve analiz için bir çerçeve belirlenmiştir. Son olarak ise güvenlikleştirme yaklaşımının deniz güvenliğine hangi güvenlikleşitirici aktörler tarafından nasıl uygulandığı analiz edilmiştir.
21. yüzyılda Kıbrıs vakıflar ve mülkiyet meselesi
Kıbrıs stratejik coğrafyasıyla tarihi boyunca ilgi odağı olmuştur. Bu çerçevede, 1950'ler sonrası adada Türkler ve Rumlar arasında yaşanan sorun ise o dönemden bu yana dünya siyasetinin gündeminde çözülememiş bir sorun olarak kalmıştır. Bu çalışmada, Kıbrıs sorunu tarafları, tüm yönleri ve tarihi arka planı ile incelenerek, tarafların adaya yönelik talepleri ve meydana gelen uyuşmazlık noktaları tespit edilmiştir. Hiç şüphesiz ki Kıbrıs sorununun geçmişi bu yeşil adanın geleceğini de şekillendirmiştir. Konuyu Kıbrıslı Rumlar ve Türklerin salt uyuşmazlığı olarak olayı nitelemek, soruna ait tüm perspektifi ortaya koymamak ve ihtilafı anlamamak manasına gelecektir. Bu sebepler ile adanın ilk egemenlerinden günümüze uzanan egemenlerin adaya katkıları, bunların ada halkı üzerinde tesirleri, adanın mülkiyet hususu ve nihayetinde gözlemlenen sonuçlar detaylı olarak ele alınmıştır. Sonuç olarak, yarım yüzyıldan fazla zamandan bu yana devam eden bu uyuşmazlığın giderilebilmesi için başlatılan müzakere süreçleri, bu süreçlerde gelinen noktalar ile süreç değerlendirilerek çıkarımlar yapılmaya ve ihtilafın giderilmesine yönelik olarak sürece ışık tutulmaya çalışılmıştır
Öğretmen adaylarının ve aday öğretmenlerin öğretmenlik mesleği genel yeterlikleri ile 21. yüzyıl becerileri öz yeterlikleri
Bu araştırma ile Siirt Üniversitesinde öğrenimlerine devam eden öğretmen adaylarının ve Siirt'te kamu okullarında görev yapan aday öğretmenlerin öğretmenlik mesleği genel yeterliklerini ile 21. yüzyıl becerileri öz yeterlik algı düzeylerini belirlemek ve bunlar arasındaki ilişkinin durumuna bakılması amaçlanmıştır. İlişkisel tarama modelindeki araştırmanın evrenini 2019-2020 ve 2020-2021 eğitim-öğretim yıllarında Siirt Üniversitesi Eğitim Fakültesinde, İlahiyat Fakültesinde ve Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulunda 4. sınıfta öğrenim gören 1935 öğretmen adayı ile 2020-2021 eğitim- öğretim yılında Siirt'te kamu okullarında görev yapan ve henüz adaylık döneminde bulunan 987 aday öğretmen oluşturmaktadır. Evrenden tabakalı örnekleme yoluyla seçilen 325 öğretmen adayı ve basit tesadüfi örnekleme yoluyla seçilen 300 aday öğretmen araştırmanın örneklemini oluşturmuştur. Araştırmadan elde edilen sonuçlara göre öğretmen adayları ve aday öğretmenler öğretmenlik mesleği genel yeterlik ölçeğinin toplamında, mesleki beceri ile tutum ve değerler yeterlik alanlarında kendilerini çok yeterli; mesleki bilgi yeterlik alanında ise yeterli görmektedirler. Bölüm, okumaya ayrılan zaman, internete ayrılan zaman, televizyon izlemeye ayrılan zaman, bilimsel, sosyal ve sanatsal faaliyetlere katılım değişkenlerine göre öğretmen adaylarının öğretmenlik mesleği genel yeterlik algıları farklılaşmaktadır. Bilimsel, sosyal ve sanatsal faaliyetlere katılım değişkenlerine göre öğretmen adaylarının öğretmenlik mesleği genel yeterlik algıları farklılaşmaktadır. Öğretmen adayları ve aday öğretmenler 21. Yüzyıl becerileri öz yeterlik ölçeğinin toplamında ve alt boyutlarında 21. yüzyıl becerileri öz yeterliklerine çok yüksek düzeyde sahip oldukları görüşündedirler. Okumaya ayrılan zaman, internete ayrılan zaman ve not ortalaması değişkenlerine göre öğretmen adaylarının 21. yüzyıl becerileri öz yeterlik düzeyleri farklılaşmaktadır. Cinsiyet ve bilimsel, sosyal ve sanatsal faaliyetlere katılım değişkenlerine göre aday öğretmenlerin 21. yüzyıl becerileri öz yeterlik düzeyleri farklılaşmaktadır. Öğretmen adaylarının algılarına göre öğretmenlik mesleği genel yeterlik düzeyleri ile 21. yüzyıl becerileri öz yeterlikleri düzeyleri arasında pozitif yönde yüksek düzeyde anlamlı bir ilişki bulunmaktadır. Aday öğretmenlerin algılarına göre öğretmenlik mesleği genel yeterlik düzeyleri ile 21. yüzyıl becerileri öz yeterlikleri düzeyleri arasında pozitif yönde orta düzeyde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Öğretmen adaylarının ve aday öğretmenlerin öğretmenlik mesleği genel yeterliklerinin 21. yüzyıl becerileri öz yeterliklerinin anlamlı yordayıcısı olduğu görülmüştür.
21. yüzyılda insan haklarına yönelik yeni bir tehdit: Yapay zeka
Bu çalışmada günümüzde yapay zekanın insan haklarını nasıl etkilediği işlenmektedir. Yapay zekanın tarihteki teknolojik gelişmelerden farkı ortaya konarak önemi vurgulanmaktadır. İnsanlık yaşanan teknolojik gelişmelerden tarih boyunca etkilenmiştir. Bu etki ekonomik, sosyal, siyasal boyutlarda görülmektedir. Teknolojik gelişmelerin insan haklarına etkisi de yadsınamaz bir gerçektir. Yapay zekanın üstel gelişim özelliği, yapay zeka bilgisinin eksikliği, yapay zekanın gelişiminin sınırlandırılmaması yapay zekayı farklı kılan özellikleridir. Çalışmanın devamında yapay zekanın tarihi, içeriği, geleceği ve nerelerde kullanıldığı üzerinde durularak, böylece günümüzdeki temel sorunlardan biri olan bilgi eksikliği giderilmeye çalışılmaktadır. Yapay zeka insanların hayatın her alanında kullandığı bir teknoloji halini almıştır. Yapay zekanın gelişimi ise insanlar sayesinde olmaktadır. İkinci bölümde yapay zekanın hayatın her alanında etkili oluşu vurgulanırken gelişimi de gözler önüne serilmeye çalışılmıştır. Bu çalışmanın gerçekleştirilmesi süresinde dahi yapay zeka alanında kimi önemli gelişmeler yaşanmıştır. Bu durum da yapay zekanın insanlık tarihindeki önemini göstermektedir. Yapay zekanın insan haklarına etkilerinin anlaşılabilmesi için insan hakları kavramı üzerinde durularak günümüzde insan haklarının önemini koruduğu, hala üstüne düşünülmesi ve korunması için çabalanması gerekilen bir alan olduğu vurgulanmaktadır. İnsan Hakları Sözleşmelerinden bahsedilerek yapay zekanın ihlal edebileceği haklara değinilecektir. Burada yapay zekanın insan haklarının çiğnenmesine yol açacak etkilerini önlemeye yönelik düzenlemelerin yeterli olmayışı gösterilmeye çalışılmıştır. Çalışmanın sonunda yapay zeka hakkında bilgi eksikliğinin giderilmesi; yapay zeka eğitimine öncelik verilmesi gerekliliği; yapay zekanın insan hakların ihlallerine yol açabilecek sonuçlarını önleyecek, gerekirse çalışmaları durduracak olan yaptırımların devletler tarafından ve de uluslararası seviyede devreye sokulması gerekliliği ortaya konmaktadır. İnsan yapay zekanın üreticisi ve kullanıcısı olarak her zaman merkezde kalmalı ve yapay zeka bir araç olarak kullanılmalıdır. İnsanın değerini yitirmesine sebep olacak onur kırıcı etkileri olacak girişimler önlenmeli, yapay zeka insan hayatını iyileştiren bir destek mekanizması olmalıdır görüşü savunulmaktadır.
Argümantasyon ve otantik öğrenme tabanlı STEM uygulamalarının 21. yüzyıl becerilerine ve akademik başarıya etkisi
Bu araştırmada, argümantasyon ve otantik öğrenme tabanlı STEM uygulamalarının öğrencilerin 21. yüzyıl becerileri ve akademik başarıları üzerindeki etkileri incelenmiştir. Öncelikle uygulamaya başlamadan önce iki fen bilimleri öğretmeniyle dokuz gün boyunca her gün 120 dakika süren bir öğretmen eğitimi gerçekleştirilmiştir. Öğretmen eğitimi sonrasında araştırmanın uygulama aşamasına geçilmiştir. Araştırmacı ve öğretmenler tarafından geliştirilen ders planları ve etkinlikler, fen bilimleri dersinde 5. sınıf öğrencileriyle üç ünite kapsamında bahar döneminde uygulanmıştır. Ders planları ve etkinlikler için iki farklı uzmandan görüş alınmıştır. Çalışma Antalya ili Alanya ilçesinde bulunan iki farklı kamu okulunda toplam 120 öğrenciyle yürütülmüştür. Araştırmada karma yöntem araştırmalarından yakınsayan paralel desen tercih edilmiştir. Araştırmanın nicel boyutunda ön test-son test kontrol gruplu yarı deneysel desen kullanılmıştır. Her iki okulda da bir kontrol grubu ve iki deney grubu (argümantasyon ve otantik grup) belirlenmiştir. Araştırmanın nitel boyutunda ise durum çalışması deseni kullanılmıştır. Nicel veri toplama araçları olarak 21. yüzyıl öğrenme ve yenilenme becerileri ölçeği, ışığın yayılması, insan ve çevre ile elektrik devre elemanları akademik başarı testleri, değerlendirme araçları olarak ise akran ve öz değerlendirme formları ile ürün değerlendirme rubriği kullanılmıştır. Akademik başarı testleri araştırmacı tarafından geliştirilmiştir. Her bir başarı testi için altı farklı uzmandan görüş alınmıştır. Başarı testleri için toplamda 107 altıncı sınıf öğrencisiyle pilot çalışma yapılmıştır. Amaçlı örneklem yönteminin kullanıldığı bu çalışmada nitel veri toplama araçları olarak video ve ses kayıtları, yarı yapılandırılmış görüşmeler, etkinlik kâğıtları, öğrenci günlükleri, öğretmen ve araştırmacı gözlemleri ve gözlemci formları kullanılmıştır. Araştırma sonucunda ölçeğin geneli, iş birliği ve iletişim alt boyutu ile üç akademik başarı testinin ön test ve son test puanları arasında anlamlı farklılıklar tespit edilmiştir. Nitel veriler sonucunda oluşturulan kategorilerden deney grubu öğrencilerinin eleştirel düşünme becerisinde sorgulama, yaratıcılık becerisinde orijinallik, iş birliği becerisinde etkili ve verimli çalışma, iletişim becerisinde ifade edebilme, STEM temelli etkinliklerde ise problemin tanımlanması boyutlarına oldukça önem verdikleri tespit edilmiştir. Ayrıca öğrencilerin argümantasyon ve otantik öğrenme tabanlı STEM yaklaşımlarına yönelik olumlu görüşlere sahip oldukları tespit edilmiştir. Öğretmenler ise her iki yaklaşımın da farklı yönlerden etkili olduğunu, argümantasyon sürecini yönetmenin biraz daha zor olduğunu, STEM uygulamalarının öğrenciler üzerinde olumlu etkisi olduğunu ve otantik öğrenme yaklaşımının daha etkili olduğunu ifade etmişlerdir. Araştırma kapsamında özellikle otantik öğrenme tabanlı STEM uygulamalarının öğrencilerin akademik başarıları ve 21. yüzyıl becerileri üzerindeki etkisi gözü önüne alındığında, bu yaklaşımla STEM'nin bütünleştirilerek farklı gruplar ve beceriler üzerinde çalışılması önerilmektedir. Anahtar sözcükler: STEM eğitimi, otantik öğrenme, argümantasyon tabanlı öğrenme, 21. yüzyıl becerileri, akademik başarı, fen eğitimi
İngilizce öğretmen adaylarının görüşleri çerçevesinde öğretmen eğitiminde 21.yüzyıl becerilerinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, son sınıf İngilizce öğretmen adaylarının 21.yüzyıl becerilerine yönelik yeterlilik algıları, 21.yüzyıl becerilerinin kazanılmasına verdikleri öneme yönelik görüşleri ve lisans eğitimleri süresince aldıkları derslerde 21.yüzyıl becerilerinin yansımalarına ilişkin görüşlerinin incelenmesidir. Tarama deseninde yürütülen bu çalışma, Ankara ilinde bulunan devlet üniversitelerinin İngilizce öğretmenliği lisans programında 2017-2018 bahar döneminde öğrenim gören 233 son sınıf İngilizce öğretmen adayıyla gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın veri toplama aracını, araştırmacılar tarafından geliştirilmiş "21.Yüzyıl Becerileri Yeterlilik Algısı Ölçeği", "21.Yüzyıl Becerilerine Sahip Olmanın Önemi Anketi" ve "Eğitim Fakültesi Derslerinde 21.Yüzyıl Becerileri Anketi" olmak üzere üç farklı veri toplama aracının birleşiminden oluşan "İngilizce Öğretmen Adaylarına Yönelik 21.Yüzyıl Becerileri Formu" oluşturmaktadır. Araştırma verileri, betimleyici istatistik yöntemleri ile analiz edilmiştir. Araştırmanın bulgularına göre, araştırmaya katılan öğretmen adaylarının kendilerini sırasıyla "kültürlerarası beceriler", "öğrenme ve yenilenme becerileri", "kariyer becerileri" ve "yaşam becerileri" yeterli hissettikleri tespit edilmiştir. 21.yüzyıl becerilerine sahip olmanın önemine ilişkin bulgularda ise, öğretmen adayları sırasıyla "öğrenme ve yenilenme becerilerine", "yaşam becerilerine", "kültürlerarası becerilere" ve "kariyer becerilerine" sahip olmaya önem vermektedirler. Ayrıca, İngilizce öğretmen adayları aldıkları hizmet öncesi eğitimi, 21.yüzyıl becerilerinin kazandırılması açısından yeterli bulmadıklarını belirtmişlerdir. Bu sonuçlardan hareketle, 21.yüzyıl becerilerinin, İngilizce öğretmenliği lisans programına, tüm bileşenler dikkate alınarak istendik ve kasıtlı öğrenme yaşantıları oluşturacak şekilde entegre edilmesi önerilmektedir.
Turkey-Africa relations in the 21st century: Economic diplomacy
Bu tez, özellikle potansiyeller, gelecek perspektifleri ve ilişkilerin sınırları açısından Türkiye'nin Afrika'ya yönelik artan angajmanına yönelik genel bir bakışa odaklanmıştır. Türkiye'nin Afrıka dış politikasının temel özünü inceler ve 21. yüzyılda Afrika ile ilişkilerin arkasındaki temeli analiz eder. Türkiye'nin Afrika'ya neden daha fazla ilgisi var sorusuna cevap vermeye çalışır. Diğer bir deyişle, bu çalışma 21. yüzyılda Türkiye ile Afrika arasındaki ilişkileri canlandıran ekonomik etkileşimleri (diplomasi) inceler. Aynı zamanda Türkiye ile Afrika arasındaki ilişkilerin kurulmasında anahtar araç olarak ekonomiyi gösterir. 90'lı yıllarda Afrika olarak bilinen kıta, 21. yüzyıldaki kadar Türkiye'yi ilgilendirmemekteydi; çünkü Türkiye Batı ile Orta Doğu, Balkanlar, Kafkaslar ve Orta Asya gibi yakın komşularıyla ilişkilerine daha fazla önem vermekteydi. Bu çalışmada 21. yüzyılda Türkiye'nin Afrika'ya ilgisinin arkasındaki temel siyasi, ekonomik dini, kültürel ve stratejik motivasyonlarla birlikte süreçte karşı karşıya kalınan bazı zorluklar tartışılmaktadır. Bu tez üç ana bölümden oluşmaktadır. İlk bölüm tezde kullanılan dış politika, uluslararası ilişkiler, ekonomi, diplomasi, yumuşak güç ve politik ekonomi gibi bazı temel kavramları tanımlar. İkinci bölüm Osmanlı İmparatorluğu döneminde Türkiye ile Afrika arasındaki ilişki, Soğuk Savaş döneminde Afrika'ya yönelik Türk dış politikası, Afrika kavramı, Kamerun kavramı ve Türkiye kavramını sunmaktadır. Türkiye'nin Afrika ile ilişkilerine genel bir bakış sağlar. Aynı zamanda Türkiye'nin Afrika politikasını ve Afrika Türkiye ile Afrika arasındaki ilişkilerini şekillendiren ana unsurları ortaya koymaktadır. Üçüncü bölüm, 21. yüzyılda Türkiye ile Afrika arasındaki ilişkilerin sürdürülmesinde temelde ekonomik diplomasi olmak üzere çeşitli yaklaşımları sunar.
Catholicism as an obstacle, or fostering, feminism in the twenty-first century
This thesis is addressed to our generation and to future ones, where - especially in the rich Western countries - respect for the person in all of his/her social, cultural, religious and emotional complexity is becoming lost. Our choice of this Thesis topic is influenced by the fact that never before our modern age have we witnessed such an attack on the family - in which the woman plays a key role. She is, in our opinion, the mortar that holds together the bricks that make up our civilized society. Hyper-reality has taken the place of reality, and the map has become the territory, as Boudrillard claimed; history is no longer based on the "verum ipsum factum" of G.B. Vico, but rather on the "interpretation of fact" anticipated by Nitzche and continued until the present postmodernism era. The division between "res cogitans" and "res extensa" of Descartes in the sixteenth century, which still influences Western thought, led to the extreme result of the exaltation of the object over the subject, and of the body over the spirit. We have reached a point of complete objectification and commmodification of the body in a society where production and reproduction of the object are the idols held as necessary for the welfare of the modern globalized world. In this situation, the wellness of the individual has a priority over the well-being of the collective, and the slogan "the body is mine and I manage it", especially among women, is the focus of a lot of commentary in both the literary and media fields, and also amongst politics and law. We are witnessing a "globalization of indifference" towards anything that does not produce wealth. In our time, it seems that nothing can be opposed to the ideology of "pensèe unique" or "weak thought" which tends to give the impression that the preferences of individuals have the same status as their rights. We argue in this Thesis that this ideology leads to a culture of weak and restricted thoughts, based solely on personal preferences and conformed to the spirit (logic) of the world that seeks to make humanity into a thoughtless mob – totally lacking in real freedom. Most of all, however, this ideology suggests to humanity a very dangerous offer in proposing a prêt-à-porter ['ready to wear'] way of thinking according to personal taste: 'I think as I like!' and therefore, "I do as I please". This individualist way of thinking, mainly based on the objectification of the human being, is one of the most divisive and dangerous elements to be introduced into our society. In fact, it is taking those of us who are living in the current post-modern globalized world into a "globalization of indifference" where the relationship with the other is being killed - leaving each person, and especially women – alone, and suffering unaccompanied through their existential problems. From the seventies onward, feminist lay movements have claimed roles for women that are vigorously different from the stereotype of the "mother-wife" and "angel of the house" (as Virginia Woolf cited in her work, "A Room of One's Own") and have violently attacked the Catholic Church and accused it of misogyny and carrying out a "demonization" of the female body and its sexuality. In fact, for a long time, when scholars studied the sources of anti-feminism, they considered Judeo-Christian culture as a primary obstacle to the emancipation of women. Certainly, from the origins of Judeo-Christian practices until modern times, the relationship between men and women has been of the patriarchal type. This was justified and supported by a male interpretation of the Bible, which for centuries led women to live in a marginalized and often servile relation to men. And in this context, lay feminist movements consider Italy to be one of the most anti-feminist countries in Europe, due to its obedience to the Pope, and its adherence to the Magisterium of the Church in defense of the natural family and in protection of the dignity of the human person from the moment of his/her conception. Therefore, the (pseudo) liberating individualism of the "single" thought has led in recent decades to the growth in Europe of a society capable of regarding certain members as "waste". This thought has increasingly eroded the traditional family consisting of: father, mother and children that should be regarded both historically and in the future as the vital cell of our society. The importance of our research consists in proposing to the reader a point of view that is different from the single thought; this alternative perspective allows for the emancipation of women and proposes that they be appreciated for their own mental and physical integrity: body–spirit. It is the intention of this Thesis to show that through honoring this body-spirit integrity in women, we have the opportunity to preserve and promote one of the most precious assets that we have for the progress of society as a whole, and for women as members of that society. Our thesis demonstrates how the aim of the Catholicism, in our postmodern era, is the promotion of the sacredness of the human being in all spheres of society without putting women in opposition to men, but rather, working together with him to build a New Humanism in which the word feminism makes no sense anymore.
21.YY'da akıllı belediyecilik ve kentsel dönüşüm (Başakşehir Belediyesi modeli)
Bu tez çalışması kapsamında, kentsel yenileşme kavramının 1900'lü yıllardan itibaren yaşadığı gelişim süreci, kentsel yenileşmenin aracı olarak kentsel dönüşüm projeleri ve temel konuları, sürdürülebilir kentsel gelişme kavramıyla ortaya çıkan akıllı şehircilik ve kent formu ve planlama yaklaşımları incelenmiştir. Bu yaklaşımlardan, akıllı şehircilik yaklaşımının özellikleri, örnekleri, uygulama araç ve teknikleri ele alınarak, özellikle Amerika'da kentsel yenileşme ve eskiyen alanları kente kazandırma amaçlı yapılan projeleri değerlendirmede belediye seviyesinde derinlemesine görüşme ve topluluk ölçeğinde kullanılan anket soruları ile proje özelinde akıllı şehirciliğin hayata uyarlanma matrisleri düzenlenecektir. Başakşehir Belediyesi'nin kentsel dönüşüm alanlarından seçilen örnekler akıllı şehircilikle ilgili yaptığı çalışmalar değerlendirilmiştir.
Konstrüktivizm sanat akımının 21. yüzyıl grafik tasarımına yansımaları: Afiş örneklerinin incelenmesi
Bu tezin temel amacı, Kübizm ve Fütürizmin etkileri ile Süprematizmin bir sentezi olarak Rusya'da karşımıza çıkan konstrüktivizmin, yerini toplumsal gerçekçilik hareketine bırakana kadar geçen sürede ortaya koydukları tasarım anlayışını, afiş tasarımına olan etkilerini ve katkılarını ortaya koymaktır. Savaşın ardından birçok Avrupa ülkesinde sanatsal anlamda bir arayış içine girilmiş; Almanya'da Bauhaus, Hollanda'da De Stijl, Rusya'da ise konstrüktivizm ortaya çıkmaya başlamıştır. Rusya'da doğup, gelişen ve Avrupa ülkelerinde oldukça ses getiren bir sanat hareketi olan konstrüktivizm, 1940'lı yıllarda etkisini yavaş yavaş kaybetmeye başlasa da birçok sanat akımı için ufuk açıcı olan bir tasarım anlayışı geliştirmiştir. Bu tezde ilk olarak, modern sanat akımlarından Empresyonizm, Art Nouveau, Kübizm, Fütürizm, Konstrüktivizm, Dadaizm, De Stijl, Bauhaus, Sürrealizm, Op-Art, Pop-Art, Minimalizm ve Süprematizm hakkında genel bilgi verilmiştir. Üçüncü bölümde ise Art Nouveau, Fütürizm, Konstrüktivizm ve Bauhaus modern sanat akımlarının grafik tasarımın oluşum ve gelişim sürecine etkileri incelenmiştir. Dördüncü bölümde konstrüktivizmin doğuşu, gelişimi ve genel ilkeleri hakkında detaylı bilgi verilmiş, beşinci bölümde ise konstrüktivizmin grafik tasarım alanında, dergi, kitap ve ilan çalışmalarına yansımaları incelenmiştir. Son olarak, bu akımın afiş tasarımına yansımaları ve günümüze etkileri hakkında karşılaştırmalar sunulmuştur.
21. Yüzyılda Çin'in enerji güvenliği: Kuşak ve Yol Girişimi açısından değerlendirme
Dünyanın en büyük nüfusuna ve ikinci büyük ekonomisine sahip olan Çin'in enerji talebi kendi öz üretim kapasitesini aşmış ve küresel enerji tüketiminde ve ithalatında onu ilk sıraya taşımıştır. Bugün Çin'in ulusal stratejisinin bir parçası olarak görülen ekonomik ve sosyal kalkınmasının sürdürülebilir olması, denizaşırı kesintisiz enerjiye erişim ile mümkün olabilmektedir. Bu nedenle yüzyılın projesi olarak adlandırılan ve Çin'in Yeni Mega Kalkınma Girişimi olarak da görülen Kuşak ve Yol Girişimi kapsamında sürdürülen enerji iş birliklerinin Çin'in ulusal enerji güvenliğini sağlamasında önemi büyüktür. Bu çalışma, Çin'in enerji güvenliği ile Kuşak ve Yol Girişimi arasındaki ilişkiyi araştırarak bu Girişimin Çin'in enerji güvenliğini sağlamada nasıl bir rol oynayacağını ortaya koymayı amaçlamıştır. Bu amaç doğrultusunda Çin'in Kuşak ve Yol boyunca enerji konusunda önemli gördüğü ülkeler ile kurduğu enerji ilişkileri ve enerji güvenliğine yönelik bu iş birliklerinden doğan enerji yatırımları incelenmiştir. Çalışma sonucunda elde edilen bulgular, Girişimin bir taraftan Çin'in denizaşırı enerji kaynaklarını, nakliye yollarını, enerji tedarikçilerini çeşitlendirmesine, enerji yatırımlarının güvenliğinin sağlanmasına ve küresel enerji piyasasında söz sahibi olmasına katkıda bulunacağını gösterirken diğer taraftan Girişimin önünde jeopolitik, finansal, güvenlik, şeffaflık eksikliği gibi birtakım zorluklar bulunduğunu ortaya koymuştur. Çin'in uzun vadeli denizaşırı enerji güvenliğini tam olarak sağlayabilmesi Girişimin önündeki bu zorlukları başarılı bir şekilde yönetip yönetememesine bağlı olacağı sonucuna varmıştır.
21. yy'da liberal demokrasinin krizi
Demokrasi kavramının geçmişi eski Yunan'a kadar uzanmaktadır. Birçok modeli vardır, ancak tanımı konusunda bir fikir birliği yoktur. Edinilen bilgilere göre demokrasinin ilk örneği, antik Yunan polislerinden Atina'nın doğrudan demokrasi ile yönetilmesidir. Yaklaşık iki asır burada uygulanan demokrasi, Makedon hakimiyetinden sonra uzun bir süre tarih sahnesinden silinmiştir. Demokrasi, 17. yüzyılda ideoloji ve pratikte, iki bin yıldan fazla bir süre ortadan kalktıktan sonra 19. yüzyılda temsili bir demokrasi olarak tekrardan yer aldı. Yeniden ortaya çıkan demokrasinin kusurlarını ortadan kaldırmak için farklı modeller önerilmiştir. Modern kapitalizmin gelişmesiyle birlikte karar alma sürecinde temsile dayalı liberal demokratik model genel olarak kabul görmüştür. Ancak, 20. yüzyılın sonundan itibaren liberal demokrasi temsil edilme süreci, meşruiyeti ve yönetim zorluğu nedeniyle eleştirilmiştir. Bu çalışma kısmen demokrasinin tarihsel süreç içinde yaşadığı siyasi değişim ve gelişime, döngüsel koşullara ve toplumsal ihtiyaçlara göre mevcut durumuna odaklanmaktadır. Bu çalışmanın ana odağı, liberal demokrasinin 21. yüzyılda karşılaştığı sorunları ve eksiklikleri ele almaktır. Demokrasiyi dış politikasının temeline koyan ABD ve 1789 Fransız devrimi ile demokrasi başlatan Fransa örnek ülke bazında incelenmiştir. Yaşanılan krizlere radikal demokrasi ile çözüm getirebileceği önerilmiştir.
21.yüzyıl becerilerinin iş umuduna etkisi: Bir vakıf üniversitesi son sınıf öğrencileri üzerine araştırma
Bu çalışmanın amacı 21. Yüzyıl becerilerinin üniversite öğrencilerinin sahip oldukları iş umutlarına etki düzeyini belirlemektir. Bu amaç doğrultusunda üniversite öğrencilerine yöneltilen çok boyutlu 21. Yüzyıl becerileri ve iş umudu ölçeği ile 205 lisans ve MYO son sınıf öğrencilerinden oluşan katılımcıların görüşleri toplanmıştır. Verileri toplamada kullanılan çok boyutlu 21. Yüzyıl becerileri ölçeği 0,847 güven düzeyi elde ederken iş umudu ölçeği 0,982 güven düzeyi elde etmiştir. Araştırma sonuçlarına göre hipotezler kabul edilmiştir. Katılımcıların İş Umudu ve 21. YY Becerilerine yönelik algı düzeylerine sahip oldukları tespit edilmiştir. 21. YY becerilerine sahip katılımcıların iş umudu algı düzeylerinin daha yüksek olduğu ve algılanan Bilgi ve Teknoloji Okuryazarlığı Becerileri, Girişimcilik ve İnovasyon Becerileri ve Kariyer Bilinci boyutu iş umudu algısını anlamlı ve olumlu şekilde yordadığı tespit edilmiştir.
Andy Goldsworthy ekseninde arazi sanatına genel bir bakış
21. yüzyılın çağdaş İngiliz arazi sanatçısı Andy Goldsworthy, yaptığı eserlerle önemli bir konuma sahiptir. Topografya, malzeme ve tarih dahil bir yerin niteliklerini iyi inceleyip bu şartlara en uygun cevabı vererek yaptığı geçici ya da kalıcı eserlerinde, yetenek ve kavramsallığın birleştiği bir içeriğe yönelen yeni eğilimlerin temsilcisidir.20. yüzyılda sanatçılar, resim ve heykele karşı alternatif teknik ve malzeme kullanarak; sanatçının, izleyicinin rolü ve sanat nesnesinin felsefi açıdan sorgulamaya başlayarak sanat tanımını genişletmiştir. 1960'larda Amerika'da gelişmeye başlayan çevre bilinci ile Arazi Sanatı Akımı'nın içinde yer alan sanatçılar, galerilerin ve sanat pazarlayıcılarının kısıtlayıcı ve materyalist ticari zorlamalarına karşı çıkmak amacıyla, galeri ve müze gibi sergileme alanını terketmişlerdir. Dönemin çevreci hareketininde etkisiyle doğaya yönelerek çarpıcı yapıtlar üretmeyi hedeflemelerine rağmen fotoğraf, harita ya da araziden taşıdıkları taş, toprak, kum gibi malzemeleri galerilerde sergileyerek, muhalefet ettikleri güçlü sermaye gruplarına, müzelere ve galericilere gereksinim duydukları gözlemlenmiştir.Arazi Sanatı'nda bir eserin etik ve estetik açıdan doğruluğunun yanısıra ekonomik ölçüsü açısındanda incelediğimizde; bütünlüğü, dengeyi ve biotik toplumun güzelliğini koruduğu ölçüde doğrudur, tersi ise yanlıştır. Akımın çıkışındaki hedefler ile sınırlandırılmak ya da sınıflandırılmak istemeyen Goldsworthy'nin eserlerinde; bütünlük, denge ve biotik toplumun güzelliği korunarak, insanları başka şekilde bulunamayacakları alanlara çeker, bu tutum takdir edilebilecek ve hatta koruma sağlayabilecek bir aracı görev üstlenir. Arazi Sanatçıları evrene, belki micro düzeyde etkileri olabilecek eserler yaparken insan varlığının ayırt edici özniteliğini kaybetmeme yolunu seçerek doğa üzerindeki varlığımızı sorgulama, geleceği şekillendirme ve toplum bilincini artırma eğilimini gösterirler.
21. Yüzyılda elektronik sanat ve yeni yönelimler
İnsan düşüncesi ve yaşam biçimleri sürekli olarak değişmektedir . İnsanlık tarihi boyunca akıl yoluyla gelişen bilim teknolojiyi doğurmuştur. 20.yüzyılın ikinci yarısından itibaren elektronik teknolojisi ve dijital teknolojik yapılarla karşılaşan insan, yeni teknolojiyi sanat pratiklerinde deneyimleyerek kendine yeni bir yol aramıştır. Teknolojinin toplumu etkileme gücüne karşın sanatın özgün niteliği ve sanatçıların hayal edebilme, sezgisellik, dönüştürme ve kurgulama güçleri bu etkileri kendine has bir şekilde değerlendirmiş ve ait olduğu çağın olanaklarını kullanarak biçimlendirmiştir. 21.yüzyılla birlikte her alana nüfuz eden elektronik, bilgisayar ve dijital teknolojiler sebebi ile sanat ve sanatçılar teknolojiyle daha yakın ilişki kurmaya yönelmişlerdir. Sanatın üretim biçimi, sanat pratikleri ve sanatçı kimliği dijital teknolojilerdeki gelişmelerden ve kurgulanmakta olan yeni yapılanmadan etkilenmektedir. İnsanın özgür aklı ve hayal gücü ile geliştirilen sanatın elektronik teknolojisi ile birlikte geçirdiği dönüşüm incelenerek, giderek teknolojiye bağımlı olmaya başladığı düşünülen sanatın ve sanatçının aslında teknolojiyi sadece bir araç olarak kullandığı gerçeği ile karşılaşılmaktadır. Sanatçı ve sanatçının ortaya koyacağı sanat pratikleri aklın ve hayal gücünün özgür kurgularıdır. 21.yüzyılda elektronik teknolojisi temelli elektronik sanatın her alanda öncü rol oynayacağı öngörülmektedir. Teknoloji giderek daha baskın bir ortam yaratsa bile sanatın ve sanatçının özündeki yaratıcılık, duyarlılık ve hayal gücü her türlü yenilenmeyi sanatta kullanarak farklı sanat biçimlerine dönüştürmeye devam edecektir.
21. yüzyılda kurumsal kimlik tasarımında minimalizm
Kurumsal kimlik dönemsel değişimlerden bağımsız olarak her zaman bir ihtiyaç oluşturmuştur. Kurumların artmasıyla kurumsal kimlik tasarımı öğeleri gelişmiş, Modernizm akımıyla birlikte günümüze kadar devam etmiştir. 20. yüzyılın ikinci yarısında ortaya çıkan Minimalizm akımı, sadeliği ile yeni bir bakış açışı getirmiş, sanat ve tasarım alanındaki biçimsel dili ve ifade yöntemleri her dönemde tercih edilmiştir. Çağdaş sanatın indirgemeci eğilimleri ilk kez resim sanatında ortaya çıkmış, grafik tasarım alanında da etkileri görülmüştür. Günümüzde dijitalleşmenin getirileriyle birlikte, tüm dünyada yaşanan Korona virüsü salgını dijital dünyanın önemini daha da arttırmıştır. İnsanların günlük hayatlarında yoğun bir şekilde karşılaştığı görsel uyaranlar arasında, kurumların, izleyicinin aklında yer etmesi ve görünebilir olması için kısıtlı bir zaman olmaktadır. Bu durum sadelik kavramlarına duyulan ihtiyacı da beraberinde getirmiştir. Bu noktada önemli olan sadeleşmeyle birlikte tasarımın basitliğe kaçmamasıdır. Bu çalışmada, Minimalizm'in dönemsel anlamına yakın şekilde kurumsal kimlik tasarımları üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Yapılan anket sonucunda çıkan Starbucks markasının kurumsal kimlik tasarımı göstergebilimsel olarak incelenmiş ve minimal yaklaşımla ele alınmaya çalışılarak uygulama yapılmıştır.
21. yüzyılda Türkiye'de mücevhere yönelik reklam fotoğraflarının teknik ve estetik açıdan incelenmesi
Takı geçmiş çağlardan itibaren halk arasında değer verilen ve kendisinden sağ-lık, güç, kötülüklerden korunma, güzellik vb. vermesi beklenen bir eşya olmuştur. Takıların üretimi ve sergilenmesi çağlar içinde gelişme göstermiştir. Günümüzde bir takı yapımında bir çok değerli ya da az değerli metal ve taşlar kullanılmaktadır. Takı halk arasında insanların kendilerine özendiklerini ya da değer verdiklerini gösteren sembolik bir değere de sahiptir. Özellikle değerli taş ve madenlerden üretilmiş takıla-rın halen bir meta olarak büyük değerleri bulunmaktadır. Takı ürünlerinin bu yaygın kullanımına paralel olarak ve resim ve fotoğrafın gelişmesi ile birlikte bu ürünlerin halk arasında resimlerinin ya da fotoğrafların da yayılması söz konusudur. Bu resim ve fotoğraflar takı ürünlerine yönelik ilgiyi artırmakta ve onları reklam faydası bekle-nen görsel bir materyale dönüştürmektedir. Bu eserde dünya tarihindeki önemli me-deniyetlerin ve daha sonra modern dönem Avrupa ve Türkiye'sine ait bir çok esere ait resim ve reklam fotoğraflar ele alınmış ve teknik ve estetik açılardan incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Takı, Ürün Fotoğrafı, Reklam, Fotoğraf.
Postmodernizm çerçevesinde moda eğilimleri ve çağdaş erkek giysi odası
Moda ve postmodernizm nosyonu "değişim ve dönüşüm" kelimelerinin tam karşılığını ifade etmiştir. Moda küresel bir olguyu ifade ederken postmodernizmde çoğulculuğu ve çeşitliliği ifade etmiştir. Postmodernizm ve moda değişimin yaşandığı tarihsel süreçte yalnız değildi, onu etkileyen popüler kültür, sosyal medya ve tüketim kültürü ciddi bir rol oynamıştır. Postmodernizmle beraber erkek modasının kültür farklılaşmasıyla oluşan, yenileşmesini ve dönüştüğü çeşitli yaşam biçimlerini, değer yargılarını ve imajını göreceğiz. Bu çalışmada postmodernizm ve moda kavramı detaylı olarak incelenmiş ve erkek modası hakkındaki akademik araştırmaların sınırlı olduğu fark edilip katkı sağlanmak istenmiştir. İnsanların giyinmeye başladığı çağlardan itibaren geçirdiği değişme, evrimleşme ve yenileşme süreci anlatılmıştır. Kalıplaşmış erkek kimliğine değinilerek, değişmeye ve evrimleşmeye başlayan yenidünya düzeninde ortaya çıkan yeni erkeklik ve erkek rollerine atıfta bulunularak ve değişen erkek modasını görsellerle desteklenerek geldiği son hali anlatılmıştır. Tez çalışmasında sırası ile; ikinci bölüm postmodernizm olgusu genel olarak açıklanmış ve modayla birlikte etkilediği alanlara değinilmiş, üçüncü bölüm erkek giysisinin tarihsel süreci boyunca geçirdiği evrimi görselle sunmuş ve son kısımda 21. yüzyıl çağdaş erkek giyiminin geldiği son hali anlatılmıştır.
Ortaokul öğrencilerinin 21. yüzyıl öğrenme becerileri ile eğitim teknolojisi yeterlikleri arasındaki ilişki
Bu araştırmanın amacı, ortaokul öğrencilerinin 21. yüzyıl öğrenme becerileri ile eğitim teknolojisi yeterliklerini belirlemek ve öğrencilerin 21. yüzyıl öğrenme becerileri ile eğitim teknolojisi yeterlikleri arasındaki ilişkiyi incelemektir. İlişkisel tarama modelinin kullanıldığı bu çalışmanın evrenini, 2017-2018 eğitim-öğretim yılında Van ili İpekyolu, Tuşba ve Edremit merkez ilçelerinde bulunan Milli Eğitim Bakanlığına bağlı ortaokulların 6., 7. ve 8. sınıflarında öğrenim görmekte olan 37.904 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırma, tabakalı örnekleme yöntemi ile belirlenen toplam 920 ortaokul öğrencisi ile yürütülmüştür. Araştırmada, veri toplama araçları olarak ortaokul öğrencilerinin 21. yüzyıl öğrenme becerilerini kullanma düzeylerini belirlemek amacıyla "21. Yüzyıl Öğrenme Becerileri Ölçeği", öğrencilerin eğitim teknolojisi yeterliklerini belirlemek için ise "Eğitim Teknolojisi Standartları Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırma verilerinin analizinde, betimsel istatistikler (ortalama, standart sapma), fark istatistikleri (Bağımsız gruplar t testi, ANOVA, MANOVA), Pearson Çarpım Momentler Korelasyon Katsayısı ve basit doğrusal regresyon analizi kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen sonuçlar şu şekildedir: 1. Ortaokul öğrencilerinin 21. yüzyıl öğrenme becerilerinin genel olarak yüksek düzeyde kullandıkları belirlenmiştir. Öğrencilerin aktif öğrenme becerilerini orta düzeyde; öğrenmeyi öğrenme, problem çözme, işbirliği ve iletişim becerilerini ise yüksek düzeyde kullandıkları sonucuna ulaşılmıştır. 2. Kız öğrencilerin erkek öğrencilere kıyasla; 7. sınıf öğrencilerinin 6. ve 8. sınıf öğrencilerine kıyasla; sınıflarında akıllı tahta bulunan öğrencilerin sınıflarında akıllı tahta bulunmayan öğrencilere kıyasla; evlerinde internet bağlantısı bulunan öğrencilerin evlerinde internet bağlantısı bulunmayan öğrencilere kıyasla; bilgisayar, akıllı telefon ve tablet bilgisayar gibi teknolojik araçlara sahip olan öğrencilerin bu teknolojik araçlara sahip olmayan öğrencilere kıyasla 21. yüzyıl öğrenme becerilerini daha yüksek düzeyde kullandıkları sonucuna ulaşılmıştır. 3. Ortaokul öğrencilerinin eğitim teknolojisi yeterliklerinin yüksek düzeyde olduğu belirlenmiştir. Öğrencilerin teknoloji okuryazarlığı, yaratıcılık ve yenilikçilik yeterliklerinin yüksek düzeyde, dijital vatandaşlık ve katılım yeterliklerinin ise orta düzeyde olduğu sonucuna ulaşılmıştır. 4. Erkek öğrencilerin kız öğrencilere kıyasla; sınıflarında akıllı tahta bulunan öğrencilerin sınıflarında akıllı tahta bulunmayan öğrencilere kıyasla; evlerinde internet bağlantısı bulunan öğrencilerin evlerinde internet bağlantısı bulunmayan öğrencilere kıyasla; bilgisayar, akıllı telefon ve tablet bilgisayar gibi teknolojik araçlara sahip olan öğrencilerin bu teknolojik araçlara sahip olmayan öğrencilere kıyasla eğitim teknolojisi yeterliklerinin daha yüksek düzeyde olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bununla birlikte öğrencilerin eğitim teknolojisi yeterliklerinin sınıf düzeyine göre anlamlı düzeyde değişmediği belirlenmiştir. 5. Ebeveynlerin eğitim düzeyleri ve ailenin gelir düzeyi yükseldikçe öğrencilerin 21. yüzyıl öğrenme becerilerini kullanma düzeyleri ile eğitim teknolojisi yeterlik düzeylerinin de yükseldiği belirlenmiştir. 6. Öğrencilerin 21. yüzyıl öğrenme becerileri ile eğitim teknolojisi yeterlikleri arasında orta düzeyde, pozitif ve anlamlı bir ilişkinin olduğu belirlenmiştir. Ayrıca, öğrencilerin eğitim teknolojisi yeterliklerinin, 21. yüzyıl öğrenme becerilerinin anlamlı bir yordayıcısı olduğu ve yaklaşık olarak dörtte birini (%25.1) açıklayacak güçte olduğu belirlenmiştir.
Çocuklar için felsefe programının okul öncesi dönemçocuklarının 21. yüzyıl becerilerine etkisinin incelenmesi
Bu araştırmada Çocuklar için Felsefe Programının okul öncesi dönem çocuklarının 21.yüzyıl becerilerine etkisini incelemek amaçlanmıştır. Nicel araştırma türlerinden kontrol gruplu yarı deneysel desende yapılan bu araştırma deney grubunda 17, kontrol grubunda 18 olmak üzere toplam 35 okul öncesi dönem çocuğu ile yürütülmüştür. Araştırma kapsamında deney grubuna 12 hafta süren 24 etkinlik uygulanmıştır. Kontrol grubu çocuklara ise herhangi bir uygulama yapılmamıştır. Uygulama öncesi deney ve kontrol gruplarına öntest yapılmış, uygulama sonrası ise her iki gruba sontest yapılmıştır. 19 hafta sonra ise deney grubu çocuklara izleme testi uygulanmıştır. İlk olarak grupların özellikleri ve sosyo-demografik bilgilerini belirlemek amacıyla betimsel istatistikler kullanılmıştır. 5-6 Yaş Çocuklar için 21.yüzyıl Becerileri (DAY 2) Ölçeği'nden elde edilen öntest, sontest ve izleme testi puan verileri SPSS paket programı aracılığıyla analiz edilmiştir. Gruplar arasında anlamlı fark olup olmadığını belirlemek amacıyla bağımsız örneklemler t-testi uygulanarak deney ve kontrol gruplarının öntest ve sontest ölçümlerine ait puanları karşılaştırılmıştır. Her bir grubun zaman içerisindeki değişimlerini değerlendirmek amacıyla kontrol grubunda öntest ve sontest puanlarını karşılaştırmak için bağımlı örneklemler t-testi, deney grubunda ise öntest, sontest ve izleme ölçümlerini karşılaştırmak için tekrarlı ölçümler tek yönlü ANOVA testi tercih edilmiştir. Anlamlı farklılıkların tespit edildiği durumlarda pratik anlamlılığı belirlemek için Cohen d etki büyüklüğü hesaplanmıştır. Elde edilen sonuçlara göre deney grubu sontest puanlarında kontrol grubuna göre anlamlı bir artış olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca Çocuklar için Felsefe Programı sonucunda, deney grubu sontest ve izleme testi puanlarının kontrol grubuna göre anlamlı bir şekilde yüksek olduğu belirlenmiştir. Sonuçlar literatürde yer alan araştırmalar doğrultusunda tartışılmış, uygulayıcı ve araştırmacılara yönelik öneriler sunulmuştur.
Okul yöneticilerinin 21. yüzyıl becerilerine sahip olma düzeyi ile okullarda değişimi yönetme yeterlilikleri arasındaki ilişki
Bu çalışmanın amacı, Uşak ilinde Milli Eğitim Bakanlığına bağlı ilkokul, ortaokul ve liselerde görevli öğretmen görüşlerine göre, okul yöneticilerinin 21. Yüzyıl becerilerine sahip olma düzeyleri ile değişimi yönetme yeterlilikleri arasındaki ilişkiyi ortaya koymaktır. Bununla birlikte araştırmada okul yöneticilerinin, 21. Yüzyıl becerileri ve değişimi yönetme yeterlilikleri düzeylerinin cinsiyet, branş, öğrenim durumu, aynı okulda çalışma süresi değişkenlerine göre anlamlı bir farklılığın bulunup bulunmadığı da araştırılmıştır. Araştırmanın örneklemi, basit tesadüfi örneklem yöntemiyle seçilen Uşak İlinde 2019-2020 eğitim öğretim yılında görev yapan 290 öğretmenden oluşmaktadır. Veri toplama araçları; Çoban, Bozkurt ve Kan, (2019) tarafından geliştirilen Eğitim Yöneticisi 21. Yüzyıl Becerileri Ölçeği ile Helvacı (2004) tarafından geliştirilmiş Değişimi Yönetme Yeterliliği ölçekleridir. Çalışmada elde edilen veriler SPSS 17. 0 istatistik programı ile analiz edilmiştir. Verilerin analizinde betimsel istatistikler, ANOVA, bağımsız örneklemeler t-testi, Pearson momentler çarpımı korelasyon analizi testi uygulanmıştır. Araştırma bulguları ışığında; Öğretmen görüşleri ışığında okul yöneticilerinin 21.yüzyıl becerileri bağlamında "öğrenme ve yenilik becerileri", "okur-yazarlık becerileri" ve "yaşam ve mesleki becerileri" alt boyutları bakımından ve genel 21.yy. becerileri bakımından "çok" düzeyinde yeterli oldukları sonucuna varılmıştır. Okul yöneticilerinin 21.yüzyıl becerilerinin cinsiyet, branş ve kıdem bakımından anlamlı bir şekilde farklılaşmadığı ancak eğitim düzeyi ve aynı okulda görev yapılan süre değişkenlerine göre anlamlı bir farklılığın bulunduğu sonucuna ulaşılmıştır. Okul yöneticilerinin değişimi yönetme becerileri bağlamında "Değişim ihtiyacını belirleme", "Değişimi hazırlama", "Değişimi uygulama" ve "Değişimi Değerlendirme" alt boyutları bakımından "çok" düzeyinde yeterli oldukları anlaşılmaktadır. Okul yöneticilerinin 21.yüzyıl becerilerine ilişkin yeterlik düzeyleri ile değişimi yönetme yeterlilik düzeyleri arasında pozitif yönlü yüksek düzeyde anlamlı bir ilişkinin bulunduğu tespit edilmiştir. Okul yöneticilerinin sahip olduğu değişimi yönetme yeterlik düzeyleri ile 21.yüzyıl becerileri kapsamındaki "öğrenme ve yenilik becerileri" arasında, "okur-yazarlık becerileri" arasında ve "yaşam ve mesleki beceriler" arasında pozitif yönlü yüksek düzeyde anlamlı bir ilişki olduğu sonucuna varılmıştır.
Öğretmenlerin 21. yüzyıl becerilerini kullanım yeterlilikleri ile öğretmenlerin değişime hazır olma düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı Uşak ilinde devlet okulunda görev yapmakta olan ilkokul ve ortaokul öğretmenlerinin 21. yüzyıl becerileri kullanım yeterlilikleri ile değişime hazır bulunuşlukları arasındaki ilişkiyi ortaya koymaktır. Araştırma tarama modelinde desenlenmiştir. Araştırmanın evrenini Uşaktaki ilkokul ve ortaokullarda görev yapmakta olan 3972 öğretmen ve 498 okul yöneticisi, örneklemini ise 640 öğretmen ve 82 okul yönetici oluşturmaktadır. Örneklemin seçiminde uygun örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Araştırmada verileri toplamak amacıyla üç bölümden oluşan bir anket kullanılmıştır. Araştırma sonucunda öğretmenlerin ve okul yöneticilerinin görüşlerine göre öğretmenlerin 21. yüzyıl becerileri kullanım yeterliliklerinin "çok" düzeyinde olduğu, öğretmenlerin görüşlerine göre öğretmenlerin değişime hazır bulunuşluk düzeylerinin "çok" düzeyinde olduğu, okul yöneticilerinin görüşlerine göre öğretmenlerin değişime hazır bulunuşluk düzeylerinin "orta" düzeyde olduğu ve öğretmenlerin 21. yüzyıl becerileri kullanım yeterlilikleri ile değişime hazır bulunuşluk beceri düzeyleri arasında pozitif yönlü yüksek düzeyde anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir.
21. yüzyıl teknolojik gelişmeleri çerçevesinde transhümanizm ve din eğitimi
Bu çalışma, 21. yüzyıl teknolojik gelişmelerinin (yapay zekâ, biyoteknoloji, nanoteknoloji, NBIC, metaverse ve siborg sistemleri) transhümanist düşünceyle kesişimini ve bu kesişimin din eğitimine etkilerini incelemektedir. Nitel araştırma deseninde, doküman incelemesi yöntemi kullanılarak ulusal ve uluslararası literatür sistematik biçimde taranmış, kavramsal çerçeve üzerinden çok boyutlu bir değerlendirme yapılmıştır. Bulgular, teknolojilerin din eğitimine üç eksende dönüştürücü fırsatlar sunduğunu göstermektedir: (i) kişiselleştirilmiş ve uyarlanabilir öğrenme (AI tabanlı öğretim, öğrenme analitiği), (ii) deneyimsel ve görselleştirilmiş öğretim (AR/VR, metaverse ile ibadet ve mekân simülasyonları), (iii) erişim ve kapsayıcılık (dijital platformlar, açık kaynak içerikler). Bunun yanında doğruluk ve içerik güvenliği, mahremiyet, algoritmik önyargı, otantiklik (sanal ritüellerin geçerliliği) ve teknolojik bağımlılık gibi riskler de tespit edilmiştir. Felsefi ve teolojik düzlemde transhümanizmin insan doğası, fanilik, kader ve tevazu anlayışlarıyla gerilim üretebildiği; ancak acının azaltılması, bilginin artırılması ve engellerin kaldırılması gibi hedeflerde sınırlı bir kesişim alanı bulunduğu ortaya konmuştur. Araştırma, din eğitiminde "bilinçli entegrasyon" yaklaşımını önermektedir: Yüz yüze etkileşim, manevi rehberlik ve değer aktarımı korunurken dijital araçlar destekleyici ve pekiştirici biçimde kullanılmalı; etik kılavuzlar, içerik denetimi, öğretmen ve öğrenci dijital okuryazarlığı ile disiplinlerarası iş birliği kurumsallaştırılmalıdır. Din eğitiminin geleneksel hedefleri ile transhümanist çağın gereklilikleri dengelendiğinde hem bilişsel öğrenme hem de manevi ve ahlaki gelişim birlikte güçlenebilmektedir.
21. yüzyılda ezgi merkezli makam anlayışı: Karşılaştırmalı bir analiz
Erken Cumhuriyet Dönemi'nde yeni bir anlayışla gelişmeye başlayan makam teorisi, ilerleyen yıllarda dönüşüme uğramıştır. Bu dönem teorisyenleri dönemin, araştırmacıları bilimsel temelli bir teori arayışına yönlendiren politikaları gereği Sistemci Ekol'ün (13.-15. yy. teorisyenleri) 17 aralıklı ses sistemine benzer 24 aralıklı ses sistemi oluşturmuşlardır. Cumhuriyet döneminde görülen teori yaklaşımları çoğunlukla dizi odaklı olmakla birlikte bu yaklaşımlar Batılılaşma hareketi, ulusallaşma politikaları, ulusal ve evrensel müzik yaratma çabaları ile paraleldir. Söz konusu müzik politikalarının katkısı ile oluşturulan makam teorileri, ses sistemleri ve makam anlatıları, zaman içinde bu politikaların değişime uğramasının da etkisiyle ilerleyen dönemlerde dönüşüm geçirmiştir. Yirminci yüzyılın ikinci yarısında 24 aralıklı sistem çoğunlukla eleştirilmiş ve eksik yönleri bilimsel çalışmalar kapsamında ortaya konmuştur. Bu çalışmalar doğrultusunda söz konusu sistemi geliştiren veya değiştiren, ses sistemleri ve müzik fiziği kapsamında çalışmalar üreten teorisyenler bulunmaktadır. Ses sitemleri çalışmalarının yanı sıra eser analizine yoğunlaşan ve makamın ezgisel hareketleri kapsamında yeni analiz yöntemleri geliştiren araştırmacılar da vardır. Güncel çalışmalar kapsamında, artan bilgi kapasitesi ve geçmiş dönem çalışmalarının yeniden zihnin süzgecinden geçirilmesi sonucunda günümüz teorisyenlerinin, pek çoğu ezgiye odaklanan "yeni ve özgün" yaklaşımlar oluşturduğunu söylemek mümkündür. Erken Cumhuriyet Dönemi müzikolog ve müzik teorisyenlerinin bakış açılarının dönemin ideolojileri çerçevesinde şekillenerek Sistemci Ekol'ün anlayışına benzer bir yaklaşımı geliştirmiş oldukları söylenebilir. Aynı bu durum gibi günümüz teorisyenleri de kendilerinden önceki çalışmaları inceleyerek onları yeniden yorumlamışlardır. Dolayısıyla, Cumhuriyet tarihinin genelinde müzik teorileri çalışmalarının kapsamının değişik dönemlere dair makam çalışmalarının yeniden yorumlanmasına dayandığını söylemek mümkündür. Bu çalışmanın kapsamını, Cumhuriyet tarihi içerisinde görülen makam teorisi çalışmaları oluşturmaktadır ve temel amaç, süreç içerisinde görülen değişim ve dönüşümü tespit etmek, özellikle ezgi odaklı güncel yaklaşımları açıklamalı ve karşılaştırmalı bir biçimde incelemektir. Söz konusu çalışmada literatür taraması yapılacak ve "içerik analizi" aracılığıyla teori eserleri ve teorisyenlerin "metodolojik" yaklaşımları incelenecektir.