Siyaset sosyolojisi

64 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Halifelik kurumunun tarihsel evrimi:bir politik ilahiyat yorumu

Peygamber Hz. Muhammed'in ölümü ile birlikte Arap toplumunda devlet başkanının kim olacağı sorusu gündeme gelmiştir. Bu dönemde İslam devlet başkanlığı ile ilgili çeşitli tartışmalar da ortaya çıkmıştır. Peygamber Hz. Muhammed'in kendinden sonra birisini vekil kılmayışı ve aktif bir seçim sisteminde o günün koşullarında olmayışı birtakım soru işaretlerini ve beraberinde tartışmaları ortaya çıkarmıştır. İslam öncesi dönemde kabileler halinde yaşayan ve politik kimliklerini kabileler üzerinden inşa eden Araplar Hz. Muhammed'in tebliğ ettiği İslam ile hem sosyokültürel hem de politik düzlemde birtakım değişikliklere tabi kalmışlardır. Merkezi bir otoriteden yoksun olan Arap toplumu İslam ile birlikte tek bir çatı altında toplanmakla kalmayıp sınırların genişlemesi ile birlikte de bir takım yönetsel, idari sistemlere de ihtiyaç duymuştur. Kendi iç dinamiklerinden üretilen ve gelişim gösteren ve o günün koşullarına göre ihtiyaçlara cevap veren bir sistemin olmayışı çeşitli görüş ayrılıklarını ortaya çıkarmıştır. Bununla birlikte bu ortamda çeşitli yaklaşımlar sergilenmiştir. Hz. Muhammed Arap toplumunun hem ilahi lideri hem de siyasi önderi olarak toplumda iki kimliği ile birlikte yer almakta olduğundan, peygamberin vefatı ile birlikte Arap toplumu yeni bir lider arayışı içerisine girmiştir. Peygamberden sonra ilk dört halifenin her biri farklı yaklaşımlar ile iktidara gelmiştir. Bu dört halifenin vefatları ile birlikte yerlerine bir yakınlarının gelmiyor olmasından ötürü, bu dönemi, halkın katılım ve rızasının olduğu bir seçim dönemi olarak ele almak mümkündür. Bu çalışmada, peygamberin ölümünden sonra İslam devlet başkanlığı yapan ve daha sonraları "Dört Halife" diye adlandırılan dönem ve sonraki politik yönetim anlayışı olan halifelik ele alınmıştır. İktidarı kılıç zoru ile ele geçiren Muaviye'nin, İslami yönetim sistemini saltanata dönüştürmesi ile birlikte 1924 yılına kadar yaşayan halifelik faaliyetleri, yönetim anlayışı kapsamında "Politik İlahiyat" çerçevesinde ele alınıp işlenmiştir. Halifeliğin kaldırılması ile birlikte kurulan İslam İşbirliği Teşkilatı örgütlenmesi ise halifeliğin modern anlamda devamlılığı olarak görüp, bu müessesenin bir dönüşümü olarak incelenmiştir.

Din sosyolojisiDin-devlet ilişkileriDin-siyaset ilişkileri+5
Muhammet Önder Erdoğan
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Siyasal bileşenlerin siyasal başarıya etkisinde liderlik görevlerinin rolünün incelenmesi ve bir araştırma

Demokratik sistemlerde, vatandaşın temsiliyeti siyasal partiler aracılığıyla sağlanmaktadır. Bu çerçevede seçmen bağlılığının artırılması, bunun sürekli hale gelmesiyle siyasal başarıyı elde etmeye çalışan siyasal partiler, günün koşullarını doğru analiz ederek politikalarını şekillendirmek zorundadır. Bu noktadan hareketle hazırlanan araştırmada, siyasal başarının oluşumu, siyasal bileşenlerin etkisi ve liderlik görevlerinin ortaya koyulması amaçlanmıştır. Araştırma kapsamında 572 kişilik katılımcı grubu ile analiz çalışması yapılmıştır. Araştırmacı tarafından geliştirilen siyasal bileşenler ölçeği, liderlerin görevleri ölçeği, siyasal başarı ölçeği ile birlikte demografik bilgi formu kullanılmıştır. Verilerin analizi SPSS 23.00 ile yapılmış olup; faktör ve güvenirlik analizleri, betimleyici istatistikler, korelasyon, regresyon, t-test ve anova'dan yararlanılmıştır. Elde edilen bulgular %95 güven aralığında ve %5 anlamlılık düzeyinde değerlendirilmiştir. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre, siyasal bileşenlerinin liderlerin görevlerine yönelik algı ve siyasal başarı üzerinde artırıcı etkisi bulunmaktadır. Bununla birlikte liderlerin görevleri de siyasal başarıyı artırmaktadır. Aracı rolün değerlendirilmesi için yapılan analizlerde ise liderlerin görevlerinin, örgüt kültürünün unsurları siyasal bileşenlerinin siyasal başarı üzerindeki etkisinde aracı rol üstlendiği tespit edilmiştir. Demokratik yönetim ve demokratik liderlik tarzlarına ilişkin algı artan yaş ile birlikte azalmakta, liderlerin görevlerine ilişkin algı ise artmaktadır. Küçük yaş grubundaki katılımcıların ise siyasal başarı algısı daha yüksektir. Eğitim düzeyi açısından yapılan değerlendirmelere göre, lisans ve lisansüstü mezunu katılımcıların örgüt kültürünün unsurları ve liderlerin görevlerine ilişkin algıları yüksek, siyasal başarı algıları ise düşüktür. Bununla birlikte gelir düzeyi arttıkça örgüt kültürünün unsurları ve liderlerin görevlerine ilişkin algı da artmaktadır. Araştırmanın sonuçları, siyasal başarı elde edebilmenin en önemli kıstasının, demokratik yönetim ve demokratik liderlik tarzının örgüt kültürüne dönüşmesiyle siyasal başarının sağlanacağı yönündedir. Siyasal partiler siyasal başarının sürdürülebilir olması için bu konuda seçmen taleplerini doğru algılamalıdırlar.

BaşarıLiderlikSivil toplum örgütleri+6
Zeki Çetin
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Arnavutluk'ta sivil din: Tarihsel, kültürel ve nitel bir analiz

Bellah'a (1991) göre Amerikan sivil dini, belirli bir mezhebe veya kilise öğretisine dayanmayan, kendi kutsal semboller setine sahip müstakil bir dindir. Önce Amerika'da sekülerizm ve politik söylemler ekseninde çalışılmaya başlanan bu kavram, zamanla İngiltere, İsveç, Kanada, Avustralya, Türkiye, İsrail ve Nijerya gibi birçok ülkede de araştırma konusu olmuştur. Bu çalışmanın amacı, Arnavutluk'ta sivil dinin tarihsel, kültürel ve toplumsal düzeylerdeki görüngülerini incelemektir. İki aşamalı bu araştırmada ilk olarak, yakın dönem Arnavutluk tarihinde sivil dinin izleri ve kültürel motifler değerlendirilmiş; sivil-dinî teopolitika analiz edilmiştir. İkinci aşamada ise Arnavut halkının sivil dini ne ölçüde deneyimlediği/benimsediği ve Arnavutluk'ta sivil dinin bölücülük-bütünleştiricilik eksenindeki bir spektrumun hangi noktasında yer aldığı sorgulanmıştır. Maksimum çeşitlilik ile elverişli örnekleme yöntemlerinin kullanıldığı bu çalışmada beş ana temaya dayalı olarak 26 katılımcıyla derinlemesine mülakatlar (çevrimiçi) gerçekleştirilmiştir. Veriler, MAXQDA programından faydalanılarak analiz edilmiştir. Tarihsel veriler, 19. yüzyılda Pashko Vasa'nın "Arnavutluk'un dini Arnavutizm'dir." ifadesinde yer bulan sivil-dinî anlayışın, Komünizm döneminde Enver Hoca tarafından din karşıtlığını meşrulaştırmak için kullanıldığını göstermiştir. 1990 sonrası dönemde ise sivil dinin, politik söylem düzeyindeki etkisi azalsa da farklı bir biçimde halk nezdindeki etkisini sürdürdüğü tespit edilmiştir. Arnavutluk'ta sivil-dini görüngülerin üç düzeyde ele alınabileceği görülmüştür. Tarihsel ve kültürel düzeyde, Amerika örneğinde kurgulanan millet/devlet ile Tanrı/din arasındaki doğrudan ilişkiler yerine, Arnavutluk'ta milli değerlerin bağımsız kutsanmasının tercih edildiği bulgulanmıştır. Medya, entelijansiya ve reel politik düzeyinde Avrupa'ya uygun bir Arnavut kimliğinin inşası öne çıkmış, kamusal alanda İslam'ın görünürlüğünü/etkinliğini sınırlandıran dışlayıcı söylemlerle karşılaşılmıştır. Toplumsal düzeyde ise sivil din, kısmi olarak bütünleştirici bir rol üstlenmiştir. Arnavut örnekleminde sivil dinin birey düzeyindeki boyutlarına ilişkin bulgular, Amerika örneğiyle örtüşmüş, konumsal düzeyi ise herhangi bir karşılık bulmamıştır. Araştırma sonuçları, Arnavut halkının sivil dini, Amerika örneğinden farklı bir biçimde deneyimlediğini ortaya koymuştur. Bulgular kültürlerarası bir perspektifle yorumlanmıştır. Arnavutluk'ta sivil dinin ilk kez incelendiği bu çalışmanın, alana interdisipliner yaklaşım kazandırabilecek kapsamlı bir araştırma modelinin ilk adımları olabileceği umulmaktadır.

Din sosyolojisiFenomenolojik sosyolojiKültür sosyolojisi+1
Elırona Adılaj
Ibn Haldun University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Şırnak'ta aşiretlerin sosyo-politik davranışları: Kurumsalcı bir perspektif

Bireylerin bir araya gelerek oluşturdukları grup veya toplulukları inceleyen sosyal bilimler, birey-toplum ilişkisini anlamaya çalışmaktadır. Sosyal bilimlerde genellikle bir fikir birliğinden bahsetmek zordur. Çünkü toplumsal yaşamda bireyler, doğaları gereği öncelikle öznel (subjektif) yargılara sahiptir. Diğer yandan sosyal bilimlerde değer yargılarının olduğu da bilinen bir gerçektir. Böyle bir ortamda yapılan bir araştırmada, araştırmanın her yönüyle anlaşılması ve faydalı sonuçlara ulaşılması için araştırmacının olabildiğince tarafsızlığını koruyarak toplum-birey ilişkisini incelemesi gerekmektedir. Yine bu araştırmalarda toplumsal olanın daha iyi açıklanması için bazı toplulukların sahip olduğu "birey davranışlarını mobilize etme" kabiliyeti her yönüyle irdelenmelidir. Türkiye'de nüfusun belli bir kısmını oluşturan aşiretler hem sahip oldukları yapısal özellikleri hem de bireyleri mobilize etme kapasiteleri sebebiyle günümüzde önemlerini korumaya devam etmektedirler. Bu özelliklere sahip olan aşiret, aynı zamanda enformel kurallarla örülü bir sosyal kurumdur. Bu bağlamda bir sosyal kurum olarak aşiret, literatürde daha fazla çalışılmalıdır. Bu çalışmanın amacı kuramsal çerçeve ve aşiretlerin tarihsel gelişimlerinden yola çıkarak Şırnak'taki aşiretleri ve sosyal bir kurum olarak bu aşiretlerin sosyo-politik davranışlarını öğrenmektir. Çalışmanın amacı doğrultusunda bölgedeki aşiretleri kapsayan bir alan araştırması ile aşiret enformel kurallarının, birey davranışını nasıl kanalize ettiği tespit edilmeye çalışılmıştır. Çalışmanın sonunda hem katılımcılardan elde edilen bulgular hem de literatürdeki bilgiler eşliğinde çıkarım, öngörü ve beklentilere yer verilmiştir. Ayrıca sahip oldukları kurumsal fonksiyonlarla aşiretlerin gelecekteki statülerinin ne olacağı hakkında öngörülere ve analizlere yer verilmiştir.

AşiretlerBireyKurumlar+3
Hamza Yaman
Şırnak University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

12 eylül 1980 sonrası Türkiye'den İngiltere'ye politik göç (1980-1989)

1980 öncesinde ağırlıklı olarak ekonomik gerekçelerle Avrupa'ya giden Türkiye kökenliler, gittikleri ülkelerde gözle görülür nüfusa erişmiş olmalarına rağmen, İngiltere'deki Türkiye kökenli nüfusun belirginleşmesi 12 Eylül 1980 sonrasındadır. 12 Eylül 1980 darbesinden sonra, çoğunlukla Avrupa ülkeleri olmak üzere yaklaşık 30 bin kişi siyasi mülteci olarak başka ülkelere sığınmıştır. Bu rakamın bir kısmı da İngiltere'ye göç etmiştir. İngiltere'ye doğru 1980'li yıllar boyunca devam eden göç dalgası -kimi farklı katmanları da içinde bulundurmakla birlikte- Türkiye solunda yer alan çeşitli örgütlenmelerde politik faaliyetler yürütenler üzerinden sürmüştür. "12 Eylül" nedeniyle gerçekleşen bu göç dalgası, 1990'lı yılların başları itibariyle yavaşlamıştır, göç dalgası daha farklı bir dinamik üzerinde sürmüştür. Bu çalışma, 1980'li yıllarda siyasal nedenlerle İngiltere'ye göç edenlerin hem ilgili yıllar aralığındaki düşüncelerini hem de günümüzden kendi geçmişlerine dair değerlendirmelerini tespit etmeye yöneliktir. Bu çerçevede, İngiltere'de Türkiye kökenlilerin yoğun olarak ikamet ettikleri Londra başta olmak üzere, Cambridge, Cardiff, Bournemouth ve Coventry şehirlerinde nicel veriler için 187 kişiye dair bilgilerin elde edildiği 46 "hane halkı" soru kâğıdı uygulaması ve 378 "politik göçmen-kişi" soru kâğıdı uygulaması; nitel veriler için 81 yarı-yapılandırılmış mülakat, 22 yapılandırılmamış-derinlemesine mülakat ve 4 odak görüşme gerçekleştirilmiştir. Alandan toplanan veriler üzerinden ana sorunsala yönelik siyasal göç ve sürgünlerin arka planında yatan nedenler tespit edilmeye çalışılmış, göçmenlerin İngiltere'ye göç etme dönemlerinde sahip oldukları politik reflekslerinin yanı sıra siyasal, ekonomik, kültürel ve gündelik yaşamsal beklentilerinin tüm bu süreç boyunca geçirdiği evrim temel varsayımlar üzerinden analiz edilmeye çalışılmıştır.

12 Eylül 1980 DönemiAlan araştırmasıAskeri müdahale+7
Barış Mutluay
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Türk milliyetçiliğinde ırk olgusu ve politik bileşenleri

Bu çalışma Türk milliyetçiliği içindeki ırk olgusu ve politik bileşenlerinin analizini amaçlamaktadır. Bu doğrultuda ele alınacak tarihsel süreç Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemlerinden başlatılarak günümüze kadar devam edecektir. Çalışmanın ilk bölümü milliyetçilik çalışmaları literatürü ve bu literatürün özgün sınıflandırılmasına ayrılmıştır. İkinci bölümde ise biyopolitika kavramı ele alınacaktır. Milliyetçilik çalışmaları içinde kendisine yer bulamayan biyopolitika kavramının yardımıyla oluşturulacak çerçeve, milliyetçilik ve ulus devlet olgularına farklı bir okuma önerisiyle devam edecektir. Çalışmanın ana bölümü sayabileceğimiz üçüncü bölümde Türk milliyetçiliğinin içindeki ırk olgusunun izleri araştırılacak ve politik bileşenleri analiz edilmeye çalışılacaktır. Bu bağlamda siyasi liderler, partiler, sivil toplum kuruluşları, dernek veya dergiler çalışmanın araştırma özneleri olarak kullanılacaktır. Çalışmanın son bölümü ise küreselleşme tartışmaları karşısında ulus devlet, milliyetçilik kavramlarının konumunu tartışmaya ve bu tartışmalar içinde Türk milliyetçiliğinin yerini saptamaya çalışmaktadır. Anahtar Kelimeler: Milliyetçilik, Irk, Ulus İnşa Süreci, Türk Milliyetçiliği, Biyopolitika, Küreselleşme

BiyopolitikaIrkKüreselleşme+7
Hasan Çoban
Ege University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessEN

Neoliberal çağda Kürt kent siyaseti: BDP'nin idare ettiği Diyarbakır ve Van örnekleri

This thesis explores why urban politics became integral for Kurdish movement and how Kurdish movement mobilizes municipalities by examining the cases of Diyarbakir and Van whose municipalities are run by the political party of Kurdish movement, BDP. This study contextualizes the ongoing conflict with neoliberal transformations at the local government level in Turkey. Furthermore, it analyzes the extent to which the motivating factors and reasons for local politics are realized while mobilizing municipalities; given the structural constraints of the conflict and neoliberalism. To address this question, the life trajectories, experience and mobilization of the local actors and activists within their urban localities and local institutions are investigated through ethnography and in depth interviews.This research is an ethnographic fieldwork on an urban social movement with popular composition struggling to steer the wheel of urbanization which occurred ever so rapidly since the 1990s. It is based on my personal engagement and immersion into local activists spheres at the urban localities. It studies two urban localities: Diyarbakir and Van. The argument of the thesis is that local politics became central to Kurdish actors because the experience in mobilizing municipalities have given them the opportunity to address grievances ? mostly developed due to the conflict. Meanwhile the project of Democratic Autonomy has given them a field in which how they want to mobilize local governments could be articulated and would be constituted. In this sense, Kurdish movement as a popular urban movement is situated against ill-effects of neoliberalism and is mindful of the conflict and would like to determine the collective consumption at the local and regional level through participatory mechanism to counter problems induced by both contexts.

Barış ve Demokrasi PartyDiyarbakırKurdish+6
Bilgesu Sümer
Boğaziçi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2012
00
Master'sOpen AccessEN

Shifting geographies of subversive politics in Istanbul

This thesis aims to understand the shifts in the spaces of radical left politics and the effects of these shifts on the discourses and modalities of political actions in Istanbul since the mid-1990s. In order to achieve this aim, it draws on an analysis of spatial distribution of political actions in central city sites and urban margins. It also focuses on the temporal mapping of critical events that shape political processes. It demonstrates that there exists a mobility of concentration of the political actions from urban margins to central spaces in the city. Based on records of radical left publications and ethnographic research in the left-stronghold Gazi and Okmeydanı neighborhoods, the thesis argues that the radical left employs different idioms and space-making practices, which in turn shape the modalities of their political actions. On the one side, the violent sacrificial practices by radical left subjects vis-à-vis the state contribute to the making of subversive neighborhood spaces – via walls, corners, parks, squares, barricades. On the other side, the human rights discourse based on victimhood converges with the spatial vector oriented to spaces of visibility in city centers. In the spaces of visibility, the material, economic, sensual and bodily dimensions of political actions are erased; the violently targeted body of the political subject is reduced to spectacle and voice. The thesis proposes to add action and visibility to the set of defining characteristics of space-complex, which is mostly discussed along the axis of materiality, memory, belonging and narrativity.

SpaceRadical leftPolitics+5
Zeynel Gül
Boğaziçi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

1980 sonrası Türkiye'de toplumsal değişme ve Refah Partisi

1980 ve sonrası Türkiye'nin sosyolojik, siyasi, sosyo-kültürel ve sosyo-ekonomik gelişim ve değişiminde önemli bir dönüm noktasıdır. Türkiye'nin tarihsel ve sosyolojik gerçekliğinde bu denli önemi haiz bir sürecin şüphesiz önemli toplumsal ve siyasal aktörleri, yeni kimlikleri ve siyasi partileri de olacaktır. İşte bu dönem içerisinde aktör ve siyasi partilerin en önemlilerinden biri Refah Partisi'dir. Parti, 1980'lerin ilk yıllarından 1990'lı yılların sonlarına kadar Türkiye'nin kendine özgü sosyolojik, tarihsel ve siyasal gerçekliğinde bir mihenk taşı olmuştur. Bu çalışmada Milli Görüş Hareketi'nin üçüncü siyasi partisi olan RP'nin özellikle 1990'lı yıllarda yerel ve genel seçimlerdeki başarısının altında yatan sosyolojik, siyasi, sosyo-kültürel ve sosyo-ekonomik faktörler seçim sonuçlarına dayalı bir biçimde incelenecektir. Bu çalışma bir seçim sosyolojisi çalışmasıdır. Bu nedenle Milli Görüş Hareketi partilerinden ve RP'nin öncülü sayılan Milli Selamet Partisi'nin girdiği son seçimlerle RP'nin ardılı sayılan Fazilet Partisi'nin girdiği ilk seçim sonuçlarına da değinilmiştir. Böylece hareketin tarihsel ve sosyolojik sürekliliğinden kopmadan 1984 ile 1995 yılları arasındaki altı seçim sonucu Türkiye'nin siyasal gerçekliğinde değerlendirilecektir.

1980 sonrasıRefah PartisiSeçimler+7
Özge Seda Uğraş
Necmettin Erbakan University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

1970'li yıllar gençliğinde siyasal ideolojinin düşünsel ve eylemsel oluşumu

Geçirdiği tarihsel süreç içerisinde birbirinden farklı anlamlar içeren ideoloji kavramı daha çok sahip olduğu siyasal içerikli anlamı ile siyaset sosyolojisinde merkez kavramlardan olmuştur. Bireylerin hayatlarında yol haritası sunan ideoloji toplumların kendi dönemsel özelliklerine göre şekillenmiş ve toplumsal siyasal alanda varlığını sürdürmüştür. Türkiye'de 1970'li yıllarda gençlik hareketlerinin siyasallaşması ile birlikte, siyasal ve toplumsal alanın merkezinde olan ideoloji ve siyasal gruplar, gençler üzerinde etkili olmuştur. Araştırmanın amacı, 1970'lerde Türkiye'de etkili olan Milliyetçilik, Sosyalizm-Komünizm ve İslamcılık ideolojileri ile bu ideolojilere aracılık eden Ülkü Ocakları, Devrimci Yol ve Milli Görüş siyasal gruplarının bu gruplar içerisinde aktif olarak hareket eden üniversite öğrencileri üzerindeki etkilerini incelemektir. Araştırmanın temel sorusu birey ideoloji ve siyasal grup ilişkisinin birey üzerindeki etkilerinin neler olduğudur. Bu bağlamda, bireylerin siyasal grup içindeki konumları, kendilerini grup içinde nasıl gördükleri ve bu ilişkinin sonuçları ele alınacaktır. Araştırma, fenomenoloji yönteminin kullanıldığı nitel bir çalışma özelliğini taşımaktadır. Bu yöntem ve tekniklere bağlı kalınarak hazırlanan yarı yapılandırılmış sorular ile 28 görüşme ile elde edilen veriler betimsel olarak analiz edilerek, araştırma sonuçları sunulacaktır. Anahtar Kelimeler: İdeoloji, Gençlik, Siyasal Grup, Siyasallaşma, Toplumsallaşma

Gençlik hareketleriSağ ideolojilerSiyaset+4
Göze Çakır Yüce
Necmettin Erbakan University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Siyaset sosyolojisi bağlamında insan/hayvan ayrımı ve otoimmünite

Bu çalışmada, siyaset felsefesi ve siyaset sosyolojisinin kurucu düşünürleri ve onların özellikle toplum-siyaset ilişkisi üzerine kaleme aldıkları metinlerin içinde toplumsal organizasyonun başlangıç noktası olarak yer alan insan doğası tartışmalarının analizine ağırlık verilmektedir. Söz konusu metinlerin, tarih-öncesi dönemde var olduğu spekülasyonunu öne sürdükleri insan doğasının ve ancak insan doğasının terk edilerek, doğal durumun dışına çıkılarak-sivil duruma geçilerek toplumsal organizasyonun kurulabilecek olması formüllerine sirayet eden doğa-insan-hayvan ayrımlarına dikkat çekmek istenmektedir. Tanım yapmanın, var olan kavramlar arasındaki ayrımı belirginleştirme işi olduğunu iddia eden çalışmamızda insan ve hayvan arasındaki farkın siyaset sosyolojisinin kurucu metinlerindeki insan doğası tartışmalarında kendisine yer edindiği öne sürülmektedir. Özellikle klasik dönem düşünürlerinin hukuk-politika-ahlak kavramlarını birbirinden ayrı şeyler olarak görmemeleri ancak modern dönem düşünürlerinin yasa-politika-doğa kavramlarını birbirinden ayırmaları söz konusu tarihsel momentin yol haritasını çıkarmaktadır. Bu maksatla, klasik ve modern dönem düşünürleri arasında kronolojik bir sıra ile ortaya çıkan dönüşüm takip edilmekte ve bu düşünürlerin kanonik metinleri insan doğası çerçevesinde incelenmektedir. Bu vesileyle, günümüz sosyo-politik organizasyonunda önemli bir yeri teşkil eden küreselleşmenin, ebedi barış fikrinin ve bu fikir ile ortaya çıkmış kozmopolitizm gibi konseptlerin tanımlarında yer alan içerirken dışlayan ilişkinin gösterilmesi hedeflenmektedir. İçerirken dışlamak ya da kendi kendisine karşı mücadele etmek, tıp literatüründeki bağışıklık sisteminin kendini kendisinin bir patojeni olarak görüp yok etmeye gayret ettiği bir grup hastalığı tanımlayan otoimmüniteye benzetilmektedir. İster doğal, ister hukuki gerekçelerle üzerinde hak iddia edilen egemenliğin politik metinlerde sıklıkla kullanılan hayvan figürleri aracılığıyla tesis edilmesi ve insan doğasını diğer tüm canlı varlıkların doğasından farklı, özgül olarak tanımlayan bu metinlerde yer almasının paradoksal olduğu öne sürülmektedir. Egemene emsal teşkil etmesi için ele alınan hayvan figürlerinin sivil durum kurulduktan sonra rafa kaldırılması ancak doğal durumdaki karmaşayı anımsatan iç savaşlar, doğal afetler, salgın hastalıklar gibi durumlarda risk altına giren egemenliğin yeniden sağlam bir zemine yerleştirilebilmesi için figüratif anlamda geri çağrılması kurgusal olarak kendi kendisine karşı mücadele veren otoümmin bir hastalık gibidir. Son kertede, insan ve hayvan arasındaki ayrımın, insanın kurgusal doğasında yer almadığını, bu doğanın insanla birlikte tüm hayvan türlerini de içermesi gerektiğini, aksi takdirde yine bu doğayla girişilebilecek olan mücadelenin insanın kendi kendisine karşı açtığı bir savaş olarak nitelendirmektedir. Bir Aydınlanma Dönemi düşüncesi olan ebedi barış fikrinin günümüzde insan-hayvan ayrımının değil, insan-hayvan-doğa birliğinin tesis edilmesiyle mümkün olabileceği öne sürülmektedir.

Derrida, JacquesDoğal durumDoğal haklar+6
Mertcan Sakiyan
Mimar Sinan Fine Arts University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kadın seçmenlerin oy verme davranışları üzerinde etnisite etkisi: Sivas ili örneği

Bu çalışma, özelliği gereği Siyaset Bilimi, Halkla İlişkiler, Siyasal İletişim alanlarının en çok üzerinde durduğu meselelerden biri olan oy verme davranışlarını etkileyen temel faktörler üzerinde durmaktadır. Meselenin doğru ortaya konulabilmesi için ilk önce seçmen davranışlarını oluşturan temel teorilerin ifade edilmesi bir zorunluluk olarak görülmüştür. Bu temel teorilerden hareketle; Sosyolojik Yaklaşım (Columbia Ekolü) ve Sosyo Psikolojik varsayımlara dayanarak değişkenler içerisinden etnisite kavramı ve kadın seçmenler ele alınmıştır. Sosyolojik yaklaşıma göre, politik tercihlerin belirlenmesinde sosyal özellikler ve bölünmeler belirleyici rol oynar. Seçmenlerin dinsel, etnik ve mesleki farklılıkları sosyal bölünmelerin temel kaynağıdır. İnsanlar yeryüzünde var olduğu günden beri daima toplu halde yaşamışlardır. Tüm sosyolojik analizler tarih süreci boyunca göstermiştir ki bireyler tek yaşayamamakta ve bir topluluğa ihtiyaç duymaktadır. Toplu halde yaşayan insanların, hem kendi aralarındaki düzeni, hem de diğer topluluklarla aralarındaki düzeni sağlayacak bir düzenleyiciye ihtiyaçları vardır. Toplumun içerisin de diğerlerine baskın gelen, bilgi ve becerileri ile onların üzerinde bir otorite oluşturan ve ayrıca topluma yön verebilen insanlar lider olarak ortaya çıkmaktadırlar. Lider, diğer insanlarla ilişkili olarak ortaya çıkmaktadır. Hiç kimse tek başına ve kendi kendine lider olamaz. Lider olan kişi bir sosyal grubun bir parçasıdır. Toplum ve grup içerisinde bazı kişiler daha baskın olabilir. Önemli konularda bu kişilerin etkinliği devam ederse, muhtemelen bunlardan biri lider olur. Ancak kişiyi lider yapan durumun gerekçeleri değişirse, lider de değişebilir. Her zaman en etkin kişi de lider olamaz. Diğer bir söylemle lideri durum da tayin edebilir (Şerif, 1996: 211). Koşullar dikkate alındığında liderlerin seçimi, yalnız siyasal erklerin belirlenmesi açısından önem arz etmemekte olup, aynı zamanda toplumsal yapının analizi açısından da siyaset bilimi, halkla ilişkiler gibi birçok ana bilim dalının ilgisini çekmektedir. Çalışmanın konusunu etnisite kavramı teşkil etmektedir. Bu kavram İnanç, ideoloji, geçmiş dönem çalışmaları ve eşten etkilenme gibi değişkenler göz önünde bulundurularak açıklanmaya çalışılmıştır.

EtnisiteKadınlarOy kullanma+6
Nurgül Ergül
Avrasya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de ittifaklar: Millet İttifakı'na sosyolojik bakış

Bu çalışma, 2018 yılında Türkiye'de kurulan Millet İttifakı bileşenlerinin 2023 seçimlerine hazırlanırken dayandıkları politik zeminin; ittifakın temsilcileri ile gerçekleştirilen mülakatlar ve ittifakın kamuoyuyla paylaştığı söylemlerin içerik analizine dayanmaktır. Batı demokrasilerinde genel seçimlerden sonra hükümet kurma amacıyla yapılan ittifak ve koalisyonlara sıkça rastlanmaktadır. Ancak seçimlerden önce farklı görüşteki parti tabanlarına hitap eden muhalefet partilerin demokratik yönetim sistemini (örneğin, başkanlık sistemi) değiştirmek amacıyla yan yana gelmeleri pek görülen bir durum değildir. Bu yüzden bu çalışma esas olarak bu farklı toplumsal kesim ve ideolojilerdeki siyasal partilerin neden bir araya geldikleri, nasıl bir ortaklık zemini üzerinde ittifak yaptıkları ve hangi anayasal konularda uzlaştıklarına odaklanacaktır. Seçim ittifakı temelinde ortaya çıkan bu özgün siyasal oluşumu anlamak ve açıklamak için büyük ölçüde Antonio Gramsci, Ernesto Laclau ve Chantal Mouffe, Jürgen Habermas'ın politik teorisinin kimi tezlerinden oluşan bir anahtar kavramsal çerçeveden yararlanılmıştır. İkincil kaynakların yanı sıra bu çalışmada 7 siyasi parti genel başkanı, 16 milletvekili, 3 partinin birim başkanı, 3 il başkanı, 2 büyükşehir belediye başkanı, 3 gazeteci ve 1 araştırmacı dâhil toplam 35 kişi ile derinlemesine görüşmeler yapılmıştır.

DemokrasiHegemonyaMillet İttifakı+7
Ümit Ezgi Özdemir
Maltepe University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Antakya'da siyaset ve uzam (2011-2019)

This thesis attempts to analyse the youth politics in the Armutlu neighborhood, a predominantly Arab Alawi place in Hatay, between 2012 and 2015. Two pillars of the youth movement were the Syrian War (2011) and the Gezi Protests (2012). September 12, 2012, a pro-Assad demonstration was a breaking point for the Armutlu people and it immediately merged with the Antakya-Gezi movement. The Armutlu youth is the main actor in this anti-government protest. The political mobilization of the youth has generated a huge revision in their own Arab-Alawi identities as well as the identity of the neighborhood. Besides, it brought about the reconfiguration of the urban space in the neighborhood. This thesis aims to bring the questions of identity, space, and politics in an Alawi working-class neighborhood between 2012 and 2015.

MemoryHatay-AntakyaIdentity+5
Selin Burgaç Taş
Boğaziçi University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessEN

Between anxiety and hope: The ebb and flow of prefigurative politics after gezi protests

This thesis traces one of the enduring legacies of the Gezi Protests, prefigurative politics. Defined as a set of political actions that seeks to realize now the social relations that are aspired to be experienced in the future, the concept has come to be one of the defining characteristics of the global mass mobilizations in the twenty first century. Although it is possible to point out various remarkable prefigurative political actions throughout the 2000s, it was only after Gezi Protests that prefigurative politics received broader reception and propagation in Turkey. Based on in-depth interviews conducted with various prefigurative politics in Istanbul, this research focuses on the affective micro-dynamics behind the prefigurative experiences within the park and their multiplication into different sites. I argue that prefigurative practices provide certain mechanisms for the production and reproduction of a set of shared feelings that arose in the park, emboldening activists to undertake and sustain their political actions. While these mechanisms have been influential in terms of the initial drive for the proliferation of prefigurative politics right after Gezi Protests, I imply that their effects may have also been important for their sustenance despite the limitations related to the increasing authoritarianism. In that regard, in the last chapter, I focus on a specific case, Kadıköy Cooperative, to discuss how this initial drive has developed into an enduring institutional legacy. After all, I argue that this legacy indicates an emergent subjectivity that developed around the fundamental tenets of prefiguration, self-reflection, and solidarity that seeks to settle itself through a horizontal constitutional order.

Gezi ParkAnxietyPrefigurative politics+5
Fahir Yumuk
Boğaziçi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de maduniyet çalışmaları üzerine kuramsal bir araştırma

Madun kavramı Antonio Gramsci tarafından 1920'li yıllarda bir toplumda sesi olmayan, toplumun işleyiş mekanizmaları içinde kendini ifade edemeyen sosyal grupları tanımlamak için kullanılmıştır. Bu gruplar klasik Marksist anlamdaki proletaryadan farklı bir durumda, örgütsüz ve kendiliğinden bilince sahip değillerdir. Gramsci orijinli kullanım 1980'li yıllarla değişmeye başlamış, çokkültürcülük tartışmaları, azınlık grupların tarihlerine yönelik çalışmalar, tekilliklerin ve farklılıkların ön plana çıkarılması gibi süreçler ile kavram, etnik grupları, yerlileri, LGBT+ grupları, kadınları, çocukları ve toplumsal alanda 'öteki' olarak tanımlanan tüm kimlikleri kapsayan bağlamsal bir genişleme yaşamıştır. Bu süreçle birlikte kavram her türlü alt üst ikiliğinde yer alan grupların tanımlandığı şemsiye bir kavram haline gelmiş, genişledikçe muğlaklaşan muğlaklaştıkça 'hissetme biçimi' haline gelen bir içeriğe ulaşmıştır. Türkiye'de yapılan çalışmalarda 2000'li yılların başında kendisine yer bulan kavram sosyolojik olarak ilk defa 'kent yoksulları' üzerinden kullanılmaya başlanmıştır. Nitekim bu süreçte kadınlar, LGBT+ gruplar, Suriyeliler, Çingeneler/Romanlar, Kürtler, Aleviler ve İslamcılar madun olarak ele alınmış ve kavramın geniş kullanımı devam ettirilmiştir. Bu gruplar egemen grup veya iktidar karşısında marjinalize edilen konumlarını çeşitli taktik ve stratejilerle aşmaya çalışmış ve içlerinden bazıları hegemonik alana dahil olmuştur. Tüm bu süreçler sonucunda bu çalışma madun kavramının Türkiye'de hangi görünümlerle ve gruplar üzerinden ele alındığını söylem analizi üzerinden yürütmeyi amaçlayan bir çalışmadır.

HegemonyaMadunMaduniyet+3
Neslihan Gezici
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Bir muhafazakârlaştırma projesi olarak Türk-İslam sentezi

Türkiye'de muhafazakârlık toplumun temel dinamiklerini anlamada anahtar kavramlardan birisidir. Tarihsel süreç içerisinde muhafazakârlık olgusu toplumsal, kültürel ve siyasal yaşamın en önemli dinamiklerinden birisi olmuştur. Osmanlı'nın son döneminde başlayan, imparatorluğun bekasını sağlamaya dönük düşünce ve siyasi akımları olan Osmanlıcılık, İslamcılık ve Türkçülük akımları Türk muhafazakârlığının düşünsel mirasını etkilemiştir.Türkiye'de muhafazakârlık Cumhuriyet dönemi ile birlikte gelişmiş, değişmiş ve siyasal alanı dönüştürebilen bir güç haline gelebilmiştir. 1950 yılında Demokrat Parti'nin çevrenin hassasiyet gösterdiği temel geleneksel, dini, manevi değerlerini ön plana çıkartarak iktidar olması Türkiye'de sağ muhafazakârlığın önemli bir siyasi aktör haline gelmesinde bir dönüm noktası olmuştur. 1950'den itibaren yükselen dini-milliyetçi muhafazakârlık Türkiye'de siyasal alana damgasını vurmuştur. Bu dönemde Aydınlar Ocağı çevresinde örgütlenen milliyetçi-muhafazakâr aydınlar Türk-İslam sentezi düşüncesinin biçimlenmesine önayak olmuşlardır.1980 askeri müdahalesi sonrasında Türkiye'de Türk-İslam sentezi düşüncesi devletin resmi ideolojisine eklemlenmiştir. Bu eklemlenme sürecinde özellikle milli eğitim kurumlarında ve ortaöğretim ders kitaplarında Türk-İslam sentezi düşüncesinin ideolojik bir aygıt olarak izleri görülmektedir. Bu bağlamda Türk-İslam sentezi düşüncesi bir muhafazakârlaştırma projesi olarak işlev görmektedir. Türkiye'de milliyetçi-muhafazakâr düşüncenin çok etkili olmasında alt gelir gruplarının ekonomik, siyasal ve kültürel açıdan muhafazakâr değerlere sarılmaları kadar, son dönemlerde devletin toplumu muhafazakârlaştırma projelerinin de önemli bir rolü bulunmaktadır.

MuhafazakarlıkSiyaset bilimiSiyaset sosyolojisi+1
Erhan Akarçay
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Politik teoloji kavramı üzerinden Amerika Birleşik Devletleri'nin tarihsel sürecine dair genel bir inceleme

Din ve siyaset kavramlarının her ne kadar modern devlet anlayışı sonucunda ayrı kaldığı öne sürülse bile bu durumun imkânsızlığı, politik teoloji kavramı üzerinden siyasi alanda dinin dönüşümü ile ifade edilmektedir. Politik teoloji bağlamında dinin araç haline getirilmesi, politika içerisinde kutsal olanın yerini değiştirmede büyük rol oynamıştır. Kutsal olana atfedilen yücelik zamanla kendini iktidara bırakarak, iktidarın eylemlerini sorgulanamaz bir şekilde meşru zemine oturtmuştur. Böylece modern devlet anlayışında yer alan kavramlar, içi boşaltılmış ve sekülerleştirilmiş teolojik kavramlar olarak yerini almaktadır. Dinin tamamen yok olmadığı siyasi alanda ortaya çıkan kavramlar, politik teoloji bağlamında din ve siyasetin karşılıklı olarak ifade edilişinde farklı formlara dönüşerek, toplumsal ve siyasi değişimlere sebebiyet veren hareketlerin dini barındıran ideolojiler haline gelmesine yardımcı olmaktadır. Dinin toplumların geleneksel teolojik yapısı ile dönüşümü sonrası sivil din, dini milliyetçilik gibi kavramlar o toplumun özelliklerini barındırarak ortaya çıkmıştır. Böylece, politik teoloji üzerinden ele alınan bu kavramlar hem siyasi altyapının hem de toplumun yönlendirilmesinde etkili olmuştur. Farklı formlarda da olsa kendini belli ettiği güncel siyaseti analiz etmede bize yardımcı olmaktadır. Din ve siyasetin politik teoloji açısından dönüşümünü ABD'nin tarihsel sürecinde ve ABD başkanlarının söylem ve politik kararlarında görmek mümkündür. Özellikle kilise ve devlet arasında ortaya çıkan çatışmaların Anayasal Dönem'le beraber dinin hangi formlarda kendini gösterdiği politik teoloji açısından önem arz etmektedir. Tanrı'nın kutsallığı ve dokunulmazlığı zamanla iktidara atfedilerek ona kutsallık ve meşruiyet alanı sağlamaktadır. Yapılan bu çalışmada, ABD tarihi, politik teoloji bağlamında incelenerek dinin siyaset üzerindeki dönüşümü açıklanmıştır. Dönemsel olarak değerlendirilen din, toplumda yer alan geleneksel teolojik kavramlarla etkileşim halinde varlığını korumaya devam etmiştir. Böylece politik teoloji bu dönüşümü ve etkileşimi analiz etmede bizlere yardımcı olmaktadır. ABD başkanlarının açılış konuşmalarında ve aldıkları politik kararlarda politik teoloji bağlamında dinin siyaset üzerindeki etkileşimi, dini motiflerin ve kutsala yapılan atıfların kullanımı bu çalışmada analiz edilmiştir. Böylelikle, başkanların söylemlerinde yer alan dini argümanların hem ulusu hem de siyasi yapıyı yönlendirmede etkili olduğu birçok konuşma örnekleriyle ele alınmıştır.

Amerika Birleşik DevletleriDinDin-siyaset ilişkileri+3
Büşra Kabil
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Siyasetin iki yüzü: Popülizm ve demokrasi dikotomisi

1980‟lerde Avrupa‟da başlayıp, 2000‟li yıllarda yoğun olarak hissedilen popülist siyaset ögeleri, demokrasi kavramının ve ilkelerinin önemini yitirmesine yol açmaktadır. Hükümetler tarafından uygulanan popülist politikalar demokratik olarak algılanabilmekte ve demokrasi kusurlu bir hale gelebilmektedir. Demokrasinin sürekli sekteye uğra(tıl)dığı, henüz sivil toplum alanının oluşamadığı ülkelerde popülist siyaset, demokrasinin gerekliliklerine zarar vermektedir. Antik Dönemden Modern Döneme demokrasi sürekli tartışılmış ve yönetim biçimi olarak daha iyi nasıl olabilir sorusuna cevap aranmıştır. Özellikle 20. yüzyılda farklı birçok demokrasi teorisinin tartışılması demokrasiyi daha tartışmalı bir hale getirmiştir. Demokrasinin bu çeşitliliği olumlu olduğu kadar olumsuz sonuçlara da zemin hazırlamıştır. Öyle ki demokrasinin boşluk ve çatışmalarından yararlanarak tıpkı onun gibi görünen popülizmin ortaya çıkması modern dönemin kaçınılmaz bir sonucu olmuştur. Bu çalışma da demokrasinin bir gereğiymiş gibi ortaya koyulan uygulama veya söylemlerin, aslında popülist siyaset mantığını hakim kıldığı ve demokrasinin yerleşikleşmesini güçleştirip kusurlu hale getirdiği ortaya koyulmaya çalışılmış ve bir karşılaştırma yapılarak çözüm önerileri sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Popülizm, Demokrasi, Söylem, Popülist Strateji

DemokrasiDikotomiPopülizm+4
Kerem Barış Altıntaş
Kütahya Dumlupınar University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Muhafazakâr toplumsallık ve din: Türk politik aktörleri örneği

Bu çalışmada muhafazakârlık düşüncesi hem bir tutum hem de siyasal bir ideoloji olarak ele alınmıştır. Bu bağlamda, Millet İttifakı ve Cumhur İttifakı bünyesinde bulunan siyasal aktörlere muhafazakârlığın temel ilkeleri sorulmuş ve Türkiye muhafazakârlığının temel kodları ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. Bu bağlamda, CHP, DEVA, İYİ Parti gibi Millet İttifakı partilerinin din konusundaki görüşleri ile Cumhur İttifakı Partileri'nden farklılaştığı tespit edilmiştir. Cumhur İttifakı partilerinden Ak Parti'nin ve Millet İttifakı Partilerinden olan Saadet Partisi'nin birçok alanda dinle bütünleşik görüşler sergilediği anlaşılmıştır. Ayrıca, tüm partilerin muhafazakârlığın temel görüşleri ile din arasında kesişen özellikler gösterdiği tespit edilmiştir. Bu çerçevede, çalışma muhafazakârlık düşüncesini Türkiye'deki din kurumuyla ilişkilendirmeyi amaçlamaktadır. Elde edilen bilgilere göre, Türkiye'deki tüm siyasi parti temsilcilerinin kültürel muhafazakârlığa sahip olduğu görülmüştür. Çalışma, anlayıcı yaklaşım ve sembolik etkileşimci teorilerle oluşturulmuştur. Ayrıca, çalışmanın teorik bölümünde tarihsel dökümantasyon yöntemi kullanılmış, uygulama bölümünde ise nitel yöntemin derinlemesine mülakatlar tekniği tercih edilmiştir. Çalışma, bu çerçevede metin analiz tekniği ile analiz edilmiştir.

Din sosyolojisiSiyaset sosyolojisiTürk sosyolojisi
Yusuf Yaralıoğlu
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Frantz Fanon in the context of colonial discourse

The aim of this thesis is to investigate the historical formation process of the colonial discourse and literature of the colonial discourse and to discuss the results of colonial discourse in the context of Frantz Fanon's idea. The colonialism, which began in the 16th century, influenced the regions, continents and communities all over the world not only in terms of economic, political and military but also culturally and psychologically. In this respect, colonialism developed a discourse of supremacy and categorized the colonies with the pejorative discourse such as underdeveloped, inferior, savage, barbarian or unhuman. Colonial discourse was transformed into a systematic narrative in the 19th century, when colonialism gained speed. The discourses of Eurocentrism, orientalism and racism provided legitimacy to colonialism. In this context, colonial discourse, which is the legitimizing power of colonialism, has caused serious psychological traumas as much as military, political and economic effects. As a result of these traumas, the colonized people began to see themselves as inferior and tried to internalize the master role of the colonizer. Analyzing the discursive, ideological and psychopathological systematic violence of colonialism in Algeria, Frantz Fanon is an activist and critical thinker who influences the colonized people during and after the decolonization process. In this context, Fanon conducted psychoanalysis studies showing the psychological and mental effects of colonialism. Addressing the destructive and alienating effect of colonial discourse in the colonizer-colonized context, Fanon revealed the intricate relationship of the colonial system.

Frantz, FanonColonial pronunciationPolitics+6
Ömer Faruk Uğurlu
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Moderniteden küreselleşmeye milliyetçiliğin ve ulus devletin dönüşümü

Çalışmanın konusunu, "milliyetçiliğin" ve "ulus devletin" moderniteyle beraber ortaya çıkışı ve "Küreselleşme" ile birlikte bu iki fenomenin yaşadığı dönüşüm oluşturmaktadır. Sosyal bilimlerde kabul edilen görüşler "ulus devletin" temellerinin Orta Çağ'ın hemen ardından Batı Avrupa'da ortaya çıktığı; modernite dediğimiz ekonomik, siyasal, toplumsal değişimlerin ulus devleti meydana getirdiği, "milliyetçilik" hareketlerinin önce Avrupa'yı ardından da tüm dünyayı etkisi altına almış olduğu yönündedir. Yaşanan değişimlerle beraber ortaya çıkan ulus devlet ve milliyetçilik, insan topluluklarını sınırları belli olan siyasal ve toplumsal organizasyon etrafında birleştirmiştir. Bu organizasyonu ayakta tutacak manevi bağ milliyetçiliğin temel unsurları olan; ortak bir tarih, ortak bir vatan, ortak bir dil ve içinde din ve etnisitenin bulunduğu ortak bir kültür aracılığıyla kurulmuştur. Bu unsurlar; ortak bilinci meydana getirme ve devamlılığını sağlama görevini uzun süre sürdürmüş olmalarına rağmen 1960'lardan itibaren ortaya çıkan "etnik canlanma"; "milliyetçiliği" ve "milliyetçiliğin toplumdaki görünümlerini" sorgulamaya açmıştır. Bu sorgulamayla beraber milli kimliğin türdeşliğine dayanan "tek kültürlü toplum" düşüncesi eleştirilerin hedefi olmuştur. "İnsan hakları" alanında meydana gelen ilerlemeler, "ulus-toplumların" "çokkültürlülüğe" saygı duyan ve "çoğulcu" bir anlayışa sahip olmaları yönünde bir baskı oluşturmuştur. Bu durum "küreselleşme" sürecinin etkisiyle giderek daha da artmıştır. Bununla beraber küreselleşme sürecinde bir taraftan da bütün dünyada milliyetçi hareketlerin artması durumu söz konusu olmuştur. Bu bağlamda milliyetçiliğin ve ulus devletin önce "modernite" içerisinde nasıl ortaya çıktığını ve ardından "küreselleşme"nin meydana getirdiği koşullarda nasıl bir dönüşüm yaşadığını ortaya koymak, çalışmamızın temel hedefini oluşturmaktadır. Anahtar Kelimeler: Siyaset Sosyolojisi, Milliyetçilik, Ulus Devlet, Modernite, Küreselleşme.

DönüşümKüreselleşmeMilliyetçilik+4
Mesut Arslan
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Siyasal bir ideoloji olarak Milli Görüş Hareketi'ne sosyolojik bir bakış

Bu çalışmada Siyasal bir ideoloji olarak Milli Görüş Hareketi ile 90'lı yıllarda tanışan gençlerin konumu, katkıları, akımdan nasıl etkilendikleri ve başlangıcından günümüze Milli Görüş Hareketi'nin siyasal İslam'daki yeri konu edilecektir. Genelde İslamcılık akımının doğuşu, gelişimi, ilerleyen süreçte toplumsal değişime ve gençlere bakışı, özelde ise Milli Görüş Hareketi'ne mensup gençlerin bakış açısı ile siyasal bir ideoloji olarak Milli Görüş Hareketi sosyolojik açıdan incelenecektir. Çalışma sürecinde, nitel araştırma teknikleri kullanılmıştır. Ankara'da ikamet eden 40-50 yaş arası 25 kişi ile yarı yapılandırılmış görüşmeler yapılmıştır. Milli Görüş Hareketi'nin başlangıç yıllarını deneyimlemiş olan katılımcılara 90'lı yıllarda Milli Görüş Hareketi'nin fikirleri, o dönemin gençleri olarak bu fikirden ne kadar etkilendikleri ve günümüzde hala aynı fikirleri taşıyıp taşımadıkları hakkında sorular yöneltilmiştir. ii Bu çalışmada yapılan mülakatlar neticesinde kendilerine soru yöneltilen katılımcıların Milli Görüş Hareketi fikirlerinden gençlik yıllarında etkilendiği ve bugün de aynı fikirlere sahip oldukları görülmüştür. Bununla birlikte siyasallık söz konusu olduğunda katılımcıların siyasallığı desteklediği ancak siyasi ayrılıkların meydana getirdiği ötekileştirme durumunun MGH ilkelerine aykırı olduğunu belirtmişlerdir. Ayrıca hareketin karizmatik lider konumundaki Necmettin Erbakan'ın ölümünden sonra ortaya çıkan lider boşluğu da özellikle vurgulanmıştır. Bunların yanı sıra gelinen aşamada MGH'nin hem bir siyasal hareket hem de bir dini grup özelliği gösterdiği anlaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: İslamcılık, Milli Görüş, Gençlik, Din Sosyolojisi, Siyasal Hareket.

Din sosyolojisiErbakan, NecmettinGençler+5
Mustafa Özer
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Yeni toplumsal hareketlerin kavramsal ve tarihsel çerçevede okunması

Bu çalışmada, 1960 sonrasında meydana gelen ve 'Yeni Toplumsal Hareketler' başlığı altında ele alınan toplumsal hareketlerin 1999 Seattle Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) İşgalleri ile farklı bir yöne doğru kırılmaya başlayarak 2008 Küresel Ekonomik Krizi'nde amaçları, mobilizasyon biçimleri, örgütlenmeleri, etkileşim taktikleri ve sonuçları bakımından nihai farklılaşma gösterdiği ortaya konulacaktır. 2008 Küresel Ekonomik Krizi önceki hareketler, toplumun farklı kesimlerinin uğradığı ekonomik yoksulluğa, haksızlığa, adaletsizliğe ve sivil hakların ihlaline karşı tepkiler olarak gelişen hareketler olarak ele alınırken 2008 Küresel Ekonomik Krizi ile başlayıp halen devam eden toplumsal hareketler ise hükümetlerin oluşturdukları siyasi ve ekonomik baskılar sonucunda sistem karşıtı hareketler olarak incelenecektir. Bu inceleme yapılırken hareketler arasındaki belirgin farklılaşmalara ve aktivistlerin kendilerine özgü stratejilerinin dayanağı olan iletişim ağlarına ve sosyal medyaya vurgu yapılacaktır. Farklılaşmalar ve iletişim ağlarının yanı sıra, küreselleşmenin mağdurları tarafından küresel neoliberalizm karşıtı verilen tepkiler ortaya konulmaya çalışılacaktır. Bütün bu ayrımlar detaylı bir biçimde ele alınırken, Fransız düşünür Alain Badiou'nun olaylara bakış açısı, toplumsal hareketlere yaklaşımı bu araştırmada merkezi teşkil edecektir. Badiou'nun toplumsal hareket anlayışı, bu çalışmada toplumsal hareketlere veya ayaklanmalara daha geniş siyasal ve ekonomik açıdan bakmamıza fırsat sağlayacaktır.

Arap BaharıBadiou, AlainNeo-liberalizm+5
İlknur Oğurtanı Yıldırım
Çankaya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00

Related subjects