Siyaset sosyolojisi

Bu konu başlığı altında 56 tez

DoktoraAçık ErişimTR

1980 sonrası Türkiye'de toplumsal değişme ve Refah Partisi

1980 ve sonrası Türkiye'nin sosyolojik, siyasi, sosyo-kültürel ve sosyo-ekonomik gelişim ve değişiminde önemli bir dönüm noktasıdır. Türkiye'nin tarihsel ve sosyolojik gerçekliğinde bu denli önemi haiz bir sürecin şüphesiz önemli toplumsal ve siyasal aktörleri, yeni kimlikleri ve siyasi partileri de olacaktır. İşte bu dönem içerisinde aktör ve siyasi partilerin en önemlilerinden biri Refah Partisi'dir. Parti, 1980'lerin ilk yıllarından 1990'lı yılların sonlarına kadar Türkiye'nin kendine özgü sosyolojik, tarihsel ve siyasal gerçekliğinde bir mihenk taşı olmuştur. Bu çalışmada Milli Görüş Hareketi'nin üçüncü siyasi partisi olan RP'nin özellikle 1990'lı yıllarda yerel ve genel seçimlerdeki başarısının altında yatan sosyolojik, siyasi, sosyo-kültürel ve sosyo-ekonomik faktörler seçim sonuçlarına dayalı bir biçimde incelenecektir. Bu çalışma bir seçim sosyolojisi çalışmasıdır. Bu nedenle Milli Görüş Hareketi partilerinden ve RP'nin öncülü sayılan Milli Selamet Partisi'nin girdiği son seçimlerle RP'nin ardılı sayılan Fazilet Partisi'nin girdiği ilk seçim sonuçlarına da değinilmiştir. Böylece hareketin tarihsel ve sosyolojik sürekliliğinden kopmadan 1984 ile 1995 yılları arasındaki altı seçim sonucu Türkiye'nin siyasal gerçekliğinde değerlendirilecektir.

1980 sonrasıRefah PartisiSeçimler+7
Özge Seda Uğraş
Necmettin Erbakan University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

1970'li yıllar gençliğinde siyasal ideolojinin düşünsel ve eylemsel oluşumu

Geçirdiği tarihsel süreç içerisinde birbirinden farklı anlamlar içeren ideoloji kavramı daha çok sahip olduğu siyasal içerikli anlamı ile siyaset sosyolojisinde merkez kavramlardan olmuştur. Bireylerin hayatlarında yol haritası sunan ideoloji toplumların kendi dönemsel özelliklerine göre şekillenmiş ve toplumsal siyasal alanda varlığını sürdürmüştür. Türkiye'de 1970'li yıllarda gençlik hareketlerinin siyasallaşması ile birlikte, siyasal ve toplumsal alanın merkezinde olan ideoloji ve siyasal gruplar, gençler üzerinde etkili olmuştur. Araştırmanın amacı, 1970'lerde Türkiye'de etkili olan Milliyetçilik, Sosyalizm-Komünizm ve İslamcılık ideolojileri ile bu ideolojilere aracılık eden Ülkü Ocakları, Devrimci Yol ve Milli Görüş siyasal gruplarının bu gruplar içerisinde aktif olarak hareket eden üniversite öğrencileri üzerindeki etkilerini incelemektir. Araştırmanın temel sorusu birey ideoloji ve siyasal grup ilişkisinin birey üzerindeki etkilerinin neler olduğudur. Bu bağlamda, bireylerin siyasal grup içindeki konumları, kendilerini grup içinde nasıl gördükleri ve bu ilişkinin sonuçları ele alınacaktır. Araştırma, fenomenoloji yönteminin kullanıldığı nitel bir çalışma özelliğini taşımaktadır. Bu yöntem ve tekniklere bağlı kalınarak hazırlanan yarı yapılandırılmış sorular ile 28 görüşme ile elde edilen veriler betimsel olarak analiz edilerek, araştırma sonuçları sunulacaktır. Anahtar Kelimeler: İdeoloji, Gençlik, Siyasal Grup, Siyasallaşma, Toplumsallaşma

Gençlik hareketleriSağ ideolojilerSiyaset+4
Göze Çakır Yüce
Necmettin Erbakan University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Politik teoloji kavramı üzerinden Amerika Birleşik Devletleri'nin tarihsel sürecine dair genel bir inceleme

Din ve siyaset kavramlarının her ne kadar modern devlet anlayışı sonucunda ayrı kaldığı öne sürülse bile bu durumun imkânsızlığı, politik teoloji kavramı üzerinden siyasi alanda dinin dönüşümü ile ifade edilmektedir. Politik teoloji bağlamında dinin araç haline getirilmesi, politika içerisinde kutsal olanın yerini değiştirmede büyük rol oynamıştır. Kutsal olana atfedilen yücelik zamanla kendini iktidara bırakarak, iktidarın eylemlerini sorgulanamaz bir şekilde meşru zemine oturtmuştur. Böylece modern devlet anlayışında yer alan kavramlar, içi boşaltılmış ve sekülerleştirilmiş teolojik kavramlar olarak yerini almaktadır. Dinin tamamen yok olmadığı siyasi alanda ortaya çıkan kavramlar, politik teoloji bağlamında din ve siyasetin karşılıklı olarak ifade edilişinde farklı formlara dönüşerek, toplumsal ve siyasi değişimlere sebebiyet veren hareketlerin dini barındıran ideolojiler haline gelmesine yardımcı olmaktadır. Dinin toplumların geleneksel teolojik yapısı ile dönüşümü sonrası sivil din, dini milliyetçilik gibi kavramlar o toplumun özelliklerini barındırarak ortaya çıkmıştır. Böylece, politik teoloji üzerinden ele alınan bu kavramlar hem siyasi altyapının hem de toplumun yönlendirilmesinde etkili olmuştur. Farklı formlarda da olsa kendini belli ettiği güncel siyaseti analiz etmede bize yardımcı olmaktadır. Din ve siyasetin politik teoloji açısından dönüşümünü ABD'nin tarihsel sürecinde ve ABD başkanlarının söylem ve politik kararlarında görmek mümkündür. Özellikle kilise ve devlet arasında ortaya çıkan çatışmaların Anayasal Dönem'le beraber dinin hangi formlarda kendini gösterdiği politik teoloji açısından önem arz etmektedir. Tanrı'nın kutsallığı ve dokunulmazlığı zamanla iktidara atfedilerek ona kutsallık ve meşruiyet alanı sağlamaktadır. Yapılan bu çalışmada, ABD tarihi, politik teoloji bağlamında incelenerek dinin siyaset üzerindeki dönüşümü açıklanmıştır. Dönemsel olarak değerlendirilen din, toplumda yer alan geleneksel teolojik kavramlarla etkileşim halinde varlığını korumaya devam etmiştir. Böylece politik teoloji bu dönüşümü ve etkileşimi analiz etmede bizlere yardımcı olmaktadır. ABD başkanlarının açılış konuşmalarında ve aldıkları politik kararlarda politik teoloji bağlamında dinin siyaset üzerindeki etkileşimi, dini motiflerin ve kutsala yapılan atıfların kullanımı bu çalışmada analiz edilmiştir. Böylelikle, başkanların söylemlerinde yer alan dini argümanların hem ulusu hem de siyasi yapıyı yönlendirmede etkili olduğu birçok konuşma örnekleriyle ele alınmıştır.

Amerika Birleşik DevletleriDinDin-siyaset ilişkileri+3
Büşra Kabil
Hitit University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Siyasetin iki yüzü: Popülizm ve demokrasi dikotomisi

1980‟lerde Avrupa‟da başlayıp, 2000‟li yıllarda yoğun olarak hissedilen popülist siyaset ögeleri, demokrasi kavramının ve ilkelerinin önemini yitirmesine yol açmaktadır. Hükümetler tarafından uygulanan popülist politikalar demokratik olarak algılanabilmekte ve demokrasi kusurlu bir hale gelebilmektedir. Demokrasinin sürekli sekteye uğra(tıl)dığı, henüz sivil toplum alanının oluşamadığı ülkelerde popülist siyaset, demokrasinin gerekliliklerine zarar vermektedir. Antik Dönemden Modern Döneme demokrasi sürekli tartışılmış ve yönetim biçimi olarak daha iyi nasıl olabilir sorusuna cevap aranmıştır. Özellikle 20. yüzyılda farklı birçok demokrasi teorisinin tartışılması demokrasiyi daha tartışmalı bir hale getirmiştir. Demokrasinin bu çeşitliliği olumlu olduğu kadar olumsuz sonuçlara da zemin hazırlamıştır. Öyle ki demokrasinin boşluk ve çatışmalarından yararlanarak tıpkı onun gibi görünen popülizmin ortaya çıkması modern dönemin kaçınılmaz bir sonucu olmuştur. Bu çalışma da demokrasinin bir gereğiymiş gibi ortaya koyulan uygulama veya söylemlerin, aslında popülist siyaset mantığını hakim kıldığı ve demokrasinin yerleşikleşmesini güçleştirip kusurlu hale getirdiği ortaya koyulmaya çalışılmış ve bir karşılaştırma yapılarak çözüm önerileri sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Popülizm, Demokrasi, Söylem, Popülist Strateji

DemokrasiDikotomiPopülizm+4
Kerem Barış Altıntaş
Kütahya Dumlupınar University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

1980 sonrasında bireyselleşme sürecinin ekonomik ve toplumsal değişim süreçleri üzerinden analizi

Bu çalışma, bireyselleşme olgusunun Türkiye'deki toplumsal ve ekonomik yapı üzerindeki etkilerini anlamayı ve bu etkilerin temel dinamiklerini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Bu çerçevede bireyselleşme süreci modernleşme, köyden kente göç, teknolojik gelişmeler, küreselleşme ve ekonomi politikaları gibi toplumsal değişimi etkileyen parametreler üzerinden ele alınmaya çalışılmıştır. Bu kapsamda 1980 sonrasında Türkiye'de bireyselleşme sürecinin, toplumsal değişim dinamikleri ve ekonomi politikaları üzerinden analizi için bireyselleşme olgusunun geçirdiği evrimin anlaşılabilmesine yönelik olarak nitel araştırma yöntemlerinden derinlemesine mülakat tekniği ile 1980'li yılları hatırlayıp yorumlayabilecek 60 yaş ve üzerindeki 30 kişi ile görüşmeler yapılmış, katılımcıların düşünce ve gözlemleri analiz edilmiştir. Elde edilen bulgulara göre bireyselleşmenin ekonomi ve toplumsal değişim süreçleri ile sıkı sıkıya bir ilişki içerisinde olduğu; siyaset, modernleşme, küreselleşme ve diğer dinamiklerin bireyselleşme sürecini tetikleyip, yoğunlaştırdığı görülmüştür.

12 Eylül 1980 Dönemi24 Ocak 1980 kararlarıAhlaki değişim+7
Ezgi Keleş
Yozgat Bozok University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kentsel dönüşümün mekânsal ve toplumsal yansımaları: Gaziantep Nuri Pazarbaşı mahallesi örneği

Dünya nüfusunun yarısından fazlasını barındıran kentlerde, nüfus artışına paralel olarak yapılı çevre üretimi hızlanmıştır. Yapılı çevre üretiminin sermaye ile olan ilişkisi, toplumsal ve mekânsal olarak bir dönüşümün ortaya çıkmasına neden olmuştur. Özellikle neo-liberal ekonomi politikaları ile birlikte sermayenin ulus ötesi dolaşımının sağlanması, kent mekânının sürekli yeniden üretime tâbi tutulmasını gerektirmiştir. Kentlerde yapılı çevrenin inşası kentsel dönüşüm projeleri ile yoğunluk kazanırken soylulaştırılma ve yerinden edilmeler ile sonuçlanmaktadır. Kentleşme süreci, sermaye ve yapılı çevre üretimi bağlamında ele alındığında 'sermaye çevrimlerinin' ekonomik krizleri ötelemesi kent-sermaye ilişkisinde büyük öneme sahip olmuştur. Bu bağlamda, bu tez çalışması kentleşme sürecinde yapılı çevrenin inşasında önemli bir yere sahip olan kentsel dönüşüm projelerinin Gaziantep özelinde toplum-mekân çerçevesinde ele almayı amaçlamaktadır. Bu araştırma, Gaziantep Nuri Pazarbaşı Mahallesinde gerçekleştirilen kentsel dönüşüm projesinin soylulaştırma, yerinden edilme, mekânsal dönüşüm, toplumsal dönüşüm ve rant boyutları ile tartışmaktadır. Bu çalışma nitel araştırma yöntemlerinden derinlemesine mülakat ile gerçekleştirilerek Nuri Pazarbaşı Mahallesinden veriler elde edilmiştir. Elde edilen bulgular, Nuri Pazarbaşı mahallesinde mekânsal dönüşüm ile birlikte yerinden edilme ve rant olgusunun ortaya çıktığını ve toplumsal dönüşümün gerçekleştiği sonucunu ortaya çıkarmıştır.

Ekonomik sermayeGaziantepKent sosyolojisi+7
Halil Ecer
Gaziantep University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
DoktoraAçık ErişimTR

Türkiye ile Avrupa Birliği ilişkilerinin tarihsel gelişimi ve bugünkü durumu

Bu çalışmada yarım yüzyılı kapsayan Türkiye ve AB siyasi ilişkilerinin kapsamlı analiziyle, geçmişte AB ile olan siyasi ilişkilerin Türkiye açısından ne türden sonuçlar doğurduğu ortaya konmaya çalışılmaktadır. Böylece bu araştırmanın en temel hedefi, Türkiye ve AB ilişkilerinin güzergâha bağlı tarihsel açıklamasını yapabilmektir. Tarihsel sosyolojik yaklaşım temelinde gerçekleştirilen bu araştırma, benzerlerinden farklı olarak AB-Türkiye ilişkilerini kesintisiz bir süreç olarak ele almakta, sırasıyla AET öncesi, AET dönemi ve AB dönemi ilişkiler ekseninde analiz etmektedir. Araştırmada verilerin toplanması ve diplomatik süreçlerin yorumlanmasında temel hukuki belgelerin ve AB kurumlarının yayınladıkları raporların incelemesi yoluna gidilmiştir. Araştırmanın sorusuna cevap bulmak amacıyla Ankara Antlaşması, Katma Protokol, AB Zirve Kararları, Avrupa Parlamentosu Kararları, Düzenli Türkiye İlerleme Raporları, Katılım Ortaklığı Belgesi, Müzakere Çerçeve Belgesi gibi temel hukuki belgeler incelenmiştir. Ayrıca konuyla ilgili yayımlanan yerli ve yabancı kaynaklar ile AB konusunda uzmanlaşan gazetecilerin köşe yazıları ve gazete haberleri de kanıt olarak kullanılmıştır. Araştırma sonucunda, 1959 yılında AET?ye ilk üyelik başvurusundan günümüze uzanan tarihsel kesitte hem AB'nin kendi içinde hem de uluslararası sistemdeki büyük değişikliklere rağmen, Türkiye'nin ekonomik kalkınma ve Batılılaşma yoluyla AB'ye tam üyelik gayesinin hiç değişmediği ve süreklilik gösterdiği görülmektedir. 2005 yılında başlatılan katılım müzakereleri ile gelinen son noktada ise öne sürülen engellerin tarihsel süreç içerisinde kökleştiği; din, kültür, kimlik, nüfus, demokrasi, insan hakları, etnik sorunlar, kalkınmışlık düzeyi ve Kıbrıs sorunu gibi tartışmalı konuların yakın tarihte Türkiye'yi daha da zorlu bir sürece soktuğu görülmüştür. Son tahlilde, Türkiye'nin AB üyeliği sürecinine olumlu ve olumsuz olarak bakan siyasi görüşler çerçevesinde içinde bulunulan durum değerlendirilerek, AB elitlerinin ve hükümetler arası pazarlıkların büyük ölçüde derinleştirdiği tartışmaların sonucunda Türkiye'nin alternatif güzergâhlarda yoluna devam edebileceği sonucuna ulaşılmıştır.

Avrupa BirliğiSiyaset sosyolojisiSiyasi ilişkiler+4
Türkan Fırıncı
Gazi University · Eğitim Bilimleri Enstitüsü
2013
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

On the politics of becoming cyborg: Politics and state in posthuman era

Discussions on the who and what conception of humanity in the 20th and 21st centuries have brought forth the idea that different classifications and definitions can be a way of positioning humans. The transhumanist thought system aims at overcoming the limitations of humans and improving them thanks to technology. In Transhumanism(s), 'posthuman' belongs to the future. Posthuman represents the next step of evolutionary progress by increasing the capacity of humans as an enhancement (H+) with technology. It is the future name of humans. This thesis is about the search for a 'politics' around the 'posthuman' conceptions of transhumanism(s). In this study, the outputs of the libertarian transhumanist theory on the TV series based on the novel as Altered Carbon universe have been examined to embody the theoretical framework beyond the abstractness of the posthuman concept. The aim is to emphasize the importance of the power of imagination, rather than the 'reinterpretation' of libertarian theory or existing political theories, and to discuss the necessity of new theories for social and political enhancement besides the physical enhancement that transhumanist philosophy aims at its core. For transhumanist politics, new bodies, new technologies, and new living spaces should be considered political objects waiting to be imagined. Otherwise, reality will not be different from the dystopia we are used to reading and watching. If a better future is desired, it must be imagined and thought through. Defining transhumanism as an evil ideology through prejudice is an acknowledgment of the dystopian reality we live in every day. It is necessary to imagine the future and try to reach it, both by supporting technologies and by examining their social and political structure. Because the essence of politics belongs to humans yesterday, today, and tomorrow. The only way to shape the future is to think about it.

Science-fictionStatePosthuman+5
Gözde Nazlı Çöğender
Ankara Social Science University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
DoktoraAçık ErişimTR

Türk modernleşmesi bağlamında Nurettin Topçu'nun batılılaşma / modernleşme düşüncesi üzerine nitel bir araştırma

Türk düşünce tarihi içerisinde kendine özgü fikirleri derin felsefi argümanlarla temellendirmiş önemli isimlerden birisi olan Nurettin Topçu, 1939 yılında Hareket Dergisini çıkarmaya başlamıştır. 1975'te Topçu'nun vefatının ardından da dergi bir müddet farklı aralıklarla yayını sürdürmüş, 43 yıllık yayın periyodunun ardından en son sayı 1982 yılında yayınlanmıştır. Çalışmada Türk düşünce tarihinde milliyetçi/muhafazakâr söylemin genel kanaatleri dışında Topçu'nun modernleşme ve Batılılaşma konusunda ileri sürmüş olduğu fikirler ele alınmıştır. Anadolu'da Rönesansın zorunlu olduğunu düşünen Topçu, dini düşüncede yenileşme, felsefi düşüncenin merkezi konuma gelmesi ile Batı Avrupa modernleşmesi dışında bir yolun mümkün olduğuna inanmaktadır. Türk toplumunun Avrupa modernleşmesinden faydalanması gerektiğinin altını çizen Topçu, modernleşmenin Türkiye'de uygulanma biçimlerinde büyük sorunlar olduğunu belirtmiştir. Dolayısıyla modernleşmenin yanlış uygulanması sonucu oluşan toplumsal direncinde yeni bir anlayışla çözülebileceğini iddia etmiştir. Ona göre bu sorunun çözümü Anadolucu, milli bir ilerleme ve yenileşmedir. Blondel, Massignon gibi ünlü düşünürlerden etkilenen Topçu'nun düşünceleri Maxqda nitel veri analiz sistemi kullanılarak analiz edilmiştir. Çalışma, Hareket dergisinin yayın hayata başladığı 1939 yılları ile çok partili yaşama geçiş yıllarını kapsayan 1952 yılları arası ile sınırlandırılmıştır. Bu zaman dilimi içerisinde modernleşme ve Batılılaşma ile ilgili değerlendirmeleri yeniden yorumlanarak geç kalmış bir modernleşmenin imkânı milliyetçi/muhafazakâr/Anadolu sosyalizmi söylemleri bağlamında tartışılmıştır. Topçu'nun modernleşmeye katı bir biçimde karşı olmadığı görülmüştür. Aynı zamanda Türk modernleşmesinin uygulanma biçimini yanlış bulduğu bununla birlikte ona karşı konumlanan dindarlarında tutumlarını doğru bulmadığı görülmüştür.

AydınlanmaBatılılaşmaModernleşme+3
Serkan Yorgancılar
Ankara Hacı Bayram Veli University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Küresel krizler ve hegemonya ilişkisi

Değişim, evrenin her yanında var olmasından dolayı güç sahipleri ve güç dengeleri değişmektedir. Gücün değişime müdahalesi ve kullandığı yöntemler günümüz koşullarında değerlendirildiğinde, bu müdahalenin değişimin durdurulmasına yönelik eylemlerden ziyade değişimin getirdiklerinin saklı tutularak caydırıcılığı ve ittifakları sürdürmeyi ve değişimi kontrollü olarak gerçekleştirmeyi amaçladığı görülür. Hegemonik değişimin geçmişten geleceğe doğru, ulusaldan küresele küreselden ise bölgesele dönüştüğünü görülmektedir. Kıyasıya bir çatışma ortamının nasıl rıza oluşturularak çıkar ilişkisi halinde yönlendirildiği ise araştırmanın başka bir boyutunu oluşturmaktadır. Çalışma boyunca, küresel hegemonyanın çıkar ilişkileri çerçevesinde araçları elinde bulundurmak ve rakibin edineceği araçları elinden almak gibi oyunlarla hegemonik gücü sürdürebilme ve bunun toplumsala yansıması irdelenmiştir. Bu tez emperyalizmin hegemonik olarak uygulanması ve bu uygulamayı oluşturan şartların kullanım alanıyla ilgili bir değerlendirmedir. Tezin temel varsayımı, hegemonik araçları ellerinde bulunduranların emperyal amaçlarına ulaşacağı şeklindedir. Bu araçları ellerinden kaybedenler ise gücü başka araç sahiplerine devretmektedirler. Bu tezde yöntem olarak karşılaştırmalı tarihselcilik metod kullanılarak teorilerini oluşturup inceledikleri konunun diyalektik çözümleme yapan kuramlar temelinde bir analiz yapılmıştır. Hem kavramların hem de ulus ve tabakaların geçmişten günümüze analiz edilmesi yoluyla geleceğe dair ön deyilerde bulunmak hedeflenmiştir. Çatışmacı kuram eşliğinde yapılan analiz sayesinde, bireyin en temel vasıflarından biri olan çatışmanın çıkar kökenli olarak bireyselden sınıfsala, sınıfsaldan toplumsala doğru geniş bir perspektiften incelenerek değişimin çatışma eksenli açıklamasına gidilmiştir. Küresel çıkarlar göz önüne alındığı zaman çatışmanın şiddeti ve çıkar ilişkileri altında zor ve rızanın birlikte yürüdüğü görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Hegemonya, Güç, Değişim, Kriz, Küreselleşme, Ekonomi, Siyaset

EkonomiGüç dengesiGüç ilişkileri+7
Ayşe Üçer
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2013
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Diyarbakır'da iş dünyasının sosyolojik analizi: 2000 yılı sonrası

Bu tez, tarihsel süreç içerisinde Türkiye'nin ekonomik anlamda iş dünyasının işleyişi ve iş dünyasının aktörü olan iş insanın oluşumunu ve gelişimini temel alarak yaşanan süreçleri, Diyarbakır İli üzerinden değerlendirmektedir. Tez konusunun ortaya çıkışı ekonomi alanı ile siyasi alan arasında organik bir bağın olduğunun varsayımıdır. Bu açıdan tezde yer alan ekonomi ve siyasal alanlar, sosyoloji alanıyla bağlantılı bir biçimde ele alınmıştır. Genel anlamda tez, ekonomi ve sınıfların oluşumunda müdahaleci bir devlet yapılanmasının söz konusu olduğu görüşüne dayanarak oluşturulmuştur. Bu bağlamda özel olarak Diyarbakır'ın ekonomik durumunun şekillenmesinde etkili olan süreçleri ele almaktadır. Çalışmada Diyarbakır'ın iş dünyası analiz edilirken siyasal süreçlerdeki değişimlerle ilişkili incelenmiştir. Diyarbakır'da 2000 yılı sonrasında yaşanan süreçleri, ekonomi ve siyaset yansımalarını anlamlandırmasını hedeflemektedir. Böylelikle siyasal alanın iş dünyasındaki belirleyiciliği ortaya çıkarılmaya çalışılmaktadır. Bu anlamda çalışma, politik alan ile ekonomik alan arasındaki ilişkiyi sosyolojik açıdan değerlendirme hususunda önem taşımaktadır. Tezin uygulama alanında yer alan aktörler Diyarbakır İlinde iş dünyasında söz sahibi olan kişilerdir. Uygulama kısmında yer alan iş insanlarıyla görüşme formu üzerinden yarı yapılandırılmış, görüşme tekniği uygulanmıştır. Böylece Diyarbakır'daki iş dünyasının genel profili oluşturulmuş ve 2000 yılı sonrasında siyasal ve şiddet gerilimlerinin ekonomiye yansıması analiz edilmiştir. Anahtar Sözcükler Ekonomi, Diyarbakır'da İş İnsanı, Diyarbakır'ın İş Dünyası, Siyaset, Sosyal Sınıf, Tabaka

DiyarbakırSiyaset sosyolojisiSosyal sınıf+3
Nurtuba Nurbaki
Dicle University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
DoktoraAçık ErişimTR

Karşılaştırmalı siyaset teorisi açısından Ahmet Davutoğlu'nun medeniyet söylemi ve ben idraki

Karşılaştırmalı siyaset teorisi açısından Ahmet Davutoğlu'da Medeniyet söylemi ve Ben İdraki kavramının analizi ile özellikle İslam ve Batı dünyası arasındaki bireysel bilinç durumundan kolektif bilinç durumuna geçiş ve bunun devlet, toplum ve siyaset alanlarındaki tezahürleri açısından ele alınacak ve daha üst bir kategori olarak değerlendirilen medeniyet kavramının ben idraki süzgecinden geçirilmiş biçimi analiz edilmeye çalışılacaktır. Bu süreç bireylerin hem bireysel hem de toplumsal ilişkilerini etkilemektedir. Özellikle son 20 – 30 yılda kadim medeniyet havzalarında görülen kimlik canlanmaları, Avrupamerkezcilik karşısında ciddi argüman olarak kullanılmaktadır. Aslında bu canlanmalar gerek Batı akademi dünyasında gerekse de Doğu akademi dünyasında hem zengin bir literatürün oluşmasına sebep olmuştur hem de bu canlanmayı anlamaya çalışan teorik ve karşılaştırmalı çalışmalarında ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Aynı şekilde bu tartışmalar ülkelerin kendi içlerinde de gerek iç siyasetlerinde gerekse de dış siyasetlerinde önemli rol oynamaya başlamıştır. Bu noktada Karşılaştırmalı siyaset teorisi ve bu bağlamda bunun Türkiye'de öncülerinden olan Ahmet Davutoğlu'nun Medeniyet Söylemi ve bu söylemde merkezi bir kavram olarak yer alan Ben İdraki kavramının analizi karşılaştırmalı bir biçimde ele alınacaktır.

Davutoğlu, AhmetMedeniyetSiyaset+3
Aykut Karahan
İstanbul Beykent University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
DoktoraAçık ErişimTR

Cumhuriyet Halk Partisi'nin Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde toplumsal tabanını kaybetmesinin nedenleri (1990-2011): Diyarbakır, Mardin ve Gaziantep örneği

ÖZET Cumhuriyet Halk Partisi Türkiye'nin en uzun ömürlü siyasal partisi olarak varlığını sürdürmektedir. Beklenileceği gibi siyasal partilerin geçirdiği yapısal dönüşümlerden ve ülke siyasetinden CHP de etkilenmektedir. Bu bağlamda incelediğimiz CHP'nin 1990'lı yıllardan bu yana özellikle Kürt seçmenin yoğun olarak yaşadığı Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde, hem 1980 öncesinde hem de 1990'ların başlarına kadar önemli ölçüde destek bulmasına rağmen, günümüzde toplumsal desteğini kaybetmeye başladığı ve bunun halen sürmekte olduğu gözlemlenmiştir. Araştırmada CHP'nin Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde toplumsal ve siyasal desteğini kaybetmesinin sosyolojik sebepleri ortaya konulmaya çalışılmıştır. Bu çalışma Kürt seçmenin yoğun olarak yaşadığı Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nden üç ilde, Gaziantep, Diyarbakır ve Mardin'de yapılan saha araştırmasına dayanmaktadır. Araştırma sorusu partide halen aktif görev alan ve geçmişte partide görev almış partililerin bakış açısından anlaşılmaya çalışılmıştır. Saha araştırmasında toplam elli altı kişi ile derinlemesine mülakatlar yapılmıştır. Araştırma neticesinde bu konunun nedenleri olarak şu temalar ön plana çıkmıştır: 1980 sonrası siyasette etkili olan kültürel konular karşısında CHP'nin politikaları daha ulusalcı bir yöne kaymıştır. İkinci olarak CHP'de yaklaşık yirmi yıl süren Deniz Baykal'ın "tek" liderliği döneminde parti içi demokrasiye ve muhalif seslere izin verilmemiş olmasının etkisidir. Üçüncüsü ise hem küresel hem de yerel düzeyde konjonktür ile ilgili olarak kültür ve kimlik taleplerinin ön plana çıkması karşısında CHP'nin geleneksel siyasal paradigmayı sürdürme ısrarıdır. Partinin tarihsel misyonu seçmen desteğinde önemli etkiye sahiptir. Ancak CHP'nin "ortanın solu" açılımı ile izlediği sosyal demokrat politikaların seçmende uyandırdığı ilgi bunun önüne geçmektedir. 1990'lardan bu tarafa CHP'nin soruna güvenlikçi, üniter-devlet söylem ve politikaları ile yaklaşması partinin Kürt seçmenin desteğini yitirmesinde büyük ölçüde etkili olmuştur.

Cumhuriyet Halk PartisiDiyarbakırGaziantep+7
Devrim Ertürk
Aydın Adnan Menderes University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2014
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bir toplumsal problem olarak sahipsiz köpeklere afyonkarahisar halkının bakışı üzerine bir araştırma

Bu çalışma, son zamanlarda sıkça gündeme gelen sahipsiz köpeklerin bir sorun olarak görülüp görülmediğini ölçmeyi amaçlamaktadır. Bir kesim, sokakların onlar için yaşam alanı olduğunu, onlara müdahale edilmemesi gerektiğini, hatta hak verilmesini öne sürerken, diğer bir kesim ise olası tehlikeler sebebiyle sokaklarda risk oluşturacağını belirtmektedir. Bu eksende, sahipsiz köpeklerin gerçekten de sorun olarak görülüp görülmediği tespit edilecektir. İnsanlar, asırlar boyunca hayvanlarla etkileşim halinde olmuştur; zira sahipsiz köpekler, gündelik yaşamın birer parçası konumuna gelerek çeşitli roller üstlenmişlerdir. Sahipsiz köpekler, kimi zaman koruyucu, kimi zaman giysi, kimi zaman da mitolojik bir karakter işlevi görmüşlerdir. İnsanlar sahipsiz köpekleri besleyerek onların yaşama şanslarını yükseltmiştir. Ancak, bir süre sonra insanların hayvanlarla olan etkileşimi değişiklik göstermiştir. Kentleşmeyle birlikte ortaya çıkan gecekondulaşma, çevre kirliliği, konut yetersizliği, artan nüfus ve bu nüfusun ihtiyaçları gibi sorunlar, sadece insanların kent içindeki yaşamını etkilemekle kalmamış, hayvan-insan ilişkisinin dengesini de sarsmıştır. Türk toplumunda 19. yüzyıla kadar sahipsiz hayvanlar kentin doğal bir parçası olarak kabul görmüşken, kentleşmenin hızlanması ve tabii kaynakların azalmasıyla birlikte, sahipsiz hayvanların yaşam alanları açlık ya da salgın gibi sorunlarla tehdit altına girmiştir. Öte yandan, sahipsiz hayvanların, özelde sahipsiz köpeklerin yaşam koşullarının daraldığı ve bu nedenle uygun koşullarda yaşamlarını sürdüremedikleri ifade edilebilir. Araştırma, Afyonkarahisar il merkeziyle sınırlı tutularak; nicel yöntem, anket tekniği, rasgele örneklem ile 509 katılımcıya ulaşmıştır. Elde edilen bulgular, katılımcıların sahipsiz köpekleri bir sorun olarak algıladığı yönündedir. Bu çalışmanın önemi, sahipsiz hayvanlar ve özellikle sahipsiz köpekler konusunun tartışılmasına olanak sağlamasıdır. Nitekim, bu alandaki araştırmalar oldukça sınırlıdır. Anahtar Sözcükler: İnsan- hayvan ilişkisi, sahipsiz hayvan, sahipsiz köpek, kent sorunları

Hukuk sosyolojisiKent sosyolojisiSiyaset sosyolojisi
Handan Koçoğlu
Afyon Kocatepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Din ve ideoloji bağlamında Nurettin Topçu ile Roger Garaudy'nin sosyalizm ve İslam algısı

İdeoloji kavramı ortaya çıktığı 19. yüzyıldan itibaren farklı Sosyal Bilim disiplininin araştırma konusu olmuştur. İdeolojiler insana ve topluma hazır yaşam biçimi ve düşünce kalıpları sağlama iddiasındadırlar. Bu kalıplar üzerinden bireyi ikna etme kaygısı taşırlar. Semavi bir içeriğe sahip olsun ya da olmasın dinler de tıpkı ideolojiler gibi yaşama biçimi ve düşünce kalıpları sunarlar. Bu nedenle din ve ideolojiler benzer nitelik taşırlar ancak bu benzerlik ilişkisi din ve ideoloji arasında bir aynilik olduğu sonucu doğurmaz. Bu çalışmada din ve ideoloji arasındaki bu ilişki İslam ve sosyalizm kavramları üzerinden ele alınarak Nurettin Topçu ve Roger Garaudy'nin İslam ve sosyalizm görüşleri incelenmiş ve karşılaştırılmıştır.

Din sosyolojisiGaraudy, RogerSiyaset sosyolojisi+6
Ali Işık
Afyon Kocatepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Otoriteryanizm bağlamında tek parti (1930-1945) ve AK Parti (2002-2017) dönemleri karşılaştırması

Cumhuriyet Halk Partisi'nin iktidarda olduğu ve "Tek Parti" dönemi olarak ifade edilen 1930-1945 yılları arasındaki siyasal ve sosyal alanlarda gerçekleştirilen uygulamalar, başta sosyal bilimler olmak üzere birçok disiplindeki araştırmaya konu olmuştur. Adalet ve Kalkınma Partisi'nin 2002-2017 yılları arasında gerçekleştirmiş olduğu uygulamalar da siyasal, sosyal ve ekonomi alanlarda birçok disiplin alanında ele alınıp, incelenmiştir. Bu çalışmada, farklı bağlamlarda, Tek Parti dönemi ve AK Parti dönemlerinde uygulandığı iddia edilen "otoriter" politik uygulamaların olup olmadığı, kendi politik iklimlerinde değerlendirilerek, bu iki dönemin karşılaştırmalı analizi yapılacaktır.

Adalet ve Kalkınma PartisiCumhuriyet Halk PartisiDin sosyolojisi+7
Merve Güler
Afyon Kocatepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bir muhalefet aracı olarak sosyal medya

Sosyal medya son yirmi yılda hayatımıza girerek önemli değişim ve dönüşümleri başlatan bir olgu olmuştur. Bu çalışma sosyal medyayı, sosyolojinin temel tartışmaları çevresinde ve argümanları bağlamında bir muhalefet aracı olduğu düşüncesiyle araştırılmıştır. Günlük yaşamımızda kullandığımız muhalefet araçlarının yanına eklenen bu araç yarattığı etkiyle daha uzun yıllar tartışılacağa benziyor. Sosyal medyanın bir muhalefet aracı olarak kullanılması ve zamanla insanı kendine yabancılaştırıcı etkisiyle bir muhalefet aracına dönüşmesi bu çalışmanın temel argümanlarını oluşturmaktadır. Birinci bölümde medya ve sosyal medyanın gelişim aşamaları incelenmiştir. İkinci bölümde ise sosyal medyanın bir muhalefet aracına dönüşmesi anlatılmıştır.

MedyaMuhalefetMuhalefet hareketleri+3
Sencer Ceyhun Sevindi
Afyon Kocatepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Avrupa'daki anti-Türkizm'in Almanya'daki Türklerin oy verme davranışları üzerindeki etkisi: 2018 Cumhurbaşkanlığı Seçimi örneği

Yabancı düşmanlığının içerisinde ele alabileceğimiz Türk Karşıtlığı, Türk Düşmanlığı, Türkofobi ve Anti-Türkizm kavramları Avrupa'da hızla artan bir olgu haline gelmiştir. Yabancı düşmanlığının farklı bir boyutu gibi görülen bu olgu ve olgular Avrupa'nın birliğine olduğu kadar Avrupa'da farklı sebepler ile bulunan yabancılar/göçmenler için de tehlike arz etmektedir. Avrupa toplumlarında yaşayan bireylerin 'ötekileştirme', 'düşman görme' gibi reflekslerini siyasi ve bütünleştirici politikalar ile azaltmak, yok etmek gibi amaçları edinmeyen Avrupa siyaseti aksine bu düşmanlığı ve ötekileştirmeyi her geçen gün destekler politikalar üretmeye devam etmektedir. Bu politikalar neticesinde kendilerini 'öteki' kategorisinde görmeye zorlanan göçmenler bulundukları ülkelerde entegrasyonu da sağlamakta güçlük çektikleri bilinmektedir. Bu noktada demokratik tepkilerin en önemli unsuru olan 'sandık' göçmenler için de bir tepki unsuru haline gelebilmektedir. Vatandaşı oldukları ülkelerdeki ve yaşadıkları ülkelerde olan politikaları zihinlerindeki sistematik ile değerlendiren seçmenler bir oy davranışı geliştirmektedirler. Bu çalışmada; Avrupa'da ve özellikle Almanya'da yaşayan Türk seçmenlerin artan Türk Düşmanlığı/Anti Türkizm/ Türkofobi gibi olgulara verdiği tepkileri nasıl değerlendirdikleri, demokratik hakları olan seçimler ile nasıl bir bağ kurdukları değerlendirilmiştir. Almanya'da yaşayan Türk seçmenlerin yaşadıkları maruz kaldıkları zenofobi olgusunun oy davranışlarına nasıl etki ettiğine dair çalışmalar azdır. Bu çalışma sayesinde literatüre bir referans kazandırılması amaçlanmıştır. Bu kapsamda da Almanya'da yaşayıp Türkiye'deki seçimlerde oy kullanmaya yeterliliğine sahip seçmenlerin 2018 Cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki oy davranışlarının ne yönde ve nasıl etkilendiği 40 kişiyle yapılan derinlemesine görüşme/mülakat neticesinde tespit edilmiştir. Avrupa'da artan Türk düşmanlığı ve AntiTürkizm olgularının seçmenlerin oy eğilimlerinde ve seçime katılımlarında etkili olduğuna, seçmenlerin Türkiye'deki seçimlerde oy kullanırken 'lider' faktörüne önem verdiklerine, 'aile' faktörünün seçmenler üzerinde önemli bir yer tuttuğuna ve seçmenlerin kendilerini savunduğunu düşünen adaylara daha pozitif eğilimler sergiledikleri sonucuna ulaşılmıştır.

AlmanyaAntitürcülükAvrupa ülkeleri+6
Behlül Beşen
Afyon Kocatepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Siyasal toplumsallaşma ve siyasal katılım bağlamında ev kadınları: Afyonkarahisar örneği

Çağdaş dünyanın demokrasi ile yönetilen toplumlarında, alınan siyasal kararların meşruluğu, halkın siyasal işleyişi yakından takip etmesiyle daha da güçlenmektedir. Bu sebeple bütün vatandaşların seçme hakkına ek olarak siyasal katılım ve siyasal toplumsallaşmanın her türlüsünden yararlanarak, bireylerin ve toplumun siyasal işleyişe dengeli bir biçimde katılması oldukça önemlidir. Bu açıdan, dünyada nüfusun ve her bir ülkenin yarısını meydana getiren kadınların, elde ettikleri yetkiler ve karar alma mekanizmalarına katılımları da büyük önem taşımaktadır. Kadının her boyutta yönetime etkili bir şekilde katılımını sağlamadan, karar alma süreçlerinde toplumsal cinsiyet rollerinde siyasal katılım ruhuna uygun bir vasata erişmeden, modernlik ve kalkınma hedeflerine ulaşılamayacağı ortadadır. Bu bağlamda bu çalışmanın amacı, Türkiye'de kadın nüfusun önemli bir bölümünü oluşturan ev kadınlarının içinde bulundukları toplumsal yaşamda siyasal süreçlerle ne kadar içselleştirip içselleştiremediklerini, siyasal katılım ve siyasal toplumsallaşma düzeylerinin hangi düzeyde olduğunu çözümlemektir. Araştırmada ilk olarak siyaset bilimi ve siyaset sosyolojisinde yer alan temel kavramlar tanımlanmış ve geleneksel dönemden başlayarak kadının siyasal katılım mücadelesine yer verilmiştir. Afyonkarahisar kent merkezinde yapılan alan araştırmasında tabakalı amaçlı örneklem tekniği ile belirlenen 24 katılımcı ile derinlemesine görüşme yapılmış, elde edilen bulgular söylem analizi tekniği ile çözümlenmiştir. Sonuç olarak ev kadınlarının önemli bir kısmının siyasal yaşamdan oldukça uzak oldukları görülmüş, bu durumun nedeni olarak ev kadınlığının sosyokültürel şartları ve toplum tarafından ev kadınlarına biçilen rol ve görevler olduğu değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Siyaset, siyasal katılım, siyasal toplumsallaşma, ev kadını.

AfyonkarahisarEv kadınlarıKadınlar+4
Hüsne Yüksel
Afyon Kocatepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türk solunun din algısı

Marksizmin dinsel olanı tanımlamak ve dinsel olanın işlevini ortaya koymak için kullandığı ?afyon? sıfatının göndermede bulunduğu durumun, salt bir olumsuzluk içerdiğine ilişkin bir ön kabul vardır. Bu algının oluşmasına neden olan kolaycı bir yorumun benimsenmesi ve mevcut teolojik alanın siyasete aracılık etmesi topyekun bir din reddiyesine yol açmıştır.Türkiye'de Cumhuriyetin kurulmasıyla başlayan toplumsal dönüşüm, din konusundaki tartışmalarda kendini var etmiştir. Dinin toplumsal tezahürlerinin yadsınması süreci, İslam' ın yorumlanmasında halkın ve devletin karşı karşıya gelmesine yol açmıştır. Bu gerilim kendisini birçok alanda dışa vurmuştur. Bu noktada Türk solunun da din karşısında ki tutumu devletin tutumuyla ortaktı. Önyargılar dahilinde geliştirilen bu keskin tutum, toplumu analiz etmede jakoben bir anlayışla birleşince, Türk solu kendi içinde çarpık bir tutuma sahip olmuştur.Katı bir laisizm temelinde din algısını oluşturan Türk solu, hem toplumsal hem de siyasal bazda gelişen olaylara bu algı temelinde bakmıştır. Bu doğrultuda politika üreten Türk solu, kendi dinamiklerine uymayan kimi reflekslerde geliştirmiştir.

DinDin algısıSiyaset sosyolojisi+4
Barış Tunç
Afyon Kocatepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2012
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Siyaset sosyolojisi perspektifinden Türkiye'de oy verme davranışları üzerine bir analiz

İnsanlar, birlikteliklerini sürdürebilecekleri düzen ortamını yaratmak adına geçmişten beri farklı formlarda da olsa iktidarı oluşturmaktadırlar. Seçme eylemine önceleri, toplulukların içindeki herkes dahil olmamış, zamanla verilen veya kazanılan bir hak olarak tartışmaların odağını oluşturmuştur. Gerek eşitlik tartışmaları bağlamında gerekse eylemin potansiyeli sebebiyle oy verme davranışı gittikçe önem arz etmiştir. Bugün ise demokratik toplumların başat unsurlarından biridir. Seçmenlerin yöneticileri belirleme veya iktidarı bu kadronun elinden alabilme gücü demokrasiyle yönetilen ülkeler için seçimleri ayrı bir yere koymaktadır. Bu potansiyel sebebiyle politikacılar seçmeni etkileyerek, bazen manipüle ederek seçimlere dahil olmaktadırlar. Seçmenlerin bir partiye veyahut lidere yönelirken nelerden etkilendiği, nelerden hoşnutsuz olarak vazgeçtiği, tercihlerine etki eden motivasyonun ne olduğu soruları, seçimlerin ve seçmen davranışlarının üzerinde stratejik çalışmaların yapılmasına yol açmıştır. Türkiye'de gerçekleşen seçimler çok partili döneme geçiş gibi kırılmaların yanında erken seçimler, darbeyle sonlanan hükümetler, koalisyon dönemleri gibi süreçleriyle zengin bir siyasal tarih yaratmıştır. Yakın dönemde seçimler tek bir partinin zaferiyle sonuçlanmış, Haziran 2015'e gelindiğinde ise seçmen, bu zaferleri kesintiye uğratarak alternatif partilere yönelmiştir. Haziran seçimi diğer yandan erken seçim getirirken, beş aylık süre içerisinde seçmenin tercihlerinde tekrar hareketlenmeye yol açacak gelişmeler yaşanmıştır. Kasım seçimlerinde yeni oy dalgalanmalarıyla geçmişteki tutumlar açığa çıkmıştır. Tezin hazırlanmasındaki esas amaç ise bu iki seçimde de seçmenin tercih değişikliğine gitmesine yol açan etmenleri araştırmak, Türkiye'deki seçmenlerin oy verme davranışlarındaki dinamiği ortaya koymaktır. Anahtar Kelimeler: Seçim, Oy Verme Davranışı, Seçmen, 7 Haziran, 1 Kasım.

Oy kullanmaSeçimlerSeçmen davranışı+2
Özge Limoncu
Dokuz Eylül University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Karizmanın yeniden keşfi: Cumhuriyet sonrası Türk siyasetinin Weber'in karizma anlayışı çerçevesinde incelenmesi

Liderlik ve benzeri bir yapılanma her toplumda vardır. Lider, izleyenlerini yönlendirir, bir arada tutar ve onlara ilham kaynağı olur. Lider özellikle siyasal lider, Türk siyasi hayatının dinamiğini oluşturan ve Türk siyasetinin anlaşılmasında ve açıklanmasında anahtar rol oynayan bir kavramdır. Türkiye siyasetine sadece lider temelli bakmak tek yönlü ve siyaset gibi karmaşık yapıyı aşırı basitleştirmek anlamına gelir. Merkez-çevre gerilimi, sınıf çatışmaları, ordu, din ilişkileri gibi bir çok faktör de siyasete yön vermektedir. Bu kadar farklılaşma ve çeşitliliği liderlik tiplerinden biri olan karizmatik lider birleştirip bir amaç uğruna yönlendirebilme gücüne sahip olmaktadır. Türkiye'deki siyasi, toplumsal, ekonomik değişim ve dönüşümlerin büyük bir çoğunluğu karizmatik olarak nitelendirilen liderler tarafından gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmanın konusu Max Weber'in otorite tiplerinden biri olan karizma çerçevesinde Cumhuriyet sonrası Türk siyasetinin incelenmesidir. Bu amaçla öncelikle birçok disiplinin ortak konusu olan lider ve liderlik açıklanmaya çalışılmış, ardından karizmaya sosyolojik bir bakış açısı oluşturulmaya çalışılmıştır. Weber'in karizma anlayışı çerçevesinde Mustafa Kemal Atatürk, Adnan Menderes, Turgut Özal ve Recep Tayyip Erdoğan'ın siyasi yaşamları incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Karizma, otorite, liderlik, Türk Siyaseti

Atatürk, Mustafa KemalKarizmaLiderlik+7
Murat Öztürk
Afyon Kocatepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2015
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Thomas Hobbes, John locke ve Jean-Jacques Rousseau'da doğa durumu kavramlarının karşılaştırılması

Thomas Hobbes, John Locke ve Jean-Jacques Rousseau siyasal düşüncelerini bir doğa durumu varsayımından hareketle ortaya koymaktadır. Doğa durumu, siyaset felsefesinde kullanılan bir kavram olarak toplum sözleşmesi öncesinde, yani kurulu bir devlet sistemi olmaksızın insanların içinde bulunduğu düzenin ne olduğu/ne olabileceğine ilişkin sahip olduğu nitelik, hem sözleşmenin yapılış amacının ortaya konulabilmesini sağlaması; hem de sözleşmenin esaslarını ve sözleşme sonrası kurulacak yapının belirlenebilmesi açısından önem arz etmektedir. En genel hali ile bireylere yaptırım gücü uygulayacak bir üstün otoritenin bulunmadığı durum olarak betimlenen doğa durumunu, Hobbes: herkesin herkesle savaş halinde bulunduğu, sürekli şiddetli ölüm korkusu ve tehlikesi içinde olduğundan dolayı insan hayatının yalnız, yoksul, kötü, vahşî ve kısa süreli olarak tanımlarken; Locke, henüz devletin ortaya çıkmadığı doğa durumunda her bireyin Tanrı tarafından bahşedilmiş, devredilemez, elden alınamaz nitelikte hakları olduğunu, bunları hayat, özgürlük ve mülkiyet hakları olarak tamamının genel mülkiyet hakları altında toplandığını belirtmiştir. Rousseau ise, doğa durumunu insanın insanı sömürmediği, lüksün ve eşitsizliğin insanın ahlakını bozmadığı bir özgürlük ve eşitlik düzeni olarak tanımlamıştır. Tez araştırmamızda Hobbes, Locke ve Rousseau'nun doğa durumu algısı temel kavramlar (özgürlük, akıl, ahlak ve sosyalleşme) çerçevesinde açıklanarak, söz konusu filozofların konu hakkındaki düşünceleri karşılaştırılacaktır. Anahtar Kelimeler: Hobbes, Locke, Rousseau, Doğa Durumu, Toplum Sözleşmesi

DoğaDoğa durumuHobbes, Thomas+3
Filiz Fındık
Afyon Kocatepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2015
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Doğu Batı tartışmaları ekseninde Türkiye'de modernlik ve muhafazakarlığın dönüşümü

Osmanlı İmparatorluğu'nda askeri modernleşme hareketlerinin başladığı dönem itibariyle yenilikçilik, tanzimat ve meşrutiyet hareketleri cumhuriyet öncesi geçiş dönemi ve erken cumhuriyet dönemi, bugünün Türkiye'sini anlamayı kolaylaştırabilir. 1940'lı yıllardan 1960'lı yıllara kadar yaşanan süreç günümüz moderleşme tartışmalarının da temeli olmuştur. Bu dönem Türkiyenin düşünce dünyasında önemli bir aşamayı ifade etmektedir. Bu dönemde gerçekleştirilen düşünsel tartışmalar uzun yıllar sosyal bilimler alanının temel tartışma odağını oluşturmuş ve gerek tarih, edebiyat, sosyoloji gibi temel sosyal bilimler alanlarını, gerekse de kültürel çalışmalar ve doğu-batı çalışmaları gibi disiplinler arası alanı doğrudan etkilemiştir. 60'lı yıllarda tartışılan en önemli meselelerden biri de Türkiye'nin doğulu bir toplum mu, yoksa batılı bir toplum mu olduğu üzerinedir. Bu tartışmaların merkezi siyaset, akademi ve edebiyat alanlarına genişlemiştir. Türkiye'nin doğulu mu, batılı mı, feodal mi, kapitalist mi olduğu tartışmaları beraberinde modernlik muhafazakarlık tartışmalarını da barındırmıştır. Tez boyunca bu iki düşünce ortamına dair Türkiye'nin fikir insanlarının tezleri ele alınmış ve tartışılmıştır. Gerek sanat alanında, gerekse felsefe alanındaki çalışmalarda her daim göz önünde bulundurduğu bir gerçeklik, Osmanlı ve Türkiye'nin toplumsal yapısı gerçekliği öne çıkmaktadır. Bu çalışmanın temel amaçlarından biri Türkiye'nin düşünce dünyasında Osmanlı İmparatorluğundan Türkiye Cumhuriyetine dönüşen doğu-batı ve modernlik-muhafazakarlık tartışmalarını anlamak ve edebiyat, felsefe, siyaset odağında hangi öznelliklerin öne çıktığını anlamak, sorgulamak ve yorumlamaktır.

BatıBatı medeniyetiBatı toplumu+7
Halil İbrahim Gürel
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00

İlgili konular