Postmenopoz
Bu konu başlığı altında 64 tez
Edirne il merkezindeki postmenopozal kadınların fiziksel aktivite düzeylerinin yaşam kalitesine etkisi
Kadınların yaşam sürelerinin önemli bir kısmını menopoz sonrası dönemde geçirmesi, bu dönemde yaşam kalitesinin artırılmasını toplum sağlığı açısından önemli bir hedef haline getirmiştir. Bu araştırma, 50–65 yaş arası postmenopozal kadınlarda fiziksel aktivite düzeyi, sosyodemografik özellikler ve yaşam kalitesi arasındaki ilişkileri değerlendirmek amacıyla yürütülmüştür. Katılımcılara Birinci Basamakta Fiziksel Aktivite Ölçeği, Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği Kısa Formu-Türkçe ve sosyodemografik özellikleri içeren bir anket uygulanmıştır. Daha yüksek eğitim ve gelir düzeyi, evli olma ve çalışma hayatına katılım yaşam kalitesini olumlu etkilerken; yüksek beden kitle indeksi, bel çevresi, kronik hastalık varlığı, sigara kullanımı ve fazla doğum sayısı yaşam kalitesini olumsuz etkilemiştir. Yapılan regresyon analizinde; eğitim düzeyi, kronik hastalık varlığı, doğum sayısı ve fiziksel aktivite düzeyinin fiziksel sağlık puanını; bel çevresi, sigara kullanımı ve fiziksel aktivitenin psikolojik sağlığı; medeni durum, sigara kullanımı ve fiziksel aktivitenin sosyal sağlığı; medeni durum, mesleki durum ve fiziksel aktivitenin ise çevresel sağlığı anlamlı düzeyde etkilediği belirlenmiştir. Katılımcıların büyük kısmı hareketsiz grupta yer almış, fiziksel aktivite düzeyi arttıkça yaşam kalitesinin tüm alanlarında anlamlı artış saptanmıştır. Sonuçlar, düzenli fiziksel aktivitenin postmenopozal dönemde yaşam kalitesini artırdığını göstermekte olup, bu doğrultuda fiziksel aktiviteyi teşvik eden, sağlıklı yaşam alışkanlıklarını destekleyen birinci basamak programlarının yaygınlaştırılması önerilmektedir. Anahtar kelimeler: postmenopozal kadın, yaşam kalitesi, fiziksel aktivite
Postmenopoz dönemdeki kadınlarda sağlık inanç modeli temelli kısa görüşmelerin osteoporozdan korunma bilgi, tutum ve davranışlarına etkisi
Osteoporoz, postmenopoz dönemdeki kadınların büyük kısmını etkileyen önemli bir halk sağlığı sorunudur. Yapılan birçok çalışmada osteoporozun erken dönemde önlenmesi ve risk faktörlerinin azaltılmasında toplum sağlığı hemşirelerinin önemli roller alabileceği üzerinde durulmuştur. Bu çalışma postmenopoz dönemdeki kadınlarda sağlık inanç modeli temelli kısa görüşmelerin osteoporozdan korunma bilgi, tutum ve davranışlarına etkisini belirlemek amacı ile ön test-son test randomize kontrollü çalışma olarak gerçekleştirilmiştir. Çalışma, Haziran 2016-Haziran 2017 tarihleri arasında İstanbul İli Kadıköy İlçesinde faaliyet gösteren bir Aile Sağlığı Merkezinde 82 postmenopoz dönemdeki kadın (girişim grubu=41, kontrol grubu=41 ) ile yürütülmüştür. Girişim grubuna 12 hafta süreyle Sağlık İnanç Modeline dayalı olarak oluşturulan kısa görüşmeler programı (5A modeli) uygulanmıştır. Programın ardından izlem döneminde 12 hafta süreyle, haftada iki veya üç kez toplam 45 mesaj gönderilmiştir. Veriler tanımlayıcı form, Osteoporoz Sağlık İnanç Ölçeği (OSİÖ), Osteoporoz Özetkililik ve Yeterlik Ölçeği (OÖEYÖ), Osteoporoz Bilgi Testi (OBT) ve Egzersiz Yapma Ölçeği (EYDÖ) ile toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, varyans analizi, Mann-Whitney U ve Friedman testi kullanılmıştır. Son test ve izlemde girişim grubunun OSİÖ, OÖEYÖ, OBT ve EYDÖ puan ortalamalarının kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksek olduğunu belirlenmiştir (p<0.05). Sonuç olarak, sağlık inanç modeli temelli kısa görüşmelerin postmenopoz dönemdeki kadınların osteoporoz sağlık inançlarını, öz-etkililik-yeterlik güvenlerini ve egzersiz yapma davranışlarını olumlu yönde değiştirdiği, osteropozdan korunmaya ilişkin bilgilerini artırdığı bulunmuştur. Bu çalışma kapsamında uygulanan sağlık inanç modeli kısa görüşmelerin birinci basamakta çalışan hemşirelere rehber olabileceği düşünülmektedir.
Postmenopozal kadınlarda fiziksel aktivite düzeyinin fonksiyonel kapasite, kardiyovasküler risk faktörleri, menopozal semptomlar ve yaşam kalitesi ile ilişkisi
Çalışmamızda postmenopozal dönemdeki kadınların fiziksel aktivite düzeyinin fonksiyonel kapasite, kardiyovasküler risk faktörleri, menopozal semptomlar ve yaşam kalitesi ile ilişkisi incelenmiştir. Çalışmamıza 45-75 yaş aralığında, postmenopozal dönemde olan 84 kadın dahil edildi. Katılımcıların demografik bilgileri alındı. Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (IPAQ) kısa formu ile fiziksel aktivite düzeyleri belirlendi. 6 Dakika Yürüme Testi (6DYT) ile fonksiyonel kapasiteleri değerlendirildi.Kardiyovasküler riskler; HDL, LDL, total kolesterol, trigliserit ,açlık glukoz, HbA1c, VKİ, bel kalça oranı, sistolik diastolik kan basıncı ve sigara ,alkol, egzersiz alışkanlıkları sorgulandı ve Framingham Risk Skoru ile değerlendirildi. Menopoz Semptomlarını Değerlendirme Ölçeği (MSDÖ) ile menopoz semptomları değerlendirildi. Yaşam kaliteleri ise Nottingham Sağlık Profili (NSP) ve Menopoza Özgü Yaşam Kalitesi Ölçeği (MÖYKÖ) ile değerlendirildi. Çalışmanın veri analizi IBM SPSS Version 22 istatistik programı kullanılarak yapıldı. Yapılan değerlendirmeler sonucunda; fiziksel aktivite düzeyi ile fonksiyonel kapasite arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunamamıştır (p>0,05). Framingham skoru ile fiziksel aktivite düzeyi arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunamamıştır (p>0,05). Menopoz semptomları ile fiziksel aktivite düzeyi arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır (p>0,05). Yaşam kalitesi ile fiziksel aktivite düzeyi arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunamamıştır (p>0,05). Bu çalışma sonuçları postmenopozal kadınlarda fiziksel aktivite düzeyinin fonksiyonel kapasite, kardiyovasküler risk faktörleri, menopozal semptomlar ve yaşam kalitesini etkilemediğini göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Postmenopoz, Fiziksel Aktivite Düzeyi, Menopozal semptom, Yaşam Kalitesi, Fonksiyonel Kapasite, Kardiyovasküler Risk
Postmenopozal dönemdeki kadınlarda otojenik gevşeme egzersizi ve soğuk yastık uygulamasının vazomotor semptom kontrolü ve yaşam kalitesine etkisinin belirlenmesi
Araştırma, postmenopozal dönemdeki kadınlarda otojenik gevşeme egzersizi ve soğuk yastık uygulamasının vazomotor semptom kontrolü ve yaşam kalitesine etkisinin belirlenmesi amacıyla parelel desenli randomize kontrollü çalışma olarak gerçekleştirilmiştir. Araştırma Kırıkkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Polikliniği'nde 22.06.2018-02.01.2019 tarihleri arasında yürütülmüştür. Araştırmanın örneklemini girişim grubunda 44, kontrol grubunda 44 olmak üzere toplam 88 kişi oluşturmuştur. Araştırmada vaka kayıpları olduğu için girişim grubunda 34, kontrol grubunda 35 kişi olmak üzere toplam 69 kişi ile araştırma tamamlanmıştır. Girişim grubunda yer alan kadınlar 8 hafta boyunca otojenik gevşeme egzersizi ve soğuk yastık uygulaması yapmış, kontrol grubundaki kadınlar ise hastanede yürütülen poliklinik bakımını almıştır. Araştırma verileri Tanıtıcı Özellikler Formu, Menopoza Özgü Yaşam Kalitesi Ölçeği, Vazomotor Semptom ve Uygulama Takip Günlüğü kullanılarak toplanmıştır. Veri toplama araçları kadınlara ilk görüşme sırasında, kadınlar araştırmaya dahil edildikten sonraki 4. ve 8. haftalarda uygulanmıştır. Tanımlayıcı verilerin analizinde; sayı, yüzde, ortalama ve standart sapma kullanılmıştır. Gruplar arası farkın belirlenmesinde bağımsız gruplarda t testi kullanılmıştır. İki bağımsız kategorik değişken arasındaki ilişki ki kare testi kullanılarak analiz edilmiştir. Bağımlı gruplar arasındaki değişkenler tekrarlı ölçümlerde anova testi ve karma desenli anova testi ile karşılaştırılmıştır. Araştırmada girişim grubunda yer alan kadınların kontrol grubuyla karşılaştırıldığında vazomotor semptom sıklık, süre ve şiddetinin azaldığı bulunmuştur (p<0,05). Aynı zamanda girişim grubunda yer alan kadınların kontrol grubuyla karşılaştırıldığında menopoza özgü yaşam kalitesinin vazomotor, psikososyal ve fiziksel alanlarında yaşam kalitesinin arttığı (p<0,05), cinsel alanda ise yaşam kalitesinin değişmediği bulunmuştur (p>0,05). Araştırmada otojenik gevşeme egzersizi ve soğuk yastık uygulamasının vazomotor semptomların sıklık, süre ve şiddetini azalttığı ve yaşam kalitesinin vazomotor, fiziksel ve psikososyal alanlarında iyileşme sağladığı belirlenmiştir. Postmenopozal dönemdeki kadınlara otojenik gevşeme egzersizi ve soğuk yastık uygulaması vazomotor semptomların kontrolü ve yaşam kalitesinin artırılması amacıyla önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Otojenik gevşeme egzersizi, vazomotor semptom kontrolü, postmenopozal dönem, yaşam kalitesi, hemşirelik
Postmenopozal dönemdeki kadınlara verilen dijital okuryazarlık eğitiminin sağlık okuryazarlığı ve yaşam kalitesine etkisi
Amaç: Bu çalışma; postmenopozal dönemdeki kadınlara verilen dijital okuryazarlık eğitiminin sağlık okuryazarlığı ve yaşam kalitesine etkisini incelemek amacıyla gerçekleştirildi. Yöntem: Ön test-son test desenli olan bu çalışma, randomize kontrollü deneysel bir araştırmadır. Eylül 2022 – Nisan 2023 tarihleri arasında Bahçelievler Devlet Hastanesi'ne başvuran 45 – 65 yaş arasında postmenopozal dönemde olan hasta ve hasta yakınları araştırmanın evrenini oluşturdu. Çalışma kriterlerine uyan 62 kadın örneklem grubuna dâhil edildi. Dijital okuryazarlık eğitimi verilen kadınlar Dijimeno grubunu, herhangi bir müdahale yapılmayan kadınlar kontrol grubunu oluşturdu. Dijital okuryazarlık eğitimi ve veri toplama süreci yüz yüze uygulandı. Bulgular: Dijimeno grubunda dijital okuryazarlık eğitimi sonrası, kontrol grubuna göre ilk ve son değerlendirme Menopoza Özgü Yaşam Kalitesi Ölçeği (MÖYKÖ) puanlarında azalma, Dijital Okuryazarlık Ölçeği (DOYÖ) ve Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği (SOÖ) puanlarında artma yönünde istatiksel olarak anlamlı fark tespit edildi. Dijimeno grubunda grup içi MÖYKÖ alt gruplarında seksüel alt boyut dışındaki tüm alt alanlarda anlamlı bir düşüş görülürken; seksüel alt boyutta anlamlı bir değişim bulunmadı. SOÖ alt boyutlarında ise tüm alt alanlarda istatiksel olarak anlamlı bir artış olduğu saptandı. Sonuç olarak, postmenopozal dönemdeki kadınlara verilen dijital okuryazarlık eğitiminin sağlık okuryazarlığı ve yaşam kalitesini artırmada etkili olduğu görüldü.
"Vajinal yaşlanmanın günlük etkisi ölçeği"nin kültürel adaptasyonu, güvenirlik-geçerliği ve vajinal semptomlar ile pelvik taban semptomları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı menopoza özgü vajinal semptomların etkilerini inceleyen bir ölçek olan "Vajinal Yaşlanmanın Günlük Etkisi Ölçeği" (VYGE)'ni kültürel olarak adapte etmek, güvenirlik-geçerliğini araştırmak ve vajinal semptomlar ile pelvik taban semptomları arasındaki ilişkiyi incelemekti. Çalışmaya postmenopozal dönemdeki toplam 218 birey dahil edildi. Bireylerin tanımlayıcı karakteristikleri ve tıbbi özgeçmişleri sorgulandıktan sonra, vajinal semptom etkisi VYGE ölçeği ile, anksiyete ve depresyon düzeyi "Hastane Anksiyete Depresyon Ölçeği" (HADÖ) ile, cinsel fonksiyonu ise "Pelvik Organ Prolapsusu/Üriner İnkontinans Cinsel Fonksiyon Sorgulaması Kısa Form-12" (POP/Üİ CFS) ile değerlendirildi. Pelvik taban semptomlarının etkisi "Pelvik Taban Distres Envanteri-20" (PTDE-20) ve "Pelvik Taban Etki Anketi-7" (PTEA-7) ile değerlendirildi. VYGE ölçeğinin güvenirlik ve geçerliği; iç tutarlılık, test- tekrar test, kapsam, yapı ve kriter geçerliği analizleri ile incelendi. Çalışma sonuçlarına göre VYGE ölçeğinin iç tutarlılığının (Cronbach's α=0,97) ve test- tekrar test güvenirliğinin (r=0,99) yüksek olduğu bulundu (p<0,001). VYGE ölçeğinin HADÖ (r=0,69; p<0,001) ve POP/Üİ CFS (r=-0,67; p<0.001) skorları ile ilişkisine dayanarak kriter geçerliği ortaya konuldu ve orijinal 4 faktörlü yapı geçerliği doğrulandı. Vajinal semptomlar (VYGE ölçeği skoru) ile pelvik taban semptomları (PTDE-20 ve PTEA-7 skorları) arasında pozitif yönlü orta-yüksek düzeyde korelasyonlar tespit edildi (r=0,40-0,60; p<0.001). VYGE ölçeği, postmenopozal dönemdeki Türk kadınlarda vajinal semptomların etkisini değerlendirmede güvenilir ve geçerli bir ölçektir. Pelvik taban disfonksiyonuna eşlik eden semptomlar ile vajinal semptomlar ilişkilidir. VYGE ölçeğinin pelvik taban rehabilitasyonu gibi konservatif yaklaşımlar başta olmak üzere çeşitli tedavilere duyarlığını araştıran ileri çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: menopoz, vajinal kuruluk, disparoni, pelvik taban, güvenirlik, geçerlik.
Menopoz sonrası cinsellik anketi'nin Türkçe geçerlik ve güvenirliğinin araştırılması
Bu çalışma, menopoz dönemindeki kadınlarda cinsel aktiviteyi değerlendirmek amacıyla geliştirilen Menopoz Sonrası Cinsellik Anketi (MSCA)'ni Türkçe'ye uyarlanması, Türk kadınlarda geçerlik ve güvenirliğinin araştırılması amacıyla planlandı. Çalışmaya, yaş ortalaması 60,2 ± 7,6 yıl olan 356 menopoz döneminde olan kadın katıldı. Öncellikle kadınların demografik özellikleri ve obstetrik bilgileri kaydedildi. İlk olarak MSCA'nın Türkçe'ye uyarlaması yapıldı. Her bir kadına cinsel aktivitesini ve menopoza özgü yaşam kalitesini belirlemek amacıyla Kadın Cinsel İşlev Ölçeği (KCİÖ), Menopoza Özgü Yaşam Kalitesi Ölçeği (MÖYKÖ) ve MSCA uygulandı. MSCA'nın güvenirlik ve geçerliği; iç tutarlılık, test- tekrar test ve kriter geçerliği analizleri ile incelendi. Çalışma sonuçlarına göre MSCA'nın iç tutarlılığının (Cronbach's α=0,97) ve test- tekrar test güvenirliğinin (r=0,95) yüksek olduğu bulundu (p<0,001). MSCA'nın KCİÖ (r=0,76; p<0,001) ve MÖYKÖ (r= -0,47; p<0,001) skorları ile ilişkisine dayanarak kriter geçerliği ortaya konuldu. Sonuç olarak MSCA'nın Türkçe uyarlamasının menopoz dönemindeki Türk kadınlarda cinsel aktiviteyi değerlendirmek amacıyla geçerli ve güvenilir bir ölçek olduğu belirlendi.
Postmenopoz dönemdeki kadınlara PLISSIT modeline göre verilen cinsel danışmanlığın kadınların cinsel fonksiyonlarına, evlilik uyumuna ve cinsel yaşam kalitesine etkisi
Araştırma, postmenopoz birinci yılda olan kadınlara PLISSIT modeline göre verilen cinsel danışmanlığın kadınların cinsel fonksiyonlarına, evlilik uyumuna ve cinsel yaşam kalitesine etkisini değerlendirmek amacıyla; ön test-son test randomize kontrollü müdahale çalışması olarak yapılmıştır. Araştırmaya, bir Kadın Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nin menopoz polikliniğine başvuran, postmenopozal birinci yılda olan ve dahil edilme kriterlerine uyan 60 kadın (M=30, K=30) alınmıştır. Her iki grupta da birer kadının araştırmadan ayrılması nedeniyle araştırma 58 kadınla (M=29, K=29) tamamlanmıştır. Kadınlar öncelikle Kadın Cinsel İşlev Ölçeği kesme noktasına (26,55) göre 26,6 ve üstü, 26,5 ve altı olarak tabakalandırılmıştır ve bu iki grup daha sonra randomize olarak müdahale ve kontrol gruplarına ayrılmıştır. Veriler 07 Eylül 2020–26 Mart 2021 tarihleri arasında Tanıtıcı Bilgiler Formu, Menopoz Semptomları Değerlendirme Ölçeği, Kadın Cinsel İşlev Ölçeği, Evlilikte Uyum Ölçeği, Cinsel Yaşam Kalitesi Ölçeği- Kadın Versiyonu ile toplanmıştır. Tanıtıcı Bilgiler Formu ve ölçeklerin bulunduğu formlar kadınlara verilerek kendi öz değerlendirmelerine göre doldurmaları istenmiş ve bu süre zarfında kadınların yanında bulunulmuştur. Müdahale grubuna PLISSIT modeli doğrultusunda hazırlanmış üç hafta süreyle, haftada bir gün ve yaklaşık bir saat süren cinsel danışmanlık verilmiştir. Danışmanlık oturumlarının tamamlanmasından 12 hafta sonra danışmanlığın etkinliği değerlendirilmiştir. Kontrol grubunda yer alan kadınlarla müdahale grubundaki kadınların danışmanlık oturumlarının başlaması ve son değerlendirme zamanı ile uyumlu olacak şekilde iki kez görüşme yapılmış ve veri toplama formları uygulanmıştır. Kontrol grubundaki kadınlardan isteyenlere son test sonrasında danışmanlık hizmeti verilmiştir. Verilerin analizinde frekans ve yüzde, tanımlayıcı istatistikler, Fisher Exact Testi, Pearson Chi Squara testi, t-testi, Mann Whitney U Testi, bağımlı gruplarda t testi, normal dağılım göstermeyen değişkenlerde ise Wilcoxon testi kullanılmıştır. Müdahale ve kontrol grubundaki kadınların bireysel özellikleri ve Menopoz Semptomları Değerlendirme Ölçeği puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu (p>0,05). Müdahale ve kontrol grubundaki kadınların başlangıçtaki Cinsel İşlev Ölçeği, Cinsel Yaşam Kalitesi Ölçeği ve Evlilikte Uyum Ölçeği puanları benzerdi (p>0,05). Müdahale grubundaki kadınların cinsel işlev, evlilikte uyum ve cinsel yaşam kalitesi puan ortalamaları görüşmeler sonunda anlamlı düzeyde artmıştı (p<0,05). Danışmanlıktan sonraki üçüncü ayda müdahale ve kontrol grubunun Evlilikte Uyum Ölçeği puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmazken (p>0,05), Cinsel İşlev Ölçeği ve Cinsel Yaşam Kalitesi Ölçeği puan ortalamaları arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptandı (p<0,05). Bulgular doğrultusunda, postmenopozal dönemde verilen sağlık bakım hizmetleri kapsamına PLISSIT Modeline dayalı cinsel danışmanlığın entegre edilmesi önerilmektedir. Anahtar kelimeler: Postmenopozal dönem, cinsel danışmanlık, PLISSIT modeli, hemşirelik bakımı
Premenopoz, menopoz ve postmenopozal dönemdeki kadınların antropometrik ölçümlerinin, vücut bileşimlerinin, beslenme durumlarının ve beslenme bilgi düzeylerinin belirlenmesi
Bu araştırma, premenopoz, menopoz ve postmenopozal dönemdeki kadınların antropometrik ölçümlerinin, vücut bileşimlerinin, beslenme durumlarının ve beslenme bilgi düzeylerinin belirlenmesi amacıyla planlanmış ve yürütülmüştür. Ağustos 2017Şubat 2019 tarihleri arasında, Balıkesir ilinde yaşayan, 40-60 yaş grubu, premenopoz (n:100), menopoz (n:100) ve postmenopozal (n:100) dönemdeki kadınlar araştırma kapsamına alınmıştır. Yüz yüze görüşme yöntemi uygulanarak veriler araştırmacı tarafından toplanmıştır. Veri toplama formu kullanılarak bireylerin sosyodemografik özellikleri, genel sağlık bilgileri, beslenme alışkanlıkları, besin tüketim kayıtları, beslenme bilgi düzeyleri, fiziksel aktivite durumları, antropometrik ölçümleri ve vücut bileşimleri değerlendirilmiştir. Bireylerin sistolik ve diastolik kan basınçları hemşire tarafından ölçülmüş olup, kadın hastalıkları ve doğum uzman hekimi tarafından rutin biyokimyasal parametreler istenmiştir. Üç grupta da en çok atlanan öğün öğle öğünüdür. Bireylerin BKİ sınıflamasına göre şişmanlık prevalansı premenopoz, menopoz ve postmenopoz dönemde sırasıyla; %28.0, %31.0 ve %44.0'dır. Postmenopoz dönemdeki kadınların diğer dönemdeki bireylere göre; BKI, bel çevresi, kalça çevresi, bel/kalça oranı, bel/boy oranı ortalama değerleri fazla, vücut su % değerleri ise az olarak saptanmıştır (p<0.05). Kan basınçları açısından gruplar arasında fark saptanmazken (p>0.05), menopoz dönemdeki bireylerde HDL-kolesterol ve ferritin düzeyleri azalmıştır (p<0.05). Günlük enerji ve besin ögeleri alım düzeyleri açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamıştır (p>0.05). Yalnızca günlük kalsiyum alımı premenopoz döneme göre diğer dönemlerde artış göstermiştir (p<0.05). Premenopoz, menopoz ve postmenopoz dönemdeki kadınların beslenme bilgisi toplam skoru sırasıyla; 78.18±12.02, 75.69±78.00, ve 79.41±80.50'dır. Gruplar arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmamaktadır (p>0.05). Bireylerin beslenme bilgisi skoru ile bel çevresi, bel kalça oranı, bel boy oranı, boyun çevresi, bilek çevresi, vücut yağ kütlesi arasında negatif yönde (p<0.05), yağsız vücut kütlesi ve vücut su oranı arasında ise pozitif yönde düşük düzeyde ilişki saptanmıştır (p<0.05). Premenopoz, menopoz, postmenopoz dönemdeki bireylerde dönemine uygun sağlıklı beslenme davranışları geliştirmek, farkındalık yaratmak ve yaşam kalitesini artırmak çok önemlidir. Anahtar Kelimeler; Klimakteriyum; Beslenme Durumu; Antropometri; Vücut Bileşimi; Beslenme Bilgi Düzeyi
Postmenopozal kadınlarda cinsel sağlık eğitiminin cinsel mitler, cinsel sıkıntı ve cinsel yaşam kalitesi üzerine etkisi: Randomize kontrollü çalışma
Bu araştırma, postmenopozal dönemdeki kadınlarda cinsel sağlık eğitiminin cinsel mitler, cinsel sıkıntı ve cinsel yaşam kalitesine etkisini belirlemek amacıyla paralel grup ön test, son test randomize kontrollü deneysel çalışma olarak yapılmıştır. Araştırma, Karaman il merkezinde bulunan Karaman Eğitim ve Araştırma Hastanesinde 1 Nisan-7 Ağustos 2022 tarihleri arasında araştırma kriterlerine uyan 124 postmenopozal kadın (girişim grubu: 62, kontrol grubu: 62) ile yürütülmüştür. Araştırmaya dâhil edilen kadınlar randomizasyon yöntemi ile girişim ve kontrol grubuna atanmıştır. Girişim grubunda yer alan postmenopozal kadınlara haftada bir defa olmak üzere toplam dört oturum Cinsel Sağlık Eğitimi verilmiştir. Kontrol grubunda yer alan postmenopozal kadınlara ise herhangi bir müdahalede bulunulmamıştır. Girişim ve kontrol grubunda yer alan kadınlar, Cinsel Sağlık Eğitiminden sekiz hafta sonra tekrar değerlendirilmiştir. Verilerin toplanmasında, Kişisel Bilgi Formu, Cinsel Mitler Ölçeği (CMÖ), Kadın Cinsel Sıkıntı Ölçeği (KCSÖ), Cinsel Yaşam Kalitesi Ölçeği-Kadın (CYKÖ-K) kullanılmıştır. Verilerin analizinde sayı, ortalama, yüzde, standart sapma, ki-kare testi, karma desenli ANOVA testi ve bağımsız gruplarda t testi kullanılmıştır. Girişim ve kontrol grubunda yer alan kadınların sosyo-demografik, obstetrik, menopoz ve cinsel yaşama ilişkin özellikler açısından benzer özelliklere sahip olduğu ve gruplar arasında istatistiksel açıdan fark olmadığı saptanmıştır (p>0,05). Girişim ve kontrol grubunda yer alan kadınların eğitim öncesi CMÖ toplam puan ortalamalarının (sırasıyla 80,19±11,39; 80,02±10,41) benzer olduğu (p>0,05), eğitim sonrası girişim grubunda yer alan kadınların CMÖ toplam puan ortalamalarının kontrol grubuna göre (sırasıyla 47,94±5,82; 76,82±10,09) anlamlı olarak daha düşük olduğu (p<0,05) belirlenmiştir. Girişim ve kontrol grubunda yer alan kadınların eğitim öncesi KCSÖ puan ortalamaları (sırasıyla 13,06±4,23; 13,13±4,28) benzerken (p>0,05), girişim grubunda yer alan kadınların eğitim sonrası KCSÖ puan ortalamasının kontrol grubuna göre (sırasıyla 5,15±2,08; 13,58±4,15) anlamlı olarak daha düşük olduğu (p<0,001) belirlenmiştir. Girişim ve kontrol grubunda yer alan kadınların eğitim öncesi CYKÖ-K puan ortalamaları (sırasıyla 56,61±31,04; 56,77±30,77) benzerken (p>0,05), girişim grubunda yer alan kadınların eğitim sonrası CYKÖ-K puan ortalamasının kontrol grubuna göre (sırasıyla 75,81±23,37; 57,26±30,47) anlamlı olarak daha yüksek olduğu (p<0,001) belirlenmiştir. Araştırmada Cinsel Sağlık Eğitiminin cinsel mitleri, cinsel sıkıntıyı azaltmada ve cinsel yaşam kalitesini artırmada etkili olduğu saptanmıştır. Postmenopozal dönemde cinsel mitler ve cinsel sıkıntıyı yönetmenin cinsel yaşama olumlu yansıdığı ve cinsel yaşam kalitesini yükselttiği belirlenmiştir. Postmenopozal kadınların cinsel mitlerini, cinsel sıkıntılarını azaltmak ve cinsel yaşam kalitelerini arttırmak amacıyla planlanan müdahalelere, Cinsel Sağlık Eğitiminin entegre edilmesi önerilmektedir.
İnsan endometriyal kanser hücrelerinde östrojenin konsantrasyona bağlı etkilerinin incelenmesi
Östrojenin insan uterusunda endometriyal hücrelerin büyüme ve gelişmesini uyardığı bilinmektedir. Östrojenin endometriyal hücreler üzerindeki etkilerini karakterize etmek için iyi diferansiye insan endometriyal kanserinden üretilmiş Ishikawa hücre soyunu kullandık. Önce 17-ß-östradiol (östradiol)'ün hücre yaşamsallığı üzerine olan etkisini tripan mavisi alma deneyi ile test ettik. İlginç olarak, fizyolojik serum düzeyinin üstündeki östrojen konsantrasyonlarında, östradiol (1-25 ?M) düşük serum ortamında Ishikawa hücrelerinde konsantrasyona bağlı hücre ölümüne yol açtı. İmmünositokimyasal boyama ile gösterilen prolifere hücre nükleer antijeni (PCNA) ekspresyonu ve 5- bromo2'-deoksi-üridine (BrdU) inkorporasyon testleri benzer konsantrasyonlardaki östradiolün hücre büyümesini inhibe ettiğini ortaya koydu. Ayrıca, terminal deoksinukleotidil-transferaz-aracılı deoksiüridin trifosfat nick-end işaretleme (TUNEL) analizi ile östradiol tarafından uyarılan hücre ölümünün apopitozun karakteristik belirtileri olan sitoplazma çekilmesi, kromatin yoğunlaşması, ve DNA fragmantasyonu gösterdiğini ortaya koyduk.Bulgularımıza göre, östradiolün yüksek konsantrasyonlarda, menopozdaki düşük östrojen içeren ortamı taklit eden düşük serum ortamında Ishikawa hücrelerinde apopitoza yol açması, yüksek konsantrasyonlarda östrojenin postmenopazal kadınlarda oluşan hormona bağlı endometriyum kanserinin gerilemesine neden olabileceğini ortaya koydu.
Postmenopozal dönemdeki kadınların menopoz semptomlarına yönelik uyguladıkları tamamlayıcı ve alternatif tıp yaklaşımlarının yaşam kalitesine etkisi
Postmenopozal Dönemdeki Kadınların Menopoz Semptomlarına Yönelik Uyguladıkları Tamamlayıcı Ve Alternatif Tıp Yaklaşımlarının Yaşam Kalitesine Etkisi Araştırma, postmenopozal dönemdeki kadınların, menopoz semptomlarına yönelik başvurdukları tamamlayıcı ve alternatif tedavi uygulamaları ve bunun yaşam kalitesine etkisini saptamak amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini, Turgut Özal Üniversitesi Hastanesi Menopoz Polikliniği'ne başvuran 270 kadın oluşturmaktadır. Verilerin toplanmasında araştırmacı tarafından literatür bilgisine dayanılarak oluşturulmuş Bireysel Bilgi Formu ve Menopoza Özgü Yaşam Kalitesi Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde ortalama, frekans, yüzde, Ki-kare, Mann-Whitney U testi, Bonferroni düzeltmeli Kruskall-Wallis testi kullanılmıştır. Çalışma kapsamına alınan kadınların yaş ortalaması 54±5.0'dir. Kadınların menopoz döneminde sıklıkla sıcak basması (%86.9), terleme (%82.1) ve vajinal kuruluk/disparoni (%81.7) yaşadıkları saptanmıştır. Ev hanımlarında, ileri yaş grubunda, düzenli ilaç kullananlarda, cerrahi yolla menopoza girenlerde, hormon tedavisi görmeyenlerde ve cerrahi operasyon öyküsü olanlarda menopozal semptomların daha yoğun görüldüğü ve yaşam kalitelerinin düşük olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Çalışmada TAT kullanma oranı %62.2 olarak bulunmuştur. Kadınlar sıklıkla soya (%50), kara yılan otu (%28.9) bitkisel çay (%11.2), akupunktur (%39.7) ve hidroterapi (%10.3) gibi yöntemlere başvurmaktadır. Gebelik deneyimi olan ve hormon tedavisi alanların TAT kullanımına daha meğilli oldukları tespit edilmiştir (p<0.05). TAT kullananlarda menopozal semptomların daha az görüldüğü ve yaşam kalitelerinin daha iyi olduğu saptanmıştır (p<0.05). Çalışmanın sonucunda, kadınların yarıdan fazlasının, TAT kullanmalarına rağmen konuyla ilgili sağlık çalışanlarından yeterli bilgi almadıkları belirlenmiştir. TAT kullanımı ile menopoz semptomlarını daha iyi kontrol edilebildiği belirlendiğinden, menopoz dönemindeki kadınlara güvenli TAT kullanımı hakkında eğitim, danışmanlık hizmeti verilmesi ve daha ileri çalışmaların yapılması önerilmektedir. Anahtar kelimeler: Menopoz, tamamlayıcı ve alternatif tedavi, yaşam kalitesi.
Postmenopozal dönemdeki kadınlarda üriner inkontinans prevalansı ve risk faktörleri
Bu araştırmanın amacı, postmenopozal dönemindeki kadınlarda üriner inkontinans prevalansı ve risk faktörlerini belirlemektir. Tanımlayıcı tipte planlanan bu araştırma Hitit Üniversitesi Çorum Erol Olçok Eğitim ve Araştırma Hastanesi Polikliniklerine tedavi ve kontrol amaçlı başvuran postmenopozal dönemdeki kadınlarla gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın evrenini Çorum ilinde yaşayan, 40-65 yaş arası, postmenopozal dönemdeki kadınlar oluşturmaktadır. Çalışmaya en az 234 postmenopozal kadının dâhil edilmesi gerektiğine karar verilmiş ve 320 kadına ulaşılmıştır. Araştırmada elde edilen veriler SPSS 20 istatistik paket programı ile değerlendirilmiştir. Frekans dağılımlarındaki grupların homojen dağılım dağılmadığı Ki-Kare uygunluk testi kullanılarak araştırıldı. Normallik analizleri, Komogrow Smirnov testi, Shapiro Wilk testi, Çarpıklık katsayısı, Basıklık katsayısı, Histogram, Kutu Grafiği işlemleri ile ayrıntılı olarak incelenerek, değişkenlerin normallik varsayımlarını büyük ölçüde sağlamadığı görülmüştür. Böylece; ikili karşılaştırmalarda Mann-Whitney U testi ve ikiden fazla grubun karşılaştırılmasında Kruskal-Wallis testi kullanılarak analizler gerçekleştirilmiştir. Tanımlayıcı istatistikler, normallik varsayımı sağlanmadığı için öncelikle medyan değeri yorumlanacak şekilde, medyan, aritmetik ortalama ve standart sapma hesaplamaları ile elde edilmiştir. Sonuç olarak, çalışmamızda postmenopozal dönemdeki kadınlarda östrojen eksikliğinin kadınlarda üriner inkontinası etkilediği, risk faktörleri ve ICIQSF ölçeği puan ortalamaları sonucu üriner inkontinans olan kadınların %42.2 olduğu ve arasındaki ilişkinin güçlü derecede pozitif yönlü olduğu tespit edilmiştir(p<0,05).
Postmenopozal kadınlarda rekreasyon amaçlı yüzme egzersizinin emosyonel durum üzerine etkisi
Bu araştırma, postmenopozal kadınların rekreasyon amaçlı yüzme egzersizinin emosyonel durum üzerine etkisinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırmaya, postmenopozal dönemde olan 34 deney ve 34 kontrol grubu olmak üzere toplam 68 kadın katılmıştır. Araştırma ön-son test deney-kontrol gruplu karşılaştırmalı deneysel tipte yapılmıştır. Postmenopozal kadınların haftada iki gün ve günde bir saat olmak üzere toplam 8 haftalık rekreatif etkinlik olan yüzme uygulaması yapılarak öncesi ve sonrası fiziksel ölçümleri alınmıştır. Çalışmada postmenopozal kadınların emosyonel durumlarını belirlemek amacıyla''Beck Umutsuzluk Ölçeği, Oxford Mutluluk Ölçeği ve Kısa Psikolojik Sağlamlık Ölçeği''kullanılmıştır. Verilerin analizinde, BUÖ, OMÖ-KF ve ön test KPSÖ puan değerleri için non-parametrik testlerden Mann-Whitney U, Kruskal Wallis Test İstatistiği ve Sperman Korelasyon analizi yapılırken, grupların KPSÖ son test puanı için parametrik testlerden T testi, Anova, Pearson Korelasyon analizi uygulanmıştır. Araştırmada analizler %95 anlamlılık düzeyinde (p<0.05) incelenmiştir. Deney grubundaki postmenopozal kadınların egzersiz sonrası antropometrik ölçüm değerlerinde anlamlı düzeyde azalmıştır. Deney grubundaki kadınların egzersiz öncesi umutsuzluk düzeyleri daha yüksek iken egzersiz sonrası umutsuzluk düzeyleri anlamlı şekilde azalma olmuştur. Deney grubundaki kadınların egzersiz sonrası mutluluk ve psikolojik sağlamlık düzeylerinde de anlamlı artış saptanmıştır. Grup içi ve gruplar arası postmenopozal kadınların ön ve son test puanları bakıldığında umutsuzluk derecesi azaldıkça, mutluluk ve psikolojik sağlamlık düzeylerinin arttığı tespit edilmiştir. Deney grubunda postmenopozal kadınların emosyonel durumları ile bağımsız değişkenler arasında istatistiki olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Postmenopozal kadınlara uygulanan rekreatif amaçlı yüzme egzersiz proğramının, katılımcıların fiziksel ve psikolojik sağlık durumlarına önemli bir etkiye sahip olduğu ve bu dönemdeki kadınların emosyonel duygu durumlarına yardımcı bir tedavi aracı olarak kullanılabileceği sonucuna varılmıştır.
Postmenopozal kadınlarda osteoporoz prevalansı ve risk faktörleri
Bu araştırma postmenopozal dönemindeki kadınlarda osteoporoz prevalansı ve risk faktörlerinin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı kesitsel tipte yapılmıştır. Araştırma, Çorum Hitit Üniversitesi Erol Olçok Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniği'ne, Ekim 2019-Aralık 2019 tarihleri arasında olasılıksız örnekleme yöntemlerinden rastlantısal örnekleme yöntemi ile seçilen toplam 301 postmenopozal osteoporozlu kadın oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında "Sosyo-Demografik Bilgi Toplama Formu (SDBTP)", "Osteoporoz Risk Faktörleri Formu (ORFF) " uygulanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde ki-kare testi, ölçümsel veriler için t-testi/Mann Whitney-U testi, One-Way ANOVA/Kruskall Wallis testleri kullanılıp, bu testlerde gruplar arasındaki farklılıkların belirlenmesinde Tukey's HSD testi/Mann Whitney U testi kullanılmıştır. Araştırmamızda, postmenopozal osteoporoz prevalansı %29,2 olarak belirlenmiştir. Kadınlarda; ileri yaş, menarş yaşı, gebelik sayısı, sigara ve kafein tüketimi, kronik hastalık varlığı ve sürekli ilaç kullanımı ile postmenopozal osteoporoz arasında pozitif yönde, öğrenim durumu, kalsiyum ve D vitamin takviyesi kullanımı ile postmenopozal osteoporoz arasında negatif yönde ilişki tespit edilmiştir. Ayrıca yaşadığı yer ve medeni durumun postmenopozal osteoporozu etkilediği belirlenmiştir (p<0,05). Anahtar Kelimeler: Postmenopoz, osteoporoz, risk faktörleri.
Bir hastanede çalışan 40 yaş üstü hemşirelerde menopoz semptomları sıklığı ve bu semptomların yaşam kalitesi ve iş verimliliği üzerine etkisi
Bu çalışmada, 40 yaş üstü hemşirelerde menopoz semptomları sıklığı ve bu semptomların yaşam kalitesi ve iş verimliliği üzerine etkisini belirlemek amaçlanmıştır. Araştırma, Mart 2021-Ocak 2022 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın evrenini, 40 yaş üstü hemşireler, örneklemini ise184 hemşire oluşturmuştur. Veriler araştırmacı tarafından yüz yüze yapılan anket veri toplama yöntemiyle Sosyo-Demografik Bilgi Formu, Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği (WHOQoL-Bref), Menopoz Semptomları Değerlendirme Ölçeği ve Hemşirelik İş Yaşam Kalitesi Ölçeği (HİYKO) kullanılarak toplanmıştır.Menopoz semptomları değerlendirme ölçeğine göre katılımcılar, psikolojik şikayetler alt boyutundan 6.38±2.75 puan, somatik şikayetler alt boyutundan 11.57±4.33 puan, ürolojik şikayetler alt boyutundan 5.85±3.41 puan ve MSDÖ toplamından 23.78±9.54 puan almışlardır. Hemşirelerin menopozal semptomlarının şiddetinin orta düzeyde olduğu söylenebilir. Katılımcılar hemşirelik iş yaşam kalitesi ölçeğine göreiş çalışma ortamı alt boyutundan 27.75±6.72 puan, yönetici ile ilişkiler alt boyutundan 16.49±3.04 puan, iş koşulları alt boyutundan 30.37±3.09 puan, iş algısı alt boyutundan 24.96±4.40 puan, destek hizmetler alt boyutundan 13.85±3.08 puan ve ölçeğin toplamından 113.43±16.01 puan almışlardır. Hemşirelerin menopoz semptomlarının orta düzeyde olduğu, menopoz semptomlarının hemşirelerin iş yaşamını ve yaşam kalitesini olumsuz etkilediği belirlenmiştir.
40 yaş üstü kadınların menopoza ilişkin tutumlarının somatizasyon belirtileri ve yaşam kalitesi üzerine etkisi
Bu tanımlayıcı çalışmada 40 yaş üstü kadınların menopoza ilişkin tutumlarının somatizasyon belirtilerine ve yaşam kalitesine etkisi belirlendi. Veriler 01.12.2022-01.03.2023 tarihleri arasında Ankara'da bir ASM'ye başvuran 40 yaş üstü 232 kadından Sosyo-demografik Bilgi Formu, Menopoza İlişkin Tutum Ölçeği, Somatizasyon Ölçeği, Menopoza Özgü Yaşam Kalitesi Ölçeği kullanılarak toplandı. Veriler tanımlayıcı istatistikler, Independent Sample t Test, Mann Whitney U ve Korelasyon ile analiz edildi. Çalışmamızda kadınların %43.1'i 50-59 yaş arasındadır, %19,8'i menopozdadır, kadınların %38.8'i 45-49 yaş arasında menopoza girmiştir, % 69.8'i menopoza doğal yollarla girmiştir. Menopoza İlişkin Tutum Ölçeğinden 51.93±14.36 puan, Somatizasyon Ölçeğinden 12.15±5.85 puan almışlardır. Menopoza Özgü Yaşam Kalitesi Ölçeği'ne göre kadınların en şiddetli yaşadığı semptomlar fiziksel semptomlar (3.90±1.32), en hafif düzeyde yaşadığı ise psikososyal semptomlar (3.36±1.38) dır. Menopoza İlişkin Tutum Ölçeği ile Menopoza Özgü Yaşam Kalitesi Ölçeği arasında negatif yönde, düşük düzeyde ilişki vardır (p<0.05). Somatizasyon Ölçeği ile Menopoza Özgü Yaşam Kalitesi Ölçeği arasında pozitif yönde, düşük düzeyde ilişki belirlenmiştir (p<0.05). Menopoz dönemindeki kadınların yaşam kalitesinin yükseltilmesi için menopoz semptomlarının yanı sıra somaizasyon belirtilerinin de değerlendirilmesi önerilir. Anahtar Kavramlar: Menopoz, Kadın, Hemşire, Yaşam kalitesi, Somatizasyon Bilim Kodu:1082
Premenopozal ve postmenopozal kadınların osteoporoz bilgi düzeyleri, kalsiyum alımlari ile obezite durumlarının ı̇ncelenmesi
Bu çalışma, premenopozal ve postmenopozal kadınların osteoporoz bilgi düzeyleri, kalsiyum alımları ile obezite durumlarının değerlendirilmesi amacıyla yürütülmüştür. Çalışma, Nisan 2021-Ekim 2021 tarihleri arasında 150 premenopozal, 150 postmenopozal toplam 300 kadın ile gerçekleştirilmiştir. Bireylerin genel özelliklerini, sağlık bilgilerini, beslenme alışkanlıklarını, antropometrik ölçümlerini, osteoporoz bilgi düzeylerini ve fiziksel aktivite durumlarını saptamak amacıyla hazırlanan anket formu çevrimiçi olarak uygulanmıştır. Bireylerin osteoporoz bilgi düzeyini ölçmek için Osteoporoz Bilgi Testi (OBT), fiziksel aktivite düzeyini belirlemek için Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (IPAQ) kullanılmıştır. Günlük enerji ve besin ögesi alımını belirlemek için 24 saatlik besin tüketim kaydı alınmıştır. Postmenopozal gruptaki kadınların yaş ortalaması 55.70±5.74 yıl, premenopozal gruptaki kadınların yaş ortalaması 33.13±9.89 yıl olarak bulunmuştur. Kadınların osteoporoz bilgi puanları ortalaması postmenopozal kadınlarda 19.21±3.27 ve premenopozal kadınlarda 17.30±4.21'dir (p<0.05). Postmenopozal ve premenopozal grupta besin takviyesi kullanan ve eğitim düzeyi yüksek olan kadınların daha yüksek osteoporoz bilgi düzeyine sahip olduğu saptanmıştır (p<0.05). Postmenopozal kadınların %43.4'ü, premenopozal kadınlarda %9.3'ü obezdir (p<0.05). Postmenopozal kadınların premenopozal kadınlardan daha yüksek doymuş yağ alımı (DY A) olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Postmenopozal kadınlarda yüksek Beden Kütle İndeksi'nin (BKİ) düşük osteoporoz bilgi puanları ile ilişkili olduğu bulunmuştur (p<0.05). BKİ değerinin menopoza girmeyi etkileyen önemli bir parametre olduğu, BKİ değeri 1 birim arttığında, menopoza girme riskinin %26.8 arttığı saptanmıştır (p<0.05). Sonuç olarak; osteoporoz bilgi düzeyinin yüksek olması bireylerin hastalığa karşı koruyucu sağlık davranışları ile ilişkili olabilir. Anahtar Kelimeler: Menopoz, osteoporoz, beslenme durumu, obezite.
Postmenopozal meme kanserli olgularda aromataz inhibitörlerinin kemik mineral yoğunluğu üzerine etkilerinin retrospektif olarak incelenmesi
Bu çalışmada amacımız, adjuvan tedavide kullanılan aromataz inhibitörleri'nin (Aİ) postmenopozal meme kanserli hastalarda kemik üzerine etkilerini değerlendirmektir. Çalışmaya, dahil edilme ve dışlama kriterlerini karşılayan Aİ kullanan 100 çalışma hastası ve kemoterapi (KT) alan 26 kontrol meme kanserli hasta alınarak retrospektif değerlendirildi. Çalışma grubundaki 100 hasta için; hormonoterapi başlandığı zaman ve kontrol grubundaki 26 hastanın ise KT öncesi bakılan kemik mineral yoğunluğu (KMY), serum kalsiyum , 25(OH)vit D , parathormon (PTH) değerleri ve 1. yılın sonundaki değerleri incelendi. Aİ grubundaki 100 hastanın başlangıç KMY ölçümlerinde 44'ünün normal, 56'sının osteopenik olduğu saptandı. 1. yıl sonunda yapılan değerlendirmede başlangıçta KMY'si normal olan 44 hastanın 17'sinde osteopeni, 1'inde osteoporoz (OP); başlangıçta osteopenik olan 56 hastanın ise 6'sında OP geliştiği belirlendi. Tedavi öncesi ve sonrasında KMY değerlendirmesinde istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulundu (p<0,001). Aİ grubunda, tedavi sonrasında lomber total, femur boyun ve femur total T skoru ölçümünde azalma saptandı (p<0,001). Kontrol grubunda; tedavi öncesi ve sonrasında KMY değerlendirmesi açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmadı (p=1,000). Letrazol ve anastrazol grupları arasında tedavi öncesi ve sonrası bakılan KMY ölçümleri karşılaştırıldığında da anlamlı farklılık saptanmadı. Adjuvan KT ve Aİ tedavisinin kemik üzerine olan etkilerini karşılaştırmak amacıyla yapılan değerlendirmede; Aİ alan grupta femur total ve lomber total T skorundaki düşüş, KT alan gruba göre daha fazladır (sırasıyla p=0,002, p=0,013). Sonuç olarak Aİ'lerin, KMY üzerine olumsuz etkilerini çalışmamız desteklemektedir. Çalışmamızda farklı Aİ'lerin KMY üzerine etkilerinin benzer olduğu belirlendi. Yalnızca KT alan grupta KMY değerlerindeki azalma daha düşük bulundu.
Postmenopozal kadınlarda vazomotor, somatik ve psikolojik yakınmaların şiddeti ile el 2-4. parmak oranı arasındaki ilişki
Postmenopozal Kadınlarda Vazomotor, Somatik ve Psikolojik Yakınmaların Şiddeti ve El 2-4. Parmak Oranının İlişkisi Araştırma, postmenopozal dönemdeki kadınların, menopoz semptomlarının şiddetinin 2P:4P oranı ile ilişkili olup olmadığını ortaya koymak amacıyla yapılmıştır. Ortaya koyulacak olası ilişki postmenopozal semptomları şiddetli yaşayacak kadınları önceden saptamak, bilgilendirmek ve gerekli önlemleri almak konusunda yardımcı olacaktır. Literatür incelendiğinde daha önce bu konuda yapılan herhangi bir çalışmaya rastlanmamıştır. Araştırmanın örneklemi, Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Tıp Fakültesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum ile Aile Hekimliği polikliniklerine başvuran 213 postmenopozal dönemdeki kadından oluşmaktadır. Verilerin toplanmasında araştırmacı tarafından literatür bilgisine dayanılarak oluşturulmuş Sosyodemografik Bilgi Formu, El Ölçüm Formu ve Greene Klimakterik Skalası kullanılmıştır. 2P:4P oranı, 2. parmak uzunluğunun 4. Parmak uzunluğuna bölünmesi ile hesaplandı. Kategorik verilerin gösteriminde sıklık ve yüzde, sürekli verilerin gösteriminde ise ortalama ve standart sapma kullanıldı. Sürekli verilerin karşılaştırılmasında Spearman korelasyon analizi, ortalamaların karşılaştırılmasında Mann Whitney U testi kullanıldı. Çalışmaya dahil edilen bireylerin, yaş ortalaması 57,21 ± 7,66 olarak bulundu. GKS kapsamında sorgulanan semptomlar tek tek değerlendirildiğinde en sık izlenen semptom %84,98 oranla "kas ve eklem ağrıları" olarak izlenmiştir. "Şiddetli" olarak belirtilen semptomlar arasında en sık izlenen %39,44 oranla cinsel isteksizlik olarak saptandı. Demografik özellikler ile ölçek puanları arasındaki ilişkiyi incelediğimizde yaş ile anksiyete, psikolojik semptomlar, vazomotor semptomlar, ve toplam puan arasında anlamlı negatif korelasyon saptanırken yaş ile cinsel semptomlar puanı arasında anlamlı pozitif korelasyon saptandı. 2P:4P oranı sağ el için 0,997 ± 0,048 sol el için 0,999 ± 0,043 olarak bulundu. Çalışmamızın hipotezi ile uyumlu olarak 2P:4P oranları ile ölçek puanları arasındaki ilişkiyi incelediğimizde ise sol dördüncü parmak uzunluğu ile toplam puan arasında anlamlı negatif korelasyon saptandı. Ayrıca her iki el için de 2. ve 4. parmak oranları ile anksiyete, depresyon, psikolojik semptomlar, somatik semptomlar, vazomotor semptomlar, toplam puanlar arasında anlamlı pozitif korelasyon saptandı. 2P:4P oranının antenatal dönemde başta hormonal çevre olmak üzere, hox genleri ve CAG genlerindeki allelik varyasyonun etkisiyle belirlendiği bilinmektedir. Araştırmamızın sonucunda, hem bireyin fenotipik özelliklerinin gelişimi hem de birçok hormonal davranışsal ve somatik durumlarla ilişkili olan 2P:4P oranının, postmenopozal semptomların hissedilmesinde de etkili olabileceği sonucuna varılmıştır. . Anahtar sözcükler: Menopoz, 2P:4P oranı, Postmenopozal semptomlar.
Postmenopozal kadınlarda yorgunluk ve yaşam kalitesinin değerlendirilmesi
Postmenopozal dönemin ilerleyen yaş ile birlikte kadınlarda birçok olumsuz durumu beraberinde getirdiği bilinmektedir. Bu çalışmada postmenopozal dönemdeki kadınların, yorgunluk şiddet seviyeleri ve yaşam kaliteleri değerlendirilerek, aynı yaş aralığındaki postmenopozal dönemde olmayan kadınlar ile karşılaştırılması amaçlanmıştır. Çalışmaya 40-65 yaş aralığında olan 80 olgu dahil edildi. Olgular çalışma grubu (postmenopozal dönemde olan) ve kontrol grubu (postmenopozal dönemde olmayan) olarak 40'ar kişilik iki gruba ayrıldı. Olguların demografik bilgileri araştırmacı tarafından hazırlanan demografik bilgi formu ile sorgulanarak kaydedildi. Olguların yorgunluk değerlendirilmesi, Yorgunluk Şiddet Ölçeği (YŞÖ) ile yaşam kalitesi ise Nottingham Sağlık Profili (NSP) anketi ile yapıldı. Çalışmanın veri analizinde Windows tabanlı SPSS21 (Statistical Package for the Social Sciences) analiz programı kullanıldı. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p< 0,05 olarak kabul edildi. Çalışmada iki grubun yaş, Vücut Kitle İndeks'i (VKİ), kronik hastalık varlığı ve düzenli ilaç kullanımı parametreleri arasında anlamlı fark elde edildi (p<0,05). YŞÖ değerlendirmesi sonucu iki grup arası anlamlı bir fark bulunmadı (p>0,05), ancak yorgunluk değerlendirme sonuçlarına göre postmenopozal kadınlar daha yorgun bulundu. İki grup arasında yaşam kalitesi toplam skoru ve alt parametreleri karşılaştırıldığında, NSP toplam skoru ve alt parametrelerinden olan fiziksel aktivite, uyku ve emosyonel reaksiyonlar skorları arasında anlamlı farklar bulundu (p<0,05). NSP'nin diğer alt parametreleri olan ağrı, enerji ve sosyal izolasyon skorları karşılaştırıldığında iki grup arasında anlamlı fark bulunmadı (p>0,05). Çalışma grubu içinde YŞÖ skoru ile yaş, VKİ, gebelik ve doğum sayısı, NSP alt parametreleri ve NSP skoru arasındaki ilişkiye bakıldı. YŞÖ ile NSP toplam skoru, NSP'nin alt parametrelerinden olan sosyal izolasyon ve emosyonel reaksiyonlar arasında istatistiksel olarak pozitif yönde anlamlı ilişki bulundu (r=0,416, p<0,05; r=0,431, p<0,05; r=0,392 p<0,05). Çalışma grubunda, NSP toplam skoru ile yaş, VKİ, gebelik ve doğum sayısı arasındaki ilişkiye bakıldı. NSP toplam skoru ile gebelik ve doğum sayısı arasında pozitif yönde anlamlı ilişki bulundu (r=0,36, p<0,05; r=0,362, p<0,05). Çalışma grubunda, menopoz yaşı ile YŞÖ ve NSP skorları, VKİ, gebelik ve doğum sayısı arasındaki ilişkiye bakıldı. Menopoz yaşı ile VKİ, gebelik ve doğum sayısı arasında istatistiksel olarak pozitif yönlü anlamlı ilişki bulundu ( r=0,421, p<0,05; r=0,454, p<0,05; r=0,415 p<0,05). Sonuç olarak, postmenopozal kadınlarda yorgunluk meydana gelmekte ve yaşam kalitesi azalmaktadır. Bu dönemde yorgunluk şiddetinin artması yaşam kalitesi ile ilişkilidir. Fiziksel aktivite seviyesinin düşmesi, uyku bozuklukları, sosyal izolasyon ve emosyonel reaksiyonların negatif yönde değişimi yaşam kalitesini olumsuz yönde etkiler.
Postmenopozal kadınlarda cinsel yaşam kalitesinin değerlendirilmesi
AMAÇ: Çalışmamızda bölgemizdeki postmenopozal kadınların cinsel sağlıkları ile ilgili bilgi sahibi olmak, cinsel sağlığın, hem kadının hem de ailesinin yaşam dinamikleri, sağlık durumları ve ruhsal sağlıklarına etkilerini araştırmayı amaçladık.GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışmamıza Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Menopoz Polikliniği'ne başvuran evli ve postmenopozal dönemdeki 170 kadın alındı. Cinsel Fonksiyon Kalitesi (QSF; Quality of Sexual Function) Ölçeği kullanıldı. Çalışmaya alınan kadınların sosyodemografik verileri, herhangi bir sağlık sorunlarının olup olmadığı, alışkanlıkları, sürekli kullandığı ilaçlar, kaç yıldır menopozda oldukları, hormon replasman tedavisi alıp almadıkları ve cinsel sorunları için doktor veya konuyla ilgili uzmanlardan yardım alıp almadıkları sorgulandı. Anket uygulaması poliklinikte hasta ile yüz yüze uygulandı.BULGULAR: Kadınların yaş ortalaması 54,16±5,69 (34?73) yıl olarak bulundu. Çalışmaya alınan kadınların % 87,4'ü kilolu, şişman veya aşırı şişmandı ve % 40'nın hiçbir sağlık sorunu yoktu. Menopoz süreleri ortalaması 72,66±67,87 (3?360) ay, hormon tedavisi alan kadınların tedavi sürelerinin ortalaması 31,87±18,29 (6-60) ay olarak saptandı. Kadının eğitim düzeyi arttıkça, erkeğin cinsel birliktelik isteme oranı düşmekte, kadının ise cinsel ilişkiyi başlatma konusundaki cesareti artmaktaydı. Kadınların cinsel organlarının cinsel istek ve hayallerine normal yanıt verme durumu aylık gelir düzeyi yüksekliği ile doğru orantılı idi.SONUÇ: Menopoz dönemi ve bu döneme ait sorunlara yaklaşırken bakış açısının çok daha geniş olması gerektiği kanısındayız. Multidisipliner yaklaşımın gerekliliğini savunan çalışmaları dikkate aldığımızda, Aile Hekimliği disiplininin temel yeterliliklerinden olan kişi merkezli bakım ile birlikte biyopsikososyal ve varoluşsal modelin kullanımının gerekliliği sonucunu çıkarabiliriz.
Pre/post menapozal erken evre adjuvan kemoterapilerini tamamlamış, endokrin tedavi almakta olan, aromataz inhibitörü kullanan meme kanserli hastalarda miyalji ve artraljinin yaptığı fonksiyon kaybı
Hormonal tedavi hem adjuvan hem de metastatik hastalıkta yeni görevler almakta ve bu alanda yeni ilaçlar ve yaklaşımlar pratiğe girmektedir. Hormonal tedavi, hormon reseptörü-pozitif meme kanserlerinde etkili bir tedavidir.Üçüncü kuşak aromataz inhibitörleri bugün, hormon reseptörü-pozitif meme kanserli menapozdaki kadınların tedavisinde kullanılabilmektedir. Hem erken hem de ileri evredeki hormon resetörü-pozitif invaziv meme kanserli post-menapozal kadınların standart tedavisinde aromataz inhibitörleri tercih edilmektedir. Menapoz öncesi kadınların hormonal tedavisinde ise, antiöstrojenler (tamoksifen) tercih edilen tedavi seçeneğidir.Postmenapozal meme kanseri hastalarda aromataz inhibitörleri ile tedavileri sırasında Aİ-ilişkili artralji sendromu görülme olasılığı oldukça yüksektir. Aİ kullanımı kemik yoğunluğunun azalması riskini arttırır. Kemik mineral yoğunluğunun azalması ise artraljide rol oynamaktadır.Tezde meme kanserli kadınlarda miyalji ve artralji nedenleri sorgulanmıştır. Bu amaçla da, Tıbbi Onkoloji Poliklinik takibinde olan aromataz inhibitörü alan meme kanserli hastalarda el dinamometresi ile hem sağ hem sol elde artralji ve miyaljinin yapmış olduğu kuvvet kaybı ölçülmüştür. Meme kanserli hastalar ile meme kanseri dışında kontrol hastalarının sağ ve sol eldeki kavrama kuvvet kaybı belirlendi. Sonuçlar SPSS istatistik paket programında yorumlandı.Meme kanseri kadınlarda özellikle üst ekstremitelerde görülen lokomotor fonksiyon kayıplarının değişik nedenleri vardır. Kol şişmesi, kullanılan ilaçlar ve uygulanan tedavi (cerrahi, RT, KT) bunların en önemli olanlarındandır.Genellikle cerrahi ve RT meme kanserli tarafla aynı tarafta motor fonksiyon kayıpları yapmakta iken Aİ ve KT her iki üst ekstremitede fonksiyon kayıpları yapmaktadır. Bu çalışmada endokrin tedavide Aİ kullanan meme kanserli kadınlarda gözlenen kavrama kuvvetinin kantitatif değerlendirmesi yapılmış ve olası nedenleri araştırılmıştır.Motor fonksiyonları Saehan hidrolik el dinamometresi ile 3'er defa 30sn süreyle sağ ve sol el değerleri ölçülmüştür ve bu değerlerin ortalaması alınmıştır. Hastaların el kavrama kuvvet değerleri el dinamometresinde kavrama gücünün normatif değerlerine göre kıyaslandığı zaman sonuç olarak:Aİ alan sağ mastektomi geçiren meme kanseri hastalarda normatif data ile karşılaştırıldığında lokal tedavi (cerrahi, RT) gören kolda el kavrama kuvvetinde güç kaybı %53,1, diğer elde ise %51.0'dır. Sol mastektomi geçiren hastalarda sol eldeki güç kaybı %48.3, diğer elde %65.5'dir. Toplamda görülen üst ekstremitede kavrama kuvvet kaybı sağ elde %57.5 (p=0.005), sol elde %79.6'dır (p=0.245).Meme kanserli Aİ kullanmayan kadınlarda sağ meme mastektomi geçirenlerde sağ eldeki ve diğer eldeki kavrama kuvvet kaybı %43.8'dir. Sol meme mastektomi geçirenlerde sol eldeki ve diğer elde kavrama kuvvet kaybı %53.8'dir. Toplamda görülen üst ekstremitede kavrama kuvvetindeki güç kaybı sağ ve sol elde %46.7'dir.Meme kanseri dışında kanser hastalarında toplamda görülen üst ekstremitede kavrama kuvvetindeki güç kaybı sağ elde %52.5 (p=0.36), sol elde 47.5'dir (p=0.85).
Adana ili Havutlu Beldesi'nde 35-64 yaş kadınlarda cinsel işlevde menopozun etkisi
Amaç: Adana ili Havutlu Mahallesi'ni temsil eden bir örnekte 35-64 yaş kadın populasyonunda menopozun cinsel fonksiyon üzerine etkilerini tespit etmek, premenopoz ve postmenopoz dönemi kadınlarda cinsel işlev bozukluğu prevelansını saptamak, cinsel işlev bozukluğunun bazı sosyoekonomik, kültürel ve demografik değişkenlerle ilişkilerini incelemek, elde edilecek sonuçlar doğrultusunda menopoz ve cinsel işlev bozukluğu konusuna yönelik öneriler oluşturabilmektir.Gereç Yöntem: Bu çalışma Havutlu Mahallesi içinde 35-64 yaş kadınlarda cinsel fonksiyon bozukluğu sıklığı, menopozun etkisi ve diğer etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla planlanmış kesitsel bir araştırmadır. Çalışma sistematik yöntem ile Havutlu Aile Sağlığı Merkezine kayıtlı kişiler arasından seçilen 47 yaş üstü 181, 47 yaş altı 179 kadınla araştırmacı tarafından yüz yüze görüşülerek yapıldı. Görüşmeler sırasında sosyodemografik, sosyoekonomik özellikler, evlilik ve cinsel yaşam ile ilgili sorular içeren anket formu, kadın cinsel fonksiyon ölçeği, Beck depresyon ölçeği ve menopoz semptomlarını değerlendirme ölçeği uygulandı.Bulgular: Çalışmamızda postmenopoz grupta % 69,9 oranında cinsel fonksiyon bozukluğu varken, premenopoz grupta % 33,7 oranında cinsel fonksiyon bozukluğu saptandı. Menopoz cinsel fonksiyon bozukluğu için bir risk faktörü olarak saptandı. Kadınlardan depresyon belirtisi olanlarda olmayanlara oranla cinsel fonksiyon bozukluğu görülme sıklığı anlamlı şekilde yüksek bulundu. Araştırmamızda kadının ve eşin yaş grubu, kadının ve eşin eğitim durumu, kadının va eşin mesleği, partner yokluğu, görücü usulü evlilik yapma, akraba evliliği, evlilik süresi, kadının evlilikte cinselliğe bakışı, eşe olan his, evde söz sahibi olma durumu, cinsellikle ilgili ilk bilgi alınan kaynak, doğum sayısı, gebelik sayısı, çocuk sayısı, doğum şekli, düşük yapma, kadının ve eşin sağlık sorunları, kadının doğum kontrol yöntemi kullanımı, aylık ilişki sayısı, menopozda olma ve depresyon cinsel fonksiyon bozukluğu üzerinde etkili bulunan faktörler olarak belirlendi. Çalışmamızda gelir düzeyi, aile tipi, çay, kahve, sigara, alkol gibi alışkanlıklar, menopoz süresi, ilk ilişki yaşı, ilk ve son gebelik yaşı cinsel işlev üzerine etkisiz bulundu.Sonuç: Bu çalışmanın sonuçlarına göre menopozda olmak, depresyona yatkın veya depresyonda olmak, yaşın ileri olması, eşin yaşının ileri olması, eş kaybı ve partner yokluğu, 4 ve üstü doğum yapmış olmak, düşük eğitim düzeyi, akraba evliliği, görücü usulü evlilik yapmak cinsel fonksiyonları olumsuz etkilemekteydi.