Siyasi partiler
548 theses under this subject heading
AK Parti ulaştırma politikaları (2002-2018)
AK Partinin Seçim Beyannameleri ve Hükümet Programlarında ulaştırma vaatleri, hedef ve politikaları geniş yer bulmuştur. Hatta AK Partinin iktidarı boyunca en önemli söylemlerinin başında ulaştırma ile ilgili yapmış olduğu yatırımlar gelmektedir. AK Parti; bölünmüş yol, yüksek hızlı tren, havalimanı ve liman yatırımları ile öne çıkan bir siyasi parti olmuştur. Ancak AK Partinin benimsemiş olduğu ulaştırma hedef ve politikaları ile yapmış olduğu ulaştırma yatırımları günümüze kadar tartışma konusu olmuştur. Tez çalışmasında AK Partinin seçim beyannameleri ve hükümet programlarında ulaştırma modlarından kara yolu, demir yolu, deniz yolu, hava yolu ve boru hattı ulaştırması ile ilgili yer alan vaatler, hedefler ve politikalar çerçevesinde ulaştırma politika ve yatırımları doküman analizi yöntemiyle analiz edilerek AK Partinin 2002-2018 yılları arasındaki ulaştırma politika ve yatırımlarının nasıl bir dönüşüme uğradığı, hangi süreçlerden geçtiği, ulaştırma hedeflerine erişme noktasında ulaştırma yatırımlarının ne kadar başarılı olduğu, ulaştırma yatırımları ile ulaştırma hedef ve politikalarının ne kadar tutarlı olduğu ortaya konulmaya çalışılmıştır.
Türkiye'de yeni sağ politikalarının yükselişi: 12 Eylül askeri darbesi ve ANAP iktidarı
Refah devleti modelinin çözülmeye başlaması ile birlikte yükselen Yeni Sağ politikaların Türkiye'deki taşıyıcısı Özal liderliğinde kurulan Anavatan Partisi olmuştur. Özal'ın liberal ve teknokrat kimliğinin ön plana çıkması Türkiye'deki Yeni Sağ politikaların ideolojik zeminini şekillendirmiştir. Ayrıca Anavatan Partisi'nin iktidarından önce Özal tarafından yürürlüğe koyulan 24 Ocak Kararları, 12 Eylül 1980 darbesi ve politik yeniden yapılanma sürecine paralel 1982 Anayasası'nın teşekküllü Yeni Sağ politikaların ideolojik tabanını oluşturmaktadır. Bu bağlamda 12 Eylül darbesinin meydana getirdiği baskı ve tahakküm ortamı, örgütlü işçi sınıfının çözülmesine ve sendikasızlaşma sürecine hız vererek neo-liberal hegemonyanın inşasını sağlamıştır. Buna paralel, sermaye birikiminin yaşadığı problemleri aşmaya yönelik bir restorasyon dönemi olarak ifade edilen Yeni Sağ düşünce, Türkiye'nin küresel kapitalist sisteme entegre olma girişimini başarılı bir şekilde yönetme akılsallığı olarak ifade edilmektedir. Anavatan Partisi'nin ideolojisi olarak kabul edilen Yeni Sağ felsefe, ekonomik alanda neo-liberalizmden ve politik alanda ise neo-muhafazakârlıktan meydan gelmektedir. Dünyanın, 20. yüzyılın son çeyreğinde yaşadığı krizler ve bunlara karşı ürettiği çözümler, Yeni Sağ ideolojinin temel dinamiklerini belirlemiştir. Bu bağlamda Batı'da Reagan ve Thatcher ile gündeme gelen Yeni Sağ felsefenin ekonomik ve siyasal anlamda ortaya koyduğu politikaların Türkiye'deki uygulayıcısı Turgut Özal olmuştur. Böylelikle Özal'ı, 1980 sonrası Türkiye siyasetinde uzun soluklu yapan en temel olgu, neo-liberalizm ile neo-muhafazakâr ideolojinin çelişkilerini aynı potada eriterek birbirine eklemlemedeki başarısıdır. 1982 Anayasası ile Özal döneminde dönüştürülen politik, ekonomik ve sosyal yapı, Yeni Sağ politikaların uygulama alanı bulmasına dair meşruiyetin oluşması açısından oldukça önemli bir yere sahiptir. Bu sebeple çalışmanın asıl konusu, Anavatan Partisi ile Türkiye'de yükselen Yeni Sağ politikaların meşruiyet zeminini analiz etmek ve neo-liberal hegemonyanın inşa sürecindeki temel dinamiklere eleştirel bir pencereden bakmaktır. Ayrıca Anavatan Partisi'nin ekonomik, siyasal ve dış politikaya dair yaklaşımını biçimlendiren Yeni Sağ ideolojiye, Türkiye'nin 1980 sonrası Batı ile olan ilişkilerinde yeni bir boyut kazandırması açısından sunmuş olduğu katkı ele alınmaktadır.
Soğuk Savaş dönemi sonrası Amerika Birleşik Devletleri Cumhuriyetçi başkanlarının dış politika perspektiflerinin realizm kuramı çerçevesinde değerlendirilmesi
Soğuk Savaş, Amerika Birleşik Devletleri ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği arasındaki iki kutuplu dünya düzeninin hâkim olduğu dönemi kapsar. Soğuk Savaş döneminin 1990'lı yılların başlangıcında bitmesiyle beraber ABD'nin küresel bir hegemonya gücünü üstlendiği, tek kutuplu dünya düzenine geçiş yaşandı. Bunun en temel nedenleri; SSCB'nin dağılması ve siyasal egemenliğinin sona ermesi, yeni devletlerin kurulmasıyla beraber politik istikrarın korunması yönündeki girişimlerin artması, ABD'nin gelişmiş ülkelerle rekabet edebilecek konuma erişmesi, demokrasi geleneğini sürdürmesi ve küresel piyasa ekonomisinde rol oynamasıdır. Bu çalışma ABD'nin iki ana partisi olan Demokrat Parti ve Cumhuriyetçi Parti arasındaki benzerlikleri ve farklılıkları ele almaktadır. Çalışmanın asıl amacı ise ABD'nin özellikle Soğuk Savaş sonrası uluslararası arenada benimsediği realist perspektifin Cumhuriyetçi başkanlar döneminde dış politikadaki yansımalarını açıklamaktır. Bu bağlamda, Cumhuriyetçi Parti'ye mensup başkanlardan Ronald Reagan, George H. W. Bush, George W. Bush ve Donald Trump'ın dış politika kararları incelenecektir. Çalışmada Cumhuriyetçi başkanların seçilmesinin temel sebepleri realist kurama dayandırılarak açıklanmaktadır. Tarihsel örnekler özellikle dış politikada Cumhuriyetçi başkanların Demokrat başkanlara kıyasla dış politikada daha aktif rol üstlendikleri ve daha radikal kararlar almaya meyilli olduklarını göstermiştir. Dolayısıyla çalışma ABD'nin dış politikada Cumhuriyetçi başkanlar döneminde Demokrat başkanlara kıyasla daha etkin olduğuna odaklanmaktadır. Anahtar Kelimeler: ABD, Başkanlık, Cumhuriyetçi Parti, Realizm, Soğuk Savaş.
Türk siyasetinde Refah Partisi deneyimi: Gelenek, ideoloji ve politika
Türk Siyasetinde Refah Partisi Deneyimi: Gelenek, İdeoloji ve Politika adlı çalışmamız temel düzeyde 12 Eylül sonrası çok partili hayatın yeniden tesis edilmesi ile iktidar mücadelesine dahil olan ve 1998 yılında Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılan Refah Partisi'nin politik düşüncesini ve iktidar deneyimlerini ele almaktadır. Teorik olarak modern siyasete ait kavramlar ve çağdaş siyasal gelişmeye ait eleştirel yaklaşımlar ele alındıktan sonra, Milli Görüş Hareketinin bir temsilcisi olarak Refah Partisi'nin gelenek içerisindeki yeri sorgulanmış; kendisinden önce ve sonra var olan politik deneyimlere ne düzeyde aracılık ettiği gelenek içi bir tartışma üzerinden sınanmıştır. İkinci olarak Refah Partisi'nin ideolojik tahlili politik aktörler ve siyasal teoriye ait devlet, demokrasi, ekonomi, laiklik ve insan hakları kavramlarına üzerinden incelenmiştir. Modern Türk siyasetinde iktidar mücadelesi veren Refah Partisi'nin Türk modernleşmesine bakışı, İslamcılık söylemi ve din anlayışı ayrıca ele alınmıştır. Türk siyasetinin yaşadığı yapısal kriz ile geliştirilen Adil Düzen söylemi üzerinden üretilen meclis içi muhalefet ile yerel iktidar başarısının ne ölçüde merkezi iktidar başarısına katkı yaptığı değerlendirilmiştir. Refah Partisi'nin Doğru Yol Partisi ile yaptığı koalisyon ve iktidar süresince cari rejimin gösterdiği politik refleks 28 Şubat askeri müdahalesi üzerinden ele alınmıştır. Milli Görüş hareketi ve Refah Partisi, Türk siyasal hayatında cari olan iktidar bölünmelerinin ötesinde ortaya koydukları düşünce ve pratikler ile alternatif bir siyaset iddiasında olmuşlardır. Türk siyasal hayatı için Milli Görüş hareketinin alternatif bir politika ürettiği iddiası ele alınarak sorgulanmıştır. Böylece Refah Partisi'nin Milli Görüş hareketine ve modern Türk siyasetine olan katkısı çözümlenmeye çalışılmıştır.
25. dönem milletvekili genel seçiminde siyasal partilerin basın ilanlarında sözel ve görsel mesajlara yönelik bir içerik analizi
Bu çalışma 7 Mayıs – 14 Haziran 2015 tarihleri arasında 25. Dönem Milletvekili Genel Seçiminde seçmenleri etkilemek için yayımlanan siyasal reklamların sözel ve görsel mesaj içeriklerinin belirlenmesine yöneliktir. Bu kapsamda Türkiye'de yayımlanan Hürriyet, Posta, Sabah, Sözcü ve Zaman gazetelerinde yer alan AKP, CHP, MHP ve BTP'ye yönelik siyasal reklamlar içerik analizi ile değerlendirilmiştir. Toplamda, 97 adet basın ilanına ulaşılmıştır. Bu çalışmanın amacı, siyasal partilere ait basın ilanlarının sözel-görsel mesaj içeriğini ve işlenen konuları ortaya çıkarmaktır.
Siyasal reklamlarda duygusal çekicilik kullanımı: 7 Haziran 2015 Genel Seçimlerinde siyasal partiler tarafından üretilen reklam filmlerinin analizi
Siyasal reklamların temel amacı seçmenlerin, bir siyasal parti ya da adaya yönelik düşünce, inanç, tutum ve davranışlarına etki etmektir. Siyasal partiler ve adaylar, bu amaca yönelik olarak seçmenlere reklamlar aracılığıyla çeşitli mesajlar iletirler. Siyasal parti ya da adayın bulunduğu konuma ve dönemin siyasal atmosferine bağlı olarak, bu mesajlar kimi zaman seçmenlerin mantığına, faydasına ve çıkarına seslenen rasyonel çekicilikleri, kimi zamansa duygularına ve hislerine hitap eden duygusal çekicilikleri barındırmaktadır. Bu çerçevede, bu araştırmanın amacı siyasal reklamlarda kullanılan çekicilik kategorilerini, duygusal çekicilik türlerini ve çekicilik tonlarını ortaya koymaktır. Araştırmanın amacı çerçevesinde 7 Haziran 2015 Genel Seçimlerinde siyasal partiler tarafından üretilen 265 reklam filmi içerik analizi yöntemiyle analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda elde edilen bulgular, kampanya sürecinde rasyonel ve duygusal çekicilik kullanım oranlarının birbirine oldukça yakın olduğunu göstermektedir. Bu anlamda çekicilik kategorileri açısından siyasal partiler arasında farklılıklar olduğu görülmektedir. Bulgular, duygusal çekicilik türleri içerisinde en çok tercih edilen duygusal çekicilik türünün coşku çekiciliği, en az tercih edilen duygusal çekicilik türünün ise hüzün çekiciliği olduğunu ortaya koymaktadır. Son olarak, kampanya sürecinde siyasal partiler tarafından ağırlıklı olarak pozitif çekicilik tonlarının tercih edildiği görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Siyasal Reklam, Çekicilik, Rasyonel çekicilik, Duygusal Çekicilik
Kadınlarda pozitif psikolojik sermaye – kariyer algısı ilişkisi: Eskişehir ilindeki siyasi partiler örneği
Pozitif psikolojik sermaye bireylerin kim olduğu ve bireysel gelişimin ardından kim olabileceğini konu edinen bir kavramdır. İyimserlik, umut, dayanıklılık, öz-yeterlilik alt boyutlarını kapsayan pozitif psikolojik sermaye, örgütlerin ve bireylerin gelişimine büyük katkılar sağlayacak potansiyele sahiptir. Bu araştırmanın amacı siyasi platformda yer alan kadınların pozitif psikolojik sermayelerinin bileşenleri ile kariyer algıları arasında bir ilişki olup olmadığının incelenmesidir. Buna ek olarak demografik değişkenlerin bu değişkenlerle olan ilişkisinin de değerlendirilmesi hedeflenmektedir. Pozitif psikolojik sermaye ile siyasi parti üyesi kadınların kariyer gelişimlerini nasıl algıladıkları arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla Eskişehir ilinde siyasi parti üyesi olan 135 kadın ile anket çalışması yapılmıştır. Psikolojik Sermaye Ölçeği ve kariyer algısını ölçmeye yönelik sorular kullanılarak yapılan araştırmanın verileri, istatiksel analizler yoluyla demografik değişkenler, pozitif psikolojik sermaye alt boyutları ve kariyer algısı arasındaki ilişkiler açıklanmaya çalışılmıştır. Yapılan çalışmaların sonuçlarına göre pozitif psikolojik sermayenin tüm alt boyutlarının; kadınların üyesi oldukları siyasi parti içindeki kariyer algıları ile pozitif yönlü ve orta şiddetli ilişkisi olduğu görülmüştür. Bununla birlikte söz konusu alt boyutların; kadınların genel olarak siyasi platformdaki kariyer algılarını etkilemediği gözlenmiştir.
İslami siyasetin seyri bağlamında Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarının İslami tonu
Bu çalışmada çağa uyum ve yenileşme girişimlerine karşı gelişen, tepkiden talebe dönüşen İslami refleksin izi sürülecek; Müslüman hassasiyetlerinin tarihsel seyri izlenerek AK Parti'nin bu hassasiyetler ikliminde biçimlendiği ve muhtevasındaki İslami tonun görünürlüğünün, iktidarının muhkemliğiyle doğru orantılı olarak arttığı tezi ileri sürülecektir. Tanzimat'la başlayan hayatın her alanındaki dönüşümün beraberinde getirdiği yeni düzenlemeler ve yenileşme girişimleri, "Müslüman hassasiyetleri" biçiminde görünür olan bir tepkiye de neden olmuştur. Bu durumun yarattığı tepki; ekonomik, siyasi, askeri alanlarda devletin bedbahtlığıyla da iyice derinleşmiştir. Şeriata göre Milleti Hâkime olan Müslümanların toplumdaki "üstün" pozisyonlarını yitirmiş olmalarının yanı sıra idarecilerin devleti tadil etmek için batıdan aldıkları kaide ve kurumların İslamiyet'i gerilettiği ve Müslümanlığı bozduğu düşüncesi güç kazanmış, yenileşme faaliyetlerine karşıtlık artmıştır. Bu faaliyetlere karşı tepkisini İslami hassasiyetler temelinde ortaya koyan Said Halim Paşa, gerilemenin nedeni olarak Müslümanların İslam'dan uzaklaşmalarını ve "Batı taklitçiliğini" göstermiştir. Cumhuriyet Devrimleri ise Tanzimat'la başlayan çağa uyum sürecinin doruk noktası olmuştur. Müslüman hassasiyetleri ve bunun üzerinden yükselen tepki bu dönemde de devam etmiştir. Batı taklitçiliğini ve "hak-batıl" mücadelesini siyasi söyleminin merkezine alan siyasal örgütlülükle ortaya çıkan İslami tepki, Milli Görüş adıyla kurumsal bir niteliğe bürünmüştür. Milli Görüş adıyla özgün bir karakterde var olan İslami örgütlülük, Adalet ve Kalkınma Partisi'ni var eden zihinleri şekillendirmiştir. Sonrasında her ne kadar İslami gelenekten ayrışmış olsa da AK Parti'nin siyasetindeki İslami tonlar mevcudiyetini muhafaza etmiştir. İktidarını muhkem hale getirdikten sonra da özellikle eğitim alanında yürütülen politikalar ve bir zaman sonra partinin karar alıcı tek aktörü haline gelen Recep Tayyip Erdoğan'ın "dindar nesil" tasavvurları; İslami yaklaşım temelinde bir toplumsal inşa niyetiyle girişilen edimleri görünür kılmıştır. Anahtar Kavramlar: İslamlaşma, Milli Görüş, Muhafazakâr Demokrasi, AK Parti.
Türkiye'de siyasal İslamcılık, kimlik siyaseti ve muhafazakar demokrasinin toplumsal temelleri: AKP Hükümeti ve kimlik politikalarının değerlendirilmesi
Kimlik, yirminci yüzyılın son çeyreğinden beri sıklıkla tartışılan önemli konulardan biridir. Kimliğin diğer alanlardan ziyade siyasal alanda görünürlüğünü arttırması, kimlik siyaseti denilen bir olguyu ortaya çıkarmış. Böylelikle sınıf siyasetine dayanan bir siyasal anlayıştan kimlik siyasetine dayanan bir siyaset anlayışına geçilmiştir. Türkiye'de kimlik siyasetinin ciddi bir sorun olarak algılanması 1980'li yıllara denk gelmiş ve bu olgu, dinsel bağlamda ortaya çıkan "İslamcı kimlik siyaseti" başlığı altında siyasal tartışma alanını kimlikler alanına hapsetmiştir. Kimlik siyasetinde, "farklılık" üzerine yapılan vurgu, kimlik siyaseti olgusunun daha da pekişmesine yol açmıştır. Bunun yanı sıra dini kimliği ön plana çıkaran İslamcı siyaset, toplumsal ve siyasal bütünleşmeyi de zorlamaya başlamıştır.Osmanlı Devleti ile başlayan dinsel kimlik siyaseti, Milli Görüş Hareketi ve sonrasında, her ne kadar 28 Şubat süreciyle (1997) kesintiye uğrasa da, AKP'nin 2002'de elde etmiş olduğu oy oranıyla farklı boyutlara ulaşmıştır. Kendisini "muhafazakar demokrat" olarak ilan eden AKP, dinsel sembolizmi açıktan, kabaca kullanmaktan kaçınmış ve kendisini demokrat sıfatı ile ön plana çıkarmıştır. Bu çalışmada, 1980 sonrası Türkiye'de daha da belirginlik kazanan kimlik siyaseti ve Siyasal İslam meselelerinin toplumsal temellerini tartışmak ve Siyasal İslam'ın git gide azaldığı yönündeki düşüncelere karşı olarak aslında Siyasal İslam'daki artışını ortaya çıkarmak amaçlanmaktadır. Bunu yaparken de 2002'den bu yana kendisini muhafazakar demokrat olarak tanımlayarak diğer İslamcı partilerden farklılığını öne süren AK Parti'nin siyasal arenada nerede durduğu ve seçmenleri tarafından nasıl algılanıp değerlendirildiği ve ayrıca günümüzde gelinen nokta da ortaya konmaya çalışılacaktır. ANAHTAR KELİMELER: Siyasal İslam, Kimlik siyaseti, Muhafazakar demokrasi, farklılık, AKP.
Türkiye'de milli burjuvazi: Tek Parti dönemi
Batı toplumlarında doğal seleksiyon süreci içerisinde ortaya çıkan burjuvazi, Türkiye iktisat tarihi içerisinde bir proje olarak İttihat ve Terakki Fırkası'nın, milli iktisat politikası bağlamında oluşturulmaya çalışılmıştır. Bu nedenle tasarlanan sınıf milli olarak düşünülmüştür. 1. Dünya Savaşı, İttihatçıların projelerini gerçekleştirmesinde bir şans ortamı yaratmış, fakat Osmanlı İmparatorluğu'nun sonunun gelmesi ile birlikte bu proje en azından Milli Mücadele sona erene kadar askıya alınmıştır. Milli Mücadele'nin zaferle bitişinin ardından Tek Parti Dönemi'nde, İttihatçıların milli iktisat politikaları devam ettirilmiştir. Dolayısıyla bu açıdan Tek Parti Dönemi'nin iktisadi sistematiği içerisinde milli burjuvazi oluşturulmaya çalışılmıştır. Sermayenin yokluğu, 1929 Ekonomik Buhranı gibi sebepler milli burjuvazinin tasarlandığı haliyle, yani güçlü bir sermaye birikimiyle ortaya çıkışını engellemiştir. Fakat bu noktada 2. Dünya Savaşı, milli burjuvazi için bir şans ortamı yaratmıştır. Yürütmüş oldukları karaborsa faaliyetleri ile sermaye birikimlerine ivme kazandırmışlardır. Ancak uygulamış oldukları bu faaliyetleri ile birlikte hem halkın hem de iktidar partisi olan CHP'nin tepkisini çekmişlerdir. Savaş sonrasında SSCB tehdidi nedeniyle, Türkiye ve ABD arasında yakınlaşma sonucu, Türkiye'de liberal politikalar açık bir şekilde uygulanmaya başlamıştır. Bu durum CHP'nin iktidarı, DP'ye devredinceye kadar sürmüştür. Neticesinde milli burjuvazi bu süreçte de güçlenmiş ve Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemlerinden itibaren ortaya çıkarılması hedeflenen milli burjuvazi, Tek Parti Dönemi iktisat politikaları içerisinde de kendisine yer bulmuştur. Anahtar Kelimeler: Burjuvazi, Tek Parti Dönemi, Türkiye Ekonomisi, Milli Burjuvazi.
Seçim kampanyalarında reklam şirketlerinin kullanımı
Ülkelerin siyasi ve sosyal yapılarına bağımlı olarak değişkenlik göstermekle birlikte; tarihin her döneminde yönetenler, yönetilenleri az ya da çok ülke siyaseti ve uygulamaları noktasında ikna etme, onların rızasını gözetme kaygısı içinde olmuşlardır. Halkın desteğinden tamamen yoksun bir iktidarın anti-demokratik yönetimlerde dahi hiçbir şekilde devamlılık göstermesi mümkün değildir. Bu yüzden demokratik olsun anti-demokratik olsun iktidara gelmek ya da iktidarda kalmak isteyen her yönetim seçmeni ya da halkı buna ikna etmek durumundadır. Söz konusu ikna sürecinde siyasiler tarafından tarih boyunca farklı yol ve yöntemler kullanılagelmiştir. 1950'li yıllarda ABD'de ortaya çıkan siyasal reklamcılık da bunlardan birisidir. Reklamcılık işiyle profesyonel olarak ilgilenen kişi ve kurumların siyasi partilere reklam kampanyaları ve seçim kampanyalarının organizasyonunda hizmet vermelerini içeren bu yeni uygulama Türkiye'de ilk kez 1977 seçimlerinde Adalet Partisi tarafından kullanılmıştır. Bu ilk deneyimden sonra reklam ajansları fazlaca bir dirençle karşılaşmadan ülkemizde siyasal kampanyaların başlıca aktörleri arasına girmişlerdir. Türkiye'de reklam ajanslarının siyasal kampanyalarda ne türden roller üstlendiğini araştırdığımız bu çalışmanın; ilk iki bölümünde siyasal iletişim ve siyasal kampanya kavramları ele alınmıştır. Üçüncü bölümde ise siyasal reklamcılık kavramı ve 1977 genel seçimlerinden 1 Kasım 2015 genel seçimleri de dâhil olmak üzere toplamda 10 adet genel seçimde reklam ajanslarıyla çalışmış olan partilerin reklam kampanyaları incelenmiştir.
Türkiye'de milletvekillerinin parti değiştirmelerinin siyasi sonuçları: Yeni Türkiye Partisi örneği
Bu çalışmada Türk siyasi tarihi incelenerek, genel seçim sonuçları bağlamında ortaya çıkan parlamento yapılarında daha sonra yaşanan değişiklikler değerlendirilmiştir. Milletvekillerinin parti değiştirmelerinin yol açtığı siyasi sonuçlar araştırılarak, bu olayların hükümetlerin kurulması ve düşmesinde oynadığı rol ortaya konulmaya çalışılmıştır. Ayrıca, 18 Nisan 1999 genel seçimi sonuçları doğrultusunda oluşan 21. dönem TBMM'nde yaşanan siyasi gelişmeler bağlamında; DSP içinde yaşanan liderlik mücadelesi ve sonrasında DSP'nin bölünerek YTP'nin ortaya çıkmasının siyasi sonuçları araştırılmıştır. 2001'de yaşanan ekonomik kriz, sonrasında Kemal Derviş'in ekonomiden sorumlu devlet bakanı olarak Türkiye'ye getirilmesi, DSP'deki liderlik mücadelesi, Derviş'in CHP'ne katılması gibi olayların DSP'yi ve DSP'nin bölünmesiyle kurulan YTP'ni yıprattığı ve bunun da 3 Kasım 2002 genel seçim sonuçları itibariyle sadece Ak Parti ve CHP'nin TBMM'ne girmesi ve Ak Parti'nin tek başına iktidara gelmesini etkilediği saptanmıştır.
Eskişehir basınında Demokrat Parti iktidarı (1950-1960)
1950-1960 yıllarında Türk siyasi yaşamına damgasını vuran DP iktidarı, genel olarak incelenmiş bir konu olmakla birlikte yerel anlamda sınırlı olarak incelenmiştir. Bu çalışmada Eskişehir yerel basınının yardımıyla DP iktidarının Eskişehir'deki durumu ve algılanması incelenmiştir.Tek parti dönemindeki baskı uygulamalarına karşı DP'nin demokratikleşme vaatleri Eskişehir'de çoğunluğun desteğini sağlamıştı. Bu çoğunluğun içinde Eskişehir basını da yer almaktaydı. 1950 yılında Eskişehir basınında DP'ye karşı bir sempati duyuluyordu. Eskişehir basını tek vücut olarak DP'yi destekliyordu.1950 yılında iktidarı ele geçiren DP bir süre sonra demokratikleşme vaatlerini unutarak antidemokratik bir tutum takınmaya başladı. DP'nin bu tutumu Eskişehir basınını iki gruba ayırdı. Bu gruptan İktidar basını DP'yi desteklemeye devam ederken muhalif basın artık DP'nin karşısındaydı.İlk tartışma Resmi ilanlar meselesiyle başladı. Bunun dışında, İspat hakkının verilmemesi, gazetecilere dava açılması, gazetelere tirajlarının altında kağıt verilmesi ve gazeteciliğin zorlaştırılması gibi kararlar Eskişehir muhalif basınının maruz kaldığı zorluklardı. İktidarı destekleyen basın ise bu zorlukları yaşamıyordu.DP 1957 yılından itibaren güç kaybetmeye başlamıştı. Bu DP'yi daha hırçın yapmıştı. 1960 yılına gelindiğinde Tahkikat Komisyonu kurulmasıyla Eskişehir'de muhalif gazetelerin sansürlenmesi ve kapatılması olağan hale gelmişti.İhtilalden sonra Eskişehir basını yeniden tek vücut olmuş ve DP'ye karşı tutum almışlardı.
Kastamonu basınında Demokrat Parti 1946?1960
Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün 10 Kasım 1938'de vefatının ardından hem İsmet İnönü'nün Cumhurbaşkanı seçilmesi hem de Cumhuriyet Halk Partisinin başına geçmesiyle ?Milli Şef? dönemi olarak da adlandırılan dönemde C.H.P. yönetimi ülke siyasetine hakim olmuştur. Bununla birlikte İsmet İnönü, parti içinde muhalif hareketin doğmasına engel olmamıştır.Tek parti yönetimi esnasında hem ülkenin iç dinamiklerinden hem II. Dünya Savaşı'nın ülke siyasetine olan etkisinden ve hem de C.H.P.'nin otoriter bir yönetim tarzı benimsemesinin de etkisiyle 1945'de Milli Kalkınma Partisi kurulmuştur. M.K.P.'nin seçimlerde hiçbir varlık gösterememesi ve 1958 yılında da kendini feshetmesi çok partili hayatın devamlılığı açısından olumsuz olsa da 1946 yılında Demokrat Parti'nin kurulmasıyla Türk siyasi hayatı muhalefete kavuşmuştur.Tezimizde Demokrat Parti'nin Türk siyaset sahnesine çıkışı, yaptığı faaliyetler, 1950 seçimlerini kazanması, iktidara geldiğinde yapmış olduğu icraatlar, dış politikadaki faaliyetleri Kastamonu basınının bakış açısıyla incelenmiştir. Ayrıca 1960 Askeri hareketi sonucu iktidarı askeri yönetime devretmek zorunda kalan Demokrat Parti'nin tüm icraatları karşılaştırılarak Türk siyasi hayatındaki etkisini belirtilmiştir.Anahtar Kelimeler: Mustafa Kemal Atatürk, Çok Partili Hayat, Demokrat Parti İktidarı, Kastamonu Basını.
Anavatan Partisinin siyasal ideolojisi
Siyasal partiler üzerine yapılan çalışmalar sonucu, siyasal partilerin klasik tanım ve sınıflandırılması yerine daha kapsamlı bir tanımlama ve sınıflandırma çabaları içine girilmiştir. Bu çalışmalar içerisinde Otto Kircheimmer tarafından yapılan ?catch-all party? (Toplayıcı Parti) tanımlaması, günümüz partilerinin pek çoğunu tanımlamada kullanılabilecek bir kavramdır. Türkiye'de, ?catch-all party? tanımlaması, 1983 yılında 4 eğilimin partisi olmak üzere kurulan ANAP için geçerlidir.ANAP'nin ideolojisi olarak kabul edilen yeni sağ ideoloji ekonomik alanda neo-liberalizmden ve siyasal alanda ise neo-muhafazakarlıktan oluşur. Dünyanın 20. Yüzyılda yaşadığı krizler ve bunlara karşı ürettiği çözümler, yeni sağın anlaşılmasında oldukça önemlidir. Doğaldır ki bu krizler ve çözüm önerileri bize yeni sağın sadece ekonomik boyutunu görmekte fayda sağlayacaktır. Yeni sağın siyasal dönüşümü için, neo-muhafazakar düşünceyi irdelemek ve onun ne olduğunu ortaya koymak önemlidir.Batı'da Thatcher ve Reagan'ın uygulamaya koyduğu yeni sağın Türkiye'deki temsilcisi ANAP'dir. 1983 yılında kurulan ve 2010 yılına kadar Türk siyasal hayatında varlığını sürdüren ANAP'nin ekonomik ve siyasal olarak icraatlarını ya da ideolojisini anlayabilmek için, Türkiye'nin ekonomik ve siyasi geçmişine kısaca değinmek gerekmektedir. Türkiye'nin kuruluşundan 1980 yılına kadar çeşitli ekonomik ve siyasi modeller denenmiş, ancak bu modeller krizlere geçici çare olsa da bir müddet sonra başka krizlere neden olmuştur. 12 Eylül 1980 sonrası oluşan yapıda gerek Askeri Rejim'in gerekse de toplumun geniş bir kesiminin desteğini alan ANAP ve Turgut Özal, 6 yıl iktidarda kalacak ve yeni sağ politikaları uygulamaya gayret gösterecektir. ANAP, yeni sağ düşünceye uygun bir şekilde, enerjisinin çoğunu ekonomiye harcamış, siyasal düzeni ise Askeri Rejim'e bırakmıştır. ANAP iktidardayken, yine Turgut Özal'ın önderliğini yaptığı ve 24 Ocak 1980 tarihinde uygulamaya konulan istikrar paketini sürdürmeye büyük gayret göstermiştir. Türkiye'de ANAP'nin temsilciliğini yaptığı yeni sağın, ekonomik alanda 24 Ocak kararlarıyla, siyasal alanda ise 12 Eylül'le başladığını söylemek yanlış olmayacaktır.Anahtar Kelimeler: Toplayıcı Parti, Neo-liberalizm, Neo-muhafazakarlık, Yeni Sağ, 24 Ocak, 12 Eylül, Turgut Özal, ANAP.
1950-1960 Demokrat Parti iktidarının Elazığ basınında ki yansımaları
Bu araştırmadaki temel amaç, siyasi tarihimizde ve çok partili yaşama geçişte büyük bir öneme sahip olan Demokrat Parti'nin 1950- 1960 yılları arasında Elazığ basınında yansımaları ve basın ile Demokrat Parti ilişkilerinin belirlenmesine yöneliktir. Bu amaç doğrultusunda yapılan çalışma, gerek Elazığ ilinde gerekse bölge açısından partinin faaliyetlerini gün ışığına çıkarmaktadır.Bu çalışma 1950-1960 dönemlerini kapsayan Elazığ basınının önemli gazeteleri taranarak gerçekleştirilmiştir. İlin önemli yazılı basın kaynaklarından Uluova, Turan ve Elazığ gazetelerinden elde edilen sonuçlar değerlendirilmiştir. Araştırma çerçevesi Elazığ ilinde yayınlanan yerel gazeteler, Demokrat Parti hakkında yayınlanmış haber, reklam ilanları, basın bildirileri ve araştırmacının yorumundan oluşmaktadır. Çalışma kapsamında Demokrat Partili yıllarda yayına devam eden gazeteler incelenmiş olup 1200 civarında Demokrat Parti ile ilgili haber ve yazılı belgeye rastlanmıştır.Bu tez çalışması üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölüm ?Milli Şef İnönü ve Çekişmeler? başlığı adı altında incelenirken ikinci bölümde ise ?Demokrat Parti İktidarı ve İç Politika? ve üçüncü bölümde de ?Demokrat Parti İktidarı ve Dış Politikası? başlığıyla incelenmiştir.Arşiv taramalarından elde edilen veriler araştırma çerçevesinde yorumlanmış olup kronolojik olarak olaylar incelenmiştir.Anahtar Kelimeler: Adnan Menderes, Demokrat Parti, Elazığ, Elazığ Basını, İsmet İnönü, Mustafa Kemal Atatürk, Turan, Uluova.
Politik rekabette siyasi parti finansmanının rolü: Türkiye örneği
Siyasi partiler, modern demokratik toplumlarda farklı talepleri temsil ederek sistemin devamlılığını sağlayan ve değişik halk kitlelerini ortak bir zeminde buluşturan kurumlardır. Siyasi partilerin varlıklarını sürdürebilmesi için önemli ölçüde finansman desteğine ihtiyaçları vardır. Geleneksel olarak siyasi partilerin gelirlerinin önemli bir bölümü hazine yardımı, özel bağışlar ve üyelik aidatlarından oluşmaktadır. Hazine yardımları, devletin ve siyasi partilerin kayıtlarına girerken, özel bağışların bir bölümünün kayıt dışı olarak yapılma olasılığı bulunmaktadır. Doğal olarak, eğer varsa, bu tür kayıt dışı gelirlere ait bilgiler kamuoyu ile paylaşılmamaktadır. Bu durum siyasi partilerin gelir ve giderleri bakımından yeterince şeffaf olmadıklarının bir göstergesi olarak kabul edilebilir. Bu nedenle, siyasi parti finansmanı sorunu sadece Türkiye'de değil, birçok ülkede çözülmesi gereken önemli bir sorun olarak görülmektedir.Bu çalışmanın amacı, siyasi partilerin finansman sorununun hangi noktalarda oluştuğu, yasal para kaynaklarının siyasi süreçte etkin olup olmadığı sistemdeki kayıt dışılığın rolü ve finansman yöntemleri ile siyasal partilerin oy oranları arasındaki ilişkilerin analiz edilmesidir. Çalışmada teorik analizlerin yanı sıra anket, röportaj ve ekonometrik analizler yardımıyla çözüm önerileri geliştirilmiştir.Anahtar Kelimeler: Siyaset, Demokrasi, Siyasi Parti, Finansman, Şeffaflık.
Çok partili hayata geçiş denemeleri (1923?1938)
Milli egemenlik esasına dayalı ve özellikle Cumhuriyet idaresine sahip bulunan memleketlerde siyasi partilerin varlıkları doğaldır. Partilerde ve ülke yönetiminde vazife alacak kişilerin canlı amaçlara, kanında ve vicdanında zenginliklere sahip olması gerekmektedir. Şuna veya buna hizmet etmek, özel çıkar sağlamak için değil, toplumun refahı için çalışmak zorundadırlar.Türkiye için gerçek demokrasi, Atatürk ilkelerinde ve özellikle halkçılık ilkesinde vardır. Bu nedenle demokrasi, halkın sadece kendi görüşlerini en iyi ve sadık bir şekilde temsil edecek ve vicdanlarının süzgecinden geçirdikleri kanaatlerini ortaya koyma gücünde olan insanları seçmekle gerçek değerine ulaşmaktadır.İşte bu çerçevede 1923?1938 yıllarında çok partili siyasi hayata geçiş denemeleri gerçekleşmiştir. Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk siyasi partisi olan Cumhuriyet Halk Fırkası'na, muhalif olarak Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'nın kurulmasıyla çok partili siyasi hayata geçiş ilk kez denenmiştir. İkinci deneme ise 1930 yılında Serbest Cumhuriyet Fırkası'nın kurulmasıyla gerçekleşmiştir. Ardından Ahali Cumhuriyet Fırkası, Türk Cumhuriyet Amele ve İşçi Partisi, Laik Cumhuriyetçi İşçi ve Çiftçi Partisi adlarıyla çok partili hayata geçiş denenmiştir. Bu denemelerin başarısız olmasının gerekçeleri arasında toplum faktörü ve dışsal etkenler ağır basmaktadır.Cumhuriyetin ilanıyla başlayan süreçte çok partili hayata geçiş denemelerinin ardından CHP tarafından tek parti yönetimi uygulanmaya çalışılmıştır. 1946 yılında Demokrat Partinin kurulmasıyla Türkiye Cumhuriyeti Devleti çok partili siyasi hayata geçiş denemesinde başarıyı yakalamıştır. 1923?1938 yılları 1946 yılında yakalanan çok partili hayatın yerleşmesinde temelini teşkil etmektedir.Anahtar Kelimeler: Çok Partili Hayat, Çok Partili Hayata Geçiş Denemeleri, Parti Denemeleri.
Turgut Özal ve siyasal liberalizm
Liberalizm özellikle batılı ülkeler tarafından kabul gören, popüler politik anlayışlardan biri haline gelmiştir. Batıdaki gelişmelere kayıtsız kalmayan Türkiye, tamamen liberalizmi benimseyen bir tutum sergilemese de, sürekli kendi şartlarını da göz önünde bulundurarak gelişim ihtiyacını gidermeye çalışmıştır. Yaşanan gelişmelere ve bu gelişmelerin yaşandığı dönemlere bakıldığında, en dikkat çeken dönemin Özal Hükümetleri dönemi olduğu görülmektedir. Turgut Özal, siyasi kimliği ve görüşleri ile liberalizmin gereklerini Türkiye'de uygulamaya çalışan lider olmuştur.Özal liderliğindeki Anavatan Partisi iki dönem üst üste iktidar olmuş ve Türk siyasal yaşamında derin izler bırakmıştır. Özal gerek söylemleri ve gerekse uygulamaları dikkate alındığında tüm olaylara ekonomik perspektiften bakan bir kişilik olarak ortaya çıkmaktadır. Özal hükümetleri döneminde, iktisadi liberalizme yönelik politikalara ağırlık verilmiş olsa da, siyasal liberalizm alanında da başarılı uygulamalara imza atılmıştır. Özalcı anlayışta siyasal liberalizmin belirgin işaretlerini Turgut Özal cumhurbaşkanı olduktan sonra görmek mümkün olmuştur.Anahtar Kelimeler: Liberalizm, Anavatan Partisi, Turgut Özal, Siyasal Liberalizm.
Amasya basınında Demokrat Parti (1950-1960)
Çok seslilik milletin istediği kişi ya da partiye oy verme hakkına sahip olması olarak nitelendirilebilir. Demokrasinin de temelini çok seslilik oluşturmaktadır. Bu doğrultuda devlet organları da, bunun gerçekleşmesi için çalışmalar yürütmeli ve halkın karşısına birçok siyasi partiyi sunmalıdır. 1938'den sonra; İsmet İnönü ?Milli Şef? sıfatı ile Türkiye'de tek parti döneminin yaşanmasında etkili bir unsur olmuştur. İsmet İnönü'nün de başkanlığını yaptığı Cumhuriyet Halk Partisi, 1950 yılına kadar ülkeyi tek siyasi parti olarak yönetmiştir. 1939'dan sonra II. Dünya Savaşı'nın etkisi altında kalmış ve Türkiye de bu süreçten etkilenmiştir. İsmet İnönü, devleti savaştan uzak tutmaya çalışsa da başarılı olamamış, ?denk bütçe- sağlam bütçe? uygulamaları da istenen sonucu vermemiştir.Tek partili siyasi hayatın süregelen gidişatı karşısında; Adnan Menderes ve Celal Bayar'ın da içinde bulunduğu Demokrat Parti kurulmuştur. Bu oluşum karşısında, İsmet İnönü Demokrat Parti'nin kurulmasına destek vermiş ve sonraki süreçte de demokrasinin güzelliklerinden biri olan muhalefetliğini de yapmıştır. Bu çalışmada; 1950- 1960 yılları arasında Türkiye'de iktidarda bulunan Demokrat Parti'nin, Amasya basınındaki yansımaları, 1950- 1960 yılları arasında çıkan gazete ve dergiler üzerinden ele alınmak istenmiştir. Bu doğrultuda; çalışmamızın ilk bölümünde, ?Amasya Basın Tarihi? periyodik olarak incelenmek istenmiştir. Daha sonraki bölümlerde ise, Milli Şef İsmet İnönü dönemi, Demokrat Parti'nin kuruluşu ve iktidar süreci incelenerek, Adnan Menderes'in şahsiyetine de değinilmeye çalışılmıştır.Anahtar Kelimeler: Adnan Menderes, Amasya, Amasya Basın Tarihi, Celal Bayar, Cumhuriyet Halk Partisi, Demokrat Parti, İsmet İnönü, Milli Şef, II. Dünya Savaşı.
Eleştirel kuram bağlamında Türkiye'de medya-siyaset ilişkileri
80?li yıllarla beraber Türk toplumu sivilleşme, demokratikleşme ve hukukun üstünlüğü bağlamında önemli bir dönüşüme şahitlik etmiştir. Bu dönüşümün bir sonucu olarak ülkemizde sivil toplum ve kamuoyu oluşumu özel bir önem kazanmaya başlamıştır. Sivil toplumun ve kamuoyunun şekillenmesinde en önemli pay şüphesiz medyanındır. Gene bu yıllarla beraber özel televizyonların kurulması, özel radyo istasyonlarının tesisi ve özellikle son yıllarda farklı etnik dillerde yayın özgürlüğünün sağlanması medyanın siyaseti şekillendirmesinde etkili olmuştur. Öte yandan 28 Şubat süreci gibi anormal dönemlerde medya patronlarının aynı zamanda işadamı haline gelmesi, ihaleler peşinde koşması ve daha da ileri giderek medya kartelleri oluşturması siyasetin artık dördüncü kuvveti olarak betimlenen medyanın ne denli etkin ve etkili bir araç olduğunu ülke gündemimize yansıtmıştır.Tüm bu veriler ve olgular ışığında çalışmamız Türkiye?de medya ve siyaseti son dönem analizine odaklanmış iktidar medya ilişkilerinin oluşturduğu sosyo-politik konjonktür, özgün örnekleri ve bire bir gazete küpürleri bağlamında çözümlenmiştir. Ne var ki, kolayca görüleceği üzere medya-siyaset arasında kurulan bu bağ pek çok eleştiriyi de beraberinde getirmektedir. İşte bu eleştirel analizi güçlü bir referans çerçevesi ekseninde irdeleyebilmek için Avrupa?da son dönem siyaset-medya ilişkilerini en sağlam temellere oturtarak değerlendirme kapasitesine sahip olan eleştirel kuramdan faydalanılmıştır. Sonuç olarak tezimiz son dönem medya-iktidar ilişkilerinin doğurduğu problemlere dikkat çekerek çözüm önerileri sunmayı hedeflemektedir. Anahtar Kelimeler: Eleştirel Kuram, Siyaset, Medya, Arap Baharı, Muhafazakâr Kimlik
Tek Parti Dönemi Kütahya CHP örgütlenmesi (1930-1950)
Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasının ardından örgütlenmesini güçlendirmeye çalışan CHP devrim ideolojisini tavandan tabana yayma noktasında çok başarılı olduğu söylenememesinde dönemin getirmiş olduğu şartların da etkisi büyüktür. Örneğin Kubilay olayı ve SCF denemesinin başarısız olması CHP'nin hızını kesen önemli olaylardan ikisidir. Bununla birlikte CHP faaliyetlerini gerçekleştirebilme amacıyla halkevlerine önem vermiştir. Bu nedenle ülkede 1932 yılında halkevleri kurulmuştur. Aynı yıl Kütahya'da da bir halkevi kurulmuş ve bu halkevi kendi misyonu ve vizyonu olan halkı eğitmek ve devrimleri tabana yaymak adına kapatılana kadar Kütahya'ya hizmet vermiştir. Bu arada halkın dilekleri ve parti müfettişi raporları Tek Parti dönemi Kütahya'sını anlamak ve tanımak için bizlere sosyo-kültürel açıdan ip uçları vermektedir. Özellikle 1940 yılı sonrasında bu parti müfettişi raporlarının sayısının arttığı tespit edilmiştir. II. Dünya Savaşı ve sonrası yıllarının Kütahyası açısından söz konusu raporlar önemlidir. Çalışmamızda bu raporlar değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Tek Parti Dönemi, CHP, Kütahya Halkevi, Parti Müfettişi Raporları, Kongreler.
Politik pazarlama kapsamında makroekonomik göstergelerin Türkiye'deki seçmen davranışlarına etkisi
Günümüzde siyasi partiler politik pazarlama kanalları ile fikirlerini ve ideolojilerini daha kısa sürede daha çok seçmene ulaştırarak seçmenlerin siyasi tutum ve davranışlarını etkilemektedirler. Seçmenlerin siyasi tutum ve davranışları birçok faktörden etkilenmekte fakat bunlar arasında seçmenlerin en çok etkilendiği faktör ekonomik faktörlerdir. Ekonomik faktörlerin seçmen davranışını etkilediği görüşü, literatürde ekonomik oy verme teorisi olarak adlandırılmaktadır. Bu teoriye göre seçmenler siyasal iktidarların cari ve geçmiş dönemlerini değerlendirip kendilerine en çok fayda sağlayan ve temel ekonomik sorunların üstesinden gelebilen partilere oy vermektedirler. Politik pazarlama kapsamında seçmen tercihlerinin önemini ortaya koyarak seçmen davranışlarında etkili olan makroekonomik faktörleri Türkiye özelinde tespit etmek bu çalışmanın amacını oluşturmaktadır. Bu bağlamda oluşturulan ekonometrik model ile makroekonomik faktörlerin oy oranları üzerindeki etkileri 1977–2019 dönemi arasında Türkiye'de yapılan genel seçimler kapsamında araştırılmıştır. Araştırmada ilk olarak değişkenlerin durağanlık derecelerini belirlemek için ADF ve Carrion-i-Silvestre kırılmalı birim kök testleri kullanılmıştır. Eşbütünleşme ve değişkenler arasındaki kısa ve uzun dönem ilişkilerini tespit etmek için çoklu yapısal kırılmalar altında Maki eşbütünleşme testi ve ARDL sınır testinden yararlanılmıştır. Son olarak değişkenler arasındaki nedensellik ilişkilerini tespit etmek için Toda-Yamamoto Granger nedensellik testi kullanılmıştır. Çalışmanın sonucunda uzun dönemde kişi başı gayri safi yurt içi hasıla oranının oy oranı üzerindeki etkisi pozitif, enflasyon ve işsizlik oranının oy oranı üzerindeki etkisinin negatif olduğu tespit edilmiştir. Bununla birlikte kısa dönemde faiz oranının oy oranını negatif etkilediği tespit edilmiştir. Son olarak yapılan nedensellik testi sonucunda işsizlik, enflasyon ve kişi başı gayri safi yurt içi hasıla oranlarından oy oranına doğru tek yönlü bir nedensellik ilişkisinin olduğu tespit edilirken faiz oranından oy oranına doğru bir nedensellik ilişkisinin olmadığı tespit edilmiştir. Sonuç olarak, çalışma kapsamında Türkiye'de seçmenlerin makroekonomik faktörlerdeki değişimlerden etkilendiği ve siyasi tutum ve davranışlarını bu doğrultuda şekillendirdiği tespit edilmiştir.
Türkiye siyasetine paradigmatik yaklaşımlar: İktidar-sivil toplum ilişkisinde MÜSİAD ve MAZLUMDER örnekleri
1990 yılında kurulan MÜSİAD ve 1991 yılında kurulan MAZLUMDER farklı alanlarda faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşları olmalarına rağmen İslami kimliğe sahip oldukları için ortak bir paydada buluşmuşlardır. İki dernek de kuruluş anlarındaki mevcut iktidara muhalif olmuş, kendilerini mazlum/dışlanmış olarak görmüş ve kuruluş gerekçelerini İslami referanslarla oluşturmuşlardır. MÜSİAD ekonomik alana yönelik faaliyetlerinde İslami referanslar sunarken, MAZLUMDER ise sosyal ve siyasal alana yönelik söylemlerinde İslami referanslara başvurmuştur. 28 Şubat sürecinde İslami kimliklerini temkinli bir şekilde yansıtan MÜSİAD ve MAZLUMDER, AKP iktidarına kadar olan dönemde belirli siyasal süreçlerde benzer refleksler geliştirmiş; ancak AKP hükümeti ile birlikte bu durum son bulmuştur. AKP hükümeti döneminde MÜSİAD iktidara yönelik muhalif kimliğini kaybederken, MAZLUMDER bu kimliğini korumuştur. Bu dönemde MÜSİAD, MAZLUMDER?in aksine, merkeze yakın bir konuma geçmiş ve dışlanmış/mağdur kimliğini terk etmiştir. Ayrıca bu tespit sadece AKP iktidarında değil Refah Partisi iktidarında da gözlemlenmiştir. Aynı siyasal konjonktürde iki derneğin sergilediği bu farklılık ise bize AKP iktidarıyla - bunun yanı sıra aynı siyasal çizgiden geldiği Refah Partisi iktidarıyla- sivil toplum arasındaki dinamik ilişkiyi analiz etme imkânı sunmuştur. Anahtar Kelimeler: Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), Refah Partisi (RP), Müstakil Sanayici ve ??adamları Derneği (MÜS?AD), ?nsan Hakları ve Mazlumlar ?çin Dayanı?ma Derneği (MAZLUMDER