Sovereignty

84 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Işid ve düşmanları: Dabık Dergisini Carl Schmitt perspektifinden okumak

Bu çalışma Irak Şam İslam Devleti (IŞİD)'in düşmanlarının kim olduğu ve örgütün bu düşmanları nasıl kurduğu sorularına yanıt aramaktadır. IŞİD'in en önemli yayın organlarından biri olan Dabık dergisinin 2014-2016 yılları arasında toplamda 15 sayısı çalışmanın temel ampirik veri kaynağı olarak kullanılmıştır. Kuramsal anlamda çalışmanın merkezinde Carl Schmitt'in egemenlik kavramı bulunmaktadır. Kendisini devlet olarak ortaya koyan IŞİD, diğer silahlı örgütlerden daha sofistike bir yapıya sahip olsa da modern devletin niteliklerinden yoksundur. Bu durumun tek istisnası örgütün sahip olduğu egemenlik vasfıdır. Çalışmada IŞİD'in düşmanları bu perspektiften ele alınmakta ve sınıflandırılmaktadır. Bu amaçla iki temel eksen oluşturulmuştur. Bunlardan ilki ideal-pragmatik düşman; ikincisi ise devlet-devletdışı düşman eksenidir. Dabık dergisi özelinde IŞİD'in işaret ettiği düşmanlar saptanarak söz konusu eksenlere yerleştirilmiştir. Bu çalışma IŞİD gibi bir küresel güvenlik tehdidini hakim güvenlik çalışmaları literatürünün dışında ele alarak Uluslararası İlişkiler literatürüne katkı sunmayı amaçlamaktadır.

Dabık dergisiDergilerDüşman+3
İbrahim Akbaş
TOBB Economics and Technology University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Türk Yunan ilişkilerinde adalar, adacıklar ve kayalıklar sorunu

Bu tezin amacı, Doğu Ege Denizi ada, adacık ve kayalıklar sorununu, nedensellik örgüsü içinde çözümlemek ve açıklamaktır. Tez, Doğu Ege Denizi'ndeki ada, adacık ve kayalık sorununun kaynağı nedir sorusu üzerine bina edilmiştir. Bu sorunun cevabını bulma çabalarında tezin ana argümanı şudur:Ada, adacık ve kayalıklar, devletlerin deniz ülkesindeki egemenliklerini genişletebildiğinden Türkiye ve Yunanistan arasındaki ada, adacık ve kayalıklar sorunu bir egemenlik rekabetidir. Bu tezde araştırma yöntemi olarak zaman boyutlu tek vaka incelemesi, araştırma tasarımı olarak da Pierson'un vaka incelemesi tasarımı tercih edilmiştir. Böylece sorunun tarihsel gelişimi neden – sonuç ilişkisini gözeterek açıklanmıştır.

AdalarEge DeniziEge adaları+7
Tunç Aka
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Küreselleşme ve ulus-devletin egemenliği sorunu

21. yüzyıl, 20. Yüzyılın son çeyreği ile şekillenmeye başlayan "yeni dünya düzeni"nin yaşandığı bir dönem olarak karşımıza çıkmaktadır. Küreselleşme olarak nitelendirilen ve tüm dünyayı etkisi altına alan bu süreç dünyayı anonim bir şirket haline getirmeye çalışmaktadır. Bu aşamada bazı kavramlar silinmekte, bazıları aşınmakta, bazıları ise yeni yeni kendine ifade alanı bulmaktadır. Bu kavramlardan biri de küresel dünya çerçevesinde tartışılmaya başlamış ulus-devletin egemenlik yapısıdır. Ulus-devlet kavramı her ne kadar yeni bir kavram olsa da siyasi arenada ve dünya sistemi içerisinde kendine ifade alanı bulmuş önemli kavramlardan biridir. Ancak son yıllarda dünyayı saran küreselleşmenin spesifik etkisi sonucunda ulus-devlet yapısının aşındığına yönelik tartışmalar ortaya çıkmıştır. Özellikle de ulus-devleti oluşturan egemenlik kavramının, çok uluslu şirketlere ve ulus-üstü yapılara devredildiği ve ulus-devletin bu anlamda tartışılmaya başladığı görülmektedir. İkinci Dünya Savaşı sonrasında ulus-devletin barış ve güvenliği sağlayamadığı, ulus-üstü yapıların gerekli olduğu söylemleri yükselmiş ve bu anlamda karşılıklı bağımlılıklar, bölgesel entegrasyonlar, siyasi, sosyal, ekonomik, teknolojik vb. birçok alanda yaşanan iş birlikleri ile dünya farklı boyutları ile tanımlanan yeni bir oluşumun içine girmiştir. Anahtar Kelimeler: Küreselleşme, Ulus-Devlet, Egemenlik, Çok Uluslu Şirketler, Karşılıklı Bağımlılık

Devlet egemenliğiEgemenlikKarşılıklı bağımlılık+4
Sebile Özgez
İstanbul Arel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Hobbes'un politik teolojisi: Siyaset felsefesi bağlamında bir soruşturma

Thomas Hobbes siyaset felsefesi literatüründe adından en çok bahsedilen filozoflardan bir tanesi olmasına rağmen Türkçe literatürde İngiliz filozof üzerine yazılmış nitelikli çalışmaların sayısı neredeyse bir elin parmağı kadardır. Öncelikle Hobbes'un 'modern seküler devletin kurucusu' olduğuna dair bir kanının Türk akademisinde yaygın olarak kabul edilmesi literatürün hem okurunun hem de yazarının ortak problemidir. Bu çalışma Türk akademi tecrübesini bütünüyle dikkate alarak yanlış olduğuna inandığı bir algıyı kökünden tartışmayı hedeflemez. Bunun yanı sıra yukarıda dile getirilen algıyı çalışmanın temel motivasyonu ve ilk öncülü olarak değerlendirip Hobbes'un politik sisteminin sağlıklı bir analizini sunmaya çalışır. Dolayısıyla Hobbes'un politik sisteminde esas amacın ne olduğunu, toplumsal ve felsefi iddialarında neyi veya kimi hedef aldığını açıklamak çalışmanın genelinden çıkarsanabilir. Yukarıdaki varsayım kısaca formülleştirildiğinde temel argümanımız şu şekilde ifade edilebilir: Hobbes'un amacı dini, politik felsefeden elimine etmek değil; bilakis onun geçerli bir yorumunu ortaya koyarak öncelikle kendi yaşadığı dönemdeki çatışmaların çaresini aramaya çalışmaktır. Thomas Hobbes için politik felsefe politik teoloji ile eş güdümlü olarak hareket etmekte ve egemenlik düşüncesi teolojik temsil sorununun dünyevi çözümü haline gelmektedir. Dolayısıyla teolojik olan ile politik olan arasında kurulacak bir bağıntıyı çözümlemek ve egemenlik iddiasını bu bağıntının merkezine yerleştirmek gerekmektedir.

DevletDin felsefesiEgemenlik+7
Abdullah Said Can
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Klasik egemenlik yaklaşımının dönüşümü: Avrupa Birliği üzerine bir çalışma

Egemenlik kavramı gerek pratikte yaşananlarla ve gerekse kuramsal altyapısının oluşumu sürecinde teorik olarak uzun zamanlardan beri devamlı olarak tartışılan bir kavram olarak, sosyal bilimlerin pek çok disiplininde ve uluslararası sistemin hemen her aşamasında ön plana çıkmıştır. Klâsik egemenlik teorileri ve yaklaşımlarına göre egemenlik mutlak, en üstün, bölünmez ve devredilemez bir yapıya sahiptir. Ancak, çağdaş anlamda egemenlik kavramına bakıldığında, devletin egemenlik anlayışının teorik olarak değerini koruduğu ama pek çok hukukî ve fiili sınırlamalara uğrayarak klâsik anlamından uzaklaşıp mutlak, bölünmez ve en üstün olma özelliklerini yitirdiği görülmektedir. Bu dönüşüm kapsamında çalışmamızda, diğer uluslararası ve uluslarüstü örgütlenmelerden farklılık gösteren Avrupa Birliği incelenerek devlet egemenliğine müdahalesinin nasıl değerlendirilebileceği ve üye devletlerin egemenliklerini hangi boyutlarda etkilediği sorgulanacaktır.

Avrupa BirliğiAvrupa BirliğiEgemenlik+1
Türker Demir
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Devlet yönetim sistemlerinin İslam hukuku bağlamında değerlendirilmesi

Bu çalışmada İslam hukuk literatüründe önemli bir yer tutan, imamet, siyasetü's-şer'iyye ve edebü'l-kadı başlıkları altında incelenen devlet yönetimi şekli ve tarihsel tecrübede ortaya çıkmış olan, genel hukuk anlayışına dayalı devlet yönetim şekilleri karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiştir. Çalışmanın giriş kısmında, tezin konusu, amacı ve önemine değinilmiştir. Birinci bölümde, devlet düzenini oluşturan kurallar anlamında genel hukuk teorisi ve İslam hukuku kavramı ile arasındaki ilişki ağı anlatılmakta, genel hukuk teorisine dayalı devlet anlayışı ve İslam hukukuna dayalı devlet anlayışı arasındaki benzerlikler ve farklılıklara değinilmiştir. İkinci bölümde, tarihsel süreçte ortaya çıkan, modern devlet yönetim sistemleri olarak günümüze kadar uygulana gelmiş devlet yönetim sistemleri fikirsel alt yapılarını oluşturan ideolojilere de yer yer değinilerek tanıtılmış ve İslam hukukundaki devlet yönetim sistemi ile karşılaştırmalı bir biçimde değerlendirilmiştir. Sonuç bölümünde ise sonuç ve öneriler ele alınmaktadır.

DevletDevlet anlayışıEgemenlik+4
Ali Altınbaş
Uşak University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessEN

Sovereignty and states' invasion of independent territories: An analysis of the U.S invasion of Baghdadi's residence in Syria

This thesis discusses the relationship between the normative concept of sovereignty and the extent to which the issue of extraterritorial jurisdiction of the international organization and states can hamper or violate international norms and laws all for national interest or for the quest to apprehend terrorist through Military might. This thesis is done using secondary qualitative data to describing the United States role in the killing of Baghdadi in Syria in line with international laws and norms of the United Nations. This research is written in four distinctive chapters. The first chapter is the introductory part of the paper. The second through the third chapters contains the extant literatures of the major concept of the research. The fourth chapter is the conclusion of the paper, followed by the selected references.

United States of AmericaSovereigntyNormlar+7
Frank Iyengunmwena
İstanbul Gelişim University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Siyasal mekân olarak kamp: Egemenlik ve istisna hali

Toplama kampları, yakın tarihimizin en karanlık ve en insanlık dışı uygulamalarından birisi olarak hafızalara kazınmıştır. İlk örneklerinin 19. yüzyıl sonları ile 20. yüzyılın başlarında ortaya çıktığı kamp mefhumu, 100 yılı biraz aşan geçmişi ile siyaset bilimi alanında tam anlamı ile modern bir meseledir. Özellikle İkinci Dünya Savaşı süresince toplama kamplarının neden olduğu acılar ve ölümler, bu uygulama hakkında tüm dünyada bir bilinç oluşmasını sağlamıştır. İkinci Dünya Savaşı sonrası her fırsatta lanetlenen toplama kamplarının yaratılan bu bilinç sayesinde ortadan kalktığı ve böylesine karanlık bir uygulamanın bir daha asla tekrarlanmayacağı umulmuş olsa da çeşitli nedenlerden dolayı kitlelerin tüm insani değerlerinden sıyrılarak kamplarda alıkonulması pratiği günümüze kadar uygulanmaya devam etmiştir. Toplama kamplarının ideoloji, yönetim şekli ve mevcut hukuk sistemi gibi unsurlardan bağımsız olarak var olmaya devam etmesi, kamp olgusunun doğrudan egemenin kararı sonucu ortaya çıktığı düşüncesini de pekiştirmektedir. Gerek hukuk düzeninin topyekûn askıya alındığı istisna hali ilanına gerekse de kampın kendi istisnai yapısına sığınarak, istenmeyen veya tehlikeli olarak değerlendirilen kesimlerin alıkonularak toplumdan soyutlanmasının yolu asla tam olarak engellenememiştir. Bu tez çalışması, tarihteki ilk örneklerinden günümüzdeki uygulamalarına kadar uzanan süreçteki çeşitli örnekler üzerinden kampların her ne kadar farklı şartlarda kurulmuş ve farklı özelliklere sahip olsalar da aynı temele dayanmaları nedeniyle aralarında bir fark olmadığı iddiasını savunmaktadır. Bu temel, kampları var eden istisnai durumdur. Kampların, ortaya çıktığı devletlerdeki yönetim şekli ve ideoloji gibi farklılıklara rağmen var olmaları, egemenin kendisini hukukun üstüne çıkaran kararı ya da hukuk sınırları dışındaki alanlar üzerindeki hâkimiyeti üzerinden açıklanmaya çalışılacaktır. Birinci bölümde istisna hali, kamp ve bu kavramlar ile doğrudan alakalı egemen, egemenlik, siyasal mekân gibi kavramlar ele alınmıştır. İstisna hali kavramının tarihsel dönüşümü ve yapısı ikinci bölümde incelenirken üçüncü bölümde iste istisna halinin ve istisnai durumların kamp uygulaması ile olan ilişkisi çeşitli kamp örnekleri üzerinden açıklanmaya çalışılmıştır.

EgemenlikKamplarKutsal insan+2
Emre Tekin
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Rousseau'nun genel irade kavramı üzerine bir inceleme

Bu çalışmanın odağında Rousseau'nun "genel irade" kavramı bulunmaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde, klasik ve modern dönemde ortaya konulan siyaset kuramları ele alınacaktır; bu bölümde Rousseau'nun kuramını şekillendiren kavramsal tertibatı serimlemek ve polemik halinde olduğu düşünceleri ortaya koymak amaçlanmaktadır. İkinci bölümde ise Rousseau'nun kuramının temel kavramlarından olan genel irade kavramı, ilişkili olduğu diğer kavramlarla birlikte ele alınacak, genel irade kavramının tanımıyla uygulaması arasında tespit ettiğimiz farklılıklar ortaya konulacaktır. Sonuç bölümünde ise genel irade kavramının, Rousseau'nun murat ettiği eşitlikçi ve özgürleştirici siyasal zemini kurmaya hizmet edip etmediği tartışılacaktır.

EgemenlikEşitlikGenel irade+7
İnan Taylan Durdu
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Anayasal dönem olarak yürütmenin güçlendirilmesi eğilimi

Neoliberalizmin, devlet örgütlenmesi ve hukukta egemen birikim rejimi olarak ortaya çıktığı günümüzde, yürütmenin güçlendirilmesi eğilimi gerçeklik olarak hukuk düzeninde yer edinmektedir. Bugün gelinen noktada yürütme erki diğer erklerin neredeyse tamamen önüne geçmiş ve belki de siyasal iktidarın tek kullanıcısı haline gelmiştir. Bu çalışmanın amacı yürütme erkinin geldiği noktanın toplumsal dayanaklarını tespit etmektir. İki bölüm olarak yapılandırılan bu çalışmada, yürütme erki tarihi süreçte üretim ilişkileri ile ilintili olarak ele alınacaktır. Yürütmenin egemenliği kullanan organ olarak düzenlenmeye başladığı, temel hak ve hürriyetler rejiminin ise kategorik olarak anayasal düzeyde düzenlediği 61 ve 82 Anayasaları normatif çerçeve olarak kabul edilmiştir. Birinci bölümde 61 Anayasası ve hakim Fordist birikim rejimi ele alınacaktır. İkinci bölümde ise Poulantzas'ın liberal otoriter devlet teorisi ile 82 Anayasası arasındaki bağlantılar takip edilecektir. Anahtar Sözcükler Yürütmenin Güçlendirilmesi Eğilimi, Temel Hak ve Hürriyetler, Fordizm, Liberal Otoriter Devlet, Egemenlik

EgemenlikFordizmLiberal otoriter devlet+4
Elif Kumru Paksoy
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Memlûk Devleti, Delhi Türk Sultanlığı ve Türkiye Selçukluları'nda Saltanat Nâipliği

Saltanat nâipliği bir müessese olarak her Türk-İslam Devleti'nde mevcut olan bir makam değildi. Bununla beraber var olduğu her devlette de aynı derecede pozisyona ve nüfuza sahip bulunmamaktaydı. Devletlerin merkezine ve eyaletlere tayin edilen saltanat nâiplerinden merkezde yer alan saltanat nâipleri saltanata yakın olmaları sebebiyle eyalet saltanat nâiplerinden farklı olarak iktidar üzerine doğrudan müdahil olabilme şansına sahipti. Çalışmamızın konusunu oluşturan Memlûk, Delhi Türk ve Türkiye Selçuklu Devletleri'nin merkezde yer alan askeri kabiliyete sahip saltanat nâipleri, idari işlerde de tecrübe sahibiydiler. Saltanat nâipleri sahip oldukları bu askeri, siyasi kabiliyetleri ve ayrıca kendilerinde bulunan meziyetleri ile devletlerin yönetim anlayışları çerçevesinde, hizmet ettikleri devletlerin yöneticilerinin başa geçmesinde veya hal edilmesinde belirgin bir şekilde rol oynamışlardır. Hatta onlardan sultanlık makamına dahi çıkanlar mevcuttur. Biz bu çalışma ile belirttiğimiz saltanat nâiplerinin iktidar üzerindeki etkilerini siyasi bağlamda öncesinde müstakil olarak her üç devlet üzerinde örnekleri ile ele aldık. Daha sonra ise bu saltanat nâiplerinin pozisyonlarının ve etkilerinin benzer ve farklı olan yerlerini tespit ederek karşılaştırmalı olarak bir değerlendirmede bulunup bunun akabinde bir sonuca ulaşmaya çalıştık. Anahtar Sözcükler Saltanat Nâipliği Makamı, Saltanat Nâibi, Niyâbet, İktidar, Gulam, Memlûk Devleti, Delhi Türk Sultanlığı, Türkiye Selçuklu Devleti

Anadolu SelçuklularıDelhi-Türk SultanlığıDevlet idaresi+6
Nihal Gezen
Hacettepe University · Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Tohum üzerindeki egemenliğin neoliberal dönüşümü ve karşı hareket

Bu tez çalışması, tohum ve bitki genetik kaynakları üzerindeki egemenliğin neoliberal dönüşüm süreci ile bu dönüşüme karşı gelişen koruyucu karşı hareketler arasındaki ilişkiyi konu almaktadır. Tezin amacı, tohum ve bitki genetik kaynakları üzerindeki çifte hareket arasında nasıl bir ilişki olduğunu bütüncül ve ilişkisel bir analiz ile ortaya koymaktır. Bu amaç doğrultusunda ilk olarak, Karl Polanyi'nin çifte hareket kavramı, tarım ve gıdanın politik ekonomisi ve egemenliğin neoliberal dönüşümü alt başlıklarından oluşan bir kavramsal çerçeve oluşturulmuştur. İkinci bölümde, ilk bölümdeki genel kavramsal çerçeve tohum ve bitki genetik kaynakları özelinde ele alınarak tohum üzerindeki metalaşma ve egemenliğin neoliberal dönüşümü ile bu dönüşümün etkileri incelenmiştir. Üçüncü bölümde bu etkilere karşı ortaya çıkan uluslararası ve ulusal boyuttaki karşı hareket, farklı pratik ve söylemleriyle uluslararası örgütleri, devletlerin yasal düzenlemelerini, sivil toplumca geliştirilen inisiyatifleri kapsayacak şekilde örneklendirilmiştir. Bu tez çalışması, tohum ve bitki genetik kaynakları üzerindeki çifte hareket arasındaki ilişkinin ilk bölümde açıklanan neoliberal gıda rejimi üzerine üç ana yaklaşımdan biri olan Harriet Friedmann'ın kompleks yaklaşımını doğruladığı sonucuna ulaşmıştır. Bu yaklaşıma göre, söz konusu çifte hareket içerisindeki karşılıklı ilişki, çok aktörlü ve çok düzeyli kompleks bir yapı içerisinde şekillenmektedir ve bu yapı içerisindeki aktörler birbirleri ile sürekli bir etkileşim içerisinde değişip gelişmektedirler.

EgemenlikGıda rejimleriGıdalar+7
Hatice Kırantepe
Ege University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Uluslararası hukukta devletlerin egemen eşitliği ilkesi

1648 Westphalia Andlaşmaları ile devletlerin egemen eşitliği ilkesi uluslararası hukukun temel bir ilkesi olarak tesis edilmiş, BM Şartı da dahil olmak üzere bir dizi çok taraflı uluslararası anlaşmada ve uluslararası hukuki ilişkiler uygulamasında yer almıştır. Günümüzde devletlerin egemen eşitliği ilkesi, uluslararası hukukun iki ayrılmaz ilkesinin birleşiminden oluşan bağlayıcı bir uluslararası hukuk normudur: devlet eşitliği ve devlet egemenliği. Egemen eşitlik ilkesi, tüm devletlerin egemen eşitliğe sahip olduğunu, ekonomik, siyasi, sosyal veya diğer nitelikteki farklılıklardan bağımsız olarak eşit hak ve görevlere sahip olduklarını ve uluslararası toplumun eşit üyeleri olduğunu teyit eder. Tez araştırmasının amacı, devletlerin egemen eşitliği ilkesinin hukuki içeriği ve modern uluslararası hukuk ilişkilerindeki uygulamasını değerlendirmektir.

Devlet egemenliğiEgemen eşitlikEgemenlik+2
Hanse Büşra Küçük
Bahçeşehir University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

İradeci ve zorunlulukçu yaklaşımlar ekseninde hukukun kaynağı

İnsanlar, yüzyıllar boyunca, tabi oldukları toplumsal kuralların kaynağını toplumun dışında aşkın ve kutsal varlıklarda aradılar. Bu aşkın ve kutsal varlık/varlıklar ne olarak adlandırılırsa adlandırılsın (Tanrı, tabiat, kutsal atalar vb.) hukuk her zaman bu tabii güçlerin yaratısı olarak kabul edildi. Tabii hukukçu bu aşkınlaştırmanın sonucu olarak insanlar ancak bu kutsal ve değişmez kurallara aykırı olmayan yasalar yapabilirdi. Orta Çağ'ın sonunda, bireyi merkeze alan modern düşüncenin galebe çalmasıyla birlikte, tabii hukuk yerini insan yapımı ya da pozitif hukuka bırakacak ve hukuka yapılan aşkın ve kutsal göndermeler son bulacaktır. İnsan artık kendi hukukunun yaratıcısına dönüşmüştür ve bunu kendi özgür iradesiyle gerçekleştirmektedir. Hukukun kaynağında artık aşkın değil, dünyevi bir güç vardır. Bu dünyevi güç mutlak monarşilerin hüküm sürdüğü modernitenin başında monark olarak belirirken modernitenin ilerleyen aşamalarında, toplum sözleşmesi teorilerinin de etkisiyle, yerini ulusa bırakacaktır. Siyasi iktidar ve hukuk kaynağını artık ulusun özgür iradesinde bulur. Hukukun bu şekilde iradi bir yaratım olarak sunulması tabii hukukçulukla modern iradeci pozitivizmi yan yana getirecektir. Her iki yaklaşımda da hukuk özerk bir yaratıcı iradenin tasarrufu olarak sunularak idealize edilmekte ve hukuki fenomenin temelinde yer alan zorunluluklar görmezden gelinmektedir. Hukukun kaynağına iradeyi yerleştiren yaklaşımların karşısında, aşkın ya da dünyevi herhangi bir iradenin hukuk yaratamayacağını savunan, zorunlulukçu yaklaşımlar vardır. Zorunlulukçu yaklaşımlara göre hukuk toplumdan özerk ve üstün değil, zorunluluklar tarafından belirlenen ve sosyalliğe içkin bir fenomendir. Bu çalışmanın amacı hukuku güç ilişkileriyle ve bu güç ilişkilerini belirleyen zorunluluklarla açıklayan yaklaşımlara, antropolojik çalışmalar ışığında, bir katkı sunmaktır. Bu, aynı zamanda, egemenlik kuramı ve bu kurama eklemlenen toplum sözleşmesi kuramlarıyla hukukun kaynağını dünyevi özerk bir iradede bulan modern hukuki söylemin de eleştirisidir.

AntropolojiDoğal hukukEgemenlik+4
Rıza Adıgüzel
Ankara University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Uluslararasılaşan burjuva iktidarının bir işlevi olarak egemenlik: Irak'ta 2003 işgali sonrası devletin yeniden biçimlendirilmesi

Bu tez, egemenlik kavramının dönüşümünü devlet, uluslararası işbölümü ve uluslararası hukuk eksenleri aracılığıyla ve ABD liderliğindeki Koalisyon Güçleri tarafından 2003 yılında gerçekleştirilen Irak'ın işgali ve askeri müdahale sonrası üzerine bir vaka çalışması yardımıyla analiz etmeyi amaçlamaktadır. Tezin çatısını oluşturan üç kısım, egemenliğin dönüşümünü açıklamak ve yorumlamak için elzem olan boyutlara tekabül etmektedir. Her kısım, çeşitli soyutlama düzeylerine ayrılan üç bölümden oluşmaktadır: Kuram, konjonktür ve moment (uğrak). Tüm kısımların ilk bölümleri, tezin yaklaşımının ana kavramsal çerçevesini tanımlayan kuramsal tartışmalara ve argümanlara odaklanmaktadır. İkinci bölümler, egemenliğe ilişkin yukarıda belirtilen eksenlerin tarihsel dönüşümünü açıklamayı amaçlamakta ve konjonktür, yani egemenliğin biçim ve içeriğinin somut koşullarını belirleyen yapı ve bu bağlamda cereyan eden olgu ve olayları irdelemektedir. Üçüncü bölümler, işgalin gerçekleştiği momente dair genel bir anlayışa ulaşmak için ayrı kısımlar altında devlet, uluslararası işbölümü ve uluslararası hukuk üzerinde yoğunlaşan Irak toplumsal formasyonunun tarihsel bir irdelemesini sunmaktadır. Burjuvazinin iktidarının bir işlevi olarak egemenliğin dönüşümünün izlenebileceğini savlayan tezin analizinde tarihsel materyalist (özellikle yapısal Marksist) bir bilimsel yaklaşım açığa çıkmaktadır. Tezin inceleme nesnesi olarak egemenliğin dönüşümünün, kapitalist devlet biçiminin uluslararasılaşması (birinci bölüm); yeni bir uluslararası işbölümünün ve kolektif emperyalizmin ortaya çıkışı (ikinci bölüm); egemenliğin dönüşümünün açık hale geldiği uğrak olarak Irak'ın 2003'teki işgaline ve ardından anayasa yapım sürecine alan açan uluslararası hukuktaki değişiklikler (üçüncü bölüm) aracılığıyla açıklanması için verimli bir zemin sağlamaktadır.

EgemenlikEmperyalizmGüç kullanımı+4
Göksu Uğurlu
Ankara University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessEN

The Tuaregs and rebellion in Mali: The 2012 Rebellion and French military intervention

The Tuaregs, a normadic group occupying the north of Mali had rebelled against the Malian state since 1963, only 3 years after Mali gained independence from the French. The group again rebelled in 1990 against the Malian government, and ever since then the Malian state has found itself in constant confrontation with the group and has remained in one negotiation or the other with the group until the outbreak of the 2012 rebellion that saw the intervention of France. The 2012 rebellion appeared to have differed from previous rebellions in that certain transnational group along with the Tuaregs rebelled against the Malian state. The Malian state's inability to stop the rebel advance resulted in the request by the Malian president for Paris to intervene. This research seeks to find out why France intervened in the 2012 conflict in Mali? The intervention can be viewed from two perspectives; the French perspective, which can be explained in terms of security threat to French economic interests not only in Mali but also in neighboring states like Niger, where France is seen to have invested heavily in various sectors of its economy, and the Malian perspective, which is explained in terms of the weakness of the Malian state and the eminent threat posed by the rebel groups, and the inability of the state to counter the offensive of the rebel groups which threatened stability in the region and the need to avoid what Paris termed as the emergence of a terrorist state in the Sahel region. Keywords: Mali, Tuaregs, France, Intervention, UN, Negative Sovereignty.

Military interventionState sovereigntySovereignty+5
Yusuf İbrahim Gamawa
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2015
00
Master'sOpen AccessEN

Refraiming freelancing for difference: Towards a post-fantasmatic politics of work and class

This thesis studies freelancing as a distinct form of employment and provides a critical account of the reigning neoliberal discourses on freelancing, as well as of the working and living experiences of freelancers in order to rethink class politics under conditions of precarity. Freelancing condition is argued to be an overdetermined result of various processes, including neoliberal restructuring of the labor markets, neoliberal discourses on economic subjectivity, and the desires of freelancers to articulate and negotiate the variety of problems that they encounter in their workplaces and establish alternative ways of working and living. In the entrepreneurial neoliberal discourse, freelancing is imagined to involve having a sovereign existence in having control over one's working conditions, not bound by the constrains of time and place. The thesis also analyses the psychic impact of this discourse of sovereignty on freelancers, pointing to its political implications. Then, an analysis of freelancing experience is provided in relation to the debates on class and work. The study aims at not only contributing to a critical discussion of the neoliberal discourses on freelancing, but also opening up space for rethinking class politics under conditions of insecurity and flexibility. The final chapter gives an account of such an attempt by looking at the experiences of self-organizing freelancers in a common space called Dünyada Mekân (A Place in the World) and a network of solidarity called Ofissizler (The Officeless) in Istanbul.

SovereigntyWork freelanceWork+4
Özlem İlyas
Boğaziçi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessEN

An analysis of the responsibility to protect in relation to sovereignty and power

This study aims to analyze the United Nations' (UN's) concept of Responsibility to Protect by relating it to sovereignty and power in international relations. The concept discusses the limits of sovereignty in cases of atrocities. However, the concept's practice has conditions for the five permanent members of the Security Council that include not using their veto power. The roles and involvements of these five states in the concept, and the issues surrounding the concept are decisive. They illustrate the state's influence on international structure and principles. In this case, the sovereignty is related to responsibility as concept describes while decisions surrounding a situation are made by sovereign states. Thus, the concept faces differences in principle and in practice. The mission of preventing atrocities and understanding sovereignty as a responsibility in this perspective is shaping actions. The five permanent members of the Security Council determine military interventions by using the argument of the concept unilaterally, it will be detailed in the last chapter. However, these actions also include the interests of the five states, and while using the reasoning of the concept, these actions have also caused atrocities. In these cases, changes in the balance of international power are decisive in the practice of the concept. The Responsibility to Protect concept includes remarkable missions for humanity, however, practicing of the concept relies on sovereign state actions and it includes power dynamics.

United NationsUnited Nations Protection ForceSovereignty+4
Cem Oğuz Kar
Boğaziçi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Egemenlik kavramının güce yansıması ve uluslararası hukuk ışığında İran-İsrail nükleer güç rekabeti

Uluslararası sistemde egemen devletler arasında çeşitli rekabetler bulunmaktadır. Bu rekabetlerden birisi de Orta Doğu bölgesinde bulunan İran ve İsrail arasındaki nükleer rekabettir. Bu çalışmanın amacı İran-İsrail nükleer güç rekabetini uluslararası hukuk çerçevesinde değerlendirilmesi ve aynı zamanda bu rekabetin realist kuram temelinde egemenlik, güç kavramlarıyla incelenmesidir. Bu amaç doğrultusunda ilk olarak "Egemenlik Kavramı ve Kavramın Doğal Dönüşümü" başlığı altında kavramın gelişimi incelenmekte ayrıca egemenliğin güç kavramıyla bağlantısı ve devleti ana aktör olarak kabul eden realist teori üzerinde durulmaktadır. İkinci olarak "Uluslararası Hukuk" başlığı ile uluslararası hukukun uluslararası sistem ile birlikte değişimi ve devletler üzerindeki etkileri incelenmektedir. İzleyen bölümde "İran-İsrail Nükleer Güç Durumları" başlığı altında iki devletin nükleer faaliyetlerine ve aralarındaki rekabetin nedenlerine değinilmektedir. Ardından uluslararası hukukun ve uluslararası sistemin bu rekabete yaklaşımı incelenmektedir. Bu çalışmanın odağında yer alan Orta Doğu'nun iki önemli devleti İsrail ve İran egemenliklerini kullanarak nükleer güç sahibi olmak üzere programlar geliştirmişlerdir. Bu programlar devletlerin egemenliğini sınırlayıcı niteliğe sahip uluslararası hukuka aykırılık oluşturmaktadır. İsrail nükleer güç olma hedefini gerçekleştirirken uluslararası toplumun engelleme ve yaptırımlarıyla karşılaşmazken, İran ise yaptırımlara uğramıştır. Bunun nedeni başta ABD olmak üzere güce dayalı uluslararası sistemin başat aktörlerinin iki ülkeye yönelik farklı tutumlarının bulunmasıdır hipotezine dayanmaktadır. Hipotezi doğrulamak için şu sorulara yer verilmiştir: Egemenlik, güç elde etmenin yolunu ne ölçüde açıyor? Ulus-devlet kavramının uluslararası sistemde devletlere getirisi nelerdir? Uluslararası hukuk kurumları İran-İsrail nükleer güç rekabetinde nasıl bir yol izlemektedir? Anahtar kelimeler: Egemenlik, uluslararası hukuk, nükleer güç, İran-İsrail, uluslararası sistem

EgemenlikGüçNükleer güç+5
Sem Çamlıdağ
Muğla Sıtkı Kocman University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Tanzimat döneminin sonuna kadar Osmanlı Devletinde padişahlık makamı

Türkler, tarih içerisinde farklı devletler kurarak varlıklarını sürdürmüşlerdir. Türklerin kurmuş olduğu devletlerde yönetim devlet başkanı ve yardımcıları ile sağlanmıştır. Eski Türk devletlerinde bu kişi kağan, han gibi unvanlar almıştır. İslamiyet'in kabul edilmesiyle birlikte hükümdar; sultan, padişah, halife gibi unvanlar kullanılmıştır. Türklerin kurmuş olduğu en uzun soluklu devletlerden biri olan Osmanlı devleti başlamıştır. Osmanlı devletinde güçler ayrılığı ilkesi mevcut olmadığı için devletin, başlangıçta bir beylik olarak ortaya çıkmıştır. Eski Türk gelenekleri ve İslami öğelerle harmanlanan devlet anlayışı Fatih döneminden itibaren değişmeye yasama, yürütme ve yargılama fonksiyonu padişahın tekelinde toplanmıştır. Ancak Fatih, merkezi bir devlet kurmak adına padişahın bu yetkilerini vezir-i âzâm, dîvân-ı hümâyun ve diğer devlet adamlarına devretmiştir. Padişah bu yetkilerini yine de eski Türk gelenekleri ve şer'i hükümler çerçevesinde kullanmaya devam etmiştir. Devlet düzeninde bozulmaların başlamasıyla birlikte yenileşmeye ihtiyaç duyulmuştur. Padişahlar Batı'nın üstünlüğünü kabul ederek askerî alan başta olmak üzere birçok alanda yenilikler yapmışlardır. Özellikle bu dönemde divanın yerini alan Meşveret meclisleri, yeni kurulan nazırlıklar ve diğer meclisler parlamentarizm alanında atılan önemli adımlar olmuştur. Padişahlık makamı, yine bu dönemde devlet kademesinin en tepesinde yer alan güç olarak varlığını korumuştur. Ancak Tanzimat ve Islahat Fermanları ile padişah kendi iradesiyle egemenliğini reaya lehine sınırlandırmıştır.

Osmanlı DevletiPadişahlarSaltanat+1
Merve Ünal Açıkgöz
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'deki televizyon kanallarında yayınlanan "Evlilik Programlarında" egemen evlilik değerlerinin yeniden üretimi

Bu çalışma ticari televizyon kanallarında yayınlanan evlendirme programlarında, hâkim evlilik değerlerinin yeniden, nasıl üretilip dönüştürüldüğünü sorunsal olarak belirlemiştir. Kültürel çalışmalar sorunsalıyla üretilen bu çalışma, medya metinlerindeki ideolojik yeniden üretimi metin analizi yöntemiyle analiz etmiştir. Medyanın sahiplik yapısının medya içeriklerini magazinleştirmesi neticesinde üretilen evlilik programları, çalışmada eleştirel ekonomi politik yaklaşıma da vurgu yapılmasını gerekli kılmıştır. Çalışmanın ilk bölümünde medyanın kapitalist üretim tarzı içerisinde nasıl yapılandığı sorgulanmış, bu çerçevede küreselleşme, deregülasyon ve neoliberal politikaların medya alanındaki uygulamaları, Türkiye medyasında tekelleşme, standartlaşma ve tektipleşme konuları ele alınmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde ilk insan topluluklarından günümüze kadar gelen süreçte aile ve evliliğe ilişkin literatür incelenmiştir. Ardından Osmanlı/Türk toplumunda geleneksel ve modern aile yapıları tarihsel bağlamda ele alınarak eş seçimini etkileyen faktörler ortaya konulmuştur. Çalışmanın son bölümünde ise medyada artan magazinleşme eğilimleri ve kadın kuşağı programları tartışılmıştır. Çalışmanın analiz kısmında, Türkiye'deki televizyon kanallarında yayınlanan evlilik programlarından en çok izlenen ve popüler olan iki tanesi seçilmiştir. Bu bölümde 2015 yılında Fox Tv kanalında yayınlanan "Esra Erol'la" isimli ve Show Tv kanalında yayınlanan "Evleneceksen Gel" isimli evlilik programlarından amaçlı örneklem olarak seçilen, her iki kanaldan eşit sayıda olmak üzere toplam 12 program analiz edilerek, hâkim evlilik değerlerinin ideolojik olarak nasıl üretildiği metin analizi yöntemiyle çözümlenmiştir. Bu çerçevede Türkiye'de egemen olan modern ile gelenekselin iç içe geçtiği karmaşık kültürel değerlerin evlilik programlarında yeniden üretildiği sonucuna varılmıştır.

DeğerlerEgemenlikEvlilik+7
Alper İşleyen
Anadolu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Deniz egemenliği teorisi çerçevesinde Güney Çin Denizi sorunu

Günümüzde Küreselleşme ile değişen güç dengeleri kendini büyük devletler arasındaki çatışmalarda askeri, politik ve ekonomik olarak göstermektedir. Bu bağlamda özellikle deniz ulaştırma yollarının devletler için büyük güç olma arzusu üzerindeki etkisi Güney Çin Denizi sorunu özelinde incelenecektir. Kökleri geçmişe dayanan ve uzun bir süre bölgesel olarak kalan Güney Çin Denizi sorunu Çin'in bölgeyi kendi iç denizi olarak ilan etmesi ve özellikle önemli bir ticaret hattı olan bu bölgede tek kuşak tek yol projesi ile merkezinde kendisinin olduğu büyük bir ekonomik ve ticari iş birliği girişimi başlatması ile öncelikle ABD'nin ilgisini çekmiş ve uluslararası boyuta taşınmıştır. Deniz gücü, devletler için özellikle kıtalararası ticaret yollarının kullanılmaya başlaması ile büyük güç olmanın en önemli aracı haline gelmiştir. Günümüz dünyasında bu gücü elinde bulunduran ABD, Çin'in Güney Çin Denizi'ni de kapsayan büyük ekonomik ve ticari girişimi ile bu konudaki tekelini kaybetme tehlikesi ile karşı karşıya kalmıştır. Bu sebeple bölgedeki çatışmayı besleyerek Çin karşısındaki diğer iddiacı devletlerle taraf olmuştur ve soruna kendi müdahiliyetini meşrulaştırarak Çin tehdidini engellemeye çalışmaktadır. Bu tezde Güney Çin Denizi'nin ABD ve Çin arasındaki küresel güç yarışındaki rolü ve önemi Deniz Egemenliği Teorisi çerçevesinde incelenecektir.

Amerika Birleşik DevletleriBölgesel egemenlikDeniz Hakimiyeti Teorisi+6
Hazal Arslan
Kütahya Dumlupınar University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma suçu

Türk Ceza Kanunu m. 302'de düzenlenen devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma suçu, Türkiye Cumhuriyeti'nin fiziki ve hukuki varlığına saldırı teşkil eden fiilleri cezalandırmaktadır. Bu sebeple de Devlet'in, suçla mücadeledeki en etkili araçlarından biridir. Bu etken araç, özellikle günümüzde, artan terör saldırıları karşısında ayrı bir önem kazanmaktadır. Madde, Devlet'in ülke, millet ve egemenlik unsurlarına yönelik saldırıları bertaraf etmek için getirilmiştir. Ancak yaptığımız ön araştırma neticesinde maddenin hem içerik hem de uygulanış açısından eksiklikler içerdiğine dair kanaat oluşmuştur. Bu çalışma, işte bu kanaatin bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Çalışmamızda, ilgili maddenin tarihi ve teorik gelişimi ile pratikteki uygulanışı hakkında bilgiler verilmiştir. Bunun yanında, maddenin eksik kaldığını düşündüğümüz noktalarını giderebilecek fikirler ortaya konulmuştur. Bunu yaparken insanı esas alan modern ceza hukuku görmezden gelinmemiş ve ama Devlet'in menfaatleri ön planda tutulmuştur.

BağımsızlıkDevletDevletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak+2
Ali Nuri Öztürk
Yeditepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Bir gelecek inşası olarak egemenlik ve küreselleşme

Tezin ilk bölümünde egemenlik kavramının genel çerçevesi ele alınmakta, egemenliğin tanımı, güç-iktidar gibi bazı kavramlarla olan ilişkisi ve sınıflandırılması incelenmektedir. İkinci bölümde egemenliğin doğuşu ve gelişimi çerçevesinde mutlak egemenlikten sınırlı egemenliğe geçiş ve halk-ulus egemenliklerinin tarihsel arka planı incelenmektedir. Üçüncü bölümde ise küreselleşen dünyada egemenliğin nasıl bir hal aldığı, egemenliğin bölünmezlik ile devredilemezlik ilkelerinin küresel süreçteki aşınmaları incelenmektedir. Tüm bu incelemeler yapılırken çalışmanın ana eksenini; egemenliğin bir hakikat olmadığı, modern devlet anlayışı kapsamında tanrısız bir sistem tanımlayabilmek için zorunlu olarak ihtiyaç duyulan, bir anlamda tanrısız teolojinin tanrısal karşılığını oluşturmak için tasarlanan bir söylem olduğu düşüncesi oluşturmaktadır.

DemokrasiEgemenlikKüreselleşme+5
Muhammet Metin Adıgüzel
Kütahya Dumlupınar University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00

Related subjects