Stigmatization
106 theses under this subject heading
İnfertil kadınlarda stigma algısının emosyonel sorunlara etkisi
Bu çalışma infertil kadınlarda stigma algısının emosyonel sorunlara etkisinin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı kesitsel tipte yapılmıştır. Araştırma, Çorum Hitit Üniversitesi Erol Olçok Eğitim ve Araştırma Hastanesi Üremeye Yardımcı Tedavi Merkezi (ÜYTM)'nde, Ekim 2019-Aralık 2019 tarihleri arasında olasılıksız örnekleme yöntemlerinden rastlantısal örnekleme yöntemi ile seçilen toplam 120 primer infertil kadın oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında "Kişisel Bilgi Formu (KBF)", "İnfertilite Damgalanma Ölçeği (İDÖ)", "Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ)", "Durumluk ve Sürekli Anksiyete Ölçeği (DSAÖ)" uygulanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde Mann Whitney U, T, Kruskal Wallis ve Spearman's rho korelasyon testi kullanılmıştır. Çalışmamızda, İDÖ ölçeği puan ortalamasına göre infertil kadınların orta düzeyde damgalanma (47,34±21,91) hissettikleri belirlenmiştir. İnfertil kadınların İDÖ alt boyut puan ortalamalarına ilişkin dağılımlar incelendiğinde ise toplumsal damgalanma (14,78±8,24) ve sosyal geri çekilme (13,28±5,84) alt boyutlarına ilişkin puan ortalamalarının daha yüksek olduğu bulunmuştur. Kadınların %67,5'inin minimal depresyon, %56,7'sinin orta derecede durumluk anksiyete ve %71,7'sinin orta derecede sürekli anksiyete yaşadığı tespit edilmiştir. İnfertil kadınların İDÖ toplam puan ortalaması ve İDÖ alt boyut puan ortalamaları ile BDÖ, DAÖ ve SAÖ puan ortalamaları arasındaki fark istatistiksel olarak önemli bulunmuştur (p<0,05). Sonuç olarak, çalışmamızda infertil kadınlarda stigma algısı ile BDÖ, DAÖ ve SAÖ puan ortalamaları arasındaki ilişkinin güçlü derecede pozitif yönlü olduğu tespit edilmiştir (p<0,05). Anahtar Kelimeler: İnfertil kadın, stigma algısı, depresyon, anksiyete
Psikotik bozukluk tanısı olan hasta ailelerinde içselleştirilmiş damgalanma ve aile yükü
Amaç: Psikotik bozukluk tanısı olan hastaların ailelerinde gözlemlenen aile yükü ve içselleştirilmiş damgalama eğilimleri, hasta yakınlarının psikolojik iyi oluşunu ciddi şekilde etkileyebilen faktörler olarak ortaya çıkar. Bu olumsuz etkiler, aile atmosferini zehirleyerek, psikoz hastalarının tedaviye uyumunu, işlevselliğini ve hastalığın seyrini dolaylı yoldan etkileyebilir. Bu faktörler, psikotik hastalıkla başa çıkmanın değerlendirilmesinde kritik bir rol oynayan faktörlerdir. Bu çalışma, algılanan aile yükünün artmasının kendini damgalama düzeylerini artırma olasılığını araştırmayı amaçlamaktadır. Ayrıca, bu çalışmanın sonuçlarına dayanarak aile yükünü azaltmaya ve kendini damgalama düzeylerini düşürmeye yönelik müdahaleler geliştirmek için öneriler sunmayı amaçlamaktadır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma, Hitit Üniversitesi Erol Olçok Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne bağlı Toplum Ruh Sağlığı Merkezi'nde takip edilen ve araştırmaya dahil edilme ölçütlerini karşılayan 87 psikotik bozukluk tanısı almış hasta yakını üzerinde yapılmıştır. Araştırmamız, kesitsel ve nicel bir yöntemle gerçekleştirilmiştir. Katılımcılardan alınan Aydınlatılmış Onam Formu' na ek olarak, Sosyodemografik Veri Formu, Kendini Damgalama Ölçeği – Aile (KDÖ-A) ve Algılanan Aile Yükü Ölçeği (AAYÖ) uygulanmıştır. Toplanan veriler, uygun istatistiksel yöntemler kullanılarak IBM SPSS 22 paket programıyla analiz edilmiştir. Bulgular: Araştırmaya dahil edilen hasta yakınlarının %66.7'si (58 kişi) kadın, %33.3'ü (29 kişi) ise erkekti. Hastaların %26.4'ü (23 kişi) kadın, %73.6'sı (64 kişi) erkekti. Hastaların tanıları incelendiğinde, %64.4'ü (56 kişi) şizofreni, %21.8'i (19 kişi) şizoaffektif bozukluk ve %13.8'i (12 kişi) atipik psikoz tanısı almıştır. Hastaların ortalama hastalık süresi yaklaşık 19.28 yıl olarak bulunmuştur. Hastalık süresi, hasta yakını yaşı ve eğitim düzeyi Kendini Damgalama Ölçeği-A ile anlamlı ilişkili bulunmuştur. Evdeki kişi sayısı, hastanın günlük ihtiyaçlarını karşılama düzeyi, eğitim düzeyi ve sosyal destek varlığı ise Algılanan Aile Yükü Ölçeği ile anlamlı ilişkili bulunmuştur. Hasta yakınlarına ait Kendini Damgalama Ölçeği 'nin toplam puanı V ortalama 25.66 iken Algılanan Aile Yükü Ölçeği 'nin toplam puanı 27.97 olarak belirlenmiştir. Algılanan Aile Yükü Ölçeği ile Kendini Damgalama Ölçeği-Aile toplam puanı (p:0.002), değersizlik algısı (p:0.007) ve toplumsal çekilme (p:0.001) alt boyutları arasında pozitif yönde zayıf bir ilişki tespit edilmiştir. Bununla birlikte, AAYÖ ile KDÖ-A'nın hastalığın gizlenmesi alt boyutu arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (p:0.297). Tartışma-Sonuç: Algılanan Aile Yükü Ölçeği ile Kendini Damgalama Ölçeği Aile toplam puanı ve alt boyutları arasında, değersizlik algısı ile toplumsal çekilme arasında bir ilişki tespit edilmiştir. Bu sonuçlar, aile yükü ile damgalama arasındaki karşılıklı etkileşimi göstermektedir. Öte yandan, AAYÖ ile KDÖ-A arasında hastalığın gizlenmesi alt boyutu arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. Bu durum, hastaların uzun yıllardır psikotik bozukluk tanısına sahip olmaları ve çevrelerince zaten bu durumun bilinmesiyle açıklanabilir. Araştırmada yer alan katılımcıların uzun süre boyunca psikotik bozuklukla başa çıkmaya çalıştıkları ve bu durumun kronik hale geldiği sonucuna ulaşmak mümkündür. Psikotik bozukluk hastalarının yakınları için aile yükünü ve damgalamayı azaltıcı müdahalelerin sağlık profesyonelleri tarafından uygulanması, bu faktörlerle ilişkilendirilen durumların göz önünde bulundurulması ve kronik psikotik bozukluk yönetiminde ele alınması gereken önemli konulardır. Anahtar Kelimeler: Damgalanma, algılanan aile yükü, psikotik bozukluklar
Ruh sağlığı birimine başvuran bireylerin içselleştirilmiş damgalama düzeyleri ile sağlık kontrol odağı inançları arasındaki ilişki
Bu çalışmanın amacı ruh sağlığı bozukluğu tanısı almış kişilerin sağlık kontrol odağı inançları ile ruhsal hastalıklara yönelik damgalamayı içselleştirme düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi ve sağlık kontrol odağı inancının kendi kendini damgalama düzeyi üzerinde etkisinin saptanmasıdır. Bu amaçla araştırmaya Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı'na başvuran 159 katılımcı araştırmaya dahil edilmiş, karıştırıcı etkinin önlenmesi amacıyla adli kurul ve sağlık kurulu hastaları çalışmaya alınmamıştır. Araştırmada Çok Boyutlu Sağlık Kontrol Odağı Ölçeği ve Ruhsal Hastalıkların İçselleştirilmiş Damgalanması Ölçeği veri toplama araçları olarak kullanılmıştır. Bu çalışmada elde edilen verilen aşamalı çoklu doğrusal regresyon analizi ile değerlendirilmiştir. Sonuç olarak; hastaların kendi kendilerini damgalama düzeylerini en iyi şans kontrol odağı inancının yordadığı bulunmuştur. Şans sağlık kontrol odağı inancı ile iç sağlık kontrol odağı inancının kendini damgalama puanları ile ilişkisi olduğu görülmüştür. Buna göre, şans sağlık kontrol odağı inancı yüksek bireylerin içselleştirilmiş damgalama puanları yüksek, iç sağlık kontrol odağı inancı yüksek bireylerin kendini damgalama puanlarının düşük olduğu saptanmıştır. Ayrıca veri toplama araçlarından alınan puanlarla, hastaların demografik özellikleri ve hastalık tanıları ile aldıkları tedavi ilişkisi de araştırma kapsamında incelenmiştir. Elde edilen bulgular alanyazın ışığında tartışılmış, araştırmanın sınırlılıkları ve gelecek çalışmalara yönelik öneriler çalışma sonunda sunulmuştur.
Bipolar bozukluk tanısı almış hastaların yakınlarındaki damgalanma ve hastayı damgalama düzeylerinin ilişkisinin demografik ve klinik özellikler çerçevesinde incelenmesi
Çalışmanın amacı, bipolar bozukluğu olan hastaların yakınlarının hissettikleri damgalanma düzeyi ile hastayı damgalama düzeyleri arasındaki ilişkiyi incelemektir. Bunun yanı sıra, hasta yakınlarının damgalanma ve hastayı damgalama düzeylerinin hangi demografik ve klinik özelliklere göre değişim gösterdiğini tespit etmektir. Araştırmanın örneklemini Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Psikiyatri Polikliniği'ne başvuran bipolar bozukluk tanısı almış hastaların yakınları oluşturmaktadır. Araştırma kapsamında 18-65 yaş aralığından 124 hasta yakınına ulaşılmıştır. Katılımcılara sırasıyla hastalar için oluşturulan demografik bilgi formu ve klinik özellikler formu, hasta yakınları için oluşturulan demografik bilgi formu, Ruhsal Hastalığa Yönelik İnançlar Ölçeği ve Şizofreni Hastalarının Yakınları İçin Damgalanma Ölçeği uygulanmıştır. Bulgular, hasta yakınlarının kendini damgalanmış hissettiği ölçüde hastayı damgaladığı yönündedir. Hasta yakınlarının Ruhsal Hastalığa Yönelik İnançlar Ölçeği'nden ve Şizofreni Hastalarının Yakınları İçin Damgalanma Ölçeği'nden aldıkları puanlar arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Hasta yakınlarının cinsiyeti, yaşı, medeni durumu, eğitim düzeyi, gelir düzeyi, çalışma durumu, hayatının çoğunu geçirdiği yer, hastaya yakınlığı, hastaya bakım verme süresi, daha önce bakım verme deneyimi olup olmadığı damgalama ve damgalanma düzeylerini etkilemektedir. Hastaların cinsiyeti, yaşı, medeni durumu, eğitim düzeyi, gelir düzeyi, çalışma durumu, hayatının çoğunu geçirdiği yer, hastalık süresi, hastaneye yatış sayısı, atak sayısı, atakların şiddet düzeyi ve tedavi şekli hasta yakınlarının damgalama ve damgalanma düzeylerini etkilemektedir. Çalışma sonucunda bipolar bozukluğu olan hastaların ve onların yakınlarının damgalanma düzeylerini etkileyen demografik ve klinik özelliklerin neler olduğu görülmüştür. Psikiyatrik hastalıklara yönelik damgalama ile mücadele programlarının, bipolar bozukluk nezdinde yapılan bu çalışmanın bulguları ışığında yeniden yapılandırılması ve etkin müdahale stratejilerinin geliştirilmesi gerekmektedir.
Hemşirelerin COVID-19 geçirme durumlarına göre damgalanma, anksiyete ve bilgece farkındalık düzeylerinin mesleki yaşantılarına etkisi
Bu araştırma hemşirelerin COVID-19 geçirme durumlarına göre damgalanma, anksiyete ve bilgece farkındalık düzeylerinin mesleki yaşantılarına etkisini belirleme amacıyla yapıldı. Bu araştırma Tanımlayıcı-Karşılaştırma çalışmasıdır. Çalışma 15/05/2021 – 30/08/2021 tarihleri arasında Bursa Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi Dahili ve Cerrahi Kliniklerde çalışan dahil etme kriterlerine uygun 252 hemşire ile gerçekleştirildi. Araştırmadaki veriler, Sosyodemografik bilgiler, COVID-19 ile ilgili sorular ve COVID-19 Pandemisin Mesleki Yaşantıya Etkisi Envanteri (MYEE) bölümlerinden oluşan bir anket formu ve Koranavirüs Anksiyete Ölçeği (CAS; coronavirus anxiety scale), Toronto Bilgece Farkındalık Ölçeği (TBFÖ) kullanılarak toplandı. Elde edilen veriler Statistical Package for Social Science for Windows (SPSS) 23 programında yüzdelik dağılımlar, ortalamalar, Mann-Whitney U testi, ki-kare testi, t testi, Anova testi, kolerasyon ve lineer regresyon analizleri kullanılarak değerlendirildi. İstatiksel anlamlılık sınırı p<0,05 olarak kabul edildi. Çalışmaya katılan COVID-19 geçiren hemşirelerin %77'si, geçirmeyen hemşirelerin %66,2' si pandemi kliniği/ Yoğun Bakım Ünitesi (YBÜ)'nde çalışmıştır. COVID-19 geçiren hemşirelerin %69'unun, geçirmeyenlerin % 61,2' sinin ayrımcı davranışa maruz kaldığı belirlendi. Yaş ile COVID-19 geçiren hemşirelerin MYEE toplam puanları arasında negatif yönde düşük düzeyde anlamlı bir ilişki saptandı (p<0,05). Çalışılan birim ile COVID-19 geçirmeyen hemşirelerin CAS toplam puanları arasında anlamlı bir farklılık saptandı (p<0,05). TBFÖ toplam puan ile COVID-19 geçirmeyen hemşirelerin MYEE toplam puanları arasında negatif yönde düşük düzeyde anlamlı bir ilişki tespit edildi (p<0,05). CAS toplam puan ile COVID-19 geçiren hemşirelerin MYEE toplam puanları arasında pozitif yönde orta düzeyde anlamlı bir ilişki saptandı (p<0,05). Sonuç olarak, hemşirelerin COVID-19 pandemi sürecinde anksiyete, damgalanma ve pandemiye ilişkin zorluklar yaşadığı bulunmuştur. Bu durum hemşirelerin mesleki yaşamlarını etkilemiştir.
"Put yourself in her shoes, it might change your attitudes". manipulating empathy to improve attitudes toward rape victims
Victim blaming and stigmatization are significant problem for rape victims' well-being and healing. Taking others' perspective has shown to improve attitudes toward stigmatized groups. This study investigated attitudes toward rape victims after manipulating empathy to 240 young adults from Kosovo and 240 from Turkey. Attitudes toward wartime rape victims remain understudied despite being a very important and sensitive problem in the case of Kosovo. Participants responded to demographic form and Ambivalent Sexism Inventory to measure Benevolent Sexism (BS) and Hostile Sexism (HS). They were randomly assigned to the low empathy (be objective) or high empathy group (put yourself in the victim's place). Participants randomly read one of the four scenarios that were manipulated as taken place in a non-war situation (daytime vs. nighttime) and in a war situation (daytime vs. nighttime). They reported their emotions on a list with 12 emotional state adjectives including empathy. Lastly, responded to Attitudes toward Rape Victims Scale (ARVS). Kosovar participants scored higher on ARVS, as compared to Turkish participants. The High Empathy group showed significantly fewer negative attitudes toward rape victims. However, there was no significant difference among scenario groups on the ARVS score. The results showed that there was significant interaction effect between Empathy and Scenario, when age and gender were also controlled. As expected, HS and BS showed significant positive correlation, whereas self-reported empathy negative correlation with ARVS. Self-reported empathy, HS and BS were significant predictors of participants' ARVS. The main contributions of this thesis are (1)sample from a country with war-rape history(Kosovo) and one with no such history(Turkey); (2)wartime scenarios; (3)manipulation of empathy to improve attitudes. This thesis suggests that awareness programs with a focus on empathy might improve attitudes toward rape victims. Keywords: attitudes toward rape victims, rape myths, empathy, hostile and benevolent sexism
İnsan immün yetmezlik virüsü ile enfekte hastaların klinik durumlarının damgalama, benlik saygısı ve depresyon ile ilişkisinin incelenmesi
Amaç Çalışmamızın amacı Human Immunodeficiency Virus'ü ile enfekte bireylerde depresyon, benlik saygısı ve damgalamanın araştırılması ve kontrol gruplarıyla karşılaştırılması, bu hastalarda tanı esnasında ve tedavinin devamı sürecinde psikiyatrik semptomların seyri ve sıklığının araştırılması, bu şekilde HIV ile enfekte hastalarda eşlik eden psikiyatrik semptomların tespit edilmesi ve psikiyatrik destek alarak tedavi uyumunun ve yaşam kalitesinin arttırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem Çalışma 01.02.2022 ile 31.10.2022 tarihleri arasında HIV ile enfekte olan 150 gönüllü hasta ile, 90 gönüllü sağlıklı bireyden oluşan popülasyonda yapılmıştır. Hasta grubuna HIV/AIDS Damgalama Ölçeği-H, Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği, Beck Depresyon Ölçeği verilmiş olup katılımcılar tarafından doldurulmuştur. Hasta grubunda ayrıca hastane arşiv sistemi üzerinden hastaların tanı konulduğu andaki bakılan HIV RNA ve CD4 düzeyleri kaydedilmiştir. Kontrol grubunda ise Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği, Beck Depresyon Ölçeği doldurulmuştur. Bulgular Hasta grubunda HADÖ-H ortalama skoru 0,38 olarak hesaplandı. 150 hastanın 51'inin benlik saygısı düşük, 99'unun benlik saygısının normal olduğu görüldü. Kontrol grubunda ise 90 katılımcıdan 5'inin benlik saygısının düşük olduğu, 85 katılımcının ise benlik saygısının normal olduğu görüldü. Hasta grubunda 36 hastanın depresif belirtisinin olmadığı, 114 hastada depresif belirti olduğu saptandı. Kontrol grubunda ise 66 katılımcıda depresif belirti görülmezken 24 hastada depresif belirti saptandı. Sonuç Çalışmada hasta grubunda damgalamanın istatiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek olduğu, benlik saygısının hasta grubunda kontrol grubuna göre anlamlı derecede daha düşük olduğu ve depresif belirtilerin hasta grubunda kontrol grubuna göre anlamlı derecede daha fazla olduğu görüldü. Hasta grubunda benlik saygısı ile depresif belirtiler arasında anlamlı bir ilişki olduğu, benlik saygısı azaldıkça depresif belirtilerin arttığı saptandı. Anahtar Kelimeler: HIV/AIDS, Damgalama, Benlik Saygısı, Depresyon
Ayaktan tedavi alan psikiyatri hastalarında sağlık anksiyetesi ve içselleştirilmiş damgalanma algısı ile ilaç uyumu arasındaki ilişkinin belirlenmesi
Ayaktan tedavi alan psikiyatri hastalarında sağlık anksiyetesi ve içselleştirilmiş damgalanma algısı ile ilaç uyumu arasındaki ilişkinin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı ve ilişki arayıcı tipte yürütülen araştırma 286 hasta ile gerçekleştirilmiştir. Veriler Ruhsal Hastalıklarda İçselleştirilmiş Damgalanma Ölçeği, Sağlık Anksiyetesi Ölçeği ve Morisky Tedavi Uyum Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde; tanımlayıcı testler (ortalama, standart sapma, medyan, yüzde dağılımları) ile nonparametrik testler ve kolerasyon testleri kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre; Ruhsal Hastalıklarda İçselleştirilmiş Damgalanma Ölçeği toplam puanı 60,65±15,32 ve sağlık anksiyetesi toplam puanı 20,46±9,33 olarak hesaplanmıştır. İlaç uyumu %33 oranında yüksek, %52 oranında orta düzeyde olduğu saptanmıştır. Korelasyon analizinde Ruhsal Hastalıklarda İçselleştirilmiş Damgalanma Ölçeği alt boyutları ve toplam puan ortalamaları ile sağlık anksiyetesi puan ortalamaları arasında pozitif yönde anlamlı ilişkiler olduğu, damgalanmaya karşı direnç alt boyutu ile sağlık anksiyetesi arasında ise negatif yönde anlamlı ilişki saptanmıştır (p<0.05). Hastaların sosyodemografik özelliklerine göre incelendiğinde, 40 yaş altındakilerin, boşanmış olanların, ücretli bir işte çalışmayanların, düşük ilaç uyum düzeyine sahip olanların içsellştirilmiş damgalanma düzeylerinin daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Ayrıca boşanmış olanların ve ücretli bir işte çalışmayanların sağlık anksiyetesi düzeylerinin diğer gruplara göre daha yüksek olduğu (p<0.05) saptanmıştır. Psikiyatri hemşireleri, hastaların yaşadığı damgalamayı ve anksiyeteyi azaltmada ve tedaviye uyumlarını artırmada önemli rollere sahiptir. Bu nedenle hastaların iyileşme ve rehabilitasyon sürecinde dayanıklılık geliştirmelerine ve güçlenmelerine destek olacak uygulamalarda aktif rol üstlenmelidir.
Obesity and associated factors among adolescents in secondary schools at al-diwaniya city
Obesity is one of the biggest problems that threaten the general health of the individual, as it causes many physical diseases and psychological problems and reduces their average life . The study aimed to evaluate the factors of physical activity, which include vigorous, moderate physical activity, all types of walking, and sitting hours(IPAQ) with BMI for obese adolescentsand evaluate the weight self-stigma (WSSQ) among obese adolescents in secondary schools in Al-diwaniyah city in Iraq and identifying the statistical relationship between the adolescents' obesity and their demographic characteristics of age, gender, education, parents, and family monthly income. A cross-sectional descriptive study was conducted from 7-2-2022 to 7-9-2022 in secondary schools in Iraq in the city of Al-Diwaniyah, which are Maysaloon school, Al-wafa school, Al-mutamayzeen school for boys and girls, and Qutaiba school.The study objectives were achieved was done using two statistical approaches descriptive data analysis, inferential data analysis This study was conducted on 170 obese students in the mentioned secondary schools, their ages ranged between 15-18 years .The results indicate that 65.9% the participants suffers from obesity from the first degree , 28.8% suffer from obesity of the second degree, and 5.2% of them suffer from obesity of the third degree.Results show that mean of physical activity levels METs vigorous 439.76±843.195 moderate 383.65±618.774, walking 677.63±3290.664, total 1501.12±3427.982. The mean of sitting hours/ day is 4.45±2.748 for adolescents in secondary schools in the city of Diwaniya there are negatively statistical correlation between vigorous, walking, total METs and BMI at ( p < 0.05). The results also showed that there are statistically significant differences between weight self-stigma with body mass index (BMI) at (p = 0.001) and the results indicate that experience more shame related to obesity of sample The results showed no statistical relationship between age, gender, monthly income of the father and mother, educational level of the parents and body mass index of adolescents in secondary schools in the city of diwaniya in Iraq. It was concluded that the higher the body mass index, the lower the physical activity, vigorous physical activity was negatively associated with obesity the increase of weight self-stigma and feeling of shame with the increase of body mass index among obese adolescents in secondary schools in Al-Diwaniyah city. The suggested recommendations by the researcher indicate that high school teens should know that they are exposed to diseases caused by obesity in the future where they need intervention by the ministry of health and follow-up by parents and teachers.They need preventive programs to know the risks and consequences of obesity, as well as not neglecting the physical education class in schools and practicing all types of vigorous and moderate physical activity in addition to walking.The role of the psychological counselor should also be activated in schools to address cases of bullying and frustration that obese adolescents are exposed to in secondary schools.The state also has to establish green spaces, public parks, and sports arenas to practice physical activities because the city of diwaniyah lacks such places. The necessity of cooperation between the iraqi ministry of health and the iraqi ministry of education to organize awareness sessions on obesity and the risks resulting from it.
İki uçlu bozukluk hasta ve yakınlarında damgalanma ve damgalama
İki Uçlu Bozukluk (İUB) yineleyici dönemlerle seyreden ve sürekli tedavi gerektiren kronik bir hastalıktır. Hasta yakınları, hastanın iş, aile ve sosyal yaşamındaki bozulmalardan dolayı damgalamaktadır. Damgalanma hissi hastaların yaşadığı ciddi problemlerdendir. Bu çalışma Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Duygudurum Bozuklukları Birimi'ne başvuran İUB tanısı almış remisyon dönemindeki hastaların içselleştirilmiş damgalanma ile hasta yakınlarının damgalama düzeyleri arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Duygudurum Bozuklukları Birimi'ne başvuran, çalışmaya alınma kriterlerine uyan, İUB tanısı alan 45 hasta ve 45 hasta yakını oluşturmaktadır. Araştırma 1 Ocak 2013-1 Haziran 2013 tarihleri arasında yapılmıştır. Hastalara Hasta Sosyodemografik Bilgi Formu ve Ruhsal Hastalıkların İçselleştirilmiş Damgalanması Ölçeği (RHİDÖ); hasta yakınlarına Hasta Yakını Sosyodemografik Bilgi Formu, Sosyal Mesafe Skalası, Karakteristikler Skalası, Duygusal Tepki Skalası, Maharet Değerlendirme Skalası ve Tehlikelilik Skalası veri toplamak için uygulanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde ortalama, standart sapma, Bağımsız Gruplarda t testi, Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) ve Pearson Korelasyon analizi kullanılmıştır. Hastaların Yabancılaşma düzeyi ile hasta yakınlarının Duygusal Tepki Skalası arasında orta düzeyde ve negatif yönde istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki vardır (p<0.05). Hastaların Damgalanmaya Karşı Direnç düzeyi ile hasta yakınlarının Karakteristikler Skalası arasında orta düzeyde ve pozitif yönde istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki vardır (p<0.05). Hasta yakınları, hastalarının olumlu duygusal tepkiye sahip olduğunu düşündükçe, hastaların yabancılaşma düzeyi azalmaktadır. Hasta yakınları hastalarının olumsuz kişilik özelliklerine sahip olduğunu düşündükçe hastalarının damgalanmaya karşı direncini artmaktadır.
Obsesif kompulsif bozukluk hastalarında içselleştirilmiş damgalanmanın yaşam kalitesi ve tedavi uyumu üzerine etkisi
İçselleştirilmiş damgalanma, toplumdaki kişilerin hasta hakkındaki olumsuz kalıp yargılarının hasta tarafından benimsenmesi ve bunun neticesinde değersizlik, yetersizlik gibi olumsuz duygu ve düşüncelerle kendisini toplumdan geri çekmesidir. Obsesif kompulsif bozukluk (OKB), bireyin mesleki ve sosyal işlevselliği üzerinde olumsuz etkileri olan, obsesyon ve/veya kompulsiyonlarla karakterize, kronik seyirli ruhsal bir hastalıktır. Bu çalışmada, obsesif kompulsif bozukluk (OKB) hastalarında içselleştirilmiş damgalanmanın, yaşam kalitesi ve tedavi uyumu üzerine olan etkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu çalışmanın örneklemi, Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi veya Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Polikliniklerine başvurmuş 55 OKB hastasından oluşmaktadır. Çalışmaya katılan hastalara Sosyodemografik Veri Formu, Yale-Brown Obsesif Kompulsif Skalası (Y-BOCS), Ruhsal Hastalıklarda İçselleştirilmiş Damgalanma Ölçeği (RHİDÖ), Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği Kısa Form (WHOQL-BREF) ve Morisky Uyum Ölçeği (MUÖ) uygulanmıştır. Adli öyküsü olanların RHİDÖ puanlarının yüksek olduğu bulunmuştur (p=0,002). İçselleştirilmiş damgalanma düzeyi ile obsesyon düzeyi ve içselleştirilmiş damgalanma düzeyi ile kompulsiyon düzeyi arasında anlamlı düzeyde bir ilişki bulunmuştur (p=0,000). İçselleştirilmiş damgalanma düzeyi ile yaşam kalitesi arasında yüksek düzeyde ters yönlü bir ilişki bulunmuştur (p=0.000). İçselleştirilmiş damgalanma düzeyi ile tedavi uyumu arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır (p=0.061). Sonuç olarak, OKB hastalarının yaşam kalitesi çalışmalarında içselleştirilmiş damgalanma etkisi dikkate alınmalıdır.
Bipolar bozukluğu olan evli kadın hastalarda içselleştirilmiş damgalanma düzeyinin evlilik uyumu ve aile içi süreçleri ile ilişkisi
Bu çalışma bipolar bozukluğu olan evli kadın hastaların içselleştirilmiş damgalanma düzeyinin evlilik uyumu ve aile içi süreçleri ile ilişkisinin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Kayseri'de bir Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'nde Ocak – Haziran 2018 tarihleri arasında yatan ve ayaktan tedaviye başvuran bipolar bozukluğu olan evli kadın hastalar evreni oluşturdu. Araştırmayı kabul eden 200 hasta örnekleme dahil edildi. Veri toplama araçları olarak; ''Kişisel Bilgi Formu'', ''Ruhsal Hastalıkların İçselleştirilmiş Damgalanması Ölçeği (RHİDÖ)'', ''Evlilikte Uyum Ölçeği (EUÖ)'', ''Aile Değerlendirme Ölçeği (ADÖ)'' kullanıldı.Veriler SPSS Windows versiyon 24.0 paket programında ortalama, Shaphiro Wilk, Mann Whitney u testi, Kruskal Wallis testi, Allpairwise testi ve Spearman korelasyon katsayısı kullanılarak değerlendirildi.Hastaların RHİDÖ toplam puanı 49.20±16.85, EUÖ toplam puanı 23.57±13.42 ve ADÖ tüm alt ölçek puanı 2 puanın üzerinde olduğu belirlendi. RHİDÖ toplam puanı ile EUÖ arasında negatif yönde ve orta düzeyde anlamlı bir ilişki olduğu, RHİDÖ toplam puanı ve ADÖ alt ölçekleri arasında pozitif yönde zayıf düzeyde anlamlı bir ilişki olduğu saptandı (p<0.05). Bipolar bozukluğu olan evli kadın hastaların içselleştirilmiş damgalanma düzeylerinin orta seviyede, evlilik uyumlarının kötü ve aile işlevlerinin sağlıksız olduğu ve içselleştirilmiş damgalanma düzeyleri arttıkça evlilik uyumlarının bozulduğu ve aile işlevlerinin olumsuz yönde etkilendiği belirlendi. Çalışmayan, eşi ile görücü usulü olarak evlenen, çocuk sayısı dört ve üzeri olan, düzensiz ilaç kullanan bipolar evli kadın hastaların içselleştirilmiş damgalanma düzeylerinin yüksek, evlilik uyumlarının kötü ve aile işlevlerinin sağlıksız olduğu saptandı. Bipolar bozukluğu olan evli kadın hastaların evlilik uyumunun artması ve aile işlevlerinin daha sağlıklı olmasına yönelik olarak içselleştirilmiş damgalanmanın belirlenip, eş ve aile bireylerinin tedavi sürecine katılımı ile damgalanmayı azaltmaya yönelik girişimler planlanmalıdır. Anahtar Kelimeler: Aile İçi Süreç, Bipolar Bozukluk, Evlilik Uyumu, İçselleştirilmiş Damgalanma, Psikiyatri Hemşireliği
Madde kullanım bozukluğu olan hastalarda içselleştirilmiş damgalanma, öz- etkililik ve tedavi motivasyonu
Bu araştırmada, madde kullanım bozukluğu olan hastalarda içselleştirilmiş damgalanma, öz-etkililik ve tedavi motivasyonu düzeylerini belirlemek ve içselleştirilmiş damgalamanın bu bireylerdeki öz-etkililik ve tedavi motivasyonu ile ilişkisini değerlendirmek amaçlandı. Araştırma 15 Haziran 2017- 15 Ocak 2018 tarihleri arasında Madde Bağımlılığı Tedavi ve Eğitim Merkezi'nde tedavi alan 181 hasta ile yapılmıştır. Araştırmanın verileri "Kişisel Bilgi Formu", "Ruhsal Hastalıklarda İçselleştirilmiş Damgalanma Ölçeği (RHİDÖ)", "Tedavi Motivasyonu Anketi (TMA)", "Öz-Etkililik Ölçeği (ÖEÖ)" kullanılarak toplanmıştır. Veriler SPSS'de sayı, yüzde, ortalama, standart sapma ve korelasyon analizleri yapılarak değerlendirilmiştir. Çalışmanın sonucunda RHİDÖ'nin toplam puanı ile ÖEÖ toplam puanı arasında negatif yönde anlamlı ilişki olduğu belirlenmiştir (p<0.05). RHİDÖ'nün toplam puanları ile TMA toplam puanı arasında pozitif yönde anlamlı ilişki olduğu saptanmıştır (p<0.05). Tedavi Motivasyon Anketi'nin dışsal motivasyon alt boyut puanı ile öz-etkilik toplam puanı arasında negatif yönde anlamlı ilişki olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Hastaların içselleştirilmiş damgalama düzeyleri arttıkça öz-etkilik düzeylerinin azaldığı, içselleştirilmiş damgalama düzeyleri arttıkça da tedavi motivasyonu düzeylerinin arttığı belirlenmiştir. İçselleştirilmiş damgalamanın bu hasta grubunda tedavi motivasyonu ve öz etkililik düzeylerine etkisini belirlemenin bu hasta gurubunda tekrarlayan yatışları ve madde kullanımını azaltmaya yol gösterici olacağı düşünülmektedir.
Ruh sağlığı ve hastalıkları hastanesi çevresinde yaşayan bireylerin hastane ve hastalara yönelik tutumlarının değerlendirilmesi: Manisa örneği
Amaç: Bu araştırmada, Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi çevresinde yaşayan bireylerin sosyo-demografik özellikleri ile hastane ve hastalara yönelik damgalayıcı tutuma sahip olup olmadıklarının incelenmesi (belirlenmesi) amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırma, Manisa Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi çevresinde yaşayan 175 bireyle yapılmıştır. Nicel ve genel tarama modeline dayalı bu araştırma da veriler, Mayıs-Haziran 2019 tarihleri arasında toplanmıştır. Araştırmacı tarafından hazırlanan anket formu ile Taylor ve Dear (1981) tarafından geliştirilen "Ruhsal Sorunları Olan Bireylere Yönelik Toplum Tutumları Ölçeği" araştırmanın veri toplama araçlarını oluşturmaktadır. Araştırma verileri bireylerle yüz yüze görüşme tekniğiyle toplanmıştır. Araştırma verilerinin çözümlenmesinde SPSS 21.0 istatistik programı kullanılmıştır. Veriler Ki Kare (X2), Mann Whitney U ve Kruskal Wallis - H testleri kullanılarak analiz edilmiştir. Bulgular: Eğitim seviyesi ve geliri yüksek katılımcıların daha olumlu tutuma sahip oldukları görülmüştür. Bekar bireylerin evlilere göre daha az damgalayıcı oldukları belirlenmiştir. Ayrıca hastaneden uzak bir mahalleye taşınmak isteyenlerin, istemeyenlere göre daha damgalayıcı olduğu görülmüştür. Bu gruplar ile ruhsal sorunu olan bireylere yönelik tutumları arasında anlamlı ilişki bulunmuştur (p<0,05). Sonuçlar: Eğitim seviyesi ve ekonomik durumun, damgalama üzerinde etkili faktörler olduğu sonucuna varılmıştır.
Obsesif kompulsif bozuklukta içselleştirilmiş damgalanma ve ilişkili değişkenlerin araştırılması
Giriş: Günümüzde çoğunlukla şizofrenik bozukluk tanısı alan bireyler üzerindeki damgalama etkisi ele alınmış olsa da, bu tür damgalayıcı tutum ve davranışlara maruz kalan ruhsal bozukluklardan biri de obsesif kompulsif bozukluktur. Literatürde obsesif kompulsif bozukluk ve içselleştirilmiş damgalanma birlikteliği ile ilgili az sayıda çalışma mevcut olup, ülkemizde de geniş kapsamlı herhangi bir çalışma bulunmamaktadır. Bu çalışma ülkemizde obsesif kompulsif bozukluk tanılı hastalarda hastalık şiddeti ve özelliklerinin, sosyodemografik özelliklerin, eşlik eden depresyon varlığının, sosyal ilişkiler ve tedavi uyumunun içselleştirilmiş damgalanma düzeyleri üzerindeki etkisini araştıran ilk geniş kapsamlı araştırma olacaktır. Amaç: Çalışmamızda obsesif kompulsif bozuklukta içselleştirilmiş damgalanma düzeylerinin saptanması, ilişkili değişkenlerin saptanması; sosyal ilişkiler ile sağaltıma uyumun damgalanma üzerine etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Yöntem: Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi Psikiyatri Kliniği' nde Nisan 2019 - Ocak 2020 tarihleri arasında yatarak/ayaktan tedavi görmekte olan, SCID-5 görüşmesi ile tanı konulan, araştırmamıza katılmayı kabul eden ve alınma kriterlerine uyan 100 OKB hastası örneklem olarak alınmıştır. Çalışmada Ruhsal Hastalıkların İçselleştirilmiş Damgalanması Ölçeği (RHİDÖ) yanı sıra Yale-Brown Obsesyon Kompulsiyon Ölçeği (YBOKÖ) ve Belirti Kontrol Listesi, Hamilton Depresyon Derecelendirme Ölçeği (HAM-D), UCLA Yalnızlık Ölçeği, Morisky Tedavi Uyum Ölçeği kullanılmıştır. İçselleştirilmiş damgalanma ve sosyodegmografik özellikler, hastalığa ilişkin özellikler, yalnızlık düzeyleri ve tedavi uyumu arasındaki ilişki t testi, Mann Whitney testi, Kruskal Wallis testi ve çoklu karşılaştırmalarda post hoc Tukey B testi kullanılarak araştırılmıştır. İçselleştirilmiş damgalanma puanları ile diğer ölçek puanları arasındaki ilişkiyi belirlemek için pearson analizi kullanılmıştır. Analizimizin ilerleyen aşamasında içselleştirilmiş damgalanma düzeylerini nihai yordayan değişkenleri bulabilmek için regresyon analizi uygulanmıştır. Bulgular: Kırsal kesimde yetişmek, çalışmıyor olmak, eğitim seviyesinin düşük olması, hastalık şiddeti, yatış öyküsü ve yalnızlık düzeylerinin içselleştirilmiş damgalanma ile pozitif yönde ilişkili olduğu; hastalık belirti çeşitlerinden yalnızca cinsel obsesyon ve ilişkili kompulsiyonların damgalanma düzeylerinde etkili olduğu; içgörü ve tedavi uyumunun ise damgalanma ile ilişkili olmadığı görülmüştür. Sonuç: OKB hastalarının takip ve tedavi süreçlerinde içselleştirilmiş damgalanma etkisi dikkate alınmalı, ruh sağlığı çalışanları olarak gerekli durumlarda psikoterapötik müdahaleler de bulunulmalıdır. Anahtar kelimeler: Obsesif kompulsif bozukluk, içselleştirilmiş damgalanma, yalnızlık.
Yaşlılıkta içselleştirilmiş damgalanma ve sosyal desteğin iyilik durumu ve depresyon ile ilişkisi
Amaç: Bu araştırmanın amacı 65 yaş üstü bireylerde içselleştirilmiş damgalanma ve sosyal desteğin iyilik hali ve depresif duygudurum ile ilişkisini belirlemektir. Gereç ve Yöntem: Araştırma niceliksel tarama modelindedir. Araştırmada 162 kişiye anket uygulanmıştır. Araştırmanın bağımlı değişkenleri geriatrik depresyon ölçeği ve Dünya Sağlık Örgütü iyilik durumu indeksi puanlarıdır. Araştırmanın bağımsız değişkenleri sosyodemografik özellikler, çok boyutlu algılanan sosyal destek ölçeği ve yaşlı içselleştirilmiş damgalanma ölçeği puanlarıdır. Verilerin analizinde Mann Witney U testi, Kuruskal Wallis testi, Sperman korelasyon analizi, Ordinal lojistik regresyon analizi uygulanmıştır. Araştırmada SPSS 25.0, Stata 14 ve Lisrel 9.1 istatistik paket programları kullanılmıştır. Bulgular: Yapılan analizde araştırmaya katılanların yaş, eğitim durumu, medeni durum, kiminle birlikte yaşadığı, gelir durumu, kronik hastalık varlığı gibi sosyodemografik özellikleri ile depresif duygudurum ve iyilik durumu arasında anlamlı ilişki olduğu belirlenmiştir. Ayrıca depresif duygudurum ve iyilik durumu ile yaşlı içselleştirilmiş damgalanma düzeyi ve çok boyutlu algılanan sosyal destek düzeyi arasında anlamlı ilişkinin olduğu bulunmuştur. Yaşlı içselleştirilmiş damgalanmanın depresif duygudurumuna pozitif yönde, iyilik durumuna ise negatif yönde etkisi vardır. Buna karşın sosyal desteğin depresif duygudurumuna negatif yönde, iyilik durumuna ise pozitif yönde etki ettiği belirlenmiştir. Sonuç: Hem yaşlı içselleştirilmiş damgalanmanın hem de sosyal desteğin birbirinden bağımsız bir şekilde iyilik ve depresif duygudurumuna etki ettiği belirlenmiştir. Sosyal destek varlığı yaşlının içselleştirilmiş damgalanmadan kaynaklanan depresif duygudurumunu azaltmış, iyilik durumunu arttırmıştır.
Mahalleye iletişimsel açıdan bakmak: Mersin ili Demirtaş Mahallesi sakinlerinin Suriyeli göçmenlere yönelik bakış açısı
Halen farklı göçmen grupları barındıran Demirtaş Mahallesi, Suriyeli göçmenler için de kentte sığınabilecekleri bir mekân özelliğini koruyarak, katmanlı ve etnik çeşitliliğe dayalı bir göçmen mahallesi niteliği taşımaktadır. Bu çalışma, 2011 yılı ve sonrasında mahalleye göç eden Suriyeli göçmenler ile diğer göçmen grupları (mahalleli) arasındaki bakış açısına, tutumlara ve gündelik etkileşim pratiklerine odaklanmaktadır. Bireysel etkileşimleri gündelik iletişimsel bağlamda değerlendirmenin yanında dolaylı iletişimsel sürece de odaklanarak, mahallelinin iletişim araçları ile olan etkileşimini de Suriyeli göçmenlere ilişkin kodlama ve kodaçım süreci üzerinden incelemektedir. Bu bağlamda çalışma şu soru ve alt sorulara cevap aramaktadır: Mahallelinin Suriyeli göçmenlere ilişkin bakış açısı ve onu biçimlendiren faktörler nelerdir? Bu bakış açısının oluşmasındaki faktörler içerisinde kitle iletişim araçlarının ve iletişimin rolü nedir? Mahallelinin önceki göç tecrübelerinin ve gündelik deneyimlerinin Suriyelilere yönelik bakış açılarındaki rolü nedir? Göçün şekillendirdiği bir alan olarak mahallenin sosyoekonomik, etnik, iletişimsel görünümü (sosyal gerçekliği) nasıldır? Sorulara yanıt aramak amacıyla iletişim etnografisi yöntemi ile bir tür kültürel haritalama gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın amacına uygun olarak 15 mahalleli ile derinlemesine görüşme yapılmış ve 2019 yılını kapsayan katılımcı gözlem gerçekleştirmiştir. Katılımcıların belirlenmesinde göç geçmişlerinin bulunması, mahalleli kimliği, Suriyeli göçmenler ile kurdukları temas, ilişki düzeyi esas alınmıştır. Gözlem sürecinde mahallede kurulan pazaryerinde çalışılmıştır. Mahalledeki etnik ve sosyal ilişkiler ağı ile birlikte mahallelinin iletişim araçları ile olan ilişkisi Suriyelilerle olan iletişimini ve bakış açısını biçimlendirmektedir. Medyanın Suriyeli göçmenler bağlamında bireyler üzerinde gerekse negatif gerekse pozitif anlamda uzun vadeli tutum ve bakış açısını biçimlendirdiği gözlenmiştir. Mahallenin kendisine özgü sosyo-kültürel ortamı sosyal grupların birbirine temasında, iletişiminde ve hiyerarşik ilişkisinde etkilidir. Mahallelinin iletişiminde biz ve onlar ayrımı, etnik etiketler ve farklı düzeylerde grup damgaları, kültürel mesafelenme, kategorileştirme, kalıpyargılar, sanal sosyal kimlik kurguları, rasyonel olmayan argümanlar, medya tarafından araçsallaştırılmış, çarpıtılmış bir bakış açısı oldukça etkili olduğu elde edilen bulgular arasındadır.
Şizofreni ve iki uçlu bozukluk hastalarında içselleştirilmiş damgalanma ve yaşam kalitesi
Bu çalışmada remisyondabipolar bozukluk ile şizofreni hastalarında içselleştirilmiş damgalanma ile yaşam kalitesini karşılaştırmayı amaçladık. Şubat 2013 - Ağustos 2013 tarihleri arasında DSM-5'e göre bipolar bozukluk veya şizofreni tanısı ile Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi psikiyatri polikliniğine başvuran hastalar çalışmaya dahil edildi. Değerlendirme için WHOQOL-BREF (TR) Yaşam Kalitesi Ölçeği ve Ruhsal Hastalıklarda İçselleştirilmiş Damgalanma Ölçeği (RHİDÖ). Şizofreni ve bipolar bozukluk grupları RHİDÖ ve WHOQOL-Bref TR ölçeklerine göre karşılaştırıldı. Elli sekiz bipolar bozukluk hastası ve 52 şizofreni hastası çalışmaya alındı. Bipolar bozukluk hastalarında WHOQOL-Bref TR şizofreni hastalarına göre daha yüksek bulundu (p = 0.006). RHİDÖ Şizofreni hastalarında bipolar bozukluğu olan hastalardan daha yüksek bulundu (p = 0.001).RHİDÖ kadın şizofreni hastalarında, kadın bipolar bozukluk hastalarından daha yüksekti (p = 0.006). WHOQOL-Bref TR bipolar bozukluğu olan kadınlarda (n = 33) şizofreni hastalarına (n = 22) göre daha yüksek bulunmuştur (p = 0.019). WHOQOL-Bref TR'ye göre erkek şizofreni hastaları ile erkek bipolar bozukluk hastaları arasında anlamlı bir fark yoktu. İçselleştirilmiş damgalanma, şizofreni hastalarında, özellikle de kadın şizofreni hastalarında dikkat edilmesi gereken bir problemdir. İçselleştirilmiş damgalanma, şizofrenide yaşam kalitesinin düşmesine neden olabilir. Gruplar arasında fark olmasına rağmen, her iki grupta da damgalanma oranının yüksek olduğu bir gerçektir. Sonuç olarak, içselleştirilmiş damgalanma her iki hasta göz önünde bulundurulmalıdır.
Madde bağımlılığı tanısı alan bireylerin sosyal işlevsellik ve içselleştirilmiş damgalanma düzeyleri
Bu araştırma, madde bağımlılarının sosyal işlevsellik ve içselleştirilmiş damgalanma düzeylerini belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi Psikiyatri kliniğinde araştırmanın yapıldığı tarihlerde DSM-IV tanı ölçütlerine göre madde bağımlılığı tanısı alan, yatarak tedavisi devam eden, araştırma kriterlerine uyan tüm hastalar araştırmanın evrenini oluşturmaktadır. Çalışmanın örneklemini ise araştırma kriterlerine uyan 105 madde bağımlısı hasta oluşturmaktadır. Veriler, 15 Ağustos 2010 - 1 Haziran 2011 tarihleri arasında toplanmıştır. Verilerin toplanmasında Tanıtıcı Bilgi Formu, Ruhsal Hastalıkların İçselleştirilmiş Damgalanması Ölçeği ve Sosyal İşlevsellik Ölçeği (SİÖ) kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesine yüzdelik, aritmetik ortalama ve standart sapma, Varyans Analizi, Kruskal Wallis, Mann Whitney U, Bağımsız Gruplarda T testi, Pearson Korelasyon Analizi Tukey HSD ve Bonferroni Analizi kullanılmıştır. Hastaların %92.4'ünü erkek hastalar, %37.1'ini 18-25 yaş arasındaki hastalar oluşturmaktadır. Hastaların SİÖ toplam puan ortalamasının 103.25±25.09 olduğu bulunmuştur. Hastaların sosyal işlevsellik ölçeği alt boyutlarından en fazla etkilenenler ise sırasıyla; Öncül Sosyal Etkinlikler (13.68±10.40), Boş Zamanlarını Değerlendirme (13.16 ± 8.46), Sosyal Çekilme (9.31±2.21) ve Bağımsızlık Düzeyi-Performans (21.40±7.27) ile ilgili alanlar takip etmektedir. Bu değerlere göre madde bağımlılarının işlevsellik düzeylerinin orta düzeyde olduğu belirlenmiştir. Hastaların içselleştirilmiş damgalanma puan ortalamaları ise 2.92±0.48 olarak bulunmuştur. Hastaların %43.8'inin ciddi, %41.0'ının orta düzeyde damgalandıkları saptanmıştır. Madde bağımlılığı olan hastaların, içselleştirilmiş damgalanma durumunun yüksek düzeyde olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Hastaların içselleştirilmiş damgalanma düzeyleri ile sosyal işlevsellikleri arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<0.05). Bu sonuçlara göre, madde bağımlılarının rehabilitasyonunda, hastaların algıladıkları içselleştirilmiş damgalanma düzeylerini azaltmaya ve işlevselliklerini artırmaya yönelik danışmanlık hizmetlerinin verilmesi önerilir.
Epilepsi hastalarında algılanan damgalama ve benlik saygısı ilişkisi
Bu çalışma epilepsi hastalarında algılanan damgalama ve benlik saygısı ilişkisinin incelenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapıldı. Araştırmanın örneklemini Düzce Üniversitesi Nöroloji Anabilim Dalı Epilepsi poliklinik ve serviste takip edilen 115 (66 Kadın, 49 Erkek) epilepsi hastası oluşturdu. Araştırmanın verileri Sosyodemografik Veri Formu, Epilepside Stigma Ölçeği ve Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği aracılığıyla toplandı. Araştırmanın verileri SPSS 22.0 paket programında, yüzdelik, bağımsız iki örneklem t testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), Spearman korelasyon katsayısı, Mann-Whitney U testi ve Kruskall-Wallis H testi kullanılarak değerlendirildi. Araştırmaya katılan hastaların çoğunluğunun kadın, evli, lise mezunu ve çalışan olduğu, kendilerini düşük sosyoekonomik düzeyde algıladığı, yaş ortalamasının ±31.8, hastalık süresinin ortalama ±13.8 yıl olduğu; hastaların hastalıkla ilgili en fazla yaşadıkları güçlüklerin kişisel güvenlik problemleri olduğu, tespit edilmiştir. Çalışmayan, haftada 1-2 kez nöbet geçiren hastaların, epilepsi stigma ölçeği puanlarının daha yüksek olduğu, yaş arttıkça ve hastalık süresi arttıkça stigma ölçeği puanlarının arttığı, görülmüştür. Çalışmaya katılan hastaların %47'sinin orta derece damgalanma yaşadıkları, %29.6'sının damgalanma yaşamadığı tespit edilmiştir. Bu sonuçlara göre, önemli bir oranda epilepsiyle ilişkili damgalanma varlığı saptanmış; damgalanma ve benlik saygısı arasında negatif korelasyon olduğu tespit edilmiştir. Epilepsi hastalarında damgalanma toplumdan soyutlanma, istihdam kaybı, evlilikten korkma, ailesel ve sosyal ilişkilerde bozulma gibi psikososyal sorunlara sebep olmakta ve bu durum benlik saygısında olumsuzluklara yol açmaktadır. Epilepside damgalanmanın araştırılması hastalarda oluşan psikosoyal sorunların ortadan kalkması ve tedaviye uyumu kolaylaştırmak için önemlidir.
The hikikomori phenomenon in Japan: A deeper look at the socioeconomic and gendered layers
Hikikomori, a psychosocial condition that requires social solutions, is characterized as a specific type of acute social withdrawal that is resistant to medical interventions. Incorporating hikikomori within the social sciences, this thesis not only challenges the widely held belief that it predominantly impacts males, but also emphasizes the significant role of primarily middle-class hikikomori on the future of the largely homogenous Japanese middle class. By focusing on the underrepresented population of female hikikomori, this thesis makes a notable contribution to the limited body of non-medical, qualitative, and feminist literature on the subject. This thesis primarily seeks to investigate, "How have socioeconomic and gendered aspects shaping hikikomori and its media portrayal evolved over the decades and resurfaced within the context of the COVID-19 pandemic?" It does this by employing a framework that combines social constructionism and contextual constructionism. The thesis also aims to affirm the contextuality of hikikomori, as well as its gendered and socioeconomic aspects, within the parameters of pandemic and voluntary lockdowns, as reported in major Japanese newspapers, Asahi Shimbun and Mainichi Shimbun from the mid-2020s to the mid-2024s, using purposive sampling. The thesis reveals a twofold bias, encompassing both the gross underestimation of the number of female hikikomori and the struggles faced by mothers caring for hikikomori children, highlighting the excessive strain placed on motherhood in Japanese society. Finally, the thesis advocates for a reevaluation and more comprehensive, multi-faceted, and impartial research on the gender aspect of the phenomenon.
Çin'in öteki anlayışı: Doğu Türkistan örneği
Bu çalışma Çin'in Doğu Türkistan bölgesinde (Xinjiang) yaşamını sürdürdükten sonra Türkiye'nin Ankara ve İstanbul şehirlerine göç etmek zorunda kalan Uygur Türkleriyle gerçekleştirilmiştir. Yapılan görüşmeler ile Uygur Türklerinin toplumsal alanda karşılaştıkları problemlerin tespit edilmesi amaçlanmıştır. Bu kapsamda çalışma içerisinde Doğu Türkistan ile ilgili ulusal ve uluslararası literatür incelenmiştir. Uygur Türklerinin yaşam deneyimlerini anlamak ve bölgede yaşanılan problemleri tespit etmek adına nitel araştırma yönteminden yararlanılmıştır. Bu doğrultuda konu ile ilgili dokümanlar incelenmiş, ülkelerinden kaçarak İstanbul ve Ankara illerine yerleşen Uygur Türkleri ile derinlemesine mülakatlar yapılmıştır. Yarı yapılandırılmış görüşme formları ile yapılan mülakatlar sonucunda Çin'de yaşamını sürdüren Uygur Türklerinin demografi, eğitim ve din başta olmak üzere çeşitli toplumsal alanlarda problemlerle karşılaştığı tespit edilmiştir. Ayrıca Uygur Türklerinin ülkelerinde "pis, hırsız, bölücü, ayrılıkçı ve terörist" gibi damgalamalara ve pejoratif söylemlere maruz kaldığı ve Han Çinlileri tarafından toplum içerisinde öteki olarak nitelendirildiği görülmüştür. Bu doğrultuda karşılaşılan problemlerin çözümü için uzun vadeli uyum politikalarına ihtiyaç olduğu tespit edilmiştir.
Alkol-madde bağımlısı bireylerde içselleştirilmiş damgalama ve benlik saygısı; Elazığ ruh sağlığı ve hastalıkları hastanesi amatem örneği
Stigmatizasyon (Damgalama, Etiketleme), toplum tarafından "farklı" görülen kişilere bilinçli veya bilinçsiz olarak yapılan ötekileştirme ve toplumdan uzaklaştırma eğilimi göstermek olarak karşımıza çıkmaktadır. Özellikle ruhsal hastalıklara (madde bağımlılığı da dahil olmak üzere) yönelik yapılan Stigmatizasyon (Damgalama, Etiketleme), hem hastayı hem de hasta yakınlarını olumsuz etkilemektedir. Toplum tarafından Stigmatizasyona (Damgalama, Etiketleme) maruz kalmak istemeyen hasta ve hasta yakınları, var olan hastalığı saklama eğilimi göstermektedir. Bu durum ise hasta bireyin tedaviyi kabul etmesini ve tedavi edilmesini zorlaştırabilmektedir. Günümüzde Madde bağımlılığı, hem dünyada hem Türkiye'de ciddi bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Her ne kadar madde bağımlılığının nedenlerine yönelik kesin etkenler söylenilemezse de madde bağımlılığının olası etkenlerinden bahsedilebilmektedir. Madde bağımlılığının "ömür boyu süren bir beyin hastalığı" tanımı göz önünde bulundurulduğunda durumun ciddiyeti daha net anlaşılabilmektedir. Bu durum madde bağımlılığı konusundaki alınabilecek önlemlerin önemini ve gerekliliğini göstermektedir. Bu bağlamda stigmatizasyon (damgalama, etiketleme), benlik saygısı ve madde bağımlılığının incelenmesi bu çalışmanın temel konusunu oluşturmaktadır.
Ruhsal hastalıklarda içselleştirilmiş damgalanma ve benlik saygısı üzerine bir meta analiz çalışması
Son yıllarda ruhsal hastalıklarda içselleştirilmiş damgalanmanın etkisi ve sonuçları üzerine oldukça çok sayıda araştırma yapılmış ve bu çalışmalarda daha çok, içselleştirilmiş damgalanmanın deneyimlenmesi, demografik, psikososyal ve psikiyatrik değişkenlere göre sonuçları ele alınmıştır. Söz konusu çalışmalarda, yaşam kalitesi, öz yeterlilik, benlik saygısı, sosyal destek, semptom yoğunluğu/ entegrasyon ve tedaviye uyum gibi psikososyal değişkenler arasından; yüksek düzeyde içselleştirilmiş damgalanmanın, en çok ilişkili olduğu alanlardan birinin düşük benlik saygısı olduğu saptanmıştır. 2003-2019 yılları arasında üretilen çalışmaları kapsayan bu çalışma ile İçselleştirilmiş Damgalanma ve Benlik Saygısı arasındaki ilişkinin ruhsal hastalıklar üzerinde bir etkisinin olup olmadığı hakkında genel bir görüş elde edilmesi, İngilizce ve Türkçe basılmış yayınların, belirlenmiş kabul ve red kriterleri göz önünde bulundurularak meta analiz yöntemi ile bir araya getirilmesi, yorumlanması ve meta analiz sonucu çalışmalarda ortaya çıkan heterojenliğin nedenlerinin ise sistematik derleme ile belirlenmesi amaçlanmaktadır. Çalışmada, 2003 ile 2019 yılları arasında PUBMED, SCIENCE DIRECT, YÖKTEZ, ULAKBİM veri tabanlarında üretilen toplam 462 çalışma incelenmiştir. Ruhsal hastalıklarda, sadece Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği ile Ruhsal Hastalıkların İçselleştirilmiş Damgalanması Ölçeği' nin kullanıldığı, izne açık 23 çalışma arasından, korelasyon değerlerinin verildiği 17 çalışma meta analiz çalışmasına dahil edilmiş olup, verilerin etki büyüklüklerinin hesaplanmasında, Medcalc® v 18.11.3 demo paket programı, etkilerin grafiksel görünümü için Forest Plot grafiği, heterojenlik etkisi için Q ve I² istatistik verileri ve yayın yanlılığının test edilmesi için Funnel Plot grafiği, meta analiz sonucu çalışmalarda ortaya çıkan heterojenliğin nedenlerinin belirlenmesi için ise sistematik derleme yöntemi kullanılmıştır. Sonuç olarak, ruhsal hastalıklarda içselleştirilmiş damgalanma ile benlik saygısı arasındaki korelasyon değerlerinin verildiği toplam 17 çalışmadan ve bu 17 çalışma arasından aynı korelasyon değerlerinin spesifik olarak şizofreni hastalarında verildiği toplam 3 çalışmadan yararlanılarak oluşturulan meta analiz ve sistematik derleme çalışmalarına göre, heterojenlik testi sonuçları ruhsal hastalıklarda; Q=84,7916, I²= 81,13% ve 95% güven aralığında bu istatistiğin değeri [70.75-87.83] olarak hesaplanmış olup heterojenliğin seviyesi I²=81,13% değeri ile yüksek düzeyde, şizofreni hastalarında ise Q=5,8141, I²= 65,60% ve 95% güven aralığında bu istatistiğin değeri [00.00-90.11] olarak hesaplanmış olup, heterojenliğin seviyesi aynı referans noktaları baz alındığında I²=65,60% değeri ile ortanın üstünde bir düzeyde bulunmuştur. Ulaşılan bulgular baz alındığında içselleştirilmiş damgalanma ile benlik saygısı arasındaki ilişkinin ruhsal hastalıklar üzerindeki etkisinin negatif yönlü ve anlamlı olduğu literatür ile de uyumlu olarak saptanmıştır. Hastaların yaşam kalitesini bozan bu negatif yönlü ilişkiyi önlemek için, literatürde olumlu sonuçlar veren psikoeğitimsel tedavilere ağırlık vermek ve uzun vadeli çalışmalarla gözlemlemek ve diğer alternatif tedavi yaklaşımlarını erişilebilir kılmak önemlidir. Sınırlılıkları doğrultusunda, bu çalışmanın, ileriki çalışmaların yol haritasının belirlenmesinde yardımcı olacağı düşünülmektedir.