Stomach neoplasms

73 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Kayısı (Prunus armeniaca) çekirdeği yağı ve civanperçemi (Achillea millefolium) ekstraktı'nın mide kanseri hücre hattında hücre ölümü üzerindeki etkisinin araştırılması

Amaç: Bu araştırma kayısı çekirdeği yağı ve civanperçemi ekstraktı'nın MKN-28 mide kanser hücreleri üzerindeki etkisini incelemek amacı ile yapıldı. Gereç ve Yöntem: Mide kanser hücre hattı olan MKN-28 hücreleri hücre kültürü yöntemi kullanılarak çoğaltıldı. Belirlenen konsantrasyonlarda kayısı çekirdeği yağı, civanperçemi ekstraktı ve bunların kombinasyonlarıyla oluşturulan dozlar (kontrol dahil toplamda 9 doz grubu) uygulanarak MTT, annexin-V, kaspaz-3/7, hücre döngüsü ve klonojenik deney yapıldı. Elde edilen veriler SPSS programında değerlendirildi. Bulgular: Kayısı çekirdeği yağı için IC50 değerine yakın dozlar olan 1000 µg/ml ile 1200 µg/ml, civanperçemi ekstraktı için ise 5800 µg/ml ile 6000 µg/ml konsantrasyondaki dozlar kullanıldı. Klonojenik deneyde kayısı çekirdeği yağı, civanperçemi ekstraktı ve kombinasyon gruplarının tüm konsantrasyonlarında kontrol grubuna göre herhangi bir koloni oluşmadığı görüldü. Annexin-V deneyinde hücre canlılığında kontrol grubuna göre diğer tüm konsantrasyon gruplarında anlamlı bir azalma görüldü. Kaspaz-3/7 deneyinde hücre canlılığında kontrol grubuna göre diğer tüm gruplarda anlamlı bir azalma görüldü. S fazı % grafiğinde kontrole kıyasla diğer tüm gruplarda anlamlı bir azalma görüldü. G2/M fazının % grafiğinde kontrol grubuna göre anlamlı en fazla artış 1200 µg/ml +5800 µg/ml kombinasyon grubunda saptandı. Sonuç: Kayısı çekirdeği yağı ve civanperçemi ekstraktının MKN-28 hücreleri üzerinde hücre canlılığını azalttığını, hücre döngüsünü farklı safhalarda durdurduğunu ve anti-tümöral etki gösterdiği sonucuna varıldı. Anahtar kelimeler: Apoptoz, Civanperçemi Ekstraktı, Hücre Ölümü, Kayısı Çekirdeği Yağı, Mide Kanseri

Achillea millefoliumBitki özütüBitkisel yağlar+7
Hatice Efek
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Helicobacter pylorı ve epstein barr virüsü ilişkili gastrik karsinomların P73 ekspresyon profili ve klinikopatolojik parametrelerle ilişkisi

Mide kanseri dünyada en sık görülen kanserlerden biri olup kanserle ilişkili ölümlerde üçüncü sırada yer almaktadır. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) gastrik adenokarsinomun birincil nedeni olarak Helicobacter pylori (H.pylori) enfeksiyonunu göstermiştir. Epidemiyolojik çalışmalar ve bir çok meta analiz H.pylori enfeksiyonu ile mide kanseri arasında güçlü bir korelasyon saptamıştır. Yine yapılan çalışmalarda Epstein Barr virüsü (EBV) ilişkili gastrik karsinomlar %5-10 arasında bulunmuştur. P73 tümör baskılayıcı aday bir gen olduğu üzerinde durulmaktadır. Bu çalışmada; gastrik kanserli hastalarda, H. pylori ve EBV pozitif ve negatif tümör dokuları arasında p73 gen ekspresyon durumlarının karşılaştırılması ve bu değişimlerin, hastalara ait klinik ve patolojik özellikler ile ilişkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmamızda mide kanserli 111olgu ile, kansersiz 110 olgu ele alındı. Kanserli olgular total ya da subtotal gastrektomi materyallerinden, kansersiz olgular ise mide küçültme operasyonu uygulanmış sleeve gastrektomi materyallerinden oluşmakta idi. Hastalara ait demografik veriler ile tümörlere ait histopatolojik veriler ve tümör evrelemesi ile ilgili sonuçlar hastane kayıt sistemi ve patoloji raporlarından elde edildi. Arşivdeki lamlar üzerinden olgular H.pylori yönünden tekrar değerlendirildi. Uygun görülen bloklar seçilerek yapılan kesitlere immünhistokimyasal (İHK) olarak p73, EBV varlığı için de in-situ hibridizasyon (ISH) yöntemi ile EBER uygulandı. Olguların %68,5'i erkek, %31,5'i kadındır. Erkeklerde en küçük yaş 37, kadınlarda 34'dür. Tümör yerleşimi %54,1 ile en sık distal bölge, %45,9 ile de proksimal yerleşimlidir. Tümörler %72,1 diffüz tipteyken, %27,9 intestinal tiptedir. Tümör evreleri incelendiğinde %15,3'ünün evre I, %12,6'sının evre II, %65,8'inin evre III ve %6,3'ünün evre IV olduğu görülmüştür. %36,9 hastada H. pylori ve %7,2 hastada EBV pozitiftir. İnvazyon durumlarına bakıldığında tümörlerin %75,7 lenfatik, %56,1 kan damarı, %73,5 perinöral ve %37,0 pleksus invazyonu yaptıkları görülmüştür. %81,9 lenf nodu tulumu vardır. Hasta ve kontrol grubu arasında p73 yoğunluğu açısından anlamlı bir farklılık bulunmuştur. Ancak EBV ve H.pylori varlığının p73 yoğunluğu ile anlamlı bir farklılık oluşturmadığı gözlenmiştir. Diğer taraftan, kan damarı invazyon varlığına göre p73 yoğunluğu açısından anlamlı fark saptanırken diğer parametrelerle anlamlı fark belirlenememiştir. Tümör yerleşim yerine göre p73 yoğunluğu açısından da anlamlı fark saptanamamıştır. Cinsiyetler arasında yaş ve tümör çapı açısından istatiksel olarak anlamlı bir farklılık gözlenmemiştir. p73 geninin gastrik karsinomlarda aday bir tümör süpresör gen olduğu belirtilmektedir. Çalışmamızda elde ettiğimiz bulgular, normal mide dokularında saptanmazken, mide karsinomu gelişiminde p73 gen ürünü olan bu proteinin etkili olduğunu göstermiştir. Ancak bulgularımız EBV ve H.pylori varlığının gastrik kanserlerde p73 salınımını arttırdığını yeterli düzeyde ortaya koyamamıştır. Olgu sayısının arttırılması ve diğer aday tümör süpresör genlerin de araştırılması bu alanda yapılabilecek ileri çalışmaları gerektirmektedir. Anahtar kelimeler: Gastrik karsinom, mide kanseri, Helicobacter pylori, Epstein Barr virüsü, p73.

Gastrointestinal neoplazmlarGen ifadesiHelicobacter pylori+3
Burcu Gül
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Mide kanseri nedeniyle total veya subtotal gastrektomi yapılan hastaların yaşam kalitesini ölçme

Giriş: Mide kanseri hem Dünya'da hem de Türkiye'de önemli oranda yüksek görülmektedir. En önemli tedavisi cerrahi rezeksiyondur. Ancak midenin sindirim sisteminde çok önemli bir role sahip olması; rezeksiyon sonrası morbidite ve mortalitenin yanında yaşam kalitesinde de anlamlı değişiklikler meydana getirmesine neden olmaktadır. Tıp dünyasında önemi artan yaşam kalitesi kavramı giderek subjektif bir kavram olmaktan çıkıp objektif parametrelere dönüşmeye başlamıştır. Bu amaçla hastalara yönelik fiziksel, sosyal ve psikolojik iyilik halini ölçen anketler hazırlanmıştır. EORTC QLQ-C30, EORTC STO22 bu anketlerden biridir. Materyal ve metod: Bezmialem Vakıf Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesinde mide kanseri nedeniyle ameliyat edilen hastaların yaşam kaliteleri ölçüldü. Ölçüm için Avrupa'da yaşam kalitesi için tercih edilen anket (EORTC QLQ-C30, EORTC STO22) formları kullanıldı. Çalışma için 10.07.2018 tarihinde 15/183 numaralı girişimsel olmayan etik kurul onayı alındıktan sonra 2010 Ekim ile 2018 Nisan ayları arasında mide kanseri tanısı ile total veya subtotal gastrektomi ameliyatı yapılmış olan hastalar retrospektif olarak tarandı. Demografi, patoloji ve ameliyat bilgileri not edildi. Bu hastalardan hayatta olanlar ve adjuvan tedavisinin üzerinden en az 3 ay geçmiş olup nüksü olmayan 85 hasta ile irtibata geçildi. Prospektif olarak EORTC QLQ-C30, EORTC STO22 Türkçe formları dolduruldu. Daha sonra total gastrektomi ve subtotal gastrektomi istatistiksel yöntemlerle kendi aralarında kıyaslandı. Sonuç: EORTC QLQ-C30 anketine göre diyare EORTC STO22 anketine göre ise disfaji total gastrektomi hastalarında daha sık görüldü. Bu bilgiler ışığında subtotal gastrektomi yapılan hastaların yaşam kalitelerinin daha yüksek olduğu tespit edildi.

AnketlerCerrahi-sindirim sistemiGastrektomi+5
Mehmet Güzel
Bezmialem Vakıf University
2019
00
Master'sOpen AccessTR

PTCH1 geninde meydana gelen epigenetik değişimlerin mide kanserli olgularda incelenmesi

Gastrik kanser (GC) dünyada teşhisi konulan dördüncü en sık kanser olmakla beraber, mortalitesi yüksek ve prognozu kötü bir malignitedir. Yapılan moleküler çalışmalarda, hedhehog sinyal yolağının bir proteini olan PTCH1 reseptör regülasyonunun bozulmasının mide kanserine sebep olduğu gösterilmiştir. Bu nedenle, bu çalışmada cerrahi gastrektomi uygulanmış mide kanserli olgulardan rezekte edilen tümör dokularında, PTCH1 geninin epigenetik değişimi ve buna bağlı olarak ortaya çıkan ekspresyonel farklılıkların incelenmesi amaçlanmıştır.Çalışmaya, gastrik kanser tanılı, 50-70 yaş aralığında, 13 erkek ve 9 kadın hastadan cerrahi gastrektomi ile rezekte edilmiş tümör dokusu ve tümörden uzak bir bölgeden alınmış kontrol dokusu dahil edildi. Elde edilen dokulardan ticari izolasyon kiti yardımıyla DNA izole edildi. İzole edilen DNA'ların konsantrasyonları belirlendikten sonra uygun koşullarda bisülfit dönüşümü yapıldı ve EpiTect Metil 2 PCR Sistemi yardımıyla metile ve metile olmayan primerler kullanılarak kantitatif gerçek zamanlı polimeraz zincir reaksiyonu (RT-qPCR) ile PTCH1 genindeki metilasyon profilindeki değişimler belirlendi. Protein düzeyindeki değişimler için homojenize doku örneklerinden ELISA yardımıyla PTCH1 protein ekspresyonları ölçüldü. RT-PCR sonucunda metile primerlerin kullanıldığı düzenekte çoğunlukla tümör dokusundan elde edilen örneklerin erime sıcaklığı ile tümör uzak dokulardan elde edilen örneklerin erime sıcaklığı arasında yaklaşık 0.5 ± 0.25 derece değişimin olduğu ve bu nedenle tümörlü dokuların metilasyon profillerinin sağlıklı dokuya oranla değiştiği tespit edildi. Protein ekspresyonu sonuçları değerlendirildiğinde PTCH1 protein miktarının kanserli dokularda anlamlı derecede arttığı tespit edildi (p<0,05). Elde edilen sonuçlar gastrik kanser oluşumunda etkisinin olabileceği düşünülen ve PTCH1 genindeki metilasyon profilinde istatistiksel olarak anlamlı bir değişim görülmediğinden PTCH1 proteinindeki değişimin direk epigenetik değişimler ile ilişkili olmadığını düşündürmektedir. Bu nedenle, bu sonuçlar çevresel etkiler sonucu oluşan epigenetik değişimlerin gastrik kanser oluşumunda etkisinin sınırlı olduğuna işaret etmektedir.

EpigenetikGerçek zamanlı polimeraz zincir reaksiyonu (RT-PCR)Mide neoplazmları
Erce Matpan
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Mide adenokarsinomlarında tümör tomurcuklanmasının prognoz ile ilişkisi

Giriş ve Amaç: Mide kanseri, tanı ve tedavi olanaklarındaki gelişmelere rağmen maligniteye bağlı ölüm nedenleri arasında üçüncü sırada yer almaktadır. İnvazyon ve metastaza zemin oluşturduğu düşünülen tümör tomurcuklanmasının, birçok solid malignitede olumsuz bir prognostik faktör olduğu gösterilmiştir. Çalışmamızda, mide kanseri hastalarında klinikopatolojik özellikler ile tümör tomurcuklanması arasındaki ilişki ve tomurcuklanma düzeyinin prognoza olan etkisinin değerlendirilmesi amaçlandı. Yöntem: Retrospektif olarak yapılan çalışmamıza, mide adenokarsinom tanılı toplam 104 hasta dahil edildi. Tanı anında metastatik olan veya histolojik olarak diffüz tip adenokarsinom olan hastalar dışlandı. Hematoksilen&Eozin ile boyalı preparatlar, ışık mikroskopisi altında tümör tomurcuklanması açısından değerlendirildi. Hastalar tomurcuklanma derecesine göre yüksek (≥10 tomurcuk) ve düşük (<10 tomurcuk) tomurcuklanma düzeyi olarak 2 gruba ayrıldı. Hastalar sağkalım ve nüks açısından değerlendirildi ve tümör tomurcuklanma derecesiyle ilişkisi araştırıldı. Bulgular: Hastaların 62'sinde düşük, 42'sinde yüksek tomurcuklanma düzeyi görüldü. İlk tanı anından son takibe kadar olan ortalama süre, düşük tomurcuklanma düzeyi olan grupta (27 ay), yüksek tomurcuklanma düzeyi olan gruptan (17 ay) anlamlı olarak daha uzundu (p ˂ 0.05). Tümörün T evresi, N evresi, grade'i ve boyutu arttıkça yüksek tomurcuklanma oranı anlamlı düzeyde daha yüksek bulundu (p˂ 0.05). Perinöral invazyon oranı, yüksek tomurcuklanma düzeyi olan grupta düşük tomurcuklanan gruba göre anlamlı olarak daha yüksek bulundu (p˂ 0.05). Yapılan tek değişkenli analizde yüksek tümör tomurcuklanması, 60 yaş üzeri tanı yaşı, düşük BMI, yüksek N evresi, lenfovasküler invazyon varlığı ve nüksün sağkalım süresi üzerine anlamlı etkisi gözlenmiştir (p ˂ 0.05). Çok değişkenli Cox regresyon analizinde, mortaliteyi predikte eden bağımsız risk faktörü olarak yüksek tomurcuklanma düzeyinin, 60 yaş üzeri tanı yaşının, lenfovasküler invazyon varlığının ve nüksün sağkalım süresi üzerine olumsuz etkisi gözlenmiştir (p ˂ 0.05). Sonuç: Çalışmamız mide kanserinde tomurcuklanma düzeyinin olumsuz bir prognostik faktör olduğunu destekler niteliktedir. Yapılacak daha kapsamlı çalışmalar, tedavi kararı ve prognozu öngörmede yol gösterici olabilir.

AdenokarsinomGastrointestinal hastalıklarMide+3
Tuba Baydaş
Bezmialem Vakıf University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Mide ve kolorektal kanserli hastalarda serum CA 72-4 ve CEA değerlerinin karşılaştırılması

-38- ÖZET Çalışmamızda, mide ve kolorektal kanserli hastalarda, yeni bir tümör belirleyicisi olan CA 72-4'ü CEA ile kıyaslamayı amaçladık. Mide kanserli 35, kolorektal kanserli 48 hasta ve ayrıca kontrol grubu olarak sağlıklı 7 kişide, serum CA 72-4 ve CEA düzeylerine bakıldı. Yüksek serum CA 72-4 değeri (>5 U/ml) mide kanserli hastaların %42.9'unda (15 hasta), kolorektal kanserli hastaların % 18. 75 'inde (9 hasta), yüksek serum CEA değeri ise mide kanserli hastaların % 45.7'sinde (16 hasta), kolorektal kanserli hastaların % 54.2'sinde (26 hasta) tespit edildi. Kontrol serumların tümünde serum CA 72-4 değeri 3 U/ml'nin altında bulundu. Mide kanserli hastaların %63'ünde (22 hasta), kolorektal kanserli hastaların %58.3'ünde (28 hasta) serum CA 72-4 veya CEA değerleri yükselmiş olarak bulundu. Yalnızca yüksek serum CA 72-4 değeri, mide kanserli hastaların %17.1'inde (6 hasta), kolorektal kanserli hastaların %4'ünde (2 hasta), yalnızca yüksek CEA değeri mide kanserli hastaların % 20' sinde (7 hasta), kolorektal kanserli hastaların %40'mda (19 hasta) bulundu. Mide kanserli hastaların %37'sinde, kolorektal kanserli hastaların %41.7'sinde serum CA 72-4 ve CEA değerlerinin her ikisi de normal sınırlarda bulundu. Mide kanserli hastalarda serum CA 72.4 ile CEA değerleri arasında orta derecede bir korelasyon (r = 0.69) olduğu, kolorektal kanserde ise bu iki belirleyici arasında herhangi bir korelasyon olmadığı (r < 0) bulunmuştur. Mide kanseri tanısı için serum CA 72-4 ve CEA düzeylerinin her ikisine birden bakılmasının sensitiviteyi artıracağı, kolorektal kanserde ise CA 72-4 sensitivitesinin çok düşük olması nedeniyle bu iki behrleyicinin simültane olarak çalışılmasının kolorektal kanser tanısına pek fayda sağlamayacağı sonucuna varıldı.

Antijenler-tümör assosiye karbonhidratHastalarKarsinoembriyonik antijen+3
Mustafa Kibar
Çukurova University
1993
00
Master'sOpen AccessTR

Mide kanserinin tedavisinde uygulanan yoğunluk ayarlı radyoterapi planlama sistemi ile 3D konformal radyoterapi sisteminde kritik organ dozlarının karşılaştırılması

Çalışmamızda cerrahi uygulanmış mide kanseri tanılı on hastada dört alanlı üç boyutlu konformal radyoterapi (3BKRT) tekniği ile yedi alanlı yoğunluk ayarlı radyoterapi (YART) tekniği kullanılarak her iki planın birbirine üstünlüğü test edilmiştir. Bu amaçla bilgisayarlı tomografi (BT) cihazında sırtüstü pozisyonda çekilmiş hasta görüntüleri Tıpta Dijital Görüntüleme ve İletişim Sistemi (DICOM) aracılığı ile Oncentra 4.3 tedavi planlama sistemine (TPS) aktarılmıştır. 3BKRT planları dört alan tekniği kullanılarak 15 mega volt (MV) foton enerjisi ile yapılmıştır. Planlanan hedef hacime (PTV) %95'lik izodoza 1.8 Gy fraksiyon dozu ile toplam 50.4 Gray (Gy) olacak şekilde plan yapıldı. YART planları Oncentra 4.3 planlama sisteminde çizilmiş olan aynı hedef hacim değiştirilmeden Monaco 5.0 planlama sistemine aktarılarak YART planları oluşturulmuştur. Tedavi planlarında 6 MV foton enerjisi ile yedi alan tekniği kullanılmıştır. Hedef hacim ve kritik organların almış olduğu dozların analizleri yapılmıştır. Çalışmamız sonucunda 3BKRT ile YART teknikleri karşılaştırıldığında PTV hacminin %95'inin aldığı doz açısından istatistiksel olarak fark bulunamamıştır (p=0.909). 30 Gy üzeri doz alan karaciğer yüzdesi için YART tekniği istatistiksel olarak üstün bulunmuştur (p=0.001). 30 Gy ve üzeri doz alan spinal kord yüzdesi için planlama teknikleri karşılaştırıldığında YART tekniği istatistiksel olarak üstün bulunmuştur (p=0.001). Tüm kritik organların ortalamalarının yüzdesine bakıldığında yüzde doz alan hacimlerin YART tekniğinde daha düşük bulunmuştur. Abdominal radyoterapi (RT) alan hastalara kritik organları daha iyi korumak için klinik yoğunluk dikkate alınarak YART önerilebilir.

Doz-cevap ilişkisi-radyasyonMide neoplazmlarıNeoplazmlar+7
Kudret Bektaş
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2016
00
DoctorateOpen AccessEN

Determination of h. pylori prevalence and correlation between histopathologic diagnosis and h. pylori cagpai and vaca genotypes in paraffin embedded biopsy samples prepared from patients with upper gastrointestinal (gi) carcinoma and chronic gastritis

H. pylori is a Gram-negative, spiral shaped microaerophile pathogen which is colonized in more than half of the world population's stomach. It is a major cause of gastritis associated disease like gastritis, gastric ulcer, duodenal ulcer, gastric adenocarcinoma, mucosa associated lymphoid tissue lymphoma (MALT lymphoma). Helicobacter pylori is a gastric pathogen that colonizes majority of the world's population. World Health Organization classified Helicobacter pylori as a first class carcinogen in 1994. Genetic diversity within the virulence genes of bacteria such as Cytotoxin associated gene Pathogenicity Island (cagPAI) and vacuolating cytotoxinA (vacA) may have a modifying effect on the pathogenic potential of the infecting strain. This study aimed to investigate which genes can be suggested as potentially related virulence factors for H. pylori associated active chronic gastritis and stomach Adenocarcinoma in Iran and Turkey. We focused on some cag (PAI) components and vacA gene subtypes based on correlations shown in some previous studies. In order to achieve our goal, Formalin Fixed Paraffin Embedded (FFPE) tissues obtained from Iranian and Turkish patients. The prevalence of the cagA, cagE, cagT, cagG, cagM, vacA s1a, vacA s2, vacA m1 and vacA m2 genes were studied in these strains by using the polymerase chain reaction (PCR) method and specific primers. From all of 320 patients, H. pylori was detected in 28.43% of patients. We found that vacAs1a, vacAm2 and cagA genes with mean prevalence of 82.41%, 71.42% and 69.23% were dominant in Iranian and Turkish patients. In conclusion in Turkish and Iranian population the genes that were studied, was homogeneous and there is no significant differences in bacterial genetic and with the exception of H. pylori infection other factors such as host genetics and nourishment play an important role in the formation of gastric cancer. But it is possible that if statistical population increases, the cagA gene association with cancer will be meaningful.

AdenocarcinomaGastritisGastrointestinal system+6
Alı Bahadorı
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Safra kesesi operasyonu olan insanlarda mide mukozasında hTERT expresyonu ve C-MYC aktivasyonu

Amaç: Asitlenmiş safra asitlerinin c-MYC aktivasyonu ile mide kanserinde tümör ilerleyişini ve telomeraz aktivitesini arttırdığını hayvan çalışmalarında rapor edilmektedir. Çalışmanın amacı safra kesesi operasyonu geçiren kişilerde, safra asitlerinin mide kanseri sebepleri arasında sayılıp sayılamayacağı evet ise mekanizması ve kanser taramasında yeri olup olmayacağının araştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: 32 Mide kanseri hastası, 34 kolesistektomili hasta ve 34 kontrol hastası dâhil edildi. Biopsiler endoskopik yöntemle alındı. Numuneler işleme alınıncaya kadar -80 ̊C'de saklandı. Doku örneklerinden Total RNA İzolasyonu ve cDNA Sentezi yapıldı. c-MYC ve hTERT genlerinin mRNA düzeyinde relatif ekspresyonlarını analiz edildi. Bulgular: Mide kanseri olgularının 14'ünde uzak metastaz izlendi. Mide kanseri olgularının metastaz olanlar ile olmayanlar arasında bakılan c-MYC (p:0,753) ve hTERT (p: 0.866) arasında anlamlı bir fark saptanmamıştır. c-MYC ekspresyonu ve hTERT kontrol grubuna göre safra kesesi grubunda azalırken c-MYC kanserli grupta anlamlı olarak artmıştır.hTERT kanser grubunda ise istatistiksel olarak anlamlı olmasa da kontrol grubuna göre azalma gözlenmiştir. Sonuçlar: Safra kesesi operasyonu olan kişilerde ailesel mide kanseri öyküsü ve kanser eğilimi var ise mide kanseri riski açısından safra kesesi operasyonu diğer etyolojik faktörlere arasında yer almalıdır.

Mide neoplazmlarıSafra asit ve tuzlarıSafra kesesi boşalması+1
Elmas Kasap
Manisa Celal Bayar University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Irak-Anbar'da interlökin-1 beta (iL-1β) gen Polimorfizminin h. Pylori enfeksiyonunun gelişimine etkisi ve tedavi etkinliği

Bu çalışma, Interleukin 1-beta (IL-1β) polimorfizminin inflamatuar hastalıkların oluşumu ve ilerlemesindeki rolüne odaklanmıştır. Bu çalışmada bazı demografik parametrelerle beraber ayrıca Mide kanseri hastalarının ve kontrol gruplarının kanındaki IL-1β (rs16944 ve rs1143627) geninde polimorfizm de belirlenmiştir. Çalışma dönemi olarak Temmuz 2021- Mart 2022 belirlenmiştir. Bu vaka-kontrol çalışmasında 60 Mide kanseri hastasından ve kontrol grubu olarak 30 örneklemden kan örnekleri alınmıştır. Mide kanseri hastalarının demografik özellikleri incelendiğinde, yaşa göre gruplar arasında önemsiz farklılıklar var iken, p = 0.0519, cinsiyet açısından gruplar arasında anlamlı farklılık söz konusudur p = 0,0263. Ayrıca sigara içmeyenlerin oranı %21, 6, sigara içenlere %78,4 göre daha düşük ve mide kanserli hastaların yüzdesi %56,6 mide dışı kanserlilere (%43,3) göre daha yüksek olmuştur. Hastaların daha yüksek bir yüzdesi kemoterapi almamış %91 ve ailede enfeksiyon öyküsü yoktur %98,3. IL-1β geninin polimorfizmi için moleküler araştırmalar, SNP'ler (rs16944 ve rs1143627) için PCR-RFLP tekniği aracılığıyla gerçekleştirilmiştir. IL-1β (rs16944) sonuçları, homozigot vahşi tipin (TT) P30NR hastalarında daha baskın olduğunu (%73), ayrıca P30NR ve kontrol grupları arasında önemsiz farklar olduğunu (TC vs TT: OR=3.2, %95 CI0, 0.77 ila 13.83, P=0.106) ve C allel frekansında P30NR ve kontrol grupları arasında anlamlı farklılıklar (O.R(%95 GA) = 3.09 (1.0695 ila 8.9454), P=0.037) olduğunu ortaya koymuştur. P30R hastaları için vaka grubundaki en yüksek genotip heterozigot genotip TC (%60) olmuştur. P30NR ve kontrol grupları arasında anlamlı bir fark söz konusudur (TC vs TT: O.R(%95 GA) = 13.5 (3.3334 ile 54.6742) P=0 .0003). Analiz ayrıca C allel frekansında (O.R(%95 GA) = 8.14 (3.0081 ile 22.0426), P=0.0001) P30R ve kontrol grupları arasında anlamlı farklılıklar göstermiştir. (P30NR ve P30R) hastaları için, vaka grubundaki en yüksek genotip TT homozigot genotipi (%73) olmuştur. (P30NR ve P30R) hastaları ile kontrol grupları arasında anlamlı bir fark söz konusudur (TC vs TT: OR= 6.8824, %95) CI0, 1.8803 ila 25.1908, P=0.0036). C allel frekansında, (P30NR ve P30R) hastaları ve kontrol grubundakiler arasında anlamlı farklar söz konusudur (O.R(%95 GA) = 5.3590 (1.9398 ila 14.8049), P=0.0012). IL1B (rs1143627) sonuçları, homozigot vahşi tipin (CC) P30NR hastalarında daha baskın (%80) olduğunu ve P30NR ve kontrol grupları arasında önemli farklılıklar olduğunu (CT vs CC: OR (%95 CI0)= .5 ( 0.6454 ila 18.9807), P=1.40), T alel frekansında P30NR ve kontrol grupları arasında önemsiz farklar olduğunu (O.R(%95 GA) = 2,66 (0,8075 ile 8,8067), P=0,107), P30R hastaları için vaka grubundaki en yüksek genotipin TT, TC (%50) olduğunu, P30NR ve kontrol grupları arasında anlamlı farklılıklar (CT vs CC: O.R(%95 GA) = 14.00 (2.8176 ile 69.5639), P=0.0013) olduğunu, T alel frekansında P30R ve kontrol grupları arasında anlamlı farklar (O.R(%95 GA) = 24.00 (8.1970 ile 70.2693), P=0.0001) olduğunu, (P30NR ve P30R) hastaları için vaka grubundaki en yüksek genotipin CC homozigot genotipi (%65) olduğunu, (P30NR ve P30R) hastaları ve kontrol grupları (CT vs CC: OR= 7.5385, %95 CI0=1.6331 ile 34.7973, P=0.0096) arasında anlamlı farklar olduğunu, T alel frekansında (P30NR ve P30R) hastaları ve kontrol grupları arasında anlamlı farklar olduğunu (O.R(%95 GA) = 5.2683 (1.7141 ile 16.1919, P=0.0037) ortaya koymuştur.

GastrinlerHelicobacter pyloriHomozigot+2
Salahuddın Gharbı Abdulazeez Al-rawe
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Mide adenokanseri ile hp (+), hp (-) intestinal metaplazi arasındaki moleküler patoloji

Giriş ve Amaç: İntestinal metaplazi (IM), mide kanseri gelişmesi için önemli bir risk faktörüdür.WNT sinyal yolağı karsinogenezisde önemli görevler üstlenmektedir. Çalışmamızda IM ve mide kanseri hastalarında WNT sinyal yoluna ait genlerin tanısal ve prognostik marker olarak değerini araştırmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: 34 mide kanserli, 45intestinal metaplazili ve 25 kontrol olgu olmak üzere toplam 104 kişi çalışmaya dahil edildi. Mide kanseri, IM ve kontrol gruplarının RT-PCR array yöntemi ile WNT sinyal yolu anahtar gen ekspresyonları değerlendirildi ve karşılaştırıldı. Tümör yükünü yansıtan , prognostik önemi olan metastaz varlığı ve mide de lokalizasyonuna göre mide kanseri hastaları alt gruplara ayrılarak gen ekspresyonu yapıldı. IM hastaları mide kanseri için risk faktörü olarak Kabul edilen Helikobakter Pilori (HP) varlığına göre alt gruplara ayrılarak gen ekspresyonu yapıldı. Bulgular: Mide kanserli ve IM'li hastalardaRHOA, CSNK1A1, DVL2, FZD8 ve LRP5 genlerinin kontrol grunbuna göre anlamlı şekilde overeksprese olduğu saptandı. Metastatik mide kanseri hastalarında metastaz göstermeyen hastalara oranla RHOA, CSNK1A1, DVL2, FZD8 ve LRP5 genlerinin anlamlı olarak overeksprese olduğu görüldü. Diffüz tip mide kanseri hastlarında diffüz olmayan mide kanseri hastalarına göre RHOA, CSNK1A1, DVL2, FZD8 ve LRP5 genlerinin anlamlı olarak overeksprese olduğu görüldü. Mide kanseri hastları ile IM hastaları karşılaştırıldığında gen ekspresyonlarında anlamlı bir fark bulunmadı. HP pozitif IM hastlarında HP negatif IM hastalarına oranla RHOA, CSNK1A1, DVL2, FZD8 ve LRP5 genlerinin anlamlı olarak overeksprese olduğu saptandı. Sonuç: RHOA, CSNK1A1, DVL2, FZD8 ve LRP5 genlerinin mide kanseri hastalarında tümör yükünü yansıtabileceğini düşünmekteyiz. Mide kanserinden önce RHOA, CSNK1A1, DVL2, FZD8 ve LRP5 genlerinin IM hastalarında ekspresyon oranının artmaya başladığını ve bu ekspresyonu HP varlığının artırdığını düşünmekteyiz. Bu konularda daha ileri çalışmalara ihtiyaç bulunmaktadır. Anahtar Kelimeler:Mide kanseri, İntestinal metaplazi, RHOA, CXADR, CSNK1A1, CCND2, DVL2, FZD8, NFACT1

AdenokarsinomGen ifadesiGenler+7
Ufuk Demirci
Manisa Celal Bayar University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Mide adenokanseri ile atrofik gastirit arasındaki moleküler patoloji

Giriş ve Amaç: Atrofik gastrit, mide kanseri gelişmesi için önemli bir risk faktörüdür. Epigenetik kromatin yeniden modellenmesi karsinogenezisde önemli görevler üstlenmektedir. Çalışmamızda atrofik gastrit ve mide kanseri hastalarında kromatin yeniden modellenme sistemine ait genlerin tanısal ve prognostik marker olarak değerini araştırmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: 34 mide kanserli, 36 atrofik gastritli ve 25 kontrol olgu olmak üzere toplam 95 kişi çalışmaya dahil edildi. Mide kanseri, Ag ve kontrol gruplarının RT-PCR array yöntemi ile kromatin yeniden modellenme gen ekspresyonları değerlendirildi ve karşılaştırıldı. Atrofik gastrit hastaları mide kanseri için risk faktörü olarak kabul edilen Helikobakter Pilori (Hp) varlığına göre alt gruplara ayrılarak gen ekspresyonu yapıldı. Mide kanseri hastalarında prognostik önemi olan, tümör agresifliğini ve tümör yükünü gösteren metastaz varlığı, mide de lokalizasyonuna göre alt gruplara ayrılarak gen ekspresyon analizi yapıldı. Bulgular: Mide kanserli ve Ag'li hastalarda genlerinin kontrol grunbuna göre anlamlı şekilde ING5, CXB7, ARID1A, EED, MTA1, CXB3 genlerinin ekspresyon profillerinin değiştiği saptandı. Metastatik mide kanseri hastalarında metastaz göstermeyen hastalara oranla EED,MTA1,CBX3 genlerinin anlamlı olarak yüksekeksprese olduğu görüldü. Mide kanseri hastaları ile atrofik gastrit hastaları karşılaştırıldığında gen ekspresyonlarında anlamlı bir fark bulunmadı. Sonuç: ING5, CXB7, ARID1A, EED, MTA1, CXB3 genlerinin mide karsinogenezinde görev aldığı ve atrofik gastrit oluşumundan itibaren mide kanseri erken tanısında önemli bir marker olarak kullanılabileceğini ve bu konuda daha ileri çalışmalara ihtiyaç olduğunu düşünmekteyiz.

Biyobelirteçler-tümörGastrit-atrofikGenler+4
Fahri Bilgiç
Manisa Celal Bayar University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Mide kanserlerinde her-2 gen ekspresyonu ve c-met ekspresyonunun histopatolojik prognostik parametreler ile ilişkisinin araştırılması

AMAÇ: Bu çalışmada mide karsinomlu olgularda HER-2 pozitifliğinin sıklığını saptamak, artmış HER-2 ekspresyonunun immunohistokimyasal ve silver in situ hibridizasyon (SISH) yöntemleri ile tutarlılığını değerlendirmek, histopatolojik prognostik faktörlerle ilişkisini ortaya koymak hedeflenmiştir. Ayrıca yeni tedavi yaklaşımlarına ışık tutmak açısından c-MET ekspresyon sıklığını, histopatolojik prognostik faktörlerle ve HER-2 ekspresyonu ile ilişkisini belirlemek amaçlanmıştır. GEREÇ ve YÖNTEM: Anabilim dalımızda 1996-2016 yılları arasında gastrektomi materyalinde mide kanseri tanısı alan 203 olgu çalışmaya alınmıştır. Olguların yaş ve cinsiyeti, tümörün yerleşimi ve büyüklüğü, histolojik tipi, invazyon derinliği, perinöral invazyon, lenfovasküler emboli varlığı, lenf nodu metastazı, lokal invazyon ya da uzak metastaz bulguları kaydedilmiştir. HER-2'nin immunohistokimya (İHK) skorunun değerlendirmesi literatür verilerine göre 0, 1+, 2+ ve 3+ olarak yapılmıştır. HER-2 skoru 2+ ve 3+ olan olgularda pozitiflik anlamlı kabul edilmiş, bu olgularda dual silver in situ hibridizasyon (SISH)/İHK metodu uygulanarak amplifikasyon araştırılmıştır. Ayrıca HER-2 İHK'sal boyasıyla pozitiflik elde edilen tüm olgular ile HER-2 İHK'sal skoru negatif (0/1+) olarak değerlendirilen 40 olgu, bir diğer TKR ailesinin üyesi olan c-MET ile boyanarak bulguların histopatolojik verilerle ilişkisi karşılaştırılmıştır. BULGULAR: Tüm olgular İHK'sal olarak HER-2 ile boyanmış ve pozitiflik %19,2 olarak bulunmuştur. Dual SISH/İHK metodu ile İHK HER-2 skoru (2+) olguların %70'inde, (3+) olguların %94,7'sinde amplifikasyon saptanmıştır (p≤0,05). İHK'sal olarak skor (2+) olan olgularımızın %80'inde (16/20) dual SISH/İHK metodu ile İHK'sal boyanma ya çok zayıf izlenmiş ya da hiç gözlenmemiştir. HER-2 pozitifliği histopatolojik prognostik faktörlerden sadece intestinal tip morfoloji sergileyen tümörlerde istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p=0,039). c-MET pozitifliği 79 olgu üzerinden değerlendirilmiş olup %48,1 olarak bulunmuştur. HER-2 (-) olguların daha fazla c-MET (+)'liği (%57,4) gösterdiği saptanmıştır (p=0,044). c-MET pozitifliği histopatolojik prognostik faktörlerle karşılaştırıldığında sadece distal yerleşimli tümörlerde daha sık izlenmiştir (p=0,038). HER-2+/ c-MET+ ko-ekspresyonu %34,4 olarak saptanmıştır. Bu grubu yalnız c-MET (+), yalnız HER-2 (+) ve HER-2-/c-MET- gruplar ile karşılaştırdığımızda histopatolojik prognostik faktörler açısından anlamlı sonuç bulunamamıştır. SONUÇ: Çalışmamızdan elde ettiğimiz bulgularda HER-2 pozitif tümörlerin daha çok intestinal morfoloji sergilediği, c-MET pozitif tümörlerin ise daha çok distal yerleşim gösterdiği saptanmıştır. Dual SISH/İHK metodunun optimize edilmesi halinde kullanım kolaylığı sağlayabileceği gösterilmiştir. HER-2 ekspresyonu olanlarda hiç de azımsanmayacak (%34,4) c-MET pozitifliğinin görülmesi, bu olgularda c-MET'in Trastuzumab tedavisine karşı gelişen direncin bir kısmından sorumlu olabileceğini göstermiştir. Ayrıca c-MET'in histopatolojik prognostik faktörlerle ilişkisini daha iyi açıklayabilmek ve hedefe yönelik tedavi geliştirebilmek için skorlama kriterlerinin standardize edilmesi gerektiği ortaya konmuştur.

Gen ifadesiHistopatolojiKarsinoma+4
Ferhat Coşkun
Manisa Celal Bayar University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Helikobakter pilori (+) ve (-) intestinal metaplazi hastalarındaki GSTP1 geninin metilasyon profilinin mide tümörlü hastalarla karşılaştırılması

Mide adenokarsinomu dünyadaki en yaygın malignitelerden biridir. Mide kanser gelişiminde çok sayıda epigenetik ve genetik değişiklikler tespit edilmiştir. GSTP`ler detoksifikasyondan sorumlu enzim ailesidir. GSTP1 geni metilasyon profilini ile pek çok kanser arasında bağlantı olduğunu gösteren çalışmalar mevcuttur. Ancak epigenetik mekanizmaları net değildir. Çalışmamızda mide kanserli, H.pilori (+) ve (-) intestinal metaplazili hasta grupları arasındaki GSTP1 geni promotor metilasyon profilinin araştırılması amaçlanmıştır.Araştırmamızda histopatolojik olarak intestinal metaplazi ve mide kanseri tanısı almış hastalar dahil edildi. Hastalara üst gastrointestinal sistem endoskopisi uygulanarak taze biyopsi örnekleri toplandı. Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi ve İzmir Atatürk Eğitim Araştırma Hastanesi Gastroenteroloji Bilim Dalları'ndan 25 HP(+), 25 HP(-) intestinal metaplazili ve 25 mide tümörlü hastaların midelerinden biyopsi örneği alındı. Kontrol grubu olarak gastroenteroloji polikliniğimize başvuran üst gastrointestinal yakınması olup, toplanan biyopsilerinde intestinal metaplazi ve mide kanseri saptanmayan 15 sağlıklı bireyden oluşturuldu. GSTP1 gen metilasyonu saptanması açısından sodyum bisulfit modifikasyonu sonrasında metilasyona spesifik PCR yapıldı ve değerlendirildi. İstatistiksel analizde hasta grupları ve metilasyon durumları arasındaki korelasyonu bulmak için ki-kare testi kullanıldı.GSTP1 promotor bölge hipermetilasyonu analizinde, mide kanseri grubunda metilasyon %28, unmetilasyon %24 ve heterojen metilasyon %48 oranında; Hp(-) intestinal metaplazi grubunda metilasyon %28, unmetilasyon %52, heterojen metilasyon %20 oranında; Hp(+) intestinal metaplazi grubunda metilasyon %32 , unmetilasyon %24, heterojen metilasyon %44 oranında ve kontrol grubunda metilasyon %26,6, unmetilasyon %40 , heterojen metilasyon %33,34 saptandı. Gruplar arasında yapılan istatiksel karşılaştırmalar sonucunda; hipermetilasyon açısından anlamlı farklılık saptanmadı. Kontrol grubunda da metilasyon oranı %26,6 olduğundan GSTP1 geni hipermetilasyonunun mide kanseri erken tanısında kullanımının uygun olmayacağı düşünüldü.

AdenokarsinomHelicobacterHelicobacter enfeksiyonları+6
Aşık Gülcan
Manisa Celal Bayar University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Opere metastatik olmayan mide kanserli hastalarda sağkalım üzerine etkili faktörler

Çalışmamızın amacı metastatik olmayan opere mide karsinomlu hastaların sağkalımları üzerinde etkili parametreleri tespit ederek klinisyenlerlerin tedavi seçiminde ve hastalık yönetiminde daha rasyonel kararlar almasını sağlayabilmek olmuştur. Bu fikirden yola çıkarak Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı?nda 1998 ile 2011 yılları arasında takip edilmiş, metastatik olmayan 200 opere mide karsinomlu hastanın geriye dönük olarak; cinsiyet, yaş, performans durumu, tümör çapı, tümör yeri, tümörün histopatolojisi, tümörün differansiasyonu, seroza invazyon durumu, lenfovasküler invazyon durumu, perinöral invazyon durumu, Bourmann sınıflaması, Lauren sınıflaması, lenf nodu disseksiyonu, metastatik lenf nodu indeksi, cerrahi sınır invazyon durumu, TNM sınıflaması, kemoradyoterapi alma durumu faktörleri ile sağ kalım arasında ilişki olup olmadığı araştırılmıştır. Araştırma tanımlayıcı-kesitsel tipte bir araştırmadır. Araştırmanın evrenini Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Tıbbi Onkoloji Bilim Dalında 1998 - 2011 tarihleri arasında takip edilen opere metastazı olmayan mide karsinomlu hastalar oluşturmaktadır. Araştırma kapsamında toplam 230 hastanın verisine ulaşılmış, 30 hastanın takipten çıkması üzerine kalan 200 hastanın verisi ile çalışma tamamlanmıştır. Çalışmamızda metastatik olmayan opere mide karsinomlu hastalarda; cinsiyet, yaş, tümör çapı, tümör yeri, tümörün histopatolojisi, tümörün differansiasyonu , seroza invazyon durumu, lenfovaskuler invazyon durumu, perinöral invazyon durumu, Bourmann sınıflaması, Lauren sınıflması, lenf nodu indeksi, cerrahi sınır invazyon durumu, TNM sınıflması,performans durumu, kemoradyoterapi alma durumu parametrelerinin sağ kalımına etkili olup olmadığını belirlemek amaçlanmıştır. Çalışma sonucunda sağ kalım üzerine etkili faktörlerin; performans durumu, T4 ve N3 sınıfında olmanın, metastatik lenf nodu indeksinin prognoz üzerinde bağımsız bir risk faktörleri olduğu tespit edilmiştir. İyi-orta differansiasyon gösteren tümörlerin bağımsız bir prognostik faktör olduğu, bu tümörlerin sağ kalımlarının anlamlı olarak daha uzun oldukları ve lenfovasküler invazyon varlığı ile metastatk lenf nodu sayısının anlamlı şekilde ilişkili olduğu ve lenfovasküler invazyonu olan hastalarda sağkalım sürelerinin daha kısa olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca Çalışmaya dâhil edilen hastaların büyük oranına total/subtotal gastrektomi + D2 disseksiyonu yapılmış ve bu hastaların diğer cerrahi yöntemler uygulanan hastalar ile karşılaştırıldığında sağ kalımlarının anlamlı bir şekilde daha uzun olduğu tespit edilmiştir.

Cerrahi-sindirim sistemiKarsinomaMide+4
Pınar Balcı
Gazi University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Mide adenokarsinomlarının tanısında asprosin ve C-erbB-2 düzeyleri arasındaki korelasyonun araştırılması

Son yıllarda, gelişmiş ülkelerde, mide kanseri insidansı azalmış olsa da, hala tüm dünyada en sık görülen malignitelerden biridir. Erkeklerde 17, 1/100.000 ve kadınlarda 7, 9/100.000 insidansında görülmektedir. Asprosin glikoz metabolizması üzerinde etkili olan ve beyaz yağ dokusunda salınan yeni saptanan bir adipokindir. İnsan epidermal büyüme faktörü reseptörü-2 (HER2(C-erbB-2)) geni HER ailesinin üyesi olup protoonkogendir. Mide adenokarsinomunda yapılan çoğu çalışmada c-erbB-2 aşırı ekspresyonu negatif prognostik faktör olarak saptanmaktadır. Özellikle ileri mide kanserlerinde hedefe yönelik tedavi imkânı tanıdığı için prognoz üzerine olumlu etkileri gösterilmiştir. Kanserde güvenilir biyobelirteçler ve terapotik hedeflerin belirlenmesi ve değerlendirilmesi oldukça önemlidir. Bu çalışma ile mide kanseri tanısı alan hastaların dokularında Asprosin ve C-erbB-2 düzeyleri arasındaki korelasyon ile tanı ve derecelendirilmesindeki rolünün araştırılması amaçlanmıştır. Mide adenokarsinomlarında, asprosin ve c-erbB-2 immünreaktivitelerinde değişikliğin araştırılarak gelecekte daha ayrıntılı çalışmalar ile mide adenokarsinomlarının erken tanısı ve evrelemesinde rol oynayabileceğini düşünmekteyiz. Çalışmaya Fırat Üniversitesi Patoloji Anabilim Dalı arşivinden rastgele seçilen 60 mide adenokarsinomu (20 grade I, 20 grade II, 20 grade III) ve 20 normal mide mukozası örneği alındı. Toplam 4 grupta asprosin ve c-erbB-2 immünohistokimyasal olarak boyanıp düzeyleri incelendi. Yaptığımız çalışmada mide adenokarsinomlarında asprosin ile cerbB2 immünreaktivitesi arasında ise negatif bir korelasyon olduğu ve bu korelasyonun istatistiksel olarak anlamlı olduğu gözlendi. Anahtar kelimeler: Mide Adenokarsinom, Asprosin, C-erbB-2

AdenokarsinomAsprosinErbB reseptörleri+4
Ertuğrul Şahin
Fırat University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yeni tanı alan mide CA hastalarında trimetilamin n-oksit (TMAO) düzeylerinin tanıdaki yeri ve klinikopatolojik özellikleri ile ilişkisinin araştırılması

Dünyada görülen beşinci en sık kanser mide kanseri olup, kansere bağlı ölümler sıralandığında üçüncü sırada yer almaktadır. Genellikle geç belirti gösterir ve spesifik semptomları yoktur. Erken evrede yakalandığında sağkalım oranları ciddi oranda artmakta olup, tanı koymada kullanılan tarama programları ve biyokimyasal tetkikler hastalığın sürveyansı için oldukça önemlidir. Bu çalışmanın amacı, mide kanserinin tanısını hızlandırmaya katkı sağlamak için serum TMAO düzeyini belirlemektir. Çalışmaya 60 mide kanseri tanılı hasta ile 30 sağlıklı kontrol grubu dahil edildi. Çalışmaya dahil edilen hasta grubundaki kişilerin hepsi yeni tanı almıştı, hastalara kemoterapi verilmemişti ve mide kanseri nedeniyle opere edilmemişti. Ayrıca TMAO düzeyini yükselttiği bilinen iskemik kalp hastalığı veya kronik böbrek yetmezliği olan kişiler çalışmaya dahil edilmedi. Alınan kan örneklerinin serum kısmı ayrılarak serum örneklerinde TMAO düzeyi değerlendirildi. Verilerin istatistiksel analizinde IBM SPSS Statistics Versiyon 20.0 paket programı kullanıldı. Gruplar arasında H-LPS (p=0,834), IL-1β (p=0,268), TNF-α (p=0,143) ve TMAO (p=0,331) düzeylerinde istatiksel açısından anlamlı farklılık tespit edilmedi. Ancak hasta grupta IL-6 düzeyi kontrol grubuna göre anlamlı olarak yüksek saptandı.(p<0,001). Yapılan birçok çalışmada akciğer, prostat ve kolon kanserleri gibi birçok kanserde hastalarda TMAO seviyesinin yüksek düzeyde olduğu gösterilmiştir. Ancak bizim yaptığımız çalışmada mide kanseri hastalarında kontrol grubuna göre TMAO düzeyinde istatiksel açıdan anlamlı farklılık görülmedi. TMAO molekülünün kanser taramalarında biyobelirteç olarak kullanılması için yeni özelliklerinin araştırılması ve daha fazla sayıda hastanın dahil edildiği geniş çalışmalar yapılması gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: IL-1 β, IL-6, Mide kanseri, TMAO, TNF-α

Mide hastalıklarıMide neoplazmlarıNeoplazmlar+4
Elif Yıldırım
Fırat University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Mide kanserli hastaların tümör dokusunda OCT-4 ekspresyon durumunun değerlendirilmesi

Amaç: Mide kanseri halen akciğer kanserinden sonra ikinci en sık ölüm nedenini oluşturmaktadır.mide kanseri oluşum mekanizmalarına ilişkin bilgi ve kavrayışımızın artışı yeni tedaviseçeneklerine ışık tutabilecektir. Bilindiği gibi kanser gelişimi ile ilgili teorilerden biri de stem cell teorisidir. İnsan somatik kök hücrelerin farklı dokularda varlığı bildirilmiştir. Bunlar umblical kord kanı, kemik iliği, saç follikülüdür. Solid tümörlerden beyin, meme, kolon, germ cell ve mide kanserlerinde embriyonel kök hücre benzeri özellikler taşıyan ve kök hücre işaretleyicileri ile tanımlanan hücrelerin varlığı gösterilmiştir. OCT-4 embriyonik kök hücrelerde bulunan ve aynı adlı gen tarafından kodlanan ve hücreye kendi kendine çoğalabilme yeteneği kazandıran bir transkripsiyon proteinidir. Diğer taraftan enfeksiyon- inflamasyonla kanser arasındaki ilişki iyi bilinmektedir. Mide kanseri-kronik Helikobakter pylori enfeksiyonu arasında da bu türden bir ilişki kanıtlanmıştır. H. pylori kronik enfeksiyonunun yolaçtığı enflamasyonun kemik iliği kökenli stem hücrelerinin enflamasyonla karakterli mide dokusuna engraftmanı mide kanseri gelişiminde muhtemel mekanizmalardan biri olabilir. Belirtilen düşüncelerin işığında bu tez çalışmasında başlıca iki hipotezin sınanması hedeflenmiştir. Öncelikle mide adenokanseri gelişiminde embriyonal kökenli stem hücrelerin, örneğin OCT-4 gibi bu dönem hücrelerine ait belirteçlerin varlığı ile, rolü gösterilebilir mi? İkinci olarak eğer OCT-4 ekspresyonunu mide kanserli doku hücrelerinde gösterebilirsek, bu ekspresyonun kanıtlanmış Helikobakter pylori varlığında daha abartılı ifadesini görebilmek.Yöntem: Mide kanseri varlığı bilinen, H. pylori durumu araştırılmış hastaların parafin bloklarında OCT-4 ile immun histokimya boyaması amacı ile 50 hastanın preparatları nükleer boyanma açısından değerlendirilmiş, pozitif boyamalar skorlanarak, eşlik eden H.pylori yönünden de korelasyon araştırılmıştır.Veriler: Toplam 50 hastanın OCT-4 için yapılan immun histokimya değerlendirmesinde %52 oranında pozitiflik belirlenmiştir. OCT-4 boyanması ile yaş, cins, tümör evresi, tümör lokalizasyonu, tümör tipi, H.pylori arasında pozitif yada negatif bir korelasyon saptanmazken, tümör diferansiasyon derecesi ile anlamlı ilişki saptanmıştır. Diferansiasyon azaldıkça ekspresyon sıklığı artmaktadır.Sonuç: Mide kanseri moleküler patogenezinde emriyonel kök hücreler muhtemel mekanizmalardan biridir. Hernekadar kronik H.pylori enfeksiyonun embriyonel somatik kök hücrelerin mideye göçünde rol alabileceği gösterilememişse de bu konuda henüz son söz söylenmiş değildir.Anahtar Kelimeler: mide kanseri, OCT-4, patogenez

Gen ifadesiGenlerHastalık+3
Selçuk Cemil Öztürk
Gazi University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Gastrik ve gastro-özefageal bileşke kanserlerinde HER2 overekspresyonunun klinik önemi

Gastrik ve Gastro-özefageal Bileşke Kanserlerinde HER2 Overekspresyonunun Klinik ÖnemiAmaç: Bu çalışmada gastrik kanser (GC) ve gastroözefageal bileşke kanserlerinde (GEJC) HER2 overekspresyon oranı, HER2 overekspresyonunun klinik, patolojik parametrelerle ilişkisi ve prognoz üzerine etkisi araştırıldı.Gereç ve Yöntem: Gastrik kanser ve GEJC tanılı 285 (202 erkek, 83 kadın) hastanın cerrahi ya da biyopsi preperatlarında HER2 ekspresyon varlığı immunohistokimyasal (IHK) yöntemle ve silver insitu hibridizasyon (SISH) yöntemiyle değerlendirildi. HER2 (+)'liğinin tümörün çapı, histopatolojisi, grade'i, seroza invazyonu (Sİ), lenfovasküler (LVİ) ve perinöral invazyon (PNİ), Lauren ve Borrmann tipi, tümörün lokalizasyonu, TNM evresi, izlemde lokal nüks (LN) ve metastaz (M) gelişimi ilişkisi, sağkalım (OS) üzerine etkisi araştırıldı.Bulgular: IHK skorları sırasıyla: 194 (%68.1) IHK 0, 34 (%11.9) IHK +1, 30 (%10.5) IHK +2, 27 (%9.5) IHK +3. IHK +2 olan 30 hastanın 12'de SISH (+) (%4.2), 18'inde SISH (-). IHK +3 ve IHK +2 olup SISH (+) hasta sayısı birlikte değerlendirildiğinde HER2 (+)'liği %13.7'di. HER2 (+)'liğiyle yaş, cinsiyet, TNM evresi, tümör çapı, tümörün lokalizasyonu LN ve M gelişimi, LVİ ve PNİ, Borrman tipi arasında ilişki yoktu. İntestinal tip tümörlerde diffüz tipe göre HER2 (+)'liği daha fazlaydı (%16.7 vs %6.9, p=0.075). İyi-orta derecede diferansiye tümörlerde kötü diferansiye tümörlere göre HER2 (+)'liği anlamlı oranda yüksekti (p=0.001). Pür adenokarsinomlarda %19.4, taşlı yüzük hücreli karsinomlarda %4.2, mikst adenokarsinom-taşlıyüzük hücreli karsinomlarda %10 HER2 (+)'di (p=0.013). HER2 (+)'liğinin OS üzerine anlamlı etkisi saptanmadı (p=0.81), ancak erken evre HER2 (+) hastaların median OS'leri daha kısaydı (p=0.022).Sonuç: Gastrik kanserler ve GEJC'de HER2 (+)'liği tümörün histopatolojisi ve diferansiasyon derecesiyle ilişkilidir. Erken evre hastalarda HER2 (+)'liği kötü prognozla ilgilidir.

ErbB reseptörleriGastrointestinal neoplazmlarMide neoplazmları+2
Meltem Baykara
Gazi University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Lokal ileri ve / veya metastatik mide kanserli hastalarda klinik ve laboratuvar parametrelerin prognostik önemi

AMAÇBu çalışmada lokal ileri ve/veya metastatik özefagogastrik kanserli hastalarda klinik, laboratuar ve patolojik özelliklerin genel sağkalım üzerine prognostik etkileri araştırıldı.GEREÇ VE YÖNTEMHaziran 2005 ile Ocak 2011 tarihleri arasında Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Tıbbi Onkoloji Bölümü'ne başvuran lokal ileri (inoperatif) veya metastatik mide kanserli 115 hastanın dosyası klinik, laboratuar ve patoloji bilgileri açısından retrospektif olarak değerlendirildi. Kontrollerine gelmeyen hastalar ile ilgili bilgiler Ankara Nüfus İl Müdürlüğü ve hastaların telefon numaraları aranarak Aralık 2011 tarihinde güncelleştirildi. Hastaların yaşı, cinsiyeti, performans durumları, histopatolojileri, serum alkalen fosfataz, karaciğer transaminaz, total bilirubin, sodyum, kalsiyum, albumin, hemoglobin, beyaz küre sayısı, trombosit düzeyi, tümör markerları gibi parametrelerin sağ kalım süreleri üzerine olan etkileri araştırıldı.BULGULARÇalışmaya alınan hastaların 76'sı erkek (% 66,1), 39'u kadın (%33,9) olup erkek/kadın oranı 1.9 olarak belirlendi. Hastaların median yaşı 63 (27-89) yıl olup sağkalım üzerine anlamlı etkisi yoktu. Hastaların %26'da proksimal (gastroözefageal ve kardiya), %74'de distal (korpus ve antrum) yerleşimli gastrik kanser saptandı. Hastaların %56.6 (N=65) adenokarsnom, %27.8 (N=32) taşlı yüzük hücreli karsinom, %2 (N=1,7) adenoskuamöz karsinom saptandı. Taşlı yüzük hücreli karsinom olgularında sağkalım diğer histapatolojik tiplere göre anlamlı olarak daha kısa bulundu (p=0.009). Tutulum bölgesinin sağkalım üzerine etkisi yoktu (p>0.05). Olguların 102'si (%88,7) evre IV hastalığa sahipti. Tanı sırasında lokal ileri evre olan 3 hastada ise takipte metastaz gelişti. En sık metastaz bölgesi karaciğer (%53,N=61) ve peritondu (%46,1 N=53) Hastaların %47'si (N=54) palyatif kemoterapi almıştı, palyatif kemoterapinin sağkalım üzerine anlamlı etkisi yoktu, ancak sağkalımda %20 lik bir risk azalmasına sebep olduğu saptandı.Hastaların %16,5'ine palyatif radyoterapi (%13 mide,%1,7 kemik metastazlarına,%1.7 beyin metastazlarına) verilmişti. Ondört (%14.8) hastada radyoterapi öyküsü bilinmiyordu. Palyatif radyoterapinin sağkalımı anlamlı olarak artırdığı saptandı (p=0.006). Laboratuvar parametreleri değerlendirildiğinde median serum alkalen fosfatazı düzeyi 94 (22-868) IU/l, medain AST 20 U/L (0-40), median ALT 16 U/L (0-40), median total bilürübin 0,52 mg/dl (0,3-1,2), median albumin 4 g/dl (3,5-5), median kalsiyum 8,9 mg/dl (8,2-10,6 mg/dl), median sodyum değeri 139 (126-148) mmol/l median hemoglobin değeri 11.5 gr/dl (5.2-16.6), median trombosit değeri 307 x10.e6/ul (22-868), median lökosit değeri 8100 x10.e6/ul (3600-34100) olarak bulunmuştur. Multivaryant analizle değerlendirme yapıldığında laboratuar parametrelerinden ALP, AST ve ALT düzeylerinin sağkalımı anlamlı olarak etkilediği (sırasıyla, p=0.022, p=0.016, p=0.02), ancak serum total bilürübin, CEA, CA 19.9, CA 72.4, hemoglobin, lökosit, trombosit, düzeylerinin ise sağkalım üzerine etkisi olmadığı saptandı. Serum kalsiyumu yükseldikçe sağkalım kısalmaktaydı ancak bu istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı ancak anlamlılığa yakındı (p=0.076). İzlemdeki hastaların 78'i (%67,8) ex olmuştu. Median sağkalım 11.4 ay (%95 CI: 6.97-15.9) olarak belirlendi.SONUÇLokal ileri ve metastatik mide kanserli hastalarda hangi hastada kemoterapi ile daha iyi tedavi yanıtı ve sağkalım elde edilebileceğini öngeren bir prognostik parametre bulunmamaktadır. Bu çalışmada serum ALP, AST, ALT ve kalsiyum değerlerinin hastaların sağkalımını etkilediği saptanmış olup bu hastalarda prognostik parametre olarak kullanılabileceği bulunmuştur.

MideMide neoplazmlarıNeoplazm metastazları+2
Çağdaş Kalkan
Gazi University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Lokal ileri mide kanserinde postoperatif kemoradyoterapinin sağkalıma etkisi

Amaç: Opere edilebilir ve lokal ileri mide kanserinde postoperatifkemoradyoterapinin sağkalıma etkisinin retrospektif değerlendirilmesi planlandı.Materyal ve Metod: Histopatolojik olarak kanıtlanmış 101 mide kanserli hastaçalışmaya alındı. Olguların 72'si erkek olup medyan yaş 58 idi (dağılım 33-85yaş). Radyokemoterapi İntergrup-0116 çalışmasına göre uygulandı. Mide loju velenfatiklere 45 Gy, cerrahi sınır pozitif olan olgularda 50 Gy'nin üstünderadyoterapi dozu verildi.Bulgular: Medyan sağkalım süresi 24 ay (dağılım 5-116 ay) bulundu. 5 yıllıkgenel sağ kalım oranı %55 bulundu. Olgularda lokal-bölgesel yineleme %11.9hastada ve uzak metastaz %22.8 hastada gözlendi. %69 olguda gastrointestinalyan etki, %18 hematolojik toksite gözlendi.Sonuç: Kemoradyoterapinin lokal kontrol üzerinde etkili olduğu, uzakmetastazların kontrolünde ise uygulanan tedavi şemasının yetersizliğigözlenmiştir. Serimizde kemoradyoterapi toksitesi gözlenmiştir ama hastalargenelde iyi tolere etmişlerdir.Anahtar kelimeler: Mide kanseri, kemoradyoterapi, yan etkiler

Antineoplastik ajanlarKomplikasyonlarMide hastalıkları+4
Önder Özüm Polat
Gazi University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kemoradyoterapi alan mide kanserli hastalarda CD133 ve Kİ-67'nin prognostik önemi

Mide kanseri, dünyada kansere bağlı ölümlerde ikinci sırada olup; kötü prognozla giden çok agresif kanserlerden biridir. Mide kanserlerinde 5 yıllık sağkalım oranlarının %20'ler civarında olması; yeni ve daha agresif tedavilerin uygulanmasını gerekli kılmaktadır. Yapılan çalışmalar ile prognostik faktörler araştırılmakta ve tedaviye dirençli, sağkalımın düşük olduğu gruplar bulunmaya çalışılmaktadır. Bu grupların agresif tedavilerden daha fazla yarar sağlayacağı düşünülmektedir. Bu yeni prognostik faktörlerden biri de CD133'dür. CD133 hücre yüzey proteini olup bir kök hücre belirtecidir. Kanser kök hücresi, kendi kendilerine yenileme, prolifere olma potansiyelleri ile kanser biyolojisinde önemli bir yer tutmaktadır. Yine bu hücreler özellikle, başarılı tedaviler sonrasında tümör rekürrensleri ve metastazlarından da sorumlu tutulmaktadırlar.Bu çalışmada Gazi Ünivertesi Tıp Fakültesi Radyasyon Onkolojisi Anabilim Dalı'nda kemoradyoterapi almış 50 mide kanseri hastasında prognostik faktörler, CD133 ve Ki-67'nin prognostik önemi ve CD133 ile Ki-67'nin korelasyonu incelenerek; bunların genel ve hastalıksız sağkalım üzerine olan etkileri araştırılmıştır.Ortalama takip süresi 22 ay olan hastaların 2 yıllık genel sağkalım oranları % 49 ve 2 yıllık hastalıksız sağkalım oranları %48 olarak bulunmuştur. Mide kanseri için; evrenin, tümörün yerleşim yerinin, lenf nodu oranının, rezeksiyon tipinin prognostik önemi görülürken; cinsiyet, yaş, cerrahi tipi, Bormann ve Lauren sınıflaması ile 15'in altında lenf nodu çıkartılmasının prognostik önemi görülmemiştir. Yapılan çok değişkenli analizlerde ise tümör çapının ve lenf nodu tutulum yüzdesinin bağımsız prognostik faktör olduğu gösterilmiştir.CD133 pozitif olan hastalarda genel sağkalım oranları, negatif olanlara göre daha iyi bulunmuş ve yapılan tek ve çok değişkenli analizlerde; CD133'ün bağımsız prognostik faktör olduğu gösterilmiştir. Ki-67 indeksinin ise prognostik önemi bulunmamıştır. Ancak CD133 ve Ki-67 arasında orta düzeyde pozitif yönde bir korelasyon olduğu gösterilmiştir.Sonuç olarak; bu çalışma ile CD133'ün prognostik faktör olduğu gösterilmiştir. Teknolojinin de ilerlemesi ile yeni moleküler belirteçler, rutinde kullanılabilir hale gelecektir. Böylece hastaların prognozu önceden tahmin edilerek daha agresif tedaviler verilebilmesi ve sağkalımların arttırılması sağlanacaktır

Antikorlar-monoklonalAntineoplastik ajanlarMembran proteinleri+2
İrem Sarıcanbaz
Gazi University
2011
00
DoctorateOpen AccessTR

Deneysel olarak mide kanseri oluşturulan farelerde irisin hormonu ve bazı kaşektik faktörlerin ekspresyonlarının incelenmesi

İrisin, fibronektin tip 3 domaini içeren 5. protein (FNDC5)'in ekstraselüler kısmının proteoliziyle iskelet kasından kana salınan ve adipoz dokuda yağ oksidasyonunu artırarak kilo kaybına sebep olan yeni tanımlanmış bir miyokindir. İrisinle ilgili yapılan çalışmalar sınırlı sayıda olup, etki mekanizması tam olarak bilinmemektedir. Zayıflamanın sıklıkla görüldüğü (mide, pankreas vb.) kanserlerle olan ilişkisini inceleyen herhangi bir çalışmaya da rastlanılmamıştır. Bu çalışmada irisinin, kilo kaybına sebep olan özelliği dikkate alınarak, deneysel olarak mide kanseri oluşturulan farelerin tümör dokusundan salgılanıp salgılanmadığının ve kanser kaşeksisinde etkili olup olmadığının aydınlatılması amaçlandı. Çalışmamızda, 60 adet BALB/c ırkı fareden kontrol olarak 12, N-metil-N-nitrozoüre (MNU) ile kanser oluşturmak üzere 48 fare ayrıldı ve 150 günlük oral yolla MNU uygulanmasının ardından sağ kalan farelerin dekapitasyonuyla kan, mide, iskelet kası, kahverengi ve beyaz yağ dokuları alındı. Mide dokularının histopatolojik değerlendirilmesi sonucunda; kontrol, MNU uygulanıp kanser oluşmayan, kanser öncesi ve kanserli olmak üzere 4 grup oluşturulması uygun görüldü. Doku örneklerinde FNDC5 ve kaşeksiyle ilişkili bazı proteinlerin ekspresyonları, serumlarda ise FNDC5/irisin, bazı inflamatuar ve kanser belirteçleriyle birlikte bazı kaşektik faktörlerin seviyeleri ölçüldü. Serum örneklerinde ölçülen kaşektik ve inflamatuar belirteçlerle, FNDC5/irisin seviyeleri kanserli grupta kontrol grubuna göre anlamlı yüksek bulundu. Kontrol ve kanserli mide dokularında FNDC5 ve kaşektik faktörlerden çinko-α-2 glikoprotein (ZAG) genlerinin ekspresyonunun olmadığı, beyaz ve kahverengi yağ dokularında kanserli grupta kontrol grubuna göre FNDC5 ekspresyonunun anlamlı yüksek olduğu belirlendi. Sonuç olarak, mide kanserinin oluşturulduğu farelerin kahverengi ve beyaz yağ dokularında artmış FNDC5 ekspresyonu, bu proteinin kanser kaşeksisinde kaşektik faktörler gibi etkili bir faktör olabileceği kanaatine varıldı. Ancak, midedeki kanserleşme ile irisinin kaşektik etkisi arasındaki ilişkinin mekanizması aydınlatılamadı.

FarelerFibronektinlerHormonlar+4
Diler Us Altay
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kolon ve mide kanserli hastalarda platelet lenfosit oranı ve nötrofil lenfosit oranı'nın genel sağkalım üzerine etkisi

Giriş ve Amaç: Platelet/Lenfosit oranı ve Nötrofil/Lenfosit oranı ise inflamasyon durumunu yansıtan bir parametre olarak bilinmekte olup kanserli hastaların prognozunun tayininde kullanılabilmektedir. Bu çalışmada Platelet/Lenfosit oranı ve Nötrofil/Lenfosit oranının opere edilmiş mide ve kolon kanserli olgularda genel sağkalım üzerine olan etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntemler: Cerrahi tedavi sonrası takip edilen mide veya kolon kanserli 100 hasta çalışmaya alındı. Hastaların preoperatif kan tetkikleri retrospektif olarak değerlendirildi. Preoperatif Platelet/Lenfosit ve Nötrofil/Lenfosit oranları hesaplanarak bu oranların medyan değerleri belirlendi. Medyan değerin üzerinde ve altında olan gruplardaki hastaların genel sağkalım analizleri Kaplan-Meier yöntemi ile yapıldı. Bulgular: Kolon kanserli hastalarda genel sağkalım 63.2 ay, mide kanserli hastalarda ise genel sağkalım 37.7 ay olarak bulundu. Platelet/Lenfosit oranı ve Nötrofil/Lenfosit oranı yüksek ve düşük olan gruplar sağkalım açısından karşılaştırıldı. Platelet/Lenfosit oranı yüksek olan kolon kanserli hastalarda genel sağkalım (59 aya karşılık 66.3 ay) daha düşüktü ve istatistiksel olarak anlamlı değildi. Kolon kanserli, Nötrofil/Lenfosit oranı yüksek olan hastalarda ise genel sağkalım (58.7 aya karşılık 65.8 ay) daha düşüktü ancak istatistiksel açıdan anlamlı fark yoktu. Mide kanserli hastalarda da; Platelet/Lenfosit oranı yüksek olan grupta genel sağkalım (31.7 aya karşılık 41.1 ay) daha düşüktü ve istatistiksel olarak anlamlı değildi. Nötrofil/Lenfosit oranı yüksek olan mide kanserli hastalarda ise genel sağkalım (30.8 aya karşılık 44.4 ay) daha düşüktü ve iki grup arasında istatistiksel açıdan anlamlı farklılık saptanmadı. Sonuç: Yüksek Platelet/Lenfosit oranı ve Nötrofil/Lenfosit oranının kolon ve mide kanserinde genel sağkalım üzerine istatistiksel açıdan anlamlı etkisi bulunmamıştır.

Kan trombositleriKolon neoplazmlarıLenfositler+6
Haydar Temizyürek
Karadeniz Technical University
2016
00

Related subjects