Stress
1,167 theses under this subject heading
İnmeli hastalara bakım veren hasta yakınlarının bakıma hazır oluşluk ve stres durumlarının değerlendirilmesi
Giriş ve Amaç: Bu araştırmanın amacı, inmeli hastalara bakım veren hasta yakınlarının bakıma hazır oluşluk ve stres durumlarını değerlendirmektir. Gereç ve Yöntemler: Kesitsel tanımlayıcı tipte olan bu araştırma, nöroloji kliniğinde inme tanısı almış 118 hastanın primer bakım verici olan hasta yakınları ile yürütüldü. Veriler 'Bakıma Hazır Oluşluk Ölçeği', 'Bakım Verenin Stres Ölçeği' ve 'Hasta Yakını Tanıtım Formu' kullanılarak toplandı. Çalışmada elde edilen veriler, tanımlayıcı istatiksel yöntemler (ortalama, standart sapma, frekans, yüzde, maksimum, minimum) ve Student t testi, Oneway Anova testi, Kruskall Wallis testi ve korelasyon analizi kullanılarak değerlendirildi. p< 0,05 değeri istatiksel olarak anlamlı kabul edildi. Bulgular: Bakım vericilerin yaş ortalamasının 52.00±14,00 yıl, %70,3'ünün kadın, %80,5'inin evli, %66,9'unun ilköğretim mezunu olduğu saptandı. Bakım vericilerin cinsiyet, medeni durum, eğitim durumu, çocuk sayısı, çalışma durumu, gelir düzeyi, kronik hastalığa sahip olma durumu, hastaya yakınlık derecesi gibi özelliklerinin bakım vermeye hazır oluşluk ve stres durumlarını etkilemediği saptandı. Köyde yaşayanların bakım vermeye hazır oluşluk düzeylerinin düşük, stres düzeylerinin ise yüksek olduğu bulundu. Sonuç: Bakım vericilerin stres düzeyi arttıkça bakım vermeye hazır oluşluk düzeylerinin azaldığı saptandı. İnme geçiren hastaların yakınlarının bakıma hazır oluşluk ve stres durumlarının hemşireler tarafından değerlendirilmesi ve gerekli girişimlerin uygulanması önerilmektedir.
Örgütsel stresle başa çıkma, örgütsel adalet algısı, iş tatmini ve duyguların üretkenlik karşıtı iş davranışlarındaki rolü
Araştırma kapsamında; çalışanların örgütsel stresle başa çıkma yaklaşımı, örgütsel adalet algısı, iş tatmini ve duygularının üretkenlik karşıtı iş davranışlarına olan etkisi incelenmektedir. Araştırmada veri toplama yöntemi olarak anket kullanılmıştır. Çalışma kapsamında hazırlanan anket, katılımcılara e-posta yoluyla iletilmiş ve veriler çevrimiçi olarak toplanmıştır. Toplam 769 çalışandan elde edilen verinin çoğunluğunu, 50'den fazla personele sahip kamu kurumlarında, en fazla 10 yıllık kıdemi olan yükseköğrenim görmüş bireyler oluşturmaktadır. Kullanılan ölçeklere güvenirlik analizi, elde edilen verilere de korelasyon analizi ve çoklu doğrusal regresyon analizi uygulanmıştır. Yapılan analizler sonucunda; üretkenlik karşıtı iş davranışları ile pozitif duygusallık ve negatif duygusallık arasında anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilirken, üretkenlik karşıtı iş davranışları ile örgütsel stresle başa çıkma ve örgütsel adalet algısı arasında kısmen anlamlı bir ilişki belirlenmiştir. İş tatmini ile üretkenlik karşıtı iş davranışları arasında ise anlamlı bir ilişki belirlenememiştir. Ayrıca, üretkenlik karşıtı iş davranışlarının, üç farklı kategori itibariyle ayrı ayrı ele alındığında aynı bağımsız değişkenler tarafından ve aynı ölçüde açıklanmadığı bulgulanmıştır.
The impact of financial stress and economic uncertainty on unemployment
This study analyzes the impact of financial stress and economic uncertainty on unemployment in Turkey for the period 2007-2022 with monthly data. Financial stress and economic uncertainty variables are examined through an indicator and two distinct indices. The model is estimated using a structural vector autoregression (SVAR) model. This thesis shows that as the level of financial stress and economic uncertainty increases, the unemployment rate also increases. The evidence in this thesis also demonstrates that the part of economic uncertainty that is not related to financial stress has an increasing effect on unemployment rate, while the part of financial uncertainty that is not related to financial stress has almost no effect on unemployment rate.
İş hayatında stres ve tükenmişlik sendromu
Stres, bireylerin zihninde; güç, baskı, tehdit ve zor olan şeyler anlamlarını ifade etmektedir. Bireyler zihinlerinde stresi engellenme, çatışma ve endişe kavramları ile bağdaştırmaktadır. Bu nedenle bireyler strese maruz kaldıklarında birçok olumsuz durumlar ortaya çıkmaktadır. Bu çalışmada amaçlanan; "stres" ve "tükenmişlik" kavramlarını açıklamak, bireylerde, örgütsel stres kaynaklarını ve buna bağlı sonuçları belirleyerek, stresle başa çıkma yöntemlerini saptamak, tükenmişliğin nedenleri ve başa çıkma yollarını belirlemek ve örgütsel stresin swot analizini yapmaktır. Örgütler hızla değişen teknoloji ve rekabet ortamına ayak uydururken, bireyler kendilerine verilen görev ve sorumlulukları yerine getirirken örgütsel strese maruz kalmaktadır. Bu sorunların başında performans düşüklüğü gelmektedir. Bu doğrultuda örgütsel yapıya bağlı stres kaynakları; merkeziyetçilik, aşırı uzmanlaşma, aşırı iş yükü, mobbing, ilerleme ve gelişme fırsatlarının azlığı ve bürokratik engeller; örgütsel stresin neden olduğu başlıca sorunlar ise işe yabancılaşma, iş devamsızlığı, iş kazaları, performans düşüklüğü şeklinde olabilmektedir. Örgütlerin başarıları, büyük ölçüde, bireysel strese ve örgütsel strese neden olan kaynakları ve nedenleri doğru şekilde belirlemek, tükenmişlik sendromuna neden olan faktörleri minimize etmek veya azaltmak, bunların neden olduğu olumsuz durumlara karşı alınan tedbirlere bağlıdır. Stresin ve tükenmişlik sendromunun neden olduğu olumsuz sonuçların doğru bir şekilde giderilmesi veya kontrol altına alınması gerekmektedir. Çalışanları olumsuz yönde etkilemeyecek çalışma ortamı ve koşulları yaratacak, örgütsel performansı yükseltecek optimum stres düzeyini yaratmaya çabalamalıdırlar. Bu konuda, örgütün tüm yöneticilerine de görev düşmektedir.
Türkiye'de finansal baskıya neden olan faktörlerin öncü göstergelerle tahmin edilmesi
Özellikle 1990'ların başından itibaren finansal krizlerin nedenlerini araştıran çalışmaların sayısında önemli bir artış gerçekleşmiştir. Bu nedenle, literatürde finansal krize neden olan faktörleri belirlemek için çeşitli modeller bulunmaktadır. Finansal krizin kaynaklarını belirlemek önemlidir çünkü bu politika yapıcılara önceden önlem almaları için rehberlik edecektir. Diğer taraftan, küresel finansal krizden sonra finansal stresin ölçülmesi önem kazanmıştır, çünkü küresel finansal krizin en önemli nedenlerinden biri, tüm ekonomideki finansal stresin artmasıdır. Bu nedenle, finansal stresin ölçülmesi ve izlenmesi politika yapıcılar için çeşitli faydalar sağlayabilir. Bu çalışmanın amacı, Türkiye'deki finansal stresi ölçmek için bir finansal stres endeksi oluşturmaktır. Finansal stres endeksi oluşturulurken; para piyasası, sermaye piyasası, ülke riski, dış borç ve enflasyon gibi finansal baskıya neden olabilecek birçok faktör göz önünde bulundurulmuştur. Finansal baskı endeksini hesaplamada temel bileşenler analizi kullanılmıştır. Ampirik sonuçlar, finansal stres endeksinin Türkiye'deki tüm daralma dönemlerini başarılı bir şekilde yakaladığını göstermektedir. Son olarak, Türkiye'deki finansal stresi etkileyebilecek küresel faktörler ARDL modeli ile araştırılmıştır. Analiz sonuçları, VIX, S&P 500 endeksinin, dünyadaki enflasyonun ve ekonomik büyümenin Türkiye'deki finansal stresi önemli derecede etkilediğini göstermektedir.
Ameliyathanede gürültü düzeylerinin ameliyat ekibinin stres düzeyleri ve iş yüküne etkisinin değerlendirilmesi
Araştırma bir devlet hastanesinin ameliyathanelerinde, gürültü seviyesini ve gürültünün ameliyathane çalışanlarının iş yükü ve stres düzeyleri üzerindeki etkisini değerlendirmek amacıyla tanımlayıcı ve kesitsel olarak gerçekleştirildi. Araştırma verileri Temmuz-Ekim 2019 tarihlerinde genel cerrahi, ortopedi, üroloji ameliyathanelerinde hafta içi günlerde gerçekleştirilen 403 ameliyatta gürültü ölçümleri ve ameliyathane çalışanlarının stres düzeyleri ve iş yükleri değerlendirilerek elde edildi. Veri toplamada, CA 834 gürültü ölçüm cihazı, Durumluk Kaygı Ölçeği (STAI FORM TX-I), NASA-TLX İş Yükü Ölçeği ve Ameliyata ve Ameliyat Ekibine İlişkin Bilgi Formu kullanıldı. Çalışma verileri değerlendirilirken ortalama, standart sapma, medyan, frekans, yüzde, minimum, maksimum gibi tanımlayıcı tanımlayıcı istatistiksel metotlar, Shapiro-Wilk, Student t, Oneway Anova, Bonferroni, Bonferroni-Dunn testleri, Pearson korelasyon analizi ve Spearman korelasyon analizi kullanıldı. Örneklem grubuna alınan ameliyatların, %27.5'i üroloji, %41.4'ü genel cerrahi, %31.1'i ortopedi ameliyatı idi. Ameliyatların ortalama süresi 69.84±23.67 dakika sürmektedir. %63'ü açık ameliyat, %75.4'ü genel anestezi altında yapılmakta ve %59.3'ünde hastanın ASA I'dir. Ameliyathane çalışanların yaş ortalaması 34.89±7.41, ameliyathanede çalışma deneyimleri ise 8.00±5.82 yıldır. Çalışanların,%53,3'ü erkek,%37,8'inin (n=17) ameliyathane hemşiresi, %24,4'ü (n=11) cerrah ve %37,8'i (n=17) anestezi ekibindendir. Evre 1 ortalama gürültü düzeyleri ise 63,00±3,50, evre 2 ortalama gürültü düzeyleri ise 62,94±3,75,evre 3 ortalama gürültü düzeyleri ise 63,67±2,81 olarak saptandı. Durumluk kaygı puan ortalaması ise 34,50±6,09 olarak saptandı. Toplam iş yükü düzeyi ise ortalama 56,91±15,67 olarak bulundu. Durumluk kaygı puanları (p<0,01) ve iş yükü puanları (p<0,01) ile gürültü düzeyleri arasında pozitif yönlü istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptandı. Sonuç olarak, ameliyathanedeki gürültünün Ulusal İş Sağlığı ve Güvenliği Enstitüsü'nün iş yerleri için önerdiği sınır olan 85 dB(A)'ya yakın olduğu, ameliyathanedeki gürültünün ameliyathane çalışanlarının algıladıkları iş yükü ve stres düzeylerini arttırdığı belirlendi. Ameliyathane çalışanlarına gürültü kontrolü eğitimi verilerek bilgilerinin ve farkındalıklarının arttırılması, gürültü ölçümlerinin belirli aralıklarla yapılması, ameliyathanelerde gürültü azaltılmasına ilişkin teknolojilerin kullanılması önerildi. Anahtar kelimeler: Ameliyathane, Gürültü Düzeyi, Stres, İş Yükü
COVID-19 pandemisinin yoğun bakım hemşirelerinde yorgunluk, stres ve iş yüküne etkisi
Bu çalışma Covid-19 pandemisinin yoğun bakımda çalışan hemşirelerin yorgunluk, stres ve iş yüküne etkisini belirlemek amacıyla tanımlayıcı tipte yapıldı. Çalışma Kasım 2020-Nisan 2021 tarihleri arasında Prof. Dr. Cemil Taşcıoğlu Şehir Hastanesi pandemi yoğun bakımlarında çalışan ve araştırmamıza katılmayı gönüllü olarak kabul eden 125 hemşire ile yapıldı. Veriler Kişisel Bilgi Formu, İş Yükü Ölçeği, Algılanan Stres Ölçeği ve Piper Yorgunluk Ölçeği kullanılarak online anket uygulaması şeklinde toplandı. Çalışma verileri NCSS (Number Cruncher Statistical System) kullanılarak ortalama, standart sapma, frekans, Student t Test, Mann Whitney U testi, One-way Anova Test, Kruskal Wallis test, Pearson ve Spearman's Korelasyonları ile istatistiksel analiz yapıldı. Hemşirelerin yaş ortalaması 26,84±4,51 olup %71,2'si kadın, %90'ı bekar ve %80,8'i lisans mezunudur. Hemşirelerin %83,2'si Covid (+) veya şüpheli hastalara bakarken bulaş korkusu, %91,2'si Covid (+) olması durumunda ailesine taşıma korkusu yaşamış olup kişisel koruyucu ekipman giyme zorunluluğu %96,8'inin işini zorlaştırmıştır. Hemşirelerin %31.2'si Covid sürecinde Covid-19 (+) olmuştur. Algılanan stres ölçeği toplam puanı 23,35±5,44, iş yükü ölçeği toplam puanı 37,34±7,45, Piper yorgunluk ölçeği toplam puanı 7,43±1,51 olarak bulunmuştur. Araştırmamızda işinden ayrılmayı düşünen hemşirelerin algılanan stres puanları daha yüksek bulundu. Covid-19 hastalarına bakarken bulaş korkusu yaşayan hemşirelerde iş yükü puanları daha yüksekti. Çalışma saatlerinden memnun olan ve dinlenme için özel zaman ayırabilen hemşirelerin Piper yorgunluk ölçeği puanları daha düşük bulundu. Algılanan stres puanı yüksek olan hemşirelerin iş yükününün de daha yüksek olduğu ve algılanan stres puanı ve iş yükü puanı yüksek olan hemşirelerin daha yorgun olduğu bulundu. Çalışmamızın sonucunda Covid-19 pandemisinin hemşireleri yorgunluk, stres ve iş yükü açısından olumsuz etkilediği sonucuna ulaşıldı.
Öncü gösterge olarak mali stres endeksi: Türkiye üzerine bir uygulama
Bu çalışmanın amacı, Türkiye ekonomisi özelinde erken uyarı sinyalleri sağlayacak yeni bir mali stres endeksi oluşturulması ve bu endeksin ekonomik aktivite değişkenleri ile ilişkisinin belirlenmesidir. Mali sürdürülebilirlik risklerini hemen hemen her zaman, düzensiz mali uyumla ilişkili tehlikelerle birlikte mali krizler izlemektedir. Çalışma bulgularının, öncü gösterge niteliği taşıyan bir mali stres endeksi aracılığıyla, mali kurumlar ile politika yapıcılara ekonomideki mali stresin algılanması ve maliye politikasının yönlendirilmesi konusunda öngörü sağlaması beklenmektedir. Bu amaç doğrultusunda öncelikle, Cottarelli (2011) tarafından geliştirilen kavramsal çerçeveden yararlanılarak sürdürülebilirlik riskinin ölçümünde ve mali stresin hesaplanmasında kullanılacak mali göstergeler seti oluşturulmuştur. Temel mali değişkenler, varlık ve yükümlülük yönetimine ilişkin değişkenler ve uzun dönem mali eğilim değişkenleri gibi mali sürdürülebilirlik göstergeleri dikkate alınarak 1990-2021 dönemi Türk mali yapısı belirlenmiştir. Çalışmada mali sürdürülebilirlik riski, Türkiye ekonomisi tarihsel ortalamalarından elde edilen mali değişkenlere dayalı olan toplulaştırılmış bir endeks aracılığıyla hesaplanmıştır. Toplulaştırma işleminde Kaminsky, Lizondo and Reinhart (1998) tarafından geliştirilen yaklaşım esas alınmıştır. Yerli yazında, Türkiye ekonomisi için erken uyarı sinyal yaklaşımını kullanarak bir mali stress endeksi oluşturmaya yönelik ilk çalışmadır. Çalışmada ayrıca, sözkonusu endeksin ekonomik aktive değişkenleri ile doğrusal dinamik ilişkisi frekans alanında nedensellik testileri aracılığıyla ve doğrusal olmayan dinamik ilişkisi ise Markov Rejim Değişim-VAR ve bu modele bağlı rejimlere dayalı nedensellik testleri ve etki tepki analizleri ile incelenmiştir. Çalışma bulgularının, mali yeniden borçlanma riskinin değerlendirilmesi birincil amacı olan bir mali izleme çerçevesinin geliştirilmesine katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Gelişmekte olan ekonomilerde mali sürdürülebilirliğin izlenmesi özellikle ekonomik kriz dönemleri için hayati önem taşımaktadır.
Sivas (Hafik, Olukbaşı) bölgesinde yayılış gösteren Helichrysum arenarium (L.) Moench (altın otu) bitkisinin kuraklık stresine göstermiş olduğu antioksidan savunma sistemi temelli yanıtlar
Tıbbi ve aromatik özelliğe sahip olan Helichrysum arenarium (L.) Moench (altın otu) bitkisinin kuraklık stresi altında göstermiş olduğu morfolojik, fizyolojik ve biyokimyasal çalışmalar literatürde bulunmamaktadır. Helichrysum türleri geleneksel halk hekimliğinde kullanılan ve günümüzde de modern tıpta kullanılmaya devam eden tıbbi aromatik özellikte bitkiler olarak bilinmektedir. Reaktif oksijen türleri ve diğer serbest radikallerin oluşumu engellemeye yönelik aktivitelerinden dolayı doğal antioksidan olarak görülmektedir. Bu amaçla, Sivas bölgesinden toplanan altın otu bitkisinde çimlenme ve erken gelişim döneminde kuraklık stresine göstermiş olduğu morfolojik, fizyolojik ve antioksidan savunma sistemi temelli yanıtlar belirlenmeye çalışılmıştır. Kontrollü koşulların sağlandığı iklimlendirme odalarında, petri kaplarında büyütülen altın otu tohumları PEG-6000 ile (%0-30) kuraklık stresine maruz bırakılmıştır. Altın otu bitkilerinin erken gelişme döneminde PEG-6000 (%0-15) uygulamalarının büyüme parametreleri, yaprak su içeriği (YSİ), tiyobarbitürik asit reaktif maddelerinin (TBARS), hidrojen peroksit (H2O2) miktarı ve antioksidan enzim aktivitelerinde (süperoksit dismutaz (SOD), katalaz (CAT), askorbat peroksidaz (APX), glutatyon redüktaz (GR)) meydana gelen değişimler incelenmiştir. Çimlenme çalışmasında altın otu tohumlarının PEG %20 ve PEG %30 ortamlarında çimlenemediği, erken gelişme döneminde ise PEG %15 uygulamasının fidelerin gelişimi üzerinde ciddi bir baskılanmaya neden olduğu belirlenmiştir. Kuraklık uygulamasının (PEG %5 ve PEG %10) altın otu bitkilerininin büyüme parametreleri, YSİ, CAT ve GR seviyesinde azalmaya, TBARS, H2O2, SOD ve APX değerlerinde ise artışa neden olmuştur. Altın otu bitkilerinde kuraklık şiddeti arttığında büyümenin baskılanmasına karşın antioksidan enzimlerinden APX ve SOD aktivitelerinin arttığı ilk kez bu tez çalışmasıyla ortaya konmuştur. Anahtar Kelimeler: Altın otu, Kuraklık, Stres, H2O2, Antioksidan Savunma Sistemi
İnflamatuar barsak hastalarında algılanan stres ölçeği eşliğinde yaşam kalites I ve hastane anksiyete, depresyon ölçeğinin değerlendirilmesi
Bu çalışma, Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı, Gastroenteroloji polikliniğine başvuran İnflamatuar Barsak Hastalarında stres düzeylerini, anksiyete ve depresyon düzeylerini, yaşam kalitelerini nicelendirerek bunları hastaların hastalık tipi, sosyodemografik özellikler, laboratuvar değerleri, aktivite indeksleri ile ilişkilendirerek araştırmayı amaçlamıştır. Çalışmaya 80 hasta dahil edilmiş bu hastalara gönüllü bilgilendirilmiş rıza formu ile ilgili kısaca bilgilendirme yapılarak ölçekleri kendilerinin doldurmaları istenmiştir. Aktivite indeksi olarak Ülseratif Kolit de Mayo indeksi Crohn Hastalarında Crohn aktivite indeksi kullanılmıştır. Çalışmamızda cinsiyete göre laboratuvar sonuçlarından hemoglobin ve ferritin değeri erkeklerde daha yüksek saptanmıştır. Crohn Hastalığında Ülseratif Kolit'e göre Hastane Anksiyete Depresyon ölçeğinin her iki skorunda yükseklik saptanmıştır. İş hayatına devam etmeyen grupta dışkılama sayısı, çalışan grupta hemoglobin değeri, yaşam kalitesinin fiziksel rol güçlüğü, emosyonel rol güçlüğü ve ağrı skorları daha yüksek saptanmıştır. Sigara kullanımının laboratuvar sonuçları ve ölçeklerle ilişkisinde anlamlı sonuç görülmemiştir. Biyolojik ajan kullanmayan grupta yaşam kalitesi ölçeğinin ağrı skorlaması, lökosit ve trombosit sayısı daha yüksek olurken biyolojik ajan kullanan grupta ölçek skorlamaları açısından anlamlı farklılık görülmemiştir. Kullanılan ilaç sayısı arttıkça yaşam kalitesinin fiziksel fonksiyon skorunda düşme olmuş ancak bununla birlikte laboratuvar sonuçlarında anlamlı bulgu saptanmamıştır. Hastalık aktivasyonu söz konusu olduğunda Hastane Anksiyete Depresyon ölçeğinde yükseklik, yaşam kalitesinde düşme saptanmıştır. Yaş ile Algılanan Stres Ölçeği arasında negatif korelasyon saptanmıştır. Hastalık yaşı arttıkça anksiyete ve depresyon azalmıştır. Sonuç olarak; İBH hastalık ve sosyal yükü ağır olan bir hastalık grubudur. Hastalar her vizitte ruhsal açıdan değerlendirilmeli stres, anksiyete, depresyon ve yaşam kalitesi açısından değerlendirilmelidir. Anahtar kelimeler: İnflamatuar barsak hastalığı, algılanan stres, sf-36, depresyon, anksiyete.
İş sağlığı ve güvenliğinde psikososyal tehlike ve riskler
Günümüzde iş sağlığı ve güvenliğinin psikososyal boyutu giderek önem kazanmaktadır. 6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nunda psikososyal tehlike ve risklerin belirlenmesi ve önlenmesi konusuna yeterince önem verilmediği görülmektedir. Literatürde psikososyal tehlike ve risk ayrımı tam olarak yapılamamakla beraber kavramlar iç içe geçmiş durumdadır. Psikososyal faktörlerin iş sağlığı ve güvenliğindeki öneminin net olarak anlaşılamaması, çalışma ortamındaki sorunların gözlemlenmesi ve çözüm bulunması açısından, yetersiz kalınmasına neden olmaktadır. Bir iş yerinde sağlıklı bir çalışma ortamı oluşabilmesi için, bu tehlike ve risklerin, önlenmesi ve belirlenip ortadan kaldırılması zorunludur. Psikososyal tehlike ve psikososyal riskler; stres, depresyon, intihar ve ölüm gibi sonuçlara neden olabilmekte ve işletmenin örgütsel işleyişini bozabilmektedir. Bu çalışmada literatürde, iç içe geçmiş olarak görülen ve bazen birbirinin yerine kullanılan psikososyal tehlike ve risk kavramlarının ayrımının net bir biçimde yapılıp, iki kavram arasındaki farkların ortaya konması amaçlanmıştır. Uygulama kısmında ise, Mersin ilinde inşaat sektöründe faaliyet gösteren bir firmanın şantiyesinde anket çalışması yapılarak, çalışanların psikososyal tehlike ve risk kavramları hakkındaki bilinç düzeylerini ölçmek ve farkındalık oluşturmak hedeflenmiştir. İstatistiksel analizlerin yapılmasında SPSS Paket programı kullanılmıştır.
Gemi bakım ve onarım çalışanlarında duygu düzenleme stratejileri, stres ve etkileri üzerine bir araştırma
Bu tez araştırmasında gemi bakım ve onarım işlerinde çalışanlar için stres ve stresin oluşturduğu etkiler hakkında bir inceleme yapılmıştır. İnceleme yapılırken duygu düzenleme stratejileri ve iş talepleri-kaynakları (JD-R Model) modeli esas alınmıştır. Ayrıca iş kazası ve ramak kala olay konuları ile stres arasındaki ilişki irdelenmiştir. Araştırma için çalışanlar üzerinde anket yöntemi uygulanmış, katılımcıların verdiği cevaplar ile çeşitli değerlendirmeler yapılmıştır. Araştırma anketi beş ana bölümden meydana gelmektedir. Bu bölümlerdeki ana başlıkları, birinci bölüm için sosyodemografik özellikler, ikinci bölüm için duygu düzenleme stratejilerine ilişkin bilişsel değerlendirme ve bastırma stratejileri, üçüncü bölüm için algılanan stres düzeyinin stresin sonuçları üzerinden tespiti, dördüncü bölüm için toplam beş adet stresör (iş koşulları, iş tatmini, iş arkadaşlarıyla iletişim, işyerinde adalet ve yönetimin tutumu), beşinci bölüm için stresin sonuçları oluşturmaktadır. Araştırma sonucunda çalışanlar üzerinde tespit edilen stres düzeyi ile duygu düzenleme stratejisi arasında mevcut kolerasyon durumu gözden geçirilmiştir. Bunun yanında iş kazası ve ramak kala olaylar ile çalışanların stres durumu arasında mevcut ilişki gözlemlenmiştir.
Ortak sağlık güvenlik biriminde çalışan iş güvenliği uzmanlarının çalışma hayatında yaşadığı stres ve etkileri üzerine bir araştırma
Bu tez çalışmasında Ortak Sağlık Güvenlik Biriminde (OSGB) çalışan iş güvenliği uzmanlarının çalışma hayatında yaşadığı stres ile stresin sebep ve sonuçları arasındaki ilişki incelenmiştir. Stresin çalışan sağlığı üzerinde fiziksel ve psikolojik etkilerini saptamaya çalışarak stresi en aza indirmek için alınabilecek önlemler konusunda atılması gereken adımları belirlemeye yönelik bir araştırma gerçekleştirilmiştir. Araştırma için iş güvenliği uzmanlarına yönelik dört bölümden oluşan bir anket hazırlanmıştır. Anketin birinci bölümü iş güvenliği uzmanlarının sosyodemografik özelliklerini, ikinci bölümü çalışma hayatında karşılaştıkları zorlukları, üçüncü bölümü psikolojik yönden olumsuz hissetikleri durumları, dördüncü ve son bölümü ise yaşadıkları sağlık problemlerini belirlemeye yöneliktir. Anket sonuçları SPSS programı ile analiz edilerek, değerlendirmeler yapılmıştır. Çalışmanın OSGB'de ve diğer sektörlerde çalışan iş güvenliği uzmanlarının stres yönetimi için oldukça yararlı olduğu sonucuna varılmıştır.
Örgütsel bağlılığın östres, distres, informal iletişim ve çalışma arkadaşları etkileşimi bağlamında incelenmesi
Araştırma kapsamında akademisyenlerin örgütsel bağlılığı; östres, distres, informal iletişim ve 'çalışma arkadaşları etkileşimi' kavramları bağlamında incelenmektedir. Bu kapsamda çalışmada akademisyenlerin iş yaşamlarındaki duygu durumlarına ve davranışlarına yönelik çıkarımlarda bulunmak amaçlanmaktadır. Niceleyici araştırma yöntemi kapsamında 544 akademisyenden anket yoluyla veriler kesitsel olarak toplanmıştır. Anket soruları 'Üç Bileşenli Örgütsel Bağlılık Ölçeği', 'Östres ve Distres Ölçeği', 'İnformel İletişim Ölçeği' ve 'Çalışma Arkadaşları Etkileşimi Ölçeği' gibi formlardan oluşmaktadır. Katılımcılar olasılıklı olmayan örneklem metodu dâhilinde (küme örnekleme ve amaçlı örneklem metodu ile) araştırmaya dahil edilmişlerdir. Veriler SPSS ve AMOS programlarıyla analiz edilmiştir. Sonuçlar örgütsel bağlılık ile informal iletişim arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğunu göstermektedir. 'Çalışma arkadaşları etkileşimi' ve örgütsel bağlılık değişkenleri arasında da güçlü ve anlamlı bir ilişki söz konusudur. Bu durum akademisyenlerin, iş yerinde kurmuş olduğu formal ve informal iletişimin örgüt aidiyeti açısından elzem olduğuna işaret etmektedir. Bulgular entelektüel bir zümre olan akademisyenlerin örgüt aidiyetleri açısından ilişki kurma biçimlerini anlama hususunda önem taşımaktadır. Verilerin kesitsel olarak toplanması ve olasılıklı olmayan bir örneklem metodu kullanılması nedeniyle araştırma çeşitli kısıtlılıklara sahiptir, dolayısıyla bulgular tüm akademisyen kümeleri üzerine genellenemez. Fakat araştırma konusunda akademisyenleri anlama açısından verimli bir çıktı sunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Örgütsel Bağlılık, Östres, Distres, İnformal İletişim, Çalışma Arkadaşları Etkileşimi, Üniversiteler, Akademisyenler
Lösemi hastalarının ruhsal sorunları ve stresle başa çıkma tarzları
Bu araştırma lösemi hastalarında görülen ruhsal sorunları ve stresle başa çıkma tarzlarını belirlemek amacıyla yapıldı. Tanımlayıcı ve kesitsel türdeki bu çalışma Eylül 2020-Nisan 2021 tarihleri arasında yürütüldü. Araştırmanın evrenini Gaziantep il merkezinde bulunan SANKO Üniversitesi Hastanesi Hematoloji Servisi'nde yatarak tedavi gören lösemi hastaları oluşturdu. Çalışma, araştırmaya katılmayı kabul eden 120 hasta ile tamamlandı. Veriler "Kişisel Bilgi Formu'', '' Kısa Semptom Envanteri (KSE)''ve '' Stresle Başa Çıkma Ölçeği (SBÇÖ)'' aracılığıyla yüz yüze toplandı. Çalışmada hastaların %61,7'si erkek, yaş ortalaması 50,4±17,8 yıl, % 45'i 56 yaş ve üstündedir. Hastaların % 30,8'ine Akut Miyeloid Lösemi(AML) tanısı konduğu, % 35'inin 2. Evrede olduğu ve % 35'inin tanı sürelerinin 6-12 ay aralığında olduğu saptandı. SBÇÖ toplam puanının ortanca, minimum, maksimum değeri 40,5 (20-67), kendine güven yaklaşımı 10 (1-21), iyimser yaklaşım 7 (1-15), çaresiz yaklaşım 10 (0-24) ve boyun eğici yaklaşım puanının ortanca, minimum, maksimum değeri 8 (2-17)'dir. KSE toplam puanının ortanca, minimum, maksimum değeri 76 (15-167); anksiyete 14 (0-44); depresyon 20,5 (3-43), olumsuz benlik 13 (0-42), somatizasyon 17 (3-27) ve hostilite puanının ortanca, minimum, maksimum değeri 8,5 (0-27)'dir. Rahatsızlık Ciddiyet İndeksi(RCİ), Belirti Toplam İndeksi(BTİ) ve Semptom Rahatsızlık İndeksi(STİ) alt boyut puanlarının ortanca, minimum, maksimum değerleri sırasıyla 1,43 (0,28-3,15), 37 (7-53), 2,08 (1,18-3,39)'dir. SBÇÖ toplam ölçek puanı ile Depresyon (r=0,210) alt ölçek boyutu ile pozitif yönlü zayıf; Somatizasyon (r=-0,255), Hostilite (r=-0,181) ve BTİ (r=-0,180) ölçek puanları ile ters yönlü zayıf bir ilişki olduğu belirlendi (p<0,05). KSE toplam ölçek puanı ile BTİ (r=0,879) ölçek puanı ile pozitif yönlü kuvvetli, STİ (r=0,671) ölçek puanı ile ise pozitif yönlü orta düzey bir ilişki olduğu belirlendi (p<0,05). Lösemi hastalarında ortaya çıkan ruhsal sorunlar ve başetme gücünde azalma, bir çok sorunla yüz yüze kalmalarına neden olabilmektedir. Bu noktada, tedavi süreçleri boyunca uzman psikiyatri hemşiresi tarafından psikososyal gereksinimlerinin değerlendirilmesi, tanı süresi uzamış ve metastaz varlığı olan hastaların fiziksel, psikolojik ve günlük yaşamı destekleyici bakım gereksinimlerinin planlanması önemlidir. Anahtar Kelimeler: Lösemi; Ruhsal Sorunlar; Stresle Başa Çıkma; Psikiyatri Hemşireliği
Sanko Üniversitesi öğrencilerinde algılanan stres ile postür ve fiziksel uygunluk parametreleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı; öğrenciler üzerinde algılanan stresin, postür ve fiziksel uygunluk parametreleri arasındaki ilişkiyi SANKO Üniversitesi'nde eğitim gören bir grup öğrenci üzerinde incelemektir. Çalışmada 18-30 yaş arasında 84 öğrencinin stres düzeyleri Algılanan Stres Ölçeği, postür değerlendirmeleri New York Postür Analizi ve fiziksel uygunluk parametreleri Vücut Kitle İndeksi, Bel/Kalça Oran ölçümü, anaerobik endurans Dikey Sıçrama Testi ile, kassal kuvvet ve endurans Sit-ups Testi ile, esneklik Gövde Lateral Fleksiyon Testi, Otur-Uzan Testi ve Gövde Hiperekstansiyon Testi ile değerlendirilmiştir. İstatiksel yöntem olarak; ölçümle belirtilen sürekli değişkenler için parametrik test koşullarının sağlanması durumunda iki ortalama arasındaki farkın önemlilik testi veya tek yönlü ANOVA, parametrik test koşullarının sağlanmadığı durumlarda ise Mann-Whitney U testi veya Kruskal-Wallis testi kullanılmıştır. Nitel değişkenlerin karşılaştırmaları için ki-kare (χ2) testi kullanılmıştır. Ayrıca iki sürekli değişken arasındaki ilişki Pearson ya da Spearman Sıra korelasyon katsayıları ile değerlendirilmiştir ve p değeri p<0.05 anlamlı kabul edilmiştir. Çalışma sonucunda SANKO Üniversitesi öğrencilerinde algılanan stresin orta düzeyde (28,083±8,4343) olduğu, elde edilen bulgulara göre öğrencilerin algılanan stres düzeyleri ile postürleri arasında (p=0,025) anlamlı ve negatif yönde zayıf bir ilişki (r=-0,244) olduğu tespit edilmiştir. Öğrencilerin algılanan stres ile fiziksel uygunluk parametreleri arasındaki ilişki incelendiğinde ise algılanan stres ile kassal kuvvet/endurans ve gövde esnekliği arasında (p=0,031, p=0,004) anlamlı ve negatif yönde zayıf bir ilişki (r=-0,235, r=-0,313) olduğu tespit edilmiştir. Çalışmanın sonucunda üniversite öğrencilerinde algılanan stres ile postür ve fiziksel uygunluk parametrelerinin etkilenebileceği görülmüştür. Bu amaç doğrultusunda, eğitimleri boyunca öğrencilere algılanan stresleri için farkındalık oluşturulmasının önemli olduğu görülmektedir.
Sürtünmeli temas koşulları altında yanal dereceli malzemelerde yüzey altı gerilme dağılımı
Fonksiyonel derecelendirilmiş malzemeler (FDM), mekanik özellikleri bir noktadan diğer bir noktaya sürekli değişen, homojen olmayan özel bir malzeme tipidir. Belirli bir hacimsel oranda karıştırılan iki malzeme ile oluşturulan FDM yapılar, kompozit malzemelerin teknolojide cevap veremediği durumlara çözüm kaynağı olmuştur. Mühendislik uygulamalarında parçaların, malzemelerin çoğu zaman kaçınılmaz temasından dolayı ortaya çıkan sürtünme en önemli problemlerden biridir. Aşınma çoğunlukla sürtünmeli yüzeylere uygulanan yüksek gerilmelerden kaynaklanmaktadır. Yüzey altı gerilmelerin hesaplanması bileşenlerin mekanik tasarımı açısından çok önemlidir çünkü hasarların çoğu yüzey altı gerilmelerin daha yüksek seviyelere ulaştığı bölgelerdeki yorulma ve kırılmadan kaynaklanmaktadır. Bu çalışmada yanal dereceli malzemeler yüzeyde uzaysal değişim gösteren sürtünme katsayısı içerecek şekilde modellenmiştir, sürtünmeli temas kaynaklı yüzey altı temas gerilme dağılımı sonlu elemanlar programında analizler koşturularak çözülmüştür. Bu çalışmanın temel özgünlüğü yanal derecelendirilmiş malzemelerde yüzey altı gerilme dağılımı sonuçlarının temas bölgesinde uzaysal değişim gösteren sürtünme katsayısı düşünülerek elde edilmesidir. Elde edilmiş sonuçları doğrulamak için daha önce literatürde yer alan benzer çalışmalardan ve analitik sonuçlardan faydalanılmıştır. Sürtünmeli temasa maruz yanal dereceli malzemeler genel amaçlı bir sonlu elemanlar analizi programı olan ANSYS Mechanical APDL (ANSYS Parametric Design Language) kullanılarak modellenmiştir. Yanal yönde derecelendirilmiş malzeme modeli ve yüzeyde uzaysal değişen sürtünme katsayılı temas için parametrik bilgisayar kodları geliştirilmiş olup bu kodlar ANSYS Mechanical APDL içerisinde çalıştırılarak parametrik analizler gerçekleştirilmiştir. Elde edilen sonuçlarda yanal dereceli malzemelerde farklı temas şartları altında (örneğin farklı malzeme heterojenliği, sürtünme katsayısı, sürtünme katsayısının uzaysal değişimi) yüzey altında oluşan gerilim dağılımı incelenmiştir.
Narsisistik rekabet, hayranlık ve kırılganlık özelliklerinin bağımlılıklar ve psikolojik semptomlarla ilişkisinde başa çıkma stillerinin aracı rolü
Narsisizm kırılgan ve büyüklenmeci boyutlar ile kavramsallaştırılmış, sağlıklılık ve psikopatolojilerle ilişkili görülmüştür. Kırılgan narsisizm, nevrotik kişilik ve psikopatolojilerle ilişkili olarak raporlanırken büyüklenmeci boyut daha çelişkili bulgular sunmuştur. Büyüklenmeci narsisizmin çelişkili bulgularından hareketle hayranlık ve rekabet alt boyutları kavramsallaştırılmıştır (Back ve ark., 2013). Hayranlık statü elde etme, takdir kazanma, liderlik etme gibi davranış ve bilişler ile ilişkiliyken, rekabet daha çok tehdit algısı, kaygı, başarısızlık korkusu ve haset gibi sonuçlar ile ilişkilidir. Kişilik özelliklerinin çeşitli davranışlar ile ilişkisinden hareketle bu özelliklerde ortaya çıkan stresle başa çıkma davranışlarının incelenmesi önemli görülmektedir. Bu araştırma kapsamında Lazarus ve Folkman'ın (1984) kuramından hareketle stresle başa çıkma davranışlarının narsisistik kişilik boyutlarının alkol, madde bağımlılık riskleri, sosyal medya bağımlılığı ve psikolojik semptomları yordamasındaki aracı rolünü anlayabilmek amaçlanmıştır. Narsisizmin daha iyi anlaşılabilmesi, rekabet ve hayranlık boyutlarının klinik perspektifteki kullanımının artması ve Türkiye kültürüne özgü bir çalışmanın yürütülmesi hedeflenmiştir. Araştırmada 18-45 yaş aralığındaki 279 katılımcıya ait veriler hiyerarşik regresyon analizleri ve Hayes tarafından geliştirilen PROCESS eklentisindeki Model 4 aracılığıyla incelenmiştir. Hayranlık boyutunun psikolojik sağlıklılığa ilişkin olarak depresyon seviyesini (ß= -.14, t= -2.22, p=.028) ve davranışsal ilgiyi kesme davranışını (ß= -.22, t= -3.47, p=.001) negatif yönde yordadığı görülmüş, yadsıma davranışıyla pozitif yönde ilişkili bulunmuştur (ß= .17, t= 2.94, p=.004). Aracılık hipotezi doğrulanamamıştır. Rekabet boyutu; alkol (ß= .22, t= 3.77, p<.001) ve madde bağımlılığı riskleri (ß= .20, t= 3.37, p=.001) ve sosyal medya bağımlılığıyla (ß= .18, t= 3.18, p=.002) pozitif yönde ilişkili görülmüştür. Kırılganlık boyutu anksiyete (ß= .26, t= 4.57, p<.001) ve depresyon (ß= .15, t= 2.20, p=.029) düzeylerini pozitif yönde yordamaktadır. Analizler sonucunda narsisistik rekabet ve kırılganlık boyutlarının sosyal medya bağımlılığı ve stres-anksiyete-depresyon semptom düzeylerini yordamasında davranışsal ve zihinsel ilgiyi kesme, planlama, duyguları ortaya koyma ve olumlu yeniden yorumlama davranışlarının aracı rolü olduğu görülmüştür.
Bilinçli farkındalığın iş yerinde algılanan stres, çalışan iyi oluş hali ve işten ayrılma niyetine etkisi
Bilinçli farkındalık, dikkatin tamamen yaşanılan ana yöneltilmesine ve yaşananların yargılanmadan ve oldukları gibi kabul edilmesine dayanan bir farkında olma durumudur. Son yıllarda araştırmalar, bilinçli farkındalığın duygusal, psikolojik ve sosyal refahta artış, stres, depresyon, anksiyete seviyesinde düşüş gibi olumlu sonuçlarına dikkat çekmektedir. Buradan hareketle, çalışmanın amacı algılanan stresin, bilinçli farkındalık seviyesi ile çalışan iyi oluş hali ve işten ayrılma niyeti arasındaki ilişkilerde aracılık rolünün incelenmesidir Çalışmanın verileri, aktif olarak çalışma hayatında bulunan 205 yetişkin katılımcıdan toplanmıştır. Çalışmada demografik bilgi formu, Algılanan Stres Ölçeği (PSS-14), Bilinçli Farkındalık Ölçeği (BİFÖ), İşten Ayrılma Niyeti Ölçeği ve Çalışan İyi Oluş Hali Ölçeklerini içeren anket formu kullanılmıştır. Araştırmanın hipotezleri, SPSS ve AMOS programları kullanılarak test edilmiştir. Sonuçlara göre, bilinçli farkındalık arttıkça çalışanların algıladıkları stres düzeylerinin azaldığı ve çalışanın iyi oluş halinin de olumlu yönde arttığı tespit edilmiştir Benzer şekilde, bilinçli farkındalık ile çalışanların işten ayrılma niyetleri arasında negatif ve anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Aynı zamanda algılanan stresin çalışanın bilinçli farkındalık seviyesi ve işten ayrılma niyeti arasındaki ilişkide ve çalışanın bilinçli farkındalık seviyesi ve iyi oluş hali arasındaki ilişkide aracılık rolleri olduğu tespit edilmiştir. Bulgular literatür ışığında tartışılmış ve alanda çalışan uzmanlar için önerilerde bulunulmuştur. Anahtar kelimeler: Bilinçli Farkındalık, Çalışan İyi Oluşu, Algılanan Stres, İşten Ayrılma Niyeti, İş Yeri İyi Oluşu, İş Yerinde Algılanan Stres
Uzaktan çalışma: Bireysel ve örgütsel çıktılar bakımından incelenmesi
Covid-19 Pandemisi dünya genelinde birçok alanda etkisini göstermiştir. Çalışma hayatı açısından ele alındığında, uzaktan çalışma pandemi sürecinin en önemli unsurlarından biri haline gelmiştir. Sosyal mesafenin korunabilmesi noktasında çoğu kurum uzaktan çalışma alternatiflerini gündeme almış olup pandemi sonrasında da hibrit çalışma olarak uzaktan çalışmayı devam ettirmişlerdir. Uzaktan çalışma üzerinde etkisi bulunabilecek faktörler ile uzaktan çalışılan döneme ilişkin sonuçlar iş dünyasının önemli bir konusu haline gelmiştir. Bu çalışmanın amacı da uzaktan çalışmayı bireysel ve örgütsel bileşenlerle ele almaktır. Bu doğrultuda, araştırmada bireysel faktörlerden teknostres ile örgütsel faktör olarak işin yapısal özelliklerinden bağımsızlık ve iş kriterlerinin açıklığının, iş performansına ve kariyer tatminine olan etkisinde uzaktan çalışmaya uyumun aracılık rolü incelenmektedir. Çalışmanın teorik altyapısı Kişi-Çevre Uyumu Teorisi, İş Uyum Teorisi ve İş Karakteristikleri Teorisine dayandırılmıştır. Araştırmada nicel analiz yöntemlerinden anket uygulaması ile veri toplanmış olup araştırmanın katılımcılarını Covid-19 Pandemisinde uzaktan çalışmayı deneyimlemiş kamu ve özel sektör çalışanları oluşturmaktadır. Araştırma verisi, iki yüz altı katılımcıdan online anket ile kartopu örneklem yöntemi ile toplanmıştır. Çalışma kapsamında ele alınan araştırma modeli analizleri IBM SPSS Statistics 22, IBM SPSS AMOS 23 Graphics ve Process Macro v4.2 F.Hayes, programları kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Araştırma neticesinde elde edilen bulgular incelendiğinde, teknostresin iş performansı ve kariyer tatmini üzerinde olumsuz yönde etkisinin bulunduğu ve uzaktan çalışmaya uyumun bu ilişkide aracılık rolü üstlendiği görülmüştür. İşin yapısal faktörlerinden bağımsızlığın iş performansı ve kariyer tatmini üzerinde istatistiki olarak anlamlı bir etkisinin olmadığı görülmüştür. İşin yapısal faktörlerinden iş kriterlerinin açıklığının iş performansı ve kariyer tatmini üzerinde olumlu yönde bir etkisi bulunduğu ancak uzaktan çalışmaya uyumun bu ilişkide aracılık rolü bulunmadığı görülmüştür.
Yetişkin bireylerde stres düzeyinin hedonik açlık ve duygusal yeme üzerine etkilerinin incelenmesi
Bu çalışma, Türkiye genelinde sosyal medya ve internet üzerinden ulaşılan yetişkin bireylerin stres düzeyini, hedonik açlık durumlarını, duygusal yeme durumlarını karşılaştırmak ve bu faktörler arasındaki ilişkileri değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Covid-19 pandemisi nedeniyle online olarak yürütülen bu çalışmaya toplam 212 katılımcı dahil edilmiştir. Çalışma kesitsel bir çalışma olarak planlanmıştır. Katılımcıların genel bilgileri, beslenme alışkanlıkları, vücut ağırlığı ve boy uzunluğu ölçümleri iletilen online anket linki aracılığıyla, stres düzeyi, Algılanan Stres Düzeyi Ölçeği (ASÖ); hedonik açlık, Besin Gücü Ölçeği (BGÖ); Duygusal yeme, Duygusal Yeme Ölçeği (DYÖ) ile değerlendirilmiştir. Çalışmaya katılan bireylerin %13,2'si erkek, %86,8'i kadındır. Çalışmaya katılan bireylerin yaş ortalaması 25,4±6,16 yıldır (E: 28,3±6,82 yıl, K: 25,0±5,95 yıl). Bireylerin %25,5'inin stresle başa çıkamadığı saptanmıştır. Çalışmaya katılan bireylerin %77,4'ünün hedonik açlık düzeyinin yüksek olduğu tespit edilmiştir (E: %50, K: %81,5). Çalışmaya katılan bireylerin DYÖ puanı ortalamaları 12,6±7,31 olarak bulunmuştur. Ayrıca bireylerde BKİ ile BGÖ arasında anlamlı bir ilişki olduğu görülmüştür (p<0,001). Bununla birlikte BKİ ile hem ASÖ (p<0,05), hem de DYÖ (p<0,001) arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Bireylerin gece uykudan kalkıp bir şeyler yeme durumu açısından BKİ sınıfları arasında fark olduğu saptanmıştır (p<0,05). Benzer şekilde ASÖ (p<0,05), BGÖ (p<0,001) ve DYÖ (p<0,001) puan ortalamaları açısından BKİ sınıflarına göre istatistiksel açıdan anlamlı farklılıklar saptanmıştır. Obez bireylerde stres (p<0,05), hedonik açlık (p<0,001)ve duygusal yeme (p<0,001)düzeylerinin anlamlı şekilde daha yüksek olduğu saptanmıştır. Ek olarak; ASÖ ve BGÖ arasında da pozitif yönlü anlamlı bir ilişki saptanmıştır (r=0,192, p<0,05). Benzer şekilde bu çalışmada duygusal yeme ile stres düzeyi arasında da anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<0,001). Son olarak duygusal yeme ile hedonik açlık arasında da pozitif yönlü ve anlamlı ilişki saptanmıştır (r=0,594, p<0,001). Stres, obeziteye neden olabilmektedir. Bu nedenle stres-hedonik açlık ilişkisinin ve stres-duygusal yeme ilişkinin bilinmesinin beslenme uzmanlarına fayda sağlayacağı düşünülmektedir. Bireye özel beslenme programları oluşturulurken bu kavramların beslenme üzerine olan etkileri de göz önünde bulundurularak iyileştirmeler yapılabileceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Beslenme, hedonik açlık, stres, duygusal beslenme
Uzaktan eğitim sürecinin üniversite öğrencilerinde kas iskelet sistemi problemleri, stres düzeyi ve yaşam kalitesi üzerine etkileri
Bu çalışma uzaktan eğitim sürecinde ve yüz yüze eğitim sonrasında üniversite öğrencilerinin kas iskelet sistemi problemlerini, stres düzeylerini, yaşam kalitelerini incelemek ve ilişkili faktörleri belirlemek amacıyla yapıldı. 71 üniversite öğrencisi çalışmaya dahil edildi. Gönüllü katılımcılara çevrim içi anket linki gönderilerek veriler toplandı. Katılımcıların uzaktan eğitim döneminde ve yüz yüze eğitim sonrasında fiziksel aktivite düzeyleri, kas iskelet sistemi problemleri, stres düzeyleri, yaşam kaliteleri, Covid-19 korku düzeyleri, günlük oturma süreleri, teknolojik cihazları kullanma süreleri karşılaştırıldı. Fiziksel aktivite düzeyleri Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (UFAA) Kısa Form, kas iskelet sistemi problemleri Genişletilmiş Nordic Kas İskelet Sistemi Anketi ve Numerik Ağrı Skalası (NAS), stres düzeyi Algılanan Stres Ölçeği (ASÖ), yaşam kalitesi Nottingham Sağlık Profili (NSP), Covid-19 korku düzeyi Koronavırüs-19 Fobisi Ölçeği (C19P-S) ile değerlendirildi. Öğrencilerin pandemi öncesi, pandemi dönemi ve yüz yüze eğitim sonrası karşılaştırmalarında oturma süreleri arasında ve telefon, laptop kullanım süreleri arasında fark bulundu (p<0,01). Yüz yüze eğitim sonrasında öğrencilerin UFAA, ASÖ, NSP ve C19P-S düzeylerinde iyileşme görüldü (p<0,05). Uzaktan eğitim döneminde ve yüz yüze eğitim sonrasında en sık ağrı görülen bölgeler sırt, boyun, bel olarak bulundu. UFAA ile ASÖ, NSP 1.bölüm toplam puan, enerji, ağrı arasında anlamlı negatif yönlü zayıf bir ilişki bulundu (p<0,05). NSP ile ASÖ arasında pozitif yönlü yüksek ilişki bulundu (p<0,05). NSP ile C19P-S ve NAS ağrı düzeyleri arasında pozitif yönlü zayıf ilişki bulundu (p<0,05). ASÖ ile C19P-S arasında anlamlı bir ilişki yoktu (p>0,05). ASÖ ile bel ve sırt ağrı şiddeti arasında pozitif yönlü orta şiddette bir ilişki bulundu (p<0,05). Sırt ağrı düzeyi ile cep telefonu ve laptop kullanım süresi arasında pozitif yönlü zayıf bir ilişki bulundu (p<0,05). Sağlığı olumsuz etkilediği görülen pandeminin, üniversite öğrencilerinde inaktiviteye bağlı kas-iskelet problemlerine yol açtığı görülmektedir. Pandemi sonrası süreçlerinde etkilerinin devam edeceği öngörüsü ile, genç yetişkinlerde sağlığın korunması ve iyileştirilmesi için bütüncül ve sürdürülebilir önlemler alınmalı ve gerekli destekler sağlanmalıdır.Daha sonra doldurulacaktır.
Bortezomib ve imatinib'in pankreas kanserinde olası sinerjistik etkisinin incelenmesi
Pankreas kanseri hastaları arasındaki yüksek ölüm oranı, uygun tedavinin önemine dikkat çekmektedir. Ancak geleneksel tedavi stratejilerinin yetersiz kalması, alternatif yöntemlerin araştırılması gerektiğini göstermektedir. Proteozom inhibitörü olan bortezomib, hücre içerisinde anormal proteinlerin uzaklaştırılmasını engellemektedir ve bu proteinlerin endoplazmik retikulumda (ER) birikmelerine neden olarak organel içerisinde stres oluşumunu tetiklemektedir. Pankreas organında var olan aktif protein sentezi, bu organın çok iyi bir şekilde kontrol edilen protein homeostaz merkezi ihtiyacını vurgulamaktadır. Bu durum bortezomib ilacının pankreas kanseri tedavisinde iyi bir aday olabileceğini göstermektedir. Fakat tedavi etkinliğinin arttırılması amacıyla stres eşiğinin aşılması büyük önem arz ettiği için bu ilaç ile birlikte diğer ER stres aktive edici ilaçların birlikte uygulanması gerekmektedir. Bu doğrultuda kombine tedavi amacıyla ER stresi aktive edebildiği bilinen tirozin kinaz inhibitörü olan imatinib ilacı kullandı. Bu tez çalışmasında, bortezomib ve imatinib kombinasyonunun pankreas kanseri hücreleri üzerindeki olası sinerjistik etkisinin araştırılması amaçlandı. BxPC-3 ve MIA PaCa-2 pankreas kanseri hücrelerinde sXBP1 transkript seviyesi qRT-PCR ile incelenerek hem bortezomib hem de imatinibin ER stresi aktive edebildiği gösterildi. Elde edilen bulgular doğrultusunda, ilaç kombinasyonunun kanser hücresinin ölümü üzerinde sinerjistik bir etkiye yol açtığı gözlendi. Ayrıca imatinib ve bortezomibin RIDD mekanizması üzerinde aktive edici etkiye de sahip oldukları anlaşıldı. Yapılan in silico analizler sonucunda ER stres ile ilişkili olduğu bilinen genlerden DERL2, DNAJB11, EDEM1, EIF2AK3, HSPA5 ve CEBPB'in pankreas kanserlerinde bortezomibe karşı gösterilen dirençte rol oynayabildiği ortaya koyuldu. Sonuç olarak, bortezomib ve imatinibin pankreas kanseri hücrelerinde daha önce bilinmeyen etkileri keşfedildi ve ER strese bağlı hücre ölüm aktivasyonunun pankreas kanseri tedavisinde bir tedavi seçeneği olarak kullanılabileceği gösterildi.
Acil servis hemşirelerinde travmatik stres belirtilerini yordayan sosyodemografik ve mesleki faktörlerin belirlenmesi
Acil servisler, stres verici ve travmatik olayların sıklıkla yaşandığı sağlık birimleridir. Acil servislerde çalışan ekibin bir üyesi olarak acil servis hemşireleri de bu stres verici ve travmatik olaylardan etkilenebilmekte ve travmatik stres yaşayabilmektedirler. Travmatik stres, çalışanların fiziksel ve psikososyal iyi oluşluğunu olumsuz etkileyerek, çalışma motivasyonunu azaltabilmekte ve bunlara bağlı olarak verilen bakımın kalitesini de olumsuz etkileyebilmektedir. Travmatik stresi yordayan faktörlerin belirlenmeye çalışılması risklerin belirlenmesini sağlayarak, bu riskleri önlemeye yönelik müdahale çalışmaları için yol gösterici olabilir. Bu tez çalışmasının amacı, acil servis hemşirelerinde travmatik stres belirtilerinin ve bunları yordayan sosyodemografik ve mesleki değişkenlerin belirlenmesidir. Bu araştırma, tanımlayıcı ve ilişki arayıcı nitelikte bir çalışmadır. Araştırmanın örneklemini; Ankara İli Büyükşehir Belediye sınırları içinde bulunan, eğitim ve araştırma, devlet, özel ve üniversite hastanelerinin acil servis birimlerinde çalışan, çalışmaya katılmaya gönüllü ve çalışma sürecinde aktif görevde olan 269 hemşire oluşturacaktır. Verilerin toplanmasında Sosyodemografik ve Mesleki Bilgi Formu, Çalışanlar İçin Yaşam Kalitesi Ölçeği ve Olayların Etkisi Ölçeği'nin revize versiyonu kullanılacaktır. Verilerin analizi için Çoklu Doğrusal Regresyon Analizi kullanılacaktır.