Students-medical
132 theses under this subject heading
Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencilerinin osteoporoz farkındalığı
Osteoporoz, kemik mineral yoğunluğunun azalması ve kemik dokusundaki yapısal bozulma sonucunda kırık riskinin arttığı ilerleyici bir kemik hastalığıdır. Osteoporozda kemiklerin dayanıklılığı azalır ve daha kırılgan hale gelir. Yaşlanan nüfusla birlikte, osteoporoza bağlı kırıkların artacağı öngörülmektedir. Bu çalışmada, Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencilerinin osteoporoz hakkındaki farkındalığının saptanması amaçlanmıştır. Yapılan örneklem hesabında %95 güç ve %5 hata payı ile 316 öğrenci ve intörn doktor örneklem için yeterli bulunmuştur. Çalışma 358 gönüllü katılımcıyla yapılmıştır. Katılımcılara sosyodemografik verilere ek olarak anket soruları uygulanmıştır. Çalışmamıza dahil olan 358 katılımcının 215'i kadın (%60,1), 143'ü (%39,9) erkektir. Katılımcıların yaş ortalaması 21,87 ± 2,12 yıl bulunmuştur. Çalışmamızdaki katılımcıların %87,4'ü osteoporozla ilgili bilgileri olduğunu belirtmiştir. Çalışmamızda ailede osteoporoz ve kırık öyküsü gibi değişkenlerle bilgi düzeyi arasındaki ilişkiler de incelenmiş, ailesinde osteoporoz öyküsü bulunan katılımcıların bilgi düzeyinin daha yüksek olduğu saptanmıştır. Katılımcıların %25,4'ü bilgi düzeyinin yeterli olduğunu düşünmekteydi. Bilgi düzeyinin yeterli olduğunu düşünenler soruların yaklaşık yarısına doğru yanıt vermiştir. Osteoporoz bilgi sorularındaki cevaplara göre genel olarak üst sınıflarda bilgi düzeylerinin arttığı görülmüştür. Osteoporoz bilgi sorularına verilen yanıtlar ile cinsiyet arasında anlamlı ilişki saptanmamıştır. Sonuç olarak çalışmamızda, öğrencilerin temel düzeyde bilgi sahibi oldukları ancak tanı yöntemleri, erken tarama bilinci ve koruyucu yaklaşımlar konusunda eksikliklerinin bulunduğu saptanmıştır. Bu durum, tıp eğitiminde osteoporozun yalnızca teorik bilgilerle sınırlı kalmayıp, uygulamalı ve multidisipliner bir yaklaşımla ele alınması gerektiğini ortaya koymaktadır. Ayrıca, yalnızca öğrencilerin değil, toplumun genelinde de osteoporoz farkındalığının artırılması büyük önem taşımaktadır. Bu süreçte birinci basamak sağlık hizmetlerinin, toplumun bilgilendirilmesi, risk gruplarının belirlenmesi ve koruyucu sağlık davranışlarının kazandırılmasında önemli bir yere sahiptir.
Tıp fakültesi öğrencilerinde COVİD-19 pandemi döneminin sigara alışkanlığı üzerine etkisi
Sigara bağımlılığı dünya genelinde önlenebilir ölümlerin en önde gelen sebeplerden olup ciddi bir halk sağlığı sorunudur. Bu çalışmada Tıp fakültesi öğrencilerinin sigara kullanım durumları, sigara kullanım durumlarını etkileyen faktörler ve COVİD-19 pandemi döneminin sigara içme alışkanlıkları üzerindeki etkisini araştırmak amaçlanmıştır. Üniversitemizde öğrenim görmekte olan 808 tıp fakültesi öğrencisi araştırmaya dahil edildi. Katılımcılara sosyodemografik özellikler, sigara kullanım durumları, sigara kullanımını etkileyen faktörler, sigara bağımlılık düzeyleri, sigara bırakma düşüncesi, COVİD-19 pandemi döneminin sigara alışkanlığına etkisinin sorgulandığı bir anket uygulandı. Katılımcıların 444'ü kadın (%55), 364'ü (%45) erkek olup yaş ortalamaları 21,27±2,22 yıldı (min:17-maks:30). Öğrencilerin sigara içme oranı %25,2 bulundu. Katılımcıların sigara içicisi olma durumu; 4.,5.,6. sınıf öğrencilerinde 1.,2.,3. Sınıf öğrencilerine göre, erkeklerde öğrenci evinde kalanlarda, annesi üniversite ve üstü eğitime sahip olanlarda, babası sigara kullanan veya sigarayı bırakanlarda, sigara içen kardeşi olanlarda, en yakın 3 arkadaşından sigara kullanan sayısı artıkça istatiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulundu. Pandemi dönemindeki ortalama günlük sigara sayısındaki artış anlamlı bulundu. Öğrencilerde COVİD-19 pandemi dönemindeki durumunun sigara kullanımına etkileri incelendiğinde bu dönemde karantinada kalma durumu ve öğrencilere ait gelirin değişimi ile öğrencilerin sigara kullanımının değişimi arasında istatiksel olarak anlamlı ilişki bulundu. Öğrencilerden %51,5'i COVİD-19 pandemi döneminde sigarayı bırakmayı denediği belirlendi. Araştırmamızda tıp fakültesin öğrencilerinin COVİD-19 pandemi döneminde ortalama günlük sigara sayısındaki artış anlamlı bulunmuştur. Tıp fakültesi öğrencilerinin pandemi sürecinde yaşadıkları zorluklar dikkate alındığında çalışma koşullarının daha güvenli ve destekleyici hale getirilmesi ve ruh sağlığı hizmetleri konusunda iyileştirilmelere ihtiyaç duyulmaktadır. Ayrıca sağlık sorunlarına olan farkındalığın arttığı pandemi döneminde sigara bırakma hizmetlerini küresel olarak güçlendirmek gerekir.
Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi stajyer ve intern doktorlarının COVİD-19 pandemisi dönemindeki tıp eğitimine bakış açıları ve depresyon düzeyleri
Çin'de 2019 yılında başlayarak hızlı bir şekilde yayılanCOVID-19 hastalığı, 12 Mart 2020'de pandemi olarak nitelendirilmiştir.Bu süreçte virüsün yayılımını önlemek amacıyla YÖK okulların bir süreliğine kapatılarak eğitim-öğretimin uzaktan eğitimle yapılması yönünde karar almuştır. Dünya tarihinde pandemiler, kişileri yalnızca fiziksel sağlıkları yönünden tehlikeye atmakla kalmayıp aynı zamanda ruhsal sağlıklarını da ciddi düzeyde etkilemişlerdir. Bu dönemde hem salgının sağlık konusunda yaşattığı endişeler hem de okulların kapanmasıyla akademik gelecekleri için hissettikleri kaygılar nedeniyle öğrenciler, pandemi döneminde ne çok etkilenen gruplardan biri olmuşlardır. Çalışmamız 2021-2022 eğitim ve öğretim yılında Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi 4. Sınıf, 5. Sınıf ve 6. Sınıfta eğitim alan 321 öğrenci üzerinde yapılmıştır. Çalışmamızın amacı, Covid-19 pandemisinin öğrencilerin eğitimine etkisi, bu yeni eğitim yapısıyla ilgili memnuniyet durumları ve depresyon düzeylerinin değerlendirilmesidir. Öğrencilere sosyodemografik özellikler, Uzaktan Eğitime Bakış Açısı Ölçeği(UEBA) ve Birinci Basamak İçin Beck Depresyon Tarama Ölçeği(BDÖ-BB)'nden oluşan bir anket uygulanmıştır. Verilerin istatistiksel analizi SPSS.23 programı ile ShapiroWilk's testi, Levene's Testi, bağımsız T testi, Mann Whitney-U testi, Kruskal Wallis-H Testi,ANOVA, Sperman'srho korelasyon testi kullanılarak yapılmıştır. Katılımcı öğrencilerin 85'i (%26,5) 4.sınıf, 157'si (%48,9) 5.sınıf ve 79'u (%24,6) 6.sınıf tıp öğrencileriydi ve 149'u (%46,4) erkek, 172'si (%53,6) kadındı. En küçük katılımcı 21, en büyüğü ise 28 yaşında olup, ortalama yaşları 23,16±1,33'tü. Öğrencilerin tekrar seçme şansları olsa 119'u (%37,1) tekrar tıp fakültesini seçeceğini, 102'si (%31,8) seçmeyeceğini, 100'ü (%31,2) ise kararsız olduğunu belirtmişlerdir. Pandemi döneminde öğrencilerin 224'ü (%69,8) aile evinde, 133'ü (%41,4) öğrenci evinde, 16'sı (%5,0) ise yurtta ikamet etmişlerdir. Öğrencilerin 17'si (%5,3) sadece online eğitim sistemini, 127'si (%39,6) sadece yüz yüze eğitim sistemini, 177'si (%55,1) ise online ve yüz yüze eğitimin beraber olduğu sistemini tercih ettiğini belirtmişlerdir. UEBA ile BDÖ-BB arasında istatistiksel olarak anlamlı derecede bir ilişki olduğu saptanmıştır. Kadın öğrencilerin UEBA ortalaması 1,81±0,41, erkek öğrencilerin ortalaması 1,95±0,45 olarak görülmüştür.Tıp fakültesi 4 sınıf öğrencilerinin ortalama UEBA puanı 1,83±0,45, 5. sınıf öğrencilerinin 1,96±0,41, 6. sınıf öğrencilerinin ise 1,80 ± 0,45 olarak hesaplanmıştır.Covid 19'un öğrencilerin psikolojileri üzerindeki etkileri incelendiğinde, iyi yönde etkilenenlerin ortalama UEBA puanı 2,11±0,38, kötü yönde etkilenenlerin 1,80±0,45, etkilenmeyenlerin 2,15±0,35, kararsız olanların ise 1,89±0,35 olarak elde edilmiştir. Bugünden itibarensadece online eğitimle eğitim almayı tercih eden öğrencilerin ortalama UEBA puanı 2,23±0,60, yüz yüze eğitim sistemini tercih edenlerin ortalaması 1,64±0,39, online ve yüzyüze eğitim sistemini seçenlerin ortalaması 2,02±0,36 olarak hesaplanmıştır. 4.sınıf tıp öğrencilerinin ortalama BDÖ-BB puanı 6,44±4,27,5. sınıf öğrencilerinin 5,06±3,64, 6. sınıf öğrencilerinin ise 4,87±4,20 olduğu görülmüştür. Covid 19'dan iyi yönde etkilenenlerin ortalama BDÖ-BB puanı3,12±3,45, kötü yönde etkilenenlerin 6,25±4,13, etkilenmeyenlerin 4,21±3,48, kararsız olanların ise 3,88±3,01 olarak elde edilmiştir. Sonuç olarak; öğrencilerin uzaktan eğitime bakışlarının kararsız düzeyde olduğu görülmüştür ve uzaktan eğitim memnuniyetini cinsiyet, ev ortamı, sahip olunan internet kotası, teknik sorunlar, kullanılan ders materyalleri, eğitimde kullanılan online platform, sınav sistemleri gibi pek çok faktörden etkilendiği saptanmıştır. Öğrencilerin çoğunun salgının ekonomik, sosyal ve akademik alanlarda sebep olduğu büyük değişimlerden kötü yönde etkilenerek depresif belirtiler gösterdiği saptanmıştır ve bu öğrenciler uzaktan eğitim sistemlerinden daha az memnun kalmışlardır. Acil durumlar başta olmak üzere normal eğitim-öğretim zamanlarda da yüz yüze eğitimin önemli bir alternatifi ve destekleyicisi olan uzaktan eğitime dair memnuniyet çalışmamız ve diğer destekleyici araştırmalarla arttırılmaya çalışılacaktır.
Pandemi döneminde Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencilerinin öğrenme yaklaşımlarıyla psikolojik durumları arasındaki ilişki ve psikolojik sağlamlığın aracılık rolü
Bu çalışmada pandemi döneminde Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencilerinin öğrenme yaklaşımlarıyla psikolojik durumları arasındaki ilişkide psikolojik sağlamlığın aracılık rolünün değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Verilerin toplanmasında Kişisel Bilgi Formu, Öğrenme Yaklaşımları ve Çalışma Becerileri Ölçeği, Birinci Basamak İçin Beck Depresyon Ölçeği, Beck Anksiyete Ölçeği ve Kısa Psikolojik Sağlamlık Ölçeği kullanılmıştır. Öğrencilerin öğrenme yaklaşımlarına bakıldığında derin öğrenme yaklaşımı 57,2±8,0; yüzeysel öğrenme yaklaşımı 47,7±9,2; stratejik öğrenme yaklaşımı 68,8±11,7 puan almıştır. Çalışmamızda öğrencilerin %55,4'ünde depresyon, %68,6'sında hafiften şiddetliye varan anksiyete bozukluğu saptanmıştır. Üçüncü sınıf öğrencisi olmak, preklinik dönem öğrencisi olmak ve tıp fakültesini kendi isteği ile seçmemek depresyonu; cinsiyet, İngilizce program öğrencisi olmak, birinci sınıf öğrencisi olmak ve preklinik öğrencisi olmak ise anksiyeteyi etkileyen faktörler olarak saptanmıştır. Çalışmamızda öğrencilerimizin Kısa Psikolojik Sağlamlık Ölçeği puan ortalaması 19,0±7,2 olarak bulunmuştur. Erkek cinsiyet, klinik dönemde olmak, 4. sınıf öğrencisi olmak, tıp fakültesini kendi isteyerek seçmenin psikolojik sağlamlığı artırdığı gözlenmiştir. Derinlemesine öğrenme yaklaşımı ile depresyon arasındaki ilişkide psikolojik sağlamlığın tam aracılık etkisi; stratejik öğrenme, depresyon ve psikolojik sağlamlık ilişkisinde ölçme modeli incelendiğinde kısmi aracılık etkisi; yüzeysel öğrenme, depresyon ve psikolojik sağlamlık ilişkisi incelendiğinde psikolojik sağlamlığın kısmi aracılık etkisi vardır.
İntörn hekimlerin tükenmişlik durumları, akademik başarıları, eğitim ortamı algıları ve öğrenme yaklaşımlarının değerlendirilmesi
Bu çalışmada, Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Tıp Fakültesi'nin (BEUNTF) intörn öğrencilerinde tükenmişlik durumu ile sosyodemografik özellikler arasındaki ilişki değerlendirilmiştir. Çalışma tek merkezli, kesitsel, tanımlayıcı tipte olup 01 Ocak 2022 ile 31 Mart 2022 tarihleri arasında yürütülmüştür. Öğrencilerde akademik tükenmişliği değerlendirmek için Maslach Tükenmişlik Envanteri-Öğrenci Formu (MTE-ÖF), öğrenme yaklaşımları ve çalışma becerilerini değerlendirmek için Öğrenme Yaklaşımları ve Çalışma Becerileri Değerlendirme Ölçeği (ASSIST), eğitim ortamı ile ilgili algılarını değerlendirmek için Dundee Mevcut Eğitim Ortamı Değerlendirme Ölçeği Türkçe Formu (DREEM-TR) kullanılmıştır. Ölçekler araştırmacı tarafından yüz yüze görüşülerek doldurtulmuştur. Gruplar arası karşılaştırmalarda uygun istatistiksel yöntemler kullanılmıştır. p değeri 0,05'in altında bulunduğunda gruplar arası farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu kabul edilmiştir. Eğitim gören 160 tane intörn öğrenciden 99 tanesi (%61.8) anketleri doldurmuştur. Çalışmamızda, erkek katılımcıların kadınlara göre daha duyarsızlaşmış oldukları görülmüştür. Buna karşın tükenmişlik ve başarısızlık hisleri bakımından kadın ve erkekler birbirlerinden ayrışmamışlardır. Akademik not ortalaması 3.3'ün altında olan katılımcılar MTE-ÖF'nun her üç alt başlığından daha olumsuz puanlar almışlardır. Okulda aldığı eğitimden memnun olmayan katılımcıların daha tükenmiş, daha duyarsız ve daha başarısız hissettikleri görülmüştür. DREEM-TR'ne göre öğretimle, eğitici ile ve öğrenme iklimi ile ilgili algı olumlu yönde bulunmuştur. Çalışmamızda, stratejik öğrenme yaklaşımını tercih eden öğrenciler daha az tükenmişlerdir. DREEM-TR toplam puan ortalaması düştükçe MTE-ÖF alt başlık puanları da düşmektedir. Araştırmanın bulguları alanyazınla uyumlu olarak katılımcıların akademik tükenmişlik düzeyleri ile eğitim ortamı algıları ve öğrenme yaklaşımlarının birbiri ile bağlantılı olduğunu göstermiştir.
Tıp fakültesi öğrencilerinde bilişüstü farkındalık ve akademik öz yeterlik düzeylerinin akademik başarı ile ilişkisi
Bilişüstü farkındalık ve akademik öz yeterlik, akademik başarıyı etkileyen temel kavramlardandır. Kendi çalışma stratejisini izleyip sonuçlarını değerlendirebilen, yeterli güdülenmeye sahip olup başarabileceğine inanan bireylerin akademik başarıları da yüksek olmaktadır. Bu çalışmada tıp fakültesi öğrencilerinde bilişüstü farkındalık ve akademik öz yeterlik düzeylerinin akademik başarı ile ilişkisi araştırılmıştır. Çalışmaya 396 tıp fakültesi öğrencisi dahil edilmiştir. Çalışmada kişisel bilgi formu, üstbiliş ölçeği, akademik öz yeterlik ölçeği kullanılmıştır. Çalışma sonucunda öğrencilerin üstbiliş ölçeğinden aldıkları puanların yaş ve sınıf düzeyi ile anlamlı olarak farklılaştığı ve daha yüksek olduğu bulunmuştur. Tıp fakültesini isteyerek seçen ve sınıf tekrarı olmayan öğrencilerin üst biliş ölçeği puanlarının yüksek olduğu bulunmuştur. Araştırmamızda yaşı yüksek olanlarda ve anadolu lisesi mezunu olanların akademik öz yeterlik düzeylerinin daha yüksek olduğu saptanmıştır. Bilişüstü farkındalık ve akademik öz yeterlik düzeyi yüksek olanların akademik başarılarının da yüksek olduğu belirlenmiştir.
Yozgat Bozok Üniversitesi Tıp Fakültesi dönem 3 öğrencilerinin kardiyolojik fizik muayene bilgi, simülasyon destekli performans ve öz-değerlendirmelerinin incelemesi
Tıp eğitiminin amacı toplum ihtiyaç ve dinamikleri ile uyumlu, alanında yetkin, kanıta dayalı tıp uygulama ve yaĢam boyu öğrenme becerilerine sahip hekimler yetiĢtirmek olarak tanımlanabilir. Mezuniyet öncesi tıp eğitiminde önemli beceri basamaklarından bir tanesi de kardiyolojik fizik muayenedir. Bu beceriyi hekimlerin karmaĢık durumlar/olgularda dahil uygulaması gerektiği çekirdek eğitim programında tanımlanmıĢtır. Bu çalıĢmanın amacı, Tıp Fakültesi 3.sınıf öğrencilerinin kardiyolojik fizik muayene bilgi, performans ve öz-değerlendirme düzeylerini ve eğitim programında öğrencilerin bu özelliklerini etkileyebilecek faktörlere yönelik öğrenci görüĢlerini belirlemektir. ÇalıĢmaya 101 tıp fakültesi dönem 3 öğrencisi dahil edilmiĢtir. AraĢtırmaya katılan 101 öğrencinin kardiyolojik sistem uygulamalarına dair bilgi düzeyi puanları minimum 7 maksimum 14 ortalama 11,78 puan, beceri düzeyi puanları minimum 8 maksimum 18 ortalama 13,67 puan olup bilgi ve beceri konusunda ortalama üstü bir puana sahip olduğu tespit edilmiĢtir. Öğrencilerin fizik muayene becerisi ile fizik muayene bilgisi arasında zayıf düzeyde ve pozitif yönlü (r=.28; p=.000) anlamlı iliĢki bulunmuĢtur. Fizik muayene becerileri ile beceri kazanmak için harcanan süre arasında da çok zayıf düzeyde ve pozitif yönlü (r=.22; p=.000) anlamlı iliĢki bulunmuĢtur. Öğrencilerin fizik muayene beceri ortalamaları, eğitim videoları izleyen ve izlemeyen öğrenciler arasında video izleyenlerde (p=0,048), kaynak kitap okuyan ve okumayan öğrenciler arasında ise kaynak kitap okuyanlarda istatistiksel olarak anlamlı Ģekilde yüksek bulunmuĢtur (p=0,010). Anahtar kelimeler: Kardiyolojik Sistem Muayenesi, Tıbbi Simülasyon, Öz-Değerlendirme
Eğitim sürecinde Tıp fakültesi öğrencilerinin psikolojik özelliklerinin mühendislik fakültesi öğrencileri ile karşılaştırmalı olarak incelenmesi
Bu çalışmada, tıp ve mühendislik fakülteleri öğrencilerinde temel kişilik özelliklerinin, duygusal zekâ faktörlerinin, yaşam doyumlarının düzeyleri ve sorunlarla başa çıkma yöntemleri incelenmiştir. Farklı iki alan olan sağlık ve teknoloji alanlarında ki bu iki fakülte eğitim süreçleri ve eğitimde kullanılan materyaller olmak üzeri birçok anlamda birbirinden ayrışmaktadır. Bu araştırmada farklı fakültelerde eğitim alan benzer bilişsel özelliklere sahip bu öğrencilerin psikolojik özelliklerinin düzeyleri ve eğitim sürecinin bu özelliklere olası etkileri açısından farklılıklar olup olmadığı değerlendirilmiştir. Ayrıca öğrencilerin psikolojik özelliklerinin okul başarıları üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Bu doğrultuda farklı iki fakülte eğitimi ile öğrencilerin psikolojik özelliklerinin ilişkisi ayrıntılı olarak incelenmiştir. Tarama modelinde olan araştırma Hacettepe Üniversitesi'nde 2021-2022 eğitim öğretim yılında Tıp Fakültesi 1. ve 5. sınıf ile Mühendislik Fakültesi'ne bağlı Bilgisayar, Elektrik-Elektronik ve Yapay Zekâ Mühendisliği bölümlerinde öğrenim görmekte olan 1. ve 4. sınıf öğrencilerini kapsamaktadır. Çalışma 1563 öğrenciden 341'inin gönüllü katılımı ile gerçekleştirilmiştir. Çalışmada Temel Kişilik Özellikleri Ölçeği, Yaşam Doyumu Ölçeği, Duygusal Zekâ Özellik Ölçeği, Baş Etme Yolları Ölçeği kullanılmıştır. Veriler anket yöntemiyle, elektronik olarak toplanmıştır. SPSS programı ile yapılan analizlerin değerlendirmelerinde istatistiksel anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edilmiştir. Çalışma sonuçlarına göre tıp fakültesi öğrencilerinin öz denetim, nevrotizm, yaşam doyumu, iyi oluş düzeyleri ile duygusal başa çıkma ve sosyal destekle başa çıkma ölçek puanları mühendislik fakültesi öğrencilerinden yüksektir. Tıp fakültesi 1. sınıf öğrencilerinin yaşam doyumu ve duygusal başa çıkma düzeyleri mühendislik fakültesi 1. sınıf öğrencilerine göre yüksektir. Tıp fakültesi 5. sınıf öğrencilerinin dışa dönüklük, öz kontrol, duygusallık ve sosyallik düzeyleri tıp fakültesi 1. sınıf öğrencilerine; öz denetim ve duygusallık düzeyleri ise mühendislik fakültesi 4. sınıf öğrencilerine göre daha yüksek iken olumsuz değerlik ve sorunlarla duygusal başa çıkma puanları ise tıp fakültesi 1. sınıf öğrencilerine göre daha düşüktür. Mühendislik fakültesi 4. sınıf öğrencilerinin sorun odaklı başa çıkma düzeyleri mühendislik fakültesi 1. sınıf öğrencilerine göre yüksektir. Tıp fakültesi 1. sınıfta düşük not ortalamasına sahip olan öğrencilerin özdenetim ve yaşam doyumu düzeyleri aynı sınıfta daha yüksek not ortalamasına sahip öğrencilere göre düşüktür. Tıp fakültesi 5. sınıfta ise düşük not ortalamasına sahip olan öğrencilerin özdenetimleri daha yüksek not ortalamasına sahip öğrencilere göre düşük iken sosyallik düzeyleri daha yüksektir. Mühendislik fakültesi öğrencilerinin not ortalamalarına göre psikolojik özelliklerinin puanları anlamlı düzeyde farklılaşmamaktadır. Çalışmaya katılan tüm tıp fakültesi öğrencilerinde öz denetim ve nevrotizm, tıp fakültesi 1. sınıf öğrencilerinde ise öz denetim, olumsuz değerlik ve yaşam doyumu özelliklerinin başarı puanları üzerinde anlamlı yordayıcılar oldukları tespit edilmiştir. Bu özelliklerin düzeyleri arttıkça okul başarılarının da arttığı görülmektedir. Bu öğrencilerde başarıyı etkileyen en önemli değişkenin ise öz denetim olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Çalışmadaki diğer gruplarda (sınıflar düzeyinde tıp fakültesi 5. sınıf, mühendislik fakültesi 1. ve 4. sınıflar ve fakülteler düzeyinde tüm mühendislik fakültesi öğrencileri) öğrencilerinin başarı düzeyleri üzerinde psikolojik özelliklerin yordayıcı etkisi tespit edilmemiştir. Bu bulgular eşliğinde tıp eğitimi ile çalışma kapsamında incelenen psikolojik özelliklerin ilişkili olduğu sonucuna varılmıştır.
Tıp fakültesi öğrencilerinin LGBTİQ+ bireylerin eğitim süreçlerine yönelik algılarının incelenmesi
Günümüzde cinsel kimlikleri tek bir çatı altında toplayan LGBTİQ+ kavramı, geleneksel kadın ve erkek cinsiyet rollerine uymayan bireyleri kapsamakta ve söz konusu kimliklerin baş harflerinden oluşmaktadır. LGBTİQ+ bireyler, eğitim süreçlerinde, sağlık hizmetlerine erişimde vb. konularda dezavantajlı konuma düşmektedirler. Tıp fakültesi öğrencilerinin LGBTİQ+ bireylerin eğitim süreçlerine yönelik olan algılarının neler olduğunu betimleme amacıyla hazırlanan bu çalışma, kolay ulaşılabilir durum örneklemesi ve kartopu-zincir örneklemesi yöntemleri kullanılarak Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi 2022-2023 eğitim öğretim döneminde lisans programına kayıtlı öğrencilerden gönüllü katılım esası çerçevesinde oluşturulmuş bir araştırma grubu ile olgubilim deseni kullanılarak nitel bir araştırma olarak yürütülmüştür. Bu desen içinde yarı yapılandırılmış görüşme formları kullanılarak derinlemesine bireysel görüşmeler yapılmış ve elde edilen veriler tematik içerik analizi ile değerlendirilmiştir. Araştırma sonucunda ulaşılan bulgular daha önceki araştırmaları destekler niteliktedir. Bununla birlikte, araştırmamıza katılan katılımcıların tanım ve kavramlarla ilgili farklı algılarının bulunduğu, bu bireylerin hitabet konusunda hassasiyet gösterdikleri görülmüştür. Araştırmada elde edilen bulgular, eğitim ortamında cinsel kimliği/eğilimi farklı bireylere öğretim üyeleri/öğreticiler açısından ayrımcı/farklı/olumsuz bir davranış söz konusu olmadığını, cinsel eğilimi/yönelimi farklı olan bireylere eğitim süresince dersliklerde farklı bir tutum oluşmadığını ortaya koymaktadır. Araştırma sonucunda elde edilen bulgular, LGBTİQ+ bireylerin sorunlarının, toplumsal ayrımcılığın sonucu olduğu, LGBTİQ+ bireyleri kabul eden ve destekleyen bir eğitim ortamının sağlanmasının, ayrımcılık ve olumsuz davranışların azaltılmasında olumlu katkı sağlayacağını göstermektedir. Bu araştırmada LGBTİQ+ bireylerin sorunlarına çözüm bulmak için önyargı ve ayrımcılıkla mücadele etmenin önemli olduğu ve LGBTİQ+ bireylerin önündeki engelleri ortadan kaldırabilmek için en önemli etkenin eğitim olabileceği öne çıkmıştır.
Ankara'daki Tıpta uzmanlık öğrencilerinin nomofobi düzeyinin yaşam kalitesine etkisi
Ankara'daki Tıpta Uzmanlık Öğrencilerinin Nomofobi Düzeyinin Yaşam Kalitesine Etkisi. Bu çalışmanın amacı farklı hastanelerde çalışan tıpta uzmanlık öğrencilerinde nomofobi düzeyinin belirlenmesi ve nomofobi düzeyinin tıpta uzmanlık öğrencilerinin yaşam kalitesi üzerine etkisinin değerlendirilmesidir. Çalışma, 2022 yılında Ankara'da aktif olarak tıpta uzmanlık eğitimine devam eden 424 öğrenci ile yürütülmüştür. Veriler, 21 sorudan oluşan sosyodemografik ve mesleki özellikler, 20 sorudan oluşan Nomofobi Ölçeği (NMFÖ) ve 27 sorudan oluşan Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği Kısa Form Ölçeğini (WHOQOL-BREF) içeren form kullanılarak, 20.04.2022 ile 01.11.2022 tarihleri arasında çevrimiçi olarak toplanmıştır. Uzmanlık öğrencilerinin ankete ulaşabilmesi için sosyal medya platformları üzerinden anket linki paylaşılmış ve çalıştıkları kurumlar ziyaret edilip, basılı olarak hazırlanan anket linki için türetilen karekod dağıtılmıştır. Çalışmaya katılan 424 araştırma görevlisinin 261'i (%61,6) kadın iken yaş ortalaması 27,9±2,6 yıldır. Asistanların %68,6'sı üniversite hastanesinde görev yapmakta, çoğunluğu (%82,8) dahili tıp bilimlerindedir. Araştırma görevlilerinin üçte ikisinden fazlasında 10 yıldan daha uzun süredir akıllı telefon kullanımı ve günlük 3 saatten fazla akıllı telefon kullanımı mevcut iken, %90'a yakını günlük 1 saate kadar telefon ile konuşmaktadır. Asistanların 117'sinde (%27,6) hafif düzeyde, 221'inde (%52,1) orta düzeyde, 86'sında (%20,3) aşırı düzeyde nomofobi olduğu saptanmıştır. Uzmanlık öğrencilerinin asistanlıkta geçirdikleri süre azaldıkça, günlük telefon kullanım süresi arttıkça orta ve aşırı düzeyde nomofobi riskleri artmaktadır. Ayrıca, orta ve aşırı düzeyde nomofobisi olanların yaşam kalitesi düzeyleri, hafif düzeyde nomofobisi olanlara göre daha düşük seviyededir. WHOQOL-BREF-TR ölçeğinin alt boyutlarına bakıldığında, erkeklerin ruhsal alan, sosyal alan ve çevresel alan yaşam kalitesi düzeyleri kadınlara göre; evlilerin sosyal alan yaşam kalitesi bekarlara göre daha yüksektir. Ayrıca, evde eş ve/veya çocukları ile yaşayanların sosyal alan yaşam kalitesi düzeyleri tek başına yaşayanlara, anne ve/veya baba ile yaşayanlara ve diğer kişilerle yaşayanlara göre daha yüksektir. Son olarak, aylık hane halkı geliri 30000 TL üzerinde olanların çevresel alan yaşam kalitesi düzeyi hane halkı geliri daha aşağıda olan tüm gelir gruplarından daha yüksek olduğu bulunmuştur. Sonuç olarak, asistan hekimlerde aşırı cep telefonu kullanımı nomofobi şiddetini arttırdığı ve nomofobi düzeyi ile yaşam kalitesi arasında negatif yönlü bir ilişki olduğu saptanmıştır. Bu nedenle, gerek toplum sağlığı bakımından gerek sağlıklı yaşam açısından topluma rol model olma ve gerekse de kendi yaşam kalitelerinin iyileştirilmesi açısından hekimlerin nomofobiden korunması gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: tıp asistanlığı, cep telefonu, akıllı telefon, nomofobi, yaşam kalitesi.
Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi entegre eğitim programına geçiş sonrasında dönem öğrenci başarı ve görüşlerinin incelenmesi
Tıp eğitimi dinamik bir süreçtir ve güncel şartlara, ortam ve zamana göre sürekli uyarlanması gerekmektedir. Günümüzde tıp eğitiminde niteliğin artırılmasını amaçlayan uygulamaların önemli adımlarından biri uygulanan eğitim programının değerlendirilmesi ve gelişime yönelik değişikliklerin dinamik bir şekilde yapılabilmesidir. Eğitimde öğrencilerin programı değerlendirmelerinde değerlendirme anketleri uzun yıllardır kullanılmaktadır ve öğretim etkinliğinin değerlendirilmesinin gerekli ve önemli bir parçasıdır. Bu çalışmanın amacı, Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesinde değişen tıp eğitimi modelinin uygulamaya girdiği 2016-2017 eğitim-öğretim yılı ile birlikte, izleyen iki eğitim-öğretim yılı boyunca, dönem 1 öğrencilerinin kurullarda almış oldukları eğitime yönelik geribildirimlerinin ve akademik başarılarının incelenmesidir. Öğrencilerin kurullarda almış oldukları eğitime ilişkin görüşleri 5 li Likert ölçeği ile hazırlanan geribildirim formlarından elde edilmiştir. "Kurul 2" dışında öğrenci geribildirimlerinin "Bilgilendirme ve İletişim", "Kurul Yapılanması", "Entegrasyon", "İçerik", "Ölçme-Değerlendirme" ve "Genel Görüş" temaları ilk yıla kıyasla belirgin iyileşme göstermiştir. Elde edilen verilerin hem sürecin değerlendirilmesi hem de bir sonraki yılın program hazırlığında kullanılmak üzere değerlendirmeye alınması ile eğitim dinamik bir sürece dönüştürülmüştür. Ayrıca kendilerinden alınan geribildirimlere göre yapılan iyileştirmeler konusunda öğrenciler bilgilendirilmiş ve böylece kendilerine ve görüşlerine değer verildiği hissettirilerek, BUÜTF için önemli olan bu süreçte etkin rol almaları sağlanmıştır. Anahtar Sözcükler: tıp eğitimi, entegrasyon, tıp öğrencisi, program değerlendirme
Tıp fakültesi son sınıf öğrencilerinin acil serviste konsültasyon isteme becerilerinin çevrimiçi simülasyon uygulamaları ile geliştirilmesi
Teknik olmayan beceri eğitiminin önemi özellikle sağlık sektöründe giderek belirgin hale gelmektedir. Bu beceri bileşenlerinden biri olan iletişim, özellikle kompleks bir yapıya sahip acil servislerde hastaların bakımının güvenliğini ve sürekliliğini sağlamak için kritik değere sahiptir. Acil serviste konsültasyon ise bu becerinin kullanılmasını gerektiren anahtar uygulamalardan biridir. Bu çalışmada tıp fakültesi son sınıf öğrencilerine acil serviste konsültasyon talep etmelerini bir protokol kullanarak öğretmek amacıyla, yerleştirilmiş katılımcı ile gerçekleştirilen simülasyona dayalı bir eğitim uygulamak ve etkililiğini değerlendirmek amaçlanmıştır. Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde 2020-2021 güz döneminde öğrenim gören, 2020 Kasım-Aralık aylarında zorunlu acil tıp stajını yapmakta olan 38 son sınıf öğrencisi ile yapılan çalışmada ön test-son test tek gruplu desen yöntemi kullanılmıştır. Kessler'in 5C çerçevesi esas alınarak gruba önce teorik bir konsültasyon isteme eğitimi verilmiş, eğitim sonunda senaryo temelli bir değerlendirme yapılmıştır. Daha sonra aynı gruba yerleştirilmiş katılımcı ile uygulanan simülasyona dayalı bir konsültasyon isteme eğitimi verilmiş ve yine senaryo temelli bir değerlendirme yapılmıştır. 5C kontrol listesi ile yapılan değerlendirmelerde teorik eğitim sonrası ile simülasyona dayalı eğitim sonrası farka bakılmış ve elde edilen sonuçlara göre simülasyona dayalı eğitim sonrası değerlendirme skoru, teorik eğitim sonrası değerlendirme skoruna göre anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Araştırmanın sonuçları doğrultusunda konsültasyonda iletişim becerisinin mezuniyet öncesinde simülasyona dayalı bir eğitim uygulanarak geliştirilebileceği gösterilmiştir.
Tıp fakültesi son sınıf öğrencilerinin hastane öncesi ve acil servislerde travmalı hastaya yaklaşımının senaryo temelli simülasyonla değerlendirilmesi
Bu çalışma, 6. Sınıf intörn hekimlerin hastane öncesi ve acil serviste travmalı hasta yönetimi konusundaki yeterliliklerinin senaryo temelli simülasyon uygulamaları ile değerlendirilmesi amacıyla nitel ve nicel verilerin birlikte kullanıldığı karma yöntem araştırması olarak yürütülmüştür. 12 Nisan - 08 Temmuz 2021 tarihleri arasında Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi İyi Hekimlik Uygulamaları ve Simülasyon Eğitim Merkezi'nde yürütülen çalışmada nicel veriler için 9 kontrol ve 9 çalışma grubu öğrencisine hastane öncesi ve acil serviste çoklu travmalı bir vakanın yönetimi konusunda standart hasta-hibrit yöntem kullanılarak hazırlanmış senaryo temelli simülasyon uygulanmış, kontrol listeleri ile uygulamalar değerlendirilmiştir. Çalışma grubuna değerlendirme öncesi hastane öncesi ve acil serviste travmalı hasta yönetimini içeren sunum ve video gösterimi ardından önce hastane öncesi sonrasında acil serviste travmalı hasta yönetimini içeren senaryo temelli simülasyon uygulamaları yaptırılmış, çözümleme oturumları düzenlenmiştir. Ayrıca, çalışma grubu öğrencilerine Modifiye Simülasyon Etkililik Aracı uygulanmıştır. Nitel veriler için, odak grup görüşmeleri düzenlenmiş olup, bu görüşmelere kontrol (8 öğrenci) ve çalışma (6 öğrenci) grubu intörn öğrencileri ile bu grupları acil tıp stajında gözlemleyen acil servis çalışanları (3 kişi) katılmıştır. Çalışmada, acil serviste yönetilen travmalı hasta senaryo simülasyonları hastane öncesi yönetilen travmalı hasta senaryo simülasyonlarından başarılı bulunmuştur. Hastane öncesi ve acil serviste yönetilen travmalı hasta simülasyon değerlendirmesine göre gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p<0,05). Odak grup görüşmelerine göre, her iki grup öğrencilerinin kendilerini hastane öncesi travmalı hasta yönetiminde yeterli görmedikleri saptanmıştır. Acil Servis çalışanlarının gözlemleri sonucu her iki grubun da stajda fark edilir şekilde öz güvenli oldukları belirlenmiştir. Sonuç olarak, travmalı hastanın hastane öncesinde ve acil serviste yönetimi konusunda öğrencilerin öz-yeterliliklerini artırmak için müfredata konu ile ilgili ders eklenmesi ve dersin kapsamında senaryo temelli simülasyon uygulamasının yapılması önerilmektedir. Anahtar kelimeler: Acil servis, hastane öncesi, intörn hekim, öz-yeterlilik, simülasyon, travma yönetimi
Tıp ve hemşirelik son sınıf öğrencilerine yönelik simülasyona dayalı mesleklerarası eğitimin ileri yaşam desteği olgu yönetiminde ekip performansına etkisinin değerlendirilmesi
Bu çalışma, tıp ve hemşirelik son sınıf öğrencilerinin simülasyon temelli mesleklerarası eğitim sonunda acil servis yönetimini bütüncül yaklaşım ile deneyimlemesi ve ileri yaşam desteği ile ilgili klinik karar verme beceri, yeterlik ve performanslarının değerlendirilmesi amacı ile yapılmıştır. Araştırmaya Uludağ Üniversitesi 2021-2022 Akademik Yılı Tıp Fakültesi son sınıf öğrencilerinden 11, Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü son sınıf öğrencilerinden 9 kişi katılmıştır. Eğitim öncesi ilk aşamada öğrenciler önce kendi meslekleri içinde ekip oluşturarak, ikinci aşamada mesleklerarası gruplar oluşturarak ileri yaşam desteği olgu yönetimi senaryosunda görev almışlardır. Eğitim aşamasında ise; mesleklerarası eğitimin önemi, görev yetki ve sorumluklar, acil olgu yönetimi, arrest ritimlerin yönetimi konularına ilişkin teorik dersler yürütülmüş, temel yaşam desteği, ileri hava yolu açılması ve güvenli defibrilasyon gibi beceri eğitim uygulamalarına yer verilmiştir. Teorik anlatım ve uygulamaların ardından tıp ve hemşirelik öğrencilerinin beraber görev aldığı ileri yaşam desteği senaryoları gerçekleştirilmiştir. Eğitim öncesi senaryo uygulamalarından (15 öğrenci ile) ve eğitimden sonra (11 öğrenci ile) odak grup görüşmeleri yapılmıştır. Sonuç olarak, tıp ve hemşirelik son sınıf öğrencilerine mezuniyet öncesinde simülasyon temelli mesleklerarası eğitim uygulaması ile hasta yönetiminde bütüncül yaklaşabilmenin, ekip liderliği ve ekip çalışmasının öneminin kavrandığı ve teorik bilgilerin uygulamaya dönüştürülebildiği, özgüven, deneyim, yeterlik ve performanslarının arttığı gözlemlenmiştir.
İleri yaşam desteği simülasyonunun tıp fakültesi son sınıf öğrencilerinin özyeterlik algısına etkisinin değerlendirilmesi
Çalışma, tıp fakültesi son sınıf öğrencilerine yönelik senaryo temelli ileri yaşam desteği simülasyon uygulamasının, öğrencilerin ileri yaşam desteği teknik becerilerine dair özyeterlik algılarına etkisinin, performanslarının ve simülasyon eğitimi deneyimlerinin değerlendirilmesi amacıyla yürütülmüştür. Araştırma nicel ve nitel veriler ile karma desende, 2019-2020 ve 2020-2021 eğitim-öğretim yıllarında Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesinde okuyan 2020 yılında 80 son sınıf öğrencisi ile tamamlanmıştır. Bu öğrencilerin 53'ü deney, 27'si kontrol grubunda yer almıştır. Elde edilen bulgulara göre kontrol grubundaki özyeterlik algısı değişim yüzdesi %27 (9,58 - 54,54) iken deney grubunda %52,94 (29,78 – 78,17) olarak gözlenmiştir. Deney ve kontrol gruplarının ön ve son özyeterlik algılarındaki artışların değişim yüzdeleri istatistiksel olarak anlamlı farklı bulunmuştur (p<0,05). Deney grubu öğrencilerinin ileri yaşam desteği teknik beceriler özyeterlik algısı ön değerlendirme puanları ile simülasyon uygulaması sırasında gösterdikleri performansları arasında hesaplanan Kappa uyum istatistiğine bakılmıştır. Buna göre tüm sorularda uyum düşüktür. Bir diğer ifadeyle öğrencilerin performansları ile özyeterlik algıları arasında bir uyum belirlenememiştir. Nitel analiz aşamasında odak grup çalışmaları yapılmıştır. İçerik analizi yöntemiyle yapılan kodlamalardan erişilen ana temalar özyeterlik algısı, öğrenme, simülasyon yöntemi, geliştirme şeklindedir. En fazla verinin oluştuğu tema 'Öğrenme' %32,6 olmuştur. 'Özyeterlik algısı' %29 ve 'Simülasyon Yöntemi' teması ise %21,3 oranında kodlanmıştır.
Tıp fakültesi öğrencilerinin sanal zorba/kurban olma ve farkındalık durumu ile çevrimiçi teknolojilere yönelik özyeterlik algı düzeylerinin incelenmesi
Sanal zorbalık, cep telefonu, e-posta, web siteleri vb. bilişim teknolojileri aracılığı ile bireyin diğer bireye/bireylere tehdit, taciz, korkutma vb. kötü amaçlı, sürekli, kasıtlı davranışlar sergilemesi olarak tanımlanmaktadır. Bu çalışmada fakültelerinde henüz eğitime başlayan tıp fakültesi öğrencilerinin sanal zorba/kurban olma düzeyleri, sanal zorba farkındalık durumları ve çevrimiçi teknoloji kullanım özyeterlik algı düzeylerinin çeşitli değişkenlere göre incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma ilişkisel tarama modeline göre gerçekleştirilmiştir. Çalışma grubu 307 öğrenciden oluşmuştur. Veriler; Kişisel Bilgi Formu, Sanal Zorba/Kurban Ölçeği, Sanal Zorba Farkındalık Ölçeği, Çevrimiçi Teknolojilere Yönelik Özyeterlik Algısı Ölçeği ile elektronik yoldan toplanmıştır. Verilerin analizi SPSS 22.0 istatistik paket programı ile yapılmıştır. Araştırmada öğrencilerin sanal zorba ve kurban olma düzeylerinin oldukça düşük düzeyde olduğu belirlenmiştir. Bununla birlikte öğrencilerdeki sanal zorbalık farkındalığı ve çevrimiçi teknoloji kullanım yeterlik algı düzeyi yüksek çıkmıştır. Kadın öğrencilerin ve akademik başarısı yüksek olan öğrencilerin daha yüksek farkındalığa sahip oldukları belirlenmiştir. Öğrencilerin sanal zorba olma durumları ile cinsiyet, akademik başarı, internet kullanım süresi ve yaşanılan yer değişkenlerine göre anlamlı bir ilişki bulunmazken, sanal kurban olma durumu ile interneti uzun süre kullanan öğrenciler lehine anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Çevrimiçi teknoloji kullanımına ilişkin özyeterlik algısı ile sanal zorba/kurban olma arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. Öğrenciler sanal zorbalığı en çok şaka amaçlı yaptıkları, sanal kurban olanlarında kızgınlık, endişe ve stres yaşadıkları belirlenmiştir.
Tıp fakültesi son sınıf öğrencilerinde tükenmişlik sendromu ile öğrenme yaklaşımları, eğitim ortamı ve akademik başarı arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi
Günümüzde bir halk sağlığı krizi kabul edilen, hekimlerin tükenmişlik sendromunun, kariyerlerinin erken dönemlerinde, tıp eğitimleri sırasında ortaya çıktığını gösteren kanıtlar giderek artmaktadır. Tükenmişlik sendromu; özellikle insanlarla yüz yüze çalışılan mesleklerde görülen, iş yerinde maruz kalınan yoğun stres durumuna karşı çalışanlarda gelişen bir fenomendir. Öğrenme yaklaşımının, bir kişilik özelliği olmadığı ve ortamsal etkenlere göre değişime uğradığı gösterilmiştir. Tıp öğrencilerinde görülebilen tükenmişliğin, öğrencilerin öğrenme yaklaşımlarını etkileyebileceği düşünülebilir. Yapılan çalışmalarda eğitim ortamı algısı ile tükenmişlik arasında güçlü bir ilişki saptanmıştır. Bu bağlamda, biz bu çalışmada, tıp fakültesi öğrencilerinin, tükenmişlik düzeylerinin belirlenerek, öğrenme yaklaşımlarının, eğitim ortamlarının ve öğrenme çıktıklarının, tükenmişlik düzeyinden etkilenip etkilenmediğini ve birbiriyle ilişkilerini göstermeyi amaçladık. Bu amaçla tek merkezli müdahalesiz, kesitsel olarak yapılan tanımlayıcı araştırma planlanmıştır. Veriler Anket formu aracılığı ile elektronik ortamda toplanmıştır. Anket formunda sosyodemografik özellikler ve akademik başarıyı inceleyen bölüm, Maslach Tükenmişlik Ölçeği, ASSIST ve DREEM-TR ölçekleri bulunmaktadır. Araştırmaya HÜ Tıp Fakültesi' nde İngilizce ve Türkçe Tıp programına devam eden dönem-6 öğrencilerinden, katılmayı kabul eden ve anketi dolduran 241 öğrenci dahil edilmiştir. Öğrencilerin, yaş ortalaması 23,79 ± 1,13 ve %58,9' u kadındır (n:142). Araştırma kapsamındaki öğrencilerin Maslach Tükenmişlik Ölçeği, duygusal tükenme, duyarsızlaşma ve kişisel başarı alt ölçekleri puanı ortalaması sırasıyla 17,54; 7,14 ve 12,95 olarak saptanmıştır. Öğrencilerinin en çok stratejik öğrenme yaklaşımını benimsedikleri, akademik başarı puanı düşük olan öğrencilerinse daha çok yüzeysel öğrenme yaklaşımını benimsedikleri ve bu öğrencilerin tükenmişlik düzeylerinin daha yüksek olduğu saptanmıştır. Öğrencilerin eğitim ortamı algılarının genel olarak problematik olduğu ve eğitim ortamı algıları olumsuz olan öğrencilerin tükenmişlik düzeylerinin daha yüksek olduğu saptanmıştır. Sonuç olarak tıp fakültelerinde etkili ve başarılı bir öğrenmenin gerçekleşmesi, tükenmişlik oranının azaltılması ve hasta güvenliğinin sağlanması için, eğitim ortamının yetersiz unsurlarını gidermek gerekmektedir.
Describe the behaviors of senior students of Medical faculty to express situations that threaten patient safety
Communication breakdowns make significant contributions to medical errors and adverse events in health care. Speak up about patient safety creates a safe atmosphere which is vital to keeping patients safe, preventing errors, and improving the quality of care. Intern doctors are junior medical staff in healthcare institutions, and they experience difficulties in addressing situations that threaten patient safety. This study aims to explore intern doctors' likelihood of speak up for patient safety and identify factors that affect intern doctors' speak up decisions. A qualitative design was used in this study. Purposeful sampling was used as a sampling technique, and a sample of this study consists of nine intern doctors who were enrolled in the 6th Year regular Medical Doctor (MD) program at Hacettepe University Faculty of Medicine in 2017-2018 Spring Semester. Data was collected with face to face semi-structured interviews using semi-structured questions on June 2018. Thematic analysis was used to interpret the data. The results of the study revealed that intern doctors frequently witnessed medical errors during internship and they attempted to speak up at least once before. However, intern doctors are reluctant to speak up about issues that threaten patient safety. Individual, relationship, situational, decision making, consequence related and cultural barriers are preventing intern doctors to speak up. Further, the essential motivator behind the decision to speak up in circumstances that threaten patient safety is feeling empathy for the patient and their relatives. The hierarchical status of the person was decisive in their way of speaking. Interns are supportive and grateful to speak up, and superiors' reactions are often suppressive, sometimes punitive. In line with the results of the research, recommendations were offered at the institutional and national level to improve the records of medical errors, to make arrangements to increase intern doctors' speak up, and to internalize the safety culture of all health care team.
Tıp fakültesi öğrencilerine verilen "kanıta dayalı tıp" eğitiminin fresno testi ile değerlendirilmesi
Kanıta dayalı tıp, hastalarla ilgili tıbbi kararlar verilirken klinik deneyimlerin yanı sıra bilimsel kanıtın da dürüst, açık ve mantıklı şekilde kullanılmasıdır. Hekimlerin kanıta dayalı tıbbı uygulayabilmeleri için klinik soru oluşturma, veri tabanlarında etkin arama yapma ve bilimsel araştırmaların eleştirel olarak değerlendirilmesi gibi konularda eğitim almaları gerekmektedir. Kanıta dayalı tıp uygulamalarını engelleyen önemli faktörlerden birisi yeterince bilgi ve beceriye sahip olunmamasıdır. Bu nedenle ulusal ve uluslararası eğitim organizasyon ve kurulları tıp fakültesi eğitim programlarında kanıta dayalı tıp eğitimlerine yer verilmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Bu çalışmanın amacı Cerrahpaşa Tıp Fakültesi eğitim programına uygun bir kanıta dayalı tıp eğitim programının geliştirilmesidir. Programın etkinliğinin değerlendirilmesinde kullanılmak üzere Fresno Test'in Türkçeye uyarlanması ve değerlendirme sonuçlarına göre eğitimin tıp fakültesinin hangi aşama ya da aşamalarında yer almasının uygun olacağının belirlenmesi hedeflenmiştir. Yöntem Araştırma ön ve son-test değerlendirmelerin uygulandığı deneysel bir araştırmadır. Araştırma kapsamında Cerrahpaşa Tıp Fakültesi eğitim programı içerisinde yer alacak bir kanıta dayalı tıp eğitimi programı uygulanmıştır. Program içeriği kanıta dayalı tıbbın temel basamaklarını kapsayacak şekilde hazırlanmıştır. Öğrenci başarısının değerlendirilmesinde kullanılmak üzere dünyada yaygın olarak kullanılan Fresno Test Türkçeye uyarlanmıştır. Bulgular Cerrahpaşa tıp fakültesinde ilk kez uygulanan bu eğitime 3, 4 ve 5. sınıflardan toplam 76 gönüllü öğrenci katılmıştır. Eğitim programına katılmak isteyen öğrencilerden başvuru sırasında gereksinim belirlemeye yönelik bilgi toplanmış, program bu çerçevede düzenlenmiştir. Öğrencilerin eğitim öncesinde Türkçeye uyarlanmış Fresno testten aldıkları puan 49,9 ±18,2 iken eğitim sonrası puan 118,9 ±26,3 olarak belirlenmiştir (p<0,0001). Ön ve son-test sonuçları sınıflar açısından karşılaştırıldığında toplam puanlarda sınıflara göre farklılık olmadığı görülmüştür (Ön-test p=0,37, son-test p= 0,63). Son-test sonuçları üzerinden Cronbach α katsayı %78,4 olarak bulunmuştur. Değerlendiriciler arası güvenirliğin değerlendirilmesinde sürekli değişkenler için sınıf içi korelasyon (intraclass correlation-ICC) katsayısı ve kategorik değişkenler için kappa analizi uygulanarak kappa katsayıları hesaplanmıştır. Sınıf içi korelasyon katsayıları ön-test için 0,66-0,95 ve son-test için 0,83-0,97 arasında değişmektedir. Kappa katsayıları ise tüm ön-test soruları için 1,00 iken son-testte sadece bir soru için 0,89, diğer sorular için 1,00 olarak belirlenmiştir. Testin kapsam geçerliği kanıta dayalı tıp alanında deneyimli hekimler tarafından değerlendirilmiş ve kapsam geçerlik indeksi 1,00 olarak bulunmuştur. Öğrencilerin eğitim programın geneline ilişkin memnuniyet düzeyi yüksektir. Program değerlendirme sürecinde elde edilen nitel ve nicel veriler incelenmiş program geliştirilmesinde kullanılmak üzere güçlü ve zayıf yönler belirlenmiştir. Çalışmanın tüm verilerine dayanarak bu programın Cerrahpaşa Tıp Fakültesi eğitim programının 3. yılında yer alması önerilmiştir. Sonuç İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nde öğrencilerin kanıta dayalı tıp konusunda bilgi ve becerilerini geliştirmek üzere Kanıta Dayalı Tıp Okulu isimli özgün bir eğitim programı hazırlanmıştır. Öğrenci başarısı ve programın etkinliğinin değerlendirilmesi amacıyla Türkçeye uyarlanan Fresno Test'in kanıta dayalı tıp eğitimini değerlendirmek için geçerli ve güvenilir bir ölçüm aracı olduğu görülmüştür. Değerlendirme sonuçları, programın öğrencilerin kanıta dayalı tıp alanındaki bilgi ve beceri düzeylerini geliştirmede etkili olduğunu göstermiştir. Fresno Test sonuçları bakımından sınıflar arasında farklılık görülmese de program değerlendirme sürecinde elde edilen verilere dayanarak bu eğitimin fakültenin üçüncü yılında yer almasının uygun olacağı öngörülerek, seçmeli ders olarak programa eklenmesi önerilmiştir., Anahtar Kelimeler: Kanıta Dayalı Tıp, Fresno Test, Tıp Eğitimi
Ege Üniversitesi Tıp ve Diş hekimliği fakültelerinde eğitim gören yabancı uyruklu öğrencilerde depresif belirti prevalansı ve mental sağlık hizmetlerine gereksinim algısı
Amaç: Bu çalışmanın amacı Ege Üniversitesi Tıp ve Diş Hekimliği Fakültelerinde 2017-2018 yılında eğitim gören yabancı uyruklu öğrencilerde depresif belirti prevalansını, risk faktörlerin ve mental sağlık hizmetlerinden yararlanma düzeyinin belirlenmesidir. Gereç ve Yöntem: Kesitsel özellikteki bu çalışmanın evrenini 2017-2018 eğitim yılında Ege Üniversitesi Tıp ve Diş Hekimliği Fakültesinde öğrenim gören tüm yabancı uyruklu öğrenciler oluşturmuştur. Araştırmanın verilerinin toplandığı 2017-2018 eğitim döneminde tıp fakültesinde 110, diş hekimliği fakültesinde de 35 olmak üzere toplam 145 yabancı uyruklu öğrencinin eğitim gördüğü belirlenmiştir. Bu öğrencilerin %84,1'ine ulaşılabilmiştir. Görüşülen toplam 122 öğrencinin %73,8'inin (n=90) tıp, %26,2'sinin (n=32) diş hekimliği fakültesinde okumaktadır. Depresyon belirtisi varlığı çalışmanın bağımlı değişkeni olarak alınmıştır ve Epidemiyolojik Çalışmalar Merkezi Depresyon Skalası (The Center for Epidemiologic Studies Depression Scale; CES-D) ölçeği ile değerlendirilmiştir. Bağımsız değişkenler ise demografik özellikler; sosyoekonomik durum, sağlık davranışları–alışkanlıklar; sosyal ilişkiler, akademik durum; ayrımcılık ile karşılaşması ve Mental Sağlık Hizmetine Gereksinim Algısı ve Hizmet Kullanımı olmak üzere yedi başlık altında değerlendiren bir anket kullanılmıştır. Veri toplama aşamasında öğrencilere sınıflarında ya da kütüphanede ulaşılmıştır. Tüm bağımsız değişkenler için tanımlayıcı istatistikler hesaplanmıştır (frekanslarda, ortalama değerlerde ve standart sapma) ve ki-kare testini kullanılmıştır. Bulgular: Toplam 39 ülkeden gelen katılımcıların yaş ortalaması 23,51±3,47 olarak bulunmuştur. Öğrencilerin %93,5'i ailesinin gelir düzeyinin orta veya iyi olduğunu düşünmektedir. Her on öğrenciden ikisi maddi sıkıntı yaşadığını bildirmiştir. Araştırma grubunun %81,9'u ve %48,4'ü sırasıyla tıp/ diş okuyor okumaktan ve alınan tıp/ diş hekimliği eğitimi niteliğinden memnun olduğunu ifade etmiştir. Katılımcıların %66,4'ü tıp/ diş hekimliği fakültesindeki akademik başarı düzeyinden memnun olduğunu belirtmiştir. Öğrencilerin %44,3'ü tıp ya da diş hekimliği okuma nedeni olarak çocukluğundan beri idealindeki meslek olduğu ifade etmiştir. Fakültedeki öğretim üyeleri ile olumlu bir iletişim kurabildiğini düşünen öğrenciler araştırma grubunun yarısını oluşturmaktadır. Birlikte eğitim görülen arkadaşlar açısından ise bu oran yüzde 72,9'a çıkmıştır. CES-D ölçeğine göre araştırma grubunun 17.43±10,25 skor ortalamasıyla %35,2 öğrencide depresif belirtiler olduğu belirlenmiştir. Tıp fakültesinde ilk üç sınıfta okuyan öğrencilerin yarısında depresif belirti saptanırken, diş hekimliği fakültesinde ise sınıflar arasında bir fark gözlenmemiştir. Tıp /diş hekimliği okuyor olmaktan ve aldığı eğitimin niteliğinden memnuniyet ile depresif belirti varlığı arasında anlamlı bir ilişki gözlenmiştir. Birlikte eğitim gördüğü arkadaşları ile iyi bir ilişkisi olan, sorunlarını rahatlıkla paylaşabildiği en az bir arkadaşı olan ve ailesinden manevi destek alabilen öğrenciler arasında depresif belirti sıklığı diğer öğrencilere göre daha düşük bulunmuştur. Öğrencilerin hane reisinin işi ve maddi açıdan sıkıntı yaşayıp yasamadığını ifadesi açısından bakıldığında depresif bulgu gösteren ve göstermeyen kişiler arasında anlamlı fark olduğunu göstermektedir. Diğer yandan, fakültedeki öğretim üyeleriyle iletişim ve depresyon arasında anlamlı bir ilişki gözlenmemiştir. Cinsiyet, yaş, medeni durum, doğum yeri, yaşamının en büyük bölümünü geçirdiği yer, öğrencinin ailesinin şu anda yaşamakta olduğu yer, doğumdan bu yana Türkiye'de yaşamış olma ve eğitim dönemlerinde oturulduğu yer ile CES-D'ye göre depresif belirti varlığı arasında bir ilişki saptanmamıştır. Araştırma grubunun %63,3'ü fakültede mental sağlık sorunları için danışmanlık veren bir birim olmadığını ya da varlığını bilmediğini belirtmiştir. Öğrencilerin %22,1'i doktor, psikolog, sosyal çalışmacı gibi bir profesyonel danışman ile görüşmenin kendisine iyi geleceğini düşünmüş, fakat sadece %6,6'sı herhangi bir danışman ile görüşmüştür. Sonuç: Bu çalışma tıp/diş hekimliği öğrencilerinde depresyon prevalansı yüksek olduğunu ve dünya çapında yapılan çalışmalarda da benzer bir eğilimin olduğunu göstermiştir. Öğrenim yılı ve alınan eğitiminden ve niteliğinden memnuniyeti depresyon prevalansı üzerinde bir etkiye sahiptir. Tıp fakültesinde öğrenim yılı artıkça depresif belirti sıklığı düştüğünü saptanmıştır ama diş hekimliği fakültesinde sınıflar arasında bir fark gözlenmemiştir.
Tıp Fakültesi öğrencilerinde impostor fenomeni ve mükemmelliyetçilik ile ilişkisi: Kesitsel çalışma
Amaç: İmpostor fenomeni, bireyin somut delillere rağmen başarısını dış nedenlere bağladığı bir durumdur. Tıp fakültesi öğrencilerinde sık görüldüğü belirtilmekte ve anksiyete, depresyon, tükenmişlik gibi psikiyatrik rahatsızlıklarla olan ilişkisi bulunmaktadır. Çalışmanın amacı impostor fenomeninin tıp fakültesi öğrencileri üzerinde olan etkisini ve mükemmeliyetçilik ile olan ilişkisini değerlendirmektir. Gereç ve yöntem: Bu çalışma, Konya Necmettin Erbakan Üniversitesi Tıp Fakültesi dönem 1, dönem 4 ve dönem 6 öğrencilerinin katılımı ile yürütülen kesitsel ve tanımlayıcı tipte bir araştırmadır. Katılımcılara araştırmacılar tarafından oluşturulan sosyodemografik bilgi formu, Clance İmpostor Fenomeni Ölçeği (CIPS) ve Olumlu-Olumsuz Mükemmeliyetçi Ölçeği'ni (APS-R) içeren anket formu yüz yüze uygulandı. Elde edilen veriler değerlendirilirken istatistiksel analizler için SPSS (Statistical Package for Social Sciences) for Windows 20.0 programı kullanıldı. İstatistiksel anlamlılık p<0,05 olarak kabul edildi. Bulgular: Çalışmaya Tıp Fakültesi dönem 1, dönem 4 ve dönem 6 öğrencilerinden gönüllü 386 hekim adayı katıldı. Katılımcıların %29,0'u (n=112) dönem 1, %35,9'u (n=138) dönem 4 ve %35,2'si (n=136) dönem 6 öğrencisiydi. Yaş ortalaması dönem 1 öğrencilerinde 18,9±1,0 iken dönem 4 öğrencilerinde 21,8±1,2 ve dönem 6 öğrencilerinde 24,4±1,8 yıl idi. Katılımcıların %63'ü (n=243) kadındı. Kadın öğrencilerin CIPS puan ortalaması (47,2±13,5), erkek öğrencilerin CIPS puan ortalamasına (41,6±12,5) göre yüksek bulundu (p<0,001). Çalışmada tıp fakültesini bırakmak isteyen katılımcıların CIPS puanları (48,1±13,5), bırakmak istemeyenlerin CIPS puanından (43,1±13,0) yüksek olup istatistiksel açıdan anlamlı bulundu (p<0,001). Katılımcılardan sosyal medya kullanmayanların ölçek puan ortalamaları (50,3±12,1) kullananlardan daha yüksek saptandı (p=0,009). Sosyal medyada kendini başkaları ile kıyaslayanların ölçekte almış oldukları puan ortalamaları (48,8±13,7) kıyaslamayanlardan yüksek olarak bulundu (p<0,001). APS-R Uyuşmazlık alt iv boyutu ile CIPS arasında orta düzeyde pozitif yönde korelasyon tespit edildi (r=0,570, p<0,001). Sonuç: Çalışma dönem1, dönem 4 ve dönem 6 öğrencilerinin katılımı ile yapıldı. Çalışmada impostor fenomeni etkilerinin en çok dönem 4 öğrencileri tarafından yaşandığı görüldü. Yapılan çalışmada kadın öğrencilerin erkek öğrencilere göre daha fazla impostor etkisi altında olduğu tespit edildi. Çalışmada katılımcıların aileleri tarafından yapılan kıyaslamanın impostor hisleri ile ilişkili olmadığı fakat kendilerini kıyaslamalarının impostor hisleri ile ilişkili olduğu bulundu. İmpostor fenomeni ile psikiyatrik rahatsızlıklar arasında ilişki tespit edildi. Çalışmada psikiyatrik rahatsızlığı olan katılımcıların çoğunda anksiyete ya da depresyon mevcuttu. Yapılan çalışmada impostor fenomenin tıp fakültesini bırakma isteğinde etkili de olabileceğini de düşünüyoruz. İmpostor fenomeni ile olumsuz mükemmeliyetçilik arasında pozitif yönde ilişki bulundu.
Geleceğin hekimlerinin sürdürülebilir tüketim davranışları ve ekolojik ayak izi farkındalıklarının belirlenmesi
Amaç: Sağlıklı bir insan sağlıklı bir çevre ile mümkündür. Sağlık hizmetinin başında yer alacak, bireylerin ve çevrenin sağlığından sorumlu olacak olan geleceğin hekimlerinin fakülte sürecindeki çevre ve tüketim bilinci hakkında bilgilerinin, farkındalıklarının ve sürdürülebilir yaşam ilkelerinin davranışlarını değiştirmesi günümüzün ve geleceğin sürdürülebilir Dünya'sı için büyük önem arz etmektedir. Sürdürülebilir hayat şeklinin bir göstergesi olarak ekolojik ayak izi, insanlığın yeryüzündeki gereksinimleri ile dünyanın bunu karşılama kapasitesi arasındaki ilişkiyi değerlendirme aracıdır. Bu çalışmada Necmettin Erbakan Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencilerinin sürdürülebilir tüketim davranışlarının ve ekolojik ayak izi farkındalıklarının belirlenmesi, çeşitli sosyodemografik değişkenler açısından değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Tanımlayıcı ve kesitsel tipteki bu çalışmanın evrenini 2022-2023 akademik yılı Necmettin Erbakan Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencileri oluşturmaktadır. 15 Mart 2023-30 Haziran 2023 tarihleri arasında her bir dönemdeki öğrenci sayısının en az dörtte birine toplam 386 kişiye ulaşılması hedeflenmiştir. Belirlenen sürede öğrencilerden birinci sınıflardan:80 (n=313), ikinci sınıflardan:67 (n=254), üçüncü sınıftalardan:63 (n=238), dördüncü sınıflardan:67(n=258), beşinci sınıflardan:68(n=262), altıncı sınıflardan:60 (n=229) öğrenciye ulaşılarak toplamda 405 öğrenci çalışmaya dahil edilmiştir. Katılımcılara içeriğinde sosyodemografik bilgi formu, Sürdürülebilir Tüketim Davranışları Ölçeği (STDÖ) ve Ekolojik Ayak İzinin Azaltılmasına Yönelik Farkındalık Ölçeği (EAİFÖ) bulunan bir anket uygulanmıştır. Elde edilen verilerin analizinde SPSS (Statistical Package for Social Sciences for Windows) 20.0 programı kullanıldı. p<0,05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Öğrencilerin %61,0 'ını kadınlar %39,0'ını ise erkekler oluşturmakta olup yaş ortalaması 21,80±2,12 (min=18, maks=32) yıldır. STDÖ ihtiyaç dışı satın alma alt boyutunda erkeklerin aldığı puan kadınların aldığı puana göre daha yüksek bulunmuştur (p<0,001). Yine bu alt boyutta anne eğitim düzeyinde lise ve altı olanların aldığı puan üniversite ve üzeri olanların puanından daha yüksek saptanmıştır (p<0,026). STDÖ'den tıp fakültesi 1., 2., 3. sınıfların 4., 5., 6. sınıflardan daha yüksek puan aldığı (p<0,011), sigara içmeyenlerin puanının sigara içenlere göre daha yüksek olduğu (p=0,002) bulunmuştur. EAİFÖ'den kadınların aldığı puanın erkeklere göre daha yüksek olduğu (p=0,001), tıp fakültesi 1., 2., 3. sınıfların 4., 5., 6. Sınıflardan daha yüksek puan aldığı (p=0,045), aile/akraba ile aynı evde yaşayanların puanı aileden ayrı evde yaşayanların puanına göre yüksek olduğu (p=0,005) saptanmıştır. EAİFÖ ulaşım ve gıda alt boyutunda ise baba eğitim düzeyinde lise ve altı olanların aldığı puan üniversite ve üzeri olanların puanından daha yüksek saptanmıştır (p=0,018), (p=0,021). Geliri giderine denk olan katılımcıların ulaşım alt boyutu puanı, geliri giderinden fazla olanların puanından yüksek olduğu bulunmuştur (p=0,012). EAİFÖ' den sigara kullanmayanların puanının kullananlara kıyasla yüksek olduğu (p=0,003), çevreyle ilgili eğitim alanların eğitim almayanlardan yüksek puan aldığı (p=0,031) tespit edilmiştir. STDÖ ile EAİFÖ toplam puanları arasında pozitif yönde güçlü bir ilişki tespit edilmiştir (r=0,550, p<0,001). STDÖ toplam puan yüksekliğinin %30,2'si EAİFÖ alınan toplam puana atfedilmektedir (R2 = 0,302 p<0,001). Sonuç: Çalışmaya göre tıp fakültesi 1., 2., 3. Sınıfta olmak, sigara kullanmamak, diş fırçalarken suyu açık bırakmamak, yiyecekleri çöpe atmamak sürdürülebilir tüketim davranışını artıran durumlardandı. Ekolojik ayak izi farkındalığını artıran durumlar ise kadın cinsiyet, Tıp fakültesi 1., 2., 3. Sınıfta olmak, aile/akraba ile yaşamak, baba eğitim düzeyinin lise ve altı olması, sigara içmemek, çevreyle ilgili bir eğitimi almak, haftada 1-4 kez duş yapmak, diş fırçalarken suyu açık bırakmamak, yiyecekleri çöpe atmamak olarak bulundu. Ekolojik ayak izi farkındalığının sürdürülebilir tüketim davranışı üzerinde güçlü bir etkisi olduğu tespit edilmiştir. Sağlıklı ve sürdürülebilir bir dünya için tüketim ve çevre farkındalıklarının artırılması amacıyla bireylere ve özellikle de sağlık hizmetinin başında yer alacak geleceğin hekimlerine yönelik çevre eğitimleri, çevre dostu organizasyonlar düzenlenmeli, yazılı ve görsel ve sosyal medya ile desteklenmelidir. Anahtar kelimeler: Sürdürülebilir tüketim davranışı, Ekolojik Ayak İzi Farkındalığı, Tıp fakültesi.
The level of understanding of alzheimer's disease between different medical professionals
This thesis deals with the relationship of well-known Alzheimer's disease as a neurological disease between Physiotherapy, and Medicine faculties that are going to target the groups of year one and year two only. For this purpose, keywords, such as neurology, and the relationship between students of medical professionals are defined. In addition, the advantages of both criteria are listed. The theoretical part deals with the most known group. This paper provides guidelines for the level of understanding of Alzheimer's disease between different medical professionals.
The relationship between psychological well-being and stress in medical school students
This thesis deals with the relationship between psychological well-being and stress in medical school students that are going to target the groups from year one to year six only. For this purpose, keywords, such as stress, and well-being for the medical students, are defined. In addition, the advantages of the relationship are listed. The theoretical part deals with the most known group. This paper provides guidelines for the relationship between psychological well-being and stress in medical school students.