Atatürk, Mustafa Kemal
68 theses under this subject heading
Cevat Abbas Gürer (Hayatı, askeri ve siyasi faaliyetleri)
Manastır Harp Okulu'ndan Teğmen rütbesiyle mezun olan Cevat Abbas Bey Balkan Savaşları'nda yer almış ve I. Dünya Savaşının başlamasının ardından Çanakkale Cephesi'nde Anafartalar'da daha önce tanışıklığı bulunan Gazi Mustafa Kemal Paşa'nın yaveri olarak vazifelendirilmiştir. Anafartalar'dan sonra da Gazi Mustafa Kemal Paşa'nın yaveri olarak görevini sürdürmüş ve önemli bir tarihi şahsiyetin yaptığı işlere refakat etmiştir. Çanakkale Cephesinden sonra Kafkasya Cephesinde 16. Kolordu Komutanlığı'nda görevlendirilen Gazi Mustafa Kemal Paşa'yla birlikte Diyarbakır, Bitlis, Muş gibi Doğu vilayetlerinde bulunmuş ve Gazi Mustafa Kemal Paşa'ya yaverlik vazifesini sürdürmüştür. Buradan sonra Suriye-Filistin Cephesinde kurulan Yıldırım Orduları Grup Komutanlığı'nda vazifelendirilen komutanıyla birlikte Adana, Halep ve Şam dolaylarında bulunmuş burada birçok başarıya muvaffak olmuştur. Yıldırım Orduları Grup Komutanlığı'nın kaldırılmasının ardından İstanbul'a dönerken Gazi Mustafa Kemal Paşa'nın yanında bulunmuştur. İstanbul'da kurmuş olduğu temaslar sayesinde Gazi Mustafa Kemal Paşa ile birlikte Anadolu'ya geçmiş ve Milli mücadele meşalesini yakan mücahitlerden biri olmuştur. Gazi Mustafa Kemal Paşa ile birlikte askerlik vazifesinden istifa edip Mebussan Meclisine Bolu vilayetinden vekil seçilmiş ve Misak-ı Millînin kabul edilmesinde önemli bir rol oynamıştır. İstanbul'un işgale uğramasının ardından Ankara'da açılan TBMM'ye gelerek Bolu Mebusu olarak görevine devam etmiştir. TBMM adına Sofya'da diplomatlık yapmış ve aziz vatanın işgallerden temizlenmesi adına var gücüyle çalışmalar yapmıştır. Cumhuriyet'in kurucusu olan Gazi Mustafa Kemal Paşa'nın yaverliği gibi ulu bir görevde bulunan Cevat Abbas Bey 4 Temmuz 1943 yılında hayata veda etmiştir.
II. TBMM Urfa milletvekilleri ve siyasi faaliyetleri (1923-1927)
Osmanlı Devletinin ağır ve yorucu geçen Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra, imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşması ile Anadolu toprakları, İtilaf Devletleri tarafından işgal edilmiştir. Anadolu halkı, işgallere karşı yerel direnişlerde bulunmuştur. Bu dönemde, en büyük tepki ve topyekün bağımsızlık mücadelesini, Mustafa Kemal Paşa Anadolu'ya geçip milletle bütünleşerek verecektir. Milli Mücadele'nin hazırlık aşamaları çerçevesinde; Amasya Genelgesi, Erzurum ve Sivas Kongrelerini düzenleyen Mustafa Kemal Paşa, bağımsızlık fikrini ateşlemiştir. Düşmana karşı bir taraftan bağımsızlık savaşı başlatılırken, bir taraftan da milli birlik ve milli mücadele adına önemli adımlar atılmaya başlanmıştır. Bunlardan birisi de; Mebusan Meclisi'nin yeniden açılmasıdır. Ancak İtilaf Devletleri, 16 Mart 1920 tarihinde İstanbul'u işgal edecek ve Mebusan Meclisi'nin dağıtacaklardır. Osmanlı Mebusan Meclisi'nin dağılmasından sonra Mustafa Kemal Paşa Ankara'da yeni bir meclis kurmak için hemen harekete geçmiştir. 23 Nisan 1920 tarihinde Ankara'da yeni bir meclis açılmıştır. Egemenliğin halka dayandırıldığı yeni açılan Türkiye Büyük Millet Meclisi, milli kurtuluş mücadelesinin kazanılması ve yeni Türk Devleti'nin temellerinin atılması gibi iki onurlu ve önemli görevi başarıyla tamamlamıştır. Savaştan sonra, Birinci TBMM seçim kararı almış, 11 Ağustos 1923 tarihinde İkinci TBMM açılmıştır. II. Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne Urfa'dan; Yahya Kemal Bey (BEYATLI), Ali Fuat Bey (BUCAK), Hüsrev Bey (GEREDE), Saffet Kemalettin Bey (YETKİN), Mehmet Refet Bey (TOPÇUOĞLU) ve Mehmet Refet Bey (ÜLGEN) isimlerinde altı milletvekili katılmıştır. II. TBMM, Cumhuriyeti ilan eden meclis olmuştur. Halifeliğin Kaldırılması, Medeni Kanun, 1924 Anayasası ve daha birçok önemli gelişme, 1923-1927 arasında faaliyet gösteren II. TBMM döneminde alınan önemli kararlardır. Bu çalışmanın amacı; yeni Türkiye Cumhuriyeti'nin inşasında; Urfa Milletvekillerinin, üstlendikleri görevleri ele almaktır. II. TBMM Döneminde Kurtuluş Savaşını sona erdiren Lozan Barış Antlaşması imzalanmış, Cumhuriyet ilan edilmiş, Halifelik kaldırılmış, 1924 Anayasası'nın yürürlüğe konması gibi pek çok önemli gelişme yaşanmıştır. Ayrıca bir diğer amaç; Urfa Milletvekillerinin, Urfa şehrinin kalkınması, sorunlarının çözülmesi adına yürüttükleri faaliyetleri ortaya çıkarmaktır. Anahtar Sözcükler: TBMM, Urfa, Milletvekili, Mustafa Kemal Paşa, Milli Mücadele.
Mustafa Kemal'in dış politika anlayışı ve 19 Mayıs 1919'dan Lozana gelinen süreçte Türk dış politikası
20. Asır, sanayi inkılâplarını tamamlamış batılı devletler için, 17. yüzyıldan beri süregelen emperyalist hedeflerinin, yeni bir boyut kazandığı bir asır olarak başlamıştır. Bu asrın başında batılı devletler, kendi aralarında, uluslarının refahı adına dünyayı paylaşma yarışına girişmişlerdir. Bu yarış, doğal olarak çıkar çatışmalarına ve sonunda da I. paylaşım savaşının çıkmasına neden olmuştur.Osmanlı İmparatorluğunun hükümran olduğu, merkezi dünya olarak da ifade edilen bölge batılı devletlerin aralarındaki paylaşım savaşının ana hedefi konumunda idi. Osmanlı Devletinin de müdahil olduğu bu savaşın sonucunda, Osmanlı Devleti şartları çok ağır olan bir anlaşmaya taraf olmak zorunda bırakılmıştı.Çalışmamızda, işte bu anlaşma döneminin şartları içerisinde, Anadolu'da Milli Mücadeleyi başlatan ve 1919'dan 1923'e kadar sürecek bu mücadelede ulusal ve uluslar arası durumun oluşturduğu şartları doğru bir şekilde analiz ederek, mücadeleyi Misak-ı Milli çerçevesinde yönlendiren Mustafa Kemal'in gün be gün çalışma arkadaşları ile oluşturdukları stratejiler doğrultusunda bağımsız, egemen bir devlet kurmak için giriştikleri dış politik ilişkiler incelenmiştir.Yüksek lisans tez çalışmamın hazırlanmasında katkı ve desteğini esirgemeyen değerli hocam ve danışmanım Sayın Yrd. Doç. Dr. Necati AKSANYAR'a, bu süre içerisinde ilgi ve yardımlarını esirgemeyen bütün öğretmenlerime teşekkür ederim.Anahtar Kelimeler: Milli Mücadele, Kurtuluş Savaşı, Dış Politika, Uluslararası İlişkiler, Mustafa Kemal.
Türkiye'nin modernleşmesinde Atatürk'ün kurduğu kurumların (eğitim, kültür ve sanat) önemi
Atatürk döneminde toplumu modernleştirmek amacıyla gerçekleştirilendevrimlerin topluma kazandırılması ve hiçbir ayrım yapılmadan tüm halka verilmesiiçin uğraşılmış, bu amaçla halk eğitimi çalışmaları yapılmıştı. Köylere eğitimgötürmenin yolları aranmış bu amaçla Millet Mektepleri ve Halkevleri kurulmuştur.Eğitim ile ilgili faaliyetler yapılan kültür ve sanat inkılâplarıyla desteklenmiş Harf İnkılâbı, Tarih ve Dil İnkılâbı, hem eğitimi hem de kültürü etkilemiştir. Dil ve Tarih tezleriyle Türk dilinin bağımsızlığı korunmuş, Türk ulusunun dünya ulusları arasındaki yeri belirlenmişti. Atatürk, Osmanlı eğitim sistemi içinde yüksek öğretim kurumu olan Darülfünunun düzeltilmesinin olanaksız olduğuna inandığı için yeni ve çağdaş ilkelere dayanan bir üniversite kurarak, bilginin topluma aktarılması ve yeni bilgiler üretilmesisağlamıştı.
Atatürk' ün kamu kurumlarında sergilenmiş olan sözlerinin tipografik açıdan incelenmesi ve bir uygulama örneği
Bu araştırmanın amacı Atatürk'ün kamu kurumlarında sergilenmiş olan sözlerini tipografik açıdan incelemek, buna yönelik örnek uygulamalar yapmak ve bu yapılanlarla varolan önceki uygulamalara ilişkin izleyici görüşlerini değerlendirmektir.Araştırmada, kaynak tarama modeli ve nitel yöntemlerden görüşme tekniğinden yararlanılmıştır. Bu araştırmada kuramsal olarak tipografi, tipografinin özellikleri, tipografik karakterlerin sınıflandırılması ve harfler hakkında literatür taraması yapılmıştır. Kütahya ilindeki beş kamu kurumundaki Atatürk köşelerinden çekilen fotoğraflar freehand programında tekrar tasarlanmış ve izleyicilerin görüşüne sunulmuştur. Araştırmanın nitel verileri 25 kişiyle yapılan yarı yapılandırılmış görüşme formları ile elde dilmiştir. Bu kapsamda izleyicilere beş adet soru yöneltilmiştir. Görüşme sorularına verilen yanıtlar değerlendirilmiş ve yorumlanmıştır. Araştırmada şu sonuçlara ulaşılmıştır:Atatürk'ün kamu kurumlarında sergilenen sözlerinin çoğunlukla okunduğu fakat dikkat çekici olursa daha çok okunabileceği anlaşılmıştır. Yapılan yeni tasarımların eski tasarımlarla karşılaştırıldığında, yeni tasarımların daha dikkat çekici olduğu saptanmıştır. Okunabilirlik, renk, yazı karakteri ile ilgili sorularda ise yeni tasarımların varolan önceki uygulamalara göre daha etkili oldukları görülmüştür.Araştırmada elde edilen sonuçlara dayanılarak öneriler geliştirilmiştir.Anahtar Kelimeler: Tipografi, Grafik Tasarım, İletişim Tasarımı, Yazı, Görsel İletişim
Kafkas Cephesi'nde 16'ncı Kolordu Komutanlığı ve Mustafa Kemal Paşa
Birinci Dünya Savaşı'nda Osmanlı coğrafyasının her köşesinde mücadeleler verilmiş, açılan cephelerde şiddetli muharebeler yapılmıştır. Çanakkale Cephesi ve Kafkas Cephesi, stratejik ve askerî açıdan çok önem verilen cepheler olmuştur. Çanakkale Muharebelerinin sona ermesi üzerine 16'ncı Kolordu Komutanlığı yeni verilecek görevlere hazırlanması maksadıyla Edirne'ye gönderilmiştir. Kafkas Cephesi'nde ise öncelikle 3'üncü Ordu Komutanlığı birlikleri görev almış, Rusların Erzurum, Van, Bitlis, Muş gibi yerleri işgal etmesi üzerine Başkomutanlık Vekâletince karargâhı Edirne'de olan 2'nci Ordu Komutanlığının bazı birlikleri ve Albay Mustafa Kemal Bey komutasında 16'ncı Kolordu Komutanlığının karargâhı bölgeye gönderilerek aynı isimle Kafkas Cephesi'nde yeniden teşkilatlandırılmasına karar verilmiştir. Zor şartlarda yapılan bir intikalden sonra Kafkas Cephesi'nde görev alan 16'ncı Kolordu, Bitlis ve Muş'u Rus işgalinden kurtarmış, Rusların geri çekilmesini sağlamış ve onların Irak Cephesi'nde İngiliz kuvvetleriyle birleşmesini engellemiştir. Bu çalışmada 16'ncı Kolordu Komutanlığının kuruluşundan itibaren lağv edilinceye kadar faaliyetleri, Mustafa Kemal Paşa'nın silah arkadaşlarıyla icra ettiği muharebeler, daha önceki cephelerdeki edindiği tecrübeler ışığında Kafkas Cephesi'ndeki uygulamaları, bölgedeki halkla kurduğu sıcak ilişkileri, gönüllü müfrezeler ve bu cephede edinilen tecrübelerin de İstiklal Harbi'ne yansıtılması konuları ele alınmıştır. Ayrıca Mustafa Kemal Paşa'nın Edirne'de bulunduğu süreçteki faaliyetleri de incelenerek literatüre önemli katkı sağlanmıştır.
Sosyal bilgiler öğretimi programındaki değerler bağlamında Atatürk'ün nutkunun incelenmesi
Sosyal bilgiler öğretimi programlarında değerler eğitimi özellikle 2005 yılından itibaren daha önemsenerek yer almaktadır. Bu kapsamda Milli Eğitim Bakanlığı resmi ideoloji ile birlikte evrensel değerlerinde nesillere benimsetilmesi amaçlanmaktadır. Edebi metinler değerler eğitiminde etkili bir şekilde kullanılan araçlardır. Nutuk'ta hem edebi hem de tarihi bir eser olması sebebiyle sosyal bilgiler öğretimi programlarında etkili bir biçimde kullanılabilecek bir eserdir. Nutuk, yakın Türk tarihinin Türk milletinin kurtuluş destanını ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kuruluşunu tüm sosyal, siyasi ve askeri yönleriyle bizzat kurtuluş mücadelesini organize eden ulu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk'ün kendi kalemiyle ele aldığı eserdir. Nutuk Atatürk tarafından yazıldığı tarihte çok akıcı bir Türkçe kullanılarak ele alınmıştır. Nutuk Atatürk'ün şahsi hayatını karıştırmadan sadece siyasi ve askeri hatıralarını vesikalarıyla birlikte ortaya koyduğu tarihi ve edebi bir metin olma özelliği taşımaktadır. Bu çalışmada veri toplama tekniği olarak doküman incelemesi kullanılmıştır. Nutuk içinde Milli Eğitim Bakanlığı Sosyal Bilgiler Öğretimi programlarında tanımlanan on sekiz adet değerin işlenip işlenmediği araştırılmış, bu incelemeyle Nutuk içinde yer alan bu değerlerin sosyal bilgiler öğretiminde kullanımının artırılması hedeflenmiştir. Araştırmanın sonucunda bu değerlerden en çok vurgulananlardan başlayarak sırasıyla bağımsızlık, özgürlük, vatanseverlik, barış, dayanışma, sorumluluk, eşitlik, çalışkanlık, bilimsellik, aile birliğine önem verilmesi değerlerinin olduğu görülmüştür. Dürüstlük, yardımseverlik, estetik, duyarlılık, sevgi, saygı ve tasarruf değerlerinin ise Nutuk'un genel ruhu içinde varolmakla birlikte ayrıca işlenmedikleri tespit edilmiştir. Bunun sebebi vatanın ve milletin zor durumda olduğu bir milli mücadele ortamında öncelikle bağımsızlık, özgürlük ve vatanseverlik değerlerinin ön plana çıkmış olması olduğu düşünülmektedir.
Vamık Volkan ve Türk siyasal hayatının psiko-politik analizi
Bu araştırmanın odak noktası politik psikoloji ve bu alanda dünyada bir çok ülke tarafından Nobel barış ödülüne aday gösterilmiş olan ve politik psikolojinin deha profesörü olarak tanımlanan Vamık D. Volkan'ın yapmış olduğu çalışmalarıdır. Politik psikolojinin diğer bilim dalları ve disiplinlerle olan ilişkisi araştırılmıştır. Türkiye'de daha önce Vamık Volkan hakkında eserleri ve çalışmalarını ele alarak bir tez yazılmamıştır. Araştırmada Volkan'ın yayınlanmış 30 Türkçe kitabı ve 34 İngilizce kitaplarının içinde özellikle politik psikoloji alanında olanlar kullanılmıştır. Çalışmada konular ve makaleler çoğunlukla Volkan'ın Türkiye'de yaptığı araştırma ve çalışmaların analizine göre incelenmiştir. Araştırma süresince elde edilen veriler ve yapılan literatür taramasından çıkan sonuçlarla metin analizi yapılmıştır. Araştırma sürecinde Volkan'ın üzerinde en çok durduğu "Atatürk'ün psiko-biyografisi, kürt sorunu, terör ve terörist kimliği, Abdullah Öcalan'ın psiko-biyografisi, etnik çadır metaforu, seçilmiş travmalar, seçilmiş zaferler ve kürt sorunu" gibi konular detaylı incelenmiştir. Vamık Volkan, Atatürk'ü ele aldığı çalışmasını psikolojik evreleri inceleyerek kaleme almıştır. Bu ülküleştirilmiş liderin de bir iç dünyası olduğunu, hayatındaki karşılaştığı travmaları, çatışmaları, engellemeleri ve diğer psikolojik faktörleri incelemiş; bunların Atatürk'ün siyasal davranışını nasıl etkilediği araştırılmıştır. Bu çalışmanın amacı ülkemizdeki ve dünyadaki bilim insanları ve politik psikoloji alanına farklı bir bakış sağlamak bu alanda ki önemli kişi ve kişileri anlatmak ve bir uygulama örneği sunmaktır. Anahtar Kelimeler : Politik psikoloji, Atatürk, ülküleştirme, seçilmiş zafer, seçilmiş travma, etnik kimlik, kıbrıs
Cumhuriyet Dönemi siyaset ve hukuk hayatında Refik Şevket İnce
Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kuruluşuna şahitlik etmiş, Türk Kurtuluş Savaşı'na katılıp yeni kurulacak olan devlet için çeşitli görevler üstlenmiş kişilerin yaşamlarının gün yüzüne çıkarılması, yakın dönem Türk Tarihi araştırmaları için önem arz etmektedir. Cumhuriyet rejimi ve yeni devlet sisteminin kuruluşunda rol oynamış kişilerin aynı zamanda bir Osmanlı geçmişleri olduğundan, bu araştırmalarda Osmanlı Devleti hakkında da ipuçları elde etmek mümkündür. Bu çerçevede Osmanlı Devleti coğrafyasında doğup Osmanlı eğitimi ile yetişen Refik Şevket İnce, Millî Mücadele döneminde önemli görevler üstlenmiştir. İlk Meclis'e milletvekili olarak katılmış ve bakanlık görevinde bulunmuştur. Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Meclis'te alınan önemli kararların bazılarında başrolü üstlenmiş, memleketin geleceği için Meclis'te yoğun mesai sarf etmiştir.Tek parti döneminde partisine sadakatle bağlı; ama aynı zamanda, gerekli gördüğü yerde partisini eleştirmekten geri kalmayan ?parti içi muhalif? tavır sergileyen İnce, aynı zamanda Meclis'te bulunduğu dönemlerde kürsüden en fazla konuşan milletvekilleri sıralamasında başlarda yer almıştır. Dolayısıyla o, ülkeyi ilgilendiren kararların alındığı Meclis'te pek çok konuda fikir beyan etmiş, kendi deyimiyle ?memur milletvekili? olmamıştır.Türk Hukuku'nun gelişmesinde, ülkedeki hukuk alanındaki çalışmaların kurumsallaştırılmasında önemli bir görev üstlenmiş, günümüzdeki Türk Hukuk Kurumu'nun kurulmasında çaba sarf ederek, uzun süre kurumun başkanlığını yürütmüştür.Uzun süre tek parti ile yaşayan Türkiye'de yeni bir parti olarak çıkan Demokrat Parti'nin kurucuları arasında yer almış, bu partinin iktidara giden yolunda yoğun faaliyet göstermiştir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin idama mahkum olan tek başbakanı Adnan Menderes'in kurmuş olduğu ilk iki kabinede bakanlık görevlerinde bulunmuştur. Siyasî hayatı boyunca bağlı olduğu parti ve kurumlarda yanlış gördüğü işlere muhalefet etmekten çekinmemiştir. Cesur bir siyasetçi?hukukçu portresi çizen Refik Şevket, milleti için görev aşkıyla çalışmayı kendine düstur edinmiştir. Bu anlamda, onun Türk siyaset ve hukuk alanındaki faaliyet ve katkılarının ortaya çıkarılmasını amaçlayan bu çalışmada, onun yaşamından yola çıkarak Türkiye'nin yakın geçmişindeki olaylar ele alınmaya çalışılmıştır.
Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlarının Kastamonu gezileri
Araştırmanın konusu; Türkiye Cumhuriyeti cumhurbaşkanlarının Kastamonu gezileridir. Bu çalışmada cumhurbaşkanlarının niçin Kastamonu'ya geldikleri, gezi ile ilgili bilgiler ve o günler hakkında siyasî, sosyal, kültürel, eğitim ve ekonomik durum hakkında bilgiler yer almaktadır. Bu çalışma söz konusu dönemlerde yaşanan olayları anlatması, geçmişe ışık tutması, Kastamonu tarihini aydınlatması ve Kastamonu'nun yakın geleceğine yönelik sosyal ve ekonomik planların yapılmasına katkı sağlaması açısından önemlidir. Kastamonu'yu cumhurbaşkanlarından Mustafa Kemal Paşa, İsmet İnönü, Celal Bayar, Cevdet Sunay, Kenan Evren ve Abdullah Gül ziyaret etmiştir. Cumhurbaşkanları ziyaretleri sırasında şehir merkezi ve ilçelerde incelemelerde bulunarak halkın sorunlarını dinlemiştir. Yapılan bu çalışma, 1923 ve 2015 yılları arasındaki cumhurbaşkanlarının Kastamonu gezilerinin toplu olarak görülmesini sağlamaktadır. Anahtar Kelimeler: Kastamonu, Gazi Mustafa Kemal, İsmet İnönü, Celal Bayar, Cevdet Sunay, Kenan Evren, Abdullah Gül.
Türkiye'nin barışçı dış politikası çerçevesinde Sadabat Paktı (1935 - 1939)
I. Cihan Harbi sonunda İtilaf devletleri yenilen devletler için pekte adil olmayan anlaşmalar dayatmıştı. Savaşın yenilgisi bir yana üstüne gurur kırıcı anlaşmaların imzalanması dünya siyasetini daha da gerilimli hale getirmişti. Adil olmayan anlaşmaların intikamını almak ve ekonomik sıkıntılardan kurtulmak adına sömürge yarışına tekrar dahil olan revizyonist devletler mevcut dünya düzenini açıkça değiştirmek istiyorlardı. Özellikle I. Cihan Harbi sonunda umduğunu bulamayan Almanya ve İtalya artık eskisinden daha fazla yayılmacı bir dış politika izler olmuştu. Revizyonist devletlerin bu tavrı dünyayı yeni bir savaşa götürüyordu. Osmanlı Devleti yıkıldıktan sonra Orta Doğu'daki siyasi boşluğu doldurma çabasında olan Türkiye, yaklaşan bir savaş tehlikesini önlemek ve bölgesel güvenliğini sağlamak adına Atatürk'ün önderliğinde yeni dış politikalar geliştirmeye başladı. 1930 yılına kadar rüştünü ispatlayan Türkiye Cumhuriyeti değişen dünya konjonktürüne paralel olarak Orta Doğu denklemine yeniden giriş yaptı. II. Cihan Harbi'ne giden süreçte Türkiye, doğudaki sınır ihtilaflarına son vermek ve İtalya'dan gelebilecek saldırıları bertaraf etmek adına her türlü çabayı gösterdi. Sadabat Paktı da bu çabaların ürünü olarak 8 Temmuz 1937'de ortaya çıktı. Sadabat Paktı'na imza koyan ülkeler bu Pakt aracılığıyla bağımsızlıklarını ve egemenliklerini tüm dünyaya duyurmuşlardı. Yapılan bu Pakt ile Türkiye dünya barışından yana olan tavrını açıkça ortaya koydu. Ayrıca Türkiye'nin önderliğinde yapılan bu Pakt ile emperyalist devletlerin böl ve yönet stratejileri bertaraf oldu.Atatürk'ün yürüttüğü akılcı politikalar sayesinde Türkiye, Balkan Antantı ile batı sınırını, Sadabat Paktı'yla da doğu sınırını güven altına aldı. Ayrıca yürütülen Türk Dış politikası sayesinde Türkiye, II. Cihan Harbi'nde en az zarar gören ülkelerden birisi oldu. Fakat II. Cihan Harbi'nin yarattığı kaos ortamı Sadabat Paktı'na fiili olarak son verdi. En sonunda da 1980 yılında İran-Irak arasında yaşanan savaş nedeniyle Sadabat Paktı işlevini tamamen yitirdi.
II. Mahmut (1808-1839) ve Atatürk (1923-1938) Dönemi eğitim politikalarının karşılaştırılması ve analizi
Bu araştırmanın amacı, Türk eğitim tarihinde köklü yenilik ve devrimlerin yapıldığı iki dönemin, II. Mahmut ve Atatürk eğitim politikalarının dönemsel şartlarında göz önünde bulundurulması suretiyle karşılaştırılması ve analizidir.Bu kapsamda; öncelikle, Türk toplumunda eğitim algısının gelişimi ve Türk eğitim sisteminin zirve noktasına ulaştığı klasik dönemin eğitim kurumları incelenerek, Sultan II. Mahmut dönemine dek geçen toplumsal ve kültürel dezenformasyon sürecinin eğitim alanında ki yansımalarına kısaca değinilmiştir. İki lider arasındaki yaklaşık bir asırlık geçiş süreci ana hatlarıyla araştırmaya dâhil edilmiş, söz konusu liderlerin eğitim anlayışları, eğitim alanında gerçekleştirilen inkılâplar ve izledikleri ulusal eğitim politikaları tüm yönleriyle ele alınmıştır.II. Mahmut ve II. Mahmut'un temellerini attığı, tanzimat ve meşrutiyet dönemleri eğitim kurumlarında yetişen Atatürk'ün eğitim politikaları ve reformları incelendiğinde, takip ettikleri strateji ve uyguladıkları yöntemlerde ortak paydalar tespit edilmiştir. Her iki lider de milli menfaat ve hedeflerin bekası için milli ve modern bir eğitim sisteminin zaruri olduğu bilinciyle birtakım reformlarda bulunmuş, söz konusu reformlara engel teşkil edebilecek kurum ve kuruluşları saf dışı bırakmış, bu maksatla gerektiğinde yasal yetkilerini kullanmakta tereddüt etmemiş, hedef kitlelerin zorlama ile değil ikna yoluyla desteklerini almaya özen göstermişlerdir.
Türkiye Cumhuriyeti'nde milli ekonomiye geçiş çabaları: İş Bankası örneği
Milli iktisat fikri, İttihat ve Terakki tarafından geliştirilmiş ve bu kapsamda 1. Dünya Savaşı sırasında önemli uygulamalara yer verilmiştir. Cumhuriyet'in kuruluşu ile birlikte Lozan antlaşmasının iktisadi hükümleri çerçevesinde, İzmir İktisat Kongresi'nde öngörülen temel esaslar doğrultusunda milli iktisat uygulamaları sürdürülmüştür. T. İş Bankası, söz konusu süreç içerisinde kurulan ilk önemli kurumdur. Banka, Mustafa Kemal Atatürk'ün direktifi ve tahsis ettiği ilk sermaye ile kurulmuş ve Atatürk'ün kontrolü altındaki bir idari yapı ile hızlı bir gelişim sergilemiştir. T. İş Bankası gerek ekonomik gerekse siyasi hayat üzerinde etki sahibi olmuş ve tek parti döneminde sermaye çevrelerinin etkili bir sözcüsü rolünü ifa etmiştir. Genel olarak değerlendirildiğinde 1923-1929 dönemi milli iktisat fikrinin sahiplenildiği ve nispeten liberal bir ortamda uygulandığı bir dönem olmuştur.
Atatürk Dönemi Türkiye-Romanya ilişkileri (1923-1938)
Osmanlı Devletinin yıkılmasının ardından yerine kurulan Türkiye Cumhuriyeti, takip ettiği dış politika çerçevesinde pek çok ülke ile münasebetler geliştirmiştir. Bu ülkelerden birisi de ikili ilişkilerin Birinci Dünya Savaşında kesintiye uğradığı Romanya'dır. Lozan Konferansı sırasında tekrar başlayan Türk-Romen ilişkileri, 1923-1930 yılları arasında hızlı bir gelişim yaşanmamıştır. 1934 yılında oluşturulan Balkan Paktı ile birlikte dost ve müttefik olan iki ülke arasında, II. Dünya Savaşının başlamasına kadar yakın siyasi işbirliği görülmüştür. Türkiye ve Romanya'nın Karadeniz vasıtasıyla komşu olmaları, iki ülke arasında ekonomik ilişkilerin gelişmesine olumlu yansımıştır. Bunun yanında Romanya'daki Türk azınlığın varlığı, Atatürk dönemi Türk-Romen ilişkilerinin sosyo-kültürel boyutunu oluşturmuştur.?Atatürk Dönemi Türk-Romen İlişkileri? adlı tezimizin giriş bölümünde Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kurulmasına kadar olan süreçteki Türk-Romen İlişkileri özet olarak verilmiştir. Birinci bölümde, Türk-Romen siyasi ilişkileri, ikinci bölümde Türk-Romen ekonomik ilişkileri anlatılmıştır. Üçüncü bölümde ise Romanya Türklerinin Türk-Romen İlişkilerine olan etkisi Türk ve Romen arşiv kaynakları ışığında ele alınmıştır.
Saip Tuna'nın tabloları ve restorasyon problemleri
Saip Tuna, 1904 yılında İstanbul'da doğmuş, Sanayi Nefise Mektebi'nde başladığı eğitimini yurtdışında tamamlamıştır. Ankara'ya yerleşen ve İsmet Paşa Kız Enstitüsünde öğretmenlik yapan sanatçı, 1974 yılında Ankara'da ölmüştür. Natürmort, nü, peyzaj ve portre konulu eserler veren sanatçının, sağlam bir desen anlayışı dikkati çeker. Figürlerin yüzlerine verdiği ifade ile onları oldukça gerçekçi bir niteliğe büründüren sanatçı, portreleriyle öne çıkmıştır. Saip Tuna, portrelerinde yaşadığı dönem Türkiye'sinin siyasal ve kültürel ortamında öne çıkan önemli kişileri resimlerine konu yapmıştır. Türkiye'nin dış politikası ve dönemin içte yaşanan siyasi olayları ile bağdaştırıldığında, portrelerine konu olarak seçilen kişilerin, genellikle o dönemin siyasal gündeminde yer alan, Türkiye ile bağlantısı olan yabancı, askeri, dini, bürokrat kişiler ve dönemin siyasi yapısı içinde de yer alan aydınlar olduğu görülmektedir. Saip Tuna, müstakillerle aynı ortamda yetişmiş, aynı atölyelerde yurtdışında eğitim almışta olsa, onlarla aynı anlayışta eserler vermemiştir. Modern resme karşı çıkarak, İzlenimci çizgideki, Çallı Kuşağı resim anlayışına bağlı kalan Tuna'nın eserlerinde, empresyonizm ve realist akımın etkileri görülmektedir. Bu çalışmada, sanatçının içerisinde 1935 tarihli Atatürk'ün yağlıboya portresinin de olduğu, ciddi restorasyon problemleri olan beş tablosu üzerinde yaptığım restorasyon, uygulamalı olarak anlatılmıştır. Bilimsel kriterlerden yola çıkarak, kullanılan malzemeler ve teknikler anlatılarak, tablo restorasyonu safhaları ortaya konmuştur.Anahtar Sözcükler:1.Saip Tuna2.Tablo Restorasyonu3.Atatürk Portreleri4.Resim
Cumhuriyetin yurttaşlık oluşturma politikaları (Milli Eğitim Şûraları)
Bu çalışmada, Atatürk dönemi eğitim politikasının genel özellikleri değerlendirilerek bu dönemin eğitim anlayışının en belirgin özelliğinin Cumhuriyet değerleri ve yurttaşlık eğitimi olduğu gösterilmeye çalışılmıştır. Bu amaçla Osmanlı Devleti dönemindeki eğitim sisteminin yapısı genel olarak izah edilmiş, Millî Mücadele döneminde ve Cumhuriyetin ilk yıllarındaki eğitim anlayışının genel özellikleri belirtilerek bu dönemde eğitim alanında yapılan önemli reformlar anlatılmıştır. Araştırmamda Atatürk dönemi milli eğitim politikaları, yurttaşlık bilinci ve Türkiye'de gelişimi incelenerek, Atatürk'ün eğitime ilişkin görüşleri başlıklar altında toplanmıştır. Son bölümde ise başlangıçtan günümüze Milli Eğitim Şûraları incelenerek yurttaş oluşturma politikaları açıklanmaya çalışılırken dönemin Milli Eğitim Bakanlarının konuşmaları ve şûrada alınan kararlar değerlendirilerek bitirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Atatürk, Eğitim, Yurttaşlık Bilinci, Şûra.
Düşünce ve uygulamalarıyla halk adamı Atatürk
Atatürk büyük bir asker, devlet, siyaset ve halk adamıdır. Atatürk'ün kişiliğini, hayatını ve eserlerini yeteri kadar incelemeyenler, Atatürk ile ilgili her şeyin yazıldığını ve araştırıldığını düşünebilirler. Halbuki kısa bir incelemede bile, bu büyük insanı her olayda yeniden keşfetmenin ve araştırdıkça onda yeni sırlar bulmanın mümkün olduğunu görebilirler.Bu nedenle, M. Kemal Atatürk'ün halâ milletinin gönlünde yaşamasının ana sırrı olan ve onu farklı kılan, halk adamlığı ile insanî yönünün incelenmesi önem arzetmektedir.Bu çalışmada; Mustafa Kemal'in yetiştiği dönem ile savaştan bıkmış, girdiği savaşları kaybetmiş, umutlarını yitirmiş, yoksul ve yorgun Türk Halkını milli mücadeleye ikna ederek, bu zorlu mücadeleyi kazanan ve ülkenin kalkınmasıyla ilgili her önemli reformu halkına kabul ettirmeye çalışan, daima halkın arasında olan, halkından kopmayan, düşünce ve uygulamalarıyla halkını yönlendiren `Halk Adamı ve İnsan Atatürk' ele alınmıştır.Anahtar Kelimeler: Atatürk, Halk, Türkiye Cumhuriyeti, Devlet, Toplum, Demokrasi, Savaş
Milli Mücadele'de telgraf muhaberatı: 1918-1922
Mondros Ateşkes Antlaşması ile teslimiyet sürecine giren Osmanlı Devleti'nin, işgal edilen unsurlarından biri de haberleşme ağı idi. Bunların başında da telgrafhaneler gelmektedir.Anadolu'da Milli Mücadeleyi başlatan Mustafa Kemal Paşa telgraf istasyonlarını Milli güçler tarafından kontrol altına aldırarak haberleşme üstünlüğü sayesinde, bir Milli teşekkül oluşturacaktır. Bundan sonra telgraf muhaberatının önemi artarak Milli Güçlerin canları pahasına koruduğu noktalar olacaktır.Mustafa Kemal Paşa hem bütün Anadolu'yu bu telgraf ağı sayesinde kontrolünde tutacak hem de yurt dışı ile ilişkilerini büyük ölçüde bu ağ üzerinden gerçekleştirecektir. Bunun için de Mustafa Kemal Paşa, İstanbul'a dönük olarak yapılmış olan telgraf ağını, Ankara merkezli olarak yeniden düzenleterek cephe hattı da dâhil olmak üzere tüm Anadolu'yu kontrolüne almıştır.Telgraf muhaberatı onu elinde tutan, Mustafa Kemal Paşa ve Milli Güçlere, Milli Mücadelenin tüm aşamalarında üstünlük sağlayarak zaferde büyük etki etmiştir.Anahtar Kelimeler: Mondros Mütarekesi, Milli Mücadele, Mustafa Kemal Paşa, Telgrafhaneler, Telgrafçılar
Azerbaycan tarih araştırmalarında Türk İstiklal Savaşı ve Atatürk
Türk İstiklal Savaşı ve Mustafa Kemal Atatürk çağdaş Azerbaycan tarih araştırmalarında en çok ilgi çeken konular arasında yer alıyor. Bu yoğun ilginin nedeni sadece bu konunun Sovyet dönemi Azerbaycan tarih araştırmalarında yeteri düzeyde incelenmemesi değil, aynı zamanda XX. yüzyılın ilk çeyreğinde mevcut olan Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinin, Türk İstiklal Savaşı`na Azerbaycan Türklerinin desteğinin, Atatürk`ün dış politikasında Azerbaycan ve Nahçivan meselelerinin daha derinden araştırılması zorunluluğundan kaynaklanmaktadır. Bu araştırmaların ortaya çıkardığı yeni bilgiler birçok yönden iki ülke arasında bugün mecvut olan siyasi, ekonomik ve askeri ilişkilerin daha da gelişmesine büyük katkı sağlayacaktır. Tez çalışması kronolojik olarak 1920-2013 yıllarını kapsamaktadır. Bu dönemi kendi içinde iki alt dönem ayırmak mümkündür: Sovyetler Birliği dönemi ve Azerbaycan`ın bağımsızlığını kazandığı 1991 yılından sonraki dönem. Bu iki dönem bir birinden sadece kronolojik açıdan değil, aynı zamanda araştırma konusunu oluşturan meseleye bakış açısı, amaç ve yöntem olarak da farklıdır. Tez çalışmasının başlıca amacı, bu iki dönemde Azerbaycan tarih araştırmalarında Türk İstiklal Savaşı ve Atatürk araştırmalarına olan ilgi, yapılan çalışmalar ve meseleye bakış açıları arasındaki benzer ve farklı yönleri ortaya çıkarmaktır. Üç bölümden oluşan tezin birinci bölümünde Azerbaycan`ın bağımsızlığını kazandığı tarihten (1991) bugüne Azerbaycan-Türkiye ilişkilerine kısaca yer verilmiş, yeni dönemde Azerbaycan tarih araştırmalarında "Türkiye Cumhuriyeti araştırmaları" ve Mustafa Kemal Atatürk`ün hayat ve çalışmaları ile ilgili yapılan araştırmalara kısaca dokunulmuştur. Tezin ikinci bölümünde SSCB döneminde Azerbaycan tarihçilerinin Türk İstiklal Savaşı ve Atatürk ile ilgili yaptıkları çalışmalar incelenmiştir. Sovyet döneminde ister Azerbaycan, isterse de Sovyet tarihçileri Türk İstiklal Savaşı`nı incelerken, araştırma konusunu oluşturan meselelere Sovyet ideolojisinin ve Sovyet çıkarlarının etkisi altında yaklaşmışlar. Daha ilk bakışta, Sovyet dönemi Azerbaycan tarih araştırmalarında, Sovyetlerin ideoloji kalıpları ve 1919-1923 Türkiye-Rusya ilişkilerinin yapısı, aynı zamanda araştırmanın yapıldığı dönemdeki SSCB-Türkiye ilişkileri araştırmanın bilimselliğini etkileyen etkenler olarak dikkati çekmektedir. Bu dönemin araştırmalarında dikkat çeken bir diğer husus literatür, arşiv belgeleri ve döneme tanıklık eden şahısların hatıralarından kısıtlı şekilde, araştırmacının beklentisine uygun şekilde yararlanılmasıdır. Tezin üçüncü bölümünde Azerbaycan bağımsızlığını kazandıktan sonraki dönemde Türk İstiklal Savaşı, Mustafa Kemal Atatürk karakteri ile bağlı yapılan araştırmalar incelenmiştir. Bu araştırmaların bir kısmı doğrudan konuyu ele almakta, bir kısmı ise dolaylı olarak bu konulara eğilmektedir. İncelenen eserlerin Sovyet dönemindeki çalışmalardan farkı, iki ülke ilişkilerine katkı sağlayacak şekilde yazılması, ulaşılabilen tüm kaynaklardan yararlanılması, Atatürk döneminde Azerbaycan-Türkiye ilişkilerinin mümkün olduğu kadar objektif bir biçimde aydınlatılmasından oluşmaktadır. Tez çalışmasının sonuç kısmında ise araştırmacının elde ettiği bilimsel sonuçlar ortaya konulmuştur. Anahtar Kelimeler: Atatürk, Türk İstiklal Savaşı, Azerbaycan, Türkiye, SSCB, Güney Kafkasya.
Harf Devriminin halkla ilişkileri
Atatürk devrimlerinden harf devrimi, sosyo kültürel alanda yapılan en büyük devrimdir. Arap alfabesinin yarattığı olumsuzluklar ilk kez Tanzimat döneminde tartışılmaya başlandı. Meşrutiyet yılları da Tanzimat yıllarında olduğu gibi alfabe tartışma konusu oldu. Ancak yapılan tartışmalar daha çok var olan Arap harflerinin ıslah edilmesi ile ilgiliydi. Tanzimat ve Meşrutiyet yıllarında yapılan tartışmalarla olgunlaşan alfabe sorunu, gerekli siyasal ve sosyal şartların sağlanması ile birlikte Atatürk'ün önderliğinde Latin harflerinin kabulüyle çözüme kavuştu.Bu tezde; tarih ve alt disiplini olan inkılap tarihi alanında çok iyi bilinen bir konuya iletişim tarihi perspektifinden yaklaşılmış ve harf devriminin halkla ilişkiler uygulamaları incelenmiştir. Harf devriminin halka gitmesi, halkın devrimi benimsemesi ve günlük hayatın bir parçası olması için Atatürk'ün yoğun Anadolu gezileri ve toplantılar yaptığı, demeçler verdiği, örnek olaylar düzenlediği görülmektedir. Sosyal ve kültürel dönüşümün içselleştirilmesinde Atatürk'ün yürüttüğü bu halkla ilişkiler faaliyetlerinin önemli bir yeri vardır.Devrimin haber ve köşe yazıları aracılığıyla nasıl ele alındığı değerlendirilebilmek için Hakimiyet-i Milliye, Cumhuriyet, İkdam, Vakit ve Akşam Gazeteleri taranmıştır. Harf devriminin ilk tohumları Ağustos ayında atıldığı için gazete taramasına Ağustos 1928 yılından başlanmış ve Haziran 1929 yılına kadar sürdürülmüştür.
Emanullah Han Döneminde Afganistan için bir rol model: Türkiye
Afganistan, bulunduğu coğrafi konum ve sahip olduğu stratejik önem nedeniyle, tarih sayfalarında kilit ve hedefteki ülke olarak yer almıştır. Bu düşüncenin doğal bir sonucu olarak M.Ö. 500'lü yıllardan itibaren İranlılar, Makedonlar, Sakalar, Akhunlar, Araplar, Gazneliler, Harzemşahlar, Moğollar ve Babürler gibi birçok devlet tarafından ele geçirilen Afganistan toprakları, sarp dağları ve sert coğrafyasıyla, tarihsel süreçte sadece isimleri değişen güç odaklarınca, kılıç ve silah seslerinin susmadığı, akan kanın hiç durmadığı bir fetih bahçesi olmuştur. XIX. yüzyılın başlarından itibaren, İngiltere ve Rusya'nın hegomanya mücadelelerine ev sahipliği yapmış olan Afganistan, emperyalist güçlerle verdiği amansız savaşlardan başarı ile çıkarak bağımsızlığını kazanmıştır.Dönemin Afgan lideri Emanullah Han, bağımsızlık savası sonrası ülkesinin tanınması için çabalarken, aynı günlerde Mustafa Kemal ATATÜRK de ülkesinin bütünlüğü ve bağımsızlığı için Türk halkı ile beraber Kurtuluş Savaşı'nın içindeydi. Bütün bu benzer gelismeler içinde er ya da geç iki liderin yollarının kesismesi de sürpriz olmamıştır. Anadolu'da yedi düvele karşı verilen Kurtuluş Savaşı'nın bir benzerinin Afganistan'da İngiltere'ye karşı cereyan etmesi her iki ülkeyi birbirine yaklaştıran ve emperyalizme karşı duran iki liderin dostluğunu pekiştiren olgulardan en önemlisidir. Mustafa Kemal Atatürk'ün, geri kalmışlığın ve ülke üzerindeki ölü toprağının atılabilmesi için yaptığı devrimler ile iç ve dış meselelere yaklaşımları, O'nu cenazesinde bile yalnız bırakmayan dostu Emanullah Han için her zaman örnek alacağı ve kendi ülkesinde uygulayabileceği bir rol model olarak benimsenmiştir. İki ülke arasındaki ilişkiler, Emanullah Han'ın Türkiye'yi ziyareti ile zirve yapmıstır. Kendisi bir asker olan Mustafa Kemal, sahip olduğu ileri görüşlülük ve jeopolitik kültür ile Türkiye'nin konumunu çok iyi değerlendirmiş, ülkeyi o dönemde akıl ve bilimin öncüsü olan batıya doğru götürmeyi hedeflerken bile doğudan ilgisini kesmemiş ve Türkiye'nin doğusunda yer alan Türk ve İslam ülkeleriyle yakından ilgilenmiştir. Orta Asya Türk dünyasının güney ucunda yer alan ve genç Türkiye Cumhuriyeti'ni tüm İslam halklarının kurtarıcısı olarak gören Afganistan'ın, Türklerin dünyaya açılan kapısı olduğunu Mustafa Kemal iyi değerlendirmiş ve bu nedenle bu ülkeye özel bir önem vermiştir. Bu doğrultuda Afganistan ile ikili antlaşmalar imzalanmış ve Türkiye ile Afganistan iki Türk ve Müslüman ülke olarak geleceğe doğru bir dayanışma içine girmişlerdir. Atatürk ve Emanullah Han'ın, Afganistan'ı modern bir ülke haline getirme düsüncesi içinde oldukları açıkça anlasılmaktadır. Ancak Afganistan'ın toplumsal dinamiklerinin katılığı, Emanullah Han'ın kendi ülkesinin nabzını iyi tutamaması ve aceleci yaklaşımları nedeniyle büyük bir hayal kırıklığıyla sonuçlanmış, aynı devrimleri çok daha kritik bir ortamda Türkiye'de gerçekleştiren Atatürk'ün ne kadar büyük bir dahi ve devlet adamı olduğunu göstermiş ve bir kez daha ortaya koymuştur.Emanullah Han sonrasında Afganistan'da meydana gelen kaos ortamı taht değişikliklerine neden olmuştur. Bu değişikliklerin, Türkiye - Afganistan iliskilerinde gelgitler yaşanmasına sebep olduğunu söylemek yanlış olmamakla birlikte, temelde ve fotoğrafın genelinde iki ülkenin dostane ve yardımsever bir paydada buluşmalarını engellememiştir.Anahtar Kelimeler: Afganistan, Emanullah Han, Atatürk, emperyalizm, bağımsızlık, ilişkiler.
Atatürk Dönemi sağlık politikaları (1923-1938)
Sağlık ilk çağlardan günümüze kadar medeniyetlerin, milletlerin ve bütün insanlığın olmazsa olmaz yaşam değerleri arasında yer almıştır. Dünyanın hemen her bölgesinde İnsanın sağlıklı yaşaması sağlam bireylerin, ailelerin, toplumların, milletlerin ve medeniyetlerin sağlıklı yetişebilmesi için tıp ilmine ve sağlık araştırmalarına ihtiyaç duyulmuş ve bu doğrultuda ilk insandan günümüze kadar bilimsel incelemeler süregelmiştir.Tarih boyunca tıbbi araştırma ve uygulamaların merkezi hep doğu medeniyetleri olmuş. M.Ö 3500'lerde Mısır'da başlayıp daha sonra Mezepotamya'ya ve oradan da Anadolu ve Orta Asya'ya ulaşmış bozkırları aşarak Uzakdoğu Asya'ya ve sonraki yüzyıllarda ise tüm dünyaya yayılmıştır.Türkler'de sağlık araştırmaları Selçuklular döneminde en yüksek seviyeye ulaşmış daha sonra Anadolu Selçuklu ve Osmanlı Devleti dönemlerinde çağın şartlarına göre gelişmiş Osmanlı Devleti'nin duraklaması ve gerilemesi ile sağlık çalışmaları çağı tam manasıyla takip edememiş ve Avrupa'nın gerisinde kalmıştır.1923'te Cumhuriyetin kuruluşu ile birlikte sağlık çalışmaları ve tıbbi araştırmalar Mustafa Kemal'in önderliğinde ve onun direktifleri doğrultusunda hız kazanmış ayrıca dönemin Sağlık Bakanı Dr. Refik Saydam başkanlığında Hıfzıssıhha Enstitüsü kurulmuş, Türk Kızılay Cemiyeti çağdaş değerlerle yeniden kurulmuştur. Çağın mevcut ihtiyaçları doğrultusunda Doktor ve hastabakıcı yetiştirilmeye başlanmış, yataklı tedavi hizmetleri yurt genelinde kurulmuş ve bu dönemde çeşitli hastalıklarla mücadele edilmiştir.Anahtar Kelimeler: Refik Saydam, Hıfzıssıhha, sağlık, hastaneler, Kızılay?
Türk halkbilimi açısından Ülkü mecmuası
Ülkü Mecmuası, Atatürk'ün direktifleriyle kurulmuş bir mecmuadır. Ankara Halkevi'nin kurulmasından sonra yayım hayatına başlamıştır. Halkevleri toplumun her kesimine açık evlerdir. Buralarda toplumu eğitmek için çeşitli kurslar düzenlenmiştir. Ülkü Mecmuası, Ankara Halkevi'nin aylık çalışmalarını raporlar halinde yayımlamıştır. Ayrıca memleketin her tarafında halkevlerinin açılması için tavsiye ve telkinlerde bulunmuştur. Yeni açılan halkevlerine rehber olmuş, ayrıca bu halkevlerinin çıkarmış olduğu dergilerin yazılarını değerlendirmiştir. Bu dergiler aracılığı ile memleketin her tarafında köy anketleri yapılmıştır. Bu anketlerin kıymete haiz olanlarını Ülkü Mecmuası'nda neşretmiştir. Türk fokloru açısından önemli bir kaynak niteliği taşıyan Ülkü Mecmuası sayılarında foklor araştırma yöntem ve tekniklerini yayımlayarak okuyucuları eğitmeye çalışmıştır. Mecmuaya yazı yazanların her şeyden önce vatanı için bir şeyler yapan ve bundan da karşılık beklemeyen insanlardan oluştuğu görüşü savunmuştur.Ülkü Mecmuası Türk toplumunun hızlı bir şekilde ilerlemesi yolunda ilk adımları atmıştır. Milli bir kültür birliği sağlanması yolunda çalışmalar yapılmış, her açıdan bir kültür seferberliği başlatmıştır.Halk Edebiyatı açısından eşsiz bir kaynak niteliği taşımaktadır. Belki günümüze kadar adını bilmediğimiz birçok halkevine ait dergilerin isimleri ve de bu dergilerde yayımlanan yazıların künyesini de bulabiliriz. Türk fokloru açısından çok önemli bilgileri içinde taşımaktadır. Halkevleri Haberleri adı altında memleketin birçok yerinden Ankara Halkevleri'ne gelen dergilerden neşredilen yazıların önemli olanları Ülkü Mecmuası'nda yayımlanmıştır. Ülkü Mecmuası'nın çıkan sayıları diğer halkevlerine sürekli gönderilmiştir. Fakat diğer halkevi dergileri sürekli çıkarılmadıkları gibi sayılarını da sürekli olarak Ankara Halkevi'ne göndermemişlerdir. Ülkü Mecmuası'nda yayımlanan yazıların büyük çoğunluğunu diğer halkevlerinden gönderilen yazılar teşkil etmektedir. Bu yazılar genellikle köy anketleri ve derlemelerinden oluşmaktadır.Ülkü Mecmuası Türk foklor araştırmaları için bir başlangıç noktası olmuş ve bu yolda çalışma yapılanlara örnek olmuştur.Anahtar Kelimeler: Atatürk, Ülkü Mecmuası, Ankara Halkevi, Foklor, Halkevi Haberleri.
Atatürk'ün ifadeleriyle milli şuur ve milli şuurun oluşmasında Türk kimliğinin rolü
Atatürk Nutuk' un birçok yerinde milli mücadeleye başlarken önce topluma bir milli şuur verme gerekliliğinin altını çizerek, bunun girişilecek olan milli mücadelede başarı için esas teşkil edeceğini ifade ediyor ve bundan sonra da bütün icraatlarında bu şuurun sağladığı birlik ve beraberlikten faydalanıyordu. O, Milletin kurtuluşu ve geleceği için düşündüğü uygulamalarını safhalara ayırmıştı. Milli şuurun gelişmesine paralel olarak safhalara ayırdığı planını uygulamaya koyuyordu. Türk Milletinin gelişmeye açık özelliklerinin büyük katkısıyla, dünyada ilk defa bu kadar köklü değişimler gerçekleştiriliyordu. Öyle ki bir daha ayağa kalkamayacaklarını düşündükleri Türk Milleti' nin büyük gelişmesine tanık olan Avrupalılar şaşkınlıklarını gizleyemiyorlardı. SUMMARY Atatürk knew that people had to become a nation in order to start the national war and be saccessful in it. Later on, in all his revolutionary teeds, hu used the fact that people were connected to each other through this knowladge He had planned everything necessary in order to save the nation and its future, In parallel to maintaining the natitonal knowledge, he practised this plan. Turkish nation is always in favor of new formations. Thus, for the first time in the world, such racidal changes occured. Even the Europeans, who thought that the Turks would never be able to stand on their two feet, were amazed at the great progress of the Turkish nation