Sustainable architecture
54 theses under this subject heading
Investigation of urban climate and built environment relations by using machine learning
Climate change can cause a cascade of effects from the individual organisms to ecosystem-scale where in nature all species are elements of complex networks of interactions so every effect on every scale has great role. The properties of those networks are decisive on ecosystems all around the world so how they will be modified by climate change needs serious studies. Urban areas' vast population exert significant effects on the climate change even though they cover a small proportion of the Earth's surface, however, impacts of the urbanization on climate and ecosystems remain inadequately understood. In the meantime, urbanization continues to increase and in the 2030, 2/3 of the population is expected to be living in urban areas and this rate will increase in time. It is of importance to elaborate the studies investigating the relations between the urbanization and climate. In this respect, the use of information technologies with an extensive computational capacity is one of the cornerstones of the climate and urban studies. Machine learning algorithms is a branch of computer science that deals with automated recognition of patterns from data. The use of the machine learning algorithms can bring great advantages to both understanding and predicting the climate. The computational power with big data and ability to capture nonlinear behavior, learn as new data arrive, etc. make the machine learning favorable tool for understanding climate and developing urban planning. In this sense, purpose of this study is showing the advantages of machine learning algorithms by achieving working recurrent neural network algorithm to make climate predictions, and through this achievement, stating possible effects of machine learning on design and its contribution to understanding the climate.
Ekolojik mimaride ahşap malzeme kullanımının sürdürülebilirlik açısından irdelenmesi
Sanayi devrimi ve özellikle 1950'li yıllardan itibaren hızlı nüfus artışına bağlı olarak gereksinim duyulan barınma ihtiyacını karşılamak amacıyla yoğun bir yapılaşma söz konusudur. Bu yapılaşma hareketinin neden olduğu çevresel sorunların giderek geri dönüşü olmayan çevrebilimle ilgili ve sosyo-ekonomik sorunlara neden olduğu görülmektedir. Bu sorunları ortadan kaldırmak amacıyla bir çok ülkede ekonomi – ekoloji dengesini tartışan sürdürülebilirlik ve ekolojik mimarlık olgularının teorik altyapısı ve uygulama örnekleri oluşturulmuş ve bu tez çalışmasında ahşap malzeme açısından derinlemesine irdelenmiştir. Anahtar Kelimeler:Sürdürülebilirlik, Ekolojik Mimarlık, Ahşap Yapılar.
Türkiye'de ekolojik ayak izi değerlendirmesi üzerine bir araştırma
19. yüzyıldan bu yana sanayileşme ve kentleşmenin hızla artması insanın doğaya verdiği tahribatı arttırmakta, doğal kaynakların hızla tüketilmesi ve artan çevre kirliliği, doğanın, gelecek nesillerin ihtiyaçlarını karşılama yeteneğini tehlikeye atmaktadır. Bu olumsuz tabloya karşı alınabilecek en önemli önlemlerden biri ekolojik ve sürdürülebilir bir yaşam tarzının benimsenmesidir. Bu tez çalışmasında ekolojik sürdürülebilirliğin en önemli ölçütü olan, tüketilen doğal kaynakların diğer popülasyonlar ve ekosistemler de dahil, yerine konması ve nüfusun ürettiği atığın yok edilmesi, aynı zamanda ekosferin genel yaşam destek işlevini yerine getirmek için yeterli olup olmadığı sorusunun yanıtının anlaşılabilmesi için kullanılan bir kavram olan Ekolojik Ayak İzi hakkında kapsamlı literatür taraması yapılmıştır. Sürdürülebilirlik, mimarlık boyutuyla ele alınarak, kentleşmenin getirdiği olumsuzluklara karşılık ekolojik yaşam biçimini benimsemiş toplulukların (ekokentler, ekoköyler ve ekolojik yerleşmeler) ekolojik ayak izi hesaplamaları aracılığıyla ne ölçüde yol kat ettiği ortaya konulmuştur. Çalışmada, Dünya'dan ekokent ve ekoköy örnekleri incelenerek, Türkiye'deki bir ekolojik yerleşke olan İzmir Bayındır ilçesindeki Marmariç Ekolojik Yerleşkesi ve kırsal alanda yer alan, tarımsal üretimin yoğun olduğu 3 mahallenin (Buruncuk, Yakacık, Yusuflu Mahalleleri) ekolojik ayak izi, buralarda yaşayan sakinlere anket uygulanarak ve sonuçların Global Footprint Network'ün ekolojik ayak izi hesaplama motoruna tek tek girilmesiyle hesaplanmıştır. Bayındır Belediyesi'nden alınan 1/1000 ölçekli Uygulama İmar Planı ve yerinde yapılacak ölçümler sonucunda söz konusu ekolojik yerleşme ve mahallelerin yapılaşmış alan ayak izi ölçümü de gerçekleştirilmiştir. Elde edilen sonuçlar Dünya'dan ekolojik ayak izi ölçümü yapılmış ekokent ve ekoköylerle ve Global Footprint Network'ün 2018 verilerinde yer alan Türkiye'nin ekolojik ayak izi değeri ile karşılaştırılarak değerlendirmesi yapılmıştır.
Ses verileri etkileşimli dinamik adaptif bir cephe önerisi: Sound shıeld
Günümüzde, teknolojik gelişmelerin hızla artması ile birlikte, binaların önemli bir yapı elemanı olan cepheler için farklı tasarım yöntemleri üzerine araştırma ve geliştirme çalışmaları artmıştır. Bu bağlamda gerek kullanıcı hareketi odaklı, gerekse çevresel etkenlere dayalı, değişebilen, dönüşebilen, çevre ile etkileşime geçebilen birçok farklı cephe uygulaması yaygınlaşmaya başlamıştır. Güneş ışığına uyarlı şekilde cevap veren adaptif cephelerin bina performanslarına büyük katkıları sebebiyle, birçok projede ağırlıklı olarak doğal ışık etkileşimli cepheler uygulanmaktadır. Bu tez çalışmasında ise, çevresel gürültülere karşı tepki verebilen, hareket edebilen ve görsel etkileşimi güçlendiren bir cephe önerisi üzerinde çalışılmıştır. Çevresel sesler üzerinden adaptif bir cephe önerisi hazırlanmasının en önemli sebebi, ses verileri etkileşimli cepheler için yapılan araştırma ve çalışma alanlarında daha az yer bulabilmiş olması ve gürültünün büyüyen kentlerin en önemli sorunlarından biri haline gelmesidir. Kentlerde, gürültü düzeyinin giderek artması, bina iç mekan akustik performansının yükseltilmesini de önemli kılmaktadır. Bu sebeple, kent ile bina iç mekanın ara kesitinde yer alan bina cephelerine, çevre seslerine duyarlı bir yapı kazandırılması ve ses seviyelerine göre değişen etkileşimli bir cephe örüntüsü ile gürültüye çözüm önerisi sunulması amaçlanmıştır. Giriş bölümünde tezin amaç ve kapsamı ele alınmıştır. İkinci bölümde öncelikle adaptif mimarlık ve kinetik mimarlık kavramları ile mimarideki gelişim süreçleri irdelenmiştir. Daha sonra tez kapsamında, binanın çevreye adapte olma sistemine göre, adaptif cepheler, statik ve dinamik olmak üzere ikiye ayrılarak gruplandırma yapılmıştır. Üçüncü bölümde ise literatür araştırmalarında, adaptif cephelerin hem uygulanmış örnekleri, hem de üniversite tasarım stüdyolarında, laboratuar çalışmalarında ve tez çalışmalarındaki öneri cephe alternatifleri incelenmiştir. Cephe örnek uygulama ve araştırmaları dört alt gruba ayrılarak incelenmiştir. Buradaki amaç, çevre etkileşimlerine göre uygulama örneklerini birbirinden ayırarak, statik ve dinamik olarak ikiye ayrılan adaptif cephelerin bina performanslarını daha net değerlendirebilmektir. İncelenen örnekler üzerinden, gelişen teknoloji, yazılımlar, malzemeler ile birlikte çevre ile görsel etkileşimleri de incelenmiştir. Giriş verileri, etkileşim unsurları, bina performansına etkileri üzerine piktogramlar oluşturularak, çevreye uyum sağlama sistemleri incelenmiştir. Adaptif cephelerdeki veri dönüşümleri üzerinden karşılaştırma tabloları hazırlanarak, cephelerde kullanılan etkileşim unsurları üzerine analizler yapılmıştır. Dördüncü bölümde ise, ses kirliliğini önlemeye yönelik hazırlanan, çevre ses verileri etkileşimli Sound Shield cephe önerisine geçilmiştir. Bina cephesinde oluşturulan ses etkileşimli yüzeyin, yüksek ses basıncına karşı bir ses bariyeri niteliği taşıması amaçlanmıştır. Ayrıca, kentteki insanların bina cephesi ile görsel etkileşimi arasındaki bağın güçlendirilmesi yaklaşımı üzerine çalışılmıştır. Bu bağlamda, çevresel ses basıncı seviyelerinin harekete dönüştürülmesi sağlanarak, bina ses performansını dengeleyen, görsel etkileşimi ile de kent arasındaki bağını güçlendiren interaktif modüler bir cephe örüntüsüne odaklanılmıştır. Bu amaçla, mevcut bir bina seçilerek, bilgisayar ortamında ikincil bir katman olarak, önerilen cephe yerleştirilmiş ve cephe sisteminin ses seviyelerine göre değişimi ve dinamik yapısı simülasyonlar yapılarak değerlendirilmiştir. Dinamik adaptif cephe önerisi, İstanbul Fikirtepe bölgesindeki mimari tasarımı ve proje müellifliği yazarın kendisine ait olan Alya Life Residence konut yapısı üzerinde hazırlanan ses simülasyonları üzerinden irdelenmiştir. Yapı, çevre seslerinin ve araç sirkülasyonlarının yoğun olduğu bir alanda konumlanması sebebiyle tercih edilmiştir. Aynı zamanda projenin yazar tarafından yapılmış olması ve tüm teknik dökümanlara sahip olunması, önerilen cephenin detaylı olarak irdelenebilmesini mümkün kılmıştır. Bu bölümde, Alya Life Residence'ın, mevcut cephe ölçüleri baz alınarak tasarlanan, ses etkileşimli cephe modülünün oluşum geometrisi, modüllerin cepheye yerleştirilme yöntemi, cephe örüntüsünün oluşturulması aktarılmıştır. Daha sonra Arduino yazılımı ile gerçek zamanlı ses verilerinin sayısal olarak bilgisayar ortamına aktarımı ile cephe sisteminin ses basıncı seviyelerine göre değişimi ve etkileşimi gösterilmiştir. Mevcut bina cephesi üzerinde sistemin irdelenebilmesi için Grasshopper yazılımında parametrik nokta simülasyonları ve Odeon yazılımı ile öneri cephe için ses akustiği simülasyonları ile analizleri yapılmıştır. Ses akustiği simülasyonları yapılırken, dış mekan çevre seslerine ilişkin analizler yapılmış olup, iç mekan ses akustik analizleri tez kapsamı dışında tutulmuştur. Simülasyonlar sonucunda, çevre seslerine karşı kinetik yapısı ile tepki vererek, çevreye uyum sağlayan ses bariyeri niteliğindeki dinamik adaptif cephe modeli önerisi Sound Shield değerlendirilmiş, ileriye yönelik potansiyelleri ve gelişim olasılıkları tartışılmıştır.
İstanbul'da bir ofis binası örneğinde elektrokromik pencerelerin performans değerlendirmesi
Küresel ısınma, iklim değişiklikleri gibi önemli sorunların yaşandığı günümüzde, kuşkusuz bizi ilgilendiren en önemli konulardan biri enerji korunumudur. Bugün kullanmakta olduğumuz enerji kaynaklarının %93' ünün tükenebilir enerji olması gerçeğine bağlı olarak yapılarımızda ısıtma- soğutma ve aydınlatma amaçlı enerji kaynaklarının en verimli şekilde kullanma yolunun bulunması sürdürülebilir çevreler yaratılması açısından büyük önem taşımaktadır. Bina kabuğundaki enerji kayıplarının büyük bir bölümü pencere sistemlerinde meydana gelmektedir. Günümüzde özellikle yüksek katlı ofis binalarında tercih edilen saydamlık oranı yüksek cephelerin yaygınlaşmasıyla birlikte, enerji kaybının en çok yaşandığı eleman olan pencere sistemlerinin performansının iyileştirilmesine yönelik araştırmalar yapılmakta ve yeni teknolojiler mimarlık alanında gözlemlenmektedir. Gelişen teknoloji ve sürdürülebilirlik konularının önem kazanması ile birlikte bina kabuğunun çevresi ile uyumlu, enerji etkin olarak tasarlanması giderek daha önemli hale gelmiştir. Çevreyle uyum sağlayan cephe sistemleri beklentisi, dış koşullara göre aktif olarak çalışabilen akıllı pencere sistemlerinin gelişimini de beraberinde getirmiştir. Bu sebeple artık pencere sistemlerinin bina dış koşullarına uyum sağlayabilen enerji etkin mekanik bir sistem olarak davranması beklenmektedir. Son yıllarda, pencerelerin saydamlık özelliğinin olumsuz etkilerinin giderilmesi amacına yönelik olarak güneş kontrolü ve ısı yalıtımı sağlayan yeni teknolojiler geliştirilmiştir. Berrak, yansıtıcı ve renkli camlar, düşük yayınımlı film kaplamalar (Low-E) ve argon, krypton gibi düşük iletkenlik değerine sahip gazlarla bütünleştirilerek pencere sistemleri oluşturulmuştur. Renkli camlar, yaz aylarında binaların soğutma enerjisini azaltmakla birlikte kış aylarında ısıtma enerjisinin artmasına ve düşük gün ışığı geçirgenlik değerleri nedeniyle dış ortam görüntüsünde azalma ve yapay aydınlatmaya bağlı enerji kullanımında artışa neden olmaktadırlar. Güneş ışınımını yansıtan ve gün ışığının iç ortama geçmesine izin veren spektral seçici özellikteki film kaplamalı cam teknolojileri, güneş kontrolü, ısı yalıtımı ve doğal aydınlatma ile ilgili performans gereksinmelerini aynı anda sağlayabilmektedir. Low-E camların teknolojik olarak ikinci adımı olan spektral seçici düşük yayınımlı camlar (SS-Low-E) görünür bölge dışındaki güneş ışınımının iç ortama girmesini engellerken görünür bölgedeki ışığın geçmesine izin vererek iç ortam gün ışığı seviyesini düzenlemektedir. Tüm bu teknolojiler gün içinde güneş ve bulut değişimlerine tepki gösterememektedirler ve çevreye uyum sağlayabilen sistem beklentisini karşılayamamaktadırlar. Fakat yenilikçi olarak tanımlayabileceğimiz pencere sistemlerinde gelişen teknolojiler, artık görsel konfordan ödün vermeden çevre koşullarıyla uyum sağlayarak binanın enerji etkinliğini sağlama yönündedir. Son dönemde pencere teknolojilerinde gelinen nokta, güneş ve bulut durumlarındaki değişime optik özelliklerini değiştirerek tepki verebilen dinamik pencere sistemlerinin geliştirilmesidir. Dinamik özellik gösteren akıllı pencere teknolojilerinin başında halihazırda ABD ve Avrupa ülkelerinde yaygınlaşmaya başlayan ve gelecekte daha yaygın kullanıma sahip olması hedeflenen "elektrokromik (EC) pencere teknolojileri" gelmektedir. Cam yüzeyine çok katmanlı film tabakası şeklinde uygulanan ve yüzeyde oluşan elektriksel alana bağlı olarak optik özelliklerini değiştirebilen bu sistemler cephede dinamik bir filtre gibi davranarak binaların enerji ve konfor performanslarını da arttırmaktadır. Yenilikçi pencere sistemleri arasında en çok umut vadeden sistemler de elektrokromik pencere sistemleridir. Elektrokromik pencere sistemleri hakkında 90'lı yılların ortasından itibaren, özellikle LBNL (Lawrence Berkeley National Laboratuary) tarafından yürütülmüş araştırmalar, saha ve simülasyon çalışmaları mevcuttur. Bu çalışmalarla performansı kanıtlanan fakat maliyetinin yüksek olması nedeniyle uygulanamamış olan bu sistemler, geçtiğimiz 10 yıl içerisinde üretilmeye ve uygulanmaya da başlamıştır. Fakat, tüm bu gelişmelere rağmen ülkemizde elektrokromik pencere sistemleriyle ilgili herhangi bir uygulama ya da yürütülmüş bir çalışma olmamakla birlikte, literatürde de yeterli sayıda Türkçe kaynak bulunmamaktadır. Bu çalışmada, var olan yenilikçi pencere teknolojileri ile birlikte elektrokromik pencere sistemlerinin fiziksel özellikleri ve kontrol edilme stratejileri anlatılmakta ve İstanbul'da bir ofis binası örneği üzerinden bir simülasyon çalışmasıyla elektrokromik pencerelerin enerji performansı geleneksel pencereler ile kıyaslanarak değerlendirilmektedir. Tez yenilikçi pencerelerden beklenen performans parametreleri ve bu sistemlerin özelliklerinin anlatılması, EC pencerelerin özelliklerinin detaylı bir şekilde incelenmesi ve kontrol stratejilerinin tanıtılması, örnek binaya ilişkin özelliklerle birlikte değerlendirme ölçütlerinin açıklanması ve simülasyon sonuçlarına ait adımlardan meydana gelmektedir. İkinci bölümde yenilikçi pencere türleri ve çalışma prensipleri açıklanmaktadır. Ardından yenilikçi pencerelerden beklenen enerji ve konfor performansı beklentileri anlatılmaktadır. Üçüncü bölümde elektrokromik pencerelerin tanımı, çalışma prensibi ve fiziksel özellikleri anlatılmakta ve kontrol stratejileri tanıtılmaktadır. Bununla beraber EC pencerelerle ilgili yürütülmüş çalışmaları ve uygulama örneklerini içermektedir. Dördüncü ve beşinci bölümlerde öncelikle kullanılacak bilgisayar programına ait bilgiler verilmektedir. Örnek binaya ilişkin konum, iklim özellikleri, kullanıcı bilgileri ve yapısal özellikler açıklanmaktadır. Kullanılacak pencere sistemlerine ilişkin fiziksel özellikler anlatılmaktadır. Ardından, değerlendirme kriterleri belirlenmekte, simülasyon çalışması sonucunda elde edilen veriler grafikler ile anlatılarak, belirlenen değerlendirme kriterleri kapsamında tartışılmaktadır.
İstanbul'daki sürdürülebilir yüksek ofis yapılarının karşılaştırılmalı analizi: Maslak-Levent bölgesi örneği
Endüstri devrimiyle yaşanan gelişmelerle, çevre sorunları ciddi bir konu haline gelmiştir. Oluşan tahribatlarla birlikte insan sağlığı ve ekolojik denge tehlike altına girmiştir. Doğal kaynakların hızlıca tüketilmesi, iklim değişiklikleri, yetersiz kaynaklar, çarpık kentleşme, ormansızlaşma gibi birçok çevre sorunu meydana gelmeye başlamıştır. 20. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren tahribatların günümüz ve gelecek nesiller adına onarılması için sürdürülebilirlik ve sürdürülebilir kalkınma kavramları ortaya çıkmıştır. Yapılan araştırmalar doğrultusunda dünyada tüketilen enerjinin büyük bir kısmının inşaat sektörüne ait olduğu bilinmektedir. Bununla birlikte sürdürülebilir mimarlık önemli bir konu haline gelmiştir. Binalarda kullanılan enerjinin tüketimini azaltmaya yarayan her önlem yaşam koşullarının daha iyi hale getirilmesi açısından oldukça önemlidir. Sanayi devrimi sadece çevresel sorunları değil, yeni çevresel sorunlara sebep olabilecek yüksek yapılaşmayı ortaya çıkarmıştır. Yüksek yapıların tasarımından yapım ve kullanım süreçlerine kadar normal yapılara oranla daha fazla kaynak tükettiği bir gerçektir. Yüksek yapıların tasarımındaki büyük ölçekleri ciddi oranda bir nüfusu içerisinde barındırmaktadır, bu nedenle kente yaptığı etkiler ve çevresel yükleri diğer yapılara göre daha fazladır. Metrekare sıkıntısından kaynaklı yapımı kaçınılmaz olan yüksek yapıların, bulunduğu çevreye en az zararla yapılması için çalışılmalıdır. Bu yapı tiplerinde sürdürülebilirlik kavramı diğer yapılara oranla daha çok dikkate alınmalıdır. Sürdürülebilir yüksek yapı dendiğinde varlığının her döneminde kaynak kullanımına duyarlı, çevre kirliliğine neden olmayan, kullanıcıların sağlık ve konforuna katkı sağlayan yapılar olarak akla gelmelidir. Bugünün toplumsal ihtiyaçlarını düşünürken gelecek kuşaklara ve doğaya zarar vermeden doğru ve bilinçli planlama yaparak gerçekleştirilen uygulamalar sürdürülebilirliğin hedeflerindendir. Bu çalışmada, sürdürülebilirlik kavramı, sürdürülebilir mimarlık ilkeleri ve sürdürülebilir yüksek ofis yapıları tanımlanmış, bu ilkeler çerçevesinde dünyada bulunan sürdürülebilirlik açısından önemli olan yüksek ofis yapıları incelenmiştir. İstanbul'da Maslak-Levent aksında bulunan LEED sertifikalı sürdürülebilir yüksek ofis yapıları belirlenip literatür araştırması yapılmıştır ve yapıların puan kartları karşılaştırılmıştır. Çalışma kapsamında incelenen sürdürülebilir yüksek ofis yapılarının, yapılan ve yapılacak olan farklı fonksiyon ve yükseklikteki yapılara örnek olması amaçlanmıştır. Sürdürülebilirlik adına yapılacak her türlü uygulamanın gelecek kuşaklar için hayati önem taşıdığı unutulmamalıdır.
Geri dönüştürülebilir malzemelerle barınma ihtiyacına yönelik düşük bütçeli mimari çözümler
Endüstri devrimi ile başlayan sanayileşme hareketi 19. yüzyılın sonlarından itibaren artmış; teknolojik, sosyal, çevresel ve ekonomik pek çok değişikliği beraberinde getirmiştir. Bu değişikliklerin yanı sıra sorunlar ve olumsuz koşullar da dünyayı ve insan hayatını etkisi altına almaya başlamıştır. Özellikle endüstriyel malzemelerin sebep olduğu çevre kirliliği ve atık sorunu ile yüzleşen insanoğlu, bunlara çözüm sunabilmek için sürdürülebilirlik ve atık yönetimi kavramlarını ortaya atmıştır. Öte yandan günümüz şartlarının gerektirdiği barınma biçimleri incelendiğinde, küresel bağlamda ihtiyaç duyulan geçici barınma modellerinin geliştiği görülmektedir. Bunlar çoğunlukla mülteci kampları, afet sonrası konutları ya da mevsimlik işçiler için inşa edilen barınma olanakları olarak karşımıza çıkmaktadır. Bunlardan hareketle atıkların yeniden kullanımı ile yapı malzemesi üretimi; bu malzemeler kullanılarak düşük enerji ve maliyet ile inşası mümkün olan sürdürülebilir barınma üniteleri kurulması düşüncesi ortaya çıkmıştır. Ekolojik mimarlık olarak değerlendirilebilecek bu mimari, atık yönetiminde önemli ilerlemelere olanak sağlamaktadır. Bu tez kapsamında geri dönüştürülmüş tuğlanın kullanılması ile gerektiğinde büyük kitlelere hizmet edebilecek, geçici barınma imkanlarının çevreye duyarlı bir biçimde sunulması amaçlanmıştır.
Mimarlıkta çevreci yaklaşımların antroposen kavramı bağlamında tartışılması
Mimarlıkta çevreci yaklaşımlar, mimarlık kuramında doğa bağlamının tartışılması ile ilişkilidirler. Bu nedenle, Crutzen ve Stoermer'in ortaya attığı ve önce coğrafya kuramında sonra da felsefede doğa kavramının yeniden sorgulanmasına yol açan Antroposen kavramı mimarlıkta çevreci yaklaşımları da değiştirme potansiyeline sahiptir. İnsanın, yaşadığı Dünya üzerinde mutlak etkileyici güç haline gelmesi ve insan etkisi dışında doğa olarak tanımlanabilecek bir sistemin tanımlanamaması anlamına gelen Antroposen, coğrafya kuramı içerisinde Antroposenik bir uzam tanımına yol açmaktadır. Kavram, Zizek ve Latour gibi filozofların kuramsal yaklaşımlarında ise şekil değiştirerek insan ve doğa arasında muğlaklaşmış sınırlar, insanın dünya üzerindeki özgürlüğü ve hatta modern insanın sürdürülebilirliğine uzanan bir perspektifte incelenmektedir. Tez, coğrafya – felsefe ara düzleminde oluşmuş bu kuramsal altyapı ile mimarlıkta çevreci yaklaşımların kuramsal altyapısı arasında ortak bir zemin oluşturmak hedefindedir. Bu ortak zeminin oluşturulması için tezde Antroposen kavramının mimarlık kuramında doğa kavramına bakış açısını değiştirme potansiyeli irdelenmiştir. Bu irdeleme ile oluşan bakış açısı ile mimarlıkta çevreci yaklaşımların doğa kavramına bakış açıları üzerinden bir model oluşturulmuş, mimarlıkta çevreci yaklaşımlar bu model kapsamında değerlendirilerek Antroposen bağlamında mimarlar, yapılar ve kuramsal yaklaşımlar üzerinden tartışılmıştır. Model kapsamında çevreci yaklaşımlar "doğanın tasarımın ana ekseninde olması", "doğa-insan birlikteliği" ve "doğadan kopuş: yapısalcı yaklaşımlar" olarak üç gruba ayrılmaktadır. Bu üç gruptan ilki olan "doğanın tasarımın ana ekseninde olması" mimarlığın ancak yalın bir doğa tanımı ve bu tanım bağlamında oluşturulmuş bir insan doğası betimlemesi ile yapılabileceği yönündeki mimari yaklaşımları tanımlamaktadır. İkinci grup olan "doğa-insan birlikteliği" ise modern insanın doğa ile birlikte yaşaması tartışmasına odaklanmış mimari yaklaşımları tanımlamaktadır. Öte yandan üçüncü grup olan "doğadan kopuş: yapısalcı yaklaşımlar" ilk iki yaklaşımda görülebilen doğa ile ilişki kurma hedefinden vazgeçerek, insan kültürünün sürdürülebilirliğini ön plana almış teknolojik ve yapısalcı mimari yaklaşımları kümelemektedir. Tez kapsamında bu üç grupta tartışılmakta olan mimarlıkta çevreci yaklaşımların Antroposen tartışması içerisindeki kavramsal yerleri, kuramsal bir haritalama ile birlikte betimlenmektedir. Çalışma kapsamında görülmektedir ki mimarlıkta çevreci yaklaşımların doğa bağlamı üzerindeki kavramsal tartışmaları, Antroposen kavramının tanımlanmasından çok daha erken dönemlere dayanmaktadır. Bu nedenle çevreci mimarlık yaklaşımlarının doğa kavramı üzerinden oluşturulmuş kavramsal haritalaması, çağdaş mimarlığa Antroposenik bir dünya tanımlaması için kuramsal bir kaynak oluşturmaktadır. Bu kuramsal kaynak dahilinde mimarlığın ve insanın ontolojik özgürlüğü ön plana çıkmakta, Antroposenik bir gelecek tanımlamasında bu kuramsal özgürlük hali bir soru işareti haline gelmektedir. Bu çerçevede tez, insan-doğa ilişkisindeki Antroposenik dönüşümü önlemeye yönelik oluşturulmuş kuramsal çerçeveleri, sürdürülebilirlik kapsamında tanımlanmış pragmatik çevreci yaklaşımlara karşı önermektedir.
Pandemi sürecinin konut tercihleri ve yer seçimi üzerindeki etkileri; Mardin örneği
Bu araştırmanın amacı, Covid-19 pandemisinin konut tercihleri üzerindeki etkilerini tanımlamaktır. Covid-19 pandemi sürecinin konut alanlarına ilişkin olası etkilerini ölçmeyi ve geleceğe dönük konut alanları tasarımında temel istek ve talepleri belirlemeyi ve salgına dayanıklı bir konut tasarımı geliştirmeyi amaçlamaktadır. Araştırmada niceliksel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Konut kullanıcılarının deneyimlerini belirlemeye yönelik olarak görüşme ve anket formu kullanılmıştır. Anket yoluyla pandemide konut konusunda ortak eğilim belirlenmiştir. Görüşme ve anket formlarının oluşturulmasında literatür taramasından faydalanılmıştır. Literatür kapsamında, geçmiş pandemiler ve bu pandemilerin toplum ve mimarlık üzerindeki etkileri ele alınmıştır. Araştırmanın içeriğini Mardin'de yaşayan bireyler oluşturmaktadır. 124 hane ile görüşme yapılmıştır. Araştırmada veri analizleri SPSS programında yapılmıştır. Anket verilerine göre Covid-19 pandemisi, konut kullanıcıların %74'nün konut tercihini etkilediğini ifade etmiştir. Covid sürecinden sonra katılımcıların %70'i müstakil ve bahçeli bir evde yaşamak istediğini belirtmiştir. Araştırma sonunda, pandemilere dirençli bir konut tasarımı için öneriler sunulacaktır. Bu yönüyle bundan sonra yapılacak konut tasarımlarına katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Covid-19, Konut, Mardin, Pandemi
Ecological villages as sustainable settlement models
Environmental problems reach to the threatening dimensions. This has led to the development of sustainable perspectives to protect the ecological system balances. It has become important to research the settlements with small ecological footprint, which maintains and develops the environment with considering ecological, social and economic sustainability as a whole, does not damage to natural resources, keeps a more energy-efficient waste management by using acclimated, renewable natural resources.Ecological footprint, is defined as the amount of resources required to balancing the effects of human activities on the natural environment. It provides a measure of the effect of buildings, products or cities on the ecology.As an alternative solution to the cities, three different settlements have been evaluated according to ecological footprint as sustainable settlement model. Through viewing from the outcomes that ecological villages can be accepted as successful models for sustainable life forms, it has been aimed to keep a guide feature by examining the criteria that forms ecological villages and details of layout and settlement.As a result, a synthesis has been developed based on the ecological layout of settlements in different scales. Output of this research is a list of ecological settlement criteria and a design guide for ecological villages which may guide designers to transform existing settlements or develop new ones with a systemathic approach.
Disaster as an opportunity: Passive house design for sustainable architecture in Syria post-war
ABSTRACT Catastrophe in Syria has been an prospect to plan a new reality and offer better living conditions. In other words, post-war rebuilding may present a chance for Syria to display unique originality and quality in upcoming construction and conservation. In this reconstruction the problems such as climate change and its social, environmental, economic, and ethical ramifications, which are widely acknowledged as the most severe collection of interlinked issues confronting human society, should be taken into consideration. These issues do not play a crucial role in current Syria reconstruction. Because of this, this study aims to reveal improvement potential for energy efficiency in Syria. Following this aim, the passive house concept has been introduced as a strategy for energy performance of the Syrian reconstruction. Passive houses are defined as buildings which provides thermal comfort with adequate indoor air quality by preheating or pre-cooling fresh air without the need for additional air circulation. In the study, a case study has been selected to reveal the energy performance and payback period on model testing. Evaluation by selecting a representative passive house. This representative case study has been evaluated with different scenarios which report the differences between initial investment and lifetime expenses, focusing on the payback period. In addition to the existing evaluation, two more scenarios, low-energy and passive housing, have been evaluated and compared in each other. The heating, cooling, and primary energy consumption results have been computed and discussed in a comparison for each scenario. Results showed that low energy, and passive housing technologies are applicable in Syria regarding the improvement needed in professional trade workers and materials. Consequently, it has been revealed that, converting to low-energy or passive house design can save up to 205 kWh/m2 annually, reducing CGC -no less than- 88 kgs CO2/m2. The overall benefits would be a reduction of 74-83.9% on cooling energy and a decrease of 45-55% on primary energy demand. Since energy savings represent one for the most Passive House advantages, the energy prices have a large influence on economic viability of Passive House. Overall, the simple payback, based on a rough cost estimate for all measures combined, would be equal to 7.3 years for the passive house and 5.5 years for low-energy, since it really provides a crucial energy efficiency and reduction in Carbon emissions. Keywords: Passive House, Sustainable Architecture, Post-war Reconstruction, Syria
Özbekistan'da eğitim binalarının sürdürülebilirlik bağlamında incelenmesi: Taşkent 198.mektep örneği
Bina tasarımı ve yapım süreçlerinde sürdürülebilirlik anlayışına önem verilmemesi, küresel ısınmanın artması, iklim değişikliklerinin yaşanması ve enerji kaynaklarının tükenmeye başlaması üzerinde büyük ölçüde olumsuz bir etki oluşturmaktadır. Bu olumsuz etkileri azaltma amacıyla yapım endüstrisinde, çevre dostu, doğal kaynakları verimli kullanabilen bina tasarımı anlayışı önem kazanmıştır. İlk kez 1987 yılında Birleşmiş Milletler tarafından yapım alanında sürdürülebilirliğin gerekliliğine resmiy şekilde dikkat çekildikten sonra, konuya verilen önem 1990'lardan itibaren hızla artmıştır. Günümüzde farklı bina tipolojileri açısından sürdürülebilir yapım olanakları değerlendirilmektedir. Bununla birlikte, eğitim mekanları tasarımında sürdürülebilirlik konusunda çözümler geliştirilmesi özel bir önem taşımaktadır. Okul binalarının sürdürülebilir tasarım anlayışına uygun olarak tasarlanması sayesinde, çocukların ve gençlerin yaşam kaynaklarını koruyabilecek düzeyde bilinçli olmasını sağlamak ve sağlıklı gelişimlerini, öğrenme süreçlerinde desteklemek olanaklı hale gelmektedir. Bu açıdan, hem yeni okul binalarının elde edilmesi, hem de mevcut okullardaki olanakların geliştirilmesinde, tasarım süreçlerinde sürdürülebilirliğin temel kriterlerinin değerlendirilmesi gerekmektedir. Bununla birlikte dünya genelinde, sürdürülebilir yapım ilkeleri doğrultusunda tasarlanmış okullar genele göre az sayıdadır. Gelişmekte olan ülkelerde daha az sayıda örnek uygulama görülmektedir. Dolayısıyla, mevcut eğitim ortamlarının geliştirilmesine ışık tutacak çalışmalar, bu alandaki eksikliğin giderilmesi yönünde yol gösterici olmaktadır. Bu kapsamda çalışmada, mevcut eğitim ortamlarının sürdürülebilirlik açısından olumlu koşullara ulaşmasına katkı sağlayacak bir yöntem sunabilmek amaçlanmıştır. Araştırma kapsamında okul tasarımında sürdürülebilirlik açısından önemli temel konular araştırılmış; sürdürülebilirlik kriterlerine göre tasarlanmış başarılı okul yapıları incelenmiş; gelişmekte olan bir ülke Özbekistan'da yapım endüstrisi ve eğitim mimarisinde sürdürülebilirlik anlayışının yeri değerlendirilmiş ve Taşkent şehrinde mektep olarak tanımlanan, ülkede en yaygın olan tip proje okulların niteliği sürdürülebilir bina tasarımı kriterleri bağlamında incelenmiştir. Alan çalışmasında, tip projenin uygulandığı 7-16 yaş arasında çocuklara eğitim verilen "198. Mektep" binası örnek olarak seçilmiştir. Anahtar Kelimeler: Sürdürülebilirlik, sürdürülebilir mimarlık, sürdürülebilir eğitim binaları .
A methodology for sustainable housing policy in libya case: City of Tripoli
This thesis deals with sustainable housing policy. The housing is one of the most important needs of the people. It is one of the basic needs confirmed by United Nations in its Universal Declaration of Human Rights, stating "everyone has the right to a standard of living adequate for the health and well-being of himself and of his family including food, clothing, housing and medical care and necessary social services" (UNHR, 2009). Also, Living and sheltering is one of the most fundamental rights of the people and the housing is considered as one of the most important indicators of the living standard of the population. Henilane (2015) states that it is a topical issues that housing have to be comfortable, economical and reasonably maintainable, as well as architectonically expressive and compliant with the environment. The sustainability of this fundamental right can only be achieved by producing "sustainable housing policies". Edwards (2000) states that housing is sustainable, if "everyone has the opportunity of access to a home that is decent; if it promotes social cohesion, well- being and self-dependence". Sustainable housing is defined as "housing that meets the needs of today's people and does not compromise the ability of future generations to meet their needs". The main aim of the thesis to benefit from the results gathered from the case study "Sustainable housing policy in Libya: a case study city of Tripoli" for the purpose of applying the principles of housing sustainability, especially in Tripoli and Libya in general. Additionally the thesis aims to create a good background for the stakeholders, "professionals and users", about the concept of sustainability and its importance for developing serious solutions to the housing problem. Moreover, aims to evaluate the satisfaction of housing users according to the previous housing policies of successive Libyan governments, and to discover the characteristics that should be taken into account for the housing projects that will be implemented in the future. The data was collected through questionnaires covering the three sustainable housing dimensions "environmental, social and economic", perspectives of housing users, and their suitability for the Libyan family today and in the future. The thesis includes a case study of housing projects, which was implemented for the purpose of assessing user satisfaction about the projects to implement the principles of "sustainable housing". The study included four housing projects implemented in the city of Tripoli.
Mevcut binaların dönüştürülmesinde iklim değişikliğine karşı uyumlandırma çalışmaları üzerine bir araştırma
Geçmişte var olan kültürel, sosyal ve tarihi öneme sahip yapılar; ulusal kimliğin, kültürün ve toplumsal yapının bir göstergesi olduğu için sürdürülebilir olmalıdır. Zamanla insanların ihtiyaçları ve konfor koşulları değişmeye başlamış ve bu doğrultuda mekânlar işlevini yitirmiş, atıl kalmış veya yıkılmıştır. Yapıların özgün işlevlerini yitirmelerinin sosyal, kültürel, çevresel ve ekonomik gibi birçok nedeni olabilir. İnsanların konfor koşulları, ihtiyaçları ve günümüzün getirdiği yeni işlevler, binaların belirlenen mekânlara atfedilerek çağa uyum sağlamak için yeniden işlevlendirilmesi veya başka bir deyişle adaptif olarak yeniden kullanılması bu yapıların sürdürülebilirliğini sağlamaktadır. Yeniden işlevlendirme kavramı çerçevesinde, bugüne kadar yapılan çalışmaların çoğu, Kültürel Miras, Endüstri Mirası ve Koruma kavramları ile bağdaştırılarak, geleceğe aktarılmak üzere yeniden işlevlendirilmesi adına yapılmıştır. Ancak günümüzde, sürdürülebilirlik çerçevesinde tüm binaların yıkımı ve yeniden inşa edilmesi değil, var olduğu şekilde, işlevlendirilerek kullanımını sürdürmesi üzerinde durulması gerekmektedir. Mevcutta var olan yapının geleceğe aktarılması, uyumlandırılması ve sürdürülebilirliğin sağlanması için iklim değişikliği ve dayanıklılık konuları ile birlikte ele alınmalıdır. Bu tez çerçevesinde geçmişte var olan yapıları günümüze aktarmak yerine, bugün var olan tüm yapıları geleceğin koşullarına uyarlayarak dönüştürmenin yolları araştırılmaktadır. İklim değişikliğinin doğa ve insanlar üzerinde etkileri olduğu gibi, var olan bir yapının geleceğe aktarılmasında da büyük etkileri olmaktadır. Gelecekte sıcaklık faktöründeki değişim, binalardaki ısıtma ve soğutma ihtiyacındaki yoğunlaşmayı belirlemektedir. Bu bağlamda, yapıların iklim değişikliğine karşı tutumunu görebilmek için, iklim değişikliğine karşı gelecek senaryoları oluşturulmaktadır. Oluşturulan gelecek senaryolarının, yapılar üzerine etkileri irdelenerek, yapı özelinde tasarım önerilerinde bulunulacaktır. Sonuç olarak, tez kapsamında mevcutta var olan bir yapının geleceğe aktarılması ve uyumlandırılması, iklim değişikliği konusuyla birlikte ele alınmıştır. Çalışmada genelden özele doğru bir yöntem izlenmektedir. Tanımlamaları yapılan kavramlar tek bir kavram altında toplanmaktadır. İklim gelecek senaryosu oluşturmak için, Ankara'nın iklim verileri ele alınarak, 2050 ve 2080 yıllarına ait senaryolar oluşturulmuştur. Oluşturulan gelecek senaryolarına bağlı olarak tasarım önerileri getirilecektir. Elde edilen tüm bilgiler örnek bir yapı üzerinden değerlendirilecektir.
Sürdürülebilirlik bağlamında ekolojik tasarım prensiplerinin mimaride uygulanabilirliğinin irdelenmesi
Yirminci yüzyılda sanayileşmenin beraberinde getirdiği makineleşmeye bağlı olarak artan enerji ihtiyacı, toplumların yenilenmesi mümkün olmayan fosil yakıtlara yönelmesi sonucunu doğurmuştur. Günümüzde yenilenemeyen enerji kaynaklarının tükenmesi olgusu, bu kaynakların aşırı kullanımına bağlı olarak ortaya çıkan çevre sorunları ve ekonomik olumsuzluklar, kullanılan enerjinin büyük bir bölümünü tüketen binalarda yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımının yaygınlaştırılmasını gerekli kılmaktadır.Binaların doğal çevreye getirdiği yükün azaltılabilmesi, mimarların çevreye duyarlı yapılar tasarlama sorumluluğunun artmasıyla gerçekleşir. Yenilenebilir kaynak potansiyeli açısından zengin olan ülkemizde, binalarda tükenmeyen enerji kaynaklarını etkin kullanma tekniklerinin kullanıcılar tarafından da öğrenilmesi ve yaygınlaşması gerekmektedir. Böylece çevreye ve ekonomiye verilecek zarar en aza indirilebilir ve doğal kaynaklardan gelecek nesillerin de yararlanabilmesi sağlanır.Ekolojik döngünün devamlılığının sağlanması, canlı yaşamı için hayati önem taşımaktadır. Enerji kullanımından doğan çevre sorunları, ekolojik döngüyü ve dolayısıyla canlı yaşamını tehdit etmektedir. Enerji tüketimindeki payı nedeniyle binaların tasarım ve yapım aşamasında görev alan meslek gruplarının, gerek kentsel ölçekte gerekse bina ölçeğinde çevreye duyarlı, enerjinin etkin kullanıldığı, sürdürülebilir yaşama birimleri ve alanları tasarlaması gerekmektedir. Bununla birlikte mevcut yapıların yapılacak çeşitli müdahaleler ile toplum yararına yeniden ve enerji etkin yapılar halinde kullanılmaları sağlanmalıdır.
Sosyal ve kültürel sürdürülebilirlik kapsamında geleneksel Rize konutlarının incelenmesi
1987 yılında Birleşmiş Milletler tarafından yayımlanan Çevre ve Kalkınma Raporu'nda kullanılan sürdürülebilirlik kavramı; gelecek kuşakların gereksinimlerinin karşılamada ödün vermeden bugünün gereksinimlerinin karşılanması şeklinde tanımlanmış, toplumların gelecek yüzyıllarda var olabilmelerini amaçlayan anahtar bir kelime olarak yerel ve küresel ölçekte kabul görmüştür. Kavram mimarlık disiplininde yapısal faaliyetlerin ekolojik, ekonomik, sosyal ve kültürel boyutları ile yeniden değerlendirilmesini sağlamıştır. Bu nedenle sosyal ve kültürel sürdürülebilirlik kapsamında kültürel mirasın mekânsal özelliklerinin, kullanıcının yaşam biçimi ve alışkanlıklarının incelenmesi, bu yapıların korunması ve gelecek nesillere aktarılması için stratejiler üretilmesi önem kazanmaktadır. Bu çalışma Rize'de çoğunlukla Türk ve Laz halkın yaşadığı köylerde kullanılan geleneksel konutların mekânsal yapısının incelenmesine ve korunmasına odaklanmaktadır. Çalışmanın amacı sosyal ve kültürel sürdürülebilirlik kapsamında Rize kırsalında genellikle Türk ve Laz halk tarafından kullanılan geleneksel konutların yapısal/mekânsal özelliklerini yerleşim, yapım teknikleri, malzeme kullanımı ile değerlendirmek, kullanıcı yaşam biçiminin mekâna nasıl yansıdığını araştırmak ve konutların korunması için öneriler sunmaktır. Çalışmanın ilk bölümünde amaç, kapsam, hipotez ve sınırlıklar tanımlanmış, ikinci bölümünde sürdürülebilirlik ve geleneksel konutlara yönelik kavramsal çerçeve oluşturularak kapsamlı bir literatür araştırması yapılmıştır. Çalışmanın üçüncü bölümünde Doğu Karadeniz Bölgesi geleneksel konutlarının mekânsal yapısı yerleşim özellikleri, yapım tekniği, cephe düzeni, iç mekân özellikleri ve konuta yardımcı elemanları (serender) ile Rize kentinin tarihsel gelişimi, coğrafi konumu, demografik, sosyal ve ekonomik yapısı ile Rize geleneksel konutlarının mekânsal yapısı incelenmiştir. Çalışmanın dördüncü bölümünde araştırmanın yöntemi tartışılmış, alan çalışması için belirlenen köylerde analizler yapılmış ve bulgulara yer verilmiştir. Çalışmanın son bölümünde sonuçlar ve geleneksel konutların korunmasına yönelik öneriler sunulmuştur.
Yalın proje teslim sistemi ve sürdürülebilir inşaat ile ilişkisi
İnşaat sektöründe çalışan pek çok şirket için kaçırılan teslim tarihleri ve artan maliyetler büyük bir sorun teşkil etmektedir. İnşaat projelerinde maliyet, zaman ve kaliteyi optimize etmek çok önemlidir. Bunun için planlama, tasarım, inşaat hızının, bütçenin ayarlanması ve proje paydaşları arasındaki koordinasyonun sağlanması gerekmektedir. Bu nedenle mevcut proje teslim yöntemleri ile rekabet edebilecek yeni proje teslim yöntemlerinin kullanılmasına ihtiyaç vardır. Bu çalışmada Yalın Proje Teslim Sistemi ve uygulanması için ihtiyaç duyulan Yalın Teknik ve Araçlar anlatılarak, Sürdürülebilir İnşaat ile ilişkisi ele alınmıştır. İnşaat projelerinde doğru proje teslim yöntemini seçmek büyük önem taşımaktadır. 2000 yılında Glenn Ballard tarafından tanıtılan Yalın Proje Teslim Sistemi geleneksel proje teslim sistemlerinin aksine birçok avantaj sağlamaktadır. İsrafı ortadan kaldırmak, bilgi akışışını sağlamak, maliyetleri düşürmek, tüm ekip üyelerinin ve müşterinin memnuniyetini arttırmak en önemli avantajlarından ve ana amaçlarındandır. Yalın Proje Teslim Sistemi'ne ek olarak inşaat projelerinde sürdürülebilirliği uygulayarak daha az çevresel zarar ve daha çok toplumsal fayda sağlamak mümkün olur. Toplum ve çevreyi projeye paydaş olarak dâhil ederek Yalın Proje Teslim Sistemi'nin başarısı attırılabilir. Bu çalışmada Türkiye şantiyelerinde çalışan inşaat mühendislerinin yalın ve sürdürülebilir davranışlara olan yatkınlıkları analiz edilmiş, çıkan sonuçlardan yola çıkarak Yalın Proje Teslim Sistemi ve Sürdürülebilir İnşaat uygulamalarının Türkiye inşaat sektöründe hayata geçirilebilmesi için öneriler sunulmuştur.
LEED sertifikalandırma sisteminin enerji performansı ile ilgili uygulama sorunlarının bir ofis binası üzerinden sorgulanması
Günümüzde azalan kaynaklar ve çevresel sorunlar enerji ihtiyacını giderek arttırmakta, bu bağlamda binaların sürdürülebilirliğini belgelendiren gönüllü sertifikalandırma sistemleri gün geçtikçe önem kazanmaktadır. Bu sistemlerden biri dünyada yaygın kullanıma sahip LEED (Leadership in Energy and Environmental Design)'dir. Tez çalışmasında LEED'in öngördüğü enerji performansı ile ilgili hedeflerle uygulama sonuçlarının ne kadar örtüştüğü sorgulanmak istenmiştir. Bu amaçla; sürdürülebilirlik ölçütleri ele alınmış, LEED yapılanması anlatılarak içeriğindeki enerji performansı ile ilgili ölçütlerin analizi yapılmıştır. Alan çalışmasında LEED Platin sertifikalı mevcut bir ofis binası üzerinden; puanlamasının sürdürülebilirliğin ölçütleriyle uygunluğu sorgulanmış, uygulamada yaşanan sorunlar yerinde gözlem ve yetkililerle görüşme yöntemleriyle saptanarak karşılaştırmaları yapılmıştır. Çalışma sonunda; sorunların nedenleri değerlendirilerek sistemin uygulamadaki enerji performansının iyileştirilmesine yönelik yapılması gerekenler belirlenmiştir.
Yapı bilgi modelleme sistemi ile sürdürülebilir ve enerji tasarruflu konut tasarımı
Küresel ölçekte enerji talebi katlanarak artmaktadır ve bu enerji talebinin büyük çoğunluğu yenilenemez enerji kaynakları tarafından karşılanmaktadır. Binalar, dünya genelinde toplam enerji kullanımının %35'ini oluşturmaktadır. Yeni yapılacak binalar mevcut konut stokunun sadece %1'lik kısmını oluşturmaktadır. Dolayısıyla, mevcut binaların enerji performansının güçlendirme stratejileri ile yükseltilmesi küresel enerji tüketimini ve sera gazı emisyonlarını azaltmak için önemli fırsatlar sunmaktadır. Yapı Bilgi Modelleme (BIM) teknolojisi, binaların yaşam döngüsünün tüm aşamalarında verimliliği ve etkinliği artırmak için kullanılan bir süreç ve buna karşılık gelen teknoloji olarak kabul edilir. BIM, mevcut binaların modellerini oluşturarak, alternatifler önererek, bu alternatifler için bina performansını analiz ederek ve karşılaştırarak güçlendirme önlemlerinin enerji performansını tahmin etmek için kullanılabilir. Bu çalışmada, BIM'in mevcut binaların yenileme çalışmalarında etkinliğini araştırmak ve uygulanabilir ve optimize edilmiş güçlendirme teknikleri hakkında öneriler geliştirmek için örnek bir konut özelinde uygulama çalışması yapılmıştır. Hali hazırda kullanılan bir konutun enerji performansı Autodesk Revit ve Green Building Stuido (GBS) entegrasyonu ile hesaplandıktan sonra binanın enerji performansını arttırmak için 8 parametre belirlenmiştir: bina yönlendirilmesi, bina kabuğu (duvar, çatı, ısı yalıtımı, pencere ve cephe saydamlık oranı), aydınlatma ve fotovoltaik panel. Bu parametreler özelinde seçenekler geliştirilmiş, 192 alternatif senaryo oluşturulmuş ve enerji analizleri yapılmıştır. Son olarak, her parametre için belirlenen en uygun uygun senaryonun kullanılmasıyla oluşturulan alternatif bina ile mevcut bina arasında kıyaslama yapılmıştır. Ayrıca, güçlendirme çalışmalarının ilk yatırım maliyetleri ve binada sağladığı tasarruflar göz önüne alınarak yatırımların geri dönüş süreleri hesaplanmıştır. Sonuçlar; enerji tüketimi (yıllık / yaşam boyu) (yakıt ve elektrik), maliyet (yıllık / yaşam boyu) , enerji kullanım yoğunluğu ve CO2 salınımı miktarına göre değerlendirilmiştir. Mevcut durumda 465974 TL olan yaşam döngüsü enerji maliyeti, optimum alternatif senaryo için 186798 TL'dir. Yıllık yakıt tüketiminde %61, elektrik tüketiminde ise %64 tasarruf sağlanmıştır. Güçlendirme yöntemlerinin toplam maliyeti 275050 TL'dir. Güçlendirme çalışmalarının yatırım maliyeti ve sağladığı yıllık tasarruf göz önüne alınarak geri dönüş süresi yaklaşık 12 yıl olarak hesaplanmıştır. Son olarak, GBS simülasyon aracından elde edilen bina enerji performans sonuçlarının doğruluğunu tespit etmek amacıyla, sonuçlar mevcut binanın gerçek enerji tüketim verileriyle karşılaştırılmıştır. GBS simülasyon sonuçlarının yakıt için gerçek veriler ile arasında %11 fark bulunması güvenilir sonuçlar sağladığını kanıtlarken, elektrik için %296 fark bulunması GBS'nin bu çalışma özelinde elektrik tüketimi / maliyeti hesabı için doğru sonuçlar vermediğinin göstergesidir. Anahtar Kelimeler: Yapı bilgi modelleme, Sürdürülebilir mimarlık, Bina performans analizi, Enerji analizi, Bina güçlendirme, Revit, Green building studio
Yapı bilgi modelleme teknolojisi ile sürdürülebilir yapı tasarımı
Günümüzde artan konfor ihtiyacı ile beraber özellikle konutların ve beraberinde tüm yapıların enerji ihtiyaçları kısa vadede yerine yenisi konamayacak fosil enerji kaynaklarından karşılanmaktadır.Bu sebeple fosil kaynak rezervlerinde gelecek nesillerin enerji gereksinimlerini tehdit edecek ölçüde azalma meydana gelmekte ve fosil kaynak kullanımına bağlı çevre sorunları oluşmaktadır. Yapıların inşaat aşamasından başlayıp yaşam süreçlerini bitirdikleri evreye kadar kullandıkları enerji miktarının oldukça yüksek olduğu gözlemlenmiştir. Tasarım aşamasında alınan yanlış kararlar sebebiyle inşaat ve yapı kullanım evresinde mekanik enerji kullanımı üzerinde ilave bir baskı oluşturmaktadır. Her alanda olduğu gibi yapı sektöründe de seçim olmaktan çıkıp bir zorunluluk haline gelen "Sürdürülebilirlik" yaklaşımı, temel ilkeleri ve uygulama yöntemleriyle kentsel ve yapısal ölçekte incelenmiştir. "Yapılarda Sürdürülebilirlik" kavramı, yapım sürecinin erken aşamalarında alınan tasarım önlemleri ile tasarım ve analiz desteği veren programlar incelenmiştir. K- Odak isimli kütüphane yapısı " Autodesk Revit" programı kullanılarak modellenmiş ve " Autodesk Insıgt "enerji simülasyon programı ile enerji analizi yapılmıştır. Daha sonra farklı iyileştirme çalışmaları ve senaryolarla tezin ana fikri olan "Sürdürülebilirlik" konusu ve bu konunun "Yapılarda Enerji Korunumu ve Tasarrufu" konusu ile olan ilişkisi desteklenmiştir.
Sürdürülebilir yapı malzemelerinin mimari tasarımdaki rolü
Günümüzde insanların neden olduğu çevresel, toplumsal ve ekonomik sorunlara ortak çözümler üretmek için sürdürülebilirlik kavramı ortaya çıkmıştır. Sürdürülebilirlik kavramı kapsamında ulusal ve uluslararası düzeyde yürütülen ortak çalışmalarda insanları üretim ve tüketim konusunda bilinçlendirmek amacıyla bazı kampanyalar, standartlar ve yasal düzenlemeler yapılmıştır. Bu yasal düzenlemelerin çoğu inşaat sektörü için yapılmıştır. Bunun nedeni ise inşaat sektörünün, doğal kaynakların ve enerjinin büyük bir bölümünü kullanması ve sektörler arasında çevreye ve insan sağlığına en çok zarar veren sektör olmasıdır. Bu yasal düzenlemeler ve ortak çalışmalar sonucunda inşaat sektöründe sürdürülebilirlik kavramının yapı tasarımına etkisiyle birlikte sürdürülebilir yapılar inşa edilmeye başlanmıştır. Sürdürülebilir yapılar tasarlanırken yapının yaşam süresi boyunca çevreye verdiği zarar en aza indirilmeye çalışılarak doğa ile uyumlu tasarımlar oluşturulması amaçlanmaktadır. Çevreye verilen zararı en aza indirmeyi sağlayan etkenlerden biri de yapılarda sürdürülebilir yapı malzemesi kullanılmasıdır. Bu çalışmada sürdürülebilirlik kavramı, sürdürülebilir mimari, sürdürülebilir yapı malzemelerinin özellikleri, yaşam döngüsü süreçleri, sürdürülebilir yapı sertifikalandırma sistemleri ve sürdürülebilir yapı malzemelerinin binalarda kullanımı hakkında genel bilgiler verilmektedir. Daha sonra, sürdürülebilir yapı malzemeleri, düşük oluşum enerjisine sahip biyo-bazlı malzemelerden üretilen sürdürülebilir yapı malzemeleri, geri dönüştürülmüş malzemelerden üretilen sürdürülebilir yapı malzemeleri, yerel doğal kaynaklardan üretilen sürdürülebilir yapı malzemeleri olmak üzere üç başlıkta incelenmektedir. Ardından sürdürülebilir yapı malzemelerinin mimari tasarımdaki rolünün anlaşılması ve tasarımcılar, araştırmacılar ve öğrenciler için farkındalık yaratılması amacıyla malzeme ve yapım teknikleri açısından öncü ve özgün tasarımlara sahip sürdürülebilir yapı örnekleri irdelenmiştir. Son olarak tez kapsamında yürütülen çalışmalar sonucunda elde edilen bilgiler değerlendirilerek günümüz koşullarında inşaat sektöründe sürdürülebilir yapı malzemelerinin kullanımına yönelik önerilerde bulunulmuştur.
Psikososyal yaşama uygun ekolojik konut tasarımı: Siirt kurtalan örneği
Konutun oluşturulması ve konut kullanım süreci günümüzde yarattığı çevresel etkiler sebebiyle büyük bir sorumluluk olarak görülmektedir. Günümüz konut inşasında bu sorumluluğun göz ardı edilerek konutun sadece barınma amacıyla oluşturulması ve kullanılması birtakım sorunlar ortaya çıkarmaktadır. Konut inşası sırasında, öncesinde ve konut kullanımında harcanan enerji, kaynak ve malzemelerin israfı, ortaya çıkan atık miktarı detaylı olarak ele alınmayı gerektiren başlıca sorunlardır. Çalışmada bu sorunlara çözüm bulmak ve doğaya zarar vermeden artan konut ihtiyacını gidermek hedeflenmektedir. Çevresel sorunlara, konut ve kullanıcı ilişkisine uygun tasarım çözümleri sunmak; konut tasarımını çevresel sorunlara karşı bir çözüm olarak değerlendirmek amaçlanmaktadır. Nüfusa paralel olarak artan konut sayıları göz önüne alındığında yapılacak tasarım modelinin çevre dostu olması ve gelecek nesillerin devamlılığı için ekolojik ilkeler doğrultusunda oluşturulması gerekmektedir. Çalışmada çevresel sorunların çözümünde etkin rol oynayabilecek konutun aynı zamanda günümüz modern yaşam koşullarını destekleyerek toplumun her kesiminin edinebileceği şekilde yaygınlaştırılması hedeflenmektedir. Ekolojik ve permakültür konut tasarımı ile enerjiyi etkin şekilde kullanmak, su korunumunu sağlamak, atık maddeleri geri dönüştürerek tasarım sürecinde yapıya entegre etmek çalışmanın ana konularını oluşturmaktadır. Bu kapsamda oluşturulan çalışmanın amacı insanların içinde rahat yaşayabileceği aynı zamanda çevre ile uyumlu ekolojik konutlar yaratarak onların sosyal yaşantılarına uyumlu mekânlar tasarlamaktır. Bu kapsamda sosyal, psikolojik, ekonomik, ekolojik ve doğa dostu bir tasarım geliştirilmiştir. Çalışmada her dönem ihtiyaç duyulan barınma sorununu çözerken; insan sağlığına zarar vermeyen, insanların psikolojik ve sosyal yaşamlarını destekleyen bir fonksiyon oluşturulmuş ve bu prensip doğrultusunda öneri konut modeli tasarlanmıştır. Öneri konut tasarımında; konut sektöründe geri dönüşümü olmayan, insan sağlığına zararlı malzemeler kullanılarak tasarlanan yapıların önüne geçilmesi ve tasarlanan konutun dünya geneline hitap edebilmesi hedeflemiştir. Anahtar Kelimeler: Ekolojik, konut tasarımı, psikososyal yaşam
Hasta odası duvar renklerinin kullanıcı algısı üzerindeki etkileri
Mimari tasarımlarda önemli bir parametre olan renk, bir mekânın kimliğini belirleyen ve kullanıcılarının psikolojik ve kişisel izlenimlerini etkileyen kritik bir unsurdur. Mekân rengi, kullanıcılarını dolaylı ve dolaysız olarak duyuşsal, estetik ve fiziksel olarak etkilemektedir. Bu bağlamda, hasta odalarındaki renk düzeni, kullanıcılarının fiziksel ve psikolojik olarak özel bir durumda olmaları ve odada geçirdikleri süre bakımından daha titizlikle üzerinde durulması gereken önemli bir konudur. Hastalar, odada kaldıkları süre içerisinde çevresel renklerden farkında olarak veya olmayarak etkilenirler. Dolayısıyla bu renkler, hastayı rahatlatmalı, sakinleştirmeli ve hastanın daha pozitif hissetmesine katkı sağlamalıdır. Tür, değer ve doymuşluk bağlamında, insanların iki buçuk milyon kadar rengi ayırt edebildiği göz önüne alındığında, hangi renklerin hastalar üzerinde daha olumlu etki bırakacağı titizlikle araştırılması gereken bir konudur. Bu tez çalışmasında, hasta odalarında kullanılacak renklerin nasıl olması gerektiği ve mekân duvar renklerinin hastalar üzerindeki etkilerini anlayabilmek adına bir araştırma yapılmıştır. Çalışma kapsamında benzer çalışmalar araştırılmış ve belirli parametreler göz önüne alınarak bir deney tasarlanmıştır. Hastanede yatan gerçek hastalarla gerçekleştirilen bu çalışmada, bir hastanenin hasta odası görselleştirilerek Munsell Renk Sistemi'nden seçilmiş on iki kromatik ve iki akromatik (beyaz ve gri) renk duvarlarına uygulanmıştır. Görselleştirilmiş on dört duvar rengi hastalara bilgisayar ekranından gösterilmiş ve on üç farklı sıfatı içeren ve beş kademeden oluşan "Anlamsal Farklılaşma Ölçeği" ve duvar rengi beğeni derecesini ölçen on kademeli "Likert Ölçeği" içeren bir anket aracılığıyla hastalara uygulanmıştır. Anketin son aşamasında, "Hasta Odasının Hangi Renklerde Olmasını İsterdiniz? Tarif Edebilir Misiniz?" sorusuyla hastaların hasta odasında görmek istedikleri duvar renkleri hakkındaki görüşleri alınmıştır. Çalışmadan elde edilen veriler değerlendirilmiş ve anlamlı sonuçlar elde edilmiştir.Tezin giriş bölümünde, literatür özeti, tezin kapsamı ve tezin hipotezi aktarılmıştır. Birinci bölümde ise, renk, renklerin algılanması, renk ve rengin mekân algısındaki rolü, mimari mekânlarda renk kullanımı ve mekân fonksiyonu ve renk kullanımı konularında genel bilgilere yer verilmiştir. İkinci bölümde, hasta odaları ve hasta odalarındaki renk düzeni ve kullanımı üzerinde durulmuştur. Üçüncü bölümde, hasta odası renk düzenlerinin kullanıcılar üzerindeki etkilerini değerlendirmek için kullanılan araştırmanın yöntemi açıklanmış, anket sonucunun bulgularına yer verilmiştir. Sonuç bölümünde ise, bulgularda elde edilen sonuçlar değerlendirilmiş, analiz edilmiş ve literatürdeki verilerle karşılaştırılmıştır.
Geleneksel mimarideki ekolojik ölçütlerin değerlendirilmesi: İzmir-Şirince örneği
21. yüzyıldaki çevre sorunları göz önüne alındığında, bu sorunların giderilmesi ve gelecek nesillerin kaynak ihtiyaçlarının tehlikeye girmemesi açısından sürdürülebilirlik kavramı oldukça önem arz etmektedir. Günlük yaşamda kullanılan enerjinin ciddi bir kısmı konut içerisinde tüketilmektedir. Konut içerisindeki enerjinin ise büyük kısmı, ısıtma ve soğutmaya harcanmaktadır. Konutlar; inşa, kullanım ve yıkım süreçleri ile de toplam enerji tüketimi içerisinde ciddi bir paya sahiptir. Yapıların çevre verilerine uymaması enerji kayıplarına neden olmaktadır. Geleneksel mimari örneklerinin ise enerji konusunda oldukça verimli ver sürdürülebilir olduğu görülmektedir. Bu çalışmada alan olarak İzmir'in Selçuk ilçesinin Şirince köyündeki geleneksel konutlar seçilmiştir. Çalışmanın probleminin belirlenmiş ardından yapılan literatür taraması ile sürdürülebilirlik ve ekoloji kavramlarının, mimari tasarım ve geleneksel mimari ile ilişkileri ortaya konmuştur. Mimarideki ekolojik değerlendirme kavramı açıklanmış ve dünyadaki yaygın sistemler incelenmiştir. Bu sistemlerin değerlendirme ölçütleri ve puanlama sistemlerine yer verilmiştir. Bu sistemlerin kriterleri ve yerel koşullar göz önüne alınarak yeni bir değerlendirme sistemi oluşturulmuştur. 24 maddeden oluşan bu sistemin kriterleri üç ana başlıkta oluşmaktadır: • Arazi Kullanımı ve Çevresel Veriler • Enerji, Kaynak ve Malzeme Kullanımı • Tasarım ve Konfor Ardından bu sistem Şirince Köyü'nde seçilen geleneksel dokusunu kaybetmemiş beş ve üzerinde test edilmiştir. Yapılan bu ekolojik değerlendirme sonucunda geleneksel mimari örneği olan Şirince Köyü'deki tasarım ölçütleri tespit edilmiştir. Bu tasarım ölçütleri İzmir bölgesinde için tasarlanacak konutlar için öneri olarak sunulmuştur.