Tanzimat Period
144 theses under this subject heading
Tanzimat'tan I. Meşrutiyet'e Antakya'nın sosyo-ekonomik yapısı (1839-1876)
Tanzimat dönemi (1839-1876), Osmanlı Devleti'nde bir taraftan klasik devlet anlayışının devam ettiği, diğer taraftan modernleşme sürecinde meydana gelen birtakım yeniliklerin uygulama alanı bulduğu bir dönemdir. Tanzimat Fermanı'nın ilan edilmesiyle birlikte devletin her kademesinde, merkezden taşraya doğru yayılan bir değişim ve dönüşüm başlamıştır. Bu dönemde Halep eyaletine bağlı bir kaza olan Antakya'da da bu değişim ve dönüşümü görmek mümkündür. Antakya'da ilk dönüşüm, idari alanda gerçekleşmiştir. Yerel yönetici konumundaki mültezimlerin yerine sırasıyla zaptiye müdürü ve kaymakamlar atanmıştır. Kaza, idare meclisinin oluşturulmasına kadar yeni bir örgütlenme biçimi olan muhassıllık meclisiyle idare edilmiştir. XIX. yüzyılın ortalarından itibaren gerek sosyal güvenlik konusunda, gerekse koruyucu sağlık uygulamaları kapsamında merkezde oluşturulan eytam sandıkları ve salgın hastalıklara karşı geliştirilen karantina faaliyetleri, Antakya kazasında da uygulanmıştır. Sosyal devlet anlayışı çerçevesinde vakıflar idaresinde meydana gelen merkezileşme sürecinde, Antakya Evkaf Müdürlüğü 8 Ağustos 1849 tarihli tahrirat ile müstakil hale getirilmiştir. Dönemin gereği olarak merkezin tarım ve sanayiyi geliştirmeye yönelik atılımları da Antakya kazasında etkili olmuştur. "Islah-ı Sanayi Komisyonu" çerçevesinde özel teşebbüse önem verilmiş, 1868'den itibaren Antakya'da ilk defa fabrika kurma girişimi gerçekleşmiştir. Vergiler ise herkesin ekonomik gücüne göre, senede iki taksit şeklinde toplanmıştır. İç ve dış ticaretin yoğun olduğu şehirde vergilerin herkesin gelirine göre alınması ticareti canlandırmış, bu durum devlete çeşitli isimler altında verilen vergi gelirlerinin artmasını sağlamıştır. Bu yeni vergilendirme düzeni içerisinde gerçekleştirilen emlak tahriri 1864-1865 yılları arasında tamamlanmıştır. Doktora tezi olarak hazırlanan bu çalışmada, Tanzimat dönemi uygulamalarının sosyo-ekonomik açıdan Antakya kazasına yansımalarının tespit edilebilmesi amaçlanmıştır. Çalışmanın temel kaynaklarını; şeriyye sicilleri, merkez-taşra arasında yapılan yazışmalar, devlet ve vilayet salnameleri, kronikler ile araştırma ve inceleme eserleri oluşturmaktadır.
Nüfus ve Temettüat defterlerine göre Beşkonak nahiyesi ve Işıklar karyesinin sosyo-ekonomik durumu (1844-1845)
Osmanlı Devleti'nin kuruluşundan yıkılışına kadar en önemli gelir kaynağını vergiler oluşturmaktaydı. Daha önce tür ve miktar bakımından çeşitlilik gösteren vergiler 1839 Tanzimat'ın ilanından sonra birçok alanda(ekonomik, sosyal, tarımsal) olduğu gibi vergi alanında da yeni düzenleme yapılmış, vergi sistemindeki eski karışıklık giderilmiş ve daha sade bir hal almıştır. Vergi miktarı ve türünü belirlemek amaçlı temettü sayımları yapılmıştır. Vergiler kişinin yıllık kazancına göre hesaplanıp kayıt altına alınmıştır. Kayıtların tutulduğu defterlere de Temettüat Defterleri denilmiştir. Yüksek lisans tezi olarak yaptığım bu çalışma Teke Sancağının Serik kazasına bağlı Beşkonak Nahiyesi ve Işıklar karyesi Temettüat Defterleri transkribe edilerek temel kaynak olarak kullanılmıştır. Defterlerden elde edilen bilgi ve bulgulardan yola çıkarak bölgenin ve dönemin demografik, sosyal, ekonomik hayatı üzerine bir nebze de olsa ışık tutmaya çalışılmıştır. Beşkonak Nahiyesine ait defter ML.VRD.TMT.d koduyla 10537 numaralı defterdir. Bu defterin ebadı 18,7x88'dir. Defterin kaydedildiği tarih H.1260-1261/M.1844-1845'tir. Yazılı sayfa adedi 79, boş sayfa adedi 13 olup toplam 92 sayfadan müteşekkildir. Beşkonak nahiyesi karyeleri Karye-i Nefs-i Bucak, Karye-i Karadut, Karye-i Karabük, Karye-i Serik Der Karabük, Karye-i Tazı, Karye-i Bozyaka, Karye-i Bolasan, Karye-i Karataş olup toplamda 8 karyeden oluşmuştur. Işıklar karyesine ait defter ise ML.VRD.TMT.d kodlu 10538 numaralı defterdir. Ebadı 18x51 olup, toplam numaralı sayfa adedi 60'tır. Bu defter de H.1260-1261/M.1844-1845 yılları arasında tutulmuş resmi kayıtlardır. Anahtar Kelimeler: Osmanlı Devleti, Tanzimat, Temettüat, Vergi.
Nizam-ı Cedid'ten Tanzimat'a Osmanlı zihniyet yapısının çözümlenmesi bağlamında Batı'nın siyaset bilimi kavramlarının (Özgürlük, eşitlik, vatan ve millet) dönüşümü
Osmanlı Modernleşme Tarihinin başlangıcı meselesi üzerine yapılan çalışmalar, ekseriyetle Sultan III. Selim'in başlattığı Nizam-ı Cedid dönemi ile Sultan II. Mahmud saltanatının sonlarında ortaya çıkan Tanzimat dönemi arasında değişkenlik göstermektedir. Osmanlı Devleti'nin modernleşme serüveninin teşekkülü ile alakalı cevapların farklı olmasının nedeni, araştırmacıların meseleyi hangi bağlam üzerinden değerlendirdikleri ile yakından alakalıdır. Biz çalışmamızda meseleye, Osmanlı'nın siyasi zihin yapısı üzerinden cevap aramaya çalıştık. Fransız İhtilali ile sonrasında ortaya çıkan özgürlük, eşitlik, millet ve vatan kavramları, Avrupa siyasi söylemini belirleyen kavramlar olarak ortaya çıkmıştır. Avrupa'nın bu siyasi dönüşümü karşısında Sultan III. Selim'in Osmanlı Devleti'ni muhafaza edebilmek için Avrupa'da ilk ikamet sefirlikleri açması, iki farklı zihniyetin karşılaşması bağlamında önemlidir. Özellikle sefirlerin Avrupa'da siyasi söylem anlamında karşılaştıkları özgürlük, eşitlik, millet ve vatan kavramlarını nasıl idrak ettikleri ve tanımladıkları, Osmanlı siyasi düşüncesini anlamak için kıymetlidir. Özellikle Nizam-ı Cedid ile birlikte Osmanlı Devleti'nde gerçekleştirilen köklü ıslahatların gayesinin Avrupa siyasi düşüncesi ile eklemleme mi yoksa kendi fikri mirası üzerinden kendini tanımlama mı olduğu soruları çalışmamızın yanıtlamaya çalıştığı konulardan birisidir. Dolayısıyla Osmanlı siyasi düşünce mirasını besleyen bir takım ahlaknameler, söz konusu ettiğimiz kavramlar bağlamında ele alınmaya çalışılmıştır. Böylece ahlaknamelerin siyasi teklifinin, esasında nasıl bir varlık anlayışına sahip olduğu ortaya çıkacaktır. Sultan II. Mahmud'un saltanatı ile birlikte değişen siyasi ve sosyal şartlar karşısında Avrupa'ya sefir olarak giden Mustafa Reşid ve Sadık Rıfat Paşalar, Osmanlı Devleti'nin muhafazası için devletin Avrupa siyasi uyumuna katılmasını önermişlerdir. Bu doğrultuda söz konusu ettiğimiz kavramlar bağlamında köklü ıslahatlara girişerek, Tanzimat Fermanı'nın ilan edilmesine neden olmuşlardır. Nitekim bu durum Tanzimat'ın, Osmanlı siyasi düşüncesinden kopuşu mu temsil edip etmediğini ortaya çıkaracaktır.
Tanzimat'tan Cumhuriyet'e Söğüt (1839-1923)
Kuruluşa ve Kurtuluşa beşiklik yapan Söğüt'ün tarihini milattan öncesine dayandırmak mümkündür. Bilinen ilk ismi İTEA'dır. Bizans döneminde THEBASİON veya SEBASİYON diye isimlendirilmiştir. SAFSAF ve BİD kelimelerinin ?Söğüt Ağacı? anlamına gelmesi sebebiyle Müslüman Türkler bu yöreye ?SÖĞÜT? demişlerdir.13. yüzyılda Kayı Boyu Söğüt'e yerleşmiştir. Bursa'nın fethine kadar Os¬manlı Devleti'nin başkenti olmuştur. 1921-1922 yıllarında üç kez Yunan işgaline uğ¬rayan Söğüt, neredeyse tamamı yakılıp yıkılmıştır. Eskiye ait pek fazla bir şeyi kalmayan Söğüt, Cumhuriyet döneminde yeniden inşa edilmiştir. Kuruluş ve Kur¬tuluşa beşiklik eden Söğüt İlçesinde, her yıl Eylül Ayının ikinci hafta sonu yeni nesillerimize Ecdada saygı ve vefa duygusunun, vatan sevgisinin verildiği, birlik ve beraberliğimizin pekiştirildiği ?Ertuğrul Gaziyi Anma ve Söğüt Şenlikleri? düzenlenmektedir.Kurtuluş Savaşının en çetin geçtiği yerlerden birisi de Metristepe'dir. Metristepe bölgeye hakim bir yer olup, İnönü Savaşları bu bölgede yapıl¬mıştır. II. İnönü Zaferi kazanıldığında, Mustafa Kemal Paşa, İsmet Paşa'ya çektiği telgrafta " Siz orada yalnız düşmanı değil milletin makus talihini de yendiniz dediği yerdir. Kazanılan zaferlerin ve aziz şehitlerimizin adına bir anıt yaptırılmış¬tır.Anahtar Kelimeler: Söğüt, Metristepe, Cumhuriyet, Kayı
Tanzimat Dönemi romanlarında elit ve entelektüel temsili
Modern kültürel arayış, sosyal, siyasal, ekonomik, hukuki ve bilimsel alanda yeni bir bilinçli yapılanmaya işaret eder. Bu bilinçli inşa süreci toplumsal tabakalaşma sisteminde yeni sınıfların, farklı zümrelerin, modern düşünce öncülerinin, evrensel kültür adamlarının ortaya çıkmasını zorunlu kılar. Modernleşmeyle birlikte Batı'nın toplumsal gerçekliklerine tekabül eden bazı kavramların Türk yazınında ne tür bir gerçekliğe işaret ettiği tartışılır bir konudur. Bu argümanın kapsamını oluşturan kavramlardan ikisi 'elit' ve 'entelektüel'dir. Çalışma, 'elit' ve 'entelektüel' kavramlarının Tanzimat Dönemi romanlarında ne şekilde temsil edildiğini çözümlemeyi amaçlar. Son dönem Osmanlı'nın modernleşme çabaları, Tanzimat reformları, Batılılaşma ve yenileşme girişimleri bu dönemin ve konunun seçilmesinde etkili olmuştur. Böylece konu bağlamında çizilen çerçevede ilk olarak elit ve entelektüel kavramlarının tanımı ve tarihsel gelişim-dönüşüm evreleri verilmiştir. Tarihsel süreçte bu kavramların zihinsel olarak ortaya çıkış koşulları, farklı toplumlarda ve kamusal alanlarda anlamlandırılma biçimleri, literatüre dâhil edilmeleri, bireysel tanımlamalara, teorik olarak hangi sınıflandırmalara ve kuramlara tabii tutulduğu bir bütünlük içerisinde sunulmuştur. Tanzimat döneminin zihinsel, ekonomik, sosyal, hukuki, siyasal yapılanmasını anlamak roman karakterlerini çözümlemek adına önem arz eder. Bu nedenle ikinci aşamada elit ve entelektüel kavramlarının Osmanlı-Türk modernleşmesinde nasıl bir portre çizdiği açıklanmıştır. Kavramların tarihsel süreç içerisinde işaret ettikleri sosyal, kültürel, siyasal, ekonomik ve zihinsel pratikler 'zamanlarına ait insanlar' söylemini anlamlı kılar. Tanzimat dönemi yazarları yeni bir tür olan romanla bu anlamlandırılan pratiklerin ilk temsillerini yaratmışlardır. Romanlardaki karakterler dönemin gelişmeleri çerçevesinde bilgi, uzmanlık, özgürlük, kültür üreticisi-aktarıcısı, sürgün, yabancılaşma gibi özelliklerle entelektüel temsillerini; zenginlik, prestij, statü, ahlak gibi toplumsal kaynaklar ile karizma, motivasyon, enerji, zaman gibi bireysel kaynakların harmanlanmasıyla da elit temsil biçimlerini yansıtmada ayna görevi görür. Böylece araştırmaya konu edilen elit ve entelektüel temsili Ahmet Mithat Efendi'nin Felatun Bey'le Rakım Efendi, Namık Kemal'in İntibah, Recaizade Mahmut Ekrem'in Araba Sevdası, Samipaşazade Sezai'nin Següzeşt, Hüseyin Rahmi'nin Şıpsevdi, Fatma Aliye Hanım'ın Muhadarat, Mizancı Murat'ın Turfanda mı Yoksa Turfa mı? adlı romanlarındaki karakterlerden hareketle içerik ve söylem analizi yöntemiyle saptanmaya çalışılmıştır. Romanların çözümlenmesiyle yapılan tespitler sonucu elit ve entelektüel temsilleri sınıflandırılmıştır. Entelektüel temsilleri: Amatör entelektüeller, kültürel sembollerin kullanıcıları, aktarıcıları, üreticileri olarak tekrarlayıcı ve yaratıcı entelektüeller, 'insan özgürlüğünü ve bilgisini artırma' amacı taşıyan entelektüeller, sürgün entelektüeller. Elit temsilleri ise: Servet sahibi alafranga elitler, ekonomik ve kültürel sermaye sahibi elitler, "üst ahlaksızlık" söylemi çerçevesine elit temsili olmak üzere üç gruba ayrılmıştır. Bunun yanı sıra elit dolaşımı teorisi de romanların çözümlenmesiyle Fazıla'dan Peyman'a, Peyman'dan Fazıla'ya elit dolaşımı ve ekonomik elitlerin dönüşümü olarak incelenmiştir.
Tanzimattan II. meşrutiyete Türk edebiyatında biyografi
Tanzimat dönemi, Türk Edebiyatında Batı edebiyatının tesiriyle yeni edebî türlerin ortaya çıktığı, önceden beri var olan türlerin de değiştiği bir dönemdir. Bu dönemde değişim gösteren edebî türlerden biri de biyografidir. Biyografi hakkında yapılan çalışmalarda genellikle bu edebî türün Eski Türk Edebiyatındaki tezkire geleneğinden etkilendiği ancak Tanzimat döneminden itibaren yavaş yavaş Batı edebiyatı etkisine girdiği anlatılır. Fakat bu çalışmalar söz konusu gelişimin seyrini gösterecek yapıda değildir. Elinizdeki tez çalışması, söz konusu eksikliği gidermek amacıyla yapılmıştır ve 1860-1908 yılları arasında biyografi türünde yayınlanan matbu eserlerin incelenmesinden müteşekkildir. Böylece Tanzimat döneminden II. Meşrutiyet dönemine kadar geçen zaman içinde biyografik eserlerin tezkire geleneğinden ayrılarak Batılı anlamda biyografi türüne nasıl yaklaştığı gösterilmek istenmiştir. Çalışmamızın 'Giriş' bölümünde öncelikle 'Türk Edebiyatı'nda Biyografi Türünün Gelişimi' üzerinde durulmuştur. Bu bölümde Tanzimat Dönemi Edebiyatından önce farklı adlar altında var olan biyografi geleneğinden bahsedilmiştir. İkinci olarak ise 'Tanzimattan İkinci Meşrutiyete Biyografi' başlığı altında türün, araştırdığımız dönemdeki gelişimi kısaca anlatılmıştır. Çalışmamızın ana bölümünü Tanzimattan II. Meşrutiyete kadar yazılan biyografi türündeki eserlerin incelemeleri oluşturur. Bu bölümde söz konusu dönemde Türk Edebiyatında yazıldığı ve yayınlandığı tespit edilen eserlerle ilgili incelemeler yer almaktadır. Bu incelemelerden hareketle varılan sonuçlar, çalışmamızın 'Sonuç' bölümünde dile getirilmeye çalışılmıştır.
Tanzimat reformları sürecinde Vidin eyaleti (1839-1864)
19. yüzyıl dünya genelinde değişim ve dönüşüm çağı olarak hafızalarda yer edinmiş, bu süreçte yaşanan gelişmeler her devleti ve toplumu kendi iç dinamikleri açısından ayrı ayrı etkilemiştir. Bu yüzyıl, Osmanlı Devleti için de köklü değişikliklerin yaşandığı devletin ve toplumun yeniden şekillendiği bir asır olmuş, özellikle Tanzimat Dönemi, modernleşme açısından bir dönüm noktası teşkil etmiştir. Tanzimat Fermanı'nın ilan edilmesinden sonra idari, sosyal, askeri, ekonomik, kültürel vb. pek çok alanda modernleşme süreci içerisine girilmiştir. Tanzimat'la birlikte hayata geçirilen reformlar, Tanzimat'a dâhil edilen eyaletlerde uygulanmıştır. Vidin eyaleti de Tanzimat reformlarının uygulandığı bölgelerden biri olmuştur. Bu tez çalışmasında 1839-1864 yılları arasında şehirde yaşanan gelişmeler üzerine yoğunlaşılmış ve şehri etkileyen çeşitli iç ve dış dinamikler üzerinde durulmuştur. Vidin'in idari, sosyal, demografik ve fiziki yapısı Tanzimat reformları çerçevesinde ele alınarak bu süreçte devleti ve toplumu etkileyen unsurlar Vidin eyaleti örneğinde ortaya konulmuştur.
1800 - 1950 yılları arasında İstanbul'da faaliyet gösteren Rum mimarlar
19. yy ve 20. yy' in ortalarına kadar süren dönem içerisinde Osmanlı împaratorluğu'nun modernleşmesine koşut olarak Osmanlı Mimarisi'nin modernleşme çabalarına büyük ölçüde katkıda bulunmuş Rum kalfa ve mimarlarının çalışmaları dikkat çekicidir. Bu çalışmada, 150 yıllık süreç içerisinde faaliyet gösteren Rum mimar ve kalfaların yapılan ve çalışma koşullarının incelenmesi amaçlanmış ve tüm bu mimari faaliyetlerin Osmanlı mimarisine etkileri araştırılmıştır. Bunun için konuyla ilgili az sayıdaki Rumca ve Türkçe kaynak taranmış, büyük ölçüde Başbakanlık Osmanlı Arşivi'nin belgelerinden yararlanılmış, ayrıca mimarların yapılarına yapıların üzerindeki ad yazıtlarından ulaşılmaya çalışılmıştır. 19.yy öncesinde Gayrimüslimler'e inşaat etkinliğinde çeşitli sınırlamaların olmasına rağmen bu dönemde de Rum mimar ve kalfaların çalışmalarından yararlanıldığı başlangıç olarak kabul edilmiştir. Rum mimar ve kalfaların 19.yy sonrasında ulusçuluk akımlarının etkisi ve Tanzimat'ın Gayrimüslimler'e verdiği haklar, Rum cemaatinin değişimi gibi çeşitli toplumsal veriler de göze alınarak değerlendirme yapılabilmiş ve 19. yy sonrasında inşaat etkinliğindeki sınırlamaların ortadan kalkmasıyla Rum mimar ve kalfaların çalışmalarının yoğunlaştığı belirlenmiştir. Rum mimar ve kalfaların 1930'lara dek etkili oldukları, 1930'dan 1950'lere kadar olan dönem içerisinde ise çeşitli toplumsal ve politik sebeplerden dolayı sayılarının ve faaliyetlerinin azalmış olduğu görülmektedir. Dolayısıyla, 19.yy'da sayılan Gayrimüslimler'e göre az olan Türk mimarların Cumhuriyetin ilanından sonraki yıllarda inşaat faaliyetlerinde Gayrimüslim mimarların yerini aldıkları belirlenmiştir. Anahtar kelimeler: Osmanlı mimarlığı, Tanzimat, mimarlık pratiğinin örgütlenmesi.
Dârülfünûn felsefe hocaları ve felsefî görüşleri
Yeni fikirler ve yeni sistemler geçmişte ortaya konmuş fikirler ve sistemlerin harmanlanması ve çarpışmasından doğar. Çalışmamız özel olarak Osmanlı modernleşmesinde mühim bir yere sahip olan Dârülfünûn'da tedris edilen felsefe derslerinin ve bu dersleri veren müderrislerin var olduğunu göstermesi bakımından önem arz etmektedir. Bu dönemde genel olarak Batı felsefî akımları ve filozoflarından etkilenildiği, destek alındığı ve yabancı eserlerin tercüme edilerek ders kitabı olarak okutulduğu görülmektedir. Tezimizde Darülfünûn felsefe hocaları üzerinden Osmanlı aydınının fikirlerinin ne yönde şekillendiği ve o günkü toplumun fikrî yapısını nasıl etkilediği hususları ele alınmaktadır. Çalışmamızın ilk bölümünde; modernleşme amacıyla ortaya çıkan Dârülfünûn kurma teşebbüslerine, kurulan bu Dârülfünûn'un hangi aşamalardan geçtiğine, ders programlarına ve bu dersleri hangi müderrislerin okuttuğuna değinilmiştir. İkinci bölümde ise Dârülfünûn'da felsefe hocalığı yapan Ahmet Mithat Efendi, Emrullah Efendi, Şehbenderzâde Filibeli Ahmed Hilmi, Babanzâde Ahmed Naim, Mehmed Ali Aynî, İsmail Hakkı İzmirli, Salih Zeki, Rıza Tevfik ve Ziya Gökalp gibi isimlerin öncelikle hayatları ve eserleri hakkında bilgi verilmiş, daha sonra kaleme aldıkları felsefe konulu eserler, ders notları ve makaleler tetkik edilerek felsefî görüşleri ortaya konulmuştur.
Osmanlı mimarlığının son dönemi (Tanzimat Dönemi) ve Cumhuriyet Dönemi mimarlığında (1920-1950) yabancı mimarların çalışmaları üzerine bir araştırma
Bir ülkenin sosyo-ekonomik ve kültürel koşullarının o ülkenin sanatı üzerinde önemli bir etkisi vardır. Dolayısıyla, bir ülkenin belirli bir tarih dilimi içindeki sanat eserlerinin incelenerek o ülkenin ilgili zamandaki sosyo-ekonomik özellikleri üzerinde değerlendirmelerde bulunmak, tarihçiler için oldukça geçerli bir yol olmuştur. Böyle bir çalışma için ise, ülkenin yaşamı boyunca biriktirmiş olduğu mimari eserler en önemli inceleme kaynağı olarak ortaya çıkmıştır. Görülmektedir ki sözü edilen mimari birikim, ait olduğu toplumun bir yansıması olarak karşımıza çıkmaktadır. O halde bu yansımayı, toplumun ortak hafızasına benzetecek olursak, o toplum hafızasına kayıtlı bilgiler ile kendini ifade edecektir. Bununla beraber günümüzde sağlıklı bir mimari yaklaşımın olabilmesi için hafızaya kaydedilmiş doğru bilgilere ihtiyaç vardır. İşte bu anafikirle yola çıkarak, ülkemizde 18.yüzyıl ile 19.yüzyıl ortalarına kadar süren dönem arasındaki yabancı mimarların çalışmaları üzerinde durulmuş ve bu döneme ait mimari kalıtım incelenmiştir.Bu araştırmada yabancı mimarların çalışmaları, dönemin mimarisi farklı bir açıdan incelenerek daha soma kaynak oluşturacak bir şekilde, saptanmıştır. Yapılan bu araştırmanın sonucunda bizce önemli olan, bir dönemin mimari hareket olarak ne gibi izler bıraktığının görülmesinin yanısıra, günümüzde de devam eden kimlik arayışı sonucunda ortaya çıkan karmaşanın bu araştırma ile gündeme getirilerek çözüm için gerekli çabalara yardımcı olmasıdır. Çalışmanın birinci bölümünde genel anlamda 19. yüzyıldaki mimarisi ele alınmış, sosyo-ekonomik ve kültürel durum ile çağın getirdiği teknolojik durumun oluşturduğu mimari incelenmiştir. İkinci bölümde, birinci bölüme paralel olarak Osmanlı Mimarlığı 'run son dönemi, sosyo ekonomik, kültürel ve teknolojik koşullar açısından incelenmiş, bu dönemde yabancı mimarların IVülkemizdeki rolleri araştınlmıştır.Aynca bu dönemde çalışmalar yapmış yabancı mimarlar, yapılan ve yaşantıları ile birlikte incelenmiştir. Tezin üçüncü bölümünde Cumhuriyet'in ilam ile birlikte karşımıza çıkan mimari yapı incelenmiş, bu dönem içinde çalışmalar yapmış yabancı mimarlar, gerek yapı ve gerekse de eğitim amaçlı çalışmaları ile incelenmiştir. Dördüncü bölümde ise, bütün bu araştırmalar ışığında önceki bölümlerde sözü edilmiş mimarların çalışmaları, dönemin mimarlarının bu konudaki görüşlerine de başvurularak araştırılmıştır. Beşinci ve son bölümde ise, bahsedilen iki ayrı dönem (Tanzimat ve Cumhuriyet dönemi) yabancı mimarların çalışmaları doğrultusunda karşılaştirılmıştır.
Osmanlı ilmiye sınıfı'nın emekliliği, İlmiye Tekaüd Sandığı'nın kuruluşu ve faaliyetleri
Osmanlı Devleti, diğer pek çok alanda olduğu gibi sosyal güvenlik ve emeklilik sistemleri konusunda klasik dönem ve Tanzimat dönemlerinde farklı uygulamalar gerçekleştirmiştir. Klasik dönemde sosyal güvenlik ve emeklilik konusu esnaf sandıkları, arpalık, vakıf gibi kuruluşlar vasıtası ile ele alınmıştır. Ancak zamanla bu uygulamaların ihtiyaçlara cevap verememesi yeni düzenlemeleri gerekli kılmıştır. Bundan dolayı Tanzimat döneminde bu konular ile ilgili Batı tarzında usuller benimsenmiştir.Tanzimat Dönemi?nde ilmiye sınıfının sosyal güvenliği ile ilgili olarak ilk önce Eytâm ve Erâmil-i İlmiye İaşe Sandığı açılmıştır. 1894 yılında bu sandığın adı İlmiye Tekaüd Sandığı olarak değişmiş ve sandık 1911 yılına kadar bu isimle varlığını devam ettirmiştir. Bu çalışmada, ilk önce ilmiye sınıfının klasik dönem sosyal güvenlik ve emeklilik sistemleri ortaya çıkarılmış, daha sonra Eytâm ve Erâmil-i İlmiye İaşe Sandığı ve İlmiye Tekaüd Sandığı?nın kuruluşu, yönetim kadrosu, mali durumu ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Sosyal Güvenlik, Emeklilik Sistemi, Eytâm ve Erâmil-i ?lmiye ?a?e Sandığı, ?lmiye Tekaüd Sandığı, Klasik Dönem, Tanzimat Dönem
Tanzimat dönemi tiyatro eserlerinde kadın
Osmanlı Devleti'nde XVI. yüzyılın ortalarından itibaren başlayan askerî, ekonomik ve ilmî alanlardaki bozulma, XIX. yüzyılda kendisini iyice hissettirir. Devletin, Batı karşısında geri kalması ve bu durumu kabul etmesi sonucunda Osmanlı modernleşme hareketi başlar. Tanzimat döneminde (1839-1904) bürokrat ve aydınlar, devletin içinde bulunduğu olumsuz durum karşısında, çözüm arayışı içerisinde olur. Modernleşme süreci içerisinde atılan adımlar, sadece siyasi ve ekonomik süreci kapsamaz, sosyal değişimin de gerekliliğini zorunlu hâle getirir. Bu amaç doğrultusunda aydınlar, Türk edebiyatına giren yeni türler aracılığıyla bu sorunları irdeler ve çözüm önerilerinde bulunur. Tanzimat döneminde Türk edebiyatına giren yeni türlerden biri de tiyatrodur. Yazarlar bu tür aracılığıyla, Osmanlı toplumunda varolan ya da değişmesi öngörülen yanlışları/eksiklikleri sadece erkek temelli ele almayarak kadın düzleminde de sorgularlar. Toplumsal değişimin bilincinde olan aydınlar, değişime kaynaklık edecek ana unsurdan biri olarak gördükleri "kadın"ı, yeni nesli doğru bir biçimde yetiştirecek, eğitecek bir kurtarıcı olarak addederler. Modernleşme ile birlikte, sosyal hayatta meydana gelen değişimin ve ilerlemenin kadın merkezli olacağını düşünürler. Toplumun geri kalmışlığını, kadının gerek bazı haklardan mahrum bırakılması ve gerekse yeterli donanımda olmaması yönünde ele alırlar. Devletin varlığını devam ettirebilmesi ve ilerlemesi için kadının toplumsal hayatta varlığını konumlandıran iyileştirici ve bilinçlendirici çözümler sunarlar. Anahtar Sözcükler: Tanzimat, değişim, modernleşme, tiyatro, kadın
Meclis-i Mebusan zabıt ceridelerine göre Denizli mebuslarının meclisteki faaliyetleri (1908-1920)
Çalışmamızda 1908 ile 1920 yılları arasında Denizli sancağında gerçekleştirilen genel seçimler ve bu seçimlerin sonuçlarına değinilmektedir. Çalışmada seçimlerin gerçekleşme şekli, bununla birlikte seçilme hakkı kazanan mebusların meclisteki faaliyetleri hakkında malumat verilmiştir. 1908, 1912, 1914 ve 1919 yıllarında yapılan seçimlerin neticesine bağlı olarak Mebusan Meclisinde; Gani Bey, Ahmet Muhip Efendi, Rüştü Bey, Mehmet Sadık Efendi, İsmail Hakkı Bey (Behiç) ve Ortaköylü Müftüzade Mehmet Emin Efendi'nin Denizli mebusu olarak Meclis-i Mebusanda faaliyet gösterdikleri tespit edilmiştir.
Fransız aydınlanma döneminin Türk aydınlanmacılar Şinasi, Namık Kemal ve Ziya Paşa üzerindeki etkileri
Le Siècle des Lumières français (le XVIIIème Siècle) a suscité de grands échos dans le monde tout entier. Après que le grand changement était réalisé en France, le monde tout entier était aussi influencé de ce changement. Pour comprendre l'écho de ce siècle dans notre pays, cette thèse est une analyse des influences françaises sur le Tanzimat. Les relations exécutées avec l'Europe, particulièrement avec la France et les travaux entretenus pour suivre le progrès là-bas font cette période de Tanzimat comme l'une des phases importantes de notre histoire. Notre étude se compose de cinq parties. La première partie est l'introduction. Dans la deuxième partie, nous étudions les conditions formant le Siècle des Lumières; la religion, le XVIIème Siècle, la Renaissance, l'autorité de l'église, le rationalisme et la modernité. Nous expliquons le XVIIIème Siècle, l'importance de la raison, les philosophes connus de ce siècle en question et la Révolution française. En touchant aux pensées sociales, politiques, philosophiques des intellectuels français comme Montesquieu, Voltaire, Rousseau et Diderot dont les apports nous sommes témoins dans le Siècle des Lumières et dans le processus arrivant à la Révolution, nous présentons aussi la société française et sa structure politique. Dans la troisième partie, nous étudions les facteurs formant le Tanzimat dans notre pays, les changements et les apports de Şinasi, de Namık Kemal et de Ziya Paşa. Les influences du Siècle des Lumières sont davantage vus au XIX ème siècle dans notre pays. Cette période est nommée Tanzimat. En 1839, il est dit que l'Etat ottoman annonce le Tanzimat dans le but de faire une réforme. Pour certains, le Tanzimat dure jusqu'au Premier Meşrutiyet annoncé en 1876 et pour d'autres, jusqu'au Deuxième Meşrutiyet annoncé en 1908. Avec le Tanzimat la science, l'art, la littérature, les visions du monde subissent un changement, dans l'Etat ottoman, auparavant l'Orient était la source pour ces domaines mais désormais l'Occident. En se trouvant en Europe et en France, ces trois intellectuels, nommés comme Jeunes Ottomans, Şinasi, Namık Kemal et Ziya Paşa deviennent les initiateurs soit dans le domaine de littérature soit dans la politique en apportant dans notre pays leurs pensées et leurs expériences acquises sur la modernité qu'apportent le Siècle des Lumières et la Révolution. Nous présentons les idées de ce trois intellectuels devenus, avec leurs articles de journal et leurs œuvres, avant-coureurs du développement social, politique, littéraire et économique pour que le changement fondamental, la modernité se réalisent dans notre pays. Dans la quatrième partie, en traitant les œuvres de Şinasi, de Namık Kemal et de Ziya Paşa, nous montrons les empreintes littéraires et intellectuelles des influences du Siècle des Lumières. Comme les empreintes littéraires, dans les pièces de théâtre de Şinasi et de Namık Kemal nous trouvons les traits du mélodrame apparu avec la Révolution. Avec la Révolution, l'individu, sa vie, ses sentiments et ses pensées gagnant l'importance, en se trouvant dans les mélodrames, forment les traits importants de ce genre. Comme les empreintes intellectuelles, dans les pièces et les poèmes de ces trois intellectuels, se trouvent le rationalisme devenu important avec le Siècle des Lumières, les notions comme la nation, le droit et la liberté s'étendant avec la Révolution. Dans la dernière partie, en arrivant à la conclusion nous précisons une proposition et la bibliographie. Mots-Clés: Le siècle des Lumières, le Tanzimat, Şinasi, Namık Kemal, Ziya Paşa
Tanzimat Döneminde yayımlanan tercüme roman mukaddimeleri üzerine bir inceleme (1860-1896)
Batılılaşma fikrinin esas olduğu Tanzimat devri Türk edebiyatında tercümenin önemli bir yeri olduğu görülmektedir. Türk edebiyatında Batılı anlamda roman türünün "tercüme ve adaptasyonlar"la ortaya çıktığını göz önüne aldığımızda tercüme, Türkçe nesrin gelişimi için de dikkate değerdir. Tercüme faaliyeti, sosyolojik ve kültürel boyutuyla pek çok disiplini bünyesinde barındırdığı için çalışma alanı oldukça geniştir. Özellikle Çeviribilimin bir alt dalı olan "çeviri sosyolojisi" ile dil, edebiyat, kültür ve toplum ilişkisine dikkat edilmiştir. Klasik edebiyattaki mukaddime geleneği, Tanzimat'tan sonra yayımlanan kitaplarda da devam etmiştir. Telif eserlerin yanı sıra tercüme eserlerin mukaddimelerinde mütercim, kitabın yazarı ve konusuna değindikten sonra müellif hakkındaki kanaatlerine, eser seçiminde neleri dikkate aldığına yer vermiştir. Çalışmamızın konusu olan Tanzimat devri tercüme roman mukaddimelerini, çeviri sosyolojisi kuramcılarından Pierre Bourdieu'nun yöntemleriyle incelediğimizde mütercimin, metin seçiminde toplumun değer yargılarını göz önünde bulundurarak "ahlakilik" ve "faydacılık"ı dikkate aldığı görülür. Bunun yanı sıra mütercimlerin yakın çevresi, mesleği ve hitap ettiği okuyucu kitlesi de metin seçiminde etkili unsurlardır. Mütercimler, mukaddimede tercümenin yöntemine dair bilgiler de vermiştir. Bunlar tarihî süreç içerisinde değerlendirildiğinde başlangıçta "hülasaten" tercümenin esas alındığı daha sonra "mealen" tercüme yönteminin kullanıldığı ve 1880'li yıllarda "harfiyen" tercümeye yer verildiği görülür. Tanzimat devri tercüme roman mukaddimeleri "metin-mütercim ilişkisi" ve "mütercim-dil ilişkisi" bağlamında değerlendirildiğinde, Tanzimat devri telif romanlarında karşımıza çıkan "ahlakilik" ve "eğiticilik" prensiplerinin tercüme romanlar için de geçerli olduğu görülür. Tercüme yönteminde de mütercim, yabancı dil bilgisini, metnin konusunu, metin ile okuyucu arasındaki ilişkiyi göz önünde bulundurarak eseri, önceleri "özetleyerek, kısaltarak" tercüme etse de zamanla "harfiyen" tercüme yöntemini kullandığı tespit edilmiştir. Türk edebiyatında tercüme faaliyetinin gelişimini tespit etmek adına 1860-1896 yıllarına ait Tanzimat devri tercüme roman mukaddimeleri önemli kaynak vazifesi görmektedir.
Tanzimat'tan II. Meşrutiyet'e Turgutlu: 1839-1908
Çalışma konumuz, 1839-1908 yılları arasındaki dönem dâhilinde, Osmanlı Devleti'nin yapısını önemli ölçüde etkileyen Tanzimat'ın ilanı ile II. Meşrutiyet idaresi arasındaki modernleşme sürecinin, Turgutlu ölçeğinde yansımalarını ve izdüşümlerini kapsamaktadır. Şehrin bulunduğu coğrafyanın ve dönemin gelişmelerinin, Turgutlu'ya yaptığı etkiler, bilhassa nüfus ve iktisadi yapı üzerindeki değişmeler çalışmamızda ele alınmıştır. Kaza'da, nüfusun doğal seyri dışında hızla artması, tarım ürünlerinde pamuk ve üzümün, hububata nazaran daha çok ekim alanı olarak tercih edilmesi, küçük ölçekli işletme sayısında artış ve fabrikaların kurulmaya başlama süreci, eserde ayrıntılı bir şekilde açıklanmaya çalışılmıştır. Ayrıca bu süreçte Turgutlu'nun, bir köyden tam anlamıyla bir "Kaza" hüviyetine kavuşması, idari yapının dönemin usulüne göre teşekkül etmesi, gayrimüslim nüfusun genel nüfus içerisindeki yerinin, sadece oran bakımından değil, sosyal ve iktisadi hayattaki etkisine göre de arttırması ve 1866 yılında şehre demiryolunun gelmesinin, Turgutlu'ya etkileri değerlendirilmiştir. Kısacası bu çalışmada, Tanzimat'tan II. Meşrutiyet'e (1839-1908) kadar geçen süre içerisinde Turgutlu'nun sosyal, ekonomik, idarî ve demografik yapısı işlenmiştir. Şehrin nüfusu, dinî yapısı, meslekî teşekkülleri, eğitim ve kültürel yapısı, tarım, hayvancılık, ticaret, sanayi gibi iktisadî yapısını oluşturan unsurları, idarî teşkilâtı ve yönetim evreleri ortaya koyulmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Turgutlu, Kasaba, Tanzimat, Meşrutiyet, Kasaba Demiryolu.
Tanzimat Döneminde eğitimin modernleşmesi ve Ahmed Kemal Paşa (1808/1887)
Osmanlı Devleti'nde eğitimin modernleşmesi sürecinde kritik rol oynamış figürlerin çok yönlü biyografilerini ortaya koymak ve yaşadıkları dönemin eğitim politika ve uygulamalarına katkısını kapsamlı ve özgün bir yaklaşımla analiz etmek Tanzimat Dönemi eğitim modernleşmesini anlama ve etkileri bugüne kadar süren bu bağlamdaki çıktıları gelişimsel ve bütüncül bir bakışla değerlendirme bakımından önemlidir. Bu araştırmanın amacı, Osmanlı Devleti'nde eğitimin modernleşmesi sürecinde öncü bir şahsiyet olan Ahmed Kemal Paşa'nın biyografisinin araştırılması ve farklı tarihlerde sürdürdüğü üst düzey eğitim yöneticiliği görevlerinde ortaya koymuş olduğu eğitim politika ve uygulamalarının incelenmesidir. Nitel yaklaşımın kullanıldığı bu araştırma, özgün ve birincil kaynaklara dayalı bir tarih araştırması olarak tasarlanmıştır. Araştırma verileri, doküman incelemesi tekniğiyle toplanmış olup Kemal Paşa'nın mühür ve imzasını taşıyan çok sayıdaki arşiv belgesi başta olmak üzere veri çeşitliliğini sağlayan farklı türden veri kaynakları kullanılmıştır. İçerik analizi ile çözümlenen verilere dayanılarak Kemal Paşa'nın farklı alanlardaki profil özellikleri gün yüzüne çıkarılıp çok yönlü biyografisi oluşturulmuştur. Aynı zamanda öncülük ettiği eğitim politikaları ortaya konularak Osmanlı eğitim modernleşmesi bağlamında değerlendirilmiştir. Araştırma sonucunda Kemal Paşa'nın, Tanzimat Dönemi'nin reformist ve aydın eğitimci-bürokratlarından biri olduğu ve özellikle de Osmanlı eğitim modernleşmesi sürecinde yön tayin edici, belirleyici ve öncü bir hizmette bulunduğu anlaşılmıştır. Yenilikçi, pragmatist özelliklere sahip bir eylem adamı olan Ahmed Kemal Paşa, Tanzimat Döneminde çok yönlü eğitim politikalarının geliştirilmesine ve uygulanmasına hem teorisyen hem de pratisyen rolleriyle katkı sağlamıştır.
Kilis`te yaşayan gayrimüslimler (1850-1925)
Bu çalışmanın amacı, 1850-1925 tarihleri arasında Kilis'te yaşayan gayrimüslimlerin sosyal, ekonomik ve kültürel durumlarını ortaya koymaktır. Ayrıca gayrimüslimlerin kendi aralarında ve Müslüman halk ile olan ilişkileri, farklı yönleri ve birbirlerine bakış açılan incelenmeye çalışılmıştır. İncelediğimiz bu dönemde, gayrimüslimlerin toplumsal yaşamlarında önemli bir gelişme olduğu gözlenmiştir. Özellikle Tanzimat ve Islahat Fermanı'ndan itibaren, eğitim düzeylerini yükseltmeleri, ekonomik yönden refah içinde olan gayrimüslimlerin sosyal yaşamlarını da etkilemiş ve onlarda toplumsal bilinci uyandırmıştır. Toplumsal bilinçte Ermeniler, diğer gayrimüslimlere göre daha ileri bir düzeye ulaşmışlardır. Bunu somut olarak 1. Dünya Savaşı ve Milli Mücadele döneminde daha net olarak görebilmekteyiz. Araştırdığımız bu dönem ve öncesinde, gayrimüslimlerin Müslüman nüfusa oranlarının daha az olduğu görülmüştür. Yine araştırmalarımızda gayrimüslimlerin ve özellikle Ermeniler'in sosyal, kültürel ve ekonomik bütün haklara sahip oldukları ve bunu hiçbir kısıtlama olmadan kullandıkları tespit edilmiştir. Türkiye genelinde olduğu gibi, Kilis'te de Ermeniler kadar, Rumlar ve Yahudiler de Müslümanlar ile iyi ilişkiler içinde olmuşlar; Kilis ekonomisinde söz sahibi olacak kadar önemli mevkilere gelmişlerdir. Mevcut iddiaların aksine, "Ermeni Sorunu" hiçbir zaman yaşanmamış; Türkler geçmişten günümüze hakimiyetleri akındaki gayrimüslimlere baskı ve zulüm yapmamışlardır.
Tanzimat Dönemi dört Türk romanında Doğulu ve Batılı medeniyet unsurları (Felâtun Bey ile Râkım Efendi, İntibah, Sergüzeşt, Araba Sevdası)
Tanzimat hareketiyle yüzünü Batı'ya çeviren Türk toplumu siyasi, sosyal ve edebi anlayış bakımından Batı'dan etkilenmiştir. Her edebi dönemin kendi zamanının sosyal olaylarından beslendiği bilinmektedir. Tanzimat ile ortaya çıkan yeni dönemde devlet ve toplum yapısında ortaya çıkan değişimler edebiyatı da etkilemiştir. Bu tez çalışması, Türk edebiyatının Batı etkisinde kalmaya başladığı en belirgin dönem olan Tanzimat dönemi edebiyatına Doğu-Batı çatışmasının ne şekilde yansıdığını dönemin önemli romanlarını inceleyerek ortaya koymayı amaçlamaktadır. Bu amaçla hazırlanan çalışmada, Batı etkisinin görüldüğü düşünülen dört Tanzimat dönemi romanı incelenmektedir. Tanzimat dönemi edebiyatında öncü olan dört yazarın önemli eserleri [Ahmet Mithat Efendi: Felâtun Bey ile Râkım Efendi (1875), Namık Kemal: İntibah (1876), Sami Paşazade Sezai: Sergüzeşt (1888) ve Recâizâde Mahmut Ekrem: Araba Sevdası (1896)] seçilip bu dört romanda Doğu-Batı çatışma olgusu incelenmiştir. Bu tez çalışmasının yöntemi betimsel araştırma yöntemidir. Romanların incelenmesinde doküman tarama yöntemi kullanılmıştır. Her roman ayrıntılı olarak okunup Doğu veya Batı kültürlerine ait olduğu düşünülen ifadeler toplanarak yorumlanmıştır. Söz konusu olgu, roman kahramanları, yer, zaman ve bunlara bağlı olarak gerçekleşen olaylar/durumlar açısından değerlendirilmiştir. Bu tez dört ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde çalışmanın amacı, önemi, yöntemi gibi bilgilerin bulunduğu Giriş bölümü yer almaktadır. İkinci bölümde kuramsal çerçeve başlığı altında, Tanzimat'tan önce ve Tanzimat döneminde Batılılaşma etkileri, Tanzimat dönemi romanlarına ve yazarlarına genel bakış vb. bölümler yer almaktadır. Üçüncü bölümde, çalışmada incelenen dört romana ait vaka takdimleri ile birlikte her bir romanda tespit edilen Batılılaşma etkisini yansıtan bahislere ayrıntılı olarak yer verilmektedir. Dördüncü bölümde ise çalışmadan elde edilen sonuçlara genel olarak yer verilip, sonraki araştırmalara yönelik önerilerde bulunulmaktadır. Anahtar Kelimeler: Tanzimat edebiyatı, Türk romanı, Batılılaşma, Doğu-Batı çatışması.
Tanzimat romanı üzerinden bir inceleme: Batılılaşmanın toplumsal tezahürleri
Sosyoloji ve edebiyat, birbiriyle yakın ilişki içindeki iki disiplindir. Sosyoloji gibi edebiyat da insanların sosyal dünyası, toplumsal uyumu ve değişim isteği ile ilgilenir. Her iki disiplinin ana malzemesi insan ve insanın yaşadığı toplum olunca, toplumsal çözümlemelerde edebiyattan faydalanma sağlıklı sonuçlara varabilmenin de imkânını sağlar. Edebi türler arasında roman, sosyal, ekonomik ve siyasi unsurları içeren metinler olması bakımından sosyolojinin ilgi alanına dâhil olur. Topluma ayna tutan roman, yaşanan toplumsal değişimlerin kaydının tutulduğu bir belge niteliğine de sahiptir. Romanların derinlemesine bir incelemesi Türkiye'de yaşanan değişimlerin önemli bir dökümünü verebilir. Romanın bir edebi tür olarak edebiyatımıza girişi medeniyet dönüşümü de diyebileceğimiz Batılılaşma süreciyle beraberdir. Bu bağlamda Tanzimat romanları topluma dair verilerin yer aldığı önemli metinlerdir. İçine doğduğu toplumsal koşulların izlerini taşıyan Tanzimat romanı, halkı Batılılaşma hakkında bilgilendirmeyi de amaç edinmiştir. İçerdikleri önemli sosyal verilere rağmen romanlar, Türk toplumunu anlamada az başvurulan kaynaklardan olmuştur. Bu çalışmada edebiyatın toplumsal değişmeyi yorumlayan özelliğinden yola çıkarak, Batılılaşmanın toplumsal yansımaları Tanzimat romanı üzerinden incelenmeye çalışılmıştır. Osmanlı toplumunun kültürel dokusunda da önemli değişmelerin yaşandığı Tanzimat sonrası dönem, romanlara yansıdığı şekliyle söylem analizi ile derinlemesine bir çözümlemeye tabi tutulmuştur.
Türk basın tarihinde Takvim-i Ticaret Gazetesi (1866-1867)
Bu çalışma, Tazimat döneminin son yıllarında İstanbul'da yalnızca ticaret alanında yayın yapan ve resmi bir ticaret gazetesi olarak kabul edilen Takvim-i Ticaret gazetesinin yayın hayatını değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Çalışmada, gazetenin 1866-1867 yıllarında çıkan nüshalarındaki haber ve yazılar Osmanlı Devleti ekonomisinin gelişmesi kapsamında ele alınarak, Takvim-i Ticaret gazetesinin Osmanlı ekonomisinin gelişimi için faydalı gördüğü yenilikler ortaya konulmuştur. 1831 yılında Takvim-i Vekayi'nin yayın hayatına başlaması, Osmanlı Devleti tebaasında basına olan ilgiyi artırmıştır. Artan ilgi neticesinde çok sayıda özel gazete, genellikle siyasi yayın yapmak amacıyla yayın hayatına başlamıştır. İstanbul'da basın-yayın faaliyetlerinin yaygınlaşması, farklı fikir ve düşüncedeki pek çok yazar ve aydının, devletin birçok politikası hakkında gazeteler aracılığıyla fikir belirtmesini kolaylaştırmıştır. Takvim-i Ticaret gazetesi 1866 yılında işte böyle bir ortamda yayın hayatına başlamıştır. Gazete yayın hayatına başladıktan sonra Osmanlı Devleti ekonomisinin kalkınması amacıyla tarım, sanayi ve ticaret alanında üretim ve ihracatı arttırabilecek birçok farklı yeniliği Osmanlı Devleti kamuoyunun ilgisine sunmuştur.
Tanzimat romanında eğitim sorunu
19. yüzyıldan sonra dünyada yaşanan siyasi ve sosyal değişiklikler Osmanlı Devleti'nde Batılılaşma hareketlerinin başlamasına neden olur. 1839 yılında Tanzimat'ın ilanıyla netleşen Batı etkisi sosyal, kültürel, siyasi ve ekonomik olmak üzere pek çok alanda görülür. Bu değişim hareketinin sosyal ve kültürel boyuttaki tesiri bir toplumu yeni bir düzene hazırlamak açısından oldukça önemlidir. Bunun bilincinde olan dönemin aydın ve sanatçıları Batılılaşmayı ve yeni bir toplum anlayışını halka anlatmak gerektiğine inanırlar. Bu inançta birleşen Tanzimat yazarlarının üzerinde durulmasını düşündükleri konuların başında eğitim gelir. Halkı, eğitimin önemi noktasında bilinçlendirme kaygısı güden Tanzimat yazarları dönemin eğitim anlayışının eleştirisini yayımladıkları makalelerde, gazete yazılarında yaparken edebiyatta yeni bir tür olan romanlarda da ele alırlar. Modernleşmeyle birlikte bir toplumun sağlıklı gelişmesinin temeline eğitimi yerleştirerek bunu dönemin romanlarında farklı açılardan yorumlarlar. Batılılaşmanın ancak sistemli ve kaliteli bir eğitim anlayışıyla olacağı düşüncesi romanlarda önemle vurgulanan bir konudur. Ayrıca eğitim sisteminde nasıl bir değişimin yaşanması gerektiği de eğitim sorununa dair işlenen konular arasındadır. Bu nedenle Tanzimat dönemi yazarları eğitim anlayışından eğitimin kurumsal boyuttaki aktarılışına; çocuk eğitiminden anne baba eğitimine; sanat eğitiminden ana dili/yabancı dil eğitimine; din eğitiminden yurt dışında görülen eğitime kadar eğitimi ve eğitim sorununu çeşitli açılardan dile getirirler. Sanatçıların bu farkındalığı romanlar aracılığıyla edebî sahaya taşıması aynı zamanda onların modernleşmede de üstlendikleri öncü rolleri belirginleştirmektedir. Bu çalışmada, Batılılaşma sürecinde eğitimin rolü, eğitim anlayışının nasıl olduğu, eğitim sorunları ve Tanzimat dönemi yazarlarının bu sorunlara yaklaşımı dönem romanlarından hareketle değerlendirilir.
Tanzimat ve Servet-i Fünûn romanlarında edebî akımlar
Edebiyat akımları, belirli yazım teknikleri sunmasının dışında ortaya çıktığı dönemin sosyal, siyasi, ekonomik, felsefî vb. birçok alanı hakkında bir alt yapıya sahiptir. Bu sebeple bir dönemin analizini, o dönemin hangi edebî akıma bağlı olduğuna bakarak yapmak mümkündür. Türk edebiyatında yüzyıllarca hâkim olan divan şiiri geleneği içerisinde de çeşitli edebî hareketler görülmektedir. Batılı anlamda edebî akımlar ise Tanzimat dönemiyle birlikte Türk edebiyatında yer alır. Bu dönemde edebî akımlar bir tercih meselesi gibi anlaşılarak yazardan yazara farklılık gösteren bir olgudur. Çünkü Türk edebiyatında edebî akımlar, toplumsal ihtiyaçlardan ziyade aydınların dünya görüşüne göre şekillenir. Batılılaşmanın bir ölçüsü olarak Batılı edebî formların Türk edebiyatında yer almasıyla birlikte nazım geleneğinin yanında nesir geleneğinin de önemi artar. Roman türü de nesir geleneğinin en gelişmiş şeklidir. Türk edebiyatında daha önce yer almayan roman, ilk dönem sanatkârları açısından birbirinden farklı birçok amaç için kullanılır. Bu yeni türü edebî anlamda hem Batılılaşmanın bir yolu hem de gelenekten kopmanın bir aracı olarak görmek mümkündür. Roman formunu henüz nesri gelişmemiş bir edebiyatta uygulamak zor bir iştir. Tanzimat dönemi yazarları bu zorluktan kurtulmak için geleneğin imkânlarından faydalanmayı ihmal etmemişlerdir. Batılı bir form olarak gelişkin bir roman örneği verebilmek içinse edebî akımları sürekli göz önünde bulundurmuşlardır. Bu çalışmada Tanzimat ve Servet-i Fünûn dönemlerinde yer alan romanların Batılı edebî akımlarla olan ilişkisi değerlendirilmektedir. Bu değerlendirme sürecinde gelenekten kopuş, dönemin etkisi, yazarların sanatsal bakış açıları ve uygulama düzeyinde edebî akımların Türk edebiyatına katkısı göz önüne alınmaktadır. Anahtar Kelimeler: Tanzimat Dönemi, Servet-i Fünûn Dönemi, Roman, Edebî Akımlar, Gelenek.
Şinâsi'nin şiirlerinde yapı-şekil ilişkisi
Tanzimat, Osmanlı Devleti'nin çeşitli kurumlarıyla Batı'ya yöneldiği bir dönemdir. Siyâsî, askerî, sosyal ve kültürel alanda pek çok yeniliğin yaşandığı bu dönemde, edebiyatın da söz konusu değişikliklerden etkilenmesi doğaldır. Türk edebiyatının Batı etkisine girdiği bu süreçte, daha çok fikirleriyle ön plana çıkan ve edebî alanda bir yol açıcı olarak görülen Şinâsi'nin şiirleri de, Türk edebiyatına verdiği yön açısından, en az fikirleri kadar önemlidir. Bu tez çalışmasında Şinâsi'nin şiirleri yapı-şekil ilişkisi açısından incelenmiştir. Şiirde yapı; ?âhenk?, ?muhtevâ?, ?şekil?, ?dil ve üslup? yapılarının bütünlüğünden oluştuğu gibi bunların tamamından da farklı bir görünüm arz eder. Yapı, kendisini oluşturan unsurlardan herhangi birine indirgenemez; ancak bu alanda daha sağlıklı sonuçlara ulaşılabilmesi için, metinler, söz konusu unsurlar açısından ayrı ayrı ele alınabilir. Şinâsi'nin şiirleri; öncelikle, ?âhenk?,?muhteva?, ?şekil?, ?dil ve üslup? unsurları açısından sırayla ele alınmıştır. Daha sonra bu şiirlerde şeklin bir yapı unsuru olarak yorumu yapılmış ve sonuçlara ulaşılmıştır.Anahtar Sözcükler:1. Tanzimat Dönemi2. Şinâsi3. Şiir4. Yapı5. Şekil