Temporomandibular joint

93 theses under this subject heading

Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Çocuklarda temporomandibular eklem düzensizliklerinin ekstraoral ve intraoral yapılarla ilişkisi

Bu tez çalışmasının amacı; karışık ve daimi dişlenme döneminde bulunan çocuklarda temporomandibular eklem düzensizliklerinin intraoral ve ekstraoral yapılarda neden olduğu değişiklikleri ortaya koyarak, etiyolojik ve predispozan faktörlerle olan ilişkisini incelemektir. Uşak Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Pedodonti Anabilim Dalına başvuran hastalardan temporomandibular eklem düzensizliği belirtilerinden en az birini gösteren 61 hasta çocuk (31 çocuk 6-12 yaş arası, 30 çocuk 12-15 yaş arası) ve hiçbir temporomandibular eklem düzensizlik belirtisi göstermeyen 61 sağlıklı çocuk (31 çocuk 6-12 yaş arası, 30 çocuk 12-15 yaş arası) çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışma sonucunda temporomandibular eklem düzensizliği görülme sıklığının yaşla arttığı ve kızlarda daha fazla görüldüğü saptanmıştır. Çalışma grubunda sık görülen semptomlar baş ağrısı, eklem sesleri ve ağrısı, çiğneme kaslarında hassasiyet, postür bozuklukları maksimum ağız açıklığı ve masseter kas kalınlığında azalma olarak sıralanabilir. Ayrıca iskeletsel ve dişsel maloklüzyonların çalışma grubunda daha fazla olduğu görülmüştür.

ErgenlerTemporomandibular eklemTemporomandibular eklem hastalıkları+2
Elif Merve Aydın
Uşak University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

İntraartiküler teriparatid uygulanmasının osteoartrit oluşturulan temporomandibular eklemler üzerindeki etkisi: Histomorfometrik ve immuno histokimyasal analazi

Temporomandibular eklem osteoartriti mekanik ve biyolojik etyolojiye dayanan faktörler sonucunda; subkondral kemik, kıkırdak, sinoviyum ve çevre dokularda destrüksiyona yol açan kronik bir hastalıktır. Bu çalışmanın amacı, temporomandibular eklem osteoartritinde teriparatid enjeksiyonunun, kıkırdak destrüksiyonu ve eklem inflamasyonu üzerine etksinin değerlendirilmesidir. Osteoartrit modeli oluşturmak için Complete Freud's Adjuvan (CFA) enjeksiyonu yöntemi kullanıldı. Çalışmamızda 40 adet erkek Spraque-Dawley bir adet normal ve üç adet çalışma grubu olmak üzere dört gruba ayrıldı. 1. Grup: Normal grup (n=10), 2. Grup: CFA+ eklem içi serum grubu (n=10), 3. Grup: CFA + intraartiküler hyalunorik asit grubu (n=10), 4. Grup: CFA + intraartiküler teriparatid grubu (n=10). 2.,3. ve 4. gruplara enjeksiyon CFA enjeksiyonundan bir hafta sonra başlandı ve birer hafta arayla toplam üç kez tekrarlandı. 28. günde hayvanlar sakrifiye edildi. Teriparatidin kıkırdak destrüksiyonu ve sinoviyal inflamasyon üzerindeki etkileri histopatolojik olarak incelendi. Histomorfometrik incelemede kondiler kıkırdak kalınlığı, osteokondral birlerşim ve artiküler disk kalınlığı ölçüldü. İmmunohistokimyasal incelemede apoptotik kondrosit sayımı yapıldı ve IL-6 ekspresyonu değerlendirildi. Histolojik incelemede teriparatidin inflamasyon belirtilerini geri çevirdiği gözlendi. Kondiler kıkırdak kalınlığı ölçümü teriparatid grubunda, diğer gruplara göre istatistiksel olarak anlamlı artış gösterdi. İnflamasyon sonucu oluşan artiküler disk kalınlaşması teriparatid grubunda belirgin azalma gösterdi. Tedavi gruplarındaki kondrosit apoptozu, artrit grubuna göre anlamlı ölçüde düşük bulundu. Tüm değerlendirmelerde tedavi grupları arasındaki farklar anlamlı bulundu. IL-6 ekspresyonu tedavi gruplarında artrit grubuna göre belirgin azalma gösterdi. Sonuç olarak; intraartiküler teriparatid tedavisi, temporomandibular eklem osteoartritindeki inflamasyon ve kıkırdak destrüksiyonunu önleyerek iyileştirici etki göstermiştir.

Temporomandibular eklemTemporomandibular eklem hastalıkları
Ozan Yenidünya
Uşak University
2024
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Temporomandibular eklem içi rahatsızlığı olan hastalarda klinik teşhis ve bulguların MR görütüleme sonuçları ile karşılaştırılması

Bu klinik çalışmanın amacı temporomandibular eklem bozukluğu (TMD) olan bireylerde klinik semptomlar ve MRG bulguları arasındaki ilişkiyi analiz etmektir. Temporomandibular eklemin (TME) disk deplasmanıyla ilişkili internal düzensizlik tanısı alan 55 hasta ve 110 eklem incelendi. Seçilen hastalardan detaylı anamnez alındı. Kas, eklem ve ağız içi muayeneleri yapıldı. Ağrı 0-10 arasında sıralanan visual analog skalada (VAS) kaydedildi. Muayene bulguları muayene formuna kaydedildi ve hastalar MRG'ye tabi tutuldu. 55 hastada 110 eklemin ağız açık ve kapalı pozisyonda T1 ve T2 ağırlıklı spin-eko görüntüleri (SPGR) alındı. MR tetkik sonuçları rutin raporlama protokolüne göre değerlendirildi. Klinik tanı ile MRG bulguları arasındaki ilişki istatistiksel olarak değerlendirildi. Veriler Kappa Testi ile analiz edildi. P değerinin <.05 olması istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Cinsiyet ve ağrı, eklem sesleri, deviasyon / defleksiyon, kilitlenme hissi, stres ve kas durumu arasındaki ilişki Fisher Kesin Testi ile incelendi. Değişkenler ile cinsiyet arasında ilişki bulunamadı (p> 0.05). MRG tetkiklerinin rutin değerlendirme protokolünde disk ve kondildeki dejeneratif değişiklikler, ödem ve eklem aralığında sıvı birikimi gibi değişkenlerin redüksiyonsuz disk deplasmanı tanısı konulan hastalarda daha yüksek oranda görüldüğü sonucuna varıldı. Klinik bulgular ve MR bulgularının tanısal doğruluğu redüksiyonlu disk deplasmanı için %65 iken, redüksiyonsuz disk deplasmanı için %83'tür.

Belirti ve semptomlarMandibular kondilManyetik rezonans görüntüleme+3
Ecem Yumuşakbaş
Hacettepe University
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Temporomandibular eklem rahatsızlığında farklı tedavi yöntemlerinin çiğneme kas aktivitesi, ağrı, postür, psikolojik durum ve yaşam kalitesi üzerine etkilerinin karşılaştırılması

Bu çalışmanın amacı, Temporomandibular Eklem Rahatsızlığı (TMER)'nda, üç farklı tedavi yönteminin çiğneme sırasındaki kas aktivitesi, ağrı, temporomandibular eklem (TME) ve servikal bölge eklem hareket açıkığı (EHA), psikolojik durum ve yaşam kalitesi üzerine etkilerinin karşılaştırılması idi. Çalışmaya kas kaynaklı TMER olan 42 birey ve 12 sağlıklı birey katıldı. TMER'li bireyler, Egzersiz Grubu (EG), TENS Grubu (TG) ve Manuel Tedavi Grubu (MTG) olmak üzere 14'er kişiden oluşan üç gruba arıldı. Her üç gruba 6 hafta boyunca TME ve servikal bölgeye germe, kuvvetlendirme ve postüral egzersizlerden oluşan egzersiz programı uygulandı. EG'ye sadece egzersiz programı uygulanırken, TG'ye egzersize ek olarak TENS tedavisi ve MTG'ye egzersize ek olarak manuel tedavi 6 hafta boyunca, haftada 3 seans uygulandı. Ağrı şiddeti (görsel analog skala-GAS), basınç ağrı eşiği (BAE) (algometre), masseter ve anterior temporalis kaslarının çiğneme sırasındaki kas aktivitesi (yüzeyel elektromigoyrafi), çiğneme kalitesi (GAS), TME eklem hareket açıklığı (EHA) (milimetrik cetvel), servikal bölge EHA (Cervical Range of Motion-CROM), TME fonksiyonel durumu (Fonseca Anamnestik Anketi-FAA ve Mandibular Fonksiyon Bozukluğu Anketi-MFBA), psikolojik durum (Hastane Anksiyete Depresyon Ölçeği) ve yaşam kalitesi (SF-36 Ölçeği) değerlendirildi. TMER'li bireylerin tedavi sonrasındaki verilerini sağlıklı bireylerle karşılaştırabilmek için, SG'nin "çiğneme sırasındaki kas aktivitesi" ve TME EHA değerlendirildi. Tedavi sonrasında her üç tedavi grubunda, tüm parametrelerde anlamlı iyileşmelerin olduğu (p<0,05), ancak bazı parametrelerin sağlıklı grubun değerlerine ulaşamadığı görüldü. Gruplar arasındaki karşılaştırmada; bütün gelişmeler MTG'de EG'ye göre daha fazlaydı (p<0,05). BAE, TME'nin sağ/sol lateral hareketleri, servikal fleksiyon ve ekstansiyon, çiğneme kalitesi ve çiğneme sırasındaki kas aktivitesindeki gelişmeler MTG'de TG'ye göre daha fazlaydı (p<0,05). Ağrı şiddeti, BAE değerleri, çiğneme kalitesi, servikal fleksiyon ve ekstansiyon ve TME'nin sol lateral hareketindeki gelişmeler TG'de EG'ye göre daha fazlaydı (p<0,05).Sonuç olarak, TMER' de üç tedavi yöntemi de etkili olmakla birlikte, etki büyüklüğüne göre manuel tedavi ile egzersiz kombinasyonun en etkili tedavi seçeneği olduğu bulundu. Diş hekimi ve fizyoterapistlerin ekip çalışması içinde olduğu uzun süreli hasta takiplerinin yapıldığı çalışmalarla, tedavi başarısının ve fonksiyonel düzeyin artacağını düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Temporomandibular eklem rahatsızlığı, kronik ağrı, fizik tedavi modaliteleri, manuel tedavi, yaşam kalitesi, elektromiyografi Yazar doktora eğitimi süresince TÜBİTAK Bilim İnsanı Destekleme Daire Başkanlığı (BİDEB) tarafından desteklenmiştir.

AğrıDuruşElektromiyografi+6
Nazım Tolgahan Yıldız
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Temporomandibular eklem innervasyonu: Anatomik çalışma ve klinik yansımaları

Temporomandibular bozukluklar ve bunlara bağlı ağrılar toplumda sıklıkla görülen ve çoğunlukla rekürren olmaları nedeni ile sosyal hayatı ciddi olarak etkileyen durumlardır. Günümüzdeki temporomandibular eklem (TME) innervasyonu bilgisi, bu hastalarda altta yatan patofizyolojiye yönelik doğru tedavinin tam anlamıyla gerçekleştirilebilmesini yetersiz kılmaktadır. Bu doğrultuda planladığımız kadavra çalışmamızın amacı TME innervasyon topografisini, varyasyonlarını ve çevre anatomik yapılarla ilişkisini ortaya koyarak, temporomandibular kökenli orofasiyal ağrıların patofizyolojisini aydınlatmak ve ek olarak bu veriler ışığında planlanacak TME cerrahi girişimleri için kılavuz oluşturmaktır. Çalışmamızda 10 taze donmuş ve 10 formaldehit ile fikse edilmiş olmak üzere toplamda 20 kadavra kafa yarısı kullanılmıştır. TME sinirleri, ilişkili çevre anatomik yapılarla beraber ortaya konarak TME innervasyon topografisi ve varyasyonları gösterilmiştir. Diseksiyonlarda TME'nin temelde posteriordan aurikülotemporal sinirden innerve olmasının yanı sıra anteriordan masseterik sinirden, anteromedialden posterior derin temporal sinirden ve medialden mandibular sinirin direk TME dalından innerve edildiğini ve bunların çeşitli varyasyonlarıyla beraber sıklıklarını ortaya koyduk. Ek olarak bu sinirlerin hangi klinik durumlarla nasıl etkilenebileceğini anatomik ve patofizyolojik temellere dayanarak yorumladık. Çalışmamız, mandibular sinirin doğrudan TME'yi innerve eden bir dalının varlığını gösteren literatürdeki ilk çalışmadır. Bulgularımız ışığında TME ağrılarının anatomik temellere dayandırılarak açıklanması, hastaların klinik fayda görmesi açısından somut tedavi algoritmaları doğuracaktır. Çalışmamız kılavuzluğunda planlanacak klinik çalışmalar ve tasarlanacak girişimler ile bu hastaların maddi ve manevi kayıpları azaltılarak yüz güldürücü tedavi yaklaşımları ortaya konulabilecektir.

AğrıMandibular sinirMasseter kası+3
Arda Küçükgüven
Hacettepe University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ankilozan spondilit hastalarında temporomandibuler düzensizliklerin sıklığının belirlenmesi ve kranioservikal postür ve hastalık aktivitesi ile ilişkisinin değerlendirilmesi

Giriş: Temporomandibuler düzensizlikler (TMD), toplumun yaklaşık %5-12'sini etkileyen önemli bir halk sağlığı sorunudur. Ankilozan spondilit (AS) hastalarında en sık görülen servikal deformite servikal kifozdur. Kranioservikal postürün objektif yansımaları olan açı ve mesafelerin TMD ile ilişkisini değerlendiren çalışmalar çelişkili sonuçlara sahiptir, AS hastalarında ise bu durumu değerlendiren çalışma yoktur. Bu çalışmada AS hastalarında TMD sıklığının saptanması, kranioservikal postür ve AS hastalık aktivitesi ile ilişkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Hacettepe Üniversitesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı ve Romatoloji Bilim Dalı polikliniklerine 20.09.2018 - 20.04.2019 tarihleri arasında ardışık olarak başvuran 18-50 yaş arası, toplam 98 AS hastası çalışmaya dahil edildi. Hastaların demografik özellikleri ve AS ile ilişkili klinik bilgileri kaydedildi. TMD tanısı 'Diagnostic Criteria for Temporomandibular Disorders (DC/TMD)' kriterlerine göre konuldu. Spinal mobilite Bath Ankilozan Spondilit Fonksiyonel İndeksi (BASMI), hastalık aktivitesi Bath Ankilozan Spondilit Hastalık Aktivite İndeksi (BASDAI), Ankilozan Spondilit Hastalık Aktivite Skoru (ASDAS), boyun disabilitesi boyun disabilite indeksi ile değerlendirildi. Lateral servikal grafiler kullanılarak kranioservikal açı, servikal kavislenme açısı, suboksipital mesafe (mm), atlas-aksis mesafesi (mm), anterior translasyon (mm) mesafesi ölçüldü. Bulgular: Çalışmaya yaş ortalaması 37,48,2 olan toplam 98 (%58,2'i kadın) hasta dahil edildi. Elli sekiz (%59,2) hastaya TMD tanısı konuldu. Temporomandibuler düzensizlik olan ve olmayanlarda demografik özellikler birbirine benzerdi. TMD tanısı alan grupta sigara kullanımı ve bruksizm anlamlı olarak daha sık saptandı. Spinal mobilite ve kranioservikal postür ölçümleri her iki grupta birbirine benzerdi. TMD tanısı alan grupta ASDAS ve boyun disabilite indeksi değerleri belirgin olarak daha yüksekti. Çok değişkenli analiz sonucunda aktif sigara kullanımı (RR:6,82; GA:1,69-27,4; p=0,007) ve boyunda disabilite olması (RR:7,32; GA:2,31-23,1; p=0,001) AS hastalarında TMD gelişimi için bağımsız risk faktörleri olarak saptandı. Sonuç: Ankilozan spondilit hastalarında TMD ile kranioservikal postür ölçümleri arasında herhangi bir ilişki saptanmamıştır. Her ne kadar TMD olanlarda, bruksizm sıklığı ve hastalık aktivitesi daha yüksek olsa da, AS hastalarında TMD gelişimini predikte edecek bağımsız faktörler aktif sigara kullanımı ve boyun disabilitesinin varlığı olarak belirlenmiştir. Bu ilişkilerin altında yatan mekanizmaları ortaya koyacak prospektif, geniş çaplı çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.

DuruşKifozServikal vertebra+3
Esra Bilgin
Hacettepe University
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Nervus auriculotemporalis'in morfolojisi ve articulatio temporomandibularis ile ilişkisi

Fossa infratemporalis içerisinde yerleşen nervus auriculotemporalis, tragus, auricula'nın bir kısmı, temporal bölgenin arka kısmının duyusal innervasyonunu sağlar. Ayrıca nervus glossopharyngeus'a ait parasempatik lifleri taşıyan önemli bir sinirdir. Seyri boyunca arteria maxillaris ve arteria meningea media ile yakın ilişkide olan bu sinirin, travma veya basıya uğradığı durumlarda nöbetler şeklinde ve çoğunlukla temporal bölge üzerinde delici ağrı ile karakterize olan nevraljinin ortaya çıktığı, articulatio temporamandibularis'e konumu dolayısıyla mekanik bası sonrası nöropatinin de gelişebileceği bildirilmektedir. Ancak, bir bütün olarak sinirin morfometrisi, oluşma paterni, çevre vasküler yapılar ve articulatio temporamandibularis ile olan pozisyonel durumuna dair yeterli kanıt bulunmamaktadır. Bu çalışmada, hem erişkin kadavralarda hem de fetüslerde, n. auriculotemporalis'in morfometrisi, oluşma paterni, vasküler yapılarla pozisyonu ile articulatio temporomandibularis arasındaki ilişkinin ortaya çıkarılması amaçlandı. Çalışmamızda 15 adet erişkin kadavra (ortalama 76,07±14,1 yaş) ve 15 adet fetüs'ün (23,87±3,40 haftalık) bilateral fossa infratemporalis disseksiyonları gerçekleştirildi. Nervus auriculotemporalis ve onu oluşturan köklerin sayısı, morfometrisi, oluşma paterni, vasküler yapılarla komşuluğu ve articulatio temporomandibularis'e göre lokalizasyonu kayıt altına alındı. Siniri oluşturan kök sayısı, kökler arası bağlantı konfigürasyonu, arteria meningea media ve arteria maxillaris ile olan komşuluğuna göre tiplendirme yapıldı. Hem erişkin kadavra hem de fetüslerde nervus auriculotemporalis'in çeşitli kök ve bağlantı kombinasyonları sergilediği tespit edildi. Erişkin kadavralarda nervus auriculotemporalis'i oluşturan köklerin sayısı en fazla 5 olarak gözlenirken fetüslerde ise en fazla 4 olduğu görüldü. Her iki materyal için de en sık gözlenen 2 kök olma sıklığının %60 olduğu kayıt altına alındı. Bulgularımızdan biri de erişkin kadavraların %87'sinde, fetüslerin ise %90'ında birinci kökün arteria meningea media'nın lateralinde, ikinci kökün ise sırasıyla %81 ve %79 oranlarında arterin medialinde seyretmesi oldu. Nervus auriculotemporalis'in eklem ile ilişkisi değerlendirildiğinde; siniri oluşturan 1. kökün collum mandibulae'nın ön kenarıyla kesiştiği noktanın arcus zygomaticus'un alt kenarının orta noktasından geçen sagittal eksene olan uzaklığı erkeklerde kadınlara kıyasla 3,542 mm daha fazla olduğu tespit edildi. Ayrıca, kadavralarda siniri oluşturan 1. kökün collum mandibulae'nın ön kenarıyla ve sinirin collum mandibulae'nın arka kenarlarıyla kesiştiği noktaların, arcus zygomaticus ve incisura intertragica'dan geçen sagittal ve vertikal eksenlere olan uzaklıkları sırasıyla ortalama 10,36 mm, 13,76 mm, 26,65 mm ve 15,37 mm olduğu tespit edildi. Sonuç olarak, karmaşık bir anatomiye sahip bu bölgede gerçekleştirilecek uygulamalar için sinirin karakteristik yapısının iyi anlaşılması gereklidir. Özellikle disseksiyon çalışmaları ile bu çeşitliliğin aydınlatılması bölgeye yapılacak invaziv işlemlere katkı sağlayacaktır.

Arteria meningea mediaFossa infratemporaliMorfoloji+2
Gülden Kayan
Mersin University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Temporomandibular eklem disfonksiyonunda manual terapinin etkinliğinin elektromiyografik değerlendirmesi

Çalışmanın amacı miyofasyal kaynaklı temporomandibular eklem disfonsiyonu (TMD) olan hastaların tedavisinde manual terapi (MT) yöntemlerinin etkinliğini incelemektir. Çalışmaya dahil edilen miyofasiyal kaynaklı TMD'li 38 hasta randomize olarak eşit sayıda MT ve kontrol grubuna ayrıldı. MT grubuna haftada bir toplam dört seans olmak üzere 40 dakikalık MT uygulanırken kontrol grubuna bu süreçte herhangi bir tedavi uygulanmadı. Her iki grubun değerlendirmeleri başlangıçta ve 4. hafta sonunda yapıldı. İstirahat ve aktivite ağrısı (Vizüel Analog Skala-VAS), ağız açıklığı hareketleri, hassas nokta sayısı, kraniovertebral açı, basınç ağrı eşiği, anterior temporalis ve masseter kaslarının aktivite ve istirahat kas aktivasyon ölçümleri (yüzeyel elektromiyografi (yEMG)), hareket korkusu (Temporomandibular Bozukluklarda Tampa Kinezyofobi Ölçeği (TMB-TKÖ)), fonksiyonu (Çenenin Fonksiyonel Kısıtlanma Skalası-8 (ÇFKS-8)), anksiyete ve depresyon düzeyi (Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği (HADS)) değerlendirildi. Çalışmayı MT grubunda 17 (ort yaş: 29,58 ± 10,20) kontrol grubunda 17 (ort yaş: 31,64 ± ,47) hasta tamamladı. MT grubunun aktivite VAS, istirahat VAS, hassas nokta sayısı, tüm ağız açıklığı ölçümleri, bilateral temporalis, temporomandibular eklem (TME) laterali, masseter basınç ağrı eşiğinde ve sağ masseter istirahat kas aktivitesi hariç tüm EMG ölçümlerinde, HADS anksiyete hariç TMB-TKÖ, ÇFDS-8, HADS ölçeklerinde MT grubunda istatiksel olarak anlamlı fark bulundu. Kontrol grubunda ise hiçbir parametrede iyileşme bulunmadı (p>0,05). Grupların ölçülen değerlerinin dört haftalık değişimi karşılaştırıldığında retrüzyon, sağ TME lateral basınç ağrı eşiği, HADS ölçekleri arasında fark bulunmazken diğer ölçüm değerleri MT grubu lehine anlamlı farklı bulundu (p<0,05). EMG aktivitesinde ise sağ masseter MVC'sinde gruplar arasında fark bulundu (p=0,13). Bu sonuçlara göre, MT TMD'lu hastalarda kullanılabilecek etkili bir yöntemdir. Anahtar kelimeler; Temporomandibular Eklem Disfonksiyonu, Manual Terapi, Yüzeyel Elektromiyografi

ElektromiyografiManuel terapiTemporomandibular eklem+3
Kumru Ateş
Bahçeşehir University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Temporomandibular eklem rahatsızlıklarının araştırma tanı kriterleri (TMR/ATK) biyodavranışsal (Eksen II) tarama ile değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı temporomandibular eklem rahatsızlıklarının Araştırma Tanı Kriterleri ile araştırılması ve farklı tanılı hastaların psikometrik analizlerinin ortaya konulmasıdır. Gereç ve Yöntem: Temporomandibular eklem rahatsızlığı ile başvuran hastalara TMR/ATK Eksen II formunu doldurmaları istenmiştir. Daha sonra hastalar muayene edilerek tanı belirlenmiştir. Hastalar osteoartrit (grup 1), internal düzensizlik (grup 2), miyofasiyal ağrı ve disfonksiyon sendromu (grup 3) ve lokal miyalji (grup 4) grupları altında değerlendirilmiştir. TMR/ATK Eksen II formundan elde edilen bilgiler ile hastaların yaş ve cinsiyet dağılımı, tanı gruplarının dağılımı, gruplar için günlük konforsuzluk derecesi, psikolojik ağrı derecesi, somatizasyon derecesi ve kronik ağrı derecesi araştırılmıştır. Ayrıca hastaların antidepresan kullanımı ve sigara içme alışkanlığı sorgulanmıştır. Tanı grupları karşılaşmalı olarak değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmamıza 274 hasta katıldı ve 4 hasta çeşitli nedenlerden dolayı çalışma dışı bırakıldığı için 270 hasta üzerinden değerlendirme yapıldı. Çalışmaya katılan hastalar minimum 18 maksimum 74 yaşındaydı ve ortalama yaş 32.91 olarak bulundu. Çalışmaya katılan hastaların %78.5'i kadın (212), %21.5'i (58) erkekti. Hastaların %16.3'üne osteoartrit (1.grup), %31.5'ine internal düzensizlik (2.grup), %23.3'üne myofasiyal ağrı ve disfonksiyon sendromu (3.grup), %28.9'una lokal miyalji (4.grup) teşhisi konuldu. Depresyon ve somatizasyon dereceleri ile kronik ağrı dereceleri incelendiğinde miyofasiyal ağrı ve disfonksiyon grubunun en yüksek değerleri gösterdiği görüldü. İnternal düzensizlik grubu ise en düşük değerleri gösterdi. Lokal miyalji ve osteoartrit grupları arasında fark bulunmadı ve her ikisi internal düzensizliğe göre yüksek değerler gösterdi. Antidepresan kullanımı incelendiğinde miyofasiyal ağrı grubunun diğer gruplara oranla yüksek antidepresan ilaç kullandığı belirlendi. Sigara kullanımı açısından gruplar arasında fark bulunmadı. Sonuç: Çalışmanın sonucuna göre miyofasiyal ağrı ve disfonksiyon sendromu grubu hastalar en depresif ve kronik ağrıları en çok olan grup olarak belirlendi. İnternal düzensizlik grubu da en az depresif ve kronik ağrıları en az olan grup olarak belirlendi. Lokal miyalji ve osteoartrit grupları arasında fark bulunmadı ve her ikisi internal düzensizliğe göre yüksek değerler gösterdi. Anahtar Kelimeler: Temporomandibular eklem rahatsızlıkları, Temporomandibular rahatsızlıklar, Araştırma tanı kriterleri

Temporomandibular eklemTemporomandibular eklem hastalıklarıTeşhis+3
Muhsin Ardıç
Ankara University
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Temporomandibular eklem düzensizliği için makine öğrenmesi tabanlı yeni bir yaklaşım

Çenenin açılması, kapanması ve çiğneme gibi temel işlevleri etkileyebilen temporomandibular eklem bozuklukları yaygın olarak görülen bir hastalıktır. Temporomandibular eklem hastalıklarının kökeni tam olarak bilinmemekle birlikte, çeşitli risk faktörleriyle ilişkilendirildiği düşünülmektedir. Günümüzde, teşhisi genellikle bir diş hekimi veya maksillofasiyal cerrah tarafından muayene ile konulmaktadır ve otomatik bir sistem kullanılmamaktadır. Bu tez çalışması kapsamında MR taramalarından oluşan özgün bir veri seti oluşturulmuştur. Bu veri seti Ankara Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi ile beraber hazırlanmış olup etik onayı alınmıştır. İlgili veri seti kapsamında, 4 farklı hastalık üzerinde çalışılmıştır. İlgili hastalıklar: ağız açık pozisyonda diskin önde olması, ağız kapalı pozisyonda diskin önde olması, sinoviyal sıvıda artış olması ve kondil kemikte dejenerasyon olmasıdır. Bu kapsamda hastalık teşhisi için evrişimli sinir ağı modelleri üzerinde çalışılmıştır. Problem üzerinde popüler derin öğrenme mimarileri (GoogleNet, VGG, Xception, ResNet, MobileNet, Inception, DenseNet, ConvNeXt) ve ViT yaklaşımı uygulanmıştır. Yöntemlerin başarıları çeşitli metrikler kullanılarak incelenmiş, modeller arasındaki uyum SKK değeri ile yorumlanmıştır. Yapılan deneyler sonucunda en iyi sonucu popüler derin öğrenme yaklaşımları vermiş olup, modeller arasında kabul edilebilir uyum olduğu gözlemlenmiştir. Ortalama olarak %80 ve üzeri bir başarı elde edilmiştir. Ayrıca Grad-CAM görüntüleri ile diş hekimi tarafından işaretlenen kısımlar karşılaştırıldığında ağların genel olarak hastalıkla ilgili kısımlara odaklandığı görülmüştür. Ayrıca, literatürde yer alan TME hastalıkları üzerinde yapılmış olan bilgisayar temelli yaklaşımlar ele alınmış, TMD yayınları tek tek açıklanmıştır. Böylece, bu alandaki çalışmaların anlaşılması ve ileride yapılacak olan yeni uygulanmalarda yol göstermesi amaçlanmıştır.

Derin öğrenmeTemporomandibular eklemTemporomandibular eklem hastalıkları
Şifa Özsarı
Ankara University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Temporomandibular eklem disfonksiyonlu hastalarda manuel terapi tekniklerinin ağrı, denge ve fonksiyonel durum üzerine anlık ve kısa süreli etkilerinin incelenmesi: Randomize kontrollü çalışma

Çalışmamız Temporomandibular Eklem Disfonksiyonlu (TMED) bireylerde manuel terapi tekniklerinin ağrı, denge ve fonksiyonel durum üzerine anlık ve kısa süreli etkisini incelemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. TMED tanısı olan 50 hasta randomize olarak çalışma (ortalama yaş: 35,72 ± 14,09 yıl) ve kontrol (ortalama yaş: 30,12 ± 11,69 yıl) grubu olarak ikiye ayrılmıştır. Çalışma grubundaki katılımcılara tek seans manuel terapi uygulamaları yapılmıştır. Bu gruptaki bireyler tedavi öncesi, tedaviden hemen sonra ve tedaviden bir hafta sonra değerlendirilmişlerdir. Kontrol grubundaki katılımcılara çalışma süresince herhangi bir tedavi uygulanmamıştır. Bu gruptaki bireyler bir hafta ara ile iki kez değerlendirilmişlerdir. Tüm bireylere temporamandibular eklem ve boyun bölgesi ağrı şiddeti (Görsel Analog Skalası) alt çene hareket kapasitesi (kaliper ve cetvel), fonksiyonel durum (Çenenin Fonksiyon Kısıtlanma Skalası), boyun özür durumu (Boyun Özür Göstergesi), servikal bölge eklem hareket açıklığı (universal gonyometre) ve denge (Tek Ayak Üzerinde Durma Testi) değerlendirmeleri yapılmıştır. Sonuçlarımız çalışma grubundaki bireylerde tedaviden hemen sonra ve tedaviden bir hafta sonra tedavi öncesine göre tüm parametrelerde anlamlı düzelme olduğunu göstermiştir (p<0,05). Kontrol grubunda ise ikinci değerlendirmelerde ilk değerlendirmelere göre herhangi bir parametrede anlamlı düzelme olmadığı belirlenmiştir (p>0,05). Gruplar arası karşılaştırmada çalışma grubunda tüm parametreler açısından (denge hariç) elde edilen düzelmenin kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde fazla olduğu belirlenmiştir (p<0,05) Çalışmadan elde ettiğimiz sonuçlar, tek seans manuel terapi uygulamalarının TMED'li bireylerde anlık ve kısa süreli dönemde ağrı ve fonksiyonel durum üzerinde etkili bir yaklaşım olduğunu göstermiştir.

AğrıAğrı şiddetiDenge+5
Girayhan Yıldız
Pamukkale University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Temporomandibular eklem disfonksiyonunda ağrı, yaşam kalitesi ve psikolojik durum arasındaki ilişki

Çalışmanın amacı, temporomandibular eklem disfonksiyonu (TMED) olan bireylerde (semptomatik grup) ve TMED olmayan bireylerde (asemptomatik grup), ağrı, yaşam kalitesi ve psikolojik durum arasındaki ilişkiyi incelemektir. Katılımcıların kişisel bilgileri kaydedildi. Temporomandibular eklem (TME), baş, boyun ve omuz ağrısı visuel analog skala (VAS, görsel analog skala (GAS)) ile değerlendirildi. Basınç ağrı eşiği algometre ile, mandibular hareketler cetvel ile, servikal eklem hareket açıklığı (EHA) gonyometre ile ölçüldü. Yaşam kalitesi SF-36 Yaşam Kalitesi Değerlendirme Ölçeği (SF-36) ile, psikolojik durum Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği (HADS) ile değerlendirildi. Semptomatik grupta, dominant çiğneme tarafı ile TMED'nin bulunduğu taraf arasında ilişki saptanmadı (p>0.05). Baş boyun, omuz ve TME ağrı şiddetinin TMED'li bireylerde daha fazla olduğu ve yaşam kalitesini olumsuz etkilediği tespit edildi (p<0.05). Semptomatik grupta basınç ağrısı eşiği ve mandibular hareketler daha düşük bulundu (p<0.05). Servikal EHA değerleri ve yaşam kalitesi asemptomatik grupta daha yüksek bulunurken, depresyon ve anksiyete düzeylerinin daha düşük olduğu saptandı (p<0.05). Her iki grupta yaşam kalitesi ile psikolojik durum arasında negatif ilişki tespit edildi (p<0.05). Semptomatik grupta SF-36 ölçeğinin zihinsel bileşen puanı ile şikayet süresi arasında negatif ilişki tespit edildi (p<0.05). Temporomandibular eklem disfonksiyonunda, ağrının yanında olumsuz etkilenen psikolojik durum da bireylerin yaşam kalitelerini azaltmaktadır. TMED'li bireyler psikolojik yönden de değerlendirilmeli ve içinde psikoterapinin de olduğu multidisipliner bir yaklaşımla tedavi edilmelidir.

AğrıPsikolojiTemporomandibular eklem+3
Nazım Tolgahan Yıldız
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Health Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Temporomandibular rahatsızlıklarda risk faktörlerinin retrospektif olarak incelenmesi

Bu çalışmanın amacı temporomandibular eklem rahatsızlıklarında (TMR) risk teşkil eden faktörlerin retrospektif olarak incelenmesidir. Yeditepe Üniversitesi, Diş Hekimliği Fakültesi Çene ve Eklem Rahatsızlıkları Bölümüne Ocak 2014 - Aralık 2016 seneleri arasında çene eklem rahatsızlığı şikayetiyle başvuran hastaların verileri toplanıldı. Dahil edilme kriterlerine uygun toplam 944 hastanın verileri incelendi. Yaşları 11-90 arasında (yaş ortalaması 36.42±14.19) değişen hastaların doldurduğu anamnez formlarındaki veriler ve sonrasında Temporomandibular Rahatsızlıklar için Araştırma Tanı Kriterleri (TMR/ATK) kullanılarak klinik muayene yapılan hastaların TMR belirti ve bulguları, risk faktörleri, koyulan tanılar kaydedildi. Klinik muayene TMR konusunda uzman olan tek bir hekim tarafından gerçekleştirildi. Hastaların şikayetleri, yaş, cinsiyet, ortodontik geçmiş, travma geçmişi, dilde izlerin ve fasetlerin varlığı, oklüzal faktörler, eklem seslerinin varlığı, koyulan tanılar istatistiksel olarak incelenip karşılaştırıldı. Çalışmada elde edilen bulgular değerlendirilirken, istatistiksel analizler için IBM SPSS Statistics 22 (IBM SPSS, Türkiye) programı kullanıldı. Çalışma verileri değerlendirilirken tanımlayıcı istatistiksel metodların (Ortalama, Standart sapma, frekans) yanı sıra niceliksel verilerin karşılaştırılmasında parametrelerin gruplar arası karşılaştırmalarında Kruskal Wallis testi kullanıldı. Parametrelerin iki grup arası karşılaştırmalarında Mann Whitney U test kullanıldı. Niteliksel verilerin karşılaştırılmasında ise Pearson's Ki-Kare testi kullanıldı. Anlamlılık p<0.05 düzeyinde değerlendirildi. Araştırmanın sonucunda; travma ve ortodontik tedavi geçmişi olanlar ve olmayanlar karşılaştırıldığında anlamlı bir farklılık bulunmazken, faset ve dilde izlerin bulunduğu olgularda miyofasiyal ağrı tanısı anlamlı derece fazla bulundu. Derin kapanış, overjet, başbaşa kapanış, ön açık kapanış, çapraşıklık gibi oklüzal faktörler hem koyulan tanılar hem de eklem sesleri açısından incelendiğinde anlamlı bir farklılık bulunmazken, Angle Sınıf 2 oklüzyona sahip olgularda redüksiyonsuz disk deplasmanı tanısı anlamlı derece fazla bulundu. Eklem sesleri, çenede ağrı, kulak çınlaması/tıkanıklığı, baş/boyun ağrısı hastalar tarafından en sık rapor edilen belirtilerken, palpasyonda en çok ağrı hissedilen kas lateral pterygoid kası olarak kaydedildi.

Belirti ve semptomlarRetrospektif çalışmalarRisk faktörleri+2
Simge Şenalp
Yeditepe University · Institute of Health Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Okluzal çatışmaların çiğneme kasları üstündeki etkisinin elektromyografik olarak değerlendirilmesi

Tolunay, SG. (2013) Okluzal çatışmaların çiğneme kasları üzerindeki etkisinin elektromyografik olarak değerlendirilmesi. Yeditepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Protetik Diş Tedavisi AD. Doktora tezi. İstanbul. Araştırmamızın amacı, varolan okluzal durumun masseter ve temporalis anterior kaslarında oluşturduğu EMG aktivite ile okluzal çatışma yerleştirilmesi sonucu max diş sıkma esnasında kaslarda oluşan EMG aktivitenin karşılaştırılmasıdır. Araştırmamız 2013 yılı şubat ayında, araştırmaya dahil olma kriterlerine uygun toplam 30 denek üzerinde yapıldı. Deneklerin ağız içi ve ağız dışı tüm tetkikleri tamamlandıktan sonra T-Scan ® III 5.2 cihazıyla doğal temaslar bilgisayar ortamında tespit edildi. T-Scan III kaydının ardından bilateral masseter ve anterior temporalis kaslarının EMG kaydı alındı. EMG kayıtları, fizyolojik istirahat pozisyonunda ve interküspal pozisyonda max diş sıkma esnasında alındıktan sonra her denekte standardize edilmiş 1mm.? lik kompozitle yaratılan erken temasların sırasıyla sağ 1. Küçük azı dişi bukkal tüberkülü (E1), sağ 1. Büyük azı dişi distobukkal tüberkülü (E2) ve aynı anda sağ-sol 1. Büyük azı dişleri distobukkal tüberküllerine (E3) yerleştirilerek max diş sıkma esnasında alındı. İnterküspal pozisyonda kaydedilen entegre EMG potansiyellerinin ortalaması, sonraki data analizi için bir standart olarak kullanıldı. Bu araştırma sonucunda; E1, E2 ve E3 çatışmaları sonrası tüm kaslarda max diş sıkma ortalamasında görülen düşüş istatistiksel olarak ileri düzeyde anlamlı bulunmuştur. Tüm kaslar içerisinde en büyük yüzde azalış E1 çatışması sonucu sol anterior temporalis kasındadır. E1 ve E2?den sonra max diş sıkma ortalamasındaki düşüş dengeleyen taraf kaslarında, çalışan taraf kaslarına göre anlamlı şekilde yüksektir ancak erken temas görülen olgularda, E1 ve E2?den sonra çalışan taraf kaslarında görülen yüzde düşüş ortalaması, dengeleyen taraf kaslarından anlamlı şekilde düşüktür. Sol masseter hariç tüm kaslarda; E1 sonrası elde edilen max diş sıkma ortalamalarında görülen düşüş yüzdesi, E2?den istatistiksel olarak ileri düzeyde anlamlı yüksek bulunmuştur. Tüm kaslarda, E1 sonrası elde edilen max diş sıkma ortalamalarında görülen düşüş yüzdesi, E3?ten istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Sonuç olarak; Okluzal çatışma varlığında çiğneme kasları, stabilizasyona katkıda bulunmak zorunda kalmakta ve kompanse edici bir mekanizmayla maksimum kasılma miktarlarını değiştirmektedirler. Doğal olarak erken teması olan ve olmayan sağlıklı bireyler, çatışmalara karşı farklı cevaplar verebilmektedir.

Dental oklüzyonEMGElektromiyografi+4
Selin Gülşah Tolunay
Yeditepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

Temporomandibüler eklem rahatsızlığı ile yönlendirilen hastalarda, bruksizm belirtilerinin yaygınlığı ve bu konuda diş hekimlerinin farkındalığının değerlendirilmesi

Amaç: Oral Diagnoz ve Radyoloji bölümünde ilk muayenesi yapılan ve Temporomandibüler Eklem Rahatsızlığı sorunu düşünülerek yönlendirilen hastalarda bruksizm belirtilerinin yaygınlığı ve bu konuda diş hekimlerinin farkındalığını araştırmaktır. Gereç veYöntem: Araştırmamıza Yeditepe Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Oral Diagnoz ve Radyoloji Kliniği'nde uygulanan genel sistemik ve dental muayeneden sonra, Protetik Diş Tedavisi Bölümü'ne çene eklem rahatsızlığı sorunu olduğu düşünülerek tedavisi için yönlendirilen 201 hasta dahil edildi. Klinik muayene yapılmadan önce hastaya anamnez formu ve bruksizm tanısı ile ilgili sorular içeren anket yöneltildi. Dişlerdeki aşınmalar AT1, AT2 ve AT3 olarak not edildi. Hasta istirahat halindeyken, ağız içi muayenede dilin lateral bölgeleri incelendi. Dil kenarında, diş izinin olup olmadığı ve yanak mukozasında, dişlerin oklüzal yüzeyleri hizasında dalgalanmalar şeklinde beyaz çizgilenmeler olup olmadığı kaydedildi. İlk muayenedeki hekimler tarafından elde edilen ön tanı bulguları, araştırmacı tarafından yapılan detaylı muayene ile konulan klinik ve anket bulguları ile karşılaştırıldı. Bulgular: 1.hekim ile 2. hekim arasında diş aşınma teşhisi açısından anlamlı farklılık vardır. 1. hekim AT3 tipi aşınmayı daha çok tespit ederken, AT2'yi daha az ve AT1'i en az tespit etmiştir. Hasta şikayeti (diş sıkma ve/veya diş gıcırdatma) açısından 1. hekim ile 2. hekim arasında anlamlı farklılık vardır. Yaş ile birlikte diş aşınma miktarı artmıştır. Dilde ve yanakta izlerin görülme oranı anlamlı farklılık göstermemiştir. Anket sorularına verilen cevaplar açısından, diş sıktığını ve gıcırdattığını bildirme oranı yaş ile birlikte azalsa da anlamlı farklılık bulunmamıştır. Gece diş sıkma ve/veya gıcırdatanlarda dilde iz görülme oranı, sıkmayan ve/veya gıcırdatmayanlara göre anlamlı oranda fazladır. Gündüz diş sıkanlarda, sıkmayanlara göre; gündüz diş gıcırdatanlarda, gıcırdatmayanlara göre dilde iz görülme oranı arasında anlamlı farklılık yoktur. Sonuçlar: Çalışmamızda diş hekimlerinin ancak ileri düzeyde diş aşınmalarını tespit ettikleri belirlenmiştir. Bu nedenle hekim farkındalığının arttırılması hastalarda bruksizmin erken teşhisi ve gerekli önlemlerin zamanında alınabilmesi için önemlidir. Detaylı olarak soru yöneltildiğinde diş sıkma ve/veya gıcırdatma farkındalığı artmıştır.Hastalara verilecek anketler ile bruksizm sorularının detaylandırılması hasta farkındalığını arttırabilir ve teşhisi kuvvetlendirebilir.

BruksizmDiş aşınmasıDiş hekimleri+3
Pelin Fatma Karagöz Motro
Yeditepe University · Institute of Health Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Temporomandibular rahatsızlıkların bulgu ve belirtileri konusunda diş hekimlerinin farkındalığı

Amaç: Bu çalışmanın amacı, Yeditepe Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesine genel dental tedavi icin başvuran hastalarda, Temporomandibular Rahatsızlık bulgu ve belirtilerinin yaygınığını ve bu konuda diş hekimlerinin farkındalığını araştırmaktır.Materyal ve metod: Yeditepe Üniversitesi Diş Hastanesi Oral Diagnoz departmanında uygulanan genel sistemik ve dental muayeneden sonra, bu fakülteye dental tedavi amacıyla başvuran, rastgele seçilmiş olan 300 hasta, Temporomandibüler rahatsızlıkların erken tanısının konulabilmesini sağlayacak belirtilerin bulunup bulunmadığının saptanması amacıyla diş hekimi tarafından 5 dakika sürecek çok genel muayeneye tabi tutulmuştur. Muayene Amerikan Orofasyel Ağrı Akademisinin belirlediği muayene standartlarına uygun olarak, anamnestik sorular ve klinik muayene bölümlerınden oluşturulmuş ve uygulanmıştır. Anamnestik soruların, Temporomandibüler rahatsızlıklar ile ilgili hasta şikayetlerinin en sık görülen belirtilerine yönelik olmasına dikkat edilmiştir. Klinik muayenede mandibüler hareketler incelenmiş, çiğneme kasları palpasyonu, temporomandibüler eklemlerin preauriküler bölge palpasyonu ve eksternal meatustan palpasyonu uygulanmıştır. Bulgular, Oral Diagnoz departmanında uygulanmış olan genel dental muayene bulgularıyla karşılaştırılmıştır.Bulgular:Hastalarda uygulanan TMR muayenesi sonucu elde edilen verilere göre, en sık rastlanan TMR belirtisinin, TME sesi olduğu tespit edilmiştir. Nadir rastlanan belirtiler ağız açmada zorluk ve çene kilitlenmesi olmuştur. Sık rastlanan TMR bulguları , ağız açmada `S'tipi deviasyon ile TME sesi, en nadir rastlana bulgu ise ağız açmada kısıtlılık bulgusu olmuştur. Çiğneme kaslarında ve TME'lerde palpasyonda ağrı bulguları ile `S tipi' deviasyon bulgusuna, kadınlarda daha sık rastlanmış ve bu fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. İncelenen toplulukta en az bir TMR bulgusuna rastlanma oranı %89, en az bir TMR belirtisine rastlanma oranı ise %43 olarak tespit edilmiştir.Çalışma grubu hastalarının, Diş Hastanesi İşletim Sistemi'nde yer alan ilk Dental Muayene kayıtlarındaki Anamnez bilgileri ve Klinik Muayene bilgileri incelenmiştir. Bu inceleme sonucunda, hastaların %2'sinin anamnez bilgilerinde TMR veya parafonksiyon ile ilgili şikayette bulundukları ve saadece bu kişilerin teshis kayıtlarında TMR bulgu ve belirtilerine dair bilginin yer aldığı tespit edilmiştir.Sonuç: TMR bulgu ve belirtilerinin semptomatik ve asemptomatik hastalarda yaygınlığına dair veriler, rutin dental muayene prosedürlerinin gözden geçirilmesi gereğini ve genel dental muayenede, TME ve çiğneme sisteminin de kısa genel muayenesinin yer almasının gerekliliğini ifade etmektedir.Anahtar kelimeler: Temporomandibüler rahatsızlıklar, bulgu, belirti, diş hekimi

Belirti ve semptomlarDiş hekimleriDiş hekimliği+2
Sibel Dinçer
Yeditepe University · Institute of Health Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Temporomandibular eklemin internal düzensizliğinde artrosentez ve intra-artiküler hylan G-F 20 enjeksiyonunun ağrı ve ağız açıklığı üzerine etkisinin belirlenmesi

Artrosentez tekniği ile üst eklem boşluğu lokal anestezi altında basitçe yıkanarak fossaya yapışan diskin serbestleştirilmesi, diskin kayması ve böylece normal maksimal ağız açıklığının oluşturulması amaçlanmaktadır. Bu amaçla primer olarak eklem bölgesinde ağrı ve enflamatuar mediatörlerinin bölgeden uzaklaştırılmasının geçici bir etki olabileceği ileri sürülmektedir. Bu amaçla eklemin mikroyapısının rehabilitasyonunda; sinerjik etkiye sahip eklemin ana maddesi olan hyaluronik asitin eksojen olarak ekleme enjekte edilmesi ve böylece mikroyapının restore edilmesinde kalıcı bir role sahip olabileceği savunulmaktadır. Bu çalışma redüksiyonsuz anterior disk deplasmanlı (Rsuz ADD) ve/veya osteoartritli (OA) temporomandibular eklem rahatsızlığı olan hastalarda artrosentez ve yüksek molekül ağırlıklı HA'nın (Hylan G-F 20) ağız açıklığına ve eklem ağrısına etkisini belirlemek amacıyla planlandı. Çalışma yaşları 17 ve 65 arasında ve yaş ortalaması 36.85 ± 15.23 olan konservatif tedaviye cevap vermeyen sınırlı ağız açıklığı, ağrı şikayeti olan 21 hastanın 23 Rsuz ADD'li ekleminde yürütüldü. Ağrı ve fonksiyon bozukluk seviyesi visual analog skala (VAS) ile belirlendi. Tedavi öncesinde hastaların MR görüntüleri elde edildi. Tüm objektif ve subjektif değerlendirmeler tedavi öncesi, tedavi sonrası ve 1., 3., 6., 12. aylarda yapıldı. Tedavi öncesi MAA 30.38 ± 4.70 (20 ile 36 mm)'den, post-operatif 32.66 ± 4.66 (23 ile 41 mm)'ye, 1 yıl sonunda 40.0 ± 3.65 (35 ile 45 mm)'ye kadar artış elde edildi. VAS değerleri sırasıyla 6.42 ± 2.46, 4.80 ± 2.71, 0.70 ± 1.05' e azalma kaydedildi. Zaman içerisinde VAS değerinde oluşan fark istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0.01). Tedavi öncesi ile artrosentez ve intra-artiküler Hylan G-F 20 enjeksiyonu sonrasında VAS ortalamalarının birbirinden anlamlı derecede farklı olmadığı bulundu (p>0.05). Takip dönemlerinde VAS değerlerinde önemli bir azalma izlendi (p<0.01). Çalışmaya dahil edilen 21 hastanın 14'ünden MR görüntüleri elde edildi. Kondilde dejeneratif kemik değişiklikleri 3 eklemde izlenmezken, 3 eklemde erozyon, 6 eklemde osteofit ve 2 eklemde skleroz belirlendi. 7 eklemde T2 ağırlıklı MRG'de efüzyon belirlenirken, efüzyon olan eklemlerin 5'inde dejeneratif kemik değişiklikleri izlendi. Çalışmaya dahil olan hastaların hiçbirinde major komplikasyon izlenmedi. Artrosentez ve intra-artiküler Hylan G-F 20 enjeksiyonu sonrasında tüm hastalarda enjeksiyon sonrasında enjeksiyon yapılan eklem tarafında, okluzyonda open-bite olduğu ve işlem sonrasında 1-2 gün süresince kulak önünde dolgunluk ve sıvı hareketi hissi gibi şikayetler izlendi. Ağız açıklığının tedavi sonrasındaki belirgin artışı, lateral ve protrusiv hareketlerdeki artış ile ağrı değerlerindeki azalmanın 3. ayda belirgin olmasının, takip dönemlerinde değişimin yavaş iyileşmeden ve HA'nın mekanik etkilerinden kaynaklanabileceğini düşünmekteyiz.

AğrıAğızHyalüronik asit+4
Demet Sarıaltın
Yeditepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2009
00
DoctorateOpen AccessTR

Yüksek molekül ağırlıklı hyalüronik asitin (Hylan G-F 20) temporomandibular eklemde deneysel osteoartrit üzerine erken ve geç dönemdeki etkisinin radyolojik ve histolojik olarak değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı, deneysel olarak temporomandibular eklemde (TME) oluşturulan osteoartrit üzerinde yüksek molekül ağırlıklı hyalüronik asit (HA) molekülü olan Hylan G-F 20'nin erken ve geç dönem etkisinin radyolojik ve histolojik olarak değerlendirilmesidir. Çalışma 24 adet erkek, 3,5 aylık ergin, 3,5 kg ağırlığında beyaz yeni zellanda tavşanı üzerinde yürütüldü. Tavşanların her iki eklemine 3 mg/ml'lik MIA solüsyonunun 50µl'lik miktarı enjekte edildi. 4 hafta bekleme süresinden sonra tavşanların bir eklemine intraartiküler Hylan G-F 20'nin 4 mg'ının 0,5 ml enjeksiyonu, diğer ekleme ise kontrol grubu olarak 5ml % 0,9'luk serum fizyolojik solüsyonu enjekte edildi (3 hafta süre ile haftada bir kez). Her iki eklemin intraartiküler enjeksiyonları öncesi ve sonrası 4., 6. ve 8. haftalarda bilgisayarlı tomografi (BT) alındıktan sonra eklem örneklerindeki değişikliklerin histolojik değerlendirmesi yapıldı. BT üzerinde osteoartritik değişikliklerin radyolojik skorlaması yapıldı. Osteoartritin (OA) radyolojik belirtileri olan erozyon, skleroz, osteofit ve düzleşme mandibular kondilde medial, santral, ve lateral bölgelerde olmak üzere 3 bölgede skorlama yapılarak değerlendirildi. Histolojik değerlendirmede, kartilajda, osteokondral birleşimde, kondrositlerin görünümünde ve subkondral kemikte oluşan değişimler belirlendi. Deneysel OA üzerine yüksek molekül ağırlıklı HA'nın etkisinin 4., 6. ve 8. hafta takibindeki histolojik değerlendirmesinde, kartilajda (%50, %25, %25), osteokondral birleşimde (%62,5, %50, %37,5), kondrositlerin görünümünde (%87,5, %37,5, %12,5) ve subkondral kemikte (%62,5, %50, %50) oluşan değişimler izlendi. Her iki grubun 4. haftada kartilajda izlenen değişimleri karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulundu (p?0,05). Kontrol grubunda 4. ve 6. haftalar arasında kartilajda izlenen değişimlerin anlamlı bir şekilde azaldığı belirlenirken (p?0,05), 8. haftada her iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı (p?0,05). 4 ile 8. haftalarda her iki gruptaki kondrositlerin görünümündeki değişimler sırasıyla kontrol grubunda 6 (%75) ve 2 (%25), çalışma grubunda ise 7 (%87,5) ve 1 (%12,5) eklemde izlendi. Çalışma grubunda 4., 6. ve 8. haftalarda kondrositlerdeki değişimlerin anlamlı bir şekilde azaldığı belirlendi (p?0,05). Kontrol grubunda 4. haftada enjeksiyon öncesi ve sonrası BT skor ortalaması sırasıyla 1,5±1,41 ve 0,5±0,53 olarak izlenirken, çalışma grubunda ise 3,25±2,31 ve 1,25±0,89 olarak bulundu. 4. hafta takip döneminde kontrol ve çalışma grubunda enjeksiyon öncesi BT değerleri ile kartilajda histolojik olarak izlenen değişimler arasında pozitif yönde bir korelasyon belirlenirken (p?0,05), 6. ve 8. haftalarda istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı (p?0,05). Hylan G-F 20'nin OA'lı TME'de erken dönemde kartilajdaki değişimleri azalttığı ve kondrositlerdeki kümeleşme eklemde Hylan G-F 20'nin kondroprotektif özelliği ile hipertrofik bir cevap geliştirdiği sonucuna varıldı.Anahtar Kelimeler: Temporomandibular eklem, osteoartrit, viskosuplamentasyon, Hylan G-F 20.

HistolojiHyalüronik asitOsteoartrit+3
Gonca Duygu
Yeditepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2010
00
DoctorateOpen AccessTR

Türk toplumunda derin örtülü kapanış (deep bite) ile temporomandibular rahatsızlıklar arasındaki ilişkinin incelenmesi

Tınastepe N. Türk toplumunda derin örtülü kapanı? (deep bite) ile temporomandibular eklem rahatsızlıkları arasındaki ili?kinin ara?tırılması. Yeditepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Protetik Di? Tedavisi Anabilim Dalı, Doktora Tezi, ?stanbul 2012.Temporomandibular eklem rahatsızlıkları (TMR), klinikte ba?lıca ağrı ve disfonksiyon olarak kendisini gösteren, çiğneme kasları ve temporomandibular eklem yapılarını ilgilendiren problemler bütünüdür. Etyolojisi multifaktoriyel olarak kabul edilmekte olup, okluzyonun etkisinin % 10-20 olduğu yapılan epidemiyolojik çalı?malarla gösterilmi?tir. Okluzal faktörlerden biri olan derin örtülü kapanı?'ın TMR ile pozitif ve negatif ili?kisi olduğunu gösteren çalı?malar olduğu gibi ters korelasyon bulunduğunu gösteren çalı?malarda mevcuttur. Bu çalı?manın amacı Türk toplumunda eri?kinlerde minimal overjet ile birlikte görülen derin örtülü kapanı?ın TMR ile ili?kisinin değerlendirilmesidir. Çalı?mada 30 ki?ilik derin örtülü kapanı?a sahip bireyin olu?turduğu grup ile 30 ki?ilik kontrol grubu Temporomandibular Rahatsızlıkları ?çin Ara?tırma Tanı Kriterleri (TMR /ATK) kullanılarak muayene edilmi? ve tanıları konularak kar?ıla?tırıldı. Gruplar arası psikolojik farklılıkların değerlendirilmesi de bu çalı?manın kapsamında yer aldı. Çalı?mada elde edilen bulgular değerlendirilirken, istatistiksel analizler için NCSS 2007&PASS 2008 Statistical Software (Utah, USA) programı kullanıldı. Çalı?ma verileri değerlendirilirken tanımlayıcı istatistiksel metodların (Ortalama, Standart sapma, frekans) yanısıra niceliksel verilerin kar?ıla?tırılmasında normal dağılım gösteren parametrelerin iki grup arası kar?ıla?tırmalarında Student t test kullanıldı. Niteliksel verilerin kar?ıla?tırılmasında ise Ki-Kare testi ve Fisher's Exact Ki-Kare testi kullanıldı. Anlamlılık p<0.05 düzeyinde değerlendirildi. Çalı?ma sonucunda, derin örtülü kapanı?a sahip bireylerde, TMR, açma kapama sırasındaki eklem sesleri, lateral pterygoid kaslarında palpasyondaki hassasiyet, deviasyon-defleksiyon görülme oranları kontrol grubuna göre daha fazla bulundu. Sonuçta minimal overjetle birlikte görülen derin örtülü kapanı? TMR bulgularına neden olabilecek bir risk faktörü olarak değerlendirildi.

Dental oklüzyonTemporomandibular eklemTürk toplumu+2
Nesihan Tınastepe
Yeditepe University · Institute of Health Sciences
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

Temporomandibular eklemin ınternal duzensizligi ve osteoartrit tedavisinde yuksek molekul agirlikli hyaluronik asitin (Hylan G-F 20) apoptoza etkisi

TME' de internal düzensizlik ve osteoartrit varlığında, sinoviyal sıvıdaki apoptozun, dejeneratif kemik değişikliği üzerindeki etkinliği ve intraartiküler hyalüronik asit enjeksiyonunun rolü bilinmemektedir. Sinoviyal sıvıda artan apoptozun eklem dejenerasyonuna etki edebileceği ileri sürülmesine rağmen, kondrositler üzerinde direk etkili olan hyalüronik asitin apoptoz ile ilişkisi tam olarak açıklanamamakta ve bu ilişkinin var olup olmadığını belirlemek amacıyla mevcut çalışma planlandı. Çalışmaya TME internal düzensizliği bulunan, artrosentez ve intraartiküler enjeksiyon tedavisi uygulanan 30 hastadan alınan sinoviyal sıvı örneklerinde sFas, CD44, NMP, TLR2 ve TLR4 değerlerinin belirlenmesiyle artrosentez ve yüksek molekül ağırlıklı hyalüronik asitin (HA) eklem içi yapılarda apoptoza etkisi değerlendirildi. Ağrı, eklemde ses ve/veya ağız açıklığında sınırlama şikayetleri ile başvuran ve konservatif tedaviye cevap vermeyen, yaşları 15 ile 72 arasında değişen (32.58±14.78) klinik ve radyolojik olarak eklemde disk deplasmanı teşhis edilen 34 hastanın, 35 ekleminden alınan sinoviyal sıvı örnekleri üzerinde yürütüldü. Maksimum ağız açıklığı (MAA), destekli MMA, lateral ve protruziv hareketlerin miktarı, eklem sesleri, T1 ve T2 ağırlıklı MRG' lerde disk kondil ilişkisi, efüzyon, erozyon ve osteofit gibi kemikteki dejeneratif değişiklikler kaydedildi. Ağrı VAS skoru ile değerlendirildi. Artrosentez ve intraartiküler enjeksiyon öncesi ve sonrası sinoviyal sıvı örneklerinin analizinde insan APO-1/Fas/CD95, NMP, TLR4, TLR2 ve CD44 seviyelerinin belirlenmesinde sandviç ELISA yöntemi kullanıldı. Tedavi öncesi ve intraartiküler enjeksiyon sonrası MAA ortalamalarında 27,94±5,20 mm' den 29,82±5,94 mm' ye kadar artış izlendi. MAA, sağ ve sol lateral ve protruziv hareketlerin miktarında anlamlı artış (p<0,01) izlenirken VAS ve fonksiyonel VAS değerlerindeki azalma (sırasıyla 4,62±2,98' den 3,11±2,91' e ve 7,45±2,06' dan 5,85±2,77), istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p=0,001). Tedavi öncesi ve sonrası ortalama sFas ve CD44 seviyelerindeki azalma istatistiksel olarak anlamlı iken (p=0,013 ve p=0,009) NMP, TLR 2 ve TLR 4 değerleri arasında anlamlı bir fark gözlenmedi (p>0,05). Tedavi öncesi sFas ile TLR4 ve NMP ile TLR4 arasında pozitif yönde, istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki izlendi (p<0,01 ve p<0,05). TLR 2 ve TLR 4 düzeyleri arasında ise anlamlı bir ilişki bulunmadı (p>0,05). Artrosentez ve intraartiküler enjeksiyon sonrası sFas ile CD44 ve NMP ile TLR4 arasında pozitif yönde (p<0,05, p<0,01), sFas ile TLR4 arasında ise negatif yönde, istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki görüldü (p<0,05). TLR4 düzeyi ile TLR2 düzeyleri arasında ise istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmadı (p>0,05). Osteoartrit (OA) izlenen eklemlerde, sinoviyal sıvıdaki sFas ve CD44 düzeylerinde görülen azalma istatistiksel olarak anlamlı bulunurken (p=0,047 ve p=0,028), NMP, TLR 2 ve TLR 4' deki değişimler istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı (p>0,05). Efüzyon belirlenen eklemlerin tedavi öncesi CD44 düzeyleri, efüzyon izlenmeyen eklemlerden istatistiksel olarak ileri düzeyde anlamlı ve yüksek bulundu (p=0,003). Efüzyonun izlenmediği eklemlerdeki NMP düzeyleri, istatistiksel olarak anlamlı ve yüksek bulundu (p=0,016). Efüzyon var olan eklemlerin tedavi öncesi NMP ve düzeyleri, efüzyon izlenmeyen eklemlerden istatistiksel olarak ileri düzeyde anlamlı ve yüksek bulundu (p=0,007).Artrosentez sonrası eklem içine uygulanan yüksek molekül ağırlıklı hyalüronik asit (Hylan G-F 20)' in TME' de apoptozu indüklediği, ancak apoptozun bu indüksiyonunun genel olarak enflamatuar hücreler üzerinde gerçekleştiği sonucuna varıldı.Anahtar Kelimeler: Temporomandibular eklem, apoptoz, sFas, CD44, NMP, TLR, osteoartrit, Hylan G-F 20.

ApoptozisHyalüronik asitMatriks metalloproteinazlar+3
Ersin Hüseyin Selçuk
Yeditepe University · Institute of Health Sciences
2012
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Tek taraflı çiğneme yapan hastalarda kondil hacimlerinin konik ışınlı bilgisayarlı tomografi ile karşılaştırılması

Temporomandibular eklem rahatsızlıkları, diş ağrısından sonra ikinci en yaygın yüz ağrısı nedenidir. Ağız diş ve çene cerrahisi kliniğine temporomandibular eklem rahatsızlıkları olan çok sayıda hasta başvurmaktadır. Çiğneme, konuşma, yutkunma, soluma gibi fonksiyonel hareketlerden sorumlu olan TME'nin anatomisinin ve fizyolojisinin anlaşılması, TME patolojilerin ve disfonksiyonun belirlenmesinde önemlidir. Kondiler remodeling, kondilin var olan veya değişen okluzyona fonksiyonel adaptasyonu şeklinde düşünülebilir. Kondiler remodeling hayat boyu devam eden bir süreçtir ve belirli sebeplerle kondil şeklinde değişikliklere yol açabilir. Remodeling miktarı ve kondilin şekillenmesi, kondilin sentrik okluzyondaki pozisyonuna bağlı olarak değişebilir. Maksilofasiyal morfolojik büyüme çevresel ve genetik faktörlerin çeşitliliği ile kontrol edilmektedir. Mandibulanın büyüme yönü sadece oklüzal kuvvetler ile etkilenmemekte, ortodontik ve ortopedik tedavi, parafonksiyonel alışkanlıklar ve fonksiyonel malokluzyon da bu büyümede etkili olmaktadır. Çalışmamızda tek taraflı çiğneme yapan hastaların mandibular kondil hacimlerinin hesaplanması ve karşılaştırılması amaçlandı. Bu çalışmada temporomandibular eklem bozukluğu olan ve kliniğe başvurmuş hastalardan elde edilen KIBT görüntüleri kullanılmıştır. Çalışmamızın amacı tek taraflı çiğneme yapan hastaların KIBT görüntüleri ile kondillerin segmentasyonu ve hacim ölçümü yapılmasıdır. Sonuç olarak tek taraflı çiğneme yapan hastalarda çiğneme yapılan taraftaki kondil hacmi daha yüksek olduğu görülmüştür. Anahtar kelimeler: Temporomandibular eklem, konik ışınlı bilgisayarlı tomografi, hacim, çiğneme.

Konik ışınlı bilgisayarlı tomografiMandibular kondilTemporomandibular eklem+1
Uğur Dağ
Fırat University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Sagital split ramus osteotomisi uygulanan hastalarda mandibular ilerletme ve geriletme cerrahilerinin temporomandibular ekleme olan etkilerinin üç boyutlu sonlu elemanlar analizi ile karşılaştırılması

SSRO mandibular deformitelerin düzeltilmesinde en sık kullanılan ortognatik cerrahi prosedürlerinden biridir. Mandibular deformitelerin SSRO ile düzeltilmesinden sonra TMR gelişebileceği bildirilmiş ve çeşitli çalışmalarla bu duruma katkıda bulunabilecek faktörler araştırılmıştır. Bu çalışmanın amacı, SSRO kullanılarak gerçekleştirilen mandibular geriletme ve ilerletme cerrahilerinden sonra TME'deki stres değişikliklerinin SEA ile değerlendirilmesi ve karşılaştırılmasıdır. Mevcut çalışmada SSRO kullanılarak mandibular geriletme (5 mm ve 10 mm) ve mandibular ilerletme (5 mm ve 10 mm) uygulanan modeller ile osteotomi uygulanmayan kontrol modelinin çiğneme kas kuvvetleri altında TME'lerinde oluşan stresler SEA yöntemi ile analiz edilmiştir. Eklem diskinin non-lineer ve süperelastik olarak modellendiği çalışmada artiküler fossa, disk ve kondil üzerindeki streslerin değerlendirilmesi ve karşılaştırılması yapılmıştır. Elde edilen bulgular neticesinde; mandibular ilerletme modellerinde TME komponentlerindeki stres artışının geriletme modellerine göre belirgin ölçüde yüksek olduğu ve bu durumun özellikle mandibular ilerletme miktarının fazla olduğu olgularda disk perforasyonu ve/veya kondil rezorpsiyonu gibi eklem problemlerinin gelişimine katkıda bulunabileceği sonucuna varılmıştır. Mandibular geriletme modellerinde ise geriletme miktarının artmasıyla birlikte kondiler kartilajda oluşan daha yüksek streslerin kondil rezorpsiyonu riskini artırabileceği düşünülmektedir.

Cerrahi-diş hekimliğiMandibulaOrtognatik cerrahi+4
Hilal Altay Turgut
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı sutur ossifikasyon derecesine sahip hastalarda, mini-vida destekli hızlı üst çene genişletmesinin; yüz, kafa tabanı ve temporomandibular eklem bölgesindeki etkilerinin 3 boyutlu sonlu elemanlar analizi ile incelenmesi

Amaç: Bu çalışmada, farklı sutural ossifikasyon derecelerinde, mini-vida destekli hızlı üst çene genişletmesinin (MDHÜÇG) yüz, kafa tabanı ve eklem bölgesindeki stres ve yer değiştirme miktarlarının sonlu elemanlar analizi ile incelenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda farklı sutural ossifikasyon derecelerine sahip modellere MDHÜÇG yapılmıştır. Modellerimiz; Tip A: Tüm suturlardaki ossifikasyon tamamlanmamış bir model, Tip B: Tüm suturlardaki ossifikasyon kısmen tamamlanmış bir model, Tip C: Tüm suturlardaki ossifikasyon tamamlanmış bir model, Tip D: Midpalatal sutur ossifikasyonu kısmen tamamlanmış, çevresel sutur ossifikasyonu tamamlanmış bir model. Maksillaya transversal yönde 100 Newton kuvvet uygulanmış ve ortaya çıkan gerilme ve yer değiştirme miktarları değerlendirilmiştir. Analiz için Algor Fempro (ALGOR, Inc. 150 Beta Drive Pittsburgh, PA 15238-2932 USA) yazılımından yararlanılmıştır. Bulgular: Modellerdeki en yüksek stresler mini vidaların çevresinden sonra midpalatal suturda görüldü. Maksillanın çevresel suturlarında Tip D'nin Tip B den daha çok stres aldığı görülmüştür. Tip C ile Tip D grubunda ise oluşan stresler arasında çok büyük bir farklılık bulunmamıştır. Foramen ovaledeki en büyük stres Tip C ve Tip D grubunda görülmüştür. SOS'daki en büyük stresler ise Tip A ve Tip B grubunda görülmüştür. Midpalatal sutur transversal eksende, posteriorda anteriora oranla daha çok açılma gerçekleşmiştir. Kondil yukarı ve öne doğru hareket ettiği ve mandibulanın anterior rotasyon yaptığı görülmüştür. Sonuç: MDHÜÇG dik yön büyümesine sahip maksiller darlık gösteren hastalar için kullanılabilir. MDHÜÇG'nin farklı gelişim dönemlerinde kullanılmasında herhangi bir sakınca görülmemektedir. Ossifikasyon derecesi arttıkça kafa tabanında görülen stresler artmış olarak bulunsa da bu streslerin ihmal edilebilir düzeyde olduğu görülmektedir. Anahtar Kelimeler: mini-vida, hızlı üst çene genişletmesi, sutur ossifikasyon, sonlu elemanlar analizi

Alveolar kenar artırılmasıKafaKemik vidaları+5
Caner Büyükkaya
Gaziantep University
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Temporomandibular rahatsızlığı olan bireylerde kraniyoservikal bölge biyomekaniği, kas performansı ve özür düzeyinin incelenmesi

Bu çalışmada temporomandibular rahatsızlığı (TMR) olan bireylerin kraniyoservikal bölge (KSB) biyomekaniği, kas performansı ve özür düzeyinin incelenmesi ve sağlıklı bireylerle karşılaştırılması amaçlandı. Tıbbi muayene ve tetkik sonrası TMR tanısı alan 50 birey TMR grubu olarak ve TMR'si olmayan 50 sağlıklı gönüllü kontrol grubu olarak çalışmaya dâhil edildi. KSB biyomekaniği; statik olarak lateral fotografi ve radyografi ile, dinamik olarak dijital inklinometre ile değerlendirildi. KSB'nin kas performansı Servikal Omurga Fonksiyonel Kuvvet Testi ile, özür düzeyi Boyun Özür Göstergesi ile, tüm katılımcıların TMR şiddeti ise Fonseca Anamnestik Anket ile değerlendirildi. Gruplar karşılaştırıldığında; TMR grubunda, servikal fleksiyon açısı (p<0.05) ve boyun özür göstergesi puanı (p<0.001) anlamlı düzeyde yüksek, Tragus-C7-Yatay açısı (p<0.05), servikal ekstansiyon açısı (p<0.05), sağa servikal rotasyon açısı (p<0.05), sola servikal rotasyon açısı (p<0.001) ve her bir yöndeki kas performansı değerleri (p≤0.001) anlamlı düzeyde düşük tespit edildi. TMR'li bireylerin radyografik ölçümleri normal değerler ile karşılaştırıldığında, kraniyoservikal açı (p<0.05) anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. TMR'li bireylerin % 55.1'inde C0-C1 mesafesi, % 52'sinde C1-C2 mesafesi ve % 76'sında C2-C7 lordoz açısı normal değer aralıklarının dışında yer almıştır. TMR grubu içerisinde boyun özür göstergesi puanı (ρ=0.523; p<0.001) ve her bir yöndeki kas performansı değeri (p<0.05) TMR şiddeti ile ilişkilidir. İlgili sonuçlar TMR'nin değerlendirilmesinde ve tedavisinin planlanmasında KSB biyomekaniğinin, kas performansının ve özür düzeyinin göz önünde bulundurulmasının faydalı olacağını düşündürmektedir.

BiyomekanikBoyunDuruş+4
Harun Gençosmanoğlu
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00

Related subjects