Opera
81 theses under this subject heading
20. Yüzyıl başı kapsamında Arnold Schönberg'in op. 17 Erwartung Operası'nın incelenmesi
Bu çalışmada Klasik Batı Müziğinin önemli bestecilerinden Arnold Schönberg'in Op. 17 Erwartung Operası ele alındı. Çalışma tarihsel açıdan 20. Yüzyıl başı Modernizmi ile sınırlandırıldı. Bu sayede 20. Yüzyıl içinde oldukça farklılık ve çeşitlilik göstererek evrimleşen Modernizmin tüm özellikleri göz önünde bulundurularak Arnold Schönberg'in bu akım içindeki yeri ve önemi en kapsamlı haliyle gösterilmeye çalışıldı. Erwartung Operası müzikal ve dramatik yapıları bakımından incelenirken, Modernizmin 20. Yüzyıl başındaki durumu, özellikleri ve bu özelliklerin eser üzerindeki etkileri en ayrıntılı biçimiyle irdelendi. Bu kapsamda dönemin siyasi, ekonomik ve kültürel yapısı ve etkileşimlerine özel olarak değinildi. Çalışmada, nitel araştırma yöntemi kullanıldı. Bu sayede eserin sosyolojik bir bütünlük içinde incelenmesi sağlandı. Oldukça geniş ve kapsamlı bir kaynak taraması ve incelenmesi sonrası hazırlanan çalışma konu üzerine Türkiye'deki en zengin literatür taramasına sahip araştırmalardan biri olma özelliğindedir. Arnold Schönberg'in sanatını, yaşadığı dönem ve yer üzerinden değerlendiren bu çalışma, Erwartung Operası ile bestecinin ortaya koymayı amaçladığı müzik dilini ve bu yeni müzik dilinin beslendiği düşünce ve yaslandığı felsefe dolayısıyla ortaya çıkan sanat stilini en somut ve bütünlüklü haliyle anlatmayı hedeflemiştir. Çalışma sonunda klasik opera geleneği üzerine çeşitli araştırmalar olmasına karşın modern opera geleneği üzerine yeterince araştırma yapılmadığı, özellikle Türkiye'de hak ettiği ilgiyi görmediği ortaya çıkmıştır. Türkiye'deki opera sanatı ve opera eğitimi için önemli bir başvuru kaynağı olması amaçlan bu çalışma, aynı zamanda Türkçe literatürde modern opera sanatıyla ilgili ihtiyaç duyulan eksikliği biraz olsun gidermesi umuduyla tamamlanmıştır.
Mozart'ın Cosi Fan Tutte operasındaki kadın karakterlerin ses ve rol bakımından analizi
Bu çalışmanın ana amacı Mozart'ın Cosi Fan Tutte Operasındaki kadın karakterlerin ses ve rol bakımından analiz edilmesidir.Yapılan çalışmanın ilk bölümünde, besteci Mozart'ın hayatından kesitler sunulmuş, yaşadığı dönem olan Klasik Dönem müzik anlayışından bahsedilmiş, bu dönemi hazırlayan akımlara yönelik bilgiler aktarılmıştır. İkinci bölümde ise Cosi Fan Tutte Operasının konusu, türü ele alınmış, libretto yazarı Lorenzo Da Ponte'nin hayatından bölümler aktarılmış, operanın karakterleri açısından ayrılı bilgiye yer verilmiştir. Son bölümde ise operadaki kadın karakterlerin aryalarının her biri incelenmiş, müziğin notayla örtüşmesi analiz edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Mozart, Cosi Fan Tutte, Opera Buffa, Lorenzo Da Ponte, Fiordiligi, Dorabella, Despina, Aria
F.Chopin Op. 10 etütlerin yapısal analizleri ve yorumlanması
Bu çalışma, F. Chopin'in Op. 10 etütlerinin yapısal analizleri ve bu etütlerin yorumlanması üzerine önerilerden oluşmuştur. Çalışmanın ilk bölümünde, erken piyano tekniğinin gelişimi üzerine çalışma yapan bestecilerin etüt yaklaşımları ve bu yaklaşımların piyano tekniğine ve dönemin piyano müziğine etkileri hakkında bilgilere yer verilmiştir. İkinci bölümde de Op. 10 etütlerin piyano tekniğine getirdiği yenilikler, bu etütlerin yapısal analizleri ve yorum önerileri yer almaktadır. 19. yüzyılın ve piyano müziğinin en önemli bestecilerinden olan F. Chopin'in, piyano tekniğine sağladığı katkıların daha iyi anlaşılabilmesi, bu etütlerdeki teknik ve müzikal kazanımların doğru ve gerçekçi bir şekilde elde edilebilmesi bu çalışmanın temel amacını oluşturur. Bu araştırmanın aynı zamanda ileri seviyede piyano tekniğini hedeflemiş piyanistlere yol gösterici olması amaçlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Piyano, Etüt, Analiz, Yorumlama, Chopin.
Avrupa'da 18. ve 19. yüzyılda Türk imgesinin kullanıldığı dört operanın değerlendirilmesi
Birey veya toplumun kendisini nasıl algıladığı sorusunun yanıtlan onun kimliği ya da kimliklerini oluşturur. Başkalarının onun hakkındaki izlenimleri, yargıları imge veya imgeler olarak tanımlanır. Her toplum kendisini dünyanın hatta evrenin merkezine koyar. Bu anlamda imgeler, tarihi köklere dayanmakla birlikte ancak göreceli gerçekleri ifade ederler (Güvenç, 2000). Avrupa operalarında Türkleri konu alan Christoph Willibald Ritter von Gluck'un-Der Betrogene Kadı (Aldatılan Kadı), Wolfgang Amadeus Mozart'ın-Die Entführung Aus Dem Serail (Saraydan Kız Kaçırma), Gioacchino Rossini'nin-Il Turco in Italia (İtalya'da Bir Türk), Giuseppe Verdi' nin-Attila (Attila) adh eserlerinde Türk imgesi 18. yüzyıl ve 19. yüzyıllarda Avrupa'nın Türklere bakış açısı yönünden ele alınmıştır. Türklerle Avrupa'nın askeri ve siyasal açıdan ilk ilişkileri Karadeniz'in kuzeyinden Asya'dan Avrupa'ya ilerleyen Müslüman olmayan Avrupa Hun Türkleriyle başlamıştır. Avrupa-Türk ilişkileri Karadeniz'in güneyinden gelen Büyük Selçuklu, Anadolu Selçuklu ve Osmanlı İmparatorluğu'nda örgütlenen Müslüman Türkler yoluyla sürmüştür. Avrupalının bakış açısına göre Müslüman Türkler Osmanlı İmparatorluğu'nun 1683 yılındaki II. Viyana kuşatmasına kadar Avrupa devletlerine baskı yapmışlar, sınırlarım Avrupa'nın önemli bir bölümünü içine alarak genişletmiş, Avrupa devletlerinin topraklarının önemli bir kısmını ellerinden almışlardır. Bu nedenle bu dönemde Avrupalının zihninde Türkler hakkındaki düşünceler yağmacılık, kıyıcılık şeklinde ve olumsuzdur. Müslüman Türklerle Avrupa ilişkileri Müslüman-Hıristiyan ilişkisi şeklinde anlaşılmıştır. Bu süreç içinde Araplar ve İranlılar da Türk kabul edilmiştir. II. Viyana kuşatmasından sonra Türklerin yenilebilirliği anlaşılmış ve Türklere duyulan korku azalmıştır. Türk tipinin 15. yüzyıldan itibaren Avrupa sahne sanatlarında yer alması İstanbul'un Osmanlılar tarafından 1453 'de fethinden sonra siyasal ve askeri ilişkilerin yanı sıra kültürel ilişkilerle de bağlantılı olarak 1454'deki Rönesans şenliklerinde başladığı anlaşılmaktadır. Şenliklerde soylular Türk biçiminde, Alla turca giyinmektedirler. Bu bir çeşit çağın modası gibidir. vı16. yüzyılda Batı Turquerie ile Osmanlı'nın dolayısıyla Türklerin kültürel açıdan önemli bir etki alanına girmiştir. Bu yüzyılda şenlikler Türklerle İtalyanlar arasında kara ve deniz savaşları konulu gösteriler haline dönüşmüştür. Bu dramatik gösteriler Türklerin yenik düşmesiyle sonuçlanmaktadır. Türklerin Avrupa içlerine ilerleyişleri nedeniyle Türk karşıtı propaganda 16. yüzyıl boyunca yaygınlaşmıştır. Türklerin opera sahnesinde görülmeleri 17. yüzyılın ilk yarısında başlamıştır (And, 1999). 18. ve 19. yüzyıl Avrupa ile Osmanlıların askeri, siyasal ve kültürel açıdan birbirlerini karşılıklı olarak tanıma çabalarının yoğunlaştığı bir dönemdir. Bu çaba kültür ve sanat alanında karşılıklı etki alanlarının doğmasına neden olmuştur. 18. ve 19. yüzyıl operalarında temsil edilen Türk tipinde ise genellikle Türk soyluların asaletine saygı duyulur ancak Türk kültüründeki kadına bakış açısı, Türklerde ahlaki yargılar, kıyıcılık, kaçırma gibi yerleşik konular alay konusu edilmiştir. Araştırmamızda incelenen ve günümüzde sahneye konarak güncelliğini sürdüren Alman/ Avusturya C. W. R von Gluck ve W. A. Mozart, İtalyan G. Rossini ve G. Verdi operalarında Türklere ilişkin bu genel değerlendirmelerin dışına çıkılmamıştır. Anahtar sözcükler: İmge, Türk imgesi, Rönesans, opera, libretto. VII
Opera sanatının ontolojik varlık tabakalarının incelenmesi
Bu tezde Nicolai Hartmann'ın yeni ontolojisi üzerine Prof. İsmail Tunalı tarafından yazılan Sanat Ontolojisi isimli kitap kaynak alınarak opera sanatının varlık tabakalarının ontolojik analizi yapılacaktır. Opera üzerine ontolojik analiz kendi içinde güçlükler içeriyordu. Araştırmanın ilk aşamasını sanat ontolojisinin kuruluşu oluşturmaktadır. Burada önce genel ontoloji, sonra da sanat ontolojisi üzerine izdüşümler alınmıştır. Daha sonra geliştirilen metodoloji operanın yapısı üzerine oturtulmuştur. Bir sanat eserinin araştırma konusu yapılması, onun bilgi objesi olarak ele alınmasını gerektirir. Estetik obje dediğimiz sanat eserini ontolojik yönden parçaladığımızda karşımıza iki varlık tabakası çıkar. Real ve irreal varlık tabakaları. Bu tabakalar operanın yapısı üzerine oturtulurken operayı oluşturan unsurlar olarak libretto, müzik ve sahneleme ayrı ayn ele alınmıştır. İnceleme hem dönemsel farklılıklar hem opera türleri hem de bestecilerin bireysel farklılıkları üzerindeki görünüşlerle örneklendirilmiştir. Nicolai Hartmann varlık tabakaları bakımından sanat eserini aşağıdan yukarı doğru yapılandırırken, ben araştırmamda libretto müzik ve sahneleme birimlerini operanın temel unsurları olarak aldım ve tabakaların özelliklerini bu unsurlar üzerinde analiz ettim. Diğer sanat eserlerinden farklı olarak operadaki her birimde real ve irreal yapıların her unsurda farklı olarak kendini göstermesi söz konusu. Varlık tarzı bakımından ise operayı Ön- yapı ve arka-yapı olarak ikiye ayırdım. Ön-yapıyı sahneleme ile; arka-yapıyı ise müzik ve libretto ile özdeşleştirdim. Sahneleme unsurunda farklı eserleri sahne üzerinde yorumlayan değişik rejisörlerin reji notlarından, müzik ve libretto da farklı bestecileri yaratılarından faydalandım. Operanın varlık tabakalarını belirlerken sahneleme, müzik ve librettoyu birbirleri için var oluşlarının belirlediği karakteristik noktada birleştirdim. Çünkü bu üç unsurdan birini eksikliği operayı ayakta durmakta güçlük çeken bir yapı haline getirmekte. Son olarak W: A. Mozart'ın Don Giovanni operasının ontolojik analizi inceledim. Bunun için Aydın Büke'nin "İki Dahi Üç Opera" adlı kitabındaki Don Giovanni analizini kullandım. Yapısal olarak tüm bu parçalamaya karşın, paradoks gibi görünse de operanın estetik bir obje olarak var-olan oluşu bütünselliği kaybedilmeden incelenir. Çünkü bizim sanat eseri ile karşılaşmamız bu farklı yapıların bütünselliği içindedir. vıuOpera sanatı da bu bütünsellik içinde kavrandığında var oluşunu tamamlar. Ve bu opera üretiminin içinde olan sanatçıların, yeni yetişen öğrencilerin ve alımlayan izleyicilerin operaya bakış açılarını değiştirebilir düşüncesindeyim. Çünkü opera ne salt kostümlü şarkı söyleme, ne de dramdır. Gerçek var oluşuna ve anlamına onu meydana getiren tüm unsurların dengeli ve yerinde algılanışı ile kavuşur. Anahtar sözcükler: Ontoloji, sanat Ontolojisi, opera, libretto, sahne ıx
Gaetano Donizetti ?Don pasquale? Operasının ses-söz uyumu (prozodi) yönünden incelenmesi
Prozodi bozukluklarının saptanabilmesi için, operanın çevrildiği dildeki vurguların ve ses özelliklerinin bilinmesi gerekmektedir. Orijinal dilindeki bir opera, yabancı bir dile özensiz bir şekilde çevrildiğinde, operanın müziği ile dilin müziği arasında yaşanacak uyuşumsuzluklar, müziğin vermek istediği mesajın kötü bir şekilde verilmesine ve müziğin amacına ulaşmasına engel olacaktır. Bu nedenle Türkçeye çevrilen operalar da Türkçenin ses-söz yapısına uygun olarak çevrilmeli ve bestecinin kendi dilinde yazdığı opera, aslına sadık kalınarak dinleyicilere ulaştırılmalıdır. Bu nedenle de Türkçenin bilinen dil ve vurgu özelliklerine uygun hale getirilmek istenen orijinal librettonun çeviriminde Türkçe prozodi kurallarına uyulması gerekir.Bu araştırmada, opera bestecisi Gaetano Donizetti'nin en ünlü operalarından biri olan, üç perdelik opera komik tarzındaki ?Don Pasquale? operası, Türkçe prozodi kuralları açısından incelenerek, operanın geneli hakkında bir değer yargısına ulaşılmaya çalışılmıştır.Araştırma; Don Pasquale operasının, günümüzde Türkçe oynandığı şekliyle, tüm orijinal librettosu araştırmacı tarafından tekrar tercüme edilerek ve Türkçe prozodi kurallarına göre karşılaştırılarak incelenmiştir.Operanın solo, düet, terzet, quartet ve koro partileri, notaları üzerinden incelenerek buralardaki prozodik yanlışlıklar gösterilmeye çalışılmıştır.Ayrıca bestecinin hayatı, eserleri ve tarihsel önemi, ?Don Pasquale? operasının konusu, albüm kayıtları, performans tarihçesi, İtalyanca ve Türkçe librettosuna da araştırma içinde yer verilmiştir.Prozodisi incelenen ?Don Pasquale? operasının büyük bir bölümünün prozodisinin çok fazla bozuk olmadığı saptanmıştır. Ancak, orijinal dilindeki kusursuzluğu da göz ardı etmemek gerekir. Librettonun birebir tercümesi (günümüzde oynanan Türkçe uyarlaması için), prozodik açıdan olmasa da yakın ve güzel bir tercüme oluşuyla dikkati çekmiştir.Sonuç olarak; Gaetano Donizeti'nin bestelediği bu opera, opera komik tarzında ilk eser olma özelliği ile birlikte, yorumlanmasında da, doğru artikülasyon, acelite ve güçlü bir nefes tekniği gerektirmektedir. Dünyadaki bütün operalarının repertuvarlarında her yıl yer alan bu eser, genellikle orijinal dilinde icra edilmektedir.Bu bağlamda ?operalar orijinal dilinde güzeldir? demek yanlış bir yaklaşım olmaz.
G. Verdi'nin ?Rigoletto? operasının şan tekniği ve yorumlama problemleri açısından incelenmesi
Bu çalışmada opera bestecisi, Giuseppe Verdi'nin en ünlü operalarından biri olan, Rigoletto Operası, şan tekniği ve yorumlama problemleri açısından incelenmiştir. Opera'nın önemli solo partileri, düetleri, terzet, kuartet ve koro partisi, şan tekniği ve yorumlama problemleri açısından ayrıntılı olarak araştırılmış ve pedagojik olarak incelenmiştir. Ayrıca örnek olması açısından bir de ansamble incelenmiştir.Araştırmada, ayrıca bestecinin hayatı ve eserleri, Rigoletto Operası`nın üç perdelik konusu ve Türkçe Librettosuna da yer verilmiştir.Opera'nın icra bakımından zor olması nedeniyle, eserin, öncelikle ses tekniği açısından analizi yapılmış ve elde edilen bulgular, önce kendi ses tekniğimi de baz alarak, eserdeki diğer karakterlerin ses gruplarına göre, şan öğrencilerimin sesleri üzerinde denenmiştir.Öğrencilerle yapılan bu çalışmalarda, ciddi bir şekilde ortaya çıkan nefes problemlerinin giderilmesi için, düz tonlarda uzun müzik cümleleri üzerinde nefes çalışmaları yapılmıştır.Rigoletto Operası, çeşitli dönemlerde farklı teknikler kullanılarak icra edildiği için, bu eserin, gerek internetten, gerekse dvd kayıtlarından ses ve görüntüleri, çeşitli dönemlerdeki kayıtlara göre analiz edilmiş, bu kayıtlardan elde edilen bulgular, öğrencilerin sesleri üzerinde uygulanmıştır.Opera'nın dramatik yapısı da göz önünde bulundurularak, eserdeki karakterlerin de analizi yapılmış, yine buradan elde edilen bulgular, daha önce ses tekniği açısından yapılan analiz sonucunda elde edilen bulgularla bütünleştirilmiştir. Böylece ortaya eserin dramatik yapısı çıkarılmıştır.Eserin fonetik yapısı analiz edilmiş, bu analizden elde edilen bulgular, öğrencilerin ses renklerine ve ses fizyolojisi özelliklerine göre her öğrencide farklı uygulamalarla denenmiştir.Subjektif değerler taşıyan opera eserlerinin analizleri her zaman zor olmuştur. Çünkü kişiden kişiye göre değişen seslerin, fiziksel özellikleri ve gırtlak yapıları için belli ortak teknikler oturtmak titiz çalışmalar yapmak, sesin fiziksel yapısını iyi anlamak gerekmektedir. Öğrencilerin; ses özelliklerini, diş, dil, damak ve çene yapısı özelliklerini de göz önünde bulundurarak, bu eseri en iyi şekilde yorumlamaları hedeflenmiş ve bu anlamda ciddi bir performans çalışması yapılmıştır.Opera eserinin özellikle arya bölümlerinin, yorumsal ve ses tekniği açısından problemleri tespit edilme aşamasında aryaların teknik özelliklerine göre, her öğrenciyle önce birer saat şan, nefes ve vücut egzersizleri yapılmış, sonraki aşamada aryalar piyano eşlikli olarak çalışılmıştır. Bu çalışmada ses tekniği olarak, ?Belcanto? ses tekniği kullanılmıştır.Sonuç olarak; Giuseppe Verdi'nin en önemli eserim dediği, Rigoletto Operası, bir kariyer operasıdır ve dünyanın bütün opera evlerinin her yıl repertuarlarına aldıkları bu opera eserinin yorumlanması için, iki oktav ses aralığı, düzgün artikülasyon, güçlü bir nefes tekniği, ve oyunculuk bilgisi gerekmektedir. Fakat sadece bu özelliklerin bir arada olması yeterli olmamakla beraber, diğer bir önemli husus ise, disiplin, sabır ve tecrübedir.
Giuseppe Verdi'nin?la Traviata? operasının piyano eşlik problemleri
Bu eserdeki piyano eşlik problemlerinin saptanabilmesi için, eserin piyano eşlik kısmının bilinmesi gerekmektedir. ?La Traviata?nın orijinali orkestra ile olup, ilk çalışma aşaması partitür yerine piyano eşlik ile yapılmalıdır. Orijinali orkestra ile yorumlandığı için, piyanistin eşlik yaparken orkestranın yaratmış olduğu etkiyi şancıya hissetirmesi gerekmektedir. Orkestaradaki tüm enstrümanlar, kendi partilerini ayrı ayrı çalmaktadırlar, oysa piyano eşliğinde piyanist, partilerin tamamını birarada çalmaktadır. Bu nedenle de piyanist için teknik problemler çıktığı saptanmaktadır.Bu araştırmanın içinde bestecinin hayatı, tarihsel önemi, sanatı ve yapıtları, operanın konusu, teknik analizine de yer verilmiştir.Sonuç olarak; Giuseppe Verdi'nin ?La Traviata? operasının piyano eşliğinin çalınabilmasi için, piyanistin teknik olarak yeterli ve güçlü bir sonoriteye sahip olması gerekmektedir.Anahtar Kelimeler: La Traviata, Korrepetisyon, Giuseppe Verdi, Piyano
Çukurova Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Opera ve Şan öğrencilerinin subglottik ve supraglottik aktivitelerinin incelenmesi ve akustik analiz sonuçları ile karşılaştırılması
Günümüzde sesin kalitesini belirlemede subjektif verilerin yanında objektif kriterler de kullanılmaktadır. Sesi en iyi ve en geniş performansta kullanma eğitimi alan Opera ve Şan öğrencilerinin anatomik yapılarının incelenmesi esas alınarak, klinik ve akustik olarak değerlendirilerek ses ve yapı karakteristiklerinin incelenmesi amaçlanmıştır.Bu doğrultuda subglottal hava akımı ve hava basıncı miktarının belirlenmesi, ventriküler kordun supraglottal oluşumdaki aktivitesi ve sesin akustik incelenmesi alt amaçlarını oluşturmuştur.Çukurova Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Sahne Sanatları Opera ve Şan bölümünde eğitim gören 18 kız, 22 erkekten oluşan 40 kişilik öğrenci grubu çalışmaya kabul edilmiştir. Aerowiev Phonatory Aeordynamic System ile intraoral yoldan tahmini hava akım hızı ve subglottal basınç ölçümü yapılmıştır. ?papa? patlamalı ünsüzü söyletilerek kayıtlar alınmıştır. Laringostroboskopi ile supraglottal aktiviteyi belirlemeye yönelik ?i? vokalizasyonunda en iyi adduksiyon görüntüsünde vokal kordlar üzerinde Anterior-Posterior ve Medial uzunluk ölçümleri alınmıştır. Akustik analiz için Dr Speech Real Analysis Programı kullanılarak ?a? vokalizasyonunda ses kayıtları alınmıştır. 15 Soprano (%37,5), 3 Mezzosoprano (%7,5), 7 Tenor (%17,5), 11 Bariton (%27,5) ve 4 Bas (%10) ses türü özellikli kişiden oluşan 40 opera ve şan öğrencisi larengeal muayeneleri ve ses hastalıkları yönünden normal bulunmuşlardır. 44 opera ve şan öğrencisi olarak başlanılan incelemede sigara içen, vokal kordda tam kapanma gerçekleşmeyen ve nodulü bulunan 4 kişi çalışma dışı bırakılmıştır. Kantitatif (nicel) değişkenler değerlendirilirken 3 bağımsız grup ortalama karşılaştırılmasında One Way Anova Test ve 2 bağımsız grup karşılaştırılmasında Independent-T test kullanılmıştır. İlişkiler Pearson Korelasyon Katsayısı kullanılarak hesaplanmıştır. Hava basıncı ile cinsiyet arasında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde bir farklılık görülmektedir (p>0.05) (0.030). Kadınların ortalama hava basıncı 15.47±2.21 cmH2O bulunurken, erkeklerin ortalama hava basıncı 13.50±3.07 cmH2O olarak bulunmuştur. Kadınların hava basıncı ortalaması erkeklerden yüksek bulunmuştur. Tahmini hava basıncı ve hava akım hızı ile akustik analiz verilerinin korelasyon incelemesinde hava basıncı ile FO (Temel Frekans) arasında istatistiksel olarak anlamlı pozitif bir ilişki bulunmuştur. (p<0.05)( p=0.040). Hava akım ile bir korelasyon bulunamamıştır. Hava akımı ile hava basıncı arasında istatistiksel olarak %62 oranında pozitif bir ilişki bulunmuştur. Hava akımı arttıkça hava basıncı da artmaktadır (p=0.001). Hava basıncı ile ses katogorileri arasında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde bir farklılık görülmüştür. Bu farklılık Bas-bariton ile Soprano-mezzosoprano arasında görülmüştür. Bas-bariton ortalama değeri (12.84±3.45 cmH2O), Soprano-mezzo soprano ortalama değerinden (15.46±2.30 cmH2O) yüksek bulunmuştur (p<0.05) (p=0.028). Hava akımı ile ses katogorileri arasında istatistiksel olarak bir farklılık görülmemiştir (p>0.05). Kadın ve erkeklerin A-P (Anterior-Posterior) uzunluğu ortalama değeri istatistiksel olarak farklılık göstermemektedir (p>0.05). A-P uzunluk ile ses kategorileri arasında istatistiksel bir ilişki bulunmamıştır (p>0.05). Kadın ve erkeklerin medial uzunluk ortalama değeri istatistiksel olarak farklılık göstermemektedir (p>0.05). Tenor ses grubunda medial uzunluk ortalama değeri (4,43±0.72 cm) olarak bulunmuştur Medial uzunluk ile ses katogorileri arasında istatistiksel bir ilişki bulunmuştur (p<0.05). Tenor ses grubunda medial uzunluk ortalama değeri (4,43±0.72 cm) olarak bulunmuştur. Diğer seslerden istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (p=0.036). Sound pressure level (SPL-Ses Basınç Düzeyi) ile hava akımı ve hava basıncı karşılaştırmasında bir ilişki bulunamamıştır.Anahtar Sözcükler: subglottal basınç, subglottal hava akımı, opera-şan öğrencileri, glottal adduksiyon, akustik analiz
Temsil edilmiş Türk operalarındaki keman ve viyolonsel sololarının yeri
Latince bir terim olan opera on dördüncü yüzyılın sonlarına doğru Avrupa'da küçük gösterilerle, şenlik, dinsel törenler, düğün törenleri gibi çeşitli kültürel etkinliklerde ortaya çıkmıştır. Opera sanatı solo, koro ve orkestrayı içine alarak, müzikal ve teatral formda birçok görsel sanatı, mitolojiyi, efsaneleri, tarihten esinlenilerek içinde barındıran ve baştan sona bestelenerek yazılmış müzikli sahne oyunudur. Bu tezin ilk bölümde operanın tanımı, operanın ilk olarak nerede ortaya çıktığı, opera sanatı, sahnelenen ilk operalar, orkestrada keman, viyolonselin yeri ve bu iki çalgının solistlik açıdan kullanılması anlatılmıştır. İkinci bölümde Cumhuriyet Dönemi öncesinde Osmanlı İmparatorluğu'nun operayla tanışması ile operayla ilk temaslar, padişahların batı sanatlarına ve operaya olan ilgisi ile Osmanlı'da gelişim süreci, yurt dışına eğitim için gönderilen besteciler ve Batı Dünyası ile ilişkiler, Osmanlı İmparatorluğu'nda kurulan çeşitli tiyatro ve opera binaları ile temsil edilen operalar anlatılmıştır. Fransız Devrimi ile Tanzimat Döneminde opera sanatı ile ilgili değişimler, Cumhuriyetin ilanıyla birlikte Türkiye'de operanın gelişim süreci, Mustafa Kemal'in Türk operasına katkıları, kurulan müzik kuruluşları, Türk bestecilerin operaları ve temsil edilen yerler, opera sanatının gelişmesiyle sanat kurumlarının çoğalarak günümüze kadar nasıl geldiği anlatılmıştır. Sahnelenen Türk Operaları perde perde anlatılarak bestecilerinin yaşam öyküleri ile birlikte eserlerindeki keman ve viyolonsel soloları tespit edilmiştir. Temsil edilmiş Türk operalarının keman ve viyolonsel partileri incelenmiştir. Bu inceleme ile birçok kaynak taraması yapılarak, tarafsız bir şekilde ele alınan keman ve viyolonsel çalgıları için yazılan solo partilerde hangi çalgı için daha fazla soloya yer verilmiş olduğu saptanmıştır.
Kurumsal imaj pazarlaması: Ankara Devlet Opera ve Balesi üzerine bir araştırma
Günümüz hızla dünümüze dönüşürken teknoloji baş döndürücü hızını yeniliklerle desteklemektedir. Bu hız kurumların rekabet güçlerini sınarken rekabet sırasında olumlu ya da olumsuz oluşturdukları imajlarına da etki etmektedir. İmajlarını oluşturmada ilk adımları ise kurumsal kimlik öğeleri ile başlamaktadır. Seyircinin kurumla ilk etkileşim noktaları özellikle önem kazanmaktadır. Bu bağlamda çalışma amacı Ankara Devlet Opera ve Balesi kurumsal imaj ve kurumsal kimlik unsurlarının demografik özelliklerdeki farklılıklar göz önüne alınmak suretiyle seyirciler tarafından nasıl algılandığını tespit etmektir. Bu amaçla çevrimiçi anket yöntemi kullanılarak 403 kişinin anketi cevaplaması sağlanmıştır. Veriler SPSS 26.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Analiz sonucu Ankara Devlet Opera ve Bale seyircisinin kurumsal kimlik öğeleri ile cinsiyet arasında anlamlı bir fark olduğu görülmüştür. Algılanan kurum imajı ile cinsiyet arasında da anlamlı bir fark gözlenmiştir. Kurumsal kimlik unsurları olan kurumsal görünüm, kurumsal iletişim ve kurumsal davranış ile algılanan kurum imajı arasında pozitif bir ilişki saptanmıştır. Kurumsal kimlik unsurları ile algılanan kurum imajı arasındaki ilişkide temsil izleme durumunun sadece kurumsal iletişim yönünden moderatör etkisi bulunduğu ortaya çıkmaktadır. Kurumsal kimlik unsurlarından kurumsal davranış ve kurumsal görünümün algılanan kurum imajı ile ilişkisinde opera ve bale performanslarını izlemiş olanlar açısından moderatör etki saptanmamıştır.
Üzeyir Hacıbeyli'nin bestelediği Leyla ile Mecnun operasının, tematik ve müzikal açıdan incelenmesi
Sanat, insan hayatında ruhsal ve zihinsel gelişim sürecinde, bedeni dinlendiren geniş bir kavramdır. Müzik bunu sağlayan önemli araçlardan biri ve sürekli gelişim içerisindedir. Müziği bedensel ve sözel olarak bir arada aktarmamızı sağlayan etkenlerden biri de opera olarak ifade edilebilir. Duygularımızı aktarmaya yarayan opera, her yönüyle hayatımızdan izler taşımaktadır. Çalışmada, müziğin tarihsel gelişimi ele alınarak, sanat çatısı altında önemli bir yere sahip olan opera türü incelenmiştir. Bu bağlamda opera tarihi, Osmanlı dönemi, Cumhuriyet dönemi operası ve komşu ülkemiz olan Azerbaycan operası araştırılmıştır. Azerbaycan operasında değerli bir yere sahip olan Üzeyir Hacıbeyli'nin bestelemiş olduğu Leyla ile Mecnun operası, metinsel yönü ile içerdiği temalar ve melodik açıdan incelenmeye çalışılmıştır. Araştırma, tarama modelinde betimsel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Azerbaycan'da sahnelenen, Üzeyir Hacıbeyli'nin ortaya koyduğu Leyla ile Mecnun operasının metin içeriğindeki sözler tematik olarak incelenmiş, esere ait melodi parçalar halinde müzikal özellikleri ile değerlendirilmeye çalışılmıştır. Sonuç olarak Leyla ile Mecnun'un klaviri ile librettosunun bağlantıları irdelenmiş ve dramatik örgünün nasıl oluştuğu açıklanmıştır. Doğu ve Batı müziğinden etkiler taşıyan müziksel bir dili olduğu sonucuna varılmıştır. ANAHTAR KELİMELER: Opera, Azerbaycan müziği, Azerbaycan operası, Leyla ile Mecnun Operası
21. yüzyıl kültür endüstrisi içinde opera temsil anlayışının otantik ve anakronistik reji düşünceleri bağlamı ile Rigoletto ve La Traviata operaları örnekleminde karşılaştırmalı değerlendirilmesi
Opera sanatının görünür kimliği, tarihsel ve toplumsal dinamiklerin etkisinde çağlar boyunca değişime uğramış ve bu durum çeşitli opera janrlarının ortaya çıkmasına neden olmuştur. Benzer şekilde operalar, kendi metinlerine kaynaklık eden konu ve reji anlayışı bağlamındaki çeşitlilik sayesinde, toplumsal ve kültürel değişimlerle ilişkili olarak alımlayıcının ilgi ve gereksinimleri karşılayacak dinamiğe, daima sahip olmuştur. Bu çalışmada da opera sanatına dair bu değişimlerin yapısı, iki farklı bakış açısının karşılaştırmasıyla ele alınmıştır. Opera repertuvarı içinde önemli bir yer teşkil eden Rigoletto ve La Traviata operalarının iki farklı reji anlayışıyla sahnelenmiş temsilleri karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiştir. Bu operaların karşılaştırılmasında temel olarak, otantik ya da geleneksel olan ve ilk reji anlayışına atıfta bulunan eserler ile daha güncel çağrışımlı unsurlarla yapılanmış reji uygulamalarına sahip eserlerin temsilleri incelenmiştir. İlk zamanlarından bu yana opera sanatının seyirci ile kurduğu sosyo-kültürel ilişkilerin biçimleri ve dönemsel toplum dinamikleriyle birlikte değişen opera pratikleri, örnek olarak ele alınan eserlerin otantik ve anakronistik rejilerinin karşılaştırılması bağlamında ele alınarak belirtilmiştir. Çalışmanın iki kutbuna yerleştirilen eserlere ait farklı reji örneklerinin karşılaştırılması, 'klasik' olarak bilinen ve 'çok satılan' eserlerin günümüz müzik endüstrisi içindeki konumlarının, olası pazarlama stratejileriyle nasıl ele alındığına odaklanmıştır. Çalışmanın temel bağlamı gereğince de söz edilen eserlerin sahneye koyulurken uğradığı değişimlerin yapısı ve bu değişimlere duyulan ihtiyacın nedenleri temellendirilmiştir.
Dörtlü armoni sistemi ile Ahmed Yesevî oratoryosu
Bu yüksek lisans tezi, günümüze kadar bestelenmiş olan Oratoryoların sadece batı müziği sazları için değil, dörtlü armoni sistemi ile ve Türk müziği sazları için de düzenlenebileceğini gösterebilmek amacıyla yapılmış bir çalışmadır.Günümüze kadar birçok besteci bu alanda çalışmalar yapmıştır. Bunlardan günümüz batı bestecilerinin yanı sıra Türk Beşleri diye adlandırdığımız Necil Kâzım Akses, Hasan Ferit Alnar, Ulvi Cemal Erkin, Ahmet Adnan Saygun, Cemal Reşit Rey gibi Çağdaş Türk Müziği bestecilerimizi de saymak mümkündür. Ancak, hiçbir bestecimiz Oratoryo'yu Türk Müziği sazlarına ve T.M.'nde kullanılan armoni sistemine göre bestelememiştir.Biz bu çalışmamızda, Güldeniz EKMEN tarafından bestelenmiş yedi ilâhiyi Türk Müziği seslerini, sistemini ve bizim sazlarımızın özelliklerini ön planda tutarak Oratoryo haline getirdik ve müzikal incelemesini yaptık.Bu tez, giriş ve sonuç bölümleri dâhil olmak üzere üç bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünün ardından ilk bölümde üç farklı armoni sistemi hakkında bilgiler ve örnekler verilmeye çalışılmıştır.İkinci bölümde ise, Oratoryolar hakkında geniş bilgiye yer verilmiştir.Son ve üçüncü bölümde ise Ahmed Yesevî Oratoryo'su Türk müziği sazları, sesleri ve armoni sistemi kullanılarak armonize edilmiştir. Bunun yanında, aynı bölüm içerisinde eserin müzikal incelenmesi de yapılmıştır.Bu çalışmanın, ileride bu konuda yapılacak olan kapsamlı çalışmalar için bir başvuru kaynağı oluşturması dileğimizdir.
Devlet Konservatuvarları Sahne Sanatları Bölümü Opera Anasanat Dalı "Şan" derslerinde Türk bestecilerinin eserlerinin kullanımı
Bu araştırmada Devlet Konservatuvarlarının Sahne Sanatları Bölümü Opera AnasanatDalında ?Şan? Derslerinde, Türk Bestecilerinin Eserlerinin Kullanımının incelenmesiamaçlanarak, bu eserlerin kullanımının geliştirilmesine yönelik önerilerde bulunulmuştur.Bu araştırmada evren; Türkiye'deki Devlet Konservatuvarlarıdır. DevletKonservatuvarlarının Sahne Sanatları Bölümü Opera Anasanat Dalı olan konservatuvarlarise örneklem olarak alınmıştır. Anket uygulanan üniversiteler; Ankara Üniversitesi DevletKonservatuvarı, Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuvarı, Mimar Sinan ÜniversitesiDevlet Konservatuvarı, Mersin Üniversitesi Devlet Konservatuvarı, Anadolu ÜniversitesiDevlet Konservatuvarı, Çukurova Üniversitesi Devlet Konservatuvarı, Dokuz EylülÜniversitesi Devlet Konservatuvarı, Zonguldak Karaelmas Üniversitesi DevletKonservatuvarı, İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarıdır.Konservatuvarlarda görev yapan öğretim elemanlarına uygulanan anketler sonucundaelde edilen bulgulara göre; Devlet Konservatuvarlardaki ses eğitimi sürecinde TürkBestecilerinin eserlerine yeteri kadar yer verilmediği ve bu eserlere ulaşmakta basılı kaynakyetersizliğinden dolayı zorluk yaşandığı saptanmıştır.Araştırma ?Geleneksel müziklerimizin müzik öğretim programlarında yer alması veöğretilmesi müzik kültürümüz açısından önem taşıyacaktır? düşüncesinden hareket edilerek;şan derslerinde Türk Bestecilerinin eserlerinin daha çok kullanılması gereğini ve Türkbestecilerinin eserlerinin kullanımına yönelik kaynak kitapların eksikliğini ortayakoymaktadır.Bilim Kodu : Güzel Sanatlar Eğitimi Anabilim DalıMüzik Öğretmenliği Bilim DalıAnahtar Kelimeler : Opera, Ses EğitimiSayfa Adedi : 95Tez Yöneticisi : Yrd. Doç. Ferda GÜRGAN ÖZTÜRK
Profesyonel ses sanatçılarının ses üretiminde karşılaştıkları teknik sorunlara yönelik yeni öneriler
Bu tezde, profesyonel ses sanatçılarının ses üretimi sırasında karşılaştıkları problemler ayrı ayrı incelenmiş, problemlerin kaynaklarını tespit edebilmek için izlenmesi gereken yaklaşımlar araştırılmış ve bu problemlerin giderilmesine yönelik öneriler sunulmuştur. Tezin ilk bölümünde, şan pedagojisinde kullanılan yöntemlerin geçmişten günümüze kadar gelen süreçteki değişimleri araştırılmıştır. İkinci bölümde, doğru ses üretimi için gerekli olan tüm öğeler incelenmiş, günümüzde bu konular üzerine kabul gören görüşler ve yöntemler sunulmuştur. Şancıların ses üretiminin temelini oluşturan bu konularda sıklıkla yaptıkları hatalar da ayrı ayrı incelenmiş, bu hataların oluş nedenleri ile bunlara yönelik çözüm önerileri bilimsel kaynaklardan edinilen bilgiler ve ses terapi yöntemleri doğrultusunda uygun egzersiz rejimleri oluşturarak sunulmuştur. Tezin son bölümünde ses hijyeni ve bakımı, doğru bilinen yanlışlar ve ilaçların profesyonel ses üzerindeki etkileri incelenmiştir.Bu tezin amacı ses üretiminde rol oynayan anatomik yapıların işleyiş prensipleri çerçevesinde, şan eğitiminde kişiye özel bir yaklaşımın esaslarının belirlenmesidir. Her bireyin larenks yapısı, anatomik ve psikolojik yapısı birbirinden farklıdır. Dolayısıyla tek bir doğru tekniğin olduğu varsayımıyla, ki bu genelde şan pedagogunun kendisinde işe yaramış olan tekniktir, aynı tekniğin her bireyde aynı şekilde işe yarayacağını düşünmek, bireysel farklılıklar göz önüne alındığında olumlu sonuçlara ulaşılmasını engelleyecektir. Şancıların farklılık gösteren ihtiyaçlarını göz ardı ederek her şancıya aynı egzersizlerin uygulanmasından verim elde edilmesi gerçekçi bir beklenti değildir. Aksine, bir şan pedagogu aynı sınıf içinde gerektiğinde glottik kapanmanın zayıf olduğu öğrencilerine coup de la glotte tekniğini yaptırabilmeli, sesinde hiperfonksiyon olan, sıkı ve agresif bir glottik kapanmanın olduğu öğrencilere ise no effort tekniğini uygulayabilmelidir. Buna ek olarak ses egzersizleri sadece şarkı söylemeden önce sesi ısıtmak amacıyla yapılan egzersizler olarak algılanmamalıdır. Bu egzersizler bireyin ihtiyaçlarına göre seçildiğinde, tıpkı bir fizik terapi seansı niteliği kazanacak ve fonksiyonel olarak yanlış çalışan kas gruplarının doğru çalışmasını ve bu kasların gelişmesini sağlayacaktır.Bu durumda şan pedagogunun şan öğrencisinin problemlerini doğru saptaması, bu problemlerin neden kaynaklandığını bulması ve problemleri düzeltecek bir egzersiz rejimini uygulaması gerekir. Ayrıca şan pedagogunun öğrencileri hakkında doğru kararları verebilmesi için ses konusunda uzman bir doktorla işbirliği içinde olması da önemlidir.Türkçe Anahtar Kelimeler: 1- Ses Üretiminde Kar?ıla?ılan Sorunlar 2- Profesyonel Ses 3- Ses Terapisi 4- ?an Pedagojisi 5- Ses Hijyeni
Ludwıg Van Beethoven'ın Fıdelıo operasının ideolojik içeriğinin incelenmesi
Tüm dünyada meydana gelen ideolojik değişim ve gelişmeler her dal için ayrı şekilde etkileşim göstermiştir. Sanat da diğer dallar gibi bu değişime tepki göstererek yenilenme ve değişme yoluna girmiştir. Bir takım siyasi olayların sonucundaki etkiler yüzyıllar boyunca sürmüş ve yenilenme yoluna girerken her alana dokunmuştur. Opera sanatı da farklı ideolojik nedenlerden etkilenerek sanatta kendini ortaya koymuştur. Bu çalışma da ideolojik açıdan, 18. yüzyıl Aydınlanma Çağıyla birlikte sonrasında gelişen Fransız devrimi siyasi olaylarının ve hümanizmin Beethoven'ın ilk ve tek operası olan Fidelio operasındaki yeri incelenerek analizi yapılmıştır. Araştırmada ilk olarak 18. yüzyıl aydınlanması ve öncesindeki ideolojik unsurlar belirlenmiş olup, toplum ve sanat için ne derece de etkisi olduğu ele alınmıştır. Bu etkinin ilk olarak Beethoven üzerindeki önemi araştırılmış daha sonra Beethoven'ın dönemindeki ideolojik unsurlar araştırılmıştır. Bu ideolojik unsurlarla birlikte müzikteki değişim ve gelişimler incelenerek Beethoven açısından önemi ele alınmıştır. Fidelio operası bu ideolojik unsurlarla birlikte detaylı bir şekilde incelenerek analizi yapılmıştır. Araştırma sonucunda tarihteki çoğu ideolojilerin toplumu ve sanatçıları etkileyerek bir farkındalık oluşturduğu ve bu farkındalık sonucunda tarihsel süreçte sanatçıların, eserlerinde yaşanmış olan siyasi olayları yansıtarak toplum üzerindeki farkındalığı arttırmak amacıyla yapılmış olan eserlerden günümüzde hala büyük bir ilgiyle izlenen Fidelio, Mozart'ın operaları gibi birçok operalarla birlikte bu varsayımı kanıtlamış olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Türkiye'deki konservatuvarların opera-şan eğitim niteliğinin eğitimcilerin ve öğrencilerin görüşleriyle değerlendirilmesi
Bu araştırma ile Türkiye'de bulunan konservatuvarların opera-şan bölümlerinin eğitim niteliğinin eğitmenlerin ve öğrencilerin görüşleriyle değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Bu araştırma yarı yapılandırılmış anket görüşmesiyle yapılmış olup nitel veri yöntemi ile analiz edilmiştir. Bu araştırmaya 12 alan eğitmeni ve 12 öğrenci gönüllü olarak katılmışlardır. Araştırma içerisinde müzik eğitimi, ses eğitimi, ses sağlığı, konservatuvarların fiziki koşulları, eğitmenlerin ve öğrencilerin beklentileri vb. konular değerlendirilmiştir. Verilerin analiz programında NVIVO 11 yazılımı kullanılmıştır.
Alman milliyetçiliğinin Richard Wagner'in müziğine etkisi ve 'Der Ring des Nibelungen' Operası'nın incelenmesi
16. yüzyılda Floransa'da doğan opera, süratle Avrupa'nın geri kalanına yayılmıştır. 19. yüzyılda da operanın merkezi İtalya ve Fransa olarak görülüyordu. Opera evlerinin açılması nedeniyle, ilk başlarda sadece aristokratlar ve elitler için olan opera, halka açılmış ve bir endüstri haline gelmiştir. Tiyatroya gelen halk, sahnedeki şarkıcının hünerlerini görmek istiyordu. Tiyatroya giriş ücretli olduğundan, sanat endüstriyelleşmeye başlamıştı. Bu nedenle, sahneye konan eserlerin kalitesinde düşüş görülüyordu. Dönemin bestecileri, sanatçının hünerlerini göstermesi için eserler besteliyorlardı. Dramatik akışın önemi besteciler tarafından göz ardı edilmişti. Alman operasının en önemli temsilcilerinden biri olan Richard Wagner, bu popülerleşmeye karşı çıkarak, bu durumun önüne geçmek için bazı teoriler üretmiştir. Bir takım makaleler kaleme alarak, bu fikirlerini paylaşmıştır. Sadece müzik alanında makaleler yazmakla kalmamış, aynı zamanda politik ve daima Alman kimliğini, Alman ırkının üstünlüğünü savunan Yahudi karşıtı görüşlerini de aktaran makaleler de yazmıştır. Wagner, ortaya attığı çoğu teorilerini eserlerinde de kullanmıştır. Özellikle, Der Ring des Nibelungen operası bu anlamda çok önemli bir yapıtıdır. Bu araştırmanın amacı, müzik tarihinde devrimci yenilikler yapan Richard Wagner'in olgunluk döneminin en önemli eseri varsayılan Der Ring des Nibelungen Operası'nın incelenip, yaşamı boyunca ortaya attığı gerek milliyetçi fikirlerini gerekse müziğe getirdiği devrimci özellik taşıyan fikirlerini, Leitmotif'ler ile Der Ring des Nibelungen Operası'na nasıl ve ne ölçüde yansıttığıdır. Araştırma genel tarama modelinde olup; durum tespitine yönelik temel araştırma düzeyinde anlama ve açıklama niteliğinde bir çalışmadır. Yapılan çözümlemeler sonucunda, Wagner'in Alman milliyetçiliği algısının müziğine etkisi ve müzik tarihine kazandırdığı kavramlar açıklanmıştır. Bunlara ek olarak, olgunluk döneminin en önemli eseri olan Der Ring des Nibelungen Operası'nda yoğun şekilde Leitmotif kullanımına dair bulgular elde edilmiş ve önemli olan bazı motifler yorumlanmıştır.
Romantik Dönem: Devrimler çağı ve opera
"Romantizm" kelimesi İngiltere'de 1659 gibi erken bir tarihte kullanılmıştır. İngiliz şairlerin Fransız Devrimi'ne hayranlıkları bilinmektedir. Romantik şiirin temsilcisi olan İngiliz şairler, Göl Bölgesi (Lake District) olarak adlandırılan bir bölgede yaşamaktaydılar ve burası ile anılır olmuşlardı. Romantizm kelimesini bugünkü anlamına en yakın şekilde ilk olarak kullanan kişi Jean Jacque Rousseau'dur. Rousseau, bir eserinde Bienne gölünü anlatırken, anlattığı yerin "romantik bir yer" olduğunu söyler. Fransız Akademisi, buradan hareketle kavramı 1789'da, "Romantik, umumiyetle insana şiirlerdeki ve romanlardaki manzaraları tahayyül ettiren yerlere denir." Şeklinde tarif etmiştir. 19. yüzyıla kadar kullanılmayan Romantizm terimini müzik tarihinde ilk kullanan kişi ise, Alman yazar ve besteci Ernst Theodor Amadeus Hoffmann olmuştur. Romantik dönemin ilk operalarından biri olarak kabul edilen "Undine" ile tanınan Hoffmann, romantizm kelimesini ilk kez 1813 yılında Ludwig Van Beethoven'in eserlerini incelediği bir makalesinde kullanmıştır. Romantik dönem müziğinin tarihsel aralığının belirlenmesi konusunda fikir birliği bulunduğu söylenemez. Genel hatları itibariyle 1830-1910 yılları arasında hüküm sürdüğü söylenebilecek olan müzikte Romantik dönemi özellikle Alman kökenli müzikbilimciler, Erken Romantizm (1800-1830) Yüksek Romantizm (1830-1860), Geç Romantizm (1860-1910) başlıkları altında inceleme yoluna giderler. Romantik Dönem ve bestecilerinin incelenmesi, Fransız operası ve bu dönemin ruhunun ve sanatının ortaya çıkışı, özellikle sanatçılarının kimler olduklarına, eserlerine, bu eserlerde çağdaşlarından farklı olarak ortaya neler koyduklarına ve neoklasik dönemden romantik döneme geçiş süresince yaşanan olayları göz önünde bulundurarak bu sanatsal anlayışın nasıl başladığına değinilmektedir. Bu çalışmanın önemi, konuyla ilgili yapılacak araştırmalarda kaynak niteliği taşıyabilecek olması düşünülmektedir.
Nevit Kodallı'nın 'Gılgameş' adlı operasının dramaturjisi
Gılgamış Destanı tarihte yazılmış ilk yazılı metin olma özelliğine sahip önemli bir eserdir. Dünya edebiyatına bakıldığında, Gılgameş Destanı'nın pek çok ülkede sanatçılara ilham kaynağı olduğu görülmektedir. Çağdaş Türk bestecisi Nevit Kodallı da bu önemli eseri operaya uyarlamıştır. Operanın librettisti Orhan Asena ise Gılgamış Destanı'na özgün bir yorum getirmiştir. Dramaturji, sahne için yazılmış tüm eserlerin, genel yapıları, konuları ve sahneleme tekniklerini ortaya çıkartmak amacıyla uygulanan bir analiz yöntemidir. Bu araştırma için yapılan tarama sonucunda, dramaturjik analizlerin sınırlı sayıda opera üzerinde gerçekleştirildiği görülmektedir. Bu çalışmada Gılgameş Operası'nın dramaturjisi yapılarak bu eserin daha anlaşılır olması amaçlanmış ve operanın ne tür düşünceleri ön plana aldığı, dönemin kültürel eğilimleri göz önünde bulundurularak açıklanmaya çalışılmıştır. Operanın bestecisi Nevit Kodallı'nın hayatı ve besteciliği hakkında bilgi verilmiş ve eserlerinin listesi yapılmıştır. 'Dramaturji' kavramı ile operanın türü olan 'Dramatik Opera' kavramlarının tarihsel değişimleri ve süreçleri ele alınıp açıklanmıştır. Araştırma, nitel araştırma türlerinden 'betimsel analiz' ve 'doküman incelemesi' yöntemi ile gerçekleştirilmiştir. "Doküman incelemesi, araştırılması hedeflenen olgu veya olgular hakkında bilgi içeren materyallerin analizini kapsar." (Yıldırım; Şimşek, 2006: 187) Bu çalışmada Gılgameş Operası için kullanılan dramaturjik çözümleme basamakları ise; yazıldığı dönemin kültürel eğilimleri, kimlik çözümlemeleri, olay dizini, olay örgüsü, iç-dış aksiyon, sembolik ifadeler, karşıtlık içeren durum ve olaylardır. Dramaturji çalışmasının içinde operanın librettosu ile Gılgamış Destanı'nın ortak noktaları, farklılıkları ve atlanan bölümleri tespit edilerek, operanın esas temasının ortaya çıkarılması hedeflenmiştir.
Standart postürün sahne performansına etkisinde opera sanatçılarının görüşlerinin incelenmesi
Bu araştırma opera sanatçılarının standart postürün sahne performanslarına olan etkisi hakkında görüşlerinin incelenmesini amaçlamaktadır. Araştırma, opera sanatçılarının görüşlerine ilişkin bir durum saptama olduğundan dolayı betimsel bir çalışmadır. Bu çalışmada opera sanatçılarının görüşlerini incelemeye yönelik olarak 2019-2020 sanat sezonunda Samsun Devlet Opera ve Balesi sanatçılarından çalışmaya katılmaya onay veren 27 kişiyle ön test yapılmıştır. Ön test sonucunda 20 kişiyle görüşme yapılmıştır. Bunun ışığında opera sanatçılarının standart postür ile şarkı söylemelerinin sahne performansına etkileri hakkında görüşleri kaynak alınarak bulgulara dönüştürülmüştür. Sonuç olarak postürün opera sanatçılarının vokal tekniğine, sahne üzerindeki konforlarına, seyirciye yansıtılan dramaturjiye çok büyük etkisi olduğu ve opera sanatçılarının daha uzun yıllar rahat ve sağlıklı şarkı söyleyebilmeleri ve beden sağlıklarını koruyabilmeleri için standart postürün çok önemli olduğu kanısına varılmıştır.
Christoph Willibald Gluck'un operalarındaki reform, drama olguları ve bu olguların kendinden sonraki döneme ve opera sanatına etkileri
Opera sanatı, drama, müzik ve diğer sanat dallarının birleşimi ile oluşan bir sahne sanatıdır. Camerata Hareketi'nin buluşu olan bu sanat dalı, 16. yüzyılda ortaya çıkmıştır. Bu sahne sanatının ortaya çıkışından sonra ilk operaların yazılması ve sahnelenmesinden 18. yüzyıla kadar geçen sürede opera sanatı değişim geçirmiştir. Bu değişim önemli ölçüde ve kapsamlı olarak Opera Seria (Ciddi Opera) diye adlandırılan türde gerçekleşmiştir. 18. yüzyılda bestelenen Opera Seria türündeki eserler, müzik sanatının drama sanatının önüne geçecek şekilde yazılmıştır. Opera Seria'nın bu değişimi sanatlar birleşimi olan opera sanatını kendi özgünlüğünden uzaklaştırmıştır. 18. yüzyılın ikinci yarısında doğacak olan besteci Christoph Willibald Gluck, yapmış olduğu reform operaları ile birlikte Opera Seria türünü yenilemiş, opera sanatında müzik ile şiir birlikteliğini sağlayarak bu iki sanat dalının birbiri ile bir bütün halinde üretilmesine ışık olmuştur. Gluck'un yapmış olduğu reform operaları, kendisinden sonra gelecek olan opera bestecilerini de etkilemiştir. Bu vesileyle Christoph Willibald Gluck, Opera Tarihi'nde önemli bir figür haline gelmiştir.
İtalyan şan eğitiminin Rus şan eğitimine etkilerinin incelenmesi
Bu araştırma, İtalya'da doğan opera sanatının ve Bel Canto stilinin tarihsel gelişimini; önemli bestecileri, oluşan okulları, pedagojik yaklaşımları ve belirli metotları aktarırken, Rusya'daki şan eğitiminin aynı başlıklar altında hangi aşamalardan geçtiğinin incelenmesi amaçlanmıştır. Rus şan eğitiminin oluşmasında ve gelişmesinde, İtalyan şan eğitiminin pedagojik paradigmalar konusunda önemli yer tutuğunun gösterilmesi ve Türkiye'deki şan öğrencileri için konu ile ilgili bilgi aktarımı sağlanması açısından önemlidir. Araştırma konusu ile ilgili geniş bir literatür taraması yapılmıştır. İtalya'da doğan opera sanatının, Bel Canto stili ve şan eğitiminin, Rus operalarına, şan stili ve şan eğitimi üzerindeki etkilerine tarihsel sürecin bir yansıması olarak, teorik ve pratik açıdan örnek model oluşturmuşlardır. Ancak Rus geleneğinin bir özelliği olarak, pedagoji ve disiplin, eğitimin ideal bir sentezidir ve şan eğitiminde istikrarlı bir imaj çizmişlerdir. Anahtar Kelimeler: Opera, Bel Canto, Şan Eğitimi, İtalya, Rusya