Opera
88 theses under this subject heading
İki Saygun prelüdünde ses organizasyonu
Bu çalışmada, Ahmed Adnan Saygun'un Aksak Tartılar Üzerine On İki Prelüd, Op. 45 başlıklı albümünden seçilen, 3. ve 8. prelüdlere ilişkin olarak ses organizasyonu temelli bir analiz gerçekleştirilmektedir. Analizde izlenen yöntem; Sırasıyla bölgeler, ses kümeleri, formülasyon, teorik kabul ve tanım olmak üzere beş ana boyuttan oluşmaktadır. Analiz sonucunda elde edilen sonuçlar; her iki prelüdde de *Aralık ilişkilerine dayalı sıkı bir ses organizasyonunun varlığından söz edilebileceğini, *Makam soyutlamalarının en az düzeyde gerçekleştiğini, *Saptanan ses kümelerinin tümünün; 0, 1, 2 ve 3 basamak üzerine kurulu olduğunu, *Aralıkların çeşit bakımından bu denli az oluşunun ve eserlerin farklı yerlerinde tekrar tekrar duyurulmasının, Saygun müziğine damgasını vuran doğurgan düşünce'nin bir yansıması olduğunu gözler önüne sermektedir. Anahtar Sözcükler: Ahmed Adnan Saygun, Op. 45, Prelüd: 3, Prelüd: 8, ses organizasyonu
"Giuseppe Verdi'nin "Nabucco", "Macbeth", "Rıgoletto" operalarında bariton partilerinin incelenmesi"
Bu araştırma, opera sanatının en önemli bestecilerinden biri olan, on sekizinci yüzyıl opera geleneğiyle on dokuz hatta yirminci yüzyıl opera geleneği arasında büyük bir köprü inşa etmeyi başaran, her bir eseriyle yeni arayışlara girmiş, uzun ve verimli sanat hayatıyla opera dağarcığına benzersiz katkılarda bulunan Giuseppe Verdi'nin farklı yaratıcılık dönemlerinden seçilen Nabucco, Macbeth ve Rigoletto operalarının "bariton" partileri esas alınarak incelenmesini hedeflemiştir. Araştırmada besteci ve seçilen operalarıyla ilgili bilgi toplanmış, eserlerin bariton partileri teknik, libretto ve müzikal yorum açılarından incelenmiştir. Verdi'nin bu raporda incelenen Nabucco, Macbeth ve Rigoletto eserlerine bakış açısı ve opera sanatına getirmek istediği yenilikler, yayıncısı ve arkadaşı Ricordi'ye, çalıştığı opera şarkıcılarına ya da libretistlere yazdığı mektuplardan örnekler sunularak anlatılmıştır. Araştırmanın sonucunda Nabucco, Macbeth ve Rigoletto eserlerinde en isabetli, inandırıcı karakterin ve müzikal yorumun oluşturulabilmesi için ihtiyaç duyulan felsefi, edebi, sosyolojik ve psikolojik malzemelere ve ipuçlarına eserlerin partisyonlarından, librettolarından, Verdi'nin mektuplarından ve hayat hikayesinden faydalanılarak ulaşılmıştır. Yorumcuların ve/veya eğitmenlerin Nabucco, Macbeth ve Rigoletto karakterlerini ele alıp, çalışırlarken bu unsurları göz önünde bulundurmalarının önemi belirtilmiştir
Operada reji sanatı ve çalışma prensipleri
Reji sanatı 19. yüzyılın sonlarında ve 20. yüzyılda çalışma prensipleri, zaman yönetimi, dramaturji, form, anlatım ve politik angajman olarak büyük bir değişimden geçmiş ve gelişmiştir. Bu tezde reji sanatının gelişimine ışık tutmuş kişi ve prensipleri incelmiş ve reji sanatına katkıları araştırılmıştır. On dokuzuncu yüzyılın ortasında tahta geçen Saksonya – Meiningen Dükü 2. Georg Sahne sanatlarına tutku derecesinde bağlı bir hükümdardır. Kendi sanat anlayışının beden bulduğu, deneysel reji çalışmalarını sürdürdüğü Tiyatrosu ve Operası, Avrupa'nın büyük sanat merkezlerine yaptığı turnelerle yüzyıl kadar sürecek bir değişim ve gelişim sürecini başlatmıştır. Bu süreçte birbiriyle iletişim ve etkileşim halinde olan Stanislavski, Meyerhold, Brecht ve Grotowski gibi büyük rejisörler, reji sanatını içerik, yapı, amaç olarak tamamen değiştirmişlerdir. Bu tezde opera reji sanatı ve çalışma inceliklerini daha iyi anlamak için yukarıda ismi geçen rejisörlerin yaşamları, eserleri ve çalışma prensipleri incelenmişmiş, aralarındaki benzerlikler, farklar saptanmış ve getirdikleri yenilikler ortaya konlmuştur. Anahtar Kelimeler: Reji, opera, dramaturji, form, anlatım.
Opera korolarının eserlere hazırlık süreçleri
Betimsel araştırma kapsamında örnek olay yöntemlerinin kullanıldığı bu çalışmada literatür taramasından edinilen bilgiler ve yazarın bireysel deneyimleri sentezlenerek bir sonuca varılmıştır. İki ana bölümden oluşturulan çalışmanın ilk bölümünde tek sesli koroların opera sanatının doğuşuna kadar geçirdiği evrimsel süreçler incelenmiş, ikinci bölümde ise Giuseppe Verdi ve La Traviata isimli operası hakkında genel bilgilere değinilmiş olup, bu eserden hareketle araştırmanın temelini oluşturan opera korolarının eserlere hazırlık süreçleri koro şefinin yöntem ve sorumlulukları açısından incelenmiştir. Anahtar sözcükler: Koro şefliği, şan, koro, opera, Giuseppe Verdi, La Traviata, prova.
Operalarda yer alan seçilmiş solo keman partilerinin incelenmesi
Bu çalışmada Alman, İtalyan, Fransız ve Türk operalarında literatüre geçmiş önemli keman soloları (konzertmeister soloları, ikili sololar, grup soloları) araştırılmış ve yapılan analizler doğrultusunda ifadeyi güçlendirmek, temaların hatırlatılması ve benzeri kullanım amaçları, kullanım yoğunluğu, eserlerin hangi bölümlerinde daha sıklıkla görülmekte olduğu gibi açılardan incelenmiştir. Çalışmada yer alan operalar, özellikle keman soloların yoğun olduğu eserler arasından seçilmiştir. İtalyan Operaları bölümünde Giacomo Puccini ve Giuseppe Verdi'nin eserlerinden, Alman Operaları bölümünde Richard Wagner, Richard Strauss, Alban Berg, Engelbert Humperdinck ve Wolfgang Amadeus Mozart'ın eserlerinden, Fansız Operaları bölümünde ise, Jules Massenet ve Charles Gounod'nun eserlerinden örnekler yer almaktadır. Araştırmanın devamında, eserlerinde Türk ezgi ve motiflerine yer vererek, özellikle vokal müziğie yeni bir boyut kazandırmış olan Cumhuriyet Döneminin 3. kuşak bestecilerinden Okan Demiriş ve Selman Ada'nın operalarından örnekler seçilerek incelenmiştir. Çalışmanın amacı, dünya opera literatüründe yer almış önemli keman sololarının incelenmesi yoluyla, keman eğitimi alan ve opera orkestralarında çalışmayı amaçlayan öğrencilerin, operalarda solo keman repertuvarını tanımasına katkıda bulunmaktır.
Johannes Brahms'ın Op.73 re majör II. Senfonisi'nin I. Allegro non troppo bölümü'nün müzikal biçim ve orkestra şefliği teknikleri yönünden incelenmesi
Bu çalışmada, romantik dönem bestecilerinden Johannes Brahms'ın Op.73 re majör 2. Senfonisinin 1. bölümü, form, tematik ilişki, müzikal karakter ve orkestra şefliği teknikleri bakımından incelenmektedir. Çalışmada Betimsel Araştırma ve Durum Çalışması Modeli kullanılmıştır. Dört ana bölümden oluşan çalışmada; ilk bölümde, çalışmada kullanılan yöntem ve açıklamalara yer verilmiştir. İkinci bölümde, Brahms'ın sanatına etki eden önemli kişiler ve senfoni anlayışı ile ilgili bilgiler aktarılmıştır. Üçüncü bölümde 2. Senfoni 1. Bölümün, form, tematik ilişki ve müzikal karakteri ile ilgili bulgular sunulup, Brahms'ın sonat allegrosu biçimine getirdiği yeniliklerle ilgili bilgiler verilmiştir. Dördüncü bölümde ise eser, orkestra şefliği ve yorumculuk açısından irdelenmiş ve nitelikli olarak seslendirilebilmesi için, kaynaklardaki yorumlardan da yola çıkarak önermelerde bulunulmuştur.
Türk operasının oluşum süreci ve Ahmet Adnan Saygun'un Özsoy operasının analizi
Türkiye'de Lale Devri'nden itibaren başlayan batılılaşma hareketleri, 19. yüzyılda Yeniçeri Ocağının kaldırılmasıyla müzikte de etkisini güçlü şekilde hissettirmeye başladı. Batı müziğinin Osmanlı sarayı tarafından benimsenmesini, operaların sergileneceği tiyatroların açılması izledi ve halk arasında da bu kültüre ilgi arttı. Opera öğrencileri yetiştirmeden evvel opera seyircisine sahip olan Türk toplumu, cumhuriyetin ilanı ile birlikte nihayet batı müziği eğitimini kurumsallaşmış şekilde elde etti. Ahmet Adnan Saygun, cumhuriyet değerlerinin müzikteki en önemli temsmilcilerinden biri olarak; çocukluğunda izlediği semazenlerin Mevlevi müziğini, Osmanlı İmparatorluğu'nda yetişmiş batı müziği eğitmenlerinden öğrendiği müziği, cumhuriyet ideolojisiyle şahlanmış halk müziğini ve döneminin akımlarını bir potada eritebilmiştir. Saygun'un Özsoy operası, Osmanlı'dan süregelen batılılaşma serüveninin ulaştığı bir milattır. Bu araştırma, Özsoy operasını analiz ederken, eserin oluşumuna kadar olan süreçte Türklerin batı müziği ve opera serüvenine ışık tutmayı hedeflemektedir.
Halk Opereti Topluluğu ve Türk müziği tarihindeki yeri
Halk Opereti Topluluğu'nun ve Türk müziği tarihindeki yerinin incelendiği bu çalışmada, tarihsel yaklaşımla opera ve operet türlerinin gelişimleri incelenmiş, bu türlerin Osmanlı Devleti'ne girdiği dönemden başlanarak, operet toplulukları, batılılaşma hareketlerinin tiyatral ve müziksel yönü saptanmıştır. Buna ek olarak, operet topluluklarının kronolojik sıralamasının verildiği çalışmada, HOT'un temsilleri de kronolojik olarak sıralanmış ve oynanan her operet, topluluğun Türk müziği tarihi açısından yerinin saptanabilmesi için ulaşılan bilgiler ışığında tartışılmıştır. Ele alınan tüm veriler doğrultusunda bir sonuca ulaşılmış ve sonuç bölümünde HOT'un Türk müziğindeki yeri diğer operet toplulukları ile karşılaştırılarak, çalışmanın tamamından faydalanılarak yapılan örneklendirmeler ile değerlendirilmiştir.
19. yüzyıldan itibaren Opera'da Şeytan Teması'nın müzik ve oyunculuk bağlamında incelenmesi
Şeytan deyince aklımıza her zaman gelen nedir? Sadece insanları yollarından sapmaları için kötülüğe yönelten bir karakter midir? Yoksa insanların Tanrı yolundan saptıklarında sığındıkları bir liman mıdır? Medeniyet tarihi boyunca yaşadığımız dünyadaki, coğrafyadaki kurallar ve toplumsal değerler, genel olarak uhrevi dinlerin bize dayattıklarıyla oluşmuş kurallardır. Bazen tamamen insani olan bir duyguyu bile bu baskılarla yaşayamayan insanlar, baskıladıkları duygularını günün birinde ortaya çıkarttıklarında, Şeytan'a uyma diye bir tepkiyle karşılaşabilir. Goethe'nin Faust'unu incelediğimizde; Faust yıllarını sadece bilime, sanata edebiyata adamış, ancak dünyevi zevkleri tatmaya fırsatı bile olmamıştır. Bu duygular olmadan yaşadığı yılları düşündükçe aslına yaşamının ne kadar kısa olduğunu fark eden Faust, Şeytan'ın ona sunduğu anlaşmayı hem bilgiye olan açlığı hem de genç olabilmek için, Şeytan tarafından manipüle edilen bir kukla olduğunun farkında olmadan kabul etmiştir. Ardından gelen tüm olay dizilimi aslında Şeytan'ın bir oyun kurucu gibi tüm hikâyeyi yönetmesiyle oluşmaktadır. Aynı şekilde Christopher Marlowe tarafından yazılan Doktor Faustus eserinde ise Faustus ile anlaşmayı kutsal kitaplarda geçen Lucifer tarafından görevlendirilen Mephistofele karakteri yapmaktadır. 19. Yüzyılda yazılan operalarda genel olarak Goethe Faust üzerine durulmuştur. Ancak L. Spohr Faust operasını Marlowe 'un Doktor Faustus adlı trajedisi üzerine bestelemiştir. Karakter olarak ele aldığımızda Goethe'nin direk Şeytan olarak aldığı Mephistofele, Marlowe'a göre aslında Şeytan'ın uşağı olan Mephistofeledir. Ancak iki eserde de Şeytan yoldan çıkarandır. Bu çalışma ileride Şeytan karakteri ve temasının bulunduğu operalarda bu karakterini oynayacak Opera şarkıcılarına yol göstermek amacı taşır. Anahtar Kelimeler: 19. Yüzyıl, Opera, Şeytan
20. Yüzyıl başı kapsamında Arnold Schönberg'in op. 17 Erwartung Operası'nın incelenmesi
Bu çalışmada Klasik Batı Müziğinin önemli bestecilerinden Arnold Schönberg'in Op. 17 Erwartung Operası ele alındı. Çalışma tarihsel açıdan 20. Yüzyıl başı Modernizmi ile sınırlandırıldı. Bu sayede 20. Yüzyıl içinde oldukça farklılık ve çeşitlilik göstererek evrimleşen Modernizmin tüm özellikleri göz önünde bulundurularak Arnold Schönberg'in bu akım içindeki yeri ve önemi en kapsamlı haliyle gösterilmeye çalışıldı. Erwartung Operası müzikal ve dramatik yapıları bakımından incelenirken, Modernizmin 20. Yüzyıl başındaki durumu, özellikleri ve bu özelliklerin eser üzerindeki etkileri en ayrıntılı biçimiyle irdelendi. Bu kapsamda dönemin siyasi, ekonomik ve kültürel yapısı ve etkileşimlerine özel olarak değinildi. Çalışmada, nitel araştırma yöntemi kullanıldı. Bu sayede eserin sosyolojik bir bütünlük içinde incelenmesi sağlandı. Oldukça geniş ve kapsamlı bir kaynak taraması ve incelenmesi sonrası hazırlanan çalışma konu üzerine Türkiye'deki en zengin literatür taramasına sahip araştırmalardan biri olma özelliğindedir. Arnold Schönberg'in sanatını, yaşadığı dönem ve yer üzerinden değerlendiren bu çalışma, Erwartung Operası ile bestecinin ortaya koymayı amaçladığı müzik dilini ve bu yeni müzik dilinin beslendiği düşünce ve yaslandığı felsefe dolayısıyla ortaya çıkan sanat stilini en somut ve bütünlüklü haliyle anlatmayı hedeflemiştir. Çalışma sonunda klasik opera geleneği üzerine çeşitli araştırmalar olmasına karşın modern opera geleneği üzerine yeterince araştırma yapılmadığı, özellikle Türkiye'de hak ettiği ilgiyi görmediği ortaya çıkmıştır. Türkiye'deki opera sanatı ve opera eğitimi için önemli bir başvuru kaynağı olması amaçlan bu çalışma, aynı zamanda Türkçe literatürde modern opera sanatıyla ilgili ihtiyaç duyulan eksikliği biraz olsun gidermesi umuduyla tamamlanmıştır.
Mozart'ın Cosi Fan Tutte operasındaki kadın karakterlerin ses ve rol bakımından analizi
Bu çalışmanın ana amacı Mozart'ın Cosi Fan Tutte Operasındaki kadın karakterlerin ses ve rol bakımından analiz edilmesidir.Yapılan çalışmanın ilk bölümünde, besteci Mozart'ın hayatından kesitler sunulmuş, yaşadığı dönem olan Klasik Dönem müzik anlayışından bahsedilmiş, bu dönemi hazırlayan akımlara yönelik bilgiler aktarılmıştır. İkinci bölümde ise Cosi Fan Tutte Operasının konusu, türü ele alınmış, libretto yazarı Lorenzo Da Ponte'nin hayatından bölümler aktarılmış, operanın karakterleri açısından ayrılı bilgiye yer verilmiştir. Son bölümde ise operadaki kadın karakterlerin aryalarının her biri incelenmiş, müziğin notayla örtüşmesi analiz edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Mozart, Cosi Fan Tutte, Opera Buffa, Lorenzo Da Ponte, Fiordiligi, Dorabella, Despina, Aria
F.Chopin Op. 10 etütlerin yapısal analizleri ve yorumlanması
Bu çalışma, F. Chopin'in Op. 10 etütlerinin yapısal analizleri ve bu etütlerin yorumlanması üzerine önerilerden oluşmuştur. Çalışmanın ilk bölümünde, erken piyano tekniğinin gelişimi üzerine çalışma yapan bestecilerin etüt yaklaşımları ve bu yaklaşımların piyano tekniğine ve dönemin piyano müziğine etkileri hakkında bilgilere yer verilmiştir. İkinci bölümde de Op. 10 etütlerin piyano tekniğine getirdiği yenilikler, bu etütlerin yapısal analizleri ve yorum önerileri yer almaktadır. 19. yüzyılın ve piyano müziğinin en önemli bestecilerinden olan F. Chopin'in, piyano tekniğine sağladığı katkıların daha iyi anlaşılabilmesi, bu etütlerdeki teknik ve müzikal kazanımların doğru ve gerçekçi bir şekilde elde edilebilmesi bu çalışmanın temel amacını oluşturur. Bu araştırmanın aynı zamanda ileri seviyede piyano tekniğini hedeflemiş piyanistlere yol gösterici olması amaçlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Piyano, Etüt, Analiz, Yorumlama, Chopin.
Türkiye'de Cumhuriyet döneminden günümüze Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü'nün kurumsal yapısı ve yönetimi
Osmanlı İmparatorluğu'nda opera sanatı, Türkiye Cumhuriyet'inde opera ve bale sanatı ve onun kurumsallaşma çalışmaları, Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü'nün kuruluşu gibi alt başlıklarla hazırlanan bu tez çalışmasında, Türkiye'de hizmet vermekte olan Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü'nün kurumsal yapısı ve yönetimi incelenmiş, araştırmanın verimliliğini artırmak amacıyla, kurumun Türkiye'deki kurumsallaşma sürecinin tarihsel gelişimi ele alınmıştır. Bu araştırma çalışmasında, kurumun organizasyon yapısı, yönetimi ve görevleri hakkında bütün verilerin bir arada bulunduğu bir kaynak olmaması sebebiyle, tezin hazırlanma sürecinde katalog, dergi, afiş, çalışmada yer alan eserlerin librettoları, Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü'nün düzenlediği yıllık faaliyet raporları, performans programları ve 1309 sayılı Kuruluş Kanunu'ndan faydalanılmıştır. Elde edilen verilerin bir araya getirilmesi ile tezin temel amacı olan, Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü'nün yönetimi, hizmetleri, organizasyon yapısı ve görevleri hakkındaki sorulara cevap aranmıştır. Bu tez çalışması, bu alanda araştırma yapacak olan araştırmacılara kaynak olması ve kurumun işleyişinin tanıtılması bakımından önem arz etmektedir.
Ahmed Adnan Saygun'un op.31 solo viyolonsel için partitası'nın tarihsel ve yapısal açıdan incelenmesi
Ahmed Adnan Saygun'un 1955 yılında tamamladığı ve bestecilik çizgisinin ikinci dönemine yerleşen 'Solo Viyolonsel için Partita' adlı yapıtı, bir birinci dönem yapıtı olan 'Viyolonsel sonatı' ve son dönemi içindeki 'Viyolonsel konçertosu' arasından en çok icra edileni olmakla birlikte hakkında analitik bir çalışmanın yapılmadığı görülmektedir. 1955 yılında tüm dünyada, filozof, şair ve dram yazarı F.Schiller, ölümünün 150. yıldönümü olması sebebiyle bir dizi etkinlikle anılmış ve Türkiye'de bu etkinlikler çerçevesinde, başta İstanbul ve Ankara'daki Fen Edebiyat fakültelerinde gerçekleşen konferans ve bildirilerle akademik dünyadaki yansımalarını bulmuştur. Sanat hayatında ise, İstanbul Şehir Tiyatroları başyönetmeni Max Meinecke, Schiller'in 'Hile ve Sevgi' adlı oyununu programa almış, Saygun'dan oyunun başında çalınacak, eşliksiz viyolonsel için bir müzik siparişinde bulunmuştur. Schiller'e ithaf edilen bu müzik, yazılmasından kısa bir süre sonra Partita başlığı alarak literatürdeki yerini almıştır. İlk kez, Ankara Konservatuvarı viyolonsel hocası Martin Bochmann tarafından seslendirilen bu eser, hem icracısına hem de bestecisine 'Schiller Hatıra Madalyası' kazandırmıştır. 'Hile ve Sevgi', yazıldığı 1783 görselinde bir dramaturji ile oynanırken, Saygun, yazı dilinde Schiller dönemi bir klasizm üslubunun yansımalarını partitasına aktarmadığı görülmektedir. Eleştirmenler bu zıtlığın üzerinde durmuşlardır. Saygun'un çocukluğundan gelen mistizm ile kurduğu ilişki, onu ileriki yaşlarda tasavvuf felsefesine yaklaştırmış, insan sevgisi, yüksek manevi değerlerle örtüşerek, Schiller hümanizmi ile bu minvalde kurduğu paralel, partitanın düşünsel altyapısını oluşturmuştur. Yapıt üzerinde gerçekleştirilen yapısal analiz sonucu, eserin barok dönem partitası geleneğinin önemli bir özelliği olan dans başlıklarını taşımadığı ve klasik dönem Salzburg partitalarına bu anlamda daha çok öykündüğü görülmüştür. Yunan modları, pentatonizm ve Türk makam müziği renklerinin eserin yapısal gereçleri olarak kullanılması, Saygun müziğinin karakteristik bir özelliği olarak karşımıza çıkmaktadır. Yapılan literatür taramasında eserin tarihsel süreci üzerinde elde edilen verilerin yanı sıra, gazete ve dergi makaleleri bu araştırmanın önde gelen kaynaklarını oluşturmuştur.
Avrupa'da 18. ve 19. yüzyılda Türk imgesinin kullanıldığı dört operanın değerlendirilmesi
Birey veya toplumun kendisini nasıl algıladığı sorusunun yanıtlan onun kimliği ya da kimliklerini oluşturur. Başkalarının onun hakkındaki izlenimleri, yargıları imge veya imgeler olarak tanımlanır. Her toplum kendisini dünyanın hatta evrenin merkezine koyar. Bu anlamda imgeler, tarihi köklere dayanmakla birlikte ancak göreceli gerçekleri ifade ederler (Güvenç, 2000). Avrupa operalarında Türkleri konu alan Christoph Willibald Ritter von Gluck'un-Der Betrogene Kadı (Aldatılan Kadı), Wolfgang Amadeus Mozart'ın-Die Entführung Aus Dem Serail (Saraydan Kız Kaçırma), Gioacchino Rossini'nin-Il Turco in Italia (İtalya'da Bir Türk), Giuseppe Verdi' nin-Attila (Attila) adh eserlerinde Türk imgesi 18. yüzyıl ve 19. yüzyıllarda Avrupa'nın Türklere bakış açısı yönünden ele alınmıştır. Türklerle Avrupa'nın askeri ve siyasal açıdan ilk ilişkileri Karadeniz'in kuzeyinden Asya'dan Avrupa'ya ilerleyen Müslüman olmayan Avrupa Hun Türkleriyle başlamıştır. Avrupa-Türk ilişkileri Karadeniz'in güneyinden gelen Büyük Selçuklu, Anadolu Selçuklu ve Osmanlı İmparatorluğu'nda örgütlenen Müslüman Türkler yoluyla sürmüştür. Avrupalının bakış açısına göre Müslüman Türkler Osmanlı İmparatorluğu'nun 1683 yılındaki II. Viyana kuşatmasına kadar Avrupa devletlerine baskı yapmışlar, sınırlarım Avrupa'nın önemli bir bölümünü içine alarak genişletmiş, Avrupa devletlerinin topraklarının önemli bir kısmını ellerinden almışlardır. Bu nedenle bu dönemde Avrupalının zihninde Türkler hakkındaki düşünceler yağmacılık, kıyıcılık şeklinde ve olumsuzdur. Müslüman Türklerle Avrupa ilişkileri Müslüman-Hıristiyan ilişkisi şeklinde anlaşılmıştır. Bu süreç içinde Araplar ve İranlılar da Türk kabul edilmiştir. II. Viyana kuşatmasından sonra Türklerin yenilebilirliği anlaşılmış ve Türklere duyulan korku azalmıştır. Türk tipinin 15. yüzyıldan itibaren Avrupa sahne sanatlarında yer alması İstanbul'un Osmanlılar tarafından 1453 'de fethinden sonra siyasal ve askeri ilişkilerin yanı sıra kültürel ilişkilerle de bağlantılı olarak 1454'deki Rönesans şenliklerinde başladığı anlaşılmaktadır. Şenliklerde soylular Türk biçiminde, Alla turca giyinmektedirler. Bu bir çeşit çağın modası gibidir. vı16. yüzyılda Batı Turquerie ile Osmanlı'nın dolayısıyla Türklerin kültürel açıdan önemli bir etki alanına girmiştir. Bu yüzyılda şenlikler Türklerle İtalyanlar arasında kara ve deniz savaşları konulu gösteriler haline dönüşmüştür. Bu dramatik gösteriler Türklerin yenik düşmesiyle sonuçlanmaktadır. Türklerin Avrupa içlerine ilerleyişleri nedeniyle Türk karşıtı propaganda 16. yüzyıl boyunca yaygınlaşmıştır. Türklerin opera sahnesinde görülmeleri 17. yüzyılın ilk yarısında başlamıştır (And, 1999). 18. ve 19. yüzyıl Avrupa ile Osmanlıların askeri, siyasal ve kültürel açıdan birbirlerini karşılıklı olarak tanıma çabalarının yoğunlaştığı bir dönemdir. Bu çaba kültür ve sanat alanında karşılıklı etki alanlarının doğmasına neden olmuştur. 18. ve 19. yüzyıl operalarında temsil edilen Türk tipinde ise genellikle Türk soyluların asaletine saygı duyulur ancak Türk kültüründeki kadına bakış açısı, Türklerde ahlaki yargılar, kıyıcılık, kaçırma gibi yerleşik konular alay konusu edilmiştir. Araştırmamızda incelenen ve günümüzde sahneye konarak güncelliğini sürdüren Alman/ Avusturya C. W. R von Gluck ve W. A. Mozart, İtalyan G. Rossini ve G. Verdi operalarında Türklere ilişkin bu genel değerlendirmelerin dışına çıkılmamıştır. Anahtar sözcükler: İmge, Türk imgesi, Rönesans, opera, libretto. VII
Opera sanatının ontolojik varlık tabakalarının incelenmesi
Bu tezde Nicolai Hartmann'ın yeni ontolojisi üzerine Prof. İsmail Tunalı tarafından yazılan Sanat Ontolojisi isimli kitap kaynak alınarak opera sanatının varlık tabakalarının ontolojik analizi yapılacaktır. Opera üzerine ontolojik analiz kendi içinde güçlükler içeriyordu. Araştırmanın ilk aşamasını sanat ontolojisinin kuruluşu oluşturmaktadır. Burada önce genel ontoloji, sonra da sanat ontolojisi üzerine izdüşümler alınmıştır. Daha sonra geliştirilen metodoloji operanın yapısı üzerine oturtulmuştur. Bir sanat eserinin araştırma konusu yapılması, onun bilgi objesi olarak ele alınmasını gerektirir. Estetik obje dediğimiz sanat eserini ontolojik yönden parçaladığımızda karşımıza iki varlık tabakası çıkar. Real ve irreal varlık tabakaları. Bu tabakalar operanın yapısı üzerine oturtulurken operayı oluşturan unsurlar olarak libretto, müzik ve sahneleme ayrı ayn ele alınmıştır. İnceleme hem dönemsel farklılıklar hem opera türleri hem de bestecilerin bireysel farklılıkları üzerindeki görünüşlerle örneklendirilmiştir. Nicolai Hartmann varlık tabakaları bakımından sanat eserini aşağıdan yukarı doğru yapılandırırken, ben araştırmamda libretto müzik ve sahneleme birimlerini operanın temel unsurları olarak aldım ve tabakaların özelliklerini bu unsurlar üzerinde analiz ettim. Diğer sanat eserlerinden farklı olarak operadaki her birimde real ve irreal yapıların her unsurda farklı olarak kendini göstermesi söz konusu. Varlık tarzı bakımından ise operayı Ön- yapı ve arka-yapı olarak ikiye ayırdım. Ön-yapıyı sahneleme ile; arka-yapıyı ise müzik ve libretto ile özdeşleştirdim. Sahneleme unsurunda farklı eserleri sahne üzerinde yorumlayan değişik rejisörlerin reji notlarından, müzik ve libretto da farklı bestecileri yaratılarından faydalandım. Operanın varlık tabakalarını belirlerken sahneleme, müzik ve librettoyu birbirleri için var oluşlarının belirlediği karakteristik noktada birleştirdim. Çünkü bu üç unsurdan birini eksikliği operayı ayakta durmakta güçlük çeken bir yapı haline getirmekte. Son olarak W: A. Mozart'ın Don Giovanni operasının ontolojik analizi inceledim. Bunun için Aydın Büke'nin "İki Dahi Üç Opera" adlı kitabındaki Don Giovanni analizini kullandım. Yapısal olarak tüm bu parçalamaya karşın, paradoks gibi görünse de operanın estetik bir obje olarak var-olan oluşu bütünselliği kaybedilmeden incelenir. Çünkü bizim sanat eseri ile karşılaşmamız bu farklı yapıların bütünselliği içindedir. vıuOpera sanatı da bu bütünsellik içinde kavrandığında var oluşunu tamamlar. Ve bu opera üretiminin içinde olan sanatçıların, yeni yetişen öğrencilerin ve alımlayan izleyicilerin operaya bakış açılarını değiştirebilir düşüncesindeyim. Çünkü opera ne salt kostümlü şarkı söyleme, ne de dramdır. Gerçek var oluşuna ve anlamına onu meydana getiren tüm unsurların dengeli ve yerinde algılanışı ile kavuşur. Anahtar sözcükler: Ontoloji, sanat Ontolojisi, opera, libretto, sahne ıx
Gaetano Donizetti ?Don pasquale? Operasının ses-söz uyumu (prozodi) yönünden incelenmesi
Prozodi bozukluklarının saptanabilmesi için, operanın çevrildiği dildeki vurguların ve ses özelliklerinin bilinmesi gerekmektedir. Orijinal dilindeki bir opera, yabancı bir dile özensiz bir şekilde çevrildiğinde, operanın müziği ile dilin müziği arasında yaşanacak uyuşumsuzluklar, müziğin vermek istediği mesajın kötü bir şekilde verilmesine ve müziğin amacına ulaşmasına engel olacaktır. Bu nedenle Türkçeye çevrilen operalar da Türkçenin ses-söz yapısına uygun olarak çevrilmeli ve bestecinin kendi dilinde yazdığı opera, aslına sadık kalınarak dinleyicilere ulaştırılmalıdır. Bu nedenle de Türkçenin bilinen dil ve vurgu özelliklerine uygun hale getirilmek istenen orijinal librettonun çeviriminde Türkçe prozodi kurallarına uyulması gerekir.Bu araştırmada, opera bestecisi Gaetano Donizetti'nin en ünlü operalarından biri olan, üç perdelik opera komik tarzındaki ?Don Pasquale? operası, Türkçe prozodi kuralları açısından incelenerek, operanın geneli hakkında bir değer yargısına ulaşılmaya çalışılmıştır.Araştırma; Don Pasquale operasının, günümüzde Türkçe oynandığı şekliyle, tüm orijinal librettosu araştırmacı tarafından tekrar tercüme edilerek ve Türkçe prozodi kurallarına göre karşılaştırılarak incelenmiştir.Operanın solo, düet, terzet, quartet ve koro partileri, notaları üzerinden incelenerek buralardaki prozodik yanlışlıklar gösterilmeye çalışılmıştır.Ayrıca bestecinin hayatı, eserleri ve tarihsel önemi, ?Don Pasquale? operasının konusu, albüm kayıtları, performans tarihçesi, İtalyanca ve Türkçe librettosuna da araştırma içinde yer verilmiştir.Prozodisi incelenen ?Don Pasquale? operasının büyük bir bölümünün prozodisinin çok fazla bozuk olmadığı saptanmıştır. Ancak, orijinal dilindeki kusursuzluğu da göz ardı etmemek gerekir. Librettonun birebir tercümesi (günümüzde oynanan Türkçe uyarlaması için), prozodik açıdan olmasa da yakın ve güzel bir tercüme oluşuyla dikkati çekmiştir.Sonuç olarak; Gaetano Donizeti'nin bestelediği bu opera, opera komik tarzında ilk eser olma özelliği ile birlikte, yorumlanmasında da, doğru artikülasyon, acelite ve güçlü bir nefes tekniği gerektirmektedir. Dünyadaki bütün operalarının repertuvarlarında her yıl yer alan bu eser, genellikle orijinal dilinde icra edilmektedir.Bu bağlamda ?operalar orijinal dilinde güzeldir? demek yanlış bir yaklaşım olmaz.
G. Verdi'nin ?Rigoletto? operasının şan tekniği ve yorumlama problemleri açısından incelenmesi
Bu çalışmada opera bestecisi, Giuseppe Verdi'nin en ünlü operalarından biri olan, Rigoletto Operası, şan tekniği ve yorumlama problemleri açısından incelenmiştir. Opera'nın önemli solo partileri, düetleri, terzet, kuartet ve koro partisi, şan tekniği ve yorumlama problemleri açısından ayrıntılı olarak araştırılmış ve pedagojik olarak incelenmiştir. Ayrıca örnek olması açısından bir de ansamble incelenmiştir.Araştırmada, ayrıca bestecinin hayatı ve eserleri, Rigoletto Operası`nın üç perdelik konusu ve Türkçe Librettosuna da yer verilmiştir.Opera'nın icra bakımından zor olması nedeniyle, eserin, öncelikle ses tekniği açısından analizi yapılmış ve elde edilen bulgular, önce kendi ses tekniğimi de baz alarak, eserdeki diğer karakterlerin ses gruplarına göre, şan öğrencilerimin sesleri üzerinde denenmiştir.Öğrencilerle yapılan bu çalışmalarda, ciddi bir şekilde ortaya çıkan nefes problemlerinin giderilmesi için, düz tonlarda uzun müzik cümleleri üzerinde nefes çalışmaları yapılmıştır.Rigoletto Operası, çeşitli dönemlerde farklı teknikler kullanılarak icra edildiği için, bu eserin, gerek internetten, gerekse dvd kayıtlarından ses ve görüntüleri, çeşitli dönemlerdeki kayıtlara göre analiz edilmiş, bu kayıtlardan elde edilen bulgular, öğrencilerin sesleri üzerinde uygulanmıştır.Opera'nın dramatik yapısı da göz önünde bulundurularak, eserdeki karakterlerin de analizi yapılmış, yine buradan elde edilen bulgular, daha önce ses tekniği açısından yapılan analiz sonucunda elde edilen bulgularla bütünleştirilmiştir. Böylece ortaya eserin dramatik yapısı çıkarılmıştır.Eserin fonetik yapısı analiz edilmiş, bu analizden elde edilen bulgular, öğrencilerin ses renklerine ve ses fizyolojisi özelliklerine göre her öğrencide farklı uygulamalarla denenmiştir.Subjektif değerler taşıyan opera eserlerinin analizleri her zaman zor olmuştur. Çünkü kişiden kişiye göre değişen seslerin, fiziksel özellikleri ve gırtlak yapıları için belli ortak teknikler oturtmak titiz çalışmalar yapmak, sesin fiziksel yapısını iyi anlamak gerekmektedir. Öğrencilerin; ses özelliklerini, diş, dil, damak ve çene yapısı özelliklerini de göz önünde bulundurarak, bu eseri en iyi şekilde yorumlamaları hedeflenmiş ve bu anlamda ciddi bir performans çalışması yapılmıştır.Opera eserinin özellikle arya bölümlerinin, yorumsal ve ses tekniği açısından problemleri tespit edilme aşamasında aryaların teknik özelliklerine göre, her öğrenciyle önce birer saat şan, nefes ve vücut egzersizleri yapılmış, sonraki aşamada aryalar piyano eşlikli olarak çalışılmıştır. Bu çalışmada ses tekniği olarak, ?Belcanto? ses tekniği kullanılmıştır.Sonuç olarak; Giuseppe Verdi'nin en önemli eserim dediği, Rigoletto Operası, bir kariyer operasıdır ve dünyanın bütün opera evlerinin her yıl repertuarlarına aldıkları bu opera eserinin yorumlanması için, iki oktav ses aralığı, düzgün artikülasyon, güçlü bir nefes tekniği, ve oyunculuk bilgisi gerekmektedir. Fakat sadece bu özelliklerin bir arada olması yeterli olmamakla beraber, diğer bir önemli husus ise, disiplin, sabır ve tecrübedir.
Giuseppe Verdi'nin?la Traviata? operasının piyano eşlik problemleri
Bu eserdeki piyano eşlik problemlerinin saptanabilmesi için, eserin piyano eşlik kısmının bilinmesi gerekmektedir. ?La Traviata?nın orijinali orkestra ile olup, ilk çalışma aşaması partitür yerine piyano eşlik ile yapılmalıdır. Orijinali orkestra ile yorumlandığı için, piyanistin eşlik yaparken orkestranın yaratmış olduğu etkiyi şancıya hissetirmesi gerekmektedir. Orkestaradaki tüm enstrümanlar, kendi partilerini ayrı ayrı çalmaktadırlar, oysa piyano eşliğinde piyanist, partilerin tamamını birarada çalmaktadır. Bu nedenle de piyanist için teknik problemler çıktığı saptanmaktadır.Bu araştırmanın içinde bestecinin hayatı, tarihsel önemi, sanatı ve yapıtları, operanın konusu, teknik analizine de yer verilmiştir.Sonuç olarak; Giuseppe Verdi'nin ?La Traviata? operasının piyano eşliğinin çalınabilmasi için, piyanistin teknik olarak yeterli ve güçlü bir sonoriteye sahip olması gerekmektedir.Anahtar Kelimeler: La Traviata, Korrepetisyon, Giuseppe Verdi, Piyano
Çukurova Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Opera ve Şan öğrencilerinin subglottik ve supraglottik aktivitelerinin incelenmesi ve akustik analiz sonuçları ile karşılaştırılması
Günümüzde sesin kalitesini belirlemede subjektif verilerin yanında objektif kriterler de kullanılmaktadır. Sesi en iyi ve en geniş performansta kullanma eğitimi alan Opera ve Şan öğrencilerinin anatomik yapılarının incelenmesi esas alınarak, klinik ve akustik olarak değerlendirilerek ses ve yapı karakteristiklerinin incelenmesi amaçlanmıştır.Bu doğrultuda subglottal hava akımı ve hava basıncı miktarının belirlenmesi, ventriküler kordun supraglottal oluşumdaki aktivitesi ve sesin akustik incelenmesi alt amaçlarını oluşturmuştur.Çukurova Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Sahne Sanatları Opera ve Şan bölümünde eğitim gören 18 kız, 22 erkekten oluşan 40 kişilik öğrenci grubu çalışmaya kabul edilmiştir. Aerowiev Phonatory Aeordynamic System ile intraoral yoldan tahmini hava akım hızı ve subglottal basınç ölçümü yapılmıştır. ?papa? patlamalı ünsüzü söyletilerek kayıtlar alınmıştır. Laringostroboskopi ile supraglottal aktiviteyi belirlemeye yönelik ?i? vokalizasyonunda en iyi adduksiyon görüntüsünde vokal kordlar üzerinde Anterior-Posterior ve Medial uzunluk ölçümleri alınmıştır. Akustik analiz için Dr Speech Real Analysis Programı kullanılarak ?a? vokalizasyonunda ses kayıtları alınmıştır. 15 Soprano (%37,5), 3 Mezzosoprano (%7,5), 7 Tenor (%17,5), 11 Bariton (%27,5) ve 4 Bas (%10) ses türü özellikli kişiden oluşan 40 opera ve şan öğrencisi larengeal muayeneleri ve ses hastalıkları yönünden normal bulunmuşlardır. 44 opera ve şan öğrencisi olarak başlanılan incelemede sigara içen, vokal kordda tam kapanma gerçekleşmeyen ve nodulü bulunan 4 kişi çalışma dışı bırakılmıştır. Kantitatif (nicel) değişkenler değerlendirilirken 3 bağımsız grup ortalama karşılaştırılmasında One Way Anova Test ve 2 bağımsız grup karşılaştırılmasında Independent-T test kullanılmıştır. İlişkiler Pearson Korelasyon Katsayısı kullanılarak hesaplanmıştır. Hava basıncı ile cinsiyet arasında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde bir farklılık görülmektedir (p>0.05) (0.030). Kadınların ortalama hava basıncı 15.47±2.21 cmH2O bulunurken, erkeklerin ortalama hava basıncı 13.50±3.07 cmH2O olarak bulunmuştur. Kadınların hava basıncı ortalaması erkeklerden yüksek bulunmuştur. Tahmini hava basıncı ve hava akım hızı ile akustik analiz verilerinin korelasyon incelemesinde hava basıncı ile FO (Temel Frekans) arasında istatistiksel olarak anlamlı pozitif bir ilişki bulunmuştur. (p<0.05)( p=0.040). Hava akım ile bir korelasyon bulunamamıştır. Hava akımı ile hava basıncı arasında istatistiksel olarak %62 oranında pozitif bir ilişki bulunmuştur. Hava akımı arttıkça hava basıncı da artmaktadır (p=0.001). Hava basıncı ile ses katogorileri arasında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde bir farklılık görülmüştür. Bu farklılık Bas-bariton ile Soprano-mezzosoprano arasında görülmüştür. Bas-bariton ortalama değeri (12.84±3.45 cmH2O), Soprano-mezzo soprano ortalama değerinden (15.46±2.30 cmH2O) yüksek bulunmuştur (p<0.05) (p=0.028). Hava akımı ile ses katogorileri arasında istatistiksel olarak bir farklılık görülmemiştir (p>0.05). Kadın ve erkeklerin A-P (Anterior-Posterior) uzunluğu ortalama değeri istatistiksel olarak farklılık göstermemektedir (p>0.05). A-P uzunluk ile ses kategorileri arasında istatistiksel bir ilişki bulunmamıştır (p>0.05). Kadın ve erkeklerin medial uzunluk ortalama değeri istatistiksel olarak farklılık göstermemektedir (p>0.05). Tenor ses grubunda medial uzunluk ortalama değeri (4,43±0.72 cm) olarak bulunmuştur Medial uzunluk ile ses katogorileri arasında istatistiksel bir ilişki bulunmuştur (p<0.05). Tenor ses grubunda medial uzunluk ortalama değeri (4,43±0.72 cm) olarak bulunmuştur. Diğer seslerden istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (p=0.036). Sound pressure level (SPL-Ses Basınç Düzeyi) ile hava akımı ve hava basıncı karşılaştırmasında bir ilişki bulunamamıştır.Anahtar Sözcükler: subglottal basınç, subglottal hava akımı, opera-şan öğrencileri, glottal adduksiyon, akustik analiz
Temsil edilmiş Türk operalarındaki keman ve viyolonsel sololarının yeri
Latince bir terim olan opera on dördüncü yüzyılın sonlarına doğru Avrupa'da küçük gösterilerle, şenlik, dinsel törenler, düğün törenleri gibi çeşitli kültürel etkinliklerde ortaya çıkmıştır. Opera sanatı solo, koro ve orkestrayı içine alarak, müzikal ve teatral formda birçok görsel sanatı, mitolojiyi, efsaneleri, tarihten esinlenilerek içinde barındıran ve baştan sona bestelenerek yazılmış müzikli sahne oyunudur. Bu tezin ilk bölümde operanın tanımı, operanın ilk olarak nerede ortaya çıktığı, opera sanatı, sahnelenen ilk operalar, orkestrada keman, viyolonselin yeri ve bu iki çalgının solistlik açıdan kullanılması anlatılmıştır. İkinci bölümde Cumhuriyet Dönemi öncesinde Osmanlı İmparatorluğu'nun operayla tanışması ile operayla ilk temaslar, padişahların batı sanatlarına ve operaya olan ilgisi ile Osmanlı'da gelişim süreci, yurt dışına eğitim için gönderilen besteciler ve Batı Dünyası ile ilişkiler, Osmanlı İmparatorluğu'nda kurulan çeşitli tiyatro ve opera binaları ile temsil edilen operalar anlatılmıştır. Fransız Devrimi ile Tanzimat Döneminde opera sanatı ile ilgili değişimler, Cumhuriyetin ilanıyla birlikte Türkiye'de operanın gelişim süreci, Mustafa Kemal'in Türk operasına katkıları, kurulan müzik kuruluşları, Türk bestecilerin operaları ve temsil edilen yerler, opera sanatının gelişmesiyle sanat kurumlarının çoğalarak günümüze kadar nasıl geldiği anlatılmıştır. Sahnelenen Türk Operaları perde perde anlatılarak bestecilerinin yaşam öyküleri ile birlikte eserlerindeki keman ve viyolonsel soloları tespit edilmiştir. Temsil edilmiş Türk operalarının keman ve viyolonsel partileri incelenmiştir. Bu inceleme ile birçok kaynak taraması yapılarak, tarafsız bir şekilde ele alınan keman ve viyolonsel çalgıları için yazılan solo partilerde hangi çalgı için daha fazla soloya yer verilmiş olduğu saptanmıştır.
Kurumsal imaj pazarlaması: Ankara Devlet Opera ve Balesi üzerine bir araştırma
Günümüz hızla dünümüze dönüşürken teknoloji baş döndürücü hızını yeniliklerle desteklemektedir. Bu hız kurumların rekabet güçlerini sınarken rekabet sırasında olumlu ya da olumsuz oluşturdukları imajlarına da etki etmektedir. İmajlarını oluşturmada ilk adımları ise kurumsal kimlik öğeleri ile başlamaktadır. Seyircinin kurumla ilk etkileşim noktaları özellikle önem kazanmaktadır. Bu bağlamda çalışma amacı Ankara Devlet Opera ve Balesi kurumsal imaj ve kurumsal kimlik unsurlarının demografik özelliklerdeki farklılıklar göz önüne alınmak suretiyle seyirciler tarafından nasıl algılandığını tespit etmektir. Bu amaçla çevrimiçi anket yöntemi kullanılarak 403 kişinin anketi cevaplaması sağlanmıştır. Veriler SPSS 26.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Analiz sonucu Ankara Devlet Opera ve Bale seyircisinin kurumsal kimlik öğeleri ile cinsiyet arasında anlamlı bir fark olduğu görülmüştür. Algılanan kurum imajı ile cinsiyet arasında da anlamlı bir fark gözlenmiştir. Kurumsal kimlik unsurları olan kurumsal görünüm, kurumsal iletişim ve kurumsal davranış ile algılanan kurum imajı arasında pozitif bir ilişki saptanmıştır. Kurumsal kimlik unsurları ile algılanan kurum imajı arasındaki ilişkide temsil izleme durumunun sadece kurumsal iletişim yönünden moderatör etkisi bulunduğu ortaya çıkmaktadır. Kurumsal kimlik unsurlarından kurumsal davranış ve kurumsal görünümün algılanan kurum imajı ile ilişkisinde opera ve bale performanslarını izlemiş olanlar açısından moderatör etki saptanmamıştır.
Üzeyir Hacıbeyli'nin bestelediği Leyla ile Mecnun operasının, tematik ve müzikal açıdan incelenmesi
Sanat, insan hayatında ruhsal ve zihinsel gelişim sürecinde, bedeni dinlendiren geniş bir kavramdır. Müzik bunu sağlayan önemli araçlardan biri ve sürekli gelişim içerisindedir. Müziği bedensel ve sözel olarak bir arada aktarmamızı sağlayan etkenlerden biri de opera olarak ifade edilebilir. Duygularımızı aktarmaya yarayan opera, her yönüyle hayatımızdan izler taşımaktadır. Çalışmada, müziğin tarihsel gelişimi ele alınarak, sanat çatısı altında önemli bir yere sahip olan opera türü incelenmiştir. Bu bağlamda opera tarihi, Osmanlı dönemi, Cumhuriyet dönemi operası ve komşu ülkemiz olan Azerbaycan operası araştırılmıştır. Azerbaycan operasında değerli bir yere sahip olan Üzeyir Hacıbeyli'nin bestelemiş olduğu Leyla ile Mecnun operası, metinsel yönü ile içerdiği temalar ve melodik açıdan incelenmeye çalışılmıştır. Araştırma, tarama modelinde betimsel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Azerbaycan'da sahnelenen, Üzeyir Hacıbeyli'nin ortaya koyduğu Leyla ile Mecnun operasının metin içeriğindeki sözler tematik olarak incelenmiş, esere ait melodi parçalar halinde müzikal özellikleri ile değerlendirilmeye çalışılmıştır. Sonuç olarak Leyla ile Mecnun'un klaviri ile librettosunun bağlantıları irdelenmiş ve dramatik örgünün nasıl oluştuğu açıklanmıştır. Doğu ve Batı müziğinden etkiler taşıyan müziksel bir dili olduğu sonucuna varılmıştır. ANAHTAR KELİMELER: Opera, Azerbaycan müziği, Azerbaycan operası, Leyla ile Mecnun Operası
21. yüzyıl kültür endüstrisi içinde opera temsil anlayışının otantik ve anakronistik reji düşünceleri bağlamı ile Rigoletto ve La Traviata operaları örnekleminde karşılaştırmalı değerlendirilmesi
Opera sanatının görünür kimliği, tarihsel ve toplumsal dinamiklerin etkisinde çağlar boyunca değişime uğramış ve bu durum çeşitli opera janrlarının ortaya çıkmasına neden olmuştur. Benzer şekilde operalar, kendi metinlerine kaynaklık eden konu ve reji anlayışı bağlamındaki çeşitlilik sayesinde, toplumsal ve kültürel değişimlerle ilişkili olarak alımlayıcının ilgi ve gereksinimleri karşılayacak dinamiğe, daima sahip olmuştur. Bu çalışmada da opera sanatına dair bu değişimlerin yapısı, iki farklı bakış açısının karşılaştırmasıyla ele alınmıştır. Opera repertuvarı içinde önemli bir yer teşkil eden Rigoletto ve La Traviata operalarının iki farklı reji anlayışıyla sahnelenmiş temsilleri karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiştir. Bu operaların karşılaştırılmasında temel olarak, otantik ya da geleneksel olan ve ilk reji anlayışına atıfta bulunan eserler ile daha güncel çağrışımlı unsurlarla yapılanmış reji uygulamalarına sahip eserlerin temsilleri incelenmiştir. İlk zamanlarından bu yana opera sanatının seyirci ile kurduğu sosyo-kültürel ilişkilerin biçimleri ve dönemsel toplum dinamikleriyle birlikte değişen opera pratikleri, örnek olarak ele alınan eserlerin otantik ve anakronistik rejilerinin karşılaştırılması bağlamında ele alınarak belirtilmiştir. Çalışmanın iki kutbuna yerleştirilen eserlere ait farklı reji örneklerinin karşılaştırılması, 'klasik' olarak bilinen ve 'çok satılan' eserlerin günümüz müzik endüstrisi içindeki konumlarının, olası pazarlama stratejileriyle nasıl ele alındığına odaklanmıştır. Çalışmanın temel bağlamı gereğince de söz edilen eserlerin sahneye koyulurken uğradığı değişimlerin yapısı ve bu değişimlere duyulan ihtiyacın nedenleri temellendirilmiştir.