Terror
224 theses under this subject heading
Terörizmle mücadelede uluslararası işbirliği: Şangay işbirliği örgütü örneği
Terörizm tarih boyunca farklı hedef, ideoloji ve yöntemlere sahip çok sayıda örgüt tarafından kullanılan bir strateji olmakla birlikte son yıllarda bilgi, iletişim ve ulaşım teknolojilerinde yaşanan çarpıcı gelişmeler nedeniyle global ölçekli bir tehdide dönüşmüştür. Terörizmin ulus aşan bir karakter kazanması ile birlikte, devletler artık sadece kendi sınırları içerisinde meydana gelen terör eylemlerinden değil, uzak coğrafyalarında sürdürülen terörist faaliyetlerden de olumsuz etkilenir hale gelmiştir. Bu durum devletleri terörizmin olumsuz etkilerini azaltmak için aralarında çeşitli işbirliği mekanizmaları inşa etmeye sevk etmektedir. Bu çerçevede özellikle devletler arası bir platform işlevi gören uluslararası örgütler ön plana çıkmaktadır. Terörizmle mücadele alanında uluslararası işbirliği geliştirmeyi hedefleyen teşkilatlardan birisi de Şangay İşbirliği Örgütü'dür. Bu çalışma terörizmle mücadele alanındaki uluslararası işbirliği arayışlarını ve bölgesel bir işbirliği teşkilatı olan Şangay İşbirliği Örgütü'nün terörizmle mücadele kapasitesini ele almaktadır. Çalışmanın amacı terörizmle mücadelede uluslararası işbirliğinin önemini ortaya koymak ve Şangay İşbirliği Örgütü'nün terörizmle mücadele alanındaki kabiliyetlerini ve sınırlılıklarını açığa çıkarmaktır.
Terör olaylarının ülke CDS primlerine ve hisse senedi piyasalarına etkisi: Avrupa bölgesi ve Türkiye özelinde
Çalışmanın amacı terör olaylarının, özellikle İslami kökenli terör olaylarının, finansal piyasalara etkisini ülke CDS primleri ve hisse senedi piyasaları özelinde incelemektir. Bu etki Belçika, Danimarka, Fransa, Almanya, İtalya, İspanya, İsveç, İngiltere ve Türkiye'nin yer aldığı 9 ülke kapsamında 2008-2017 dönemi itibariyle olay analizi yöntemi kullanılarak incelenmiştir. Çalışmada terör olaylarının ülke CDS primlerinin ve hisse senedi piyasalarının davranışını getiri ve oynaklık açısından etkileyip etkilemediğine bakılmıştır. Çalışmada kullanılan verilere Thomsan Reuters veri tabanından ulaşılmış olup bu verileri çalışmada yer alan ülkelerin 5 yıl vadeli ülke CDS primleri ve hisse senetlerinin kapanış fiyatları oluşturmaktadır. Avrupa Bölgesi'nde yer alan 8 ülke için sadece İslami kökenli terör olaylarına bakılırken, Türkiye için IŞİD, PKK ve FETÖ ayrımına gidilmiştir. Çalışma sonucunda ülkeler terör olayları sonrasındaki 10, 20, 30 ve 45 günlerinde terör öncesine göre hem borsa getirileri açısından hem de 5 yıl vadeli ülke CDS primleri getirisi açısından birkaç istisna dışında anlamlı farklılık göstermemiştir. Bunun yanı sıra ülkelerin her iki piyasa için de volatiliteleri benzer davranış göstererek terör olayı öncesine göre istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Terör, Ülke CDS primi, Olay analizi, Getiri, Volatilite
PKK'nın diasporayı şekillendirme stratejisi: Belçika örneği
Bu tez PKK'nın diaspora stratejisini açıklamayı amaçlamaktadır. PKK'nın AB ülkelerindeki Kürt diasporasına yönelik stratejisini anlamak için Belçika örnek olarak seçilmiş ve iki soruya cevap aranmıştır. İlk olarak PKK'nın Belçika'daki radikal Kürt diasporası ve yerel grupları nasıl örgütlediği ele alınmıştır. Örgütün Belçika'daki organizasyonlarının nasıl bir araya geldiğini açıklamak amacıyla etnik olmayan ulus-aşırı oluşumlar kuramsal çerçevesi altında bulunan 'siyasi-ideolojik yayılma' ve 'ulus-aşırı dil toplulukları' adlı yaklaşımlara başvurulmuştur. Cevabı aranan diğer soru; PKK'nın Belçika'da kurmuş olduğu yapıları hangi amaç için kullandığı, 'ulus-aşırı savunmacı ağlar' kuramsal çerçevesi ışığında ele alınmıştır. Bu kuram gereği, Türkiye'de ve Belçika'da bulunan ‗siyasi fırsat yapısı' detaylandırılmış ve örgütün faaliyetleri ‗bumerang' örüntüsü ile açıklanmıştır. Her iki soru da niteliksel analiz yöntemlerinden ‗örnek olay araştırması' yöntemi ile incelenmiştir. Erişilen bulgular değerlendirilerek PKK'nın diasporaya yönelik izlediği stratejinin üç bağlamda Şekillendiği tespit edilmiştir. Örgütün diaspora stratejisi; uluslararası meşruluk kazanma – hayatta kalma- , Kürtleri temsil eden 'tek' mercii olma ve Türkiye'ye baskı kurma, olarak üç boyuttan müteşekkildir. Anahtar Kelimeler: PKK, diaspora, Belçika, Kürt, Avrupa'da PKK
Birleşmiş Milletler düzeni, terörizm ve yabancı terörist savaşçıların hukuki statüsü
Bu çalışmamızda öncelikle terörizm kavramı temel hatlarıyla ele alınmaktadır. Terörizm, Efesli filozof Heraklitos'un meşhur "her şey değişir, değişmeyen tek şey değişimdir" sözünü doğrularcasına çağlar içerisinde birtakım değişikliklerden geçerek bugünkü halini almış, geldiği noktada ise ulus aşan özelliği bulunan yabancı terörist savaşçı kavramını kendi kapsamından çıkarmıştır. Terörizmi etkisiz kılma adına yürütülecek mücadelede çeşitli yöntemler benimsenebilir. Sınırları aşan ve birden fazla devleti ilgilendiren bir problem söz konusu olduğu için devletlerin birlikte hareket etmeleri gerekmektedir. Bu birlikteliğin tek bir çatı altında yürütülmesi elzemdir ve bu noktada öne çıkan kuruluş ise bütün dünya devletlerini ortak zeminde bir araya getirme özelliğini haiz olan Birleşmiş Milletler'dir. Yabancı terörist savaşçı meselesine yönelik Birleşmiş Milletler'in almış olduğu kararların yanı sıra, devletlerin kendi mevzuatlarında gerçekleştirmiş oldukları değişikliklere de bu çalışmada yer verilmektedir. Tezin amacı, Birleşmiş Milletler'in yabancı terörist savaşçılarla mücadeledeki rolünün ve bu rol yerine getirilirken verilen katkı ve zorlukların incelenmesidir. Anahtar Kelimeler: Terörizm, Yabancı Terörist Savaşçılar, Birleşmiş Milletler, DEAŞ, YPG
TBMM'de bir terör örgütünün metaforik yeniden-kimliklendirilmesi: FETÖ/PDY örneği
Bu tez çalışması, bir terör örgütü olarak FETÖ/PDY'nin Türkiye'nin yasama organı ve milletvekilleri tarafından, 2011 ile 2018 tarihleri arasında nasıl bir yeniden-kimliklendirilme sürecine tabi tutulduğunu anlamaya çalışmaktadır. Bu amaçla tezde, söz konusu dönemdeki meclis konuşmaları, metafor analizi aracılığıyla incelenmiştir. Terör örgütlerine yönelik kullanılan metaforların Türkiye özelindeki bir yansımasını sunmayı amaçlayan bu çalışmada, ilk olarak örgütün tarihsel süreç içerisinde kendi kimliğini ne şekilde inşa ettiği gösterilmiştir. Devamında ise örgütün en çok gündemde olduğu ve ulusal düzeyde bir tehdit olarak ortaya çıktığı dönemlerde kamuoyuna hangi metaforlar aracılığıyla yeniden-sunulduğu incelenmiştir. Yapılan analiz sonucunda örgütün, "FETÖ/PDY mesiyanik bir terör örgütüdür", "FETÖ/PDY devletin kurumlarına sızan bir illegal yapılanmadır", "FETÖ/PDY varoluşsal bir tehdittir" ve "FETÖ/PDY dış devletlerin Türkiye'ye yönelik kullandığı bir araçtır" şeklindeki dört temel metafor üzerinden bir yeniden-kimliklendirilmeye tabi tutulduğu öne sürülmüştür.
Terörizmle mücadelede lider kadro odaklı yaklaşım: Türkiye'nin PKK terör örgütü ile mücadelesi (2015-2020)
Bu çalışma, terörizmle mücadelede dekapitasyon olarak tanımlanmış ve Türkçeye bu çalışma kapsamında "tırpanlama" olarak uyarlanmış lider kadro operasyonlarını destekleyici nitelik arz etmesi için geliştirilen Organizasyonel Tırpanlama kavramını incelemektedir. Karizmatik ve kült kişiliğe sahip terör örgütü liderlerinin etkisiz hale getirilmesini ihtiva eden dekapitasyon/tırpanlama kavramı, alt ve orta düzey terör örgütü liderlerinin hedef alınmasının ayrıca incelenmesi gerektiğini öne süren Organizasyonel Tırpanlama kavramı ile tamamlanmaya çalışılmıştır. Organizasyonel Tırpanlama'nın uygulandığı bir örnek olarak Türkiye Cumhuriyeti'nin PKK terör örgütü ile 2015 yılı ve sonrasındaki mücadelesinin bir sütunu ele alınmıştır. Bu bağlamda Organizasyonel Tırpanlama'nın uygulanışının analiz edilmesi için İçişleri Bakanlığı koordinatörlüğünde yürürlüğe konan Terör Arananlar platformu ve burada örgüt liderlerine ilişkin sunulan bilgiler incelenmiştir. PKK terör örgütü başta olmak üzere, terör örgütü liderlerinin değişen önem düzeyine göre tasnif edildiği bu platforma başvurularak bir veri seti oluşturulmuştur. Derlenen veri seti sonucunda elde edilen bulgular ışığında, etkisiz hale getirilen PKK terör örgütü mensuplarının sayıca ağırlığının alt ve orta düzey örgüt liderlerinde olduğu görülmüştür. Sonuç olarak, en tepede bulunan örgüt liderinin yanında alt ve orta düzey örgüt liderlerinin de hedef alındığı Organizasyonel Tırpanlama'nın uygulanışı ortaya konmuştur.
State practices as a new motivation for terrorism: The case of ISIS
This study is written on the purpose of evaluating the possibility of the emergence of state practices as a new motivation for terrorism. It has been tried to examine the place of exhibiting state practices in the dominated territory in the way of developing spheres of influence that are important for terrorist organizations. For this purpose, within the scope of this study, primarily motivations for terrorism and war were determined, compared, and evaluated. Then, the cases of FARC, LTTE, Al Qaeda, and ISIS were examined and compared in terms of financial, military, ideological, and spheres of influence, then the relationship between state practices and spheres of influence in terms of these organizations was revealed. In order to measure the influence of the organizations, the potential to attract foreign terrorist fighters was determined as a reference point and comparisons were made between organizations according to these potentials. The starting point of this study is to reveal whether the high potential of attracting foreign terrorist fighters of ISIS has a relationship with the state practices it implements. As a result of the study, it has been observed that although the state practice is not sufficient on its own, it creates a multiplier effect on the spheres of influence of terrorist organizations when it is applied under certain conditions. Key Words: Terrorism, State Practice, Foreign Terrorist Fighters, ISIS, Al Qaeda
Terörizmin finansmanı ile mücadelede 11 Eylül saldırılarının etkisi, FATF'in ülke uygulamalarındaki rolü: Türkiye'nin PKK ile mücadelesi örneği
Bu çalışma terörizmin finansmanı ile mücadelede 11 Eylül Saldırılarını etkisini, bu alanda BM'nin girişimlerini, FATF'in terörizmin finansmanı ile mücadeledeki rolü ve ülke uygulamalarına etkisini incelemektedir. Terörizmle mücadele araçları içerisinde terörizmin finansmanı ile mücadelenin rolü ele alınmıştır. BM ve FATF'in 11 Eylül Saldırıları sonrasında terörizmin finansmanı ile mücadelede uluslararası alandaki kurucu ve kapasite artırıcı etkisi incelenmiş; bu etki Türkiye'nin PKK'nın finansmanı ile mücadelesinin analizi üzerinden irdelenmiştir. Türkiye'nin PKK'nın finansmanı ile mücadelesi eski ve yeni perspektif üzerinden ele alınmış, BM ve FATF nezdinde geliştirilen terörizmin finansmanı ile mücadele araçlarının PKK ile mücadelede kullanılıp kullanılmadığı tartışılmıştır. Bu kapsamda uluslararası alanda BM ve FATF nezdinde ihdas edilen hukuki düzenlemeler incelenmiş, ulusal alanda Türkiye'nin yürürlüğe koyduğu terörizmin finansmanı ile mücadele düzenlemeleri ile karşılaştırılmıştır. Uluslararası alanda geliştirilen terörizmin finansmanı ile mücadele araçlarının Türkiye'de PKK'nın finansmanına karşı kullanıldığı ortaya koyulmuştur.
Uluslararası terör ve terörizm: Kavramsal bir tartışma
Siyasal şiddetin bir türü olan terörizm, toplumda korku ve endişe yaratarak siyasi değişimin sağlanmaya çalışıldığı illegal bir yöntemi ifade etmektedir. Terörizm, siyasi amaçlar için travmatik sonuçlara sebep olacak şekilde şiddeti kullanırken, hedefinde her zaman siyasi otorite vardır. Tarih boyunca ortaya çıktığı dönemin ve coğrafyanın etkisiyle şekillenen terörizm, sürekli dönüşen dinamik bir yapıya sahiptir. Terörizmin bu yapısı ve devletler tarafından dış politika aracı olarak kullanılması, uzlaşı sağlanan ortak bir tanımın yapılmasını da imkânsız hale getirmektedir. Bu çalışmada uluslararası terör ve terörizm olguları hakkında kavramsal bir değerlendirme yapılmıştır. Böylece terörizmin, değişimi ve dönüşümünün açıklanması ve terörizm ile terör örgütleri arasındaki kavramsal ilişkinin ortaya konulması amaçlanmıştır. Çalışmada terörizmle ilgili eksik ve muğlak kalan bazı kavramlar tartışılmış ve terörizmin belirlenmesinde bir model ortaya konulmaya çalışılmıştır.
Türkiye'de kalkınma-güvenlik bağının iç güvenlik bağlamında analizi
Bu çalışma, Soğuk Savaş'ın bitimi ile birlikte kalkınma ve güvenlik politikalarının birbirlerine yakınsamasının ortaya çıkardığı kalkınma-güvenlik bağının, iç güvenlik bağlamında terör örneği üzerinden analizini ele almaktadır. Kalkınma ve güvenlik konuları hem bireylerin hem de devletlerin daima öncelikleri arasında yer almıştır. 1980'lerden bu yana Uluslararası Kalkınma Birliği içerisinde gelişen kalkınma-güvenlik bağı yaklaşımının ana fikri, güvenliği gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkelerde kalkınmanın gerçekleştirilmesi için ön koşul olarak saymasıdır. Gelişmekte olan bir ülke olarak Birleşmiş Milletler ve OECD kurucu üyesi Türkiye'nin, kalkınma-güvenlik bağı ilişkisi ise 1990 yılında gelişmeye başlamış ve bu süreç günümüze kadar devam etmiştir. Bu süreçteki öncelikli kalkınma konusu ekonomik güvenlik iken ikincil kalkınma konusu ise iç güvenliktir. Ekonomik güvenlik garantili temel bir gelirin, belirli bir ücret karşılığında veya "sosyal güvenlik" yoluyla elde edilmesi iken; iç güvenlik, bir ülkenin sınırları içerisindeki bireylerin vücut bütünlüğüne ve anayasal haklarına karşı herhangi bir saldırı ve tehlikenin olmamasını ve ülkenin kamu düzeninin kolluk eliyle sağlanmasını ifade etmektedir. Ekonomik güvenliğin, kalkınma planlarından hareketle 1990 yılından günümüze kadar olan sürecinde "sosyal güvenlik" sorunları ön plana çıkarken; iç güvenlikte "terör" sorunu ön plana çıkmıştır. Terör, sadece iç güvenlik sorunu değil aynı zamanda kalkınmanın da bir sorunudur. Türkiye'de kalkınma-güvenlik bağını iç güvenlik bağlamında belirli örnekler üzerinden değerlendirmek mümkündür. Bu çalışmada terör örneği değerlendirilecektir.
Detachment of terrorism from religion case study of Al-Shabab in Kenya
Kenya has been attacked several times in the last five years by Al-Shabaab, a terrorist group originally from Somalia. Kenya is accused of meddling with the group's affairs, which include the establishment of a sharia state in Somalia. AlShabaab which means youth, is an Islamic group that uses religion (Islam) to justify their aims and activities which comprise of terrorism among other inhumane activities just like the other Islamic terrorist groups. Terrorism has been associated with some ideologies, but after the 9/11 attacks, religious ideologies become the predominant. Despite there being many religions, the main focus was narrowed down to one religion that is Islam, this is the consequence of the Islamic terrorist groups like Al-Qaida, Boko Haram and the al-Shabaab, who all have one analogy, Islamic faith. The connection between the Al-Shabaab (the group which has been culpable for many deaths in Kenya alone) and the Islam religion which also means peace, was reviewed. Furthermore, the review on other two Western religions (Christian and Jew) has disclosed their perspective on terrorism. The reviewing also involved the impact of terrorism and religion on global politics, Kenya's domestic and foreign policies The literature research which consists of, written books, journal, and the Holy Scripts acknowledge that, no western religion advocates of terrorism. Al-Shabaab has been conducting their callous activities against Islamic teachings with killing innocents and destroying of properties, this is evidently shown in the Quran verses and the Islamic teachings which value human lives above all. Al-Shabaab is a political group which uses religion to attain support from the locals for manpower support and foreign sympathizers mostly for financial support. Their attacks on Kenyan soil are not religious as they claim, it is clearly due to the military operation of the African Union led by the Kenyan troops in Somalia. Islam and the other two western religions don't promote or encourage terrorism therefore al-Shabaab's claim that they are fighting for Islamic cause is unfounded. The Kenyan government underestimation of al-Shabaab made the group have many successful attacks which almost brought religious tension in Kenya affecting the domestic politics. Since al-Shabaab group has only targeted Kenyan citizens the foreigners in Kenya have not been affected that much which might be the reason the foreign politics isn't affected. Keywords: Religion, Terrorism, Alshabab 9/11
Causes of boko haram insurgency and it's socio-economic impact in Nigeria
Since Nigeria's independence in 1960, she has never been confronted with so much internal security issues like terrorism, which have strongly affected its national policy in recent years. The focus of this thesis is to analyze the causes and socio-economic impacts of Boko-Haram in Nigeria. It is certain that Boko Haram remains the biggest unrest confronting Nigeria now and has not only security, but also socio-economic consequences, High rate of poverty, unemployment, injustice, illiteracy, corruption and disparities between North/South regions of Nigeria are some of the causes of Boko Haram insurgency. Regarding the socio-economic impacts, it is seen that Boko Haram insurgency has had negative effect on the Foreign Direct Investment, Gross Domestic Product, the tourism sector, the local currency. In addition, it has led to dislocation of Nigerians, losing their lives and properties. The thesis concludes by stating that political, socio-economic and religious reasons contributed to Boko Haram terrorism to be emerged and its socio-economic impacts in Nigeria can be seen at the several levels.
USA drone strikes and its effects on Afghanistan and Pakistan's security
Following the terrorist attacks in 9/11, the Bush Administration declared global war on terrorism that was a multidimensional military campaign and the aim was to destroy Al-Qaeda and other affiliated group that was threaten the US as well as world security. As a result, the US invaded Afghanistan in 2001, in order to capture and kill high-level Al-Qaeda and Taliban leaders including Osama Bin Laden, who was considered to be responsible for 9/11 attacks. The US invasion has forced key Al-Qaeda and Taliban leaders to leave Afghanistan and settle in FATA (Federally Administrated Tribal Areas) in Pakistan. The stateless nature of FATA has facilitated Al-Qaeda and Taliban militants to reorganize, recover, reunite and form their ideal dominion. In order to kill top Al-Qaeda and Taliban members the Bush administration introduced drone campaign of target killing in FATA of Pakistan as well as in some parts of Afghanistan. In fact, the target killing campaign was not limited to Afghanistan and Pakistan; it encompassed other countries, such as Yemen, Somalia, Iraq and Libya. The US drone attacks have raised moral and legal issues by resulting in high levels of civilian casualties in targeted countries. This thesis claims that in some occasions drone attacks have violated international humanitarian laws (IHL) and international laws in Afghanistan in particular in Pakistan by causing legal, moral and sovereignty problems. Keywords: The US drone position under international laws.
Terörle mücadelede güvenlikçi yaklaşımlar; PKK ve IRA terör örgütleri üzerine karşılaştırmalı bir inceleme
Günümüzde uluslararası bir boyut kazanan terör sorunu, dünya gündemini her geçen gün daha fazla meşgul etmeye başlamıştır. Ülkelerin teröre karşı bütünleşik bir mücadele stratejisi üretememesi, terörü daha da büyütmektedir. Terörle mücadelede günümüz koşullarında stratejilerin geliştirilmesi gerekmektedir. Teröre sadece dar bir bakış açısıyla bakılıp, terör ve terörizm kavramları birbirinden ayırmadan yapılan mücadelelerin bir başarı sağlaması olanak dışıdır. Ülkeler, teröre karşı genellikle güvenlik perspektifinden bakarak, kapsamlı bir strateji üretmekte zorlanmaktadır. Terörizm, onu besleyen sosyal dinamizmler, ekonomik, kültürel ve politik alanlarda da incelenip bu bağlamda stratejiler üretilmelidir. Aksi takdirde uygulanan güvenlik stratejileri terör örgütlerine propaganda aracı sağlamaktan başka bir işe yaramamaktadır. Türkiye, terör örgütlerine karşı mücadelede askeri alanda başarı sağlasa da bu başarıyı diplomasi ile destekleyememektedir. Teröre karşı taktiksel alanda sağlanan başarı sosyal, kültürel ve ekonomik değerler bağlamında pekiştirilmemiştir. Bu nedenle terörle mücadele uzun yıllara yayılmış, günümüzde daha fazla güvenlik ve huzur ortamını bozmaktadır. Yıllar içinde binlerce masum insanın hayatına mal olan terör, Doğu bölgelerinin yaşam koşullarına dolaylı olarak etki etmektedir. Güven ve istikrar ortamının oluşmaması, bölgenin ekonomisine zarar vermekte, işsizlik yüksek seviyelere çıkmıştır. Bu nedenle iş bulmakta zorlanan bölge halkı, batı illerine göç etmek zorunda kalmaktadır. Terör mensupları ile müzakere yollarına girişmek, haince bir hareket sayılmaktadır. Ancak İngiltere'nin IRA'ya karşı uyguladığı güvenlik odaklı politikaları yumuşatarak müzakere sürecine girmesi neticesinde varılan sonuç incelendiğinde gerektiği zaman örgüt üyeleriyle müzakerenin bazen sonuca götürdüğü görülmektedir. Aslında bu müzakereler doğru bir şekilde yapıldığı zaman terörün elini kolunu bağlayabilmektedir. Müzakere olmadan bir sonuca varılamamakta ve terör, masum insanların hayatlarına mal olmaya devam etmektedir. Disiplinli, sağlam iradeli, profesyonel müzakerecilerin çabası, çözüm sürecine giden yolu kısaltmaktadır. Bu müzakereler gizli veya açık olsun, neticede ülkenin faydasına olmalıdır. Teröre karşı mücadele yöntemleri ne kadar doğru ve yapılan stratejik hataların getirdiği sonuçlar nelerdir? Bu tezde bu konulara değinilmiş olup terör ve terörizm ile ilgili kavramlar açıklanmıştır. Terör örgütlerinin stratejileri ve saldırılarda kullandıkları yöntemler araştırılıp özetlenmiştir. Geleneksel Güvenlik Teorileri ve Yeni Güvenlik Teorileri açıklanmış, bu teorilerin getirdiği sonuçlar incelenmiştir. PKK ve IRA karşılaştırılmış olup Türkiye ve İngiliz hükümetinin teröre karşı uyguladıkları güvenlik odaklı politikalar incelenmiş ve karşılaştırılmıştır. Teröre karşı güvenlik odaklı stratejilerin getirdiği sonuçlara değinilmiş ve teröre karşı mücadelenin sosyal, kültürel ve ekonomi politikalarıyla desteklenmesinden sonraki etkiye vurgu yapılmıştır. Anahtar kelimeler: Terör, terörizm, güvenlik, şiddet, strateji, teori
Terör saldırıları bağlamında psikolojik dayanıklılık, öz etkililik / yeterlik ve pozitif negatif duygusallık ilişkisi
Terörist saldırılar, doğrudan etkilenen mağdurların yanı sıra toplumların tüm katmanlarını da olumsuz yönde etkilemektedir. Bu çalışmada, literatürdeki terörizm tanımları, terörizmin gelişimi, çeşitleri incelenmiş ve 2016 yılında Türkiye'de yaşanan önemli terörizm saldırıları ortaya konulmuştur. Sonrasında terörist saldırıların toplum üzerindeki etkilerini özellikle dolaylı yoldan etkilenen bireyler üzerinden ölçmeye yönelik olarak terörizm risk algısı, psikolojik dayanıklılık, öz etkinlik/yeterlik ve pozitif negatif duygusallık kavramları irdelenmiştir. Çalışmada İstanbul genelinde gerçekleştirilen bir saha çalışması ile İstanbul'da yaşayan katılımcıların terörizm risk algıları ve terör olaylarıyla bu kişiler üzerindeki psikolojik ve duygusal ilişkiler analiz edilmiştir. Analizde katılımcıların farklı demografik özelliklerine göre, terörizmin alt boyutlarında herhangi bir farklılık olup olmadığı incelenmiş ve terörizm risk algısı ile psikolojik dayanıklılık arasında negatif korelasyon, negatif duygularla pozitif korelasyon tespit edilerek çıkan sonuçlara göre çeşitli önerilerde bulunulmuştur. Sonuç: Çalışmanın sonuçlarına göre psikolojik dayanıklılığı yüksek bireylerde terörizm risk algısı düşük, negatif duygusallığı yüksek bireylerin ise terörizm risk algılarının yüksek olduğu görülmüştür.
Yeni nesil terör örgütü: Fetullahçı terör örgütü ve Türkiye'deki paralel devlet yapılanması
Tarikatlar ve cemaatler kavramları açısından, Ezoterizme dayalı gizli örgütlerin bulundukları ülkelerde siyasi olayları biçimlendirme, suça karışma, terörü bir araç olarak kullanarak uluslararası suç örgütüne dönüşebilmede dünya örnekleri arasında Fetullahçı Terör Örgütü ve Türkiye'deki Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) de yer almaktadır. Uluslararası konjonktüre göre büyük güçlerin istihbarat örgütleri tarafından hedef ülke, hedef ülkenin bulunduğu coğrafi bölge, tarikatın temsil ettiği dini ideoloji ve onla bağlantılı dünyadaki networklar gibi birçok alan için kullanılabilir hale gelmektedirler. Bu tezde devletlerarası gizli savaşların devlet dışı aktörleri konumuna gelen, bulunduğu ortamın şartlarına göre amaçları belirlenen bu gizli örgütlerden FETÖ/PDY detaylı olarak incelenecektir. FETÖ/PDY gerçekleştirmiş olduğu eylemler göz önüne alındığında; gerek uluslararası tanımlamalar, gerekse Türkiye anayasasında belirtilen terör kanunları yönünden incelendiğinde bir uluslararası terör örgütü ve casusluk şebekesidir. FETÖ/PDY pek çok yönüyle bilinen terör örgütlerinden farklılıklar gösteren bir yapıya sahip. Bu nedenle FETÖ/PDY ile mücadele edilirken klasik terörle mücadele yöntemleri tek başına sonuç verici olmayabilir. Bu amaç doğrultusunda hazırlanan bu çalışma ile Fethullahçı Terör Örgütü'nü (FETÖ) terörizm disiplini açısından analiz etmek, "Yeni Nesil Terör Örgütü" kavramsallaştırması açısından özelliklerini ortaya koymak ve Türkiye'nin bu terör örgütü ile ulusal ve uluslararası mücadele yöntemlerini belirtmektir. FETÖ/PDY ile mücadele edilirken; örgütün lideri, eleman temin etme yöntemleri, yönetim biçimi, ideolojisi, ortaya çıkışında ve örgütlenmesinde yararlandığı boşluklar, uluslararası bağlantıları, hedefleri, eylem ve örgütlenme stratejileri, sosyolojisi ve din anlayışı ayrı ayrı ele alınarak analiz edilmiştir. FETÖ/PDY klasik terör örgütlerinden farklı yollar izleyen ve bir istihbarat servisi özelliklerini gösteren yapısı sayesinde kendini gizleyebilen bir yapıya sahiptir. Yeni Nesil Terör Örgütü Eylemleri terör eylemlerinden farklı olarak korku ve dehşet yaratmamış. Bunun yerine, istihbarat teknikleri kullanılarak hedefleri görev alanı dışına çıkarma, algı yönetimi, medya da stratejik iletişim araçları ile kara propaganda yapma, topyekûn yönetimi değiştirmek için demokrasiye askeri müdahale, gazetecilere yönelik suikast eylemleri gibi kolektif şiddet uygulayarak devlet bürokrasisini çökertmeye yönelik faaliyetler göstermiştir. Bilinen diğer terör örgütlerinin (PKK, ETA, PJAK, İRA, DEAŞ, El Kaide) hedeflerine ulaşmak için izlediği yollar olan; ayrılıkçılık, bölücülük gibi toplum içinde bir devletin oryantasyonunu bozmaya yönelik şiddet içeren eylemlerle, toplumun ayakta durmasını sağlayan moral değerlerini yıkmaya yönelik siyasal amaçlı halk üzerinde korku ve endişe yaratıcı eylemler yaparak başlamak ve sürdürmek yerine, örgütün sapkın görüş ve inanışlarına göre yetiştirmiş olduğu mensuplarını devletin en kritik ve önemli birimlerine gizlilik içerisinde yerleştirerek devleti içerden ele geçirmek yolunu tercih etmiştir. Devlet bürokrasini ele geçirmek amacıyla insan yerleştirme yani sızmacılık en temel faaliyetlerden biri olmaktadır. "Truva Atı" niteliğinde gizli ajandayı saklayarak ülkeyi içerden ele geçirme yöntemi de denilebilir. Dini duyguları kullanarak insanları etkisi atlına almış, dini söylemlerini ABD'nin ılımlı İslam modeline uyarlayarak bu sayede ekonomik güç elde etmiştir. Türkiye'de devletin sağlamakla yükümlü olmasına rağmen eksikliklerin bir türlü tamamlanamadığı eğitim alanındaki boşluklardan yararlanarak örgütüne eleman ve fon temin etmiştir. Amaçları doğrultusunda uluslararası istihbarat örgütleri ve terör örgütleriyle birlikte hareket ederek Türkiye Cumhuriyeti devletinin temel taşlarını oluşturan hayati öneme sahip güvenlik bilgilerini çalarak kendisini kuran ve yöneten istihbarat örgütü olan CIA ile paylaşmıştır. Ulaşmak istediği hedefler doğrultusunda gerçekleştirmiş olduğu terör eylemleri ile devleti ele geçirecek güce eriştiğini hissettiği noktada baskı ve şiddet uygulayarak lideri olan Fetullah GÜLEN'in kendi doktrinlerine göre saptırılmış şer'i yasaların hâkim olduğu teokratik bir devlet kurmayı hedefleyen bir silahlı terör örgütüdür. Tarihte Şii din adamı Hassan bin Sabbah tarafından 1090 yılında kurulmuş, Alamut kalesini ablukaya alan dini tarikat Haşhaşiler'e benzer paralelleşme faaliyetleri göstermişlerdir. FETÖ örgütü hiyerarşik katı örgütlenme yapısı, rakiplerini ortadan kaldırma konusunda suikast taktiğini birincil savaş ilkeleri olarak benimsemeleri yönünden de Haşhaşilere benzetilmektedir. Selçuklu hükümetinin cihan devleti olma yönünde ilerken, Haşhaşiler tarafından bu engellenmiştir. Aynı şekilde küresel bir güç olmak isteyen Türkiye'nin önü FETÖ ile kapatılmaya çalışılmıştır. FETÖ/PDY incelerken uluslararası bağlantıları, yapmış olduğu eylemlerin zamanlaması ve sonuçları dikkate alınarak incelenmelidir. Örneğin örgüt tarafından gerçekleştirilen 15 Temmuz 2016 tarihli darbe girişimi ele alınırken; Irak ve Suriye sınırları içerisinde bir Kürt devleti kurup Ortadoğu enerjisini Akdeniz'e indirmeyi amaçlayan ve bu sayede uluslararası enerji hatlarını kontrolü altına almaya çalışan ABD'nin politikalarıyla, İsrail'in kendisine tehdit olarak gördüğü Irak ve Suriye'nin kurulacak Kürt devleti sayesinde zayıflatılacağı dolayısı ile Ortadoğu'da İsrail'e, Uluslararası arenada da ABD'nin menfaatlerine hizmet eden sonuçlar doğuracağı göz önünde bulundurularak ele alınmalıdır. FETO'nun 15-16 Temmuz darbe girişimi, ülkede bu örgüt ile topyekûn bir mücadeleye neden olmuş, ulusal birlik ve bütünlük, tam bağımsızlık, devletin bekası konusunda tüm siyasi partileri aynı çizgide buluşturmuştur. Geçmişte birçok ülkenin kaderine yön vermiş siyasetçilerin desteğini alan bu terör örgütünün, demokrasi ortamında kendi siyasi ajandasına göre örgütlenme ve güçlenmesiyle, uygun zamanda en son hamlesi yıkıcı, dönüştürücü ve dışa bağımlı ajandasını ortaya çıkarmıştır. Tez terör örgütü olarak hukuki açıdan yargılanan Fethullah Gülen cemaatinin ideolojik düşünce yapısını, örgütlenme biçimini ve uluslararası faaliyetlerini incelemektedir. Türk devletin bu faaliyetlere ve uluslararası örgütlenmesine karşı almış olduğu stratejik mücadele yöntemlerine de değinilecektir. Bu tezin temel amacı; Fetullahçı terör örgütünün örgütlenme modeli, ideolojisi, din anlayışı, örgüte eleman kazanma yöntemleri ve uluslararası bağlantılarını inceleyerek karşı tezler üretmek, hedeflediği insan kaynağına yönelik iyileştirici projeler geliştirmek, tabanını küçülterek marjinal seviyeye indirmekte kullanılacak akademik bir kaynak olmaktır. Anahtar Kelimeler: Yeni Nesil Terör, FETÖ/PDY, ABD, CIA, Ilımlı İslam, Terör, Paralel Devlet Yapılanması.
2003-2016 yılları arasındaki terör eylemlerinin Türkiye'ye Turistik talep üzerine etkisi: Marmara, Ege ve Akdeniz bölgeleri arasında karşılaştırmalı bir yaklaşım
Son zamanlarda tüm dünya da yükselişte olan terörizm faaliyetleri birçok toplumsal, siyasi ve ekonomik problemleri de beraberinde getirmektedir. Terörizm, kaynağı, nedenleri ve kimlikleri neler veya kimler olursa olsun, insanlığın karşı karşıya kaldığı önemli problemlerin başında gelmektedir. Bu problemi uzun zamandır ve sıklıkla yaşamakta olan ülke olarak Türkiye'de kiterörizm faaliyetlerinin olumsuz etkilerini uzunyıllardır hissetmektedir. Özellikle turizm gibi ulusal istikrarla yakından alakalı alanlar yurtiçinde yaşanan bu sıkıntılı durumdan son derece etkilenmektedir. Bu çalışmada ülkemizde 2003 - 2016yılları arasındaki terör eylemlerinin Türkiye'ye turistik talep etkilerinin Marmara, Ege ve Akdeniz Bölgeleri arasında karşılaştırmalı bir yaklaşım olarak olumsuz etkileyip etkilemediği araştırılacaktır.
Türkiye'de Kürt kimliğinin kültürel bağlamda incelenmesi ve siyasallaşma süreci
1800'lü yıllarda özellikle batılı misyonerlerin faaliyetleri sonucu Anadolu'da Kürt isyanları ortaya çıkmaya başlamıştır. Kürtçülük üzerine birbiri ardına çalışmalar yapılmaya başlanmış ve halk arasında isyanlar teşvik edilir olmuştur. Bazı kaynaklara göre, bu dönemde ortaya çıkan ve günümüze kadar gelen ayaklanmaların temelinin II. Abdülhamit döneminde kurulan Hamidiye Alayları olduğu da söylenmektedir. İngiliz, Fransız ve Rus araştırmacıların Kürtlerle ilgili sayısız çalışmaları vardır. Kürtlerin kültürel yapısının, tarihsel geçmişinin ve dil özellikleri ile Türklerden farklılaştırılarak ayrılması çabaları 1600'lü yıllara kadar dayanmaktadır. Tarih boyunca çıkartılan Kürt ayaklanmalarına bakıldığında hiç şüphesiz en uzun süreli olan ayaklanmanın PKK terör örgütü üzerinden uygulanan terör hareketi olduğu görülmektedir. 1974 yılında "Apocular" adıyla kurulan ve sonrasında kısa adı PKK yani Partiya Karkarên Kurdistan (Kürdistan İşçi Partisi) olarak dünya terör örgütü listelerindeki yerini alan hareket ile birlikte ülkemizdeki Kürtler artık Türk siyasal yaşamında önemli bir politik malzeme haline getirilmiştir. Bu çalışmada, Kürt kültürü, etnik kökeni ve Kürtçe dil yapısı üzerinde durularak, PKK terör örgütünün günümüzde legal-siyasal yapı haline dönüşüm sürecine değinilecektir. Kürtler üzerinden oluşturulan iç politikaların medya ile olan bağlantısı, Adalet ve Kalkınma Partisinin Demokratik Çözüm Süreci kapsamında uyguladığı Akil İnsanlar girişiminin gazetelerdeki yansımaları üzerinden değerlendirilecektir. Bu bağlamda Ak Parti hükümetinin "Demokratik Açılım" sürecinde uyguladığı "Akil İnsanlar" heyetinin çalışmaları ve bu çalışmaların başladığı tarihler arasındaki tiraj sayılarına göre en çok satan ilk beş gazetenin ilk sayfalarına yansıyan süreç ile ilgili haberler değerlendirilmiştir.
11 Eylül 2001 sonrası Avrupa'da İslamfobi'nin yükselişi
11 Eylül 2001 tarihinde ABD'ye düzenlenen terör saldırısı sonrası Avrupa ve tüm dünyada İslam korkusu ya da İslam düşmanlığı olarak tanımlanan İslamofobi insanlığın ortak sorunu haline dönüşmüştür. İslamofobi ile birlikte Müslümanlara yönelik ayrımcılık, şiddet, taciz ve küçük düşürme gibi birçok suç işlenmiştir. Medyanın kullandığı ayrımcı söylem ve stratejiler, aşırı sağ siyasetçilerin benimsediği politikalar Müslümanlara karşı işlenen bu suçların artmasına neden olmuştur. Radikal terörizm, İslamofobiyi tetikleyen unsurların başında gelmekle birlikte tek unsur değildir. Bunun yanında Müslümanların yaşam biçimleri, Batı ile entegre olamamaları, dini bayramlar ve ritüelleri, göç, Müslüman kadınların giyimi ve İslam'daki yeri gibi nedenler de İslamofobiyi tetikleyen unsurlar olarak öne çıkmaktadır. Ayrıca Batılı ülkelerin de mücadele konusunda yeterli ve etkili stratejilerinin bulunmaması İslamofobiyi arttıran etmenler arasındadır. Bir insanlık suçu olarak değerlendirilen İslamofobi'ye karşı gerekli önlemler alınmadığı takdirde Avrupa'da yaşayan Müslüman ve Hristiyan halk arasında sorunların artarak devam edeceği değerlendirilmektedir. Bu nedenle AB, ırkçılıkla mücadele, Müslüman göçmenlerin topluma entegrasyonu konusunda çalışmalar yaparak İslamofobi ile mücadele etmektedir. Ancak AB tarafından yürütülen çalışmalar yeterli değildir.
2010 yılı sonrası Türkiye' de terörle mücadele
Kapsamı ve amacı çok derin bir konu olan terör, yakın tarihten bakıldığında anlaşılmayacak kadar karmaşık bir düzeni oluşturmaktadır. Terör ifadesi ve terörizm çok eski tarihlere dayanan ve günümüze kadar çeşitli değişimlere uğrayarak gelen fakat ana düşüncesinden kopmayan bir olgudur. Tüm terör faaliyetlerinin çıkış noktası şiddettir. Devleti, buna bağlı olarak halkı güçsüz duruma düşürme çabası başka bir deyişle var olan devletin etkinliğini ve güvenirliliğini azaltarak, devlete hükmetme, devirme ya da istediği bir bölgede özerklik arayışıdır. Türkiye Cumhuriyeti jeopolitik konumu nedeniyle oldukça stratejik ve aynı zamanda kritik bir bölge üzerinde yer almaktadır. Türkiye öncelikli bu sebep yüzünden uzun yıllar terörle mücadele etmek zorunda kalmış bir ülke olmuştur. Yapılan araştırmada Türkiye' de terörle mücadele çalışmalarında devlet kavramı ele alınmıştır. Terörle mücadele devletin etkisi araştırılmış ve terör eylemlerinin devlete etkisi de değerlendirilmiştir. Devletin terörle mücadele kapsamında etkin şekilde yürüttüğü çalışmalar ve gerek terör eylemlerini durdurmak gerekse teröre karşı önlem almak konularında devletin varlığı değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Terör, terörle mücadele, devlet.
DAEŞ ve Boko Haram terör örgütlerinin karşılaştırmalı analizi
Dünyanın en kalabalık ikinci inanç kesimi olan Müslümanların arasına ihtilaf kıvılcımları İslam dininin Peygamberi Hz. Muhammed'in vefatından sonra atılmaya başlanmıştır. Asr-ı Saadet döneminden sonra İslam'ı yorumlamak için ortaya çıkan bazı düşünce sistemleri, siyasi çıkar sağlama ve iktidar olma arzusu ile birleşince, dinin barış üzerine kurulu yapısına tamamen zıt bir görünüm elde etmiştir. Selefilik ve Vahhabilik de bunların içinde yer almaktadır. Bu iki görüşü ve destekçilerini özellikle Soğuk Savaş sonrası büyük devletler kendi çıkarları için kullanmaya başlamışlardır. Üretim araçlarından yoksun bu örgütlerin arkasında devlet desteği olmadan güçlenip var olabilmesi şüphesiz mümkün değildir. Orta Doğu coğrafyasında DAEŞ, Afrika kıtasında ise Boko Haram bu doğrultular ekseninde, 11 Eylül saldırılarından sonra ABD'nin başlattığı kutuplaştırıcı dış politika anlayışında ortaya çıkmışlardır. Bu çalışma, aynı görüş yapısına sahip farklı kıtalardaki DAEŞ ve Boko Haram örgütlerinin aralarındaki benzerlikleri ve farklılıkları ortaya çıkarmayı amaçlamaktadır. Her iki örgütün de temel düşünce yapısını oluşturan Selefilik ve Vahhabilik görüşleri yanında bu örgütlerin birçok benzer özellik ve farklılıklar taşıdığı tespit edilmiştir. Bu çalışmada, söz konusu örgütlerin eylemlerinde İslam dinini esas aldıklarını öne sürmelerine rağmen davranış biçimlerinin İslam hassasiyeti ile bağdaşmadığı, daha ziyade dini motifli politik hareketle çıkar amaçlı olduğu saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: DAEŞ, Boko Haram, Terör, Selefilik, Vahhabilik
Radicalization and recruitment process of DHKP-C
DHKP-C, a terrorist organization with a radical revolutionary left-wing view, has sought an organic bond at various levels with the Alevi community, which has a unique ethnic and sectarian identity in Turkish society, instead of carrying out its activities as an international movement claimed by its founding ideology and it started to carry out radicalization and recruitment activities targeting the Alevi community. The main reason for this situation is the developments in domestic and international politics and, so the blows that the left ideology and communism received. The DHKP-C terrorist organization focused on its manipulation and politicization activities against the Alevi community to protect its existence and ensure its continuity as a reflex in the face of these developments at the national and international levels. The starting point of this thesis is 'Is there an attempt by DHKP-C to radicalize and recruit the Alevi community? If so, what is the reason?'. First of all, while seeking answers to these questions the concepts of radicalization and recruitment will be explained at the theoretical level. Then, the changes and transformations that the DHKP-C terrorist organization has experienced since its establishment will be discussed in the historical context. In the last section, the contrast between the discourses and actions of the DHKP-C terrorist organization will be revealed, and how the process of transition from radicalization to recruitment works within the organization will be tried to be explained, especially by using discourse analysis. As a result, I argue that terrorist organizations, can act against their founding ideologies and expand their fields of activity and influence when they see their existence under threat depending on cyclical developments.
Crisis communication in Sub-Saharan Africa: Media coverage of terrorist attacks in the age of social media
In recent years, terrorist attacks became a serious plague in West African countries. Thus, various academics focused their works on the phenomenon and its consequences on economy and the lives of population. However, there is no academic research about the framing of terrorist attacks by the West African media, especially in a context of social media predominance. Not only Media have a duty to inform the public regarding every major incident, but besides, the remarkably dramatic side of terrorism captivates a large audience. Hence, news about terrorism floods more and more West African media ecosystem today. Yet, an appropriate comprehension of the issue of terrorism could result from a cautious reflexion on the multifaceted nexus that exists between extremism, mass media and public-opinion. By generating an anxious environment full of tension, terrorists use media to encourage the mobilization of public opinion to discuss their extortions. In this research, I will analyse and assess the media agenda setting and crisis communication strategy implemented by media practitioners in West African countries following terrorist attacks. Thereby, this study aims to diagnose the attitude of media professionals in relation to the coverage of terrorism, analyse it and evaluate it in the light of the various ethical and deontological rules that govern the profession of journalism. As a result, the investigations are carried out on samples based on interviews, survey data analysis and contents analysis of the main digital media in Burkina Faso and Mali. Therefore, the current study is essentially qualitative but follows a Sequential Mixed Method. It encompasses an analysis of a total of 219 news articles from "Maliweb.net" and "LeFaso.net", along with a corpus of 98 surveyed population and 4 interviews realized with "resource persons". In doing so, the central purpose of this research is threefold. Firstly, it aims to investigate and establish a nexus between crisis communication, media framing and the advent of social media prevalence. Secondly, this study attempts to check whether the processing of information by West African media respects the professional rules of journalism. The third purpose of the research concerns the comprehension of the digital prosumers' behaviours towards counterfeits information related to terrorism in West African context. Keywords: Framing, terrorism, West Africa, Media, Maliweb.net, LeFaso.net.
Terörizmin turizmin gelişimi üzerindeki etkisi: Sahra Altı Afrika ülkeleri örneği
Turizm, küreselleşmenin hız kazanmasıyla birlikte ülkeler açısından önemli bir gelir kaynağı ve ihracat kalemi haline gelmiştir. Turizm sektörünün gelişmesiyle birlikte çok sayıda araştırmacı sektörün sosyokültürel, ekonomik ve çevresel etkileri üzerine çalışmalar yapmıştır. Bu çalışmada ikinci nesil eş bütünleşme testi ile nedensellik testi kullanılarak 2002-2016 döneminde Sahra Altı Afrika ülkelerinde terörizm ile ticari serbestleşmenin turizmin gelişimi üzerindeki etkisi incelenmiştir. Çalışma sonucunda, kısa dönemde terörizm, ticari serbestleşme ve turizmin gelişim arasında anlamlı bir nedensellik ilişkisi tespit edilmemiştir. Uzun dönemde ise terörizm ve ticari serbestleşmenin turizm üzerindeki etkisi ülkeler arasında farklılık göstermektedir.