Turkish law of obligations

142 theses under this subject heading

DoctorateOpen AccessTR

Franchise sözleşmesi

Bu çalışma kapsamında isimsiz bir sözleşme olan ve günümüzde tüm dünyada oldukça yaygın bir biçimde uygulanan franchise sözleşmesi hukuki açıdan ele alınmıştır. Çalışmanın birinci bölümünde öncelikle sözleşmenin tarihçesi ve kavramsal yapısı ele alınmıştır. Ardından ise franchise sözleşmesinin franchise verene, franchise alana ve topluma sağladığı faydalar ele alınarak sistemin risklerine de değinilmiştir. Yine aynı bölümün devamında sözleşmenin özelliklerinden ve türlerinden bahsedilmiştir. İkinci bölümde tarafların yükümlülükleri ele alınmış önce franchise verenin akabinde de franchise alanın sözleşme ile üstlendikleri yükümlülükleri sırası ile açıklanmıştır. Franchise sözleşmesi bünyesinde pek çok sözleşmeye ilişkin unsuru ihtiva etmesi nedeniyle birçok sözleşme ile benzer yanı mevcuttur. İş bu çalışmanın üçüncü bölümünde de franchise sözleşmesinin bu sözleşmeler ile benzer yanlarına değinilmiş ancak diğer yandan farklılıkları da ortaya konmuştur. Son olarak ise dördüncü bölümde sözleşmenin sona erme sebepleri ve sona ermesinin sonuçları açıklanmıştır.

Türk borçlar hukukuTürk özel hukuku
Hande Yerlikaya
Ankara University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Şekle aykırı hukuki işlemlerin tahvili

İrade özerkliği ve sözleşme özgürlüğünün bir yansıması olarak düzenlenen şekil serbestisi ilkesi, bir hukuki işlemin şekil şartına bağlı olmadan yapılabilmesi özgürlüğüdür. Kanun tarafından verilen bu özgürlük, yine kanun tarafından sınırlandırılmıştır. Bu sınırlamaya göre, bazı hukuki işlemlerin geçerli olarak yapılabilmesi için şekil kurallarına uyulması gerekir. Ancak şekil kurallarına mutlak bağlılık irade özerkliği ilkesini zedeleyebilir. Bu bakımdan, şekil şartına uyulmadığı için geçersiz olan bazı hukuki işlemlerin başka bir hukuki işleme çevrilecek ayakta tutulması yöntemi kabul edilmiştir. Bu yönteme tahvil adı verilir. Çalışmamızda, Türk/İsviçre hukukunda genel bir norm ile düzenlenmeyen ve yargı kararlarında gittikçe daha az yer bulan tahvil (çevirme/konversiyon) kurumu, şekle aykırı hukuki işlemler çerçevesinde incelenmiştir. Bu kapsamda, ilk olarak hukuki işlemlerde şekil şartı ve şekle aykırılık hususu açıklanmıştır. Daha sonra tahvil kurumu detaylıca incelenmiş ve son olarak uygulamadan örneklerle zenginleştirilmiştir.

Türk borçlar hukukuTürk medeni hukuku
Ülkü Ceren Özcan
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Bireysel iş hukukunda genel işlem koşulları ve denetimi

Sanayi Devrimi ile kullanımı yaygınlaşan genel işlem koşullarını içeren sözleşmeler, çalışma hayatını kolaylaştırdığı gibi sözleşme tarafları arasında var olan güç dengesizlikleri sebebiyle, sözleşmenin karşı tarafının korunması ihtiyacını da ortaya çıkarmıştır. Türk Borçlar Kanunu'nun 20-25. maddesinde tanzim edilen genel işlem koşullarına yönelik hükümlerin tüm sözleşmelere uygulanacağı kabul edilmiştir. Genel işlem koşullarının, İş Hukuku'nun akdi kaynakları olan toplu iş sözleşmeleri, iş sözleşmeleri, tip iş akitleri, iç yönetmelikler ve işyeri uygulamalarındaki görünüşünü, genel iş koşulları oluşturmaktadır. İşçi-işveren ilişkilerinde yaygın şekilde kullanılan genel iş koşullarının denetimi ile bu koşullara yönelik işçinin korunması önem arz eder. Bu çalışmada, genel işlem koşullarının genel bir kanunda düzenlenmesi sebebiyle hükümlerinin İş Hukuku'nun amacına ve ruhuna uygunluğu, kullanımı ve denetlenmesi hususları ele alınmıştır.

DenetimGenel işlem şartlarıTürk Borçlar Kanunu+3
İlknur Karakaş Sayan
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Rekabet Hukukunun ihlalinden doğan tazminat sorumluluğunun hukuki niteliği

Rekabet ihlalinden zarar görenlere tanınan tazminat hakkı, Türk rekabet hukukunun temel dayanağı olan 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun'da düzenlenen özel hukuk yaptırımlarından birisidir. Rekabet hukukunun ihlalinden kaynaklanan tazminat sorumluluğunun genel olarak, haksız fiil sorumluluğu olduğu kabul edilmektedir. Bununla birlikte, bazı rekabet ihlallerinde, taraflar arasında daha önceden kurulmuş bir sözleşme ilişkisi bulunmaktadır. Bazı hallerde ise, taraflar sözleşme kurma amacıyla bir araya gelmişlerse de rekabet ihlalini gerçekleştiren tarafın hukuka aykırı davranışları nedeniyle sözleşme kurulamamıştır. Rekabet ihlali ile taraflar arasındaki sözleşme arasında bir bağ kurulması halinde, haksız fiil sorumluluğunun yanı sıra, ihlali gerçekleştiren tarafın sözleşme sorumluluğu gündeme gelebilecektir. Bunun yanında, taraflar sözleşme kurma amacıyla bir araya gelmelerine rağmen, rekabet ihlalini gerçekleştiren tarafın hukuka aykırı davranışları nedeniyle sözleşme kurulamamışsa, ihlali gerçekleştiren tarafın sözleşme görüşmelerinden doğan sorumluluğu (culpa in contrahendo sorumluluğu) söz konusu olabilecektir. Kabul edilecek sorumluluk türüne göre sorumluluğun kapsamı, koşulları ve tazminat talebinin ileri sürülmesi bakımından birtakım farklılıklar oluşacağından, sorumluluk sebeplerinin dikkatle incelenmesi ve sorumluluk sebeplerinin çokluğu halinde ise, sebeplerin yarışmasını düzenleyen 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 60. maddesine başvurmak gerekmektedir. Bu noktada, hangi rekabet ihlallerinde hangi sorumluluk türlerinin vücut bulacağı sorusu karşımıza çıkmaktadır. Sorumluluk türlerinin genel esaslarının belirlenmesi ve rekabet hukukuna uyarlanması hususu ise, soruya doğru cevap verme açısından büyük bir önem teşkil etmektedir. Anahtar Sözcükler: Rekabet ihlali, tazminat sorumluluğu, sorumluluk türleri, sorumluluğun hukuki niteliği, sözleşme sorumluluğu, haksız fiil sorumluluğu, sözleşme görüşmelerinden doğan sorumluluk (culpa in contrahendo sorumluluğu), sebeplerin yarışması ilkesi.

Kanunlar 6098 sayılıRekabet hukukuRekabetin korunması+4
Metin Demirci
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu çerçevesinde banka genel kredi sözleşmesine kefalette kefilin sorumluluğunun kapsamı

Tezin amacı, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu çerçevesinde banka genel kredi sözleşmesine kefalet halinde kefilin sorumluluğunun kapsamının tespit edilmesi ve gerektiğinde bilimsel önerilerde bulunmaktır. Tez giriş, üç ana kısım ve sonuçtan oluşmaktadır. Girişte uygulamada sıklıkla düzenlenen banka genel kredi sözleşmesine kefalet verildiğinde, ne gibi gelişmeler yaşandığı, hususunda kısaca bilgi verilerek konunun önemi belirtilmiştir. İlk bölüm iki kısma ayrılmıştır. Birinci kısımda banka genel kredi sözleşmesinin tanımı ve özellikleri açıklanmış, sonrasında banka genel kredi sözleşmesinin hukuki niteliği konusunda farklı görüşlere değinilmiştir. İkinci kısımda ise genel olarak kefalet sözleşmesi ele alınmış ve kefalet sözleşmesinin tez konusu kapsamında önemli olan özellikleri incelenmiştir. İkinci bölümde banka genel kredi sözleşmesinde kefilin sorumluluğunun kapsamı incelenmiştir. Bu bölümde öncelikle, banka genel kredi sözleşmesine kefaletin türünün müteselsil kefalet olup olmadığı ve müteselsil kefile başvuru koşulları ele alınmıştır. Sonrasında, banka genel kredi sözleşmesinde kefilin sorumluluğunun kapsamına giren alacak kalemleri tespit edilmiştir. Son olarak, kefilin azami miktara kadar sorumlu olması ve banka genel kredi sözleşmesi limitinin azami miktara kadar sorumluluk açısından kefilin sorumluluğuna etkisi incelenmiştir. Üçüncü bölümde banka genel kredi sözleşmesinde kefilin sorumluluğunun belirlenmesi bakımından uygulamada önem taşıyan, kefilin sorumluluğunun azalmasına veya sona ermesine neden olan bazı unsurlar ve bu unsurların kefilin sorumluluğunu nasıl etkilediği incelenmiştir. Tezin sonuç kısmında ise çalışmada vardığımız sonuçlar açıklanmıştır. Anahtar Kelimeler: Banka Genel Kredi Sözleşmesi, Kefalet Sözleşmesi, Kefil, Kefilin Sorumluluğu, Kefilin Sorumluluğunu Etkileyen Unsurlar.

Banka kredileriBorçlar KanunuHukuki sorumluluk+7
Hanife Özdil
İstanbul Aydın University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

İslâm hukukunda ve Türk hukukunda adam çalıştıranın sorumluluğu

Adam çalıştıranın sorumluluğu konusu Türk hukukunda çokça işlenmiş olmasına rağmen, İslâm hukuku bakımından konunun farklı akit türlerindeki örneklerini kuşatan ve bunu modern hukukla mukayese eden bir yaklaşımla ele alan bir çalışmaya rastlayamadık. Türk hukukundaki çalışmalarda, oldukça sınırlı bir ölçüde ve genellikle de Mecelle üzerinden konu aktarılmaya çalışılmıştır. Ancak temel kavramlar üzerinde İslâm hukuk doktrininde de ortak bir kanaat bulunmadığından, yalnızca Mecelle'ye dayalı bu açıklamalar İslâm sorumluluk hukuku rejimini yansıtmak hususunda çeşitli açılardan yetersiz ve eksik kalmaktadır. Bu çalışmada hem İslâm sorumluluk hukukunun temel kavramları verilmekte hem gerekçeleriyle birlikte konuya dair teorik bir çerçeve çizilmekte; adam çalıştıranın sorumluluğu, çizilen bu teorik çerçeve içerisinde izah edilmektedir. Adam çalıştıranın sorumluluğu öncelikle mukayeseli olarak İslâm hukukunda ve Türk hukukunda konunun teorisi üzerinden ele alınmakta, sonrasında bu sorumluluğun doğduğu haller bölümünde verilen örnek olaylar üzerinden konu somutlaştırılmaktadır.

Hukuki sorumlulukObjektif sorumlulukSorumluluk+5
Emrah Gökmen
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Müteselsil kefalet (TBK md 586)

Müteselsil kefalet sözleşmesi, diğer kefalet sözleşmelerinden farklı olarak asıl borçluya icra takibi yapmaya gerek olmadan müteselsil kefile başvurabilme imkânı sağlamaktadır. Örneğin adi kefalette ise kefil, alacaklıya karşı ilk olarak kefile başvurma veya rehnin paraya çevrilmesi şartlarını öne sürerek; bu durumu def'i olarak ileri sürebilmektedir. Dolayısıyla müteselsil kefalette borçlunun borcunu yerine getirmemesi veya ifa etmemesi halinde alacaklı, TBK m. 586 hükmü gereği doğrudan müteselsil kefilin sorumluluğuna gidebilecektir. Diğer taraftan müteselsil kefaleti, müteselsil borçluluktan da ayırmak gerekmektedir. Müteselsil borçluluk asli borç özelliği taşımasına rağmen müteselsil kefalet ise tam tersi olarak ferilik ve talilik unsurlarını taşımakla birlikte asıl borca dayalı teminat niteliğinde bir borçtur. Bu bakımdan müteselsil kefalet ile müteselsil borçluluk arasındaki tek benzerlik alacaklının borçlulardan istediğine başvurabilmesidir. Bu çalışmada da müteselsil kefaletin hukuki niteliği, unsurları ve hükümleri ele alınacak, Yargıtay uygulamasına da yer verilmek suretiyle benzer müesseseler ile ortak ve farklı yönleri incelenecektir.

Kefalet sözleşmesiMüteselsil kefaletTürk Borçlar Kanunu+1
Süleyman Teke
Ibn Haldun University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Müdâyene ayetinin Borçlar Hukuku açısından yorumu

İnsanların gerek bu dünya gerekse ahiret mutluluğunu hedefleyen Kur'ân-ı Kerim her alanda olduğu gibi ticari ve sosyal hayata dair ilkeler ortaya koymuştur. Bu çalışmada Kur'ân'ın en uzun ayeti olan ve borç ilişkilerini düzenleyen müdayene ayeti incelenmiştir. Ayetteki hükümlerin günümüz Türk Borçlar Hukuku ve ona kaynaklık eden Roma Borçlar Hukuku ile benzer ve farklı yönleri üzerinde durulmuş ve ülkemizde yürürlükte bulunan kanunlar ve uygulamalar ile bazı mukayeseler yapılarak günümüz Türk Borçlar Hukukuna ve sosyal hayattaki uygulamalarına etkileri incelenmiştir. Yapılan çalışmada ayetteki hükümlerin birçok noktada ülkemizde yürürlükte bulunan kanunlarla benzerlik taşıdığı, Kur'ân'ın ticari ve sosyal hayata dair evrensel çözümler getirdiği görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Müdâyene, Borçlanma, Hukuk, Kâtib-i adl, Şahit

AyetlerBorçlar KanunuBorçlar hukuku+7
Mehmet Bilal Tiryakioğlu
Uşak University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

6502 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun bakımından taksitle satış sözleşmesinde cayma hakkı

Taksitle satış sözleşmeleri sahip olduğu özellikler nedeniyle tüketimi teşvik etmekte ve buna bağlı olarak günümüzde oldukça yaygın şekilde kullanılmaktadır. Tüketiciler taksitle satış sözleşmelerinin sağladığı ödeme kolaylığı nedeniyle aceleyle karar vererek ekonomik güçlerinin çok üstünde bir borcun altına girebilmektedir. Bunun neticesinde tüketiciler, sözleşme ilişkisini sonlandırmak isteyebilmektedir. Bu noktada kanun koyucu, tüketicilere sözleşmeyi sonlandırabilme hakkı tanımak amacıyla cayma hakkı kurumunu düzenlemiştir.

Cayma hakkıKanunlar 6098 sayılıKanunlar 6502 sayılı+5
Dilan Aydın Kiremitci
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Alacaklının temerrüdü

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 106 ila 110'da (OR Art. 91-95) düzenlenen alacaklının temerrüdü, ifası hâlâ mümkün, sözleşme ve yasal düzenlemelere uygun olarak sunulan edimin alacaklı tarafından haklı bir neden olmaksızın kabul edilmemesi veya edimin ifası bakımından gerekli olan diğer katılım fiillerinin alacaklı tarafından yerine getirilmemesi halinde ortaya çıkan hukuki kurumdur. Dolayısıyla alacaklının temerrüdü, ancak alacaklının katılımının zorunlu olduğu edimler bakımından söz konusudur. Eş anlamlı olmak üzere "kabul temerrüdü" kavramı da kullanılan alacaklının temerrüdü kurumunun şartları ile bazı sonuçlarına TBK'daki düzenlemeden ulaşılmakla birlikte, kurumun TBK'da ayrıntılı olarak düzenlenmediğini söylemek yanlış olmayacaktır. Bu sebeple, alacaklının temerrüdüne ilişkin açık olmayan ve tartışmalı hususlar söz konusudur. Buna karşın Alman hukukunda ise kurum yasal düzenlemelerde oldukça ayrıntılı olarak ele alınmış ve büyük ölçüde bu tartışmaların önüne geçilmiştir. Çalışmamızın amacı, alacaklının temerrüdü kurumunun her açıdan ayrıntılı şekilde ortaya koyulmasıdır. Bu çerçevede, konuya ilişkin açık ve ayrıntılı yasal düzenlemeleri içermesi ve böylece Türk hukuku bakımından yol gösterici olacağı düşüncesiyle Alman hukukundaki düzenlemeler de yeri geldikçe göz önünde bulundurulmuştur. Bu şekilde, Türk-İsviçre hukuku bakımından alacaklının temerrüdü kurumunun bir bütün olarak ve özellikle önemli noktalarda Alman hukuku ile karşılaştırmalı şekilde ele alınmasına gayret gösterilmiştir.

Alacaklı temerrüdüKanunlar 6098 sayılıTemerrüt+3
İmge Hazal Yılmaz Tekin
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Adi iş, ticari iş ve tüketici işlemlerinde faiz

Faiz, para borçlarında alacağından mahrum kaldığı süre için ve bu süreyle orantılı şekilde alacaklıya ödenmesi gereken medenî semere olarak tanımlanabilir. Faiz hükümleri, hukukumuzda dağınık bir şekilde düzenlenmiştir. Faiz alacağının doğumuna ve oranına ilişkin temel kurallar, Türk Borçlar Kanunu, Türk Ticaret Kanunu ve 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanunda yer almaktadır. Bir işlemin adi iş, ticarî iş veya tüketici işlemi olarak nitelendirilmesi, söz konusu işleme uygulanacak faiz hükümlerini etkileyecektir. Dolayısıyla, faiz hükümlerinin uygulanmasından önce, taraflar arasındaki ilişkinin niteliğinin tespit edilmesi gerekir. Çalışmamızda; adi iş, ticari iş ve tüketici işlemleri ayrımı ele alınarak her biri için uygulanacak faiz hükümleri doktrin görüşleri ve Yargıtay kararları ışığında incelenmiştir.

Adi şirketFaizFaiz politikaları+7
Turan Tunç
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Türk Borçlar Hukukunda reklam yapım sözleşmesi

Çalışmanın temel amacı, reklam yapım sözleşmesinin niteliğini tespit etmek ve bu sözleş-meye uygulanacak hükümleri saptamaktır. Bu bağlamda konu üç farklı bölümde incelen-miştir. Birinci bölümde genel olarak reklam kavramı üzerinde durulmuş, reklamın unsurla-rı, niteliği ve çeşitli hukuk dallarının reklama yaklaşımı, bilhassa reklamın fikir ve sanat eseri niteliği ele alınmıştır. Çalışmanın esasını teşkil eden ikinci bölümde reklam yapım sözleşmesinin tanımı, tarafları, unsurları, hukukî niteliği ve diğer iş görme sözleşmelerin-den farkları irdelenmiştir. Nihayet, üçüncü bölümde reklam veren ile reklam ajansının borçları ve sözleşmenin sona erme hâlleri tespit edilmiştir.

Borçlar KanunuBorçlar hukukuReklam sektörü+4
Abdurrahim Altun
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Adam çalıştıranın sorumluluğu (TBK m.66)

Bu çalışmanın amacı, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 66. maddesinde düzenlenen adam çalıştıranın sorumluluğunun incelenmesidir. Bir kusursuz haksız fiil sorumluluğu teşkil eden bu sorumluluk, bir kimsenin, kendisi ile bağımlılık (tâbiiyet) arz eden bir çalıştırma ilişkisi içerisinde iş gören yardımcı kişinin işini görürken hukuka aykırı fiili ile üçüncü kişilere verdiği zarardan sorumlu tutulmasını ifade eder. Bu çalışmada; adam çalıştıranın sorumluluğunun hukuki niteliği, işlevleri, tarihsel kökeni incelenmiş; karşılaştırmalı bakış açısıyla başlıca yabancı ülke hukuklarında adam çalıştıranın sorumluluğuna ilişkin düzenlemeler değerlendirilmiş ve sorumluluğun temel kavramlarının anlamı doktrin ve içtihatlar ışığında belirlenmek suretiyle sorumluluğun şartları ayrıntılı olarak irdelenmiştir. Ayrıca, adam çalıştıranın sorumluluğu ile başlıca diğer sorumluluk hâlleri arasındaki uygulama ilişkisi incelenmek suretiyle adam çalıştıranın sorumluluğunun uygulama alanı tespit edilmeye çalışılmıştır.

Borçlar KanunuBorçlar hukukuHukuki sorumluluk+6
Dila Okyar Karaosmanoğlu
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu kapsamında konut ve çatılı işyeri kira sözleşmesinin kiraya veren tarafından sona erdirilmesi

Konut ve çatılı işyeri kiraları, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 339 – 356. maddeleri arasında kira sözleşmesinin bir türü olarak düzenlenmiştir. Konut ve çatılı işyeri kirasına ilişkin hükümler, kiracının sözleşmenin zayıf tarafı olarak görülmesi nedeniyle, esas olarak kiracıyı koruma amacı taşımaktadır. Bu koruma, kendini özellikle sözleşmenin sona erdirilmesinde gösterir. Zira kanunda sözleşmenin sona erdirilmesi, kiracı tarafa nazaran kiraya veren bakımından son derece ağır şartlara bağlanmıştır.Bu tezde, konut ve çatılı işyeri kira sözleşmesinin 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu kapsamında kiraya veren tarafından sona erdirilmesi incelenmiştir. Bu kapsamda ilk olarak sözleşmenin tanımı, unsurları, hukuki niteliği, tarafların borçları ile konut ve çatılı işyeri kira sözleşmelerinin uygulama alanı, bu kira türüne özgü getirilen bağlantılı sözleşme yasağı, kiracı aleyhine değişiklik ve düzenleme yasağı gibi çalışmanın esas konusuyla bağlantılı olan diğer konulara değinilmiştir. Ardından konut ve çatılı işyeri kira sözleşmesinin kiraya veren tarafından hem genel hükümler hem de konut ve çatılı işyeri kirasına özgü hükümler kapsamında sona erdirilmesinin şartları incelenmiştir. Son olarak da sona ermenin hüküm ve sonuçları ele alınmıştır.

Borçlar KanunuBorçlar hukukuKanunlar 6098 sayılı+4
Neşe Özkanoğlu
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Franchise sözleşmelerinin İslam hukuku açısından değerlendirilmesi

Franchise sözleşmeleri, bir firma tarafından kontrol edilen bir marka, ürün veya hizmetin başka bir kişi ya da kuruluş tarafından kullanılmasını sağlamak için yapılan sözleşmelerdir. Bu sözleşmeler, franchise veren firma tarafından sağlanan mali destek, eğitim ve danışmanlık hizmetleri ile franchise alan tarafının kendi işletmesini kurmasını ve yürütmesini sağlar. Bu çalışma, franchise sözleşmelerinin Türk Borçlar Hukuku ve İslam Borçlar Hukuku açısından incelenmesini amaçlamaktadır. İlk bölümde, franchise sözleşmelerinin genel tanımı, tarihçesi, uygulama şekli ve taraflar açısından amaçları, avantajları ve dezavantajları ele alınmaktadır. İkinci bölümde, Türk Borçlar Hukuku açısından franchise sözleşmelerin hukuki niteliği, karakteristik özellikleri, benzer sözleşmelerle karşılaştırılması, unsurları, tarafların hakları ve borçları, sözleşmenin sona ermesi gibi konular ele alınmaktadır. Üçüncü bölümde ise konu İslam Borçlar Hukuku açısından incelenmektedir. Tez sonunda, franchise sözleşmelerinin Türk Borçlar Hukuku ve İslam Borçlar Hukuku açısından değerlendirilmesi sonucunda ortaya çıkan sonuçlar sunulmaktadır. Araştırma, franchise sözleşmelerinin modern bir sözleşme türü olarak temel İslami kriterleri ihlal etmemesi şartıyla İslam hukukuna uygun olduğu sonucuna ulaşmıştır. Genel olarak franchise sözleşmelerinin hak ve menfaatlerin satımı, örf ve maslahat ilkeleri üzerine kurulu olduğunu anlaşılmıştır. Ayrıca, franchise sözleşmelerinin tekelciliğe sebep olabilecek bazı sorunlu yönleri olduğu, ancak bu konuların sözleşmeyi düzenleyen taraflar tarafından ele alınması gerektiği vurgulanmıştır.

FranchisingFranchising sözleşmesiSözleşmeler+4
Elife Hümeyra Vural
Necmettin Erbakan University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Üçüncü kişinin fiilini üstlenmede üstlenenin hukuki konumu

Üçüncü kişinin fiilini üstlenme (TBK m. 128) yapısını konu edinen tezimiz temelde, üstlenenin borçları ve ödeme talebi karşısındaki savunmalarını konu edinmektedir. Öncelikle, kurumun, genel yapısı tanıtılarak, tarihsel gelişimine ilişkin açıklamalar getirilmektedir. Akabinde ise üçüncü kişinin fiilini üstlenmenin hukuki niteliği öğreti ve yargı kararlarında yer alan tartışmalar dikkate alınarak ortaya konulmaya çalışılacaktır. Bu noktada, özellikle, garanti sözleşmeleri ile olan ilişkisi üzerinde de özel olarak durulmaktadır. Genel yapısı ve hukuki niteliği ortaya konulduktan sonra üçüncü kişinin fiilini üstlenme sözleşmesinin özellikleri ve geçerlilik şartları detaylı olarak izah edilecektir. Burada ise kurumun, TBK m. 603 ile olan ilişkisi de ayrıca açıklanmaya muhtaçtır. TBK m. 603 yapının şekil ve geçerlilik şartları noktasında büyük önem arz etmektedir. Genel kabul ise TBK m. 603 düzenlemesinin yollamasıyla TBK m. 583 ve 584'te yer alan kefaletin şekline ve ehliyete ilişkin düzenlemelerin, üçüncü kişinin fiilini üstlenme sözleşmesi bakımından da uygulanması yönündedir. İlgili düzenleme iki kurumu birbirine yaklaştırdığı için her iki kurumun ayrımının tespit edilmesi de uygulama bakımından oldukça önemlidir. Bu noktada ise kefaletin feri, üstlenme sözleşmesinin ise bağımsızlık özelliği bize yardımcı olacak olup; iki kurumun ayrımı bakımından teminatın işbu özelliğinin tespit edilmesi gerekecektir. Bunun yanı sıra, üçüncü kişinin fiilini üstlenme ile benzerlik arz eden diğer yapılar ile olan ilişkisi de incelenerek farklı yönleri ortaya konulacaktır. Böylece, düzenlemenin uygulama alanı ve kendisine özgü, diğer kurumlardan ayrılan yönleri de daha rahat tespit edilebilecektir. Yine, garanti sözleşmesi ile birlikte üçüncü kişinin fiilini üstlenmesi sözleşmesi ile adı sıklıkla anılan banka teminat mektupları ile olan ilişkisi de değerlendirmeye alınacaktır. Üçüncü kişinin fiilini üstlenme yapısını ete kemiğe büründürdükten sonra ise üstlenenin borcu üzerinde durulacaktır. Özellikle, üstlenenin borcunun doğumunun ve muaccel hale geldiği anın tespiti ile üstlenenin borcunun kapsamı belirlenmelidir. Üstlenen, üçüncü kişiye ait bir riski üzerine almaktadır. Diğer bir ifade ile risk neticesinde ortaya çıkacak olan zarar miktarından sorumlu olmaktadır. Bu bakımdan, risk, meydana geldiği takdirde üstlenenin, alacaklının hangi zararlarından, ne oranda sorumlu olacağının tespit edilmesi gerekecektir. Üstlenen, kendisinden talepte bulunulduğu takdirde, kayıtsız şartsız bir ödeme borcu altına girmemektedir. O da her borçlu gibi gerek genel hükümler çerçevesinde sözleşmenin geçersizliğine, gerek üstlenme sözleşmesi kapsamında sahip olduğu defi ve itirazları gerekse de risk meydana gelmediği takdirde riskin meydana gelmediğini öne sürerek ödemeden kaçınabilecektir. Bunun sonucu olarak, alacaklı tarafından ödeme talebinde bulunulduğu takdirde üstlenenin, ödemeden kaçınabileceği haller de arz edilecektir. Üstlenenin, ödemeden kaçınmasını gerektiren bir halin var olmaması halinde ödeme yapması gerekecektir. Bu noktada, üstlenenin, lehine teminat sağladığı (riskini üzerine aldığı) kişiye hangi hal ve şartlarda başvurabileceğine de tezin son bölümünde değinilmiştir. Son olarak ifade edilecektir ki, Avrupa Sözleşmeler hukukunun (Principles of European Contract Law) yeknesaklaşması konusunda ortaya konulan teminat hukuku özelindeki prensipler de ilgili yerlerde dipnot olarak çalışmamıza eklenmiştir. Anahtar Kelimeler: Üçüncü kişinin fiilini üstlenme; üçüncü kişinin fiilini taahhüt; garanti sözleşmesi; banka teminat mektupları; kefalet sözleşmesi; kişisel teminat; karşı teminat (kontrgaranti).

Hukuki işlemlerHukuki sorumlulukKefalet+7
Ömer Cemre Koç
MEF University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Türk borçlar hukuku kapsamında sürekli iş göremezlik zararı ve tazmini

Sürekli iş göremezlik zararı şahsa ilişkin malvarlığı zararı olarak maddi zararlar kapsamında değerlendirilmektedir. Türk Borçlar Kanunu m. 54 hükmünde Bedensel Zararlar kenar başlığı altında Çalışma Gücünün Sürekli Olarak Azalmasından Kayıplar olarak yasal düzenleme altına alınan işgücü kaybı zararının kapsam ve niteliğinin tespiti öğreti ve uygulamaya bırakılmıştır. Zarar gören ile zarar veren arasında adil bir dengenin sağlanması için zarara ilişkin tazminatın kapsamının net bir şekilde tespit edilmesi gerekmektedir. Zarar görenin gelir durumunun, zarar verici olay tarihi itibariyle bakiye çalışma ve hayat süresinin ve meydana gelen işgücü kaybı oranının güncel mevzuat ve yargı kararları doğrultusunda belirlenmesi önem arz etmektedir. Zarara ilişkin unsurların belirlenmesinin ardından yargı kararları ile belirlenen hesap yöntemleri uygulanacak ve somut olay bağlamında var olan indirim sebepleri ve denkleştirilecek yararlar tespit edilerek sonuç tazminat belirlenecektir.

Borçlar hukukuMaddi zararSüreklilik+6
Serbay Akın
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

6098 sayılı Türk Borçlar Kanununa göre adi ortaklıkta dış ilişkiler

Adi ortaklık 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 620 ilâ 645. maddeleri arasında düzenlenmiştir. Adi ortaklık tüm ortaklık tiplerinin temelidir. Türk Ticaret Kanunu'nda düzenlenen ticaret ortaklıklarından farklı olarak adi ortaklığın tüzel kişiliği yoktur. Tüzel kişiliğe sahip olmayan bir kişi topluluğu ise haklara ve borçlara sahip olamaz. Çalışmada tüzel kişiliği olmayan bir ortaklığın üçüncü kişilerle ilişkilerinin usulü ve niteliği incelenmiştir. Ayrıca yapılan işlemlerden doğan borçlardan kimin, nasıl sorumlu olacağı tespit edilmeye çalışılmıştır.

Adi şirketBorçlar KanunuKanunlar 6098 sayılı+3
Ömer Ali Girgin
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

6502 sayılı tüketicinin korunması hakkında kanun ve 6098 sayılı Türk borçlar kanunu kapsamında taksitle satış sözleşmesi

Bu çalışmamızın amacı, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu çerçevesinde, taksitle satış sözleşmelerinin incelenmesini oluşturmaktadır. Bu kapsamda, anılan Kanunlara göre, tüketici ve gerçek kişi veya tüzel kişi tüketiciler değerlendirilmiştir. Ayrıca iki Kanun arasındaki farklılıklar ortaya konulmuş, yeri geldikçe 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'daki düzenlemeler de irdelenmiştir. Bu çalışmamızın öğretiye katkıda bulunması amaçlanmaktadır.

Borçlar KanunuCayma hakkıKanunlar 6098 sayılı+5
Bahar Deniz Dinar
Yeditepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinde yüklenicinin alacak hakkının devri

Bu çalışmada arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi ve bu sözleşme nedeniyle yükleniciden bağımsız bölüm veya arsa payı satın alan üçüncü kişilerin hukuki durumu; arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin tanımı, hukuki niteliği, unsurları, türleri ve sona ermesi hakkında genel bilgiler verilerek, Türk Borçlar Kanunu'nda düzenlenmiş olan alacağın devri hükümleri kapsamında, öğreti ve Yargıtay uygulamaları dikkate alınmak suretiyle incelenmiştir. Daha sonra her iki konu ile ilişkili olarak arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi kapsamında üçüncü kişilerin talep hakları açıklanmaya çalışılmıştır. Ayrıca taşınmaz satışında, Türk Borçlar Kanunu'nda düzenlenmiş olan alacağın devri hükümlerinin uygulanmasının mümkün olup olmadığı ve Yargıtay'ın arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi nedeniyle yüklenicinin edindiği hakkın, alacağın devri hükümlerine tabi olduğu yönündeki istikrarlı kararlarına esas hukuki görüşü, öğretideki ağırlıklı görüş ile karşılaştırılmıştır. Bu çalışma ile Yargıtay'ın tahvil yoluna başvurarak alacağın devrine ilişkin öğretideki ağırlıklı görüş ile çelişen uygulamaları irdelenerek, ortaya çıkan farklı hukuki sonuçların değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Anahtar Kelimeler : Arsa Payı Karşılığı, Alacağın Devri, Üçüncü Kişi, Yüklenici

Alacak hakkıAlacakların devriArsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi+5
Zekiye Gizem Durmuşoğlu
Yeditepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Adi ortaklık sözleşmesinde iç ve dış ilişkiler

Adi ortaklık temeline dayalı hukuki ilişkilere günlük hayatta sıkça rastlanmaktadır. Bunun en önemli sebebi adi ortaklık sözleşmesinin kuruluşundaki kolaylık ve ortaklara sağladığı geniş hareket kabiliyetidir. Gerçekten de Türk Borçlar Kanununun adi ortaklık sözleşmesine ilişkin hükümlerine bakıldığında, şekil serbestisini esas alan, genellikle emredici olmayan ve kişisel öğelerin ön planda tutulduğu düzenlemeler göze çarpmaktadır. Diğer taraftan, adi ortaklık sözleşmesinin uygulama alanının son derece geniş olmasına bağlı olarak, bu sözleşme ilişkisinin işleyişi ile ilgili uyuşmazlıklar her geçen gün artmaktadır. İşte bu çalışmada öncelikle adi ortaklık sözleşmesinin temel özelliklerine yer verilecek, daha sonra, uygulama açısından en fazla uyuşmazlığın söz konusu olduğu, ortaklar arasındaki ilişkiler ele alınacak ve uyuşmazlıkların çözümü hususunda çözümler önerilecektir. Nihayet son bölümde ise ortakların üçüncü kişilerle olan ilişkileri bilhassa ortakların temsili ile ilgili sorunlar mercek altına alınarak çeşitli değerlendirilmelerde bulunulacaktır.

Adi şirketOrtak girişimlerSözleşmeler+3
Ahmet Ayar
Yeditepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Türk hukukunda geçici imkânsızlık

İmkânsızlık kurumu Türk Borçlar Hukuku sisteminin "ifa engelleri" alt başlığı altında gerek 818 Sayılı Borçlar Kanunu'nda gerekse 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 Sayılı yeni Türk Borçlar Kanunu'nda hüküm altına alınmıştır. Söz konusu hükümlerin tamamı imkânsızlığın kesin ve sürekli olduğu durumlara ilişkindir. Buna karşılık imkânsızlığın belirli bir süreliğine var olduğu ve ileride ortadan kalkacağının bilindiği durumları ifade eden geçici imkânsızlığa ilişkin herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. Bu durum, geçici imkânsızlığın söz konusu olduğu hallerde hangi hükümlerin uygulama alanı bulacağı noktasında birçok tartışmayı da beraberinde getirmiştir. Bu çalışmada ilk olarak imkânsızlık kavramı ve türleri ele alınarak benzer bir kavram olan "aşırı ifa güçlüğü" ile aralarındaki fark ortaya konulmuştur. Ardından ikinci bölümde hangi hallerde geçici imkânsızlığın söz konusu olduğu çeşitli ihtimallere göre incelenmiş, benzer kavramlarla olan farkları belirtilerek bazı özel sözleşme tipleri bakımından uygulamada ortaya çıkabilecek sorunlar tespit edilmiştir. Üçüncü ve son bölümde ise geçici imkânsızlık halinde uygulanacak çözüm önerilerinin neler olduğu doktrinde ileri sürülen görüşler çerçevesinde tartışılmış ve geçici imkânsızlığın yapısına uygun bir çözüm önerisi getirilmeye çalışılmıştır.

Geçici ifa imkansızlığıKanunlar 6098 sayılıTürk borçlar hukuku+2
Umut Ulusoy
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Tüketici hukukunda dijital içerik ve hizmetlerde sözleşmeye uygunluk

Yazılımlardan dijital video mecralarına, elektronik kitaplardan bilgisayar oyunlarına kadar birçok çeşidi olan dijital içerik ve hizmetler, yaygın bir şekilde tüketici işlemlerinin konusunu oluşturmaktadır. Söz konusu işlemlerde, sözleşme hukukuna dair karşılaşılabilecek problemlerden biri, ifanın konusuyla ilişkili tüm hususlarda tam ve doğru bir ifayı gerçekleştirme yükümlülüğü anlamına gelen sözleşmeye uygunluk hâlini ilgilendirmektedir. Dijital içerik ve hizmetler, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'da normatif olarak mal kategorisinde değerlendirilmektedir (TKHK m. 3/h). Türk Hukukundaki tüketiciyi koruyan düzenlemelerde doğrudan bir karşılığı bulunmamakla birlikte sözleşmeye uygunluğun ayıptan ari ifa hâliyle özdeşleştirilmesi mümkündür. Yani dijital içerik ve hizmetlerde sözleşmeye uygunluk, TKHK'deki ayıplı mallara ilişkin hükümlere tabidir. Ancak bu hükümler, genellikle sofistike özellikler taşıyan dijital içerik ve hizmetlerin konu edildiği sözleşme ilişkilerinde tüketici menfaatlerini korumakta yetersiz kalmaktadır. Mesela Kanun'da öngörülen lüzumlu vasıf kriterleri, dijital içerik ve hizmetler için oldukça soyuttur. Yine ayıplı mal hükümlerinin, bulut bilişim hizmetlerindeki gibi sürekli edimle temin edilen dijital içerik ve hizmetlere uygulanmasında çeşitli problemler doğabilir. Ayrıca 99/44 sayılı mehaz Direktif'te sözleşmeye uygunluk kavramına yer verilmesine rağmen TKHK'de ayıp kavramına başvurulması, ayıbın kapsamına ilişkin TBK'daki tartışmaların TKHK'ye taşınmasına yol açmıştır. Anılan problemlerin çözümü amacıyla oluşturulmuş bir yargı içtihadına rastlanmamıştır. Parasal sınır nedeniyle temyiz yoluna başvurmanın genellikle mümkün olmadığı tüketici uyuşmazlıkları için bu tür bir içtihadın oluşmasını beklemek de gerçekçi görünmemektedir. Öyleyse Türk Hukuku için bu konuda bir reform ihtiyacı doğmuştur. Gerçekleştirilecek reformda, bir dünya standardı hâline gelmesi muhtemel olan AB ve Alman Hukuku düzenlemeleri model alınabilir. Konuya ilişkin Avrupa Birliği 2019/770 sayılı Dijital İçerik Direktifi ile Alman Medeni Kanunu (BGB) § 327 vd. hükümlerinde, dijital içerik ve hizmetlerin sofistike özellikleri dikkate alınarak tüketicinin dijital dünyadaki menfaatlerinin korunmasına hizmet eden bir anlayış benimsenmiştir. Ne var ki bu hükümler, esasa ilişkin bazı yönlerden eleştiriye muhtaç olduğu gibi regülasyon yöntemi açısından da taşıması gereken nitelikler olan öz ve kolay anlaşılır olmaktan uzaktır. Bu kapsamda çalışmada AB ve Alman Hukukunun anılan düzenlemeleri mercek altına alınarak Türk Hukukunda nasıl bir çözüm üretilmesi gerektiğine yoğunlaşılmaktadır.

Alman hukukuAmerikan hukukuAvrupa Birliği hukuku+7
Furkan Güven Taştan
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Türk Borçlar Hukuku'nda kısmi ifa

Hukukumuzda kural edimin bütün olarak ifasıdır. Bu kuralın istisnası ise yedek bir hukuk kuralı olarak düzenlenen kısmi ifadır. Kısmi ifa her şeyden önce edimin bölünebilir olmasına ilişkin bir konudur. Fakat kısmi ifanın caiz olup olmadığının tespitinde her somut olay kendi içinde değerlendirilir. Kısmi ifanın caiz olup olmadığının tespitinde kanunun yanı sıra taraf iradeleri, sözleşme, genel hukuk kuralları, dürüstlük ve iyiniyet kuralları, ticari örf ve adetler ve halin icabı da etkilidir. Hukuka uygun bir kısmi ifa ile borç, ifa oranında sona erer. Hukukumuzda kısmi ifa, bir istisna olarak düzenlenmiş ve alacaklının korunması amacından da uzaklaşılmamıştır. Yargı kararları da bu doğrultuda şekillenmiştir. Bu çalışma ile kısmi ifa konusu tüm hüküm ve sonuçları ile birlikte, ifa kavramından başlanarak ilişkili kavram ve hukuki müesseselere değinilmek suretiyle ele alınmaya çalışılmıştır.

Kısmi ifaTürk borçlar hukukuİfa
Arzu Sungur Soysal
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00

Related subjects