Adaptation
141 theses under this subject heading
İhracat pazarlama stratejisinin ihracat performansı üzerindeki etkisi: Almanya'ya otomotiv ihracatı örneği
Bu çalışmanın amacı uluslararası pazarlarda faaliyet gösteren işletmelerin uyguladıkları ihracat pazarlama stratejisinin ihracat performansı üzerine etkisinin incelenmesidir. Bu çalışmada, ihracat pazarlama stratejisi olarak uluslararası pazarlama karması elemanlarına uygulanan adaptasyon stratejisine değinilmektedir. İhracat performansı olarak ise işletmenin ihracatındaki değişime odaklanılmıştır. Araştırma örneklemi, 2018-2019 yılları arasında Türkiye'de faaliyet gösterip Almanya'ya otomotiv endüstrisinde ihracat yapan işletmelerdir. Ticaret Bakanlığı'ndan elde edilen veriler neticesinde çalışmaya 118 işletme katılım sağlamıştır. Anket yöntemiyle toplanan verilerin analizinde SPSS19 programı kullanılmıştır. Uygulanan regresyon analizi sonucunda işletme performansının müşteri deneyimi ile pozitif ve anlamlı bir ilişkisi olduğu, dağıtım kanalına uygulanan adaptasyon seviyesiyle ise negatif ve anlamlı ilişkisi olduğu sonucuna varılmıştır.
Exploring architectural education from the resilience perspective: The case of the pandemic experience
There had been numerous disastrous events in the last decades, including natural disasters such as tsunamis, droughts, heatwaves, forest fires, and earthquakes. Moreover, there had been pandemics, economics crisis, social conflicts, poverty, the gradual decrease in world resources, effects of climate change, terrorism, and war. In the midst of this time of conflicts and disasters, resilience capacities of natural and social systems became more relevant than before. Resilience is a concept that emphasizes the ability or capacity of a system to absorb disturbance and prevent its function in the face of shocks, disturbances or while undergoing a change. Nowadays, resilience is utilized by many fields to understand the behavior and attributes of complex systems in the face of disturbances. With the global health crisis, namely the COVID-19 pandemic, the need for architectural education to be flexible and resilient in the face of disturbances has been brought into the focus. Moreover, new tools, ways, and methods were experienced during the "emergency remote learning" that took place to prevent the spread of the virus. It is predicted that positive aspects of emergency remote learning will remain, and higher education would transform. This response of the education system is similar to the adaptive resilience framework. In this manner, the recent pandemic experience provides an observable example of the adaptation process of architectural education in the face of disturbances. To understand and lead the transformation of the architectural education to new conditions, it is crucial to understand and analyze current changes that architectural education goes through. This study adopts resilience perspective and takes the example of the pandemic experience to provide insight into the transformation of architectural education in the face of future challenges. To do this, first, the concept of resilience and the genetic characteristics of the architectural education (curriculum, tools, learning environment and interaction) are discussed. A new understanding of resilience is developed, which is then used as a foundation to explore architectural education from the resilience perspective. After setting the framework, a literature review on architectural education is conducted in order to address the disturbances that education systems went through in relation with their transformations. Finally, the pandemic experience of TOBB ETU Department of Architecture is examined to provide data to develop strategies to increase the resilience of education systems and insights for adapting better to future disturbances.
Cerrahi birimlerde çalışan hemşirelerin eğitim öncesi ve sonrası izolasyon önlemlerine uyumlarının değerlendirilmesine yönelik bir çalışma
Araştırma, cerrahi birimlerde çalışan hemşirelerin eğitim öncesi ve sonrası izolasyon önlemlerine uyumlarını değerlendirmek amacıyla tanımlayıcı ve kesitsel nitelikte planlandı ve uygulandı. Araştırmanın evrenini; Nisan-Kasım 2016 tarihleri arasında Tekirdağ/ Süleymanpaşa ilçesindeki, Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi ile Devlet ve Özel Hastanelerin cerrahi kliniklerde çalışan 250 hemşire, örneklemi ise örneklem seçim kriterlerini karşılayan ve çalışmaya katılmaya gönüllü olan 144 hemşire oluşturdu. Literatür bilgileri doğrultusunda ve uzman kişilerin görüşleri alınarak araştırmacı tarafından hazırlanan ''Çalışan Veri Formu'' ve Tayran tarafından (2009) geliştirilen ''İzolasyon Önlemlerine Uyum Ölçeği'' ile elde edilen veriler, SPSS 22.00 istatistik paket programında, uygun istatistiksel yöntemler kullanılarak değerlendirildi. Araştırmaya katılan cerrahi hemşirelerin yaş ortalamasının 28,9±8,49, %91'inin kadın, %56,3'ünün lisans mezunu, %58,3'ünün meslekte beş yıldan daha az, %81,9'unun ise çalışılan birimde beş yıldan daha az çalışma süresine sahip olduğu, %32,6'sının devlet, %36,1'inin üniversite, %31,3'ünün özel hastanelerde, %34,7'sinin servis, %27,8'inin ameliyathane, %37,52'inin yoğun bakım birimlerinde çalıştığı belirlendi. Hemşirelerin eğitimden hemen sonra izolasyon önlemlerine uyum düzeyi 90 puan üzerinden 80,389 ±7,106 olarak saptandı (p< 0,05). Sonuç olarak; cerrahi birimde çalışan hemşirelerin izolasyon önlemlerine eğitim sonrası uyum puanları, eğitim öncesine göre yüksek bulundu. Hemşirelerin izolasyon önlemlerine uyumları konusunda kurumsal desteğin sağlanması, hizmet içi eğitimlerde hemşirelerin mesleki özellikleri ve kurumsal faktörler dikkate alınarak planlamaların yapılması ve eğitimlerin düzenli aralıklarla tekrarlanması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Cerrahi Hemşire, Eğitim, Hastane Enfeksiyonları, İzolasyon Önlemleri, Uyum.
Farklı sıra arası mesafelerin mercimek çeşitlerinde verim ve verim öğelerine etkileri
Mercimek, ülkemizde ve dünyada en çok üretilen ve tüketilen yemeklik tane baklagil bitkileri arasında yer almaktadır. Özellikle Güneydoğu Anadolu bölgesi Türkiye'de üretilen kırmızı mercimeğin %90'ından daha fazlasını karşılamaktadır. Kullanılan mercimek çeşitlerinin ekolojik adaptasyonuna ve ekim normuna bağlı olarak önemli verim ve kalite kayıplarının ortaya çıktığı bilinmektedir. Bu çalışma, Siirt Üniversitesi, Ziraat Fakültesine ait uygulama arazisinde 2020-2021 yetiştirme sezonunda tesadüf bloklarında faktöriyel deneme desenine göre dört tekerrürlü olarak yürütülmüştür. Çalışmada dört farklı sıra arası mesafe (15, 20, 25 ve 30 cm) ve üç mercimek çeşidi (Çağıl, Fırat-87 ve Tigris) kullanılmıştır. Çalışmada bitkilerin çıkış süresi, çiçeklenme süresi, bakla bağlama süresi, olgunlaşma süresi bitki boyu, metrekaredeki bitki sayısı, ilk bakla yüksekliği, birincil dal sayısı, ikincil dal sayısı, bitkide bakla sayısı, baklada tane sayısı, bitkide tane sayısı, tane verimi, biyolojik verim, bin tane ağırlığı ve hasat indeksi incelenmiştir. Sonuçlara göre, birincil dal sayısı hariç diğer özelikler istatiksel açıdan önemli bulunmuştur. Uygulamalara bağlı olarak çıkış süresi 23.25-34.25 gün, çiçeklenme süresi 146.5-156.75 gün, bakla bağlama süresi 156.0-165.25 gün, olgunlaşma süresi 176.5-182.60 gün, metrekarede bitki sayısı 236.25-285.50 adet, bitki boyu 32.87-41.93 cm, ilk bakla yüksekliği 16.90-28.60 cm, ikincil dal sayısı 2.43-4.85 adet, bitkide bakla sayısı 35.75-59.50 adet, bitkide tane sayısı 38.50-68.50 adet, baklada tane sayısı 1.08-1.15 adet, biyolojik verim 435.40-755.00 kg/da, tane verimi 127.73- 210.10 kg/da, bin tane ağırlığı 26.95-38.03 g ve hasat indeksi %21.68-32.58 aralığında değişmiştir. Araştırma sonucunda en yüksek tane verimi 190.22 kg/da ile Tigris çeşidinde ve 193.11 kg/da ile 30 cm sıra arası mesafede elde edilmiştir. Bununla beraber, 30 cm ile 25 cm sıra arası mesafeleri arasındaki fark önemsiz bulunmuştur. Sonuç olarak, Siirt ekolojik koşullarında kışlık mercimek yetiştiriciliğinde erken hasat ve yüksek tane verimi bakımından Tigris mercimek çeşidinin 30 cm sıra aralığı mesafesi ile yetiştirilmesi tavsiye edilmektedir.
Ostomili hastaların bilgi gereksinimlerinin ve ostomiye uyumlarının belirlenmesi
Bu çalışma; Ostomisi olan hastaların ostomiye uyumlarını belirlemek ve hastaların gereksinimlerine göre danışmanlık vermek amacıyla yapıldı. Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Uygulama ve Araştırma Hastanesi genel cerrahi servisinde yatan 61 ostomili hastadan veriler Hasta Tanılama ve Değerlendirme Formu, Ostomisi Olan Bireylerin Bilgi-Davranış-Tutumlarını Değerlendirme Formu, Ostomi Bölgesini Değerlendirme Formu ve Ostomili Bireylere Yönelik Uyum Ölçeği kullanılarak toplandı. Gerekli yasal izinler ve hasta onamı alındı. Hastaların % 52.5 (n:32)'i kadın, yaş ortalamaları 53,65±13,55 yıl olduğu gözlenirken erkek (54,79 yıl) hastaların kadın (52,62 yıl) hastaların yaş ortalamalarından daha yüksek olduğu ancak aralarındaki farkın istatistiksel açıdan anlamlı olmadığı belirlendi. Çalışmada kullanılan ostomili bireylere yönelik uyum ölçeği; Kabul etme, Kaygı/Endişe, Sosyal Uyum, Öfke olmak üzere dört farklı alt grupta incelendi. Hastaların en çok ostomi bakımı, kişisel bakım, beslenme, cinsellik konusunda bilgi gereksinimlerine ihtiyaç duydukları belirlendi ve bu doğrultuda hastalara bakım ve danışmanlık hizmeti verildi.
İnsan hakları odağında Türkiye`de göç, toplumsal kabul ve uyum
İnsan hakları, hem devletler hem de kişilerce korunması beklenen haklar iken her gün dünyanın farklı yerlerinde insan hakları ihlalleri yaşanmaktadır. Bazen kişi güvenliği ve yaşama hakkı gibi doğrudan korunması gereken temel hakların ihlal edilmesi bazen ise yurttaşlık hakları dolayımıyla korunması gereken eğitim, sağlık, barınma gibi hakların ihlali, kişilerin yaşadığı bölgeden göç etmelerine sebep olabilmektedir. Göç sürecinin tamamlanmasıyla göçmenlerin insan haklarının korunması sorumluluğu, göç edilen ülkeye yüklenmektedir. Lakin temel hak ihlalleriyle karşı karşıya kalmamak umuduyla göç eden kişiler, göç edilen ülkede de benzer veya farklı türde insan hakları ihlalleriyle karşılaşabilmektedirler. Bu ihlaller, çeşitli alanlarda olduğu gibi toplumsal boyutta da kendini gösterebilmektedir. Göçmenler, yeni geldikleri toplum tarafından dışlanabilmekte ve dışlanmanın etkisiyle birçok haklarının korunmasında sorunlar ortaya çıkabilmektedir. Göçmenlerin başta ayrımcılık olmak üzere karşı karşıya kaldıkları hak ihlalleri, hem toplumsal kabul ve uyum sürecinin başarılı şekilde yürütülmesinde, hem de insansal olanaklarını gerçekleştirmeleri ve geliştirilmelerinde engellere yol açmaktadır. Göç politikalarının ve kapsadığı toplumsal kabul ve uyum politikalarının düzenlenmesinde insan haklarının temel alınması, bu engellerin azalmasında etkili olabilecekken tersi durum ise iki toplum arasında gerilime neden olabilmektedir. Son yıllarda Türkiye`nin ev sahipliği yaptığı ve sayısı milyonları aşan göçmenlerin, ev sahibi toplumla uzun yıllardır beraber yaşaması ve yaşayacak olması, ülkenin bu politikaları yürütmesinde izleyeceği yaklaşımda önemli rol oynamaktadır. Bu bağlamda bu çalışmada, Türkiye`de yürütülen göç politikası ve toplumsal kabul ve uyum alanlarında yapılan çalışmalar ve ortaya çıkan sorunlar insan hakları odağında incelenecektir.
Üniversite öğrencilerinin sağlık inanç modeline göre COVID-19 salgınında maske kullanımına uyum davranışlarının saptanması
Tanımlayıcı olan bu araştırma, Sağlık İnanç Modeli kapsamında Hacettepe Üniversitesi Hemşirelik ve Mühendislik Fakülteleri birinci sınıf öğrencilerinin yeni koronavirüs hastalığı (COVID–19)'dan korunmaya yönelik davranışlara uyumu ve COVID-19 risk algılarını araştırmak amacıyla planlanmıştır. Hacettepe Üniversitesi Mühendislik Fakültesi ve Hacettepe Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi'ne kayıtlı birinci sınıf öğrencilerinden araştırmaya katılmaya gönüllü olan öğrenciler araştırmaya dahil edilmiştir. Araştırma 20.12.2021- 20.04.2023 tarihleri arasında yapılmıştır. Araştırma verilerinin toplanmasında dekanlıkları aracılığı ile öğrencilere çevrimiçi anket formu iletilmiştir. Araştırmaya Hemşirelik Fakültesi'nden 103, Mühendislik Fakültesi'nden 90 kişi katılmıştır. Anket formu iki bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde tanıtıcı sosyo-demografik özellikler soruları yer almaktadır. İkinci bölümde 'COVID-19'dan korunmaya yönelik Sağlık İnanç Modeli Ölçeği' uygulanmıştır. Ölçeğin Cronbach alfa değeri 0,858, doğrulayıcı faktör analizi sonucu %73 ile geçerlik ve güvenirliği iyi düzeydedir. Veriler t-testi, ANOVA testi, pearson ki-kare testi ve Scheffe testinden yararlanılarak analiz edilmiştir. 'COVID-19'dan korunmaya yönelik Sağlık İnanç Modeli Ölçeği'nden alınan puanların yüksek olması COVID-19 risk algılarının ve maske kullanım durumuna uyumlarının iyi olduğunu belirtmektedir. Hemşirelik Fakültesi Öğrencileri (ort. 86,3±0,58) Mühendislik Fakültesi öğrencilerine (ort. 83,6±0,49) göre ölçekten daha yüksek puan almışlardır. Hemşirelik Fakültesi Öğrencileri Mühendislik Fakültesi öğrencilerine göre okulda p=0,018 ile, kapalı ortak alanlarda p=0,01 ile daha fazla maske kullanımına uyum sağlamaktadırlar. Mühendislik Fakültesi'nde kadınların COVID-19 risk algısı erkeklere göre daha yüksektir (p=0,016). Her iki fakülte de kadınlar maske kullanımına daha fazla uyumuludurlar. Araştırmanın sonuçlarına göre özellikle sağlıkla ilgili olmayan Mühendislik Fakültesi öğrencilerinin sağlıkla ilgili konularda eğitim almaları konusunda gerekli önerilerde bulunulmuştur.
Beyaz yakalı çalışanların kendilerinde algıladıkları ego durumu ile yöneticilerinde algıladıkları ve bekledikleri ego durumları bağdaşımının (uyumunun)iş doyumları ile ilişkisi
Bu araştırmada, beyaz yakalı çalışanların kendilerinde algıladıkları ego durumu ile yöneticilerinde algıladıkları ve bekledikleri ego durumları uyumunun iş doyumları ile ilişkisi olup olmadığının incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışma ilişkisel tarama modeline uygun olarak düzenlenmiştir. Araştırmanın örneklemini, merkezi İstanbul'da bulunan ve üretim sektöründe yer alan firmalarda çalışan 298 beyaz yakalı çalışan oluşturmaktadır. Araştırmada, Transaksiyonel Analiz Kuramı bağlamında Ego Durumları Ölçeği, Minnesota İş Doyum Ölçeği ve araştırmacı tarafından oluşturulan Kişisel Bilgi Formu katılımcılara dağıtılarak doldurmaları sağlanmıştır. Toplanan veriler SPSS ve Microsoft Office Excel programları aracılığı ile kodlanmış, Ki Kare Uyum İyiliği testi ve Bağımsız Gruplar t Testi teknikleri kullanılarak analiz edilmiştir. Yapılan analizler sonucunda; çalışanların kendilerinde algıladıkları, yöneticilerinde algıladıkları ve bekledikleri baskın ego durumlarının farklılık gösterdiği ve ego durumları arasında uyumsuzluk olduğu saptanmıştır. Çalışanların kendilerinde algıladıkları baskın ego durumu ile yöneticilerinde algıladıkları baskın ego durumunun aynı ya da farklı olması iş doyum düzeyinde bir farklılık göstermez iken, kendilerinde algıladıkları baskın ego durumu ile yöneticilerinde bekledikleri baskın ego durumu aynı olanların diğerlerine kıyasla iş doyum düzeylerinin daha yüksek olduğu görülmüştür. Beraberinde yöneticide algılanan baskın ego durumu ile onda beklenen baskın ego durumunun aynı olması halinde farklı olanlara kıyasla daha yüksek iş doyumuna rastlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Transaksiyonel Analiz, Ego Durumları, İş Doyumu.
Türkiye'de montessori eğitiminin adaptasyonu ve uygulaması
Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye' de de yaşanan bilimsel, deneysel ve teknolojik gelişmeler toplumun her konuya olan bakış açısını, beklentilerini farklılaştırmıştır. Bu değişimler ailelerin eğitim anlayışlarını, isteklerini değiştirmiştir. Geleneksel eğitim anlayışının kabul görmediği günümüzde veliler alternatif okul arayışlarına girmişlerdir. 100 yılı aşkındır modası geçmeyen ve dünyanın dört bir köşesinde hala yankılanan ve etkisi giderek büyüyen Montessori felsefesi eğitimcilerin, ebeveynlerin dikkatini çekmektedir. 2000' li yılların başından bu yana yapılan araştırmalar, açılan Montessori okulları Türkiye'de de farklı eğitim sistemlerinin yer edindiğini göstermektedir. Her yeni sistem doğduğu coğrafyanın özünden, kültüründen ve inançlarından etkilenmektedir. Montessori sistemi ise sadece çocuğu merkeze alan bir sistemdir ve evrensel öğretileri vardır. Buna rağmen yine de hangi ülke olursa olsun bir sistemi içinde barındırırken kendi kültürünü, yaşayışını ve inançlarını harmanlamak ister. Türkiye'deki Montessori okulları sistemin metotlarına bağlı kalmakta ve eğitim uygulamalarında ise birbirlerinden farklılıklar göstermektedirler. Okul öncesi düzeyinde yaygınlık gösteren Montessori okulları, ilkokul düzeyinde de yeni yeni açılmaya başlamıştır. Fakat ilkokul düzeyindeki okulların hepsi Millî Eğitim Bakanlığı müfredatını uygulamakta sadece metodoloji olarak Montessori'yi kullanmaktadırlar. Nitel araştırma yöntemlerinden durum çalışması yaklaşımı ile desenlenen araştırmada veriler, yarı yapılandırılmış görüşme formlarıyla bir araya getirilmiştir. Araştırmanın katılımcıları İstanbul, Ümraniye'de özel bir eğitim kurumunda görev yapan beş ilkokul sınıf öğretmeni, beş ilkokulda öğrencisi olan veli, beş ilkokul öğrencisi olarak seçilmiştir. Araştırma için yapılan veri toplama 2020-2021 Eğitim- Öğretim yılını kapsayan aralıkta gerçekleşmiştir. Görüşmelerin bir kısmı yüz yüze eğitimin verildiği sürede yapılabilmiş, bir kısmı ise Covid-19 pandemisi sebebiyle telefonla, mail aracılığıyla gerçekleştirilmiştir. Veriler içerik analizi yöntemine ile incelenmiştir. Araştırmanın sonuçlarına göre katılımcıların görüşlerine dayanılarak tespitlerde bulunulmuş ve Montessori alanında gelecekte neler yapılabileceği konusunda önerilerde bulunulmuştur. Sonuçlar doğrultusunda önerilere yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Alternatif okullar, Montessori metodu, Montessori, ilkokul
Antalya için iklim değişikliğine uyum stratejileri önerisi
İklim değişikliği etkisini azaltmak, sürdürülebilir bir planlama anlayışını ortaya koymak, yenilenebilir enerji kaynakları kullanımını yaygınlaştırmak, küresel ısınmaya sebep olan ve doğal dengeyi bozan sera gazı etkilerini azaltmak için bir takım projeler geliştirilmektedir. Küresel ölçekte iklimle mücadele konusu çok önemli bir hadise olarak yerini almaktadır. Bu sebeple kentlerin iklim değişikliğine karşı dayanıklılığının artırılması için bir çok adım atılarak konferanslar, paneller ve sözleşmeler oluşturulmuştur. Avrupa Komisyonu'nun sera gazı azaltım hedefi gözeterek, iklim değişikliği etkilerini azaltmayı amaçlayan, bunun yanı sıra iklim değişikliğine karşı kentleri dirençli hale getirecek projeleri taahhüt etmesini sağlayan Başkanlar Sözleşmesi bunlardan biridir. Sözleşme kapsamında yerel yönetimlerce yapılan eylem planları, 2020 ve 2030 yılları taahhüdüyle iklim değişikliği azaltımını ve iklim değişikliğine adaptasyonu hedef göstermektedir. Antalya kenti 2013 yılında Başkanlar Sözleşme'sine taraf olarak, iklimle mücadelede uluslararası bir eylem çabası başlatmıştır. Antalya'nın nüfus yoğunluğu, kentsel yapısı ve kentleşme hızına baktığımızda iklim değişikliği etkilerinden etkilenebilirliğinin yüksek olduğu ihtimali karşımıza çıkmaktadır. 2013 yılında enerji envanterinin hesaplanması ve azaltım stratejilerinin ortaya konması, bir sonraki aşama olan 2030 hedefli iklim uyum planına altlık olarak değerlendirilebilir niteliktedir. Bu çalışma Antalya'nın mevcut durumu ve 2013 yılı Sürdürülebilir Enerji Eylem Planı gözetilerek, kentin iklim değişikliğine dirençli hale gelebilmesi için, iklim değişikliğine uyum stratejilerini geliştirmeyi amaçlamaktadır. Antalya için iklim uyum stratejileri geliştirilirken Bursa Sürdürülebilir Enerji Eylem Planı ve Başkanlar Sözlşemesi kapsamından çıkarım yapılarak beş tema başlığı ile çerçeve oluşturulmuştur: Kent içi sular ve dereler, kentsel ısı adası, halk sağlığı, yeşil alanlar ve biyoçeşitlilik, idari örgütlenme ve planlama yaklaşımı. Bu tema başlıklarına göre, kentin iklimle mücadelesindeki mevcut durumunu ortaya koymak için Mart 2018 tarihinde, Antalya kentinde 40 kişilik bir anket çalışması yapılmıştır. Antalya Büyükşehir Belediyesi'nin ilgili birimleriyle yapılan görüşme ve anket sonucu, oluşturulan stratejilerde karar verilmesini sağlamıştır. Bununla birlikte şehir planlamanın doğal çevre düşünülerek ele alındığı, daha yaşanabilir olan, çevreye duyarlı, bu konuda iyi uygulama örneklerine ve projelerine sahip olan ve Başkanlar Sözleşmesi'ne taraf olan üç Avrupa kentinin eylem planları örnek olarak incelenmiştir. Tez çalışmasında elde edilen anket sonucuna göre, belirlenen temalar kapsamındaki müdahale edilmesi gereken riskli durumlar tartışılarak, iklimle mücadele için Antalya'nın acil olarak ortaya koyması gereken eylemler belirlenmiştir. Çıkan neticeye göre beş temayla ilgili de Antalya'nın başlangıç evresinde kaldığı ve iklim değişikliği ile ilgili olarak risk altında olduğu ortaya çıkmıştır. Çalışmanın sonucunda, uluslararası ölçekte kabul görmüş, bilimsel ve doğal esaslı çözümler belirlenerek, kentin adaptasyon stratejileri geliştirilmiştir. Bunun yanı sıra iklimle mücadelede, yerel yönetimlerin üzerine düşen sorumluluk, kurumlar arasında sağlanacak organizasyon ve koordinasyon, kamu-özel ortaklığı ve katılımcı planlama anlayışının şüphesiz ki son derece önemli bir hale geldiği ortaya konmuştur. Farklı sektörlerdeki enerji kullanımı sonucu ortaya çıkan sera gazı salımlarının mekansal planlama pratikleriyle, enerji verimliliğinde kurumsal, bireysel ve toplumsal davranış değişiklikleriyle, teknolojik etmenlerle önemli ölçüde düşürülebildiği incelenen Avrupa kentleriyle ortaya konmuştur. Antalya Sürdürülebilir Enerji Eylem Planı birinci olarak enerji envanterini ve sera gazı salımı oranlarını belirlemiştir. Bunu takiben çalışma kapsamında üretken, yaşanabilir ve iklime dirençli bir kent yaratma hedefiyle Antalya'nın iklim değişikliğine uyum stratejileri geliştirilmiştir. Oluşturulan stratejiler kapsamında, mevcut tarihsel veriler ve iklim değişikliği senaryoları bağlamında bir etkilenebilirlik analizi değerlendirilmesi de oluşturulmuştur. Son olarak doğal yapı bileşenlerinin kent kimliğini belirleyen girdiler olarak tanımlanması ve korunmasının son derece önemli olduğu, bu durumun iklim değişikliğine adaptasyon için oluşturulacak kentsel stratejilerdeki merkezi yeri vurgulanmıştır.
Karapapak göçmenlerin uyum süreci üzerine bir çalışma: Tutak (Ağrı) örneği
İnsanların bulunduğu mekânI belli bir zaman için ya da dönmemek üzere değiştirmesi olayı olarak tanımlanan göç eylemi, aslında göründüğünden çok daha kompleks bir konudur. Zira göçe neden olan çok sayıda faktör olabildiği gibi göçün kendisinin de çok sayıda sonucu olabilmektedir. Bu açıdan göçün kökenine inmek; yani göç nedenlerini ortaya çıkarmak önemlidir. Çünkü zorunlu ya da isteğe bağlı göçler ve bunların doğurdukları sonuçlar çok farklı olmaktadır. Fakat neden ne olursa olsun uzun süre yaşadığı ve dolayısıyla alışmış olduğu toplumu bırakıp başka bir kültürel ortama dâhil olan insanların yaşadığı sorunların başında uyum sorunu gelmektedir. Bu açıdan göçe neden olan faktörler tekrar devreye girmektedir. Nitekim kendi rızası ile göç eden bireylerin uyum süreci ile zoraki sebeplerden göç edenlerin uyum süreci farklılık göstermektedir. Çünkü girdiği topluma uyum sağlayamayan bir kişinin tekrardan göç etme potansiyeli daha yüksektir. Bu açıdan zorunlu yer değiştirmiş kişilerin uyumu daha zor ve geç gerçekleşmekte olup tekrar yer değiştirme meselesi de ortaya çıkabilmektedir. "Karapapak Göçmenlerin Uyum Süreci Üzerine Bir Çalışma: Tutak (Ağrı) Örneği" adlı yüksek lisans tezi, Rusya'nın baskı politikaları karşısında direnemeyerek Türkiye'ye gelen ve Ağrı ilinin Tutak ilçesine iskânları sağlanan Karapapak göçmenlerinin uyum süreçlerini ele almak amacıyla hazırlanmıştır. Bu çalışmanın temel amacı; halk arasında 93 Harbi olarak da bilinen 1877-78 Osmanlı-Rus savaşı ile Rusların eline geçen Kars'tan göç eden ve Tutak'a yerleşen Karapapak göçmenlerin yerleştikleri yerdeki uyumlarını ele almaktır. Yerleşim yerlerinin zapt edilmesi sonucunda göç eden bu insanların Tutak'taki nüfus ve etkinlikleri zaman içinde erimiştir. Her yıl yüzlerce Karapapak'ın terk ettiği ilçede, Karapapak nüfusu 1950'li yıllara göre yarı yarıya azalmıştır. Göçe katılanların Ağrı'ya göç süreçlerini ortaya çıkarmak ve göçmenlerin uyum meselelerini belirlemek tez çalışmasının en önemli bölümünü oluşturmaktadır. Zira 1990'lara kadar ilçede çok büyük ağrılıkları olan Karapapakların günümüzde varlıklarından bile çoğu kimse habersizdir. Farklı nedenlerden dolayı ilçede tutunamayan Karapapaklar batı illerine göç etmeyi tercih etmişlerdir. Kalanların ise topluma uyum gösterebilmek adına adeta kültürel değerlerinden feragat ettikleri görülmektedir. Bu noktada, ortaya çıkan bu tablonun nedenlerini araştırmak için ilçede yaşayan Karapapaklar ile hem mülakat hem de anket gerçekleştirilmiştir. Çalışmada 250 anket ve 30 adet mülakat gerçekleştirilmiş olup bilimsel manada göçün tüm boyutlarını ortaya çıkarmak için ilçede yaşayan Kürtlerle de mülakatlar gerçekleştirilmiştir. Dört bölümde tamamlanan tez çalışmasının ilk bölümünü araştırmanın yöntem ve metodoloji oluştururken ikinci bölümünü göç ve göçmenlikle ilgili kavramsal ve kuramsal çerçeve oluşturmuştur. Üçüncü bölümde göçe neden olan faktörler ve Karapapaklarla birlikte Anadolu'ya gelen diğer Kafkasyalı göçmenler ele alınmış olup, son bölümde çalışmamızın da aynı zamanda asıl konusunu oluşturan göç eden bireylerin uyum süreci üzerinde durulmuştur.
Sosyal desteğin, başa çıkma stratejileri ve kişilerarası orantasyonun öğrecilerin üniversiteye adaptasyonun üzerindeki etkileri: Çerçeve olarak geçiş teorisi
Liseden üniversiteye geçerken, öğrenciler eğitimden vazgeçmeye, eğitimini bir bölümden veya üniversiteden diğerine aktarmaya ve sınıflarında başarısızlığa yol açabilecek stresli durumlara neden olan çeşitli değişiklikler ve zorluklarla karşılaşabilirler. Geçiş sadece birinin hayatındaki rol ve rutin değişikliklere yol açan dönemi ifade eder. Bu değişiklikler, bireyin varsayımları ve davranışları açısından değerlendirildiğinde; bunlar sosyolojik, psikolojik, çevresel ve biyolojik faktörlerin bir yansımasıdır. Birey bu geçiş sırasında bir takım zorlu taleplerle karşılaşır. Geçişlere uyum sağlamak, öğrencilerin kolej ve üniversite yaşamının çeşitli taleplerine uygun şekilde cevap vermelerini gerektirir. Uyum, demografik, sosyal, psikolojik ve bireysel Faktörler olmak üzere farklı değişkenlerden etkilenebilir. Bu nedenle, öğrencilere hem ebeveyinlerinden hem de akranlarından gerekli miktarda sosyal destek verilmeli, kendileri de uygun başa çıkma stratejileri kullanmalı ve kişilerarası yönelimlerini yüksek düzeyde geliştirmelidirler. Mevcut araştırma, Schlossberg'in geçiş teorisi çerçevesinde öğrencilere sağlanan sosyal destek miktarını, geçişe adaptasyonları sırasında kullandıkları ortak başa çıkma stratejilerini ve kişilerarası yönelim düzeylerini ve bunların her birinin uyum ve birbirleri üzerindeki etkilerini incelemiştir. Yukarıda belirtilen amaçlara ulaşmak için çalışmada, Irak'ın kuzeyindeki bir devlet üniversitesinde okuyan ve rassal seçim ile oluşturulan 540 kişilik bir öğrenci grubu kullanılmıştır. Öğrenciler sosyal destek düzeyleri, kullandıkları ortak başa çıkma stratejileri ve kişilerarası yönelim düzeyleri hakkındaki soruları cevaplayarak bir anketi tamamladılar. Toplanan verileri analiz etmek ve korelasyonları incelemek için frekanslar, yüzdeler, ortalamalar, standard sapmalar, korelasyon matrisi, Cronbach Alpha ve t testleri kullanıldı. Araştırmanın bulguları, öğrencilerin adaptasyonunu da etkili olan tek değişkenin başa çıkma stratejilerinin kullanılması olduğunu göstermiştir. Bununla birlikte, sosyal destek ve kişilerarası yönelimi de uyum üzerinde etkili olduğu saptanmıştır. Ayrıca araştırma öğrencilerin sosyal ve uyum düzeylerinin düşük olduğunu, kişiler arası yönelim düzeyinin ise öğrenciler arasında yüksek olduğunu ortaya koymuştur. Buna ek olarak, öğrenciler tarafından kullanılan en yaygın baş etme stratejileri, diğerlerinden yardım isteme ve problem çözme stratejisini içerir. Son olarak, sonuçlar sosyal desteğin öğrencilerin üniversiteye adaptasyonundaki önemini göstermektedir. Çalışma aynı zamanda adaptasyon üzerindeki etkisi henüz incelenmemiş bir değişken olarak kişilerarası adaptasyonu katarak literatüre katkı sunmaktadır. Çalışma aynı zamanda öğrencilerin üniversite kayıt bölümleri tarafından desteklenmelerini ve birinci sınıf öğrencilerini üniversite ortamını ve taleplerini tanımak için oryantasyon programlarının açılmasını önermektedir. Anahtar Kelimeler: Sosyal Desteğin, Başa Çıkma Stratejileri, Kişilerarası Oryantasyonun, Adaptasyon, Geçiş Teorisi
Öğretmenlerin örgütsel bağlılık düzeyleri
Bu araştırmanın amacı, Mardin ili Midyat İlçesinde bulunan temel eğitim okullarında görev yapan öğretmenlerin örgütsel bağlılık düzeylerini belirlemektir. Araştırma ile öğretmenlerin örgütsel bağlılık düzeyinin ne ölçüde olduğunun belirlenmesine çalışılmıştır. Bu araştırmada, tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın evrenini, Mardin il sınırları içerisindeki Midyat ilçesinde Milli Eğitim Bakanlığına bağlı 144 temel eğitim okulunda 2017–2018 eğitim öğretim yılında görev yapan 1623 öğretmen oluşturmaktadır. Örneklemi oluşturan katılımcılara, Balay (2000) tarafından geliştirilen "örgütsel bağlılık ölçeği" kullanılmıştır. Elde edilen veriler SPSS paket programında çözümlenmesi sağlanmıştır. Araştırma sonuçlarına göre öğretmenlerinin örgütsel bağlılık düzeyine ilişkin görüşlerinin ortalaması "Pek çok" seviyesindedir. Örgütsel bağlılık düzeyine ilişkin kadın ve erkek öğretmenlerin görüşleri arasında anlamlı bir fark saptanmamıştır. Örgütsel bağlılığın, "uyum" alt boyutunda bayanlar lehine anlamlı fark bulunurken, "özdeşleşme" ve "içselleştirme" alt boyutlarına ilişkin öğretmen görüşleri arasında cinsiyet bakımından anlamlı bir fark göstermediği saptanmıştır. Öğretmenlerin örgütsel bağlılıkları ile ilgili görüşlerinin öğrenim durumu değişkenine göre "uyum" ve "içselleştirme" alt boyutlarında farklılık görülmezken "özdeşleşme" alt boyutunda ve örgütsel "bağlılık" ölçeğinin tamamında anlamlı bir farklılık gösterdiği saptanmıştır. Bu farklılığın yüksekokul mezunları lehine olduğu tespit edilmiştir. Okuldaki öğretmen sayısı değişkenine göre ÖBÖ' nün tamamında ve tüm alt boyutlarında anlamlı bir farklılık göstermediği belirlenmiştir. Öğretmenlerin örgütsel bağlılık ölçeğinin "uyum", "özdeşleşme", "içselleştirme" alt boyutları ile tümü bağlamındaki görüşlerinin okul müdürüyle mesleki ilişki düzeyi bakımından anlamlı bir fark gösterdiğini ortaya koymaktadır. Öğretmenlerin ÖBÖ' nün "uyum", "özdeşleşme", "içselleştirme", alt boyutları ile tümü bağlamındaki görüşlerinin okul müdürüyle arkadaşlık ilişki düzeyi bakımından anlamlı bir fark gösterdiği belirlenmiştir.
Şırnak-İdil koşullarında yetiştirilebilecek kışlık nohut genotiplerinin saptanması
Araştırma, Şırnak-İdil koşullarında yetiştirilebilecek nohut Cicer arietinum L.) genotiplerinin saptanması amacıyla yürütülmüştür. Araştırmada, 12 genotip (X 05 TH 21 C, EN 1846, FLIP 03-108 C, ENA 190-7, EN 1867, FLIP 03-7 C, FLIP 03-104 C, 33/2.SET, EN 1683, X 09 TH 71-2-1, Çağatay 100 Gray ve FLIP 06-39 C) ve 3 kontrol çeşit (Arda, Azkan, Hasanbey) olmak üzere toplam 15 nohut geotipi kullanılmıştır. Araştırma, 2020-2021 kışlık yetiştirme döneminde, tesadüf blokları deneme desenine göre 3 tekrarlamalı olarak yürütülmüştür. Genotiplere göre değişmekle birlikte araştırma sonucunda çiçeklenmeye kadar geçen gün sayısı 156.7-118.7 gün, bakla bağlamaya kadar geçen gün sayısı 169.0-157.3 gün; bitki boyu 29.9 cm- 54.7 cm; ilk bakla yüksekliği 14.5-30.0 cm; bitkideki dal sayısı 2.3-4.3 adet; bitkide bakla sayısı 44.2-15.0 adet; bitkide dolu bakla sayısı 42.6-13.0 adet; bitkide tane sayısı 13.3-44.9 adet; bitkide tane ağırlığı 8.7- 14.0 g; tane verimi 166.8 -100.7 kg/da; yüz tane ağırlığı 27.7 -42.3 g ve hasat indeksi değeri % 33.9-42.1 arasında değişmiştir. Sonuç olarak Şırnak-İdil ekolojik koşullarında FLIP 03-108 C ve EN 1683 nohut genotiplerinin verim ve verimle ilgili özellikler bakımından öne çıktığı belirlenmiştir. Bu geotipler ile bölge koşullarında tescil çalışmalarının yürütülmesi uygun olabilir.
Evaluation of labour market integration of foreign-born population in Turkey: A cohort analysis
This thesis examines foreign-born people's integration into the labour market of Turkey. With this aim, it tests the Immigrant Assimilation Hypothesis validation in Turkey. The main research question is, "Are immigrants in Turkey able to grow their labour market outcomes more rapid than natives?". Therefore, identifying the take-over point and the wage gap are related goals of this thesis. Another critical research question is, "Is assimilation ratio differentiated among immigrant cohorts by migration year?". In short, this study also analyses cohort effects on immigrants' labour market assimilation. For this purpose, Household Labour Force Surveys conducted by TurkStat are used between 2009-2020. Firstly, immigrants' assimilation is assessed by graphs in the descriptive analysis part. Then, regressions analyses are utilised to evaluate the differences in labour force participation and employment statuses for immigrants and natives by using the logistic regression method. Finally, it estimated regression models by using the ordinary least squares method to analyse the wage gap for immigrants and natives. The main results of the cross-sectional approach are that immigrants' earnings are equalised in 20-25 years after migration, which is also the take-over point, against natives. The wage gap for newly entered immigrants is equal to 20 per cent by this analysis. According to pooled cross-sectional studies, the recent cohort that arrived between 2012-2020 earns 30 per cent lower than natives. On the contrary, the best-earning cohort that arrived between 1980-1989 is 14 per cent higher than natives. In other words, the wage gap also differs among immigrant cohorts. Besides, earlier cohorts are more advantageous in terms of labour force participation and employment statuses. Consequently, the labour market integration of immigrants occurs with spending years in Turkey, and also cohort effect differentiates the economic integration of immigrants.
Afganistanlı mültecilerin sosyal uyuma ilişkin deneyimleri
Sosyal uyum, göçü deneyimleyen kişiler için yeni toplumda karşılıklı etkileşim kurarak eşit fırsatlarla birlikte yaşama durumudur. Bir başka deyişle, mültecilerin ev sahibi ülkenin yapısına katılımında güven ve umudu içeren karşılıklı dinamik süreçtir. Bu fenomenolojik araştırmanın amacı, Karaman'da yaşayan Afganistanlı mültecilerin sosyal uyuma ilişkin deneyimlerini ele almak ve karşılaştıkları güçlükleri belirlemektir. Araştırmanın örnekleminin belirlenmesinde ölçüt ve kartopu örnekleme yöntemleri kullanılmıştır. Bu kapsamda Karaman'da yaşayan 26 Afganistanlı yetişkin ile derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Araştırma verileri MAXQDA programı yardımı ile çözümlenmiştir. Araştırma verileri "Göç Süreci" ve "Sosyal Uyum" olmak üzere 2 ana tema, 2 alt tema ve 15 kategoriden oluşmaktadır. Bu çalışmada mültecilerin göç öncesinde, sırasında ve sonrasında fiziksel, psikolojik ve sosyal zorluklar yaşadıkları ortaya konulmuştur. Sosyal ilişkiler, iş, konut, sağlık, eğitim, sosyal yardım, yasal konular, güvenlik, kültür farklılığı gibi alanlarda yaşanan fırsat ve güven eksiklikleri sosyal uyumu olumsuz etkilemektedir. Afganistanlı mültecilerin sosyal ilişkilerini çoğunlukla kendi aralarında geliştirdikleri sosyal bağlarla kurduğu; yerel toplumla sosyal köprülerin ve kamu kurumlarıyla sosyal bağlantıların zayıf olduğu görülmüştür. Mültecilerin kendi aralarında geliştirdikleri sosyal bağlar iş, konut, sosyal yardım vb. ihtiyaçların karşılanmasında aktif olarak sosyal sermaye sunmakta; Türkçe bilmeyen kişiler için yerel toplumla ve kamu kurumlarıyla ilişkilerin kurulmasını kolaylaştırmaktadır. Mülteciler geleceklerine yönelik belirsizlikler nedeniyle umutsuzluk yaşamaktadırlar. Kişilerin karşılaştıkları zorlukların temelinde, görünmezlikleri bulunmaktadır. Geçicilik algısıyla bu kişileri kapsayan sosyal uyum politikalarının geliştirilmediği düşünülmektedir. Karşılıklı dinamik süreci içeren sosyal uyum politikaları, mülteciler ile yerel halk ve kurumlar arasındaki ilişkilerin geliştirilerek barışçıl bir toplumsal düzene ulaşılması bakımından önemli görülmektedir. Sürecin yönetilmesinin ulusal ve uluslararası yönetişimle gerçekleşebileceği düşünülmektedir.
Turkish adaptation and effectiveness research of "Body project" eating disorder prevention program for female young adults
The aim of the current study is to translate, adapt, and evaluate the effectiveness of the virtual form of the Body Project (vBP) developed by Stice, Mazotti, Weibel, & Agras (2000). Seventy-three female college students aged 18-25 with reported body dissatisfaction were reached using the convenience sampling method and randomly assigned into two groups. The first group was virtual Body Project (vBP) group (N =40) and the second one was the Expressive Writing (EW) group (N = 33). The participants completed a questionnaire set including the Body Mass Index (BMI), Brief Symptom Inventory (BSI), Eating Disorder Examination Questionnaire (EDE-Q), Body Image Quality of Life (BIQLI), and Rosenberg Self-Esteem Scale (RSES). The vBP group participated in 1-hour weekly sessions for 4 consecutive weeks while the EW group completed four Expressive Writing tasks weekly. Afterward, the same questionnaire set was administered as posttest assessment. Results revealed that there was no significant difference between two groups in terms of pretest scores. However, the vBP group had significantly lower EDE-Q posttest scores with large effect size (r = .66) and BSI posttest scores with medium effect size (r = .34) when compared to the EW group. Similarly, the vBP group also had higher scores in BIQLI (r = .34) and RSES (r = .34) in post-test assessment with medium effect sizes. When the pre- and post-test scores are compared for each group, it was found that the EW group's pre and post-test scores were not significantly different in any measurement. Yet, the vBP group's post-test scores were significantly lower than pre-test scores for EDE-Q (r = .87) and BSI (r = .71) with large effect sizes. The post test scores of the vBP group was significantly higher than their pre-test scores for BIQLI (r = .63) and RSES (r = .58) with large effect. The results of the current study suggest that the virtual Body Project is effective for preventing eating disorders and can be used by professionals.
Devlet okulundan koleje geçen öğrencilerin habitus kavramı bağlamında sosyolojik açıdan değerlendirilmesi
Bireyin ve toplumun yaşamını inşa etme gücüne sahip olan eğitimin hayatımızdaki rolü yadsınamaz. Öyle ki, eğitimin bu rolü bireyin kişiliğini geliştirmesi, yeteneklerini geliştirmesi, mesleki bir kariyer sağlaması ve diploma kazandırması bakımından ebeveynlerin de çocukların hayatında müdahale ettikleri ciddi bir süreçtir. Okul seçiminde etkili olan lokasyon, ücret, donanım ve sosyal imkanlar haricinde dikkat çekmesi gereken bir dizi önemli husus vardır. Bu hususlar devlet okulundan özel okula geçiş sağlayan öğrencinin hayatında bireyin kendisini onaylanmış hissetmesi konusunda önemli bir rol oynar. Mevcut bir alt kültür deneyimiyle devlet okulundan özel okula geçmiş öğrenci için kimlik karmaşası baş gösterdiğinde alt kültürün mevcut kimliğini ve özgünlüğünü koruması ya da baskın kültüre uyum sağlaması gerekmektedir. Aynı gerçeklik içinde her zaman bir arada var olan ilişkiler olarak tanımlanan habitusun sınıf kültürlerini etkileyip tercihleri şekillendirme durumu söz konusu olmaktadır. Bu nedenle bu çalışmada kültürler arası bir farkındalık yaratılmasıyla birlikte hem mevcut sahip olunan kültürel kimliğe zarar gelmemesi, ve sosyal dönüşümün gerçekleştirilebilmesi için içerisinde kültürel çeşitliliği de barındıran eğitim programları, psikolojik ve sosyolojik destek verici envanterleri, habitusları değişime uğrayan öğrencilerin bu sosyalizasyon sürecini nasıl yönettikleri veya yönetemedikleri ile ilgili yaklaşımları, eğitim kurumunda yaşadıkları çatışma, kimlik değişimi, adaptasyon ve problem çözme durumları ele alınıp değerlendirilecektir. Anahtar Kelimeler: Habitus, alt kültür, uyum, zorbalık, kimlik, eşitsizlik
Unutulan eklem skoru (UES-12) ölçeğinin alt ekstremite amputelerine uyarlanması: Geçerlik ve güvenirlik çalışması
Bu çalışmanın amacı, alt ekstremite amputelerinde Unutulan Eklem Skoru-12 (UES-12) ölçeğinin geçerliğini ve güvenirliğini belirlemektir. Çalışmaya 18-65 yaş arası, en az 6 ay protez kullanmış ve araştırmaya katılmaya gönüllü olan alt ekstremite amputeleri dahil edildi. Amputelerin proteze adaptasyonu "Trinity Amputasyon ve Protez Deneyim Ölçeği" (TAPES) ile, fiziksel görünümü algılamaları "Ampute Vücut İmajı Ölçeği" (ABIS) ile ve yapay uzuv farkındalığı ise UES-12 ile değerlendirildi. UES-12 ölçeğinin dış yapı geçerliğini belirlemek için TAPES ve ABIS ile korelasyonu incelendi. UES-12 ölçeğinin güvenirliği test-tekrar test yöntemi ile belirlendi. İç tutarlılık analizi Cronbach alfa katsayısı ile test edildi. Çalışmaya 75 ampute alındı (ortalama yaş: 37,81±11,22 yıl; VKİ: 25,88±3,86 kg/m2). Katılımcıların 20'sine 1 hafta sonra UES-12 ölçeği tekrar uygulandı. UES-12 ile TAPES'in aktivite kısıtlama alt parametresi arasında negatif yönde iyi derecede istatistiksel olarak anlamlı bir korelasyon bulunurken (r=-0,632; p<0,001); memnuniyet parametresi ile istatistiksel olarak anlamlı düşük-orta derecede korelasyon (r=0,354; p=0,002); ABIS ölçeği ile negatif yönde istatistiksel olarak anlamlı orta derecede korelasyon (r=0,469; p<0,001) bulundu. UES-12 ile TAPES'in psikososyal uyum alt parametresi arasında istatistiksel olarak anlamlı bir korelasyon bulunmadı (r=0,117; p=0,316). UES-12 ölçeğinin güvenirliğini gösteren sınıf içi güvenirlik katsayısı 0,937 olarak bulundu. Ölçeğin iç tutarlılığı yüksek olarak bulundu (Cronbach alfa=0,943). Bu çalışmanın sonuçları, UES-12 ölçeğinin amputelerde proteze uyumun ve yapay uzuv farkındalığının değerlendirilmesinde kullanılabilecek geçerli ve güvenilir bir ölçüm aracı olduğunu gösterdi.
Evaluation of adaptation training provided by the Ministry of Health and the World Health Organization: Patient guides within the context of healthcare interpreting training in Turkey
Communication barriers and cultural differences are significant problems for people moving to a new society and encountering many challenges in getting access to public services. Especially a displaced population experience difficulties in communicating with the officials and the host society especially in health settings where human health is concerned. Therefore, these people seek the help of healthcare interpreters to mediate and provide communication between the interlocutors for more comprehensive mutual understanding in medical interaction. In this regard, healthcare interpreter training has vital importance in providing quality interpreting services and delivery in interpreter-mediated encounters. With this framework, this study aims to evaluate the adaptation training provided to patient guides by the Ministry of Health and World Health Organization as a part of the "Adaptation Training to Turkish Health System for Syrians under Temporary Protection" under "Sıhhat Project (namely, Improving the Health Status of the Syrian Population under Temporary Protection and Related Services Provided by Turkish Authorities) within the context of healthcare interpreting training. This study investigates the socio-demographic and professional profiles of patient guides who have received the adaptation training, their opinions on receiving healthcare interpreting training as well as the opinions and needs to learn the new interpreting related subjects to be included in the curriculum, also the patient guides' opinions and level of satisfaction on the training they received. A descriptive method was used in this study. The questionnaire was administered to the sample group of the study who are 64 patient guides recruited in health facilities in Ankara to collect their opinions and information which were analyzed for the purpose of the study. The study results seem to reveal that the socio-demographic and professional profiles of the patient guides and indicate that they are eligible for receiving upper-level healthcare interpreting training. They also revealed that the patient guides have mostly positive opinions and their needs on the inclusion of new minimum crucial interpreting-related subjects in the curriculum. Moreover, the study presents some aspects to be improved through investigation of their opinions presented and level of satisfaction on the training received.
Türkiye'de adaptasyon diziler, yaratıcı emek gücü olarak senaristler ve senaryo süreçleri
Televizyonun Türkiye'de önemli bir yeri vardır. Televizyon, internetin varlığına rağmen en önemli haber alma kaynaklarından biri olma görevini sürdürmeye devam etmektedir. Türk insanı televizyon karşısında uzun zaman geçirmektedir ve en çok izlenen programların başında da diziler gelmektedir. Türk televizyon izleyicisinin televizyon izleme alışkanlıkları ele alındığında televizyon dizilerinin önemli bir yere sahip olması yayıncılık sektörü için dizileri önemli bir konuma getirmektedir. Ticari televizyonculuğun sonucu olarak en önemli hedefi kar elde etmek olan kanallar ve yapımcılar için diziler üretimlerinin en önemli payını oluşturmaktadır. Reyting yarışında başarılı olmak adına her yıl fazla sayıda dizi ekranlara gelmektedir. Bazıları reyting yarışında öne geçerken bazıları geride kalmakta ve bir kaç bölüm sonra sona ermektedir. Kanallar ve yapımcılar reklâm verenlerden reklâm alabilmek ve dolayısıyla kâr edebilmek için izleyiciyi ekranda tutacak ve uzun süre yayınlanacak diziler üretmek için ciddi bir yarış içindedirler. Bu yarışın sonucu olarak da adaptasyon diziler üretilmeye başlanmıştır. Adaptasyon üretim süreci ise dünyanın belli bir ülkesinde yayınlanmış, yüksek reyting elde etmiş yapımların satın alındıktan sonra yerelleştirilerek yeniden üretilmesini ifade etmektedir. Bu üretim sürecinde satın alınan televizyon diziler Türkiye'nin kültürüne, gelenek ve göreneklerine göre uyarlanıp yerelleştirildikten sonra yayınlanmaya başlamaktadır. Bu çalışma adaptasyon dizilerin sektörün ihtiyacı olan hikâye kaynağı haline gelmesi ile birlikte dizi sektöründe emek gücünün körelmeye başladığı ve temalarda tek tipleşmeye sebep olduğu varsayımları üzerinden yola çıkılarak oluşturulmuştur. Sektörde aktif olarak çalışmakta olan emek gücü ile görüşmeler yapılarak bu adaptasyon dizilerin üretim sürecinin nasıl gerçekleştirildiği anlaşılmaya çalışılmıştır.
Atriyal fibrilasyonlu hastalarda "uyum engelleri ölçeği"nin geçerlik ve güvenirliği
Amaç: Bu araştırma; atriyal fibrilasyonlu (AF) hastalarda ilaç uyumundaki engelleri tanımlamak için geliştirilen "Uyum Engelleri Ölçeği-[Adherence Barriers Questionnaire (ABQ)]"nin Türkçe formunun geçerlik ve güvenirliğini değerlendirmek amacıyla yapıldı. Yöntem: Metadolojik tipte planlanan araştırmanın örneklemine, Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Kardiyoloji Polikliniği'nde AF tanısı ile takip edilen ve gerekli ölçütleri karşılayan 164 hasta dahil edildi. Araştırma verileri, "Hasta Tanıtım Formu" ve "Uyum Engelleri Ölçeği" kullanılarak soru-yanıt tekniği ile toplandı. Öncelikle ölçeğin dil uyarlamasına yönelik çalışmalar gerçekleştirildi. Bir sonraki aşamada; kapsam geçerliği için uzman görüşleri alınarak gerekli revizyonlar yapıldı. Kriter geçerliği alt‐üst grup ortalamalarına dayalı madde analizi ile belirlendi. Yapı geçerliği; doğrulayıcı faktör analizi ile değerlendirildi. Güvenirlik ise; "test tekrar test güvenirliği", "cronbach alfa yöntemi" ve "madde toplam puan korelasyonu tekniği" kullanılarak açıklandı. Bulgular: Ölçeğin dil uyarlaması için Türk diline çevirisi yapıldı. Kapsam geçerlik indeksi değeri 0,93 olarak bulundu. Ölçek puanlarına göre üst %27'ye ve alt %27'ye giren grup arasında "Mann-Whitney U" testi ile değerlendirilen kriter geçerliğinde; (U:-7,48; p<0,0001) sonucu elde edildi. Doğrulayıcı faktör analizi; ölçek modelinin orijinal versiyonuyla iyi düzeyde uyum sağladığını (χ2=4,41) ortaya koydu. Test tekrar test güvenirliği için yapılan Pearson korelasyon analizine göre; birinci ve ikinci uygulama arasında güçlü bir ilişki (r=0,92; p=0,000) olduğu görüldü. Ölçek, 0,88 Cronbach alfa katsayısı ile iç tutarlılık gösterdi. Sonuç: Uyum Engelleri Ölçeği, Türk toplumunda AF'lu hastalarda uyum engellerini tanımlamada geçerli ve yüksek derecede güvenilir bir ölçek olarak kabul edildi. Anahtar Kelimeler: Atriyal Fibrilasyon; İlaç Uyumu; İlaç Uyum Engeli; Geçerlik; Güvenirlik
Üstün yetenekli çocuklarda uyum problemleri ile etiketlenme ve stresle başa çıkma stratejilerinin ilişkisi
Üstün yetenek tanısının alınması ile birlikte ortaya çıkan etiketlenme, üstün yetenekli bireylerin psikososyal uyum sürecini etkileyen önemli stres kaynaklarından biridir. Stresle başa çıkmada kullanılan stratejiler de bu süreçte önem kazanmaktadır. Bu araştırmanın amacı; üstün yetenekli ergenlerde etiketlenme ve kullanılan başa çıkma stratejilerinin uyum ile ilişkisinin incelenmesidir. Çalışmanın örneklemini Konak Bilim ve Sanat Merkezi'nde eğitim gören, yaşları 11-16 arasında değişen üstün yetenekli ergenler oluşturmaktadır. Katılımcılardan Kişisel Bilgi Formu, Üstün Zeka Etiket Etkileri Ölçeği, Gençler için Kendini Değerlendirme Ölçeği ve Çocuk ve Ergenler için Stresle Başa Çıkma Ölçeği aracılığı ile bilgi toplanmıştır. Yapılan analizlere göre, etiket algısının olumsuzlaşması duygusal ve davranışsal sorunlarda görülen artış ile ilişkilidir. Uyum ile ilişkisi en güçlü olan etiketlenme değişkeni arkadaş tutumu algısı olarak bulunmuştur. Stresle başa çıkma ve uyum arasındaki ilişkiler incelendiğinde ise; saldırganlık, kendini suçlama, kendini soyutlama ve risk alma stratejilerinin kullanımındaki artışın duygusal ve davranışsal sorunlarda artış ile ilişkili olduğu görülmüştür. Sosyal destek arama stratejisinin kullanının artması ise duygusal ve davranışsal sorunların azalması ile ilişkilidir. Uyumu yordayan değişkenlerin incelenmesi için yürütülen hiyerarşik regresyon analizinde; uyumu tutarlı olarak yordayan iki değişken olduğu görülmüştür: arkadaş tutumu algısı ve kendini suçlama. Arkadaş tutumunu olumsuz algılayan ve kendini suçlama stratejisini sıklıkla kullanan üstün yetenekli ergenlerin daha fazla duygusal ve davranışsal sorun sergilediği bulgulanmıştır. Elde edilen bulgular alanyazın doğrultusunda tartışılmıştır.
Prekanseröz servikal lezyon tanısı alan hastaların roy uyum modeline göre uyum durumlarının incelenmesi
Amaç: Prekanseröz servikal lezyon tanısı alan hastalar ve eşlerinin Roy Uyum Modeli ile uyumlu/uyumsuz davranışların incelenmesidir. Yöntem: Araştırma, niteliksel araştırma olarak yürütülmüştür. Araştırmanın kavramsal çerçevesini Roy Uyum Modeli oluşturmuştur. Veriler "Birey Tanılama Formu" ve "Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu" kullanılarak "derinlemesine görüşme" yöntemiyle toplanmıştır. Araştırmanın örneklemini, prekanseröz servikal lezyonlu hastalar (n: 23) ve eşleri (n:5) oluşturmuştur. Veriler "içerik analizi" ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Araştırma kapsamına alınan hastalar ve eşleri, roy uyum modelinin dört alanında da, uyumlu/uyumsuz davranışlar deneyimlemiştir. Prekanseröz servikal lezyonlu hastalar ve eşlerin Roy Uyum Modeli'ne göre Uyum grubunda; fizyolojik uyum alanı ile ilgili temalar "Kendini İyi Hissetme", "Önlem Alma", benlik kavramı alanı ile ilgili temalar; "Umut", "Kaderci Yaklaşım", rol fonksiyonu uyum alanı ile ilgili temalar; "Primer Rolleri Sürdürme", karşılıklı bağlılık uyum alanı ile ilgili temalar "Sosyal Destek Alma", Uyumsuzluk grubunda; fizyolojik uyum alanı ile ilgili "Zorlanma", benlik kavramı alanı ile ilgili temalar; "Kanser Algısı", "Korku", "Kendini Yargılama", "Cinsellik Algısı", rol fonksiyonu uyum alanı ile ilgili temalar; "Primer Rolleri sürdürememe", "Annelik Rolünde Bozulma", karşılıklı bağlılık uyum alanı ile ilgili temalar ise; "Eş İlişkilerinde Problem Yaşama", "Sosyal Destek Yetersizliği", "Sosyal İzolasyon", "Bilgi Gereksinimi", "Kadınlara Öneriler" olarak belirlenmiştir. Sonuç: Araştırmada Roy uyum modeline göre hastaların deneyimleri açıklanarak tanı sonrası uyum süreci ile ilgili önemli veriler elde edilmesini sağlamıştır. Prekanseröz servikal lezyon tanı ve tedavi sürecinde hastaların yanı sıra tüm aile bireylerinin özellikle eşlerin etkilendikleri ifade edilmiştir. Bu doğrultuda hastalara ve eşlerine tanı aşamasından itibaren sağlık profesyonellerinin bilgi ve destek sağlaması, bakım ve danışmanlık hizmetlerinin verilmesi hastalar ve eşlerinin birçok olumsuz deneyimlemelerini, uyumsuz davranışlarını önleyebilir ve bu sürecin daha olumlu bir şekilde yönetilmesini kolaylaştırabilir. Anahtar Sözcükler: Prekanseröz Servikal Lezyon, Hemşirelik, Roy Uyum Modeli, Nitel Araştırma.