Fatty acids
105 theses under this subject heading
Fagopyrum esculentum moench'in değişik kısımlarının uçucu bileşikleri, sabit yağ ve biyolojik aktivite açısından değerlendirilmesi
Fagopyrum esculentum Moench bitkisinin Eskişehir-Kütahya geçit iklimi koşullarında yetiştirilen Güneş ve Sumçanka çeşitlerinin yaprak, çiçek, sap, tohum ve kavuz kısımlarının uçucu bileşenleri ve sabit yağ üzerinde kimyasal kompozisyon araştırması gerçekleştirildi. Her iki çeşidin yaprak ve çiçek uçucu yağ ve metanollü ekstreleri biyolojik aktivite değerlendirilmesine tabi tutuldu. Proje kapsamında bitkilerin farklı kısımlarından hidrodistilasyon yöntemi ile uçucu yağları elde edilerek kompozisyonları GC/FID ve GC-MS teknikleri ile araştırıldı. Tüm uçucu yağların ortak özelliği, hekzadekanoik asidin (%32.7-83.6) yağların profilinde dominant olmasıdır. Dodekanoik ve tetradekanoik asitler de yüksek miktarda tespit edildi. Seskiterpen bileşiklerden hekzahidrofarnesil aseton tüm yağlarda saptanırken, trans-kalamenen (%8.3) sadece Güneş çeşidinin yaprağında tespit edildi. Yetiştirme sürecinde arazi şartlarında HS-SPME tekniği uygulanarak canlı bitkinin ürettiği uçucu bileşenleri incelenmiş olup, metil palmitat her iki çeşitte yüksek miktarda bulundu. Bitkinin topraküstü kısmından Folch metodu ile sabit yağ asitleri elde edilerek kompozisyonları gaz kromatografi yöntemiyle araştırıldı. Palmitik (%25.5), linoleik (%17.6) ve linolenik (%25.4) asit ana bileşikler olarak saptandı. Her iki çeşidin çiçek ve yapraklarından metanol kullanılarak maserasyon yöntemiyle elde edilen ekstrelerde toplam fenolik ve toplam flavonoit bileşiklerin miktarları spektrofotometrik olarak tayin edildi. Uçucu yağ ve ekstrelerin in vitro deneylerde serbest radikal süpürme ve demir indirgenme etkileri araştırılarak antioksidan aktiviteleri değerlendirildi. İnce Tabaka Kromatografisi- Otografi ve Ellman metotlarıyla uçucu yağ ve ekstrelerin asetilkolinesteraz enzimi üzerine etkileri araştırıldı. Uçucu yağların serbest radikal süpürme etkisi zayıf olarak (%Inh 9.5-19.9) tespit edilirken, metanollü ekstrelerin yüksek aktivite (IC50 0.019-0.173 mg/mL) gösterdiği saptandı. Yaprak uçucu yağların en etkin (% Inh. 63.9-65.8) şekilde AChE enzimini inhibe ettiği tespit edildi. Anahtar kelimeler: Fagopyrum esculentum, Uçucu yağ, Yağ asitleri, Aktivite, GC-MS.
Uluabat gölünde (Bursa) yaşayan Carassius gibelio (gümüşi havuz balığı) türünün gonat gelişimi ile ilgili kas dokusu yağ asit bileşiminin araştırılması
Bu çalışmada; Uluabat Gölü'nde yaşayan Gümüşi Havuz Balığı (Carassius gibelio Bloch, 1782) türünün kas dokusu yağ asidi bileşiminin gonat gelişimine bağlı olarak incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmada kullanılan cinsel olgunluğa erişmiş Carassius gibelio örnekleri Kasım, Aralık, Şubat, Nisan ve Mayıs aylarında Bursa ili sınırları içinde bulunan Uluabat Gölü'nden yakalanmıştır. Ayrıca deneylerde kullanılan balıklar halkın gıda olarak tükettiği büyüklüktedirler. Gümüşi Havuz Balığı'nın kas lipitleri metanol ve kloroform ile ekstrakte edilmiştir. Yağ asidi metil esterleri ise gaz kromatografisi metoduyla analiz edilmiştir. Gümüşi Havuz Balığı'nın kas dokusunda en çok bulunan yağ asitleri; doymuş yağ asitleri (DYA) içinde palmitik (C16:0) ve stearik (C18:0) asitler, tek çift bağlı doymamış yağ asitleri (TÇBDmYA) içinde oleik (C18:1n9) ve nervonik (C24:1) asitler, çok çift bağlı doymamış yağ asitleri (ÇÇBDmYA) içinde de linoleik (C18:2n6), eikosapentaenoik (EPA, C20:5n3) ve dokosaheksaenoik (DHA, C22:6n3) asitlerdir. Kas dokunun DYA, TÇBDmYA ve ÇÇBDmYA oranları sırası ile %24.67?30.84; %15.89?30.76 ve %27.64?44.49 arasında değişmiştir. Toplam yağ asitleri içinde bulunan EPA+DHA miktarı ise %8.76 ile %34.64 arasında değiştiği tespit edilmiştir. n3 ÇÇBDmYA'nın n6 ÇÇBDmYA'ya oranı ise %2.67 ile %12.23 arasında değişim göstermiştir. Kış aylarında toplam DYA ve TÇBDmYA oranları kademeli olarak azalmasına rağmen ÇÇBDmYA özellikle de n3 ÇÇBDmYA oranları ise artış göstermiştir. Bu sonuç Carassius gibelio'nun kas dokusu yağ asit bileşiminin gonat gelişimi ve çevresel faktörlerden (özellikle su sıcaklığı) önemli derece etkilendiğini göstermektedir. Bu sonuçlar aynı zamanda Carassius gibelio'nun gıda değerinin soğuk kış aylarında daha iyi olduğunu da göstermektedir.
Yağ asitleri ile kardiyovasküler hastalıklar arasındaki ilişkinin farmakolojik açıdan incelenmesi
Yağ asitleri ve kalp-damar hastalıkları arasındaki ilişki uzun yıllardır araştırmalara konu olmakla birlikte henüz tümüyle aydınlatılmış değildir. Bu çalışmanın amacı, yağ asitlerinin kalp-damar hastalıklarının fizyopatolojisindeki rolünün incelenmesi ve kardiyovasküler hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaçların yağ asidi kompozisyonuna etkisinin araştırılmasıdır. Bu amaçla; 98'i kadın, 216'sı erkek olmak üzere toplam 314 katılımcı koroner arter hastalığı, hipertansiyon, kalp yetmezliği ve kontrol gruplarına ayrıldı. Katılımcıların plazma ve eritrosit hücre zarı yağ asitleri gaz kromatografisi-kütle spektrometresi tekniği ile analiz edildi. Hastalık grupları, yağ asidi kompozisyonu açısından kontrol grubu ile ayrı ayrı kıyaslandı. Katılımcıların kullandığı ilaç bilgilerinden hareketle kardiyovasküler sistem ilaçlarının yağ asidi kompozisyonuna etkisi incelendi. Hasta gruplarında pentadekanoik asit, palmitik asit, palmitoleik asit, oleik asit düzeyleri, doymuş yağ asitleri toplamı, tekli doymamış yağ asitleri toplamı ile delta 6 ve delta 9 desatüraz aktivitelerinin kontrol grubuna göre daha yüksek olduğu görüldü. Bunun aksine linoleik asit ve dokozahekzaenoik asit seviyeleri, çoklu doymamış yağ asitleri toplamı ve Omega 3 İndeksi kontrol grubuna göre daha düşük bulundu. Her bir yağ asidi için hasta ve kontrol grupları arasındaki düzey farklılıklarının sabit olmadığı gözlendi. Dolayısıyla, toplam veya gruplandırılmış yağ asidi düzeyi ifadelerinin tek başına yeterli olmadığı, tüm kompozisyonun incelenmesi gerektiği görüldü. İlaçların yağ asitlerine etkisiyle ilgili analizde beta bloker, diüretik ve trombosit topaklanmasını önleyen ilaçların yağ asidi düzeylerini etkilediği tespit edildi. Sonuç olarak yağ asidi kompozisyon değişikliklerinin koroner arter hastalığı, hipertansiyon ve kalp yetmezliği ile ilişkili olduğu ve kardiyovasküler sistem ilaçlarının yağ asidi kompozisyonunu değiştirebileceği yorumu yapıldı.
Investigation of changes in lipoprotein and blood lipid profiles in obese individuals taking omega 3 supplement in Karbala city
The aim of this study; research the effect of omega-3 fatty acids which intervene on the lipid profile, In the present study, 20 obese (class I) individuals will be enrolled. Their body mass index (BMI) should be between a little high and the triglyceride (TG) level should be more than 150 mg/dL. The Omega-3 fatty acid is a rich source of eicosatetraenoic acid (EPA) and docosahexaenoic acid (DHA). Age had no significant statistically significant differences. Weight had statistically significant differences, which indicates the importance of omega in metabolic processes. Total lipids and triglycerides had a clear effect after study participants received omega-3, thereby it reduces the risk of cardiovascular diseases. Vit D levels improved significantly after omega administration. In the case of severe hypertriglyceridemia, evidence suggests that omega-3 fatty acids can be used as a nutrient that lowers TG, which includes fibrates, niacin, and omega-3 fatty acids (OM3FAs). Supplements such as omega-3 fatty acids can effectively reduce the abnormal lipid profile
Salisilik asit ve metil jasmonat uygulamalarının Merzifon karası üzüm çeşidinde bazı biyokimyasal özellikler üzerine etkileri
Gittikçe artan nüfus, değişen yaşam şekilleri ve tüketici talepleri ve bilinçli tüketici sayısındaki artış, mevcut kaynakların verimli kullanımı ile birlikte ürünlerde kalite artışını ve iyileştirmeleri zorunlu kılmaktadır. Bilinçli tüketiciler sağlıklı yaşam konusunda hassas davranmakta, hem hastalıklara karşı koruyucu/tedavi edici hem de besin ihtiyacını giderici doğal ürünlere yönelmektedirler. Meyve ve sebzelerin içermiş oldukları bazı bileşiklerin insan sağlığı üzerinde olumlu etkiler gösterdikleri bilinmektedir. Üzüm de başta fenolik bileşikler olmak üzere özellikle antioksidan etkili bileşenlerce zengin olması ve yüksek besleyici değeri ile bu meyveler içerisinde yer almaktadır. Bu nedenle son yıllarda farklı üzüm ekstraktları gıda, sağlık, kozmetik gibi alanlarda ortaya çıkmaktadır. Bu şekilde zengin içeriğe sahip ürünlerde bu bileşimin korunması, ekstraksiyon kayıplarının minimuma indirilmesi için farklı metotlar kullanılabildiği gibi, daha ekstrakta dönüşmeden asıl kaynağın bu bileşenleri daha yüksek miktarlarda sentezlemesini sağlamak da mümkündür. Bitkilerde bu bileşenlerin üretilmesinde içsel hormonların özellikle farklı sinyal mekanizmalarını da harekete geçirerek etkili oldukları bilinmektedir. Bu tez çalışması ile 1103 Paulsen Amerikan asma anacına aşılı Merzifon Karası üzüm çeşidinde birer hormon olan Jasmonik Asit (JA)'in metil esteri olan metil jasmonat (MeJA) ve Salisilik Asit (SA)'in bu amaçla kullanım potansiyeli değerlendirilmiştir. Omcalara ben düşme döneminden hemen sonra bir kez (tek uygulama) ve ben düşmeden hemen sonra ve ondan 15 gün sonra olmak üzere iki kez (iki uygulama) sprey formunda (0; 1; 2,5 ve 5 mM'lık dozlarda) uygulama yapılmıştır. Hasat döneminde salkımlar hasat edilmiş ve üzüm tanelerinde toplam fenolik bileşik, toplam flavonol, toplam flavanol, antosiyanin, fenolik bileşikler, amino asit ve organik asit içerikleri ile üzüm çekirdeklerinde yağ asit miktarları belirlenmiştir. Araştırmada sonuçları MeJA ve SA'nın üzümde tane kompozisyonunu zenginleştirme yönünde son derece etkili uygulamalar olduğunu ortaya koymuştur.
Sepsis hastalarında total parenteral nutrisyonda lipid seçiminin proinflamatuar sitokinler üzerine etkisi
Amaç: Bu çalışmada, Yoğun Bakımda sepsis tanısı olan hastalarda MCT/LCT, LCT/ω-9 ve MCT/LCT, ω-3, ω-9 lipid içeren parenteral nutrisyon ile beslenen hastalardaki inflamatuar sitokin düzeylerinin karşılaştırılması amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya; 18 yaş üzeri, sepsis tanısı almış, total parenteral nutrisyon desteği alan toplam 30 hasta dahil edildi. Sepsis tanısı; ispatlanmış bir enfeksiyon kaynağı ile SIRS (taşikardi, takipne, ateş, lökositoz) kriterlerinin birleşimi olarak kabul edildi. Hastalar parenteral nutrisyon içeriği olarak randomizasyon ile 3 gruba ayrıldı: GRUP A: (n:10), 1g/kg MCT/LCT içeren TPN; GRUP B: (n:10), 1 g/kg LCT ve ω-9 içeren TPN; GRUP C: (n:10), 1g/kg MCT/LCT, ω-9 , ω-3 içeren TPN. Çalışmaya dahil edilen hastaların beslenmeye ilk başladıkları gün 0. gün olarak alındı. 0,3 ve 5. günlerde kan örnekleri toplanarak; TNF-α, IL-1, IL-6, ve IL-8 değerlerine bakıldı. Hastalarda gelişen yan etkiler kaydedildi. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 30 hastanın ortanca yaşı 52 (19-81); cinsiyet dağılımı incelendiğinde hastaların % 80‟i (24 kişi) erkektir. Hastaların ortalama vücut kitle indeksleri 25.1±3.3 kg/cm2 dir. Hastaların SOFA skor dağılımı incelendiğinde ortanca 5 (4-9) olduğu saptanmıştır. Hastaların başlangıç, üçüncü ve beşinci günlerde ölçülen IL-1, IL-6, IL-8 ve TNF-α dağılımlarının gruplara göre zamana bağlı değişimi incelenmiştir. Ancak istatistik olarak anlamlı fark elde edilememiştir (p > 0.05). Sonuç: Çalışmamızın sonucunda, total parenteral nütrisyonun bir komponenti olarak uygulanan hem MCT/LCT, hem LCT/ω9 hem de MCT/LCT- ω 9- ω 3 karşılaştırıldığında sepsiste proinflamatuar sitokin düzeyi açısından birbirlerine üstün olmadıkları, ayrıca proinflamatuar sitokinlerin artışına da yol açmadıkları gösterilmiştir. Anahtar Kelimeler: Sepsis, lipid, total parenteral nutrisyon.
Varroa destructor ile doğal enfeste bal arısı (Apis mellifera) kolonilerinde sentetik piretroid, organik asit ve esansiyel yağ asit etkinliğinin karşılaştırılması
Varroa destructor, arı sağlığına doğrudan ve dolaylı olarak etki eden ve koloni kayıplarına yol açan önemli bir arı ektoparazitidir. Bu ektoparazite karşı, kimyasal, biyolojik, genetik ve hormonal mücadele yöntemleri bulunmaktadır. Bu yöntemler içerisinde en etkili olanı kimyasal mücadeledir. Fakat kimyasal mücadele yöntemlerinin arı ürünlerinde kalıntı bırakması ve akarların bu ilaçlara direnç geliştirmesinden dolayı alternatif çözümler aranmaya başlanmıştır. Okzalik asit ile timol kalıntı bırakmaması ve Varroa üzerinde yüksek etkinliğe sahip olmalarından dolayı en sık kullanılan alternatif yöntemlerdir. Bu araştırmada her grupta (flumethrin, okzalik asit, timol ve kontrol) 9 koloni olacak şekilde toplam 36 adet kolonide çalışıldı. Çalışma sonuçlarında; ilaçlar arasında ilkbahar ve sonbahar dönemlerine göre, günlere göre, aynı sezon içerisindeki günlere göre düşen varroa sayıları arasında önemli istatistiki farklılıklar tespit edilmiştir. Yüzde değişim formülüne göre ilaç etkinlikleri; sonbahar döneminde flumethrin %85, okzalik asit %80, Timol %87 ve ilkbahar döneminde flumethrin %75, okzalik asit %68, timol %84 olarak bulunmuştur. Bu çalışmanın sonuçları flumethrin uzun süreli, okzalik asit ve timol kısa süreli varroa mücadelesinde başarılı olduğu göstermektedir. Timol'ün kullanımında ise sıcaklık faktörünün önemli olduğu, kontrolsüz kullanımında koloni çökmesi gibi istenmeyen etkiler oluşturduğu tespit edilmiştir. Sonuç olarak araştırmamız, bu ilaçların birbirlerinin alternatifi olarak değil koloniye göre birlikte varroa mücadelesinde kullanılması gerekliği ortaya konulmuştur. Anahtar kelimeler; Apis mellifera, Bal arısı, flumethrin, okzalik asit, timol, Varroa destructor.
Çukurova koşullarında yetiştirilen bazı virginia tipi yerfıstığı çeşitlerinin önemli kalite özelliklerinin belirlenmesi
Bu araştırma, Çukurova bölgesi ana ürün koşullarında bazı Virginia tipi yerfıstığı çeşitlerinin kalite özelliklerini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Çalışma Ç.Ü.Z.F Tarla Bitkileri Bölümü deneme arazisinde 2018 yılında yürütülmüştür. Denemelerde materyal olarak Arıoğlu-2003, Batem-Cihangir, Batem-5025, Brantley, Flower -22, Halisbey, NC-7, NCV-11, Osmaniye 2005, Sultan ve Wilson yerfıstığı çeşitleri kullanılmıştır. Denemede dekara meyve verimi, yağ oranı, yağ verimi, protein oranı, palmitik asit oranı, stearik asit oranı, oleik asit oranı, linoleik asit oranı, linolenik asit oranı, gadoleik asit oranı, araşidik asit oranı, behenik asit oranı, lignoserik asit oranı, O/L oranı, iyodin değeri incelenmiştir. Elde edilen verilere göre, yerfıstığı çeşitlerinin, yağ oranı %47.7 ile %43.5, oleik asit içeriği %79.53 ile %48.58, linoleik asit içeriği %31.24 ile %3.24, linolenik asit içeriği %0.598 ile 0.045 arasında değişim göstermiştir. Dekara meyve verimi değerleri ise 864.0-380.4 kg/da arasında değişim göstermiştir. En yüksek meyve verimi değeri Sultan yerfıstığı çeşidinden elde edilmiştir.
Piyasada tüketime sunulan karpuz çekirdeğinin yağ asidi örüntüsü, mineral ve makro besin öğeleri içeriğinin saptanması
Bu çalışma, tüketim amacıyla piyasaya sunulan karpuz çekirdeklerinin makro besin öğeleri, yağ asit örüntüsü ve bazı minerallerinin saptanması amacıyla yapılmıştır. Numuneler Siirt, Şanlıurfa ve Nevşehir illerindeki üreticilerden temin edilmiştir. Deneysel olan bu çalışmada tüm analizler AOAC metotlarına göre yapılmıştır. Veriler tek yönlü varyans analizi metodu (One-way ANOVA) ile değerlendirilmiştir. Analiz sonucu değişkenler arasında görülen farklılığın belirlenmesi için Tukey çoklu karşılaştırma testi uygulanmıştır. Elde edilen bulgulara göre Siirt ili çekirdekleri, diğer iller göre daha yüksek oranda yağ, protein, nem ve kül (sırasıyla %50,63±0,57, %31,46±2,54, %2,57±0,14, %3,70±0,13) içerirken, Şanlıurfa ili çekirdeklerinin ham lif içeriği (%5,69±0,22) diğer illere göre daha yüksektir. Siirt, Şanlıurfa ve Nevşehir çekirdeklerinin karbonhidrat miktarları sırasıyla %6,52 %8,12 ve %8,79; enerji miktarları ise sırasıyla 607,59 kkal/100g, 600,91 kkal/100g ve 612,98 kkal/100g'dır. Siirt, Şanlıurfa ve Nevşehir çekirdekleri, en fazla linoleik asit (sırasıyla %42,73±0,40, %46,83±0,06, %43,77±0,03) içerirken, en az araşidonik asit (sırasıyla %0,90±0,03, %0,78±0,01, %0,85±0,01) içermektedir. Karpuz çekirdeğinin içerdiği yağ asitleri gruplandırıldığında, en az tekli doymamış yağ asidi (Siirt %23,08, Şanlıurfa %20,08, Nevşehir %23,38), en fazla çoklu doymamış yağ asidi (Siirt %42,73, Şanlıurfa %46,83, Nevşehir %43,77) içermektedir. Tüm numunelerde mineral olarak potasyum içeriği en yüksek miktarda bulunurken (Siirt 601,59±0,07 mg/100g, Şanlıurfa 601,37±0,05 mg/100g, Nevşehir 608,39±0,03 mg/100g), en az nikel minerali (Siirt 0,18±0,01 mg/100g, Şanlıurfa 0,15±0,00 mg/100g, Nevşehir 0,11±0,01 mg/100g) içerdiği saptanmıştır. Hiçbir numune bakır içermemektedir. Protein hariç, karpuz çekirdeklerinin diğer tüm besin öğelerinde şehirlerarası farklılık anlamlıdır (p<0,05). Bu çalışmadan elde edilen sonuçlara göre ülkemizin Güneydoğu Anadolu bölgesinde tüketimi oldukça fazla olan karpuz çekirdeklerinin besin örüntüsünün oldukça değerli olduğu belirlenmiştir.
Farklı tuzluluk oranlarında azot ve fosfor sınırlamalarının mikroalg Tetraselmis suecica'nın lipid ve yağ asitlerine etkisi
Farklı tuzluluk oranlarında azot ve fosfor sınırlamalarının, laboratuvar ortamında kültüre alınan Chlorodendrophyceae sınıfından, mikroalg Tetraselmis suecica'nın klorofil a, kuru madde, optik yoğunluk, protein, lipid ve yağ asidi içeriklerine etkisini belirlemek üzere yürütülen çalışmada ‰15, 30 ve 45 tuzluluk oranlarında %50 N ve %50 P eksiltilmesi uygulanmıştır. Uygulanan muamele gruplarında belirlenen en düşük büyüme %50 N(-) içeren kültürde belirlenmiştir. En yüksek lipid oranı %39.8±1 ile %50 N(-) kültürde belirlenirken buna en yakın oran %34.6 ile %50 P(-) kültürde belirlenmiştir. Doymamış yağ asitleri (PUFA) içerikleri en yüksek %50 P(-) içeren gruplarda belirlenmiştir. Protein değeri ‰30 tuzlulukta %50 P(-) grupta %22.3 ve %50 N(-) grupta %15.7 olarak belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Tetraselmis suecica, büyüme, tuzluluk, lipid, protein, yağ asitleri, N sınırlaması, P sınırlaması
Characteristics of Gemlik variety at different harvesting periods under drought conditions
Olive oil is one of the oldest edible oils, derived from the fruit of the Olea europaea L. tree. The oils' characteristics such as (taste, colour and smell) which depend on various factors such as the type of olive, soil, irrigation, climatic conditions, harvest date etc. Extra-virgin olive oils were acquired for this study from the Gemlik olive variety which is one of Turkey's popular variety, during various ripening stages (about1.5, 2.5, 3.5 and 4.5 maturity index values). Pomological analysis (such as fruit width, fruit lenth, flesh to stone ratio), oil content, moisture content, total phenol and L*, a*, b*, fatty acids, phenolic compounds and volatiles were determined. The olive oil produced was at the ideal stage when maturity (3.5 maturity index). In all oil samples, oleic acid predominated, followed by palmitic and linoleic fatty acids. In this research, five individual phenolic compounds were identified and quantified as caffeic acid, ferrulic acid, luteolin acid. p-coumaric acid and oleuropein during four different harvesting periods and oleuropein was detected as dominant compound.
The effect of ultrasound on the quality of peeled and unpeeled walnut kernel beverage
In this study, the functional features, physicochemical properties, quality attributes, flavor characteristics, and storage stability of peeled and unpeeled walnut beverages were studied after being treated with ultrasound (25 kHz at 100 W for 10 minutes). The results showed that gallic acid, ellagic acid, sugars, particle size, viscosity, L*value, a*value, whiteness index, and E* (color difference) all increased after storage (4°C, 180 days), while total phenolic content, DPPH, FRAP, b*value, C* values reduced significantly. The total phenolic content of unpeeled walnut beverages was notably higher (3 folds) than peeled walnut beverages. The highest FRAP values were determined in unpeeled ultrasonicated (UPUS) samples. The peeled ultrasonicated (PUS) samples exhibited the lowest D4,3 value (96 μm), whereas peeled control (PC) samples showed the highest D4,3 value (198.67 μm). The PC samples had the highest concentration of linoleic acid (60.71 - 64.65%), whereas UPUS had the lowest. Ellagic and gallic acid was the most abundant phenolic compounds in all the walnut beverage samples. Sucrose, followed by fructose and glucose sugars, increased with storage, and sucrose was shown to be the most prevalent basic sugar component of walnut beverages. Among the analyzed samples, UPC had the greatest magnesium (Mg) level at 95.92 mg/L, while PUS had the lowest at 70.80 mg/L. The PC samples were more appreciated, and the most liked.
Kısa, orta, uzun zincirli yağ asitlerinin osteokalsin, leptin ve insülin düzeylerine etkilerinin araştırılması
Pankreas beta hücrelerinden salınan insülin, kemik dokuda hem aktif hem de inaktif osteokalsin ve yağ dokusunda salınan leptin ile ilgili çok sayıda çalışma mevcuttur. Fakat kombine kısa, orta ve uzun yağ asitlerinin osteokalsin, leptin ve insülinin serum/doku konsantrasyonuna etkilerine dair veriler azdır. Bütürik asit, kaprilik asit ve oleik asidin kombine kullanımının osteokalsin, leptin ve insülin salgılanması üzerindeki etkilerini araştırmayı amaçlamaktadır. Çalışmada 49 adet erkek wistar cinsi sıçan kullanıldı. Sıçanlar rastgele kontrol grubu, bütirik asit grubu, kaprilik asit grubu, oleik asit grubu, bütirik asit+kaprilik asit grubu, bütirik asit+oleik asit grubu ve kaprilik asit+oleik asit grubu olmak üzere 7 gruba ayrıldı. 21 gün süresince oral olarak yağ asidi uygulandı. Çalışma sonunda sıçanlardan alınan serum örneklerinden osteokalsin, insülin ve leptin düzeyleri ELİSA yöntemi ile belirlendi. Sadece bütürik asit uygulanan grupta osteokalsin ve leptin seviyesi yüksek bulunurken, kombine kaprilik asit+oleik asit uygulanan grupta insülün seviyesi daha yüksek bulundu. Kaprilik asit uygulanan grubun kan glukoz seviyesi diğer gruplara göre daha yüksek olarak saptandı. Sonuç olarak, osteokalsin, leptin ve insülin arasındaki ilişki oldukça karmaşıktır. Farklı çalışmalar, osteokalsinin leptin direnci üzerinde etkili olabileceğini, farklı türdeki yağ asitlerinin özellikle kısa zincirli yağ asitlerinin tüketiminin osteokalsin salınımını artırarak insülin duyarlılığına katkıda bulunabileceğini, leptin direncinin azaltılmasına yardımcı olabileceğini ve osteokalsinin insülin direncini azaltabileceğini göstermektedir.
Uzun, orta ve kısa zincirli yağ asitlerinin nesfatin-1, omentin, adropin, leptin ve ghrelin düzeyleri üzerine etkilerinin araştırılması
Nesfatin-1, omentin, adropin, leptin ve ghrelin ile ilgili yapılmış çok sayıda çalışma mevcuttur fakat uzun, orta ve kısa zincirli yağ asitlerinin kandaki nesfatin-1, omentin, adropin, leptin ve ghrelin serum/doku konsantrasyonuna etkilerine dair veriler azdır. Bu çalışma Bütürik asit, kaprilik asit ve oleik asidin kombine kullanımının nesfatin-1, omentin, adropin, leptin ve ghrelin salgılanması üzerindeki etkilerini araştırmayı amaçlamaktadır. Çalışmada 49 adet erkek wistar cinsi sıçan kullanıldı. Sıçanlar rastgele kontrol grubu, bütirik asit grubu, kaprilik asit grubu, oleik asit grubu, bütirik asit+kaprilik asit grubu, bütirik asit+oleik asit grubu ve kaprilik asit+oleik asit grubu olmak üzere 7 gruba ayrıldı. 21 gün süresince oral olarak yağ asidi uygulandı. Çalışma sonunda sıçanlardan alınan serum örneklerinden nesfatin-1, omentin, adropin, leptin ve ghrelin düzeyleri ELİSA yöntemi ile belirlendi. Gruplar nesfatin-1, omentin, adropin, leptin ve ghrelin seviyesi bakımından karşılaştırıldığında bütirik asit grubunun nesfatin-1, omentin, adropin, leptin ve ghrelin seviyesi değerlerinin diğer gruplardan daha yüksek olduğu görüldü. Gruplar daha ayrıntılı incelendiğinde Kontrol grubunun deney sonrası ortalama ağırlık değerlerinin deney öncesi ortalama ağırlık değerlerinden istatistiksel olarak daha yüksek olduğu belirlendi (p=0,0002). Diğer gruplarda ise istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı (p>0,05).Sonuç olarak bütirik asit kullanımının serum protein düzeylerinde artışa yol açabileceği fakat kilo kaybında anlamlı bir etkisinin bulunmadığı görülmüştür.
Stability of butter oils
ABSTRACT STABILITY OF BUTTER OILS ÖZBAYRAM, Oya M.Sc. in Food Engineering Supervisor: Assoc. Prof.Dr. Ahmet KAYA August 2000, 65 pages The physical and chemical characteristics and thermal stability of butter oils produced from sheep's and cow's milk by using different production methods were studied. Thermal stability of samples was estimated by using Accelerated Shelf-life Testing Method. Results were compared for sheep's butter oils produced from (i) pasteurized and nonpasteurized milk, (ii) pasteurized milk and sweet yogurt and (iii) sweet and sour yogurt, and for cow's butter oils produced from (i) pasteurized milk and sweet yogurt, (ii) sweet and sour yogurt, and(iii) sweet yogurt using 3 and 6 h of melting. Samples were stored at 60, 70 and 80°C in the dark and the reaction was monitored by measuring peroxide, thiobarbituric acid and free fatty acid values. The peroxide. and thiobarbituric acid values increased as the temperature increased. The increase of the acid value of all samples was not significant. A slight increase in free fatty acid value showed that hydrolytic reaction was not responsible for the deterioration of butter oil samples in thermal stability studies. Oxidative changes compared to hydrolytic changes was of greater significance in thermal stability of butter oil samples. Thermal stability was highest in butter oil produced from sweet yogurt (27.0 days at 60°C) using sheep's milk. Butter oil produced from sweet yogurt using 6 h of melting time had higher thermal stability (37. 1 days at 60°C) when it was compared to the other butter oils prepared from cow's milk. Butter oil produced from cow's milk had higherthermal stability than that sheep's milk. Thermal stabilities were highest in butter oils produced in November and December. Activation energies were estimated from PV data using Arrhenius equation. Keywords: butter oil, thermal stability, accelerated shelf-life testing, peroxide value, thiobarbituric acid value, free fatty acid value. m
Kozmetik amacıyla kullanılan bazı bitkisel yağların yağ asidi bileşimlerinin analizi
Bu çalışmada kozmetik amaçlı kullanılan bitkisel yağların yağ asidi bileşimlerinin analizi yapılmıştır. Gaz kromatografisi-kütle spektrometresi (GC-MS) kullanılarak bitkisel yağlardaki yağ asitleri kalitatif ve kantitatif olarak analiz edilmiştir. Bu analizde, bir aktardan temin edilen avokado, jojoba, üzüm çekirdeği, kayısı çekirdeği yağları ve bir kozmetik fabrikasından temin edilen baobab yağı örnekleri kullanılmıştır. Yağlar KOH hidrolizi ile uçucu metil esterleri haline dönüştürüldükten sonra Metanol/BF3 ile türevlendirilmiştir. Türevlendirme işleminden hemen sonra yağlar GC-MS ile analiz edilmiştir. Sonuç olarak avokado, kayısı çekirdeği ve baobab yağlarının oleik asit (18:1) yönünden, üzüm çekirdeği yağının linoleik asit (18:2) yönünden, jojoba yağının eikosanoik asit (20:0) yönünden zengin olduğu bulunmuştur. Ayrıca zeytinyağı ve ayçiçek yağlarının analizleri yapılmış ve analiz sonuçları numune yağların sonuçları ile karşılaştırılmıştır. Avokado yağının zeytinyağı ile, üzüm çekirdeği yağının da ayçiçek yağı ile yağ asidi profillerinin benzer olduğu bulunmuştur. Yapılan analizler sonucunda yağ örneklerinin çeşitli cilt problemlerinde kullanılan tekli doymamış (oleik asit) ve ?-3, ?-6 yağ asitlerince zengin olduğu görülmüştür.
Keban baraj gölü Aydıncık (Elazığ) bölgesinden temin edilen Capoeta trutta, Luciobarbus mystaceus ve Luciobarbus esocinus'un yağ asitleri kompozisyonu, kolesterol ve yağda eriyen vitamin düzeylerinin belirlenmesi
Bu yüksek lisans tezinde, Keban Baraj Gölü, Aydıncık bölgesinde yaşayan ve ekonomik olarak avcılıkları yapılan Luciobarbus esocinus, Capoeta trutta ve Luciobarbus mystaceus tatlı su balıklarında kas dokusunda yağ asitleri kompozisyonu, n-3/n-6 yağ asidi oranı, kolesterol ve yağda eriyen vitamin düzeyleri araştırıldı. Yağ asidi metil esterleri gaz kromatografisinde, kolesterol ve yağda eriyen vitamin düzeyleri ise yüksek performanslı sıvı kromatografi cihazı (HPLC) ile analiz edildi. Analizler için her balık türünden altı adet kullanıldı. Doymuş yağ asitleri (SFA) içerisinde, palmitik asitin (C16:0) en yüksek miktarda olduğu belirlenirken C. trutta ve L. mystaceus türlerinde palmitik asit (C16:0) sırasıyla %18,07, %19,39 olarak belirlendi ve aralarındaki farkın istatistisel olarak önemli olmadığı göürüldü (P>0,05). Tekli doymamış yağ asitleri (MUFA) içerisinde oleik asit (C18:1 n-9) ve palmitoleik asitin (C16:1 n-7) en yüksek miktarda olduğu bulundu. Total MUFA miktarı (%) L. esocinus, C. trutta ve L. Mystaceus türlerinde sırasıyla 33,93, 24,57 ve 31,75 olarak belirlendi. Çoklu doymamış yağ asitleri (PUFA) içerisinde ise eikosapentaenoik asit (EPA, C20:5n-3) Capoeta trutta'da diğer balık türlerine göre istatistiksel olarak önemli düzeyde (P<0,05) yüksek bulunurken (%14,84) dokosahekzanoik asit (DHA, C22:6n-3) miktarı en yüksek düzeyde L. mystaceus'da belirlendi (%20,43). Total n-3/n-6 PUFA oranının en yüksek düzeyi %4,64 ile C. trutta için belirlenirken n-3 serisi yağ asitlerinden EPA ve DHA toplamının da %31,74 ile C. trutta türünde istatistiksel olarak önemli düzeyde diğer türlerden yüksek olduğu belirlendi (P<0,05). Diğer taraftan, araşidonik asit bakımından türler arasında istatistiksel olarak fark görülmedi (P>0,05). Türlerin yağda eriyen vitamin ve kolesterol düzeyleri karşılaştırıldığında δ-tokopherol, α- tokopherol, D3, K1, K2 ve kolesterol miktarları aralarındaki farkın türler arasında istatistiksel olarak önemli farklılık göstermediği görüldü (P>0,05). Vitamin D2 ve retinol miktarlarının (sırasıyla; 5,22μg/g ve 3,66 μg/g) L. mystaceus türünde diğer türlerden daha yüksek düzeyde olduğu gözlemlendi. Sonuç olarak, bu tez çalışması Keban Baraj Gölü Aydıncık bölgesinde yaşayan L. esocinus, C. trutta ve L. mystaceus türlerinin yağ asitleri, n-3/n-6 PUFA, PUFA/SFA oranı, vitamin miktarları ve kolesterol bakımından değerli bir besin kaynağı olduğunu gösterdi.
Bazı Juniperus taksonlarının uçucu yağlarının GC-MS analizi
Bu çalışmada Kastamonu'da yabani olarak yayılış gösteren J. oxycedrus L., J. excelsa Bieb., J. communis L. var. nana Syme., J. sabina L. türlerinin iğne yaprak ve meyvelerinin hidrodistilasyon ile elde edilen uçucu yağlarının verimliliği ve hidrosolleride dahil kimyasal madde içerikleri GC-MS analizi ile tesbit edilmiştir. Yaprak ve meyve örnekleri Kastamonu sınırları içinden yayılış gösterdikleri bölgelerden toplanmıştır. Meyve ve yaprak materyallerinde uçucu yağların verimlilik oranları yaklaşık %(m/y), J. oxycedrus'de %0,85/0,40, J. excelsa'da %1,20/0,90 , J. nana'da %1,95/1,50 , J. sabina'da %1,93/2,30 olarak tesbit edilmiştir. GC-MS analizi sonuçlarına göre 4 juniperus spp. türünün meyve (m), meyve hidrosolü (mh) yaprak (y) ve yaprak hidrosolü (yh) içeriklerindeki %2'nin üstündeki ana uçucu bileşenler sıralanmıştır. J. oxycedrus (m)'de, myrcene %36,75 / α-pinen %31,40 / germacrene-D %11,47 / limonene %3,58 / caryophyllene %2,74; (mh)'de, α-terpıneol %21,23 / (R)-linalool %19,79 / terpinen-4-ol %19,71 / l-Verbenone %5,41; (y)'da, α-pinen %21,67 / limonene %21,26 / caryophyllene oxide %5,53 / germacrene-D %4,44; (yh)'de, trans-carveol %16,94 / 1-verbenone %10,55 / α-terpıneol %8,41 / cuminyl acetate %7,38 / carveol %5,06. J. excelsa (m)'de, α-pinen %80,91 / α-cedrol %2,52 / myrcene %2,23; (mh)'de, verbenol %23,19 / verbenone %22,33 / pinocarveol %13.64 / α-phellandren-8-ol %10,17 / cis-carveol %5,28; (y)'de, (+)-α-pinene %58,98 / α-cedrol %14,52 / -cedrene %2,58; (yh)'de, verbenone %25,26 / %16,75 / - fenchyl alcohol %10,46 / pinocarveol %7,14. J. communis var. nana (m)'de, germacrene-D %24,48 / germacrene B %8,92 / α-pinene %7,24 / D-limonene %6,03 / -myrcene %5,68 / -elemene %4,29 / α-humulene (CAS) %4,21 / caryophyllene %3,94 / 1(10),5-germacradien-4-ol %3,94 / sabinene %2,68; (mh)'de, terpinen-4-ol %47,52 / α-terpıneol %18,28 / 9-Dodecyn-1-ol %4,28; (y)'da, α-pinene %27,97 / germacrene-d %13,86 / -3-carene %11,62 / D-limonene %6,00 / -myrcene %3,72; (yh)'de, Silane, diethylheptyloxyoctadecyloxy- %42,50 / terpinen-4-ol %23,68 / silane, diethylheptyloxyoctadecyloxy- %10,80 / α-terpıneol %5,18. J. sabina (m)'de, sabinene %48,89 / terpinen-4-ol %11,27 / myrcene %6,64 / trans-sabinol %4,59 / -terpinene %3,86 / α-pinene %3,38; (mh)'de, terpinen-4-ol %73,82 / α-terpıneol %4,22 / p-2-menthen-1-ol %2,76; (y)'de, trans-sabinol %35,73 / thujone %25,08 / sabinene %12,53 / 3-thujanone %5,76 / myrcene %2,78; (yh)'de, α-thujone %43,14 / terpinen-4-ol %13,73 / 3-thujanone %11,41 / trans sabinol %9,63 / cıs-sabınol %5,56 / linalool %3,69 / linalool oxide cis %3,22 ANAHTAR KELİMELER: Ardıç, Uçucu yağ, Hidrosol, Hidrodistilasyon, GC-MS, Yağ asitleri
Farklı mikroalg türlerinin ve konsantrasyonlarının rotifer (Brachionus plicatilis) büyümesine ve biyokimyasal yapısına etkisinin araştırılması
Bu çalışmanın amacı farklı mikroalglerin (Nannochloropsis sp. ve Chlorella sp.) farklı konsantrasyonlarının rotifer (Brachionus plicatilis) büyümesine ve biyokimyasal yapısına etkisinin belirlenmesidir. Rotiferler, Nannochloropsis sp. türü için N10:10x106; N20:20x106; N30:30x106 hücre/ml ve Chlorella sp. türü için C3:3x106; C6:6x106; C9:9x106 hücre/ml yoğunlukları sabit tutularak eksilen mikroalg miktarı kadar ekleme yapılarak beslenmiştir. Her bir deneme grubuna 200 birey/ml yoğunlukta ekim yapılarak üç tekerrürlü olarak çalışma başlatılmıştır. Çalışma 5 gün süreyle yürütülmüştür. Çalışma süresi boyunca, her deneme grubunun popülasyon parametreleri olan birey sayısı, yumurtalı birey sayısı ve oranı, büyüme hızı, ikilenme zamanı ve günlük rotifer üretimi hesaplanmıştır. Çalışmanın sonunda rotiferler hasat edilerek biyokimyasal analizler, aminoasit ve yağ asitleri analizleri yapılmıştır. Popülasyon parametrelerinde en yüksek değerler, birey sayısı 1047±20,90 birey/ml, yumurtalı birey sayısı 555±9,0 birey/ml, büyüme hızı 0,41±0,01 bölünme/gün, ikilenme zamanı 1,68±0,02 gün, günlük rotifer üretimi 211,75±5,23 birey/ml/gün N30 grubunda 4.günde belirlenmiştir. Ham protein oranlarında en yüksek oranı %54,41 ile N30 grubu vermiştir. Ham yağda en yüksek orana N30 grubunda %34,5, toplam yağ asitlerinde en yüksek oran %70,69 ile N20 grubunda bulunmuştur. Esansiyel aminoasitlerde ise %68,31 ile en iyi verim N20 grubunda tespit edilmiştir. Sonuç olarak hem popülasyon büyümesi hem de biyokimyasal yapı değerlendirildiğinde en yüksek performansı veren grup N30:30x106 hücre/ml yoğunlukla beslenen grup olmuştur.
Ligula intestinalis (Cestoda: Pseudophyllidea) ile enfekte Acanthobrama marmid (Heckel, 1843)'lerin kas dokularındaki bazı yağ asitleri kompozisyonu ile element düzeylerinin araştırılması
Keban Baraj Gölü Koçkale Bölgesi'nden temin edilen 586 adet Acanthobrama marmid parazitolojik olarak Ligula intestinalis yönünden incelenmistir. A. marmid'lerin 52 tanesinde L. intestinalis tespit edilmiştir. Parazitin yaygınlığı % 8,87, ortalama yoğunluğu 9,34 ve ortalama bolluğu 0,83 olarak hesaplanmıştır. Ortalama ağırlıkları 61,4±28,6 g ve ortalama uzunlukları 17,05 ± 2,65 cm olan 40 adet parazitle enfekte olmayan, 40 adet parazitle enfekte olan olmak üzere toplam 80 adet balık belirlenmiştir. Balıkların kas dokularındaki bazı element düzlerini belirlemek için indüktif eşleşmiş plazma-kütle spektroskopisi (ICP-MS) kullanılmıştır. Balık dokuları Cr, Fe, Co, Cu, Zn, As, Cd, Pb, Ni ve Hg yönünden incelenmiştir. Bu elementlerden Ni ve Hg çok az sayıda balıkta ve eser miktarda bulunmuştur. Parazitle enfekte olan ve enfekte olmayan balık dokularındaki Fe, Cr, Co, As ve Hg düzeyleri arasında anlamlı bir fark gözlenmiştir (p<0,05). Cu, Zn, Ni, Cd ve Pb düzeyleri arasında anlamlı bir fark gözlenmemiştir (p>0,05). Ligula ile enfekte balıkların kas dokusundaki element düzeyleri ile Ligulanın vücut dokularındaki Zn, Cu, Co, As, Pb, Ni ve Hg düzeyleri arasında anlamlı bir fark gözlenmiştir (p<0,05). Cr, Fe ve Cd düzeyleri arasında anlamlı bir fark gözlenmemiştir (p>0,05). Balık dokularında yağ asit düzeylerini belirmek amacıyla gaz kromatografisi - kütle spektrometresi (GC-MS) kullanılmıştır. Balık dokusu yağ asidi kompozisyonun, zengin bir yağ asidi çeşitliliğinden oluştuğu tespit edilmiştir. A. marmid'lerin kas dokusundaki doymuş yağ asit düzeyleri, tekli ve çoklu doymamış yağ asit düzeylerine göre enfekte olan balık ile olmayan balık arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark gözlenmiştir (p<0,05). Ancak, omega 3 ve omega 6 yağ asidi düzeylerine göre enfekte olan balık ile olmayan balık arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark gözlenmemiştir (p>0,05). Bu çalışmada n-3/n-6 oranını enfekte balıklarda 1,52, enfete olmayan balıklarda ise 1,07 olarak bulunmuştur.
Egzersiz ile birlikte nar-siyah havuç suyu karışımı kullanımının yağ asitleri ve mineral metabolizmasına etkisi
Bu tez çalışmasında; Sedanter bireylere uygulanan egzersiz programı ile nar-siyah havuç suyu karışımı takviyesinin serum ve eritrositlerde biyokimyasal parametreler üzerine etkileri araştırıldı. Çalışmaya yaşları 17-22 arasında değişen 20 sağlıklı erkek gönüllü olarak katılmıştır. Uygulama süreci üç aşamadan oluşmuştur. Birinci aşamada, uygulamaya katılacak kişilerin tamamından deneysel süreç başlatılmadan önce kan örnekleri uzman kişilerce alınmıştır. İkinci aşamada, tüm katılımcılara 10 gün boyunca 60 dakika/gün dayanıklılık koşu antrenmanı yaptırılmıştır ve süreç sonunda kan örnekleri yine uzman kişilerce alınmıştır. Üçüncü aşamada ise çalışmaya katılan 20 katılımcıya 10 gün boyunca egzersiz programı uygulaması ile birlikte nar-siyah havuç suyu karışımı (100ml/100ml) takviyesi verildi ve kan örnekleri alındı. Alınan tüm kan örnekleri serum ve eritrositlerine ayırdıktan sonra yağ asitleri ve mineral düzeyleri incelendi. Tüm örneklerde Cu, Mg, Mn, Fe ve Zn minerallerinin düzeyleri tespit edildi. Elde edilen verilerin analizinde SPSS 22.0 paket programı kullanıldı. Farklılık bulunan grupların belirlenmesi için Bonferroni Testi uygulandı. Serum mineral düzeylerinde, Egzersiz grubu Mg düzeyi Kontrol ve Takviye gruplarına göre azaldığı tespit edildi (p<0.05). Kontrol grubu Fe düzeyine göre Egzersiz ve Takviye gruplarının önemli düzeyde azaldığı tespit edildi (p<0.001). Serum biyokimya düzeylerinde, Kontrol grubu AST ve ALT düzeyine göre Egzersiz grubunda artış olduğu tespit edildi (p<0.05). Kontrol grubu trigliserit düzeyine göre Egzersiz ve Takviye gruplarında azalmalar gözlemlendi (p<0.05). Eritrosit mineral düzeylerinde, Kontrol grubu Cu düzeyine göre Takviye grubunda artış olduğu gözlendi (p<0.05). Egzersiz grubu Mg düzeyi Takviye grubuna göre azaldığı tespit edildi (p<0.05). Eritrosit yağ asit düzeylerinde, Kontrol grubu 18:0 yağ asit düzeyi Egzersiz ve Takviye gruplarına göre düşük çıktığı tespit edildi (p<0.01, p<0.001). Kontrol grubu 18:1n9c yağ asit düzeyine göre Egzersiz grubunda azalma gözlendi (p<0.05). Bireysel ve total yağ asitlerinde verilen nar-siyah havuç suyu karışımı takviyesinin yağ asitleri düzeylerine pozitif etki gösterdiği gözlemlenmiştir. Elde edilen araştırma sonuçlarımıza göre, nar-siyah havuç suyu karışımının literatüre olumlu katkılar sunacağı düşüncesindeyiz. Anahtar Kelimeler: Egzersiz, Nar-Siyah Havuç suyu, Yağ asitleri, Mineral metabolizması
Metabolik sendrom oluşturulmuş ratlarda tribulus terrestris'in adiposit yağ asidi bağlayıcı protein (AFABP) ve okside ldl düzeyleri üzerine etkisinin araştırılması
İnsülin direnciyle başlayan metabolik sendrom (MetS); abdominal obezite, diabetes mellitus, dislipidemi, hipertansiyon (HT) ve koroner arter hastalığı (KAH) gibi sistemik bozuklukların birbirine eklendiği bir sendrom olarak tanımlanmıştır. Metabolik sendrom; insülin direnci sendromu, polimetabolik sendrom, sendrom X, ölümcül dörtlü ve uygarlık sendromu gibi farklı terimlerle de adlandırılmaktadır. Abdominal obezitedeki sitokin üretimi MetS'un patogenezinde ki önemli rol oynayacağı ileri sürülmüştür. MetS'un prevalansındaki artışlar sebebiyle bilim insanları bu konuda daha fazla araştırma yapmaya gereksinim duymuşlar. Bu çalışmalarda fruktoz metabolizmasının obezite, insülin direnci, inflamasyon, HT ve karaciğer yağlanması üzerine etkisinin olduğunu ve bu nedenle MetS geliştirme riskini de arttırdığını düşünüldüğü için önemli bileşenlerin geliştiği deneysel modellere gereksinim duyulmuştur. Biz bu çalışmada; fruktoz diyeti ile metabolik sendrom oluşturulmuş sıçanlarda, Tribulus terrestris ekstraktı'nın metabolik sendromun ve prelevansınının artışa yol açan mekanizmalara olan etkilerini araştırıp, AFABP ve Ox-LDL düzeylerinin elde edilecek veriler ile literatüre katkı sağlamayı amaçladık. Çalışmada, 240-260 gram ağırlığında Sprague-Dawley cinsi 21 rat kullanıldı. Ratlar her bir grupta 7 rat olmak üzere üç gruba ayrıldı. Grup 1: Kontrol grubu 10 hafta boyunca standart beslenme uygulandı. Grup 2: Fruktoz ile MetS oluşturulan grup 10 hafta boyunca standart beslenme ve %10 oranında fruktoz uygulandı. Grup 3: MetS oluştuktan sonra 8 hafta boyunca Tribulus terrestris bitki ekstratı verilen grup. Çalışma tamamlandıktan sonra ratlar dekapite edilerek alınan kan örneklerinden numunlerde; serum glukoz, Total kolestrol, HDL, LDL, IL-6, TNF-α, Ox-LDL düzeyleri ve ratlardan alınan karaciğer ve yağ dokusu örneklerinden AFABP ekspresyonu ve Tribulus terrestris bitkisinin bu parametreler üzerine etkileri incelendi. MetS grubunda serum insülin, glukoz, HOMA-IR, trigliserid, total kolesterol, LDL-K, TNF-α, IL-6 ve Ox-LDL düzeyleri ölçüldüğünde kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı yüksek iken; HDL-K düzeyleri kontrol grubuna göre anlamlı şekilde azaldığı tespit edilmiştir (p<0,01). Ox-LDL, LDL, insülin ve HOMA-IR düzeyleri MetS oluştuktan sonra Tribulus terrestris bitki ekstraktı verdiğimiz gruplarda anlamlı (p<0,05) düşük iken; HDL-K düzeyleri anlamlı ( p<0,05) şekilde artmıştır. MetS oluştuktan sonra Tribulus terrestris bitki ekstraktı verdiğimiz gruplarda serum glukoz, total kolesterol, trigliserid, TNF-α ve IL-6 değerlerinde düşüş gözlendi, fakat bu düşüş istatistiksel olarak anlamlı değildi (p>0,05). Çalışma sonucu elde edilen verilere göre gruplar arasında Kruskal Wallis, ikili karşılaştırmalar da Mann Whitney-U testi ve en düşük istatistiksel anlamlılık düzeyi olarak p<0,05 değeri kullanıldı. Sonuç olarak, Tribulus terrestris bitki ekstratının karaciğer ve yağ dokusu, insülin metabolizması ve lipid profili üzerine olumlu etki yapabildiği ve MetS'lu hastalarda kullanımının yararlı olabileceği kanısına varılmıştır.
Demir eksikliği anemisinde irisin ve FABP4 rolünün araştırılması
Demir eksikliği anemisi (DEA) gelişmekte olan ülkelerde sık karşılaşılan önemli bir sağlık problemidir. Klinik özellikleri arasında büyüme ve gelişme geriliği ile termoregülasyonda bozulma yer alır. İrisin (Ir) bej yağ dokusunu enerji ve ısı sağlayan kahverengi yağ dokusuna dönüştürür. İrisin kas kitlesiyle pozitif korelasyon gösteren bir miyokindir. Yağ asidi bağlayıcı proteinler (FABPs) hücre içi yağ asitlerinin taşınmasında rol oynar Yağ asidi bağlayıcı protein 4 (FABP4) olgun adipositlerde bulunur. Demir eksikliği anemisinde kas dokusu azaldığından, Ir düzeyinde azalma, rölatif yağ dokusu arttığından FABP4 düzeyinde artış olması beklenebilir. Çalışmamızla, DEA'nde Ir ve FABP4 düzeylerinin araştırılması ve bu şekilde DEA ve semptomları üzerindeki etkilerinin değerlendirilmesi amaçlandı. Çalışmaya (DA: Demir deposu boş, n: 20], DE: Serum demiri azalan, n: 20], DEA: Demir eksikliği anemisi gelişen, n: 20] ve Kontrol: Demir belirteçleri normal olan, n: 20]) toplam 80 olgu alındı. Hasta ve kontrol grubu olgularından tedaviden hemen önce, tedavinin 3. ayında olmak üzere toplam 2 defa kan ve idrar örnekleri alındı. Çalışmamızda tüm gruplarda serum Ir düzeyleri tedavi sonrası artış gösterdi. Demir eksikliği anemisinde halsizlik ve fiziksel aktivitede azalma gibi semptomlar Ir düşüklüğüne bağlı olabilir. Demir eksikliği anemisinde termoregülasyonda bozulma ve normal derecelerde bile üşüme hissi gibi semptomlar bildirilmiştir. Termoregülasyon bozukluğunun olası sebebi azalan Ir düzeyi olabilir. Çünkü Ir, UCP-1 (Uncoupling protein 1) proteinlerini arttırarak ATP sentezi yerine; ısı enerjisi üretimine yol açmaktadır. Serum ve idrar FABP4 değerleri, tedavi öncesi ve sonrası kontrol değerlerinden farklı bulunmamıştır. Serum ve idrar FABP4 değerleri, istatistiksel anlamlı olmasa da DEA' nde kontrolden daha yüksek seviyelere ulaşmıştır. Demir eksikliği anemisinde görülen gelişme geriliği insülin düzeyi azalmasıyla ilgilidir. FABP4 insülin direncini artırmaktadır. Demir eksikliği anemisinde insülin düzeyinde azalma ile FABP4 düzeyinde artmanın neden olduğu insülin direnci gelişme geriliğini açıklayabilir. Anahtar Sözcükler: Demir eksikliği anemisi, İrisin, FABP4
Civanperçemi (Achillea millefolium), alıç (Crataegus monogyna) ve böğürtlen (Rubus discolor)'in toplam antioksidan aktivitelerinin belirlenmesi ve oksidatif stres oluşturulmuş ratlarda bazı biyokimyasal parametreler üzerine etkilerinin incelenmesi
Bu çalışmada, Rubus discolor, Achillea millefolium, Crataegus monogyna'nın su ve etanol ekstrelerinin in vitro şartlarda antioksidan özellikleri araştırıldı. En yüksek in vitro antioksidan özelliğe sahip R. discolor çiçek su ekstresi verilen sıçanlarda lipid peroksidasyon (LPO), yağ asidi düzeyi, lipofilik vitamin değerleri, protein ve glutatyon miktarları ile kolesterol düzeyleri ölçüldü. Bu amaçla kontrol, H2O2 reaktifi ve Rubus discolor ekstrelerini içeren gruplar ile bunların kombinasyonları kullanıldı.Ekstrelerin in vitro antioksidan ve antiradikal aktivitelerini belirlemek için toplam antioksidan aktivite, 2,2´-azinobis (3-etilbenztiyoazolin-6-sülfonik asit) (ABTS) radikal giderme aktivitesi, 2,2-difenil-1-pikril-hidrazil (DPPH?) serbest radikal giderme aktivitesi, indirgeme kuvveti, süperoksit anyon radikali (O2?-) giderme aktivitesi, hidrojen peroksit giderme aktivitesi, FRAP testi ve metal şelatlama aktiviteleri ayrı ayrı çalışıldı. Buna ilaveten ekstrelerin toplam fenolik bileşikleri pirokatekol ve kuersetin miktarı olarak belirlendi. Ekstrelerin -özellikle R. discolor (böğürtlen) ekstresinin- etkili bir antioksidan özelliğe sahip olduğu saptandı.Çalışma sonuçlarımıza göre, in vivo ortamda H2O2 uygulanan gruplarda LPO'nun arttığı, GSH ve toplam protein miktarlarının azaldığı belirlenmiş, bitki ekstresi verilen gruplarda LPO'nun azaldığı veya önlendiği, GSH ve toplam protein miktarlarının ise arttığı veya korunduğu tespit edilmiştir. Lipofilik vitaminler ve kolesterol seviyelerinin ise bitki ekstresi verilen gruplarda belirgin şekilde etkilendiği gözlenmiştir. Bitki ekstresinin yağ asidi metabolizmasında görevli önemli enzimlerin substratları olan bazı önemli yağ asitlerinin miktarlarını belirgin şekilde etkilediği belirlenmiştir. Ayrıca, bitki ekstresi verilen gruplarda GSH-Px ve SOD enzim miktarlarının arttığı gözlenmiştir.Sonuç olarak A. millefolium, C. monogyna ve R. discolor bitkilerinin etkili birer antioksidan kaynağı oldukları ve R. discolor çiçek ekstrelerinin de in vivo ortamda etkili oldukları söylenebilir.