Intensive care units-neonatal
90 theses under this subject heading
Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde yatan prematüre bebeklere uygulanan erken müdahale programının konfor ve gelişime etkisi
Amaç: Bu çalışma yenidoğan yoğun bakım ünitesinde yatan prematüre bebeklerde, şefkatli dokunma ile birlikte ninni söylemenin erken dönemde konfora ve sonrasında gelişimsel destek programı uygulamanın gelişime etkisini değerlendirmek amacıyla yapıldı. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma, randomize kontrollü deneysel bir çalışmadır. Araştırma Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi'nde 28 Kasım 2021- 18 Temmuz 2022 tarihleri arasında yapıldı. Örnekleme yenidoğan yoğun bakım ünitesinde yatan 330/7 -366/7 gestasyon haftasındaki prematüre bebekler alındı. Örneklem çalışma grubunda n=27 ve kontrol grubunda n=30 olmak üzere n=57 prematüre bebekten oluştu. Veriler iki aşamada toplandı. Çalışma grubundaki bebeklere birinci aşamada annesi haftada üç kez ninni söyledi ve şefkatli dokundu. İkinci aşamada aynı bebeklere 40. gestasyon haftasından itibaren üç ay süre ile gelişimsel destek programı (GEDEP) uygulandı. Kontrol grubundaki bebeklere rutin bakım yapıldı. Verilerin toplanmasında, Anne ve Yenidoğan Tanıtıcı Bilgi Formu, Prematüre Bebek Konfor Ölçeği (PBKÖ), Gelişimsel Destek Programı Değerlendirme Formu, GEDEP kullanım kılavuzu formu ve Ses Desibel Ölçüm Cihazı kullanıldı. Veriler, Ki-kare testi, Student t-testi ve tek yönlü varyans analizi, Mann-Whitney U testi ve Wilcoxon testi ile değerlendirildi. Tekrarlı ölçümler için bağımlı gruplarda t testi ve Wilcoxon işaretli sıralar testi kullanıldı. Bulgular: Çalışma ve kontrol grubunun uygulama öncesi PBKÖ puan ortalamaları uygulama sonrasına göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksekti. Uygulama sonrası çalışma grubunun PBKÖ puan ortalamaları kontrol grubuna göre anlamlı derecede daha düşüktü. Çalışma grubundaki bebeklerin birinci ayda sosyal duygusal gelişim becerisi -1, alıcı dil becerisi-2, alıcı dil becerisi-3, ifade edici dil becerisi-1, ifade edici dil becerisi-3 ve ifade edici dil becerisi-4, bilişsel beceri-1, bilişsel beceri-2 ve küçük kas becerisi-1 becerilerini yapabilme oranları kontrol grubundaki bebeklere göre daha fazlaydı (p<0,05). Çalışma ve kontrol grubundaki bebeklerin ikinci ayda alıcı dil becerisi-3 becerisini yapabilme oranları arasında anlamlı fark varken, alıcı dil becerisi-1, alıcı dil becerisi-2, ifade edici dil becerileri ve motor becerilerin tüm alanlarında fark yoktu. Çalışma ve kontrol grubundaki bebekler arasında üçüncü ayda alıcı dil becerileri, ifade edici dil becerileri ve motor becerilerin tüm alanlarında istatiksel olarak anlamlı fark bulunmazken, çalışma grubunun bilişsel beceri-4 becerisini yapabilme oranı kontrol grubuna göre daha fazlaydı ve bu fark istatistiksel olarak anlamlıydı. Sonuç: Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde yatan prematüre bebeklere şefkatli dokunmayla birlikte ninni söylenmesi, bebeğin konforunun artmasına, şefkatli dokunmayla birlikte ninni söylenmesi ve GEDEP uygulaması sosyal duygusal gelişim, dil gelişimi ve bilişsel gelişime olumlu etki gösterdi.
Yenidoğan yoğun bakım hemşirelerinin yenidoğan sarılığı ve tedavisi ile ilgili bilgi düzeyleri
Yenidoğan sarılığı, yenidoğanlarda bilirubin metabolizmasında ortaya çıkan değişiklikler ve bilirubin yapımının artması (hiperbilirubinemi)'dır. Hiperbilirubinemide erken tanı ve tedavide gerçekleşmediğinde bilirubin ensefalopatisi oluşabilmektedir. Bu durum yenidoğan sarılığının en ciddi ve ağır komplikasyonudur. Bu nedenle yenidoğan hemşireleri yenidoğan sarılığının tanı ve tedavisini bilmelidir. Bu çalışma ile Yenidoğan Yoğun Bakım (YYB) hemşirelerinin yenidoğan sarılığı ve tedavisi ile ilgili bilgi düzeylerini belirlemek amaçlanmıştır. Bu araştırma, tanımlayıcı ve kesitsel olup, Ocak - Haziran 2019 tarihleri arasında İç Anadolu Bölgesindeki bir il ve ilçelerinde bulunan sekiz hastanede yer alan YYB ünitelerinde çalışan YYB hemşireleri (F=88) ile yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini ise örneklem seçim kriterlerine uyan, çalışmaya katılmayı kabul eden (f=66) YYB hemşireleri oluşturmuştur. Araştırmada veriler "Tanıtıcı Bilgi Formu" ve "YYB Hemşirelerinin Yenidoğan Sarılığı ve Tedavisi ile İlgili Bilgi Düzeylerini Belirleme Formu" ile toplanmıştır. Bu bilgi formu 40 maddeden oluşmuş, formdan alınabilecek en düşük puan 0, en yüksek puan 40'tır. İstatistiksel analizler SPSS (Version 22.0) paket programı ile yapılmış, uygun istatistiksel değerlendirmeler kullanılmış, istatistiksel olarak p<0,05 değeri anlamlı kabul edilmiştir. Çalışmaya katılan YYB hemşirelerinin yaş ortalamaları 23,38±6,50 olup, %62,1'i yenidoğan sarılığı ile ilgili hizmetiçi eğitim almamış, yenidoğan sarılığı ve tedavisine yönelik bilgi düzeyi puan ortalamalarının 29,7±3,63 olduğu görülmüştür. Hemşirelerin toplam çalışma süresi, YYB ünitesinde çalışma süresi ve yenidoğan sarılığı ile ilgili hizmetiçi eğitim alma durumuna göre bilgi düzeyi puan ortalamaları arasındaki farkın anlamlı olduğu saptandı (p<0,05). YYB ünitesinde çalışan hemşirelerin yenidoğan sarılığı ve tedavisi ile ilgili bilgi düzeyleri orta düzeyin üzerindedir. Fakat istendik düzeyde değildir. YYB hemşirelerine konu ile ilgili hizmetiçi eğitimlerin verilmesi gereklidir. Anahtar Kelimeler: Hemşire, Yenidoğan sarılığı, Yenidoğan sarılığı bilgi düzeyi
Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde uygulanan invaziv işlemlerde kullanılan iki farklı antiseptik solüsyonun etkinlik ve yan etkiler açısından karşılaştırılması
Yenidoğan yoğun bakım ünitesindeki (YYBÜ) hastaların kateter yerleştirilmesi ve kültür alınması gibi girişimsel işlemlerinde dezenfektanlar sıklıkla kullanılmaktadır. Bu işlemlerde güvenilir antiseptik solüsyonlar ile dezenfeksiyonun sağlanması, enfeksiyonların önlenmesinde büyük önem taşımaktadır. Bu hastalara yatışları süresince venöz kateterizasyon, kan ve idrar kültürü alınması, lomber ponksiyon yapılması gibi işlemler uygulanmaktadır. Dünya genelinde YYBÜ'lerde povidon iyot çözeltileri veya klorheksidin bazlı çözeltiler bu amaçla kullanılmaktadır. Povidon iyot çözeltilerinin tiroid fonksiyonlarını baskıladığı, klorheksidin bazlı çözeltilerin ise cilt yan etkileri olduğu bilinmektedir. Klorheksidin çözeltilerinin, prematürelerde güvenilir olduğunu gösteren yeterli çalışma bulunmamaktadır. Bu çalışmada, etkinlik ve yan etkiler açısından hangi dezenfektanın daha üstün ve güvenilir olduğu araştırılmıştır. Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde 15.07.2018 – 26.03.2020 tarihleri arasında doğan ve YYBÜ'de majör operasyon geçirmeden en az 7 gün süreyle prospektif olarak izlenmiş olan 208 bebek çalışmaya dahil edilmiştir. Hastalar iki gruba randomize edilmiştir: Yüz dört hastanın tüm girişimsel işlemlerinde %10 povidon iyot çözeltisi (%10 PI) kullanılırken diğer 104 hastada %2 klorheksidin glukonat + %70 izopropil alkol (%2 CHG + %70 IA) içeren çözelti kullanılmıştır. Hastaların yatış süreleri, yatışları boyunca kaç kez antiseptik solüsyon uygulandığı, tiroid fonksiyon testi sonuçları, kültür üremesi durumu ve yatışında geçirmiş olduğu diğer hastalıklar kaydedilmiştir. Çalışma, Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Klinik Araştırmalar Etik Kurulu'ndan 19.06.2018 tarih ve 2018-11/16 sayılı onay alındıktan sonra başlatılmıştır. %10 PI kullanılan 104 bebekten 77'si (%74) prematüre, 27'si (%26) term bebeklerdi. %2 CHG +%70 IA kullanılan 104 bebekten 75'i (%72,1) prematüre, 29'u (%27,9) term bebeklerdi. %10 PI kullanılan bebeklerden %31,7'sinde, %2 CHG +%70 IA kullanılan bebeklerden ise %17,3'ünde kültür üremesi saptanmıştır (OR=2,22; p= 0,024). Kontaminasyon lehine değerlendirilen olgular çıkarıldığında sepsis oranı %10 PI grubunda %8,7, %2 CHG + %70 IA grubunda ise %4,8 olarak hesaplanmıştır (p=0,406). Kültür kanıtlı sepsis olgularına yönelik yapılan lojistik regresyon analizinde dezenfektan seçiminin, kültür kanıtlı sepsis gelişme oranlarını etkilemediği görülmüştür. Olguların tiroid fonksiyon testleri değerlendirildiğinde %10 PI grubunda olan 98 bebeğin ortanca tiroid stimülan hormon (TSH) değeri 4,05 mIU/L, %2 CHG + %70 IA grubunda olan 97 bebeğin ortanca TSH değeri ise 3,09 mIU/L olarak saptanmıştır (p=0,016). %2 CHG + %70 IA çözeltisi kullanılan gruptaki hiçbir bebekte cilt yan etkisi veya nörolojik yan etki gözlemlenmemiştir. %2 CHG + %70 IA çözeltisi, %10 PI içeren çözelti ile kıyaslandığında enfeksiyonlardan koruyuculuk açısından benzer etkiye sahiptir. %10 PI çözeltisi, özellikle prematüre bebeklerde iyot içeriğinin emilimi nedeniyle geçici hipotiroidiye neden olabilmektedir. %2 CHG + %70 IA çözeltisi, hem hipotiroidi gelişimine neden olmadığı için, hem de belirgin bir cilt yan etkisi görülmediği için yenidoğanların cilt dezenfeksiyonunda %10 PI çözeltisi yerine güvenle kullanılabilecek bir çözeltidir.
Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde izlenen kültürle kanıtlanmış neonatal sepsis vakalarının retrospektif incelenmesi
Amaç: Yenidoğan sepsisi, yaşamın ilk 28 günündeki en sık ve hayatı tehdit edici hastalıklarından biridir. Uygun antibiyotik tedavisine rağmen yüksek morbidite ve mortaliteyle seyredebilmektedir. En çok neden olan etkenler ve sıklıkları farklılık gösterebilmekte ve zaman içinde aynı hastane içinde dahi değişebilmektedir. Bu çalışmada, Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi'nde takip ve tedavi edilen kültürle kanıtlanmış sepsis tanılı yenidoğan bebeklerin değerlendirilmesi amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Çalışmada Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde Ocak 2012-Temmuz 2015 tarihleri arasında 1,2 ve 3. düzey yenidoğan yoğun bakımda takip ve tedavi edilmiş olan 1735 hasta retrospektif olarak incelendi. Kültür ile kanıtlanmış neonatal sepsis tanısı almış 56 hasta çalışmaya alındı. Bulgular: Hastaların %55,4'ü erkek, %44,6'sı kız idi. Doğum haftaları ortalama 31,77 ±5 idi. Doğum ağırlıkları ortalama 1654,07 ±906,6 gramdı. Hastaların %76,8'i preterm, %23,2'si term idi. Hastaların %14,3'ünün erken başlangıçlı neonatal sepsis, %85,7'sinin geç başlangıçlı neonatal sepsis olduğu saptandı. Erken başlangıçlı neonatal sepsiste en sık etken Stenotrophomonas maltophilia, geç başlangıçlı neonatal sepsiste ise koagülaz negatif stafilokoklar ve Klebsiella pneumonia idi. Erken başlangıçlı neonatal sepsiste mortalite %12,5 ve geç başlangıçlı neonatal sepsiste de %12,5 idi. Her iki sepsis grubunda da ölen bebeklerin hepsi preterm idi. Gram pozitif mikroorganizmalarda vankomisin direnci saptanmadı. Gram negatif mikroorganizmaların antibiyotik dirençleri değerlendirildiğinde meropenem direnci saptanmazken imipenem direnci en fazla %50 idi. Sonuç: Neonatal sepsisli hastalarda sepsis tipi, etken mikroorganizmalar ve antibiyotik dirençleri üniteler arasında ve zamanla ünite içerisinde de farklılıklar gösterebilir. Bu nedenle, aktif sürveyans uygulanarak tedavi protokolleri sıklıkla güncellenmelidir. Anahtar Kelimeler: Sepsis, Yenidoğan, Prematürite, Kan Kültürü, Antibiyotik Direnç
Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde yatmakta olan ve oksijen desteği alan yenidoğanların ebeveynlerinin stres ve kaygı düzeylerinin belirlenmesi
Bu çalışma, yenidoğan yoğun bakım ünitesinde yatmakta olan ve oksijen desteği alan yenidoğanların ebeveynlerinin stres ve kaygı düzeylerini belirlemek amacıyla kesitsel tanımlayıcı olarak gerçekleştirilmiştir. 1 Ağustos 2020-1 Mayıs 2021 tarihleri arasında özel bir vakıf üniversitesi hastanesinin yenidoğan yoğun bakım ünitesinde uygulanmıştır. Çalışma örneklemini 123 ebeveyn oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında "Ebeveyn Bilgi Formu", "Bebek Bilgi Formu", "Durumluk ve Sürekli Kaygı Ölçeği", "YYBÜ Anne Baba Stres Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırmanın yapılabilmesi için Bezmialem Vakıf Üniversitesi Klinik Araştırmalar Etik Kurulu'ndan etik kurul izni ve araştırmanın yürütüleceği Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nden yazılı kurum izni alınmıştır. Araştırma verileri 22.0 SPSS programıyla analiz edilmiş ve geçerlik güvenilirliği kanıtlanmıştır. Araştırma sonucunda ebeveynlerin durumluk kaygı puanı ortalamaları 48,26±10,21 ve sürekli kaygı puanı ortalamaları 47,52±8,46 olarak her ikisinde de algılanan "orta düzeyde kaygı" olduğu belirlenmiştir. YYBÜ Anne-Baba Stres Ölçeği toplamından aldıkları puan ortalamaları 104,38±31,58; ölçeğin alt boyutlarından Görüntü ve Sesler puan ortalaması 16,21±6,12; Bebeğin Görünümü ve Davranışları puan ortalaması 52,53±19,19; Bebeğinizle İlişkiniz puan ortalaması 35,62±13,42 bulunmuş olup, ölçek toplam ve alt puan ortalama değerlerinin "orta derecede stresli" olduğu söylenebilir. Ebeveynlerin sahip olduğu çocuk sayısı, çalışma durumu, bebeğin cinsiyeti, doğum şekli, yoğun bakım ortamının özellikleri, ebeveynlerin sağlık personelleriyle iletişimi, bebeğin sağlık durumu gibi özelliklerin ebeveynlerin stres ve kaygısını etkilediği bulunmuştur. Bu süreçte aile merkezli yaklaşım ile yenidoğanların en değerlileri olan ebeveynlere destek olunması önerilmektedir.
Çocuk cerrahisi yenidoğan yoğun bakım ünitesinde sağlık bakımı ilişkili enfeksiyonlar ve risk faktörleri
Amaç: Bu çalışmanın amacı Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi yenidoğan yoğun bakım ünitesinde tedavi edilmiş hastalarda sağlık bakımı ilişkili enfeksiyon (SBİE) sıklığını, enfeksiyon etkenlerini ve risk faktörlerini araştırmaktır.Hastalar ve Yöntem: Hastalar başvuru tarihleri, cinsiyet, doğum şekli, doğum kilosu, gestasyonel yaş, başvuru anındaki yaş, hastanede kalış süresi, başka kurumda yatırılıp yatırılmaması ve süresi, geldikleri iller, ameliyat yapılıp yapılmaması, sepsis gelişimi, TPN (Total parenteral nutrisyon) alımı, toraks tüpü uygulaması, endotrakeal entübasyon, idrar sondası kullanımı, nazal veya oral sonda kullanımı, karın dreni uygulaması, santral kateter uygulaması, oral beslenmeme süresi, laboratuar parametreleri, cerrahi stres dereceleri, yara niteliği yönünden incelendi. Enfeksiyonların ve enfeksiyon etkenlerinin yıllara göre dağılımına, antibiyotik direnç paternlerine bakıldı. Sonuçlar Mann-Whitney-U ve Ki-kare testleri ile istatistiksel olarak kıyaslandı.Bulgular: Toplam 264 hastanın 48'i çalışma dışı bırakıldı. Kalan 216 hastanın 73'ünde SBİE vardı ve 143 hastada SBİE yoktu.Düşük doğum ağırlığı ve başka kurumda yatırılıp sevk edilme, yüksek cerrahi stres derecesi, TPN kullanımı ve süresi, toraks tüpü takılması ve süresi, endotrakeal entübasyon ve süresi, idrar sondası ve süresi, santral kateter, ameliyatlarda karın dreni konulması, nazal-oral sonda süresi ve enteral beslenmesiz geçen sürenin uzaması SBİE için risk faktörü olarak bulundu. SBİE olan hastalarda, CRP, PCT değerleri yüksek hematokrit düşük ve en sık tanı özofagus atrezisiydi. SBİE olanların 40 (% 54,8), enfeksiyonu olmayanlardan 16 (% 11,2) bebek öldü. SBİE olan hastaların 57'sinde sepsis saptandı, bunların 35'i öldü. Hastanede kalış süresi SBİE olan hastalarda 47,2, SBİE olmayan hastalarda 17,5 gündü.Sonuç: İnvaziv işlemler ve süresinin azaltılması, hastanede kalış süresinin kısaltılması, salgın şeklindeki mikroorganizmalara özel önlemler alınması SBİE ve buna bağlı ölüm oranlarını düşürebilir.Anahtar Kelimeler: Cerrahi yenidoğan, sağlık bakımı ilişkili enfeksiyon, risk faktörleri, enfeksiyon, cerrahi yenidoğanlarda sepsis
Yenidoğan ünitesi hastalarında intraabdominal basınç ölçümü değerlendirilmesi
Giriş ve Amaç: İAH ve AKS, özellikle son 10 yıl içinde, ciddi durumdaki cerrahi ve medikal hastalarda anlamlı morbidite ve mortalite nedenleri arasında yer almıştır. Artmış İAB'nin anlamlı prognostik değeri, riskli hastalarda bu fizyolojik parametre ölçümünün neredeyse rutin yaşamsal bir belirti haline gelmesine neden olmuştur. Çalışmamız ile yenidoğan yoğun bakım ünitesinde takip edilen hastalarda bu fizyolojik parametrenin normal kabul edilecek değerlerini belirlemek, İAH, AKS için öngörülecek basınç değerlerini belirleyerek bunların klinik ve laboratuvar yansımalarını izleyebilmek amaçlanmıştır.Gereç ve Yöntem: Çalışmada 2011'de yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde 24 saatten uzun süre yatan ve orogastrik sondası bulunan 76 hastanın İAB'si ölçüldü. Sırt üstü yatar pozisyonda mide tamamen boş iken 8 no'lu feeding ile drenajı sağlanan hastalara 1 ml/kg olacak şekilde izotonik verildi. Dik pozisyonda tutulan feeding üzerindeki izotonik seviyesi, orta aksiller hat arası mesafe cmH2O cinsinden ölçüldü, ölçülen değerler mmHg değerine çevrilerek kayıt edildi. Bu ölçüm 24 saat süre içinde 6 saat ara ile 4 kez uygulandı. Hastaların klinik ve laboratuvar takipleri, ihtiyaç duydukları tedaviler ve sağkalımları araştırıldı.Bulgular: Risk faktörü taşımayan 29 hastanın İAB değeri 0-3,99 mmHg arasında idi. Risk faktörü olan 47 hastanın 5'inde İAB 10 mmHg ve üzerinde idi ve bu değer İAH olarak değerlendirildi. 5 hastanın 4'ü mekanik ventilatörde izlenmekte idi. Hastaların 3'ünde AKS gelişti ve bu hastalar ölümcül seyir gösterdi. Hastalarda BUN, kreatinin, AST, ALT, pCO2 ve HCO3 değerleri istatistiksel olarak anlamlı bulundu. Ayrıca İAH olan hastalarda, daha fazla ventilatör ihtiyacı oldu ve sepsis görülme oranları artmış olarak bulundu. Mortalite ile İAH arasında anlamlı ilişki saptandı.Sonuç: Yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde takip edilen kritik hastaların değerlendirilmelerinde çok basit bir ölçüm yöntemi olan orogastrik sonda ile İAB ölçülmelidir. Pediatrik yaş grubu için uygun doku perfüzyonunu gösterecek ortalama bir APB belirlemek için daha çok çalışma yapılmalıdır. İAH olan hastaların mortalite ve morbiditelerinin daha kötü olduğu ön görülmeli ve gelecekte kritik hastalarda İAB ölçümü rutin hale getirilmelidir.Anahtar Kelimeler: İntraabdominal basınç, İntraabdominal hipertansiyon, Kritik hastalar, Abdominal kompartman sendromu, Yenidoğan yoğun bakım
Çocuk yoğun bakımda vankomisin rezistan entrokok kolonizasyonunda moleküler epidemiyoloji ve risk faktörleri
Yoğun Bakımda Vankomisin Rezistan Enterokok KolonizasyonundaMoleküler Epidemiyoloji ve Risk FaktörleriEnterokoklar; insanlarda gastrointestinal sistem özellikle kolon florasınındeğişmez komponentidir. Ancak, gastrointestinal sistem dışında sağlıklı insanların en az% 25'inde orofarinks, hepatobiliar sistem, vagina, üretra ve deri yüzeyinde enterokokkolonizasyonu görülür. Normal şartlarda düşük virulan ve bazı antibiyotiklere karşı daintrinsik dirence sahip olan bu mikroorganizmalar, 1986 yılından itibaren başta Avrupaülkeleri olmak üzere tüm dünyada glikopeptid grubu antibiyotiklere karşı dirençgeliştirmişlerdir. Enterokok suşların sebep olduğu üriner sistem enfeksiyonları, cerrahiyara enfeksiyonları ve bakteriyemi gibi hastane kökenli enfeksiyonların giderek artansıklıkta görülmesi; bu suşların neden olduğu enfeksiyonlar da ciddi tedavibaşarısızlıklarına, tedavi rehberlerinin değişmesine, hastane enfeksiyonlarınınkontrolünde Vankomisin Rezistan Enterokok'ları da dikkate alan yeni düzenlemeleringeliştirilmesine ve ciddi epidemiyolojik çalışmaların yapılmasına sebep olmuştur.Diğer yandan gıda üretiminde de bir glikopeptit antibiyotik olan avoparcin vediğer geniş spektrumlu antibiyotiklerin irrasyonel kullanımı, toplum kökenliVankomisin Rezistan Enterokok kolonizasyonlarının artışına yol açmıştır. VankomisinRezistan Enterokok kolonize kişilerin hastaneye kabulleri, bir taraftan hastaneenfeksiyonları için endojen ve ekzojen kaynak olarak, diğer taraftan da stafilokoklargibi gram pozitif mikroorganizmalara direnç genlerinin aktarılmasında rol oynarlar.Bu çalışmada, Toplumda enterekok ve Vankomisin Rezistan Enterokokkolonizasyon insidansı ile kolonize hastaların Çocuk Hastalıkları yoğun bakımünitesindeki muhtemel Vankomisin Rezistan Enterokok kökenli hastane enfeksiyonlarıile ilişkisi araştırıldı. Bu amaçla, Çocuk Yoğun Bakım Ünitesinde 82 hastadan alınan246 adet göbek, kulak ve rektal sürüntü örneğinden izole edilen 49 enterococcusizolatının Pulsed Field Gel Electrophoresis yöntemi ile analiz edilmiş ve klonalilişkileri araştırılmıştır. VanA ve VanB gen kümelerinin varlığını göstermek içinPolymerase chain reaction yöntemi uygulanmıştır.Sonuç olarak, İzolatlar arasında klonal ilişki bulunamamıştır. Bu izolatların, 11tanesinde VanA olmak üzere toplam 14 suşta Vankomisin direnci tespit edilmiştir.Anahtar Kelimeler; VRE, PFGE, VanA, Kolonizasyon,
Yenidoğan yoğun bakım Ünitesine yatırılarak izlenen doğuştan kalp hastalığı olan bebeklerin retrospektif olarak incelenmeleri
Amaç: Çalışmamızın amacı Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi?ne yatırılarak izlenen doğuştan kalp hastalıklarının retrospektif olarak taranmasıydı. Gereç ve yöntem: Bu çalışmada Ocak 2007-Aralık 2011 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi?ne yatırılarak izlenen 217 doğuştan kalp hastalığı olan bebek incelendi. İnteratriyal septumda 4 mm?den küçük açıklıklar olan ve ilk üç günde saptanan ve 1 aylık izlemde kapanan ince patent duktus arteriyozus olguları çalışmaya dahil edilmedi. Ünitemizde bebeklerde kalpte normal olmadığı düşünülen üfürüm, kardiyak kökenli olduğu düşünülen santral siyanoz, akciğer hastalığı ile açıklanamayan solunum sıkıntısı varsa, bebek diyabetik anne bebeği ise, sendromik görünümü varsa ve intrauterin fötal kardiyak anomalisi tespit edilmişse kardiyoloji konsultasyonu istendi ve pediyatrik kardiyolog tarafından değerlendirildi. Bulgular: Beş yılda yenidoğan servisine yatırılan 3287 hasta içinde doğuştan kalp hastalığı tanısı alanların sıklığı % 6,6 olarak bulundu. Hastaların 59?u (% 27,2) prematür, 158?i (% 72,8) matürdü. Bebeklerin 68?inin (% 31,4) anne babası akrabaydı. Olguların yatış nedenlerinde en büyük grubu, tanı alarak hastanemize yönlendirilen (% 42,3) ve intrauterin tanı alan bebekler (% 27,6) oluşturuyordu. % 56,6 bebeğin antenatal dönemde tanımlanabilen bir risk faktörü vardı. Bebeklerden 60?ına (%27,6) hastanemizde fötal ekokardiyografi yapılmıştı. Çocuk Kardiyoloji konsültasyonu en sık (% 54,3) siyanoz nedeni ile istenmişti. Hastaların 76?sında (% 35,1) asiyanotik doğuştan kalp hastalığı, 133?ünde (% 61,3) ise siyanotik doğuştan kalp hastalığı vardı. Siyanotik hastalarda görülen en sık defekt pulmoner atrezi, asiyanotik hastalarda ise ventriküler septal defekt idi. Hastaların 18?inde (% 8,3) konjenital kalp hastalığına doğuştan yapısal anomali eşlik ediyordu. Hastaların 12?sine (% 5,5) bir sendrom eşlik ediyordu. Hastalar, ünitemizde ortalama 17,34±19,27 gün izlendiler. Tüm hastaların % 30,8?i (67/217), opere olanların % 44,2?si (31/70) yenidoğan yoğunbakım ünitesinde iken eksitus oldu. Eksitus oranı siyanotik hastalarda daha fazla idi (%38?e karşı %20, p=0,001). Sonuç: Bu çalışmada, hastanemizde Perinatoloji, Neonatoloji, Çocuk Kardiyolojisi ve Çocuk Kalp ve Damar Cerrahisi Bilim Dalları olması nedeni ile kompleks kardiyak hastaların ünitemize refere edildiği ve siyanotik doğuştan kalp hastalıklarında mortalitenin daha yüksek olduğu görüldü. Anahtar kelimeler: Doğuştan kalp hastalığı, yenidoğan.
Yenidoğan yoğun bakım ünitesindeki bebeklere uygulanan kanguru bakımının, bebeklerin ağrı düzeyine etkisi
Bu araştırma, Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesine (YYBÜ) yatırılan zamanından önce doğan bebeklere uygulanan kanguru bakımının (KB), topuktan kan alımı sırasında oluşan ağrıyı azaltma üzerine etkisini incelemek amacıyla deneysel olarak yapıldı. Haziran 2012–Kasım 2012 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi (ÇÜTF) Balcalı Araştırma ve Uygulama Hastanesi YYBÜ'nde yatan, zamanından önce doğan yenidoğan ve anneleri, araştırma evrenini, oluşturdu. Bu tarihlerde yatan, vaka seçim kriterlerine uyan toplam 45 zamanından önce doğan bebek ve annesi örneklemi oluşturdu. Bu bebekler deney (sayı: 21) ve kontrol (sayı: 24) gruplarına gelişigüzel biçimde atandı. Verilerin toplanmasında; anket formu, video kamera, monitör ve kan alma işleminde bebeğin davranışsal ve fizyolojik yanıtlarını değerlendirmek amacıyla Prematüre Bebek Ağrı Profili (PIPP) kullanıldı. Veriler Statistical Package for Social Sciences 18.0 (SPSS) paket programı kullanılarak değerlendirildi. Kategorik ölçümler sayı ve yüzde olarak, sayısal ölçümlerse ortalama ve standart sapma olarak özetlendi. Verilerin değerlendirilmesinde Ki kare, Mann Whitney U ve T testi kullanıldı. Yenidoğanlar 32-36 hafta arası doğumlu, kontrol grubundaki yenidoğanların %58'i deney grubundaki yenidoğanların %67'si kız bebek olup, kontrol ve deney grubunun tanıtıcı özellikleri karşılaştırıldığında her iki grupta istatistiksel olarak benzer bulundu. Araştırmada invaziv girişim öncesi PIPP skoru her iki grupta benzer (p=0.897), invaziv girişim sırasında PIPP skoru deney grubunda kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı olacak şekilde daha düşük (p<0.001), invaziv girişim sonrasında ise PIPP skorları her iki grupta da istatistiksel olarak benzer bulundu (p=0.195). Sonuç olarak; invaziv girişimlerde zamanından önce doğan bebeklerin ağrısını azaltmada KB'nin etkili bir yöntem olduğu saptandı. Anahtar Kelimeler: Ağrı, kanguru bakımı, prematüre, prematüre bebek ağrı profili, topuk kanı alımı.
Yenidoğan ünitelerinin işleyişinde ortaya çıkan etik ile ilgili durumlar
Kesintisiz gözlem-bakım-tedavi uygulamaları yapılan hassas birimler olan yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde kalabalık bir ekip tarafından karmaşık donanım kullanılarak multidisipliner sağlık hizmeti sunumu sırasında zaman zaman tıp etiği ile ilgili-bağlantılı durumlar-sorunlar gündeme gelmektedir. Tez çalışması çerçevesinde yenidoğan yoğun bakım ünitelerine özgü bu durumlar-sorunlar kuramsal bazda tanıtılmış ve birim çalışanlarının bunlarla ilgili deneyimlerini ve değerlendirmelerini saptamaya yönelik bir araştırma yürütülmüştür. Araştırmamız çerçevesinde Adana il merkezindeki iki yenidoğan yoğun bakım ünitesinde (Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesi ve Özel Metro Hastanesi) sürekli görev yapan hekim dışı sağlık profesyoneli 91 kişiye Eylül 2014'te altı tanımlayıcı bilgi sorusunun ve değerlendirilmesi istenen 20 ifadenin bulunduğu tarafımızdan hazırlanmış veri toplama formu uygulanmıştır. Etikle ilgili-bağlantılı sorunların dile getirildiği ifadelerin her biri için katılımcılardan onunla karşılaşma durumlarını ve onu önemseme derecelerini bildirmeleri istenmiştir. Bulgular katılımcıları etikle ilgili-bağlantılı sorunlarla sık karşılaştıklarını ve bunları genel anlamda önemsediklerini göstermektedir. En sık karşılaşılan sorunlar hekim görevlerinin hemşirelere devredilmesi, kıdemsiz çalışanlara "angarya" yüklenmesi ve uzun vardiyalar şeklinde çalışılmasıdır. En fazla önemsenen sorunlar ise aydınlatılmış onam formlarına imza alınmaması, ailelere açık ve ayrıntılı bilgi verilmemesi ve uzun vardiyalar şeklinde çalışılmasıdır. Karşılaşma sıklığı ve önem puanı sıralamaları arasında büyük ölçüde paralellik söz konusudur. Hem karşılaşma sıklığı hem de önemseme derecesi bakımından kural ihlalleri, değer çatışmalarının önüne geçmektedir. Sonuç olarak katılımcıların etik duyarlılık sahibi olduklarını ancak pür etik sorunlardan çok etik boyutu da olan pratik sorunlarla sık karşılaşıp onları önemsediklerini ifade etmek mümkündür.
Preterm bebeklerde parmak besleme yönteminin total oral beslenmeye geçiş süresine etkisi
Preterm bebekler anne memesindeki ilk deneyimlerinde anne sütü alma konusunda çok başarı sağlayamamaktadır. Bebekler besin gereksinimlerini anne sütü ile karşılayabilecek duruma gelene kadar, emzirmeye ek olarak parmak besleme, kaşık, damlalık, kap, biberon gibi diğer destekleyici beslenme yöntemlerinin kullanılması gerekmektedir. Bu çalışma, preterm bebeklerde parmak besleme yönteminin fizyolojik ölçüm, oksijen saturasyon düzeyi, büyüme, total oral beslenmeye geçiş ve hastanede kalış süresine etkisini araştırmak amacıyla planlandı. Araştırma, Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesi Yenidoğan Yoğun Bakım Bakım Ünitelerinde (YYBÜ 1 ve YYBÜ 2) Şubat 2016- Kasım 2016 tarihleri arasında deneysel olarak yapıldı. Çalışma YYBÜ 1 ve YYBÜ 2'de tam enteral beslenmeye geçen 32 hafta (düzeltilmiş yaş dahil) ve üzeri gestasyonel haftaya sahip olan preterm bebeklerle yapıldı. Deney 1 grubundaki preterm bebeklere (n=20) total oral beslenmeye geçene kadar parmak besleme uygulaması yapıldı. Kontrol grubundaki bebeklere (n=20) herhangi bir girişim yapılmadı. Veriler "Preterm Bebeği Tanıtıcı Bilgi Formu" ve "Preterm Bebek İzlem Formu" ile toplandı. İstatistiksel analizler SPSS (IBM SPSS Statistics 20) adlı paket program kullanılarak yapıldı. Bulguların yorumlanmasında frekans tabloları ve tanımlayıcı istatistikler kullanıldı. Normal dağılıma uygun olan ölçüm değerleri için parametrik olan yöntemler kullanıldı. Parametrik olan yöntemlere uygun şekilde, iki bağımsız grubun ölçüm değerleri ile karşılaştırılmasında "Independent Sample t Test" (t tablo değeri) yöntemi kullanıldı. Normal dağılıma uygun olmayan ölçüm değerleri için parametrik olmayan yöntemler kullanıldı. Parametrik olmayan yöntemlere uygun şekilde, iki bağımsız grubun ölçüm değerleri ile karşılaştırılmasında "Mann-Whitney U Testi" (Z tablo değeri) yöntemi kullanıldı. Araştırmanın yapılabilmesi için etik onay, resmi izin ve annelerden aydınlatılmış onam alındı. Parmak ile beslenme ve feedingle beslenme grubundaki preterm bebeklerin total oral beslenmeye geçiş süresi ortalamaları arasında parmakla beslenen grup lehine anlamlı fark olduğu belirlendi (p<0.05). Yenidoğanın cinsiyeti, gestasyon haftası ve bebek doğum ağırlığı sınıfları ile gruplara göre istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunamadı (p>0.05). Her iki grubun taburculuk ağırlıkları ve taburculuk süresi ortalamaları arasında anlamlı fark olmadığı saptandı (p>0.05). Ulusal ve uluslararası literatür incelendiğinde preterm bebeklerde emzirmeye ek destekleyici yöntem olarak kullanılan parmak besleme yöntemini inceleyen çalışmaya rastlanmamış olması nedeniyle özgün bir çalışmadır. Emzirmeye ek destekleyici yöntem olarak parmak besleme yöntemi kullanılan preterm bebeklerin feedingle beslenen bebeklerden daha kısa sürede total oral beslenmeye geçtiği saptandı. Yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde preterm bebeklerde parmak besleme yöntemi ile beslenme yapılması önerilebilir. Anahtar Sözcükler: Emzirme, hemşirelik, parmak besleme, preterm bebek, yenidoğan yoğun bakım.
Al-Diwaniyah kadın ve çocuk eğitim hastanesi yeni doğan yoğun bakım ünitesinde çalışan pediatri hemşirelerinin hastane enfeksiyonları hakkında bilgilerinin değerlendirilmesi
Hastane enfeksiyonları, yenidoğanlarda önemli morbidite ve mortalite nedenidir. Tanımlayıcı tipteki bu çalışma ile Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi'nde çalışan pediatri hemşirelerinin hastane enfeksiyonları hakkında bilgi düzeylerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmanın örneklemi, Al-Dıwaniyah Kadın ve Çocuk Eğitim Hastanesi Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi'nde çalışan pediatri hemşirelerinden oluşmaktadır (n = 51). Veriler, hemşirelerin sosyodemografik özellikleri ve hastane enfeksiyonlarına ilişkin bilgi düzeylerini belirlemek için araştırmacılar tarafından ilgili literatür incelenerek geliştirilen, "Veri Toplama Formu" kullanılarak toplanmıştır. Veriler sayı, yüzde ve ortalama olarak özetlenmiş, değerlendirmelerde Ki-kare testi kullanılmıştır. Araştırma kapsamına alınan hemşirelerin, %84,3'ü kadın, %62,7'si 30-39 yaş aralığında, %64,7'si bekâr, %51'i hemşirelik enstitüsü mezunu, %66,7'si 1-5 yıl arasında kamu hizmetinde bulunmuştur. Hemşirelerin %58,8'i 1-5 yıl arası pediatri hemşiresi olarak çalışmış olup %60,8'i 1-5 yıldır Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi'nde çalışmaktadır. Hemşirelerin %94,1'i hastane enfeksiyonları konusunda eğitim kurslarına katılmamış ve %90,2'si hastane enfeksiyonları konusundaki bilgilerini güncellememiştir. Hemşirelerin hastane enfeksiyonu bilgi düzeyleri ile yaş, medeni durum, eğitim düzeyi ve kamu hizmet süresi gibi bazı sosyal ve demografik özellikleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar olduğu belirlenmiştir (p < 0,05). Hemşirelerinin hastane enfeksiyonu hakkındaki bilgilerinin 1.50 puan ile orta düzeyde olduğu belirlenmiştir. Çalışma, Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi'nde çalışan hemşirelerin hastane enfeksiyonu ile ilgili eğitim kurslarına ve hizmet içi eğitim programlarına dahil edilmesini önermektedir.
Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde bebeği yatan babalarda ten tene temasın baba-bebek bağlanması ve evlilik uyumuna etkisi
Amaç: Çalışma, yenidoğan yoğun bakım ünitesinde bebeği yatan babalarda ten tene temasın (TTT) baba-bebek bağlanması ve evlilik uyumuna etkisini araştırmak amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu araştırma yarı deneysel tasarımda gerçekleştirilmiştir. Örneklemi özel bir hastanenin yenidoğan yoğun bakım ünitesinde (YYBÜ) bebeği yatan 60 baba (30 deney-30 kontrol) oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında Birey Tanıtım Formu, Evlilikte Uyum Ölçeği (EUÖ) ve Baba-Bebek Bağlanma Ölçeği (BBBÖ) kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmada deney ve kontrol grubunda yer alan babaların yaş, eğitim, meslek, gelir durumu ve evlilik süreleri benzerdir (p>0,05). Müdahale öncesi deney grubunda EUÖ toplam puan ortalaması 49,20±6,58, kontrol grubunda 50,37±5,36'dir (p>0,05). Müdahale sonrası ise deney grubu EUÖ puan ortalaması 50,47±7,78, kontrol grubunda ise 50,37±4,78 olarak bulunmuştur (p>0,05). Müdahale sonrası deney grubu BBBÖ Ölçeği puan ortalaması 78,96±5,94, kontrol grubunda ise 76,82±5,21'dir. Deney grubunda elde edilen ortalama puan, kontrol grubuna göre daha yüksek olmakla beraber aralarındaki fark istatiksel olarak anlamlı değildir (p>0,05). Deney grubunda, BBBÖ toplam ölçek puanı ve BBBÖ sevgi ve gurur alt boyutu ile müdahale sonrası EUÖ toplam puan ortalamaları arasında pozitif yönde ve zayıf büyüklükte bir ilişki vardır (r=0,374, p<0,05; r=0,375, p<0,05). Sonuç: Babalarda TTT'ın baba-bebek bağlanması ve evlilik uyumunu etkilemediği, ancak müdahale sonrası üçüncü ayda baba-bebek bağlanması ve evlilik uyumu arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Ten tene temas, baba-bebek bağlanması, evlilik uyumu, yenidoğan yoğun bakım ünitesi
Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde bebeği yatan annelerin deneyimleri: Nitel bir çalışma
Hemşirelik Anabilim Dalı Halk Sağlığı Hemşireliği Yükseklisans Programı Amaç: Yenidoğan yoğun bakımda bebeği yatan annelerin öznel deneyimlerini derinlemesine betimlemek, bu süreçte etkili sosyal, psikolojik, çevresel, sağlık hizmetleri ve sağlık ekibi ile ilgili faktörleri tanımlamaktır. Gereç ve Yöntem: Araştırma evrenini Sağlık Bilimleri Üniversitesi Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Bornova ek hizmet binasındaki Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesinde izlenen yenidoğanların anneleri oluşturmuştur. Araştırmanın çalışma grubunda anneler, amaçlı örneklem yönteminden ölçüt örneklem yöntemi kullanılarak belirlenmiştir. Araştırma Eylül 2018-Mart 2019 tarihleri arasında yoğun bakımda yatan bebeklerin annelerinden çalışmaya katılmayı kabul eden 11 anne ile tamamlanmıştır. Veriler Anneleri Tanıtıcı Özellikler Soru Formu ve Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu kullanılarak elde edilmiştir. Veriler, yüz yüze derinlemesine görüşme tekniğiyle ses kaydı alınarak toplanmıştır. Veriler 358 dk 23 saniyelik ses kayıtlarının, 105 sayfalık Word dökümanı haline dönüştürülmesi sonrası içerik analizi ile çözümlenmiştir. Bulgular: Araştırmada, 7 temaya ulaşılmıştır. Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde bebeği yatan annelerin deneyimlerine ilişkin ulaşılan tema etiketleri, "Zor gebelik deneyimleri", "Doğum sürecine ilişkin duygusal yoğunluk", "Anne bebek ayrılığı", "Yoğun bakım algısı", "Profesyonellerin tutumu", "Annelik yetisi" ve "Baş etme" şeklindedir. Sonuç: Anneler yatış öncesi ve yatış dönemi olmak üzere bu süreçte aykırı duygular yaşamaktadır. Annelik yetisini yerine getirememe kaygısı ve bebeğinden ayrı kalmakla birlikte yoğun bakıma yüklediği anlam süreci şekillendirmektedir. Bu süreçte baş etmede inanç sistemi ve ilişki dinamikleri kullanılmaktadır. Anahtar Kelimeler: Yenidoğan yoğun bakım, anne, bebek, nitel araştırma.
Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde çalışan hemşirelerin iş-yaşam kalitesi ve tükenmişlik düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesinde Çalışan Hemşirelerin İş-Yaşam Kalitesi ve Tükenmişlik Düzeyleri Arasındaki İlişkinin İncelenmesi. Bu çalışmada Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesinde (YYBÜ) çalışan hemşirelerin iş-yaşam kalitesi ve tükenmişlik düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya YYBÜ' de çalışan 80 hemşire dahil edildi. Çalışmaya alınan hemşirelerin iş yaşam kalitelerini ve tükenmişlik düzeylerini belirlemek amacıyla Hemşirelik İş Yaşamı Kalitesi Ölçeği (HİYKÖ) ve Maslach Tükenmişlik Ölçeği (MTÖ) kullanıldı. Hemşirelerin iş yaşam kalitesi düzeylerinin çok yüksek olmamakla birlikte, ortalamanın üzerinde olduğu belirlendi. Çalışmada hemşireler iş yaşamlarını %11,2 oranında "iyi", %67,5 oranında "orta" ve %21,2 oranında "kötü" olarak belirtmiştir. Hemşirelerin HİYKÖ "iş koşulları" alt boyutu ile çocuk sahibi olma arasında anlamlı ilişki saptandı (p=0.028). Çalışma saati ile hemşirelerin HİYKÖ iş/çalışma ortamı alt boyut puanlarıyla anlamlı ilişkisi olduğu gözlendi (p=0,036). YYBÜ'de çalışan hemşirelerin duygusal tükenme düzeyi ile duyarsızlaşma düzeyi orta ve kişisel başarı düzeyi yüksek düzeyde olduğu belirlendi. Vardiya sistemi ile çalışan hemşirelerin duygusal tükenmişlik düzeyleri sadece gündüz çalışan hemşirlerden anlamlı düzeyde yüksek olduğu bulundu (p=0,047). Meslekte çalışma süreleri ile hemşirelerin duygusal tükenmişlik puan ortalamaları arasında negatif yönde anlamlı düzeyde ilişki olduğu görüldü (p=0.025). Hemşirelerin iş yaşam kaliteleri ile tükenmişlik düzeyleri arasında yapılan korelasyon analizi sonucunda negatif yönde anlamlı bir ilişki saptandı. Çalışma sonuçlarına göre; YYBÜ' de çalışan hemşirelerin iş yaşam kalitelerinde anlamlı bir düşüş olmadığı bulundu. YYBÜ' de çalışan hemşirelerin çocuk sahibi olmaları ve fazla çalışma saatlerinin yaşam kalitelerini olumsuz etkilediği belirlendi. Hemşirelerin çalışma şeklinin ve çalışma süresinin tükenmişlik düzeyini artırdığı saptandı. Hemşirelerin iş yaşam kalitesi ile tükenmişlik düzeyleri arasında negatif bir ilişki olduğu bulundu.
Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde çalışan hemşirelerin algıladıkları iş yükünün aile merkezli bakıma ilişkin tutumlarına etkisi
Bu araştırma, yenidoğan yoğun bakım ünitesinde çalışan hemşirelerin algıladıkları iş yükünün aile merkezli bakıma ilişkin tutumlarına etkisini belirlemek amacı ile tanımlayıcı olarak planlandı. Araştırma verileri gerekli izinler alındıktan sonra araştırmacı tarafından geliştirilen Hemşire Bilgi Formu, Ebeveyn Katılımı Tutum Ölçeği (EKTÖ), Bireysel İş Yükü Algı Ölçeği (BİYAÖ) ile Kasım-Aralık 2018 tarihleri arasında toplandı. Araştırma Kahramanmaraş il merkezinde bulunan Sağlık Bakanlığı'na bağlı çocuk hastanesindeki yenidoğan yoğun bakım ünitesinde çalışan 55 hemşire ile gerçekleştirildi. Verilerin değerlendirilmesinde SPSS 22 programı kullanıldı. Çalışmaya katılan hemşirelerin tamamına yakınını kadınlar oluştururken, %47.3'ü 30-39 yaş ve 40 yaş ve üzeri gruplarında yoğunlaştı. Mesleki çalışma sürelerini %32.7 oranında 21 yıl ve üzeri, ünitenin iş yükünü %76.4'ü fazla ya da çok fazla olarak ifade etmiştir. YYBÜ'de çalışan hemşirelerin BİYAÖ puan ortalaması 102.30±13.93 ve EKTÖ puan ortalaması 74.70±4.10 olarak saptandı. Her iki ölçekten alınan toplam puan ortalamaları karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmadı (p>0.05). Yenidoğan yoğun bakım ünitesi hemşirelerinin bireysel iş yükü algı ölçeği alt boyutlardan alınan puan ortalamasına göre hemşirelerin iş yükü algıları en olumludan daha az olumluya doğru sırası ile; "meslektaş desteği" "yönetici desteği" "birim desteği" "çalışma ortamı" şeklindedir. Ölçeğin belirtilen bu dört alt boyut puan ortalamasının sonucuna göre hemşirelerin iş yükü algıları ortalamanın üzerinde olduğu saptanmıştır.
Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde çalışan hemşirelerin bireyselleştirilmiş destekleyici gelişimsel bakıma yöneliktutumlarının değerlendirilmesi
Bu araştırma, Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesinde Çalışan Hemşirelerin Yenidoğanın Bireyselleştirilmiş, Destekleyici, Gelişimsel Bakıma Yönelik Tutumlarının Değerlendirilmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapıldı. Araştırmanın örneklemini Gaziantep ilinde yenidoğan yoğunbakımda çalışan ve araştırmaya gönüllü olarak katılmayı kabul eden 255 hemşire oluşturdu. Araştırmanın verileri "Veri Toplama Formu", "Hemşireler İçin Gelişimsel Destek Yeterlilik Ölçeği (H-GDYÖ)" kullanılarak yüz yüze görüşme yöntemi ile toplandı. Araştırmadan elde edilen bulguların analizi için; SPSS 24.0 programı kullanıldı. Çalışmaya katılan hemşirelerin %38.8'inin 21-24 yaş arasında, %44.3'ünün Sağlık Meslek Lisesi mezunu olduğu, % 36.9' unun meslekte çalışma süresinin 6 ile 10 yıl arasında olduğu, %42.7' sinin yenidoğan yoğun bakımda çalışma süresinin 1 ile 5 yıl arasında, %49.4'ünün haftalık çalışma süresinin 41 ile 48 saat arasında olduğu, % 57.6'sının mesleğini isteyerek seçtiği, %78.8'inin çalıştığı birimi kendi seçtiği, 87.1'inin yenidoğan hemşireliği yapmaktan memnun olduğu belirlendi. Hemşirelerin %68.6'sının yenidoğan ile ilgili eğitim aldığı; alınan eğitimlerden % 54.1'inin Neonatal Resisütasyon Programı eğitimi, %9.8'inin yenidoğan bireyselleştirilmiş destekleyici gelişimsel bakım eğitimi, % 20.8'inin yenidoğan yoğun bakım hemşireliği sertifika eğitimi, % 11.8'inin anne sütü eğitimi, %5.9'unun temel yenidoğan eğitimi aldığı belirlendi. Hemşirelerin %81.6'sının yenidoğan ile ilgili eğitim, %53.3 'ünün yenidoğan yoğun bakım hemşireliği sertifika eğitimi ve %45.5'inin yenidoğan bireyselleştirilmiş destekleyici gelişimsel bakım eğitimi eğitimi almak istediği görüldü. Hemşirelerin mezun olunan okula göre H-GDYÖ toplam puan ortalaması incelendiğinde sağlık meslek lisesi mezunlarının H-GDYÖ toplam puanının lisans mezunlarına göre istatistiksel açıdan anlamlı ve yüksek olduğu belirlendi (p<0.05). Hemşirelerin yenidoğan bireyselleştirilmiş destekleyici gelişimsel bakım eğitimi eğitimi almak isteme durumlarına göre H-GDYÖ toplam puan ortalaması, Çevresel Destek, Etkileşim ve Eleştirel Düşünme alt boyut puan ortalamaları arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir fark tespit edilmiştir (p<0.05). Anahtar kelimeler: Yenidoğan, Yenidoğan Bireyselleştirilmiş Destekleyici Gelişimsel Bakım, Yenidoğan Yoğun Bakım Hemşireliği.
Yenidoğan cilt değerlendirme tutum ölçeğinin geliştirilmesi ve buna yönelik hemşirelere verilen teknoloji destekli eğitimin değerlendirilmesi
Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi'nde (YYBÜ) yenidoğan cildinin rutin olarak değerlendirilmesi, oluşabilecek cilt sorunlarını en aza indirerek erken tanı ve tedaviyi kolaylaştırıp, iyileşme sürecini kısaltmaktadır. Yenidoğan hemşirelerinin rutin cilt değerlendirmesine yönelik davranışları doğrudan bireysel tutumlarından etkilenmektedir. Bu çalışmanın amacı; yenidoğan hemşirelerinde yenidoğan cildini değerlendirmeye ilişkin tutum ölçeğinin geliştirilmesi ve buna yönelik hemşirelere verilen teknoloji destekli eğitimin değerlendirilmesidir. Bu amaç doğrultusunda araştırma, iki aşamadan oluşturuldu. Birinci aşama, Yenidoğan Hemşirelerine Yönelik Yenidoğan Cilt Değerlendirme Tutum Ölçeği (CDTÖ-Y)'nin geliştirilmesi; Mayıs–Kasım 2021 tarihleri arasında Gaziantep, Batman ve Mersin il merkezlerinde bulunan kamu ve özel hastanelerin YYBÜ'lerinde çalışan 326 hemşire ile yürütüldü. Geliştirilen CDTÖ-Y, faktör analizi sonrası toplam ölçek varyansının %76,53'ünü açıklayan 3 faktörlü toplam 35 maddeden oluştu. CDTÖ-Y'nin Cronbach α katsayısı 0,978, alt boyutlarda; "Farkındalık Alt Boyutu" için 0,983, "Uygulama Alt Boyutu" için 0,977 ve "Kaçınma Alt Boyutu" için 0,919 olarak bulundu. Test – tekrar test puan ortalamaları karşılaştırıldığında ise istatistiksel olarak anlamlı farklılığın olmadığı görüldü. Elde edilen veriler doğrultusunda CDTÖ-Y'nin geçerli ve güvenilir bir ölçek olduğu belirlendi. İkinci aşama ise hemşirelere yönelik verilen yenidoğan cilt değerlendirmesi tutum eğitiminin etkisinin incelenmesi; Mart–Mayıs 2022 tarihleri arasında Gaziantep ve Mersin il merkezlerinde belirlenen kamu ve özel hastanelerin YYBÜ'lerinde çalışan eğitim grubu (n=33) ve kontrol grubu (n=40) olmak üzere toplam 73 hemşire ile yürütüldü. Veri toplama aracı olarak sosyo-demografik ve mesleki özellikler formu ile CDTÖ-Y kullanıldı. Eğitim grubunda yer alan hemşirelere tutum değişim kuramı olan Mesaj ile Öğrenme Yaklaşımı temel alınıp Virtual Reality Simulator ve Quizizz teknolojisi ile desteklenerek 4 haftalık eğitim uygulandı. Bu eğitim sonucunda, kontrol ve eğitim gruplarının CDTÖ-Y alt boyut ve toplam ön test-son test puanlarının grup içi ve gruplar arası karşılaştırılmasına bakıldığında; eğitim grubunda yer alan hemşirelerin son test puanlarının ön test puanlarına ve kontrol grubuna göre toplam ölçek puanı, uygulama alt boyut puanı, farkındalık alt boyut puanı ve kaçınma alt boyut puanında iyileşme olduğu görüldü. Yenidoğan cilt değerlendirmesine ilişkin olumlu tutumun geliştirilmesine/güçlendirilmesine yönelik verilen eğitimin etkili olduğu saptandı.
Amplitüd-integre elektroensefalografinin preterm beyin matürasyonunu göstermedeki tanısal değeri
Giriş: Yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde (YYBÜ) perinatal asfiksili hastaların izleminde amplitüd-integre elektroensefalografi (aEEG) giderek artan sıklıkta kullanılmaktadır. İnfantlarda beyin matürasyonun izleminde aEEG oldukça fayda sağlamaktadır.Amaç: Bu çalışmanın amacı, değişen postmenstrüel haftalardaki preterm infantların aEEG traselerinin incelenmesi ve belirlenmesidir.Yöntem: Celal Bayar Üniversitesi yenidoğan yoğun bakım ünitesine 37. postmenstrüel hafta altında kabul edilen ve nörolojik problemi saptanmayan klinik olarak stabil prematüre infantların prospektif olarak aEEG'leri incelendi. Bu aEEG'lerin üç farklı aEEG zemin paterni (devamlı olmayan düşük voltaj, devamlı olmayan yüksek voltaj ve devamlı), uyku-uyanıklık değişimleri ve en düşük amplitüd alt sınır değeri görsel analiz ile incelendi. Ayrıca, devamlı patern, en düşük amplitüd alt sınır değeri ve uyku-uyanıklık siklusunu içeren bir skorlama sistemi kullanılarak da aEEG kayıtlarının matürasyonları değerlendirildi.Bulgular: 24 infanttan elde edilen 33 aEEG kaydı incelendi. Postmenstrüel haftanın artması ile en düşük amplitüd alt sınır değerinde artış saptandı. Postmenstrüel haftanın artması ile daha devamlı aEEG traseleri ve daha matür uyku-uyanıklık siklusları gözlendi. Devamlı olmayan yüksek voltaj ve düşük voltaj paternleri ile postmenstrüel hafta arasında ters ilişki saptandı. Postmenstrüel haftanın artması ile matürasyona bağlı olarak total skorda artış gözlendi.Sonuç: Postmenstrüel haftanın artması ile devamlılığın ve uyku-uyanıklık döngülerinin arttığı, daha yüksek en düşük amplitüdlerin olduğu daha matür aEEG traseleri gözlenmektedir.
Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitelerindeki sağlık bakımı ilişkili enfeksiyonların irdelenmesi
Amaç: Bu çalışmada Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi Yenidoğan Yoğun Bakım Üniteleri'nde yatmış olan yenidoğanlarda hayatın ilk 28 gününde sağlık bakımı ilişkili enfeksiyon (SBİE) insidansı, enfeksiyon gelişimine zemin hazırlayan anneye ve bebeğe ait risk faktörleri, steril sıvılarda üreyen mikroorganizmaların dağılımı ve antibiyotik direnç profillerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışma, 01.01.2021 ve 31.12.2021 tarihleri arasında üniteye yatırılan ve yatış süresi 72 saatten daha uzun olan tüm yenidoğanlara ait hasta dosyalarının ve günlük gözlem verilerinin prospektif olarak kayıt altına alınması ile gerçekleştirildi. Sağlık bakımı ilişkili enfeksiyon gelişimine neden olabilecek risk faktörleri, kültür sonuçları ve mikroorganizmaların direnç paternleri araştırıldı. Bulgular: Çalışma süresince üniteye yatırılan 641 yenidoğan bebeğin 395'i Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi'nde 72 saatten fazla yatırılmıştı. Hastaların 209'u (% 52,9) erkek, 186'sı (% 47,1) kızdı. Ortalama 2,59±7,22 günlük iken yatırılmıştı. 78 (% 19,7) hastada 99 SBİE atağı saptandı. 44 hastada kanıtlanmış sepsis (63 atak), 34 hastada klinik sepsis, bu hastalardan ikisinde ise hem kanıtlanmış hem klinik sepsis gelişti. Kanıtlanmış sepsis gelişen hastalarda en sık rastlanan enfeksiyon kan dolaşımı enfeksiyonu (n: 29, % 46) idi. Kan dolaşımı enfeksiyonunu, ventilatör ilişkili pnömoni (n: 27, % 42,8) ve idrar yolu enfeksiyonu (n: 6, % 9,5) izlemekteydi. Kan dolaşımı enfeksiyonunda etken mikroorganizma %70 oranında Gram pozitif mikroroganizma iken, VİP'de etken esas olarak Gram negatif (% 66,7) bakterilerdi. Kanıtlanmış sepsis grubu diğer hastalarla kıyaslandığında; klinik sepsis tanısı alan hastalar enfekte olmayan hastalarla kıyaslandığında doğum ağırlığı, gestasyon haftası ve 1.ve 5.dakika Apgar skorları ortalaması anlamlı olarak daha düşüktü. Antenatal steroid maruziyeti, kateter kullanımı, ventilatörde izlem, transfüzyon sıklığı, yatış süresi, mortalite ve morbidite oranı ve enfeksiyona ikincil mortalite oranı daha fazla idi (p<0,001). Kanıtlanmış sepsis grubunda nekrotizan enterokolit, patent duktus arteriyozus (PDA) ve prematürite retinopatisi daha fazla görüldü (p<0,001). Kanıtlanmış ve klinik sepsisli hastalarda doğum ağırlığı azaldıkça sepsis riski artmakta idi (p<0,001; p=0,004) Kanıtlanmış ve klinik sepsis hastalarının risk faktörleri birlikte değerlendirildiğinde, ilk hafta içinde antibiyotik (ampisilin ve gentamisin) kullanımının sepsis riskini 4,76 kat; sepsis gelişmeden iki gün öncesi beslenmenin anne sütü ağırlıklı olmasının da sepsis riskini 12,5 kat azalttığı görüldü. Orogastrik beslenme varlığı sepsis riskini 4,68 kat; parenteral nutrisyon aldığı gün sayısı her bir günlük artış için 1,17 kat; hastanede kalış süresindeki her bir günlük artış 1,16 kat¸umbilikal venöz kateter varlığı 5,76 kat, PDA varlığı ise riski 7,57 kat arttırmakta idi. Bu ölçümler dikkate alındığında sepsis tanısı total olarak %92,4 doğrulukla belirlenebilmekte idi. Spesifite %95,9 ve sensitivite ise %78,2 olarak tespit edildi. Sonuç: Sağlık bakımı ilişkili enfeksiyonlar YYBÜ'de önemli bir sorundur. Her YYBÜ'de aktif sürveyans yapılmalı ve SBİE'ler ve risk faktörleri belirlenmeli; önleme için etkili adımlar atılmalıdır. Anahtar kelimeler: Yenidoğan, Yoğun Bakım, Sağlık Bakımı İlişkili Enfeksiyon, Sepsis, Risk Faktörü
Son 5 yılda Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi Yenidoğan Yoğunbakım Ünitelerinde eksitus olan yenidoğanların değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmada, hastanemiz Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitelerinde 2016-2020 yıllarında ölen yenidoğanların mortalite nedenleri irdelenerek mortalite hızını azaltmaya yönelik planlamaları belirlemek amaçlanmaktadır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Neonatoloji Bilim Dalı YYBÜ-1 ve YYBÜ-2 ünitelerinde 2016-2020 yılları arasında yatarak takip edilen ve yaşamını yitiren bebekler alındı. Bebeklere ait hastane bilgi yönetim sistemindeki yatış dosyaları ve epikrizleri retrospektif olarak tarandı. Hastaların anne yaşı, akrabalık durumu, kardeş ölüm öyküsü, annenin önceki gebeliklerinde erken doğum, annede bu gebelikteki EMR, UMR, İYE, DM, PE öyküsü, bebeğin cinsiyeti, gestasyon yaşı, doğum şekli, APGAR, SNAPPE II skorları, doğum ağırlığı, doğumda resüsusitasyon varlığı, MAS, RDS, TTN, santral katater ve göbek katateri varlığı, IVH, oksijen tedavisi varlığı, hipoglisemi, sarılık varlığı, beslenme intoleransı, ilk beslenme zamanı, TPN zamanı, pnomoni, erken sepsis, hastabakım ilişkili sepsis varlığı, sepsis olanlarda KDİE, VİP, klinik sepsis değerlendirmesi, menenjt varlığı, HİE, konjenital kalp hastalığı varlığı, metabolik hastalık varlığı, pnömotoraks, pulmoner kanama, ROP, BPD varlığı, hasta kayıtlarından saptandı. Parametrelerin mortalite ile ilişkisi istatistiksel olarak değerlendirildi. Bulgular: 2016-2020 yılları arasında YDYBÜ-1 ve YDYBÜ-2 ünitelerinde yatırılan 4659 yenidoğanın 282'si eksitus olmuştur. Çalışma sürecinde mortalite oranı % 6 idi. Ölen bebeklerin 164 (%58.)'ü erkek, 118 (%41.6)'i kız idi. Bebeklerin 230'u (%81.6) sezaryen seksiyo ile, 52'si (%18.4) normal vajinal yol ile doğmuştu. Yaşamını yitiren bebeklerin 239'u (%84.8) Balcalı Hastanesinde doğmuş, 43'ü (%15.2) dış merkezlerden hastanemize sevk edilmişti. Bebeklerin ortalama gestasyon yaşı 33±6 haftaydı (21 – 43 hafta); Hayatını kaybeden bebeklerin %58.5'i (n=165) prematüre idi. Bebeklerin %.24.8'i (n=70) 28 haftanın altında, %16.3'ü (n=46) 28-316/7 hafta arası, %6'sı (n=17) 32-336/7 hafta arası, %11.3'ü (n=32) 34-366/7 hafta arası olarak dünyaya gelmişti. %41.4'ü (n=117) bebeğin doğum haftası 37 gestasyonel hafta ve üstündeydi. Bebeklerin ortalama doğum ağırlığı 2020±1148 gram (390 - 5370 gr) idi. Yaşamını yitiren bebeklerin 14'ü (%5) 500 gram altı, 74'ü (%26 ) 500-1000 gram arası, 29'u (%10) 1000-1500 gram arası, 49'u (%17) 1500-2500 gram arası, 108'i (%38.2) 2500-4000 gram arası, 8 (%2.8) bebek 4000 gr üstü olarak dünyaya gelmişti. 100 bebek (%35.4) prematürite ve komplikasyonları nedeniyle kaybedilmişlerdi. Çalışmadaki bebeklerin 96'sında (%34) konjenital kalp hastalığı, 47'sında (%16) konjenital anomali vardı. 26'sında (%9.2) erken ya da nozokomiyal sepsis, 10'unda (%3.2) metabolik hastalık öyküsü, 22'sinde (%.7.8) hidrops vardı, 5'ünde (%1.7) HİE öyküsü vardı. Sonuç: Neonatal dönem, bir bebeğin dış dünyaya adaptasyon gerçekleştirdiği bir dönemdir. Bu dönemde bebeğin karşılaşabileceği sorunların tanımlanması ve tedavisi gerekmektedir. Bunun için donanımlı yenidoğan yoğun bakım ünitelerine ve buralarda çalışacak tecrübeli, eğitimli personele ihtiyaç duyulmaktadır. Önlenemeyen mortalite sebepleri konusunda yapılabilecek yenilikler ve güncel yaklaşımlar açısından geriye dönük analizler ve ileriye dönük iyileştirmeler devam ettirilmelidir.
Yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde çalışan personelin hijyenik el yıkama konusundaki bilgi düzeyinin değerlendirilmesi
Bu çalışmada; Gaziantep ili merkezindeki özel ve devlet hastanelerinde bulunan Yenidoğan Yoğun Bakım Ünite'lerinde çalışan sağlık çalışanlarının el yıkama uygulamaları ve bilgi düzeylerinin ölçülmesi amaçlanmıştır. Sağlık personelinin demografik özellikleri daha önce herhangi bir yoğun bakım ünitesi tecrübesi, şu anda çalıştıkları ünitede ne kadar süre çalıştıkları, hijyenik el yıkama yöntemi ve hangi durumlarda uygulandığına yönelik bilgi düzeylerinin sorgulandığı anket formu 28 Mart-31 Aralık 2013 tarihleri arasında Kamu Hastaneleri Birliği Genel Sekreterliği'ne bağlı hastaneler, Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi ve özel hastanelerde bulunan Yenidoğan Yoğun Bakım ünitelerinde çalışan 267 kişiye uygulanmıştır. Öncesinde bir yenidoğan yoğun bakım ünitesinde çalışanların oranı %38.6, daha önce yenidoğan yoğun bakım ünitesi dışında herhangi bir yoğun bakım ünitesinde çalışanların oranı %36.7'dir. Hijyenik el yıkama işlemi hakkında daha önce bir eğitim alanların oranı %85.0'dır. Hasta bakımında/muayenesinde eldiven kullananların oranı %68.9, eldiven giymeden önce elini yıkayanların oranı %75.0'dır. Hijyenik el yıkama ile hastane enfeksiyonlarının bulaşması arasında bir ilişki olduğunu düşünenlerde daha önce herhangi bir yenidoğan yoğun bakım ünitesinde çalışanların oranı, ilişki olmadığını düşünenlere göre anlamlı düzeyde daha yüksektir (p:0.032). Çalışılan birimde el hijyeni ve hijyenik el yıkama ile ilgili uyarıcı ve hatırlatıcı yazılar bulanların oranı %94.0 en sık bulunduğu yer %86.0 ile el yıkama ünitesi belirtilmiştir. Sonuç olarak araştırmaya katılanlar hijyenik el yıkama endikasyonlarını yüksek oranda bilmektedirler.
Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde takip edilen prematüre olguların nörogelişimlerinin ve demografik özelliklerinin incelenmesi
Amaç: Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesinde takip edilen prematüre olguların Uluslararası Çocuk Gelişimi İzleme ve Destekleme Rehberi'nin (GİDR) Türk çocuklarında standardize edilmiş formu ile nörogelişim basamaklarının incelenmesi ve demografik özelliklerinin değerlendirilmesidir. Metot: Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesinde Ocak 2015-Aralık 2016 tarihleri arasında takip edilen 37. gestasyon haftası altı doğan prematüre hastalar takip dosyaları ile retrospektif olarak incelendi. Hastalar Hastanemize davet edilerek detaylı nörolojik muayeneleri yapıldı ve nörogelişimsel gelişimleri Uluslararası GİDR ile değerlendirildi. Bütün veriler bilgisayar ortamında SPSS 15.0 (SPSS, Inc., Chicago, Illinois, USA) istatistik programı kullanılarak incelendi. Tüm veriler için öncelikle tanımlayıcı istatistikler uygulandı. GİDR'ye göre kalma üzerine etkili olan klinik ve demografik veriler lojistik regresyon analizi ile değerlendirildi. Bulgular: Çalışmaya 241 prematüre infant dahil edildi. 28-32 hafta arası 24 (%10) (ortalama gebelik haftası 30,35±7,8), 32-37 hafta arası 217 (%90) (ortalama gebelik haftası 34,32±7,8) preterm yenidoğan mevcuttu. Her iki grup arasında GİDR geçme yönünden anlamlı fark saptanmadı. Gebelik haftasının küçük olması, Apgar skorunun 1. ve 5. dakika düşük olması, erkek cinsiyet olmak, sepsis, respiratuar distres sendromu, intrakranial kanama, bronkopulmoner displazi, indirekt hiperbilirubinemi varlığı, venöz kateter kullanımı, sürfaktan kullanımı, nazal CPAP, hood içi ve küvöz içi oksijen kullanımının GİDR'ye göre kalan infantlarda anlamlı olarak daha yüksek olduğunu gözlendi. Sonuç: Preterm yenidoğanlarda nörogelişimin gecikmesinde en çok etkili olan faktörün 6 kat risk artışı ile intrakranial kanama olduğunu; ardından bronkopulmoner displazi (5 kat), sepsis (4 kat) risk artışı yarattığını, respiratuar distres sendromunun (1 kat) risk artışı oluşturduğunu gözlemledik. Anahtar Sözcük: Çocuk Gelişimi İzleme ve Destekleme Rehberi, GİDR, Nörogelişim, Prematür, Yenidoğan.