2,467

Archived Theses

9

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
DoctorateOpen AccessTR

Finansal krizler ve aktarım kanalları (Teorik ve ampirik yaklaşımlar)

Bu tez, Türk ekonomisinin veri setinde yer verilen diğer ekonomilerde gerçekleşen finansal çalkantılardan etkilenip etkilenmediğini belirlemeyi ve çalkantı-dışı dönemlerde mevcut olan bir karşılıklı bağımlılık etkisinin; çalkantı sürecinde zayıflayabileceğini, tamamı ile ortadan kalkabileceğini ve hatta yön değiştirebileceğini ifade eden bir hipotezi de test etmeyi amaçlamaktadır.Çalışmanın yukarıda sıralanan amaçlarına ulaşabilmek adına; Türkiye'nin en önemli dış ticaret ortaklarının, önde gelen sanayileşmiş ekonomilerin ve Türkiye ile uluslararası yatırımlar konusunda rekabet edebilme potansiyeline sahip olduğu düşünülen bir dizi gelişmekte olan ekonominin (Şubat 1999-Ekim 2008) dönemine ilişkin bir veri seti yanında Eichengreen ve diğerleri (1996) tarafından önerilen Döviz Piyasası Baskı Endeksi Olasılık Modeli, Favero ve Giavazzi (2002) tarafından önerilen Uç Değerler Testi ile Pesaran ve Pick (2007) tarafından önerilen Eşik Değer Testi'nden yararlanılmıştır.Çalışmada ulaşılan amprik bulgular, şu şekilde özetlenebilir: (1) Türk ekonomisinin, veri setinde yer verilen diğer ekonomilerde gerçekleşen finansal çalkantılardan etkilendiği yönünde tatmin edici bir kanıta ulaşılamamıştır. (2) Çalkantı-dışı dönemlerde mevcut olan bir karşılıklı bağımlılık etkisinin; çalkantı sürecinde zayıflayabileceğini, tamamı ile ortadan kalkabileceğini ve hatta yön değiştirebileceğini ifade eden hipotezin kabul edilmesi gerekmektedir. (3) Veri setinde yer verilen ekonomilerden neredeyse hiçbirisi, kendisini diğer ekonomilerden tam olarak izole edememektedir.Bu nedenle, uluslararası finansal sistemin istikrarı için uluslararası politikalar dizayn edecek ve bu politikaların uygulanması konusunda uluslararası eşgüdümü sağlayacak güçlü bir organizasyona veya mevcut bir organizasyonun yeniden yapılandırılmasına ihtiyaç duyulmaktadır. Dolayısıyla, çalışmada ulaşılan sonuçlar; 2009 IMF-WB Yıllık Toplantıları'nda alınan İstanbul Kararlarını desteklemektedir.

Ekonomik etkiEş zamanlı denklemlerFinansal kriz+3
Abdurrahman Korkmaz
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
DoctorateOpen AccessTR

Yeni ekonominin maliye politikalarına yansımaları

Bilgi ve iletişim teknolojilerinde yaşanan gelişmelerin sonucunda, ekonominin işleyiş şekli değişim göstermeye başlamıştır. Bu gelişmeler neticesinde, eskisinden farklı yeni bir ekonomiye geçildiği üzerinde görüş birliği oluşmuş ve bu dönem `yeni ekonomi' olarak adlandırılmıştır.Yeni ekonomi, eskisine kıyasla bir takım farklılıkları beraberinde getirmiş, çok sayıda mikro ve makro ekonomik sonucun ortaya çıkmasına neden olmuştur. Yeni ekonominin maliye politikaları üzerinde yarattığı etkiler, araştırmacıların ve politika yapıcıların yoğun ilgisini çekmiştir. Bu bağlamda, maliye politikalarının yeni ekonomide uygulanabilir olup olmadığı tartışmaları ortaya çıkmıştır. Buradan hareketle hazırlanan bu çalışmanın amacını, yeni ekonominin maliye politikaları üzerinde herhangi bir etki yaratıp yaratmadığını tespit etmek, şayet yaratıyorsa yeni ekonomide maliye politikalarının nasıl uygulanması gerektiğini ortaya koymak oluşturmaktadır. Bu amaçla çalışmada öncelikle, yeni ekonomi kavramına değinilmiş, ardından geleneksel maliye politikaları ve bu politikaları etkileyen faktörler ele alınmıştır. Daha sonra ise, yeni ekonominin maliye politikaları üzerindeki etkileri ve yeni ekonomide uygulanması gereken maliye politikaları üzerinde durulmuştur.Çalışmanın sonucunda, yeni ekonomide maliye politikası araçlarından özellikle vergi politikası uygulamasının güçleştiği tespit edilmiştir. Ayrıca, bireylerin yeni ekonomide bilgiye çok daha hızlı ulaşabilmesinin politika etkinsizliğine sebep olabileceği, bu nedenle yeni ekonomide daha çok kurala dayalı politikaların takip edilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Nihayetinde, maliye politikasının önemli bir engelini oluşturan gecikmeleri engelleyebilmek içinse, bağımsız bir maliye politikası kurulunun oluşturulması gerektiği önerisinde bulunulmuştur.

EkonomiEkonomi politikalarıFinans+3
Levent Yahya Eser
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de finansal gelişme ve ekonomik büyüme ilişkisi

Ekonomi literatüründe, gelişmiş bir finansal sistemin piyasa tıkanıklıklarının üstesinden gelmeye ve ekonomik büyümeyi hızlandırmaya hizmet edeceği belirtilmektedir. Fonksiyonlarını yerine getiren bir finansal sistem, kıt kaynakların en verimli alanlara transfer edilmesini sağlamak yoluyla etkinlik ve verimliliği yükseltmektedir. Bu çalışma, finansal sistemin gelişmesinin bahsedilen ilişki bağlamında ekonomi üzerinde bir etkiye sahip olup olmadığını incelemektedir. Çalışma, ekonomik büyüme ile finansal gelişme arasındaki ilişkiyi bulmaya çalışmaktadır. Bu amaca ulaşmak için, birinci bölümde finansal sistem özetlenmektedir. Bu bölümde, finansal sistemin, araçların ve aracıların tanımı ve finansal sektörün düzenlenmesi konularına yer verilmektedir.İkinci bölümde, finansal gelişme ile ekonomik büyüme arasındaki ilişki, dünyadaki finansal gelişmelere yoğunlaşmış teorik ve ampirik çalışmalar incelenerek açıklanmaktadır. Finansal gelişmenin tanımı, ekonomik büyümeyle ilişkisi, finansal gelişme ve finansal gelişme ölçülerine değinilmekte; bu ikisi arasındaki ilişkileri sınayan ampirik çalışmalar ve teorik çalışmalarla bahsedilen ilişkiye dair farklı bakış açıları ortaya konulmaktadır.Üçüncü bölümde, Türkiye'de finansal gelişme ve ekonomik büyüme ilişkisi açıklanmakta ve test edilmektedir. Öncelikle, Türkiye'de finansal gelişme süreci özetlenmektedir. Daha sonra, finansal gelişmenin ölçüleri, Türkiye örneğinde ortaya konulmakta ve Türkiye'de finansal gelişme ve ekonomik büyüme konusunu inceleyen ampirik çalışmaların bir kısmı özetlenmektedir. Uygulama kısmında ise 1987-2006 döneminde Özel Sektöre Verilen Krediler/GSYİH, Yurtiçi Krediler/GSYİH ve Özel Kesime Verilen Krediler/Yurtiçi Krediler ile Reel GSYİH değişkenleri kullanılarak, Eşbütünleşme Analizi ve Granger Nedensellik Testi yapılmakta ve ekonomik büyüme ile finansal gelişme arasında uzun dönem ve kısa dönem ilişkinin varlığı araştırılmaktadır.Anahtar Kelimeler: Finansal Gelişme, Ekonomik Büyüme, Koentegrasyon, Nedensellik.

BüyümeEkonomik büyümeFinansal gelişme+1
Bülent Akdemir
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
DoctorateOpen AccessTR

Dünyada ve Türkiye'de bireysel emeklilik sistemi: Türkiye performansı üzerine değerlendirmeler

Bu tezde, Bireysel Emeklilik Sistemi(BES)'nin dünya ve Türkiye uygulamalarının araştırılması ile Türkiye'de seçilmiş emeklilik yatırım fonları(EYF)'nın bazı makro ekonomik büyüklüklerle etkileşimine ait bulgulara ulaşılması amaçlanmaktadır.Çalışmanın yukarıda ifade edilen amacına ulaşabilmek için dünya ve Türkiye'de sistemin nasıl işlediğinin belirlenmesine dair bazı bilgilendirici tablo ve açıklamalarla mukayeseler yapılmıştır. Bunun yanında yapılan ekonometrik yöntemlerle Türkiye'de bulunan seçilmiş bazı EYF ile belli yatırım araçlarının performans karşılaştırılmasının yapılması ve bazı makroekonomik büyüklüklerle etkileşiminin belirlenmesi, çalışmanın kapsamını oluşturmaktadır.Belirlenen amaca ulaşabilmek için BES'e ait litaratür araştırmasının yanında, en popüler üç EYF getirilerinin bazı makroekonomik değişkenlerle etkileşiminin incelenmesi için, Ocak 2004-Haziran 2008 dönemine ilişkin bir dizi veri setinin kullanıldığı ekonometrik yöntemlerle belli sonuçlara ulaşılmaya çalışılmıştır.Çalışmada BES'in dünyada belli ülkelerde oldukça eski bir geçmişinin olmasına rağmen Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde yakın bir geçmişe sahip olduğu ve henüz emekleme döneminde olduğu belirlenmiştir. Yapılan ekonometrik araştırma sonucunda elde edilen ampirik bulgularda beklentilere paralel olarak Türkiye'deki fon performansları ile alternatif yatırım araçları arasında güçlü bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Ampirik bulgular sonucunda beklentilerin aksine fon getirilerinin diğer yatırım araçlarının getirisinden nispeten düşük çıktığı görülmüştür.Anahtar Kelimeler: Bireysel Emeklilik Sistemi, Emeklilik Yatırım Fonu, Granger Nedensellik Testi, Dickey-Fuller Birim Kök Testi, Sınır Testi

Birim kök testleriEkonomik etkiEmeklilik+7
Yavuz Öztürk
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
DoctorateOpen AccessTR

Yeni Keynesyenlerde fiyat ve ücret katılıkları: Türkiye örneği

Yeni Keynesyen ekonomi, 1970'li yıllardaki teorik krize bir tepki olarak 1980'li yıllarda ortaya çıkmıştır. Yeni Keynesyen iktisatçılar eksik bilgi, menü maliyetleri, toplam talep dışsallıkları, yakın rasyonel davranış, kademeli fiyat ve ücret ayarlamaları, zamana ve duruma bağlı fiyat ve ücret ayarlamaları, eşgüdüm başarısızlıkları, tüketici piyasaları, stok teorileri, girdi çıktı tabloları, zımni sözleşmeler, içerdekiler dışarıdakiler teorisi ve etkin ücret nedeniyle nominal bir şokun reel aktivite üzerinde güçlü ve uzun süreli etki yaratacağını savunmuşlardır. Fischer (1977) ve Taylor (1979a), beklentilerin rasyonel olması durumunda dahi uzun dönemli nominal sözleşmelerin çıktı ve istihdam gibi reel değişkenler üzerinde etkiye neden olabileceğini göstermişlerdir.Yeni Keynesyenler, nominal fiyat ve ücret katılıkları kısa dönem parasal yanlılığın önemli bir kaynağı olduğu için nominal katılıklara büyük önem vermişlerdir. Bu çalışma 1994-2009 dönemi itibariyle Türkiye'de tüketici fiyatlarının nominal fiyat katılık derecelerini ve 1994-2008 dönemi itibariyle Türkiye'de imalat sanayi sektörlerinde nominal ücret katılık derecelerini incelemektedir. Bunun yanı sıra bu çalışma, fiyat ve ücret değişimlerinin kademeli ya da eş zamanlı olup olmadığını, fiyat ve ücret değişim davranışlarının homojen ya da heterojen olup olmadığını ve fiyat ve ücret değişim kararlarının zamana ya da duruma bağlı olarak alınıp alınmadığını analiz etmektedir.Çalışmadan elde edilen sonuçlara göre tüketici fiyatlarının ortalama fiyat değişim frekansı 0,747'dir. Tüketici fiyatlarının ortalama fiyat azalış ve artış frekansları sırasıyla 0,121 ve 0,627'dir. Fiyat değişimlerinin önemli bir kısmı fiyat artışlarından oluşmaktadır, fakat fiyat azalışları yaygın değildir. Tüketici fiyatlarının değişim davranışı kademeli ve homojendir. Kamu imalat sanayi ortalama ücret azalış ve artış frekansları sırasıyla 0,314 ve 0,666'dır. Özel imalat sanayi ortalama ücret azalış ve artış frekansları sırasıyla 0,227 ve 0,767'dir. Ücret değişimlerinin önemli bir bölümünü ücret artışları oluştururken ücret azalışları sık sık gerçekleşmemektedir. Bunun yanı sıra fiyat ve ücret davranışı hem zamana hem de duruma bağlı fiyat ve ücret ayarlama kuralına dayalı olarak gerçekleştirilmektedir. Enflasyon oranı fiyat ve ücret ayarlamaları açısından oldukça önem arz etmektedir. Sonuçlara göre Türkiye ekonomisi için nominal fiyat ve ücretler aşağı doğru katılık sergilemektedir.

FiyatFiyat hareketiNominal fiyat katılığı+4
Zehra Abdioğlu
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
DoctorateOpen AccessTR

Geçiş sürecindeki merkezi ve Doğu Avrupa ülkelerinin AB ile bütünleşmesinin makro ekonomik etkileri

Sosyalist blok'un dağılması ve planlı ekonominin çökmesi ile ortaya çıkan geçiş ekonomilerinin hepsi piyasa ekonomisine yönelmişlerdir. Bu ekonomileri esas itibariyle iki ana gruba ayırmak mümkündür. Bir tarafta Merkezi ve Doğu Avrupa (MDA) ülkeleri diğer tarafta Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB)'nin çözülmesiyle bağımsızlığını kazanmış, Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) ülkeleri yer almaktadır. Geçiş sürecinde ülkelerin bir kısmı geçiş sürecinin gerektirdiği reformları başarılı bir şekilde uygularken, diğer bir kısmı geçiş için gerekli reformları uygulama da geride kalmıştır. MDA ülkeleri hem Avrupa ülkelerine olan yakınlıklarıyla, hem de Avrupa Birliği (AB)'den aldıkları teknik-mali destek ve yardımlarla geçiş sürecinde BDT ülkelerinin önüne geçmişlerdir. Geçiş için yapılması gerekli reformları gerçekleştirmede ülkelerin bir kısmı şok terapi, bir kısmı ise aşamalı stratejiyi tercih etmiştir.Bu çalışmanın amacı, dört MDA ülkesi geçiş ekonomisinde AB'ye üyelik sürecinin bu ekonomilerin makro ekonomik performansları üzerindeki etkisini araştırmaktır. Dört MDA geçiş ekonomisinin 1996-2008 dönemine ait veri seti ve Pedroni eşbütünleşme testleri kullanılarak AB'ye üyeliğin bu ekonomilerin makro ekonomik performanslarına etkisi ortaya konmaya çalışılmıştır.Çalışmanın analiz kısmında elde edilen sonuçlara göre, 1996-2008 döneminde dört MDA geçiş ekonomilerinde istihdam hacmindeki artış reel Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYİH)'yı artırmış ve AB'ye üyelik reel GSYİH, kişi başına düşen reel GSYİH ve sanayileşme üzerinde olumlu etkiye sahip olmuştur. Yani AB'ye üye olduktan sonra bu dört geçiş ekonomisinde reel GSYİH, kişi başına düşen reel GSYİH ve GSYİH içinde sanayinin payı artmıştır.

Avrupa BirliğiBütünleşmeDoğu Avrupa+6
Çiğdem Karış
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de yönetici demografik faktörlerinin mevduat bankacılığı performansına etkileri

Bu çalışma, Türk Bankacılık Sektörü'nde yönetici demografik faktörlerinin mevduat bankacılığı performansına etkilerini araştırmaktadır. Söz konusu etkinin ortaya çıkarılabilmesi amacıyla, 2003-2009 döneminde faaliyet gösteren otuz mevduat bankası tez çalışmasının kapsamı içerisindedir.

BankacılıkBankacılık sektörüDemografi+7
Oğuzhan Sungur
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Geleneksel enerji tüketimi ve yenilenebilir enerji tüketimleri ile GSYİH arasındaki ilişki

Sürdürülebilir kalkınma ve ekonomik büyüme için enerji temel bir gerekliliktir. Her ülke üretimde bulunmak ve üretimi devam ettirebilmek için enerji girdisine gereksinim duyar. Geleneksel ve yenilenebilir enerji hem maliyet açısından hem de verimlilik açısından GSYİH'yi farklı etkilemektedir. Bu tezin amacı gelişmiş, gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkelerin geleneksel (birincil) ve yenilenebilir (alternatif) enerji tüketimlerinin Gayri Safi Yurtiçi Hasıla'ya olan etkisini incelemektir. Çalışma 2010-2019 yıllarını kapsamakta ve 29'u gelişmiş, 61'i, gelişmekte olan ve 22'si az gelişmiş ülke olmak üzere toplam 112 ülkeye ait verileri kullanmaktadır. Çalışmadan elde edilen bulgulara göre, gelişmiş, gelişmekte olan ve az gelişmiş ülke gruplarının geleneksel ve yenilenebilir enerji kaynaklarının tüketimlerinin GSYİH'ye pozitif etkisi olduğu tespit edilmiştir. Ancak yenilenebilir enerji tüketiminin pozitif etkisi geleneksel enerji kaynaklarına nazaran daha azdır. Ayrıca, gelişmişlik düzeyi arttıkça geleneksel enerji tüketiminin GSYİH'ye etkisinin azaldığı gözlemlenmiştir.

Ekonomik büyümeEnerjiEnerji kaynakları+5
Özgür Şahin
Baskent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Türk ekonomik verilerinde uç değerler ve sonuçlar üzerindeki etkileri

Bir veri kümesinde uç-değerler (UD, ing. outliers), verilerin yarısından daha azmiktarda olmalarına rağmen, verilerin çoğunun vermek istediği bilgiye engel olan veyanıltıcı tahminler oluşmasına sebebiyet veren veriler olarak tanımlanabilir. Bu çalışmaTürk ekonomi verilerinde UD mevcudiyeti ve sonuçlar üzerindeki etkisini incelemeküzere hazırlanmıştır. Bu kapsamda ikinci bölümde güncel UD tespit yöntemleri üzerindegenel bir araştırma yapılmış, çalışma içinde kullanılan UD tespit yöntemleriningeçerliliği irdelenmiştir. Buna ilaveten, bu çalışma için türetilmiş veriler ile UDlerinönemi vurgulanarak sonuçlar üzerindeki etkisi gösterilmiştir. Üçüncü bölümde kesitveriler kullanılarak, Türk ekonomi verilerinde UD varlığı araştırılmış ve bilimselçıkarsama üzerindeki etkileri sorgulanmıştır. Sonuçlar UDlerin mevcudiyetini vebilimsel çıkarım üzerinde olumsuz etkilere sahip olduğunu göstermektedir.

Nebile Korucu
Baskent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2005
00
Master'sOpen AccessTR

Xvı. ve xvıı. yüzyıl Osmanlı ekonomisinin finansmanında vakıfların rolü

XVI. ve XVII. yüzyıllarda Osmanlı ekonomisinin finansmanında vakıfların rolü nedir sorusuna, vakıf kurumu üzerine bugüne dek yayımlanan eserlerin incelenmesi suretiyle cevap aradıgımız bu çalısmada, öncelikle aynı dönemde Osmanlı ve Dünya ekonomisinin durumuna kısaca deginilmis, vakıf kurumunun tanımı, çesitleri, mensei ve tarihi gelisimi ortaya konulmustur. Vakfın unsurlarında aranan sartlar kapsamlı bir sekilde tartısıldıktan sonra Osmanlı Devleti'nde ekonomi vakıf iliskisi üzerinde durulmustur. En basta sorulan soruya, esas olarak cevap aranılan ana bölümde, dogrudan hizmet veren vakıflar ile para vakıfları ayrı ayrı incelenerek daha saglıklı bir cevap bulunmaya çalısılmıstır. Tartısmalı bir kurum olması, finansman meselesine daha etkili bir çözüm sunması ve bu yönüyle Osmanlı ekonomisinde büyük bir boslugu doldurması açısından para vakıflarının incelenmesine ayrı bir önem verilmistir. Son bölümde ise genel bir degerlendirme yapılmıstır. Tüm bunların neticesinde, XVI. yüzyılda kurulan para vakıflarının, girisimciyi finanse etmektense tüketicinin ihtiyaçlarını karsılayan ve bu haliyle günümüz mikro kredi kuruluslarına benzeyen bir yapıda oldugu kanısına varılmıstır. Ayrıca para vakıflarına yapılan itirazların vakıf basına tahsis edilen meblagın artmasından veya insanların akar vakıf kurmaktan vazgeçip para vakıflarına yönelmesinden degil, bu vakıfların sayı olarak artıs göstermesinden ve Osmanlı ekonomisinin alısık olmadıgı yepyeni bir sektör yaratmasından kaynaklandıgı ortaya konulmustur. Öte yandan toplumun, dogrudan kurulan para vakıflarına olan bakıs açısı ile bir akara tabi olarak kurulan para vakıflarına olan bakıs açısının birbirinden farklı oldugu, para vakıflarının bir kere bile olsa yasaklanmasının yarattıgı etkinin sanılandan uzun sürdügü tespit edilmistir. Bunlardan baska, XVII. yüzyılda kurulan para vakıflarının ise piyasayı daha çok kredilendirdigi, daha büyük projelere destek verdigi, elde ettigi faiz gelirinin bir bölümünü veya büyük bir kısmını, hayır yapmak yerine özsermayesine ekleyerek daha ticari düsündügü, sınırlı da olsa büyüme yoluna gittigi, kurumsallasmaya basladıgı ve sonuçta hem zamanın Avrupa bankalarına bir adım daha yaklastıgı hem de günümüz Türkiye'sindeki finans sisteminin ilk temellerini attıgı iddia edilmistir. Bundan önce yapılan çalısmalarda dikkate alınmayan, para vakıflarının mevduat toplama yetkisinin olmama özelligine bu çalısmada yer verilerek bu özelligin ekonomiye olan olumlu ve olumsuz etkileri de tartısmaya açılmıstır. Ayrıca hem akar hem de para vakıflarının sahip oldugu bütçeler ve elde ettikleri karlar ilk defa yine bu çalısmada YTL cinsinden ifade edilmistir. En nihayetinde Osmanlı toplumunda var olan dayanısma geleneginin, güçlü bir devletin kendi içinde sürdürdügü iyilik hareketinden çok, hakim bir devlet olabilmek için açıga çıkartılan toplumsal genisleme ruhu oldugu düsüncesi vurgulanmıstır

Erhan Yavuz
Baskent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'nin 150 yıllık borç serüveni (1855-2005)

Bu tez çalısması; baslangıcından 2005 yılına kadar Tükiye'nin borçlarını 150 yıllık bir bütün olarak analiz etmektedir. Baslangıç noktası olarak Osmanlı Devleti'nin 1854'te Kırım Savası'nda aldıgı ilk dıs borçlanma seçilmis ve bu ilk dönem Birinci Dünya Savası'nın sonuna kadar devam etmistir. Ardından Türk Devrimi gerçeklesmis ve 1923'te Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasıyla borçlanmada ikinci dönem baslamıstır. 1923'ten 2005'e kadar geçen süreç de ikinci dönem olarak ele alınmıstır. Çalısmanın bu iki önemli bölümünün verilerle aktarılmasının ardından ekonomi ve borçlanma politikaları karsılastırılmıstır. Bu karsılastırmanın sonucu olarak; Osmanlı borçlarının Türkiye ekonomisi üzerinde beklenilen etkiyi yaratmadıgı gözlemlenmistir. Özellikle 1980 sonrası uygulanan liberal iktisat politikalarının ekonomi için daha tehlikeli oldugu saptanmıs ve bunun Türkiye ekonomisini gittikçe dısa bagladıgı, özellikle de kreditör ülkelere karsı bagımlılıgı artırdıgı konusu üzerinde durulmustur. Çalısmanın sonunda Osmanlı Devleti'nin borçlanma politikalarıyla Tükiye'nin borçlanma politikaları arasındaki benzerliklerden bahsedilmis ve Osmanlı Devleti'nin basına gelenlerin Türkiye için de olası oldugu noktası üzerinde durulmustur. Bu karsılastırmalar yapılırken iç borçlar, dıs borçlar ve toplam borçlar gayrı safi milli hasılaya ve bütçe gelirlerine oranlanmıs ve bu sayede 150 yıllık bir veri seti elde edilmistir.

Osmanlı Dönemi
Hatice Bahar Aşcı
Baskent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2007
00
DoctorateOpen AccessTR

Osmanlı Devleti'nin dış borçlarına yeni bir yaklaşım: Sosyal ağ analizi

Bu tez çalışması kapsamında, Osmanlı Devleti'nin 1854'den 1914'e kadar gerçekleştirdiği dış borçlanma ilişkileri incelenmiştir. Bu amaç doğrultusunda, 1854-1914 dönemi içerisinde gerçekleştirilen toplam 43 dış borçlanma incelenmiştir. Osmanlı Devleti'nin dış borçlanma ilişkileri, iki ayrı sosyal ağ analizi yöntemi kullanarak haritalandırılmış ve ölçümlenmiştir. Analizler için gerekli olan veriler, İstanbul'daki T.C. Başbakanlık Devlet Arşivleri içerisinde yer alan Osmanlı Arşiv belgeleri taranmak suretiyle elde edilen evraklardan alınmıştır. Bu yöntemlerden ilki olan global ağ analizlerinde, dış borçlanma süreci açısından önem arz eden neden-sonuç ilişkilerinin (savaşlar, antlaşmalar, vb.) siyasî ve ekonomik boyutları araştırılmıştır. Dış borçlanmaya yol açan nedenler belirlenmiş ve bu etkenlerin Osmanlı ekonomik düzenini nasıl şekillendirdiği ortaya konulmuştur. Esas olarak, Osmanlı Devleti'nin genel durumundan ve Osmanlı Devleti'nin içerisinde bulunduğu ekonomik durumdan hareketle, hangi finansal kuruluşlarla dış borçlanma ilişkisine girildiği, dış borçlanmaların miktarı, bu aktörlerin menşei ve Osmanlı İmparatorluğu'ndaki ekonomik faaliyetleri ele alınmıştır. İkinci yöntem olan ego ağ analizlerinde ise, dış borçlanma süreci sadece ekonomik açıdan ele alınmış ve iki ayrı dönem olarak incelenmiştir. Bu dönemlerden ilki, 1854-1877 yıllarını kapsayan dönemdir. Osmanlı Devleti'nin bu süre zarfında gerçekleştirdiği dış borçlanmalar, borç-borç (borcu borçla finanse etme) ilişkisine dayalı olarak seyir göstermiştir. Bu dönemde alınan dış borçlanmalarda rol oynayan aktörlerin oluşturduğu ilişkiler ağı, 1875 yılında geri ödemelerin durdurulmasına (Moratoryum) ve 1881 yılında Düyun-u Umumiyye İdaresi'nin kurulmasına yol açmıştır. Dış borçlanma sürecinde ikinci dönem ise 1885-1914 yılları arasını kapsamaktadır. Bu dönemde yapılan dış borçlanmalar, borç-borç ilişkisinin yanı sıra, altyapı yatırımları odaklı olarak gerçekleştirilmiştir. Düyun-u Umumiyye İdaresi sonrasında gerçekleşen dış borçlanmalar, 1854-1877 dönemine göre daha makul şartlarda alınmış ve kullanım alanları faydalı olmuş olsa da, ekonomik çöküntüye yol açmıştır.

BorçlarDuyun-u Umumiye İdaresiDış borçlanma+6
Mehmet Aldonat Beyzatlar
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

On dokuzuncu yüzyıl Osmanlı İmparatorluğu'nun eko - lojistik analizi: Kırım Muharebesi örneği

Ticari hayatta, tüketici ile tedarik merkezi arasındaki finansal kaynak ve bilgi akışına denk gelen lojistik kavramı, ondokuzuncu yüzyılın ortalarına kadar yaygın bir kullanım alanı bulamamıştır. Buna karşın lojistik kavramı, askeri anlamda da oldukça geniş bir alana hükmetmektedir. Literatürde savaş sanatı olarak da ele alınan sefer lojistiği, Osmanlı Devleti'nde kendisini esas olarak ikmal faaliyetlerinin organizasyonu olarak göstermiştir. Bu bağlamda Osmanlı Devleti'nin, Avrupa ve Asya'da varlık gösteren büyük imparatorlukların kitlesel çaptaki orduları nasıl seferber edebildikleri her zaman araştırmaya değer bir konu olmuştur. Kırım Muharebesi bu açıdan, Avrupa siyasi tarihinde yarattığı kırılma kadar, savaşan devletler açısından savaş lojistiği anlamında da köklü değişikliklerin yaşandığı bir dönüm noktası olmuştur. Bu çalışmada Osmanlı Devleti'nin 19. yüzyıl sefer lojistiği ve bu bağlamda geliştirmiş olduğu ikmal organizasyonu, Kırım Muharebesi özelinde ele alınmaktadır. 21 Mayıs 1853'te Rus Devleti ile resmi ilişkilerin kesilmesiyle başlayan ve Osmanlı Devleti tarafından resmen savaş ilan edildiği 4 Ekim 1853 tarihine kadar geçen sürede gerçekleştirilen sefer hazırlıkları ile birlikte savaş süresince ikmal organizasyonlarını oluşturan sevkiyat, teçhizat, iaşe, ulaştırma – haberleşme, sağlık ve finansman faaliyetlerindeki gelişmeler tarihsel düzlemde incelenmektedir. Savaşa Osmanlı Devleti ile birlikte katılan müttefik orduların ikmallerinin gerçekleştirilmesini ve ilk dış borcun alınmasını da kapsayan bu süreç, Osmanlı Devleti açısından savaş lojistiği anlamında pek çok yeniliği de beraberinde getirmiştir. Anahtar Kelimeler: Kırım Muharebesi, Sefer Lojistiği, İkmal Faaliyetleri, Askeri Devrim.

19. yüzyılAskeriFinansman+7
Mehmet Çetin
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessEN

Impact of information and communication technologies on Turkish economic growth and policy recommendations

This study analyses the effect of information and communication technologies to the growth of economy of Turkey and gives policy recommendations in the direction of obtained results. Gross domestic product per capita, unemployment, internet users per 100 people, mobile cellular subscriptions per 100 people and gross domestic product per capita growth for the years between 1993 to 2012 are used as variables. Time series analysis is used for investigating the relation between the variables and Augmented-Dickey Fuller Test is used for investigating whether the variables are stationary or not. In times series analysis, firstly, the relationship of the gross domestic product per capita with unemployment, mobile cellular subscriptions per 100 people and internet users per 100 people is investigated and then the relationship of the gross domestic product per capita growth rate with unemployment, mobile cellular subscriptions per 100 people and internet users per 100 people is analyzed. In addition, in the study, information is given about history and current state of information and communication technologies for Turkey and the World. Results show that information and communication technologies have positive impact on economic growth. Key Words: Information and Communication Technologies, Gross Domestic Product per Capita, Unemployment, Internet Users per 100 People, Mobile Cellular Subscriptions per 100 People, Gross Domestic Product per Capita Growth Rate, Augmented-Dickey Fuller Test.

Computer technologyGrowthGrowth strategies+4
Levent Kemal Akkoç
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Avrupa Birliği'nin yenilenebilir enerji dinamikleri ve Türkiye'nin uyumu

Enerji, insan hayatının her alanında oldukça önemli bir yere sahiptir. Bugünün enerji kaynakları, artan nüfus ve gelişen teknoloji ile birlikte değişim göstermektedir. Bu nedenle enerji kaynakları yerini, aşamalı olarak yenilenebilir enerji kaynaklarına bırakmaya başlamıştır. Avrupa Birliği, mevcut enerji kaynakları sınırlı olduğundan, yenilenebilir enerji kaynaklarını geliştirmeye yönelmiştir. Avrupa Birliği kendi içinde alınan kararlar ve yapılan düzenlemeler ile hedeflerine ulaşmaktadır. Diğer taraftan, yenilenebilir enerji çevreyi korumada oldukça önemli bir role sahiptir. Daha az çevresel risk taşıdığı için ülkeler, daha çok yenilenebilir enerji kaynaklarını tercih etmektedir. Türkiye ise, enerji bağımlılığından kurtulmak ve enerji konusunda ilerleme sağlamak için, Avrupa Birliği'ne üye olma yolunda çalışmalar yapmaktadır. Türkiye, yenilenebilir enerji kaynaklarını, mümkün olan teknolojisiyle geliştirmeye çalışmaktadır. Bu nedenle Türkiye, Avrupa Birliği ile ortak projeler gerçekleştirmekte ve yenilenebilir enerji konusunda yüksek standartlara ulaşmayı hedeflemektedir.

Avrupa BirliğiEnerjiEnerji kaynakları+5
Gözde Ece Adıgüzel
Baskent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Azerbaycan'da sermaye piyasasının gelişiminde yatırım bankacılığının rolü

Azerbaycan finans sistemi Cumhuriyet döneminde gelişme aşamasına geçmiştir. Özellikle bankacılık sektöründe finans sisteminin gelişmesi için yasa kabul edilmiştir ve düzenlemeler yapılmıştır. Azerbaycan finans sektöründe yaşanan bazı sorunların temel nedenlerinden biri ticari bankaların hala yatırım bankaları ve diğer finansal kurumlara göre daha önde olmasıdır. Bu da ülkede yatırımlar konusunda eksikliklerin olmasına ve ticari bankalarda kredi faizlerinin yüksek olmasına neden olmaktadır. Yatırım bankacılığı, mevcut servetlerin transferi, hisse senedi ve tahvillerin tedavülü, menkul kıymetlerin yönetimi dahil sermaye teşekkülünün bulunduğu tüm işlemleri ve kuruluşları kapsar. Yatırım bankaları mevduat kabul etmeyen, ticari ve diğer bankaların fonksiyonları dışında kalan faaliyetleri yürütür. Yatırım bankaları fon talep edenlerle fon arz edenleri bir araya getirerek onlar arasında güven unsurlarını geliştirir. Sermaye piyasasının güven unsurunun gelişmesine katkı sağlar. Tasarruf sahiplerine danışmanlık hizmeti sunarak onların tasarruflarının riskten korunmasına ve doğru yatırımlara yönelmesine katkı sağlar. Yatırım bankaları şirketlerin mali şeffaflık prensiplerine uyum sağlamasına ve muhasebe sistemlerinin uluslararası standartlara uygun düzenlenmesine yardımcı olur. Azerbaycan'da şu anda yatırım bankacılığı pek gelişmemiştir. Sadece ticari bankaların bünyesinde yatırım bankacılığı departmanı vardır ve onlarında faaliyetleri sınırlı kalmıştır. Bu çalışmanın amacı, dünyadaki yatırım bankalarının incelenerek Azerbaycan sermaye piyasası ve bankacılık sektörüne olası katkılarını belirtmek; Azerbaycan'da kurulacak yatırım bankalarının ülkenin sermaye piyasasının gelişimine katkılarını göstermek; yatırım bankaları gelişmiş ülkelerin yasal mevzuatları yardımıyla bu bankaların görev ve işlevlerini yerine getirebilme güçlerinin belirlenebilmesidir. Anahtar Kelimeler: Yatırım Bankacılığı, Sermaye Piyasası, Azerbaycan'da Bankacılık Sektörü.

AzerbaycanBankacılık sektörüSermaye piyasası+2
Faiq Nuriyev
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Sürdürülebilir kalkınma çerçevesinde Türkiye'de çevre politikaları

İnsan nüfusunun hızla arttığı, doğal kaynakların ekonomik faaliyetler kapsamında geri dönüşümsüz tüketildiği dünya sisteminde ekosistemin korunması amacıyla çevre politikaları geliştirilmiştir. Ekonomi ve çevre arasında dengeli bir ilişki kurulmasını öneren, ekolojik sınırların sınanması ile ortaya çıkan sürdürülebilir kalkınma hedefleri küresel ölçekte geliştirilmiştir. Çalışmada, sürdürülebilir kalkınma çerçevesinde Türkiye'de uygulanan çevre politikaları incelenmiştir. Yenilenebilir enerji kullanımı, küresel ısınma ve iklim değişikliğinin önlenmesi ve biyolojik çeşitliliğinin korunması için Türkiye'de uygulanan politikaların etkileri incelenmiştir. Çevre sorunlarının çözümüne yönelik politikaların sürdürülebilir kalkınma kavramı ile uyumlu ve tutarlı olup olmadığı araştırılmıştır.

KalkınmaSürdürülebilir kalkınmaSürdürülebilir çevre+2
Sılacan Akkuş Dağdeviren
Baskent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye imalat sanayiinde sektörel kümelenme ve rekabet gücü: Seçilmiş bölgeler için bir analiz

Bu çalışmada Türkiye imalat sanayiindeki sektörel açıdan kümelenme ve sektörel kümelenme ile rekabet gücü arasındaki ilişki, Türkiye-Avrupa Birliği ticari ilişkileri kapsamında ve seçilen Düzey 2 bölgeler bazında, 2003-2008 dönemi itibariyle incelenmektedir. Sektörel kümelenme tespitinde temel yöntem olarak Yerelleşme Katsayıları Endeksi ile yardımcı yöntemler olarak Gini Bölgesel Uzmanlaşma ve Gini Endüstriyel Yoğunlaşma Endeksleri, rekabet gücü tespitinde ise Vollrath yaklaşımlı Açıklanmış Rekabet Üstünlüğü Endeksleri kullanılmıştır. Çalışmanın temel tezi kümelenme ile rekabet gücü arasındaki pozitif bir ilişkinin varlığını test etmek olarak belirlenmiştir. Bu test kapsamında seçilmiş dokuz İBBS Düzey 2 bölge bazında, kümelenmeye ilişkin analiz bulguları ile rekabet edebilirliğe ilişkin analiz bulguları arasında korelasyon analizi gerçekleştirilmiştir. Analiz bulguları TR33-(Manisa, Afyonkarahisar, Kütahya, Uşak) ve TR41-(Bursa, Eskişehir, Bilecik) Düzey 2 bölgeleri için sektörel kümelenme ile rekabet gücü arasında pozitif yönde güçlü bir ilişkiyi göstermiştir. TR10-İstanbul, TR31-İzmir ve TR51-Ankara Düzey 2 bölgelerinde çalışmanın tezi doğrulanmamıştır. Bu büyük kentlerdeki ekonomik faaliyetler, imalat sanayii dışında yoğun bir çeşitlenme göstermektedir. Bu çeşitlenme içinde imalat sanayii dışındaki sektörler, özellikle Ticaret ve Hizmetler sektörü ağırlıklı payı almaktadır. İmalat sanayii için gerçekleştirilen istatistiksel analiz, adı geçen üç bölgede Ticaret ve Hizmetler sektörü kapsamında değerlendirilen veriler yardımıyla gerçekleştirilmiştir. Buradaki bulgular sektörel kümelenme ile rekabet gücü arasında pozitif yönde ancak zayıf bir ilişkiye işaret etmiştir. Bu sonuç hizmet ve ticaretin önemli ölçüde yerel olma özelliğinden kaynaklanmaktadır. Çalışmada sektörel kümelenme ile rekabet gücü arasında pozitif yönde güçlü bir ilişki tespit edilen TR33-(Manisa, Afyonkarahisar, Kütahya, Uşak) ve TR41-(Bursa, Eskişehir, Bilecik) Düzey 2 bölgelerinde mevcut sektörel kümelenmeler için ayrıca firma bazlı araştırma ve analizlere de ihtiyaç bulunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Sektörel Kümelenme, Rekabet Edebilirlik, İBBS Düzey 2Bölgeleri, Türkiye İmalat Sanayii, Avrupa Birliği.

Avrupa BirliğiKümeleme ekonomiKümeler+7
Hayriye İmer
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Orta gelir tuzağı: Türkiye için zorunlu bir aşama mıdır ?

Orta Gelir Tuzağı kavramı, 2007 yılında Dünya Bankası'nın iki uzmanı tarafından yapılan araştırmalar sonucu literatüre girmiştir. OGT; ülkelerin alt gelir gruplarındayken belirli bir ekonomik büyüme yaşayarak zaman içerisinde kişi başına düşen milli gelirlerinin orta gelir grubuna terfi etmesini daha sonra orta gelir grubunda sıkışıp yüksek gelir grubuna çıkamamasını ifade etmektedir. Çalışmamızda OGT'nın kavramsal çerçevesini oluşturan büyüme ve kalkınma teorileri ele alınarak orta gelir tuzağı ile ilişkisi detaylıca açıklanmaktadır. Literatürde OGT tespitinde yapılan çalışmalarda farklı yöntemler kullanılmış ve farklı sonuçlar ortaya çıkmıştır. Çalışmamızın devamında ülkeler bazında homojenlik sağlamak amacıyla Dünya Bankası verilerine göre ülkeler gelir gruplarına ayrılarak, gelir gruplarının özellikleri incelenmiştir. Böylelikle Türkiye ekonomisin yer aldığı gelir grubu belirlenmiştir. Türkiye ekonomisi, panel veri analiziyle Neoliberal dönüşümün başladığı 1980 yılından 2018 yılına kadar incelenmiştir. Yöntem olarak Dünya Ekonomik Forumu'nun Küresel Rekabetçilik Endeksi kullanılarak Türkiye ekonomisi incelenmiştir. Bu bağlamda; Türkiye ekonomisi orta gelir tuzağından kurtulan başarılı ülkelerle karşılaştırılmıştır. Türkiye'nin ekonomik gelişiminde temel gereksinimleri yerine getirdiği görülürken, büyümenin istikrarını sağlayacak önemli yapısal faktörlerde eksiklikleri olduğu görülmüştür. Türkiye ekonomisinin düştüğü orta gelir tuzağından çıkabilmesi için kurumsal düzenlemelerden AR-GE faaliyetlerine bir dizi yapısal reform yapması gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Gelir Grupları, Orta Gelir Tuzağı, Türkiye Ekonomisi, Küresel Rekabetçilik Endeksi.

Ekonomi politikalarıOrta gelir tuzağıTürk ekonomisi+2
Abdullah Gökhan Karakoç
Baskent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Sürdürülebilir kalkınma ve ölçümü üzerine bir inceleme

Günümüzde geleneksel kalkınma anlayışının yerini Sürdürülebilir Kalkınma anlayışı almış; 1987 Brundtland Ortak Geleceğimiz Raporu'yla ve 1992 Rio Zirvesi ile uygulama planına dönüşerek izlenmesi gündeme gelmiştir. Bu çalışmada ülkelerinin sürdürülebilirlik performanslarının ölçümü için OECD'nin 2001 yılı Sürdürülebilir Kalkınma Temel Gösterge Seti kullanılmıştır. OECD Seti iki ana endeks (Varlıkları Sürdürme ve Bugünkü İhtiyaçları Karşılama) ve üç alt-endeks (Ekonomik Değerler, İnsan Sermayesi ve Çevresel Değerler) oluşturmaya uygundur. Bu çalışmada 24 ülke için 1992 – 2012 verileri kullanılarak beş ayrı endeks oluşturulmuştur. Geliştirilen endeksler ülkelerin sürdürülebilir kalkınma sürecinde nasıl bir gelişim içerisinde olduklarını ortaya koyacak niteliktedir. Geliştirilen endekslerin Karşılaştırılamayan Oran Ölçekli (RNC) olmaları nedeniyle belirli bir tema için bir ülkenin diğerine göre nasıl bir konumda olduğu açıklanamasa da, herhangi bir yılda hangi ülkenin göreli olarak daha iyi bir konumda olduğu açıklanabilir. Çalışmada bu çözümleme, Çok Kriterli Karar Verme Teknikleri'nden biri olan TOPSIS Yöntemiyle yapılmıştır. Endeks değerlerinin gelişiminden tüm ülkelerin kendi içerisinde sürdürülebilir kalkınma anlayışını 1992 yılından itibaren oluşturmaya özen gösterdikleri önemli bir bulgu olarak ortaya çıkmıştır.Farklı sürdürülebilir kalkınma boyutlarında eş-anlı bir gelişme gösteren ülkelerin korelasyon katsayıları yüksek, pozitif işaretli ve istatistiksel açıdan anlamlı hesaplanmıştır. Korelasyon sonuçları Varlıkları Sürdürme ve Bugünkü İhtiyaçları Karşılama boyutları arasındaki ilişkilerin de beklentilere uygun olduğunu ortaya koymaktadır. TOPSIS Yöntemi ileyapılan araştırmada ise ülkelerin sürdürülebilir kalkınma performanslarının FBDG düzeyi sıralamasıyla ilişkilendirilemeyeceği ortaya konmaktadır. Türkiye'de ekonomik değerler ve insan sermayesi boyutlarında istikrarsız da olsa bir gelişme sağlanabilirken, çevresel değerler boyutunda gelişiminin beklentileri karşılamadığı görülmüştür. Bugünkü ihtiyaçları karşılama düzeyinde ise önemli bir değişim gözlenmemektedir.

KalkınmaKalkınma politikalarıNormalleştirme+4
Tuğçe Olcay
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Ülkeler arası gelir yakınsaması analizi: AB ülkeleri ve Türkiye

Yakınsama ülkeler arasındaki gelir farklarının zaman içinde azalması olarak tanımlanabilir. Yakınsama hipotezi, iktisat tarihinde sıkça tartışılmış ve Neo-Klasik Büyüme Teorisinin temel çıkarımı olarak son halini almıştır. Ekonometrik yöntemlerin gelişmesiyle yakınsama hipotezinin test edilmesine ilişkin farklı analizler ortaya atılmıştır. Yakınsama analizi gerek ülkeler gerek bir ülkenin bölgeleri arasında gelir farkının zaman içinde nasıl bir seyir izlediğini gösterdiği için önemlidir. Ayrıca Neo-Klasik Büyüme Teorisinde dışsal kabul edilen nüfus artış oranı, yıpranma oranı, tasarruf oranı ve teknolojik gelişme faktörlerinin ülkelerin gelir düzeyini nasıl etkilediği de yakınsama analizi yapılarak belirlenebilir. Bu çalışmada Türkiye ile Avrupa Birliği ülkeleri arasındaki yakınsama analizi Carlino ve Mills (1993)'in zaman serisi yöntemi kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Öncelikle ele alınan ülkeler ile Türkiye'nin kişi başına düşen gelir farklarına birim kök testleri uygulanmıştır. Birim kök testi sonucunda durağan olan serilerle analizin ikinci aşamasına devam edilmiştir. İkinci aşamada regresyon analizi yapılmış ve elde edilen katsayılara bağlı olarak yakınsamanın varlığına ilişkin değerlendirmeler yapılmıştır. Uygulama sonuçları Türkiye ile Avusturya, Belçika, Danimarka, Finlandiya, Fransa, İtalya, İsveç ve Portekiz arasında 1990'lı yıllardan itibaren β yakınsamasının varlığına işaret etmektedir. Yapılan analizin bir diğer önemli sonucu Türkiye ile Yunanistan ve Türkiye ile İngiltere arasında ıraksamanın bulunduğudur. Uygulamaya ilişkin ifade etmemiz gereken önemli bir konu da Türkiye ile İrlanda, Hollanda, İspanya ve AB ortalaması farkı alınarak oluşturulan serilerin birim kök testleri sonuçlarının durağan çıkmadığıdır. Buna bağlı olarak Türkiye ile söz konusu ülkeler arasında regresyon analizi yapılamamış ve böylece yakınsama olup olmadığı değerlendirilememiştir.

Avrupa BirliğiBirim kök testleriBüyüme+7
Seren Savacı
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

Denge döviz kuru: Gelişmekte olan ülkeler üzerine bir uygulama

Önemli makroekonomik değişkenlerden biri olan döviz kuru, ülkeler için rekabet gücünün bir göstergesidir. Son yıllarda gelişmekte olan ülkeler, küreselleşmenin etkisiyle döviz kuru dalgalanmalarıyla ve sürekli olarak cari açık sorunuyla karşılaşmaktadır. Özellikle 2000'li yıllarda yükselen reel efektif döviz kuru hareketlerinin olduğu Türkiye gibi çoğu gelişmekte olan ülkede, ulusal paranın değerindeki artışla birlikte cari açığın da arttığı görülmüştür. Bu nedenle reel efektif döviz kurunun denge değerinin belirlenmesi son zamanlarda sürekli tartışılan konuların başında gelmektedir. Türkiye'de, 2001 yılındaki krizden sonra reel efektif döviz kurunun değerlenme eğiliminde olduğu ve buna bağlı olarak aşırı değerli reel efektif döviz kurunun cari açığa katkı yaptığı düşünülmektedir. Bu amaçla çalışmada, Türkiye gibi cari açık sorunu yaşayan 15 gelişmekte olan ülke için 1995-2012 döneminde panel veri teknikleri kullanılarak denge döviz kuru tahminleri yapılmıştır. Buna göre Türkiye başta olmak üzere incelenen ülkelerde denge döviz kurundan sapmalar belirlenerek, reel anlamda kurların değeri tespit edilmiştir. Bu kapsamda denge döviz kuru, döviz kurundaki konjonktürel hareketleri açıklayan Davranışsal Denge Döviz Kuru Yaklaşımı (BEER) ve ekonomide iç ve dış dengeyle uyumlu döviz kurunun elde edilmesini sağlayan Temel Denge Döviz Kuru Yaklaşımı (FEER) ile tahmin edilmiştir. İki yaklaşımla elde edilen denge döviz kuru değerleri ve sapmaların seviyesi karşılaştırmalar yapılarak ekonomik dengeler açısından değerlendirilmiştir. FEER yaklaşımla yapılan analiz sonuçlarına göre, incelenen ülkelerin çoğunda cari reel efektif döviz kuru değerlerinin denge düzeyine yakın olduğu, BEER yaklaşım sonuçlarına göre ise cari reel efektif döviz kuru değerlerinin denge seviyelerinden oldukça farklılık gösterdiği tespit edilmiştir. Buna göre BEER yaklaşımla elde edilen döviz kuru sapmalarının FEER yaklaşıma göre oldukça yüksek olduğu görülmüştür. Sonuç olarak, bazı ülkelerde reel efektif döviz kurunun denge seviyesine göre düşük seviyede olmasına rağmen, Türkiye gibi bazı ülkelerde reel efektif döviz kurunun yüksek düzeyde olduğu bulunmuştur. Denge düzeyine göre düşük seviyeli reel efektif döviz kuruna sahip ülkelerde cari açık sorununun olması, bu ülkelerin üretim yapılarının ve dolayısıyla ihracatının ithalata bağımlı olduğunu göstermektedir. Aynı şekilde Türkiye gibi denge düzeyine göre yüksek reel efektif döviz kuruna sahip olan ülkelerde de ihracatın ithalata bağımlı yapı sergilediği görülmüştür. Buna göre Türkiye'de reel efektif döviz kurunun denge seviyesine göre yüksek düzeyde olmasının yanında ihracat yapısının ithalata bağımlı olmasının, cari açık seviyesini arttıran unsurlar olduğu tespit edilmiştir.

Davranışsal tutumDengeDenge döviz kuru+5
Ali Altıner
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Türk gıda sanayinde kısa ve uzun dönemli etkinlik: Stokastik sınır analizi

Bu çalışmanın temel amacı Türk Gıda Sanayinde faaliyet gösteren firmaların teknik etkinsizlik düzeylerini tahmin etmek ve etkinsizliğin kalıcı olup olmadığını araştırmaktır. Türkiye İstatistik Kurumu tarafından hazırlanan Yapısal İş İstatistikleri anketinin kullanıldığı çalışmada, 2003-2011 dönemi için Stokastik Sınır Fonksiyonu tahmin edilmiştir. Çalışma sonuçlarına göre, gıda sanayinde teknik etkinsizliğin kalıcı olduğu, uzun dönemde firmaların etkinlik düzeylerinin birbirine yakınsamadığı tespit edilmiştir. Bazı firmalarda kalıcı etkinsizliğin, endüstri ortalamasının bir hayli üzerinde olduğu görülmüştür. Birtakım kısıtlar, bu firmalarınuzun dönemde optimum üretim ölçeğine ulaşmasını engellemektedir. Firmaların karşılaştığı bu kısıtlar tespit edilmeli vekalıcı etkinsizliği azaltacak, firmaların uzun dönemde endüstride gerçekleşen değişikliklere ayak uydurabilmesini sağlayacakyapısal önlemler alınmalıdır. Aksi takdirde bu firmaların uzun dönemde hayatta kalması mümkün değildir.

EtkinlikEtkinlik tahmin modeliGıda işletmeleri+4
Mustafa Bilik
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de tehlikeli atık yönetiminin sorunlarının Türkiye'ye sosyal ve finansal maliyetinin tespit edilmesi

Tehlikeli atıklar; çevre ve insan sağlığı için tehlikeli olan, yanıcı, yakıcı, kanserojen, patlayıcı, radyoaktif, aşındırıcı ve zehirli atıkların tümüne verilen isimdir. Tehlikeli atıkların çevreye zarar verecek şekilde doğrudan ve dolaylı bir şekilde alıcı ortama verilmesinin önlenmesi gerekir. Önlenemeyen tehlikeli atıkların tekrar kullanım, geri dönüşüm ve geri kazanım yolu ile bertaraf edilecek miktarının azaltılması oldukça önemlidir. Tehlikeli atıkların geri kazanılmasıyla; doğal kaynaklarımız korunur, enerji tasarrufu sağlanır, atık miktarı azaltılır ve ekonomiye önemli miktarda kaynak kazandırılır.Bu çerçevede bu çalışmanın amacı; Türkiye'de tehlikeli atık yönetimi sorunlarının çözümünde etkin olan seçilmiş geri dönüşüm firmaları örneğinden hareketle, Türkiye açısından ortaya çıkan refah kazanç/kayıplarının kısmi analizini yapmak ve iktisadi karar birimlerinin politika geliştirmesine katkı sağlamaktır. Çalışmanın bu amacı doğrultusunda, geri dönüşüm firmaları olan Naksan Plastik ve Enerji Sanayi Ticaret Anonim Şirketi, Bayer Türk Kimya Sanayi Limited Şirketi, Akdeniz Kimya Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi, Dentaş Ambalaj ve Kağıt Sanayi Anonim Şirketi ve Ak-Kim Kimya Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi'ne ilişkin, ikincil veri tabanı kullanılarak 2002-2012 dönemini kapsayan Toplam Faktör Verimliliği (TFV) ölçülmüştür. Elde edilen bulgular değerlendirilmiş ve geri dönüşümün ölçülebilir net dışsal fayda/net dışsal maliyeti, ilk kez Türkiye örneğinden hareketle hesaplanmıştır. Çalışmanın sonuçlarına göre, geri dönüşüm firmalarının pozitif net dışsal fayda yaratarak ulusal ekonomiye ve sosyal refaha katkı sağladığı tespit edilmiştir. Bu çerçevede, başta Çevre ve Şehircilik Bakanlığı olmak üzere tehlikeli atık yönetimi konusunda yetkili kurum ve kuruluşların yeni açılımlarına fırsat verebilecek öneriler geliştirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Tehlikeli Atıklar, Geri Dönüşüm, Geri Dönüşümün Net Dışsal Fayda- Net Dışsal Maliyeti

Atık değerlendirmeAtıklarFinansal etki+7
Alime Yıldırım
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Yeni Uzlaşı modelinin eleştirisi, Post Keynesyen enflasyon hedeflemesi modelleri ve para politikası kuralları

Bugün birçok merkez bankasının kullandığı para politikası, Yeni Uzlaşı modeli tarafından geliştirilen enflasyon hedeflemesine dayanmaktadır. Bu model çerçevesinde para politikasının amacının fiyat istikrarı olduğu kabul edilmekte ve enflasyon para politikaları sonucu ortaya çıkan parasal bir olgu olarak görülmektedir. Fiyat istikrarı ile uzun dönemde enflasyonun maliyetinin en aza indirgenmesi ve çıktı düzeyinin potansiyel (doğal) seviye taşınması hedeflenmektedir. Post Keynesyen yaklaşım, modern merkez bankalarının temelini oluşturan enflasyon hedeflemesini ekonomi ile uyumu açısından irdelemektedir. Post Keynesyen yaklaşımda enflasyon hedeflemesine dayalı faiz kuralları reddedilmekte ve bu faiz kuralına alternatif olarak üç farklı faiz kuralı geliştirilmektedir. Bu faiz kurallarından ilki, Pasinetti (1980)' nin ''adil faiz oranı'' kuralıdır. Bu faiz kuralında faizler ücretlerin artış oranına eşitlenmektedir. İkinci faiz kuralı Wray'in nominal faizleri sıfıra eşitlediği ''Kansas kural''dır. Üçüncü faiz kuralı Smith'in geliştirdiği ucuz para politikasına dayanan düşük faizin savunulduğu ''Smithin kural''dır. Bu çalışmada İleriye Dönük Taylor kuralının TCMB para politikasındaki geçerliliği araştırılmaktadır. Türkiye'nin 2006:01-2015:02 dönemine ait aylık verileri kullanılmıştır. Analizde reel faiz oranı, faiz düzleştirme değişkeni, döviz kuru, enflasyon açığı ve çıktı açığı değişkenleri kullanılmıştır. Değişkenler arasındaki uzun dönem ilişki Johansen eşbütünleşme testi ile incelenmiştir. Ardından değişkenler arasındaki nedensellik test edilmiştir. Testlerin sonucunda enflasyon açığı, faiz düzleştirme değişkeni ve reel faiz oranı arasında uzun dönemli ilişkiye rastlanmıştır. Granger nedensellik testinin sonuçları ise uzun dönemde enflasyon açığı ve faiz düzleştirme değişkeninden faiz oranına doğru nedenselliğin olduğunu göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Post Keynesyenler, Yeni Uzlaşı, Post Keynesyen Faiz Kuralları, Post Keynesyen Enflasyon Hedeflemesi, Yeni Uzlaşı Enflasyon Hedeflemesi, TCMB Para Politikası.

EnflasyonEnflasyon hedeflemesiKeynesyen ekonomi+5
Huriye Alkın
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Marka ürünler, coğrafi işaret ve tüketici algısı

Günümüzde marka kavramı birçok tüketici için değer kazanan ve bir süreç sonucunda ortaya çıkan bir pazarlama tekniğidir. Tüketiciler marka değeri kazanan ürünlere daha çok yönelerek ürünlerden maksimum fayda sağlamak istemektedir. Coğrafi işaret tescili alan bir ürün ise hedef kitleye yönelik özel bir üretim olduğu için tüketici bu özelliğe sahip ürünleri daha çok tercih eder hale gelmiştir. Çalışmanın temel amacı tüketicilerin coğrafi işaretli Finike Portakalı ve coğrafi işaret tesciline başvurulmuş Tavşan Yüreği Zeytini'ne yönelik algılarını ölçmektir. Burada algı kavramı içinde kastedilen bu iki ürünün tüketiciler nezdinde bir marka değerine sahip olup olmadığını, coğrafi işaret tescilinin tüketiciler için bir değer ifade edip etmediğini anlamaktır. Eğer bahsedilen ürünler tüketiciler açısından marka değerine sahipse ve/veya coğrafi işaret tescili tüketiciler için önem ifade ediyorsa, amaç göreli olarak daha eğitimli, orta ve üzeri gelir grubunda yer alan tüketiciler açısından bu değerin fiyata nasıl yansıdığını ekonometrik olarak tahmin etmektir. Bu amaçla analizlerde kullanılan ekonometrik modeller "koşullu değerlendirme yöntemi" yaklaşımı temelinde oluşturulmuş ve bu modellerin tahmini için probit ve en küçük kareler yöntemleri kullanılmıştır. Sonuç olarak, çalışmadan elde edilen bulgular değerlendirildiğinde Finike Portakalı'nın marka değeri taşıdığına ve bunun yanı sıra coğrafi işaret tescili almasının önemine inananların çoğunun o ürün için ekstra fiyat ödeme olasılığının yüksek olduğu gözlenmiştir. Tüketiciler, markalaşma yolunda destek verilen ve coğrafi işaret tescil başvurusu yapılmış Tavşan Yüreği Zeytini'ne bu zeytini çok tanımadıklarından dolayı Finike Portakalı'na göre daha az ekstra fiyat ödeme tercihini benimsemişlerdir. Anahtar Kelimeler: Marka Değeri, Coğrafi İşaret, Tüketici Algısı, Koşullu Değerlendirme.

Coğrafi işaretlerEkonomik etkiKoşullu Değerleme Yöntemi+6
Mısra Çakaloğlu
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Özelleştirmenin sebepleri, amaçları ve sonuçları: Türkiye analizi

Kapitalizm son yüz yıl içerisinde iki büyük buhran yaratmıştır. Bunlardan birincisi 1929 Buhranı, ikincisi ise 1973 yılında baş gösteren ve ekonomi literatürüne stagflasyon kavramını sokan Petrol Krizidir. İlk kriz piyasayı kendi haline bırakan Klasikler'in yanıldığını, ikinci kriz ise talep yönlü ekonomi politikaları öneren ve ekonomiye devlet müdahalesini şart koşan Keynes'in yetersiz kaldığını göstermiştir. Özellikle, 1973 yılında ortaya çıkan kriz dikkatleri kamu teşebbüsleri üzerine çekmiş ve kamu iktisadi teşebbüslerin verimsizlikleri, krizin temel nedeni olarak kabul edilmesi sonucunu doğurmuştur. İşte bu genel yargı kamu iktisadi teşebbüslerinin özelleştirilmesi konusunu gündeme taşımış ve pratikte ilk kez Şili'de uygulanan ancak İngiltere'nin öncülüğünü yaptığı kamu sektörünün tasfiyesi birçok ülkede başlamıştır. Dünya'da bu durumlar yaşanırken Türkiye'de özelleştirme çalışmaları uygulama açısından 1980 sonrası diğer bir ifadeyle Turgut Özal ve onun liberal düşünceleri ile başlamıştır. Darbe sonrası Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı'ndan başbakanlığa terfi eden Özal, Margaret Thatcher ve Ronald Reagan gibi özelleştirme düşüncesine sıcak bakmış ve bu yönde girişimlerde bulunmuştur. Anavatanlı tek parti sonrası kurulan koalisyon hükümetleri de açılan yoldan devam etmiş ve özelleştirme faaliyetlerini sürdürmüştür. Son 12 yılın iktidarı olan Adalet Kalkınma Parti ise özelleştirme faaliyetlerini bir adım daha ileri taşıyarak iktidar olduğu ilk birkaç yılda kendinden önceki tüm iktidarlardan fazla özelleştirmeyi gerçekleştirmiştir. Çalışmanın ilk bölümünde devletin ekonomideki konumu iktisadi akımlar çerçevesinde incelenmiş, Merkantilizm'den başlayarak günümüz modern akımlarına kadar devletin ekonomideki konumu tartışılmıştır. Bununla birlikte özelleştirme kavramı detaylandırılmış ve özelleştirmenin öncelikli muhatabı olan Kamu İktisadi Teşebbüsleri teorik açıdan anlatılmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde dünyada gerçekleştirilen özelleştirme uygulamaları seçilen ülkeler doğrultusunda incelenmiş ve analiz edilmiştir. Üçüncü bölümde ise Türkiye'de yaşanan özelleştirme süreci kuruluş döneminden günümüze dek incelenmiş, Özal ile başlayan fiili özelleştirme süreci, öncesi ve sonrasıyla kronolojik sıraya sadık kalınarak incelenmiş özellikle mevcut iktidar döneminde yapılan önemli özelleştirmeler detaylandırılmıştır. Çalışma, özelleştirmenin yarattığı olumsuzlukların değerlendirilmesi ve alternatif yolların önerilmesiyle sonuçlandırılmıştır. Anahtar Kelimeler: Özelleştirme, Dünyada Özelleştirme, Türkiye'de Özelleştirme, Özelleştirme Yöntemleri, Özelleştirmenin Sonuçları.

EkonomiEkonomik etkiKİT+3
İsmet Emir Kudubeş
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de mekansal özelliklerin kentlerin sosyo-ekonomik gelişmişlik düzeylerine etkisi

Bu çalışmada, Türkiye'deki kentlerin sosyo-ekonomik gelişmişlik seviyelerine etki eden mekansal faktörler Coğrafi Olarak Ağırlıklandırılmış Regresyon yöntemi kullanılarak uygulamalı olarak analiz edilmiştir. Analizde mekansal dışsallıkların ve heterojen etkilerin sosyo-ekonomik gelişmişlik seviyesini ne derecede etkilediği sorgulanmıştır. Analizde 2003 ve 2011 yıllarına ait veriler kullanılmış, temel veri tabanları Türkiye İstatistik Kurumu'ndan temin edilmiştir. İki ayrı zaman kesitine ait veri setiyle yapılan ampirik analizde, kentlerin sosyo-ekonomik gelişmişlik seviyesine etki eden faktörlerin etkilerinin ne düzeyde olduğu söz konusu yılların verileriyle Coğrafi Olarak Ağırlıklandırılmış Regresyon yöntemi kullanılarak ayrı ayrı analiz edilmiştir. Sonuçlar, Türkiye'de batıdan doğuya doğru gidildikçe kentlerin sosyo-ekonomik düzeyinde bir düşüş olmasının komşuluk ilişkisinin yarattığı dışsallıkla ilişkili olduğunu göstermiştir. Türkiye'de kentler arasındaki sosyo-ekonomik gelişmişlik düzeyi farklılıklarında bir azalma olduğu gözlenmiş, fakat bu yakınlaşmanın nedeninin görece iyi bölgelerin düzeyindeki gerileme olduğu saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Sosyo-Ekonomik Gelişmişlik, Ekonomik Coğrafya, Mekansal Ekonometri, Coğrafi Olarak Ağırlıklandırılmış Regresyon

Ekonomik coğrafyaGelişimGelişmiş iller+7
Hüsnü Can Dural
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

Kurumların iktisadi kalkınma rolünün ampirik analizi

Ülkelerin ekonomik gelişme farklılıkları, büyüme ve kalkınma modellerinin en önemli ilgi alanını oluşturmaktadır. İlgili literatürde genel olarak ülkeler arasında gelir farklılıkları faktör birikimindeki ve faktör verimliliğindeki farklılıklarla açıklanmış, son yıllarda iktisadi değişkenlerin dışında, kurum değişkenleri temelinde açıklamalar da geliştirilmiştir. Bu bakış açısı ile çalışmada, öncelikle kurumları öne çıkaran kurumsal iktisat çerçevesinde, kurumların teorik ve ampirik etkilerini açıklayan çalışmalar incelenmiştir. Kurumsal iktisat literatürüne göre etkin kurumlar, bir ekonomide belirsizlikleri ve işlem maliyetlerini azaltarak, olumlu ekonomik faaliyetler için teşvik edici bir yapı oluşturarak faktör birikimi oluşturmakta ve faktörlerin verimliliğini artırmaktadır dolayısıyla ülkelerin ekonomik gelişmesinde pozitif bir rol oynamaktadır. Çalışmada, teorik ve ampirik literatürden yola çıkarak kurumların iktisadi kalkınma rolü ampirik olarak incelenmiştir. Ampirik analizde, 1992-2010 döneminde 90 ülke için panel veri analizi uygulanmıştır. Ülkeler Dünya Bankası sınıflandırmasına göre düşük ve orta gelirli ülkeler ve yüksek gelirli ülkeler olmak üzere iki grupta incelenmiş, kurumsal göstergeler kullanılarak Türkiye için de sonuçlar elde edilmiştir. Ampirik analizde, kurumların kişi başına düşen reel gayri safi yurtiçi hasıla, toplam faktör verimliliği ve yatırım etkileri incelenmiştir. Kurum değişkeni olarak International Country Risk Guide politik risk bileşik endeksi ve on iki alt göstergesi (yolsuzluk iç çatışma, dış çatışma, yatırım profili, hükümet istikrarı, demokratik hesap verebilirlik, sosyoekonomik koşullar, bürokratik kalite, yasal düzen, etnik gerginlik, toplum üzerinde dini baskılar, siyaset üzerinde askeriyenin etkisi) kullanılarak modeller oluşturulmuştur. Kurum göstergesi olarak bileşik endeks kullanıldığında 90 ülke için kurumların kişi başına düşen reel gayri safi yurtiçi hâsılayı, toplam faktör verimliliğini ve yatırımı pozitif etkilediği sonucuna ulaşılmıştır. Alt endeksler kapsamında beklenen etkiler görülememiş, bileşik endeks ile daha tutarlı sonuçlar elde edilmiştir. Etkin kurumları olduğu düşünülen yüksek gelirli ülkelerde, alt endekslerin çoğu düşük ve orta gelirli ülkelere göre daha etkili bulunmuştur. Türkiye'de yasal düzenin gelişmesi ve daha iyi işlemesi, hükümet istikrarının sağlanması kişi başına düşen reel gayri safi yurt içi hâsıla ve toplam faktör verimliliği üzerinde pozitif etkili iken yolsuzlukların önlenmesi, dış çatışmanın azalması ve bürokratik kalitenin artması yatırımlar üzerinde pozitif etkili bulunmuştur. Demokratik hesap verebilirliğin sağlanması ve etnik gerginliklerin azalması hem yatırımlar hem de toplam faktör verimliliği üzerinde pozitif etkili bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: İktisadi kalkınma, kurumlar, kurumsal iktisat, yatırım, toplam faktör verimliliği

Ekonomik büyümeEkonomik kalkınmaKurumlar+3
Süreyya Kovacı
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Ana akım iktisat perspektifinde yaşam memnuniyeti: Antalya havacılık sektörü çalışanları üzerine bir inceleme

Ana akım iktisat anlayışında "iyi oluş" kavramı daha çok iktisadi parametrelerle ilişkilendirilerek nesnel bir söylem üzerine oturtulmuştur. Bireylerin ve dolayısıyla toplumun yaşamdan memnun olma durumlarının, refah artışlarına paralel olacağı kanısı büyük ölçüde kabul görmektedir. Fakat son dönemlerde özellikle Davranışsal İktisat alanında yapılan çalışmalar, söz konusu iktisadi parametrelerin ötesinde bireyin yaşam memnuniyetini etkileyen başka bağımsız değişkenlerin olduğu yönündedir. Bu çalışmada yukarıdaki bilgilerin ışığında Antalya Havacılık Sektörü çalışanlarının memnuniyet analizi araştırılmıştır. Uygulanan anket yöntemiyle bireylere "bir bütün olarak düşündüğünüzde hayatınızdan ne kadar memnunsunuz?" sorusu sorulmuş, alınan cevaplar üzerinden kendilerine yöneltilen anket çalışması sonrasında memnuniyet düzeyleri çeşitli parametrelerle sorgulanarak istatistiksel temelli bulgular elde edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Ana akım iktisat, davranışsal iktisat, yaşam memnuniyeti

Anaakım ekonomiDavranışsal ekonomiHavacılık sektörü+1
Can Başkaya
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Beydağları Sahil Milli Parkı'nın rekreasyonel değeri'nin belirlenmesi: Seyahat maliyeti ve koşullu değerleme yöntemi örneği

Ekosistemler insanlara ekonomik üretim için gerekli olan hammaddeleri sağlar. Başta kereste ürünleri olmak üzere bu kaynakların çoğu piyasa aracılığıyla fiyatlandırılabilmektedir. Bundan başka ekosistemler rekreasyonel ve pasif kullanım değerlerine sahiptir. Bu değerler doğrudan gözlemlenemez ve piyasada fiyatlandırılamaz. Rekreasyonel değer ile ekosistemlerin kullanım değeri kastedilmektedir. Yani bir doğal alana yapılan ziyaretten alınan haz ve elde edilen fayda söz konusudur. Pasif kullanım değeri veya kullanım dışı değerler ise ekosistemlerin karbon depolama, erozyon önleme, biyoçeşitlilik gibi değerleridir. Bu değerler aslında daha çok ekosistem hizmetleri olarak nitelendirilmektedir. Ekosistemlerin sağladığı kullanım ve kullanım dışı değerlerin ekonomik bir anlam kazanabilmesi için piyasa dışı yöntemlere gereksinim vardır. Bir ekosisteme ekonomik açıdan değer biçmek tartışmalı bir konu olsa da, ekonomik teoriye göre değeri olmayan bir şeyin fiyatı da "0" olmaktadır. Ayrıca ekosistemler ve doğal kaynaklar, ortak kaynak özelliğinde olan kamu mallarıdır. Ekonomik anlamda fiyatı "0" olan bir mal da aşırı tüketimle karşı karşıya kalmaktadır. Bu çalışmada Beydağları Sahil Milli Parkı'nın toplam ekonomik değeri belirlenmeye çalışılmıştır. Bu amaçla kullanılan iki piyasa dışı yöntem olan Seyahat Maliyeti ve Koşullu Değerleme yöntemleriyle parkın kullanım ve kullanım dışı değerleri hesaplanmıştır. Araştırma sonucuna göre ziyaret başına bir kişi için elde edilen tüketici rantı 642,92 TL olarak hesaplanmıştır. Parkın yıllık 750.000 kişiyi ağırladığı ve bir kişinin yıllık ortalama 2,9 ziyaret yaptığı göz önüne alındığında parkın yıllık rekreasyonel amaçlı kullanımının ekonomik değeri 1.398.351.000 TL olmaktadır. Koşullu Değerleme Yöntemi'yle parkın kullanım dışı değeri belirlenmeye çalışılmıştır. Buna göre kişi başı ödeme istekliliği 84,69 TL ve yıllık kullanım dışı değer ise 188.228.775 TL olarak bulunmuştur. Yıllık toplam ekonomik değer ise kullanım ve kullanım dışı değerlerin toplamına eşittir. Buna göre parkın yıllık toplam ekonomik değeri 1.586.579.775 TL olarak hesaplanmaktadır. Anahtar Kelimeler: Seyahat Maliyeti, Koşullu Değerleme, Rekreasyonel Değer

Beydağları Sahil Milli ParkıDeğerlemeKoşula bağlı değerleme+2
Fırat Yılmaz
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Neoliberal iktisat politikalarının kriz oluşumuna etkisi: Türkiye örneği

Gelişmekte olan ülkelerin 1980 sonrası uyguladıkları neoliberal iktisat politikaları, 1990'lı yıllarda yaşanan finansal krizlerin nedeni olarak görülmüştür. Neoliberal politikalar neoklasik ekonomi kuramına dayalı, temelde kapitalist üretim ilişkilerinin tüm dünyaya yayılmasını hedefleyen yeni bir küreselleşme dalgasının politika aracıdır. Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası aracılığıyla, IMF yapısal uyum programları adı altında uygulama alanı bulan neoliberal politikalar, gelişmekte olan ülkeler açısından bir bakıma kapitalistleştirme süreci olarak tanımlanabilmektedir. Bu bağlamda kapitalizmin doğuşu ve gelişimi, bu güne kadar geçirmiş olduğu dönüşümün incelenmesi, içeride kendiliğinden gelişen bir kapitalizm ile dışarıdan enjekte edilen bir kapitalizmin kriz dinamiklerini oluşturan yapısını anlamada yaralı olmaktadır. Bu çalışmada finansal kriz olarak ortaya çıkan gelişmekte olan ülke krizlerinin, esas itibariyle sermaye birikiminde neoliberal dönüşümle birlikte yaşanan çelişkilerin sürdürülemeyerek açığa çıkmasına neden olan kapitalist krizler olduğu üzerinde durulmaktadır.Washington Uzlaşması ile başlayan neoliberal yeniden yapılanmanın serbestleşme politikaları tüm dünyada ve gelişmekte olan ülkelerde makro ekonomik dengelerin bozulmasına yol açmıştır. Neoliberal iktisat politikaları, sermaye birikiminin devamlılığını sağlayan genişleyen yeniden üretim sürecini sekteye uğratarak, birikimdeki çelişkili yapının devamlılığını hassas dengeler üzerine kurmaktadır. Bu çalışmada Türkiye özelinde, neoliberal politikaların makro ekonomik göstergeler üzerindeki etkileri ve kriz oluşumuna zemin hazırlayan çelişkileri yaratan sistematiği anlatılmıştır.Neoliberal politikaların küresel ekonomiye eklemlenme amacıyla belirledikleri serbestleşme hedefleri, gelişmekte olan ülkelerin sermaye birikim sürecinde çelişkiler yaratmaktadır. Neoliberal politikalar ,ülkeleri dışa bağımlı ve finansal sermaye girişlerine ihtiyaç duyan bir ekonomik yapıya dönüşmüştür. Bu yapıdaki çelişkili birikim modeli, ülkelere kriz zemini hazırlamaktadır. Bu zeminden çıkış ancak ülke özgüllüklerine göre belirlenen iktisat politikaları aracılığıyla sağlanabilir.Neoliberal politikalarla kapitalizmin ilişkilendirilmesinde, politikaların toplumsal dokunun bozulmasında ve çözülmesinde oynadığı önemli rol dikkate alınmıştır. Teorik açıklamalarda zaman zaman kapitalizmin eleştirisi açısından etkili bir kaynak olarak gördüğümüz Marksist İktisat teorisinden yararlanılmıştır.

Ekonomi politikalarıGelişmekte olan ülkelerKapitalizm+4
Müge Turgut
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessEN

An analysis of foreign trade and economic growth in Azerbaijan

The relationship between export performance and economic growth, and the role of exports in economic growth is a popular debate subject among development economists. Theoretically, exports are expected to increase economic growth by generating a greater capacity utilization; achieving technological progress; creating employment and increasing labor productivity; increasing specialization; improving allocation of scarce resources in the economy; relaxing the current account pressures by increasing the country?s external earnings and attracting foreign investment; increasing total factor productivity and consequently the welfare of the country.The aim of this study is to test the export-led growth hypothesis for the Republic of Azerbaijan. Azerbaijan is an oil-exporting country and the share of oil and oil products in total exports is 96 percent in 2008. This export structure is an indication of small-scale production of other goods in Azerbaijan that are expected to compete in world markets. Dependence of exports on oil can make Azerbaijan face the ?Dutch Syndrome?. Therefore, development of non-oil sectors of Azerbaijan must be in focus.In this thesis, the export-led growth hypothesis is tested for Azerbaijan using cointegration and error correction model techniques for the 1996-2008 period. Long-run and short-run relationship was found between real GDP, and exports and imports. The results fail to find any support for the proposition that exports Granger cause GDP. However, real GDP Granger causes exports. The findings of this study showed that export-led growth hypothesis is not valid for Azerbaijan.The increasing foreign capital inflows to the Azerbaijan?s oil sector partially explain the causality from real GDP to exports. The share of foreign capital in oil sector is remarkably high in Azerbaijan. Signing of ?Contract of the Century? regarding the production of oil in the Caspian Sea in 1995, and construction of the ?Baku-Tbilisi-Jeyhan? oil pipeline between 2002 and 2005, increased the volume of foreign capital inflows to the country. These capital inflows increased oil production and productivity in the sector and GDP of Azerbaijan.

AzerbaijanEconomic analysisEconomic growth+6
Elnur Alakbarov
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
DoctorateOpen AccessTR

Küreselleşme sürecinin ekonomi politikalarına etkilerinin analizi: Türkiye örneği

Küreselleşme, modern çağların toplumsal birikimlerinin bir sonucu olarak özellikle 1970'lerle birlikte yükselen görece yeni bir süreçtir. Her ne kadar 15. yüzyılla gelişen dünya çapında ticaretle ve/veya sonraki dönemlerde kapitalizmin gelişmesiyle açıklandığı görülse de, küreselleşme, tarihsel köklerinin oluştuğu dönemlerdekinden çok farklı niteliksel-yapısal gelişmeler göstermektedir.Küreselleşmenin açıklanmasına yönelik pek çok teorik yaklaşım söz konusudur. Bu yaklaşımlarda, küreselleşmenin bütünsel, çok boyutlu bir süreç olduğuna ve bu boyutlar arasında karmaşık bağlantılılığın bulunduğuna dikkat çekilmektedir. Küreselleşmenin ideolojik, kültürel, bilimsel-teknolojik, politik, ekonomik boyutları arasında karşılıklı olarak birbirini etkileme süreçleri yaşanmaktadır. Bu ağ ilişkisi, küresel çapta birbiriyle bağlantıda olan karar birimlerinin faaliyetlerine de yansımaktadır.Küresel kapitalizm teorisi, küreselleşmeyi açıklayan yaklaşımlardan biri olarak, küreselleşmenin özellikle ekonomik boyutuna vurgu yapmaktadır. Bu teoriye göre; küreselleşme, ulus-ötesi pratiklerle meydana gelmekte; ulus-ötesi üretim ağları ve ulus-ötesi şirketler küreselleşmenin temel özelliklerini oluşturmaktadır. Politik boyutta ulus-ötesi kapitalist sınıf ve ulus-ötesi devlet oluşumlarıyla, kültürel boyutta tüketimcilik kültürü-ideolojisi, küreselleşmenin ekonomik boyutunu tamamlamaktadır. Ulus-devletlerin ekonomi politikaları da küresel kapitalizm temelinde geliştirilmekte; küreselleşme sürecinde ekonomi politikaları niteliksel-yapısal bir değişimden geçmektedir.Küreselleşme sürecinin ekonomi politikalarına etkisi, küresel kapitalizmin işleyişine uygun ekonomik sistem-düzen politikasının geliştirilmesi eksenindedir. Ekonomik sistemin liberalleştirilmesi ilkesine destek olacak nitelikte, liberal hükümetlerin ve ulus-üstü kurumların politika yapımı söz konusu olmakta; piyasa globalizmi, ulus-üstü kurumların koşulsallığı ve ulus-ötesi kapitalist sınıfın çıkarları, politika yapımındaki temel güdüler olarak belirmektedir. Bu temeldeki ekonomi politikası yapımında, ekonomik sistemin liberalleştirilmesi ile ekonomik sürecin fiyat istikrarı ve büyüme amaçlarına öncelik verilmektedir. Bu amaçlara uygun olarak da, ekonomiyi liberalleştirici hukuk altyapısı ile sıkı para ve maliye politikaları bağlamında araçlar öne çıkarılmaktadır.1980'lerle birlikte küreselleşme sürecine daha köklü şekilde katılmaya başlayan Türkiye'de de ekonomi politikaları küresel kapitalist pratiklere ışık tutacak yönde olmuştur. 24 Ocak Kararları ile başlayan ekonomik sistem ve düzeni liberalleştirmenin kurumsal altyapısı, küresel kapitalizmle uyumlu bir sosyo-ekonomik sistem yaratmıştır. Bu süreçte, liberal programlara sahip hükümetler iktidara gelmiş, Uluslararası Para Fonu, Dünya Bankası, Dünya Ticaret Örgütü gibi, küresel ekonomi politikası geliştiren uluslararası kuruluşlara verilen sözler bağlayıcı olmuş ve ulus-ötesi kapitalist sınıf ile yerli kapitalist sınıfın çıkarları ekonomi politikası yapımında baskın olmuştur.Türkiye'nin ekonomi politikası yapımına dayanan ekonomik süreç politikası amaçları olarak fiyat istikrarı ve büyüme konusunda ise, çok da başarılı olunamamıştır. Bu amaçlara yönelik sıkı para ve maliye politikaları uygulansa da, sonuçlar, 1980'ler öncesinden daha iyi olmamıştır.

Ekonomi politikalarıEkonomik etkiKüreselleşme+1
Timuçin Yalçınkaya
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Birinci İzmir İktisat Kongresi ekonomik felsefesinin Türk ekonomisine yansımalarının analizi

Birinci İzmir İktisat Kongresi ATATÜRK'ün kurmak istediği TAM BAĞIMSIZ devlet olma mücadelesinin önemli bir basamağıdır. Ekonomik bağımsızlık olmazsa bir devletin tam bağımsız olamayacağını tarihten çıkardığı için milletinin alacağı ekonomik kararların kongrede saptanmasını istemektedir. Bu nedenle kongreden çıkan kararlar zamanla uygulanmıştır. Bu uygulamalar arasında geçici bir liberal dönemden sonra devletin öncülük yaptığı devletçi bir politika yanında özel teşebbüsü destekleyen eklektik bir Karma Ekonomi Modeli 1950 yılına kadar uygulanmış ve başarılı olmuştur.Bundan sonra ülkede liberal politikaların ağırlık kazanmasıyla devletin sahip olduğu ekonomik kuruluşlar özelleştirilerek ATATÜRKÇÜ devletçilik anlayışı ortadan kalkmıştır.Kurduğu Türkiye Cumhuriyetini koruma görevini de; TÜRK GENÇLİĞİNE emanet etmiştir.TÜRKİYE CUMHURİYETİ YAŞADIKÇA ATATÜRK DE YAŞAYACAKTIRVE ? TÜRKİYE CUMHURİYETİ İLELEBET YAŞAYACAKTIR ?

Ekonomik durumEkonomik etkiTürk ekonomisi+1
Rıfat Erdinç Bağdadi
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Kırsal kalkınmada coğrafi işaretlerin etkisi: Gaziantep ve Siirt illeri örneği

Tüketicilerin değişen yaşam tarzları ve sağlık faktörünün daha fazla önem kazanması tüketim alışkanlıklarında değişimi de beraberinde getirmiştir. Tüketicilerin daha doğal olanı tercih etmesi, kalitenin güvence altında olduğu ürün pazarını yaratmıştır. Tüketiciye sunduğu şeffaflık ile güven yaratan, aynı zamanda geleneğine sahip çıkma bilinci yaratan geleneksel ürünler, kazandığı katma değer ile hem üreticisine ve yöresine hem de ülkesine ekonomik kazanç sağlamaktadır. Zengin bir kültür ve iklimsel çeşitliliğe sahip olan Türkiye geleneksel ürünlerin oldukça fazla olduğu bir ülkedir. Sahip olunan bu değerler, taklit üretimler ve haksız rekabetlere karşı coğrafi işaret ile korunmaktadır. Bu çalışmada, geleneksel değerlere dikkat çekilerek, yerel ekonomileri canlandırmada stratejik role sahip coğrafi işaret kavramı dört ürün çerçevesinde ele alınmıştır. Çalışma kapsamında, Gaziantep ve Siirt illerinde ilgili coğrafi işaretli ürün üreticileri, tüketicileri ve ilgili kurumlar ile anket çalışması yapılmış ve veriler nitel analize tabi tutulmuştur. Elde edilen bulgulara göre, coğrafi işaret bilinci ile birlikte etiketlerde coğrafi işaret kullanma isteği ve bilincin artacağı ve coğrafi işaretin üreticiler arasında birlik oluşumunu sağlayacağı saptanmıştır. Coğrafi işaretli bir ürünün bölgedeki yerel ekonomiye beklenenden daha fazla katkı sağlanacağını sonucuna varılırken coğrafi işaret maliyeti, üreticilerin bir kısmı tarafından maddi külfet olarak görülmekte ve sıcak bakılmamaktadır. Ayrıca, reklam ve tanıtım yetersizliği, denetimde yaşanan sıkıntılar, kurumlar arası iletişim zayıflığı coğrafi işaretli ürünlerin gerçek değerini kazanamamasında karşılaşılan olumsuzluklar arasında görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Geleneksel Ürün, Coğrafi İşaret, Yerel Ekonomi, Üretici, Tüketici

Coğrafi işaretlerGaziantepKırsal kalkınma+4
Derya Başaran
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Ar-Ge'ye dayalı içsel büyüme modelinin Türkiye örneği

Ekonomik büyüme, reel hasıladaki artışları temsil etmektedir ve bir ülkedeki refah düzeyi ile yakından ilgilidir. Bu sebeple, ekonomik büyümeye iktisat biliminde artan bir ilgi vardır. Ekonomik büyüme modelleri, ekonomik büyüme sürecini anlama amacındadırlar. Neo-klasik ekonomik büyüme modelinden itibaren, teknoloji, ekonomik büyümenin kaynaklarından birisi olmuştur. Son birkaç on yılda ortaya çıkan içsel büyüme modellerine göre Teknoloji, bilinçli faaliyetler sonucu ortaya çıkmaktadır. Türkiye'de kişi başına düşen milli gelir son yıllarda 10.000 dolar civarında dalgalanmaktadır ve rakamlar ciddi bir artış eğilimi göstermemektedir. Bu noktada ekonomik büyüme modellerinin, geniş bir perspektiften ele alınarak anlaşılması önemlidir. Böylece, Türkiye ekonomisinin tecrübe etmekte olduğu bu problemin çözümü için bir yol bulunabilir. Çalışmada literatür tarama, veri toplama ve içerik çözümleme yöntemleri kullanılmıştır. Bu çalışma, ekonomik büyüme modellerinin oluşturduğu çerçevede, Türkiye' nin büyüme problemine bir bakış açısı oluşturabilme amacını taşımaktadır. Anahtar Kelimeler: Ekonomik Büyüme, Ekonomik Büyüme Modelleri, Dışsal Büyüme Modelleri, İçsel Büyüme Modelleri, Ar-Ge'ye Dayalı İçsel Büyüme Modelleri

Araştırma-geliştirmeBüyüme modelleriEkonomik büyüme+1
Adil Aydın
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessEN

The impact of railway infrastructure on economic growth and population in Turkey

This study explores the empirical relationship between transportation infrastructure and two measures; demographic and economic activity. Railway lengths, population density and agricultural production at province level base used as datasets for transportation infrastructure, demographic and economic activity measures, respectively. The most important contribution of this study is related with the datasets, which should probably be the first example for the knowledge of the author in Turkey. Using province level panel data for Turkey, panel econometric methods are applied to investigate these relationships in time and space. Panel regression, panel unit root, panel cointegration and panel causality testing procedures are performed to sort out the linkage between measures for the sample period between 1856 and 2007. The relationship between transportation infrastructure and economic development measures is empirically analyzed for many different developed or industrialized regions. Besides, the relationship between transportation infrastructure and demographic measures is also investigated in the same way. This study provides an empirical process for Turkey as a developing and not industrialized country. Therefore, this is the second important contribution of this study. In addition, an extensive overview of the empirical literature, investigating the effects of transportation infrastructure on economic and demographic measures, is provided in this study. Furthermore, a brief history of the railway constructions and railway network expansion during the Ottoman Empire and Republic of Turkey is also presented.

InfrastructureRailwaysEconomic growth+2
Mehmet Aldonat Beyzatlar
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Finansal serbestleşme ve ekonomik büyüme ilişkisi: Türkiye örneği

Politik temelini Neo-liberal politikalardan alan finansal serbestleşme yaklaşımı esas olarak McKinnon ? Shaw hipotezine dayanmaktadır. İkinci Dünya Savaşından sonra finansal baskı uygulamaları dönemin egemen politikası olarak ortaya çıkmıştır. Bu politikalar 1980'li yılların başından itibaren yerini serbestleşme politikalarına bırakmıştır. McKinnon - Shaw hipotezine göre finansal baskının ortadan kalkması ve finansal serbestleşme politikalarının uygulanması sonucunda tasarruf ve yatırımlarda meydana gelecek artış ile daha etkin kaynak dağılımı sağlanacak ve ekonomik büyüme hız kazanacaktır.1970'li yıllarda gelişmiş ülkelerin gündeminde olan finansal serbestleşme politikaları 1980'li yıllarda gelişmiş ülkelerin ve uluslararası kuruluşların yönlendirmeleriyle birlikte gelişmekte olan ülkelerde de uygulanmaya başlanmıştır. 24 Ocak 1980 kararları ile birlikte bu politikalar Türkiye ekonomisinde de uygulanmaya başlanmıştır. Bu çerçevede Türkiye ekonomisinde birçok finansal reform gerçekleştirilmiştir. 1989 yılında 32 sayılı karar ile birlikte dış finansal serbestleşmeye (konvertibiliteye) geçilmesinin ardından yirmi yıllık süreçte birçok gelişmekte olan ülke ekonomisinde olduğu gibi Türkiye ekonomisi de pek çok istikrarsızlık ve iktisadi kriz ile karşı karşıya kalmıştır.Bu çalışmanın amacı Türkiye ekonomisinde 1980 sonrası dönemde uygulanan finansal serbestleşme politikalarının ekonomik büyüme üzerindeki etkisini analiz etmektir. Çalışma üç ana bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde öncelikle finansal serbestleşme kavramsal olarak ele alınmış sonrasında finansal serbestleşmeye yönelik teorik yaklaşımlar açıklanmış ve finansal serbestleşmenin ekonomik büyümeyi etkileme kanalları değerlendirilmiştir. İkinci bölümde Türkiye ekonomisinde finansal serbestleşmeye yönelik olarak yapılan reformlar ele alınmış ve bu reformların meydana getirdiği sonuçlar üzerinde durulmuştur. Çalışmanın son bölümünde ise Vektör Otoregresyon yöntemi ile finansal serbestleşme düzeyi ile ekonomik büyüme arasındaki ilişki modellenmiş ve elde edilen bulgular analiz edilmiştir. Ekonometrik analiz sonucunda finansal serbestleşme ile ekonomik büyüme arasında negatif yönlü ve anlamlı bir ilişkinin varlığı tespit edilmiştir. Söz konusu ilişkinin reel etkileri dışlayıcı olduğu dolayısıyla ekonomide uzun dönemde negatif büyümeye yol açtığı sonucuna ulaşılmıştır.

BüyümeEkonometrik analizEkonomik büyüme+4
Mehmet Çetin
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Ekonominin seçmen ideolojisi üzerine etkisi: Türkiye örneği

Seçmenlerin uzun dönemde ideolojik bir aralık içerisinde kaydığı yaygın bir varsayım olmasına rağmen seçmen ideolojisindeki kaymalara ilişkin nedenleri araştıran bilimsel çalışma nispeten az bulunmaktadır. Bu çalışmada Kim ve Fording (1998) tarafından geliştirilen bir seçmen ideolojisi ölçüm aralığı yardımıyla seçmen ideolojisindeki kaymaların nasıl meydana geldiği ekonomik yaklaşım çerçevesinde açıklanmaya çalışılmaktadır. Bu çalışmada Türkiye de 1950-2003 dönemi için seçmen ideolojisindeki kaymalara neden olan çeşitli makroekonomik değişkenler sınır testi yöntemiyle incelenmektedir.Çalışma iki ana bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde ekonomi ve siyaset kavramsal çerçevede ele alınmış ve siyasete ekonomik yaklaşım çerçevesinde kamu tercihi teorisi değerlendirilmiştir. İkinci bölüm Türkiye'deki seçim sonuçlarını değerlendirmeye yöneliktir.Anahtar Kelimeler1)Seçmen İdeolojisi 3) Kamu Tercihi Teorisi2)Sınır Testi 4) Medyan Seçmen Teorisi

EkonomiEkonomik etkiKamu tercihi+3
Ali Çınar
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessEN

Related variety in sectoral growth in Western Anatolia

The purpose of this thesis is to examine the existence of agglomeration economies (external economies) in Western Anatolian region of Turkey and the impact of agglomeration economies on regional growth in this area. For this purpose, employment growth, productivity growth and GDP per capita growth of cities are used as indicators of economic growth. In the analysis, the data which is designed for Turkey?s 35 most developed cities that are concentrated in Western Anatolia in the four-digit level of ISIC Revize.3 manufacturing industry (international industrial classification) is covering the years 1992-2001; also, GMM (Generalized Method of Moments) dynamic panel analysis methods are applied that is proposed by Arellano and Bond(1991).In addition to examining the impact of the agglomeration economies on cities growth, the difference of this dissertation from other studies in the literature is that it distinguished industrial diversity/ variety (Jacobs externalities) as related variety and unrelated variety.According to regression results, although MAR, Porter and Jacobs externalities have positive effect on employment growth, the effect of MAR and Porter externalities have been decreasing while the effect of Jacobs externalities (related variety) have been increasing over time. Regarding the productivity growth, the positive effect of MAR externalities and urbanization economies are founded; moreover, wage growth investment growth has positive effect on productivity growth. The only long-term positive impact of urbanization economies is found for gross domestic product per capita growth. In addition, historical and dynamic conditions of the cities should play an effective role in agglomerations and externalities as well as growth of cities. As a result, historical structure and aim of the policy should be taken into consideration while determining the regional policy of cities as well as the effects of externalities should not be forgotten.

West AnatoliaExternal growthExternality+4
Kurtuluş Kıdık
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Küreselleşme sürecinin gelismekte olan ülkelerin dış ticaret yapısı üzerine etkileri (Türkiye örneği)

Günümüz dünyasında küreselleşme kavramı öyle bir hal almış durumdadır ki neredeyse dünyada yaşanan bütün gelişmeler bu kavram ile ilişkilendirilip bu kavram üzerinden açıklamalara başvurulmaktadır. Küreselleşme yalnızca anlam ve içerik itibari ile değil, meydana getirdiği oluşumlar ve kapsamı ile de bir çok alanda etkili olmuş ve halen daha etkisini sürdürmektedir. Bu nedenle ?küreselleşme ve? ile başlayan bir çok açıklamaya literatürde rastlanmaktadır. Bunun temel nedeni, günümüz dünyasında küreselleşmenin etkilediği alanlar itibari ile çok kapsamlı bir süreç olmasıdır.Bu çalışmada küreselleşme sürecinde yaşanan gelişmeler açıklanmaya çalışılırken, küreselleşmenin dünya ticaretinde meydana getirdiği etkilerin yanı sıra Türkiye'nin ekonomisi ve dış ticareti üzerine etkileri açıklanmaya çalışılmıştır. Bu amaç doğrultusunda;Çalışmanın birinci bölümünde; küreselleşme kavramına ilişkin açıklamalara, tarihsel gelişim sürecine ve teorik yaklaşımlara yer verilmiş, küreselleşmenin gelişim süreci içerisinde etkilediği politik, kültürel ve ekonomik alanlardaki değişim süreci irdelenmiştir.Çalışmanın ikinci bölümünde; kürselleşmenin mihenk taşlarından biri olan ve dünya ticaret sisteminin ana yapısını ve seyrini etkileyen GATT'tan (Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anlaşması) DTÖ'ne (Dünya Ticaret Örgütü) yaşanan gelişmeler incelenmiştir. Bu çerçevede yapılan toplantılara, ticaret sistemindeki düzenlemelere ve anlaşmalara yer verilmiştir. Ayrıca küreselleşmenin dış ticareti doğrudan ve dolaylı etkileme kanalları teorik çerçevede incelenirken bu kanalların dünya ticareti üzerindeki etkileri ortaya konulmuştur.Çalışmanın üçüncü bölümünde; Küreselleşme sürecindeki gelişmelere paralel olarak Türkiye'de yaşanan ekonomik gelişmelere ve dış ticarette meydana gelen gelişmelere yer verilmiştir. 24 Ocak Ekonomik İstikrar Kararları ve Türkiye'nin 1980 sonrası dışa açılma döneminden itibaren günümüze kadar olan süreçte yaşanan dış ticaretteki gelişmeler incelenmiştir. Bunların yanı sıra, küreselleşme ile birlikte Türkiye'de yaşanan doğrudan yabancı sermaye yatırımları, portföy yatırımları ve kurlardaki gelişmelerin dış ticareti nasıl etkilediği ve dünya ticaretinde Türkiye'nin yeri ele alınmıştır.Anahtar Kelimeler: 1) Küreselleşme, 2) DTÖ ( Dünya Ticaret Örgütü )3) Dış Ticaret 4) Türkiye Ekonomisi

Dünya Ticaret ÖrgütüGelişmekte olan ülkelerKüreselleşme+2
Hüseyin Saruhan
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Kredi değerliliğinin ölçülmesinde TOPSIS yöntemi ve bir uygulama

Bu çalışmada, farklı sektörlerde faaliyet gösteren şirketlerin finansal tablolarından hareketle elde edilen göstergeler kullanılarak, şirketlerin kredi değerliliklerinin belirlenmesine yönelik bir model geliştirilmiştir. Çalışmada çok kriterli karar verme yaklaşımına dayalı TOPSIS yöntemi kullanılmıştır. TOPSIS yöntemi belirli ağırlıkları dikkate alarak, tüm kriterlerin birlikte değerlendirilmesine olanak veren çok kriterli bir karar verme yöntemidir. TOPSIS yöntemi uygulaması kolay, çok sayıda kriter ile alternatifi bir araya getirip eş zamanlı çözüme ulaşabilen bir yapıya sahiptir. Yöntem bu yapısı nedeniyle, gerçek hayatta hem kişisel hem de kurumsal sorunların karmaşık yapılarına çözüm getiren bir analiz aracıdır.TOPSIS yönteminin uygulanmasında, her bir şirket için finansal oranlar kullanılarak karar matrisi oluşturulmuş ve her biri için tek bir kredi notu hesaplanmıştır. Hesaplanan kredi notuna göre örnek işletmelerin kredilendirme kararı verilmiştir.Bu araştırma ile, Türk Bankacılık Sektöründe kredi değerliliğinin ölçüm sürecinde kullanılan yöntemlerin sınırlı olması ve yüksek maliyeti sebebiyle daha matematiksel, kolay uygulanabilir ve anlaşılabilir, gerçekçi yöntemlerin kullanılabilirliği ortaya konulmak istenmiştir.

Finansal tablolarKredi değerlendirmesiKredi değerliliği+3
Mekselina Alpay
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de KOBİ'lerin finansman olanakları

Küçük ve orta büyüklükteki işletmelerin (KOBİ) ekonomiye önemli katkıları bulunmaktadır. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde istihdamın ve üretimin önemli bölümünü sağlayan KOBİ'lerin büyüyebilmesi ve rekabet güçlerinin artabilmesi için, özkaynakları dışında sağladıkları alternatif finansman olanaklarının bulunması gerekmektedir.Çalışmada KOBİ'lerin ülke ekonomilerine yapmış oldukları katkılardan hareket edilerek KOBİ'lerin önemi ortaya koyulmuş; banka, sermaye piyasaları ve kamu kesimi ile olan ilişkileri değerlendirilmiştir. KOBİ'lerin finansman sağlamada tercih ettikleri yöntemler ve alternatif finansman olanaklarına yer verilmiştir. Bu bağlamda yapılan literatür çalışması ile birlikte gelişmiş ülke örnekleri incelenerek Türkiye ile karşılaştırılması yapılmıştır.Yapılan çalışma sonucunda Türkiye'de KOBİ'lerin bankalar ile olan ilişkilerinin artarak devam ettiği, KOBİ'lerin sermaye piyasalarından fon sağlayabilmeleri için çalışmalar yapıldığı, bu doğrultuda gelişmiş ülke uygulamalarının örnek alındığı tespit edilmiştir. İncelemede gelişmiş ülkelerde KOBİ'lerin özellikle sermaye piyasalarından sağladıkları fonlar aracılığı ile rekabet güçlerini arttırdıkları, Türkiye'de ise sermaye piyasaları ile ilgili yeterli düzeyde arz ve talebin yaratılamadığı görülmektedir. Bu bağlamda verilen devlet destekleri de değerlendirilerek KOBİ'lerin finansman olanakları ile ilgili mevcut durum ele alınmış ve bu değerlendirmeler ışığında bazı öneriler geliştirilmiştir.

FinansmanKOBİ
Mehmet Kalkan
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de gayrimenkul sektörü ve gayrimenkul yatırım ortaklıkları

Ülkemiz, hızla artan nüfusu sebebiyle sürekli konut sıkıntısı yaşamakta, değişen ekonomik yapısına bağlı olarak hızla artan şehirleşme sebebiyle de gecekondulaşma sorunu yaşamaktadır. Bu sorunun oluşmasında yeterli bir gayrimenkulün finansman sisteminin olmamasının da payı büyüktür. Ortaya çıkan bu problemin çözümü konusunda yıllar boyu birçok yöntem denenmesine rağmen kalıcı bir sonuç elde edilememiştir. Denenen bu çözüm yolları aslında başka sorunların oluşmasına sebep olmuştur.Gayrimenkul sektöründeki bu sorunların kalıcı olarak çözülmesi için bu sorunların çözüme kavuşturulduğu gelişmiş ülkelerdeki örnekler içerisinde Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı sisteminin bir adıma öne çıktığını görmekteyiz.Çalışmada bu sistemin ülkemiz için uygulanabilirliği ve sorunun çözümüne ne derece katkı sağlayacağı hususu incelenmiştir.

FinansmanGayrimenkul sektörüGayrimenkul yatırım ortaklıkları+1
Gökhan Çıkılı
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
DoctorateOpen AccessTR

Azerbaycan turizm potansiyelinin kalkınma amaçlı değerlendirilmesi

Bir hizmet sektörü olan turizmin, tüm dünya genelinde çok büyük bir hızla gelişme gösterdigi görülmektedir. Bugün, tüm dünya hizmet ticaretinin yaklaşık %30'unu turizm sektörü tek başına oluşturmaktadır. Turizm sektörü ekonomide irili ufaklı birçok hizmet sektörü ile ilişkide olduğu için, ülke ekonomisine katkısı tam olarak hesaplanamamaktadır. Bununla birlikte, ulusal ve uluslararası literatürde konuya ilişkin olarak yapılan teorik ve ampirik çalışmalardan, turizmin ekonomik kalkınma ve büyüme üzerinde olumlu bir etkisi olduğu da anlaşılmaktadır.Turizm sektörünün ülke ekonomilerinin içindeki payı her geçen gün artmaktadır. Bunun sonucunda, sektördeki gelir artışı bu gelirden daha fazla pay alma konusunda turizm bölgeleri arasındaki rekabeti giderek şiddetlendirmektedir. Buna karşın genel olarak turizm sektörü ekonominin büyüme potansiyelini artırmaktadır. Bu çerçevede, 1996?2008 yılları arasındaki turizm gelirleri ile GSYIH değişkenlerine dayalı literatürde kullanılan zaman serisi ekonometrisi kullanılarak bir analiz yapılmıştır. Azerbaycan ekonomisi bağlamında turizm sektörünün ekonomik büyümeyi artırdığı yönündeki hipotez sırasıyla birim kök, eşbütünleşme, kırılmaları içsel olarak ele alan Zivot-Andrews ve Gregory-Hansen testleri ile araştırılmıştır. Turizm sektörünün Azerbaycan'ın ekonomik büyümesini 2003 yılından sonra, özellikle de 2006 yılından itibaren daha yüksek oranda etkilediği sonucuna ulaşılmıştır. Bu sonuç kırılma dönemlerini içsel olarak veren yöntemlerle bulunmuştur.

Azerbaycan-BaküEkonomik kalkınmaKalkınma+4
Terlan Növresli
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Taşınmaz değerlemesinde kullanılan finansal ve sayısal yöntemler: TOPSİS ve yeni çoklu kriter modelleriyle bir uygulama

Bu çalışmada, İzmir iline ait beş farklı ilçede bulunan taşınmazların sahip olduğu ölçüt özellikleri kullanılarak, başarı durumlarının belirlenmesine yönelik bir model geliştirilmiş ve bu modelden hareketle en iyi başarıyı gösteren ilk üç taşınmazın sahip olduğu piyasa fiyatının, gerçekte olması gereken fiyattan ne kadar eksik ya da fazla belirlendiği ortaya konulmaya çalışılmıştır. Çalışmada öncelikle taşınmazların ölçütler itibari ile sıralamalarını belirlemek için çok ölçütlü karar verme yaklaşımına dayalı TOPSIS yöntemi kullanılmıştır. Daha sonra ise TOPSIS yöntemiyle sıralamaya alınan taşınmazlar için yine çok ölçütlü karar verme yöntemlerinden biri olan ve Vida Maliene, Arturas Kaklauskas ve Edmundas Kazimieras tarafından geliştirilen Yeni Çoklu Ölçüt modeli kullanılmıştır. TOPSIS yöntemi belirli ağırlıkları dikkate alarak, tüm ölçütlerin birlikte değerlendirilmesine olanak veren çok ölçütlü bir karar verme yöntemidir. TOPSIS yöntemi, sağlam temelli mantık yapısı, ideal ve ideal karşıtı çözümleri aynı zamanda dikkate alması ve kolay hesaplama aşamaları ile yaygın bir kullanım alanına sahiptir. Çalışmada ikinci model olarak uygulanan Yeni Çoklu Ölçüt modeli ise, piyasa değerleme ve karar verme ilkelerine dayanmakta ve geleneksel karşılaştırmalı tekniklerle aynı çizgide bulunmaktadır. Bu nedenle model, dolaylı karşılaştırmalı değerleme teknikleri içerisinde sayılabilir.TOPSIS modelinin uygulanmasında, her bir taşınmaz için dokuz farklı ölçüt kullanılarak karar matrisi oluşturulmuş ve her biri için TOPSIS puanı hesaplanmıştır. Her bir ölçüt için ayrı ayrı olarak hesaplanan TOPSIS puanlarına göre taşınmazlar sıralanmış ve taşınmaz sahibi olmak isteyen açısından seçim yapılmıştır. Daha sonra Yeni Çoklu Ölçüt modeliyle satın alınması düşünülen taşınmazların değerleri hesaplanmıştır.

DeğerlemeGayrimenkullerTOPSIS+1
Melis Özer
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Basel II kredi derecelendirme sisteminin sorunlu kredilerin tespitindeki yeterliliği: Seçilmiş firmalar üzerine bir uygulama

Kredinin klasik bankacılığın temel fonksiyonlarından birisi olması nedeniyle, kredi riski, bankacılıkta ilk tanımlanan risktir. Ticari bankalarda kredi riskinin etkin bir şekilde yönetilebilmesi, bankaların etkin bir kredi yönetimi anlayışını benimsemesine bağlıdır. Kredi riski yönetiminin başarıyla gerçekleştirilebilmesi için, bankaların, kendi yapılarına en uygun modeli/yöntemi seçmesi gerekmektedir.Uluslararası piyasalarda, risk yönetim uygulamalarında ve denetim yaklaşımlarında meydana gelen önemli ölçüdeki değişiklikler sonrasında, yeni sermaye standartlarının oluşturulması ihtiyacı doğmuştur. Bu ihtiyaçlar neticesinde, ?Basel II Yeni Sermaye Uzlaşısı?, daha hassas risk ölçümüne ulaşma amacı taşıyan bir düzenleme olarak ortaya çıkmıştır.Basel-II bankalarda etkin risk yönetimini ve piyasa disiplinini geliştirmek, sermaye yeterliliği ölçümlerinin etkinliğini artırmak ve bu sayede sağlam ve etkin bir bankacılık sistemi oluşturmak ve finansal istikrara katkıda bulunmak için sunulmuş önemli bir fırsattır.Basel II kapsamında, kredi riski; banka ile kredi ilişkisinde bulunan her bir tarafın risk derecelendirme notu bulunmasına ve bu kalite notuna denk düşen bir risk ağırlığı ile değerlendirilmesi esasına dayanmaktadır.Tezin son bölümünde , bankacılık sisteminde risklere daha hassas bir biçimde yaklaşan ve risk yönetiminin önemini çok daha iyi bir şekilde vurgulayan Basel II kriterlerinin Sorunlu Kredilerin tespitindeki yeterliliği analiz edilmeye çalışılacaktır.

Banka kredileriBankalarBasel II+3
Yeliz Özdemir
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de kısa vadeli sermaye hareketleri ve ekonomik büyüme üzerine etkisi

20. yüzyılın sonlarından itibaren dünyada hız kazanan küreselleşme ekonomik alanda da etkisini göstermiştir. Sermaye hareketlerinin önünde ki engellerin kaldırılması ile birlikte, finans piyasaları serbestleşmiştir. Bu serbestleşme sürecinden sermaye hareketleri de etkilenmiştir. Böylece sermaye akımları ülke sınırları dışına çıkarak, yüksek getiri sağlayan piyasalara yönelmiştir. Burada özellikle gelişmiş ülkelerdeki büyüme hızlarındaki ve sermaye getirilerinde ki düşüşünde etkisi vardır. Sermaye hareketleri yoluyla yatırımları için kaynak sıkıntısı çeken gelişmekte olan ülkelerde, bu açıklarını tasarruf fazlası veren ülkelerden karşılamaya çalışmışlardır. Zamanla sermaye hareketlerinin yapısında da değişiklikler olmuş toplam sermaye hareketleri içinde spekülatif amaçlı, ülkelerarasındaki yüksek faizden yararlanmak isteyen ve kısa vadeli olan fon miktarlarında artışlar görülmüştür. Gelişmekte olan ülkeler de yüksek faizlerle bu fonları kendi ülkelerine çekmek istemişlerdir. Ancak bu fonların tersine dönmesi durumunda yüksek cari açıklarla karşılaşılabilmekte ve ekonomik krizler yaşanabilmektedir. Ülkemizde de 1980 sonrası kısa vadeli sermaye girişlerinin ekonomi üzerindeki etkileri önem kazanmıştır. Bu çalışmada kısa vadeli sermaye girişlerinin büyüme üzerine etkisi incelenecektir.

Ekonomik büyümeKısa vadeli sermayeSermaye akımları+2
Dursiye Bilgi
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Parasal aktarma mekanizmasında kredi kanalı: Türkiye örneği

Bu çalışmada parasal aktarma mekanizmasında kredi kanalı yeni keynesyen ve post keynesyen yaklaşımlar çerçevesinde ele alınmış ve VAR modeli ile Türkiye'de kredi kanalının varlığı 2002-2008 yılları arasında aylık verilerek kullanılarak test edilmiştir. Çalışma beş bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde parasal aktarım mekanizmasının önemine ve parasal aktarım konusundaki tarihsel sürece değinilmiştir. İkinci bölümde yeni keynesyen kredi görüşü çerçevesinde kredi kanalı değerlendirilmiş ve iktisat literatüründe kredi kanalını test eden ampirik çalışmalara değinilmiştir. Üçüncü bölümde ise parasal aktarım mekanizmalarında alternatif bir görüş olan post keynesyen kredi görüşü ortaya konmuştur. Daha sonra ise post keynesyen ve yeni keynesyen yaklaşımlar karşılaştırılmıştır. Dördüncü bölümde ise Türk finansal sistemi içerisinde bankacılık sektörü temel istatistiki göstergeler çerçevesinde değerlendirilmiştir. Beşinci bölümde Türkiye'de para politikasının krediler aracılığıyla reel ekonomiye aktarımını test etmek için yurt içi toplam kredi hacmi, toplam mevduatlar, toplam menkul kıymetler, sanayi üretim endeksi ve bankalar arası gecelik faiz oranı değişkenlerine ilişkin 2002-2008 dönemini kapsayan aylık zaman serileri kullanılarak VAR modeli oluşturulmuştur. VAR modeli sonuçları parasal şokların kredi kanalı değişkenlerine aktarıldığı bulgusunu ortaya koyarken parasal şokların reel üretime krediler aracılığıyla aktarılmasına ilişkin güçlü kanıtlar elde edilememiştir. Ayrıca VAR modeli sonuçları post keynesyen kredi para argümanını destekler niteliktedir.

Bankacılık sektörüBankalarKrediler+5
İbrahim Murat Bicil
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00