
3,993
Archived Theses
12
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Türk siyasal hayatında bağımsız milletvekilleri ve meclis faaliyetleri (1923-2002)
Bu çalışmanın konusu 1923-2002 yılları arasında Türkiye Cumhuriyeti bağımsız milletvekillerinin meclis faaliyetleri olarak belirlenmiştir. Öncelikle bağımsız milletvekillerinin 1923-2002 yılları arasında hangi dönemlerde seçimlere bağımsız girme bağımsız devam etme, bağımsız girme parti ile tamamlama ve parti ile girip bağımsız olarak bitirmesi durumlarının yanı sıra vekil seçildikleri il, vekil seçildikleri dönem, meslekleri, eğitim durumları, öz geçmişleri ve meclis faaliyetleri genel hatları ile ortaya konmuştur. Tez çalışması, TBMM'nin II.-XXI. Dönemlerini kapsamaktadır. 1923-2002 yılları arasında görev yapmış bağımsız milletvekillerinin biyografileri ortaya konularak bu milletvekillerinin seçildikleri il, seçildikleri dönem, partileri (varsa), meslekleri, meclis faaliyetleri, dönemlere göre bağımsız milletvekili sayıları tespit edilerek açıklamalarda bulunulmuştur. Anahtar kelimeler: TBMM, Parlamenter Sistem, Bağımsız Milletvekilleri, Siyasi Faaliyetler, 1923-2002 Dönemi.
Türkiye Cumhuriyeti Muallimler birliği 1926 senesi umumi kongresi zabıtlarının transkripsiyonu ve değerlendirilmesi
Milli mücadele sona erdikten sonra Atatürk fiili savaşın son bulduğunu fakat asıl savaşın cehalete karşı yapılacağını vurgulamıştır. Bu doğrultuda 3 Mart 1924 tarihinde Tevhidi Tedrisat kanununu çıkarmış ve akabinde yurt genelinde topyekün bir eğitim seferberliği hareketi başlatmıştır. Eğitim seferberliği başlatıldıktan sonra şüphesip en büyük görev öğretmenlere verilmiştir. Bu görevin gereklerini yerine getirmek için esasların belirlenmesi hususunda ilk toplantı 1921 yılında olağanüstü şartlar altında yapılmıştır. Bunu 1924-1925 yıllarında yapılan toplantılar takip etmiştir. Bahsi geçen yıllar ile alakalı tez çalışmaları mevcuttur. Literatüre katkıda bulunmak ve o dönemin eğitim uygulamaları ile ilgili fikir sahibi olmak için "Türkiye Cumhuriyeti Muallimler Birliği 1926 senesi Umumi Kongresi Zabıtlarının Transkripsiyonu ve Değerlendirilmesi" adlı konuyu tez çalışması olarak belirledik. Türkiye Cumhuriyeti Muallimler Birliği 1926 senesi, Temmuz'un on beşi perşembe günü Ankara'da Cumhuriyet Halk Fırkası Umumi merkezinde toplandı. Kongreye Türkiye'nin her il ve ilçelerinden gelen iki yüzden fazla Murahhaslar iştirak etmiştir.İlk içtimada rey işarı ile Menemen Murahhası Vasıf Bey kongre reisliğine ve Abdülfeyyaz Tevfik Bey reis vekilliğine seçilmiştir.Aziz Bey, Faik Reşit, Sabiha ve Nazire Hanımlar ise katipiliğe seçilmişlerdir. Türkiye Muallimler Birliği ilk kuruluşundan itibaren birçok konuda önemli varlıklar ve eserler yaratmıştır.1925 senesine nazaran 1926 yılında halk dershanelerinde okuyan talebenin adedi elli binden fazladır. Yani millet içinde bulunan okuyup yazmaktan mahrum elli bin vatandaş muallimler birliğinin sayesinde okumuşlardır. Bu itibarla muallimler milleti okutmakla ve yetiştirmekle bu sayede kazandıkları zaferlerle Cumhuriyetimizin temellerini sağlamlaştırmışlar ve onu ileriye taşımışlardır.Türkiye muallimleri millet devlet teşkilatı içinde hakikaten vazifelerini eksiksiz yerine getirirken kalplerinde ve vicdanlarında yaşayan düşüncelerini memleketin en ücra köşelerine kadar ulaştırmışlardır.Tarihimiz boyunca muallimlerimizin yapmış olduğu fedakarlıklar hakikaten çok büyük eserlerlerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Muallimlik mesleğinden ve meslektaşların birbirini sevmekten daha yüksek aşkla Cumhuriyet prensiplerini sevmeyi bir görev saymışlardır. Memlekete bu hayatı kazandıran milletin daha feyzli bir hayata kavuşmasını te'min edecek olan büyük gazimize hürmet ve şükranlarımızı sunmayı vazife bilmişlerdir.Meslek sevgisi, vatan sevgisi, bir ekip sevgisi aziz liderler sevgisi kalpler de yaşadıkça mesleğin la- yemut bir hayat kazandığını ifâ etmişlerdir.
42 numaralı Ayntâb Şeriyye sicili'nin transkripsiyonu ve değerlendirilmesi (H.992-994/1003-1004 M. 1584-1586/1594-1595) (S.112-223)
Şer'iyye Sicilleri Kadılar tarafından tutulan sadece mahkeme kayıtları olmayıp kadının bulunduğu bölgedeki tüm önemli yazışmaların kayıt edildiği belgelerdir. Şehir tarihçiliğinin en büyük hazinelerinden olan Şer'iyye sicilleri Osmanlının büyük bir arşivleme sistemi olduğunun kanıtıdır. 42 Numaralı Ayntâb Şer'iyye Sicili toplam 450 sayfa olup bu çalışmada defterin 112-223 sahifeleri değerlendirilmiştir. Sicilde dönemin alacak-verecek davaları, boşanma, evlilik, hırsızlık, vasi tayini, katl olaylarının yanında ferman ve berat gibi önemli konuları içeren belgeler ile vakfiye, hüccet, tezkire kayıtları yer almaktadır. XVI.yüzyılın sonunda Ayntâb'ın sosyal ve hukuki yapısı hakkında önemli olan bazı bilgiler bu değerlendirmeden elde edinilebilir.
1923 – 1960 yılları arasında Türkiye' nin Kıbrıs politikası
Kıbrıs, Akdeniz Bölgesi'nin üçüncü büyük Adasıdır. Kıbrıs, Yunanistan'ın 1100 km doğusunda, Türkiye'nin 71 km güneyinde yer alırken; Mısır'a 400 km, Suriye'ye ise 100 km kadar uzaklıktadır. XVI. yüzyıla kadar Hitit, Mısır, Asur, Bizans, Lüzinyan, Venedik gibi çeşitli devletlerin hâkimiyetinde bulunmuştur. 1571 yılında Osmanlı Devleti'nin düzenlediği bir seferle Venediklilerden alınıp Osmanlı idaresine girmiştir. 1878 yılına kadar Osmanlı Devleti yönetiminde kalmıştır. 1878 yılında Osmanlı ve İngiltere arasında yapılan bir anlaşma sonucu Adada İngiliz yönetimi başlamıştır. İngiltere, 1878 yılında Osmanlı Devleti ile yaptığı anlaşmaya uymayarak 1914 yılında Adayı tek taraflı olarak ilhak etmiştir. Kıbrıs'ın İngiltere'ye verilmesi 1923'te Lozan Antlaşması ile resmiyet kazanmıştır. İkinci Dünya Savaşı sonrası İngiltere sömürgelerini bırakma sürecine girmiştir. Böylece Kıbrıs'ta İngiliz idaresinin sona ermesi girişimleri başlamış ve 1960 yılında İngiliz yönetimi sona erip iki kesimli Kıbrıs Cumhuriyeti kurulmuştur. Bu yapı da çok uzun sürmemiş ve yaşanan tatsız olaylar sonucu sona ermiştir. Kıbrıs, Doğu Akdeniz'de stratejik, ticari, jeopolitik açılardan önemli olması nedeniyle eski çağlardan itibaren birçok ülkenin ilgisini çekmiştir. 18. yüzyılda büyük Yunanistan hayalinin ortaya çıkmasıyla Kıbrıs sorunu da kendini göstermeye başlamıştır. İlerleyen süreçte Kıbrıs'ın Yunanistan'a bağlanması (Enosis) isteği, Türkiye ile Yunanistan arasında uyuşmazlığa neden olmuştur. Türkiye'de Kıbrıs konusu bir sorun olarak 1950'li yılların ortalarına doğru sıkça gündeme gelmeye başlamıştır. Türkiye, 1957 yılına kadar Adanın kendisine verilmesi tezini savunmuştur. Bu tarihten sonra taksim tezini benimsemiştir. Zürih ve Londra Antlaşmaları ile Türkiye, Yunanistan ve İngiltere Adanın garantör devletleri olmuştur. Yani Türkiye ve Yunanistan Kıbrıs üzerindeki politikalarından vazgeçmek zorunda kalmışlardır. Anahtar Kelimeler: Türkiye, Yunanistan, Enosis, Taksim, İngiltere, Kıbrıs.
Türkiye Cumhuriyeti'nde akademisyen dışişleri bakanlarının Türk dış politikasına etkileri
Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan bugüne kadar dış politika her zaman önem arz etmiştir. Uluslararası arenada Türkiye Cumhuriyeti'nin çıkarlarını savunmak, Türkiye'nin olumlu imaj kazanması, dış politikayı ve dışişleri bakanını ön plana çıkarmıştır. Türk Dış Politikası Tarihinde, 43 Dışişleri Bakanı görev yapmıştır. Bu Bakanlardan 14' nün akademik bir kariyere ve unvana sahip olduğu görülmektedir. Söz konusu bu Bakanlar, Prof. Dr. Hasan Saka, Prof. Dr. Mehmet Fuad Köprülü, Prof. Dr. Turan Güneş, Prof. Dr. Ahmet Gündüz Ökçün, Dr. Hayrettin Erkmen, Prof. Dr. Ali Hüsrev Bozer, Prof. Dr. Osman Mümtaz Soysal, Prof. Dr. Erdal İnönü, Doç. Dr. Deniz Baykal, Prof. Dr. Emre Gönensay, Prof. Dr. Tansu Çiller, Prof. Dr. Şükrü Sina Gürel, Doç. Dr. Abdullah Gül ve Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu'dur. Akademisyen kökenli Dışişleri Bakanları, görev yaptığı süre içerisinde akademisyen kimliğini ve entelektüel birikimini dış politikaya yansıtmıştır. Kritik zamanlarda verdiği radikal kararlar ve oluşturdukları politikalarla Türk dış politikasına damga vurmuşlardır. Yürüttükleri siyasetle uluslararası alanda Türkiye Cumhuriyeti'ne önemli kazanımlar elde etmişlerdir. Bazen de uyguladıkları politikalar neticesinde ülkeyi siyasi, sosyal ve ekonomik olarak olumsuz etkilemişlerdir. Bunun sonucunda kamuoyunda birçok eleştiriye maruz kalmışlardır.
Türkiye Selçukluları Döneminde Anadolu'da Mevlevi-Ahi mücadelesi
Bu çalışmada Türkiye Selçuklu döneminde Anadolu'da Mevlana ve Ahi Evren'in birbiriyle olan mücadelelerinin çalışması yapılmıştır. Bahaeddin Veled'in fikri anlayışı sezgicilik üzerine kurulmuş felsefeci, akli ilimci ve filozoflara karşı olan bir insandı. Horasan'da Bahaeddin Veled ile Fahreddin Razi ve diğer akli ilimcilerle cereyan eden olay neticesinde Belh'ten göç etmesine neden olmuştur. Mevlana ve Ahi Evren arasındaki sosyal, dini ve siyasi mücadele bu olayın Anadolu'daki uzantısıdır. XII. yüzyılda Türkiye Selçuklu devletine gelen iki büyük şahsiyetin Konya'ya yerleşmesiyle mücadeleleri başlamıştır. Anadolu'ya gelen iki şahsiyetten biri Ahiliği kurdu, diğeri ise büyük bir tarikat lideri olmuştu. Aslında Mevlana ve Ahi Evren'in amaçları kendilerine karşı dini ve sosyal bir güç olamamasını istemeleri ve Türkiye Selçuklu devletinin siyasetinde aktif rol oynamaktı. Mevlana'nın siyasi politikası kendisine karşı iyimser olan kim olursa olsun onunla ilişki kurar bu Moğollarda olsa aynıydı. Ahi Evren ise bu durumdan rahatsız devletin bekası ve Ahilik teşkilatının gelişimini destekleyen bir siyasi politika izlemişti. II. İzzeddin Keykavus ve IV. Rükneddin Kılıçarslan iktidarlık savaşının içinde yer almaları bu durumu kanıtlar niteliktedir. Anahtar Kelime: Türkiye Selçuklu Devleti, Anadolu, Mevlana ve Ahi Evren
İbn Battûta Devri Horasan ve Türkistan şehirleri
XIV. yüzyılın en önemli seyyahı olan İbn Battûta eski dünya diye tabir edilen bölgelerin tamamını gezmiştir. İbn Battûta devrine Türk-Moğol devri demek yanlış olmayacaktır. Nitekim seyyahın gezmiş olduğu yerlerin hemen hemen çoğu ya Türk ya da Moğol hakimiyeti altında bulunmaktadır. Türk tarihi ve Türk dili bakımından da önemli bir yere sahip olan seyahatname, Türklerin XIV. yüzyıldaki sosyal, siyasi, iktisadi ve dini hayatlarına dair önemli bilgiler içermektedir. Seyahatname ayrıca antropoloji ve coğrafya bilimlerine katkıları bakımından önem arz etmektedir. İbn Battûta'nın Horasan ve Türkistan gezileri neticesinde uğramış olduğu şehirlerin Moğol istilası öncesi durumlarına baktığımız zaman bu bahsi geçen şehirlerin bilim ve kültür merkezleri olduğu ve mimari açıdan o dönemin muazzam yapıları ile karşımıza çıktığı görülmektedir. Bu şehirleri gezen seyyah, dönemin kültür ve ilim başkentlerinin Moğol istilası sonrası vahim durumlarını detaylı bir şekilde aktarmıştır. Ayrıca bu şehirlerin sosyal, siyasi, kültürel ve ekonomik faaliyetlerine de değinen İbn Battûta bu bölgenin hükümdarları Ebû Said Bahadır Han, Aleaddin Tarmaşirin Han ve Özbek Han ile de yüz yüze görüşme imkânı elde ederek onlar hakkında önemli bilgiler aktarmıştır.
1165 numaralı 1318-1319/1901-1902 tarihli Düzce Şer'iyye Sicili (Metin ve tahlil)
Osmanlı hukuk sistemine kendine has özellik kazandıran yargı teşkilatının başında Şer'iyye mahkemeleri gelir. Merkezde ve taşrada adaleti sağlamak için hukukî olarak padişahın vekâletiyle kadılar ve onların yardımcıları nâibler görevlendirilmişlerdir. Kadıların görevleri sırasında tuttuğu Sicil adı verilen defterler birinci el kaynak niteliği taşımakta, aynı zamanda Osmanlı aile, toplum, ekonomi ve hukuk hayatı hakkında bizlere önemli bilgiler sunmaktadırlar. Bu hukukî metinler ayrıca dönemin ve ait olduğu şehrin tarihine ışık tutmaktadırlar. Düzce kazasına ait Devlet Arşivleri Başkanlığı'nda 33 adet Şer'iyye sicili mevcuttur. 1885-1908 yıllarını kapsayan bu sicillerden daha önce yalnızca 1153 numaralı 1895 yılına ait Sicil çalışılmıştır. İkinci çalışma ise 1165 numaralı 1318- 1319/1901-1902 tarihli Sicil üzerine tarafımızca yapılan bu çeviri yazı ve değerlendirmedir. Takriben bir senelik zaman dilimini kapsayan bu Sicil içerisinde 64 dava kayıtlıdır. Sicil'in son sayfalarında da kadıya ait birkaç not mevcuttur. Sicil'de geçen davalar çeşitli konularla ilgiliyse de kadı nâibi genellikle aile hukukuyla ilgili davalara bakmıştır. Nitekim dava konularını ekseriyetle miras, nikâh, boşanma, nafaka ve alacak ile ilgili meseleler oluşturmaktadır.
1929 dünya ekonomik bunalımı'nın Türk basınına ve meclise yansımaları
Dünya pek çok ekonomik krizle karşı karşıya kalmıştır. Bu krizlerin içerisinde 1929 Ekonomik Bunalımı, dünya krizler tarihinde farklı bir yer teşkil etmiş ve çoğu iktisatçı tarafından da bu durum kabul edilmiştir. 1929 yılında meydana gelen bu ekonomik olayın etkileri neredeyse tüm dünyaya yayılmış, etkileri her ülkenin kendi içyapısına göre farklılık göstermiş ve ülkeler kendi mevcut yapılarına göre süreci atlatmak için mücadele vermişlerdir. 1929 yılında ekonomi alanında yaşanan bu sarsıntı, dünyadaki mevcut sistemlere güveni azaltmış ve ülkeleri yeni arayışlara yöneltmiştir. Fakat Türkiye'de böyle bir durum söz konusu olmamıştır. Çünkü Türkiye, Birinci Dünya Savaşı akabinde verdiği bağımsızlık mücadelesi sonrası kendini yenileme ve onarma sürecindeydi ve sistemleşmiş bir ekonomik politikası bile mevcut değildi. Dolayısıyla, 1929 Krizi, Türkiye'nin ekonomik sistemine güven sarsacak bir ortam oluşturmamıştır. 1929 yılında ortaya çıkan bu ekonomik çöküntü, kendini onarma ve yenileme sürecinde olan Türkiye'nin yeni politikalarının bir diğer nedeni olmuş ve bu süreçte ekonomik sistemini oluşturmaya başlamıştır. Krizin meclise yansımaları; kriz ile ilgili alınan önlemler, ortaya çıkan yeni kanun ve kararlar ve devlet adamlarının kriz ile ilgili verdiği nutuklar ile ilgilidir. Buradan hareketle, bu yansımalardan hükümetin, ekonomik güçlükler karşısında, ne gibi politikalarının olduğunu görmek mümkün olmuştur. Krizin, basına yansımaları ise; krizin sebepleri, özellikleri, toplum üzerindeki etkileri ve bu krizden kurtulma çareleri ile ilgilidir. Basında özellikle sıkça işlenen konu tasarruf ve yerli malı olmuş, konu ile ilgili röportajlar ve düşünce yazılarına yer verilmiştir. En çok tartışılan konu ise krizin sebepleri olmuş, bu konuyla ilgili düşünce yazıları, gündemden düşmemiştir. Buradan hareketle, bu çalışmasının diğer bir amacı da, krizin asıl sebeplerini belirlemenin zorluğunu ve karmaşık yapısını göstermektir. Krizin temel sebebi genel anlamda Birinci Dünya Savaşı'nda görülse de, krizin sebebini savaş öncesi ya da savaş sonrası süreçte yaşanan durumlara bağlayanlar olmuştur. Fakat bu krizin asıl nedenlerini belirlemenin zorluğuna rağmen etkileri ve sonuçları üzerinde daha net çıkarımlar yapmak mümkündür. Krizin, Türkiye'deki etkileri incelenirken başvurulması gereken en önemli kaynak dönemin basını ve meclis görüşmeleridir. Çünkü ekonomik krizin farklı alanlardaki etkileri basında ve mecliste genişçe yer almış, böylece araştırmacıya 1929 krizini daha iyi analiz etme fırsatını sunmuştur. Kısacası, 1929 Ekonomik Bunalımı'nın Türk basınına ve meclise yansımaları, krizin gerek dünyadaki gerek Türkiye'deki tahliline en iyi kaynak niteliğindedir. Meclis ve basın kısmı incelenmeden, 1929 krizi çalışmaları eksik kalır. Ancak bu yansımalar incelenirse 1929 krizi tam olarak anlaşılır ve tahlili tamamlanabilir. Anahtar Sözcükler: 1929 Ekonomik Bunalımı, Meclis, Basın, Türkiye Ekonomisi, Dünya Ekonomisi
Silahların gölgesinde siyaset: Bir komitacı olarak Yakup Cemil Bey
Osmanlı İmparatorluğu, ordunun siyasi arenada etkisinin en fazla hissedildiği devletlerden olmuştur. Kuruluştan itibaren karşısına çıkan yeni düşmanlara paralel bir şekilde gelişen Osmanlı ordusu, profesyonelleştikçe siyasileşmiş ve başkent siyaseti üzerinde belirleyici bir rol kazanmıştır. İmparatorluğun fetihler çağının kapanması ile asker, siyasi güç paylaşımının en önemli kutuplarından olmuştur. Geleneksel kurumların tasfiyesi ile girişilen modernleşme hareketi, orduda dünya görüşü açısından büyük değişime yol açmış fakat dahil olduğu olaylardaki reaksiyonlarında geçmişin izlerini taşımaya devam etmiştir. Avrupai fikirlerin İmparatorluk düşünce yapısına sirayeti ile Türkiye siyasetinde anayasa ve parlamento gibi yeni kavramlar ve bu uğurda mücadele eden yeni tip aktörler ortaya çıkacaktır. Yeni Osmanlılardan İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne devam eden bu sürecin sonunda yenilikçiler istediklerini çok da barışçıl olmayan yöntemler ile sağlamış bu durumun olumsuz yan etkileri iktidarda bulunduklarında dahi peşlerini bırakmamıştır. Zira söz konusu yöntemlerin icracı kanadı fedailer, siyasetin üzerinde gölge oluşturmuşlardır. Fedailerin arasındaki en meşhur simalardan olan Yakup Cemil de bu durumun en büyük müsebbiplerinden biridir. 1883 yılında İstanbul Yenibahçe'de doğan Yakup Cemil, 1901 yılında girdiği Mekteb-i Harbiye'den 1903 yılında Piyade Mülazım'ı (teğmen) olarak mezun olmuş ve her biri farklı milletten oluşan çetelerin savaş alanına çevirdiği Makedonya'da görevlendirilmiştir. 1908 yılında katıldığı İttihat ve Terakki Cemiyet'inin aynı yıl kurulan Fedai Bölüğü'ne girmiş ve burada birçok görev üstlenmiştir. 1908'de ihtilalinIX ardından Cemiyet muhaliflerine yönelik suikastlarda rol almış, İran'daki ihtilalcilere yardıma gitmiş ve hayatında önemli bir kırılmaya sebep olan Adana'da Cemiyet menfaatlerini gözetmiştir. Trablusgarp ve I. Balkan Savaşı'nın ardından karıştığı Bâb- ı Âli Baskını sebebiyle ordudan ihraç edilmiş ardından gönüllü olarak II. Balkan Savaşı'nda görev almıştır. Cihan Harbi başladığında da gönüllü olarak Kafkas cephesine dahil olan Yakup Cemil ardından iç güvenlik hizmeti görerek Doğu Anadolu'da çete savaşları yürütmüş sonra Irak'ta çok kısa görev yaptıktan sonra İstanbul'a dönmüştür. Vazifelerinde sebat edememesi, kendi başına buyruk hareketlere girişip hiyerarşiye riayet etmemesinden kaynaklanmaktaydı. Nitekim bu yönü onu İstanbul'a döndüğünde de rahat bırakmayacak ve akıbetine giden yolun taşlarını bu şekilde döşeyecektir. Mensubu olduğu Fedai Zabıtan'ın, ihtilalin ardından müstakil bir grup haline gelip Trablusgarp Savaşı'nda ise Enver Bey'in liderliğinde siyasi kimlik kazanma sürecine girmesi Yakup Cemil'in hayatını da etkileyecektir. Enver Bey'in uğruna birçok kez silahını kuşanacak, tehditkâr davranışlarda bulunacak ve Enver'in, "Bey" iken "Paşa" olmasına katkı sağlayacaktır. Döneminin önemli olaylarına pervasız hareketleri ile damga vuran Yakup Cemil, Türkiye'de "komitacılık" denildiğinde ilk akla gelen sembol bir isim olacaktır. Hatta yöntemleri açısından basın gibi farklı alanlarda da bir rol model olarak anılacaktır.
Moğollar karşısında Hârzemşahlar ve Celâleddin Hârzemşah
Bu araştırmada Hârzemşahlar Devleti'nin Moğollar ile olan münasebetleri, özellikle Celâleddin Hârzemşah döneminde cereyan eden hadiseler ve mücadeleler ele alınmıştır. Konu, Hârzemşahlar Devleti'nin tarih sahnesinde olduğu 1097-1231 yılları arasında sınırlandırılıp, Cengiz Han ve Celâleddin Hârzemşah dönemindeki mücadeleler ayrıntılı biçimde incelenmiştir. Hârzemşahlar'ın Anadolu'ya gelişlerinin öncesinde ve sonrasında meydana gelen hadiseler ve bunun günümüze yansımaları hakkında yapılan araştırmaların az olması bu konuda çalışma yapılmasını gerekli kılmaktadır. İslâm dünyasını büyük yıkıma uğratan Moğol istilası Hârzemşahlar Devleti'nde büyük katliamların yaşanmasına yol açmıştır. Bu bölgeden göç eden kimselerin civar ülkelere, bilhassa Anadolu'ya gelerek kültürel bir etkileşimin yaşanmasını sağlamışlardır. Anadolu'da oluşturdukları etkiler açısından araştırma ve inceleme yapılması ihtiyacını doğurmuştur. Bu bakımdan, Hârzemşahlar Devleti'nin tarihi ile ilgili yapılacak incelemelere katkı sağlamak bu araştırmanın amaçlarından biridir. Bu araştırmada, İbnü'l-Esîr, Cüzcânî, Cüveynî ve Nesevî gibi önemli yazarların birincil kaynakları ve ikincil kaynak olan araştıma, inceleme, derleme eserlerden yararlanılmıştır. Araştırma konusu incelenirken, Hârzemşahlar Devleti'nin kuruluşundan yıkılışına kadar geçen süre zarfında dönemin şartları, gelişmeleri ve etkileri göz önünde bulundurulmuştur. Araştırma sonucunda; Hârzemşahlar Devleti, Büyük Selçuklu Devleti'nin yıkılmasından sonra ortaya çıkan boşluğu doldurarak, bu devletin mirasçısı olduğu görülmüştür. Özellikle Batı Türkistan, Horasan, İran ve Azarbaycan'a kadar uzanan geniş coğrafyaya hâkim olmayı başarmışladır. Türk-İslâm Devleti olan Hârzemşahlar XII. yy'da bölgesinde çok parlak bir dönem yaşatmıştır. Ancak Alâeddin Muhammed döneminde başlayan ve Celâleddin Hârzemşah zamanında ise şiddetini arttıran, Türk tarihini derinden etkileyen Moğol istilası ile yapılan stratejik hatalar sonucunda, Hârzemşahlar Devleti 1231'de yıkılarak tarih sahnesinden silinmiştir.
Envâr-ı Ulûm dergisi
Bir ülkenin düşünce dünyasının anlaşılmasında dönemin fikir adamlarının çıkardığı kitap, dergi ve makaleler, fikirsel gelişim sürecinin tarihsel sıralaması hakkında önemli bilgiler vermektedir. Dergi yayıncılığı süreli olarak gündemi yakalamak ve periyodu çerçevesinde günlük tutmakla eşdeğerdir. Bu bağlamda eski bir metin olan Sâtı El Husri Bey'in "Envâr-ı Ulûm" adlı eseri, önemli bir kaynak olarak kabul edilmiştir. Derginin eski harflerle matbu halini yeni harflerle transkripte ederek günümüz bilim insanlarının yararına sunulmuştur. Derginin yayınlandığı dönemdeki fikir tartışmalarının içerisindeki yeri tayin edilmeye çalışılmıştır. Bunun yanı sıra Sâtı Bey ile derginin diğer yazarlarının bilimsel tercihleri kısa ve öz bir şekilde vermeye çalışılmıştır. Yine Sâtı Bey'in eğitimciliğinin yanında fikriyatına tesir eden düşüncelerin yarattığı etkiler açıklanmaya çalışılmıştır. Anahtar kelimeler: Sâtı El Husri, Bedii Nuri, Meşrutiyet, Pozitivizm, Envâr-ı Ulûm
TBMM İçel milletvekilleri ve faaliyetleri (1961–1970)
Bu çalışmanın konusu TBMM İçel Milletvekilleri ve Siyasi Faaliyetleri 1961-1970 olarak belirlenmiştir. Konuya girmeden önce ülkede yaşanan siyasal süreç kısaca izah edilmiştir. Milletin egemenliği diyebileceğimiz Cumhuriyet'in ilanı ile beraber Türk milletinin kendi kendini yönetme dönemi başlamıştır. Bu yönetme döneminin nasıl oluşturulduğuna ve geçirdiği evrelere kısaca değinilmiştir. Cumhuriyet rejiminin olmazsa olmazları olan parlamento, siyasal parti(ler), seçim sistemleri gibi konular hakkında tarihsel kronolojik sıralamayla kısa bilgiler verilmiştir. Konumuz olan 1961-1970 yılları arasında TBMM XII, XIII, XIV.(MM I., MM II., MM III.) Dönem'lerde İçel'den milletvekili seçilerek TBMM'ye giden kişilerin meclisteki çalışmaları incelenerek, genelde ülkeye yerelde de İçel'e olan katkılarına bakılmıştır. Bu çalışmada kronolojik sıraya uygun olarak her yasama dönemini kendi içinde değerlendirerek milletvekillerinin faaliyetlerine dönemler halinde bakılmıştır. Milletvekillerinin biyografileri incelenmiş yaşları, meslekleri, eğitim durumları gibi kişisel bilgileri değerlendirilmeye çalışılmıştır. Mecliste yaptıkları siyasi faaliyetleri tek tek incelenmiş ve özet olarak sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Parlamenter Sistem, TBMM, İçel Millettekileri, Siyasi Partiler, 1961-1970 dönemi.
Ötekileştirilme, sömürü ve gündelik hayat taktikleri bağlamında göçmenler: Düzce örneği
Türkiye özellikle 2011 yılından itibaren yaşadıkları iç savaş nedeniyle ülkelerini terk eden Suriye ve Irak kökenli mültecilerin ve yaşadıkları ekonomik sıkıntılar ve siyasî istikrarsızlıklar nedeniyle göç eden İran, Afganistan ve Pakistan kökenli kimselerin sığındıkları bir ülke olmuş ve dünyada en fazla sığınmacı barındıran ülke haline gelmiştir. Ankara ve İstanbul gibi metropol kentlere yakın olan Düzce ilinde tarım, hayvancılık, sanayi, inşaat ve hizmet sektöründe çalışacak iş gücü açığı bulunması, bu şehri iç göçlerin yanı sıra Suriye, Irak ve Afganistan kaynaklı dış göçlerin de yöneldiği ve göçmenlerin çalışmak ve ikamet etmek için tercih ettiği bir yer haline getirmiştir. Göç alan diğer yerler gibi Düzce'ye gelen göçmenler de sığınma amacıyla veya çalışma niyetiyle ya da Avrupa'ya geçmek için geçici olarak kalma gayesiyle gelebilmektedirler. Amaçları ne olursa olsun bu göçmenler hayatlarını devam ettirebilmek için çalışmak zorunda kalmakta ve genellikle enformel sektörlerde vasıfsız olarak, emek yoğun ve düşük ücretli işlerde çalışarak emek sömürüsüne ve ötekileştirilmeye maruz kalmaktadırlar. Bu çalışma, Türkiye'nin kuzey batısında yer alan Düzce iline sığınma amaçlı göç eden geçici koruma altındaki Suriyeli göçmen erkeklere, uluslararası koruma altında olan Iraklı göçmen erkeklere ve çalışma amaçlı ya da sığınma amaçlı düzenli/düzensiz olarak gelen Afgan göçmen erkeklere ötekileştirme, sömürü ve gündelik hayat taktikleri bağlamında odaklanmaktadır. Bu şekilde bir taraftan Düzce'deki sığınmacı erkeklerin iş bulma sırasında, çalışma hayatlarında ve gündelik hayatlarında yaşadıkları ötekileştirilme ve sömürü ortaya çıkartılırken, diğer taraftan da yaşadıkları zorluklar karşısında onların hayata tutunma taktiklerine, gündelik hayat sosyolojisi kuramları çerçevesinde bakılmaya çalışılmıştır. Bu bağlamda Lefebvre'nin gündelik hayat teorisi, De Certau'nun "gündelik hayatın keşfi"ndeki strateji ve taktik kavramları ve sembolik etkileşimci yaklaşım kuramcılarının görüşleri, yeni toplumsal normlara ve günlük yaşama dair adetlere muhatap kalan düzenli/düzensiz sığınmacıların durumu yorumlanırken dikkate alınmıştır. Ayrıca bulunduğu ve hayatını sürdürdüğü yeri muhtelif sebeplerle terk edip yabancısı olduğu bir mekânda ve ortamda yaşamak durumunda kalan insanları göç etmeye sevk eden sebepler üzerinde durulmuş, göç kararı vermek, göç hareketine dâhil olmak ve varılan yerde yeni bir hayat kurmak sürecinde sığınmacıları etkileyen etmenler ve sığınmacıların karşı karşıya kaldığı tehditler ve fırsatlar tespit edilmeye çalışılmış ve bunlar karşısında sığınmacıların kullandığı taktikler anlatılmıştır.
Osmanlı Batılılaşmasının figüratif resim sanatına etkisi
Bu tez çalışması, Osmanlı Devleti'nde Tanzimat Fermanı ile başladığı kabul edilen ve Cumhuriyete kadar devam eden Batılılaşma çabalarının figüratif resim sanatı üzerinden incelenmesini konu almaktadır. Batılılaşma, Osmanlı Devleti'nde tavandan tabana nüfuz eden modernleşme süreci olarak ifade edilebilir. Batılılaşma başlangıçta biçimsel benzeme olarak algılanmış, ilerleyen süreçte, kimliğini bulmuştur. Toplumun ekonomik, siyasi, kültürel dönüşümler yaşadığı bir coğrafyada sanatın bu dönüşümden etkilenmeyeceğini düşünmek mümkün değildir. Çalışmamızın yöntemi, siyasi gelişmelerle birlikte sanatın da "gelenekselden" "moderne" giden yolculuğunu incelemek üzerinedir. Bu bağlamda, dönemin yurt dışında eğitim görmüş sanatçılarının figüratif tabloları üzerinden, Batılılaşmanın Osmanlı toplumunda oluşturduğu değişim izlenmiştir. İncelenen döneme ait eserlerde, Batılılaşmayı gerçekleştiren üst toplumsal sınıf çalışılmıştır. Geleneksel yaşamını değiştirmeyen, ait olduğu kültürel yapıdan kopması zaman alan, reformlarla başlayan süreci benimseyememiş halkı gösteren eserlere rastlanmamaktadır. İki ana bölümden oluşan çalışmada, I. bölümde Batılılaşma döneminin tarihsel süreci hakkında genel bilgiler verilmiştir. II. bölümde ise dönem hakkında bilgi verebilecek özellikteki bazı eserlerle Türk resim sanatının gelişim ve değişim öyküsü, konu hakkında inceleme yapan araştırmacıların görüşlerinin derlenmesi ile sunulmuştur. Çalışma, Batılılaşmanın Türk resim sanatına etkisini, seçilen bazı figüratif tablolar üzerinden sunmayı amaçlamıştır.
Political life in Kastamonu (1923-1950)
In this study, the political life in Kastamonu between 1923-1950 is discussed. People's Party, Progressive Republican Party, Free Republican Party, Democrat Party and Nation Party were founded in Kastamonu from 1923 to 1950. Until 1946, general elections began to be held in two stages, and after 1946 as a single stage. Eight general elections were held between 1920 and 1950 and 46 deputies were elected from Kastamonu in these elections. 9 out of 46 deputies were elected from Kastamonu for two terms, 4 for 3 terms, 1 for 4 terms, 1 for 5 terms and the others for a single term. Among the elected Kastamonu deputies, there are many well-known and important names of the period such as Abdülkadir Kemali (Öğütçü), Yusuf Kemal (Tengirşenk), Halid (Akmansu), Tahsin Coşkan, Hüsnü Açıksöz, Hacer Dicle, Fahri Ecevit, Hamdi Çelen and Hilmi Çoruk. Kastamonu deputies took part in various commissions in the Grand National Assembly of Turkey and carried out a total of 940 activities. The most active Kastamonu deputies in the parliament Abdulkadir Kemali (Öğütçü), Halid (Akmansu), Dr. Suat (Soyer) and Muzaffer Akalın. Tahsin Coşkan, Veled Çelebi İzbudak, Hilmi Çoruk, Nuri Tamaç, Hasan Fehmi (Tümerkan) and Ali Rıza (Direkoğlu) were the longest-serving Kastamonu deputies. Municipal elections were held every two years from 1922 to 1930 and every four years from 1930 to 1950. All municipal elections held between 1922 and 1950 were held in two stages. In the municipal elections, first the members of the municipality were elected, then the members of the municipality gathered and elected one of their own as the mayor by secret ballot and unanimity. Among the mentioned years, İshakzâde Hacı Necip Efendi, Hilmi Çoruk, Cemal Bey, Abdullah Öziş, Adil Yücebıyık, Mustafa İzzet Okay, Zeki Cemal Bakiçelebioğlu, Şerafettin Sabirinyiğit and Dr. Rusuhi Akalın was elected mayor and served. The main source of the research is the Prime Ministry Republic Archive Documents, the translations and election records of the Kastamonu deputies, the TBMM Records Journal and the Grand National Assembly of Turkey Minutes, the local newspapers and official newspapers, the Turkish Grand National Assembly publications on the subject, research and analysis works.
Osmanlı Devleti-Amerika Birleşik Devletleri ticari ilişkileri (Zirai ürünler, 1850-1917)
Bu çalışmada 19. yüzyılın ikinci yarısından I. Dünya Savaşı'na kadar olan dönemde Türk-Amerikan ticari ilişkilerinde en çok ticareti yapılan zirai ürünler ele alınmıştır. Çalışmada yerli ve yabancı tetkik eser, gazete ve dergilerin yanısıra, Osmanlı Arşivi ve Amerikan Ulusal Arşivi'nden istifade edilmiştir. ABD, 1783 yılında bağımsızlığını kazandıktan sonra gelişip genişlemek için ticarete yönelmiştir. Bu bağlamda ilk ilişkiler Garp Ocaklarında başlamıştır. 1827'de Osmanlı donanmasının Navarin'de yakılması hadisesi Osmanlı Devleti'ni ABD'ye yakınlaştırmıştır. Bunun neticesinde de iki devlet arasında 1830 yılında Dostluk ve Ticaret Anlaşması yapılmış, ABD'ye "en ziyade müsaadeye mazhar devlet" statüsü verilmiştir. Böylelikle resmi ilişkiler başlamış ve 19. yüzyılda sömürgecilikle gelişen emperyalizm Osmanlı topraklarında kendisini iyice hissettirmiştir. Osmanlı Devleti ise batıya karşı uyguladığı "denge politikası" gereğince ABD'nin topraklarında gözü olmadığını düşünerek ABD'ye yakınlaşmıştır. Kırım Savaşı'ndan sonra Osmanlı Devleti'nin dışa bağımlılığı iyice artmış ve bu durum devletin dış politikadaki manevra alanını fazlaca daraltmıştır. Bu dönemde Osmanlı Devleti'nin daha çok hammadde ihraç eden, mamul madde ithal eden bir devlet konumunda olduğunu görüyoruz. İki devlet arasında en fazla ticareti yapılan zirai ürünler, afyon haricinde, hububat, pamuk, meyan kökü, tütün, incir ve kuru üzümdür. Dünya çapında yaşanılan ekonomik bunalımlar, savaşlar, salgın hastalıklar, aşırı soğuk ya da sıcaklar gibi nedenlerle iki ülke arasındaki ticaret zaman zaman durma noktasına kadar gelmiştir. Yapılan devlet teşvikleri ile fazlaca mahsul alınması ve ihtiyaç fazlasının ihraç edilmesi, yine savaşlar nedeniyle bazı devletlerin hammadde ihtiyacını karşılama telaşlarına düşmeleri ve ithalata yönelmeleri gibi nedenlerle zirai ürünlerde ticari münasebetlerin arttığı olmuştur.
Filibeli Ahmet Hilmi Efendi'nin Akvam-ı Cihan adlı eserinin transkripsiyon ve değerlendirmesi (I. ve II. cilt)
Bu çalışma Filibeli Ahmet Hilmi Efendi'nin Akvam-ı Cihan adlı iki ciltlik eserinin transkripsiyon ve değerlendirmesini içermektedir. Çalışma Osmanlı aydın sınıfının en önemli temsilcilerinden biri olan Filibeli Ahmet Hilmi Efendi'nin coğrafi, sosyolojik, antropolojik ve tarihi ehemmiyeti olan bu çalışmasını gün ışığına çıkararak okuyucu hizmetine sunmayı amaçlamaktadır. Filibeli Ahmet Hilmi Efendi 2 ciltten oluşan bu eserinde hem Asya hem de Afrika kıtasının o dönem yaşayan milletleri hakkında tafsilatlı bilgiler vermektedir. Özellikle Türk boy ve toplulukları hakkında verdiği bilgiler Türk tarihi açısından son derece kıymetli bilgilerdir. Bu bilgileri fotoğraflarla destekleyerek görsel açıdan da dönemin kültür ve tarihine ayrıca ışık tutmaktadır. Bu açılar göz önüne alınırsa eserin kıymeti daha da iyi anlaşılacaktır. Anahtar Kelimeler: Şehbenderzade Filibeli Ahmet Hilmi, Akvam-ı Cihan, Asya, Afrika, Tarihi Coğrafya.
Kastamonu'da yaşanan afetler (1930-1945)
Kuzey Anadolu Fay Hattına yakınlığıyla bilinen Kastamonu'da tarihî süreç içerisinde pek çok deprem yaşanmıştır. Yakın tarihimizde yaşanan ve henüz hafızalardan silinmemiş olan 1943 Tosya-Lâdik Depremi Kastamonu ve çevresindeki büyük bir alanı etkilemiştir. Can kaybının Kastamonu genelinde bin rakamının üzerine çıktığı, bir o kadar da insanın yaralanmasına neden olduğu deprem, binlerce vatandaşın da evsiz kalmasına neden olmuştur. Kaynaklar incelendiğinde Kastamonu merkez, ilçe ve köylerinde depremle birlikte aynı zamanda sel, heyelan, dolu, fırtına ve yangın gibi pek çok afetin yaşandığı görülmektedir. Bu afetlerden orman yangınları arasında dikkatsizlik sonucu çıkan orman yangınlarına karşılık, bilinçli olarak çıkarılan orman yangınları dikkatleri çekmektedir. Okul, eczane, otel ve onlarca dükkânın yandığı hane yangınlarının yanı sıra neredeyse evlerinin tamamı yanan pek çok köy yangını da yangın vakaları arasındadır. Yaz aylarında dolu ve sel afetlerine maruz kalan Kastamonu'da can kayıpları yaşanmış, hayvanlar telef olmuş; ev ve iş yerlerini su basmış, köprü ve tarım arazileri zarar görmüştür. Köylülerin zaman zaman maruz kaldığı yıldırım düşmesi hadiselerinde de ölüm ve yaralanmalar olmuştur. Ayrıca aşırı kar, fırtına, tipi ve don olayları zaman zaman genel hayatı olumsuz etkilemiş, yollar kapanmış ve donarak hayatını kaybeden insanlar olmuştur. Yaşanan afetlerle birlikte sosyal devlet anlayışı gereği yaraların sarılması için evi yananlara devlet ormanlarından kerestelik ağaç verilmiş, depremden etkilenenlere çadır ve iaşe desteği sağlanmış, dolu ve selden tarım ürünleri zarar görenlere hububat verilmiştir. Vatandaşlar dönemin basın araçları kullanılarak bilinçlendirilmeye çalışılmış, köşe yazarları ise afetlerle ilgi dikkat çekici yazılar kaleme almıştır.
19. yüzyılda Osmanlı-İran ticari ilişkileri (Osmanlı arşiv kaynaklarına göre)
Tarihin kadim ve güçlü milletleri tarafından kurulan Osmanlı-İran devletlerinin ilişkileri, çeşitli dinamiklere bağlı olarak siyasi ve askeri rekabetiyle ön plana çıkmıştır. Son üç yüz yılda yoğunlaşan rekabet, her iki devletin mukadderatında mühim sonuçlar doğurmuştur. Her ne kadar siyasi ve askeri mecrada ciddi hadiseler yaşanmış olsa da iki devlet arasındaki ticari ve sosyal ilişkiler devam etmiştir. Bilhassa ticari ve iktisadi ilişkileri dönemsel şartlara bağlı olarak gelişim göstermiş ve bu ilişkiler her devirde ehemmiyetini korumuştur. Bu araştırmada 19. yüzyılda Osmanlı-İran ticari ilişkileri ele alınmıştır. Bu bağlamda söz konusu devletlerin ticari ilişkilerinde kullanılan ticari güzergâhların tespit edilmesi ve bu güzergâhların iki devlet açısından öneminin ortaya konulması, Osmanlı-İran transit ticaretinin değişimi, ticari ilişkilerde uygulanan gümrük tarifeleri ve işlemlerinin belirlenmesi, ticarete konu olan malların ve ticari ilişkileri sekteye uğratan sorunların tespiti ve bu sorunların ticari ilişkilere olan etkisinin açığa çıkarılması amaçlanmıştır. Çalışmanın sonucunda; Osmanlı-İran ticari ilişkilerinin ekseriyetinin Trabzon-Erzurum-Tebriz güzergâhı üzerinden yürütüldüğü, gümrük ilişkilerinin mütekabiliyet ilkesi çerçevesinde şekillendiği, İranlı tüccarların Erzurum Gümrüğü'ne getirdikleri ticaret mallarının dokumacılık, boya, deri ve maden ürünlerinden oluştuğu, alacak meselesi, gasp ve eşkıyalık faaliyetleri, tüccarların etik dışı davranışları ve gümrük memurlarının keyfi tutumları gibi unsurların ticareti sekteye uğratan temel sorunların olduğu tespit edilmiştir.
174 numaralı Ayntab şeriyye sicili'nin transkripsiyonu ve değerlendirilmesi Hiciri: 1187-1189 (S.1-137)
Mahkeme kayıtları olan Şer'iye Sicilleri ait olduğu dönemin siyasi ve sosyal yapısını, kültürünü ve ekoNomik yapısını yansıtmaktadır. Osmanlı tarihi ve şehir tarihçiliğinin gelişmesinde önemli katkılar yapmaktadır. Çalışmamız Türk tarihi ve kültürü bakımından önemli bir yere sahip olan Şer'iyye Sicillerinden 1187-1189 tarihlerini kapsayan Gaziantep'te kaydedilen Şer'i mahkeme kayıtlarını içermektedir. 174 Numaralı Ayntab Şer'iyye Sicili Defteri toplamda 258 sayfa olup, defterin 1-137 sayfa aralıkları çalışılmıştır. Sicilde ferman, berat, tezkere, temessük, nişan-ı hümayun, buyuruldu senet, pusula hüccet türünden toplam da 171 belge bulunmaktadır.. Bu belgeler defter doğrultusunda dönemin Gaziantep'inin sosyal, kültürel, ekoNomik ve idari durumu ortaya konulmaya çalışılmıştır. Transkripsiyonu yapılan belgelere tek tek özet yazılarak okuyucuya kolaylık sağlanmaya çalışılma yoluna gidilmiştir. Anahtar kelimeler: Şer'iyye Sicili, Gaziantep, Osmanlı, Hüccet, Hukuk
Kıbrıs olayları (1950-1974) ve Mersin Kıbrıs gazileri
Tarih bir milletin geçmişi ve şimdiki arasındaki ilişlerin nasıl olduğunu gösteren bir yol haritası gibidir. Asya, Avrupa ve Afrika Kıtasının ortasında yer alan ve Akdeniz'in üçüncü büyük adası konumunda olan Kıbrıs'ta, özel konumu ve buradan geçen ticaret yolları sebebiyle tarih boyunca devletlerarası rekabet ve siyasi üstünlük mücadeleleri eksik olmamıştır. Coğrafi açıdan Anadolu topraklarının bir uzantısı olan Kıbrıs Adası sırasıyla Mısır, Hitit, Fenike, Asur, Pers, Roma, Bizans, Templar Şövalyeleri, Lüzinyanlar ve Venedik egemenliklerine girdikten sonra 1571'de başlayan Osmanlı hakimiyeti ile en uzun ve istikrarlı yönetimini bulmuştur. 1878'de Kıbrıs'ın İngiltere'ye kiralanması ile adada toplumsal karışıklıklar ivme kazanmıştır. İngiltere'nin 1950'li yıllarda adadan çekilmeye karar vermesiyle Kıbrıs meselesi mili ve hayati bir mesele olarak Türk dış politikasının odak noktası olmuştur. Kıbrıslı Rumların adanın Yunanistan'a bağlanması için Türkleri yıldırmaya yönelik başlattıkları baskılar ve kanlı eylemleri Zürih ve Londra Antlaşmalarına dayanarak 1960 yılında kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti Devleti ile çözülmeye çalışılmışsa da başarılı olunamamıştır. Yunanistan ve İngiltere gibi garantörlük unvanına sahip Türkiye'nin bu haklı yetkisine dayanarak Kıbrıs Türklerinin güvenliğini sağlamak için, Mersin Kıbrıs Gazilerinin de katkısıyla, 1974'te adaya düzenlediği iki Barış Harekatı, adanın ikiye bölünmesi ile sonuçlanmıştır. 1975'te kurulan Kıbrıs Türk Federe Devleti, 1983 yılında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti adını alarak günümüzdeki statüsüne kavuşmuştur. Anahtar Kelimeler:Megali İdea, EOKA, ENOSİS, Garantörlük Anlaşması, Kıbrıs Cumhuriyeti, Akritas Planı, Kanlı Noel, Kıbrıs Barış Harekâtı, Mersin Kıbrıs Gazileri.
111 numaralı Ayntab şeriye sicilinin transkripsiyonu ve değerlendirilmesi (H.1166-1168/m.1753-1755) (S.1-145)
Mahkeme kayıtları olan Şer'iye Sicileri ait olduğu dönemin siyasi ve sosyal yapısını, kültürünü yansıtmaktadır. Osmanlı'da yerel idare araştırmalarının birinci el kaynakları arasında yer almaktadır. Osmanlı tarihi ve şehir tarihçiliğinin gelişmesinde önemli katkılar yapmaktadır. Çalışmamız Türk tarihi ve kültürü bakımından önemli bir yere sahip olan Şer'iye sicillerinden H.1166-1168/M.1753-1755 tarihlerini kapsayan Gaziantep'te kaydedilen Şer'i mahkeme kayıtlarını içermektedir. 111 Numaralı Ayntab Şer'iyye Sicili Defteri toplamda 291 sayfa olup defterin 1-145 sayfa aralıkları çalışılmıştır. Sicilde hırsızlık, vȃsi tayini, alacak verecek davaları, evlilik, miras, boşanma, nafaka gibi belgeler karışık halde toplam 243 adet belge bulunmaktadır. Bunların yanı sıra merkezden gönderilen berat, ferman gibi önemli konuları ihtiva eden belgeler ile hüccet, temessük ve tezkire kayıtları bulunmaktadır. Bu belgeler defter doğrultusunda dönemin Gaziantep'inin sosyal, kültürel, ekonomik ve idari durumu ortaya konulmaya çalışılmıştır. Transkripsiyonu yapılan belgelere tek tek özet yazılarak okuyucuya kolaylık sağlanmıştır. Anahtar kelimeler: Şer'iyye Sicili, Gaziantep, Osmanlı Devleti, Hukuk, Kadı
Tarih-i Muntazam-ı Nâsırî (622-750): Tercüme ve değerlendirme
Muhammed Hasan Han (1843-1896), Kaçarlar döneminde İran'ın önemli devlet adamlarından biri İtimadüssaltana olmuştur. Kendisi İran'ın Paris Büyükelçiliğinde diplomat olarak çalışmış, daha sonraları Devlet Basımevi'nin ve Devlet Tercüme Bürosu'nun başkanlığını yapmıştır. 1883'te İran'ın Basın ve Yayın Bakanı görevine getirilmiştir. Muhammed Hasan Han, çok sayıda eserin müellifidir. Tez kapsamında yazarın Tarih-i Muntazam-ı Nâsırî adlı Farsça eseri incelenmiştir. İlk kez 1881-1883'te yayımlanmış olan söz konusu eser 3 ciltten oluşmakta ve hicretin ilk yılından müellifin zamanına kadar uzanan olayları içine almaktadır. Tezin kronolojik çerçevesi, Tarih-i Muntazam-ı Nâsırî'nin ilk cildi içinde yer alan Hicretin 1. ve 132. yılları arasındaki dönemin anlatımı ile sınırlı tutulmuştur. Böylece Müslümanların Mekke'den Medine'ye hicretinden başlayarak Emevî iktidarının sonuna kadar devam eden bir süreç araştırmaya konu olmuştur. Özellikle de İslâm fetihlerine ayrıntılı biçimde yer verilmiştir. Tezin ilk bölümünü teşkil eden giriş kısmında konunun önemi, amacı ve araştırma yöntemlerine temas edilmiştir. İkinci bölümde Muhammed Hasan Han'ın hayatı ve faaliyetleri anlatılmış, eserleri tanıtılmıştır. Üçüncü bölümde Tarih-i Muntazam-ı Nasırî üzerinde değerlendirmelerde bulunulmuştur. Dördüncü bölümde ise eserin Hicri 1 ve 132 yılları arasında geçen olayları kapsayan bölümleri Farsçadan Türkçeye tercüme edilmiştir. Sonuç kısmında araştırma ve tercüme faaliyetlerimiz sırasında geldiğimiz kanaatlere yer verilmiştir. Tez çalışmamızın, Kaçarlar dönemi İran tarihçiliğinin İslamiyet'in ilk dönemine yönelik bakışının değerlendirilmesi açısından alana katkı sağlayacağını umudunu taşımaktayız.
XVIII. yüzyılın ilk yarısında Sofya
Asya ve Avrupa arasındaki bağlantıyı sağlayan Balkan Yarımadası'nda, ana yol güzergâhı üzerinde yer alan Sofya, stratejik konumu ile tarihi öneme sahiptir. Osmanlılar tarafından 1385 yılında fethedildikten sonra Rumeli Eyaleti'ne bağlanmış ve bir müddet sonra bu eyaletin merkez şehri haline getirilmiştir. Sofya, XVI. yüzyıl boyunca büyük gelişme göstermiş ve gerek müesseseleri gerekse demografik yapısı ile klasik bir Türk-İslâm şehri hüviyeti kazanmıştır. Ancak XVII ve XVIII. yüzyıllarda Osmanlı Devleti'nde yaşanan olumsuz gelişmeler Sofya'yı da etkilemiş ve şehrin gerilemesine yol açmıştır. Bu çalışmada Sofya'nın XVIII. yüzyılın ilk yarısındaki fiziki, idari, demografik, sosyal ve iktisadi durumu ele alınmıştır. Çalışma dört bölümden oluşmaktadır. Giriş kısmında çalışmanın mahiyeti, kaynakları ve Sofya'nın tarihi gelişiminden bahsedilmiştir. Birinci bölümde şehrin fiziki yapısı ele alınmıştır. İkinci bölümde eyalet, sancak ve kaza ilişkileri bağlamında Sofya'nın idari yapısı incelenmiş, şehrin örfî ve şer'î idarecileri hakkında bilgi verilmiştir. Üçüncü bölümde şehirdeki sosyal hayat ve demografik yapı, dördüncü bölümde iktisadi ve ticari hayat konuları ele alınmıştır.
Lozan'daki Türk heyeti üyelerinin Türkiye'nin siyasi ve sosyo-kültürel gelişimindeki rolleri
Birinci Dünya Savaşı'nın ardından imzalanan antlaşmaların sonuncusu olan Lozan Barış Antlaşması diğer barış antlaşmalarından (Versailles, Neuilly, Saint-Germain, Trianon) çok farklı özellikler taşımaktadır. Diğer barış antlaşmaları galip devletler tarafından mağluplara zorla imzalattırılmıştır ve çok ağır şartlar ihtiva etmektedir. Türkler ise kendisine dayatılan Sevr Antlaşmasını yok sayarak zorlu bir mücadeleye girişmiş ve 4 yıl süren bu mücadeleden zaferle ayrılmasını bilmiştir. Lozan'da Milli Mücadele'nin askeri safhasının devamı olan diplomatik ve hukuki bir savaş verilmiştir. Kasım 1922'den Temmuz 1923'e kadar süren ve her safhasında çok çetin müzakerelere sahne olan bu dönemde Türk Heyeti, tüm kadrosu ile özverili bir çalışma örneği göstermiş ve Lozan Barış Antlaşması'nın imzalanmasına önemli katkılarda bulunmuşlardır. Lozan görüşmeleri sırasında Türk heyetinde görev alan delegelerin yanı sıra tüm müşavirler Türkiye'nin yetişmiş aydınları olduğundan Lozan Barış Antlaşması sonrasında da hizmetlerine devam etmişlerdir. Siyasi ve sosyal alanda önemli devlet görevlerine getirilen bu isimlerden bazıları başbakanlık, bakanlık, milletvekilliği, büyükelçilik gibi görevleri yürütmelerinin yanında sosyal ve kültürel alanda da önemli hizmetler vermiş ve eserler ortaya koymuşlardır. Bu çalışmada Barış Anlaşmasının müzakerelerinde görev yapan Türk Heyeti üyelerinin hizmetleri tüm yönleriyle ele alınarak Türkiye'nin sosyo-kültürel gelişimindeki rolleri ortaya konulmuştur.
571/161 numaralı Kastamonu Şer'iyye Sicilinin (H. 1317-1321/ m. 1899-1904) transkripsiyon ve değerlendirmesi
Toplum ve kent tarihi araştırmalarında oldukça büyük bir önemi bulunan Şer'iyye Sicilleri'nden faydalanmadan bir şehrin tarihi hakkında bilgi edinmek mümkün değildir. Çalışmamız 571/161 numaralı Kastamonu Şer'iyye Sicili'nin transkripsiyonu üzerine yapılmıştır. Sicilde mahkeme kayıtları ve belgelerden yararlanılarak sosyal, kültürel, toplumsal, iktisadi ve idari bilgiler elde edilmeye çalışılmıştır.571/161 numaralı Kastamonu Şer'iyye Sicili içerisinde veraset kayıtları, maruzlar ve çeşitli konularda hüccetler bulunmaktadır. Sicilin incelenmesi ile Kastamonu'da bulunan nahiyelerin, mahallelerin, divanların, kasabaların ve kazaların isimlerine ulaşılmıştır. 571/161 numaralı sicil içerisinde yer alan belgelerin doğru bir şekilde transkripsiyonu yapılmaya çalışılmıştır.
Arap Yarımadasında Bizans-Sasani mücadelesi (VI.-VII. yüzyıl)
Ekonomi, bir devletin varlığını ve sürekliliğini doğrudan etkileyen hayati bir konumda olup uluslararası ilişkilere yön veren, devletlerin savaş-barış tercihlerini belirleyen ana etkenlerden biridir. Güçlü bir ekonomi için uygulanabilir stratejiler üretmek ve bunu politik bir hedef haline getirmek oldukça önemlidir. Belirlenen stratejiler ve hedefler ülkelerin siyasi, iktisadi ve askeri potansiyelleriyle de doğrudan ilişkilidir. Başarıyla uygulanan stratejiler hedeflerin gerçekleşmesine imkân tanır, bu da devletin gücüne güç katar. Böylece hem sınırlarını hem de nüfuz alanlarını genişletmiş olur. 6'ncı ve 7'nci yüzyılda gerçekleşen Bizans-Sasani mücadelesinin temel amacını ve iki devlet arasındaki ilişkilerin seyrini belirleyen gerçek sebep yine ekonomi olmuştur. Bizans-Sasani ilişkilerini incelerken eski-yeni birçok kaynak esere ulaşmak ve onlardan istifade etmek gerekir. Bizans kroniklerine, Ortaçağ'da yazılmış Arapça eserlere ve Türkiye'de yapılan çalışmalara müracaat ederek hazırladığımız bu çalışma Ortadoğu'daki doğu-batı mücadelesinin baş aktörleri olan Roma-Pers mücadelesini, bu mücadeleyi kendilerine tevarüs eden tarihi bir miras ve misyon olarak gören Bizans-Sasani devletlerinin sosyal yapıları, siyasi, iktisadi, içtimai, askeri ve dini ilişkileri, Roma-Pers mücadelesinin gerçekleştiği kara ve deniz alanları ve Arap Yarımadası üzerinde verilen mücadelenin tarihi seyrine ve Sasani devletinin yıkılışıyla son bulan rekâbete yer verilmiştir.
C226 nolu İnegöl Şer'iyye Siciline göre İnegöl'de sosyal ve ekonomik hayat
Kent tarihi çalışmalarında başvurulacak en önemli kaynaklardan biri olan Şerʻiyye Sicilleri, tutulduğu dönemin ve bölgede yaşayan halkın gündelik hayatını, aile yapısını, yiyecek ve giyecek çeşitleriyle bunların fiyatlarını, mesleki hayatlarını tespit etmemize yardımcı olmaktadır. Bu tez Hudâvendigâr Vilayeti dahilindeki Ertuğrul Sancağı'na bağlı İnegöl Kazası'nın 20. yüzyıl başlarındaki sosyal ve ekonomik yapısının anlaşılması noktasında şerʻiyye sicili temelli bir çalışmadır. Tez çalışması hazırlanırken temel kaynak olarak 1907-1910 tarihlerini kapsayan C 226 numaralı İnegöl şerʻiyye sicil defteri kullanılmıştır. Defterde yer alan bilgiler, Başbakanlık Osmanlı Arşivi'nde İnegöl ile ilgili bulunan belgeler ve Hudâvendigâr Vilayeti Salnameleri'nde yer alan bilgilerle karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. İncelenen kaynaklardan ulaşılan bilgiler çerçevesinde 20. yüzyıl başlarındaki İnegöl Kazası'nın sosyo-ekonomik yapısı üzerinde değerlendirmeler yapılmıştır.
Hâce Cân Ali Bursevî'nin Bahrü'l-Ensâb adlı Fütüvvetnâmesi (TDK A/332 1-56)
Sözlükte genç, yiğit ve cömert anlamlarına gelen "fetâ" kelimesinden türeyen fütüvvet; gençlik, kahramanlık ve cömertlik gibi sözcükleri karşılamakla beraber, ıstılahî manada diğergâmlık, ihlâs ve îsâr gibi dinî-tasavvufî kavramları ifade etmektedir. 13. yüzyılda İslâm coğrafyasındaki içtimaî ve iktisadî bozulmaların önüne geçmek amacıyla Abbâsî Halifesi Nâsır Lidînillâh tarafından ayyâr, rind ve ahdas olarak anılan başıbozuk genç zümreler ile çeşitli esnaf taifelerinin bir araya getirilmesi sonucu oluşturulan fütüvvet teşkilâtı, bu tasavvufî kavramların hayat bulduğu bir müessese olma amacı taşımaktadır. Halife Nâsır, teşkil etmiş olduğu bu teşkilâta diğer Müslüman ülkelerin hükümdârlarını da davet etmiş ve I. İzzeddin Keykavus döneminde Anadolu Selçuklu Devleti'nde de fütüvvet teşkilâtının etkileri görülmeye başlanmıştır. Fütüvveti ve fütüvvet teşkilâtını konu alan fütüvvetnâmeler, ilk başlarda Arapça ve Farsça olarak yazılmış, daha sonra Türkçe fütüvvetnâmeler de kaleme alınmaya başlamıştır. Çalışmamızın konusu olan "Hâce Cân Ali Bursevî'nin Bahrü'l-Ensâb Adlı Fütüvvetnâmesi", Türkçe yazılmış olan fütüvvetnâmelerdendir. Bu tez çalışmasında, hakkında oldukça kısıtlı malumat bulunan Bursevî'nin Türk Dil Kurumu Kütüphanesi'nde "Bahrü'l-Ensâb" adıyla kayıtlı olan eseri çeviri yazı metni halinde sunulacak; dili ve üslubu, muhtevası, kaynakları, şahıs-yer isimleri ve âdetler-gelenekler gibi konular açısından incelenecektir.
II. Selim dönemine âit 547 Nolu Bolu Livası Evkaf Defterine göre Yedidivan, Hızırbey ili ve Ereğli Vakıfları
Evkaf defterleri, Osmanlı Devleti'nde asırlarca sürmüş olan vakıf geleneğine dâir önemli ipuçları içermektedir. Osmanlı toplumunun sosyo-ekonomik hayatı hakkında birtakım bilgiler sunmaktadır. Her bölgenin kendisine âit evkaf defteri bulunmaktadır. Her bir defter, bağlı olduğu bölgenin tahrir sayımları sonucunda oluşturulmuştur. Belgelerde yer alan bilgiler ilgili bölgenin tarihini aydınlatacak veriler içermektedir. Kuyûd-ı Kadîme Arşivi'nde elli adet evkaf defteri bulunmaktadır. 547 Nolu Bolu Livası Evkaf Defteri içerisindeki vakıf kayıtları temel alınarak oluşturulan çalışmamızda Yedidivan, Hızırbey ve Ereğli nahiyelerinde vakıf işlemini gerçekleştiren kişiler, vakfedilen araziler ve bölgede yetiştirilen tarım ürünleri hakkında önemli bilgiler yer almaktadır. Vakıf işlemini gerçekleştiren kişiler arasında dönemin siyâsileri bulunmaktadır. Vakfedilen bazı arazilerde, elde edilen gelirlerin belirli bir kısmının birtakım yapılara tahsis edildiği görülmektedir. Osmanlı reayasının kullanmakta olduğu cami, medrese, mescit, kervansaray, köprü ve zaviye söz konusu yapıları oluşturmaktadır.
193 nolu Besni Şerʻiyye sicilinin transkripsiyonu ve değerlendirilmesi( 17 Muharrem 1322 – 3 Nisan 1904 / 5 Muharrem 1329- 6 Ocak 1911 )
193 nolu Besni Şer'iyye Sicilleri 1904-1910(1911) yıllarını kapsamaktadır. Transkripsiyonu ve araştırması yapılan çalışmada Müslim ve Gayr-i Müslim ahali arasındaki ilişkilere bakıldığında aralarında bir problem olmadığı görülmüştür. Araştırma konusunda zamanın şartlarına göre ,Besni'de yetişen tarım ürünleri ve yapılan miras taksimleri ile günlük kullanılan ev eşyalarının tespiti yapılmıştır. Bir diğer önemli konu ise Besni'den Yemen'e asker sevki olduğunu ve ve bu askerlerin kimler olduğu,ikametgahlarını ve Yemen'e sevk tarihleri belgelerde tespit edilmiştir .Miras,vasi,vekillik gibi konuların ağırlıklı olduğu çalışmada dönemin sosyal ve kültürel durumu hakkında bilgiler aktarılmaya çalışılmıştır.
Türkiye Cumhuriyeti Muallimler Birliği Umûmi Kongresi zabıtları 1341(1925) transkripsiyon ve değerlendirmesi
Kurtuluş Savaşı'nı zaferle sonuçlandıran Mustafa Kemal Atatürk 29 Ekim 1923'te Cumhuriyeti ilan etmiştir. Daha Kurtuluş Savaşı sürerken 1921'de Maarif Kongresi'ni toplamış ve Türkiye'nin milli maarifini kurmasını istemiştir. 1922'de TBMM üçüncü toplantı yılında ve 1924 Muallimler Birliği Kongresi'nde eğitimle ilgili görüşlerini açıklamıştır. Mustafa Kemal tüm halka okuma, yazma, vatanını, milletini, dinini, dünyasını tanıtacak kadar coğrafi, tarihi, dini, ahlaki eğitim vermeyi dört işlem öğretmeyi maarif programının ilk hedefi olarak belirlemiştir. Ülkede bir eğitim seferberliğini başlatmıştır. Muallimler, milletin eğitim öğretim ve irfanının yükseltilmesinde önemli görev üstlenmiştir. "Türkiye Cumhuriyeti Muallimler Birliği Umûmi Kongresi Zabıtları (1341) 1925 Transkripsiyon ve Değerlendirmesi" adlı konu literatüre katkı sağlamak, dönemin eğitimle ilgili yapılan uygulamaları hakkında fikir ve bilgi edinmek için tez çalışması olarak belirlenmiştir. Türkiye Cumhuriyeti Muallimler Birliği Kongresi 2 Mayıs 1925 Cumartesi günü Türk Ocağı ictima' salonunda toplanmıştır. Kongre dört içtima'dan oluşmuş 5 Mayıs'ta son bulmuştur. Kongreye Türkiye'nin birçok il ve ilçelerinden elliden fazla Murahhas katılmıştır. Riyasete Vasıf Bey, reis vekilliklerine Nimet Hanım ve Haydar Bey; kâtipliklere Makule Hanım, Fuad, Fehmi, Kudsi Beyler seçilmiştir. Bu kongrede Muallimler bütün memleketi kapsayan irşâd ve tenvir teşkilatı kurmuş ve program oluşturmuştur. Muallimlik mesleğinin tekâmülü, ders saati, nitelikleri, alacakları ücretler belirlenmeye çalışılmıştır. Milli eğitimin öğrencilere ve halka ulaştırılmasına ve yaygınlaştırılmasına çaba gösterilmiştir. Bu hususta birlikler kurularak mektepler, halk dershaneleri, müsamereler, konferanslar, aile, ordu, neşriyat, kütüphaneler, sinemalar ve numunelik faaliyetler ile halk eğitilmeye çalışılmıştır. Halk dershaneleri vasıtasıyla binlerce Türk çocuğuna okuma yazma öğretilmiştir. Anahtar kelimeler: Türkiye Cumhuriyeti, Muallimler Birliği Kongresi, Maarif, Muallim.
198 no'lu Besni Şer'iyye sicili'nin transkripsiyonu ve değerlendirilmesi (R. 1317-1321 / m. 1901-1905)
Tarihi olaylara ve olgulara sahne olan bölgelerde siyasi, askeri, sosyo-kültürel ve ekonomik gelişmelerin yaşanması kaçınılmazdır. Mikro anlamda bölgelerin tarihlerini araştırmak makro anlamda devletlerin ve dünyanın da tarihinin anlaşılmasını kolaylaştıracaktır. Bir gemi kaptanını okyanuslarda hedefine ulaştıracak olan temel kriter pusuladır. Bir tarihçiyi de bölge tarihlerini araştırmak, geçmiş ile geleceği arasındaki tarihsel bağı kurabilmek için hedeflerine ulaştıracak temel kriter başvurduğu belgelerdir. Belgeler ( kaynaklar ), bulgular tarihçinin pusulasıdır. Tarihi olay ve olguların belgeler ışığında sebep-sonuç ilişkisi içerisinde birbirlerini etkilediği görülmektedir. Araştırmamıza konu olan 198 Numaralı Rumi 1317-1321 ( Miladi 1901-1905 ) Tarihlerini kapsayan Behisni Şer'iyye sicilidir. O dönemde Elazığ vilayeti Malatya sancağına bağlı ( Günümüz Adıyaman ilçemize bağlı olan ) Behisni kazası bölgemizin hukuki, sosyal, kültürel ve ekonomik durumlarına ait tespitlerde bulunulmuştur. Transkripsiyon ve değerlendirilmesi yapılan Behisni bölgesine ait Şer'iyye sicilleri belgelerinde büyük çapta siyasi ve askeri olaylara rastlanılmamıştır. Belgelerde genel olarak kadın ve erkeğin karşılıklı rızaya dayalı, mehir şartları önceden belirlenmiş şahidler huzurundaki izdivaçlarına değinilmektedir. Kadının toplum hayatındaki yerinin önemine de değinilmektedir. Bu dönemlerde Gayr-i Müslim ahali ile Müslüman Behisni bölge halkı arasında çatışmaların olmadığı, ahalinin huzur ve barış içerisinde yaşadıkları görülmüştür. Miladi 1901-1905 yılları Osmanlı padişahı II. Abdülhamid Han'ın iktidarda olduğu döneme denk gelmektedir. İdare mekanizmasının ve Müslüman ahalinin dini konulardaki hassas tavrı da belgelere yansımıştır. Mahkeme süreçleri, bölgenin ekonomik yapısı, Müslim ve Gayr-i Müslim ahali arasındaki ilişki, vakıflar, miras paylaşımı ve buna konu olan malların değerleri, mahalli yapılanma konusunda tespitlerde de bulunulmuştur. Araştırmamızın pusulasını teşkil eden Şer'iyye Sicilleri bu açılardan tarihe kaynaklık eden kıymetli belgelerdir. Anahtar Kelimeler: Şer'iyye Sicili, Behisni, Ma'muretü'l-Aziz, Vakıf, Mehir, Miras
Evlilikle sığınmak: Suriyeli göçmen kadınların evlilik deneyimleri
2011'de Suriye'de başlayan savaş milyonlarca insanın yerinden olmasına neden oldu. Ülke dışına göç edenlerin büyük bir bölümü başta Türkiye olmak üzere komşu ülkelere göç etmiştir. 2023 yılı itibariyle Türkiye'ye göç eden Suriye vatandaşlarının nüfusu 3.5 milyondan fazladır. Suriye'den dünyanın birçok ülkesine yayılan Suriye vatandaşlarının bu kitlesel ve zorunlu göçü ile, göç eden ve göç alan toplumlar birçok açıdan etkilenmiştir. Sosyo-ekonomik etkileşim ve birlikte yaşam, topluluklar arasında çatışmalar kadar kültürel ortaklıklar ve uyum yaratmaktadır. Yeni yerleştikleri ülkede hayata tutunmak, yasal engellerin ve maddi imkansızlıkların üstesinden gelmek, hayatın devamlılığını sağlamak gibi temel ihtiyaçlar göçmenleri farklı stratejiler geliştirmeye yöneltmektedir. Dünyanın farklı coğrafyalarındaki göçmenler tarafından en iyi bilinen ve sıkça başvurulan hayata kalma stratejilerinden biri evliliktir. Savaş ve zorunlu göç koşullarının yarattığı güçlükler ve güçlüklere karşı direnme stratejileri, gelinen ve gidilen toplum yapısının ekonomik özelliklerine ve toplumsal cinsiyet ilişkilerine göre değişmektedir. Suriye'den zorunlu göçle birlikte, Türk vatandaşı erkekler ile Suriye vatandaşı kadınlar arasında gerçekleşen evlilikler artmaya ve görünür olmaya başladı. Bu evlilikler çoğunlukla "Suriyeli Gelin" üzerinden ön plana çıktığı için Suriye vatandaşı kadınların göç ve evliliğe dair öznel deneyimlerinin görünür olması gerekliği göze çarpmaktadır. Bu çalışma Suriye'den Türkiye'ye savaş nedeniyle göç etmiş kadınların Türkiye'de yaptıkları evlilikleri toplumsal cinsiyet perspektifinden analiz etmektedir. Bu çerçevede, zorunlu göç koşulları, toplumsal cinsiyet eşitsizliği, kadına ve göçmenlere yönelik dışlama ve damgalama şeklindeki şiddet, vatandaşlık ve kalıcılık, mücadele etme biçimleri ve stratejilerin neler olduğu araştırılmaktadır. Çalışma kapsamında, Suriyeli kadınların zorunlu göç ve evlilik deneyimlerine dair bilimsel bilginin, göç eden kadınların deneyimleri üzerinden üretilmesi amaçlanmıştır. Bu sebeple Türkiye vatandaşı bir erkekle resmi veya resmi olmayan evlilik yapmış 42 Suriyeli kadınla derinlemesine mülakat tekniğiyle görüşmeler yedi farklı ilde (İstanbul, İzmir, Bursa, Gaziantep, Şanlıurfa, Mardin ve Kilis) yapılmıştır. Kadın katılımcıların yanı sıra, sivil toplum çalışanları, saha çalışanları ve Suriye vatandaşı eşi olan Türkiye vatandaşı 3 erkek ile görüşmeler yapılmıştır.
Tarihû'l Utbî'nin tercüme ve değerlendirilmesi
977-1200 yılları arasında egemen olan Gazneliler hakkında bilgi veren Utbi'nin Tarihû'l Utbi adlı eseri Ortaçağ Tarihi kaynakları bakımından son derece önemli bir kaynaktır. Müellif bu eserinde öncelikle Samani Devleti'nin son dönemleri ve Gazneliler Devleti'nin ilk dönemi hakkında bilgilere yer vermiştir. Özellikle Sebük Tegin ve Samani emirlerinin arasında geçen olaylar hakkında ayrıntılı bilgiler vermektedir. Bilindiği gibi Gazneliler'in ilk atası olan Alp Tegin, Samani Emiri Ahmet b. İsmail'e köle olarak satılmış ve Samani ordusuna muhafız olarak alınmıştır. Bununla beraber Gazneliler, Samaniler'in yıkılışına kadar onlara itaat etmişlerdir. Ayrıca müellif eserinde konuyu desteklemesi açısından şiirlere ve Kur'an-ı Kerim'den ayetlere de yer vermiştir. "Tarihû'l Utbi'nin Tercüme ve Değerlendirilmesi' adlı bu tezimiz, özellikle Gazneli Sebük Tegin ve Samani Emirleri arasında geçen olayları anlatmaktadır. Ayrıca Ortaçağ Tarihi alanında araştırma yapmak isteyen kişilere ana kaynak olması bakımından son derece önemli bir kaynak eserdir.
İstanbul, Esenler'de Suriyeliler ve yerlilerin karşılaşmaları üzerine etnografik bir inceleme: Kent, gündelik hayat ve enformel oluşlar
Bu tez, Suriyeli mülteciler ve yerlilerin etkileşimleri, ilişkilenmeleri, mekanları ve enformel ekonomileri etrafında bir toplumsallaşma biçiminin nasıl üretildiğini gösteren bir çerçeve üretmeye çalışmaktadır. Bu araştırma problemi etrafında, bu çalışma, Suriyeliler ile yerlilerin gündelik hayattaki, kent mekanlarındaki ve enformel hazır giyim sektöründeki karşılaşmalarına İstanbul'un Esenler ilçesi ve Esenler'deki mervidenaltı konfeksiyon atölyeleri özelinde odaklanmaktadır. Bu çalışmada ortaya çıkan yanıtlar, İstanbul'un Esenler ilçesindeki bir merdivenaltı konfeksiyon atölyesinde yapılan katılımlı gözlem ile 30 Suriyeli, 30 yerli ile olmak üzere toplam 60 kişi ile yapılan derinlemesine görüşme dahil olmak üzere toplanan ampirik materyale dayanmaktadır. Bunun yanı sıra İsveç'in Stockholm şehrine bağlı Rinkeby ve Norrköping şehrine bağlı Hageby ilçelerinde olmak üzere 10 Suriyeli ve 12 Türk olmak üzere toplam 22 göçmen ile derinlemesine görüşme yapılmıştır. Bu çalışma, Suriyeliler ile yerlilerin toplumsallaşma süreçlerinin pazarlık, çatışma, mübadele ve dayanışma biçimlerini alan bir mücadele olduğunu ortaya koymaktadır.
9.- 11. yüzyıllarda Endülüs Emevileri ve Fatimi Devleti ilişkileri
Endülüs Emevileri zaman içerisinde Dünya siyasetine yön veren önemli bir noktada yer almıştır. Endülüs Devleti yalnızca İslam tarihinde değil Dünya tarihinde de önemli bir medeniyet seviyesine ulaşmıştır. Tarihçiler ve araştırmacılar Endülüs Medeniyetinin gelişimine ayrı bir önem vermektedirler. Zira Emevi kıyımından kaçıp İspanyol topraklarına ayak basan Halife III. Abdurrahman Nasır yeni bir topluluk ve refah ortamı sağlanmış bir ülke meydana getirmiştir. Onun bu girişimi ülkede yaşayan diğer etnik grupların da etnik milliyetçilikten kopmasını sağlamıştır. Endülüs'te ki iç çatışma ve kargaşa ortamı sonlandırılıp, huzur sağlandığında özellikle II. Hakem Mustansır ve Amiriler soyundan gelen Halife Mansur devrinde dış politikada devletin gücü tesis edilmiştir. Endülüs Emevileri Kuzeydeki Krallıklar ile pek çok kez savaşmış ancak esas mücadelesini Doğuda yeni bir güç olarak beliren Şii Fatımiler üzerinde gerçekleştirmiştir. Endülüs Emevileri'nin buradaki amacı verimli topraklara sahip Mağrib (Tunus, Fas, Cezayir) üzerinde hâkim güç olmak ve Fatımiler'in kabileler üzerindeki propagandalarına engel olmaktır. Özellikle 9. Yüzyıl sonlarına doğru Mağrib ve Endülüs üzerinde ki hâkim olma mücadelesi kabileler üzerinden sağlanan siyaset ve kabilecilik anlayışıyla tesis edilmekteydi. Fatımiler Şii İsmaili akideyi benimsemiş ve yayılmacı siyasetleriyle ele geçirdikleri bölgelerde halkın mezhepsel değişimini beklemekte ve istemekteydiler. Bu durum Endülüs Emevileri'nin ve Fatımilerin sadece toprak bütünlüğü koruma, yayılma siyasetlerinin yanı sıra kendi mezhep ve dini anlayışlarının da yayılması konusunda yeni bir çatışmanın kaynağını oluşturmaktadır.
Çankırı gazetesi (1921-1952)
Bu çalışmada 1921-1952 yılları arasında Çankırı'da yayınlanmış olan Çankırı gazetesi bir bütün olarak incelenmiştir. Bu çalışma ile Çankırı gazetesinin Çankırı basınındaki yeri ortaya konulmaya ve Çankırı gazetesinde yer alan sosyal, kültürel, siyasal ve iktisadî haberler başta olmak üzere diğer haberler incelenerek kent tarihi ile kent yaşantısı tahlil edilmeye çalışılmıştır. Çankırı gazetesinin kuruluş tarihi olan Eylül 1921 tarihinden yayın hayatına son verdiği 26 Şubat 1952 tarihine kadar yayınlanan 1552 sayısından 1383 sayısına ulaşılabilmiştir. Bu sayılarda yer alan veriler konu başlıklarına göre tasnif edilerek incelenmiştir. Çalışma giriş ve sonuç bölümleri dahil olmak üzere beş bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın ikinci bölümünde Çankırı'da Millî Mücadele ve Cumhuriyet'in ilk yıllarında yayınlanan gazete ve dergilere, Çankırı gazetesinin genel özellikleri ile yazar kadrosuna dair bilgilere yer verilmiştir. Üçüncü bölümde gazetede yer alan yerel ve ulusal haberler konu başlıklarına göre verilmiş, dördüncü bölümde ise harici haberler dış devletler hakkında çıkan haberlere göre tasnif edilerek ele alınmıştır. Sonuç olarak; Çankırı gazetesinin elimizde mevcut sayıları incelenerek Cumhuriyet'in ilanından Demokrat Parti iktidarının ilk yıllarına kadar Çankırı'nın sosyal, kültürel, siyasî ve iktisadî alanlardaki gelişim sürecine ilişkin veriler tasnif edilerek ortaya konulmuştur. Veriler ışığında Çankırı kent tarihi ve kent yaşantısı tahlil edilmiş, Çankırı gazetesinin Çankırı basın tarihindeki yeri ve önemi ortaya konulmuştur.
Ulusal politika ve yerel uygulama arasında göç yönetişimi: Düzce ili örneği
Türkiye özellikle 2011 yılı sonrası, başta Suriye olmak üzere Irak, Afganistan ve İran gibi ülkelerden ve daha birçok ülkeden göç almış ve dünyada en fazla sığınmacı barından ülke haline gelmiştir. Türkiye'de özellikle Suriye menşeli göçle birlikte yoğun mülteci hareketliliğinin krize evrilmesi üzerine kamu kurumları, yerel yönetimler ve sivil toplum örgütlerinin bir araya gelerek ortaya çıkan sorunlara çare arama ve çözüme kavuşturma, yeni düzenlemeler getirme çabaları bir yönetişim anlayışının geliştirilmesini gerekli kılmıştır. Bu gereklilikten hareketle 2013 yılında Yabacılar ve Uluslararası Koruma Kanunu (YUKK) çıkarılmıştır. Mültecilerin hak ve yükümlülüklerini belirleyen YUKK'da, mültecilerin göç etikleri ülkedeki koruma sistemine kayıt olmaları, sağlık hizmetleri, eğitim hizmetleri ve yardımlara ulaşım gibi temel haklara erişimleri tanımlanmaktadır. Ancak standartlaştırılmış prosedürler nedeniyle tanımlanan bu haklara mültecilerin ulaşımında bir takım eksiklikler oluşmaktadır. Nitekim bu çalışma da, ulusal düzeydeki kurumlar ile yerel yönetimler ve yerel kurumlar arasındaki iş birliğinin yeteri kadar olmamasından, yani göç yönetişiminin tam olarak sağlanamamasından kaynaklanan engellerin neler olduğunu ortaya koymak amacındadır. Bu niyetle İstanbul, Ankara, Kocaeli gibi büyük şehirlerin geçiş noktası olan Düzce İlindeki Geçici Koruma (GK) Altındaki Suriyeli kişiler ve Uluslararası Koruma (UK) Altındaki Afganistanlı ve Iraklı mülteciler, mültecilere hizmet veren kamu kurumu çalışanları ve Sivil Toplum Kuruluşları (STK) çalışanları da dâhil olmak üzere 118 kişiyle derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Elde edilen bulgulardan anlaşıldığı kadarıyla ulusal düzeyde belirlenen politikaların, mültecilerin ihtiyaç duyduğu hizmetleri sağlamak yerine ulusal güvenliği önceleme eğiliminde olduğu, yerelde ise ulusal politikadan bağımsız hareket etme imkân ve kabiliyetinin olmadığı görülmüştür. Göç yönetişimi kavramını merkeze alan bu çalışmada, ulusal düzeydeki karar alıcıların yanında yerel yönetimlerin, ilgili kamu kurumlarının uygulanacak politikalarda söz sahibi olmasına, iş birliği içerisinde hareket etmesine atıfta bulunulmuştur. İş birliğiyle kastedilen, mültecilerin yaşamlarını etkileyen eğitim, sağlık, sosyal destek ve toplumsal uyum gibi temel haklara erişimlerindeki koordinasyondur. Dolayısıyla uluslararası ve ulusal düzeydeki söylemler çerçevesinde şekillenen Türkiye'nin güncel göç politikalarının yerelde nasıl karşılık bulduğunu açıklamak bu çalışmanın temel hedeflerinden biri olmuştur. Ayrıca mevcut göç yönetişimi tartışmaları bağlamında küçük bir uydu kent olan Düzce İli örneği üzerinden merkezde belirlenen ulusal politikaların yerelde nasıl yansıdığına, uygulandığına ve mültecilere olan etkilerine odaklanılmıştır. Bu çerçevede ulusal göç politikasındaki belirsizliğin, güvenlik odaklı yaklaşımın Düzce kenti örneği üzerinden yereldeki uygulamalara nasıl yansıdığını incelerken, yerel yönetimlerin ve STK'ların kanunlarda tanımlanmış herhangi bir yetkileri olmamasına rağmen göç politikalarına nasıl etki ettiklerine dikkat çekilmiştir. Yine hak ve hizmetlere ulaşımda engellerle karşılaştıklarında mültecilerin gündelik hayatlarını sürdürme adına geliştirdikleri taktiler de deşifre edilmeye çalışılmıştır.
Kastamonu vakıfları (13.-16. yüzyıl)
Anadolu'nun en kadim şehirlerinden biri olan Kastamonu'da beyliklerden Osmanlı'ya kadar uzanan süreçte kurulan vakıfların ele alındığı bu çalışmada, XV. ve XVI. yüzyıllar için tarihlendirilmiş evkaf, icmal ve mufassal tahrir defterleri başta olmak üzere vakfiyelerden ve diğer arşiv belgelerinden istifade edilmiştir. Kastamonu, Anadolu'nun Türkleşmesine şahit olması dolayısıyla Türk kültürünün ve tarihinin izlenebildiği şehirlerden biridir. Çünkü burada Selçuklular, beylikler ve Osmanlı döneminde sağlam bir Türk kültürü vücut bulmuştur. Bu kültürün ortaya çıkarılması gayretiyle şehre dair birçok akademik ve bilimsel çalışma yapılmış ve halen de yapılmaktadır. Bu çalışma da bu gayretin bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Bilindiği gibi şehirleşmenin en önemli unsurlarından biri vakıflardır. Vakıflar sayesinde Türk medeniyetinin bu zengin mirası yüzyıllarca korunabilmiş ve hâkim unsur tarafından yerine getirilmeyen bazı hizmetler çeşitli vakıflar kanalıyla sağlanmıştır. İnşa edilen camiler, mescidler, zaviyeler, hanlar, hamamlar kısacası medeni bir toplumda olması gereken tüm hizmetler vakıf sistemi sayesinde desteklenmiş ve korunmuştur. Kastamonu, Osmanlı idari sistemi içerisinde değerlendirildiğinde en önemli sancaklarından biridir. Dolayısıyla Selçuklulardan ve beyliklerden devraldığı mirası devam ettirerek burada birçok alana hizmet eden pek çok vakfın kurulmasına vesile olmuştur. Bu bağlamda tezde, beylerin, hatunların, devlet adamlarının, din ve yargı mensuplarının hatta sıradan reayanın kurduğu vakıflar üzerinde durulmuştur. Türklerin Kastamonu'ya ilk gelişinde vakıfların genellikle yöreye hâkim olan beyler tarafından kurulduğu söylenebilir. Bu beyler ve devlet adamları tarafından kurulan vakıfların gerek beylikler ve gerekse Osmanlı dönemi olmak üzere büyük külliyeler veya zengin gelirlere sahip din ve eğitim kurumları oldukları anlaşılmaktadır. Reayanın kurduğu vakıflar ise umumiyetle belirli bir miktar para, dükkân veya arazi parçasından oluşmaktadır. Bu yönüyle şehirde, vakıf kurumunun nasıl geliştiğini, bu kurumların neler olduğunu ve yine Kastamonu'da yaşamış vakıf kurucularının kimler olduğunu tespit etmek çalışmanın en önemli kısmıdır.
1939 büyük Erzincan depremi
Erzincan, doğudan batıya giden Kuzey Anadolu Fay Hattına bağlı en genç ve geniş tektonik hareketlenmelerin ortaya çıktığı yerdir. Tarih boyunca pek çok büyük yer sarsıntısına sahne olmuştur. Bu eser, Erzincan ilinin 27 Aralık 1939'da yaşadığı büyük deprem ve bu depremin bölge halkına etkileri öncelikli olmak üzere; şehrin genel özellikleri hakkında da önemli bilgiler ihtiva etmektedir. Şehrin gerek tarihsel, gerek jeolojik, gerek coğrafi ve gerekse kültürel özelliklerinden bahseden eserimizin, Erzincan ile ilgili birçok konuda araştırmacı ve okuyuculara faydalı bilgiler sunacağı kanaatindeyiz. Sadece Türkiye'nin değil aynı zamanda dünyanın da sayılı depremlerinden biri olarak kabul edilen 1939 Büyük Erzincan Depremi, resmi kayıtlara göre 32.968 vatandaşımızın canını almış olmasına rağmen, ülkemizde yeterince bilinen bir deprem değildir. Böylesine geniş bir alanı etkileyen ve beraberinde sayısız acı hikâyeleri getiren bu felaketin daha çok insan tarafından bilinmesi ve öneminin fark edilmesi bizleri ziyadesiyle memnun edecektir. Felaket nedeniyle yaşanan göç hareketleri, Kızılay tarafından yapılan yardımlar ve TBMM'nin yapmış olduğu çalışmalara da eserde yer verilmiştir. Deprem sonrası tüm ülke birlik ve beraberlik duygusuyla hareket ederek felaket bölgesine hizmet için birbiriyle adeta yarış içine girmiştir. Öğrenci, memur, işçi, esnaf, sanatçı, siyasetçi fark etmeksizin herkes kendi çapında yardımda bulunmuştur. Gazeteler haftalarca deprem ile ilgili yardım haberleri paylaşmışlardır. Bunun yanında yabancı devletler de birçok yardımda bulunmuş ve önemli katkılar sağlamışlardır. Geçmişin geleceğe yön verdiğine inanan bir tarihçi olarak, deprem ülkesi olduğumuz ve her an bu gibi felaketlere hazırlıklı yaşamamız gerektiğine inanmaktayım. Umut ediyoruz ki çalışmamız amacına ulaşarak ülkemizde deprem konusundaki farkındalığın artmasına katkı sunacaktır.
1116-1117/ 1704-1706 tarihli Kadıasker Defteri'ne göre Kırım
Hukukun uygulanış biçimi olarak, görülen davaların kayıt altına alınması Osmanlı Devlet geleneğinin kadim bir parçasıdır. Bahsedilen devlet geleneği imparatorluğun muhtelif yerlerinde aktif bir şekilde uygulanmış; mal-mülk satışı, evlilik-boşanma, adam yaralama veya aile içi şiddet gibi çeşitli olaylar kadının hükmünden geçerek sicillere birer birer not düşülmüştür. 1475 yılında Kefe'nin ele geçirilmesiyle Osmanlı Devleti'nin himayesi altına giren Kırım Hanlığı da Osmanlı hukuk anlayışını devam ettirmiş ve böylelikle hukuk sisteminin bir parçası haline gelen mahkemede görülen davaların not edilmesi uygulaması burada da izlerini göstermiştir. Görev ehli kadının yargıçlığı ile neticelenip kayıt altına alınan davalar hem ihtiva ettiği dönem içerisinde yazılı birer delil görevi görmüş hem de Osmanlı hukukunun, sosyo-ekonomik yapının ve gündelik yaşamın gözlemlenip tarihçinin malzemesi haline dönüştürülmesi kapsamında birer kaynak niteliğine bürünmüştür. Biz de bu bağlamda 38 Numaralı 1116-1117/ 1704-1706 tarihli Kırım Kadı Sicili transkript ederek bahsedilen deftere göre Kırım Hanlığı'nın durumunu çeşitli başlıklar altında değerlendirdik. Birinci bölümde hanlıkta bulunan köy ve mahalleri Osmanlı Devleti'ndeki örnekleriyle kıyasladık. Mahallelerin yapısal planlamasını ve insanların bir arada yaşama dinamiklerini tartıştık. İkinci bölümde ise Osmanlı hukukunun uygulanış biçimini ve Kırım Hanlığı'nın sosyal yapısını açıkladık. Ayrıca mahkemeye yansıyan suç vakalarını meydana getiren dinamiklerden de bahsettik. Üçüncü bölümde ise hanlığın maddi kaynaklarını sıralayarak insanların geçim kaynakları tespit ettik. Son olarak Kırım Hanlığı'nda ekonomik ve toplumsal yönden önemli bir yere sahip olan kölelerin durumlarını analiz ettik. Ana kaynağımızı teşkil eden 38 Numaralı Kırım Kadı Sicili'nin çok kısa bir süre zarfını kapsamasından dolayı kaynağımızdan yola çıkarak Kırım'a dair kesin ve genel bilgiler vermek elde ettiğimiz bulguların ve çalışmanın boyutunu aşmaktadır. Dolayısıyla biz de verilerimizin ötesine geçmeden, mikro ölçekli uygulamaların ışığında Kırım'ın gölgede kalmış tarihine nispeten ışık tutmayı hedeflemekteyiz. Anahtar Kelimeler: Kırım Hanlığı, Kırım Tatarları, Şer'i Mahkeme, Toplumsal Düzen.
Küreselleşme çağında göç: Değerler ve çıkarlar ikileminde AB ve Türkiye göç politikalarının Suriyeli göçmenler üzerinden analizi
Küreselleşme çağında göç hareketlerinin hızlandığı, amacı ve kapsamının genişlediği, çok yönlü göç hareketlerinin ortaya çıktığı görülmektedir. Göç, insanlık tarihi kadar eski bir olgudur. İnsanlar tarih boyunca çeşitli amaçlarla sürekli yer değiştirmektedir. 2011 yılında Suriye'de meydana gelen olaylar neticesinde uluslararası sistem en önemli göç dalgalarından birine sahne olmuştur. Suriye'deki çatışmalar sonucunda yaşanan göç dalgasından en çok etkilenen ülkelerin başında Türkiye gelmektedir. Türkiye ve AB'nin Suriyeli göçmenlere yönelik politikası değerler ve çıkarlar ikileminde kıyaslanarak ele alınmıştır. Bu kıyasın amacı günümüzdeki göçmen krizinin nedenlerini, sonuçlarını, hukuki boyutlarını, gelişim sürecini ve çözümünü tartışarak bu sorunun çözülebilmesine katkı sunabilmektir. Türkiye, Suriye'den gelen göçmenlere yönelik ilk başta açık kapı politikası izleyerek dini ve tarihsel bağlarından dolayı değer odaklı bir tutum içinde olmasına rağmen zamanla sorunun git gide büyüyerek kalıcı hale gelmesi ve ülke içinde yaşanan hoşnutsuzlardan dolayı zamanla çıkarlarını önceleyen bir tutum içine girmeye başlamıştır. AB ise ilk baştan beri Suriyeli göçmenleri etnik, kültürel kimlik ve dini sebeplerden dolayı kabul etmeyerek göçü dışsallaştırma politikası gütmüştür. AB'nin değerlerle örüntülü kurulmuş bir örgüt olması üye devlet çıkarlarından bağımsız olduğu anlamına gelmemektedir. AB, insani ve evrensel değerleri çıkarları uğruna meşrulaştırarak değerleri çıkarlarına ulaşmada bir araç olarak kullanmaktadır. Bu çalışmada tezin kuramsal çatısını oluşturan İdealizm ve Realizm teorileri temelinde göç politikalarının nasıl inşa edildiği incelenmiştir. Yine Küreselleşme ve Ulus-devletler, İdealizm ve Realizm, değerler ve çıkarlar, Türkiye ve AB gibi ikili varyasyonlar üzerinden diyalektik yöntemle tümevarım usulüyle küresel çağda mülteci sorununun anlaşılmasına katkı sağlanması amaçlanmıştır. Bu diyalektik analizler yapılırken somut veriler sunulması amacıyla Suriyeli göçmenler örneği üzerinden hareket edilmiştir. Suriyeli göçmenler ile ilgili istatistikler, raporlar, haber kaynakları kullanılarak ekonomi, siyasi, din, dil, sosyo-kültürel, unsurlar üzerinden göç politikaları ile ilgili ikircikli tutumun nedenleri araştırılmıştır. Bu çalışmada yapılan araştırma sürecinde geniş kapsamlı bir literatür taraması yapılarak birbiriyle ilişkili kavramlar neden-sonuç ilişkisi içinde değerlendirilmiştir. Özellikle birincil kaynaklar esas alınmış olup istatistiki veriler, raporlar, gazete haberleri, telif ve tetkik eserler dikkate alınmıştır.
Sosyal, ekonomik ve siyasal bağlamda mültecilerin sosyalleşme deneyimleri
Bu tez, mültecilerin sosyal, ekonomik ve siyasal bağlamda yaşadıkları zorluklar ve bu zorluklarla başa çıkma stratejileri üzerine odaklanmaktadır. Mültecilerin sosyal uyum süreci, göç ettikleri ülkelerin kültürüne ve toplumsal yapısına adaptasyon sağlamaları bakımından önemlidir. Bu süreçte mülteciler, dil, kültürel farklılıklar, iş bulma zorlukları ve ayrımcılık gibi birçok zorlukla karşı karşıya kalırlar. Ekonomik açıdan, mültecilerin iş bulma ve iş güvencesi konularında zorluklar yaşadıkları görülmektedir. Bu durum, mültecilerin sosyalleşme noktasında olumsuz etkilenmelerine neden olmaktadır. Mültecilerin iş bulma sürecinde karşılaştıkları zorlukları aşabilmek için, yerleşik halkın bilinçlendirilmesi, haklara erişim konusundaki farklılıkların giderilmesi ve iş gücünün eşitsiz örgütlenişinin denetim altında tutulması gerekmektedir. Siyasi açıdan, mültecilerin sığınma hakkı, vatandaşlık hakları ve sosyal hakları gibi birçok problem alanı bulunmaktadır. Bu gibi sorunlar, mültecilerin yasal statüsü ve toplumsal kabulü konusunda zorluklar yaratabilmektedir. Mültecilerin siyasi haklarına saygı gösterilmesi ve onların sosyal ve toplumsal haklarının korunması, sosyal uyum sürecinde önemli birer faktördür. Mültecilerin sosyal, ekonomik ve siyasal bağlamda sosyalleşme deneyimlerini ele alan bu tezde mültecilerin yaşadıkları zorluklar ve bu zorluklarla başa çıkma stratejileri incelenerek, mültecilerin sosyal uyum sürecinde karşılaştıkları sorunlar anlaşılmaya çalışılmıştır. Tez, nitel araştırma yöntemi kullanılarak yürütülmüştür. Araştırmaya, çeşitli ülkelerden göç eden ve Türkiye'de yaşayan mülteciler katılmıştır. Veriler, yarı yapılandırılmış soru formunun rehberliğinde derinlemesine görüşmeler yoluyla toplanmış ve analiz edilmiştir. Mültecilerin sosyalleşme deneyimleri ve bu deneyimleri etkileyen faktörler hakkında önemli bir katkı sağlayan bu tez, mültecilerin toplumsal kabulü ve sosyal uyumu konusunda farkındalık yaratmayı ve politika önerileri geliştirmeyi amaçlamaktadır.
İzale-i Şekavet Kanunu ve Cumhuriyet dönemi eşkıyalık olayları (1923-1938)
II. Meşrutiyet'in ilan edilmesinden sonra çıkarılan genel af Osmanlı Devleti'nde eşkıyalık olaylarının çoğalmasına sebep olmuştur. Bu durum Asırlardan beri eşkıyalık ile muzdarip olan halk üzerinde eşkıyaların tahakkümü daha da artmıştır. Ayrıca Osmanlı Devleti'nin I. Dünya Savaşı'na katılmasıyla beraber asker kaçakları sorunu da tırmanmıştır. Anadolu'da yoğun bir şekilde faaliyet gösteren eşkıya gruplarına asker kaçaklarının da katılması bu sorunun çözülmesini daha da zorlaştırmıştır. I. Dünya Savaşı'nın kaybedilmesinin ardından Osmanlı topraklarının işgal edilmesiyle Anadolu'da tam bir kargaşa hâkim olmuştur. Yeni kurulmuş olan Türkiye Cumhuriyeti merkezi otoritesini sağlamak için eşkıyalığı ortadan kaldırmak zorunda kalmıştır. Bu yüzden birtakım önlemler alınmıştır. Bu önlemlerden bir tanesi İzale-i Şekavet Kanunu'dur. Bu kanunla eşkıyalığın engellenmesi için devletin vatandaşlarına vermiş olduğu yetki birçok tartışmaya da neden olmuştur. Bu kanunun vermiş olduğu yetkiye göre eşkıyalığı ifşa edilmiş bir kişinin öldürülmesi suç olarak kabul edilmemiştir. Aksine eşkıyayı öldüren kişiye nakit ödül verilmesi uygun görülmüştür. Türkiye bir yandan jandarmalarıyla eşkıyaya karşı mücadele ederken bir yandan da vatandaşlarına yetkiler vermiştir. Bu sayede vatandaş eşkıyalık sorunun halledilmesine ortak edilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti'nde yaşanan eşkıyalık olayları dış politikayı da etkilemiştir. Sınır ihlalinde bulunan eşkıyalar Türk köylerine baskınlar düzenlemiştir. Türkiye kendi içindeki asayişi sağlamaya çalışırken dışarıdan gelen tehlikeler için de girişimlerde bulunmuştur. Eşkıyalık olayları ülkenin her tarafında görülmüştür. Merkezi otoritenin daha az olduğu bölgelerde ise eşkıyalık daha yoğun bir şekilde cereyan etmiştir. Eşkıyaların en sık başvurdukları eylemler köy basma ve yol kesmedir. Bunun dışında eşkıya çeteleri ile jandarma birlikleri arasında çok fazla çatışmalar yaşanmıştır. Bu çatışmalar neticesinde birçok eşkıya gruplarına son verilmiştir.
64 numaralı, 1154-1156/1741-1743 tarihli Kadıasker Defteri'ne göre Kırım'da sosyal ve ekonomik hayat
Sosyal ve yerel tarih araştırmaları yapılırken faydalanılan en önemli kaynaklardan biri şüphesiz ki mahkemelerdeki kayıtlardır. Osmanlı Devleti ve Kırım Hanlığı gibi toplumlarda adalet sistemini yöneten kadılar tarafından tutulan mahkeme kayıtları, Şer'iyye Sicilleri, Kadı Sicili veya Kadıasker Defteri olarak adlandırılmıştır. Bu sicillerde reayanın yaşam tarzı, evlilik, boşanma, darp, miras, cinayet, kan parası, hırsızlık ve gayrimenkul satışları gibi birçok konuya dair bilgiler bulunmaktadır. Kırım Hanlığı'nda tutulan mahkeme kayıtlarıyla Osmanlı'da tutulan mahkeme kayıtları birbirleriyle benzerlik göstermektedir. Bu kayıtlar aracılığıyla hanlığın sınırları içerisindeki ahalinin aile yapısı, ekonomik durumu, mahalle kültürü, yeme-içme alışkanlıkları ve mesleki hayatları gibi birçok yönüne ışık tutabilmekteyiz. Mahkemelerde görülen davalar, toplumun önde gelen dini ve etnik gruplarına dair bilgi edinme fırsatı sunmaktadır. Bu davalardan hareketle, söz konusu etnik ve dini grupların ekonomik faaliyetleri, geçim kaynakları, birbirleriyle ilişkileri ve sosyal hayatları gibi unsurlara erişim sağlayabilmekteyiz. 64 numaralı, Kırım Kadıasker Defteri (H. 1154-1156/M. 1741-1743) transkripsiyonu yapılarak Kırım Hanlığı'nın sosyo-ekonomik yapısıyla ilgili değerlendirmeler yapılmıştır. Tezin amacı, Kırım Yarımadası'nda yaşayan nüfusun dini, etnik ve sosyo-kültürel yapısına odaklanmaktır.
Türk-Amerikan ticari münasebetleri (1950-1960)
Bilindiği üzere ilk Türk-Amerikan diplomatik ve ticarî münasebetleri ABD'nin 18. yüzyıl sonlarında Osmanlı'ya tabii Garp Ocakları ile temas kurmasıyla başlamış ve Osmanlı Devleti'nin yıkılışına kadar gelişerek devam etmiştir. Osmanlı Devleti'nin I. Dünya Savaşı'na Almanya'nın safında girmesi ve ABD'nin savaş devam ederken Almanya'ya savaş ilan etmesi, 1917 yılında taraflar arasındaki diplomatik ve ticarî ilişkilerin kesilmesine sebep olmuştur. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kurulmasından sonra 1 Ekim 1929 tarihinde taraflar arasında imza altına alınan Ticaret ve Seyr-ü Sefain Anlaşması, ilişkilerin yeniden başlamasını sağlamıştır. 1939'da yeni bir ticaret anlaşması yapılmış ve ABD'ye verilen ticarî ayrıcalıklar biraz daha genişletilmiştir. II. Dünya Savaşı yıllarında ise Almanya ile ekonomik ve ticarî münasebetler kesilince; ABD, Türk dış ticaretinde ilk sırayı almıştır. Savaş sonrası dönemde ABD, bir taraftan Sovyet yayılmacılığına karşı, diğer taraftan savaşta harap olmuş olan Avrupalı Devletleri desteklemek amacıyla, Truman Doktrini ve Marshall Plânı gibi iktisadî ve askerî politikaları uygulamaya koymuş, Türkiye de Truman Doktrini ve Marshall Plânı çerçevesinde ABD yardımlarından yararlanmıştır. 1950 yılında Türkiye'de Demokrat Parti'nin iktidara gelmesiyle ekonomi ve dış ticarette daha liberal ve serbest uygulamalara gidilmiş, bunun sonucunda ABD'den yapılan ithalatta önemli artışlar yaşanmıştır. 1950-1960 arası dönemde Türkiye ABD'den en fazla makineler, yakıt ve madenî yağlar, hububat, kara nakil vasıtaları ve demir-çelik ürünleri ithal etmiştir. Bunun karşılığında ise ABD'ye en fazla tütün, krom, kurutulmuş meyve ve kuruyemişler, madenler ve bitkisel ürünler ihraç edilmiştir. DP'nin ekonomiye ilişkin uyguladığı politikalar, Truman Doktrini ve Marshall Plânı, Kore Savaşı, hava şartlarında yaşanılan değişiklikler, mahsullerin kalite ve miktar olarak düşük olması gibi nedenlerle iki ülke arasındaki ticaret hacmi, yıllara göre değişiklik göstermiştir. DP Dönemi Türk-ABD ticarî ilişkilerinde Türkiye'nin daha çok ham madde ihraç eden, karşılığında ise mamul madde ithal eden bir devlet konumunda olduğunu görülmektedir.
Şer'iyye sicillerine göre Kastamonu (1699-1716)
Bu araştırmada, Kastamonu Kazâsı'nın 1699-1716 yılları arasındaki idarî, sosyal ve ekonomik yapısı ile kültürel hayatı incelenmiş, günlük hayatta meydana gelen olaylar çeşitli örnekler ile açıklanmış ve mahkemenin bu olaylar ile ilgili karar verirken izlediği yollar tespit edilmeye çalışılmıştır. Tezin hazırlanmasında şehir tarihleri açısından büyük bir öneme sahip ve tarihin ana kaynaklarından biri olan şer'iyye sicilleri kullanılmış, ihtiyaç duyulduğu yerlerde diğer kaynaklara da başvurulmuştur. Giriş bölümünde, çalışma boyunca kullanılan şer'iyye sicil defterleri ile konuyla ilgili diğer kaynaklar hakkında bilgilendirmeler yapılmış ve şehrin tarihçesine kısaca değinilmiştir. İdari yapının incelendiği bölümde, kaynaklara yansıdığı kadarıyla Kastamonu'nun kazâları ve bağlı birimleri, nahiyeleri ve bağlı birimleri, mahalleleri, köyleri ve divanlarının isimlerine ulaşılmıştır. Bu birimler incelenirken rastlanan ve şehrin tarihi, kültürü, coğrafyası ile ilgili çeşitli bilgiler içeren unsurlara da bu bölümde yer verilmiştir. Şehirdeki en üst yönetici konumundaki sancak beyinden başlayarak mahalle imamlarına kadar şehrin idarî yapısındaki görevliler ile ilgili bilgiler yine bu başlık içerisinde ele alınmıştır. Sosyal yapı incelenirken söz konusu dönemdeki toplumsal yaşantı üzerinde durulmuş, aile kavramı içerisinde kadın ve çocukların durumu incelenmiştir. Toplumda kullanılan ünvan ve lakaplardan söz konusu dönemdeki mesleklere, insanların evlerinde kullandıkları eşyalardan şahsi giyim eşyalarına, kadınların süs eşyalarından ziynet eşyalarına, çeşitli silah ve âletlerin isimlerine kadar kayıtlardan elde edilen birçok veri paylaşılmış ve çeşitli kıyaslamalar yapılmıştır. Sosyal yapı ve kültürel hayat bölümünde toplumun vazgeçilmez bir unsuru olan şehre ait vakıflar ile cami, mescid, tekke, zâviye, hamam gibi vakıf kurumları ve vakıf görevlilerine dair bilgilere de yer verilmiştir. Ticaret hayatının canlı olduğu şehirdeki han, bedesten, çarşı ve pazar gibi ticari yapılar incelenerek ve söz konusu dönemdeki çeşitli fiyat tespitlerine bakılarak söz konusu dönemin ekonomik hayatına ilişkin veriler elde edilmiştir. Son bölümde, ayrı ayrı başlıklar altında halkın gündelik hayatında meydana gelen olaylar, çeşitli örnekler çerçevesinde değerlendirilmiş ve mahkemenin çalışma prensipleri ortaya çıkarılmıştır. Ayrıca şehrin idarî teşkilatına mensup kişilerin karıştığı olaylar da ayrı bir başlık altında, ehl-i örf ve ehl-i şer olarak iki grupta incelenmiştir.
1156 numaralı 1313-1316/1895-1898 tarihli Düzce Şer'iyye Sicili (Metin ve tahlil)
Şer'iyye Sicilleri, Osmanlı devleti döneminde kadılar tarafından tutulan hukukî ve idarî hususlarla ilgili kayıt defterleridir. Büyük bir kısmı kadıların görmüş olduğu dava kayıtlarını da içeren bu defterler, Osmanlı toplumunun gündelik yaşamına, sosyal ve ekonomik yapısına, hukuk sistemine dair önemli bilgiler içerirler. Bu bağlamda Düzce Şer'iyye Sicilleri de yerel tarih çalışmaları için önemli katkılar sunma potansiyeline sahiptirler. Bugüne kadar yeterli derecede ilgiye mazhar olmamış olan 33 adet Düzce Şer'iyye Sicili'nden sadece 1153 ve 1165 numaralı Siciller yüksek lisans tezi olarak incelenmiştir. Bu çalışmada, Kastamonu vilayeti Bolu sancağı Düzce kazasında vazife yapan kadı nâibi tarafından tutulan 1313-1316/1895-1898 yıllarıyla ilgili 1156 numaralı Şer'iyye Sicili ele alınmış, dönemin Düzce'sine dair vermiş olduğu bilgiler tespit edilmiştir. 1156 numaralı Sicil içerisinde emlak, arazi, miras, tereke, nafaka, mehir, nikâh, boşanma, alacak ve borç gibi konularda açılmış ya da açılacak davalarda vekil/avukat tayinine dair 105 kayıt yer almaktadır. Bu kayıtlar içinde yer alan malumat üzerinden 1895-1898 Düzce'sinin mahalleleri, köyleri ve idarî yapısı, şahıslar, isimler ve ünvanlar bağlamında dinî ve kültürel durumu ve Düzce'ye yapılan göçlerin menşei ve Düzce'deki yerleşim bilimleri ale alınmaya çalışılmıştır. Düzce Şer'iyye Sicillerinin içeriğine ve konularına dair bir tahminde bulunmaya imkân veren bu çalışma, aynı zamanda gelecek çalışmalar için de bir rehber olma iddiasındadır. Anahtar Kelimeler: Düzce şer'iyye sicili, Kadı, Dava, Vekâlet, Toplum.