
3,498
Archived Theses
22
DOIs Assigned
1%
DOI Rate
Discipline
Temiz aralıklı kateterizasyon yapılan çocuk hastalarda idrar yolu enfeksiyon sıklığı ve enfeksiyon oluşumunu etkileyen faktörler
Araştırma İstanbul ili sınırları içinde, özel bir hastanede takipli, 68 temiz aralıklı kateterizasyon yapılan çocuk hastada idrar yolu enfeksiyon sıklığı ve enfeksiyon oluşumunu etkileyen değişkenleri belirlemek amacıyla retrospektif yöntemle yapılmış tanımlayıcı ve ilişki arayıcı bir çalışmadır. Veriler, araştırıcı tarafından literatüre doğrultusunda hazırlanan 25 soruluk anket formunun hasta dosyalarından ve TAK uygulayan anneler ile görüşme yapılarak elde edildi. Verilerin analizi için R vers. 2.15.3 programı (R Core Team, 2013) kullanıldı. Çalışma verileri değerlendirilirken tanımlayıcı istatistiksel metotların (ortalama, standart sapma, medyan, frekans, oran, minimum, maksimum) yanı sıra niceliksel verilerin karşılaştırılmasında normal dağılım göstermeyen değişkenlerin iki grup karşılaştırmalarında ise Mann Whitney U test kullanıldı. Niteliksel verilerin karşılaştırılmasında ise Pearson ki-kare test, Fisher exact test, Fisher-Freeman-Halton exact test ve McNemar uyum testi kullanıldı. İstatistiksel anlamlılık p< 0,01 ve p< 0,05 düzeylerinde değerlendirildi. Araştırmanın evrenini 2012-2014 yılları arasında Ürodinami yapılmış 300 Spine Bifida'lı hasta oluşturdu. Örneklem sayısı %95 güven düzeyinde ve %10 örnekleme hatası ile 68 TAK yapılan çocuk olarak hesaplandı. Araştırma grubuna alınan çocukların yaş Ort. ± S.S. 64,78±56,91 ay'dır. Çalışma grubunu %52,9'u erkek, %47,1 kız çocuk oluşturdu. TAK yapılan çocuk hastalarda İYE görülme sıklığı TAK öncesi %36,8 iken TAK sonrası %64,7 bulundu. TAK yapılan çocuk hastalarda TAK uygulama sonrası İYE görülme sıklığıyla yaş, alt bezi kullanımı, idrar inkontinansı ve konstipasyon ile ilişkili anlamlılık gösterdiği bulundu (p< 0,05). TAK uygulama sonrası İYE görülme sıklığıyla; günlük TAK uygulama sayısı, profilaktik antibiyotik kullanımı, perine ve el temizliği yöntemi, TAK uygulayanların sosyodemografik özellikleri ile anlamlı ilişki göstermediği belirlendi (p> 0,05).
Hemşirelik öğrencilerinin organ bağışı ve organ nakli konusundaki düşüncelerine aile ve eğitimin etkisinin araştırılması
Tanımlayıcı nitelikte olan bu araştırma, hemşirelik öğrencilerinin organ bağışı ve nakli konusundaki düşüncelerine ailelerinin ve aldıkları hemşirelik eğitiminin etkisinin araştırılması amacı ile bir vakıf üniversitesinin hemşirelik yüksekokulunda gerçekleştirildi. Çalışmanın evrenini hemşirelik yüksekokulunun tüm öğrencileri oluşturmuş olup örneklem ise 1. sınıf ve 4. sınıfta okuyan, çalışmaya katılmayı kabul eden 203 öğrenciden oluşmuştur. Araştırmanın verileri; araştırmacı tarafından hazırlanan anket ile toplanmıştır. Anketin I. bölümünde demografik özellikleri ve bazı düşünceleri sorgulayan çoktan seçmeli toplam 32 soru, II bölümünde düşünceleri sorgulayan likert tipi 18 soru yer almıştır. Araştırmadan elde edilen veriler SPSS (Statistical Packagefor Social Sciences) 17.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Verilerin çözümlenmesinde frekans, aritmetik ortalama, standart sapma, yüzde gibi betimsel istatistiklerden faydalanılmıştır. Çalışma grubu % 54,7'si (n= 111) 1 sınıf, % 45,3'ü ( n= 92) 4 sınıf, % 92,6'sı ( n= 188 ) kız, % 7,4'ü (n= 15) erkek öğrencilerden oluşmaktadır. Öğrencilerin % 7,4'ünün (n=15) organ bağışında bulundukları tespit edildi. Öğrencilerin konuyla ilgili eğitim alma durumlarına bakıldığında ise % 63,1'inin (n= 128) eğitim almadıklarını ifade ettikleri görüldü. Eğitim aldıkları yere bakıldığında ise %18'si (n= 37) basın yayın kuruluşlarından bilgi aldıklarını ifade etmiştir. Araştırmaya katılan öğrencilerin % 69,5'i (n= 141) organ nakli veya bağışı yapmayı düşünmekte olup, % 29,6'sı (n= 60) ise bu yönde bir düşünceye sahip değildir. Aileleri organ bağışını destekleyen öğrencilerin Organ Bağışı ve Nakline İlişkin Düşünce ve Tutum Değerlendirme Formu puanları (25,50 ± 3,098), aileleri organ bağışı konusunda kararsız olan öğrencilerin puanlarına (20,11 ± 4,122) göre istatiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek olduğu görüldü. Bu çalışma sonuçlarına göre öğrencilerin mezuniyetten sonra birer sağlık çalışanı ve eğitimcileri olacakları düşünülürse okuldaki mesleki eğitim dönemleri boyunca konuyla ilgili daha fazla bilgi almaları önerilmiştir. Anahtar kelimeler: Hemşirelik, Hemşirelik Öğrencisi, Organ Bağışı, Organ Nakli, Aile, Etki, Eğitim
Sağlık bakım hizmetleri yönetiminde vizyon geliştirme tutumunun değerlendirilmesi
Bu araştırma sağlık bakım hizmetleri yöneticilerinin vizyon geliştirme tutumlarını değerlendirmek amacıyla tanımlayıcı olarak planlanmıştır. Araştırmanın evrenini, İstanbul İli Avrupa Yakasında bulunan beş ayrı özel hastanede çalışan yönetici hemşireler alınmış, örneklem grubunu araştırmaya katılmayı kabul eden 67 servis sorumlu hemşiresi oluşturmuştur. Veriler araştırmacı tarafından literatür doğrultusunda hazırlanan 'Tanıtıcı Bilgi Formu' ve 'Vizyon Geliştirme Tutum Ölçeği' kullanılarak toplandı. Vizyon Geliştirme alt boyutlarında 'Yaratıcılık ve Gelişmeye İnanç' Faktöründe iç tutarlılık (Cronbach Alpha:0,800) yüksekti. 'Hedeflere Ulaşma İnancı ve Kararlılığı' Faktörü sorularında iç tutarlılık (Cronbach Alpha:0,587) yüksekti. Etme ve Yön Gösterme' Faktörü sorularında iç tutarlılık (Cronbach Alpha: 0,781) yüksekti. Verilerin analizinde SPSS 22.0 programı kullanılmıştır. Verilerin tanımlayıcı istatistiksel değerlendirilmelerinde ortalama, standart sapma, oran ve frekans değerleri kullanılmıştır. Değişkenlerin dağılımı Kolmogorov Simirnov testi ile kontrol edildi. Niteliksel verilerin analizinde Kruskal-Wallis, Mann-Whitney U test kullanıldı. Faktörlerin iç tutarlılığı Cronbach Alpha değeri ile ölçüldü. Korelasyon analizinde Spearman korelasyon analizi kullanıldı. Araştırma sonucunda; servis sorumlu hemşirelerinin vizyon geliştirme tutum ölçeğinden ortalama ort±ss.:51,42±5,26 puan aldığı bulundu. Yöneticilerin yönetim eğitimi alanların vizyon geliştirme tutumu ve alt boyutları yönetim eğitimi almayanlara göre anlamlı olarak daha yüksekti. Toplam kalite yönetimi veya stratejik planlama konularında görev alanların 'Öncülük Etme ve Yön Gösterme' puanı görev almayanlara göre anlamlı olarak yüksek bulundu. Herhangi bir sağlık kurumunun kuruluşunda veya organizasyonunda görev alanların 'Vizyon Geliştirme Tutum' puanı, 'Öncülük Etme ve Yön Gösterme', 'Hedeflere Ulaşma İnancı ve Kararlılığı' alt faktör puanları, görev almayanlara göre anlamlı olarak daha yüksek bulundu. Çalışma sonuçlarına göre yönetici hemşirelerin yönetim konularındaki eğitim ihtiyaçlarının belirlenmesi ve periyodik eğitim programlarının oluşturulması önerilmiştir. Anahtar kelimeler: Sağlık bakım hizmetleri, sorumlu hemşire, vizyon geliştirme tutumu
Kırklareli il merkezinde yaşlılarda düşme prevalansı ve risk faktörleri
Bu araştırma Kırklareli il merkezinde yaşayan 65 yaş ve üzeri yaşlı bireylerde düşme prevalansı ve düşme ile ilişkili risk faktörlerinin belirlenmesi amacıyla gerçekleştirilmiş tanımlayıcı-retrospektif tipte bir araştırmadır. Araştırmanın evrenini, Kırklareli İli Merkez Nüfusu'na kayıtlı 65 yaş ve üzeri yaşta olan 9815 yaşlı birey oluşturdu. Örneklem sayısı 65 yaş ve üzeri 718 kişi olarak hesaplandı. Araştırma örneklemini, Kırklareli ili merkez nüfusu içerisinde yer alan 6 adet aile sağlığı merkezinde görevli 20 aile hekimine bağlı takip edilen ve Mart 2015-Haziran 2015 tarihleri arasında aile sağlığı merkezlerine başvuran yaşlı bireyler (n=812) oluşturdu. Veriler Yaşlı Birey Bilgi Formu ve Yaşlılarda Düşme Prevalansı ve Risk Faktörleri Soru Formu ile yüz yüze görüşme yöntemiyle elde edildi. Yaş ortalaması 73,28±6,46 olan yaşlı bireylerin %52'si kadın olup %86,3'ünde kronik hastalık bulunmaktadır. Örneklemin %35,6'sı tarafından 65 ve yaş sonrası düşme öyküsü bildirildi. Örneklem grubunun ortalama düşme sayısı 2,47±2,40 bulundu. Düşme öyküsü bildiren yaşlıların %41,5'inin ev dışında düştüğü, %36,3'ünün ayağı takılarak, %36,0'sının baş dönmesi nedeniyle düştüğü ve %11,5'inin düşme ile ilişkili olarak hastaneye yatarak tedavi gördüğü belirlendi. Örneklemin %32,3'ünün düşme korkusu yaşadığı, %82,6'sının ev ortamında olası düşmeyi önlemeye yönelik önlemler aldığı saptandı. 65 yaş ve üzeri yaşlı bireylerde lojistik regresyon analizi sonuçlarına göre cinsiyet, eğitim düzeyi, osteoporoz ve yürüme için yardımcı cihaz kullanma durumu değişkenleri düşmeyi etkileyen faktörler olarak bulundu. Araştırma sonuçları yaşlı bireylerin düşme prevalansı ve düşme ile ilişkili risk faktörlerinin yüksek olduğunu göstermektedir. Hemşirelerin evde yaşayan 65 yaş ve üzeri yaşlıları düşme riski açısından değerlendirmesi, ev içi ve ev dışı tüm ortamlarda düşmeleri önlemeye yönelik bireysel ve toplumsal düzeyde önlemlerin alınması önerilmektedir.
Hemşirelerin elektronik sağlık kaydı ve bilişim uygulamaları kapsamındaki bilgi ve tutumlarının değerlendirilmesi
Bilişim, verilerin basit bir şekilde işlenip hızla dağıtıldığı, teknik alt yapısını teknolojiden alan önemli bir bilim dalıdır. Sağlık bilişimi ise bilişim teknolojilerinin sağlık alanına adapte edilmesi sürecidir. Sağlık bilişimi, sağlık bakım hizmetlerinin sunulması ve uygulanmasında var olan verilerin enformasyona ve bilgiye dönüştürülmesidir. Elektronik sağlık/hasta kayıtları sağlık bilişimin en temel kullanım alanlarından biridir ve kişilerin geçmiş, şu an ve gelecekteki sağlığı ile ilgili elektronik sistemler kullanılarak elde edilen, saklanan, iletilen ve işlenen her türlü veriyi kapsar. Bu çalışma hastanelerde çalışan hemşirelerin bilişim sistemleri hakkındaki bilgi ve yeterliliklerini ölçerek, sağlık bilişiminin temelini oluşturan elektronik sağlık/hasta kaydına ilişkin görüşlerini belirlemek amacıyla yapıdı. Çalışma Ekim 2015- Kasım 2015 tarihleri arasında İstanbul'da faaliyet gösteren özel bir grup hastanede çalışan 330 hemşire ile gerçekleştirildi. Verilerin toplanmasında Hemşire Bilgi Formu, Bilişim Teknolojileri ve Uygulamalarına Yönelik Bilgi ve Tutum Değerlendirme Soru Formu, ve Elektronik Sağlık/Hasta Kaydı Kullanımı Değerlendirme ölçeği kullanıldı. Çalışmaya katılan hemşirelerin çoğunlukla 18-25 yaş arası olduğu saptandı. Ayrıca çoğunluğunun sağlık meslek lisesi ve lisans düzeyinde eğitim görmüş oldukları, büyük bir çoğunluğunu servis hemşirelerinin oluşturduğu saptandı. Çalışmadan çıkan sonuçlar doğrultusunda hemşirelerin, hemşirelik eğitiminde bilişim konusunda almış oldukları eğitimin yetersiz olduğunu düşündükleri ve hizmet içi eğitim programlarında teknoloji kullanımını arttırıcı eğitim verilmesini istedikleri saptandı. Hemşirelerin büyük çoğunluğunda teknolojinin hemşirelik uygulamalarında kullanılmasının fayda sağlayacağı görüşünde olduğu ve elektronik sağlık/hasta kaydı kullanımı ile verilen bakımın kalitesinin artacağını ifade ettikleri görüldü. Anahtar Kelimeler: Bilişim, Sağlık Bilişim Sistemleri, Hemşirelik Bilişimi, Elekronik Sağlık Kaydı
Kemoterapi uygulanan kanserli hastalarda özbakımın değerlendirilmesi
Bu çalışma kemoterapi tedavisi alan kanser hastalarında kemoterapiye bağlı yan etkileri değerlendirmek ve bu semptomlara yönelik özbakım gereksinimlerinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırma Temmuz 2015- Ağustos 2015 tarihleri arasında İstanbul'da bir kanser merkezinin kemoterapi ünitesinde kemoterapi tedavisi alan 97 hastada yapılmıştır. Verilerin toplanmasında hasta bilgi formu kullanılmıştır. Çalışmada kemoterapi tedavisi alan hastalarda; hastaların kişisel özellikleri, hastalık ile ilgili özellikleri, kemoterapi yan etkileri ve hastaların özbakım girişimlerini uygulama özellikleri değerlendirilmiş ve karşılaşılabilecek en önemli yan etkilerden ağız enfeksiyonları, cilt sorunları, bulantı, kabızlık, ishal, ağrı, yorgunluk gibi semptomlara yönelik özbakım girişimleri sorgulanmıştır. Çalışmamıza katılan hastaların çoğunlukla 48-61 yaş aralığında olduğu, çoğunluğunun yüksek eğitim görmüş kişiler olduğu belirlendi. Hastalar hastalık özellikleri açısından değerlendirildiğinde ise, akciğer, kolon ve meme kanseri oldukları, çoğunluğu en fazla bir yıl içerisinde tanı konulan hastalar oldukları belirlendi. Araştırmamızda çıkan sonuçlar doğrultusunda hastaların en çok mide bulantısı, ağız enfeksiyonları ve kabızlık sorunundan etkilendiği, çoğunluğunun orta derecede yorgunluk hissettiği, kemoterapi döneminde büyük ölçüde hijyenik önlemlere, enfeksiyondan korunmaya ve vücut ısısı kontrolüne önem verildiği görüldü. Hemşirelerin kemoterapi sürecinde yorgunluk ve mide bulantısı tanılama, izleme ve eğitim programlarını planlamaları konusunda önerilerde bulunuldu. Anahtar Kelimeler: Kemoterapi, kanser, özbakım, semptom değerlendirme, özbakım gereksinimleri.
Beden güvenliği eğitimi programının okul öncesi eğitim kurumuna devam eden çocukların kendini koruma becerilerine etkisi
Araştırma çocuk cinsel istismarını önleme amacı güdülerek eğitim programı ve ölçüm aracı geliştirmek için aşamalı olarak birçok araştırma deseni kullanılarak gerçekleştirildi. Araştırmanın evrenini 38 Kreş ve Gündüz Bakım Evi ve 2626 çocuk oluşturdu. Örneklem büyüklüğü için güç analizinden yararlanıldı ve 130 çocuk örneklemi oluşturdu. Araştırmada ilk aşama olarak 70 çocukla Durum Böyleyse Testinin (DBT) Türkçe'ye kazandırıldığı Metodolojik yöntem bölümü tamamlandı. Ölçüm aracı çocukların varsayımsal cinsel istsimar durumunda verdikleri yanıtlar ile cinsel istismarı tanıma yeteneklerini ve cinsel istismardan korunma becerilerini ölçmektedir. Araştırmada yedi alt boyuttan oluşan DBT'nin herbir boyut için Cronbach Alpha katsayısı ve test tekrar test güvenirliği (r) sırasıyla; "uygun dokunma" 0-69 (r=,84), "uygun olmayan dokunma" 0,71(r=,92), "söyleme becerisi" 0,68 (r=,88), "yapma becerisi" 0,68 (r=,82), "anlatma becerisi" 0,69 (r=,74), "bildirme becerisi" 0,90(r=,48) ve "toplam beceri" 0,82(r=,89) olarak bulundu. Kişisel Güvenlik Ölçeği (KGÖ) alt boyutunun test tekrar test güvenirliği (r=,82) bulundu. Araştırmanın ikinci aşamasında önce deney grubuna eğitim aracı olarak kullanılacak Beden Güvenliği Eğitim Programı (BGE)'nın eğitimci versiyonunun kapsam geçerliği ve programın görsel kitabının tasarım çalışmaları gerçekleştirildi. Deneysel araştırma yönteminin kullanıldığı ikinci aşamada 40 çocuk deney grubunu ve 43 çocuk kontrol grubunu oluşturdu. Görsel destekli eğitim yönteminin kullanıldığı BGE Programının etkililiği deney ve kontrol gruplarının DBT alt boyut pre-test ve post-test sonuçları ile değerlendirildiğinde deney grubunda fark ileri derecede anlamlı olarak bulundu (p<0,001). Araştırmadan elde edilen bulgular; DBT'nin Türkçe için geçerli ve güvenilir bir ölçüm aracı olduğunu ve BGE programının okul öncesi çocuklarda cinsel istismarı önlemeye yönelik kendini koruma becerilerini arttırmada etkili bir program olduğunu gösterdi.
Hematopoietik kök hücre transplantasyonu uygulanan hastaların yaşam kalitesi ve bakım gereksinimlerinin değerlendirilmesi
Bu çalışma hematopoietik kök hücre transplantasyonu uygulanan yetişkin hastaların transplantasyon sonrası dönemde yaşam kalitesi ve bakım gereksinimlerinin değerlendirilmesi amacıyla tanımlayıcı nitelikte planlandı. Araştırma örneklemini bir vakıf üniversite hastanesinde hematopoietik kök hücre transplantasyonu yapılan 100 hasta oluşturdu. Yaşam kalitesi Kanser Tedavisi Fonksiyonel Değerlendirme Ölçeği-Kemik İliği Transplantasyonu (Functional Assessment of Cancer Therapy-Bone Marrow Transplant– [FACT-BMT], 4.Versiyon) değerlendirildi. Örneklemin %54'ü erkek ve %37'si ilköğretim mezunudur. Cinsel fonksiyonlarda azalma, saç dökülmesi, tat kaybı, iştahsızlık ve uyku düzensizliği en sık gözlenen semptomlar iken, sırasıyla baş dönmesi, kaşıntı ve konstipasyonun ise en az görülen semptomlar olduğu belirlendi. FACT-BMT toplam ölçek puanı (81,38±21,91) hastaların yaşam kalitesinin orta düzeyde etkilendiğini işaret etmektedir. Hematopoietik kök hücre transplantasyonu uygulanan hastalarda en az düzeyde etkilenen yaşam kalitesi alanının Sosyal Yaşam ve Aile Durumu alt boyutu (20,81±4,26) olduğu belirlendi. Faaliyet Durumu (13,95±4,61), Duygusal Durum (12,70±6,41) ve Bedeni Durum alt boyutlarının (12,13±6,88) en olumsuz etkilenen yaşam kalitesi alanı olduğu saptandı. Serbest meslek sahibi olan, sağlık durumunu kötü olarak nitelendiren, transplantasyon sonrası akut dönemde olan ve transplantasyon sonrası herhangi bir nedenle hastaneye yatış öyküsü olan hastalarda yaşam kalitesinin daha olumsuz etkilendiği belirlendi (p<0,05). Araştırma bulguları doğrultusunda, yaşam kalitesindeki olası olumsuz etkilenmeler yönünden hastaların yakından izlenmesi, semptom kontrolüne yönelik hemşirelik girişimleri ve eğitimin planlanması, fonksiyonel durumun geliştirilmesi ve desteklenmesi, transplantasyon sürecinde duygusal destek verilmesi ve boş zamanlarının etkin şekilde değerlendirmesi için teşvik edilmesi, sosyal izolasyonu önlemek amacıyla nötropenik süreçte ve taburculuk sonrası hastaların aile ve arkadaşlar ile telefon gibi alternatif iletişim cihazlarıyla iletişiminin sürdürülmesi önerilmektedir. Anahtar kelimeler: Yaşam kalitesi, hematopoetik kök hücre transplantasyonu, bakım gereksinimleri.
Stomalı hastalarda yaşam kalitesinin ve eğitim gereksinimlerinin değerlendirilmesi
Bu çalışma kolon rektum kanseri tanısı taşıyan ve stoma açılan hastalarda yaşam kalitesini değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Araştırma Eylül 2015- Aralık 2015 tarihleri arasında İstanbul'da bir Kanser Merkezi ve Özel Hastanede Kemoterapi Ünitesinde ayaktan kemoterapi tedavisi uygulanan veya yatmaktan olan 43 hastada gerçekleştirildi. Verilerin toplanmasında hasta bilgi formu ve Yaşam Kalitesi ölçeği kullanıldı. Çalışmada hastalarda; hastaların kişisel özellikleri, hastalık ile ilgili özellikleri ve yaşam kaliteleri araştırıldı. Çalışmamıza katılan hastaların çoğunlukla 40-49 yaş aralığında olduğu, çoğunluğunun lise ve üstü öğrenim görmüş kişiler olduğu belirlendi. Hastalar hastalık özellikleri açısından değerlendirildiğinde ise çoğunluğunun kolon kanseri olduğu ve ameliyat sonrası kemoterapi tedavisi aldığı belirlendi. Araştırmamızda çıkan sonuçlar doğrultusunda hastaların en çok sosyal kaygılarında artış ve psikolojik iyilik puanlarında düşme olabildiği görüldü. Hastaların kimlerle yaşadıklarının da fiziksel iyilik hallerinde değişikliğe neden olabildiği görüldü. Hastaların sosyal kaygılarının giderilmesinde hemşirelerinden, aileden, ve diğer kaynaklardan destek gereksinimlerinin olduğu görüldü. Özel dal hemşirelerinin sürecin başlangıcından itibaren başlayarak izleme ve destekleme süreçleri ile ilgili kanıta dayalı uygulama gerçekleştirmeleri kapsamında önerilerde bulunuldu.
Hemşirelik öğrencilerinin kendi kendine öğrenme, bilgi okuryazarlığı ve akademik başarıları arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi
Kendi kendine öğrenme, öğrencilere eğitim sürecinde aktif bir şekilde rol almaları konusunda yardımcı olur. Kendi kendine öğrenme becerileri öğrencilerin kendi öğrenme sürecinin sorumluluğunu almasını ifade eder. Bu beceriler öğrencilerin öğrenme hedefleri ile paralel olarak kaynaklar, öğrenme ve değerlendirme yöntemlerine karar vermeleridir. Bilgi okuryazarlığı ise, gereksinim duyulan bilgi gereksiniminin fark edilmesi ve bilginin aranması, bulunması, elde edilmesi, değerlendirilmesi ve etkin bir biçimde kullanılmasıdır. Bu çalışma, hemşirelik bölümü öğrencilerinin kendi kendine öğrenme düzeyleri ile bilgi okuryazarlığı düzeyleri ve bunları etkileyen faktörlerin değerlendirilmesinin yanı sıra her iki unsurun da öğrencilerin akademik başarıları ile ilişkisini belirlemek amacıyla gerçekleştirildi. Çalışmada veri toplama aracı olarak anket yöntemi kullanıldı. Çalışma süresince 419 hemşirelik bölümü öğrencisi ile görüşüldü. Verilerin toplanmasında, literatür bilgileri ışığında hazırlanan katılımcıların demografik özelliklerine yönelik Öğrenci Bilgi Formu, Öğrencilerin Bilgiye Ulaşma Yöntemlerini Belirleme Formu, Kendi Kendine Öğrenme Becerileri Ölçeği ve Bilgi Okuryazarlığı Ölçeği kullanıldı. Kendi Kendine Öğrenme Becerileri ölçeğinden alınan en yüksek puanı (4,09 ± 0,991) "Sürekli kendimi geliştirmeyi ve en üst düzeye çıkmayı kesinlikle istiyorum" maddesi alırken, en düşük puanı (3,66 ± 0,961) "Öğrenim zamanımı ayarlamada ve kontrol etmede iyiyim." maddesi aldı. Bilgi Okuryazarlığı ölçeğinden alınan en yüksek puanı (4,24 ± 0,829) "Web arama motorlarını (google, altavista, arabul, gibi) kullanmakta" maddesi alırken, en düşük puanı (3,31 ± 1,100) "Ödev/Araştırma konusunu kendim belirlemek durumunda kaldığımda" maddesi aldı. Çalışmadan elde edilen verilerin analizi neticesinde kendi kendine öğrenme ve bilgi okuryazarlığı arasında pozitif yönlü, anlamlı bir ilişki olduğu ve her iki kavramın da öğrencilerin akademik başarılarını pozitif yönde etkilediği saptandı.
Üniversite öğrencilerinin intihara ilişkin bilgi düzeylerinin ve intihar eden kişilere yönelik damgalama tutumlarının değerlendirilmesi
Bu çalışma İntihara Yönelik Damgalama Ölçeği (İYDÖ) ve İntihara İlişkin Bilgi Düzeyi Ölçeği (İBDÖ)'nin Türkçeye uyarlanması, geçerlik ve güvenirlik çalışmasının yapılması, üniversite öğrencilerinin intihara ilişkin bilgi düzeylerini ve intihar eden kişilere yönelik damgalama tutumlarının değerlendirilmesi amacıyla planlanmış metodolojik ve tanımlayıcı nitelikte bir araştırmadır. Araştırma, bir devlet üniversitesinde öğrenim gören öğrenciler (n=1100) ile gerçekleştirildi. Öncelikle ölçeklerin dilsel eşdeğerliği ve kapsam geçerliği sağlandıktan sonra geçerlik ve güvenirlik analizleri gerçekleştirildi. İYDÖ'nin Cronbach alfa güvenirlik katsayısı 0,90 bulundu. İBDÖ maddelerinin Madde Tepki Kuramı'nın tek boyutluluk varsayımını karşıladığı ve 2 Parametreli Lojistik Modele (2PLM) uyum sağladığı belirlendi. İBDÖ'nin en çok bilgi verdiği yetenek düzeyi Teta (Ɵ)=1,5 için ölçeğin güvenirliği 0,72 olarak hesaplandı. Öğrencilerin İBDÖ'nden aldıkları toplam puan ortalamalarının 9,96±3,48 olduğu, ölçek maddelerini toplam ölçek üzerinden %36,88 oranında doğru yanıtladıkları saptandı. Öğrenciler tarafından İYDÖ'nin "Damgalama" alt boyutu maddelerinin onaylanma oranı oldukça düşük olmakla birlikte (%11,5-49,2), İzolasyon/Depresyon" alt boyutu maddelerinin onaylanma oranları diğer alt boyutlara oranla daha yüksek bulundu (%51-86). Sonuç olarak, bu çalışmada ölçeklerin Türkçe formları üniversite öğrencilerinin intihara ilişkin bilgi düzeylerini ve intihara yönelik damgalama tutumlarını değerlendirmek için geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı olduğu belirlendi. Öğrencilerin intihara ilişkin bilgi düzeylerinin ve intihara yönelik damgalama alt boyutu puan ortalamalarının düşük olduğu, intiharı daha çok izolasyon ve depresyon ile ilişkilendirdikleri saptandı. Önemli bir halk sağlığı sorunu olan intihar girişiminin önlenmesi amacıyla intihara yönelik damgalayıcı tutumları azaltıcı ve intihar bilgisini arttırmaya yönelik mesajlar içeren psiko-eğitim çalışmaların planlanması, eğitim çalışmalarının etkinliğinin değerlendirilmesi amacıyla eğitim öncesi ve sonrası bu ölçeklerden yararlanılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: İntihar, damgalama, tutum, bilgi düzeyi, geçerlik, güvenirlik
Yenidoğan hemşirelerinin yenidoğanda oksijen tedavisi ve uygulamalarına ilişkin bilgileri
Yenidoğanlarda solunum sorunlarının tedavisinde oksijen uygulamaları önem taşır. Özellikle preterm bebeklerde oksijenin yüksek dozda ve kontrolsüz kullanımı Yenidoğan Retinopatisi (ROP), Bronkopulmoner Displazi (BPD) gibi hastalıklara neden olur. Araştırma; yenidoğan hemşirelerinin sıkça uyguladığı, özellikle prematüreler üzerinde uygun koşullarda uygulanmadığında olumsuz etkileri olan oksijen tedavisiyle ilgili kuramsal ve uygulama bilgilerini belirlemek amacıyla tanımlayıcı nitelikte yapıldı. Araştırmanın evrenini İstanbul il sınırları içerisinde bir vakıf üniversitesinin dört birimindeki yenidoğan servislerinde çalışan 60 hemşire, örneklemini ise evrenin tamamından gönüllü katılan 47 hemşire oluşturdu. Veriler, birinci bölümü hemşirelerin tanıtıcı özellikleri, ikinci bölümü literatürden yararlanılarak, uzmanların görüşü de alınan "Oksijen Tedavisinin Kuramsal ve Uygulama Bilgileri" anket formuyla elde edildi. Verilerin normal dağılıma uygunluğu Tek Örneklem Kolmogorov Smirnov testi ile test edildi ve anlamlılık değerleri 0,05'den küçük olduğu için ileri düzey çözümlemelerde non-parametrik testler kullanıldı. Non-parametrik testlerden iki bağımsız değişken için Mann-Whitney-U testi, ikiden fazla bağımsız değişken için Kruskal Wallis, ilişki analizleri için ise Spearman's korelasyon katsayıları kullanıldı. Hemşirelerin "Oksijenin Kuramsal ve Uygulama Bilgileri" anket formuna verdikleri yanıtların bilgi puan ortalamaları 40 üzerinden 24,09 ±5,429 bulundu. En fazla alınan puanın 8,53 ± 2,544 ile "Oksijen Tedavisine İlişkin Kuramsal Bilgiler" alt boyutunda, en az alınan puanın 2,09 ± 1,080 ile "Yenidoğana Oksijen Uygulama" alt boyutunda olduğu görüldü. En fazla bilinen bilgi %74,5 (n=35) ile "Yenidoğana oksijen vermede kullanılan araç-gereçlerin aseptik koşullarda olması gerektiği", en az bilinen bilgilerin ise %42,6 (n=20) ile "Yenidoğanın arteryel kan gazı ve pulse oksimetre ölçümü ile oksijenin zararları" olduğu görüldü. "Oksijenin Toksisitesi" alt boyutu bilgi puanları 1 ile 6 arasında değişmekte olup, ortalaması 3,57 ± 1,298'dir. Hemşirelerin özellikle oksijen toksisitesi konularında istenilen bilgi düzeyinde olmamaları ROP ve BPD gibi hastalıklara zemin hazırlayacağından gerekli eğitimlerin (hizmet içi programları) uygulamaya geçirilmesi gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Oksijen tedavisi, hemşirelik bakımı, retinopati
Öğrenci hemşirelerin akılcı ilaç kullanım ilkeleri konusunda bilgi düzeylerinin değerlendirilmesi
Akılcı İlaç Kullanımı (AİK) hastaların klinik ihtiyaçlarını ve bireysel gereksinimlerini karşılayacak dozlarda, uygun zaman aralığında, maliyet az olacak şekilde ilaç tedavisi almalarını gerektirir. İlaç kullanımı ile ilgili yaşanan sorunların çözümünde alınan hemşirelik eğitimi ön plandadır. Amaç: Bu araştırmada hemşirelik öğrencilerinin akılcı ilaç kullanım ilkeleri konusunda bilgi düzeylerini değerlendirmek amacı ile tanımlayıcı olarak planlandı. Gereç ve Yöntem: Araştırma 542 hemşirelik yüksekokulu öğrencisinden araştırmaya katılmayı kabul eden ve ulaşılabilen 511 öğrenci ile yürütüldü. Veriler kurum izni ve etik kurul onayı alınarak anket formu ile toplandı. Anketler SPSS 16.0 programı kullanılarak değerlendirildi. Bulgular: Öğrencilerin cinsiyete göre dağılımları incelendiğinde %79,3'ü kız, %20,7'si erkektir. %19'u 1., %27,6'sı 2., %28,8'i 3., %24,7'si ise 4. sınıfta öğrenim görmektedir. Öğrencilerin %65,6'sının Akılcı İlaç Kullanımı konusunda bilgisi olduğu, %34,4'ünün ise bilgisinin olmadığı tespit edildi. En son kullanılan ilaç türüne göre dağılımları ise %72'sinin reçeteli, %28'inin ise en son reçetesiz ilaç kullandığı belirlendi. Öğrencilerin İlaç Kullanım Tutumu puanlarının sınıflara göre dağılımı incelendiğinde 2. sınıf öğrencilerinin İlaç Kullanım Tutumu puanları 55,44 ± 8,279, 1. ve 3. sınıf öğrencilerinin puanları ise sırasıyla 51,41 ± 7,606 ve 52,91 ± 7,726 olarak bulunmuş olup, istatistiksel olarak anlamlı olduğu tespit edildi (p < 0,05). Sonuç: Hemşirelik öğrencilerine AİK ile ilgili gereken bilgi ve tutumu sağlamak için farklı derslere ilişkin düzenlemeler önerildi. Anahtar Sözcükler: Öğrenci hemşireler, hemşireler, akılcı ilaç kullanımı, ilaç kullanımı, bilgi düzeyi.
Diyabetli hastaların öz-bakım uygulamalarının ve ilişkili faktörlerin değerlendirilmesi
Diabetes mellitus, yaşam boyu süren komplikasyonları ile birey ve toplumu etkiler. Diyabetli hastanın öz-bakım bilinci hastalığın ne derecede kontrol altına alınabileceğini belirler. Amaç: Bu araştırma, Diyabetli hastaların öz-bakım uygulamalarının ve ilişkili faktörlerin değerlendirilmesi amacı ile tanımlayıcı olarak planlandı. Gereç ve Yöntem: Araştırma Endokrinoloji polikliniğine başvuran diyabet tanılı 104 hasta ile alındı. Veriler kurum izni ve etik kurul onayı alınarak anket formu ile toplandı. Anketler SPSS 16.0 programı kullanılarak değerlendirildi. Bulgular: Hastaların %65,4'ünün kadın, %34,6'sının erkek; %74'ünün evli, %10,6'sının bekar olduğu, %5,8'inin eşinin ölmüş ve %9,6'sının ise boşanmıştır. Araştırmaya katılan hastaların eğitim durumlarına göre dağılımları, %6,7'sinin okur-yazar olduğu, %54,8'inin ilk ve orta öğretim, %38,5'inin ise yükseköğretim eğitim seviyesinde olduğu görüldü. Hastaların %38,5'inin (n=40) başka bir kronik hastalığı olduğu belirlendi. Hastaların öz-bakım gereksinimlerini belirlemek için kullandığımız Öz-etkililik-yeterlilik ölçeği puanları ve Tip 2 Diyabet Öz-etkililik Ölçeği puanları, yaş, eğitim, hastalık süreci ve kronik hastalık varlığına göre karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bulundu. Sonuç: Diyabet hastalarına ve yeni tanı almış hastalara öz-bakım gereksinimleri hakkında ve bu gereksinimlerle ilgili değerlendirmelerin yapılarak gerekli eğitimlerin düzenlenmesi ve eğitim almaları gerektiği konusunda önerilerde bulunuldu. Anahtar Sözcükler: Diyabet, ilişkili faktörler, diyabet hemşiresi, eğitim, öz-bakım
Hemşirelik öğrencilerinin triyaj uygulamalarına ilişkin bilgi düzeylerinin değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışma hemşirelik öğrencilerinin triyaj uygulamalarına ilişkin bilgi düzeyini değerlendirmek ve çalışma sonuçları doğrultusunda öğrencilerin bilgi düzeylerini geliştirmeye yönelik önerilerde bulunmak amacıyla planlandı. Gereç ve Yöntem: Çalışma İstanbul'da bir hemşirelik yüksekokulunda 410 hemşirelik öğrencisi üzerinde gerçekleştirildi. Tanımlayıcı tipte bir araştırmadır. Veriler, araştırmacı tarafından konuyla ilgili literatürden yararlanılarak oluşturulan bilgi formlarıyla elde edildi. Bulgular: Triyaj Uygulamalarına İlişkin Bilgi Düzeyi Formu'na verilen doğru yanıtlara göre ortalama puan değeri 6,08±2,32, doğru yanıt oranı ortalama değeri %66,3 bulundu. Beş Kategorili Triyaj Sistemine İlişkin Bilgi Formu'na verilen doğru yanıtlara göre ortalama puan değeri 5,16±2,01, doğru yanıt oranı ortalama değeri %87,3 bulundu. İkinci sınıf öğrencilerinin triyaj uygulamalarına ilişkin doğru yanıt puan ortalamaları üçüncü ve dördüncü sınıf öğrencilerine göre daha yüksek bulundu (p<0,05). Beş kategorili triyaj sistemine ilişkin bilgi düzeyi kız öğrencilerde erkek öğrencilere göre daha yüksek saptandı (p<0,05). Sonuçlar: Öğrencilerin triyaj uygulamalarında kullanılan tanılama kriterleri ve hastaların aciliyet durumuna göre bekleme sürelerine ilişkin bilgilerinin geliştirilmesine gereksinim vardır. Bu bağlamda; hemşirelik öğrencilerinin triyaj uygulamaları konusunda kuramsal eğitimlerinin yanı sıra, görsel öğrenme tekniği kullanılarak video ile eğitim ve simülasyon çalışmalarının yapılması, öğrenmeyi pekiştirmek için triyaj oyunu gibi eğitsel etkinlikler düzenlenmesiyle bilgilerinin güncellenmelidir. Anahtar sözcükler: Triyaj, hemşire, öğrenci, bilgi, acil servis
Cerrahi kliniklerinde yatan hastaların uyku durumlarını etkileyen faktörler
Amaç: Uyku, patofizyolojik, fiziksel, psikolojik ve çevresel faktörlerden etkilenen, kompleks, fizyolojik temel bir yaşam gereksinimidir. Hastaların daha rahat uyumalarına engel olan faktörlerin belirlenmesi, ortadan kaldırılması ile normal uyku sürecinin sağlanması ve sürdürülmesi önemli bir hemşirelik girişimidir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma, hemşirelik girişimleri için temel bir veri oluşturmak üzere cerrahi kliniklerinde yatan hastaların uyku durumlarını etkileyen faktörleri araştırmak amacıyla yapılmıştır. Araştırmaya Özel Üniversite Hastanesinde Şubat-Nisan 2016 tarihleri arasında en az üç gün hastanede yatan, yer, kişi, zaman farkındalığı olan, normal soruları yanıtlayabilecek durumda olan 100 kişi dahil edilmiştir. Bulgular: Hastaların yaş gruplarına göre dağılımları, hastaların %31'inin 18-29 yaş grubunda, %37'sinin 30-39 yaş grubunda, %32'sinin ise 40-49 yaş grubunda olduğu, %79' u ameliyat sonrası 3. günde, %21' i ise ameliyat sonrası 4. günde olduğu, uykularının %23 hastalıkları ile ilgili kaygı, %14 gürültü, %24'ünde bulantı, %18' inde iştahsızlık nedeniyle etkilendiği görülmüştür. Sonuç: Elde edilen araştırma sonuçları hemşirelik ve hemşirelik bakımının kalitesini arttırmakta kullanılacaktır. Anahtar Sözcükler: Uyku, Uyku Kalitesi, Cerrahi Klinikleri, Uykuyu Etkileyen Faktörler, Hasta
Online emzirme eğitiminin emzirme motivasyonuna etkisi
Bu araştırmanın amacı online emzirme eğitiminin emzirme motivasyonuna etkisini incelemektir. Araştırma ön test-son kontrol gruplu, tek körlü, prospektif, randomize kontrollü deneysel tiptedir. Veriler, sosyal medya aracılığıyla online ortamda, Pamukkale Üniversitesi Hastanesi gebe polikliniğinde, kadın hastalıkları ve doğum servisinde ve sosyal medya aracılığıyla online ortamda Şubat 2022-Kasım 2022 tarihlerinde arasında toplanmıştır. Verilerin toplanmasında "Kişisel Bilgi Formu" ve "Primipar Emzirme Motivasyon Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırma 25 deney, 25 kontrol olmak üzere toplam 50 kadın ile tamamlanmıştır. Grupların oluşturulmasında basit randomizasyon yöntemi kullanılmıştır. Veriler SPSS 24 paket programı ile analiz edilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde Wilcoxon işaretli sıralar testi ve Mann Whitney U testi kullanılmıştır. Deney grubuna uygulanan eğitim sonrasında içsel motivasyon ve özdeşleşmiş düzenleme ile dışsal düzenleme-ek yararlar alt boyutuna ilişkin toplam puan ortalaması anlamlı düzeyde artmıştır (Z= -2.185, p<.05). Deney ve kontrol gruplarının son test toplam puan ortalamaları karşılaştırılmış ve istatistiksel olarak anlamlı düzeyde fark bulunmuştur (p<.05). Deney grubunun eğitim sonrasında kontrol grubuna göre bütünlemiş motivasyonunun (U=284, p=.041), içsel motivasyon ve özdeşlemiş düzenleme alt boyutlarından (U=196, p=.023) aldığı toplam puan ortalamasının anlamlı düzeyde arttığı belirlenmiştir. Sonuç olarak, postpartum dönemde uygulanan online emzirme eğitiminin bütünleşmiş motivasyonu ile içsel motivasyon ve özdeşleşmiş düzenlemeyi arttırmaktadır.
Jinekolojik kanser hastalarında NANDA hemşirelik tanılarının makine öğrenmesi ve veri madenciliği yöntemi ile geliştirilmesi
Bu çalışmada, hemşireler için en önemli yol gösterici olan NANDA bakım planları içerisinde yer alan Jinekolojik hastalarda konulan hemşirelik tanılarının makine öğrenmesi ve veri madenciliği yöntemiyle geliştirilmesi amaçlanmıştır. Pamukkale Üniversitesi Hastanesinde 2015-2021 yılları arasında jinekonkolojik tanı alıp ameliyat olmuş veya olacak olan 304 hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Hastaların kalış tarihleri preoperatif ve postoperatif dönemlere ayrılmıştır. Bu süreçte hastaya uygulanan kan testleri, hastanın hastaneye geliş şikayetleri, patoloji raporları, jinekonkolojik tanıları, kronik hastalıkları, yapılan ameliyat bilgileri veri otomasyon sisteminden alınmıştır. Verilerde hemşirelik tanılarını etkileyebilecek faktörler, ilgili literatüre dayalı olarak araştırılmıştır. Bu araştırmanın ardından girdi değişkenleri olarak entegre edilmek üzere hasta dosyalarından birincil ayırt edici faktörler seçilmiştir. Uygun yapay zeka programının seçilmesinin ardından verilere temizleme ve dönüştürme işlemleri yapılmıştır. En uygun algoritmanın belirlenmesi için denemeler yapılmış ve Multilayer Perceptron ve J48 yza veri tabanları seçilmiştir. Çalışmanın sonucunda 17 hemşirelik tanısı belirlenmiştir. Hemşirelik tanılarını etkileyen ilişkili veriler bulunmuştur. Bu tanıların doğruluk oranları ortalaması %98'dır. Eğitim verilmiş hemşirelerden verilerin toplanması gelecekte yapılacak çalışmalarda, makine öğrenimi ve veri madenciliği yöntemi için daha sağlıklı hemşirelik tanılarının ortaya çıkmasına neden olacaktır. Ayrıca bu yöntemle yapılan çalışmaların artması sonucu sağlık profesyonelleri sadece analiz edilen verilerle hastalarının tanı, tedavi ve bakımında aktif rol alabileceklerdir. Sağlık profesyonelleri teknolojik gelişimlerle ilgili yeni yöntemleri kullanmaları için teşvik edilmelidir. Anahtar Kelimeler: NANDA hemşirelik tanısı, makine öğrenme, yapay zeka, veri madenciliği
Adjuvan hormon tedavi gören meme kanserli kadınlarda, ilaç hatırlatma mobil uygulamasının tedaviye uyum üzerine etkisi
Bu araştırma, adjuvan hormon tedavisi almakta olan meme kanseri kadınlarda, hemşire öncülüğünde hazırlanmış ilaç hatırlatma mobil uygulamasının tedaviye uyum üzerine etkisinin incelenmesi amacıyla ön test-son test kontrol gruplu, prospektif, basit randomizasyon yöntemi kullanılan, yarı deneysel bir çalışma olarak planlanmıştır. Bu çalışma, 26 deney ve 26 kontrol grubu olmak üzere toplam 52 adjuvan hormon tedavisi gören meme kanserli kadın ile yürütülmüştür. Araştırmacılar tarafından geliştirilen ilaç alarmı mobil uygulaması deney grubuna tedaviye uyum üzerine etkisini belirlemek amacıyla uygulanmıştır. Verilerin toplanmasında Kişisel Bilgi Formu ve İlaç Tedavisine Bağlılık/Uyum Öz-Etkililik Ölçeği (MASES) kullanılmıştır. Deney ve kontrol grubunun ilk verilerinin toplanmasının ardından deney grubu 8 hafta süre ile "İlaç Alarmı" mobil uygulamasını kullanmıştır. 8 haftalık sürecin sonunda her iki gruba tekrar MASES uygulanmıştır. Deney grubundakilerin ön test – son test MASES toplam puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmıştır (p<0,05). Deney grubunun son test MASES toplam puanları ön teste göre anlamlı derede daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Gruplar arasında ise son test MASES toplam puanları açısından deney grubunun son test toplam puanları istatistiksel olarak anlamlı derece yüksek olduğu saptanmıştır (p<0,05). Bu sonuçlar, adjuvan hormon tedavisi alan meme kanserli hastalarda "İlaç Alarmı" mobil uygulamasının tedaviye uyumu arttırma konusunda etkili bir araç olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Adjuvan Hormon Tedavisi, İlaç Uyumu, Meme Kanseri, Mobil Uygulama
Bebeklerde bez dermatitini önlemede anne sütü uygulaması ve eğitimin etkisi
Araştırma kırsal bölgede yaşayan annelere bez dermatiti bakımı hakkında verilen eğitimin ve anne sütü uygulamasının 6-18 aylık sağlıklı bebeklerde bez dermatitini önlemede etkisini belirlemek amacıyla pre-post test deney kontrol desenli deneysel çalışma olarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın örneklemini Karahallı Hacı Rafet Zora İlçe Devlet Hastanesi'ne bağlı Aile Sağlığı Merkezi'nde takip edilen 48 bebek oluşturmuştur. Bebekler iki deney (anne sütü-16 bebek ve eğitim-16 bebek) grubu ve bir kontrol (16 bebek) grubu olmak üzere üç gruba ayrılmıştır. Veriler Şubat 2022-Mayıs 2022 tarihleri arasında toplanmıştır. Veri toplamada; Sosyodemografik Bilgi Formu, Annelerin Alt Bakım Uygulamalarına Yönelik Tanıtıcı Bilgi Formu, Bebeklerde Komplike Olmayan Bez Dermatiti Şiddet Değerlendirme Ölçeği kullanılmıştır. Veriler SPSS 26 paket programıyla analiz edilmiştir. Deney grubunda yer alan bebeklerden bir gruba anne sütü uygulanmış; diğer gruba pişik bakımı hakkında eğitim verilmiştir. Bulgulara göre, anne sütü grubundaki bebeklerin Bebeklerde Komplike Olmayan Bez Dermatiti Şiddet Değerlendirme Ölçeği 3. ziyaret puanlarında istatistiksel olarak anlamlı bir azalma görülmüştür. Deney ve kontrol gruplarının karşılaştırmasında eğitim grubundaki bebeklerin 3. ziyaretlerinde değerlendirme puanının (0,25±0,68) kontrol grubuna (0,94±0,93) göre anlamlı derecede daha düşük olduğu, anne sütü grubundaki bebeklerin puanlarının da eğitim grubuna göre anlamlı derecede daha düşük olduğu görülmüştür. Sonuç olarak, anne sütü uygulaması ve annelere verilen eğitimin bez dermatitini önlemede etkili olduğu belirlenmiştir. Uzun süreli kullanım açısından bez dermatitini önlemede anne sütünün, verilen eğitime göre daha etkili olduğu, anne sütünün bebeklerde bez dermatitini önlemede etkili ve güvenli bir yöntem olabileceği önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: bebek, bez dermatiti, eğitim, anne sütü, hemşire
Ruh Sağlığı Okuryazarlığı Ölçeği'nin Türkçe geçerlik ve güvenirlik çalışması
Araştırmada, ruh sağlığı okuryazarlık düzeyini belirlemek amacıyla O'Connor ve arkadaşı tarafından geliştirilen Ruh Sağlığı Okuryazarlığı Ölçeği (Mental Health Literacy Scale)'ni Türkçe'ye uyarlamak ve ölçeğin geçerlilik ve güvenirlik analizlerini yapmaktır. Bu araştırma, 05.02.2021- 02.12.2022 tarihleri arasında, çevrimiçi ortamda Google Forms uygulaması aracılığıyla anket linki gönderilerek çalışmaya katılmayı gönüllü olarak kabul eden kişilerle yürütülmüştür. Araştırmaya 342 (%80.7) kadın ve 82 (%19.3) erkek olmak üzere toplamda 424 kişi katılmıştır. Verilerin toplanmasında, "Kişisel Bilgi Formu"ve "Ruh Sağlığı Okuryazarlığı Ölçeği (RSOÖ)"kullanılmıştır. İstatistiksel analizlerde; basıklık ve çarpıklık analizi, dil geçerliliği, kapsam geçerliliği, güvenirlik analizleri, tekrar test analizi, madde analizi, doğrulayıcı ve açımlayıcı faktör analizi, yakınsak geçerlilik ve ayrışma geçerliliği ve Hotelling's T2 testleri kullanılmıştır. Madde elemesi analizleriyle 26 maddeye indirilen RSOÖ'nin Kaiser Mayer Olkin değeri 0.869, Bartlett Küresellik Testi değeri p<0.001'dir. Bu değerler faktör analizine alınan değişkenler arasında ilişkinin olduğunu ve örneklem büyüklüğünün faktör analizi için yeterli olduğunu göstermiştir. Faktör analizi sonucunda değişkenler toplam açıklanan varyansı %53.903 olan 4 faktör altında toplanmıştır. DFA sonuçları uyum indeks değerlerinin literatürde önerilen aralıklar içinde olduğunu ortaya koymuştur. Faktör 1 "Ruhsal Hastalıklara ve Uygun Yardım Arayışına Yönelik Tutumlar", Faktör 2 "Ruhsal Hastalığı Olan Bireylere Yönelik Tutum", Faktör 3 "Ruhsal Bozuklukları Tanıma Becerisi", Faktör 4 "Bilgiye Nasıl Ulaşabileceğine Yönelik Bilgi" olarak adlandırılmıştır. Güvenirlik analizleri sonucunda, ölçeğin genel Cronbach Alfa katsayısı 0.851'dir. Bu değerin ölçek alt boyutlarından "Faktör 1" için 0.872, "Faktör 2" için 0.901, "Faktör 3" için 0.815 ve "Faktör 4" için 0.663 olduğu belirlenmiştir. Ölçeğin faktör yüklerinin 0.5 ve üzeri olduğu saptanmıştır. Ölçeğin yapı güvenilirliği (CR) değerleri Ortalama Açıklanan Varyans (AVE) değerlerinden büyük ve AVE değerlerinin ise 0.5'ten büyük olduğu belirlenmiştir.Test-tekrar test ölçümleri arasındaki uyuma ilişkin Intraclass Correlation Coefficient ve test-tekrar test korelasyon değerlerinin yüksek düzeyde olduğu ve ayrıca test-tekrar test korelasyon değerleri arasında fark olmadığı saptanmıştır (p<0.05). RSOÖ'nin Türkçeye uyarlanması amacıyla yapılan geçerlik ve güvenirlik çalışması sonuçları, bu ölçeğin ruh sağlığı okuryazarlığı (RSO) düzeyini ölçmede kullanılabileceğini göstermiştir. Bu ölçek, RSO düzeyine ilişkin bilgi, inanç ve tutumları belirlemede geçerli ve güvenilir bir araç olarak kullanılabilinir.
Kemoterapi alan jinekolojik kanserli hastalar için geliştirilen mobil uygulamanın fiziksel ve psikososyal uyum üzerine etkisi
Bu araştırmanın amacı, kemoterapi alan jinekolojik kanser hastaları için fiziksel ve psikososyal uyumu arttırmaya yönelik bir mobil uygulama geliştirmek ve etkinliğini araştırmaktır. Araştırma, paralel, tek kör, randomize kontrollü deneysel bir tasarıma sahiptir. Çalışmada yer alan hastalara kanserle ilgili çok sayıda üyesi/takipçisi olan bir derneğin sosyal medya ağları kullanılarak ulaşılmıştır. Müdahale (n=32) ve kontrol (n=32) gruplarında eşit sayıda hastanın yer alması için blok randomizasyon yapılmıştır. Müdahale grubu JineOnkolojik Destek mobil uygulamasını kullanmış, kontrol gurubu standart bakım almıştır. Araştırmanın verileri; Tanıtıcı Bilgi Formu, M.D. Anderson Semptom Envanteri, Kronik Hastalıklara Uyum Ölçeği, Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği, Kanseri Yenen Bireylerin Kaygılarını Değerlendirme Ölçeği, Eastern Cooperative Oncology Group Performans Skalası ile toplanmıştır. Müdahale sekiz hafta sürmüş, girişim öncesi, birinci izlem ve ikinci izlem olmak üzere üç izlem yapılmıştır. Girişim öncesi yapılan değerlendirmede, müdahale ve kontrol grubundaki hastaların sosyodemografik ve klinik özellikler açısından benzer olduğu saptanmıştır. Girişimin ardından müdahale grubunda semptom şiddeti, anksiyete ve depresyon riski, kansere yönelik kaygılar azalmış, fiziksel, sosyal ve psikolojik uyum artmıştır. Kemoterapi alan jinekolojik kanser hastalarının fiziksel ve psikososyal uyumlarının arttırılması için mobil uygulamalar aracılığı ile bakım ve destek verilmesi önerilmektedir.
İki farklı periferik intravenöz kateter ile yapılan girişimin flebit gelişimi ve kateter maliyeti üzerine etkisi
Bu araştırma teflon ve violan yapıdaki periferik intravenöz kateterlerin rutin (72 saatte bir) ve klinik bir endikasyon varlığında değiştirildiği hastalarda flebit gelişimi ve maliyet açısından farklılık oluşup oluşmadığını belirlemek, hasta memnuniyetini değerlendirmek amacıyla yarı deneysel bir çalışma olarak yapılmıştır. Araştırma Kasım 2021- Nisan 2022 tarihleri arasında Torbalı Devlet Hastanesi Dahili Servislerinde yatan, dahil edilme kriterlerine uyan ve çalışmaya katılmayı kabul eden 100 hastada gerçekleştirilmiştir. Hastalar kontrol grubunda periferik intravenöz kateteri rutin değişen gruplar teflon grubu 25, vialon grubu 25 ve çalışma grubunda periferik intravenöz kateteri klinik endikasyon varlığında değişen gruplar teflon grubu 25, vialon grubu 25 olmak üzere ayrılmıştır. Kontrol grubundaki hastaların periferik intravenöz kateteri rutin 72 saatte 1 değiştirilmiştir. Çalışma grubundaki hastaların periferik intravenöz kateteri klinik endikasyon varlığında değiştirilmiştir. Verilerin toplanmasında Kişisel Bilgi Formu, Görsel infüzyon Flebit Tanılama Skalası ve Newcastle Hemşirelik Bakımından Memnuniyet Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiksel metotları, Cochran Q testi, Kolmogorov Smirnov ve Shaphiro Wilk testleri, Mann Whitney U testi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda periferik intravenöz kateteri klinik endikasyon varlığında değişen teflon grubunda 48. saatten itibaren flebitin geliştiği 72. saatte en fazla flebitin görüldüğü, vialon grubunda 72. saatten itibaren flebitin geliştiği 96. saatte en fazla flebit geliştiği ve gruplar arasında da istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu (p<0,05), kontrol ve çalışma gruplarında maliyetler bakımından istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu (p<0,05) ve teflon gruplarının vialon gruplarına göre maliyetinin daha az olduğu, grupların memnuniyet düzeyleri arasında anlamlı bir fark bulunmadığı (p>0,05) ve memnuniyet düzeylerinin yüksek olduğu tespit edilmiştir. Sonuç olarak hastaların periferik intravenöz kateter giriş yeri flebit gelişimi açısından sık aralıklarla gözlemlenmeli ve kayıt altına alınmalı, klinik endikasyon varlığında değişimleri sağlanmalı, özellikli hasta gruplarında invaziv işlemlerin azaltılması açısından vialon kateterlerin kullanımının yaygınlaştırılması sağlanmalıdır.
COVID-19 pandemisinin ebeveyn korkusu ve çocuğun tepkileri üzerine etkisi
Covid-19,ilk kez 2019 yılının aralık ayında Çin' in Wuhan şehrinde ortaya çıkmış birçok insanı etkilemiş pandemi haline gelmiştir. Hastalık kriz olarak değerlendirilerek önlemler alınmıştır. Yaşanılan bu zor koşullar içerisinde yetişkinlerle birlikte çocuklarda ciddi bir şekilde etkilenmiştir. Bu araştırma pandeminin ebeveyn korkusu ve çocuğun tepkileri üzerine olan etkisinin araştırılması amacıyla Denizli ilinde bulunan 7-10 yaş arası çocuğu olan ebeveynlerle yapılmıştır. Araştırmaya tanımlayıcı ilişkisel tipte bir araştırma olup toplam 344 ebeveyn çalışmaya dahil edilmiştir. Araştırmada elde edilen veriler SPSS Statistics for Windows 25.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Veriler değerlendirilirken tanımlayıcı istatistiksel metotlar kullanılmıştır. Ebeveynlerin çocuklarının yaş ortalamaları 8.63±2.25 bulunmuş, yaşlara göre dağılım incelendiğinde %51.7'sinin 8-9 yaş grubunda olduğu tespit edilmiştir. Çalışmaya katılan annelerin yaş ortalamalarının 35.05±6.26 olduğu, babaların yaş ortalamasının 38.61±6.62 olduğu bulunmuştur. Araştırmaya dâhil edilen katılımcıların sosyo-demografik özelliklerine göre Covid-19 Korkusu Ölçeği puanları karşılaştırılmış, anne ve babaların yaşlarına göre Covid-19 Korkusu Ölçeği puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu saptanmıştır (p<0.05).Ebeveynlerin yaşları arttıkça Covid-19 Korkusu Ölçeği puanları azaldığı görülmüştür. Araştırmaya dâhil edilen annelerin yaşlarına göre Çocukların Pandemi Sürecindeki Tepkileri Ölçeği ve alt boyut puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu bulunmuştur (p<0.05). Annelerin yaş ortalaması düştükçe, Çocukların Pandemi Sürecindeki Tepkileri Ölçeği ve alt boyut puanlarının arttığı saptanmıştır. Annelerin eğitim durumlarına göre Covid-19 Korkusu Ölçeği Puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu belirlenmiş (p<0.05), eğitim durumu okuryazar/ okuryazar değil olan annelerin Covid-19 Korkusu Ölçeği puanlarının, eğitim durumu ilkokul/ ortaokul olan annelere göre daha fazla olduğu saptanmıştır. Annelerin eğitim durumlarına göre Çocukların Pandemi Sürecindeki Tepkileri Ölçeği ve alt boyutları puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu saptanmış (p<0.05), eğitim durumu lise olan annelerin Çocukların Pandemi Sürecindeki Tepkileri Ölçeği puanlarının, eğitim durumu okuryazar/ okuryazar değil ve üniversite ve üstü olan annelere göre daha fazla olduğu belirlenmiştir. Çalışmanın sonucunda ebeveynlerin Covid-19 korku düzeylerinin çocuklarının pandemiye karşı tepkilerini etkilediği sonucuna varılmıştır.
Jinekolojik kanserli kadınlarda kişilik özelliklerinin özbakım gücüne etkisi
Bu araştırmanın amacı jinekolojik kanser tanısı alan kadınlarda kişilik özelliklerinin öz bakım gücünü yordama durumlarını incelemektir. Araştırma tanımlayıcı, kesitsel ve ilişkisel tiptedir. Veriler bir üniversite hastanesinin Tıbbi Onkoloji Kemoterapi Ünitesinde 10.10.2021-12.02.2023 tarihleri arasında toplanmıştır. Veriler "Kişisel bilgi formu", "Cervantes Kişilik Özelikleri Ölçeği "ve "Öz bakım Gücü Ölçeği" aracılığı ile toplanmıştır. Örnekleme alınacak kişi sayısı, G-Power güç analizi programı, A priori aşaması ile hesaplanmıştır. Güç analizinde doğrusal regresyon analizi baz alınarak, 0.05 anlamlılık düzeyi, %99 güç ve orta etki (0.15) ile örneklem büyüklüğü 161 kadın olarak belirlenmiştir. Araştırma örneklem kriterlerine uyan 200 kadın ile tamamlanmıştır. Araştırmada gelişigüzel örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Yüzde, ortalama ve standart sapma kullanılarak tanımlayıcı istatistikler yapılmıştır. Cervantes Kişilik Ölçeği alt boyut puan ortalamaları ve Öz Bakım Gücü Ölçeği toplam puan ortalaması arasındaki ilişki Pearson Korelasyon analiziyle incelenmiştir. Cervantes Kişilik Ölçeği alt boyutlarının öz bakım gücünü yordama durumunu incelemek amacıyla basit doğrusal regresyon analizi uygulanmıştır. Analiz sonucuna göre Cervantes Kişilik Özellikleri Ölçeği Dışa/İçe Dönük Olma Alt Boyutu öz bakım gücünün %37.5'ini yordamış (R2: 0.375) ve öz bakım gücünü %0.613 kat arttırmıştır (β=-0.613). Cervantes Kişilik Özellikleri Ölçeği Duygusal Denge/ Nörotizm Alt Boyutu öz bakım gücünün %20.1'ini yordamış (R2: 0.201) ve öz bakım gücünü %0.453 kat arttırmıştır (β=-0.453). Cervantes Kişilik Özellikleri Ölçeği Tutarlı/ Tutarsız Olma Alt Boyutu öz bakım gücünün %30.4'ünü yordamış (R2: 0.304) ve öz bakım gücünü %0.551 kat arttırmıştır (β= -0.551). Araştırmanın sonucunda kişilik özelliklerinin, öz bakım gücünü yordayıcı bir faktör olduğu bulunmuştur. Kişilik özelliklerinin öz bakım gücü ile yakından ilişkili olduğu görülmüş olup bireyselleştirilmiş sağlık hizmetinin ve eğitiminin verilmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Jinekoloji, Kanser, Kişilik Özellikleri, Öz Bakım, Hemşirelik
Tip 1 diyabetes mellituslu çocuklara dijital oyun ve video animasyon ile verilen diyabet eğitiminin yaşam kalitesine etkisi
Bu araştırma, Tip 1 Diyabetes Mellitus'lu çocuklara dijital oyun ve video animasyon ile verilen diyabet eğitiminin, yaşam kalitesine ve metabolik kontrole etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Araştırma, tek körlü, randomize kontrollü bir araştırmadır. Deney (n=27) ve kontrol grubu (n=28) olmak üzere toplam 55 Tip 1 Diyabetes Mellitus'lu çocuk ile yürütülmüştür. Deney grubuna dijital oyun ve video animasyonla diyabet eğitimi verilmiştir. Veriler eğitim öncesi, eğitim sonrası 3. ve 6. ayda toplanmıştır. Araştırma verileri "Tanıtıcı Bilgi Formu", "Diyabetes Mellitus'lu Çocuklarda Yaşam Kalitesi Ölçeği" ve "Metabolik Kontrol Parametreleri İzlem Formu" ile toplanmıştır. Verilerin analizinde Mann Whitney U, Ki kare, Friedman ve Bonferroni Dunn testi kullanılmıştır. Eğitim öncesinde deney ve kontrol grupları arasında yaşam kalitesi puan ortalamaları açısından istatistiksel olarak fark bulunmazken (p>0,05), eğitim sonrasında deney grubundaki Tip 1 Diyabetes Mellitus'lu çocukların yaşam kalitesi toplam puan ortalamalarının kontrol grubuna göre anlamlı bir şekilde yüksek olduğu (p<0,05) saptanmıştır. Deney grubunun, yaşam kalitesi ölçeği toplam puan ortalamaları eğitim sonrası izlem testlerinde artarken (p<0,05), kontrol grubunda azalma belirlenmiştir (p<0,05). Eğitim öncesi ve eğitim sonrasında, gruplar arası HbA1c puan ortalamaları açısından istatistiksel olarak fark saptanmamıştır (p>0,05). Deney grubundaki çocukların HbA1c puan ortalamalarının azaldığı (p<0,05), kontrol grubunun ise HbA1c puan ortalamalarının arttığı saptanmıştır (p<0,05). Sonuç olarak, dijital oyun ve video animasyon temelli eğitimin Tip 1 Diyabetes Mellitus'lu çocukların yaşam kalitesini arttırmada ve HbA1c değerini azaltmada etkili olduğu saptanmıştır.
Ciddi oyunun hastaneye yatan çocukların anksiyete, korku, bilgi ve ebeveynlerinde anksiyete düzeyine etkisi
Bu çalışma; geliştirilen ciddi oyunun hastaneye yatan çocukların anksiyete, korku, bilgi ve ebeveynlerindeki anksiyete düzeyine etkisini inceleme amacıyla yapılmıştır. Çalışma, deneysel araştırma tasarımlarından ön-test ve son-test ölçümlerinin olduğu, randomize kontrollü bir araştırmadır. Araştırmanın örneklemini 8-12 yaş grubundan toplam 70 çocuk ve ebeveyni oluşturmuştur (deney grubu: 35, kontrol grubu: 35). Deney grubuna geliştirilen ciddi oyunu oynamaları için 3 gün süre verilmiştir. Araştırma verileri Sosyodemografik Veri Toplama Formu, Klinik Bilgi Formu, Tıbbi İşlemler Korku Ölçeği, Çocuklar İçin Durumluk ve Sürekli Kaygı Envanteri, Durumluk ve Sürekli Kaygı Ölçeği ile toplanmıştır. Çalışma sonucunda; ciddi oyun oynamanın hastaneye yatan 8-12 yaş grubundaki çocukların durumluk ve sürekli anksiyete düzeylerini, tıbbi korku düzeylerini ve klinik bilgi düzeylerini etkilediği bulunmuştur. Çalışmaya katılan çocukların ebeveynlerinin ise durumluk anksiyetesi azalırken sürekli anksiyetelerinin etkilenmediği saptanmıştır. Ciddi oyunların hastaneye ilk kez yatan 8-12 yaş arasındaki çocukların anksiyetelerinin, tıbbi korkularının azaltılması ve klinik bilgilerinin arttırılmasında etkili olduğu görülmüştür.
Postpartum dönemde kanama miktarının doğru tahmin edilmesine yönelik araç geliştirme
Postpartum kanama (PPK) doğum sonu dönemde karşılaşılan en önemli komplikasyonlardan biridir. Kanama miktarının doğru tespit edilmesi PPK'ye yönelik müdahalelerin zamanlamasını etkilemektedir. Bu araştırmanın amacı postpartum dönemde kanama miktarının doğru tespit edilmesini sağlayacak bir aracın prototipini geliştirmektir. Araştırma metadolojik tipte bir araştırmadır. Araştırmanın ilk aşamasında süper emici polimer (SAP) ve selülozun sıvı emme kapasiteleri çay poşeti yöntemi ile hesaplanmıştır. Deneyler izotonik solüsyon ve plazma ile yapılmıştır. Kanama takip pedi adını verdiğimiz pedimizin üst bölümünde sıvıyı alt tabakaya ileten kumaş, en alt bölümünde ise sıvı geçişini engelleyici polietilen film tabaka kullanılmıştır. Pedin orta bölümüne 300 ml sıvıyı hapsedecek miktarda selüloz ve SAP yerleştirilmiştir. Pedin ikinci kısmına 200 ml sıvıyı hapsedecek miktarda selüloz ve SAP yerleştirilmiştir. İki bölüm arasına hidrofobik özellikte bantlar yerleştirilerek ilk bölüm dolmadan ikinci bölüme sıvı geçişinin engellenmesi amaçlanmıştır. Bu sayede sağlık görevlisinin kanama miktarına bakarak daha doğru bir tahmin yapmasının sağlanması amaçlanmıştır. Araştırmanın ikinci aşamasında, PPK için sınır değer olan 500 ml'lik seviyeye sinyal sistemi yerleştirilmiştir. Bu sistem kritik seviyeye ulaşan sıvıyı algılayarak ilgili cep telefonlarına mesaj olarak iletmektedir. Çalışma sonucunda kanama takip pedinin prototipi geliştirilmiştir. Endüstriyel şekilde üretiminin sağlanması durumunda postpartum kanamanın tahmin doğruluğunu arttıracağı ve akut kanamayı haber vererek hızlı müdahaleye imkân sağlayacağı düşünülmektedir.
Yeni evlenecek çiftlerin evliliğe yönelik görüşleri ile üreme sağlığı bilgi ve gereksinimleri
Bu araştırma, yeni evlenecek çiftlerin evliliğe yönelik görüşleri ile üreme sağlığı bilgi ve gereksinimlerini belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırma 15 Haziran-25 Eylül 2014 tarihleri arasında, Ankara İli Çankaya Belediyesi hizmet sınırları içerisinde ikamet edip, evlenmek maksadıyla Çankaya Belediyesi Vedat Dalokay Evlendirme Müdürlüğü'ne başvuran çiftlerle yürütülmüştür. Araştırma örneklemini gönüllü toplam 257 çift oluşturmuştur. Araştırmaya katılan çiftler, basit rastgele örnekleme yöntemi kullanılarak seçilmiştir Veri toplama aracı olarak, ilgili literatür doğrultusunda geliştirilen veri toplama formu kullanılmıştır. Veri toplama formu 3 bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde sosyo-demografik özellikler, ikinci bölümde evliliğe yönelik görüşler ile ilgili sorular ve üçüncü bölümde üreme sağlığı-cinsel sağlık ile ilgili sorular bulunmaktadır. Verilerin analizi için sayı, yüzdelik, ortalama, standart sapma, iki gruplu karşılaştırmalarda Mann-Whitney U testi, üç ve daha fazla gruplu karşılaştırmalarda Kruskall-Wallis testi, değişkenler arasındaki ilişkilerde korelasyon analizi veya ki-kare bağımlılık testleri kullanılmıştır. İstatistiksel anlamlılık değeri olarak p<0.05 kabul edilmiştir. Çalışmada yeni evlenen bireylerin ortalama evlilik yaşı kadınların 27.1±3.6 (min:18, max:35), erkeklerin 29.1±3.2 (min:20, max:36) olarak bulunmuştur. Bireylerin çoğunluğunun üniversite mezunu olduğu (%77.2) ve gelir getiren bir işte çalıştığı (%90.3) belirlenmiştir. Bireyler evliliği en çok "hayatı paylaşma" (%83.1) olarak tanımlamışlardır. Çiftler, evlendikleri kişinin ilk sırada "sorumluluk duygusuna sahip olması"nı (%74.3) istediklerini belirtmişlerdir. Bireyler evlilik öncesi danışmanlıkta, anne baba olmayı öğrenme, problem çözme becerisi, çatışma yönetimi, iletişim becerileri ve üreme sağlığı-cinsel sağlık konularında danışmanlık almak istediklerini belirtmişlerdir. Araştırmaya katılan bireylerin üreme sağlığı-cinsel sağlık bilgi puanı ortalaması 44.6±20.7 (min:0, max:100) olarak bulunmuştur. Katılımcıların yaş grubu, eğitim düzeyi, çalışma oranı ve gelir düzeyi arttıkça üreme sağlığı bilgi puanının arttığı, evlilik öncesi danışmanlık hizmeti almayanların, parçalanmış aileye sahip, görücü usulü ile evliliğe karar verenlerin ve akraba evliliği olanlarda üreme sağlığı bilgi puanının daha düşük olduğu istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Araştırma sonucunda, evlilik öncesi danışmanlık alma durumunun üreme sağlığı-cinsel sağlık bilgi durumunu artıracağı bulunmuştur. Elde edilen sonuçlara yönelik konu ile ilgili gerekli önerilerde bulunulmuştur.
Bir üniversite hastanesinde çalışan hemşirelerin pulse oksimetre kullanımı konusunda bilgi ve davranışlarının değerlendirilmesi
Araştırma bir üniversite hastanesinde çalışan hemşirelerin pulse oksimetre kullanımı konusundaki bilgi ve davranışlarını değerlendirmek amacı ile tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırmanın evrenini, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi İbni Sina Hastanesi'nde çalışan hemşireler (N=599) oluşturmuştur. Araştırmada örneklem seçimine gidilmemiş, evrende yer alan hemşirelerin tümü araştırma kapsamına alınmış ancak araştırmayı kabul eden 393 hemşire araştırmanın örneklemini oluşturmuştur. Araştırmada veriler, hemşirelerin tanıtıcı özellikler formu ve pulse oksimetre kullanımları konusunda bilgi ve davranışlarını değerlendirebilmek amacıyla literatür doğrultusunda geliştirilen anket formu ile toplanmıştır. Hemşirelerin, pulse oksimetre kullanımı ve pulse oksimetre ölçüm güvenirliğini etkileyen toplam 28 önermeye verdikleri cevaplar, 28 puan üzerinden değerlendirilmiş ve bilgi puan ortalamaları hesaplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde sayı ve yüzdelik hesaplama, ortalama ölçüleri, Mann Whitney U testi, ikili karşılaştırmalar için Kruskal Wallis ve Siegel Castellan testi kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen bulgulara göre hemşirelerin "Pulse Oksimetre Bilgi Puanı" ortalamalarının X= 15.06±6.0 (min:0, mak:26) olduğu belirlenmiştir. Araştırmaya katılan hemşirelerden hemşirelikte lisans eğitimi alan, çalışma süresi 6-10 yıl arasında olan, çalıştığı birimde pulse oksimetre kullanan ve kritik birimlerde çalışan hemşirelerin bilgi düzeylerinin diğerlerinden anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Ayrıca pulse oksimetre kullanımına yönelik davranış sıklıkları ile bilgi puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p<0.05). Araştırmaya katılan hemşirelerin en fazla acil müdahale gerektiren durumlarda (%43.3) pulse oksimetre kullandıkları ve pulse oksimetre ile ölçüm yapılan vücut bölgeleri arasında çoğunlukla el parmağından (%73.4) ölçüm yaptıkları belirlenmiştir. Araştırmadan elde edilen bu sonuçlar doğrultusunda gerekli önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Bilgi düzeyi, hemşirelik, pulse oksimetre.
Hemşirelerin profesyonel değerlerinin iş doyumuna etkisi ve ilişkili faktörler
Araştırma hemşirelerin profesyonel değerlerinin, iş doyumuna etkisini ve ilişkili faktörleri belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırmanın evrenini Ankara ilinde bulunan bir üniversite hastanesi, bir eğitim ve araştırma hastanesi, bir devlet hastanesi ve bir özel hastane olmak üzere toplam dört hastanede çalışan, en az lisans mezunu 1117 hemşire, örneklemini ise 390 hemşire oluşturmuştur. Ancak araştırma, araştırmaya katılmayı kabul eden 325 hemşire ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın verileri, "Hemşirelerin Tanıtıcı Özelliklerine İlişkin Anket Formu", "Hemşirelerin Profesyonel Değerleri Ölçeği - HPDÖ" ve "Minnesota İş Doyum Ölçeği - MİDÖ" ile toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde, sayı ve yüzdelik, Kruskal Wallis H Testi, Mann Whitney U Testi, Independent t Testi, One-Way ANOVA Testi ve Pearson Korelasyon Analizi kullanılmıştır. Araştırmada hemşirelerin HPDÖ toplam puan ortalaması 123.03±18.45 olup, profesyonel değerlerinin iyi düzeyde olduğu, MİDÖ puan ortalaması genel doyumda 60.63±15.12 olup, iş doyumlarının orta düzeyde olduğu saptanmıştır. Araştırmada lisansüstü mezunu olan, hemşirelik ile ilgili sertifikası olan, makale okuyan, araştırma projesinde yer alan ve son iki yıl içinde hemşirelik ile ilgili kitap satın alan hemşirelerin profesyonel değer puan ortalamalarının anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu görülmüştür. Hemşirelerin iş doyumu puan ortalamaları incelendiğinde, özel hastanede görev yapanların, yönetici pozisyonunda ve gündüz çalışanların, mesleğini isteyerek seçenlerin, mesleğinden memnun olanların, kişilik yapısının mesleğe uygun olduğunu düşünenlerin, geliri giderinden fazla olanların, çalışma koşulları iyi olan, işinden ayrılmayı düşünmeyen ve işlerinde kendilerini güvende hissedenlerin, görevinin açık şekilde belirtildiğini düşünenlerin, kurumunun bilimsel aktivitelere katılımı desteklediğini ve kurumunda çalışanların ödüllendirildiğini belirtenlerin iş doyumu puan ortalamalarının anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Buna karşılık hemşirelerin profesyonel değerleri ile iş doyumları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmadığı saptanmıştır. Araştırmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda gerekli önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Hemşirelik, iş doyumu, profesyonel değerler.
Hemşirelerin dürtüsellik, anksiyete ve öfke düzeyleri ile savunma biçimleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Hemşirelik çalışma koşulları açısından stresli bir meslek olarak bilinmektedir. Hemşirelerin streslerini kontrol altına alabilmeleri için dürtüsellik, anksiyete ve öfke ile başetme mekanizmalarını ve bunlara yönelik savuma biçimlerini bilmesi, kullanma becerilerine sahip olması gerekmektedir. Bu çalışma hemşirelerinin dürtüsellik, anksiyete ve öfke düzeyleri ile savunma biçimleri arasındaki ilişkinin incelenmesi ve etkileyen faktörlerin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırma tanımlayıcı araştırma şeklinde tasarlanmıştır. Araştırma Gülhane Askeri Tıp Akademisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nin dahili birim, cerrahi birim, yoğun bakım ve acil servisinde çalışan toplam 460 hemşireden örneklem olarak seçilen 370 hemşire ile 15.09.2014 - 30.04.2015 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Araştırmada Sosyo-Demografik Veri Toplama Formu, Barratt Dürtüsellik Ölçeği, Beck Anksiyete Ölçeği, Çok Boyutlu Öfke Ölçeği ve Savunma Biçimleri Ölçeği kullanılmıştır. Çalışmadan elde edilen veriler SPSS for Windows 22.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiksel yöntemleri olarak sayı, yüzde, ortalama, standart sapma kullanılmıştır. Hemşirelerin "dürtüsellik genel" puan ortalamasının 65.40 ± 6.96, "anksiyete" puan ortalamasnın 13.71 ± 11.16, "öfke belirtileri" puan ortalamasının 31.50 ± 10.81 ve "öfkeye yol açan durumlar" puan ortalamasının 145.36 ± 30.70 olduğu saptanmıştır. Hemşirelerin "immatür savunmalar" puan ortalamasının 104.77 ± 28.78, "nevrotik savunmalar" puan ortalamasının 41.79 ± 8.55 ve "matür savunmalar" puan ortalamasının 44.36 ± 9.49 olduğu bulunmuştur. Hemşirelerin dürtüsellik genel düzeyinin, anksiyete düzeyinin, öfkeyle ilgili düşünceler, öfkeyle ilgili davranışlar ve kişilerarası öfke düzeyinin immatür savunmalar boyutunu arttırdığı saptanmıştır. Elde edilen sonuçlar doğrultusunda hemşirelere öfke ile baş etme becerilerinin geliştirilmesine yönelik eğitim programlarının oluşturulması önerilmektedir. Anahtar kelimeler: Anksiyete, dürtüsellik, hemşire, öfke, savunma mekanizmaları
Yaşlılarda üriner inkontinans geriatrik depresyon ve yalnızlık arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırma tanımlayıcı tipte bir araştırma olup, yaşlı bireylerde üriner inkontinans, geriatrik depresyon ve yalnızlık arasındaki ilişkinin belirlenmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırma Ankara ilinde bulunan Gülhane Askeri Tıp Akademisi Geriatri Polikliniğinde Kasım 2014 - Şubat 2015 tarihleri arasında yapılmıştır. Geriatri Polikliniğine tedavi için başvuran 200 yaşlı araştırmanın örneklemini oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında; Tanımlayıcı Veri Formu, ICIQ-SF, GDS-K ve UCLA-LS kullanılmıştır. Veriler yüz yüze görüşme yöntemi ile toplanmıştır. Elde edilen veriler SPSS 15 paket programında sayı, yüzde, frekans, ortalama, ortanca, standart sapma, Kruskal Wallis, Bonferroni düzeltmeli Mann Whitney U ve spearman korelasyon testi kullanılarak analizi yapılmıştır. Anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak alınmıştır. Yaşlı bireylerde üriner inkontinans ile geriatrik depresyon arasında pozitif yönde zayıf bir ilişki saptanmıştır (r=0.215; p<0.05). Araştırmada yaşlılarda geriatrik depresyon ile yalnızlık arasında pozitif yönde ortanın üzerinde anlamlı bir ilişki belirlenmiştir (r=0.601; p=0,000<0.05). Araştırmaya katılan yaşlı bireylerin %29.5'i 77-82 yaş grubu oluşturmaktadır. Araştırmada yaşlı bireyin sosyal aktivite durumu, sağlık algısı, kronik hastalığı bulunması, günlük aktivite durumu üriner inkotinans ile ilişkili saptanmıştır (p<0.05). Yaşlı bireylerde medeni durum, çocuk sayısı, birlikte yaşadığı bireyler, sosyal aktivite durumu, sağlık algısı, kronik hastalık varlığı ve günlük aktivite durumunun geriatrik depresyonu etkilediği belirlenmiştir (p<0.05). Çocuk sayısı, birlikte yaşadığı bireyler, sosyal aktivite durumu, sağlık algısı ve günlük aktivite durumunun yalnızlıkla ilişkisi saptanmıştır (p<0.05). Çalışmada yaşlı bireylerin üriner inkontinans problemleri incelenirken geriatrik depresyon ve yalnızlık duygusunun da ele alınması önemlidir. Yaşlı bireylerin sağlıklarını korumada ve hastalıklarının önlenmesinde bireyin bütüncül ele alınması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Geriatrik depresyon, üriner inkontinans, yaşlı, yalnızlık
Migren ve depresyon hastalıklarına sahip olan bireylerin bakım vericilerinin bakım verme yükleri depresyon düzeyleri ve stresle başa çıkma tarzlarının belirlenmesi
Bu çalışma tanımlayıcı tipte bir araştırma olup migren ve depresyon hastalıklarına sahip olan bireylerin bakım vericilerinin bakım verme yükleri, depresyon düzeyleri ve stresle başa çıkma tarzlarının belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırma Ankara ilinde bulunan GATA Acil Servis Polikliniği ve GATA Psikiyatri Polikliniğinde Eylül 2014- Nisan 2015 tarihleri arasında yapılmıştır. Acil Servis Polikliniğine migren tedavisi için başvuran 60 bireyin ve Psikiyatri Polikliniğine depresyon tedavisi için başvuran 50 bireyin bakım vericileri araştırmanın örneklemini oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında; Tanımlayıcı Veri Formu, Zarit bakım verme yükü ölçeği (ZBYÖ), Beck depresyon ölçeği (BDÖ), stresle başa çıkma tarzları ölçeği (SBTÖ) kullanılmıştır. Elde edilen verilerin SPSS 15 paket programında sayı, yüzde, frekans, ortalama, standart sapma, Kruskal Wallis H ve Mann Whitney U testi kullanılarak analizi yapılmıştır. Anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak alınmıştır. Araştırmada bakım verici bireylerin ZBYÖ, BDÖ ve SBTÖ alt boyutu olan kendine güvenli yaklaşım (KGY) puan ortalamalarının depresyon hastalığına sahip olan bireylerde anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu saptanmıştır (p<0.05). Çalışmada depresyon hastalığına sahip olan bireylerin bakım vericilerinin bakım verme yükleri ile depresyon düzeylerinin daha yüksek bulunması ve migren ile depresyon hastalıklarına sahip olan bireylerin bakım vericilerinin stresle benzer baş etme tarzları kullanmaları nedeni ile hemşirelerin bu bireylerin bakım vericilerine zorlandıkları alanlarda danışmanlık yapmaları önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Bakım verici, bakım yükü, depresyon, migren, stres.
Hemşirelik öğrencilerinin obstetrik becerilerinin geliştirilmesinde simülasyon modelinin etkisi
Bu çalışma, simülasyon modelinin (high-fıdelity) obstetrik becerilerinin geliştirilmesi üzerine etkisi ile ilgili hemşirelik öğrencilerin algıları, görüşleri ve önerilerinin değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır.Araştırma, 1 Mayıs 2014 ve 30 Mayıs 2014 tarihleri arasında Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Ohio State Üniversitesi Hemşirelik Bölümü üçüncü sınıf öğrencileri üzerinde tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırmada öğrencilerin %81.0'inin obstetrik becerilerin kazanılmasında simülasyon modelini önemli bulduğu, %90.5'inin doğum sürecinde gebe ile iletişimin, %90.5'inin ekip ile iletişimin önemini fark ettikleri saptanmıştır. Öğrencilerin %90.5'i debrifing oturumlarının yapılan girişimlerin etkinliğinin görülmesine katkı sağladığını, %81.0'i simülasyon modelinin uygulamada gerçek klinik ortamı yansıttığını ve %95.2'si oluşturulan bu çevrenin öğrenmeyi önemli oranda kolaylaştırdığını belirtmişlerdir. Ayrıca, öğrencilerin %85.7'sinin simülasyon modeli ile uygulama yapmaktan memnun olduğu ve %95.2'sinin obstetrik becerilerinin gelişiminde bu modeli önerdikleri saptanmıştır. Araştırmadan elde edilen sonuca göre; simülasyon, öğrencilerin öğrenme yaşantılarını olumlu yönde etkilemektedir. Öğrenciler bu modelin öz etkinlik, derin öğrenme seviyesi, mesleki becerileri, öz güven, problem çözme, iletişim ve takım çalışması üzerinde oldukça etkili olduğunu bildirmişlerdir. Simülasyon uygulaması, öğrencilere katkı sağladığından hemşirelik eğitiminde bir eğitim yöntemi olarak kullanılması ve yaygınlaştırılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Simülasyon, Simulator, Hemşirelik öğrencileri, Obstetrik beceri
Gebelikte uyku bozuluklarının yaşam kalitesine etkisi
Annelik gebelik ve doğumla başlayıp kadının yaşamı boyunca devam eden doğal bir olay olmasına rağmen fizyolojik, psikolojik ve sosyal birçok değişikliği de beraberinde getirmektedir. Bu değişiklikler arasında günlük yaşam kalitesi ve gebelik seyrini etkilemesi bakımından uyku önemli bir faktördür. Bu çalışma gebelerde uyku bozukluklarının saptanması ve uyku sorunlarının yaşam kalitesi üzerine etkisini belirlemek amacı ile tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini, 1 Haziran-30 Temmuz 2014 tarihleri arasında Ankara Keçiören Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Doğum Polikliniğine başvuran ve araştırmaya katılım kriterlerine uyan 267 gebe oluşturmuştur. Araştırmada; "Bireysel Bilgi Formu", "Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi (PUKİ)" ve "SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği" olmak üzere üç ayrı veri toplama aracı kullanılmıştır. Çalışmada gebelerin yaş ortalaması 27.5±4.9 olup yarıdan fazlasında uyku sorunu (%68.5) olduğu tespit edilmiştir. İleri yaş grubundakiler, primiparlar, gelir düzeyi düşük olanlar, obez olanlar, gebeliği boyunca 16 ve üzeri kilo alanlar, gebeliğin son trimesterinde bulunanlar ve sigara kullananların uyku kalitesinin daha kötü olduğu saptanmıştır (p<0.05). Gebelerin SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği alt bileşen puan ortalamaları; fiziksel fonksiyon 36.9±14.6, rol güçlüğü (fiziksel) 21.6±20.5, ağrı 33.8±18.5, genel sağlık 35.3±9.5, vitalite (enerji) 34.1±15.3, sosyal fonksiyon 34.6±14.7, rol güçlüğü (emosyonel) 25.3±20.0, mental sağlık 36.3±10.4 dür. Buna göre gebelerin yaşam kaliteleri ortalamanın altında olup, eğitim, aile tipi, gebelikte alınan kilo, gebelik haftası, sigara kullanımı ve uyku sorunu yaşama durumlarıyla ilişkili bulunmuştur (p<0.05). Araştırma sonucunda, gebelerin yaklaşık üçte ikisinin uyku kalitesinin kötü olduğu ve gebeliğe bağlı pek çok faktörle ilişkili olduğu, dolayısıyla yaşam kalitesini olumsuz yönde etkilediği saptanmıştır. Bu anlamda gebelerin yaşadığı uyku sorunlarını en kısa sürede azaltarak yaşam kalitelerini geliştirmek için ebe ve hemşireler başta olmak üzere tüm sağlık ekibine önemli görevler düşmektedir. Anahtar Kelimeler: Gebe, uyku kalitesi, uyku sorunu, yaşam kalitesi.
Jineonkolojik hastalarda kemoterapi sürecindeki meşguliyet terapisinin anksiyete ve depresyon üzerine etkisi
Araştırma Başkent Üniversitesi Hastanesi Jinekoloji Onkoloji Kemoterapi Ünitesi'nde jinekolojik kanser tedavisi gören bireylerin meşguliyet (uğraş) terapisi ile ilgilenme durumları ve bunun anksiyete-depresyon üzerine olan etkisini incelemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Çalışmanın örneklemi, evreni bilinen örneklem formülü ile hesaplanmıştır (n=200). Verilerin toplanmasında Anket Formu, Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği, Günlük Yaşam Aktiviteleri Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde Mann Whitney U Testi, Kruskal Wallis H Testi, Ki-Kare ve One-Way ANOVA testinden yararlanılmıştır. Anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kullanılmıştır. Çalışmaya katılanların yaş ortalaması 56.8 ± 10.5 olarak bulunmuştur. Çalışmada kemoterapi sürecinde hastaların sıklıkla dizi-sinema izleme (%51.3), hayal kurma (%32.7), müzik dinleme (%26.6), arkadaş-akraba ziyareti (%19.6), çiçek yetiştirme (%14) ve yürüyüş-egzersiz yaptıkları (%14) belirlenmiştir. Ayrıca çalışmada hastaların %77'sinin uğraş terapi merkezini istediği belirlenmiştir. Yapılan analize göre hastaların %53'ünde anksiyete, %67.5'inde depresyon saptanmıştır. Kemoterapi sürecinde uğraş sayısı arttıkça hastaların anksiyete ve depresyon oranı azalmakta ve günlük yaşam aktivite skoru artmaktadır (p<0.05). Çalışmanın sonucunda uğraş durumunun kanser hastalarının hem psikolojilerini hem de bağımsızlık düzeylerini olumlu yönde etkilediği gösterilmiştir. Bu açıdan jinekolojik kanserli hastaların aktivite performanslarının değerlendirilerek bireylerin uğraş terapisine katılımının sağlanması ve bu konuyla ilgili ileri çalışmaların yapılması önerilmektedir. Anahtar kelimeler; jinekolojik kanser, meşguliyet terapisi, anksiyete
Cerrahi geçiren ve kemoterapi tedavisi alan onkoloji hastalarının bitkisel ürün kullanımı ve etkileyen faktörlerin değerlendirilmesi
Cerrahi Geçiren ve Kemoterapi Tedavisi Alan Onkoloji Hastalarının Bitkisel Ürün Kullanımı ve Etkileyen Faktörlerin Değerlendirilmesi Tanımlayıcı nitelikte olan bu çalışma cerrahi geçiren ve kemoterapi tedavisi alan onkoloji hastalarında bitkisel ürün kullanımı ve etkileyen faktörlerin değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırma 4 merkezde 281 hasta ile gerçekleştirildi. Çalışmanın verileri araştırmacı tarafından literatüre dayanılarak hazırlanmış anket formu kullanılarak ve katılımcılar ile yüz yüze görüşülerek toplandı. Bu çalışmada elde edilen veriler SPSS 20 paket programında Ki-Kare analizi, Fisher's Exact Test ve Pearson Ki-Kare analizi kullanılarak değerlendirildi. Sonuçlar yorumlanırken p<0.05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Çalışma kapsamında yer alan hastaların yaş ortalaması 49.1±128 olmakla birlikte, %51.6'sı kadın, %48.4'ü erkek, %34.6'sı ilkokul mezunu ve %34.5'i ev hanımıdır. Cerrahi tedavi öncesinde bitkisel ürün kullanım prevelansı %38.9 iken kemoterapi tedavisi sırasında bu oranın %54.1'e yükseldiği görüldü. Cerrahi tedavi öncesinde en sık kullanılan bitkisel ürünün sarımsak (%19.2), kemoterapi tedavisi sırasında ise ısırgan otu (%13.8) olduğu görüldü. Cerrahi tedavi öncesinde hastaların %94.3'ü, kemoterapi tedavisi sırasında ise %81.7'si hekim ya da hemşire tarafından bitkisel ürün kullanımının sorgulanmadığını belirtti. Sonuç olarak, cerrahi tedavi öncesinde ve kemoterapi tedavisi sırasında onkoloji hastalarında bitkisel ürün kullanımının oldukça yaygın olduğu saptandı. Bu bağlamda, sağlık profesyonelleri tarafından hastaların bitkisel ürün kullanım durumları sorgulanmalı, avantaj ve dezavantajları hakkında bilgi verilmeli ve rehberlik edilmelidir. Anahtar Kelimeler: Kanser, Fitoterapi, Bitkisel Ürün, İlaç Etkileşimi, Hemşirelik
Otizmli çocuğa sahip ebeveynlerin otizm algıları ve aile özellikleri ile benlik saygıları arasındaki ilişkinin belirlenmesi
Bu çalışma tanımlayıcı tipte bir araştırma olup, otizmli çocuğa sahip ebeveynlerin otizmi algılayışları ve aile özelliklerinin ebeveynlerin benlik saygıları arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla planlanmıştır. Araştırma Ankara ilinde bulunan etik kurulda açık isimleri belirtilmiş olan özel bir eğitim merkezi ve bir devlet okulunda Kasım 2014- Haziran 2015 tarihleri arasında yapılmıştır. Araştırmanın evrenini özel eğitim merkezine kayıtlı otizmli öğrenci ebeveynlerinden 51 anne ve 40 baba, devlet okuluna kayıtlı otizmli öğrencilerin ebeveynlerinden olan 9 anne oluşturmaktadır. Verilerin toplanmasında ebeveynlerin sosyodemografik özelliklerini belirleyecek bir form, Aile Değerlendirme Ölçeği, Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği ve araştırmacılar tarafından literatür taranarak geliştirilmiş yarı yapılandırılmış görüşme soruları kullanılmıştır. Elde edilen verilerin IBM SPSS Statistics 21.0 paket programında ortanca, çeyreklikler arası genişlik değerleri, minimum – maksimum, Bonferroni düzeltmeli ikili karşılaştırma, Kruskal Wallis H ve Mann Whitney U testi kullanılarak analizi yapılmıştır. Anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak alınmıştır. Çalışmada ebeveynlerin otizmli çocuklarına ilişkin görüşleri ebeveynin, anne ya da baba olma durumuyla farklılık göstermemektedir (p>0.05). Babaların aile işlevleri annelere göre daha sağlıklı bulunmuştur. Ebeveynler arasında Rosenberg Benlik Saygısı Ölçek puan ortancaları bakımından farklılık bulunmamıştır (p>0.05). Ebeveynlerin Aile Değerlendirme Ölçeği alt boyut ve Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği puan ortancaları arasında zayıf, doğrusal ve pozitif yönlü bir ilişki saptanmıştır. Çalışmada ebeveynlerin bilgi eksikliklerinin tanı sürecinde gecikmeye neden olduğu görülmüş, bu konuda bilgi ve ebeveynlerin otizme ilişkin olumlu algılarının artırılması için ebeveynlere sosyal ve psikolojik destek programlarının yapılması önerilmektedir.
Hematoloji kliniğinde çalışan hemşirelerin iletişim ve empati becerilerinin değerlendirilmesi
Bu araştırma tanımlayıcı tipte bir araştırma olup, hematoloji hemşirelerinin iletişim ve empati becerilerinin değerlendirilmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırma Ankara ilinde bulunan Atatürk Eğitim ve Araştırma, Gazi Üniversitesi, Hacettepe Üniversitesi, Ankara Üniversitesi ve Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastaneleri'nin hematoloji kliniklerinde Aralık 2014-Haziran 2015 tarihleri arasında yapılmıştır. Hematoloji kliniğinde çalışan 76 hemşire örneklemi oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında; hemşireler için sosyo-demografik veri toplama formu, İletişim Becerileri Ölçeği(İBÖ) ve Empatik Beceri Ölçeği (EBÖ) kullanılmıştır. Araştırmaya katılan hemşirelerin % 48.7'si 26-35 yaş gurubunda, %53.9'u evli ve %27.6'sı C Hastanesinde, % 53.9'u hemşire olarak, %71.1'i hematoloji kliniğinde 12-36 ay süresiyle, %61.8'i nöbet-vardiya sistemi ile ve %75'i servis hemşiresi olarak çalışmaktadır. Hematoloji hemşirelerine uygulanan EBÖ ve İBÖ arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki gözlenmediği halde zayıf, pozitif yönlü ve doğrusal bir ilişki olduğu saptanmıştır. Çalışma sonucuna göre, incelenen literatürler doğrultusunda iletişim ve empati becerileri birbirleri ile ilişkili olmalarına rağmen, bu çalışmada bir ilişki saptanmamıştır. İletişim becerilerinin etkili olması empati becerilerinin de etkili olacağı anlamına gelmemektedir. Bu çalışma hematoloji alanına özgü hazırlanmıştır, özellikle hemşirelerin iletişim ve empati becerilerinin bir çok alana özgü incelenmesi ve değerlendirilmesi önerilmektedir.
Bakım ve rehabilitasyon merkezinde çalışan bakım elemanlarının ruhsal durumlarının incelenmesi
Bu çalışma tanımlayıcı tipte bir araştırma olup bakım ve rehabilitasyon merkezinde çalışan bakım elemanlarının ruhsal durumlarının incelenmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Çalışma Ankara Saray Engelsiz Yaşam Bakım Rehabilitasyon Merkezi'nde Ocak 2015 - Nisan 2015 tarihleri arasında yapılmıştır. Merkezde çalışan 445 bakım elemanı çalışmanın örneklemini oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında Tanımlayıcı Veri Formu, Kısa Semptom Envanteri (KSE) kullanılmıştır. Veriler yüz yüze görüşme yöntemi ile toplanmıştır. İstatistiksel analizler ve hesaplamalar için SPSS 21 paket programı, grafik çizimi için MS-Excel 2013 programları kullanılmıştır. Veriler değerlendirilirken istatistiksel metotlar sayı, yüzde, ortanca, Mann-Whitney U testi, Kruskal Wallis, Bonferroni düzeltmeli Mann-Whitney U testi kullanılmıştır. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edilmiştir. Çalışma sonuçlarına göre, bakım elemanlarının çalışma şeklinin sosyal yaşama etkisi, meslekte sorun yaşanan alan, son bir yılda yaşanan stres ve daha önce ruhsal sorun yaşama durumları ile KSE ortancaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmuştur. Eğitim durumları ve gelir algısı ile sadece paranoid düşünce alt boyutu, yaşanan mesleki problemlere geliştirdikleri davranış ile obsesif kompulsif bozukluk, depresyon, paranoid düşünce alt boyutlarında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmıştır. Bakım elemanlarının cinsiyet, yaş, medeni durum, çocuk sayısı, çalışma süresi, çalışma şekli, sosyal olanakların varlığı, aktivite durumu gibi bireysel özelliklerin KSE puan ortancaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmamıştır. Çalışmanın sonuçları doğrultusunda bakım elamanlarının yaşanan problemlere bağlı olarak oluşan ruhsal sorunların belirlenmesi ve bireylerin gereksinimlerinin giderilmesine yönelik öneriler sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Bakım ve rehabilitasyon merkezi, Bakım elemanı, Kısa semptom envanteri, Ruhsal durum,
Video destekli oryantasyon eğitiminin hemşirelik öğrencilerinin klinik uygulama ile ilgili kaygı düzeylerine etkisi
Araştırma, video destekli oryantasyon eğitiminin hemşirelik öğrencilerinin klinik uygulama ile ilgili kaygı düzeylerine etkisini belirlemek amacıyla deneysel olarak yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini 2014-2015 öğretim yılında Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü'nde Hemşirelik Esasları dersi kapsamında Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde klinik uygulamaya çıkan, araştırmaya katılmayı kabul eden ve araştırma kriterlerine uyan 80 öğrenci (deney:40, kontrol:40) oluşturmuştur. Araştırmada veriler, "Tanıtıcı Özelliklere İlişkin Anket Formu" ve "Durumluk-Sürekli Kaygı Ölçeği" ile toplanmıştır. Oryantasyon eğitimi, deney grubuna video destekli, kontrol grubuna ise sunuş yöntemiyle verilmiştir. Öğrencilerin zamana göre (oryantasyon eğitimi öncesi ve sonrası, klinik uygulama ilk günü sabah ve öğleden sonra, klinik uygulama son hafta) kaygı düzeyleri incelenmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde sayı ve yüzde, Ki-kare Testi, Mann Whitney U Testi, Bağımsız-T testi, İki Yönlü Karma Anova, Tekrarlı Ölçümlerde Varyans Analizi, Bonferroni Düzeltmesi, Friedman Testi ve Korelasyon Analizi kullanılmıştır. Araştırmada deney grubundaki öğrencilerin sürekli kaygı puan ortalaması 47.2±5.3, kontrol grubundaki öğrencilerin sürekli kaygı puan ortalaması 45.9±4.6'dır. Deney grubundaki öğrencilerin zamana göre durumluk kaygı puanlarının değişimi arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olmadığı (p˃0.05), kontrol grubunda ise zaman göre durumluk kaygı puanlarının değişimi arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptanmıştır (p<0.05). Deney ve kontrol grubundaki öğrencilerin zamana göre hissedilen kaygı puanları arasındaki fark ise istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Araştırmanın sonuçları doğrultusunda uygun önerilerde bulunulmuştur.
HIV pozitif bireyler ve AIDS hastalarının antiretroviral ilaç tedavisine uyumlarını etkileyen faktörler
Araştırma HIV Pozitif Bireyler ve AIDS hastalarının antiretroviral ilaç tedavisine uyumu ve ilaç uyumunu etkileyen faktörlerin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırmanın evrenini, Hacettepe Üniversitesi Hastaneleri Enfeksiyon Hastalıkları Polikliniğinde kayıtlı olan 310 HIV pozitif birey ve AIDS hastaları, örneklemini ise araştırmaya katılmayı kabul eden toplam 158 HIV pozitif birey ve AIDS hastası oluşturmuştur. Veriler araştırmacılar tarafından literatür doğrultusunda geliştirilen anket formları ile toplanmıştır. Ayrıca tedaviye uyum düzeyini belirlemek amacıyla Morisky İlaç Uyum Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde sayı ve yüzde değerleri, ortanca, ki-kare ve Spearman testleri kullanılmıştır. Çalışmamızın sonuçlarına göre hastaların %26.6'sının meşgul olmaları sebebiyle en az bir kez ilaç atladığı, % 28.5'inin aldığı ilaçların sayısını çok bulduğu, % 29.7'sinde ilaçlara bağlı yan etkiler geliştiği ve % 82.9'unun daha önce ilaçlarla ilgili eğitim aldıkları belirlenmiştir. Ayrıca katılımcıların %96.2'si sağlık elemanlarının tutum ve davranışlarından memnun olduklarını ve % 42,4'ü stigma yaşadığını ifade etmiştir. Katılımcıların % 61'inin ilaç tedavisine yüksek uyum gösterdiği belirlenmiştir. Sosyal destek, hastalık süresi, tedavi süresi ve ilaçlar hakkında bilgilendirme almış olma ile ilaç tedavisine uyum arasında anlamlı ilişki saptanmıştır. Hastaların ilaçların kullanımı konusunda bilgilendirilmeleri, hatırlatıcı yöntemlerin önerilmesi, sosyal destek kaynaklarının araştırılması, ilaç ve tedavi uyumunu olumsuz etkileyen faktörlerin belirlenerek çözümlerin üretilmesi, ilaç ve tedavi uyumunun artırılması açısından hemşirelik takibi önerilebilir.
Adolesanlara verilen planlı eğitimin menstruasyon ve genital hijyen davranışına etkisinin belirlenmesi
Araştırma, adolesan kızların menstruasyon ve perine hijyeni hakkında bilgi eksikliklerini tespit ederek, konu hakkında doğru bilgi öğrenmelerini sağlamak amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın örneklemini çalışmanın yapıldığı tarihlerde okulda bulunan toplam 355 kız öğrenci oluşturmuştur. Veri toplama aracı olarak veri toplama formu ve eğitim öncesi/sonrası bilgilerini değerlendirmek için soru formu kullanılmıştır. Araştırma verileri toplandıktan bir gün sonra öğrencilere menstruasyon fizyolojisi ve hijyenine ilişkin hazırlanan eğitim ve broşür verilmiştir. Eğitimin alışkanlığa dönüşmesi süresi tespit edilmiş ve belirlenen 12 hafta sonrasında eğitimin etkililiğini öğrenmek için son test uygulanmıştır. Verilerin analizi için sayısal değişkenlerde tanımlayıcı istatistikler (ortalama, standart sapma, minimum, maksimum), kategorik değişkenlerde frekans dağılımları verilmiştir. İki bağımlı kategorik değişken arasında ilişki olup olmadığına McNemar testi ile bakılmıştır. İstatistiksel anlamlılık değeri olarak p<0.05 kabul edilmiştir. Çalışmamızda öğrencilerin yaş ortalaması 12.05±0.87 (dağılım aralığı ise 11-15 yaş) bulunmuştur. Öğrencilerin anne baba eğitim düzeyleri, meslekleri, gelir düzeyleri her iki okulda da benzer bulunmuştur. Çalışmamızda öğrencilerin çoğunluğunun menstruasyon hakkında bilgi aldığı, alınan bilginin kaynağı olarak çoğunlukla annelerini söyledikleri belirlenmiştir. Öğrencilerin çoğunun menstruasyon dönemine geçtiği bulunmuştur. Çalışmamızda eğitim sonrasında öğrencilerin çoğunun pamuklu iç çamaşırı kullanmaya başladığı (p<0.001), iç çamaşırı değiştirme sıklığının eğitim öncesine göre arttığı bulunmuştur (p<0.001). Öğrencilerin genital bölge temizliğinde sabun kullanma durumlarına bakıldığında eğitim öncesine göre eğitim sonrasında azalma olduğu bulunmuştur (p<0.001). Araştırmamıza katılan öğrencilerin tuvaletten sonra kirli bölgenin temizliğini yapma şekilleri incelendiğinde eğitim sonrasında önden arkaya doğru temizlik yapanların oranının arttığı (p<0.001), öğrenciler eğitim öncesi menstruasyon döneminde peçete, temiz bez gibi ürünler kullanırken eğitim sonrasında hijyenik ped kullanmaya başladıkları belirlenmiştir (p<0.001). Öğrenciler menstruasyon döneminde eğitim öncesi pedlerini 8-12 saat aralıklarla değiştirirken, eğitim sonrasında 4-5 saatte bir değiştirdikleri bulunmuştur (p<0.001). Çalışmamız verileri ışığında, hemşirelerin hem ergenlik dönemindeki kızlara hem de annelere menstruasyon konusunda eğitim vererek bu konudaki eksikliklerin giderilmesine katkıda bulunması, uygulama üzerinde sadece bilgi değil, gelenekler ve göreneklerden kaynaklanan tutumların da etkili olduğu düşünülerek, sağlık eğitiminde rol alacak hemşirenin bu konuları göz önünde bulundurması önerilebilir.
Çocuk kliniklerinde çalışan hemşirelerinin 3-6 yaş grubu hastanede yatan çocuklara yaş dönem özelliklerine göre yaklaşımları
Çocukluk döneminde hastaneye yatma çocuklar için önemli bir stres faktörüdür. Hastaneye yatmaya uyumu kolaylaştırmak için çocuk kliniklerinde çalışan hemşirelerin, çocukların duygusal, zihinsel ve sosyal gereksinimlerinin farkında olmaları gerekmektedir. Yaş dönemlerine göre bu gereksinimlerin göz önünde bulundurulması, bakım ve uygulamalarda kullanılması önemlidir. Bu araştırma, çocuk kliniklerinde çalışan hemşirelerinin 3-6 yaş grubu hastanede yatan çocuklara yaş dönem özelliklerine göre yaklaşımlarının belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırma, Ankara il merkezinde bulunan çocuk hastanelerinde çalışan 268 hemşire ile yapılmıştır. Veriler araştırmacı tarafından hazırlanan tanımlayıcı anket bilgi formu ve 'Çocuk Hemşirelerinin Rol ve İşlevlerini Uygulama Ölçeği' ile toplanmıştır. Değerlendirmede yüzde, Ki-kare, Mann-Whitney U, Kruskal-Wallis, Bonferroni, Spearman Rho Korelasyon Testleri kullanılmıştır. Araştırma sonucunda hemşirelerin %84'ünün kadın, %50.7'sinin bekar, %38.8'inin çocuk sahibi ve %57.8'inin lisans mezunu, yaş ortalamaların 31.0±7.3, meslekte çalışma sürelerinin 6.0 (min=0.1; max=39.0) yıl, çocuk kliniğinde çalışma sürelerinin 3.0 (min=0.0; max=36.0) yıl olduğu belirlenmiştir. Hemşirelerin hastanede yatan 3-6 yaş grubu çocukların yaş dönem özelliklerinin farkında oldukları, hastalık ve hastanede yatmaya çocukların verdikleri tepkileri bildikleri belirlenmiştir. Hemşirelerin 'Çocuk Hemşiresi Rol ve İşlevleri Uygulama Ölçeği'nde hemşirelik rolü puan ortalamaları yüksek bulunmuştur. Çocuk sahibi hemşirelerin iletişimci ve işbirliği rolü, rehabilite edici rolü, danışman rolü, yönetici ve koordine edici rolü puanı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık tespit edilmiştir (p<0.05). Elde edilen veriler doğrultusunda; çocuk hemşirelerine belirli aralıklarla çocuk gelişimi ile ilgili eğitimler verilmesi, duyarlılıklarının arttırılması ve konuyla ilgili farklı çalışmaların yapılması önerilebilir. Anahtar Kelimeler: Hastanede yatan çocuk, yaş dönemi, hemşirelik, rol ve işlev
Doğumun aktif fazında uygulanan hidroterapinin, doğum süreci, anne memnuniyeti ve doğum sonrası ebeveynlik davranışı üzerine etkisi
Araştırma, doğumun aktif fazında uygulanan hidroterapinin, doğum süreci, anne memnuniyeti ve doğum sonrası ebeveynlik davranışı üzerine etkisini değerlendirmek amacıyla deneysel bir çalışma olarak, Ankara Zekai Tahir Burak Kadın Sağlığı Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde 07 Kasım 2015- 30 Haziran 2016 tarihleri arasında yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini toplam 80 gebe oluşturmuştur (ndeney=40, nkontrol=40). Veri toplama aracı olarak, anneye ait bazı sosyo-demografik özellikleri sorgulayan "Gebe Tanılama Formu", gebenin doğum sürecinde izlemlerinin yer aldığı "Gebe İzlem Formu ", gebenin doğum sonu dönmedeki izlemlerinin yer aldığı "Postnatal Gebe İzlem Formu", "Doğum Sonrası Ebeveynlik Davranış Ölçeği", "Doğum Duygulanım Ölçeği" kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde Ki-kare testi, Fisher'in tam olasılık testi, Yatest Ki-kare testi, Mann Whitney U, Kruskal Wallis testi, Tek Yönlü Varyans analizi (ANOVA), Tukey LSD, ve Pearson Korelasyon testi, Spearman Korelasyon Testi, ortalama, standart sapma, minimum, maksimum değerler, sayı ve yüzdelikler kullanılmıştır. İstatistiksel anlamlılık değeri için p<0.05 kabul edilmiştir. Çalışmada kontrol grubundaki gebelerin yaş ortalaması kontrol grubunda 24.42±4.33 iken, deney grubunda 23.88±4.05'dir (p˃0.05). Araştırmada her iki gruptaki gebelerin çoğunluğunun lise altında eğitim aldıkları ve gelir getiren bir işte çalışmadıkları, toplam evlilik sürelerinin 3 yıl ve üzerinde olduğu ve kentsel bölgede ikamet ettikleri belirlenmiştir (p˃0.05). Araştırmada kontrol grubu ile karşılaştırıldığında hidroterapi uygulanan deney grubundaki gebelerin doğum sürecinde daha olumlu tepkiler verdikleri, doğumda hissedilen ağrı skorunun azaldığı, doğum eyleminin aktif faz süresinin ve ikinci evre süresinin kısaldığı saptanmıştır (p˂0.05). Bunun yanı sıra kontraksiyon sıklığının, şiddetinin, süresinin, fetal kalp atımının, annenin diastolik ve sistolik kan basıncının ve nabız ölçümlerinin düştüğü belirlenmiştir. Ayrıca doğum sonu dönemde deney grubundaki gebelerin yeni doğanlarının apgar skorlarının daha yüksek olduğu, annelerin doğuma yönelik olumlu duygular hissettiği ve ebeveynlik davranışlarının daha olumlu olduğu görülmüştür (p˂0.05). Bu kapsamda ülkemizde doğum ünitelerinde hidroterapi uygulamasının yaygın olarak kullanılması ve alanda hemşirelerin uzmanlaşarak aktif rol almaları önerilmektedir.Anahtar kelimeler: Anne memnuniyeti, doğum sonrası ebeveynlik davranışı, hemşirelik, hidroterapi
Psikiyatri kliniğinde yatan hastaların intihar olasılığı ve yaşamı sürdürme nedenleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Araştırma Ankara ilinde bulunan ve yataklı kliniği olan Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Hacettepe Üniversitesi Hastaneleri ve Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde Şubat-Mayıs 2016 tarihleri arasında yürütülmüştür. Çalışmanın örneklemini çalışmaya katılmayı kabul eden 192 hasta birey oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında; Kişisel Bilgi Formu, İntihar Olasılığı Ölçeği (İOÖ), Yaşamı Sürdürme Nedenleri Envanteri (YSNE), Beck Depresyon Envanteri (BDÖ) ve Gönüllü Olur Formu kullanılmıştır. Elde edilen verilerin IBM SPSS 21.0 paket programlarında sayı, yüzde, frekans, ortanca, ortalama, standart sapma, Kruskal Wallis H, Mann Whitney U, korelasyon ve adım adım (stepwise) regresyon yöntemi kullanılarak analizi yapılmış olup istatistiksel anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edilmiştir. Araştırmada intihar olasılığı yüksek olan hasta bireylerin daha az yaşamı sürdürme nedenlerine sahip olduğu ve depresyon seviyelerinin yüksek olduğu bulunmuştur. Depresyon, intihar düşüncesi, yaşamı sürdürme nedenleri, kötü muamele görmek, eğitim düzeyi, gelir durumu ve yaş değişkenlerinin intihar olasılığına etkisi olduğu sonucuna ulaşılmıştır (F= 61.125; p<0.001). Psikiyatri kliniğinde yatarak tedavi gören hasta bireylerin tedavileri boyunca intihar olasılığını artıran ve intihara karşı koruyucu olan faktörler doğrultusunda izlenmesi önerilmektedir.
Ventrikül destek cihazı takılan hastaların günlük yaşam aktivite düzeylerinin ve yaşam kalitelerinin değerlendirilmesi
Kesitsel tipte tanımlayıcı olan bu araştırma Ventrikül Destek Cihazı (VDC) takılan hastanın günlük yaşam aktivitelerinin düzeylerini ve yaşam kalitelerini değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Araştırma 3 merkezde 2012-2015 tarihleri arasında VDC takılan 31 erişkin ve çocuk hasta üzerinde gerçekleştirildi. Araştırmanın verileri Mayıs 2015-Kasım 2015 tarihleri arasında araştırmacı tarafından Başkent Üniversitesi Ankara Hastanesi, Ankara Üniversitesi Cebeci Araştırma ve Uygulama Hastanesi ve Türkiye Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanelerinde servis, yoğun bakım ve polikliniklerde olan hastalar ile yüz yüze görüşülerek oluşturuldu. Veri toplama aracı olarak literatür taraması sonucunda oluşturulan birey ve hastalığa ilişkin bilgileri içeren Hasta Tanıtım Formu, SF 36 Yaşam Kalitesi Ölçeği, KATZ Günlük Yaşam Aktiviteleri Ölçeği ve EQ-5D Genel Yaşam Kalitesi Ölçeği kullanıldı. Bu çalışmada elde edilen veriler SPSS 20 paket programında Mann Whitney U ve Kruskal Wallis-H Testleri, Ki-Kare analizi, Fisher's Exact Test ve Pearson Ki-Kare analizi kullanılarak değerlendirildi. Sonuçlar yorumlanırken p<0.05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Araştırmaya katılan hastaların %77.4'ü (n=24) erkek, %35.5'i (n=11) 51-60 yaş grubu arasında olmakla birlikte, %58.1'inin (n=18) evli hastalardan oluştuğu bulundu. Taburcu olan hastaların %80.6'sının (n=25) yeniden hastaneye yatış yaptığı ve bu yatış nedenleri arasında %35.5'i (n=11) enfeksiyon, %25.8'i (n=8) trombüs, %22.5'i (n=7) cihaz sorunları ve %32.3'ü (n=10) diğer nedenlerle (kanama, kadın hastalıkları, kontrol vb) olduğu saptandı. Hastaların %70.9'unun (n=22) cihaz takıldıktan sonra kendilerini daha iyi hissettikleri görüldü. Hastaların yaşam kaliteleri SF 36 Yaşam Kalitesi Ölçeği ve EQ-5D Genel Yaşam Kalitesi Ölçeğine göre orta olarak bulunurken, KATZ Günlük Yaşam Aktiviteleri Ölçeğine göre de hastaların %3.2'si (n=1) bağımlı, %25.8'i (n=8) kısmen bağımlı ve %71.0'i (n=22) bağımsız olarak günlük yaşam aktivitelerini gerçekleştirdikleri saptandı. Sonuç olarak VDC öncesine göre hastaların daha bağımsız hale geldiği, sağlıklarını daha iyi buldukları ve yaşam kalitelerinin arttığı saptandı. Bu bağlamda uzun süreli ya da son dönem tedavi amaçlı VDC kullanımının yaşam kalitesi üzerinde olumlu etkileri olabileceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Hemşirelik, Kalp Yetersizliği, VAD, Yaşam Kalitesi
Yenidoğan yoğun bakım ünitesi hemşirelerinin mekanik ventilasyon bakımına ilişkin bilgi durumlarının belirlenmesi
Araştırma YYBÜ'n de görev yapan, çalışmaya gönüllü olarak katılmayı kabul eden 222 hemşire ile 01.06.2015-30.11.2015 tarihleri arasında 41 sorudan oluşan anket formu kullanılarak yapılmıştır. Verilerin değerlendirmesinde sayı, yüzde, ortalama, ki kare testi kullanılmıştır. Araştırmaya başlanmadan önce gerekli yasal ve etik izinler alınmıştır. Hemşirelerin %58,1'inin lisans mezunu ,%30,0'u 4-6 yıl arasında YYBÜ'de çalıştığı belirlenmiştir. %76.1'inin MV ve mekanik ventilatör eğitim, %63,5'i MV'a bağlı hastanın pozisyonu, %73,9'u aspirasyon ve %70,3'ü ağız bakımı konularında en az bir eğitim almıştır. Hizmet içi eğitim alma ile ünitede kullanılan mekanik ventilasyon tipi, aspirasyon yapılma sıklığı, aspirasyon esnasında gelişebilecek riskler, ağız bakımında kullanılan malzemeler, YYB sertifika eğitimi alma ile mekanik ventilasyonda pozisyon verme ve değiştirme süresi, aspirasyonda uygulanan basınç ve süresi, YYBÜ'de çalışma yılı ile aspirasyonda uygulanan basınç ve süre arasında istatistiksel olarak anlamlı fark belirlenmiştir (p<0.05). Hemşirelerin MV bağlı hastanın, MV, aspirasyon, pozisyon ve ağız bakımı konularında eğitim aldıkları ancak yanlış uygulamaların yapıldığı belirlenmiştir. Hemşirelerin sertifika ve hizmet içi eğitim alması, bakım uygulama prosedürleri oluşturulması, uzman rehberlerin ünitede görev yapması önerilebilir.
Progresif gevşeme egzersizlerinin hemşirelik öğrencilerinin klinik kaygı düzeyine etkisi
Progresif Gevşeme Egzersizlerinin Hemşirelik Öğrencilerinin Klinik Kaygı Düzeyine Etkisi Araştırma, progresif gevşeme egzersizlerinin birinci sınıf hemşirelik öğrencilerinin klinik kaygı düzeyine etkisini belirlemek amacıyla deneysel olarak yapılmıştır. Araştırma örneklemini 2014-2015 eğitim-öğretim yılında Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü Hemşirelik Esasları Dersi kapsamında Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Yenimahalle Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde klinik uygulamaya çıkan, araştırmaya katılmayı kabul eden ve araştırma kriterlerine uyan 44 öğrenci (deney:22, kontrol:22) oluşturmuştur. Araştırmada veriler, "Tanıtıcı Özelliklere İlişkin Anket Formu", "Durumluk-Sürekli Kaygı Ölçeği" ve "Hissedilen Kaygıya İlişkin Görüş Formu" ile toplanmıştır. PGE, deney grubundaki öğrencilere klinik uygulama öncesi 6 hafta boyunca ve klinik uygulama süresince uygulatılmış, kontrol grubundaki öğrencilere ise hiç yaptırılmamıştır. PGE'nin öğrencilerde zamana göre (PGE öncesi ve sonrası, klinik uygulamanın ilk günü sabah ve öğleden sonra, klinik uygulamanın son haftası) kaygı düzeylerine etkisi incelenmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde sayı ve yüzde, Ki-kare Testi, Mann Whitney U Testi, Shapiro-Wilks Testi, Levene Testi, Box's M Testi, Mauchly Testi, Bonferroni düzeltmesi, Friedman iki yönlü varyans analizi ve Korelasyon Analizi kullanılmıştır. Araştırmada öğrencilerin sürekli kaygı puan ortalaması deney: =48.2±3.6, kontrol: =46.7±4.9'dur. Deney grubundaki öğrencilerin durumluk kaygı puan ortalamaları ilk klinik günü PGE öncesi: =64.6±4.3, ilk klinik günü PGE sonrası: =31.9±3.6, ilk klinik gün sonu: =26.0±2.6, klinik uygulama sonu: =22.0±1.9 şeklinde, hissedilen kaygı puan ortancaları ise ilk klinik günü PGE öncesi: 8.0 (min= 7.0; max= 10.0), ilk klinik günü PGE sonrası: 4.0 (min= 2.0; max= 6.0), ilk klinik gün sonu: 2.0 (min= 0.0; max= 3.0) ve klinik uygulama sonu: 0.0 (min= 0.0; max= 3.0)] şeklinde anlamlı düzeyde azalmıştır (p<0.05). Araştırmanın sonuçları doğrultusunda hemşirelik öğrencilerine klinik uygulama öncesinde ve sırasında PGE'ni uygulama önerisinde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Hemşirelik eğitimi, hissedilen kaygı, klinik eğitim, sürekli-durumluk kaygı, progresif gevşeme