
101
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Türkiye ile Güney ve Orta Avrupa ülkeleri arasında demiryolu konteyner taşımacılığı: İntermodal rotalar için Beresford modeli ile taşıma modlarının değerlendirmesi
Uluslararası ticaret, ülkelerin ekonomik gelişimleri açısından çok önemli bir faktördür. Dünyada ithalat ve ihracat faaliyetlerinin artmasına bağlı olarak taşıma türlerine olan talepte artış olmuştur. Artan taleplerin karşılanmasına yönelik yapılan çalışmalarda daha verimli, çevre dostu ve sürdürülebilir olan çoklu (multimodal), kombine (combined), modlararası (intermodal) taşıma modları geliştirilmiştir. Taşıma modlarından azami seviyede verim alınması ve taşıma faaliyetinin etkinliğinin artırılması için, geliştirilen taşıma modları ile her bir taşıma türünün avantajlı yönleri bitlikte kullanılmalıdır. Uluslararası taşıma piyasasının artan rekabet koşullarında müşterilerine daha kaliteli hizmet vermek isteyen lojistik firmaları, müşterilerinin değişen taleplerini karşılamak amacıyla, geliştirilen alternatif taşıma modlarından faydalanmaktadır. Bu çalışmada, Türkiye ile Güney ve Orta Avrupa ülkeleri arasındaki ticarette kullanılan ya da kullanılacak olan taşıma modlarının alternatifleri değerlendirilmiştir. Bu araştırmanın amacı, Türkiye ile Güney ve Orta Avrupa arasındaki taşıma modları alternatiflerinden hareketle mesafe, maliyet ve zaman faktörlerine bağlı olarak uygun taşıma modunu incelemektir. Çalışma kapsamında, Türkiye'den Güney ve Orta Avrupa'ya yapılan demiryolu konteyner taşımacılığında kullanılan dört farklı alternatif rota belirlenmiştir. Bu rotalara ilişkin optimum taşıma modunu belirlemek için yapılan çalışmada, Beresford mesafe-maliyet modeli kullanılarak yardımcı çözümler sunulmuştur. Sonuç olarak, belirlenen alternatif rotalara yönelik yapılan mesafe, maliyet ve zaman çalışmasından elde edilen verilere göre, her bir rota için taşıma maliyeti sunulmuş ve buna bağlı olarak taşıma modunun karar verilmesine yönelik öneriler paylaşılmıştır.
Perakendecilikte bütüncül kanal kabiliyetinin müşteri deneyimi aracılığıyla müşterinin satın alma niyetine etkisi
Son zamanlarda işletmelerin farklı satış kanallarından tüketicilere ulaştığı ve bunun sonucu olarak da farklı pazarlama kanallarını ortaya çıkmaktadır. Öncelikle tekli kanaldan çoklu kanala geçilmiş, çoklu kanaldan çapraz kanala evrilmiş ve son olarak da bütüncül kanal kabiliyeti ortaya çıkmıştır. Günümüzde müşteriler, alışveriş yaparken istedikleri ürünleri ve hizmetleri istedikleri yerden ve istedikleri zaman ulaşabilmeyi ve bu kanallar arasında kesintisiz bir alışveriş deneyimi yaşamayı istemektedirler. Müşteriler; istediği kanaldan alışverişi yapabilmeyi, alışverişlerini istedikleri zaman kaldıkları yerden devam ettirebilmeyi ve bunların yanı sıra farklılaştırılmış ve kişiselleştirilmiş deneyimi talep ettikleri görülmektedir. Bütüncül kanal kabiliyeti ile müşterilere; başladıkları alışverişi başka kanaldan devam ettirebilmeyi, üçüncü kanallar ile alışverişi sonlandırabilme imkânı sağlamaktadır. Bütüncül kanal kabiliyeti, birçok kanal vasıtası ile tüketicilere pürüzsüz, eşişiz ve kusursuz bir alışveriş yaşama imkânı sağlamaktadır. Bütüncül kanal kabiliyeti ile kusursuz bir müşteri deneyimi sağlanarak tüketicilerin yeniden satın alma niyetin önemli rol oynadığı görülmektedir.
Sosyal medya pazarlamasının tüketici davranışlarına etkisi ve öğretmenlere yönelik nitel bir araştırma
Günümüzde internet ağının gelişmesine paralel olarak dijital pazarlamada gelişmektedir. Dijital pazarlamada en etkili iletişim aracı olarak sosyal medya kullanılmaktadır. Bununla beraber insanlar gündelik veya diğer ihtiyaçlarını karşılamak için de sosyal medyadan faydalanmaktadır. Sosyal medyanın pazarlama alanında araç olarak kullanılmasıyla beraber işletmeler ile tüketiciler arasında etkili bir iletişim kurulmaya başlanmıştır. Kurulan bu bağlantılar neticesinde tüketicilerin ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik satın alma sürecinde, sosyal medya iletişim araçlarını yoğun bir şekilde kullandıkları görülmüştür. Bu çalışmanın amacı, sosyal medya pazarlamasının tüketici davranışları üzerindeki etkisini ortaya koyarak öğretmenlerin pazarlama alanında, sosyal medyayı kullanım seviyelerini ortaya koymak ve öğretmenlerin satın alma sürecinde sosyal medyanın etkisiyle tutum ve davranışlarında meydana gelebilecek değişikliklerin tespiti hedeflenmiştir. Bu amaç doğrultusunda nitel analiz yöntemi tercih edilerek öğretmenlerin satın alma davranışlarında sosyal medyanın etkisi ortaya konulmuştur.
Elektronik konşimento: Türkiye deniz taşımacılığı için etkileri ve faydaları
Günümüzde elektronik işlemlerin hızlanmasıyla birlikte ticaretin her alanında köklü değişiklikler yaşanmaktadır. Taşımacılıkta kullanılan teknoloji de buna uyarlanmış ve özellikle deniz ve hava yolu ile eşya taşımacılığında kullanılan her türlü taşıma belgesi elektronik ortamda hazırlanarak kullanılmaya başlanmıştır. Deniz yolu taşımacılığında bu belgelerin en önemlisi şüphesiz blok zincir temelli elektronik konşimento olacaktır. Araştırmada öncelikle geleneksel konşimentodan bahsedilip blok zincir temelli elektronik konşimento üzerinde durulmuştur. Bu araştırmanın amacı deniz yolu taşımacılığında öncü olan firmaların blok zincir temelli elektronik konşimentoya bakış açılarını ve kullanımlarını araştırmaktır. Çalışmada veri toplama ve derinlemesine mülakat tekniklerinden yararlanılmıştır. Araştırma kapsamında ilgili firmaların üst düzey yöneticilerinden (genel müdür, operasyon& dokümantasyon müdürü, iş geliştirme yöneticisi),oluşan 8 kişiyle derinlemesine mülakat yöntemi kullanılarak görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Katılımcılara yöneltmek üzere 20 görüşme sorusu oluşturularak blok zincir temelli elektronik konşimento kullanımı ile ilgili olarak görüşleri alınmıştır. Elde edilen bulgular içerik analizi ile incelenmiştir. Araştırma sonucuna göre firmaların teknik ve hukuki alt yapı yetersizliği nedeniyle blok zincir temelli elektronik konşimento kullanımına henüz hazır olmadığı saptanmıştır. Blok zincir temelli elektronik konşimento kullanımının deniz yolu ticaretine hız kazandıracağı düşünüldüğü için tüm paydaşların bu kullanımına geçmesi büyük önem teşkil etmektedir. Bu geçiş sürecinin gerçeklemesi sadece paydaşların inisiyatifine bırakılmamalı ve standartlaştırılması gerektiği sonucuna varılmıştır.
Uluslararası taşımacılıkta freight forwarder işletmelerinin seçimi ve müşteri memnuniyeti üzerine bir araştırma
Dünyada global olarak dış ticaretin artması ile birlikte üretilen ürünlerin bir noktadan başka bir noktaya güvenli ve hızlı bir şekilde teslim edilmesi ticarette önemli bir yer edinmiştir. Bu çalışmanın amacı Türkiye'deki Freight Forwarder firmalarından hizmet alan şirketlerin aldıkları hizmetin incelenmesi amaçlanmıştır. Lojistik alanında freight forwarder firmalarından destek alınarak sürecin ilerlemesiyle beraber hizmet alan müşterilerin memnuniyet durumu hakkında araştırma yapılmıştır. Bu kapsamda, Forwarder firmalarından hizmet alma nedenleri, süreleri, alınan hizmetteki memnuniyet, sorunlar ve bu hizmetlerin geliştirilmesi için yapılabilecekler araştırılmıştır. Belirlenen müşteri grubundan firma çalışanlarıyla yüz yüze görüşülerek derinlemesine mülakat yöntemi kullanılmıştır. Araştırmada nitel araştırma modeli kullanılmış olup, veri toplama aracı olarak açık uçlu sorular kullanılmıştır. Araştırmada veriler MAXQDA programı kullanılarak içerik analizi ile incelenmiştir. Genellikle freight forwarderlardan hizmet alan firmaların nelere daha çok dikkat ettiği belirtilmiştir. Bu sayede freight forwarder çalışanlarıyla müşteriler arasındaki memnuniyet ya da memnuniyetsizlik sebepleri belirlenmiştir. Araştırmanın sonucunda ithalat, ihracat yapan şirketlerin temsilcilerle iletişime çok önem verdiklerini ve Forwarder firmalarından memnuniyetlerinin müşteri temsilcileriyle de ilişkili olduğu sonucuna varılmıştır.
Uluslararası taşımacılıkta risklerden kaçınma
Globalleşme, ticareti yapılan mal, para veya belgelerin daha hızlı şekilde transfer edilmesinin gerekliliğinin artırmıştır. Uluslararası ticaret hacminin artması ve buna bağlı olarak uluslararası ticaretin gerçekleşmesi için gerekli olan taşımacılık sektörü de gün be gün büyümektedir. İşin doğası gereği, uluslararası ticaret süreci çeşitli riskler içermektedir. Bu risklerden mal, ödeme ve piyasaya ilişkin riskler kısaca ele alınmıştır. Bu tez çalışmasında uluslararası taşımacılıkta bu riskler incelenmiş ve alınması gereken önlemler ile risklerden korunma yöntemlerinin araştırılması amaçlanmıştır. Ulaşım riskleri nedeniyle oluşabilecek aksaklıkların önlenmesi için alınan önlemlerin ortaya konulması hedeflenmiştir. Uluslararası taşımacılta karşılacak risklerden kaçınmak için taşınacak malzemelerin özelikle ve niteliklerine göre doğru taşıma sistemilerinin seçilmesi, seçilen sisteme göre tüm yönetmelik ve kurallara sadık kalınması, ayrıca insan faktörünün oluşturabileceği riskler dikkate alınarak çalışanların eğitilmesi, bilgi sistemleri ayağında gerekli güncel koruma alt yapılarının sağlanması önerilmiştir.
Dijital içerik pazarlaması uygulamalarının tüketici satın alma niyetine etkisi: Kozmetik sektöründe bir uygulama
Teknolojinin hızlı gelişimi ile çeşitlenen dijital pazarlama enstrümanları tüketicinin satın alma niyeti üzerinde pozitif bir etki yaratmaktadır. Özellikle kozmetik ürünleri tüketicilerinin satın alma kararında, çevresel boyutun kontrolü ve statik yönlendirme kanallarının etkinliği ile tüketici çepeçevre sarılmaktadır. Oluşturulan optimizasyon ağı ile küresel anlamda kültür aktarımı, yönelim kontrolü ve tercih çeşitlendirmesi ile tüketicinin ürüne yönlendirilmesi ve ürün hakkındaki tecrübelerine dair yorumları pazarlama argümanlarını genişletirken, aynı zamanda küresel bir bilgi akımı ile tüketiciyi de pazarlamanın enstrümanı konumuna getirmektedir. Tüketicinin tercihlerine yön veren en önemli unsurlar marka farkındalığı, kulaktan kulağa iletişim, sosyal medya pazarlaması, hedonik fayda ve influencer etkisidir. Bu çalışmada, kozmetik sektöründe tüketicinin satın alma tercihleri ile anlamlı bir ilişki içerisinde olanbu faktörlerin etki düzeyleri 203 cevaplayıcının cevapladığı anket ile tüketicilerin cinsiyet, yaş, gelir ve eğitim durumu gibi sosyo-demografik özelliklerine göre farklılık gösterip göstermeme durumları çerçevesinde incelenmiştir. Çalışmanın sonunda kozmetik sektörü özelinde araştırmada tespit edilen faktörlerin tüketicisatın alma tercihlerini pozitif yönde etkilediği belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Kozmetik, Pazarlama, Dijital İçerik, Marka Farkındalığı, Satın Alma Niyeti
Bir kuşak bir yol projesi kapsamında Türkiye'nin rolü
Deng Xiaoping, 1978 yılında gerçekleştirdiği "Reform ve Dışa Açılım" politikalarının sonucunda sosyalist piyasa ekonomisi sistemi ile Çin ekonomisini kapitalizme açarak küreselleşme sürecini başlatmıştır. 2008 küresel finansal krizi sonrasında dünya ekonomisinde önemli değişikliklerin yaşanmış ve küresel güç dengeleri yeniden şekillenmiştir. 2008 krizinden sonra ABD'nin liderliğindeki küresel sistemin meşruiyetinin sorgulanmaya başlanmıştır. Bu süreçte Çin, ekonomik büyüme ve diğer ülkelerle geliştirilen ekonomik ilişkiler sayesinde, krizden minimum hasarla çıkmayı başarmış, dünya ticaretinin büyük bir aktörü haline gelmiştir. Çin, 2012 yılında göreve gelen Xi Jinping tarafından ortaya koyulan "Çin Rüyası" vizyonu çerçevesinde ekonomik, ticari, askeri ve kültürel alanlarda daha aktif stratejiler izlemiş ve BRICS Yeni Kalkınma Bankası, Asya Alt Yapı Yatırım Bankası ve Kuşak ve Yol Girişimi gibi alternatif kurumsallaşma hamleleri ile 21. Yüzyılın küresel hegemonik gücü olma niyetini ortaya koymuştur. Çin ekonomisinin, Orta Doğu ve Afrika'nın zengin enerji kaynaklarına ve Avrupa pazarlarına kesintisiz bağlanmasının önemli bir argümanı olan Kuşak ve Yol Girişimi, Çin için ekonomik ve ticari bir proje olmasının yanında derin politik amaçlar da ihtiva etmektedir. Çin'in güvenlik ve zaman açısından Orta Doğu ve Avrupa'ya kara ve demir yoluyla ulaşması için en uygun güzergâh olan Orta Koridor Girişimi, Türkiye'nin jeopolitik ve coğrafi önemini artırmaktadır. Türkiye, "kazan kazan" stratejisinin uygulanabilirliğini sağladığı taktirde girişimden kazançlı çıkacak ülkeler arasında yer alacaktır. Öncelikli bu girişimin Türkiye açısından oluşturduğu risklerin tespit edilmesi ve çözüme kavuşturulması gerekmektedir. Bu bağlamda yapılan çalışmada Kuşak ve Yol Girişimi'nin Türkiye- Çin ilişkileri üzerindeki muhtemel etkilerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Bu değerlendirme sonrasında çıkan fırsat ve risklerin incelenmesi çözüm sunulması bakımından önemlidir. Öte yandan yapılan çalışma gelecek dönemde yapılacak olan çalışmalara kaynak niteliği taşıması ve alınyazına katkı sağlaması bakımından da önem arz etmektedir. Anahtar Kelimeler: Kuşak ve Yol Girişimi, Türkiye-Çin İlişkileri Tarih: 02.08.2023
Lojistik işletmelerinde sosyal sürdürülebilirlik: Sürdürülebilirlik raporlarının içerik analizi
Lojistik, mal ve hizmetlerin üreticiden tüketiciye ulaşmasını sağlayan temel bir hizmet sektörü olarak, toplum ve çevre üzerinde belirgin etkilere sahiptir. Son yıllarda sürdürülebilirlik uygulamalarına yönelik artan ilgi ve farkındalık, bu alandaki yaklaşımların çeşitlenmesine ve gelişmesine olanak sağlamıştır. Sürdürülebilirlik bağlamında, lojistik işletmelerinin toplum ve çevre üzerindeki etkilerini değerlendirmeleri ve iş süreçlerini bu değerlendirmelere göre düzenlemeleri, artan toplumsal farkındalık ve sorumluluk anlayışının bir yansımasıdır. Bu yaklaşım, işletmelerin daha etkili sosyal sorumluluk stratejileri geliştirerek toplumsal kalkınmaya katkıda bulunmalarının bir yolu olarak görülmektedir. Bu bağlamda, sosyal sürdürülebilirlik kavramının, lojistik sektöründe giderek daha fazla önem kazanması beklenmektedir. Bu çalışmada, nitel araştırma yöntemi kullanılarak, Uluslararası Taşımacılık ve Lojistik Hizmet Üretenleri Derneği (UTIKAD) üyesi lojistik işletmelerinin sürdürülebilirlik raporlarında ve misyon-vizyon bildirimlerinde sürdürülebilirliğin sosyal boyutunun kapsamı ve niteliği incelenmiş, sürdürülebilirlik raporlarında yer alan sosyal sürdürülebilirlik göstergeleri ile ilgili ifadeler içerik analizi yöntemi ile analiz edilmiştir. Çalışmanın amacı, sürdürülebilirlik raporu yayımlayan lojistik firmalarının evrensel sosyal sürdürülebilirlik ilkelerine (GRI) ne kadar yakınsadığını yorumlamaktır. Yapılan kapsamlı literatür taraması sonucu, "kurumsal sürdürülebilirlik, kurumsal sosyal sorumluluk ve sosyal sürdürülebilirlik" kavramları arasındaki farklılıklar ortaya konulmuştur. Araştırma bulguları, sürdürülebilirlik raporlarında, sosyal boyuta en az çevre boyutu kadar yer verilmesine rağmen, sosyal sürdürülebilirlik göstergelerinin kapsamının sınırlı olduğunu göstermektedir. Araştırmaya dahil edilen lojistik işletmelerinin sürdürülebilirlik politikalarını benimseme noktasında eksiklikleri gözlemlenmektedir. Bu durumun, işletmelerin sürdürülebilirlik çabalarında standart bir temel oluşturmak için kendi politikalarını belirlemeden önce raporlama sürecine başlamalarını, kurumsal sürdürülebilirlik vizyonlarını ve değerlerini tespit edip, bu hedefleri ve stratejileri tanımlamalarını zorlaştırdığı görülmektedir. Ayrıca çalışma, sürdürülebilirlik raporlarının, sürdürülebilirliğin tüm boyutlarını kapsayan şeffaf ve kapsamlı belgeler olarak değil, tanıtım ve müşteri memnuniyeti amacıyla kullanılması yönündeki yaygın eğilimi ortaya koymaktadır.
Türkiye'de ve Avrupa'da demiryolu yük taşımacılığı sektörüne verilen destek ve teşvikler
Türkiye'nin Çin ve Avrupa arasındaki taşımacılıkta etkin bir rol oynayabilmesi için öncelikle mevcut demiryolu altyapısının iyileştirilmesi ve geliştirilmesi, limanlara, lojistik merkezlere ve Organize Sanayi Bölgelerine demiryolu bağlantıları yapılarak modlar arası entegrasyonun sağlanması ve özel sektörün katılımının arttırılması gerekmektedir. Bu tez çalışmasında demiryolu taşımacılığının Türkiyede ve Avrupa'da nasıl desteklendiği ve teşvik edildiği incelenmiş, ardından sonuç ve öneriler kısmında, Türkiyedeki demiryolu taşımacılığını ve demiryolu yatırımlarını arttırmaya yönelik yatırımcıya ve taşımacıya verilebilecek teşviklerle ilgili önerilere yer verilmiştir.
Demiryolu taşımacılık endüstrisinde yeşil mutabakat ve yeşil strateji seçiminin tip-2 nötrosofik bulanık ortamda değerlendirilmesi
DEMİRYOLU TAŞIMACILIK ENDÜSTRİSİNDE YEŞİL MUTABAKAT VE YEŞİL STRATEJİ SEÇİMİNİN TİP-2 NÖTROSOFİK BULANIK ORTAMDA DEĞERLENDİRİLMESİ Bu çalışmada, Avrupa Yeşil Mutabakatının Türkiye demiryolu taşımacılığı sektörü üzerindeki etkileri detaylı olarak incelenmiştir. Çalışma, öncelikle Yeşil Mutabakatın tanımı, tarihsel gelişimi ve temel bileşenlerine değinerek başlamaktadır. Daha sonra Türkiye'nin demiryolu taşımacılığı sektörünün mevcut durumu ve yapısal özellikleri analiz edilmiştir. Çalışmanın temel odağı, Yeşil Mutabakat kapsamında ortaya çıkan regülasyonların, sürdürülebilirlik hedeflerinin, finansman mekanizmalarının, teknolojik ve operasyonel yeniliklerin demiryolu sektörüne olan etkileridir. Özellikle karbon salınımının azaltılması ve çevresel performansın iyileştirilmesi süreçleri ayrıntılı şekilde ele alınmıştır. Bu doğrultuda, çok kriterli karar verme süreçlerindeki belirsizliklerin yönetilmesi amacıyla Tip 2 Nötrosofik Bulanık Sayılar temelinde SPC ve CRADIS yöntemlerinin entegre edildiği yeni bir karar destek modeli geliştirilmiştir. Bu model, sektörün stratejik karar alma süreçlerinde etkinlik ve güvenilirlik sağlamaktadır. Son olarak, Türkiye'nin demiryolu taşımacılığında sürdürülebilir bir geleceğe ulaşması için enerji tüketiminin azaltılması, yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanılması ve çevresel etkilerin minimize edilmesine yönelik stratejik öneriler sunulmuştur. Çalışma, Yeşil Mutabakat'a uyumun, Türkiye demiryolu sektörünün uluslararası çevresel standartlara erişmesi için kritik öneme sahip olduğunu vurgulamaktadır.
Algılanan hizmet kalitesinde e-lojistik uygulamalarının rolü: Lojistik işletmeleri üzerine bir araştırma
Son yıllarda bilişim teknolojilerindeki hızlı gelişmeler, küreselleşmenin en büyük aktörü olan uluslararası ticaretin çevrimiçi platformlarda hem B2B (İşletmeden İşletmeye) hem de B2C (İşletmeden Müşteriye) gerçekleştirilmesini sağlamıştır. Ticari faaliyetlerdeki bu köklü değişim, iç piyasada zayıf müşteri potansiyeline sahip ya da dış pazarlara açılmanın getirdiği avantajlarından faydalanmak isteyen perakendecilerin, ticari faaliyetlerde etkin rol oynamasına katkı sağlamıştır. Hammaddenin kaynağından nihai tüketiciye ulaşıncaya kadar tüm süreci takip edilebilmesini sağlayan yazılım, donanım, veri tabanları ve iletişim faktörleri, lojistik hizmetlerinin e-ticaret faaliyetleriyle entegre bir hizmet anlayışını oluşturmasına katkı sağlamıştır. Dolayısıyla tüm bu gelişmelerin doğrultusunda araştırmanın amacı, fiziki malları çevrimiçi satış işlemlerini gerçekleştiren perakendecilerin lojistik hizmet sonrası algıladıkları kalite ve memnuniyet düzeyinde, e- lojistik uygulamalarının etkisinin belirlenmesidir. Bu amaç doğrultusunda "Algılanan Lojistik Hizmet Kalitesi", "ELojistik Uygulamaları" ve "Müşteri Memnuniyeti" olmak üzere 3 farklı ölçekten yararlanılmıştır. 388 kişiden oluşan araştırmanın örneklem grubu, e-ticaret siteleri aracılığıyla satışlarını gerçekleştiren çevrimiçi perakendeciler olarak belirlenmiştir. Araştırmanın amacı doğrultusunda geliştirilen hipotezlerin test edilmesi, "Aracı Değişken ile Regresyon Analizi", "Bağımsız Örneklem T Testi" ve "Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) Testi" aracılığıyla gerçekleştirilmiştir
Gümrük Tasfiye İşlemlerindeki Sorunların Tespiti ve Çözüm Önerileri
Bu çalışmanın amacı; Ticaret Bakanlığınca yürütülen tasfiye işlemleri ve tasfiye işlemlerine yönelik yapılabilecek reform önerilerinin değerlendirilmesidir. Çalışmamız Giriş hariç üç bölümden oluşmaktadır. Araştırmanın birinci bölümünde eşya ve araçların tasfiyelik hale gelme nedenleri, tasfiyelik araç/eşyaların tasfiye idaresi denetimindeki ambarlarına alınması, ambarlardan çıkarılması, denetimi ve gözetimi tasfiye edilinceye kadar geçen sürelerde yapılacak işlemler açıklanmıştır. İkinci bölümde, eşyanın piyasaya arz edilmesine ya da imha edilmesine yönelik tasfiye yöntemlerinden bahsedilmiş olup, mevzuata yönelik uygulamalar üzende durulmuştur. Üçüncü bölümde, tasfiye işlemlerinin hızlandırılmasına yönelik geçmişten günümüze gelişen bilgi teknolojileri ile bu gelişmeler sonucunda gümrük işlemlerine yönelik mevzuatların da güncellenmesinin zaruri haline gelmesinden dolayı tasfiye işlemlerinin yürütülmesi konusunda yapılmış reformlar ve yapılabileceği düşünülen teknolojik ve kanuni reform önerilerinden bahsedilmiştir. Dördüncü bölüm ise; tasfiye süreçleri ve yapılacak reformların verimlilik oranını ölçmeye yönelik araştırma bölümüdür. Bu bölümde tasfiye iş ve işlemlerine yönelik yapılabileceği düşünülen reformların hayata geçirilmesi ile sonuçlarının tespit edilebilmesine yönelik anket çalışması yapılmış ve sonuçları değerlendirilmiştir Anahtar Sözcükler: Tasfiye, Tasfiye Süreci, Tasfiyelik Eşya, Reform Önerileri.
Genç tüketicilerin sosyal mühendislik ile siber güvenlik farkındalıklarının online alışveriş niyetleri üzerindeki etkisinin ölçülmesi
İnternet ve bilişim suçları; işlenmesi kolay, saldırı maliyeti çok düşük, toplumsal ve ticari maliyeti çok yüksek suçlar arasında yer almaktadır. Bu nedenle dijital dönüşümün getirdiği yeniliklerle birlikte ülke ekonomilerinin geleceği olan online ticaret üzerinde özenle durulması gereken bir noktaya ulaşmıştır. Bu çalışmanın amacı; online ortamlarda alışveriş yapan genç tüketicilerin, sosyal mühendislik ile siber güvenlik farkındalıklarını ölçmektir. Çalışma online alışverişlerde güvenli internet kullanım farkındalığının sağlanması ile güvenli toplumların ve güvenli online ticari hayatın oluşturulmasına katkı sağlayacaktır. Bu amaçla yapılan çalışmada online tüketicilere ve online ticari faaliyetlerde bulunan işletmelere, sosyal mühendislik ile siber güvenlik risklerini doğru yönetebilmeleri için gerekli taktikler ve tedbir amaçlı bilgiler aktarılmıştır. Ayrıca Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi Merkez Kampüsünde 693 öğrencinin katılımıyla gerçekleşen bir anket çalışması yapılmış verilerin analizinde SPSS Versiyon 24 ve Amos 22 paket programları kullanılarak Yapısal Eşitlik Modellemesinden (YEM) faydalanılmıştır. Bu araştırma ile "Online Alışveriş Güvenlik Modeliˮ (OAGM) oluşturularak alanında özgün bir çalışma tamamlanmıştır. Bu model dışında tüketicilerin online alışveriş niyetleri ile sosyal mühendislik ve siber güvenlik farkındalıklarını bir arada inceleyen ve aralarındaki ilişkisel bağları tespit ederek ortaya çıkaran herhangi bir çalışmaya ulaşılamamıştır. Bu nedenle ortaya konulan model orijinal olma niteliği taşımaktadır. Anket çalışmasının ikinci bölümünde ise konuya ilişkin genel değerlendirme anketi uygulanmış tanımlayıcı istatistikler aracılığıyla yapılan analizler sonucunda değerlendirmelerde bulunulmuştur. Araştırmada genç tüketicilerin sosyal mühendislik farkındalıklarında meydana gelen değişimde, çok güçlü bir oran olan %65 lik bir kısmının genç tüketicilerin siber güvenlik farkındalıklarında meydana gelen değişim tarafından açıklandığı tespit edilmiştir. Aktarılan tüm bilgilerle birlikte yükseköğretim öğrencilerinin bilgi güvenliği ve güvenli internet kullanımı konularında eğitimlere ihtiyaç duydukları belirlenmiştir.
Bütüncül kanal müşterilerinin satın alma niyetini etkileyen faktörlerin UTAUT2 modeli ile incelenmesi
Tüketici beklentisi, artan rekabetle birlikte perakendecilerin bir an olsun gözünü ayırmaması gereken bir faktör olarak karşımıza çıkmaktadır. Perakendecilerin tüketici beklentilerini karşılayabilmelerindeki hem en büyük zorluk hem de en önemli aracın teknoloji olduğu düşünülmektedir. Teknoloji, tüketicilerin işlerini kolaylaştırırken perakendeci tarafında büyük bir zorluk yaratmaktadır. Bu zorluğu avantaja dönüştürmek ise perakendecinin yaratıcılığına kalmıştır. Bütüncül kanal stratejisi, bu zorluğu avantaja dönüştüren perakendecilerin kullandığı teknoloji tabanlı bir stratejidir. Bütüncül kanal, tüketicilerin tek bir alışveriş sırasında farklı kanalları sınırsız ve eş zamanlı kullanma ihtiyacına yöneliktir. Perakendeciler tüketicilere bütüncül kanal hizmeti sunabilmek için satış, ödeme, teslimat gibi farklı alanlara yönelik çeşitli uygulamalar geliştirmektedirler. Bu çalışmanın amacı, bütüncül kanal müşterilerinin satın alma niyetine etki eden faktörlerin UTAUT2 teknoloji kabul modeli değişkenleri ile belirlenmesidir. Bu amaçla, İstanbul ilinde ikamet eden bütüncül kanal uygulamalarını kullanan tüketicilerle yüz yüze anket çalışması yapılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre; fiyat değeri, hedonik motivasyon, çaba beklentisi ve alışkanlık faktörlerinin bireyin bütüncül kanal kullanarak yaptığı satın almalarda etkili faktörler olduğu tespit edilmiştir. Performans beklentisi ve sosyal etki faktörlerinin ise anlamlı bir etkisi tespit edilememiştir. Anahtar Kelimeler: Bütüncül Kanal, Omni Kanal, Tüketici Davranış, Teknolojik Gelişmeler, Perakendecilik Sektörü,
Uluslararası e-ticaret sitelerinden satın alma eğilimlerinin tüketicilerin riskten kaçınma düzeylerine göre belirlenmesi
21.yüzyıla damgasını vuran internet erişimi, bilgi ve iletişim teknolojilerindeki gelişmeleri de tetiklemiş ve bu tetikleme bilgi toplumu haline gelebilmenin en etkin aracı konumunu almıştır. Dünya üzerinde internet kullanıcılarının sayısı artmış ve elektronik ticaret internet çağının en önemli özelliklerinden biri haline gelmiştir. Elektronik ortamda gerçekleşen alışveriş, geleneksel market alışverişine göre, satıcı ve alıcı arasında birebir etkileşim olmaması ve müşterilerin satıcının davranışını gözlemleyememesi bakımından birçok farklılık içermektedir. Bu alışveriş türü büyük çapta kabul görmüş olsa da birçok tüketici, hala sanal marketlerden alışveriş yapmayı riskli görmekte ve bu kanaldan alışveriş yapmayı riskli bulmaktadır. Algılanan bu riskler, internet alışverişi ile ilgili, tüketicinin karar vermesinde kritik bir etkiye sahiptir. Özellikle yurt dışı e-ticaret sitelerinden yapılacak alışverişlerde artan risk algısı sebebiyle tüketicinin alışverişten kaçınma eğilimleri de artmaktadır. Riskten kaçınma (risk averseness), riskten uzak durma eğilimi olarak tanımlanmakta ve kişilik özelliği olarak kabul edilmektedir. Kişilik özelliği olarak deneyimlerle veya diğer sosyo-psikolojik faktörlerle şekillenen riskten kaçınma, tüketicilerin karar için başvuracakları en önemli içsel bilgi kaynaklarından biri olarak değerlendirilebilir. Bu nedenle tüketicilerin riskten kaçınma düzeyleri, e-ticaret siteleri üzerinden yapacakları alışverişler üzerinde doğrudan etki yaratacaktır. Bu tezde öncelikle, Türk tüketicilerinin riskten kaçınma düzeylerine göre gruplandırılması ve tüketicilerin uluslararası ticarette önemli bir yer tutan e-ticaret sitelerinden satın alma eğilimlerinde, riskten kaçınma düzeylerine göre bir farklılığın bulunup bulunmadığının tespit edilmesi amaçlanmaktadır.
Kamu ve özel banka müşterilerinin hizmet kalitesi algılarının karşılaştırılması: Bandırma örneği
Günümüzde hizmet sektörünün her alanında gelişme göstermesi, işletmeler arasındaki rekabeti arttırmıştır. Hizmetlerin mallar gibi somut olmaması ve standardizasyonunun zor olması gibi nedenlerle bu ürünlerde müşteri beklentileri ile algılarının tespit edilmesi de, mallara nazaran daha zahmetli olması sonucunu doğurmuştur. Bu çalışmada, ülkemizdeki hizmet sektörleri içinde en yoğun rekabetin yaşandığı sektörlerden biri olan bankacılık sektöründe faaliyet gösteren bankaların sunmuş oldukları hizmetlerin, tüketiciler nezdinde nasıl algılandıkları ve tüketicilerin bankacılık hizmetlerine ilişkin tatmin düzeyleri ile tekrar satın alma niyetlerinin tespit edilmesi amaçlanmaktadır. Çalışmada ayrıca tüketicilerin hizmet kalite algıları, tatmin düzeyleri ve tekrar satın alma niyetlerinin bankalarının sahiplik türlerine göre farklılık gösterip göstermediği de araştırılmıştır. Çalışmada ihtiyaç duyulan veriler anket formu kullanılarak Bandırma ilçesinde yaşayan 452 kişiden kolayda örnekleme ile toplanmıştır. Veri analizlerinde tanımlayıcı istatistikler, normallik testleri ile bağımsız iki örneklem t testinden yararlanılmıştır. Yapılan analizler sonucunda, kamu ve özel sermayeli banka müşterilerinin algılanan hizmet kalitesi, tatmin düzeyi ve tekrar satın alma niyetlerinin istatistiki olarak farklılık gösterdiği anlaşılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre kamu sermayeli banka müşterilerinin, özel sermayeli banka müşterilerine nazaran daha yüksek düzeyde bir hizmet kalite algısı, tatmin ve tekrar satın alma niyetine sahip olduğu görülmüştür
Gelişmekte olan ülkelerin lojistik sektörünün küresel rekabet gücü açısından karşılaştırılması
Ülkeler ihtiyaç duyduğu bütün ürünlerin ve hizmetlerin üretimini kendi imkanlarıyla sağlayamamaktadır. Ülkelerin ihtiyaçlarını karşılama isteği farklı üretim noktalarına ulaşmalarına sebep olmaktadır. Öte yandan, üretimi gerçekleştirebilen ülkelerin ise diğer pazarlara ürünlerini ve hizmetlerini ulaştırma isteği doğmaktadır. Ülkeler arası sınırların kalkmasına yol açan bu durum, ticareti küreselleştirmektedir. Bu kapsamda ülkelerin farklı sektörler üzerinden kıyasıya yarıştığı rekabetçi ortam oluşmaktadır. Bu ortamda ürünlerin en hızlı ve en düşük maliyetle ulaştırılmasını sağlayan ülke, rekabet üstünlüğü elde edebilmektedir. Bu sebeple lojistik sektörü, ülkelerin en önemli küresel rekabet gücü elde etme aracı olarak öne çıkmaktadır. Bu bağlamda ülkelerin rekabetçi ortamda lojistik sektörü üzerinden elde ettikleri küresel rekabet güçlerini kıyaslama konusu gündeme gelmektedir. Bu doğrultuda yapılan çalışmanın amacı, gelişmekte olan ülkelerin lojistik sektörleri üzerinden sergiledikleri küresel rekabet güçlerini belirlemektir. Morgan Stanley Capital International verilerine göre Türkiye'nin de içinde yer aldığı 24 gelişmekte olan ülke araştırma kapsamına alınmıştır. 2009-2018 dönemi kapsamında ilgili ülkelerin lojistik ve seyahat sektör grupları ile alt hizmet alanları incelenmiştir. Uluslararası Ticaret Merkezi'ne ait Trademap veri tabanından ülkelere ait ihracat ve ithalat verileri elde edilmiştir. Veriler yedi dış ticaret endeksi ile ölçümlenmiştir. Ölçümler sonucu ulaşılan bulgular gelişmekte olan ülkeler arasında karşılaştırmalı olarak analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda, Mısır küresel rekabet gücü en yüksek ülke, Türkiye küresel rekabet gücü en yüksek ikinci ülke, Filipinler ise en düşük küresel rekabet gücü elde eden ülke olarak bulgulanmıştır. Araştırmanın bulguları teorik ve uygulama açısından tartışılmıştır.
Endüstri 4.0 sürecinde lojistikte dijital dönüşüm: TRANS. EU TMS 4.0 Dijital Platformun incelenmesi
İlk kez 2011 yılında Almanya Hannover Fuarı'nda ortaya atılan ve tüm üretim süreçlerini tekrar baştan dönüştürmesi muhtemel olan Dördüncü Endüstriyel Devrim yani diğer bir adıyla Endüstri 4.0, tüm üretim süreçleri ile doğrudan ilişkili olan lojistik sektöründe de değişim, gelişim ve dönüşümünü kaçınılmaz kılmıştır. Bu dönüşüm lojistik şirketleri ve paydaşları içinde dikkate değer bir konu haline gelmiştir. Bu nedenle, lojistik sektöründe yeni bilişim teknolojileri kullanımının hayati önemi ve gerekliliği, Endüstri 4.0 süreci içinde lojistiğin olmazsa olmazlarından olmuştur. Nitekim, bu çalışmanın amacı, teknoloji temelli Endüstri 4.0 devriminin lojistik süreçlerde kullanılacak yeni teknolojilerin etkisini ve dönüşümünü incelemektir. Çalışmanın ilk bölümünde, endüstriyel devrimlerin ortaya çıkış sebepleri, sonuçları ve etki ettiği alanlar incelenmiştir. İkinci bölümde ise, geçmişten günümüze kronolojik olarak Endüstriyel Devrimlerin lojistik sektörüne nasıl etki ettiği, lojistik teknolojik süreçlerinde neleri değiştirdiği ve lojistik bilişim teknolojilerinin Endüstri 4.0 sürecinde yeni lojistik teknolojileri ile dönüşümü incelenmiştir. Uygulama kısmında ise, TRANS.EU teknoloji şirketinin TMS 4.0 (Taşımacılık Yönetim Sistemi 4.0) Dijital Platformu incelenmiş, elde edilen bulgular kısmında açıklanmıştır. Bulgular neticesinde, TRANS.EU TMS 4.0 Dijital Platformunu kullanan şirketlere lojistik iş süreçlerinde birçok fayda sağlamaktadır. Sistem içerisindeki şirketlerin bilgi ve belgeleri bulut sistemi içerisindeki güvenli bir şekilde saklanabilmekte ve karşılıklı güven esasına uygun yük ve araç yönetimleri gerçekleştirilmektedir. Ayrıca, dijital platformun istihdam üzerinde etkisi ve yeşil lojistik üzerinde birçok olumlu etkisi bulunmaktadır.
Limancılıkta endüstri 4.0'a uyum ve istihdam
Limancılık sektörü deniz taşımacılığının gelişmesi ile müthiş bir atılım göstermiştir. Başlarda yük indirme/bindirme ile başlayan bu süreç, depolama, iç dolum, iç boşaltma gibi çeşitli operasyonlarda ekleyerek ithalat/ihracat işlemlerinde önemli bir alan haline gelmiştir. Böylece sektördeki rekabet gücünü elde tutabilmek ve gemi operasyonlarını hızlandırmak için teknolojik gelişmelere ihtiyaç duymuştur. Bu teknolojik gelişmeler hem yeni makineler hem de yazılım olarak karşımıza çıkmaktadır. Endüstri 4.0 ise, gelişen teknolojinin bugün bizler için son noktası denilebilmektedir. Minimum maliyet ile maksimum üretim/hizmet sağlayan bu teknoloji geniş kapsama sahip olduğundan dolayı bu devrim her sektöre entegre edilebilmektedir. Entegre sayesinde birçok iş akışı rahatlayarak verimlilik artırılabilmektedir. Ancak bu noktada verilen hizmet süreçlerinden insan faktörünün çıkarılması istihdamı nasıl etkiler sorusu ortaya çıkmaktadır. Endüstri 4.0 ın istihdama etkisi var mı,bu etki yeni bir krize neden olur mu?gibi sorular meydana gelmektedir. Üretimin artıp maliyetlerin düştüğü bir ortamda istihdam faktörünün nasıl etkileneceği merak konusudur. İstihdam ile ilgili birçok farklı görüş ortaya atılmış ve çeşitli örnekler ile netleştirilmeye çalışılmıştır. Bu çalışma sektörün teknolojiye ihtiyaç duyması ve gelişimini devam ettirdiği bir dönemde bizler için yeni bir kavram olan Endüstri 4.0 ın da limancılık sektöründe istihdama etkisi olup olmadığı ve çalışanların Endüstri 4.0‟a bakış açılarının ne olduğu konularında bulgular elde edip, tespitinin yapılmasını amaçlamıştır. Bu çalışma sonucunda limancılık sektörünün Endüstri 4.0‟a uyum sağlayabileceği, limanların bu uyum süreci içerisinde olduğu tespit edilmiştir. Elde edilen bulgulara bakıldığında Limancılık ve Endüstri 4.0‟ın istihdama etkisi olduğu ortaya çıkmıştır. Ayrıca limancılıkta Endüstri 4.0 yatırımlarına olumlu bakanlar, istihdam ile ilgili de olumlu bakış açısına sahip oldukları, limancılıkta Endüstri 4.0 yatırımlarına olumsuz bakanların da istihdam ile ilgili olumsuz bakış açısına sahip oldukları tespit edilmiştir.
Örgüt performansında lojistik bilişim sistemlerinin müşteri hizmet algısına olan etkisi ve Ege bölgesinde ihracat yapan firmalar üzerine bir çalışma
Küreselleşme ile piyasadaki ürün ve hizmetler, birbirine benzer standartta, çok sayıda ve kolay ulaşılabilir hale gelmiştir. Bu nedenle işletmelerin sunduğu hizmet kalitesi, müşteri tatmini ve sadakatini kazanmak için önemli bir rekabet aracıdır. Pazar sınırları olmayan tüketiciye ulaşabilmek için lojistik hizmet sağlayan firmanın verdiği hizmet işletmelere rekabet avantajı sağlayan bir unsurdur. Günümüzde işletmelerin hayatta kalabilmesi için, güncel gelişmelere ve teknolojilere uyum sağlamaları gerekmektedir. İşletmeler sınırsız ürün ve hizmet sunan rakipleri arasında fark yaratabilmek için bilişim teknolojilerinden yardım almaktadır. Lojistik hizmet sağlayıcısının verdiği bilgi teknolojileri uygulamaları hizmeti, işletme açısından müşteri memnuniyeti ve sağladığı işlem kolaylıkları ile örgüt performansına destek sağlamaktadır. Bu çalışmada, lojistik bilgi sistemleri uygulamalarının, hizmet algısı ve örgüt performansı üzerindeki etkilerinin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışma dört bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde lojistik kavramı ve lojistik yönetimi incelenmiştir. İkinci bölümde lojistik bilişim sistemleri ve uygulamalarının incelenmesi, üçüncü bölümde performans ve örgütsel performans kavramlarının incelenmesi, dördüncü bölümde ise algılanan hizmet kalitesinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmanın uygulama bölümünde Ege Bölgesinde ihracat yapan 252 işletme temsilcisinin katılımıyla anket çalışması yapılmış ve toplanan veriler SPSS 22.0 programı ile analiz edilmiştir. Çalışma için geliştirilen hipotezlerin test edilmesi, 'Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA)', 'Korelasyon Analizi' ve 'Regresyon Analizi' testleri aracılığıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın sonuç kısmında, analizler doğrultusunda müşterilerin lojistik hizmet sağlayıcısından temel beklentisi düşük maliyet ve yüksek hizmet kalitesi olduğu görülmüştür. Lojistik bilişim sistemlerinin, algılanan hizmet kalitesini ve örgütsel performansı pozitif yönde etkilediği sonucuna varılmıştır.
Uluslararası ticaret yapan şirketlerin döviz kuru riski yönetimi: Mobilya sektörü üzerine bir uygulama
Küreselleşme, hayatın her alanında olduğu gibi ticaret alanında da birçok değişime ve gelişime neden olmuştur. Ticaretin ulusal boyuttan uluslararası boyuta taşınması, dünyanın tek pazar haline gelmesi birçok riski beraberinde getirmiştir. Firmaların farklı para birimi kullanan ülkeler ile ticaret yapması döviz kurunun önemini firmalar açısından daha da arttırmıştır. Ticaretin uluslararası boyuta taşınması, farklı ülkelerle ticaret yapan firmaları, döviz kurunda meydana gelen dalgalanmaların neden olduğu kur riski problemi ile karşı karşıya bırakmıştır. Bunun sonucunda, kur riskinin neden olduğu risklerin artması ve firmalara verdiği zarar nedeniyle kur riski yönetimine olan ihtiyaç da artmıştır. Firmaların kur riski yönetim sürecini etkili ve doğru yönetememeleri firmanın zarar etmesine hatta yok olmasına neden olabilmektedir. Bu bilgiler doğrultusunda; çalışmanın birinci bölümünde döviz kurunda meydana gelen dalgalanmaların neden olduğu döviz kuru riski ve çeşitleri açıklanmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde, döviz kuru riskinden korunmak için kullanılan yöntemler (hedging) hakkında bilgi verilmiştir. Çalışmanın son bölümünde ise; son zamanlarda hızla gelişen bir sektör olan mobilya sektörüne dair bilgiler verilerek mobilya sektöründe uluslararası faaliyette bulunan firmalara anket uygulanmıştır. Uygulanan bu anket ile mobilya sektöründe uluslararası faaliyette bulunan firmaların döviz kuru riskinden korunmak için kullanılan yöntemlerden haberdar olup olmamaları, döviz kurunda meydana gelen dalgalanmalardan korunmak için ayrı bir departmanın varlığı, döviz kuru dalgalanmalarından korunmak için izledikleri bir politikanın olup olmaması ve döviz kuru riskinden korunmak için işletme içi stratejilerin hangilerinin kullandıkları araştırılmıştır.
Yeşil lojistik uygulamalarının algılanan hizmet değerine etkisinin Gloval Ölçeği ile belirlenmesi: Kargo şirketi müşterileri üzerine bir araştırma
Tüketicilerin bilinçsiz tüketimiyle birlikte doğal çevre zarar görmekte ve doğal kaynaklar yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalmaktadır. Çevre üzerinde bireylerin olumsuz izler bırakması kadar şirket faaliyetlerinin de olumsuz etkileri bulunmaktadır. Günümüzde, sürdürülebilirlik konusunda tüm dünya üzerinde geliştirilmiş sistemlerin varlığı söz konusu olduğu gibi tüketicilerin tutum ve davranışları da çevreci bir kimliğe bürünmüştür. Lojistik sektörünün çevreye etkisi de göz ardı edilemez. Çevre üzerindeki etki derecesi düşünüldüğünden çok daha yüksektir. Lojistik sektörünün doğal çevreye verebileceği zararlar düşünüldüğünde, her sektörde olduğu gibi lojistiğin sürdürülebilirlikle entegre olması zorunludur. Yeşil lojistik uygulamalarında başarıyı yakalayabilen firmaların tüketicilerde yaratacağı olumlu algılar da kaçınılmazdır. Bu algılardan biri de "değer" boyutunda yaşanabilmektedir. Bu çalışmanın amacı yeşil lojistik uygulamalarının algılanan hizmet değerine etkisini belirlemektir. Bu amaçla; İzmir ilinde ikamet eden, kargo hizmeti almış tüketiciler ile yüz yüze anket çalışması gerçekleştirilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre; algılanan değer üzerinde en etkili uygulamanın yeşil taşıma ve etkisi tespit edilemeyen uygulamanın ise yeşil depolama olduğu görülmüştür. Ayrıca yeşil uygulamalardan en çok etkilenen değer türünün fonksiyonel (fiyat ve kalite) değer ve en az etkilenenin ise yerleşim ve sosyal değer olduğu tespit edilmiştir.
Tedarik zinciri entegrasyonunun tedarik zinciri performansı üzerindeki etkisi
Sürdürülebilir rekabetin önem kazandığı günümüzde tedarik zincirinin doğru bir şekilde entegre edilmesi bu zincirin performansını olumlu olarak etkilemektedir. Dolayısıyla işletmeler diğer işletmelere göre bu süreçte rekabetçi bir pozisyona geçmektedir. Bu çalışmanın amacı ise tedarik zinciri entegrasyonun tedarik zinciri performansı üzerindeki etkisini saptamaktır. Bu kapsamda çevrimiçi olarak uygulanan anket çalışmasında Ankara, İstanbul, Bursa, Sakarya, Kocaeli ve Gaziantep Organize Sanayi Bölgelerine kayıtlı küçük, orta ve büyük ölçekli üretim/imalat işletme yöneticilerinden 183 yöneticiye ulaşılmıştır. Yapılan analiz sonucunda iç entegrasyonun müşteri hizmet performansını arttırdığı belirlenmiştir. Ayrıca dış entegrasyonun tüm alt boyutlarının esneklik performansını pozitif olarak etkilediği tespit edilmiştir. Bunun yanında, entegrasyon ve maliyet performanslarını sadece tedarikçi entegrasyonunun pozitif olarak etkilediği bulgulanmıştır. Araştırma sonuçlarının kuramsal uygulamaları ve pratiğe yönelik uygulamaları tartışılmıştır.
İş yerinde yalnızlık, yaşam doyumu ve iş performansı arasındaki ilişki
Modern dünyanın en büyük sorunlarından biri olarak ele alınan yalnızlık olgusu, sadece gündelik yaşamla sınırlı kalmayarak iş yerinde de kendini gösterebilmektedir. Bu durum da iş yerindeki yalnızlık yaşam doyumu ve iş performansını olumsuz etkileyebilmektedir. Araştırmanın amacı, iş yerinde yalnızlık ile iş performansı arasındaki ilişkinin incelenerek iş yerinde yalnızlığın iş performansına etkisinde yaşam doyumunun aracılık rolünün ortaya konulmasıdır. Bu kapsamda Kasım-Aralık 2020 tarihleri arasında Bursa ilinin Gemlik ilçesinde lojistik sektöründe faaliyet gösteren firma çalışanlarından toplanmış olan veriler hipotezler için destek sağlamıştır. Analiz sonuçlarına bakıldığında iş yerindeki yalnızlık ile yaşam doyumu ve iş performansı arasında negatif yönde bir ilişkinin varlığı saptanmıştır. Bununla birlikte araştırmanın temel sorunsalı olan iş yerinde yalnızlığın iş performansı ile ilişkisinde yaşam doyumunun aracılık rolü kısmi olarak desteklenmiştir. Araştırmanın teorik ve uygulamaya dönük önerileri tartışılmıştır.
Küresel iklim değişikliği ile mücadelede finans sektörünün rolü ve yeşil tahviller
Çalışmanın amacı, doğaya saygılı yeşil projelerin finanse edilmesinde kullanılan yeşil tahvillerin başlangıcından günümüze kadar olan süreçte nasıl şekillendiğini ortaya koymak ve yeşil tahvillerin iklim değişikliği ile mücadeledeki etkisini sunmaktır. Günümüzde sermaye piyasalarının gelişmesi sonucu kapitalizm, sonu gelmeyen bir üretim artışına bağımlı hale gelmiştir. Bu durum toplumsal ve çevresel koşulların göz önüne alınmadığı bir üretim anlayışının oluşmasını beraberinde getirmiştir. Nitekim başta çevre olmak üzere dünya kaynakları, beşeri faaliyetlerin bir sonucu olarak tükenme sınırına gitgide yaklaşmaktadır. Bu nedenle üretimin öncelikli ana kaynağı olan çevreye ve beraberindeki ekolojik sistemlerin tüm süreçlerine gereken önemin verilmesi dünya genelinde yaygın olarak kabul edilen bir görüş haline gelmiştir. Bireylerin, işletmelerin ve devletlerin kayıtsız kalamayacağı bir boyuta ulaşan ve daha da kötüye giden küresel ısınma ve iklim değişikliği ile mücadele edebilmek adına gerekli birtakım önlemlerin alınması ve alınan önlemlerin de etkinliğinin arttırılması kaçınılmazdır. Bu bağlamda konu hakkında gerekli literatür taraması yapıldıktan sonra çalışmanın birinci bölümünde canlı yaşamını tehdit eden başlıca çevresel sorunlar ile bunların etkileri ele alınmış, küresel ısınma ve iklim değişikliği gibi dramatik çevre sorunlarının çözümüne yönelik gerek dünyada gerek Türkiye'de uygulanan sürdürülebilir yaklaşımlar incelenmiştir. Bu bölümde çevre üzerinde yıkıcı etkisi olan mevcut ekonomik faaliyetler yerine ekolojik sistemle uyumlu ekonomik araçların geliştirilmesi düşüncesini yansıtmak üzere oluşturulan yeşil ekonomi modelinin, sürdürülebilir kalkınmanın sağlanması adına bir yol haritası oluşturduğu da vurgulanmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde, ekonomik faaliyetlerin sürdürülebilirlik yaklaşımıyla gerçekleştirilebilmesi amacıyla geliştirilmiş olan belli başlı finansal ürünlerden bahsedildikten sonra sürdürülebilirliğe kaynak sağlanmasında önemli bir araç olan ve hem dünyada hem de Türkiye'de kullanımı giderek artan yeşil tahviller ayrıntılı bir şekilde anlatılmıştır. Son bölüme gelindiğinde, yeşil finans ve yeşil finansal enstrümanların küresel hacimlerine ilişkin bilgiler sunulduktan sonra Türkiye'nin yeşil finansman adına atmış olduğu adımlar üzerinde durularak dünya genelinde yaygın hale gelen yeşil finansmanın Türkiye'de uygulanabilirliği incelenmiş ve Türkiye'nin bu konudaki potansiyeli ortaya konulmuştur.
Online alışverişte kafa karışıklığı sonuçlarının değerlendirilmesi
İşletmeler her geçen gün daha fazla ürün ve marka üreterek pazarda büyük bir bolluğa neden olmaktadır. Her ne kadar ürün veya marka çeşitliliğinin fazla olması tüketiciler için birer seçenek olsa da, bazen de bireyler bu bolluk karşısında zorlanmakta ve satın alma karar süreçleri etkilenmektedir. Bu doğrultuda karşımıza tüketici kafa karışıklığı kavramı çıkmaktadır. Tüketici kafa karışıklığı bireylerin satın alma süreçlerinde benzer, belirsiz ve aşırı bilgi, ürün ve marka yüküne maruz kalması ile ortaya çıkan bilişsel, duygusal ve davranışsal zorlanma durumunu ifade etmektedir. Bu çalışmanın amacı, online alışverişte tüketici kafa karışıklığı sonuçlarını incelemektir. Tüketici kafa karışıklığı sonuçlarını anlamak ve belirlemek özellikle işletmeler için önemlidir. Bu çalışmada online alışveriş yapan tüketicilere online anket çalışması uygulanmıştır. Araştırma sonucuna göre; benzerliğe dayalı kafa karışıklığının, karar erteleme ve algılanan risk üzerinde pozitif, güven ve memnuniyet üzerinde negatif etkisi bulunmaktadır. Belirsizliğe dayalı kafa karışıklığının, karar erteleme ve algılanan risk üzerinde pozitif etkisi bulunurken, güven ve memnuniyet üzerinde bir etkisi bulunmamaktadır. Aşırı yüklemeye dayalı kafa karışıklığının, karar erteleme üzerinde pozitif bir etkisi bulunurken güven, memnuniyet ve algılanan risk üzerinde bir etkisi bulunmadığı tespit edilmiştir. Karar ertelemenin negatif ağızdan ağıza iletişim üzerinde pozitif, yeniden satın alma niyeti üzerinde negatif etkisi bulunmaktadır. Güvenin negatif ağızdan ağıza iletişimde bir etkisi bulunmazken yeniden satın alma niyeti üzerinde pozitif etkisi bulunmaktadır. Memnuniyetin negatif ağızdan ağıza iletişim üzerinde negatif, yeniden satın alma niyeti üzerinde pozitif etkisi olduğu tespit edilmiştir. Son olarak algılanan riskin negatif ağızdan ağıza iletişim üzerinde pozitif bir etkisi bulunurken, yeniden satın alma niyeti üzerinde bir etkisi olmadığı tespit edilmiştir.
Lojistik hizmet kalitesinin marka değeri üzerine etkisi
Günümüzde müşteriler, talep ettikleri ürün ve hizmetlerde maksimum kaliteyi arzulamaktadırlar. Üreticilerin de beklenen kaliteyi müşterilerine sunması rekabette üstünlük sağlamaktadır. Hizmet kalitesinin dünya ekonomisinde meydana getirdiği gelişmelerin farkında olan işletmeler; sundukları ürün ve hizmetlerde kaliteyi arttırmak, müşteri taleplerini en iyi şekilde karşılamak ve faaliyette bulundukları alanlarda uzmanlaşmak istemektedirler. Kalitede uzmanlaşan işletmelerin marka değeri yaratabileceği bilinen bir gerçektir. Lojistik sektöründeki işletmelerin de müşterilerine kaliteli bir lojistik hizmet sunmadan, yalnızca üretim veya pazarlama faaliyetleriyle başarılı olmaları oldukça zordur. İşletmeler, müşterilerin talep ettikleri mal veya hizmetleri müşterilerin istedikleri zamanda teslim edemediği takdirde öncesinde yapılan tüm faaliyletler, süreçler ve başarılar değerini yitirecektir. Özellikle son yıllarda marka değeri konusunun önem kazandığı lojistik sektöründe, hizmet kalitesinin boyutları ve müşteride yarattığı marka değeri algısının incelenmesi gerekmektedir. Öneminden dolayı bu çalışmanın amacı, lojistik hizmet kalitesinin marka değerine etkisini belirlemektir. Bu amaçla; lojistik hizmetleri kullanan bireysel ve kurumsal 324 tüketici ile online anket çalışması gerçekleştirilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre; kalite algısı boyutlarından teknik hizmet ve operasyonel hizmet kalitesinin marka değeri üzerinde, tüketici temelli marka değeri boyutlarının tamamının marka değeri üzerinde anlamlı etkisi bulunmaktadır. Ayrıca bireysel ve kurumsal tüketicilerin kalite algıları ortalamalar açısından farklılık göstermektedir. Elde edilen sonuçlar doğrultusunda literatüre ve araştırmacılara çeşitli önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Lojistik, Kalite, Değer, Lojistik Hizmet Kalitesi, Marka Değeri
Türkiye'deki bireysel kripto para yatırımcılarının kripto paralara yaklaşımları
Son dönemlerde hızla gelişen blockchain teknolojisinin bir ürünü olarak bilinen kripto paralar, resmi bir şekilde bir varlık veya değişim aracı olarak merkez bankaları gibi merkezi otoriteler tarafından kabul edilmiş olmamasına rağmen yatırımcılar tarafından yoğun talep görmektedir. Kripto para ekonomisi her geçen gün hızla büyümektedir. Herhangi bir fiziksel karşılığı olmayan, tamamen sanal ortamda kullanılan, aracılara ihtiyaç duymadan kişiler arası işlemlere imkan veren ve şifreli bir sisteme sahip olan kripto paraların bir değişim veya yatırım aracı olduğuna dair farklı görüşler bulunmaktadır. Ama son dönemlerde popülaritesinin giderek artmasıyla tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de yatırımcıların yöneldiği araçlardan biri haline gelmiş bulunmaktadır. Bu sebeple bu araştırmada, Türkiye'deki bireysel kripto para yatırımcılarının kripto paralara yaklaşımları açıklanmaya çalışılmaktadır. Bu çalışma temel olarak üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümünde, yatırım ve yatırımcı kavramları ile ilgili bilgiler yer almaktadır. Çalışmanın ikinci bölümünde, kripto paralarla ilgili bilgilere yer verilmiş olup, üçüncü bölümü ise, uygulama ve sonuç kısmından oluşmaktadır. Çalışmaya esas oluşturacak veriler sosyal medya platformları (Facebook, Twitter, Telegram, WhatsApp v.b) üzerinden Türkiye'deki 440 bireysel kripto para yatırımcılarına anket uygulanarak toplanmıştır. Uygun görülen 396 anket paket program yardımıyla yorumlanmıştır. Uygulanan çoklu regresyon analizi sonucunda ekonomiyle ilgili riskten korunma faktörüyle birlikte fayda faktörünün yatırımcıların kripto paralara yatırım yapma eğilimini önemli düzeyde etkilediği, kripto para kuruluşlarına güven faktörüyle birlikte ekonomi ve kripto paralarla ilgili endişe faktörünün kripto paralara yatırım yapma eğilimini önemli düzeyde etkilemediği sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Para, Yatırım, Bireysel Yatırımcı, Kripto Para, Blockchain
Denizcilik işletmelerinde hizmet kalitesinin ölçümü: Hopa Limanı'nda bir uygulama
Günümüzde karayolu, havayolu, demiryolu, denizyolu ve boru hattı, taşımacılık sistemi içerisinde kullanılmaktadır. Bu taşımacılık türleri arasında en fazla ticari paya, denizyolu taşımacılığının sahip olduğu bilinmektedir. Denizyolu taşımacılığı; deniz araçları ile ulusal ve uluslararası sularda ziyaret ettikleri limanlar, aynı zamanda taşıma unsurlarının fabrikalardan terminallere oradan da dağıtım noktaları ve mevcut pazarlara ulaştırılma altyapısını oluşturan ağı ifade eden bir taşımacılık türüdür. Günümüzde dünya ticareti yaklaşık olarak % 90 oranında denizyolu ile gerçekleşmektedir. Denizcilik işletmelerinin ülke ekonomilerindeki yeri, artan rekabet ortamında işletmeleri avantajlı duruma getirmektedir. İşletmelerin gün geçtikçe artan rekabet ortamında hizmet kalitesine son derece önem vermeleri gerekmektedir. Kalite algısı yüksek olan denizcilik işletmelerinde hizmet kullanıcılarının memnuniyetinin artacağı ve memnuniyetin sadakate dönüşeceği düşünülmektedir. Öneminden ve bu düşünceden yola çıkılarak bu çalışmanın amacı, denizcilik işletmelerinde sunulan hizmetlerin kalitesinin, bu hizmetten yaralanan kullanıcıların memnuniyetlerini ve memnuniyetin sadakate olan etkisini incelemektir. Bu amaç doğrultusunda, Hopa Limanı'ndan hizmet alan kullanıcılardan verilerin toplanabilmesi için yüz yüze anket tekniği tercih edilmiştir. Araştırmada elde edilen sonuçlara göre, memnuniyet üzerinde en etkili hizmet kalitesi değişkeninin süreç boyutu olduğu ve daha sonra sırasıyla sosyal sorumluluk, çıktı ve imaj boyutlarının etkili olduğu belirlenmiştir. Memnuniyet değişkeninin sadakat üzerindeki etkisinin de anlamlı olduğu tespit edilmiştir.
Tehlikeli madde lojistiğinde risk faktörlerinin değerlendirilmesi: Sıkıştırılmış Doğalgaz (CNG) örneği
Dünya çapında ekonomide meydana gelen gelişmeler, küreselleşme ve nüfusun çoğalması ile tehlikeli madde kullanımına olan talep artmaktadır. Bu maddelerden biri sıkıştırılmış doğalgazdır. Sıkıştırılmış doğalgaz; insan hayatı, çevre ve mülk için potansiyel tehlikeler barındırması sebebiyle tüm dünyaca tanınan dokuz tehlikeli madde sınıfı içinde yer almaktadır. Hem önemli bir enerji kaynağı hem de tehlikeli bir madde olan doğalgazın üretimi, saklanması ve taşınması esnasında risklerin azaltılması oldukça önemli bir mesele haline gelmektedir. Bu çerçevede çalışmanın amacı, sıkıştırılmış doğalgaz lojistiğinde etkin bir lojistik risk değerlendirmesi yapılabilmesi için risk faktörlerinin ve bu faktörlerin önem derecelerinin belirlenmesidir. Bu amaçla araştırmanın birinci aşamasında, mülakat soru formu hazırlanmış, ardından sıkıştırılmış doğalgaz lojistiğinde görev alan 12 kişilik bir uzman grubu ile görüşmeler yapılmış ve bu görüşmelerden elde edilen verilerin analizinde MAXQDA 2020 paket programından yararlanılmıştır. Pilot çalışma olarak gerçekleşen bu süreç sonunda sıkıştırılmış doğalgaz lojistiğinde risk değerlendirmesi yapılırken dikkate alınması gereken kriterler belirlenmiş ve hiyerarşik bir yapıya kavuşturulmuştur. Buna göre ana kriterler: İnsan, firma, malzeme ve dolum, araçların durumu, çevre ve trafik olmak üzere 5 ana başlık altında belirlenmiştir. İkinci aşamada ise, belirlenen kriterlerin göreli önem derecelerini tespit etmek amacıyla yine aynı uzman grubunun görüşleri alınmış ve analiz sürecinde Analitik Hiyerarşi Prosesi (AHP) tekniğinden yararlanılmıştır. Çalışma sonucunda, sıkıştırılmış doğalgaz lojistiğinde etkin bir risk değerlendirmesinin yapılmasında en önemli görülen risk faktörünün insan faktörü olduğu belirlenmiş ardından sırasıyla; firma ve araçların durumu faktörlerinin önemli olduğu tespit edilmiştir.
Lojistik bilgi sistemlerinin ERP çerçevesinde incelenmesi: Mikro yazılım örneği
Gelişen ve her geçen gün değişen teknoloji işletmelerin rekabet ortamında varlığını sürdürebilmelerini zorlaştırmaktadır. Müşteri talep ve ihtiyaçlarına yönelik tepki sürelerinin kısaltılması işletmelerin en önemli hedeflerinden biri haline gelmiştir. Müşterilerin talep ve ihtiyaçlarına en hızlı sürede yanıt vermek isteyen işletmeler için lojistik sektörü önemli rekabet unsuru haline gelmiştir. Gelişen teknoloji ve sektörde rakiplerin artması ile birlikte işletmelerin hareketli ve karmaşık lojistik faaliyetleri süreçlerini yönetmek ve sorunların çözümlenmesinde bilgiye ve teknolojiye daha çok gereksinim duyulmaya başlanmıştır. İşletmeler, lojistik sürecin başarılı bir şekilde yönetilmesi ve sürdürülmesi sırasında işletmeler lojistik bilgi sistemlerinden yararlanırlar. Bilgi sistemleri işletmenin planlama ve operasyonel süreçlerinin bütünleşmiş şekilde çalışmasını sağlayarak işletme içi bilgi ve veri akışının sağlamaktadır. Bu tez çalışmasında yerel bir firmanın kurumsal kaynak planlama öncesi dönemine ait ve kurumsal kaynak planlamasına geçiş ile entegre yazılım sistemi olan Mikro Yazılım'ın kullanılmaya başladığı döneme ait anonim veriler incelenmiştir. Kurumsal kaynak planlaması öncesi ve sonrası dönemde stok takibi başarı durumu, müşteri memnuniyeti durumu, işletme personel değişimi durumu, müşteri değişimi durumu ve depolama faaliyetleri değişim durumları bulguları açıklanmıştır.
Yeni İpek Yolu Projesi ve lojistik sektörünün Türkiye üzerinde etkisi
Yeni İpek Yolu Projesi, Dünya'nın en büyük ekonomilerinden biri olan Çin'in Asya-Avrupa koridorunda yarattığı hareketlilikten güzergâh üzerindeki ülkeler yararlanmak istemiş ve kendi politikaları doğrultusunda fırsatlar aramaya başlamıştır. Ülkelerin transit yük koridorunda kendileri için fırsat arayışına girmesi, aynı bölgedeki komşuları arasından tercih edilme amacı taşımakta ve bir anlamda komşuları için ekonomik tehdit oluşturmaktadır. Bu nedenle Türkiye transit yük koridorlarını kendi üzerine çekmek için belirli standartta ulaşım altyapısına sahip olmak zorundadır. Yeni İpek Yolu bu amaçlarla şekillenmiş olup genel anlamda 3 kısımda incelenebilir. Bunlar Kuzey, Orta ve Güney İpek Yolu Koridorlarıdır. Üç koridor da bazı kısımlarda aynı ülkeler üzerinden geçmekteyken, coğrafi konum olarak farklı ülkelerden de geçmektedir. Bu çalışmada Yeni ipek yolu projesinin lojistik sektörü üzerindeki etkisi açıklanmış olup, lojistik sektörünün yeni ipek yolu projesi ile nasıl etkilendiği açıklanmıştır. Proje, 60 ülkeyi, dünyanın bilinen enerji rezervlerinin %75'ini, dünya nüfusunun %70'ini etkileyecek ve dünya GSYH'sinin %55'ini oluşturacaktır. Çin başkanı Xi Jinping'in 2016 Ocak ayında Mısır, İran ve Suudi Arabistan üzerinden yaptığı tur, Çin'in sadece bu alanda tükettiği ham petrolün yarısından fazlasını tedarik etmesi nedeniyle değil, aynı zamanda zorunlu bir adım olması nedeniyle Levant'a atfettiği muazzam önemi ortaya koymaktadır. Araştırmada nitel araştırma yöntemleri veri toplama tekniklerinden biri olan mülakat tekniği kullanılmıştır. Araştırmada toplam 23 kişi ile mülakat gerçekleştirilmiştir. Mülakatlardan elde edilen veriler Maxqda2022 programı aracığıyla analiz edilmiştir. Program ile birlikte Türkiye'nin lojistik üs olma analizindeki Zayıf ve üstün yönlerine değinilirken, yeni İpek yolu projesinin siyasi ve ekonomik etkileri elde edilmiştir.
Türk demir çelik sektörü ihracat performansının rekabet stratejileri üzerine etkisi
Dünya pazarının küreselleşmesi ile birlikte rekabetçilik şirketler için her geçen gün biraz daha güçleşmiştir. Yalnız rekabet üstünlüğü sağlayan firmalar, rakiplerine kıyasla avantajlı pozisyonda konumlanmıştır. Rekabet stratejilerini açıklamada önemli bir referans kaynağı olan Michael E. Porter'a göre küresel iktisatta daimi rekabet avantajı elde edebilmek, bilgi birikimi, ikili ilişkiler, güdüleme ve benzeri lokal öğelere dayanmaktadır. Ulusal büyüme ve kalkınma, ilgili bölgelerdeki sanayi ve işkollarının gelişimiyle doğru orantılıdır. Bilhassa bugünlerde işkolu bazında rekabet gün geçtikçe daha önemli bir hale gelmiştir. Ulusal ve uluslararası yarış (rekabet) gücünü elinde bulundurmak amacıyla milletlerin rekabet üstünlüğü sağlayabileceği işkollarına yönelim göstermesi önem arz etmektedir. Sektörel açıdan yapılan rekabet analizi bahse konu işkolunu, o milletin kendine has niteliklerini de göz önünde bulundurarak dâhili(iç) ve harici(dış) öğeler perspektiflerden incelenmeyi gerekli kılmaktadır. Bu araştırmada, Türkiye için lokomotif bir işkolu olan demir-çelik işkolunun rekabet stratejileri, Porter'ın Elmas Modeli baz alınarak değerlendirilmiştir. Bahse konu değerlendirme için sektöre uygun, en doğru stratejiyi belirleyebilmek amacıyla hiyerarşik yapı oluşturulmuş ve Analitik Hiyerarşi Prosesi (AHP) yöntemi kullanılarak sektör değerlendirilmiştir. Porter'ın Elmas Modeli temel alınıp, güncel konular göz önünde tutularak oluşturulan AHP hiyerarşisi, anket formuna dönüştürülmüştür. Bu doğrultuda, Türk demir-çelik firmalarında görev yapan 20 uzman ile tek tek görüşülmüş ve anket formları uzmanlara ulaştırılmıştır. Anket formlarında yer alan 6 ana kriter, 23 alt kriter ve 3 alternatif/strateji göreli önem derecelerini ortaya koymak amacıyla uzman kişilerden derecelendirmeleri talep edilmiştir. Uzman görüşlerinden elde edilen veriler analize tabii tutulmuştur. Yapılan analiz ve araştırmalar sonunda "Ar-Ge ve Yenilikçiliğe Odaklanma" Türk demir-çelik sektörü için en önemli alternatif/strateji olarak tespit edilmiştir.
Lojistik işletmelerin dijital pazarlamaya katılımı: Freight forwarder işletmeler üzerinde bir araştırma
Günümüzün en önemli gelişmelerinden birisi olan dijitalleşme konusu lojistik sektörü için de ayrıca önemlidir. Hızla gelişen dijitalleşme ile oluşan yeni alışkanlıklara cevap verebilme yeteneği kazanmak, müşteri istek ve ihtiyaçlarına yetişebilmek, rekabette üstünlük sağlayabilmek ve gelişmeleri kaçırmamak için işletmeler bu değişime uyum sağlamaktadır. Freight forwarder işletmeler için de müşterilere en iyi hizmeti verme noktasında dijital pazarlama önemli araçlardan biri haline gelmiştir. Bu çalışmanın temel amacı dijitalleşmenin freight forwarder firmalar üzerinde etkilerinin araştırılmasıdır. İşletmelerin geleneksel pazarlamadan dijital pazarlamaya geçişte dijital pazarlama yönetimi, hedeflenen projeler ve yatırımlar, kullandıkları dijital pazarlama araçları, olumlu olumsuz yönleri ve gelecek beklentileri gibi birçok konu araştırılmıştır. Araştırmada nitel analiz yönteminden faydalanılmış, veri toplama aracı olarak yarı yapılandırılmış mülakat tekniği kullanılmıştır. Dijital pazarlama ile ilgili uygulamaları ve stratejileri tespit etmeyi amaçlayan mülakat soruları 14 katılımcıya yöneltilmiş olup verilen cevaplar yazıya dökülmüş, Maxqda yazılım sistemine aktarılarak kodlama yapılmıştır. Çalışma sonucunda; freight forwarder işletmelerin dijital pazarlamaya konusundaki bakış açısı, uygulamaları ve gelecek hedeflerine ilişkin kodlara ulaşılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre dijital pazarlama kullanımı, müşteri ile iletişim kolaylığı sağlamakta, pazar payını genişletme fırsatı sağlamakta, zamandan ve maliyetlerden tasarruf sağlamaktadır.
Bütüncül kanal lojistikte müşteri deneyiminin marka bağlılığına etkisi
Son yıllarda gelişen teknolojik yenilikler ve müşteri alışveriş davranışlarındaki değişiklikler ile birlikte hızla büyüyen rekabet ortamına uyum sağlamaya çalışan ve başarı elde etmek isteyen perakendeciler, yeni nesil pazarlama stratejilerinden biri olan bütüncül kanal pazarlama yöntemini benimsemektedir. Bu pazarlama yöntemi sayesinde müşterilere birçok kanal üzerinden tutarlı, kesintisiz ve bütünleşik alışveriş deneyimi sunulmaktadır. Birden çok kanala sahip perakendecilikte artan müşteri beklentileri, dağıtım şekillerini genişletmektedir. Doğru şekilde uygulanan bütüncül kanal lojistik stratejisi, hızlı teslimatın sağlanabileceği, doğru ürün teslimatının gerçekleşebileceği, siparişin kolay takip edilebileceği, istenilen yer ve zamanda teslim alınabileceği veya iade edilebileceği gibi müşteriye sağlayacağı avantajlar neticesinde müşterilerin satın alma davranışını etkileyebileceği ve daha iyi deneyim sağlanabileceği düşünülmektedir. Öneminden ve bu düşünceden yola çıkılarak bu çalışmanın amacı, bütüncül kanal lojistik hizmetlerinde müşteri deneyiminin marka bağlılığına etkisini tespit etmeye çalışmak ve aynı zamanda bu bağlılığın tekrar satın alma veya tavsiye etme aşamasında kalıp kalmadığını ortaya çıkarmaktır. Bu amaç doğrultusunda üç farklı perakende sektöründe öncül olarak bütüncül kanal lojistik faaliyeti yürüten Teknosa, DeFacto ve Domino's mağazalarının Bandırmada yaşayan 18 yaş ve üzeri 417 kullanıcısı ile online anket çalışması gerçekleştirilmiştir. Araştırmada elde edilen sonuçlara göre, marka bağlılığı üzerinde etkili olan deneyim boyutları; düşünsel, davranışsal, ilişkisel ve eğlence deneyimleri iken etkili olmayan deneyim boyutları ise duyusal ve duygusal boyutlardır. Bağlılık değişkeninin de tekrar satın alma ve tavsiye etme boyutu üzerinde etkili olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca tercih edilen üç markaya yönelik deneyimsel pazarlama boyutlarında anlamlı bir farklılık olmadığı gözlemlenmiştir.
Sosyal medya bağımlılığının ve gelişmeleri kaçırma korkusunun tüketim davranışlarına etkisi üzerine bir araştırma
Günümüzün en çok kullanılan iletişim aracı olan sosyal medya, zamanla sosyal hayatımız ile bütünleşmekte ve hatta tüketim davranışlarımızı da etkileyebilmektedir. Tüketicilerin sosyal medyaya bağımlı olması, zamanla sosyal medya korkularına dönüşebilmektedir. Bu korkulardan birinin de gelişmeleri kaçırma korkusu olduğu düşünülmektedir. Tüketicilerin başkalarının yaptıklarını yapma ve tükettiklerini tüketme olarak ifade edilen gelişmeleri kaçırma korkusu ya da FoMO da zamanla tüketicilerin tüketim davranışlarını etkileyebilmektedir. Bu çalışmada, sosyal medya bağımlılığının ve sosyal medyadaki gelişmeleri kaçırma korkusunun gösterişçi ve içgüdüsel tüketime etkisi değerlendirilmektedir. Ayrıca sosyal medya bağımlılığının gelişmeleri kaçırma korkusuna doğrudan etkisini de değerlendirmek amaçlanmaktadır. Çalışmada, kolayda örneklem türü ile 393 katılımcıya ulaşılmıştır. Araştırmada demografik ve tanımlayıcı analizler ile açıklayıcı faktör ve regresyon analizleri gerçekleştirilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre sosyal medya bağımlılığının gelişmeleri kaçırma korkusu üzerinde ve gelişmeleri kaçırma korkusunun da tüketim davranışı üzerinde anlamlı etkisi bulunmaktadır. Ancak sosyal medya bağımlılığının sanal tolerans boyutunun gelişmeleri kaçırma korkusunun endişe boyutu üzerinde ve gösterişçi tüketim üzerinde anlamlı bir etkisi bulunmamaktadır. Elde edilen sonuçların literatüre ve pazarlama uzmanlarına katkı sunması beklenmektedir.
Dijital çağda chatbot (sohbet robotu) müşteri deneyim ve algılarının Y ve Z kuşağı perspektifinde incelenmesi
Teknoloji çağının sonucu olan dijitalleşen dünyada hızla değişen tüketici davranışları, şirket ve markaların inovatif kararlar almasını gerektirmektedir. Bu dijital dönüşüm ''müşteri deneyimi'' kavramının önemini ortaya çıkarmıştır. Müşteri ile karşılıklı etkileşimin ve gerçek zamanlı pazarlamanın öneminin arttığı günümüzde, yapay zeka destekli dijital akıllı sistemlerin benimsenmesi markalar için stratejik bir öneme sahiptir. Bu akıllı sistemlerin başında ise chatbotlar gelmektedir. Chatbotlar; yapay zekâ teknolojileri ile geliştirilen, sesli veya yazılı mesajlaşma arayüzlerinin kullanıldığı diyalog tabanlı bir bilgisayar programı olarak ifade edilmektedir. Bu tez, temel olarak chatbotların önemine vurgu yapmaktadır. Tezin amacı, Y ve Z kuşaklarına ait müşterilerin chatbot deneyimleri ve bunun sonucunda algılarının ne yönde olduğunu belirlemektir. Teknolojiye duyulan ihtiyaç ile bu iki ayrı kuşağın deneyimsel farklılıkları, markaların chatbot stratejilerini ne yönde belirlemesi gerektiğine dair ışık tutacaktır. İki ayrı kuşağa ait toplamda 14 kişi ile görüşmeler yapılarak yarı yapılandırılmış sorulara cevap aranmıştır. Araştırmanın sonunda betimsel analiz yönteminden yararlanılarak kategoriler halinde irdelenmiştir. Elde edilen sonuçlara göre; Y kuşağı, kullanıcı verilerinin chatbotlar tarafından depolanmasını gizlilik konusunda tehdit olarak algılamaktayken, Z kuşağının chatbotlara karşı herhangi bir gizlilik tehdidi algılamadığı sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca Z kuşağı, chatbotların verdiği cevapları tamin edici bulmaktayken Y kuşağının çoğunluğu, chatbotların verdiği yanıtları tatmin edici bulmadığı tespit edilmiştir. İki kuşakta göze çarpan en büyük ayrım, Z kuşağının Y kuşağına göre Türkiye'deki chatbotların nitelikleri konusunda farkındalığa sahip olması ve chatbotlara güven duymasıdır.
Lojistikte araç takip sistemi (GPS) kullanımının teknoloji kabul modeli ile incelenmesi: Mobil uygulamalar üzerinde bir araştırma
Teknolojinin hızla gelişimi, beraberinde birçok yeniliği ortaya çıkarmış ve lojistik sektöründeki işletmelerin de teknolojik yeniliklere ayak uydurarak faaliyetlerine şekil verdiği görülmektedir. İşletmeler, dağıtım kanalındaki araçlarının konumu ve durumları hakkında istenilen bilgilere araç takip sistemleri sayesinde ulaşabilme imkânı sağlarken paketleme, depolama ve gümrükleme gibi birçok farklı alanda da bu sistemleri kullanarak çok daha hızlı, güvenli ve kaliteli faaliyetler gerçekleştirmektedir. İşletmeler haricinde kullanıcı olan insanlar, cep telefonu veya diğer elektronik cihazlar üzerinden araç takip sistemlerini kullanarak fayda elde etmektedir. Özellikle son yıllarda araç takip sistemleri, mobil uygulamalar üzerinden kullanım göstermekte ve birçok farklı markanın faaliyetlerinde yer almaktadır. Bu tez, temel olarak araç takip sistemi bulunan mobil uygulamaların kullanım farklılıklarına ve etkilerine önem vermektedir. Tezin amacı, araç takip sistemi (GPS) bulunan mobil uygulamaları ele alarak kullanıcıların, teknolojik yenilik olan araç takip sistemlerini kabul görme ve algılama farklılıklarına bakarak faaliyetlerine olan etkilerini ortaya koymaktır. Bu amaçla, araç takip sistemi (GPS) bulunan mobil uygulama kullanıcısı olan çalışanlar ve müşteriler üzerinden 395 kişi ile online anket çalışması yapılmıştır. Araştırma verilerinin sonuçlarına göre; kullanıcıların araç takip sistemi bulunan mobil uygulamaları kabul görme durumlarında algılanan kullanım kolaylığının algılanan faydayı, algılanan kullanım kolaylığı ve algılanan faydanın tutumu, algılanan fayda ve tutumun niyeti, niyetin ise davranışı anlamlı bir şekilde etkilediği sonucuna varılmıştır. Ayrıca, araç takip sistemi bulunan mobil uygulama kullanıcılarının algılama ve kabul görme durumları çalışanlar ve müşteriler açısından anlamlı bir farklılık göstermektedir.
COVID-19 pandemi döneminde e-müşteri algılarının ürün kategorilerine göre karşılaştırılması
Covid-19 salgınının pandemik bir kriz yarattığı ve etkilerinin tüm dünyada sosyal, psikolojik ve ekonomik alanlarda değişimlere neden olduğu bilinmektedir. Pandemi döneminin fiziki kısıtlamaları, bireylerin alışveriş yöntemlerini etkilemekte ve küresel e-ticaret gelişimini desteklemektedir. E-ticaret, işletmeler için gün geçtikçe daha da tercih edilen bir pazar haline gelmekteyken, tüketiciler için de sunduğu avantajlar sayesinde daha kolay bir alışveriş yöntemi olarak görülmektedir. Pandemi döneminde birçok sektör ve ürün grubu pazarlama yöntemlerini geliştirmiş ve faaliyetlerine sanal platformlarda devam etmişlerdir. Tüketiciler tarafından sıklıkla tercih edilmiş ve büyük bir dijital dönüşüm yaşadığı görülmüş üç ürün kategorisi; gıda, tekstil ve teknoloji ürün kategorileri olarak çalışma kapsamında incelenmiştir. Belirlenen ürün kategorileri üzerinden e-ticaretten alışveriş yapan müşteriler çalışmanın örneklemini oluşturmaktadır. İnternetten satın alma faaliyeti gerçekleştiren müşterilerin alışverişlerine karşı geliştirdiği algılarını belirleyebilmek, sunulan ve temin edilen hizmet kalitesini ölçümlemek adına önem arz etmektedir. Bu nedenle ortaya çıkarılmış e-müşteri algıları; fayda, güvenlik, kişiselleştirme, müşteri ilişkileri, kontrol ve risk algıları çalışmanın ölçeğini oluşturmaktadır. Bu çalışma, e-müşteri algılarında pandemik bir dönemde ürün kategorileri (gıda, tekstil, teknoloji) arasında farklılık olup olmadığını araştırmak amacıyla gerçekleştirilmiştir. Bu amaçla; e-ticaretten alışveriş yapan 447 tüketici ile online anket çalışması gerçekleştirilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre; fayda, güvenlik, kişiselleştirme, müşteri ilişkileri ve kontrol algılarının, gıda, tekstil ve teknoloji ürün kategorileri arasında farklılaştığı; fakat risk algısının farklılaşmadığı görülmüştür. Elde edilen sonuçlar doğrultusunda literatüre ve araştırmacılara çeşitli önerilerde bulunulmuştur.
Toksik liderlik algısının sosyal sanal kaytarma üzerindeki etkisi: Lojistik sektörü üzerine bir araştırma
Teknolojinin gelişmesi ve internetin yaygınlaşmasıyla birlikte sosyal medya kullanımının her geçen gün arttığı görülmektedir. Bu artış insanların yalnızca sosyal hayatlarını etkilemekle kalmamış, işletmeleri de etkilemeye başlamıştır. Dolayısıyla literatürde ilgili konuda yapılan çalışmalar hız kazanmış ve mesai saatleri içerisinde sosyal medya kullanımını tanımlayabilmek adına sosyal sanal kaytarma kavramı ortaya çıkmıştır. Bu araştırmada işyerindeki toksik liderlik algısının sosyal sanal kaytarma davranışları üzerindeki etkisinin sosyal bilişsel teori bağlamında incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda Marmara Bölgesi'nde bulunan lojistik işletmeleri çalışanlarından veriler toplanmıştır. Elde edilen veriler doğrultusunda toksik liderliğin bencillik alt boyutunun sosyal sanal kaytarma davranışlarını pozitif yönde etkilediği belirlenmiştir. Toksik liderliğin diğer alt boyutları olan değer bilmezlik, otoriter liderlik, çıkarcılık ve olumsuz ruhsal durumun sosyal sanal kaytarma davranışları üzerinde anlamlı bir etkisinin bulunmadığı görülmüştür. Cinsiyet ve medeni durum değişkenleri üzerinde yapılan t testi sonucuna göre kadın ve bekâr çalışanların daha fazla sosyal sanal kaytarma davranışında bulunduğu gözlenmektedir. Yaş, eğitim düzeyi ve çalışma süresi değişkenleri üzerinde yapılan tek yönlü varyans analizi (one-way ANOVA) sonuçlarına göre ise 18-31 yaş aralığındaki çalışanlar, lisans eğitim düzeyine sahip çalışanlar ve 1-10 yıl aralığında çalışma süresine sahip olan çalışanların diğerlerine oranla daha fazla sosyal sanal kaytarma davranışında bulunduğu belirlenmiştir. Çıkan sonuçlar ilgili araştırmada detaylı bir şekilde incelenmiş ve çeşitli çözüm önerileri geliştirilmiştir.
Gümrük müşavirlerinin dijital gümrük hizmet algılarına yönelik bir uygulama
Günümüzde dijitalleşme hem kamu sektöründe hem de özel sektörde etkinliğini sürdürmektedir. Özellikle uluslararası ticaret işlemlerinde bilişim teknolojilerinden faydalanmak rekabet üstünlüğü sağlanabilmesi açısından kaçınılmaz hale gelmiştir. Uluslararası ticarette sınırlayıcı prosedürler ülkeler arasında ticaretin kolaylaştırılmasında engel teşkil etmektedir. Mevcut prosedürler nedeniyle yüksek maliyetli ve zaman kaybına sebep olan işlemlerin dijitalleşmeden faydalanılarak daha kolay gerçekleştirilmesi hedeflenmektedir. Dijitalleşen gümrük uygulamaları sayesinde hizmetlerin daha hızlı, daha düşük maliyetli, daha güvenilir ve daha kaliteli olacağı düşünülmektedir. Çalışmanın amacı ülkemizde dijital gümrük uygulamalarına yönelik hizmet kalitesinin gümrük müşavirleri ve gümrük müşavir yardımcıları tarafından nasıl algılandığının ölçülmesidir. Dolayısıyla çalışmanın evrenini aktif faaliyet gösteren gümrük müşavirleri ile gümrük müşavir yardımcıları oluşturmaktadır. Yapılan alan yazın çalışmasında konu ile ilgili fazla çalışmaya rastlanamadığından çalışmanın özgün nitelikte alan yazına katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Çalışmada öncelikle hizmet ve hizmet kalitesi kavramları incelenecek, gümrük kavramı ile belirlenen dijital hizmet uygulamalarına yönelik araştırma yapılacak, gümrük müşavirliği mesleğine değinilecek ve gümrük müşavirleri/gümrük müşavir yardımcılarına uygulanacak anket ile hizmet kalitesine yönelik algıları ölçülecektir. Çalışmada yer alan araştırma soruları anket yöntemi ile toplanılan verilerin nicel analiz yöntemleri kullanılarak analiz edilmesi ile test edilecektir. Elde edilen bulgular konu ile ilgili çalışma yapacak araştırmacılar, elektronik gümrük hizmetlerinin tarafı olan paydaşlar ve ilgili gümrük idarelerinin yararına olacak şekilde düzenlenecektir.
E-ticaretin uluslararası ticarete etkisi: Euro bölgesine yönelik araştırma
İçinde bulunduğumuz 21. yüzyılda teknolojinin hızla gelişimi ve küreselleşmenin artması ile ticari faaliyetlerde bu gelişmelerin etkisi görülmeye başlamıştır. Bilgi iletişim teknolojilerinin gelişimiyle internet kullanımı artmıştır. İnternetin gelişimine bağlı olarak ticarette dijitalleşmenin etkisi görülmeye başlamış ve e-ticaret gelişmiştir. E-ticaret ile şirketler dünyanın herhangi bir yerindeki müşterilere internet aracılığıyla ulaşıp ticari faaliyetlerini gerçekleşmeye başlamışlardır. Zamandan ve mekandan bağımsız olarak gerçekleştirilen e-ticaret uluslararası ticaretin gelişimine de katkı sağlamaktadır. Bu çalışma e-ticaretin uluslararası ticarete etkisini araştırmak amacıyla yapılmıştır. Aynı zamanda kişi başına düşen gayrisafi yurt içi hasıla ve internetin de uluslararası ticarete etkisi araştırılmıştır. Panel ARDL modelinin kullanıldığı çalışmada, Euro bölgesi ülkelerinin 2010-2021 yıllarına ait verileri analiz edilmiştir. Analizden elde edilen sonuçlar, ihracat ile e-ticaret arasında uzun dönemde negatif ve anlamlı bir ilişki olduğunu, ihracat ile kişi başına düşen gayrisafi yurt içi hasıla ve internet arasında uzun dönemde pozitif ve anlamlı bir ilişki olduğunu göstermektedir. Anahtar Kelimeler: E-ticaret, uluslararası ticaret, ihracat, internet, panel ARDL modeli
AB ülkeleri ve Türkiye'nin taşıma modları açısından değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı Türkiye ve seçilmiş AB ülkeleri olan Almanya, Fransa, İtalya, Hollanda İrlanda, İspanya'nın taşımacılık modları kullanımlarını 1990-2021 yılları itibariyle değerlendirmektir. Çalışmada ikincil veriler kullanılarak karşılaştırılmalı analiz yapılmıştır. Araştırmanın birinci bölümünde uluslararası ticaret kavramı ve uluslararası ticaret teorileri, taşıyıcının türüne göre ve taşımanın türüne göre taşımacılık türleri, Lojistik Performans Endeksi açıklanmıştır ve ilgili alan taraması yapılmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde ise Türkiye, Almanya, Fransa, İtalya, Hollanda, İrlanda ve İspanya'nın genel ekonomik görünümü anlatılmıştır ve bu ülkelerin 1990-2021 yılları arasındaki karayolu, havayolu ve demiryolu taşımacılık performansları grafik yardımıyla incelenmiştir.
Konteyner limanlarında yeşil pazarlama uygulamaları: Güney Marmara örneği
Günümüzdeki en önemli konulardan biri sürdürülebilirliktir. Sürdürülebilirlik, her sektörde olduğu gibi denizcilik sektöründe de çok önemli bir konuma yerleşmiştir. Özellikle son 20 yılda küreselleşmenin etkisi ile birlikte limanların kullanımının artması ve beraberinde artan çevresel kirlilikler liman operasyonlarında sürdürülebilir uygulamaların önemini arttırmıştır. Limanlarda sürdürülebilir uygulamaların önemi arttıkça, yeşil pazarlama stratejileri, liman operatörleri tarafından daha çok önemsenmeye ve tercih edilmeye başlanmıştır. Bu bağlamda yeşil pazarlama araçları konteyner limanlarında sürdürülebilirlik ilkesinin en önemli araçlarından biri haline gelmiştir. Bu çalışmanın temel amacı denizcilik sektörünün merkezi konumunda olan limanların pazarlama faaliyetlerini çevreye duyarlı olarak gerçekleştirip gerçekleştirmediğini araştırmaktır. Yapılan bu çalışmada konteyner limanlarında yeşil ürün, yeşil fiyat, yeşil dağıtım ve yeşil tutundurma faaliyetleri üzerinde durulmuştur. Konteyner limanlarında yeşil pazarlamaya geçişte ne gibi dönüşümler oldu, çevresel etkiler nasıl minimum düzeye indirgenmeye çalışıldı, sosyal, ekonomik ve ekolojik açıdan ne gibi avantajlar sağlandı, limanlarda yeşil fiyat, yeşil tutundurma ve dağıtım ekseninde gerçekleştirilen faaliyetler neler ve gelecekte bununla ilgili ne gibi öngörüler var, araştırılıp analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda Güney Marmara'daki konteyner limanlarının sürdürülebilir misyon ve vizyon stratejilere odaklandığı, devlet düzenlemeleri ve kanun destekleri ile yeşil limancılığın desteklendiği, genel olarak otomasyon sistemleri üzerinden dijitalleşmeye gidildiği, liman operasyonlarında biodizel enerji tüketen ekipmanlara yatırım yapılarak çevre üzerindeki olumsuz etkinin minimum düzeye indirgenmeye çalışıldığı, limanlarda çevresel farkındalığa yönelik herhangi bir fiyat belirleme stratejisinin bulunmadığı ve limanların yeşil tutundurma sayesinde müşteri sadakatinin arttırarak şirket olarak markalaşmaya katkı sağlandığı tespit edilmiştir. Genel olarak Güney Marmara'daki konteyner limanlarının yeşil pazarlama faaliyetlerini gerçekleştirme konusunda çevreye duyarlı oldukları sonucuna varılmıştır. Çalışmada nitel analiz yöntemi kullanılmıştır. Yarı yapılandırılmış mülakat tekniği ile liman yöneticileriyle gerçekleştirilen yüz yüze görüşmeler yapılmış ve Güney Marmara Bölgesi konteyner limanları üzerinde yeşil pazarlama uygulamaları araştırılıp değerlendirilmesi sunulmuştur. Ayrıca Maxqda yazılım sistemi kullanılarak kodlama yapılmıştır.
Uluslararası deniz yolu taşımacılığı yapan işletmelerin dijital dönüşümlerinin bilgi teknolojileri verimliliğine etkisi
Deniz yolu taşımacılığı, çeşitli paydaşlar ve karmaşık iş süreçleri ile karakterize edilen, küresel ticaretin merkezinde yer alan bir sektördür. Sektördeki işletmeler, piyasa koşullarının tahmin edilemezliği, hizmet kullanıcılarının artan talepleri, düzenleyici çerçevedeki karmaşık değişiklikler ve hızla gelişen teknolojiler gibi faktörler nedeniyle belirsiz ve dinamik bir ortamda faaliyet göstermektedir. Bu zorlu koşullar altında, işletmelerin rekabetçi bir pazar konumu elde etmek ve sürdürülebilir bir şekilde faaliyet göstermek için iş geliştirme stratejilerini sürekli olarak güncellemesi gerekmektedir. Ancak, geleneksel yöntemler değişen ihtiyaçları karşılamakta genellikle yetersiz kalmaktadır. Son yıllarda dijital teknolojilerin ortaya çıkışı, denizcilik operasyonlarının yürütülme şeklinde önemli bir paradigma değişimine yol açmış ve bu durum, sektördeki zorluklara stratejik bir yanıt sağlamak amacıyla gelişmiş bilgi teknolojileri çözümlerinin entegrasyonunu teşvik etmiştir. Dijital çözümlerin denizcilik iş operasyonlarının çeşitli yönlerine dahil edilmesi, operasyonel süreçlerin verimli bir şekilde yönetilmesini ve çalışanların iş verimliliğinin artırılmasını mümkün kılmaktadır. Bu bağlamda, Marmara Bölgesi'nde faaliyet gösteren denizcilik işletmelerinde dijital dönüşüm ile bilgi teknolojileri verimliliği arasındaki ilişki dinamik yetenekler teorisi çerçevesinde incelenmiştir. Araştırma bulguları, dijital dönüşüm ile bilgi teknolojileri verimliliği arasında pozitif bir ilişki olduğunu göstermektedir. Ayrıca bulgular, sektörde dijital dönüşüm stratejilerinin etkili bir şekilde uygulanmasının bilgi teknolojileri verimliliğini artırabileceğine işaret etmektedir ve denizcilik işletmeleri için stratejik yönelimler belirlemede önemli bir temel sunmaktadır.
Dijitalleşmenin uluslararası ticaret ve lojistik performansa etkisi: AB, APEC ve MERCOSUR ülkelerinin karşılaştırmalı analizi
Bu çalışmada dijitalleşmenin ülkelerin uluslararası ticaret ve lojistik performansları üzerindeki etkisinin belirlenerek AB, APEC ve MERCOSUR olmak üzere üç farklı ekonomik topluluk açısından bu etkinin karşılaştırılması ve dijitalleşme faaliyetlerine yönelik ilgili ülkelere politika önerilerinde bulunulması amaçlanmaktadır. Bu bağlamda, ithalat, ihracat ve lojistik performans endeksi bağımlı değişkenler olarak kullanılmıştır. Dijitalleşmenin uluslararası ticaret ve lojistik performans üzerindeki etkisini belirlemek için ise dijitalleşme göstergesi olarak toplam 16 bağımsız değişkene yer verilmiştir. Dijitalleşmenin uluslararası ticaret üzerindeki etkisini belirlemek için 2007-2022 yılları arasındaki veriler kullanılarak panel veri analizi; lojistik performans üzerindeki etkisini belirlemek için ise 2007-2018 yılları arasındaki veriler kullanılarak Tobit analizi gerçekleştirilmiştir. Yapılan analizlere göre; küresel inovasyon endeksi, APEC'in ithalat ve lojistik performansı ile MERCOSUR'un ihracat ve ithalatını pozitif yönde etkilerken AB'nin lojistik performansını negatif yönde etkilemektedir. Ağa hazırlık endeksi, AB'nin ihracatı, ithalatı ve lojistik performansı ile APEC ve MERCOSUR'un lojistik performanslarını pozitif yönde etkilemektedir. Öncü teknoloji hazırlık endeksi, APEC'in lojistik performansını pozitif yönde etkilerken MERCOSUR'un lojistik performansını negatif yönde etkilemektedir. Yükseköğretime kayıt oranı APEC'in ihracatı ve lojistik performansı ile MERCOSUR'un ihracat ve ithalatını negatif yönde etkilerken MERCOSUR'un lojistik performansı üzerinde pozitif yönde etkilemektedir. Yüksek teknolojili ürün ihracatı AB ve APEC'in ithalat ve ihracatı ile MERCOSUR'un ithalatında pozitif yönlü etkiye sahiptir. Yüksek teknolojili ürün ihracatının toplam ihracata oranı AB'nin ve APEC'in ihracat ve ithalatı ile MERCOSUR'un ithalatını negatif yönde etkilemektedir. BİT hizmet ihracatı AB'nin ihracat, ithalat ve lojistik performansı ile APEC'in ihracatını pozitif yönde etkilerken APEC'in lojistik performansını negatif yönde etkilemektedir. BİT hizmet ihracatının toplam hizmet ihracatına oranı AB'nin lojistik performansı ve APEC'in ihracatında negatif yönde etkiye sahiptir. BİT mal ihracatının toplam mal ihracatına oranı MERCOSUR'un lojistik performansını pozitif etkilemekte iken MERCOSUR'un ihracatı ile ithalatını negatif yönde etkilemektedir. BİT mal ithalatının toplam mal ithalatına oranı AB'nin ihracatı ve ithalatı ile MERCOSUR'un lojistik performansını negatif yönde etkilemekte iken APEC'in lojistik performansı ile MERCOSUR'un ihracat ve ithalatını pozitif yönde etkilemektedir. Ar-Ge harcamalarının GSYİH'ye oranı AB'nin ihracat ve ithalatını negatif yönde etkilerken APEC'in ithalatını ve MERCOSUR'un lojistik performansını pozitif yönde etkilemektedir. 100 kişi başına sabit geniş bant aboneliği AB'nin ihracat ve ithalatını negatif yönde etkilerken APEC'in ihracatını pozitif yönde etkilemektedir. İnternet kullanan kişi sayısının toplam nüfusa oranı AB'nin ihracat ve lojistik performansını pozitif yönde etkilemekte iken APEC'in lojistik performansını negatif yönde etkilemektedir. 100 kişi başına mobil hat aboneliği değişkeni ise AB'nin ihracat, ithalat ve lojistik performansı ile MERCOSUR'un ithalatını olumlu yönde etkilemekte iken APEC'in ithalatını negatif yönde etkilemektedir. Elde edilen bu sonuçlara göre, çalışma sonunda politika yapıcılara ve gelecek çalışmalara önerilerde bulunulmaktadır.
Endüstri 4.0'ın ekonomik kompleksite ve dış ticaret performansına etkileri: G20 ve OECD'den seçilmiş ülkeler
Endüstri devrimleri bir öncekinin daha gelişmiş versiyonu olarak gelişim göstermiştir. Buhar ve su gücünden elektriğin sanayide kullanılmaya başlanmasına geçiş, buradan da yarı iletkenler, kişisel bilgisayarlar, ana bilgisayarlar ve dijital dönüşüme geçiş ve son devrim Endüstri 4.0'da ise yapay zeka, IoT(Internet of the Things), bulut bilişim ve siber güvenlik gibi kavramlarla iç içe olma sürecidir. Ülkeler endüstri 4.0 üretim modeliyle birlikte üretim ve ticarette dönüşümler yaşamaya ve ekonomik yapılarında daha kompleks/karmaşık bir yapıya doğru evirilmeye başlamıştır. Bu çalışmada G20 ve OECD'den seçilmiş ülkeler bağlamında Endüstri 4.0'ın ülkelerin uluslararası ticaret performanslarına ve ekonomik kompleksite/karmaşıklık düzeylerine etkisinin olup olmadığı 2003-2019 yılları arasındaki veriler kullanılarak incelenmesi amaçlanmıştır. Ayrıca kompleks ağ analizi yardımıyla düşük kompleksite/karmaşık yapıda bir ürün olan nadir elementler ve yüksek kompleksite/karmaşık yapıda bir ürün olan endüstriyel robotlar belirlenen ülkeler bağlamında 1986, 1995, 2000, 2010, 2013, 2018, 2019, 2020, 2021 ve 2022 yılları için ağ haritaları çıkartılıp ağların yapılarında meydana gelen değişimler ve ego ağ, hub ve otorite, öz vektör merkeziliği, çekirdek ve çevre ülkeler gibi istatistiki çıktıların belirlenmiş araştırma soruları çerçevesinde açıklanması amaçlanmıştır. Ayrıca her iki ürün açısından da öne çıkan ülkelerin benzeşip benzeşmediğini tespit etmek amaçlanmıştır. Bu bağlamda Endüstri 4.0 göstergesi olarak 5 bağımsız değişkene yer verilmiştir. Bağımlı değişkenler olarak Ekonomik Kompleksite/Karmaşıklığın üç farklı indeksi (Ekonomik Kompleksite/Karmaşıklık Ticaret İndeksi, Ekonomik Kompleksite/Karmaşıklık Teknoloji İndeksi ve Ekonomik Kompleksite/Karmaşıklık Araştırma İndeksi) ve dış ticaret performansı için (İhracattaki büyüme(yüzde), İthalattaki büyüme(yüzde), İhracatın GSMH oranı ve İthalatın GSMH oranı) seçilmiştir. Böylece Endüstri 4.0, Ekonomik kompleksite/karmaşıklık ve dış ticaret performanslarına yönelik politik yapıcılara önerilerde bulunulması amaçlanmıştır. Buna göre BİT ihracatı, ihracattaki yüzde büyümeyi, ithalattaki yüzde büyümeyi pozitif yönde, Ekonomik Kompleksite/Karmaşıklık Ticaret Endeksini ve Ekonomik Kompleksite/Karmaşıklık Teknoloji Endeksini negatif yönde etkilediği görülmüştür. BİT ithalatı ihracatın GSMH içindeki payını negatif yönlü, Ekonomik Kompleksite/Karmaşıklık Ticaret Endeksini ve Ekonomik Kompleksite/Karmaşıklık Teknoloji Endeksini pozitif yönlü etkilediği görülmüştür. İnternet kullanımı ihracattaki büyümeyi, Ekonomik Kompleksite/Karmaşıklık Ticaret Endeksini ve Ekonomik Kompleksite/Karmaşıklık Teknoloji Endeksini pozitif yönlü etkilediği görülmüştür. Cep telefonu kullanımı ihracatın GSMH içindeki payını negatif yönde etkilediği görülmüştür. Karbondiyoksit salınımı ihracatın GSMH içindeki payını negatif yönlü, Ekonomik Kompleksite/Karmaşıklık Ticaret Endeksini pozitif ve Ekonomik Kompleksite/Karmaşıklık Teknoloji endeksini pozitif yönde etkilediği görülmüştür. Kompleks ağ analizine göre nadir elementler ticaret ağı kompleks yapıya doğru evrildiği, bağlantı kuramayan ülke sayılarının giderek azaldığı görülmüştür. Endüstriyel robotlar ticaret ağı çok kompleks yapısını tüm dönemlerde korumuş ve bağlantı kuramayan ülke sayısının giderek azaldığı görülmüştür. Her iki ağ içinde olumsuz ve olumlu dönemlerde ego ağ, hub ve otorite, öz vektör merkeziliği ve çekirdek ve çevre ülkeler gibi istatistiki değerlerde artış ve azalışlar tespit edilmiştir. Ayrıca her iki ürün için öne çıkan ülkelerin benzeştikleri ve bu ülkelerin büyük çoğunluğunun G20 ve OECD ülkelerinden oluştuğu görülmüştür.
Tedarik zinciri stratejisi ile lojistik performans ilişkisinde tedarik zinciri entegrasyonunun aracılık rolü
İşletmeler ulusal ve uluslararası pazarda rakipleriyle rekabet ederken tedarik zinciri yönetimini anahtar olarak kullanmaya başlamışlardır. Fakat tedarik zincirleri gelişip, faaliyetler dağınık hale geldikçe tedarik zincirinin de karmaşıklığı arttığı için, tedarik zinciri faaliyetlerinin gerçekleştirilmesinde ve yönetilmesinde işletmeler farklı zorluklarla karşı karşıya kalabilmektedirler. Bu zorluklarla başa çıkıp, tedarik zinciri yönetiminde başarılı olabilmek için de işletmelerin ürün yapılarına ve amaçlarına uygun tedarik zinciri stratejilerine ve tedarik zinciri üyeleri arasında işbirliğine dayalı stratejik işbirliklerine ihtiyaçları vardır. Ayrıca gerçekleştirilen faaliyetlerin ve stratejilerin sonuçlarını kontrol edip geliştirmek için de, işletmelerin ekonomik anlamda kalkınmasında büyük paya sahip olan lojistik faaliyetlerin performansının doğru ölçülmesi ve yönetilmesi gerekmektedir. Dolayısıyla işletmelerin rekabetinin yaşandığı ve karmaşıklığın her geçen gün daha da arttığı tedarik zinciri yönetiminde tedarik zinciri stratejileri, tedarik zinciri entegrasyonu ve lojistik performans ölçümü kritik bir öneme sahiptir. Bu çerçevede çalışmanın amacı tedarik zinciri stratejileri ile işletmenin lojistik performansı arasındaki ilişkiyi ve tedarik zinciri entegrasyonunun bu ilişkide aracı bir rolü olup olmadığını araştırmaktır. Bu amaç doğrultusunda Türkiye İhracatçılar Meclisi'nin belirlemiş olduğu 2021 yılı ilk 1000 ihracatçı işletmeden anket yöntemiyle 417 adet veri toplanarak analiz edilmiş ve bulgular yorumlanmıştır. Yapılan analizler sonucunda, işletmelerin belirlemiş oldukları tedarik zinciri stratejileri ile lojistik performansları ve tedarik zinciri entegrasyonları arasında anlamlı ve pozitif yönlü bir ilişkinin olduğu belirlenmiştir. Tedarik zinciri entegrasyonu ile lojistik performans arasında da anlamlı ve pozitif yönlü bir ilişki tespit edilmiştir. Ayrıca tedarik zinciri stratejileri ile lojistik performans arasındaki ilişkide tedarik zinciri entegrasyonunun kısmi aracı rolü üstlendiği sonucuna ulaşılmıştır.
Lojistik performansın dış ticarete etkisi: Yükselen piyasalara yönelik ekonometrik bir analiz
Küreselleşmenin artması ve teknolojinin gelişmesiyle ülkeler arasındaki sınırlar kalkmış, ülkeler arasındaki iletişimde artış görülmüştür. Ülkelerin birbirlerine daha da yakın hale gelmesi üretim ve tüketim bandındaki erişim kapısını aralayarak küresel ticaret hacminin artmasına neden olmuştur. Küreselleşme etkisini uluslararası rekabet ortamında da göstermiş, sistemdeki aktörleri (ülkeler, uluslararası firmalar, uluslararası örgütler vb.) uluslararası rekabet gücünü artırmaya yöneltmiştir. Lojistik, mal ve hizmetlerin menşe yerinden tüketim alanına akışının verimliliğini planlayan, uygulayan ve kontrol eden tedarik zincirinin bir parçası olarak nakliye maliyetlerini düşürme ve ticareti kolaylaştırma da önemli bir role sahiptir. Küresel ölçekte yaşanan liberalleşme ile lojistik kalitesindeki artışın ticaret hacmini arttırması beklenmektedir. Ulaştırma ve lojistik sektörünün etkinliği uluslararası ticareti kolaylaştırmakla birlikte, ticaret yapan tarafların mal ve hizmetlerin ihracat ve ithalat işlerini verimli şekilde yürütülmesine de katkı sağlamaktadır. Bu çerçevede lojistik, uluslararası ticarette rekabet gücü için önemli unsurları oluşturan zaman, kalite, miktar ve maliyetle ilgili gereksinimleri karşılayan, bütünleşmiş bilgi; paketleme; depolama ve taşıma sistemidir. Genel davranışın daha az maliyet ve yüksek kazanç üzerine kurulu olduğu bu düzende, ticaretteki rekabet ortamından sıyrılmanın rekabet avantajı kaynağı ve ticaret kolaylaştırıcısı olarak görülen 'lojistik' ile mümkün olduğu anlaşılmaktadır. Bu bağlamda lojistik performansındaki verimlilik ve etkenlik ülkelerin ticaret hacimlerini belirleyecek önemli bir unsurdur. Bu çalışmada, yükselen piyasa ekonomileri olarak değerlendirilen yirmi bir ülkenin dış ticaret hacmi ile lojistik performansları arasındaki ilişki incelenmiştir. Araştırmada panel veri analizi yöntemi kullanılarak, 2010, 2014, 2018 ve 2022 yıllarına ait reel efektif döviz kuru, yerel gayri safi yurtiçi hasıla (gsyih), dünya gsyih, ticaret hacmi (milyon dolar), mal ihracatı (milyon dolar), mal ithalatı (milyon dolar), lojistik performans endeksi ve alt bileşenlerine ait veriler kullanılmıştır. Araştırma sonucunda, lojistik performans endeksi ve alt bileşenlerinin ülkelerin dış ticaret, ihracat ve ithalat hacimleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.