
439
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Hasanveyhî Kürt Emirliği
ÖZET Hasanveyhî Kürt emirliği, Büveyhîler'in (932-1062) Ortadoğu'da en büyük siyasî güç haline geldiği dönemde, 961 yılında İran'ın kuzeybatısındaki Cibâl bölgesinde kurulmuştur. Hanedanın kurucusu olan Hasanveyh, Büveyhîler'in desteğini almış, siyasî ve askeri kabiliyete sahip adil bir yönetici idi. Emirliğin yönetim merkezî Dînever yakınlarındaki Sermâç Kalesi idi. Hasanveyh'in (ö. 369/979) ölümü ile emirlikte başlayan iç çekişmelere Büveyhî hükümdarı Adudüddevle (ö. 372/983) müdahale etti. Emirliğin başına geçen Bedir b. Hasanveyh, Adudüddevle ile ilişkilerini geliştirdiği gibi Büveyhîler'in iç ihtilaflarından da emirliği lehine yararlandı. Zeki, basiretli, cömert ve mütedeyyin bir kişi olan Bedir, sosyal adaletin tahakkukuna önem vermiş, birçok köprü, camii ve han yaptırmıştır. Bedir, Abbasî halifesine, sembolik de olsa, bağlılığını sürdürmüştür. Özellikle, Cibâl'de geçen ve Horasan hacılarının kullandığı hac yolunun güvenliğini sağlaması dolayısıyla Halife Kādir-Billâh tarafından takdir edilmiş ve kendisine "Nâsirü'd-Din ve'd-Devle" unvanı verilmiştir. Bedir, çekişme içinde olduğu oğlu Hilâl (ö.405/1015) ile giriştiği savaşta 400/1010 senesinde esir düşmüşse de daha sonra Büveyhîler'in askeri müdahalesi sayesinde kurtulmuş ve bu defa oğlu Hilâl esir alınarak hapsedilmiştir. Bedir, 405/1014 yılında Kosced kalesini muhasarası sırasında kendi adamları tarafından öldürülmüştür. Bunun ardından Hasanveyhî emirliği önce Büveyhîler'in Cibâl emiri Şemsüddevle'nin kontrolüne girmiş, en sonunda bölgenin yönetimini Annazi Kürt emirliğine bırakmak zorunda kalarak tarih sahnesinden çekilmiştir. (406/1015). Anahtar Sözcükler Abbasî, Cibâl, Büveyhî, Hasanveyhî, Bedir, Dînever
Sahabenin İslamı tebliğ faaliyetleri (Mısır bölgesi)
Gerek Hz. Peygamber döneminde gerekse Onun vefatından sonra sahâbe-i kiram İslâm'ı bütün insanlara tebliğ edip öğretmek gayesiyle Mısır dahil yeryüzünün değişik bölgelerine dağıldılar. Sahâbe, bölgeye fetihlerle birlikte gelip yerleşen Müslümanlara İslâm'ı öğretirken aynı zamanda bölgenin yerli halkı olan gayrimüslimlere de tebliğde bulundular. Fetihlerle birlikte bölgeye gelen Sahâbîlerden yaklaşık 373 Sahabenin geldiğini tepit edebildik. Yaptığımız araştırmaya göre bu sahâbîler içerisinden 15'i bölgede vali ve komutan olarak görev yapmıştır. Bu Sahâbîler arasında 4'ü kadı ve İslâm'ı öğretme göreviyle bölgede vazifelendirilmişlerdir. Bu Sahâbîlerden 54'ü Mısır'ın değişik bölgelerine yerleşmişlerdir. 272 Sahâbî fetihlerle birlikte Mısır'a gelip fetihlerden sonra bölgeden ayrılmışlardır. Fetihlerden önce Mısır'a gerek ticaret olsun ve gerek se başka bir amaçla olsun ziyaret eden ve fetihler sonrasında Mısır'a gelen sahâbeden 24 kişiyi tespit ettik. Ayrıca gerek fetihlerle birlikte bölgeye gelip yerleşen ve gerek te fetihlerden sonra bölgeye gelen hanım Sahabilerden de 4 kişiyi tespit edebildik. Sahâbîler bölgede eğitim-öğretim faaliyetleri gerçekleştirdiler. Bu konuda Amr b. el-As, Abdullah b. Amr b. el-As ve Ukbe b. Amir el-Cühenî gibi bölgeye yerleşmiş veya burada bir müddet kalmış olan Sahâbîler, tavır ve hareketleriyle çevrelerinde bulunan insanları etkilediler ve onlara örnek oldular. Bölgede İslâm'ın öğretilmesi hususunda en çok mescitlerden yararlandılar. mescitlerde on binlerce talebe yetiştirmişlerdir. Sahâbîler Müslüman halkla iç içe yaşarken diğer din mensuplarını unutmadılar. Hz. Peygamber'den öğrenmiş oldukları İslâm dinini bölgedeki gayrimüslim halka da tebliğ ettiler. Bölgede yaşayan gayrimüslimlerin haklarının korunması konusunda büyük çaba gösterdiler. Kendilerinden gelen şikayetleri dinlediler ve sorunları ile ilgilendiler. İslâm hakimiyeti altında özgür ve huzurlu bir şekilde yaşamaları için büyük çaba gösterdiler.
Kâbe örtüsünün tarihsel gelişimi
Suudi Arabistan'ın Mekke şehrinde bulunan, ziyaret edilmesi farz olan, hac ve umre ibadetlerinin yapıldığı ve namazlarda Müslümanların yöneldikleri Kâbe, İslâm âleminde büyük saygı ve değer gören, Hz. İbrahim tarafından inşa edildiği bilinen mukaddes bir yapıdır. Kur'an-ı Kerim'de; Beyt, Beytullah, Beytü'l Atik, Beytü'l Haram, Beytü'l Muharrem, Beytü'ül Ma'mur adlarıyla da anılan Kâbe'nin binlerce yıllık bir geçmişe sahip olduğu ve ilk inşa edildiği günden bugüne çok defa yenilenmiş ve onarılmış olduğu bilinmektedir. Mukaddes bir yapı olmasından dolayı Kâbe'ye örtü (kisve) yapılıp örtülmesi de en önemli ve en güzel işlerden kabul edilmiştir. Tarih kitaplarında Kâbe'ye örtü örtülmesiyle ilgili olarak çeşitli rivayetler bulunmakta olup, çoğunlukla ilk olarak örtü yaptıran ve örten kişinin Yemen Kralı Tubba' Es'ad el-Himyeri olduğu yazılmaktadır. Mekke'de 1927 yılında dokuma fabrikası yapılıncaya kadar Kâbe örtüsü çoğunlukla Mısır'da dokunup gönderilmiş, Hicaz'ın idaresini elinde bulunduran kişi ve devletler de bunu uzun yıllar devam ettirmişlerdir. Ancak bazı dönemlerde bununla ilgili olarak bazı siyasi anlaşmazlıkların çıkması sebebiyle Kâbe örtüsünün yapılması ve gönderilmesi işi farklı kişi ve devletler tarafından üstlenilmiştir. Günümüzde Kâbe örtüsü halen Mekke'de bulunan dokuma fabrikasında (Darü'l Kisve), çeşitli işlem ve aşamalardan geçerek, büyük bir özenle ve dikkatle dokunmaktadır. Bu fabrikada gelişmiş bir teknoloji ve son model makinalar kullanılmakta olup ayrıca tecrübeli ve maharetli dokuma ustaları da burada görev yapmaktadır. III Kâbe'nin siyah örtüsü üzerinde örtüyü dört bir taraftan çevreleyen yazı kuşakları bulunmaktadır. Bu yazı kuşakları üzerindeki yazılar, altın kaplama ve gümüş iplikler kullanılarak el işçiliğiyle büyük bir maharetle yazılmıştır. Ayrıca siyah örtü üzerinde de yakından bakıldığında daha iyi görülebilen jakar stiliyle (jakar makinesiyle) yazılmış yazılar bulunmaktadır.
Süleyman Hüsnü Paşa'nın hayatı, eserleri ve Umdetü'l Hakayık adlı eseri'nin 2. cildinin değerlendirmesi ve transkripsiyonu
Umdetü'l Hakayık, Süleyman Hüsnü Paşa'nın 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı ile ilgili harp hatırlarını anlatan önemli bir eserdir. Eserin çalıştığımız ikinci cildinde, adı belirtilmeyen bir müellifin 1877-1878 Osmanlı Rus Savaşı'nda Süleyman Hüsnü Paşa'yı tenkitlerini, Paşa'nın ona cevaplarını, savaş esnasında alınan tezkereleri, yazılı maruzatları ve jûrnâllari içermektedir. Bu çalışma iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Süleyman Hüsnü Paşa'nın hayatı ve eserleri tanıtılmış, 1877-1878 Osmanlı- Rus Savaşı kısaca anlatılmış ve eserin kısa bir değerlendirmesi yapılmıştır. İkinci bölümde ise Umdetü'l Hakayık'ın ikinci cildinin transkripsiyonu yapılmıştır.
Geleneksel Mardin evlerinin kapı tokmakları ve halkaları
Kültürel miraslarımızdan biri olan kapı tokmakları ve halkaları gereken değeri görmediğinden dolayı kaybolmaya yüz tutmuştur. Bu çalışmada, yitmeye yüz tutan kültürel bir değerin ortaya çıkarılarak kayıt altına alınması amaçlanmıştır. Bu tez çalışması giriş bölümü dışında dört temel konu başlığından oluşmaktadır. Birinci bölümde Mardin'in coğrafi durumu, tarihçesi, mimarisi ve geleneksel Mardin evlerinin genel yapısı hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümde Anadolu kapı tokmakları ve halkalarının tarihsel gelişimi, yapım-süsleme teknikleri ve kullanılan malzemeler hakkında bilgi verilmiştir. Ayrıca kapı tokmaklarının sosyolojik olarak değerlendirilmesi yapılmıştır. Üçüncü bölümde Mardin'in ölçeklendirilmiş şehir haritasından faydalanılarak kapı tokmağı olan evler tespit edilmiş olup Mardin evlerinin kapı tokmakları ve halkaları fotoğraflanmıştır. Mardin kapı tokmakları ve halkaları tiplere göre sınıflandırılmış olup detaylı katalog oluşturulmuştur. Dördüncü bölümde ise, geleneksel Mardin kapı tokmakları ve halkalarını tiplere göre sınıflandırılıp genel değerlendirmesi yapılmıştır. Araştırmada, Ayrıca, kapı tokmaklarına ilgileri olan ve hâlen geçmişteki tokmaklardan esinlenerek yeni tokmaklar üreten ustalar ile görüşülmüştür. Elde edilen bilgiler değerlendirilmiş ve ortaya çıkan veriler araştırmada detaylı bir şekilde ele alınmıştır. Sonuç olarak Mardin'deki kapı tokmakları ile Anadolu'da görülen kapı tokmakları karşılaştırılarak sonuçlandırılmıştır. Mardin evlerine ait kapı tokmakları günümüze kadar ulaşabilmiş örnekleri sınırlı sayıdadır ve kalan bu tokmakları koruma amaçlı herhangi bir çalışma bulunmamaktadır.
Mustafa Reşîd – İnşâ Mu'allimi (inceleme-metin)
Bu çalışma, Mustafa Reşid'in Hicrî 1310 yılında İstanbul'da eski harflerle Enver Efendi Matbaası'nda neşredilen İnşâ Mu'allimi adlı eseri hakkında yapılmıştır. İnşâ Mu'allimi, kapsamlı bir inşa-münşeat kitabıdır. Resmî mektuplar, özel mektuplar, hukuki konularla ilgili dilekçeler ve çeşitli senet örnekleri eserin ana bölümünü oluşturmaktadır. Üslûb-ı Müzeyyen ü 'Âlîye Misâl başlığı altında bir kısmı Türkçe, bir kısmı ise tercüme olan eserlerden alıntılar yapılmış, adeta küçük bir antoloji örneği verilmiştir. Bu özelliği ile İnşâ Mu'allimi diğer inşa kitaplarından ayrılmaktadır. Çalışmamızın giriş bölümünde yazarın hayatı ve eserleri hakkında bilgi verilmiş, inşa-münşeat kavramları üzerinde durulmuştur. Birinci bölümde İnşâ Muallimi'nde yer alan teorik bilgiler sadeleştirilerek özetlenmiş, burada yer alan yazı örnekleri gruplanmış, tablo halinde verilmiştir. İkinci bölümde bu kavramlar tek tek açıklanmıştır. Üçüncü bölümde eserin metni latinize edilmiştir. Sonuç bölümünde çalışmamızın genel bir değerlendirmesi yapılmış ve kaynakça bölümü ile çalışmamız bitirilmiştir. Anahtar Sözcükler Mustafa Reşid, İnşâ Mu'allimi, inşâ, münşeât, mektup.
Diyarbakır ve Mardin'deki İslam Dönemi dini mimarisinde geometrik süsleme
11. yüzyılda ortaya çıkan Türk hakimiyetiyle beraber yeni bir medeniyetin içerisine giren Diyarbakır ve Mardin'de, bu değişimle beraber fiziksel çevrede de farklılıklar görülmüştür. Bu farklılılar şehirlerin siyasi, ekonomik, dini ve sosyal özelliklerini etkileyecek önemli detaylara sahiptir. Süsleme bu detaylar içinde başta gelmektedir. Türk İslam sanatını temsil eden Diyarbakır mimari eserlerindeki süsleme anlayışı Akkoyunlu ve Osmanlı döneminde yoğunlaşarak değişik yapı tipleri üzerinde karşımıza çıkmaktadır. Cami, mimari eserler içinde odak noktası olduğundan en çok süslemeyi barındıran yapı konumundadır. Bölgenin geleneksel yapı malzemesi olarak en başta bazalt sayılabilir. Daha sonra kalker ve mermer gelmektedir. Taşa kıyasla daha az kullanılan çini ve ahşap iç mekanda tercih edilmiştir. Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinde Artuklu Beyliği 12. ve 15. yüzyıllar arasında hüküm sürmüş ve özellikle Mardin'de pek çok eser bırakmıştır. Mardin'de Artuklular medreseleri ile ön plana çıkmaktadırlar. Bu ayrıntı, Artuklu hükümdarlarının ilim adamlarına daha çok değer verdiğini göstermektedir. Bölgenin geleneksel yapı malzemesi sarı kalker taşı, kolay şekil verilen, tarih boyunca süregelen bir taş olarak Mardin'in kimliğini oluşturur. Her iki bölgede de ortaya konan eserlerde geometrik süslemeler, İslam sanatının sonsuzluk anlayışı ile simetri ve uyum içinde taşa işlenmiştir.
Abdullâtif El-Bağdâdî'nin El-İfâde Ve'l İ'tibâr adlı eserinin içerik analizi
Araştırmada Abdullatif el-Bağdadî'nin 600/1204 yılında Mısır üzerine yazdığı el-İfâde ve'l-i'tibâr fi'l-umûri'l-müşâhede ve havâdisi'l-mu'âyene bi-arżı Mısr adlı eseri incelenmiştir. Bu eser bağlamında o dönemdeki Mısır halkının iktisadî hayatı, sosyo-kültürel yaşantısı ve Mısır'da bulunan arkeolojik eserler hakkında Bağdadî'nin yaklaşım ve anlatımları üzerinde durulmuştur. Bunların yanısıra Nil nehrinin Mısır halkı üzerindeki etkisi, 597/1201-598/1202 yıllarında meydana gelen açlık, kıtlık ve bunlar neticesinde yaşanan trajik hadiseler, maddî ve manevî çöküşler, Mısır'da yetişen bitkiler ve Nil nehrinde yaşayan hayvanlara da araştırmanın temaları arasında yer verilmiştir. Bu ana temaların yanında yan temalar olarak Mısır'da yaşanan depremler, halk üzerindeki etkileri ve depremler sonucu meydana gelen tahribatlar da konu edinilmiştir. Çalışmada betimleyici ve yorumlayıcı yöntemler kullanılmıştır. Ayrıca Bağdadî'nin verdiği bilgilerin günümüzde ne anlam ifade ettiği tartışılmış, kimi zamanda özellikle antik eserlerle ilgili verdiği bilgiler, kendisinden sonra gelen müelliflerin piramitler ve diğer antik eserler hakkında söyledikleriyle karşılaştırılmış ve böylelikle bilgilerin güvenirliği test edilmiştir. Eserin multidisipliner boyutu ve tarih bilimi içindeki yeri irdelenmiştir. Eserin önemi, hangi konuları ele aldığı, konuların ne şekilde işlendiği, eserde verilen bilgilerin güvenirliği, Bağdadî'nin eserinde nasıl bir yöntem takip ettiği gibi sorulara odaklanılmış ve bu sorular temellendirilmiştir. Nihai olarak el-İfâde ve'l-İ'tibâr adlı eserin Mısır tarihi, sosyo-kültürü, iktisadı, antropolojisi, sanat ve mimarisi için ne anlam ifade ettiği ortaya konulmaya çalışılmıştır.
Dört Halife Dönemi'nde beytülmal
İslam tarihinde devletin gelirlerinin toplandığı mekân olan beytülmal, günümüzdeki devlet hazinesine tekabül eder. Beytülmal kurumunun mazisi Hz. Peygamber zamanına kadar gitmekle birlikte o dönemde sadece bu amaç için ayrılan bir yerden bahsedilemez. Hz. Ebû Bekir zamanında halifenin evinin bir odası devlet hazinesi için tahsis edilmiştir. Beytülmalin kurumsallaşması ve müstakil binalara kavuşması ise Hz. Ömer zamanına denk gelmektedir. Hz. Ömer döneminde sınırların genişlemesi ve devlet gelirlerinin artmasıyla birlikte divan teşkilatı kuruldu. Halk kabile mensubiyetlerine göre defterlere kaydedildi. Fethedilen bölgelerdeki araziler, daha önce yapılanların aksine mücahitlere dağıtılmayıp hazineye devredildi. Bunun ardından bu arazilerin ne kadar olduğu ve buralardan ne kadar vergi geleceği tespit edildi. Hz. Ömer zamanında hazine gelirleri arasında kabul edilen, Müslümanlardan alınan zekât ile gayrimüslimlerden tahsil edilen cizye, harac, humus, uşûr vb. gibi fey gelirlerinin tutarı belirlendi. Böylece belirli bir bütçe oluşmaya başladı. Beytülmalde biriken malların bir kısmı kamu yararına harcanırken geri kalan kısmı ise atiyye olarak vatandaşlara dağıtılmıştır.
Peymân Gazetesinin 1325 (1909) transkript, tahlil ve değerlendirilmesi
Osmanlı dönemi Diyarbekir Vilâyeti'nde ilk matbaa, h. 1286 (m.1869-70) yılında kurulmuştur. 1869 yılında ise bir devlet gazetesi olan Diyarbekir Gazetesi basılmıştır. Diyarbakır'ın ilk özel gazetesi olan Peymân Gazetesi ise II. Meşrûtiyet'in ilanından sonra 29 Haziran 1909 yılında yayın hayâtına başlamıştır. Gazetenin ilk sayısındaki bilgilere baktığımızda her hafta pazartesi günleri basılan gazetenin imtiyâz sâhibi ve mes'ul müdürünün Mirîkâtibizâde Şükrü olduğu anlaşılmaktadır. Peymân Gazetesi'nin 16, 26, 29, 30, 31, 32, 34 numaralı sayıları ise kayıp olduğundan çalışmaya dâhil edilememiştir. Konu olarak özellikle kalkınma, medenileşme üzerine yazılar yazan Peymân yazarları ayrıca Osmanlı donanması, İttihad ve Terâkki Cemiyeti'nin faaliyetleri, Osmanlı birlik ve kardeşliği, II. Abdülhamid Dönemi Osmanlı uygulamaları, aşiretlerin durumu ve ıslahı gibi pek çok konuda yazılar da kaleme almışlardır. Gazetenin yazar kadrosunda başta Ziya Gökalp olmak üzere Mirikatibizâde Şükrü, Mukâvelât Muharriri Amir Adil, Pirinçcizâde Feyzi, İttihâd ve Terâkki yöneticisi Yüzbaşı Mazhar gibi birçok isim ile beraber isim ve imzasını belirtmeden yazan çok sayıda yazar da mevcuttur. Bu çalışma ile Peymân Gazetesi, içerik itibariyle tartışmaya açılmaya çalışılacaktır. Anahtar Kelimeler:
Hakîm-i Heydecî ve Türkçe şiirleri
Türkiye'de tanınmayan ama İran'da meşhur olan Hakîm-i Heydecî ve onun Türkçe şiirleri çalışmanın genel çerçevesini ihtiva etmektedir. Heydeci'nin Türkçe şiirleri dil, uslüp ve muhteva açısından tahlil edilmiştir. Heydeci'nin Türkçe şiirleri Dîvân'da yer almaktadır. Dîvân'ın da iki nüshası (Tahran ve Meşhed) olduğu tespit edilmiştir. Nüshalar önce yeni yazıya aktarılmış sonrasında ise karşılaştırma yapılmıştır. İki nüshayı karşılaştırmadaki amaç, nüshalar arasındaki eksiklik ve farklılıkları göstermektir. Bu nüshalardaki şiirler, yöntem olarak nazım biçimlerine göre tasnif edilmiştir. Heydecî şiirlerinde, atasözleri, vecizeler, halk söyleyişleri ve deyimler dikkat çekecek derecede çoktur. Bütün bunlar, Heydecî'nin dile olan hâkimiyetinin bir göstergesi olarak değerlendirilebilir. Ayrıca Heydecî, dînî mahiyette çokça şiirler yazdığı için tasavvuftaki yeri de yadsınamaz. Şiirlerinde Allah'ın yaratıcılığından, Hz. Muhammed'e ve Hz. Ali'ye olan bağlılığından bahseder. Şirlerinde Şiî inancına tabi olduğu da anlaşılmaktadır. Heydecî, Şeyh-i İşrâk Sühreverdî, Sa'dî-i Şîrâzî, Hâfız-ı Şîrâzî gibi şairlerin şiirlerine tazminler yazmış ve bu şairleri kendisine üstat kabul etmiştir. Şair, Arapça, Farsça ve Türkçe şiirler yazmış, şiirlerinde çeşitli sanatları kullanmıştır. Gazel, mesnevî, kaside, tercî-i bend, terkîb-i bend gibi Dîvân şiirinin hemen hemen bütün nazım şekillerine örnekler vermiştir. Heydecî'nin şiirlerinin Dîvân şiiri geleneğine uygun olduğu tespit edilmiştir. Heydeci, şiirlerinde sade ve akıcı bir dil kullanmış, atasözü, deyim ve halk söyleyişlerine çokça yer vermiştir. Anahtar Kelimeler: Heydecî, Dîvân, Türkçe şiirler, Tasavvuf
Miran aşireti ve Mustafa Paşa
Bu tez çalışmasında bölgede önemli bir güç olan aşiretleri tanımak ve aşiretlerin yapılanmalarını anlamak; Hamidiye Alayları'nın bölgede güvenlik ve devlet otoritesini sağlamak için kurulmasına rağmen, alayların zaman zaman kontrolden çıkarak aşiretler arası bir güç savaşına dönüşmesinde Mustafa Paşa şahsında Miran Aşireti'nin rolünü ortaya koymak; Miran Aşireti'ni tanıyarak tarihsel rolünü ve bölgeye etkilerini ortaya çıkarmak. Mustafa Paşa'yı tanımak ve bölgedeki rolü ve etkisini ortaya çıkarmak; Miran Aşireti ve Mustafa Paşa'nın Hamidiye Alayları içindeki rolünü ortaya çıkarmak; konuyla ilgili mevcut literatür boşluğunun doldurmak amaçlanmıştır. Birinci bölümde aşiret, eşkıyalık ve Hamidiye Alayları hakkında bilgiler verilmiştir. Bu hususta Kürtlerdeki aşiret yapılanmasına ve aşiretlerin bölge üzerindeki etkilerine değinilmiştir. Bunun yanında eşkıyalık kavramı ve faaliyetlerine değinilerek aşiret ve eşkıya arasındaki bağlar tartışılmıştır. Son olarak da Hamidiye Alayları'nın kurulması, amaçları ve bölgedeki etkilerine değinilerek alayların aşiret ile eşkıya üzerindeki etkileri incelenmiştir. İkinci bölümde ise Miran Aşireti ile Miran Aşireti Reisi Mustafa Paşa işlenmiştir. Miran Aşireti'nin yapısı, etki alanı açıklanarak Mustafa Paşa şahsında nasıl bir bölgesel güç haline geldiği ele alınmıştır. Özellikle Mustafa Paşa'nın aşiret reisi olmasının yanında, aynı zamanda eşkıyalık faaliyetleri yürütmesine ve son olarak da kendisinin Hamidiye Alayları'na katılmasına değinilerek kendisinin faaliyetleri ve bunların yankıları ele alınmaktadır. Çalışmamızda detaylı bir literatür taraması yapılıp Başbakanlık Osmanlı Arşivleri'nden Miran Aşireti ve aşiret reisi Mustafa Paşa ile ilgili birçok belgenin çözümlemesi yapılmıştır. İncelenen kaynaklar neticesinde Hamidiye Alayları'nın amaçlarına büyük ölçüde ulaşarak bölgenin Osmanlı Devleti'nin elinde kalmasını sağladığı, Miran Aşireti Reisi Mustafa Paşa'nın devletin vermiş olduğu gücü kötüye kullanarak hâkimiyetini pekiştirdiği ortaya çıkmıştır.
Edebiyat geleneğimizde hallâc-ı mansûr imgesi
Bu çalıĢmada "Fenâfillah" mertebesinde "Ene‟l-Hak" dediği için yargılanıp darağacında asılan ve tasavvufta mistik yaĢam ile hüznün simgesi olarak görülen "Hallâc-ı Mansûr" imgesinin edebiyat geleneğimizdeki etkisi ele alınmıĢtır. ÇalıĢmamız giriĢ ve iki bölümden oluĢmaktadır. GiriĢ bölümü Hallâc-ı Mansûr‟un menkıbevî hayatına, eserlerine, görüĢlerine ve tarih içindeki yansımasına ayrılmıĢtır. Birinci bölümde Hallâc-ı Mansûr etrafında oluĢan Hallâc, Mansûr, Ene‟l-Hak, ber-dâr, aşk, urgan, pervâne, kan, kül, gül, ateş gibi otuz iki mazmuna yer verilmiĢtir. Ġkinci bölümde ise edebiyat geleneğimizin farklı dönemlerinde bu mazmunları eserlerinde kullanan iki yüz yirmi iki Ģâirin Ģiirlerine yer verilmiĢtir.
Osman Nuri Peremeci'nin hayatı, eserleri ve ecdâd tarihi adlı eserinin transkripsiyonu
Ecdâd Tarihi, Türklerin ilk devirlerinden başlayarak Osmanlı Devleti'nin kuruluş serüveni, yükseliş, duraklama, yıkılma ve birinci dünya savaşı sonrasında Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulması dönemine kadar olan süreci krolonojik olarak ele almış bir eserdir. Eserin dili Osmanlıca olup Bulgaristan rüştiye mekteplerinde tarih kitabı olarak okutulmuştur. Anlatımı öğretici ve faydacı bir tarzdadır. Eserin amacı Bulgaristan rüştiye mekteplerinde okuyan Müslüman çocuklara kendi geçmişleri ile alakalı farkındalık kazandırmaktır. Tarihin bizzat kendi babalarının, dedelerinin tarihi olduğunu söyleyen Osman Nuri, bu durumu eserde vurgulu bir şekilde zikretmiştir. Osman Nuri, Ecdâd Tarihi adlı eseri Türklerin geldiği memleketleri de kapsayacak şekilde ele almış ve bunun yanında coğrafya bilgilerine de yer vermiştir. Kendisi arzu etmese bile padişahları silsile halinde anlatmıştır. Diğer eserlerine nazaran daha ağır dil kullanan Peremeci, birçok yerde objektifliğinin yanında duygusal anlatım tarzı ile farklı bir yöntem ortaya koymuştur. Bulgaristan'dan Türkiye'ye iltica eden ve Edirne'ye büyük hizmetlerde bulunan Osman Nuri Peremeci'nin Ecdâd Tarihi adlı eserini gün yüzüne çıkarmaya çalıştık. Tezimizin bu anlamdailim dünyasına faydalı olacağı kanaatindeyiz. Anahtar Kelimeler Peremeci, Ecdâd, Tarih, Edirne, Osmanlı.
399 nolu Cermik Şer'iyye sicili'nin transkripsiyonu ve değerlendirilmesi (H.1330-1336/ M.1912-1918)
Tarih, genel olarak rivayetler, destanlar ve geçmiş dönemdeki insanlardan günümüze intikal eden bulguların mantıksal bir çerçevede değerlendirilmesi sonucunda yazılırken, Şer'iyye Sicilleri, tarihi somut verilere dayandırıp, gelecek kuşaklara aktarılmasını sağlayan önemli kaynaklardandır. Çermik, 399 nolu Şer'iyye sicillinden de anlaşılacağı üzere Müslümanların, Hristiyanların ve kısmen de olsa Yahudilerin huzur ve güven içinde yaşadığı bir yerdir. Bir bakıma Osmanlı Devleti'nin sosyal yapısını örnekleyen bir şehir konumundadır. Çermik'te farklı dinlere mensup kişiler farklı mahallelerde yaşamış, sosyal ve ekonomik açıdan da oldukça sıkı ilişkiler içinde olmuşlardır. Müslümanlar genellikle ziraat, askerlik, tarım ve hayvancılık işleriyle uğraşırken; Hıristiyan dinine mensup olanlar ise ticaret ve sanat gibi ekonomik faaliyetler ile uğraşmışlardır. Bu çalışmamada 1330-1336(1912/1918) yılları arasında Çermik kazasının mahalleleri, köyleri, sosyal yapısı, ekonomik faaliyet alanları, o dönemde yaygın olarak kullanılan şahıs adları, şehir, kaza ve köylerde yaşayan dini gruplar ve bunlar arasındaki sosyal ilişkiler yansıtılmaya çalışılmıştır.
Osmanlı modernleşme döneminde Muş Sancağı'nda eğitim
Bu çalışmada; ilk çağlardan beri yerleşim yeri olarak kullanılan ve birçok medeniyete ev sahipliği yapan Muş Sancağı'nın geleneksel ve modern eğitim-öğretim kurumlarının tanıtılması amaçlanmıştır. Bu çalışma giriş, iki bölüm ve sonuç kısmından oluşmaktadır. Giriş kısmında; Muş ilinin coğrafik konumu, Muş adının kaynağı ve Muş'un ilkçağdan itibaren, Osmanlı dönemi dâhil, günümüze kadar olan tarihi yapısı özetlenmiştir. Birinci bölümde; Tanzimat öncesi Osmanlı Devleti'nde sıbyan mektepleri ve medreseler hakkında bilgi verilmiştir. Tanzimat sonrasında ise, Osmanlı Devleti'nin temel eğitim kurumları, rüştiye mektepleri, idadi mektepleri, darülmuallimin, Osmanlı Devleti'nin son döneminde medresede yapılan değişiklikler, gayrimüslim ve yabancı okullar ana hatlarıyla açıklanarak Osmanlı Devleti'nin eğitim sistemi özetlenmiştir. İkinci bölümde ise; Klasik dönem eğitim kurumları olan sıbyan mektebleri ve medreseler, modern dönem eğitim kurumları olan maarif idaresi, ibtidai mektepleri, rüşdiye ve idadi mektepleri, gayrimüslim ve yabancı devlet kurumları, yaygın eğitim kurumları olan kütüphane, tekke ve zaviyeler arşiv kaynaklarına dayandırılarak ayrıntılı bir şekilde açıklanmıştır. Sonuç kısmında; Osmanlı Devleti'nin içinde bulunduğu siyasi, sosyal ve ekonomik zorluklara rağmen modern okulların gelişip yayılması için büyük bir çaba harcandığı açıklanmıştır.
Ergani ve Eğil'deki tarihi eserler
Bu tez, Diyarbakır ilinin kültürel ve tarihi miras açısından öne çıkan ilçeleri olan Ergani ve Eğil'de yer alan tarihi yapıların çok yönlü analizini sunmayı amaçlamaktadır. Çalışmanın temel hedefi; bu iki ilçede yer alan camiler, türbeler, hamamlar, kaleler, mağaralar, kiliseler ve diğer tarihi yapıların mimari özelliklerini, dini işlevlerini, toplumsal rollerini ve kültürel bağlamlarını ayrıntılı biçimde incelemek, söz konusu eserlerin tarihi değerlerini belgelerle ortaya koymak ve bu yapıların korunmasına yönelik akademik bir farkındalık geliştirmektir. Araştırma kapsamında hem literatür taraması hem de saha gözlemleri kullanılmış; yapılar, dönemsel bağlamları içerisinde değerlendirilmiş ve günümüzdeki korunma durumları analiz edilmiştir. Alan araştırmaları sırasında elde edilen veriler, yapılar arasındaki tarihsel süreklilik, biçimsel benzerlikler ve kültürel süreklilik ilişkileri doğrultusunda yorumlanmıştır. Sonuç bölümünde, Ergani ve Eğil ilçelerindeki bu yapıların güncel durumu değerlendirilerek, koruma, restorasyon, belgeleme ve tanıtım alanlarında somut öneriler sunulmuştur. Ayrıca, bu önerilerle birlikte, bölgenin sahip olduğu tarihsel potansiyelin kültürel bağlamda nasıl değerlendirilebileceğine dair yol haritası niteliğinde bir perspektif geliştirilmiştir. Bu bağlamda, tez yalnızca bilimsel bir belge olmanın ötesine geçerek, kültürel miras politikalarının şekillenmesine katkıda bulunabilecek bir kaynak olma niteliği taşımaktadır.
تحليل الروايات المتعلقة بالسيرة النبوية في كتاب خلاصة الأخبار في أحوال النبي المختارلعزيز محمود الهدائيدراسة تحليلية
This thesis presents a systematic critical analysis—both in terms of isnād (chain of transmission) and matn (text)—of the hadiths and narrations contained in the work attributed to al-Askarī titled "Khulāsat al-Akhbār fī Aḥwāl al-Nabiyy al-Mukhtār." The aim of the study is to determine the degree of reliability of the hadith and sīrah material within the book and to define its position within the broader literature of prophetic biography and proofs of prophethood (dalāʾil al-nubuwwah). The research follows two complementary methodological approaches: the first is isnād criticism, which involves tracing the transmission chains, evaluating narrators and their tiers, analyzing the continuity of the chains, and identifying both apparent and hidden defects (ʿilal). The second is matn criticism, which includes comparing the narrations with authentic hadith and sīrah sources, identifying corroborating and parallel reports, and detecting textual irregularities, inconsistencies, or additions. The thesis analyzes the narrations by classifying them according to type (e.g., marfūʿ, mawqūf, maqṭūʿ; āḥād, mutawātir, mashhūr), evaluating the length and structure of their chains, and cross-referencing them with their primary sources such as the Kutub al-Sittah, Musnads, Sunan collections, Dalāʾil, Shamāʾil, and the classical sīrah and maghāzī works. Throughout this process, al-Askarī's methods of abridgment, compilation, and preference are documented. Furthermore, the study provides a comparative reading of al-Askarī's narrative style in relation to major sīrah schools such as those of Ibn Isḥāq–Ibn Hishām, Ibn Kathīr, and al-Suyūṭī, highlighting how his selective and transformative narrative techniques shaped the final composition of the text. The main findings of the research include: mapping al-Hüdāyī's sources and determining the degree of reliance on each; identifying the proportions of authentic (ṣaḥīḥ), sound, weak (ḍaʿīf), and very weak (wāhī) narrations according to hadith methodology; detecting recurring isnād patterns such as abridgment, omission (irsāl), concealment (tadlīs), and narration by meaning; identifying narrative additions and rephrasings through comparison with the original sources; and evaluating the scholarly significance of the book—whether it functions merely as a summarizing compilation or provides a critical contribution to prophetic biography. The scope of the study is limited to the authenticated manuscript version of Khulāsat al-Akhbār used in this thesis, and comparisons are confined to established and critically edited hadith and sīrah sources. This research fills an existing scholarly gap by providing the first comprehensive analytical hadith evaluation of Khulāsat al-Akhbār, and it offers a methodological reference tool for researchers seeking to employ this work carefully within the fields of hadith and prophetic biography studies.
Fatımi-Abbasi-Selçuklu münasebetleri ve Besasiri İsyanı
İslam Tarihinde müslümanlarm karşılaştığı en önemli problemlerden biri de Hz. Muhammed'in yerine kimin halife olacağı hususu olmuştur. Zira Tarih içinde Şia ve kol¬ lan olarak bilinen bazı müslümanlar Hz. Peygamber'in vefatından sonra halifelik hakkının Hz. Ali ve soyuna ait olduğuna inanıp bu uğurda mücadele vermiştir. Buna karşılık Ehli Sünnet olarak adlandırılan ve «çoğunluğu oluşturan kitle ise, ümmetin siyasi bir meselesi olarak görmüş ve bazı şartlan taşımak kaydıyla ekseriyetin üzerinde birleştiği kimsenin halife olabileceğim kabul etmiş ve bu doğrultuda hareket etmiş ve varlığını sürdürmüştür. İşte h.IV-V/m.X-XI asırlar bu iki görüş mensublanmn birbirine karşı yoğun bir mücadele dönemi olmuştur. Çünkü bu dönemde sünni anlayışın siyasi temsilcisi olan Ab¬ basiler Bağdad merkezli olarak İslam dünyasına hükmetmektedirler. Buna karşılık Şii- İsmaili İslam anlayışına mensub olmalan yanında kendilerinin Hz. Ali ve soyundan gel¬ dikleri iddiasıyla ortaya çıkan Fatimiler 296/909'da Kuzey Afrika'da devletlerim ya da hilafetlerini kurmuşlardır. Artık bundan sonra onlar, hakimiyetlerini genişletmek ve dini anlayışlannı yaymak ve dolayısıyla rakibleri ve düşmanlan Abbasileri yıkıp İslam dünyasının liderliğini ele ge¬ çirmek için siyasi, askeri ve dini yönden yoğun bir faaliyet içerisine girmişlerdir. Maamafih bu faaliyetleri neticesinde Fatimiler, Abbasiler aleyhine çok önemli gelişmeler kaydederek Kuzey Afrika, Mısr, Suriye ve Hicaz'da fiilen hakim olduklan gibi, Abbasi egemenliği altındaki topraklarda da bir hayli taraftar kazanmışlardır. Doğrudan hem Abbasi varlığım hem de Ehli Sünnet anlayışını hedef alan Fatimi faaliyetleri ve basanlar karşısında Abbasi hilafeti, içinde bulundukları olumsuz siyasi, as¬ keri ve ekonomik şartlar ve daha da önemlisi Büveyhi baskısı altında güçsüz kalmalan nedeniyle pek bir varlık gösteremediler. Ancak halife el-Kâdir (381-422/991-1031) ve daha sonra el-Kâim (422-467/1031-1075) zamanlannda Abbasiler, hem kendi iktidar rakibleri ve düşmanlan Fatimiler, hem de Ehli Sünnet anlayışının muhalifi Şii-îsmaili an¬ layışına karşı etkili tedbirler almaya başlamışlardır. Özellikle el-Kadir döneminde Sünni Gaznelilerin, el-Kaim devrinde de onlann ye¬ rine tarih sahnesine çıkan Sünni Selçuklulann varlığı ve desteği Abbasilerin ve dolayısıyla Sünni anlayışın rakibi ve muhalifleri olan söz konusu siyasi ve dini unsurlarla mücadele-lerini onların lehine etkilemişlerdir. Bu anlamda Selçuklular İslam dünyasına girip devlet¬ lerini kurduktan sonra hem sahib oldukları Ehli Sünnet anlayışı hem de siyasi ve askeri hedefleri gereği Abbasileri meşru tanıyıp onlara tabi olarak müsbet ilişkiler içerisinde ol¬ muşlar ve hatta sahip oldukları siyasi ve askeri gücü Abbasiler lehine kullanmışlardır. Dolayısıyla Selçuklular, Abbasi siyasetinin yanında yer almakla onların dostlarıyla dost, düşmanlarıyla düşman olma politikasını takib etmişlerdir. Bu siyasetiyle Selçuklular bir anlamda Abbasi hilafeti ve Ehli Sünnet anlayışının hamisi olma görevini üstlenmişler ve onların varlığına yönelik her türlü tehlikeye göğüs gererek mücadele etmişlerdir. Nitekim 447/1055'de Fatimilerle işbirliğine girmesi sonunda onların kışkırtması ve destekleri ile Abbasi hilafetini yıkmak üzere harekete geçen Besasiri karşısında halife el- Kâim, bu tehlikeden kurtuhnak için, Selçukluları Bağdad'a çağırmıştır. Maamafih Bağdad'a geldikten sonra Selçuklular, Ehli Sünnet anlayışının muhalifi ve Abbasileri baskı altoda tutan Şii Büveyhileri ortadan kaldırmışlar ve akabinde de hem Abbasilerin ve Ehli Sünnet anlayışının rakibi ve düşmanı hem de Abbasilerin yanında yer almaları nedeniyle kendilerine de düşman olan Besasiri-Fatirni ittifakına karşı yoğun bir mücadele vermişler ve bunu da kazanmışlardır. Neticede Selçuklular, üzerlerine aldıktan bu sorum¬ lulukları yerine getirerek hem Fatimiler önünde Abbasilerin varlığını korumuşlar, hem de Şii-îsmaili anlayış karşısında sünni anlayışın devamını sağlamışlardır. Böylece yaptıkları siyasi, askeri, dini ve kültürel mücadele sebebiyle Selçuklular ve Tuğrul Bey haklı olarak, tarih önünde Ehli Sünnet müdafii ve hamisi olma şerefine nail olmuşlardır.
Tanzimat'tan Cumhuriyet'e Midyat Kazası (Siyasi, sosyal, ekonomik, kültürel)
Bu çalışma; giriş, üç bölüm ile sonuç kısmından oluşmaktadır. Giriş kısmında Midyat kazasının tarihi genel hatlarıyla anlatılmıştır. Kazanın isminin kökeni, kazanın önemi ve geçmişten günümüze tarihsel serüveni açıklanmıştır. Birinci bölümde; kazanın siyasi durumu ve idari yapısı anlatılmaya çalışılmıştır. Osmanlı idaresi döneminde Midyat kazasının genel durumu dönemin sosyal ve siyasal olayları bağlamında işlenmiştir. 1895 Ermeni Olaylarının bölge üzerindeki etkileri, Birinci Dünya Savaşı sürecinde kazanın siyasi ve sosyal durumu ile Mütareke dönemi Midyat kazasının durumu anlatılmıştır. Ayrıca Milli Mücadele yıllarında bölgedeki olaylar aktarılmıştır. İkinci kısımda kazanın çeşitli idari birimleri, bunların kuruluş yapısı ve tarihsel süreçleri işlenmiştir. İkinci bölümde; kazanın idari, sosyal ve ekonomik durumu anlatılmıştır. Birinci kısımda sosyal yapısı ele alınmıştır. Farklı etnik ve dini inançlar ile bunların birbirleriyle olan ilişkileri işlenmiştir. Geçmişten günümüze bir arada yaşayan farklı etnik toplulukların ve inançların Midyat kazasının gelişimine katkılarına da değinilmiştir. İkinci kısımda kazanın nüfus yapısı aktarılmıştır. Arşiv belgeleri temel alınarak, tablo ve grafikler yardımıyla karşılaştırmalar yapılmıştır. Üçüncü kısımda ise ekonomik yapı ele alınmıştır. Üçüncü bölümde; Midyat kazasının eğitim durumu ve mimari yapıları işlenmiştir. Birinci kısımda kazanın özellikle 19.yüzyıl sonrası eğitim kurumları ele alınmıştır. İkinci kısımda ise kazanın tarihi camileri, kiliseleri, manastırları, hanları ve Midyat'ın tarihi evleri işlenmiştir. Anahtar Sözcükler: Midyat, Kaza, Tanzimat, Cumhuriyet, Osmanlı Devleti, Mimari
Rus kaynaklarına göre 1877-1878 Osmanlı Rus Harbi
Çalışmamızın amacı, Osmanlı İmparatorluğu ile Rus Çarlığı arasında gerçekleşen savaşlardan biri olan 1877-1878 Osmanlı Rus Harbi'nin Rus kaynaklarındaki durumunu ortaya koymaktır. Genel hatlarıyla Osmanlı ile Rus Çarlığı arasındaki savaşlara kısaca değinilmiş, esas konu olabildiğince ayrıntılı bir şekilde ele alınmaya çalışılmıştır. Öncelikle kaynak taraması yapılmış, uygun görülen kaynaklar üzerinde tercümeler yapılmış ve bunların üzerine çalışılmıştır. 1877-1878 Osmanlı Rus Harbi, Osmanlı İmparatorluğu ile Rus Çarlığı arasında yaklaşık bir yıl süren ve Balkanlarda birçok siyasi gelişmelere ve değişmelere yol açmış bir savaştır. Rumi Takvime göre 93 Harbi olarak da adlandırılmıştır. Osmanlının zayıflamasıyla Balkanlarda baş gösteren isyanlar neticesinde bu bölgedeki Slav Halklarının hamiliğine soyunan Çarlık Rusya'sı Osmanlının bu coğrafyadaki varlığına son vermek, Slav kardeşleri ile bağlarını pekiştirmek, bu halkların Osmanlı boyunduruğundan kurtarmak bahanesiyle 19 Nisan 1877 tarihinde Osmanlı Devleti'ne savaş açmaya karar verdiklerini Avrupa devletlerine bildirdikten sonra 24 Nisan 1877'de savaş ilân etti. 1977-1878 Osmanlı Rus Harbi, Tuna ve Kafkas cephelerinde cereyan etmiş ve yaklaşık bir yıl sürmüş ve Rusların lehine sonuçlanmış, Osmanlı İmparatorluğu için ise ağır bir kayıp olmuştur. 3 Mart 1878'de Ayastefanos Antlaşması ile Balkanlardaki Osmanlı hâkimiyeti son bulmuş, yeni ülkeler ve yeni sınırlar çizilmiştir. Sonuç olarak, bu savaşın Rus Çarlığı ve Osmanlı İmparatorluğundaki yansımaları değerlendirilmeye çalışılmıştır.
Mervânî Emiri Nasrüddevle Ahmed ve dönemi
Bu tezde 983-1085 yılları arasında el-Cezîre (Yukarı Mezopotamya) bölgesinde hüküm sürmüş olan Kürt Mervânî hanedanının en uzun süre tahtta kalmış hükümdarı Nasrüddevle Ahmed b. Mervân'nın (401/1010-453/1061) hayatı, kişiliği, hükümet teşkilatı, yönetim anlayışı iç ve dış siyaseti ele alınmıştır. Çalışma, giriş ve beş bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde araştırmanın başlıca kaynakları değerlendirilmiş, Mervânîlerin Nasrüddevle'den önceki ve sonraki tarihine kısaca yer verilmiştir. Birinci bölümde Nasrüddevle'nin kimliği, ailesi, çocukluğu, gençliği, hükümdarlığa geçişi, şahsiyeti ve vefatı üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde Mervânî ülkesi tanıtılmış, dini durum ve etnik yapı ele alınmış, devleti oluşturan kurumlar anlatılmış, bu kurumlarda görev alanların kısa biyografilerine yer verilmiştir. Üçüncü bölümde Nasrüddevle döneminde Mervânîlerde ekonomik durum ve imar faaliyetleri anlatılmıştır. Mervânî ülkesindeki bilim, kültür ve sanat faaliyetleri dördüncü bölümde konu edilmiştir. Beşinci ve son bölümde ise Nasrüddevle'nin dış siyaseti ele alınmıştır.
Osmanzâde Ahmed Tâib'in Ahlâk-ı Ahmedî isimli eseri (İnceleme-metin-indeks)
Klasik Türk Edebiyatı'nda ahlâkla ilgili gerek mensur, gerek manzum birçok eser telif veya tercüme edilmiştir. Hüseyin Vâiz Kâşifı̂'nin Farsça kaleme aldığı Ahlâk-ı Muhsinı̂ isimli eseri bu alandaki en önemli eserlerdendir. Bu çalışmamız Osmanzâde Ahmed Tâib'in Ahlâk-ı Muhsinı̂'yi muhtasar olarak tercüme ettiği Ahlâk-ı Ahmedı̂ isimli eserini içermektedir. Bir ahlâk ve siyasetnâme özelliği taşıyan bu eser, kırk bâb üzerine tertı̂b edilmiş, her bâbda bir ahlâkı̂ konu ele alınmıştır. Konular, âyet ve hadislerle; beyt, nazm, kıta, mısra gibi nazım türleriyle birlikte ele alınmış; aynı zamanda her bâbda konu ile alakalı bir veya birden fazla hikâye de aktarılmıştır. Osmanzâde, Ahlâk-ı Muhsinı̂'yi birebir tercüme etmeyip bazı tasarruflarda bulunarak özet olarak tercüme etmiş, eserinde kendisine ait bazı şiirlere de yer vermiştir. Çalışmamızda metin kısmana geçmeden önce ahlâk, Hüseyin Vâiz Kâşifı̂ ve eserleri, Osmanzâde, eserleri ve edebı̂ kişiliği hakkında bilgi verilmiş, Ahlâk-ı Ahmedı̂'nin incelemesi ve değerlendirmesi yapıldıktan sonra eserin transkripsiyonlu metni verilmiştir.
Diyarbakır ilçelerindeki ulu camiler
Diyarbakır ilinin merkez dört ilçesi hariç 13 ilçesi bulunmaktadır. Bu ilçelerin bir kısmı ilk çağlardan günümüze kesintisiz olarak yerleşime sahne olmuştur. Özellikle Meyyafarikin (Silvan), Antak (Lice), Eğil, Çermik, Hani ve Ergani ilçeleri Ortaçağın önemli yerleşimlerindendir. Etrafı surlarla çevrili olan bu ilçelerin kalelerinin de Ortaçağ İslam dönemi kaleleri arasında isimleri zikr edilmektedir. Silvan ilçesi Diyarbakır (Amid) – Bitlis kervan yollarının üzerinde bulunmasından dolayı dolayı önemli bir yere sahip olmuş ve birçok devlete başkentlik yapmıştır. Ergani ve Eğil ilçeleri Diyarbakır (Amid) Harput Kervanyolu güzergahında yer almaktadır. Tez konusu olan ilçelerde günümüze kadar birçok medeniyete ait izler görülmektedir. Bu izlerden İslam medeniyetine ait en önemli anıtlar ulu camilerdir. Yüksek Lisans Tez çalışmam olan Diyarbakır İlçelerindeki Ulu Camiler adlı çalışmada Diyarbakır'ın merkez ilçeleri dışında kalan ilçelerdeki ulu camiler çalışılmıştır. Çalışmanın ilk aşamasına, doküman ve kaynak toplamakla başlanılmıştır. Bu çerçeve de bölge ile ilgili bugüne kadar yayınlanan tüm eserlere ulaşılmaya çalışılmıştır. Ardından 2016 yılının Temmuz ve Ağustos aylarında bölgede arazi çalışmalarına başlanılmış, bu çalışmalara 2017 yılının Temmuz ve Ağustos aylarında devam edilmiştir. Araştırmalar sonucunda Diyarbakır ilçelerinde tespit edilen ulu camilerin fotoğrafları çekilmiştir. Yapılan çalışmanın neticesinde Diyarbakır ilçelerinde toplam 10 ilçede ulu cami olduğu tespit edilmiştir. Diyarbakır ilçelerinden Lice (Antak), Çermik (Cermug), Çüngüş (Çünkuş), Dicle (Piran), Eğil (Egil), Ergani (Osmaniye), Hani (Hini), Hazro (Tercil), Kocaköy (Karaz) ve Silvan (Meyyafarikin) ilçelerinde ulu cami bulunmaktadır. Bismil, Çınar ve Kulp (Kulb) ilçelerinde ise günümüzde herhangi bir ulu caminin olmadığı tespit edilmiştir. Diyarbakır ilçelerindeki ulu camilerde plan düzenlemesi bakımından yeni denemeler uygulanmamıştır. İslam sanatında sevilerek uygulanan enine dikdörtgen plan şeması ağırlıklı olarak uygulanmıştır. Bunun yanında bazilikal plan şeması ve kare planlı, tek kubbeli plan şeması da Diyarbakır ilçelerindeki ulu camilerde uygulanmıştır. Antak Ulu Camii, Çermik Ulu Camii, Dicle Ulu Camii, Kocaköy Ulu Camii, Eğil Ulu Camii, Hani Ulu Camii ve Silvan Ulu Camii'nde enine dikdörtgen plan şeması uygulanmış olup mihraba paralel uzanan sahın düzenlemesi göstermektedir. Bu camilerin sahın sayısı birbirinden farklıdır. Çüngüş Ulu Camii ve Ergani Ulu Camii'nde bazilikal plan şeması uygulanmıştır. Bu camilerde sahınlar mihraba dik uzanmaktadır. Hazro Ulu Camii'nde ise kare planlı, tek kubbeli plan şeması tercih edilmiştir. İncelediğimiz ulu camilerde genellikle beşik tonoz kullanılmıştır. Silvan Ulu Camii ve Eğil Ulu Camii'nin mihrap önü bölümü ve Hazro Ulu Camii'nin harim mekanı kubbe ile örtülmüştür. Hani, Çüngüş ve Ergani ulu camilerinin örtü sisteminde ahşap merteklerin taşıdığı düz tavan tercih edilmiştir. Tez konusu olan ulu camilerde en çok taş malzeme kullanılmıştır. Taş malzeme genelde kesme taş veya moloz taş malzeme olarak kullanılmıştır. Tuğla malzeme sadece Eğil Ulu Camii'nde kullanılmıştır. Ahşap malzeme daha çok yapıların iç örtüsünde, mahfillerinde, kapı ve pencere doğramalarında tercih edilmiştir. Diyarbakır'ın ilçelerindeki ulu camiler süsleme bakımında fakir yapılardır. Süslemeler taş süslemeler olup, geometrik, bitkisel, mukarnas ve yazı karakterlidir. İlçelerdeki ulu camilerde genelde bölgesel ve yöresel özellikler ağır basmaktadır. Silvan Ulu Camii gibi anıtsal eserlerde bu özellikler pek görülmez. Silvan Ulu Camii plan ve mekan anlayışı bakımından kendinden sonraki cami plan şemasını etkilemiştir. Şimdiye kadar Diyarbakır ilçelerindeki ulu camileri bir bütün olarak ele alan herhangi bir çalışma bulunmamaktadır. Daha önceki çalışmalarda daha çok bir iki yapı ele alınarak çalışılmıştır. Bu çalışma Diyarbakır ilçelerindeki ulu camileri bir bütün ve kapsamlı bir şekilde ele alan ilk çalışma olacaktır.
Mardin'in Dara Köyündeki mezar taşları ve kitabeler
Ülkemizin güneydoğusunda bulunan Mardin iline bağlı bir köy olan Dara, zengin bir tarihi ve kültürel mirasa sahiptir. Tarihi ve coğrafi konumu itibari ile asırlarca önemli bir merkez olma özelliğini korumuştur. Bu özellikleriyle, farklı medeniyetlerin gelip geçtiği ve silinemeyecek kültürel ve tarihi izler bıraktıkları bir yer olarak günümüze kadar varlığını sürdürmüştür. Mardin ve çevresinde, İslam inancı dışında farklı inançların da bulunmuş olması, kültürel etkileşimin oluşmasını sağlamış bu da sanat ve mimariye yansımıştır. Bu çok kültürlülük bir potada eriyerek harmanlanmış, sivil ve dini mimaride kendine özgü bir kimlik ortaya çıkarmıştır. Yüksek Lisans Tezi çalışma konusu olan Mardin'in Dara Köyündeki Mezar Taşları ve Kitabeler çalışması kapsamında Mardin ili Dara köyünde bulunan islami döneme ait mezar taşları ve cami kitabeleri çalışılmıştır. Bu araştırma sonunda Dara köyünde toplam 41 mezar ve 5 cami kitabesi tespit edilmiştir. Bu eserlerin dağılımı şöyledir; 19 mezar Ağa Mezarlığında, 21 mezar Zindan mezarlığında ve 5 cami kitabesi Dara camisinin üzerinde bulunmaktadır. Çalışmanın ilk aşamasına kaynak ve doküman toplamakla başlanılmıştır. Ardından tez kapsamında 2016 Eylül ayında bölgede arazi çalışmalarına başlanılmış, bu çalışmalara 2017 Mayıs, 2018 Ocak ve 2019 Mart aylarında devam edilmiştir. Araştırmalar sonucunda Dara'da tespit edilen mezar taşları ve kitabelerin fotoğrafları çekilmiş ve bazı eserlerin rölöve ölçümleri alınmıştır. Elde edilen bilgiler ışığında, ilk olarak Dara'nın coğrafi konumu ve tarihçesi hakkında kısaca bilgi verilmiştir. Tezin katalog kısmında, eserler kronolojik sıraya göre düzenlenerek tanıtılmıştır. Değerlendirme bölümünde eserler kendi aralarında ve bölgedeki diğer benzer eserlerle karşılaştırılmıştır. Sonuç bölümünde eserlerin genel bir tarifinden ve özelliklerinden bahsedildikten sonra varılan sonuç kısaca belirtilmiştir. Dara'daki mezarlar, bölge kültürünün değişik zaman dilimlerinde sahip olmuş oldukları yansımalar hakkında, bize emare sunan önemli kültürel değerlerimizdir. Bu bağlamda, biz de Dara ve çevresinde bulunan, kültürel ve sanatsal varlıklarımızın, tarihteki yerlerini belirtmek amacıyla böyle bir çalışma yaptık. Anahtar Sözcükler Mardin, Dara, İslamiyet, Mezar, Kitabe, Cami
Diyarbekirli Ahmed Mürşidî'nin Pendnâmesi'nin dil içi çevirisi
Pend-i Ahmedî Diyarbekirli Ahmed Mürşidî'nin XVII yüzyılda yazmış olduğu, dini, ahlâki ve edebi bir eseridir. Bu tez çalışmamızda Pend-i Ahmedî adlı eserin 1-50 varak arası olan dil içi çevirisi yapılıp, eserde geçen hikâyeler tahlil edilmeye çalışıldı. Giriş bölümünde şairin ve eserinin muhtevasıyla ilgili genel bilgi verilmiştir. Devamında Ahmed Mürşidî hayatı, eserleri, eserin dil ve muhteva özellikleri ilgili bilgi takdim edilmiştir. Çalışmamızın tahlil bölümünde öncelikle hikâye başlığı, hikâyenin özeti, kişiler, mekân, zaman, son olarak hikâyenin mesajı eklendi. Daha sonra Ahmed Mürşidî Hazretlerinin Pend-i Ahmedî adlı eserinin, dil içi çevirisinin 1-50 varaklık kısmında geçen beyitler eski harflerden günümüz harflerine aktarılarak verildi. Çalışmamızın son kısmında ise yararlanılan kaynakları sunduk. Anahtar Sözcükler: Pend-nâme, Ahmed-î Mürşidî, Pend-i Ahmediyye, Dil İçi Çeviri
Dînî-Tasavvûfî Şiirler Mecmuası (İBB Kütüphanesi Atatürk Kitaplığı No: K.000351) İnceleme-metin-dizin
Tezimize konu olan eser, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kütüphanesi Atatürk Kitaplığı Belediye Yazmaları K.000351 numarada kayıtlı şiir mecmuasıdır. Tür olarak "mecmua-yı eş'âr u devvâvîn"dir. 14, 15, 16, 17 ve 18. yüzyıllarda yaşamış toplam 240 şaire ait 1984 manzum metni barındıran mecmua bu yüzyıllarda yaşayan şairlerin şiirleriyle ilgili zengin bir malzemeyi ihtiva etmektedir. Tezimiz, öncelikle bu mecmua metninin ortaya konulması ve mecmuayla ilgili inceleme ve değerlendirmeler üzerine kurulmuştur. Elde edilen şiir mecmuasının incelenerek metnin günümüz alfabesine aktarılması sağlanıp, şairlerin mevcut dîvânlarında olmayan şiirlerinin tespit edilmesi tezimizin amacıdır. Tezimizde giriş kısmında mecmualar hakkında kısa bir bilgi verilmiştir. Daha sonra çalışmamıza konu olan mecmua tanıtılmış, mürettibi, nazım şekli, şair tercihleri, ölçü vb. yönlerden değerlendirilmiştir. Şekil özelliklerinin ardından mecmuanın muhtevası ortaya konulmuştur. Mecmuanın muhtevası değerlendirilirken içerisindeki manzum metinler konularına göre başlıklara ayrılarak gerekli incelemeler yapılmıştır. Bu başlıklar dînî-tasavvûfî nazım şekilleriyle yazılmış olan metinler, halk edebiyatı nazım şekilleriyle yazılmış olan metinler ve dîvân edebiyatı nazım şekilleriyle yazılmış olan metinler şeklinde sıralanmaktadır. Yapılan incelemeler sonucunda yukarıda başlık halinde verilen manzum metinlere ait şiirleri olan şairlerin dîvânları incelenerek mecmuada olup dîvânlarında olmayan yahut dîvânlarında olup mecmuada bulunmayan manzumeler tespit edilerek bunlarla ilgili bilgiler inceleme kısmında aktarılmıştır. Anahtar Kelimeler: Mecmua, Dînî-Tasavvûfî Şiir, İlâhî, Türkü, Gazel
Scientific and cultural life in the Uşak town from tanzimat upto second constitutional monarchy (1839-1908)
In this thesis, one of the town center and provincial organization of Ottoman Empire, is examined with its education and cultural life of the city after the Tanzimat. During the dissertation research primarily scanned archive materials from selected date range from 1839 to 1908. As a result of this, the information regarding the background, salary, position and staff of the scholars who had been educated and worked in Uşak were obtained within the personal files in the Archives of The Chief Religious Offical of the Ottoman Empire in İstanbul Müfti Office of Meshikhat. Besides, in the yearbook of the Ministry of Education and Hüdavendigâr province yearbooks, the numbers of the personal on the education field, as well as the teachers who worked and the pupils studied in institutes of education could be reached. With the help of the correspondences between the Ottoman Arshives of the Prime Ministry and Bab-ı Ȃlî Registry Office about the Ministry of Education, the curriculum and the text books that were used in the Madrasas in Uşak could be determined. Accordingly, especially in the early 1900's there were 40 madrasas, around 130 rudimentary and primary school, four foreigners and the non -Muslim school, two private enterprise school, one Rushdie which for junior high school, two library in Uşak town. As a result of this resarch we have been learned that approximately 3500-4000 students in the XIX. last part century; 6500-7000 students in the XX. century had education in these schools. According to our research covering the 70 year period between the years 1839-1908, Uşak is seen a leading center as eceonomical and populational Hüdâvendigâr settlements in the province. Similarly, Uşak in Kütahya province with Eskişehir it proved to be the most important educational center. Also, Uşşâkîlik colt which grew up in Uşak, Ahî community, Bektashi dervish islamis lodges were improve to the scientific, cultural and religion life of Uşak. On the other hand the name and works of Uşak's scientists have been identified during our research but unfortunately it is impossible to reach their works. The effort will be useful to find a solution to this lock in the future. Keywords: Uşak, Education, Science, Culture, Madrasa School, Rushdie, Salnâme (Year-book), Meshikhat and Prime Ministry Ottoman Archives.
Abdülmecîd Tosyavî ve "kıyâfet-nâme" adlı eseri (inceleme-metin)
"Abdülmecîd Tosyavî ve"Kıyâfet-nâme" Adlı Eseri (İnceleme-Metin)"adlı bu çalışmamız iki ana bölümden oluşmuştur. Bunlardan birincisi Abdülmecîd Tosyavî'nin hayatı, eserlerive ilmî yönüdür. İkincisi ise;Abdülmecîd Tosyavî'nin, Kıyâfet-nâme adlı eserinin incelenmesidir. Eserin tek nüshasına ulaşılabilmiş ve bu nüshaya göre çalışma yapılmıştır. Bu bölümler değerlendirilmeden evvel Kıyâfet-nâme ilmi ve onun tarihsel gelişimi hakkındaki bilgiler giriş kısmında verilmiştir. İlk bölümde yukarıda ifade edildiği gibi Abdülmecîd Tosyavî'nin hayatı, ilmî yönü ve eserleri ortaya konulmaya çalışılmıştır. Babası Nasûh Efendi, Zeyniyye tarikatında postnişin olduğundan oğlu Abdülmecîd Tosyavî tasavvufî bir çevrede yetişmiştir. Babasından miras aldığı tasavvufî anlayışı sürdüren müellif, bu eserinde de sade denilebilecek asıl konuya ahlâk anlayışını ve tasavvufî yönünü aksettirmiştir. Eseri manzum yazarak akılda kalıcı kılmaya çalışmış, verdiği uyarı ve nasihatlerle de insanları bilgilendirmeye çalışmıştır. İkinci bölümde Abdülmecîd Tosyavî'nin eserde kullandığı dinî ve tasavvufî unsurlar incelenmiştir. Eserde kullanılan ve müellifin düşünce dünyasına ait bu kavramların açıklanmasına gidilmiş, böylece müellifin zihin dünyası hakkında ipuçları yakalanmaya çalışılmıştır. Kıyâfet-nâme hükümlerinin incelenmesi çalışmasında sözlükler ve konuyla ilgili bilgi veren kaynaklara da müracaât edilmiştir. Çalışmamızın hedefi böyle bir müellifi ve eserini tanıtmaktır. Anahtar Kelimeler: Abdülmecîd b. Nasûh, Tosyavî, Kıyâfet-nâme, Firâset, Fizyonomi
Abdulfettah Şefkat Efendi'nin Manzûme-i Siyer-i Nebî'si (Metin-muhtevâ-tahlil)
Abdulfettah Şefkat Efendi'nin Manzûme-i Siyer-i Nebî'si (Metin-Muhtevâ-Tahlil) adı verilen bu çalışmada, eserin metni ortaya koyularak manzûme dînî ve edebî açıdan tahlil edilmeye çalışılmıştır. Çalışma üç ana bölümden müteşekkil olup Giriş bölümünde siyer kelimesinin anlamı, Siyer ilminin doğuşu, gelişimi, edebî bir tür haline gelişi ve Türk edebiyatında Manzûm siyerler incelenerek bilgi verilmiştir. Birinci bölümde, Abdülfettah Şefkat Efendi'nin yaşadığı dönem olan 19. yüzyıl'ın siyasî, ilmî, kültürel ve edebî yapısı hakkında kısa bir değerlendirme yapılarak, Şefkat Efendi'nin hayatı ve eserleri hakkında gerek kendi eserlerinden gerekse diğer ilgili kaynaklardan toplanan bilgiler aktarılmaya çalışılmıştır. Manzûme-i Siyer-i Nebî'nin özeti verilerek konunun daha iyi anlaşılmasını amaçlanmıştır. Özet verirken, eserde müellif tarafından ayrı başlıklar altında ele alınmayan konular, ayrı başlıklar altında özetlenmiştir. Ayrıca şekil özellikleri beyitlerden örneklerle açıklanarak birinci bölüm tamamlanmıştır. Eserin yazılış sebebinin anlatıldığı ikinci bölümde yazma eserin yazılış sebebi ve muhteva özelliklerine geçilmiştir. Bu bölümde ayet ve hadisler, kelam-ı kibar niteliğindeki ifadeler tespit edilebildiği kadarıyla verilmiştir. Örf, adet, inanç ve sosyal yaşam ile ilgili bilhassa düğün geleneklerine dair bilgiler örnekler verilerek incelenmiştir. Üçüncü bölümde metin kurulumunda takip edilen usuller ve yazma eserin tanıtımı ile birlikte transkripsiyonlu metin verilerek çalışma tamamlanmış ayrıca yararlanılan kaynaklar kaynakçada alfabetik olarak sıralanmıştır. 19. yüzyıl Osmanlı toplumunda yetişmiş, III. Selim zamanında yaşamış olan Abdülfettah Şefkat Efendi'nin Hz. Peygamber'in hayatını anlatarak sonraki nesillere daha doğru ve faydalı bir eser bırakmayı gaye edinen Manzûme-i Siyer-i Nebî'si, çalışmanın konusunu teşkil etmektedir. Eserin daha önce çalışılmamış olması, Hz. Peygamber'in hayatının bilhassa evlilik öncesi dönemine dair detayların ve sosyal hayata dair bilgilerin okuyucuya aktarılmak istenmesi, Siyer alanında yapılmış diğer eserlere ve bu alanda çalışma yapan kişilere destek ve katkı sağlama temennisi bizi bu çalışmayı yapmaya sevketmiştir. Anahtar Kelimeler:1) Manzûme-i Siyer-i Nebî 2) Abdulfettah Şefkat Efendi 3) Mesnevî 4) Hz. Muhammed, Mustafa 5) Din
Yüsrî Ahmed Nazif Dede ve dîvânı (İnceleme-metin)
"Yüsrî Ahmed Nazif Dede ve Dîvânı (İnceleme-Metin)" adını verdiğimiz bu çalışmada, Yüsrî'nin Dîvânı'nın tenkitli metnini vererek eseri dinî ve tasavvufî edebiyat açısından tahlil etmeye çalıştık. Çalışmamız, giriş bölümü dâhil dört bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde, çalışmanın önemi, amacı ve metodu izah edilmiştir. Birinci bölümde Dîvân'ın daha iyi anlaşılabilmesi için, XVIII. yüzyılın siyasî ve kültürel hayatı hakkında bilgi verilmiş, Yüsrî Ahmed Nazif Dede'nin hayatı, çevresi, edebî şahsiyeti ve eserleri ile ilgili malûmat sunulmuştur. İkinci bölümde Yüsrî Dîvânı'nın muhtevası sunularak önemi vurgulanmıştır. Daha sonra Dîvân'da yer alan dinî ve tasavvufî kavramların tahlili yapılmıştır. Üçüncü bölümde ise; mevcut nüshaların tavsîfi yapılmış ve Dîvân metninin kuruluşunda takip ettiğimiz metod açıklanmıştır. Ayrıca bu bölüm, Dîvân'ın tenkitli metnini içermektedir.
235 nolu şeriye sicil defterine göre Mardin
Toplumların siyasi, sosyal ve ekonomik yapıları, içinde bulundukları dönemin şartlarına göre şekillenir. Herhangi bir dönemin siyasi hukuki, ekonomik ve kültürel şartlarının sağlıklı bir şekilde incelenilebilmesi ancak dönem toplumunun bu şartlara verdiği olumlu ve olumsuz tepkinin izlenmesiyle mümkündür. Şeriye sicilleri, toplumun döneme ilişkin her türlü hareketini kayıt altına almaları hasebiyle yerel tarih araştırmalarında son derece önemli bir yer teşkil etmektedirler. Tezin konusu olan 235 Nolu Mardin Şeriye Sicil defteri de 1858?1861 yılları arasında Mardin'in tüm Osmanlı ülkesi içersinde hukuki, idari, sosyal ve ekonomik yönlerine ilişkin yapısını günümüze ulaştıran çok önemli bir sicil defteridir. Bu defterin bizim için belki de en önemli yönü Tanzimat sonrasında inkişaf eden hukuki ve idari uygulamalarının kent ölçeğinde doğurmuş olduğu çatışmaları ihtiva etmesidir. Ayrıca merkezle bölge arasındaki yazışmaların içeriğini, azl, tayinler, dönemin siyasi atmosferi, sosyal ve ekonomik meseleleri içine alan çok önemli bir defterdir.Bu çalışma, 1858?1861 yılları arasında Mardin'in hukuki, idari ve sosyo-ekonomik yönlerini 235 Nolu Mardin Şeriye Sicilinin verileri çerçevesinde değerlendirmek amacıyla yapılmıştır.Çalışma, giriş ve üç bölümden oluşmaktadır. Girişte Mardin'in Osmanlı hâkimiyetine geçişi ile merkezi devletin yerelde temsilciliğini yapan unsurları ve bu unsurların, incelemelere esas teşkil eden döneme gelinceye dek rol ve hareketleri ayrıntılara girilmeden verilmeye çalışıldı. Özellikle çalışmanın daha iyi anlaşılabilmesi için şeriye sicillerinin tanımı yapılarak Osmanlı tarihi araştırmaları konusunda haiz oldukları önem vurgulandı. Birinci bölümde Mardin'deki Osmanlı şeriat mahkemesinin işleyişi, mahkemede çalışan personeli ve bu mahkemeye intikal eden dava ve kayıt çeşitleri -defterin sunduğu olanaklar çerçevesinde- değerlendirildi. İkinci bölümde; 1858?1861 yılları arasında Osmanlı idari yapısının kent bazındaki uygulamaları belirtildi. Merkezi sistemin yerelde resmi temsilciliğini yapan idari görevliler ile ilgili deftere yansıyan bilgiler yine bu bölüme dâhil edildi. Son bölümde ise anılan dönemde Mardin'de yaşayan insan topluluklarının, bu toplulukların hem birbirlerine karşı hem de kendi içlerinde sosyal örgütlenmeleri, bu örgütlenmelerin kentin ekonomik hayatına olan etkileri vurgulanmaya çalışıldı.
19. yüzyıl İzmir yapılarında saçak düzenlemesi
19. Yüzyıl İzmir yapılarında dikkat çeken saçak düzenlemeleri daha önce bir araştırmaya konu olmamıştır. Bu konudaki eksikliği gidermek hususunda katkı sağlayacak mahiyette bir çalışma hazırlamak için öncelikle yapım yılı 19. yüzyıl olarak tarihlendirilen binaların üzerinde yapmış olduğumuz gözlemlerde farklı tipte saçakların uygulandığı görülmüştür. Bu saçakların korniş süslemeleriyle birlikte değerlendirildiğinde benzer veya farklı yönlerinin ortaya çıkması için kullanılan malzemeye göre yapılan tipolojisi üzerinde süsleme unsurlarının neler olduğu belirli örneklerle anlatılmıştır. Ahşap, taş veya tuğla gibi malzemeler ile yapılan saçak korniş düzenlemeleri bulundukları bölge sırasına göre dizildiğinde İzmir'in dört ilçesinde yoğun olarak gözlemlenmektedir. Bu bağlamda araştırma bölgesi olarak daha çok Karşıyaka, Bornova, Konak ve Buca İlçeleri seçilmiş ve bu ilçelerin sınırları içerisinde yer alan 256 tane mimari yapının saçak düzenlemelerinde kullanılan malzeme, teknik ve süsleme unsurları ortaya konulmaya çalışılmıştır. Öncelikle yapısal bir unsur olan saçak, malzeme ve teknik özellikleri yönünden tanımlanmıştır. 19. Yüzyıl yapılarının saçak düzenlemesinde kullanılan malzemenin genel özellikleri ve kullanılan teknik hakkında bilgi verilmiştir. Bu kullanılan malzeme ve tekniğe uygun süsleme özellikleri dönemin üslup özellikleriyle karşılaştırılmış benzer ve farklılık gösteren saçak düzenlemeleri sınıflandırılmıştır. Saçak düzenlemeleri ve süsleme özellikleri, Batılılaşma dönemi mimari değişimler, Osmanlı yapılarında cephe ve saçak düzenlemesinin üslup özellikleri İzmir yapılarıyla karşılaştırılmıştır. Genel farklılıklarının ne olduğu belirlenen 19. Yüzyıl İzmir yapılarının saçak düzenlemeleri öncelikle kullanılan malzeme yönüyle sınıflandırılmıştır. Motif yönüyle zenginlik gösteren ahşap saçak düzenlemeleri genellikle yalı ve köşklerde kullanılmış olmasının nedenleri ve motif yönüyle değerlendirilip vektörel çizimleri ölçülendirilerek, restorasyon projelerine kaynak teşkil edecek şekilde hazırlanmıştır. Çok yaygın kullanımı olmayan fakat iki örnekte karşımıza çıkan metal malzemeyle yapılmış saçak süslemelerinin hangi ihtiyaca yönelik yapıldığı ve yaygınlaşmamasının nedenleri anlatılmıştır. En yaygın şekilde kullanılan tuğla, taş ve alçı malzemeyle yapılmış saçak düzenlemeleri Neoklasik üslubun genel özelliklerini motif ve kompozisyon yönüyle ne derece yansıttığı çizimlerle değerlendirilmiştir. Malzeme yönüyle sınıflandırılan saçak düzenlemelerinde uygulanmış süsleme özelliklerinin belirlenmesine yönelik yapılan çalışma dönem özelliklerinin ortaya konulmasında belirleyici unsurlardan biridir. Özellikle 19. Yüzyıl yapılarının saçak düzenlemelerinde, süsleme özelliklerine bakıldığında diğer uygulamalardan farklı yapıya özel karakteristik düzenlemeler olduğu görülmektedir. Sürekli değişik kombinasyonların uygulandığı saçak düzenlemelerine örneklerle bakıldığında dönemin genel mimari süsleme tarzı, Neoklasik üslubun süsleme özellikleri hakkında da ayrıntılı bilgi verilmektedir. Estetik açıdan binanın tamamlayıcısı olan bu unsurları gerek düzenlemeleri gerekse de süsleme yönleriyle incelemek, Batılılaşma dönemi mimarisinin genel özelliklerini daha iyi tespiti ve anlaşılması için önem arz etmektedir. Dönem öncesi ve sonrası saçak düzenlemelerinin ortaya konulmasının yapılacak bilimsel araştırmalara veri sağlayacağı düşünülmektedir. Özellikle 19.yüzyıl mimarisi içinde bu unsurların özellikleri ve önemi ortaya konmaya çalışılmıştır.
Kıyâfet ilmi, Türk edebiyatında kıyâfet-nâmeler ve Şa'bân-ı Sivrihisârî'nin Kıyâfet-nâmesi (Transkripsiyonlu metin inceleme)
Bu çalışmamız, Türk ve İslâm kültür tarihinde önemli bir yere sahip olan ve yüzlerce yıl birçok şair ve yazar tarafından ele alınan kıyâfet ilmi ve kıyâfet-nâmeler üzerinedir ve çalışmamız beş bölümden oluşmaktadır.Çalışmamızın birinci bölümü kıyâfet ilmine dairdir. Bu bölümde kıyâfet ilmi bütün yönleriyle ele alınmış, kıyâfet ilmi firâset ilmi içerisinde bir bölüm olarak yer aldığından öncelikle firâset ilmi tanıtılmış ve firâset ilmi de hükmî ve şerî` firâset olarak ikiye ayrılmıştır. Hükmî ve şerî` firâset hakkında bilgi verildikten sonra şerî' firâset de siyâfet, riyâfet ve kıyâfet olmak üzere kendi içinde üçe ayrılmış ve bu bölümler hakkında bilgiler verildikten sonra asıl konu olan kıyâfet ilmi ve bu ilme ait terimler hakkında bilgi verilmiştir. Buna göre: ?İnsanların suratına ve vücut yapılarına bakarak kişilikleri hakkında bilgi veren ilme `kıyâfet' bu ilimle meşgul olan kişilere `kâif' denir. `Kıyâfet-nâme' ise bu ilmi konu edinen eserlere verilen genel bir isimdir.?Çalışmamızın ikinci bölümü ise Türk-İslâm edebiyatında kıyâfet-nâmeler konusuna ayrılmıştır. Bu ilimle İslâm âleminde ilk kez ilgilenenler Araplar olduğu için öncelikle Arap edebiyatında bu ilmin yeri hakkında bilgi verilmiş ve bu alanda yazılmış belli başlı kıyâfet-nâmelerden bahsedilmiştir. Araplardan sonra bu ilimle uğraşan diğer bir millet de Farslar olduğundan Fars edebiyatındaki belli başlı kıyâfet-nâmeler de tanıtılmış ve ardından Türk edebiyatında bu ilmin geçmişi ve bu alanda yazılan eserler ayrıntılı bir şekilde ele alınmıştır. Ayrıca bu bölümde Türk edebiyatında tanınmış dört kıyâfet-nâmedeki tip husûsiyetleri üzerinde durulmuş ve belli başlı organlar ile kişilik ilişkisi aktarılmıştır.Üçüncü bölüm ise bu ilmin edebiyatımıza, sosyal yaşama ve diğer ilimlere etkisidir. Gerek Doğu'da gerek Batı'da hayatın birçok alanına nüfuz eden bu ilim, özellikle Doğu toplumlarında bu ilim nesep belirlemede, cariyelerden doğan ya da gayrı meşru olan çocukların kime ait olduğunu tespit etme gibi durumlarda kullanılmıştır. Ayrıca devletleşme ve saray hayatına geçişe bağlı olarak askere ve devlet idaresine alınacak kişileri seçmede, kul ve cariye alımında ve hukukta da bu ilimden yararlanılmıştır. Son dönemlerde ise resimden edebiyata, eğitimden hukuka, psikolojiden tıbba kadar sanatın ve ilmin birçok alanı bu ilimden etkilenmiştir.Dördüncü bölümde Şa`bân-ı Sivrihisârî'nin hayatı ve eseri incelenmiştir. Yazarın hayatı hakkında kaynaklarda bilgi mevcut olmadığından eserde elde edilen bilgiler ışığında aydınlatılmaya çalışılmıştır. Eser hakkındaki çalışmada ise eserin nüsha tanıtımı, manzum bölümlerin özellikleri, dil ve anlatımı, diğer kıyâfet-nâmelerden farkı ve içeriği üzerinde durulmuştur.Çalışmamızın son bölümü olan beşinci bölüm ise Şa`bân-ı Sivrihisârî'nin Kıyâfet-nâme'sinin transkripsiyonlu tam metnini içermektedir. Eserin Arapça giriş kısmı ve Arapça, Farsça şiirlerin tercümeleri dipnot şeklinde metin altında verilmiştir. Bu bölümde dokuz makale ve bir mukaddimeden oluşan eserin asıl kısmı ile ilm-i hutûtla ilgili bir risale ve sonda manzum bir kıyâfet-nâme yer almaktadır.Bu beş bölümün dışında başta önsöz, kısaltmalar transkripsiyon işaretleri; sonda sonuç, sözlük, bibliyografya ve kıyâfet-nâmenin Nuruosmaniye Kütüphanesi'nde no: 4099'da bulunan orijinal metni yer almaktadır.
Xvı. yüzyıl Diyarbakır şairleri
XVI. yüzyıl, Türk edebiyatının en yüksek inkisaf derecesine vardığı bir yüzyıldır. Çoksayıda meshur ve edebî sahsiyetin yetistiği bu çağda, Diyarbakır'da da aynı paralellikte birgelismenin olduğunu görmek mümkündür. Bu yüzyılda, ?stanbul'daki sairlerle bile boyölçüsecek düzeye sahip sairler yetismistir.Tarihte birçok medeniyete besiklik yapmıs olan Diyarbakır, Osmanlılar zamanındada asırlarca bir kültür merkezi olarak önemini korumustur. Bunun doğal bir sonucu olarak daDiyarbakır'da, çok sayıda bilim adamı, sair ve sanatkâr yetismistir. XVI. yüzyılda yasamısolan Diyarbakırlı sairlerin sayısı yirmiden fazladır.Bunların önde gelenleri sunlardır; ?brahim-i Gülsenî(H.940/M.1533), Serîfî(H.930/M.1523), Cemîlî (H. 870 /M.1543), Sâhî, Mesîhî (H.970/M.1562), Hayâlî-i Gülsenî(H.977/M.1569), Suhûdî (H.980/M.1572), Halîfe (H.986/M.1578), Âmidî (H.982 /M.1574),Hâletî-i Gülsenî(H.989/M.1581), Ahmed Pasa(H.996/M.1587), Dervis Pasa(H.998/M.1589), Mehmed Pasa(H.1000/M.1591), Biâtî(H.1000/M.1591),Humârî(H.1000/M.1591), Ülfetî(H.1000/M.1591), Safvetî-i Gülsenî(H.1005/M.1596), Söhretî(H.1014/M.1605), Tufeylî(H.1020/M.1611), Hasan-ı Gülsenî(H.1024/M.1615), Gubârî(H.1034/M.1624), ,igâhî(H.1060/M.1650).Tespit ettiğimiz sairlerden besinin dîvanı bulunurken; diğerlerinin sadece siirlerimevcuttur. Sairlerimizden ikisi devlet adamı, ikisi hattat, biri tüccar ve biri de musikîsinâstır.Bu yüzyıl, tarikatların en yoğun faaliyet gösterdiği bir yüzyıl olmustur. Bunun sonucu olarakda Diyarbakır'da da mutasavvıf sairler yetismistir. Bunun yanı sıra halk siiriyle uğrasan birsairimiz de bulunmaktadır. Siir diline baktığımız zaman Osmanlıdaki edebi cereyanlaraparalel gelismeler Diyarbakır'da da görülmüstür. Siirlerde bolca Arapça ve Farsça kelimelergörülmektedir. Kullanılan dil ağır olmakla beraber; halk diliyle yazılmıs siirler debulunmaktadır. Azerî Lehçesi ile de siirler yazılan bu yüzyılda, dönemin önemli sairleriylemüsaarelerde bulunulmus, nazireler yazılmıstır.
Diyarbekir gazetesine göre Diyarbakır'da kültür ve sanat hayatı
Bu tezde, Diyarbekir Vilayeti'nin resmi yayın organı olan Diyarbekir Gazetesi'nin 1286-1288/1869-71 yıllarına ait sayılarına göre, Diyarbakır şehrindeki bilim, kültür ve sanat faaliyetleri ele alınmıştır.Diyarbekir Gazetesi'nde ağırlıklı olarak Osmanlı Devleti'nin eğitim, sağlık, hukuk, tarım vs. alanlarda çıkarmış olduğu kanun ve yönetmelikler yayınlanmış, bunların yanı sıra vilayetin merkez sancağı olan Diyarbakır'da ve diğer sancaklarda meydana gelen çeşitli siyasi, adli ve sosyal olaylar da yer almıştır.Diyarbekir Gazetesi'nin ilk üç yılına ait sayılarında Diyarbakır şehrindeki bilim, kültür ve sanat hayatına ait çok sayıda haber, şiir ve makale yer almaktadır.Her şeyden önce Diyarbekir Gazetesi'nin yayın hayatına başlaması, Diyarbakırın kültürel hayatı için bir dönüm noktası olmuştur. Nitekim Diyarbakırlı birçok ilim ve sanat adamı, yazmış oldukları şiirlerde bu önemli kültürel adımı övmüşler ve tarih düşürmüşlerdir. Aynı şekilde gazetede çıkan birçok haberde şehirdeki eğitm-öğretim durumu, rüştiye mekteplerinin açılışı, mezuniyet törenleri, ıslah evlerinin durumu, mesleki eğitim ve gayr-ı Müslim okulları hakkında önemli bilgilere yer verilmektedir. Gazetede çıkan bazı makalelerde ise okuma yazma oranının arttırılması, yeni sibyan ve rüşdiye mekteplerinin açılması, çocuklar ve gençler için meslek eğitiminin önemi üzerinde durulmuştur.
Sezai Karakoç ve diriliş düşüncesi
Cumhuriyet Dönemi'nin en önemli şair ve düşünürlerinden olan Sezai Karakoç, Türk-İslam düşüncesi etrafında eser vermiş çok yönlü biridir. Onun adıyla özdeşleşen ?Diriliş? düşüncesi geri kalmış İslam ülkelerine, kurtuluş için sunulmuş, medeniyet merkezli bir içeriğe sahip, çözüm sistematiğidir.Çalışmamız, bir giriş ve iki bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde, Sezai Karakoç'un kısa bir yaşam öyküsü, eserleri, sanat anlayışı ve onu etkileyen şahsiyetler hakkında kısa bilgiler verilmektedir. Birinci bölümde Sezai Karakoç'un Diriliş tezine dayanarak oluşturan etkenler, ikinci bölümde ise Diriliş düşüncesi, tüm yönleriyle ele alınmıştır.
Osmanlı Salnamelerinde Bergama
Aydın Vilayet Salnameleri'ne Göre Bergama Kazası adlı tezimiz iki bölümden oluşmaktadır. Birinci Bölüm, 1879-1908 seneleri arasında 25 defa yayınlanmış olan Aydın Vilayet Salnamelerinde Bergama Kazası ile ilgili kısımların transkripsiyonundan oluşmaktadır. İkinci bölümde ise Salnamelerdeki bilgiler ışığında Bergama Kazası'nın idari, sosyal, iktisadi ve kültürel durumunun bir değerlendirmesini yaptık.
Osmanlı dönemi Diyarbakırlı dîvân şâ'irleri
Dünyada birbiriyle adeta özdeşleşmiş, biri söylendiğinde diğeri hemen akla gelen geniş kapsamlı çok az sözcük bulunmaktadır. Osmanlı Devleti ve Dîvân edebiyatı bu kelime gruplarından iki tanesidir. Osmanlı Devleti zikredildiğinde Dîvân Edebiyatı?nı, Dîvân Edebiyatı zikredildiğinde Osmanlı Devleti?ni hatırlamamak neredeyse imkânsızdır.Dîvân Edebiyatı; üç kıtaya yayılmış ve birçok etnik unsur ile dili bünyesinde barındıran Osmanlı coğrafyasında, ağırlıklı olarak Türk, Kürt, Arap ve Fars gibi İslâmî bileşenlerin, İslâmiyet ve kısmen tasavvufun etkisiyle meydana getirdiği çok dilli bir edebiyattır. Çocukluk, gençlik ve olgunluk çağlarını bu coğrafyada, özellikle de bu coğrafyanın başkenti olan İstanbul?da yaşamış olan bu şiir ağırlıklı edebiyata öteden beri pek çok medeniyete beşiklik etmiş olan Diyarbakır da bigâne kalmamıştır.Kaynaklar, Osmanlı coğrafyasında şair yetiştiren 221 merkez içerisinde, yetiştirdiği 40 şairle, Diyarbakır?ın beşinci sırada yer aldığını belirtmektedirler. Ali Emîrî ve Şevket Beysanoğlu gibi araştırmacılar ise Diyarbakır?da 228 ilâ 240 arasında şairin yetiştiğini tespit etmişlerdir. Çerçevesini Diyarbakır?ın yetiştirdiği dîvan şairi sayısını ortaya çıkarmak olarak belirleyen bu çalışma sonucu Diyarbakır?ın 199 şair yetiştirdiği ortaya çıkarılmıştır. Bu çalışma ile tespit ettiğimiz 199 şair yaşadıkları döneme göre 5 bölümde sınıflandırılabilir. Şairlerden 20?si 16.yy., 27?si 17.yy., 41?i 18.yy., 86?sı 19. yy. ve 25?i de 20. yüzyılda yaşamışlardır. Yine yazılan dîvân sayılarına göre de şöyle bir sınıflandırma yapılabilir. 16 yüzyılda 9 adet, 17 ve 18. yüzyıllarda yüzyıllarda yedişer adet, 19. yüzyılda 26 adet ve 20. yüzyılda 10 adet olmak üzere toplam 59 dîvân oluşturulmuştur ancak bu dîvânların 17 tanesine ulaşılamamıştır. Anahtar Sözcükler: Osmanlı, Diyarbakır, dîvân, dîvân edebiyatı, müşâ`are, nazîre
Süleyman Senih-i Mevlevi'nin yayınlanmamış elyazması şiirleri (İnceleme-Metin-Tahlil-Sözlük)
Bu çalışma Süleyman Senih Efendi?nin yayınlanmamış el yazması defterinde bulunan şiirlerinin transkripsiyon, tahlil ve tasnifinden oluşmaktadır. Dili, divanında ve mersiyelerinde ağırdır. Bazı gazellerinde ise sade dil kullanmıştır. Sosyal konulardan çok kendi gönlünden geçen konulara eğilmiş, Mevlevi çevrenin gündeminde olan meseleleri işlemiştir. Bu defterde Senih Efendi?nin divanına girmeyen naatleri, mersiyeleri, kıt?aları, gazelleri, tarihleri yer almaktadır. Biz bu çalışmada uluslar arası transkripsiyon işaretlerini esas aldık. Bu çalışmaya konu olan defterde yedi gazel bulunmaktadır. Defterin son bölümünde bulunan gazeller divan edebiyatı gazel geleneğine uygun kaleme alınmış, mazmunlar, söz sanatları kullanılmış ve Arapça, Farsça, Türkçe karışımı kelimelerden oluşan Osmanlı Türkçesi ile söylenmiştir.
Yâkût el-Hâmevî'nin Mu'cemü'l-büldan adlı eserinde Kürtler
Bu tezin konusu klasik ?slam tarih ve coğrafya eserlerinden, sahasında zirveye oturmayı ba?armı? ve kendisinden önceki kaynaklardan da yararlanmı? olan Yâkût el-Hamevî?nin (ö. 626/1229) Mu?cemü?l-büldan adlı eserinde Kürtlerdir. Hicri altıncı asrın sonu ile yedinci asrın ba?ında ya?amı? olan müellif, Kürtler ile ilgili önemli bilgiler vermektedir. Mu?cemü?l-büldan?a Kürtler esas olarak, el-Cezire, Cibal, Ermeniye ve Azerbaycan?da tali olarak da Faris, Kirman, Horasan ve Hûzistan gibi coğrafi bölgelerde ya?amaktadırlar. Genel olarak dağlık bölgelerde ya?amayı tercih eden Kürtler, belde, köy, kasaba ve ?ehir gibi yerle?im birimlerinde de meskûndurlar. Fetihlerden sonra ?slam devleti sınırları içersinde kalan Kürtler, idari olarak özerk bir yapıya sahip olmu?lardır. Ayrıca Kürtler, tarihteki bazı önemli medeniyet ve kültür merkezlerinin ana etnik yapısını da olu?turmu?lardır. Kürtler, Yâkût?un yazdıklarına göre çe?itli bölgelerde topluluklar halinde ya?amı?lardır. Kürtlerin ya?adığı coğrafya ?slam devleti için önemli bir gelir kaynağı olmu?tur. Kürtlerin ekonomileri esas olarak tarım ve hayvancılığa dayanır. Kürtlerin ?slam öncesi ve sonrası dönemlerde köklü bir dini hayatları olmu?tur. Yâkût?un verdiği bilgilerden Kürtlerin daha çok dağlık bölgelerde a?iret halinde ya?adıkları, tarım ve hayvancılıkla uğra?tıkları, bununla birlikte çok sayıda ilim adamı yeti?tirdikleri anla?ılmaktadır. Anahtar Sözcükler: Yâkût, Mu'cemü'l-büldan, Kürtler, Ekrad, Cezire, cibal, Ramm
Diyarbakır Ziya Gökalp Yazma Eser Kütüphanesindeki 577 nolu mecmûanın tanıtımı ve 75-179 varakları arasındaki gazellerin transkripsiyonu.
Kelime anlamı olarak bir araya getirilmiş, toplanmış anlamına gelen mecmûa; edebiyâtta ise belli amaçlar için bir araya getirilmiş şiir ve yazıların bir araya getirildiği eserlerdir. Konularına göre çok sayıda mecmûa vardır. Bunlardan en dikkat çekici olanı şiir mecmûalarıdır. Şiir mecmûaları bir bakıma günümüzdeki şiir antolojilerinin eski hâlidir. Şiir mecmûaları yazıldıkları yüzyılın şiir zevki ve beğenileri hakkında bir kanaat sahibi olmamızı sağlar. Eski Türk Edebiyâtı alanında özellikle şâirlerin dîvân adı verilen ve şiirlerini bir araya getirdiği eserler o kadar çok araştırma ve inceleme konusu hâline geldi ki artık üzerinde çalışılacak kayda değer pek dîvân kalmadığı söylenebilir. Bu da araştırmacıları birçoğu kütüphanelerde daha dokunulmamış mecmûalara yöneltti. Mecmûalar edebiyât tarihi açısından daha sağlam değerlendirmelerde bulunmak için kesinlikle başvurulması gereken kaynaklardır. Tezkirelerin çoğunda ayrıntılara inilmeden birçok şâir için belli kalıpların dışına çıkılmadan yapılan değerlendirmeler mecmûalar aracılığıyla daha sağlam değerlendirmelere dönüşebilir. Mecmûalar dîvân sahibi olmayıp şiirleri olan birçok şâirin tanınmasını sağlar, ve yazıldığı dönemin edebiyât ve sanat zevkinin belirlenmesinde önemli roller üstlenir. Üzerinde çalıştığımız mecmûa 15. yüzyıldan başlayıp 19. yüzyıla kadarki bir zaman yalpazesinde özellikle Diyarbakırlı şâirlere ait şiirlerin yoğunlukta olduğu bir şiir mecmûasıdır. Bu mecmûada tezkirelerde adı geçen ve hakkında pek bilgi olmayan şâirlerin yanında, Nâbî, Fuzûlî, Bağdâtlı Rûhi; Yavuz Sultân Selim, Şah İsmâil gibi meşhur şâirlerin bile dîvânlarında bulunmayan bazı şiirleri de ihtiva etmesi bakımından son derece önemli bir eserdir. Anahtar Sözcükler :Eski Türk Edebiyâtı, Mecmûa, Şiir, Şiir Mecmûaları
Mehmed Said Pertev Paşa Divanı (Transkripsiyon ve Tahlil)
Bu çalışma, Mehmed Said Pertev Paşa?nın Dîvânı?nda bulunan şiirlerin transkripsiyon edilmesi ve dîvânın tahlil edilmesini amaçlamaktadır. 19. Yüzyılın Eski Türk Edebiyatı açısından daha iyi değerlendirilmesi için şairlik gücünün kuvvetli olduğuna inandığım Pertev Paşa?nın ve dîvânının latinize edilerek ilim dünyasına sunulmamış olması bir eksiklik olacaktı. Pertev Paşa 19. Yüzyılda sanatçı kişiliğinin yanısıra aynı zamanda önemli bir tarihî kişiliktir. Mehmed Said Pertev Paşa Dîvânı?nın çalışmamıza konu olan eseri mürettep bir dîvân değildir. Şair yaşadığı yüzyılda zayıflayan ve eski şiiri tekrar eden dîvân edebiyatının var olduğu dönemde şekle çok önem vermemiş duyguya daha ağırlık vermiştir. Yaptığımız incelemelerden hareketle çalışmamıza kaynak olan dîvânın onun ilk çalışması olduğu daha sonra mürettep bir dîvân tertip ettiği anlaşılmaktadır. Elimizdeki çalışma onun kalfalık; mürettep dîvânı ise ustalık dönemi eseridir diyebiliriz. Çalışmamıza kaynaklık eden Mehmed Said Pertev Paşa?nın Dîvânı?nda yer alan şiirler kafiye ve rediflerin sıralanışı bakımından Arap harflerinin sıralama düzenindedir. Gazellerin çoğunlukta olduğu eserin, yer yer müstezâd, muhammes, kıta, lugaz, ebyat, tahmîs ve tarihlerin araya serpiştirilmesiyle kaleme alınmıştır. Eserde gazellerin sayısı 259?dur. Bu çalışmada genel kabul gören ve birçok bilimsel çalışmada standart haline gelmiş transkripsiyon işaretlerini esas aldık. Pertev Paşa?nın Dîvânı?nda çok sık söz sanatları ve klâsik şiire ait mazmunun kullanıldığı görülmektedir. Pertev Paşa?nın dili yer yer ağır olsa da yaşadığı dönemde görülen mahallileşme akımından etkilenerek sade ibarelere ve halk söyleyişlerine de yer verildiği görülür. Anahtar Sözcükler :Eski Türk Edebiyatı, Dîvân, Mehmed Said Pertev Paşa, Şiir
Abdülbaki Gölpınarlı, hayatı, kişiliği ve eserleri
Türk Edebiyat tarihinin yanı sıra İslam tarihi, mezhepler tarihi ve tasavvuf alanlarında çok sayıda eserin yazarı olan Abdulbaki Gölpınarlı (1900-1982), Şii bir Mevlevi ve muhalif bir fikir adamı oluşunun yanısıra araştırma yaptığı alanların çeşitliliği ve zenginliğiyle dedikkati çekmektedir. Gölpınarlı, edebiyat ve tasavvufun yanı sıra İslam tarihi ve medeniyeti konularında da kıymetli eserler vermiştir. Gölpınarlı Kur'an-ı Kerim'in Türkçe Mealini hazırlamış, Hz. Muhammed'in, Hz. Ali ve On iki İmam'ın hayatının yazmış, Mevlana, Yunus Emre, Hacı Bektaşi Veli, Nedim, Fuzuli, Baki ve Şeyh Galip, gibi sufi, şair ve yazarların biyografileri, eserleri ve düşüncelerine dair önemli eserler kaleme almıştır. Gölpınarlı eserlerinde didaktik bir üslup kullanmaktadır. O konuları ele alırken sanki karşısında öğrenciler varmış gibi açık ve net bir anlatıma başvurmuştur. Özellikle tasavvufla ilgili eserlerinde konuyu bütün yönleriyle aydınlatmaya çalışmaktadır. Gölpınarlı ele aldığı konulara tamamıyla vakıftır. İslamiyet, Hadisler, Kuran-ı Kerim, Şiilik, Caferilik, Bektaşilik, Edebiyat ile ilgili eserlerinde bunu görmek mümkündür. 25 Ağustos 1982'de aramızdan ayrılan Gölpınarlı Türk edebiyatına dair araştırma, neşir ve sadeleştirmeler yapmış, İranlı ünlü bazı şair ve yazarların eserlerini Türkçeye çevirmiş ve bir kısmını şerhetmiştir.
Afyonkarahisar Mevlevihanesi ve haziresinden müzelere taşınan mezar taşları
Bu çalışma, Afyonkarahisar Mevlevihanesi yapı kompleksi ve haziresinden müzelere taşınan mezar taşları üzerine yapılmıştır. Çalışmada, Afyonkarahisar Mevlevihanesi'nin mimari ve süsleme özellikleri açısından incelenerek Sanat Tarihi açısından değerlendirilmesi; bununla beraber haziresinden müzelere taşınan mezar taşlarının tespiti ve belgelenmesini amaçlamıştır. Araştırma kapsamında ilk olarak Mevlânâ Celaleddin Rûmî ve soyu ele alınmış, Mevleviliğin oluşumu, yayılma süreçleri ve Afyonkarahisar'da Mevleviliğin gelişimi incelenmiştir. Mevleviliğin gelişim süreci içerisinde oluşan Afyonkarahisar Mevlevihanesi'nin kuruluş döneminden günümüze dek geçirdiği yangınlar, onarımlar gibi çeşitli evreleri tespit edilerek, Mevlevihane yapı kompleksinde yer alan matbah, türbe, semahane, mescid, şerbetlik, kadınlar mahfili, derviş hücreleri, meydan dairesi, selamlık, şeyh evi, şadırvan, su deposu birimleri mimari ve süsleme açısından tek tek ele alınarak değerlendirilmiştir. Afyonkarahisar Mevlevihanesi'nden müzelere taşınan mezar taşları bölümünde, Mevlevihane'nin bahçesinde yer alan lahid, yerinde incelenerek transkripsyonu ve değerlendirilmesi yapılmıştır. Çeşitli dönemlerde Mevlevihane'nin haziresinden Afyon Arkeoloji Müzesine taşınmış olan mezar taşlarının da transkripsiyonları yapılarak süsleme açısından incelenmiş ve belgelendirilmiştir. Sonuç olarak Konya'dan sonra ikinci merkez olması sebebi ile Mevlevilik tarihinde önemli bir yere sahip olan Afyonkarahisar Mevlevihanesi'nin geçirdiği evreler ile günümüzdeki halinin detaylı incelenmesi sözlü, yazılı ve görsel kaynaklar ışığında gerçekleştirilmiştir.
Halvetiliğin Şabaniyye kolunda Türk musikisi
Türk İslam Tasavvuf kültürü, kadim Türk kültür ve sanatının, geleneklerinin, yaşayış tarzı, idealleri ve ahlaki yönlerinin İslamiyet'le mecz edilmiş bir yansıması niteliğindedir. Klasik Türk Mûsikîsi, Cami Mûsikîsi, Tekke Mûsikîsi gibi kavramlar; içi büyük ölçüde tasavvufi eğitimin okulları olan tekkelerde yetişen sanatkarlarla dolan olgulardır. Mûsikî tarihimizdeki hangi büyük sanatkarı incelesek, gerçek bir tasavvufi yola ve bu yolun evliyasına bağlılığını veya bu yolların sanat üstadlarından faydalandığını görürüz. Hatta bizzat yolun büyükleri bir çok geleneksel sanat dalının üstadı olarak karşımıza çıkar. Mutasavvıfların, sanat kaygısı gütmeden, Hak yoluna dair tecrübe, zevk-i manevi ve seyr-i süluk içerisindeki merhalelerini yansıtan, öğüt ve hakikat bilgisiyle, gerçek aşkı anlatan nutuklarının toplandığı divanları; Türk kültürünün, dil, edebiyat, mûsikî ve maneviyat gibi alanlarda çok büyük bir gelişme göstermesini sağlamıştır. İncelenen pek çok kaynak tasavvufi yollardan Mevlevilik, Cerrahilik, Gülşenilik, Bektaşilik gibi yollarda pek çok mûsikîye dair çalışmanın yapılıp, bu yollardan yetişen sanatkarların ve mûsikîmize kazandırdıkları eserlerin belirlenmeye çalışıldığını göstermektedir. Bu çalışma 'Halvetiğin Şa'baniyye Kolunda Türk Mûsikîsi' başlığı altında ele alınarak, bu yolun Hz. Peygambere ulaşan silsilesi, kökeni, usul ve adabı, zikir usulü, kültür ve sanata bakış açısı, velileri, şairleri, araştırmacıları, bağlıları ve bu yola muhabbet besleyenleri arasındaki değerli mûsikîşinasları, zakirbaşıları, ve bu sanatkarların Türk mûsikîsine katkıları yönüyle incelenmesi amacıyla hazırlanmış, ayrıca, araştırmacının büyük bir titizlik ile, birinci el kaynaklardan derlediği, notaya aldığı ilahiler ile de Türk Mûsikîsi repertuarına Şa'bani ilahilerini kazandırarak, alanında özgün aynı zamanda yeni bir çalışma olması bakımlarından bir hizmet gerçekleştirmek ümidiyle yola çıkılmıştır. Çalışma Şa'baniyye'de Türk Mûsikîsi'nin bestekar, icracı, zakirbaşı, durakhan, kasidehan ve hocaları, bu yola özgü eserleri, usul, erkân ve adabı ile mûsikîye karşı tutum ve inançları, derlenen ve notaya aktarılan ilahilerin repertuara kazandırılması, bestelenen eserlerin sözlerinin edebi açıdan değeri, şair ve mutasavvıflarının tasavvufi açıdan önemi ve bu sözlerin bütün nesillere ışık tutan, insana manevi değerlerini hatırlatan yönünü içeren, ayrıca "Şa'bânî bestekarların eserlerinden örnekler ve notalar" ve "araştırmacının derlediği ve notaya aldığı ilahiler" kısımları ile derleme niteliğini haizdir. Çalışmada genelden özele gidilerek, Giriş bölümünden sonra Birinci bölümde; Din, İnsan, Tasavvuf, Mûsikî ilişkisi, kısaca kültürel açıdan Türk Tasavvuf Tarihi, konumuzla bağlantılı yönüyle Türk Mûsikîsi Tarihi, önemli sanatkarları, tür ve biçimleri formları açıklanmaya çalışılmış, Şa'baniyye'nin neş'et ettiği ana tarikat olan Halvetilik yolu; kökeni, silsilesi, önemi, kolları, zikir usulü ve mûsikîşinasları ve onların eserleri yönüyle belirtilmeye çalışılmıştır. İkinci bölüm Şa'bânîyye yolu; kökeni, tarihi, kolları, tekkeleri, kurucu piri Şaban-ı Veli Hz., Pir asitanesi, bu yolun adab ve erkanı, zikir usulü, mutasavvıf şairleri ve onlardan bestelenen eserlere değinilmesiyle oluşturulmaya çalışılmıştır. Üçüncü bölüm, Şa'bânîlik'te mûsikî, mûsikîye verilen önem, Şa'bânî tekkelerinde icra edilen formlar, bu yolun sanatkarlarının mûsikîye katkıları, Şa'bânî mûsikîşinasların hayatı, Şa'bânî zakirbaşılar, Şa'bânîyye ile birlikte başka yollara da müntesib mûsikîşinaslar ve bu yola muhabbeti olan sanatkarların belirlenmesi, bütün bu sanatkarların ulaşabildiğimiz eserlerinden örnekler, araştırmacı tarafından derlenen ve notaya alınan eserlerin eklenmesi, Şa'bânî dergahında okunan diğer eserlerin notalarının eklenmesi, ve çalışmamızda çokça istifade ettiğimiz, mahfuzatı ve destekleriyle bizlere büyük bir kaynak olan, Şa'bânîyye yolunun son postnişini, Hafız Mehmet Dumlu Kütahyevi (Öl.2011); hayatı, hizmetleri, vermiş olduğu kıymetli bilgiler, derlememiz için icra ettiği eserler ve sohbetlerinden edinililmeye çalışılan bilgiler ve dergahındaki mûsikî uygulamaları ışığında incelenmeye çalışılarak, Sonuç , Kaynakça, Ekler, Kısaltmalar ve Ekler Listesi kısımlarına geçilmiştir. Bu çalışmanın, başta himmet eden Rabbime, bilgi, tecrübe, kaynak, hatıra, destek ve güvenlerini eksik etmeyen, manevi desteklerini esirgemeyen hocalarım, dostlarım ve ailemin bu desteklerine layık, alandaki bir boşluğu dolduracak mahiyeti haiz bir hizmet olması en büyük arzumuzdur. Şa'bânîyye yolunun esaslarına karşı manevi cehaletimizden doğacak kusurlardan, yolun yüce velilerinin yüce hoş görülerine sığınırım. Anahtar Kelimler: Halvetiyye, Şa'bânîyye, Türk Mûsikîsi.
İshak Hocası Ahmed Vahdetnâme-i Âlem-Engîz inceleme metin
Bu çalışmanın amacı, Vahdet-nâme-i Âlem-Engîz Mesnevîsi'nintenkitli metninin kurulması ve oluşturulan sağlam metin üzerindeneserin şekil ve içerik yönünden incelenmesidir.Bu gâye doğrultusunda, öncelikle eseri meydana getiren yazarıniçinde yaşadığı XVII ve XVIII. yüzyıl; siyâsî, sosyal, kültürel veedebî yönüyle ele alınmıştır. Ardından İshak Hocası'nın hayatı veeserleri hakkında bilgi verilmiştir. Bu tetkikler netîcesinde, şâiringörüşleri hakkında elde edilen ipuçlarından da faydalanılarak eserincelemesinin yapıldığı birinci bölüme geçilmiştir.Birinci bölümde, Vahdet-nâme şekil ve muhtevâ yönüyleincelenmiştir. Mesnevî, şâirin tâkip ettiği sıra ve kullandığı kavramlarüzerinden tahlile çalışılmıştır.İkinci bölümde ise, Vahdet-nâme-i Âlem-Engîz'in ulaşılabilennüshaları üzerinden şecere oluşturma ve tenkitli metin kurmaçalışmaları yürütülmüştür.Tezin genel bir değerlendirmesinin yapıldığı sonuç ile çalışmabitirilmiştir.Anahtar Kelimeler: Vahdet-nâme, İshak Hocası, Mesnevi, KlasikTürk Edebiyatı.
Delhi'deki Babürlü türbeleri
Hindistan'da kurulan ve bölgeyi uzun yıllar hâkimiyeti altında bulunduran Babürlüler, arkalarında çok sayıda mimari eser bırakmışlardır. Bunların arasında türbe yapıları, âbidevî ölçekleri, çok birimli plan şemaları, cephe düzenleri, kullanılan malzeme ve süsleme özellikleri bakımından dikkat çekici oldukları kadar İslâm Türbe mimarlığının sıra dışı örneklerini de teşkil ederler. Hayranlık uyandıran bu mezar yapılarının ortaya çıkışında, kadim kültürlerin buluştuğu münbit bir havza olarak Delhi bölgesi önemli bir rol oynamıştır.Bu çalışmada, Babürlü döneminde Delhi'de inşa edilen türbeler arazi çalışmalarına dayalı olarak yerlerinde incelenmiş; ölçüleri alınmak ve resimleri çekilmek sûretiyle pek çoğunun planları çizilmiştir. Babürlü kaynakları ve Avrupalı gezgin ve araştırıcıların çalışmaları ile modern araştırmalar gözden geçirilerek yapılar etraflıca tanıtılmaya çalışılmıştır. Çalışma, Giriş, Katalog, Değerlendirme ve Sonuç bölümleri ile çok sayıda plan, kesit ve resmin sunulduğu Ekler bölümünden oluşmaktadır. Tarihsel çerçevenin oluşturulması bakımından Giriş'te Babür'ün siyasî serüveni ile Babürlü tarihi ve mimarîsi genel hatlarıyla ele alınmış; ayrıca Delhi tarihine yer verilmiştir. Katalog'da, Babürlü dönemine tarihlenen Delhi türbeleri, strüktür tarzı ve plan şemaları bakımından tipolojik bir tasnife tâbi tutulmuş; yapıların topografik durumları, mimarî ve tezyînî özellikleri ile kitâbeleri ve tarihlendirilmeleri gibi hususlar, alt başlıklar hâlinde irdelenmiştir.Çalışmamızda, türbelerin İslam ve Türk türbe mimarisindeki yerleri, diğer türbe yapıları ile etkileşimleri, aralarındaki benzerlikler ve farklılıklar üzerinde durulmuş, Hind coğrafyasındaki yerel mimarî geleneklerin etkileri irdelenerek değerlendirilmeye çalışılmıştır. Ayrıca, Delhi türbelerinin Babürlü mimarisinin gelişimindeki yeri ve önemi üzerinde durulmuştur. Tezin sonuna, çok sayıda çizim ve resim eklenerek yapıların daha iyi kavranabilmesi amaçlanmıştır.Anahtar Kelimler: Babürlü Mimarisi, Babürlü Türbeleri, Delhi Türbeleri, Türbe Mimarisi, Babürlüler, Babüroğulları, Hint İslam Mimarisi.
Cumhuriyet Dönemi öncesi milli hudutlarımız içerisindeki türbelerin listesi ve biçimsel özellikleri
Toplumlar yerleştikleri yeni topraklarda, mevcudiyetlerini ve aidiyetlerini ispatlamak aynı zamanda da hakimiyetlerini güçlendirmek amacı ile anıt niteliği taşıyan mimari eserler vücuda getirmeyi uygun bulmuşlardır. Kurulan tüm Türk devletleri de aynı yolu izleyerek hükmettikleri coğrafyalarda ölümsüz eserler inşa etmiş, sosyolojik yapılarını, mimari yeteneklerini ve sanatsal zenginliklerini bu eserlerle günümüze taşımayı başarmışlardır.Bugün yaşadığımız topraklar geçmişimizin değerli mimari hazineleriyle doludur. Sanat tarihi ve mimari alanda araştırma yapan akademisyenler farklı başlıklar, dönemler ya da biçimler hakkında kapsamlı araştırmalar yapmışlardır.Mimari eserlerin içinde hemen tüm araştırmacıların dikkatini çeken türbeler konusu da oldukça zengin bir içeriğe sahiptir. Ancak bugüne değin yapılan araştırmalar ya belli bir dönemi ya da belli bir coğrafyayı kapsayıcı nitelikte olmuştur. Bu çalışmada ise, Cumhuriyet öncesi milli hudutlar içerisindeki tüm türbeler incelenerek bir liste yapılmış ve bu sayede kısıtlı kalan envanter bilgisine katkıda bulunmak hedeflenmiştir.Toplam üç bölümden oluşan tezin birinci bölümünde Anadolu Selçuklu Dönemi Türbelerinin listesi, ikinci bölümde Beylikler Dönemi Türbelerinin, üçüncü ve son bölümde ise Osmanlı Dönemi Türbelerinin listesi tarih sırasıyla verilmiştir. Aynı zamanda tüm türbeler biçim, örtü, alt kat ve kullanılan malzeme açısından da incelemeye tabi tutulmuştur.
Osmanlı arşiv belgelerine ve vakfiyelerine göre Köprülü Ailesi Vakıfları
Osmanlı Arşiv Belgelerine ve Vakfiyelerine Göre Köprülü Ailesi Vakıfları? adlı bu doktora tezinde, Köprülü ailesi vakıflarının başlangıç tarihi olan 1064/1654 yılından günümüze kadarki konumları tespit edilmeye çalışılmıştır. Bu bağlamda aile üyelerinden Köprülü Mehmet Paşa'nın (v.1661), eşi Ayşe Hanım'ın (v.?), Köprülüzâde Fâzıl Ahmet Paşa'nın (v.1676), Köprülüzâde Fâzıl Mustafa Paşa'nın (v.1691), Köprülüzâde Numan Paşa'nın (v.1719), Köprülüzâde Abdullah Paşa'nın (v.1735), Köprülüzâde el-Hâc Hâfız Ahmet Paşa'nın (v.1769) ve Mehmet Âsım Bey'in (v.1816) kurdukları vakıflar değerlendirilmiş ve bunların günümüzdeki durumları tespit edilmeye çalışılmıştır. Buna ilâveten, ailenin yurt içindeki eserlerinin tümü; yurt dışındaki eserlerinin de bir kısmı fotoğraflanmıştır.Ayrıca bu tez kapsamında ailenin Osmanlı Devleti siyasetindeki etkisi, kurmuş oldukları vakıflardan hareketle ele alınmaya çalışılmıştır. Bunlara ek olarak bir de Köprülü ailesinin vakıf belgelerinden hareketle bir soyağacı çıkarılmaya gayret edilmiştir.