
1,564
Archived Theses
2
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Sanal cemaatler ve postmodern kabilecilik: İmam hatipler kapatılsın Facebook grubu örneği
İlgili literatür incelendiğinde Sanal Cemaatler, gelişen iletişim teknolojilerinin de etkisiyle beraber boş zaman geçirme, eğlence, sohbet gibi aktivitelerin gerçekleştirildiği bir zemin olarak görülmektedir. Bu tanımlama "Ötekisiz Postmodern Cemaatler" olarak ifade edilmektedir. Bu anlamda sanal cemaatlerin, bir grubu belirli özelliklerinden dolayı ötekileştirmeye zemin hazırlayıp hazırlamayacağının anlaşılması bu çalışmanın amacını oluşturmaktadır. Bu amaca uygun olarak ötekileştirmenin hangi şekillerde var olduğunu belirleyebilmek için kendilerini seküler insanların bir araya geldiği grup olarak tanımlayan İmam Hatipler Kapatılsın adlı sanal cemaat incelemeye konu olmuştur. Verilerin analizinde Nvivo 11 bilgisayar yazılımı kullanılmıştır. Grupta bulunan 49035 yorum ve gönderi içerik analizi yöntemiyle incelenmiştir. İmam Hatipler Kapatılsın sanal cemaatinde üyelerin karşı grup olarak belirledikleri İmam Hatipler temsilinde muhafazakar insanları ötekileştirdikleri. Bu ötekileştirme tarzlarının yedi kategoride bir bütün oluşturdukları gözlemlenebilmiştir. Anahtar kelimeler: Sanal cemaatler, kabilecilik, ötekileştirme, postmodernizm.
Postmodern dönemde maneviyat arayışı Elif Şafak romanları örneği
Sanayi Devrimi ile beraber hızlanan modernleşme süreci toplumların maddi ve manevi yaşantılarını, dünyaya ve kendi varoluşlarına verdikleri anlamı etkili bir şekilde değiştirmiş, rasyonel akıl ilerleme fikri doğrultusunda en geçerli referans olmuştur. Ancak bilimsel gelişmeler, dünya savaşları ve terör saldırıları örneklerinde görüldüğü üzere hep istenen doğrultuda olmamıştır. Ayrıca 20. asırdan itibaren teknolojik gelişmelerin hızlanması ve küreselleşme olgusuyla yaşanan enformasyon devrimi, bireylerin ve toplumların hayatlarında daha önce görülmemiş değişimlere yol açmakta, dışsallaştırma faaliyeti ile nesiller boyu ilmek ilmek örülen toplumsal kurumlar yapısal dönüşüme uğramaktadır. Hızlanan zaman ve daralan mekân algıları sonucu anlam ihtiyacını gideremeyen çağ insanı, yabancılaştığı huzursuz modernliğin donuk evreninden firar edip manevi yolculuklara çıkmaya namzettir. Nitekim önceki süreçlerden ayrışmış; kesinlik ve netlik yerine çoğulluğun, bireyselliğin, göreceliğin muteber olduğu postmodern bir döneme girildiği sosyal bilimcilerce genel kabul görmektedir. Hem modern ve seküler yaşamın kazanımlarından vazgeçmeyen hem de ruhsal bütünlüğünü korumak adına otantikliğini kaybetmiş dinden medet uman çağ insanı, arafta kalarak kendi bireysel dinini eklektik bir tarzda inşa etmekte olduğu gözlenmektedir. Bu minvalde postmodernliğin Türk edebiyatında öne çıkmış isimlerinden Elif Şafak'ın Araf, Aşk ve Havva'nın Üç Kızı romanları incelenmiş, arayış bağlamında roman kahramanlarının din ve maneviyat görünümleri analiz edilmiştir. Araştırmanın sonucunda post-seküler bir oluşumla yeni bir dindarlık tipine ve kurumsal dinden farklı maneviyat temelinde bir dinselliğe ulaşılmıştır. Anahtar kelimeler: Din, mistisizm, maneviyat, anlam arayışı, postmodern
Nag Hammadi literatüründe sethiyanizm
Bu çalışma Hıristiyanlığın ilk yüzyıllarında yaşamış gnostik akımlardan birisi olan Sethiyanizm'i konu almaktadır. İsmini Adem ve Havva'nın üçüncü oğulları Şit'den alan bu dini hareket ilk kez Nag Hammadi literatürünün keşfedilmesi ile ön plana çıkmıştır. Yapılan bu çalışmada Sethiyanizm'i heresiolojik literatürün etkisinde kalmadan sadece kendi kutsal metinlerinin ışığında değerlendirmek amaçlanmıştır. Çalışma içinde Sethiyan metinlerdeki mitler, tanrıların doğuşu, insanın yaratılışı ve kurtuluş doktrini olmak üzere üç parçada incelenmiştir. Sethiyanizm aşkın bir ilk prensipten sudur etmiş kutsal varlıklardan oluşan karmaşık bir kozmolojiye sahiptir. Maddi dünya ise kozmik bir kaza sonucu doğan kötücül bir demiurgos tarafından yaratılmıştır. İnsan, ruhsal özü ile Pleroma olarak bilinen göksel âleme, vücudu ile maddi âleme aittir. İnsanlık durumundan kaynaklanan bütün acıların sebebi bu iki zıt doğa arasındaki çatışmadır. Kurutuluş ise sadece kutsal özün tekrar göksel âleme yükselmesi ile gerçekleşir. Anahtar kelimeler: Sethiyanizm, Nag Hammadi, Gnostisizm, Demiurgos.
Öğrenmede duyuş-biliş ilişkisi bağlamında din eğitiminde duyuşsal boyut
Eğitimde öğrenme alanlarından (bilişsel, duyuşsal ve devinişsel) biri olan duyuşsal boyuta eğitsel süreçler açısından yeterli düzeyde yer verilmediği görülmektedir. Duyuşsal alan ile ilgili yapılan çeşitli çalışmalar bulunmakla birlikte bu çalışmaların duyuş kavramını ve temel duyuşsal nitelikleri açıklama noktasında oldukça sınırlı oldukları görülmektedir. Bu durum, eğitimde duyuşsal boyutun özellikle teorik düzeyde hala araştırmaya muhtaç olduğunu ortaya koymaktadır. Bu çalışma ile duyuşsal alanın teorik düzeyinde hissedilen eksikliğin giderilmesine zemin oluşturması hedeflenmektedir. Bu düşünceden hareketle bu araştırma, hem genel eğitimde hem de din eğitiminde bulunan duyuşsal boyutun neliği, nasıllığı ve duyuşsal özelliklerin uygulamalarda nasıl ele alındığını tespit etmeye çalışmaktadır. İnsan beyni üzerine yapılmakta olan çalışmaların neticesinde eğitim ve din eğitimi uygulamalarında artık bilişin yanında duyuşa da önem verilmeye başlanmaktadır. Bu durum, geleneksel eğitimde bilişsel amaçların yanından duyuşsal amaçların da büyük bir öneme sahip olduğunu göstermektedir. Bu doğrultuda genel din eğitimi ve örgün din eğitiminin daha çok duyuşsal amaçları duyuşsal boyut açısından değerlendirilmeye çalışılmıştır. Örgün öğretimde ise DKAB öğretim programlarının amaçları ve duyuşsal kazanımları duyuş açısından değerlendirilmiştir
Klasik mantıkta ve İslam Hukuk metodolojisinde kıyas
El-Mustasfâ'sı bağlamında Gazzali'nin mantıkî kıyas ve fıkhî kıyas anlayışını tahlil ettiğimiz bu çalışma giriş ve sonuç hariç üç bölümden ibarettir. Giriş kısmında araştırmanın önemi, amacı, kapsamı, yöntemi ve kaynakların tanıtımını yaptık. Gazzali'nin mantıki kıyası ile fıkhi kıyası arasında etkileşim olup olmadığını ve fıkhi kıyasın yerine mantıki kıyası koyup koymadığını araştırdık. İlk bölümde müellifin mantıkî kıyası, ikinci bölümde fıkhî kıyası nasıl ele aldığını inceledik. Üçüncü bölümde ise Gazzali'nin bu iki kıyas arasında ifade veya işaret ettiği benzerlik ve farklılıkları tespit ettik. Gazzâlî'nin mantıki kıyasta yeni kavramlaştırmalara gittiğini, mantıki kıyası fıkhi kıyası iptal etmeden bir çıkarım yöntemi olarak önerdiğini tespit ettik. Anahtar Kelimeler: Mantıkî kıyas, Fıkhî kıyas, Gazzâlî, El-Mustasfâ.
Ailenin çözülmesi süreci olarak boşanma olgusu ve din: Sosyolojik bir yaklaşım (Kilis ili örneği)
Sosyo-kültürel değişimlerin çok hızlı yaşandığı zamanımızda değişimden en fazla etkilenen kurumların başında aile gelmektedir. Bu değişimlerin aile üzerindeki en olumsuz ve hızlı artış gösteren sonuçlarından biri de boşanmadır. Sanayileşmeyle birlikte ivme kazanan göç, kentleşme, değerlerde değişme, bireyselleşme, eş seçimindeki kriterlerin değişmesi, kadınların iş hayatında daha fazla yer almaya başlamasıyla evliliğin ertelenmesi veya azalması, çocuk yapmama, mahremiyetin dönüşümü gibi modern süreçler sekülerleşmeye yol verirken; seküler bakışla gerileme ve değişme sürecine giren din ve dindarlıklar ile birlikte ailede çözülme ve boşanmalar başlamış ve sosyal bir sorun olarak son yıllarda artış göstermeye devam eden boşanma olgusu araştırmacıların dikkatini bu konuya çekmiştir. Bu çalışmada 2016 yılı TÜİK verilerine göre 1,22 kaba boşanma hızıyla (TÜİK, 2014, s. 3) bölge ortalamasının üzerinde ve Türkiye ortalamasına yakın olan Kilis iline ait boşanmaların sosyo-dini sebepleri ve sonuçları araştırılmıştır. Çalışma, Kilis için bu konunun incelendiği ilk araştırma olma özelliğine sahiptir. Araştırmanın verileri boşanmış otuz altı kişiyle derinlemesine mülakat yapılarak elde edilmiş ve sonuçlar diğer araştırma verileriyle karşılaştırılarak yorumlanmıştır. Saha araştırması 2016 Haziran ayında başlamış ve 2016 Aralık ayında tamamlanmıştır. Çalışma, giriş kısmı hariç iki bölümden oluşmaktadır. Giriş kısmında konu, problem, amaç ve gerekçe, referanslar ve araştırmanın yöntemi üzerinde durulmuştur. Birinci bölümde kavramsal ve kuramsal bağlamda evlilik, aile ve boşanma, toplumsal değişme/çözülme ve din ilişkisi ele alınmış, ikinci bölümde ise saha araştırmasının bulguları değerlendirilmiştir. Araştırma bulgularına göre, boşanmayla sonuçlanan evliliklerin bir kısmında evliliğin daha kuruluş aşamasında etkili olan, ama o zaman pek hissedilmeyen ve ya sonraki aşamalarda ortaya çıkan; evlenecek kişilerin ailelerinin evliliği onaylamamaları ve ailelerin aşırı müdahalesinin olduğu görülmüştür. Bazı evliliklerde ise sonradan diğer bazı problemler yaşanmaya başlanmıştır ki bunlar sırasıyla şunlardır: Eşlerden birinin ihaneti/aldatma, uyuşturucu, alkol ve kumar bağımlılığı, dedikodu, hatalı tercih, uyumsuzluk ve doyumsuzluk, sorumsuzluk, kadının itaatsizliği, eşlerin sosyo-kültürel yapı farklılıkları, eşlerin ailesine bağımlı ya da zayıf kişilikte olması/özgüven eksikliği, ekonomik ve sınıfsal farklılıklar, annenin oğlunu kıskanması, yalan-hile ve sahtekârlık, aracıların beklentilerinin karşılanmaması, aile içi taciz ve aile içi şiddettir. Fakat bunlardan farklı olarak çoğunluk, mahkeme sonuçlarına göre boşanma nedenini şiddetli geçimsizlik şeklinde ifade etmişlerdir.
Bilgi anlayışlarının din eğitimine etkisi (Gazali örneği)
Din eğitimi bilgisinin kaynağının ve içeriğinin nasıl ve nerelerden belirleneceği, bu bilgileri kimlerin belirleyeceği, hangi tür anlayışa göre din eğitimi yapılacağı din eğitimcileri için bir sorunsaldır. Bu anlamda din eğitimi bilgisi için temel oluşturabilecek birçok bilgi anlayışı mevcuttur. Bunlar felsefi, dini ve bilimsel bilgi anlayışlarıdır. Din eğitimcileri, bu üç tür ve bunların çeşitli formlarının oluşturduğu bilgi anlayışları çerçevesinde, bir din eğitimi bilgisi tercihi yapmaktadırlar. Amacımız din eğitiminde hangi bilgi türüne ağırlık verileceği konusunda bu alana ışık tutmaktır. Bilgi anlayışları, din eğitimi felsefesi ve bilgi problemi, Gazali'nin bilgi anlayışı ve İslam din eğitimine etkisi konunun altyapılarını oluşturmaktadır. Bilgi anlayışları genel bir çerçevede belirtilmiştir. Din eğitiminin felsefi boyutunda bilgi problemi incelenirken, bilgi anlayışlarının din eğitimini etkileme, eğitimin de bilgiyi taşıyabilme rolü diyalektiğinde Gazali'nin konumu incelenmiştir. Gazali'nin İslam felsefe ve bilgi geleneğinde bilgi anlayışlarını etkilediği, Gazali'nin oluşturduğu bilgi anlayışının da İslam din eğitimini derinden etkilediği görülmüştür. Eğitim, bilgi anlayışlarının taşınmasına yardım ederken, aktarımını sağladığı bilgi anlayışından belirgin ölçülerde etkilenmiş ve bu etkileşim tek taraflı değil çift yönlü gerçekleşmiştir. Diyalektik bir yaklaşımla eğitim, din, felsefe ve bilgi birbirleri ile etkileşim içerisinde gelişimlerini devam ettirmektedirler. Bu etkileşim yumağında, bilgi ve eğitim diyalektiğine ağırlık verildi. Bilgi anlayışlarının din eğitimine etkisini incelerken epistemolojinin problemlerinin benzer ölçütlerde din eğitimi felsefesi içerisine girdiği fark edildi. Bu anlamda bilgi anlayışları çerçevesinde din eğitimi felsefesine yer verildi. Din eğitimi felsefesinin bilgi problemi epistemolojik olarak incelendi. Sonuç olarak ise; Bilgi anlayışlarının din eğitimini etkilediği, hatta muhtevasını oluşturduğu görülmüştür. Gazali'nin İslam din eğitimi açısından bir dönüm noktası olduğu anlaşılmıştır. Gazali'nin felsefeyi eleştirisi, İslam din eğitim öğretiminde ve İslam bilgi anlayışlarında, felsefi bilgi anlayışının gerilemesi sonucunu doğurmuştur. Gazali'nin bilgi anlayışı çerçevesinde oluşturduğu eğitim görüşlerinin de İslam eğitim geleneğinin temellerini oluşturduğu anlaşılmıştır. Anahtar kelimeler: Din, felsefe, eğitim, bilgi, anlayış, Gazali.
Genç çiftçilerde girişimcilik ve din: Yaş ve cinsiyet değişkenleri bağlamında sosyolojik bir araştırma
Girişimcilik günümüz dünyasında çeşitli sektörlerde önemsenen ve desteklenen bir olgu olarak karşımıza çıkmaktadır. Tarım ve Orman Bakanlığı da kırsal alanda tarımsal üretimin sürdürülebilirliğini sağlamak ve genç nüfusun bu alanda istihdamını artırmak amacıyla çeşitli destekleme politikaları geliştirmektedir. Bu hedef doğrultusunda genç çiftçiler olarak adlandırılan nüfus çeşitli tarımsal alanlarda hibe desteği sağlanarak girişimciliğe teşvik edilmektedir. Tarımsal üretimin artırılmasını ve devamlılığını sağlamak amacıyla girişimciliğe yönlendirilen genç çiftçilerin dini tutum ve davranışlarını incelediğimiz bu çalışmamızda tarım toplumu ve genel özellikleri, girişim, girişimci, girişimcilik, Dünyada ve Türkiye'de girişimciliğin tarihsel gelişimi, kadın girişimcilik ve tarihsel serüveni, genç çiftçi kavramı ve tanımı, Türkiye'de ve Avrupa'da genç çiftçiler, sekülerleşme kavramı ve genç çiftçilerde sekülerleşme eğilimleri gibi konular ele alınmıştır. Çalışmamızda yöntem olarak nicel araştırma yöntemleri tercih edilmiştir. Ancak nitel araştırma yöntemlerinden de faydalanılmıştır. Araştırma sonucunda elde edilen veriler; SPPS veri analizi uygulanarak x² testi ve istatistiki bulgular doğrultusunda değerlendirilmeye tabi tutulmuştur. Çalışma sonucunda genç çiftçilerin tutum ve davranışlarında eskiye oranla sekülerleşem ile anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir. Genç çiftçilerde dini ibadetleri yerine getirilmek, tarımsal faaliyetlere başlarken dua etmek ve besmele çekmek, türbe ziyaretleri, sadaka vermek, tarım sigortası yapmak, miras hukuku gibi olgularda seküler belirtiler saptanmıştır. Ayrıca yaş değişkenliği açısından bakıldığında genç çiftçi grubu içerisinde ilk kategoride (18-25) yer alan katılımcılarda din ve sekülerleşme arasındaki korelasyonda sekülerleşme lehine sonuçlara varıldığı görülmüştür. Bu anlamda yaş ortalaması düşük olan katılımcıların ibadetlerin yerine getirilmesi ile ilgili seküler eğilimlere sahip oldukları tespit edilmiştir. Cinsiyet bağlamındaki değişkenliğe bakıldığında ise kadınların erkeklere oranla dini sorunların çözümünde başvurdukları kaynak açısından daha çok dinin hâkim olduğu geleneksel bir tavır takındıkları saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Genç çiftçi, girişimcilik, tarım toplumu, din, sekülerleşme
Manevi danışmanlık ve varoluşçu psikoterapi
Bu çalışmada, manevi danışmanlık ile varoluşçu psikoterapinin araştırılması ve incelenmesi hedeflenmektedir. Dört bölümden oluşan çalışmanın ilk bölümünde araştırmanın konusu, amacı, önemi, yöntemi ve sınırlılıkları ifade edilmeye çalışılmıştır. İkinci bölümde manevi danışmanlığın ne olduğu, neden ihtiyaç duyulduğu, tarihsel gelişimi ve uygulama alanları şimdiye kadar yapılan çalışmalardan da yararlanılarak açıklanmaya çalışılmıştır. Üçüncü bölümde varoluşçu psikoterapi ile ilgili kaynaklar taranmış ve mevcut psikoterapi modelleri içerisinde bireyin "Aşkın Güç" ile olan ilişkisini yorumlama konusunda uygun olup olmadığı ortaya konulmaya çalışılmıştır. Dördüncü bölümde, ilk üç bölümde araştırılan konular arasındaki bağlantılar ortaya konulmaya çalışılmıştır.
Dini-toplumsal kültürde çocuk Osmaniye – Duisburg karşılaştırması
Çocuk – toplum etkileşimini göz ardı etmek, onun topluma ne tür kazanımlar sağladığı ve toplumdan neler aldığının çocuğu sosyal varlık olarak algılanmasını zorlaştırır. Çocuk öncellikle ailesinden ve çevresinden, ait olduğu toplumun kültürünü ve dinî inançlarını öğrenir ve hayata geçirir. Daha sonra öğrendiklerini gelecek nesillere geliştirerek aktarır ve bu şekilde kültürün devamını sağlar. Bu durum çocuğun hayatımızdaki yerinin ne olduğunu anlamamız açısından oldukça önemlidir. Çocuğun birçok tanımlaması yapılmış olsa da Sosyoloji alanının çocuğu kendi içinde tanımlaması oldukça zordur. Çocuk toplumdan bağımsız düşünülemez. Çocuk bir aileyi tamamlar, kültürel değerler açısından taşıyıcı olur, bir milletin soyunu devam ettirir, aynı zamanda dini bir sembol olarak da görülebilir. Toplumdaki bazı yapıları ve anlayışları değiştirebilir. Toplumu oluşturan yapı taşı ailedir ve ailenin en küçük parçası ise çocuktur. Dolayısıyla sosyolojik olarak toplumu anlamaya çalışmak, çocuğu doğru anlamaktan geçer. Bu çalışmada, çocuk ve çocukluğun Orta Çağdan günümüze kadar çocuğun toplumdaki yerini ve önemini araştırmak ve toplumun çocuklara dini-kültürel olarak yaklaşımında süreklilik sağlayıp sağlamadığını incelemek, çalışmanın amacını oluşturmaktadır. Bu bağlamda, günümüzde toplum içinde çocuk kavramının ne anlama geldiğini, eskiyle yeni arasında, yani dört kuşak öncesine kadar bir kıyaslama yaparak, Osmaniye ile Duisburg arasındaki benzerlik ve farklılıkları araştırdık. Bununla birlikte Orta çağdaki çocuk ve çocukluk kavramını inceleyerek bu dönemde çocukların toplumda varlıklarını gösteremediğini, Sanayi Devrimi ve matbaanın icadı ile çocuk kavramının ortaya çıktığını saptadık. Modern dönemde ise çocuk adına birçok çalışma yapılmış ve çocukların varlığı oldukça ön plana çıkmıştır. Onların eğitimine, sağlığına, giyimlerine oynadıkları oyunlara kadar her yönüyle önem verilmeye başlanmıştır. Hatta çocuklar adına kanunlar çıkarılmıştır. Bununla beraber Osmanlı döneminde dini açıdan çocukların yeri ve değerini araştırdık. Batı, çocukları günahkâr bir varlık olarak görürken İslam dininin etkisiyle Müslümanlar çocukları temiz, saf ve günahsız olarak nitelendirirler. Dini – toplumsal olguların çocuk algısına ya da çocuğa yönelik davranış biçimlerinin şekillendirmesinde önemli etkisinin olduğu görüldü. Araştırmamız esnasında elde ettiğimiz verilerin gösterdiği kadarıyla çocuk, ailenin tamamlayıcısı olduğunu, ait oldukları toplumlara ve ailelerine sorumluluk bilinci kazandırmalarının yanında kadına da annelik duygusunu yükleyerek eş rolünü geri plana attığını görmekteyiz. Bununla birlikte çocuk, Türk kültüründe önemli bir değer taşıyıcısıdır. Bir milletin kültürünün ve yaşam biçiminin devamlılığını sağlayacak yalnızca çocuklardır. Toplum bunun zamanla farkına varmıştır. Bundan dolayı Sosyoloji alanında her geçen gün çocuk temelli yeni ve nitelikli çalışmalar yapılmaktadır. Anahtar Kelime: Çocuk, Çocukluk, Geleneksel Türk Kültürü, Geleneksel Türk Toplumu, Modernleşme
Dini çoğulculuk açısından imam hatip liselerinde okutulan karşılaştırmalı dinler tarihi dersinin incelenmesi (Adana örneği)
Dini çoğulculuk tartışmaları, dinin mahiyetine dair anlayışların farklılaşmasıyla ortaya çıkmıştır. Daha sonra dini çoğulculuk meselesi felsefi ve teolojik zeminlerde tartışılmıştır. Bu tartışmalar neticesinde, dinlerin ve bu dinlerin mensuplarının birbirilerine bakışını yansıtan ve dinlerin hakikat iddiaları bağlamında üç paradigma ortaya çıkmıştır. Bunlar, dini dışlayıcılık, dini kapsayıcılık ve dini çoğulculuk paradigmalarıdır. Bir de dinlerin doğruluklarını ve yanlışlıklarını söz konusu etmeksizin, dinleri mevcut çokluğunu gerek teorik düzeyde gerekse tarihsel süreç içerisinde makul gören ve dinlerin yaşama hakkını kaçınılmaz olduğunu ileri süren, aynı zamanda dini farklılıkların bir arada yaşamasını savunan dini çeşitlilik/çokluk paradigması vardır. Biz bu çalışmamızda dini çoğulculuk hakkında teorik bilgiler verdikten sonra, Dini çeşitlilik/çokluk hakkında yaptığımız anket çalışması ile İmam Hatip Liselerinde okutulan Karşılaştırmalı Dinler Tarihi dersinde, diğer dinler hakkında verilen bilgilerin öğrenciler üzerinde nasıl bir tutum ve davranış değişikliğine neden olduğunu anket uygulamasından elde ettiğimiz veri ve bulguların yorumlanması çalışmamızın ana temasını oluşturmuştur. Küreselleşme ve göçle beraber dinlerin yakınlaşması zemini oluşmuştur. 20. Yüzyılda çeşitli sebeplerle değişik Batı ülkelerine göç eden farklı din mensupları dini çoğulculuk meselesini hem mahiyetini hem de sınırlarını genişletmiştir. Bu mesele sadece teolojik açıdan değil, aynı zamanda siyasi ve sosyal açıdan da tartışılmaya başlanmıştır. Özellikle küreselleşme ile birlikte insanların başka inanç sahipleriyle daha kolay karşılaşmaları ve modern teknolojinin sağladığı imkânlar sayesinde insanlar başka inanç ve kültürlere daha hızlı ulaşabilmeleri ve onlar hakkında detaylı bilgiler elde etmelerini kolaylaştırmıştır. Aynı zamanda dini çoğulculuk tartışmaları teolojik anlamda dinler arası diyalogun da zeminini hazırlamıştır. Ayrıca dinlerin, dünya barışına katkı sağlaması için dünyamızın yüz yüze olduğu açlık, ayrımcılık, sosyal ve ekonomik adaletsizlikler, baskı ve zulüm, çevre kirliliği ve temel insan hakları ihlalleri gibi insanlığın ortak sorunlarına çözümde insanlığa yeni çözümler sunmasıdır. Ulus devletler, dinlerin varlıklarını devam ettirmeleri ve bu dinlerin nesilden nesile aktarılması için eğitim programları geliştirmişlerdir. Bu programlarda farklı dinlerin bir arada yaşaması için çoğulcu yaklaşım teorileri ön plana çıkmıştır. Ülkemizde de farklı mezhep, din, inanç, ideoloji veya dünya görüşlerine mensup insanların barış içerisinde bir arda yaşayabilmesi, bu farklılıklardan kaynaklanan sorunların çözülmesi, uzlaşı ve diyalog zemininde farklılıkları zenginlik ve gelişim vesilesi sayan bir anlayışın geliştirilmesi için eğitim anlayışının gerekli olduğu, ayrıca İslam dinin kendi içindeki farklı yorumlarına ne kadar yer verdiği veya ne kadar objektif olduğu, dünyadaki farklı dinlerin eğitim sistemimizdeki programlarda ne kadar yer verildiği ve ne kadar objektif anlatıldığına dair Türk Milli Eğitim sistemi içinde farklı dinlerin programları üzerinde durulmuştur. Türk Milli Eğitim sistemimizde İslam dini ve diğer dinlerin öğretilmesi için iki ders bulunmaktadır. Bunlardan biri İlk ve Ortaöğretim'de zorunlu ders olan Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi ders konularında yer alan farklı dinlerin öğretilmesi, bir diğeri ise İmam Hatip Lisesi son sınıfta okutulan Karşılaştırmalı Dinler Tarihi dersidir. Bu iki ders ülkemizde farklı dinler hakkında bilgi veren temel kaynaklardır. Anahtar kelimeler: Dini Çoğulculuk, dini çeşitlilik, küreselleşme, göç, dinler arası barış, dinler arası diyalog, din eğitimi programları.
Hâris El-Muhâsibî'nin din eğitimine ilişkin görüşleri
Bu araştırmada Hâris el-Muhâsibî'nin din ve ahlâk eğitimi anlayışı incelenmiştir. Araştırmanın amacı, insan ve insanın iç dünyasını oluşturan kalp, akıl ve nefsin terbiye edilmesi, eylem süreci ve bir bütün olarak insan eğitimini mümkün kılan hususların Muhâsibî özelinde ele alınmasıdır. Bu amaç doğrultusunda veriler öncelikle Muhâsibî'nin kendi eserlerinden hareketle toplanmıştır. Muhâsibî'nin hayatını ele alan tabakât kitapları ve onunla ilgili çalışmalar istifade edilen diğer kaynaklar olmuştur. Elde edilen verilerin çözümlenmesinde ise betimsel analiz ve içerik analizi tekniklerinden faydalanılmıştır. Sonuç itibariyle Muhâsibî'nin insan eğitimiyle ilgili söylediklerinin, örneğin ahlâkın sağlıklı düşünmedeki belirleyiciliğinin, başta îmân olmak üzere aklî kemâli sağlayan unsurların, temel erdemlerden olmanın yanında başka erdemler için temel vazifesi gören havf, recâ, muhâsebe, murâkabe ve takvâ gibi kavramlar ile eylemin sahîh bir niyetle (ihlâs) icra edilmesine yönelik vurgularının günümüz eğitimine katkıları açısından anlamlı olacağı kanaatine varılmıştır. Araştırmada ayrıca din, ahlâk, tasavvuf, eğitim ve din eğitimi kavramlarının birbirleriyle irtibatını netleştirecek başka çalışmalara ihtiyaç duyulduğu belirtilerek birtakım önerilerde bulunulmuştur.
Kur'an kıssalarında bahsedilen kadınların duygu ve düşünce yansımaları
İnsan maddi ve manevi varlığıyla özellikle de iç dünyasını ifade eden ruhsal yaşantısıyla çok yönlü karmaşık bir yapıya sahiptir. Onu diğer varlıklardan farklı ve değerli kılan akıl, irade, düşünce ve duygu gibi birtakım ruhsal donanımları ve bunların davranışlarla ilişkisi bilimsel araştırmalara konu olmuştur. Bu bağlamda bilimsel verilerin yanında ilahi kaynaklı dini metinlerin içerikleri de önemli bir inceleme alanı oluşturmaktadır. Biz bu çalışmada İslam dininin temel kaynağı Kur'an-ı Kerim'de yer alan ve insan psikolojisini anlamada önemli bir fonksiyonu olduğunu düşündüğümüz kıssalar üzerinden kadınların ruh dünyalarını anlamaya ve anlamlandırmaya yönelik bir araştırma yaptık. Kıssalarda bahsi geçen kadın karakterleri inceleyip onların davranışlarına etki eden düşünce ve duygu unsurlarını tespit etmeye çalıştık. Kavramsal zeminde insana özgü yaşamın duygu, düşünce ve davranış boyutlarının birbirini dönüşümlü olarak etkileyen örüntülü bir yapıda olduğu ve şartlara göre birbirini tetiklediği fikri benimsenmiştir. Ruhsal yapıda erkeklerin mantıksal, kadınlarınsa duygusal yönlerinin ağır bastığı ileri sürülmüştür. Kıssalarda bahsi geçen kadınların öne çıkarılan tutum ve davranışları incelendiğinde psikolojik arka planda onları besleyen birçok duygu ve düşünce unsurlarının yer aldığı görülmüştür. Kadınların dini tecrübe ve yaşayışlarında duygu faktörünün oldukça etkili olduğu tespit edilmiştir. Anahtar kelimeler: Kur'an kıssaları, Kadın psikolojisi, Duygu, Düşünce, Tutum, Davranış
Ortaöğretim öğrencilerinde dindarlık ile kişilik arasındaki ilişki üzerine bir araştırma (Şanlıurfa örneği)
Bu araştırmanın amacı, 13-18 yaş arasındaki öğrencilerin dindarlık düzeyleri ile kişilik özellikleri arasındaki ilişkiyi belirlemek ve bunu bazı değişkenler açısından incelemektir. Genel tarama modelinde olan bu araştırmanın verileri, "Hacettepe Kişilik Envanteri (HKE)", "Dinsel Yaşayış Ölçeği (DYÖ)" ve geliştirilen "Kişisel Bilgi Formu" ile elde edilmiştir. Araştırmanın evrenini, Şanlıurfa il merkezi ve merkeze bağlı bazı ilçelerin (Siverek, Akçakale ve Halfeti) genel liseler, imam-hatip ve meslek liseleri ile Siverek merkez ortaokullarında eğitim-öğretim gören öğrenciler; örneklemini ise bu okullarda okuyan 931 öğrenci oluşturmaktadır. Verilerin analizinde, normalliğin sağlandığı durumlarda t-testi ve tek yönlü varyans analizi (ANOVA) kullanılmıştır. Normalliğin sağlanmadığı durumlarda ise iki değişken arasında farklılık olup olmadığını öğrenmek için Mann-Whitney U testi, ikiden fazla değişken arasında farklılık olup olmadığını öğrenmek için Kruskal-Wallis H testi kullanılmıştır. Ayrıca normalliğin sağlanmadığı durumlarda ve iki değişken arasındaki ilişkiyi öğrenmek için Pearson Momentler Çarpımı Korelasyonun bir alternatifi olan korelasyon tekniklerinden Spearman kullanılmıştır. Araştırma sonucuna göre, öğrencilerin dindarlık ile nevrotik eğilim, psikotik belirti, aile ilişkileri, sosyal normlar, anti-sosyal eğilimler, kişisel uyum, sosyal uyum ve genel uyum puanları arasında anlamlı bir ilişki tespit edilirken; dindarlık ile sosyal ilişkiler, kendini gerçekleştirme ve duygusal kararlılık puanları arasında herhangi bir ilişki tespit edilememiştir. Bununla birlikte inanç ile kişisel uyum, ibadet ile kişisel uyum, din-önem düşüncesi ile kişisel uyum ve öznel dindarlık algısı ile kişisel uyum arasında negatif; inanç ile sosyal uyum, ahlâk ile sosyal uyum, ahlâk ile genel uyum ve ibadet ile sosyal uyum arasında pozitif yönde bir ilişki tespit edilmiştir. Anahtar kelimeler: Din, dindarlık, kişilik, ergenlik
İbn Haldun'un bilim anlayışı ve sekülerleşme
Çağdaş toplumların sosyal ve kültürel hayatının temel niteliklerinden biri hiç kuşkusuz seküler düşünce, yapılanma ve yaşam tarzıdır. Uzun bir tarihi geçmişe sahip olmasına karşın sekülerleşme olgusu son birkaç yüzyılın en önemli değişkenlerinden biri haline gelmiştir. Modern sekülerleşme süreci her ne kadar Avrupa ve ABD'de ortaya çıkmış ve yayılmışsa da bu olgu küreselleşmeyle birlikte diğer dünya toplumlarını da etkisi altına almıştır. Sekülerleşme olgusu, bunu, özellikle bilim, teknoloji ve felsefenin etkisiyle gerçekleştirmiştir. Türkiye'de sekülerleşme, özellikle son yıllarda, etkisini hayatın birçok alanında güçlü bir şekilde hissettirmektedir. Ülkemizin de sekülerleşmeye başlamasıyla birlikte bu olgu bizi de artık ciddi anlamda ilgilendirmeye başlamıştır. Bu yüzden sekülerleşme olgusu ve dinamikleriyle toplum olarak yüzleşmemiz kaçınılmazdır. Batının sekülerleşme modeli Tanrıya yer vermeyen sekülarist ve pozitivist bir nitelik taşımaktadır. Buna tepki olarak yeni paradigma arayışlarının gündeme gelmesi de gecikmemiştir. Ancak her ne kadar postsekülar düşünürler buna karşı çıksalar da önerdikleri model, mevcut durumu daha da karmaşık hale getirmekten öteye gidememiştir. Örneğin buradaki sekülerleşme süreci öncelikle kilisenin hakikat tekeli iddiasını daha sonra da tüm dinsel hakikat iddialarını yıkarak gelişirken postsekülerleşme süreci ise tüm hakikat iddialarına; dolayısıyla bilimin de hakikat iddiasına karşı çıkmıştır. Böylece gelinen noktada Batı'nın bilim paradigması bir çıkmaz ve krize doğru evrilmiştir. İbn Haldun, metafiziği dışlayan ya da metafiziğe kayıtsız kalan Batının sekülerleşme modeline karşılık, bilimsel yöntem ve yaklaşımı da içeren yeni bir sekülerleşme modelini içinde barındırır gibidir. İbn Haldun'un bilim anlayışına yakından bakıldığında onda olguların pozitif bir kavranışı bulunmakla birlikte bilimsel ilke ve kurallara ilahi bir unsur eklemesi, onu egemen klasik sekülerleşme modelinden ayırmaktadır. Dolayısıyla Müslüman bir düşünür olarak İbn Haldun, ortaya koyduğu bilim anlayışı ve bu anlayışa bağlı kalarak yürüttüğü bilimsel faaliyetleriyle, çağdaş toplumlara alternatif bir sekülerleşme modeli sunabilecek bir örnek oluşturabilir. Anahtar Kelimeler: İbn Haldun, din, bilim, sekülerleşme
İbn Sînâ'nın varlık düşüncesini fizik felsefesiyle yeniden okumak sistem ve referans sistemi bağlamlı bir çözümleme
İbn Sînâ (ö. 428/1037), hiç şüphesiz İslam düşünce tarihinde yetişmiş olan en önemli simalardan birisidir. O, başta metafizik olmak üzere tıp, fizik, matematik, müzik gibi çağının neredeyse bütün bilimleriyle meşgul olmuş ve bu alanlarda birçok önemli eser yazmıştır. Girişte tezin amacı, önemi, sınırlılıkları ve kullanılan yöntem kısaca anlatıldı. İkinci bölümde, İbn Sînâ'nın varlık düşüncesinin ortaya çıkmasında rol alan bileşenlerin neler olduğu ayrıntılarına girmeden sunuldu. Üçüncü bölümde ise İbn Sînâ'nın ürünleri çerçevesinde ele alınan konuları, günümüzde doğrudan ve dolaylı etkileyen fizik, fizik felsefesi, ilmî metodoloji, gereçleri, sistem, referans sistemi kavramları ve tüm bunlar ile az veya çok ilgili olan bilgi, akılsal fonksiyonlar, beyin gibi başlıklar üzerinde kısaca durarak bunların günümüzde geçirdiği değişim ve içerikleri ana hatları ile incelenmiştir. Dördüncü bölümde de İbn Sînâ'nın varlık düşüncesinde etkisi olan bazı bileşenlerin analizi yapılarak genel olarak günümüzün ilgili kazanımlarının üstleneceği rollerin neler olabileceği sorunu ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: İbn Sînâ, Metafizik, Varlık, Sistem, Referans Sistemi
Bilgi anlayışının din eğitimi alanına etkisi: İhvân-ı Safâ örneği
Bu çalışmanın amacı bilgi anlayışının eğitim ve din eğitimi alanına etkisini ve İhvân-ı Safâ'da bunun nasıl tezahür ettiğini incelemektir. Bu bağlamda öncelikle bilgi olgusu ele alınmış ve bilginin Nesnelci ve Yapılandırmacı yaklaşımlar özelinde eğitime/din eğitimine etkisi incelenmiştir. Buradan hareketle bilgi hakkındaki farklı yaklaşımların eğitimi-öğretimi şekillendirdiği görülmüştür. Daha sonra İhvân-ı Safâ'nın bilgi anlayışı üzerinde durulmuş ve bu anlayış çerçevesinde yaptıkları eğitim/din eğitimi, Nesnelci ve Yapılandırmacı yaklaşımlar bağlamında değerlendirilmiştir. Buna göre İhvân-ı Safâ'nın felsefesinde insanın merkezde olduğu, bilgi konusunda eklektik bir yapıya sahip oldukları, bilgi kaynaklarını duyu, akıl, burhan, vahiy ve ilham olarak kabul ettikleri tespit edilmiştir. İhvân-ı Safâ'nın eğitim felsefesine öğretmen ve öğrenci, öğrenme ve öğretme durumları açısından bakıldığında hem Nesnelci hem de Yapılandırmacı niteliklerle benzerliklere sahip olduğu, bununla birlikte Nesnelci yaklaşımla olan benzerliklerin daha ağır bastığı tespit edilmiştir.
Ortaöğretim öğrencilerinde dinî hayat ile kaygı ve yalnızlık arasındaki ilişki üzerine bir araştırma: Mersin örneği
Bu çalışmanın amacı, ortaöğretim öğrencilerinde dinî yaşayış ile kaygı ve yalnızlık arasındaki ilişkiyi incelemektir. Araştırmanın örneklemi Mersin ilinin farklı liselerinde öğrenim gören öğrenciler arasından tesadüfî örneklem yoluyla ulaşılan 204'ü kız; 227'si erkek olmak üzere toplam 431 öğrenciden oluşmaktadır. Uygulama aşamasında anket formları kullanılmıştır. Veriler, Kişisel Bilgi Anketi, Dinsel Yaşayış Ölçeği, Durumluk-Sürekli Kaygı Envanteri ve UCLA Yalnızlık Ölçeği ile toplanmıştır. Elde edilen veriler SPSS 20 paket programı ile analiz edilmiştir. Aynı zamanda toplanan veriler, korelasyon tekniği, bağımsız gruplar için t Testi, tek yönlü ANOVA ve regresyon analizi ile incelenmiştir. Araştırma sonuçlarına göre kaygı ile dindarlık arasındaki ilişki, her zaman pozitif veya negatif yönde değildir. Bazı durumlarda din, kaygıyı azaltırken bazı durumlarda ise kaygıyı artırmakta ya da ona herhangi bir etkide bulunmamaktadır. Dinin kaygı üzerinde pozitif ya da negatif etkide bulunması özellikle bireyin dini nasıl algıladığı ve onu nasıl içselleştirdiği ile ilgili bir durumdur. Zira içe dönük dindarlarda dinin kaygıyı azalttığı tespit edilirken, dışa dönük dindarlarda dinin kaygıyı arttırdığı tespit edilmiştir. Benzer biçimde yalnızlık ile dindarlık arasındaki ilişkiye baktığımızda da, bazen dinin ergen yalnızlığını hafiflettiğini, bazen de onun yalnızlığına herhangi bir etki yapmadığını görmekteyiz. Ergenin içinde yetiştiği çevre, kültür veya onun dini algılayış biçimi gibi faktörler pozitif yönde ise din onun yalnızlığını hafifletmekte, bunun tersi durumunda ise din, onun yalnızlığına nötr ya da negatif yönde etkide bulunmaktadır.
Lise öğrencilerinin Tanrı tasavvuru ile değer yönelimleri arasındaki ilişki üzerine bir araştırma: Yalova örneği
İnsanın yaşam serüvenine başlaması ile birlikte, aşkın bir varlığa (Tanrı'ya) inanma ihtiyacı onunla beraber zuhur etmiştir. Her ne kadar yaşam döngüsü içerisinde, aşkın varlığın adı değişiklik gösterse de insan için yeri ve ehemmiyeti hiç değişmemiştir. Son zamanlarda birçok bilim insanı ve araştırmacı tarafından, Tanrı tasavvuru ile değerlerin insan yaşantısı ve davranışlarına etkisi daha yoğun bir şekilde araştırılmaktadır. Buradan yola çıkarak; çalışmamızın temel amacı, Yalova örneği üzerinden, lise öğrenimi gören öğrencilerin Tanrı algısı ve değer eğilimlerini ortaya koymak, Tanrı tasavvuru-değer yönelimleri ile demografik değişkenler arasındaki ilişkileri incelemektir. Çalışmamızda ilişkisel tarama yöntemi kullanılmıştır. Araştırmada 494 kişilik örneklem grubuna Tanrı Algısı ölçeği ile Schwartz Değer ölçeği uygulanmıştır. Veri analiz çözümlerinde korelasyon, t-testi ve çoklu doğrusal regresyon kullanılmıştır. Çalışmamız; Tanrı algısı ve değer yönelimleri adı altında, iki başlık üzerine kurulmuştur. Araştırma sonuçlarına göre İmam Hatip Lisesi öğrencilerinin Tanrı algısı (genel Tanrı algısı ile sevgi ve merhamet yönelimli Tanrı algısı); Anadolu Lisesi öğrencilerinin Tanrı algısından daha yüksektir. Anne-baba eğitim düzeyi düştükçe; öğrencilerin, genel tanrı algısı ile sevgi ve merhamet yönelimli Tanrı algıları artmaktadır. Değer yönelimlerinde, erkeklerin en çok önemsediği değer hazcılık; kızların ise özyönelim, evrenselcilik, iyilikseverlik ve güvenlik değerleridir. Hazcılık değeri; Anadolu Lisesi öğrencilerinde, İmam Hatip Lisesi öğrencilerine göre daha yüksektir. Güç, başarı, geleneksellik, uyma/itaat, güvenlik ve dindarlık değerleri İmam Hatip Lisesi öğrencilerinde, Anadolu Lisesi öğrencilerine göre daha yüksektir. Anne eğitim düzeyi arttıkça, dindarlık değer eğilimi azalmaktadır. Baba eğitim düzeyi arttıkça; dindarlık, geleneksellik, uyum/itaat yönelimleri azalmaktadır. Tanrı algısı ve değer ilişkisine bakıldığında; öğrencilerin genel Tanrı algısı arttıkça; güç, başarı, evrenselcilik, iyilikseverlik, geleneksellik, uyum/itaat, güvenlik ve dindarlık eğilimleri artmakta; hazcılık değeri azalmaktadır. Sevgi ve merhamet yönelimli Tanrı algısı arttıkça; güç, başarı, evrenselcilik, iyilikseverlik, geleneksellik, uyum/itaat, güvenlik, dindarlık ve uyarılım eğilimleri artmaktadır. Korku ve ceza yönelimli Tanrı algısı arttıkça; güç, hazcılık, uyarılım, dindarlık ve güvenlik değerleri azalmaktadır. Sonuçlar, Tanrı algısı, değer yönelimleri ve Tanrı algısı değer ilişkisi konusunda alanyazında yapılmış çalışmaların bulgularıyla karşılaştırmalı olarak tartışılmıştır.
Kur'an kursları öğretim programının yetişkin din eğitimi kapsamında değerlendirilmesi (Osmaniye ili örneği)
İnsanoğlu varoluşundan itibaren ihtiyaçlarını gidermek için çeşitli yöntemler aramış ve geliştirmiş, bu da onu öğrenmeye yönlendirmiştir. Amaçlarına ulaşmada ve ihtiyaçlarını gidermede öğrenmenin ve eğitimin vazgeçilmez bir yol olduğunu keşfeden insan, tarihin bilinen ilk dönemlerinden itibaren hayat boyu eğitime çeşitli araçlarla başvurmuştur. İlk dönemlerde eğitimin özellikle yetişkinler üzerinde yoğunlaştığı görülmektedir. Günümüze baktığımızda da yetişkin eğitimi, eğitimin önemli bir kısmını oluşturmaktadır. Din eğitimcilerinin de dikkatini çeken yetişkin eğitimi, 1970'li yıllardan sonra bilimsel olarak daha fazla incelenmeye başlanmış ve yetişkin din eğitimi biliminin gelişmesinde önemli adımlar atılmıştır. Yetişkin din eğitimi ülkemizde yetişkinlere, örgün ve yaygın eğitim yoluyla verilebilmektedir. Özellikle genç yetişkinlere ortaöğretim ve ilahiyat fakültelerinde örgün olarak din eğitimi verilmektedir. Örgün eğitimi alma imkanı olmayan yetişkinlere de camiler, halk eğitim merkezleri, Kur'an Kursları vb. aracılığıyla yaygın eğitim yoluyla din eğitimi verilmektedir. Bu çalışmadaki temel problem, Osmaniye ilinde bulunan Kur'an Kurslarında din eğitimi almak isteyen yetişkin hanımların bu eğitime olan ihtiyaçları, karşılaştıkları problemleri, algı ve beklenti çatışmaları, aldıkları eğitimden memnuniyet durumları ve eğitim süreçleriyle ilgili görüşlerinden hareketle bunların ihtiyaç odaklı Kur'an Kursları öğretim programının uygulamasına etkisinin değerlendirilmesidir. Çalışmanın temel amacı; Kur'an Kurslarında yetişkinlere yönelik uygulanan 'İhtiyaç Odaklı Öğretim Programı'nı yetişkinler açısından değerlendirmektir. Bu çerçevede Kur'an kursu öğreticileri ve öğrencilerinin görüşlerinden yararlanılarak, yetişkinlere yönelik din eğitimi hizmetleri konusundaki ihtiyaçların, beklentilerin ve problemlerin tespit edilmesi hedeflenmektedir. Alt amaçlar ise; 'İhtiyaç Odaklı Eğitim Programı'nın bilim ve teknolojideki gelişmelere, toplumun ihtiyaç ve beklentilerine, konu alanındaki değişme ve gelişmelere uygun olup olmadığı gibi konularda öğreticilerin beklenti ve şikâyetleri vb. hususları incelemek, yetişkin din eğitimine yönelik hazırlanan bu programın niteliğini artırmak üzere kurs faaliyetleri çerçevesinde öğrenci ve öğreticilerin fiziksel, sosyal ve psikolojik sorunlarını tespit etmek ve çözüm önerileri sunmak ve kursların fiziksel ve sosyal açıdan durumunu tespit etmektir. Bu çalışma, yetişkin din eğitimi kapsamında, yetişkinlere uygulanan ihtiyaç odaklı öğretim programının yetişkinlerin belirttikleri sorunlarla incelenip değerlendirilerek, üretilen çözüm önerileriyle birlikte, öncelikle din eğitimi alanına katkı sağlayacaktır. Pratikte de, yetişkin din eğitimi yapılan Kur'an Kursları ve camilerde eğitimin daha verimli olmasına ve bu hususta Kur'an Kurslarındaki mevcut programın değerlendirilmesine de zemin hazırlayıcı veriler sunacaktır. Bu veriler, DİB tarafından yetişkinlere yönelik verilecek din eğitimi uygulamalarının, planlama ve uygulama aşamalarında yararlı olabilmesi açısından önemlidir. Çalışmada, 'Kur'an Kurslarına katılan yetişkinlerin, uygulanan 'İhtiyaç Odaklı Öğretim Programı' ile ilgili memnuniyet durumları nedir?', ' Kur'an Kurslarında uygulanan 'İhtiyaç Odaklı Öğretim Programı', öğreticilerin ve öğrencilerin ihtiyaçlarına cevap verebilecek yeterlilikte midir?' ve 'Öğretici ve öğrencilerin programdaki eksik hususlara yönelik önerileri nelerdir?' sorularına cevap aranmıştır. Tespit edilen bulgular, öğretici açısından ve öğrenci açısından olmak üzere ikiye ayrılmış, her bir bölüm de kendi içinde alt başlıklara ayrılarak Kur'an Kursu öğretim Programının uygulanışını etkileyen faktörler tespit edilip değerlendirilmiş ve çözüm önerileri sunulmaya çalışılmıştır. Araştırmada nitel ve nicel yöntemler kullanılarak veriler toplanmışken, analizler nitel araştırma yöntemi esas alınarak yapılmıştır. Bu çalışmada yapılan değerlendirme süreci daha çok biçimlendirici bir değerlendirme sürecidir. Öğretici ve öğrenci görüşleriyle değerlendirilen öğretim programında değerlendirme modellerinden Stake'in uygunluk-olasılık modeli kullanılmıştır. 2016-2017 eğitim-öğretim döneminde Osmaniye ili genelinde 293 adet Kur'an Kursu bulunmaktadır. Bu kursların 172'sinde kadrolu öğreticiler, diğerlerinde de fahri öğreticiler görev yaparken, yaklaşık 4319 yetişkine din eğitimi hizmeti verilmektedir. Bu araştırmanın çalışma evrenini Osmaniye İli Kur'an Kursları öğreticileri oluşmaktadır. Çalışmanın ön araştırma safhasında 136 öğreticiye anket yapılmıştır. Ayrıca mülakat yapılan; Osmaniye ili Toprakkale İlçesi Kışla Kur'an Kursundaki 18 öğrenci ve Osmaniye Merkez ve çeşitli ilçelerinde görev yapan toplam 15 öğretici çalışma grubunu oluşturmaktadır. Öğretici ve öğrencilerle gerçekleşen mülakatlar neticesinde, nitel veriler analiz edilirken betimsel analiz gerçekleştirilmiştir. Öncelikle veriler kategorilere ayrılmış temalar keşfedilmiş ve sonuçlar ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. Görsel hale getirilmeye çalışılan veriler için tablolar kullanılmıştır. Bu şekilde verilerin daha kolay anlaşılması hedeflenmiştir. Çalışmada elde edilen bulgular neticesinde cevap aranan sorulara şu sonuçlar elde edilmiştir: Öğreticiler, öğretim programının kurslarda tam manasıyla uygulanamadığını belirtmiştir. Bunların, öğrencilerinden, kursların fiziki yapısından, müftülükleriyle olan ilişkilerinden ve ders programındaki hususların yetişkin eğitimine uygun olmamasından kaynaklandığını ifade etmişlerdir. Ayrıca öğreticilere belirttikleri eksikliklerle ilgili çözüm önerileri sorulmuştur. Öğrenciler ise öğretim programının uygulanmasını etkileyen faktörler olarak; kişisel özelliklerini, diğer öğrenciler ve öğreticileriyle olan ilişkilerini, program içeriğinin kendilerine uygun olmayan hususlarını ve kurslarının fiziki yapısını belirtmişlerdir. Ayrıca kendilerine belirttikleri eksikliklerle ilgili çözüm önerileri sorulmuştur. Bu değerlendirme neticesinde ihtiyaç odaklı öğretim programının Kur'an Kurslarında tam olarak uygulanamadığı görülmüştür. Programda belirlenen hedeflerin, kazanımların içerik ve yöntemlerin yetişkinler için uygun olacak şekilde düzenlenmesi ayrıca ağırlıklı olarak yetişkin din eğitimi veren Kur'an Kursu öğreticilerinin özellikle yetişkin psikolojisi, yetişkin din eğitimi ve rehberlik hususlarında eğitim almalarının gerekliliği sonucuna varılmış ve öneriler yapılmıştır.
Ceyhan'daki Arnavutlar: Din, kimlik ve bütünleşme
Kosova'dan göç eden Çevretepeli Arnavutların Türk toplumuyla yaşamış oldukları etkileşim süreci ve dinin bu etkileşim süreci üzerinde nasıl bir etkiye sahip olduğu çalışmamızın odak noktasını oluşturmaktadır. Ayrıca katılımcılarımızın Türkiye'ye ve Kosova'ya yönelik geliştirmiş oldukları kimlik algıları da tezimiz açısından önemli bir yerde konumlanmaktadır. Nitel araştırma yöntemlerinin kullanıldığı çalışmamızda 7'si kadın, 23'ü erkek olmak üzere toplam 30 kişiyle görüşülmüştür. Veriler yarı yapılandırılmış görüşme formu ve bu form çerçevesinde şekillenmiş olan derinlemesine görüşme tekniği aracılığıyla toplanmış, verilerin çözümlenmesinde ise betimsel analiz ve içerik analizinden yararlanılmıştır. Tezimizin teorik kısmında, bulgularımıza bir temel oluşturması bakımından önemsediğimiz göç, kimlik ve bütünleşme konuları üzerinde durulmuştur. Bulguların analizinde ise Çevretepeli Arnavutların Türk toplumuyla bütünleşmiş oldukları ifade edilmiştir. Dinin bu süreç üzerinde ne denli önemli bir etkiye sahip olduğu da katılımcılarımızın ifadeleri temele alınarak ortaya konmuştur. Bununla birlikte Çevretepeli Arnavutların Türkiye'ye yönelik benimsenmiş, Kosova'ya yönelik ise duygusal ve düşünsel kimlik algılarına sahip oldukları tespit edilmiştir. Ayrıca bu bölümde konunun daha iyi anlaşılmasına katkıda bulunan çeşitli bulgular üzerinde de durulmuştur. Netice itibariyle Çevretepeli Arnavutlar özelinde yapmış olduğumuz bu çalışma, dinin sosyal bütünleşmenin sağlanmasında tek başına yeterli olmadığını vurgulamakla birlikte bütünleşmeyi sağlayan tüm unsurlar arasında dinin çok önemli bir noktada konumlandığını ortaya koymaktadır. Anahtar kelimeler: Göç, kimlik, bütünleşme, din, Kosova, Arnavutlar
Yapı ve fonksiyon açısından din psikolojisi
Türkiye'de bir asra yakın süredir bilim dünyasında yerini alan, değişen ve gelişen din psikolojisinin geldiğimiz noktada bir durum değerlendirmesine; varsa eksikliklerin belirlenmesi ile sağladığı kazanımların tespit edilip geliştirilmesine ihtiyacın olduğu düşünülmektedir. Bu çalışmanın amacı, din psikolojisinin lisans eğitiminde bu dersi alanlar için ne anlam ifade ettiğinin, bu alana ilgi veya ilgisizliğin sebeplerinin, öne çıkan konularının, çağın soru veya sorunları karşısındaki yeterliliğinin, bireysel, toplumsal ve mesleki katkılarının, derslerdeki eksik yönlerinin ve alandan beklentilerin neler olduğunun belirlenmesidir. Araştırmanın örneklemi lisans eğitiminde din psikolojisi dersi alan 159 öğrenci, 46 öğretmen ve 18 imam ile toplam 223 bireyden oluşturulmuştur. Veriler, literatür taraması ve araştırmanın amacına uygun olarak hazırlanmış dört demografik değişken ve 10 açık uçlu sorudan oluşan anket ile elde edilmiştir. Toplanan veriler öncelikle içerik analizi ve kümeleme yapılarak incelenmiştir. Verilerin analizinde frekans ve yüzdeler kullanılmıştır. Araştırmada ulaştığımız bulgulara göre, din psikolojisi denince katılımcıların aklına %29,6 (f=66) oranında "dini duygu, düşünce ve davranışları inceleyen bilim dalıdır" ve %26,5 (f=59) oranında "İnsan-din ilişkisini inceler" ifadeleri gelmektedir. Din psikolojisi, örneklemin %76,2'sinin (f=170) ilgisini çekmektedir. Alana ilginin en büyük sebebi olarak "İnsanların dini inançlarını anlamayı sağlaması" (%17,5, f=39) saptanmıştır. Din psikolojisinin zorluğu, yabancı terim ve kelimelerin çok fazla olması, fonksiyonunu yerine getirememesi ve yabancı toplumlara hizmet etmesi; kültürümüzün değerlerine uygun olmaması alana ilgisizliğin sebepleri olarak belirlenmiştir. Din psikolojisi derslerinde en çok zihinlerde yer eden konular "Dua ve İbadet", "Dini Tecrübe" ve "Gelişim Psikolojisi ve Din" olarak tespit edilmiştir. Din psikolojisi derslerinde işlenen konuların/tartışmaların %74,4 (f=166) oranında yaşadığımız çağ ve sorunlarına kısmen veya tamamen cevap verebildiği düşünülmektedir. Örneklemin %44,8'i (f=100) din psikolojisi derslerinde işlenmeyen fakat öğrenilmesi gereken konular olduğunu düşünmektedir. Bu konuda katılımcılar özellikle din psikolojisi derslerinde daha fazla örnek ve pratik olması gerektiğini ifade etmektedir. Din psikolojisinin Batı kaynaklı olması konusunda iki baskın görüş elde edilmiştir. Birinci görüş, alanın temellerinin Batı'da atılmış olduğundan bu durumun doğal olduğunu düşünmektedir. "Temelleri Batı'da atılmış olsa da kendimize mâl etmeliyiz" ikinci ve en çok ifade edilen görüştür. "Kendimizi ve hedef kitleyi tanımak", din psikolojisinin en çok ifade edilen bireysel kazanımı olarak belirlenmiştir. "Toplumun dini hayatını kavramak ve bilinçli olmak", alanın önde gelen toplumsal katkısıdır. "Meslek hayatında verimlilik" ise alanın mesleki katkılarının önde gelen kazanımıdır. Örneklemin %51,1'i (f=114) alanın eksiklerinin olduğunu düşünmektedir. Bu oran din psikolojisi dersinin işlenişi, konuları, yöntemi, araştırmaları, araştırmacıları, kaynakları ve süresi gibi pek çok açıdan eksikleri kapsaması sebebiyle doğal karşılanmalıdır. Dersin ezbere dayalı oluşu ve pratik yapılmayışı en çok eksik bulunan nokta olarak belirlenmiştir. Alanın eksiklerine rağmen örneklemin %79,8'i (f=178) alandan beklenti içerisindedir. Din psikolojisinden en büyük beklentiyi "İnsan psikolojisini anlayabilmek" oluşturmaktadır. Katılımcıların %91,0'ı (f=203) alanı gerekli bulmaktadır. Örneklem grubu, %22,5 (f=40) oranında din psikolojisinin insanı ve toplumu anlamamızı sağladığı için gerekli olduğunu ifade etmiştir.
Ergenlerde çoklu zekâ, dindarlık ve maneviyat ilişkisi
Bu araştırma dindarlık ve maneviyat algısı doğrultusunda ergenlerin dini yaşayış tarzlarının, dünyaya bakış açılarının ve dini kimliklerinin çoklu zekâ alanlarından nasıl etkilendiğini tespit etmek amacıyla yürütülmüştür. Araştırmanın temel problemini ergenlerin dindarlık, maneviyat ve dinî kimlikleri üzerinde çoklu zekâ alanları bir etki yaratabilir mi? sorusu oluşturmaktadır. Nitel araştırma yöntemlerinden biri olan odak grup görüşmesi tekniği ile toplanan verileri önce gruplandırılarak temalar oluşturulmuş ve ardından anlayıcı geleneği doğrultusunda yorumlanmıştır. Araştırmada nitel araştırma yöntemlerinden odak grup görüşmesi tekniği ile toplanan veriler önce gruplandırılarak temalar oluşturulmuş ardından anlayıcı gelenek doğrultusunda yorumlanmıştır. Araştırmanın çalışma grubu, İstanbul Beşiktaş Kabataş Erkek Lisesi 2019-2020 öğretim yılı mezunu 12 katılımcıdan oluşmaktadır. Katılımcılar 6'sı Kadın 6'sı Erkek cinsiyetinde ve 18-20 yaş aralığındadır. Katılımcıların belirlenmesinde nitel araştırma örnekleme yöntemleri arasında bulunan "Kolay Ulaşılabilir ve Durum Örnekleme Yöntemi" kullanılmıştır. Ulaşılan sonuçlara göre; çoklu zekâ alanlarının ergenlerin dindarlık ve maneviyatına 3 şekilde etki ettiği tespit edilmiştir. 1. Dindarlık ergenler üzerinde sınırlı düzeyde etkiye sahiptir. Dindarlık olgusu ibadetler üzerinde değerlendirilmiştir. 2. Maneviyat ise ergenler üzerinde daha büyük bir etkiye sahiptir denilebilir. 3. Çoklu zekâ alanlarının genel olarak birçok alanının varlığına dair izler katılımcılar tarafından örneklerle ifade edilmiştir. Araştırma nitel bir çalışma olup, odak grup çalışması kapsamında durum çalışması deseniyle yürütülmüştür. Betimleme ve içerik analiz yöntemleriyle araştırma verileri çözümlenmiştir. Araştırmada ulaştığımız bulgulara göre, ergenlik dönemi dinî -manevi tutum ve yaşayışa etki eden faktörlerden çoklu zekâ alanları katılımcıların verdikleri bilgiler doğrultusunda yorumlanmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Ergenlik, çoklu zekâ, dindarlık, maneviyat
Joseph Campbell'ın dinler tarihine katkıları
Bu çalışma XX. yüzyılda yaşamış Amerikalı mitolog Joseph Campbell (1904-1987) ve onun başlıca çalışmaları üzerinedir. Karşılaştırmalı mitoloji ve din üzerine yaptığı çalışmalarla tanınan Campbell'ın geçmişten günümüze kadar olan mitler çerçevesinde üzerinde durduğu konular ön plana çıkarılmıştır. Bu yapılırken de onun dinler tarihine olan katkılarının vurgulanması amaçlanmıştır. Çalışma; Campbell'ın hayatı, eserleri, tanrı tasavvuru, din hakkındaki görüşleri ve onun mitoloji anlayışı üzerinedir. O, mitin tek bir gökyüzünün altında yaşayan insan tekinin müziği olduğunu söylemektedir. Bu müziğin sözleri farklı da olsa notaları her yerde duyulmaktadır. Çünkü mitlerde işlenen temalar hemen hemen her kültürde benzerlik göstermektedir. Bu da insanlığın paylaştığı kolektif bilincin olguları olmasındandır. Kolektif bilincin olguları olan mitler de dinlere kaynaklık etmiştir.
Ayşe Şasa'nın eserlerinde din algısı ve dinî yaşantı
Ayşe Şasa, Türk sinema dünyasında senarist olarak tanınan ve önde gelen isimlerden biridir. Ayrıca birden çok edebî tür üzerinde eser vermiştir. Bu çalışmamızda, Ayşe Şasa'nın yaşamından ve eserlerinden hareketle din hakkındaki düşüncelerini, Tanrı algısını, dinsel dönüşümüne neden olan unsurları, dinsel dönüşüm sürecini ve sonrası yaşamını ele aldık. Özellikle Şasa'ya dair otobiyografi ve biyografi niteliğindeki eserler incelenerek dinî yaşamının psikolojik olarak tahlil edilmesi amaçlanmıştır. Tespit ettiğimiz bilgilere göre, 40 yaşına kadar asrın getirdiği Batılılaşma ve modernleşmeye göre hayatını yaşamıştır. Yaşadığı bunalım ve arayışlar neticesinde 18 yıl boyunca ruhsal rahatsızlıklarının getirdiği hastalıkla mücadele etmiştir. İbn Arabî'nin "Fusûsu'l-Hikem" adlı eserini okumasıyla Şasa'nın dinsel dönüşüm süreci başlamıştır. İslam ile barışan Şasa, İslam'ı tanımak için dâhil olduğu çevre sayesinde yeni bir kimlik ile Ayşe Şasa olarak ortaya çıkmıştır. Çocukluğundan itibaren fıtrî olarak ait olduğu yeri bulmaya çalışan Şasa, gençlik yıllarında anlam arayışını çeşitli ideolojilerle tatmin etmeye çalışmıştır. Truth kelimesinden hakikate uzanan yolda anlam arayışını tasavvuf ile bulmuştur. Ayrıca Şasa'nın dinsel dönüşümüne neden olan faktörleri; mürebbiyelerin yetiştirme tarzı, anne sevgisinden yoksun oluşu, baba ilgisizliği, ölüm korkusu, Batı'dan nefret etmesi, anlam isteği, zihinsel tatmin, yalnızlık, toplumdan ve aileden dışlanma olarak sıralayabiliriz. Yaşamı boyunca anlam arayışını aktif bir şekilde sürdüren Şasa, aklın ve bilimin anlam arayışında sorularına cevap veremediğini ve bu soruların cevabını İslam inancında bularak hayatını anlamlandırmıştır. Anahtar Kelimeler: Ayşe Şasa, senarist, din, dinî yaşantı, dinsel değişim
Abdurrahim Karakoç'un eserlerinde din ve dindarlık
Bu çalışma, son dönem Türk halk edebiyatının önemli temsilcilerinden birisi olan şair-yazar Abdurrahim Karakoç'un dinî yaşayışını ve dinî anlayışının eserlerindeki tezahürünü konu edinmiştir. Dinî hayatının, şairin kendi eserleri ve hakkında yazılan biyografilere dayanılarak din psikolojisi açısından analiz edilmesi amaçlanmıştır. Kavramsal çerçevede din ve dindarlık hakkında bilgiler verildikten sonra şairin dinî anlayışı araştırılmıştır. Eserlerine yansıyan dinî tasavvurları din psikolojisine göre analize tabi tutulmuştur. Anahtar Kelimeler: Abdurrahim Karakoç, şiir, şair, din, dindarlık, hermeneutik, tasavvur, dinî yaşayış
Taşköprülüzâde'nin varlık ve bilgi anlayışı
Çalışmamızda Osmanlı düşünürü ve âlimi Taşköprülüzâde Ahmed Efendi'nin (901/1495) varlık ve bilgi anlayışı incelenmiştir. Çalışmanın amacı İslam düşünce tarihinde üzerinde çokça durulan varlık ve bilgi meselesinin Taşköprülüzâde üzerindeki etkilerini tespit edip, görüşlerinin düşünce geleneği içindeki yerini ve önemini belirlemektir. Taşköprülüzâde'nin varlık ve bilgi konusundaki görüşlerini incelerken Osmanlı düşüncesindeki etkilerinin tümeller, hâricî ve zihnî varlık, nefsü'l-emr, a'yân-ı sâbite, fîilî ve infîâlî ilim, huzûrî ve husûlî ilim, mâhiyet vb. meseleler üzerinde şekillendiğini müşahede ettik. Bu çerçevede varlık ve bilgi konularını araştırırken meselenin İslam düşünce tarihindeki gelişim sürecini tasvir ettikten sonra Taşköprülüzâde'nin bu meselelerdeki görüşlerini belirginleştirmeye çalıştık. Taşköprülüzâde, tümelleri dört meselede incelemiştir. Bunlar tümellerin tikellerin mertebesine inmesi, tümellerin mefhum olarak var olmaları, tümellerin dış dünyada gerçekleşmiş varlıkları ve son olarak yüklemenin anlamıdır. Taşköprülüzâde, tümelleri itibarları yönüyle de ele alır. Bu itibarlar Tanrı'nın ilmindeki, hâriçteki ve zihindeki tümellerdir. A'yân-ı sâbite kavramı da tümeller meselenin anlaşılması açısından kayda değer bir yere ve öneme sahiptir. Taşköprülüzâde'nin eserlerinde geçen konular, doğal olarak İslam düşünce geleneğinin ontoloji, epistemoloji ve mantık sistematiği içinde bir değer ve anlama sahiptir. İslam düşünce geleneği içinde yer alan Taşköprülüzâde, genel olan yönleriyle var olan bu ontoloji, epistemoloji ve mantık sisteminin içinden konuşmuştur. Bu manada Taşköprülüzâde, varlık ve bilgi anlayışı noktasında genel çerçevede İslam düşünce sistematiğinin içinde kalarak kelâm, felsefe ve tasavvuf alanlarındaki tartışmalar ve problemlere dair risâleler yazarak düşüncelerini ortaya koymuştur. Taşköprülüzâde, tarihsel süreçte oluşmuş olan bu ontoloji, epistemoloji ve mantık birikimi çerçevesinde konuları değerlendirmiştir. Bu çerçevede Taşköprülüzâde, yepyeni bir düşünce sistematiği oluşturmaktan ziyade var olan düşünce sistematiği içinde eleştiriler ve düzeltmeler yapmış, eksik gördüğü bazı meseleri ele alıp tekrar incelemiştir. Bu manada Taşköprülüzâde, İslam düşünce coğrafyasının bir düşünür ve âlimi olarak problemleri incelemiş ve düşüncelerini bu meseleler ışığında açıklamıştır.
Yeni dini hareketler sosyolojisi: Adana örneği
1950'den sonra küreselleşme, postmodernizm ve bireyciliğin dünya toplumunda güçlenmesi, kutsallık ve maneviyat hakkında yeni yorumların ve inanışların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bütün dünya kültürlerinin birbiriyle karışabilme şansı bulduğu bu ortamda, farklı coğrafyalarda doğmuş pek çok dinden öğretiler barındıran eklektik manevi birliktelikler ortaya çıkmaktadır. Öte yandan, dinin toplumsal hayat üzerindeki etkisinin azalması - yani sekülerleşme- yüzyıllar içerisinde toplumların dinsel korumacılığının da kırılmasına yol açmış ve bireyin seçimlerinin öncelikli hale gelmesine neden olmuştur. Din sosyolojisi disiplini bu tip yeni hareket biçimlerini adlandırmak için, Yeni Dini Hareketler, Yeni Çağ Hareketleri gibi tanımlamalar ortaya koymuş olsa da bu tanımlama biçimleri, postmodernite ile ortaya çıkan maneviyata dair tüm grup ve hareketleri kapsamamaktadır. Bu bağlamda, Yeni Ruhçuluk isimli hareket, ortaya koyduğu fikirler, yaşayış tarzı ve toplumsal durumu açısından analiz edilmiştir. Araştırmanın sonucunda dini olmayan ama dini tamamen de dışarıda bırakmayan bir hareket tipine ulaşılmış ve Dinsonrası Hareket olarak tanımlanmıştır.
Ahmet İnam felsefesinde gönül
Çağdaş Türk Felsefesinin önemli temsilcilerinden biri olan Ahmet İnam, 1990'lı yılların başında Gönül Felsefesi adını verdiği, Anadolu kültürünü ve Anadolu insanının hayatını merkeze aldığı bir felsefi inşaya girişmiştir. Gönül Felsefesi, İnam'ın evrensel sorunlara cevap ararken yerel olandan yola çıkması sonucu ortaya çıkan bir felsefedir. Gönül Felsefesini temellendirdiği "gönül" kavramı, başka dillerde karşılığı olmayan öz Türkçe bir kelimedir. İnam, felsefi inşasında gönül kavramını derinleştirmiş ve bu kav-ramı beden, duygu, akıl ve çevre ile birlikte irdelemiştir. Kendisini, arayan ve deneyen bir yolcu olarak betimleyen İnam, son yıllarda "can" kavramının gönle olan katkısını keş-fetmiş ve Gönül Felsefesini can kavramıyla zenginleştirmiştir. Can, gönlün ilk halidir. İnam'a göre birey can sahibi olmadan gönül sahibi olamaz. Araştırmamız giriş ve sonuç bölümü hariç dört ana bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde araştırmanın amacı, kapsamı ve önemi açıklanmıştır. Birinci bölümde Ahmet İnam'ın hayatı ve düşünce dünyası anlatılmıştır. İkinci bölüm; Gönül Felsefesi, gönül ve can kavramları ve Gönül Felsefesi Anadoluluk ilişkisinin açıklandığı bölümdür. Üçüncü bölümde İnam'ın etkilendiği kavram ve düşünürlere yer verilmiştir. Dördüncü bölümde XIII. yüzyılda Anadolu-Türk bilgeliğinin temelinde olan varlığı içten dışa bir bütün ola-rak ele alan "nous" esaslı düşünüş tarzı ile rasyonel yetiyi esas alan "logos" esaslı düşü-nüş tarzı arasındaki fark Anadolu'yu mayalayan Yunus Emre ve Nasreddin Hoca'nın şahsiyetlerinde değerlendirilmiştir. Yine bu bölümde Gönül Felsefesinin Anadolu-Türk bilgeliğinin devamı olup olmadığı tartışılmıştır. Sonuç bölümünde ise bu araştırmadan elde edilen sonuçlara ve sonraki çalışmalar için önerilere yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Gönül Felsefesi, gönül, can, kültür, nous, logos, Türk-Anadolu bilgeliği
Türk toplumunda sekülerleşme ve toplumsal cinsiyet: Beden odaklı gündelik yaşam pratikleri üzerine bir araştırma
Bu araştırma, Türk toplumunda, sekülerleşme ve toplumsal cinsiyet olguları bağlamında beden odaklı gündelik hayat pratiklarine odaklanmaktadır. Din ve sekülerleşme kavramları odağından beden odaklı toplumsal cinsiyete bakarak kadınların ve erkeklerin beden odaklı gündelik hayatlarının dinî ve seküler yönünü irdelemektedir. Diğer taraftan toplumsal cinsiyet kavramından modernleşme, sekülerleşme, din gibi kavramlara bakarak kadınların ve erkeklerin bu kavramlar bağlamında nasıl konumlan(dırıl)dığını irdelemektedir. Araştırmada asıl olarak nitel yöntem kullanılmakla birlikte yer yer anlam bütünlüğü sağlayabilmek için nicel verilere de başvurulmaktadır. Bununla birlikte eleştirel teoriden de yararlanılmaktadır. Araştırmaya göre Türk toplumunun toplumsal cinsiyetle ilişkili beden odaklı gündelik hayat pratiklerinde dinî, kültürel ve seküler formların hem ayrı ayrı hem iç içe geçmiş şekilde örneklerinin olduğu tespit edilebilmektedir. Türk modernleşmesi süreci içinde kadının ve erkeğin nasıl konumlan(dırıl)dığı irdelendiğinde ise erkek modernleşmesinin genellikle ekonomi, kamu, üretim sınırları içinde bir derinliğe; kadın modernleşmesinin ise genellikle beden sınırları içinde bir yüzeyselliğe tekabül ettiği anlaşılmaktadır. Türk modernleşmesi, kadınlar açısından yüzeysel boyutlarda işlerken erkekler açısından daha derin boyutlara sahip gözükmektedir. Ayrıca sekülerliğin ve dindarlığın cinsiyetlendirilirek, sekülerliğin erkek ile dindarlığın kadın ile özdeşleştirildiği anlaşılmaktadır. Anahtar kelimeler: Din, sekülerleşme, modernleşme, toplumsal cinsiyet, beden, tüketim, gündelik hayat.
Kâtip Çelebi ve Galileo Galilei'nin din, bilim ve felsefe anlayışlarının karşılaştırılması
Çalışmamız XV-XVI. yüzyıllar arasında farklı coğrafyalarda yaşamış olan önemli iki bilim insanı Kâtip Çelebi ve Galileo Galilei özelinde din, bilim ve felsefe alanındaki görüşlerini disiplinler arası bir perspektifle ele alan karşılaştırılmalı bir incelemedir. "Kâtip Çelebi ve Galileo Galilei'nin Din, Bilim ve Felsefe Anlayışlarının Karşılaştırılması" başlıklı bu tezimizin amacı, Kâtip Çelebi ve Galileo Galilei'nin din, bilim ve felsefe anlayışlarının karşılaştırılması yapılarak çalışmayı, karşılaştırılmalı literatüre kazandırmaktır. Araştırma, Orta Çağ'da gerek İslâm gerekse Batı dünyasında din, bilim ve felsefe düşüncesinin dini otorite ve düşüncelerden beslendiği, etkilendiği ve etkilediği, bu doğrultuda din, bilim ve felsefe alanlarına açıklama getirildiği anlaşılmıştır. Bu çerçevede Kâtip Çelebi ve Galileo Galilei, bulundukları dönem içerisinde din, bilim ve felsefe hakkında kendi düşünce ve çalışmalarını biçimlendirdiği anlaşılmıştır. Araştırmada, dinin, dini düşüncenin, dini otoriterlerin, bilimin, bilimsel ve felsefi bakışın aynı zamanda siyasi gücün önemli birçok alanda etkisi ve etkinliği anlaşılmıştır. Böylelikle dine ait olduğu varsayılan veya din diye kabul edilen bağnazlıkların ve taassubun, ilerlemeyi ve yenilikleri geciktirdiğine dair çıkarımlar elde edilmiştir. Eleştirel bakışın ve düşüncenin önemi, boş inanç ve kabullerin nelere mal olduğu, bilgi ve bilimin değerinin önemi gibi bulgular ortaya çıkmıştır. Çalışmanın birinci bölümünde, İslâm ve Batı düşüncesinde din, bilim ve felsefe kavramlarının ne anlama geldiği ve işlevinin ne olduğu hakkında karşılaştırılma yapılarak ele alınmıştır. İkinci bölümde ise Kâtip Çelebi ve Galileo Galilei'nin yaşadıkları dönem, ilmi kimlikleri ve din, bilim ve felsefe anlayışları karşılaştırılmalı olarak yer verilmiştir. Çalışmada, betimlemeli tarama modeli ve nitel araştırma yöntemlerinden doküman inceleme ve içerik analizi kullanılmıştır. Böylece Kâtip Çelebi ve Galilei Galileo'nun hem dönemlerinin hem de iki bilim insanının din, bilim ve felsefe kavramları hakkındaki düşüncelerine tümevarımsal bir metotla ulaşılmıştır. Anahtar kelimeler: Kâtip Çelebi, Galileo Galilei, Din, Bilim ve Felsefe
Ataerkil dinler karşısında Tanrıça hareketi
"Ataerkil Dinler Karşısında Tanrıça Hareketi" başlıklı tezin hedefi 1800'lü yılların sonunda kadın kurtuluş hareketinin yükselmesiyle birlikte ortaya çıkan feminist eleştirinin, teolojik alana taşınmasıyla başlayan ve 1970'lerde ikinci dalga feminizmin etkisi, kadınların dindeki pozisyonları ile ilgili akademik araştırmaların artması, dişi bir ilaha tapan ilk anaerkil toplulukların ortaya çıkarıldığı arkeolojik ve antropolojik çalışmaların gelişmesi ve çeşitli ruhani hareketleri bünyesine katılmasıyla ortaya çıkan Tanrıça hareketinin, ataerkil dinler karşısındaki konumunu ve modern kadın için ne ifade ettiğini araştırmaktır.
Dindarlık yaşlılık ve ölüm paradoksu üzerine bir din sosyolojisi araştırması
Modern dönem ve sonraki süreçte özellikle teknoloji ve sağlık alanında yaşanan gelişmelere paralel olarak insanların ortalama ömür sürelerinde ciddi bir artış gözlenmeye başlamıştır. Ömür süresinde meydana gelen bu artışla birlikte insanların ortalama yaşam beklenti süresi de buna paralel olarak artış göstermiştir. Planlı, programlı ve uzun bir ömrün tahayyül edildiği bu süreç ölümün toplumsal bellekteki konumu üzerinde ciddi etkiler meydana getirmiştir. Adana ve çevresinde 50 yaş ve üzeri kişilerle 30-40 dk arası görüşmelerin gerçekleştirildiği bu araştırma, yaşlılık ve dindarlık ilişkisi bağlamında günümüz yaşlılığın ölüme bakışını ortaya koymayı amaçlamaktadır. Nitel araştırma yöntem ve tekniklerinin kullanıldığı bu araştırmada katılımcılarla 30-40 dk arası görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Araştırma, yaşlılık kelimesinin ne anlama geldiğini, yaşlılıkla birlikte dine yönelimin boyutlarını, yaşlılık ve dindarlık ilişkisi bağlamında günümüz yaşlılığın ölüme bakışını ve bu düşüncelerin oluşmasına etki eden temel faktörlerin neler olduğunu ortaya koymaktadır. Anahtar kelimeler: Yaşlılık, Dindarlık, Ölüm, Sosyoloji
Ahlâkî olgunluk-dindarlık ilişkisi: Adana örneği
Din ile ahlâk arasındaki ideal ilişki, davranışsal düzlemde her zaman karşılık bulmayabilmektedir. Dinî öğretilerin ahlâkî davranışlara aracılık etmesinde, bireylerin dindarlıkları ve çeşitli tutumlarının etkileri söz konusudur. Bu araştırmada ahlâkî olgunluk ile dindarlık arasındaki ilişki incelenmiş ve bu ilişkiyi etkileyebileceği düşünülen çeşitli faktörler araştırılmıştır. Araştırma, betimsel ve nicel desenli olup ilişkisel tarama modeli ile hazırlanmıştır. Araştırma örneklemi, Adana'da görev yapan öğretmenler, imam-hatipler, mühendisler ve Kur'an kursu öğreticilerinden 387 gönüllü katılımcıdan oluşmaktadır. Veriler, katılımcıların demografik özelliklerine ilişkin bilgi formu, Ahlâkî Olgunluk Ölçeği, Dinsel Yaşayış Ölçeği ve din-ahlâk ilişkisine yönelik tutumlara ilişkin likert tipi ek sorularla, anket tekniği aracılığıyla toplanmıştır. Elde edilen verilerin analizinde SPSS Statistics 22 ile SPSS Amos 24 uygulamalarından yararlanılmıştır. Araştırma sorularına yanıt bulabilmek adına, analiz tekniklerinden Pearson Moment ve Spearman Rho korelasyon analizi, Bağımsız Gruplar t-Testi, Mann-Whitney U Testi, Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA), Kruskal-Wallis H testi ve çoklu doğrusal regresyon analizi kullanılmıştır. Ayrıca dindarlığın ahlâk boyutu ile ahlâkî olgunluk arasındaki ilişkide ibadet boyutunun aracılık etkisini tespit edebilmek maksadıyla SPSS Amos uygulaması ile yapısal eşitlik modellemesi uygulanarak aracılık analizi yapılmıştır. Araştırma sonuçları, ahlâkî olgunluk ile dindarlık arasında pozitif yönlü ve anlamlı, orta düzeyde ilişki bulunduğunu göstermektedir. Dindarlık-ahlâklılık ilişkisine yönelik tutumlardan "iki yapının birbirinden bağımsız olduğu" görüşünün ahlâkî olgunluğu %5 oranında negatif yönlü yordadığı görülmektedir. Dahası, dindarlığın ahlâk boyutu ile ahlâkî olgunluk arasındaki ilişkide ibadet boyutunun tam aracılık etkisi göstermesi, dikkat çekici bir sonuç olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu sonuçlar, dindarların daha yüksek bir ahlâkî olgunluk ortalamasına sahip olduğunu ve çoğunlukla dindarlıktan bağımsız bir ahlâkî yaşamı onaylamadıklarını göstermektedir. Ayrıca ahlâkî olgunluk hususunda, dindarlığın ibadet boyutunun ahlâk boyutuna göre daha fazla belirleyici olduğu düşüncesi ön plana çıkmaktadır. Buna dayanarak dindarlık-ahlâkî olgunluk ilişkisini şekillendiren faktörler, farklı örneklem ve yöntemlerle incelenmeli ve muhtemel yeni dindarlık formları dikkate alınmalıdır. Anahtar Kelimeler: Ahlâkî olgunluk, dindarlık, inanç, ibadet, ahlâk psikolojisi.
Suriyeli mültecilerde kültürel uyum sürecinin dinî ve psikolojik boyutları (Kilis örneği)
Bu tez çalışmasının konusu; ülkelerinde çıkan iç savaş nedeniyle zorunlu olarak göç etmiş ve akabinde Kilis'e gelmiş olan Suriyeli mültecilerin kültürel uyum süreçlerinin ne şekilde ilerlediği, hangi kültürleşme stratejisine yöneldikleri ve psiko-sosyal uyum sürecine etki eden dinî ve psikolojik faktörlerin neler olduğunu belirlemektir. Araştırmamızda nitel araştırma yöntemi kullanılmış ve durum çalışması yapılmıştır. Buradaki amacımız; gerçek yaşama ve güncel bir duruma ait olan konu hakkında gözlem ve mülakat tekniğine başvurarak o husus ile alakalı derinlemesine bilgi toplamak ve bu bilgiler ışığında değerlendirmeler yapmaktır. Araştırma sonucunda Kilis'te yaşayan Suriyeli mültecilerin, yerel halk ile iyi bir iletişim ve temasının olduğu anlaşılmaktadır. 19 katılımcıdan 18'inin Türkçe öğrenmiş olmasının kültürel uyum sürecine büyük katkı sağladığı gözlemlenmiştir. Kilis'in diğer illere oranla küçük bir şehir olması ve ekonomik açıdan yaşam koşullarının daha iyi olmasının mültecilerin kültürel uyumuna olumlu yönde etki ettiği tespit edilmiştir. İki kültür arasındaki benzerliklerin çok farkların az olması, daha önce kurulan akrabalık ve ticaret ilişkilerinin olması, şehrin muhafazakâr yapısı, insanların çoğunun aynı dine mensup olması ve yerel halkın dinî pratiklere önem vermesi gibi faktörlerin psiko-sosyal uyum sürecinde önemli motivasyon kaynağı olduğu anlaşılmaktadır. Katılımcıların yaşadıkları travmalar neticesinde sıklıkla olumlu dinî başa çıkma yöntemine başvurdukları gözlemlenmiştir. 8 katılımcı Türkiye'de kalmak istediğini belirtmiştir. 12 katılımcı ise geri dönmek için Suriye'deki savaşın bitmesini ve ülkelerinin her anlamda refaha kavuşmasını aksi halde geri dönmeyeceklerini ifade etmiştir. Buradan da anlaşılacağı üzere katılımcıların Türkiye'de kalmak istemesinin kültürel uyum sürecinde önemli güdülenme kaynaklarından biri olduğu anlaşılmaktadır. Katılımcıların yaşadığı savaş, ölüm, bombalanma vb. durumların yarattığı travmalar neticesinde ise uyum sürecinin zorlaştığı gözlemlenmiştir. Kültürleşme stratejileri açısından bakıldığında 14 katılımcının entegrasyon stratejisine yöneldiği anlaşılmaktadır. 3 katılımcının ayrılma stratejisine yöneldiği tespit edilmiştir. 2 katılımcı ise Türk vatandaşlığı aldığı için kendilerini Türk gibi hissettiklerini ifade etmiş ve asimilasyon stratejisine yönelmiştir. Marjinalleşme stratejisine ise yönelen olmamıştır. Anahtar kelimeler: Suriyeli, Kilis, mülteci, dinî başa çıkma, kültürel uyum.
Çağdaş felsefede geliştirilen doğalcı zihin kuramlarının etik ve teolojik içerimleri
Bu çalışma, insanın mahiyeti problemini konu edinmektedir. Günümüzde bu konu, zihin felsefesi içerisinde zihin-beden problemi başlığında ele alınmakta ve "Zihin nedir?" sorusu etrafında tartışılmaktadır. Söz konusu bağlamda bu çalışma, zihnin ne olduğu sorusuna çağdaş felsefede verilen yanıtları incelemekte ve bu yanıtlara hâkim olan doğalcılıktan kaynaklanan problemlere dikkat çekmektedir. Ayrıca doğalcılıktan kaynaklanan problemlerin aşılmasında plastisite kavramına başvurarak ve Chomskyci bir doğalcılık önerisi sunarak doğalcılığı revize etmeyi amaçlamaktadır. Bu amaçla, çalışmanın ilk kısmında, doğalcılığı ortaya çıkaran tarihsel süreçten; bilimcilik idealinden ve indirgemecilikten söz edilmektedir. Doğalcı yaklaşımın niteliklerini göstermek bakımından çağdaş felsefede geliştirilen altı zihin kuramı ele alınmaktadır. İkinci kısımda, çağdaş felsefede geliştirilen zihin kuramlarının doğalcı yapısının içerimlerinden söz edilmektedir. İçerimlerin etik ve teolojik bakımdan serimlenmesi neticesinde ortaya çıkan bazı problemler nedeniyle "Bir teist doğalcı olabilir mi?" sorusu cevap bekleyen bir soruya dönüşmektedir. Bu soru özelinde, bahsi geçen problemler özgür irade konusu etrafında tartışılmaktadır. Doğalcılığın indirgemeci ve belirlenimci nitelik arz eden biçimlerine alternatif bir bakış açısı olarak plastisite ve Chomskyci doğalcılık incelenmekte, doğalcılığa getirdikleri açılımlar serimlenmektedir. Böylece yeni bir doğalcılık önerisi sunulmaktadır. Bu öneriyle teizm ve doğalcılık arasında zorunlu bir çatışma olmadığı, indirgemeci ve belirlenimci olmayan bazı doğalcılık biçimleri olabileceği sonucu ortaya çıkmaktadır. Bu sonucun, zihin çalışmalarına özgür irade konusu etrafında etik ve teolojik açıdan katkı sağlaması beklenmektedir.
Türk toplumunda Suriyeli göçmenleri kabul ve uyumda dindarlığın rolü (Gaziantep örneği)
Küreselleşmenin etkisinin hemen her alanda hissedildiği mal ve hizmetler kadar insan hareketliliğinin de arttığı bir çağdayız. Bu hareketliliğin önemli bir kesimini zorunlu göçler oluşturmaktadır. Bu çalışmanın konusu, Türk toplumunda Suriyeli göçmenleri "kabul ve uyumda" dindarlığın rolüdür. Göçle birlikte iki farklı ülkenin toplumu bir araya gelmiştir. Gaziantep örneğinde Suriyeli göçmenleri "kabul ve uyumda" dindarlığın inanç, sosyal etki-ahlak ve ibadet boyutlarında farklılaşma olup olmadığı temel problemimizi oluşturmaktadır. Çalışmamız, Suriyeli göçmenlerin "kabul ve uyumda" dinin ve dindarlığın rolünü ele alması ve ilgili literatüre mütevazı bir katkı sağlaması açısından önemlidir. Nicel araştırma yönteminin kullanıldığı bu çalışma, literatür taraması ve alan araştırmasına dayanmaktadır. Bu amaçla ilgili literatüre dayalı olarak "dindarlık ölçeği" ve Suriyeli göçmenleri "kabul ve uyum" ölçeği geliştirdik. Çalışmamızın amacına ulaşmak için Gaziantep'in 116 mahallesinde tesadüfi örneklem yoluyla anket uygulanmıştır. Veriler SPSS programı çerçevesinde işlenmiş ve analizlere tabi tutulmuştur. Analizler sonucunda dindarlık ölçeğimiz inanç, sosyal etki- ahlak ve ibadet olmak üzere üç boyutlu olduğu tespit edilmiştir. Kabul ve uyum ölçeği kabul, uyum, yabancı düşmanlığı, insani tutum ve hak temelli yaklaşım olmak üzere beş boyutlu olarak tespit edilmiştir. Boyutlar arasında ilişkiler analiz edilmiştir. Sonuç olarak demografik değişkenlerle Suriyeli göçmenleri "kabul ve uyum" arasında anlamlı bir ilişki tespit edilmemiştir. Siyasi tercihler arasında anlamlı bir farklılık tespit edilmiştir. Suriyeli göçmenleri "kabul ve uyumda" dindarlığın kolaylaştırıcı rolü olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Göç, kabul, uyum, din, dindarlık,
Entegrasyon bağlamında kimlik mücadelesi: Avrupa'da Müslüman olmak (Hollanda örneği)
Çalışma, tanınma teorileri kuramsal zemininde, Avrupa'daki Müslüman göçmenlerin dini kimlik talepleri ile entegrasyonu arasındaki ilişkiyi konu edinmektedir. Müslüman göçmenlerin dini kimlik taleplerinin Avrupa toplumsal ve kamusal alanında gördüğü "kabul" ve "itibar" verileri hareket noktası alınarak, Müslüman göçmenlerin dini kimlik taleplerinin toplumsal entegrasyona etkisi çalışmanın odağını oluşturmaktadır. Avrupa toplumsal ve kamusal alanında artan Müslüman dini kimlik nitelikleri, toplumsal ilişkilerde belirleyici faktörler olarak tartışmaların odağını oluşturmaktadır. Bu bağlamda Müslüman göçmenlerin Avrupa toplumsal yaşamında kimliksel varlık "mücadelesi", entegrasyon çerçevesinde değerlendirilmektedir. Çalışmada nicel araştırma modeli kullanılmış, bunun yanında nitel araştırma tekniklerinden grup görüşmesi ve katılımcı gözlemden de faydalanılmıştır. Hollandalı bireyler ve Müslüman göçmenlere olmak üzere iki ayrı anket uygulanmış, derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Elde edilen bulgulardan Hollanda toplumunda Müslüman dini kimlik taleplerinin entegrasyon bağlamında "sayılmadığı" ve "itibar" görmediği sonucuna varılmıştır. Diğer taraftan Müslüman göçmenlerin dini kimlik aidiyetlerinin yüksek olmasına karşın entegrasyon tutamlarının da yüksek olduğu görülmüştür. Tutumlar arası bu anlamlı ilişki, Müslüman göçmenlerin Avrupa toplumunda dini kimlikleri ile var olma istekleri olarak değerlendirilmiştir. Tanınma teorileri kavramsal çerçevesinde "kabul görmeyen", "sayılmayan" talepler, kimlik "mücadele"si olarak kendini göstermektedir. Müslüman göçmen grupların Avrupa toplumsal yapısına dini kimlik taleplerinden vazgeçmeden uyum sağlamak istedikleri sonucuna varılmıştır.
İbn Rüşd'ün din dili anlayışı
Tezimizde filozof İbn Rüşd'ün din dili anlayışını ortaya koymaya çalıştık. Çalışmamızda XIX. yüzyılda sistematik bir ilim olan din felsefesinin XX. yüzyıl temel meselelerinden biri olan din dili konusunu İbn Rüşd'ün temel eserlerinden hareketle tespit ederek bu konunun gerek İslâm düşünce geleneğinde gerekse günümüz din felsefesindeki yerini ve önemini belirlemeyi amaçladık. Düşünürümüzün konuyla ilgili görüşlerini ele alırken genel anlamda günümüz din dili tartışmalarının temel yaklaşım ve kavramlarının düşünürümüzde neye tekabül ettiğini veya onun düşünce dünyasındaki birtakım fikir ve kavramların modern din dili tartışmalarındaki karşılığını tespit ve izah etmeye çalıştık. Düşünürümüz, modern din dili tartışmalarından temsilî, teşbîhî, tenzîhî, mecazî, sembolik dil yaklaşımlarından bahsetmekte mi bahsetmekteyse nasıl bir perspektifle ele almaktadır, sorusunun cevabına ulaşmayı hedefledik. Aynı zamanda te'vîl, mecaz, remz, istiâre gibi İslâm düşüncesindeki "elfâz-ı şer'" (din dili) meselelerinin modern din dili tartışmalarında neye tekabül ettiğini karşılaştırmalı olarak inceledik. Ayrıca İbn Rüşd'ün din dili anlayışını incelerken felsefedeki "hermeneutik", "analoji" gibi meselelerin nüveleri görülmekle birlikte "dil oyunları", "doğrulama ilkesi", "yanlışlama ilkesi" gibi modern din dili teorilerine dair bir fikrin kabul edilmesine zemin oluşturacak argümanları tespit edemedik. İbn Rüşd, "elfâz-ı şer'" (din dili) meselesinde ilâhî metinlerin zâhirî ve bâtınî genel kabulünü benimsemekte; buradan hareketle din dili meselesini insanların anlayışlarının burhanî, cedelî ve hatabî şeklinde sınıflandırılması temelinde ele almaktadır. İlahî metinlerin genel itibariyle zâhirî olması dolayısıyla avamın bunları zâhirî olarak anlamaları gerektiği anlayışını benimser. Ancak az da olsa bir kısımının bâtınî olması dolayısıyla avamın bunları zâhirî olarak anlamaları, havasın ise bunları bâtınî olarak yorumlamaları gerektiğini düşünür. Ayrıca düşünürümüz, ilâhî metinlerin tamamen zâhirî veya tamamen bâtınî okunması kabul/perspektifini yanlış bulur. Böyle tek taraflı bir okuma kabul/perspektifinin ilâhî metinlerin yanlış anlaşılmasına neden olabileceği gibi aklî gerçeklere de uygun olmadığı kanaatindedir. Çünkü ona göre, ilâhî metinler genel itibariyle tüm insanlara hitâb eder bir yapıya sahipken diğer taraftan başta Allah'ın sıfatları, âhiret halleri ve metafiziksel bir takım konular olmak üzere bazı ayetlerin yalnızca burhan ehlinin anlayıp yorumlayabileceği bir özelliğe sahiptir. Dolayısıyla bu ilâhî metinlerin okunup anlaşılması ve anlamlandırılmasında indirgemeci bir okuma hataya sebep olur.
Din ve sosyalleşme: Suriyeli göçmen kız çocukları örneği
2011 yılında Suriye'de iç savaşın başlamasıyla birlikte Türkiye yoğun bir şekilde göç almaya başlamıştır. Göçle birlikte çatışma, uyum, entegrasyon vb. süreçler yaşanmaya başlamıştır. Göç sürecinin en büyük maduru çocuklar olmaktadır. Kültürel kodlar göz önüne alındığında ise bu süreçten en çok etkilenenler hiç şüphesiz kız çocuklarıdır. Toplum içerisinde kadın olarak var olmak birtakım güçlükleri beraberinde getirmektedir. Hal böyleyken göçmen kadın ve üstelik kız çocuğu olarak toplum içerisinde var olabilmek başlı başına bir problemdir. Bu araştırma, göçmen kız çocukların sosyalleşme sürecinde dinin etkisini ele almayı amaçlamaktadır. Araştırmada veri toplama tekniklerine göre nitel araştırma yöntemi tercih edilmiştir. 18 göçmen kız çocuğuyla 30-40 dk arası görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Verilerin analizinde betimsel analiz ve içerik analizi tekniği kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre göçmen kız çocukların sosyalleşme sürecinde dinin etkili olduğu noktalar aile ve akraba ilişkileri, sosyal medya, giyim kuşam, arkadaşlık ilişkileri, erken yaşta evlilik ve ibadet olmaktadır.
Transpersonel bir unsur olarak zikrin psikolojik ve tasavvufî açıdan incelenmesi
Kalbin, bilincin ve zihnin uyanıklığını sağlayan ve nefsi daha üst mertebelere yönelik evrilmesini sağlayan zikir, tasavvuftaki en önemli sufi pratiğidir. Sufizmin kalbi olarak da görülen zikir farklı dînî geleneklerde farklı şekillerde kendisine yer edinmiş kadîm spiritüel bir uygulama olarak karşımıza çıkmıştır. Perennial felsefeden kök bulan, William James'in fikirleri ile beslenen ve fizikte devrim yaratan kuantum teorisi ile paradigmasını modern bilimle destekleyen transpersonel psikoloji, mâneviyat ve modern ruh bilimini sentezleme gayreti ile insanın aşkın boyutunu, mistik deneyimlerle ortaya çıkan doruk deneyimleri psikolojinin inceleme alanına dahil ederek, modern psikolojinin alanını genişleterek insanı holistik olarak incelemeye çalışmıştır. Zikir gibi spitiritüel pratiklerin insanın bilincini dönüştürmede ve geliştirmede önemli yöntemler olduğunu iddia eden transpersonel psikoloji, psikolojide tabu olarak görülen bilince dair çalışmaları ile bilincin gündelik bilinç ile sınırlı olmadığını ortaya koyarak psikolojiye farklı bilinç halleri kavramının girmesini sağlamıştır. Bu çalışmada zikir uygulamasının transpersonel psikoloji çerçevesinde ele alarak zikrin bilinci dönüştürücü etkisini irdeleyerek transpersonel psikoloji ve sufizm arasındaki bağı ortaya koyduk ve aralarındaki müşterek olguları ortaya ele aldık. Hem transpersonel psikolojinin hem sufizmin insanın aşkın varlık olduğunu vurguladığını, aşkınlığın insanın evrensel insan olma yolunda önemli bir etken olduğunu, insanın içine sıkıştığı modern dünyanın dayattığı varoluşsal kalıptan kurtulabilmesi, kendini aşması ve ruhsal-fizyolojik açıdan iyi oluşu için zikir önemli bir yöntem olduğunu elde ettiğimiz verilerle ortaya koyduk. Anahtar Kelimeler: Zikir, sufizm, transpersonel psikoloji, bilinç, perennial felsefe, sufi psikolojisi.
Tanrı'ya bağlanma ile dinî başa çıkma ilişkisi
Bu çalışmanın amacı, bireylerin Tanrı'ya bağlanma stilleri ile dinî başa çıkma tarzları arasındaki ilişkiyi incelemektir. Nicel desen ve ilişkisel tarama modeline göre tasarlanmış olan araştırmanın örneklemi, Çukurova Üniversitesi'nin çeşitli fakültelerinde eğitim alan 564 öğrencidir. Araştırmada, sosyodemografik değişkenler için Kişisel Bilgi Formu; Tanrı'ya bağlanma stilleri için Tanrı'ya Bağlanma Envanteri (TBE); dinî başa çıkma tarzları için ise Dinî Başa Çıkma Tarzları Ölçeği (DBTÖ) kullanılmıştır. Verilerin analizinde; t-test, ANOVA, Pearson Momentler Çarpımı Korelasyon ve çoklu karşılaştırma testlerinden LSD analizleri kullanılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre, Tanrı'ya güvenli bağlanma ile olumlu dinî başa çıkma arasında yüksek düzeyde, pozitif yönde, anlamlı bir ilişki; Tanrı'ya güvenli bağlanma ile olumsuz dinî başa çıkma arasında düşük düzeyde, pozitif yönde, anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Tanrı'ya kaygılı bağlanma ile olumsuz dinî başa çıkma arasında yüksek düzeyde, pozitif yönde, anlamlı bir ilişki bulunurken; Tanrı'ya kaçınmacı bağlanma ile olumsuz dinî başa çıkma arasında orta düzeyde, pozitif yönde, anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir. Tanrı'ya kaygılı bağlanma ve kaçınmacı bağlanma ile olumlu dinî başa çıkma arasında negatif yönde bir ilişki olsa da, bu ilişkiler anlamlılık düzeyinde bulunmamıştır. Ortaya çıkan sonuçlar literatür çerçevesinde yorumlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Bağlanma, Tanrı'ya Bağlanma, Başa Çıkma, Dinî Başa Çıkma
Ortaöğretim DKAB programındaki değer öğretiminin öğrenci bakış açısıyla incelenmesi: Adana ili örneği
Bu araştırmanın temel amacı, ortaöğretim lise kademesinde 9-10-11-12. sınıf düzeylerinde MEB 2010 Ortaöğretim Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi (ODKAB) dersi eğitim-öğretim programında yer alan değerlerin öğretimini, sosyal değerler kapsamında öğrencilerin bakış açısıyla incelemektir. Araştırmanın çalışma grubunu, Adana ili Seyhan, Çukurova, Yüreğir, Sarıçam ilçelerinde bulunan 9 okulun, 2018-2019 eğitim öğretim yılında 9, 10, 11, 12. sınıflarında öğrenim gören 15-18 yaş arası 1272 öğrenci oluşturmuştur. Araştırma açımlayıcı sıralı karma yöntem desenindedir. Karma yöntemde nicel desen ve nitel desen birlikte kullanılır. Araştırma, nicel desende ilişkisel tarama modelindedir. Araştırmada "Çok Boyutlu Sosyal Değerler Ölçeği (ÇBSDÖ)"nden elde edilen veriler, nicel modelde t- testi, anova, çoklu karşılaştırmalarda kullanılan scheffe testi, iki faktörlü manova ve çok değişkenli regresyon analizi ile SPSS paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Elde edilen bulguların bu süreçte .05 düzeyinde anlamlılığı test edilmiş, betimsel istatistik verilerinden de yararlanılmıştır. ÇBSDÖ ölçeğinde yer alan sosyal değer maddeleri ile ilgili DKAB Programında yer alan sosyal değerlere yönelik lise öğrencilerinin cinsiyet, sınıf ve bölüm düzeyindeki sonuçları analiz edilip, incelenmiştir. Yapılan t- testi analiz sonuçlarına göre cinsiyet düzeyinde kız öğrenciler, anova analizi sonucuna göre sınıf düzeyinde 12.sınıflar ve alan düzeyinde Türkçe-Matematik alanında değerlerin daha olumlu yönde olduğu tespit edilmiştir. Yapılan Manova ve Regresyon analizi ile bu analiz sonuçlarının anlamlılığı test edilmiştir. DKAB programında bulunan üniteler, öğrenme alanları, kazanımları ÇBSDÖ ölçeğinde yer alan değer maddeleri çerçevesinde nitel modelde içerik analizi yöntemi kullanılarak incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Değerler, sosyal değerler, değerler eğitimi, eğitim programı, lise din kültürü ve ahlak bilgisi (DKAB) dersi öğretim programı
Din ve güvenlik ilişkisi çerçevesinde semavi dinlerin kutsal metinlerinin incelenmesi
Din ve Güvenlik insanlık tarihi boyunca birbirini etkilemiş, birbirlerini kendilerine destekçi göstermişlerdir. Güvenlik bazen savaşların haklılığını, adilliğini bazen de barış yapmanın kutsal bir görev olduğunu belirterek dini kendi amaçlarına ulaşmada kitlelerin desteklerini almak için önemli bir gerekçe olarak kullanmıştır. Dinler ise takipçilerine güvende olma ihtiyaçlarını kullanarak bağlılıklarını arttırmayı hedeflemişlerdir. Bu çalışmada dinlerin savaşlar için bir sebep gösterildiği kadar barışı da desteklediğine dikkat çekilerek din ve güvenlik etkileşiminin anlaşılmasına katkı sağlaması beklenmektedir. Bu çalışmada güvenlikte savaş, barış, savunma, saldırı gibi konuların kutsal kitaplardan aldığı destek ortaya konmaya çalışılacaktır. Yahudi, Hıristiyan ve İslam'ın Kutsal Kitaplarında bu desteğin nasıl geçtiği, güvenlik konularından hangi durumlarda bahsedildiği incelenecektir. Metinlerde güvenlik, tehdit, risk, savunma, saldırı, barış ve savaş kelimelerinin kaçar defa kullanıldıkları sayısal veri olarak araştırılacaktır.Tezimizin konusunu oluşturan dinlerin kutsal metinleri referans alınırken güvenlik uygulamalarını destekleyen kullanımları gösterilecektir. Ayrıca her bölümde, dinlerin tarihsel süreçte güvenlik konularına yönelik teoride ve pratikte dini söylemlerinin nasıl kullanıldığı ele alınmıştır.
Ortopedik engellilerde dinî başa çıkma: Hatay örneği
Bu çalışmanın amacı, engelli bireylerin dinî başa çıkma süreçlerini tespit etmek ve anlamaktır. Araştırmanın çalışma grubu, Hatay ili merkez ve ilçelerinde ikamet eden ortopedik engelli 9 Hristiyan (Ortodoks) ve 18 Müslüman (7 Alevi/Nusayrî ve 11 Sünnî) katılımcıdan oluşmaktadır. Katılımcılarla görüşmelerde yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmış, veriler içerik analizi ile açıklanmaya çalışılmıştır. Elde edilen bulgular, katılımcıların görüşmelerde en çok Allah, sabır, dua, kader, kısmet, şükür, zor kelimelerini kullandığını ortaya koymuştur. Başa çıkılması çok zor bir travmatik durum ile karşı karşıya kaldıklarını ifade eden katılımcılar için başta aileleri olmak üzere arkadaş ve diğer gruplardan gelen sosyal ve dinî–manevî destek, engellerinin yarattığı travmalarını aşmalarında kilit rol oynamıştır. Travmanın yaşandığı ilk zamanlarda bilhassa aile fertlerinden gelen destek onları hayata bağlamıştır. Aile fertleri arasında ise anneleri ve annelerinin çabaları özellikle vurgulanmakta ve takdir edilmektedir. Evli ve bilhassa annesi ölmüş katılımcılar, anneleri ile beraber eşlerinin desteğini, kardeş, baba ve diğer geniş aile fertlerinin desteğine göre daha çok dile getirmişlerdir. Katılımcılar, çekirdek ve geniş aile desteği ile beraber engelliler dernekleri, mahalle, iş arkadaşları ve komşuları ile beraber sivil toplum kuruluşlarından oluşan diğer sosyal çevre desteklerine de oldukça önem vermektedirler. Tüm gruplar arasında en sık başvurulan dinî başa çıkma eylemi duadır. Duaların temel motifi daha kötüsüne düşmemektir. Sabır ve daha kötüsüne düşmemek için varolan hâline şükretmek de sıklıkla başvurdukları dinî başa çıkma eylemlerindendir. Engellerinin nedenini anlamlandırmalarında kader, imtihân ve çekilen sıkıntıların öteki dünyada karşılığını alacakları inancı temel rol oynamıştır. Bu süreçte psikolojik destek almak, katılımcıların engelliliklerinin ilk, orta ve ilerleyen süreçlerinde başvurmaya gerek duymadıkları ya da nadiren başvurduğu bir başa çıkma biçimi olmuştur. Nadiren alınan psikolojik desteğe rağmen, katılımcıların travmatik engellilik süreçleri genellikle kalıcı olmamış, bu süreç çoğunlukla engellilerin sorunlarını kabul etme, geleceğe dönük daha pozitif düşünceler geliştirme gibi yaklaşım ve engelliliklerinin yarattığı sorunlarla mücadele etme için çabalama eylemleri ile sonuçlanmıştır. Hristiyanlarda duadan sonra en çok atıf yapılan dinî başa çıkma etkinliği kader inancı ve mucize beklemek iken, Sünnîlerde kader, imtihân, engelini hayra yorma ve tevekkül motifleri dikkat çekmiştir. Alevi/Nusayrî katılımcılar ise dinî-manevî başa çıkma etkinlikleri ile beraber dinî olmayan etkinlikleri de vurgulamışlardır. Alevi/Nusayrîlerde engelin nedenine yönelik kader olduğu inancıyla beraber katılımcıların geçmiş hayatlarında (reenkarnasyon) günah işlemiş olabileceklerinden dolayı engelin bir cezalandırılma ve bedel olduğu inancı, Hristiyan ve Sünnî gruba göre daha fazla dile getirilmiştir. Aleviler de ayrıca Tanrı'nın ibret için kendilerini engelli yaratmış olabileceği motifi dikkat çekmiştir. Alevi/Nusayrîler, Sünnî ve Hristiyan gruplara kıyasla engellerini tıbbi sebepler ile daha fazla açıklamışlardır. Yine Alevi/Nusayrîler tıbben geliştirilecek bir tedavi ile engellerinden kurtulabileceklerini de daha fazla ifade etmişlerdir. Sünnîler, engellerinin nedenlerini kadere en çok bağlayan ve mucize beklentisi olmayan ya da çok az olan ve tıbbi desteği en az vurgulayan kesimdir. Hristiyanların daha çok seven-koruyan tanrı tasavvuruna sahip oldukları ve aynı zamanda duygu odaklı olumlu dinî başa çıkmaya Sünnî ve Alevi/Nusayrî gruba nispeten daha çok atıfta bulundukları ortaya çıkmıştır. Katılımcı kesimler arasında Sünnîler, duygu ve problem odaklı başa çıkma stratejilerinin herikisine birarada en fazla başvuran grup olmuştur. Engelliliğin ilk yıllarında isyanlarla kendisini gösteren olumsuz dinî başa çıkma aktiviteleri, engelliğin anlamlandırılmasından ve kabullenilmesinden sonra yerini olumlu dinî başa çıkma aktivitelerine bırakmıştır. Katılımcılar travmalarının ilerleyen yıllarında olumlu dinî başa çıkma aktivitelerine daha fazla başvurmuşlardır. Hristiyanların hemen hemen tamamı ise bu travmatik yaşam olayının etkilerine karşı halen mucize beklentisi içerisinde olduğundan dolayı duygu odaklı başa çıkmaya diğer iki kesime göre daha fazla başvurmaya devam etmektedir. Engellilerin travmalarının nitelikleri bireyden bireye değişmekle birlikte, başvurulan dinî başa çıkma unsurları, aktiviteleri ve yansımaları benzerdir. Din, başa çıkma sürecinde genel başa çıkmanın parçası, ürünü ve yardımcısı olmakta ve dolayısıyla olumlu yönde katkılarda bulunmaktadır. Anahtar kelimeler: Başa çıkma, dinî başa çıkma, Hatay, engel, ortopedik engel.
Semitik dinlerin kutsal metinlerinde toplumsal cinsiyet ve roller üzerine bir araştırma
Cinsiyet özellikleri, insanların doğuştan sahip olduğu biyolojik unsurlardır. Bir edim sonucu oluşmayan cinsiyet, modern tıp alternatifleri bir yana kişinin değiştirmesi mümkün olmayan bir durumdur. Cinsiyet özellikleri üzerinden oluşturulan kalıp yargılar ve kültürün atadığı cinsiyet rolleri ise toplumsal cinsiyet şeklinde ifade edilmektedir. Çeşitli coğrafyalar üzerinde doğan dinler, kültürü beslemekle birlikte cinsiyet rollerinin kapsamını ve sınırlılıklarını da çizebilmektedir. Dokümantasyon yöntemi kullanılan bu çalışma ile semitik dinler olan Yahudilik, Hıristiyanlık, İslamiyet dinleri ele alınarak metinlerinin toplumsal cinsiyet rolleri bağlamında incelenmesi hedeflenmiştir. Elde edilen bulgular ile kişilerin hayatlarında büyük etkisi olan dini bilgilerin çoğu yerde kültürün etkisinde kalarak uygulanıldığı ya da dinin kültürden bağımsız bir yönde gelişmediğini göstermektedir. Toplumun kadınlık veya erkeklik kavramları ile ilgili bireylerden beklentileri dini bir düzleme oturtulmuş kutsal kitaplardan argümanlar ile desteklenmiştir. Dolayısıyla toplumun kültürü bilinmeden dinin bakış açısını çözmek zorlaşır. Aynı eksende, dinin toplum üzerindeki etkisinin de bilinmesi ve bu karşılıklı etkileşiminden doğan toplumsal cinsiyet rollerinin anlaşılmasında fayda sağlayacağı saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Din, kutsal metinler, cinsiyet, cinsiyet rolü.
Yeni bir Nurcu oluşum olarak "Hayalhanem"
Toplumsal bağlam ile teknolojik bağlamın her geçen gün iç içe geçtiği sosyal hayat, yeni çağda hızlı bir değişim sergilemektedir. Din ile sosyal medyanın kesiştiği noktada dinî gruplaşmanın "nasıl"ının ve "neden"inin peşine düşüldüğü bu saha araştırmasında "dijital Nurcu" bir oluşum sayılabilecek "Hayalhanem" derneği incelenmiştir. Çalışma; nitel araştırma yaklaşımı benimsenerek etnografik desen ile hazırlanmış, yer yer nicel verilere de başvurulmuştur. Dinî dijitalleşme olgusuna eleştirel yaklaşılmış, grubun kullandığı dinî söylem medya bağlamında irdelenmiştir. Sonuçta postseküler toplumun yapısal dindarlığından yararlanan yeni bir dinî oluşumla karşılaşılmıştır. Bu yeni oluşumun "modern kült" organizasyonlara benzeyen bir küçük grubu ve bir de söylemin kadraja indirgendiği "dijital cemaat" boyutu vardır. Gelenekten farklı olma iddiasında, iktisadi yapıdan güç alan, arz-talep denge noktasında üretilen bir grup imajı söz konusudur. Üstelik "Hayalhanem" ve benzeri ağ tabanlı Nurcu oluşumların bir dinî kolektiviteye dönüştükleri görülmüştür. Yeni medyanın genç youtuber'ları eşliğinde, slaktivizmin gölgesinde, Türkiye'nin kendine mahsus konjonktüründen hareketle ortaya çıkan "marka sunumlu" bu gruplar dinî piyasayı canlandırmaktadır. Varlığını sosyal medyaya borçlu olan dijital kolektivite renk ve kabuk değiştirmiş olsa da dillendirilen söylemin geleneksel Nurculardan farklı olmadığı tespit edilmiştir. Ancak İslami düşünce, yeni örgüt formları ile dijitalde varlık kesbederken yaşam dünyasına sızan bir araç konforu; üyelik, mekân, dünya görüşü, hareket ve sosyalleşme tarzını etkilemektedir.
Din anlayışı açısından 1982 sonrası yayımlanan din öğretimi ders kitapları
Eğitim tarihinin başlangıç noktasının aynı zamanda din eğitimi tarihinin de başlangıcını oluşturduğu söylenebilir. Ne var ki binlerce yıldır bilimsel anlamda dönüşüp gelişerek gelen eğitim tarihi sürecine karşılık din eğitimi bu süreçleri aynı ivmede gerçekleştirememiştir. Bunun temel nedenlerinin başında din eğitiminin içinde bulunduğu ülkenin tarihsel, kültürel, siyasal ve ekonomik gelişim süreçlerinden doğrudan etkilenmesidir. Ülkemizde de 1982 yılından sonra zorunlu olarak ilk ve ortaöğretim düzeyinde okutulmaya başlayan Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi derslerinin içinde bulunduğu dönemin siyasal ve kültürel atmosferden etkilenip etkilenmediği sorusu akıllara gelmektedir. Dolayısıyla bu etkinin açık ve anlaşılır şekilde ortaya konulabilmesi için, birebir öğrencinin de muhatap olduğu ders kitaplarındaki din anlayışlarının tespit edilmesi gerekmektedir. Çalışmamızda da bu bağlamda öncelikle 1982'den günümüze kadar yayımlanmış ve okullarda okutulan DKAB ders kitaplarından bir örneklem oluşturulmuş, bu kitaplardaki din anlayışları üzerinden dönemsel dönüşümün ortaya konması hedeflenmiştir. Çalışma, amaç, önem, literatür, yöntem ve din anlayışlarıyla ilgili tasnifleri içeren bir giriş ve ilkokul, ortaokul ile lise ders kitaplarının din anlayışı açısından incelenmesini içeren iki ana bölümden oluşmaktadır. Din anlayışları ve dönemsel ayrımlar bağlamında yapılan bu çalışmada, belirli dönemlerde belirli din anlayışlarının nispeten daha ön planda tutulduğu sonucuna varılmış, dönemin siyasal, kültürel ve bilimsel altyapısının ders kitaplarına doğrudan yön verdiği tespit edilmiştir.
Türkiye'de laiklik anlayışının dönüşümü: Ali Fuat Başgil örneği
Bu araştırmada Türk toplumundaki laiklik anlayışı ve dönüşümü Ali Fuat Başgil'in din ve laiklik anlayışı çerçevesinde incelenmiştir. Araştırmanın amacı, laikliğin Türkiye'deki tarihsel gelişimini Osmanlı ve modernleşme hareketlerinden itibaren ortaya çıkan gelişmeler ışığında ele alarak Türk toplumundaki laiklik anlayışının dönüşümünde Ali Fuat Başgil'in rolünü ortaya koymaktır. Ayrıca demokratik bir hukuk devletinde laikliğin, din hürriyetinin ve diğer tüm hürriyetlerin teminatını sağlayacak müesseselerin ne olduğunu ortaya koymak çalışmanın bir diğer amacıdır. Başgil 'in laiklik ve din anlayışı hakkında yapılan çalışmalara bakıldığı zaman ortaya koyduğu laiklik modeli sistemsel olarak incelenmiş fakat bu laik sistemi demokratik bir hukuk devletinde neyin ayakta tutacağına ve hürriyetlerin teminatı olacak kurumların ne olduğuna değinilmemiştir. Bu açıdan çalışma alandaki eksikliğin giderilmesi ve tartışmalara katkı sağlanması adına önemlidir. Yöntem olarak nitel araştırma yöntemlerinden doküman taraması kullanılmıştır. Elde edilen veriler ise çözümlenerek araştırmanın amaçlarına uygun bir şekilde başlıklandırılmıştır. Elde edilen veriler ışığında, laikliğin dinsizlik olmadığı, ülkelere göre farklılıklar taşıdığı ve ibadet, iman, yayın, talim ve tedris başta olmak üzere dini alandaki özgürlüklerin teminatı olduğu anlaşılmıştır. Din ve devletin, birbirlerinin özgürlük ve egemenlik alanlarına müdahale etmeden birlikte var olabilecekleri görülmüştür. Demokratik sistemlerde, hürriyetlerin sağlanması noktasında laiklik ve din hürriyetinin yasalar tarafından tanımlanmasının yeterli olmadığı ve çoğunluğun gücünü elinde tutan ideolojik hükümet sistemi karşısında hürriyetleri koruyacak kurumlardan en önemlisinin Anayasa Mahkemesi olduğu görülmüştür. Başgil'in fikirleri, eserleri ve mücadelesiyle ortaya koyduğu teorik ve pratik boyuttaki öneri ve çözümlemelerinin geçmiş, günümüz ve gelecek adına önemi üzerine vurgu yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Din, Laiklik, Anayasa Mahkemesi, Din Hürriyeti, Ali Fuat Başgil
Nurettin Topçu'nun din anlayışı, ahlâkî-manevî değerler ve tasavvufî hayat ile ilgili görüşleri üzerine psikolojik bir araştırma
Tarihi süreçte yaşamış önemli şahsiyetleri anlamanın, insanların hayat çizgilerini belirlemede etkili olduğu düşünülmektedir. Bir ruh ve gönül adamı olan Nurettin Topçu da Anadolu topraklarında yetişmiş inanç, irade, düşünce ve hareket bileşimini oluşturarak iz bırakmış önemli şahsiyetlerdendir. Buradan hareketle bu araştırmada, insanın kurtuluşunu dinî, ahlâkî ve manevî değerlerin yükselişinde gören Topçu'yu, yazdığı eserlerden yola çıkarak psikolojik açıdan anlamaya ve yorumlamaya çalışmak amaçlanmıştır. Bu kapsamda bir yandan eserlerinde din, ahlâk, değer ve tasavvuf ile ilgili ortaya koyduğu görüşleri psikolojik perspektiften ele alınırken, bir yandan da bizzat kendisinin yaşamış olduğu dinsel değişim incelenmiştir. Topçu, Türk-İslâm düşünce dünyasında önemli olan şahsiyetlerden biri olmasına rağmen ağırlıklı olarak felsefî ve sosyolojik yönü araştırılmış, psikolojik yönünün ise çok fazla ele alınmadığı fark edilmiştir. Bu sebeple onun dinî ve tasavvufî düşüncelerini, ahlâkî değerlere bakışını anlamanın, dinî ve psikolojik kavramları ele alış biçimini yorumlamanın, çizdiği ideal insan modelinin ne olduğu ve nasıl ulaşılması gerektiğini bilmenin en iyi yolu, eserlerinin içerik analizini yapmaktır. Onun çok sayıdaki eseri uygun bir veri kaynağı olmaktadır. Nitel araştırma yöntemiyle yapılan bu çalışmada araştırma soruları oluşturulmuş ve bunlara cevaplar aranmış, görüşme, doküman ve içerik analizi teknikleri kullanılmıştır. Elde edilen verilerin analizinde fenomenolojik bir yaklaşım sergilenmiştir. Psikolojik bir bakış açısıyla değerlendirildiğinde, Topçu, eserlerinde dinî ve ahlâkî değerleri benimsemiş, şahsiyetini olgunlaştırmış ideal bir insanın nasıl olması gerektiğini ayrıntılarıyla açıklamaktadır. Aşkın bir dinî tecrübeyi model olarak gözler önüne sermekte, dinin özellikle tecrübe boyutuna vurgu yapmaktadır. Ahlâkî ve manevî değerleri ise insana kişisel farkındalık sağlayan, onun değişim potansiyelini kolaylaştıran bir unsur olarak ele almaktadır. Hemen her psikolojik kavramı iman ile ilişkilendirmekte ve tasavvufu Allah'a ulaşmada basamak olarak görmektedir. Topçu'nun Fransa'ya gitmeden önce başlayan anlamlandırma ihtiyacı ve hakikat arayışı, Fransa yıllarında da mistisizm merakı ile devam etmiştir. Fransa'dan döndükten sonra yaşadığı toplumda dinin anlaşılması ve uygulanması ile ilgili yanlışlıkların onu rahatsız ettiği yazılarında hissedilmektedir. Onun daha ulvî bir dinî hayat arzu etmesi, arayış içinde olması ve aklındaki sorulara cevap araması, tasavvufu benimsemesine ve içsel olarak dinî yoğunluğunun artmasına yani dinsel değişimine işaret etmektedir. Topçu, içinde yaşadığı topluma karşı sorumluluk duygusu taşıdığından kendi dinsel değişimini yeterli görmeyerek toplumun hatta insanlığın da olumlu yönde değişimini ve kurtuluşunu arzu etmektedir.