Çukurova University
Discipline

Public Health

Çukurova University

577

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

Düzce İli Beyköy aile sağlığı merkezine bağlı pospartum dönem kadınların gebelikten korunma durumları ve etkileyen faktörlerin incelenmesi

Bu kesitsel çalışmanın amacı Düzce ili Merkez ilçesine bağlı Beyköy Aile Sağlığı Merkezine (ASM) başvuran postpartum dönem kadınların gebelikten korunma durum ve faktörlerinin, uygulan ankete göre tutarlı olup olmadığının araştırılmasıdır. Araştırmanın evreni Düzce ili Merkez ilçesinde bulunan Beyköy ASM kayıtlı 01.01.2016 ile 01.01.2018 tarihleri arasında doğum yapan 118 kadındır. Katılımcıların aile planlamasına yönelik tutumlarının ölçülmesi amacıyla hazırlanan 34 maddeden oluşan Aile Planlaması Tutum Ölçeği formu kasım-aralık 2018 tarihleri arasında kadınlara yüz yüze görüşülerek uygulandı. Araştırmaya katılanların aile planlaması bilgi ve seçme durumuna göre, kadınların %71,7'sinin bilgi kaynağı olarak sağlık personeli olduğu, %94,3'ünün aile planlaması hakkında bilgi sahibidir. Kadınların %84'ünün en az bir AP yöntemi kullanmayı düşündüğü, %16'lık hayır diyen grubun sebepleri arasında %5,7'sinin eşinin istemediği,%3,8'inin hazır olmadığı saptandı. Yöntemi seçenlerin arasında %32,1'i kondom, %20,8'i RİA yöntemini seçmek istediğini, yöntemi seçme nedenleri arasında %58,5'inin yan etkisi olmadığı için, %12,3'ünün ise etkili olduğu için tercih ettiği saptandı. Aile Planlaması Tutum Ölçeğine verilen cevaplarda, kadınların sosyo-demografik özellikler ve obstetrik özellikleri ile istatistiksel olarak anlamlı bir farklılığın bulunmadığı, ancak APTÖ puanları göz önüne alındığında sosyo-ekonomik özellikler kapsamında, üniversite mezunlarının, çalışanların, sosyal güvencesi olanların, ekonomik durumu iyi olanların ve obstetrik özellikler kapsamında ise düşük ve kürtaj öyküsü olanlarındaha yüksek ortalamaya sahip olduğu görülmektedir. Sonuç olarak postpartum dönemdeki kadınlarda aile planlaması algısının yüksek olup, bu dönemdeki kadınların, aile planlamasına olumlu destek verdikleri, aile planlaması kapsamında doğum kontrol yöntemlerinden yararlandıkları, postpartum dönemde gebelikten kaçındıkları ve uygulamayı tercih ettikleri yöntemlerin başında modern/etkili doğum kontrol yöntemlerinin geldiği sonucuna ulaşılmaktadır. Tüm bu olumlu sonuçlara rağmen, bu durumun daha da yaygınlaştırılması için çalışmalara devam edilmelidir. Anahtar sözcükler:Postpartum dönem, Aile planlaması, Gebelikten korunma

Aile planlamasıAile sağlığı merkeziDoğum kontrolü+4
Hilal Tülü
Düzce University · Institute of Health Sciences
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tıp fakültesi öğrencilerinin geleneksel ve tamamlayıcı tıp konusundaki bilgi, tutum ve davranışları

Dünyada ve ülkemizde geleneksel ve tamamlayıcı tıp (GETAT) yöntemlerinin kullanım sıklığı giderek artmaktadır. Bu çalışma geleceğin hekim adayları olan tıp fakültesi öğrencilerinin bu konudaki bilgi, tutum ve davranışlarının saptanması amacıyla yapılmıştır. Kesitsel, tipteki bu çalışmada, Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesindeki 912 öğrenciden 825'ine ulaşılmıştır (%90,4). Araştırma verileri sosyodemografik özellikler, GETAT yöntemlerinin bilgi ve kullanım durumlarıyla ilgili sorular ve Bütüncül Tamamlayıcı ve Alternatif Tıbba Karşı Tutum Ölçeği (BTATÖ) sorularından oluşan anketin direkt gözlem altında uygulanması ile toplanmıştır. Öğrencilerin %52,1'i kadın olup yaş ortalaması 21,57±0,08 yıldır. GETAT uygulamaları hakkında öğrencilerin en fazla bilgi sahibi oldukları yöntemler; masaj, akapunktur ve vitaminler olarak bulunmuştur. GETAT yöntemleri hakkında bilgi edilen kaynaklarlarda birinci sırada internet, ikinci sırada medya gelmektedir. Öğrencilerin %22,1'i GETAT yöntemlerinden herhangi birini kullanmıştır. Öğrencilerin %50,1'i GETAT yararı konusunda kararsızdır ve %53,1'i Tıp eğitimi müfredatında yer alması gerektiğini düşünmektedir. Öğrencilerin %59,4'ü GETAT yöntemleri konusunda eğitim almayı istemektedir. GETAT yöntemlerini kullananların %47,8'i yararlı bulurken, %4,4'ü yararsız bulmaktadır (p<0,05). Öğrencilerin BTATÖ toplam puan ortalaması 32,7±0,17 olarak belirlenmiştir. GETAT yöntemlerini kullanmış olanlar kullanmayanlara göre GETAT uygulamalarına karşı daha olumlu tutum göstermişlerdir (p<0,05). Sonuç olarak öğrencilerde GETAT yöntemleri hakkında bilgi eksiği olmakla beraber bu konuda tutumları olumludur ve eğitim almaya isteklidirler. Geleceğin hekim adayları olan tıp fakültesi öğrencilerinin gelecekte hem GETAT uygulayacak hem de bilgi verecek donanımlı kişiler olarak yetişebilmesi için doğru bilgiye ulaşmaları önemlidir. Anahtar kelimeler: Geleneksel ve tamamlayıcı tıp (GETAT), tıp, öğrenci

BilgiTamamlayıcı tedavilerTutumlar+3
Hale Kırsoy
Fırat University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Zoonozlar hakkında bilgi düzeyini ölçen bir ölçek geliştirme çalışması

Bu çalışmanın amacı önemli bir halk sağlığı problemi olan zoonozlar hakkında Halk sağlığı uzmanlarının bilgi düzeyini değerlendirmek için bir ölçek geliştirmek ve bu ölçeğin geçerlilik ve güvenirliğini belirlemektir. Ölçeğin geliştirilmesinde ilk aşama olarak kapsam geçerliliği sağlanmıştır. Her madde için madde güçlük indeksi ve madde ayırıcılık gücü indeksi hesaplanmıştır. Yapı geçerliliğini belirlemek için açımlayıcı faktör analizi kullanılmıştır. Ölçeğin güvenilirliğini belirlemek için, Cronbach alfa iç tutarlılık katsayısı hesaplanmıştır. Çalışmamız 01.09.2020-25.11.2020 tarihleri arasında sahada çalışan halk sağlığı uzmanlarına mail yoluyla gerçekleştirilen metodolojik bir araştırmadır. Çalışmanın yapılabilmesi için etik onay ve idari izinler yazılı olarak alınmıştır. Çalışma grubunun 229'u (%56,8) kadın olup yaş ortalaması 37,8±7,5 (min=25-maks=67) olarak bulunmuştur. Çalışmaya katılan halk sağlığı uzmanlarının ortalama uzmanlık süresi 4,8±6,1 yıl olarak bulunmuş olup en fazla oranda il sağlık müdürlüğünde (%48,9) görev yapmaktadırlar. Yine katılımcıların 188'i (%46,7) bulaşıcı hastalıklar şubesinde görev yapmış ya da yapmaktadır. Katılımcıların 214'ü (%53,1) zoonozlar ile ilgili yeterli bilgiye sahip olduğunu düşünürken 378'i (%93,8) zoonozların önemli bir halk sağlığı problemi olduğunu düşünmüştür. Zoonoz Bilgi Düzeyi Ölçeği (ZBDÖ)'nin ortalama zorluk düzeyi 0,68 şeklinde bulunmuş olup maddelerin zorluk dereceleri %32-%98 arasında değişmektedir. ZBDÖ'nün madde ayırt edicilik katsayısı 0,21-0,83 arasında değiştiği görülmüştür. AFA'da KMO 0,829 olarak bulunmuş olup Barlett testi sonucunda p<0,001 olarak belirlenmiştir. Ölçeğin Cronbach alfa değeri 0,910 bulunmuştur. Madde çıkarılmış Cronbach alfa değerleri ise 0,903-0,908 arasında değişmektedir. Bulaşıcı hastalıklar şubesinde çalışmış olanların bilgi düzeyi çalışmayanlardan anlamlı bulunmuştur. Bunun yanında uzmanlık yapma süresi ve bulaşıcı hastalıklar şubesinde çalışma süresi arttıkça bilgi puanının arttığı görülmüştür. Sonuç olarak zoonozlar hakkında geliştirilen bu ölçek geçerli ve güvenilir bulunmuştur. Ölçeğin güvenirliğinin özel gruplarda test edilmesi toplumun diğer alanına uygulanabilmesi açısından önemlidir. Anahtar Kelimeler: Zoonoz, bilgi düzeyi, ölçek geliştirme

Bilgi düzeyiZoonozÖlçek geliştirme+1
Osman Kurt
Fırat University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tıp fakültesi öğrencilerinde algılanan sosyal destek, tükenmişlik ve psikolojik sıkıntı durumlarının incelenmesi

Tıp öğrencileri arasında kendiliğinden bildirilen psikolojik stres ve tükenmişlik prevalanslarının genel popülasyona kıyasla yüksek olduğu bilinmektedir. Bu çalışmada Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencilerinin algılanan sosyal destek, tükenmişlik ve psikolojik sıkıntı düzeylerinin ne boyutta olduğunu, birbirleri ile ve diğer bazı faktörlerle ilişkilerini incelemek amaçlanmıştır. Kesitsel tipte olan bu çalışma Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesinde Nisan-Haziran 2019 tarihleri arasında öğrenim görmekte olan öğrencilerde yapılmıştır (cevaplılık oranı %81.3). Çalışmada araştırmacı tarafından literatür taranarak oluşturulmuş sorular, Psikolojik Sıkıntı Ölçeği (K10-PSÖ), Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği (ÇBASDÖ) ve Maslach Tükenmişlik Envanteri-Öğrenci Formu'ndan (MTE-ÖF) oluşan anket formu kullanılmıştır. Elde edilen veriler Mann-Whitney U, Kruskal-Wallis H testleri ve Spearman korelasyon analizi ile değerlendirilmiştir. Çalışmanın yapılabilmesi için etik onay ve idari izinler yazılı olarak alınmıştır. Öğrencilerin yaş ortalaması 21.87±2.35, %53.8'i kadın, %99.2'si bekârdır. Katılımcıların %91.5'i kendisini yıpranmış hissetmekte, %60.1'i uyku düzensizliği yaşamaktadır. Öğrencilerin %83.0'ünde psikolojik sıkıntı görüldüğü tespit edilmiştir. Kadınlarda erkeklere göre daha fazla psikolojik sıkıntı ve duygusal tükenme görülmüş, algılanan sosyal destek daha fazla bulunmuştur (p<0.05). Preklinik öğrencilerinin klinik öğrencilerine göre daha fazla psikolojik sıkıntı ve tükenmişlik durumu olduğu tespit edilmiştir (p<0.05). Aktiviteler için yeterli zamanı olmadığını belirten, meslek seçiminden memnun olmayan, okuldan memnun olmadığını belirten, gelecekten beklentisi olmayan ve uyku düzensizliği olan öğrencilerde psikolojik sıkıntı ve tükenmişlik yüksek bulunmuştur (p<0.05). Psikolojik sıkıntı ve tükenmişlik ölçeklerinin puanlarının birbirleriyle pozitif, algılanan sosyal destek ile negatif korele olduğu gözlenmiştir (p<0.05). Sonuç olarak, öğrencilerdeki psikolojik sıkıntı prevalansının yüksek olduğu, psikolojik sıkıntıya tükenmişliğin eşlik ettiği ve algılanan sosyal destek yükseldikçe öğrencilerin psikolojik sıkıntı ve tükenme yaşama durumunun azaldığı görülmüştür.

Algılanan sosyal destekPsikolojiPsikolojik durum+7
Tuğçe Dartılmak
Fırat University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Güvenlik iklimi ve kültürünün güvenlik performansına etkisi: Bir tıp fakültesi hastanesi örneği

Bu araştırmada, Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde güvenlik iklimi, güvenlik kültürü, güvenlik performansını etkileyen faktörler ve güvenlik iklimi ve kültürünün güvenlik performansına etkisini tespit etmek amaçlanmıştır. Kesitsel ve tanımlayıcı tipte olan bu araştırmanın evrenini Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde çalışan doktor, ebe-hemşire ve personel (1454 kişi) oluşturmuştur. Araştırmanın minimum örneklem büyüklüğü Epi Info programında %95 güven aralığı ve %3 hata payı ile 616 olarak hesaplanmıştır. Araştırmanın verileri, kişisel bilgi formu, güvenlik iklimi, güvenlik kültürü ve güvenlik performansı ölçeklerinden oluşan anket ile gözlem altında toplanmıştır. Elde edilen veriler; Kolmogrov-Smirnov, Man-Whitney U, Kruskal Wallis, ki-kare testi, ROC, iç güvenilirlik, basit doğrusal ve çok değişkenli doğrusal regresyon analizi ile değerlendirilmiştir. Katılımcıların yaş ortancası 31,0 olup, %50,6'sı kadın, %61,9'u evli ve %38,0'i yüksek lisans ve üstü mezunuydu. Araştırmaya katılanların %61,7'si iş kazası, %66,9'u meslek hastalıkları ile ilgili bilgi sahibiydi. Meslek hastalığı tanısı alan %2,6, iş kazası yaşayan %13,0, ramak kala olay yaşayan %19,5 idi. İş kazası ve meslek hastalıkları hakkında bilgisi olanların güvenlik iklimi, güvenlik kültürü ve güvenlik performansı algılarının anlamlı yüksek olduğu tespit edildi. Güvenlik iklimi, güvenlik kültürü ve güvenlik performansının pozitif korelasyon gösterdiği, basit doğrusal regresyonda güvenlik ikliminin %12,1, güvenlik kültürünün %17,6 güvenlik performansını açıkladığı saptandı. Sonuç olarak; eğitimler arttırılmalı ve periyodik olarak tekrarlanmalı, ramak kala olay bildirimi kolaylaştırılmalı, iş sağlığı ve güvenliği konusunda birim kurularak uygulama desteği ve denetimler arttırılmalıdır.

GüvenlikGüvenlik iklimiGüvenlik kültürü+2
Kevser Tuncer Kara
Fırat University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Düzce ilinde anaokuluna giden çocuklarda obezite ve ilişkili faktörler

Çalışmada Düzce'de iki anaokuluna devam eden 3-5 yaşları arasındaki çocuklarda obezite sıklığı ve obezite ile ilişkili risk faktörlerinin saptanması amaçlanmıştır. Gereç ve yöntem Araştırma 2018-2019 eğitim öğretim yılında Şükran Öney Anaokulu ve Merkez Anaokulu öğrencileri ile yapılmıştır. Çalışmanın yapıldığı dönemde Şükran Öney Anaokulunda 143, Merkez Anaokulunda 133 olmak üzere toplam 276 öğrenciden 275'inin (%99,6) boy ve kilo ölçümleri yapılmıştır. Öğrenci velilerinin tamamına 49 sorudan oluşan anket formları öğretmenler aracılığı ile veya okula gelen velilere araştırmacı tarafından dağıtılmıştır. Ailelerin 198 tanesi (%71,7) anket formlarını doldurmuştur. Boy ve kilo ölçümlerinin değerlendirilmesinde WHO Antro ve WHO Antroplus programları, verilerin analizinde spss paket programı kullanılmıştır. Analizlerde p<0,05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular Düzce Şükran Öney anaokuluna devam eden öğrencilerde obezite sıklığı %5,6, fazla kilolu olma sıklığı %14,1; Düzce Merkez Anaokulunda bu sıklıklar sırası ile %5,3 ve %15,3 olarak bulunmuştur. Çalışma gurubunun tamamında fazla kilolu ve obez olanların sıklığı %20,8 olarak bulunmuştur. Obez ve fazla kilolu olma sıklıkları; anne eğitim seviyesi üniversite altında olanlarda, yemek seçen çocuklarda, hafta sonu tv izleme süresi fazla olanlarda, internet kullanımı ailesi tarafından kısıtlanmayan çocuklarda ve fast food tükettiği belirtilen çocuklarda istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. Sonuç ve öneriler Çalışma gurubunun tamamında fazla kilolu ve obez olanların oranı %20,8 olarak bulunmuştur. Obezitenin önlenmesinde öğretmenler, çocuklar ve ailelerin sağlıklı beslenme ve fiziksel aktivite ile ilgili konularda düzenli olarak bilgilendirilmesi ve çocukların boy ve kilo ölçümlerinin yapılması ve değerlendirilmesi ailenin konu ile ilgili olarak bilgilendirilmesi etkili olabilir. Anahtar kelimeler: okul öncesi, çocuk, obezite, fazla kiloluluk

AnaokullarıDüzceObezite+1
Ayşe Pesen
Düzce University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kömür madeni işçilerinde, işyerinde psikososyal risk etmenlerine maruziyetin iş kazalarına etkisi

Amaç: Bu çalışmanın amacı; kömür madeni işçilerinde iş kazası geçirme durumları, psikososyal risk etmenlerine maruziyet durumları ve bunlara etki eden faktörlerle birlikte, iş kazası geçirme durumu üzerine psikososyal risk etmenlerinin etkisinin değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma Zonguldak ili Kozlu ilçesi sınırları içerisinde bulunan TTK Kozlu Taşkömürü İşletme Müessesesinde 1 Kasım 2023- 15 Mart 2025 tarihleri arasında 420 katılımcı ile gerçekleştirilen kesitsel tipte bir araştırmadır. Bu çalışmanın bağımlı değişkeni katılımcıların iş kazası geçirme durumudur. Çeşitli bağımsız değişkenlerin iş kazası geçirme durumu ve psikososyal risklere maruziyet durumu üzerine etkisi ve psikososyal risk etmenlerinin iş kazası geçirme durumu üzerine etkisi incelenmiştir. Veri analizinde tanımlayıcı istatistikler, Pearson ki-kare testi, Fisher Kikare testi, Mann-Whitney U testi ve Kruskal Wallis testi kullanılmıştır. Bulgular ve Tartışma: Katılımcıların yaş ortalaması 36,9±9,4'tür. Katılımcıların tamamı erkektir. Katılımcıların %73,8'ini (n=310) evli ve %48,1'ini (n=202) lise mezunu olanlar oluşturmaktadır. Katılımcıların mesleki deneyim sürelerinin ortalaması 11,4±8,2 yıldır. Katılımcıların %67,1'ini (n=282) üretim işçileri oluşturmaktadır. Katılımcıların 194'ü hiç iş kazası geçirmemiş, 118 katılımcı 1 kez iş kazası geçirmiş ve 108 katılımcı da birden fazla kez iş kazası geçirmiştir. 89 kişi son 1 yıl içerisinde kaza geçirdiğini belirtmiştir. Bu çalışmada evli işçiler bekar işçilere göre daha fazla sayıda iş kazası geçirmesine rağmen son 1 yılda iş kazası geçirme durumu açısından bekar işçiler daha riskli durumdadır. Çalışmamızda literatürün aksine eğitim seviyesi yüksek işçiler iş kazası açısından daha riskli bulunmuştur. Bu çalışmada üretim bölümünde çalışan işçilerin diğer bölümlerde çalışan işçilere göre iş kazası açısından daha riskli bulunmuştur. Bu çalışmada deneyimsiz işçiler deneyimli işçilerden psikososyal risk değerlendirme ölçeğinin (KOPSOR-TR) toplam puanında, talepler, kişilerarası ilişkiler ve liderlik, diğer parametreler ve sonuçlar bölümü puanlarında istatistiksel olarak anlamlı şekilde yüksek puan almışlardır. Bu çalışmada deneyimsiz işçiler deneyimli işçilerden KOPSOR-TR ölçeğinin talepler bölümünde çalışma hızı, nicel talepler, duygularını gizleme gereksinimi, iş-ev çatışması; kişilerarası ilişkiler ve liderlik bölümünde rol çatışması, akran sosyal destek eksikliği, üstlerinden sosyal destek eksikliği; diğer parametreler bölümünde iş güvencesizliği, çalışma koşulları güvencesizliği; sonuçlar bölümünde tükenmişlik boyutlarında istatistiksel olarak anlamlı şekilde yüksek puan almışlardır. Çalışmamızda bekar işçiler evli işçilerden KOPSOR-TR ölçeğinin talepler bölümü ve bu bölümün çalışma hızı, nicel talepler, iş-ev çatışması boyutlarında istatistiksel olarak anlamlı şekilde yüksek puan almışlardır. Bu çalışmada eğitim seviyesi yüksek işçiler düşük işçilerden talepler bölümünde iş-ev çatışması; kişilerarası ilişkiler ve liderlik bölümünde tanınırlık eksikliği; sonuçlar bölümünde tükenmişlik boyutlarında istatistiksel olarak anlamlı şekilde yüksek puan almışlardır. Çalışmamızda iş kazası geçiren işçiler iş kazası geçirmeyen işçilerden toplam ölçek puanında, talepler, etki ve gelişim, kişilerarası ilişkiler ve liderlik ve sonuçlar bölümünde istatistiksel olarak anlamlı şekilde yüksek puan aldıkları saptanmıştır. Çalışmamızda iş kazası geçiren işçiler iş kazası geçirmeyen işçilerden KOPSOR-TR ölçeğinin talepler bölümünde nicel talepler, bilişsel talepler, duygusal talepler ve iş-ev çatışması; etki ve gelişim bölümünde işte özgürlük eksikliği; kişilerarası ilişkiler ve liderlik bölümünde öngörülebilirlik eksikliği, tanınırlık eksikliği, liderlik kalitesi eksikliği, akranlarından sosyal destek eksikliği, üstlerinden sosyal destek eksikliği, topluluk duygusu eksikliği, güven eksikliği, adalet ve saygı eksikliği; sonuçlar bölümünde iş doyumu eksikliği, tükenmişlik boyutlarında istatistiksel olarak anlamlı şekilde yüksek puan aldıkları saptanmıştır. Bu çalışmada elde edilen sonuçlar, literatürdeki benzer araştırmalarla uyumlu biçimde, kömür madeni işçilerinde yüksek iş kazası riski bulunduğunu ortaya koymuştur. Yüksek riskli sektörlerde bu duruma yol açabilecek pek çok faktör bulunmakta olup, bunlardan biri de psikososyal risk etmenlerine maruziyettir. Araştırma bulguları, psikososyal risk etmenlerinin iş kazaları üzerindeki etkisini desteklemekte ve sadece kömür madenciliği sektörü özelinde değil, tüm sektörlerde iş kazası nedenleri değerlendirilirken bu faktörlerin de dikkate alınması gerektiğini göstermektedir. Oysa iş kazalarının nedenleri tartışılırken çoğunlukla fiziksel, kimyasal ve biyolojik riskler öncelikli olarak ele alınmakta ve bu alanlarda çeşitli müdahaleler geliştirilmektedir. Psikososyal etmenlerin etkisi göz ardı edilmemeli; bu doğrultuda benzer çalışmaların sayısı artırılmalı, iş sağlığı ve güvenliği uygulamalarında ve mevzuat düzenlemelerinde psikososyal risklere yönelik müdahaleler de geliştirilmelidir. Anahtar Kelimeler: iş sağlığı ve güvenliği, kömür işçisi, iş kazası, psikososyal risk etmenleri, halk sağlığı

Seyit Mert Tabanlı
Zonguldak Bülent Ecevit University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diffüzyon teorisi temelli gizli akran eğitimi müdahalesinin stresle başa çıkma yolları ve algılanan stres düzeyleri üzerine etkisi

Amaç: Bu çalışmanın amacı geliştirilen diffüzyon teorisi temelli gizli akran eğitimi müdahalesinin üniversite öğrencilerinde ciddi sorun olarak görünen ve etkin müdahale yollarına ihtiyaç duyulan algılanan stres düzeyleri ve stresle başa çıkma yolları konusunda etkisini araştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesinde 4 Şubat 2024- 25 Nisan 2025 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir ve sağlık bilimleri fakültesi hemşirelik, fizyoterapi ve rehabilitasyon, sosyal hizmetler lisans bölümlerinin 2. sınıfında öğrenim gören 324 öğrencinin katıldığı kontrollü girişimsel bir çalışmadır. Bu girişimsel çalışma diffüzyon teorisi temelli gizli akran eğitimi müdahale grubu, klasik akran eğitimi müdahalesi grubu ve kontrol grubu olmak üzere 3 gruplu bir çalışmadır. Öğrencilerin algılanan stres düzeyleri ve stresle başa çıkma yollarının değerlendirildiği ön test sonrasında öğrenciler 3 gruba ayrılmış ve öğrencilere 12 haftalık diffüzyon teorisi temelli gizli akran eğitimi ve klasik akran eğitimi müdahaleleri uygulanmıştır. Müdahaleler sonrasında öğrencilerin son test ile algılanan stres düzeyleri ve stresle başa çıkma yolları yeniden değerlendirilmiştir. Veri analizinde Kikare, Tekrarlı ölçümler testi, ANOVA , Mcnemar test kullanılmıştır. Bulgular ve Sonuç: Çalışmaya katılan öğrencilerin yaş ortalaması 19,9±1,24 olup 222'si (%80,4) kadındır. Hem diffüzyon teorisi temelli gizli akran eğitimi hem de klasik akran eğitimi müdahalesi ile öğrencilerin stres düzeyleri anlamlı düzeyde düşmüş olup diffüzyon teorisi temelli gizli akran eğitimi stresi azaltma da klasik akran eğitimine benzerdir. Her iki müdahalenin de stres düzeylerine etki büyüklüğü küçük bulunmuştur. Diffüzyon teorisi temelli gizli akran eğitimi, zamansal ve mekânsal esneklik sağlaması sayesinde klasik akran eğitimine kıyasla daha sürdürülebilir bir model sunmaktadır.

Merve Bektaş
Zonguldak Bülent Ecevit University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kömür madeni işçilerinde sağlık okuryazarlığı düzeyinin, kişisel koruyucu donanım kullanımı ve iş kazalarına etkisi

Amaç: Bu çalışmanın amacı kömür madeni işçilerinde sağlık okuryazarlığı (SOY) düzeyleri, kişisel koruyucu donanım (KKD) kullanım durumları ve iş kazası geçirme durumları ile SOY düzeylerinin KKD kullanımı ve iş kazaları üzerine etkisini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma Türkiye Taşkömürü Kurumu Kozlu Taşkömürü İşletme Müessesesinde gerçekleştirilen kesitsel tipte bir araştırmadır. Bu çalışmanın bağımlı değişkenleri iş kazası geçirme durumu, KKD kullanım durumu ve SOY düzeyidir. Bulgular ve Tartışma: Katılımcıların %47,2'si (n=146) iş kazası geçirmemişken, %27,5'i (n=85) bir kez, %25,2'si (n=78) birden fazla kez iş kazası geçirmiştir. Son bir yıl içerisinde iş kazası geçirdiğini belirtenlerin oranı %21,4'tür (n=66). KKD kullanım durumuna bakıldığında, baret (%85,4), tepe lambası (%77,0), iş ayakkabısı (%80,6) ve eldiven (%72,2) gibi temel donanımların daha yaygın kullanıldığı; kulak tıkacı (%35,0), iş gözlüğü (%34,0) ve tulum (%42,7) gibi donanımların ise daha az sıklıkla kullanıldığı saptanmıştır. İlgili donanımın koruyuculuğuna güvenen işçilerin bu donanımları kullanım oranları anlamlı şekilde daha yüksektir. Benzer şekilde, ilgili KKD'yi daha kolay kullandığını ifade eden işçilerin bu donanımı daha düzenli kullandığı saptanmıştır. Katılımcıların TSOY-32 ölçeğinden elde edilen genel puan ortalaması 33,4 ± 8,5 olarak hesaplanmıştır. İş kazası geçirenlerin hem genel SOY puanları hem de alt boyut puanları, geçirmeyenlere göre istatistiksel olarak anlamlı şekilde daha düşüktür. KKD kullanan işçilerin SOY puan ortalamaları, bu ekipmanları kullanmayanlara göre anlamlı şekilde daha yüksek bulunmuştur ve bulgunun literatürle uyumlu olduğu görülmüştür. Ayrıca, KKD'nin koruyuculuğuna güvenenlerin SOY puanlarının daha yüksek olduğu gözlemlenmiştir. Bu çalışmada elde edilen bulgular, literatürdeki araştırmalarla uyumlu şekilde, kömür madeni işçilerinde yüksek iş kazası riski olduğunu göstermiştir. Sonuç olarak, iş kazası geçirme durumu, KKD kullanımı ve bu ekipmanlara güven düzeyleri ile SOY puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklar saptanmıştır. Bu bulgular, SOY düzeyinin başta kömür madenciliği olmak üzere tüm iş kollarında iş sağlığı ve güvenliği davranışlarını etkileyebileceğini göstermektedir.

Osman Büyükalaylı
Zonguldak Bülent Ecevit University
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Fırat Üniversitesi Veteriner Fakültesi öğrencilerinde yeme tutum davranışı ve depresyon belirtilerinin değerlendirilmesi

Depresyon ve yeme bozukluğu günümüzde kişilerin fiziksel ve psikolojik sağlığını kötü yönde etkileyen, günlük yaşamında aksamalara sebebiyet veren önemli bir halk sağlığı sorunudur. Bu çalışma Elazığ Fırat Üniversitesi Veteriner Fakültesinde okuyan öğrencilerde depresyon belirtisi görülme sıklığı ile yeme bozukluğu belirtisi arasındaki ilişkiyi araştırmak için yapılmıştır. Kesitsel tipteki bu araştırma Fırat Üniversitesi Veteriner Fakültesinde bulunan 272 öğrenciyi kapsamaktadır. Araştırmada araştırmacılar tarafından oluşturulan anket formu, Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) ve Yeme Tutum Testi (YTT) kullanılmıştır. Anket uygulaması araştırmacılar tarafından online şekilde yapılmıştır. Veriler istatistik paket programına kaydedilmiş, istatistiksel analizlerde ki-kare analizi, Kolmogorov-Smirnov ve Spearman korelasyon testleri kullanılmıştır. Öğrencilerin yaş ortalamaları 21,2±2,9 yıl olup, %41,9'u kadındır. Araştırmaya katılan öğrencilerin BDÖ toplam puan ortancası 17 (9-24), YTT toplam puan ortancası ise 11,5 (8-19)' dur. Çalışmaya katılan öğrenciler arasında depresyon belirtisi görülme sıklığı %50.7 ve yeme bozukluğu görülme belirtisi ise %9.6'dır. Çalışmamıza katılan öğrencilerde depresyon ile yeme bozukluğu belirtileri arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<0.01). Sonuç olarak; çalışmamıza katılan öğrencilerin yarısında depresif belirtiler ve yüzde onunun da yeme bozukluğu belirtileri gösterdiği bulunmuştur. Depresyon ve yeme bozukluğuna sebebiyet verecek risk faktörleri göz önünde bulundurulup önleyici ve tedavi edici programlar planlanmalıdır. Anahtar Sözcükler: Öğrenci, Depresyon, Yeme Bozukluğu,

BeslenmeBeslenme bozukluklarıBeslenme davranışı+7
Hümeyra Yaman Kılıçbey
Fırat University · Institute of Health Sciences
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Hekimlerin geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamalarına bakış açısı

Son yıllarda dünyada ve ülkemizde "Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp" (GETAT) uygulamalarında artış izlenmektedir. GETAT kapsamında dünyada birçok farklı uygulama, ürün ve uygulayıcı bulunmaktadır. GETAT uygulama ve ürünlerinin etkilerini değerlendirebilmek için daha fazla bilimsel kanıta ihtiyaç vardır. GETAT yöntemleri ülkeler arasında farklılık göstermektedir. Ülkemizde 27.10.2014 tarihinde 15 farklı yöntem ve uygulamayı içeren "Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Uygulamaları Yönetmeliği" yayınlanmıştır. Hekimler mesleklerini icra ederken ve günlük hayatlarında GETAT yöntem ve uygulamalarıyla ilgili sorularla karşılaşabilmektedirler. Bu çalışmanın amacı Bülent Ecevit Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde görevli öğretim üyesi ve araştırma görevlisi hekimlerin geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamaları konusundaki bilgi durumlarını ve görüşlerini değerlendirmektir. Araştırma kesitsel tiptedir. Araştırmada Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde 8 Şubat 2017-30 Mayıs 2018 tarihleri arasında görev yapan 327 hekimden 262'sine (%80,1) ulaşılmıştır. Verilerin toplanmasında araştırmaya katılan hekimlere anket uygulanmıştır. Hekimlerin %66,4'ünün kendi görüşlerine göre GETAT yöntemleri konusunda bilgi düzeyleri düşüktür, %2,3'ü GETAT kurs/sertifika programına katılmıştır, %43,1'i GETAT yöntemleriyle ilgili eğitim almak istemektedir, %48,5'i GETAT yöntemlerinin faydalı olduğunu düşünmektedir. Hekimlerin %45,0'ı hastalarının GETAT yöntemi kullanma durumunu bilmektedir. Bu konuda bilgisi olanların %41,5'i hastalarının bir GETAT yöntemi kullandığını ve en fazla akupunktur (%63,2) ve kupa uygulamasını (%40,8) kullandıklarını belirtmiştir. Hekimlerin hastalarına bir GETAT yöntemi önerme oranı %16,0, uygulama oranı %4,9'dur. Hekimlerin %15,2'sinin kendisi, %24,4'ünün ailesindeki bireyler bir GETAT yöntemi kullanmıştır. Öneren hekimlerin en fazla önerdikleri (%57,1) ve kullanan hekimlerin en fazla kullandıkları (%45,0) yöntem akupunkturdur. Ailesinde GETAT kullanımı olan hekimlerin, ailesindeki bireylere en sık kupa (%53,1) uygulanmıştır. GETAT yöntemi uygulamış olan hekimlerin hastalarına en sık uyguladıkları yöntem mezoterapidir (%53,8). Hekimlerin hastalarına GETAT yöntemlerini önerme durumu; kendi görüşleri ne göre GETAT bilgi düzeylerine, GETAT kurs/sertifika programına katılma durumlarına, GETAT yöntemlerinin faydasına dair görüşlerine, hekimin kendisinin ve ailesindeki bireylerin GETAT yöntemi kullanma durumuna göre farklı bulunmuştur. Hekimlerin GETAT eğitimi almak isteme durumu; yaşa, akademik ünvana, bölüme, GETAT yöntemlerinin faydasına dair görüşlerine, hastalarının GETAT yöntemi kullanımına dair hekimlerin beyanlarına göre farklılık göstermiştir. Hekimlerin GETAT yöntemlerinin kullanılabilirliğiyle ilgili görüşleri; yaşa, akademik ünvana, bölüme, ailesinde GETAT yöntemi kullanım durumuna göre farklılık göstermiştir. Hekimlerin birçoğu GETAT yöntemleri ile ilgili ve hastalarının bu yöntemleri kullanıp kullanmama durumu ile ilgili bilgi sahibi değildir. Hekimler doğru tedaviyi sağlayabilmek için hastaları ile uyum içinde olmalı hastalarının GETAT yöntemi kullanma durumunu sorgulamalı, özellikle toplumda sık kullanılan yöntemler konusunda bilgilerini güncel tutmaya çalışmalıdırlar. Hekimler, GETAT yöntemlerini ancak bilimsel yöntem izlenerek yapılan araştırmalar sonucunda ulaşılacak bilgiler ışığında tedavi seçeneği olarak değerlendirebilirler. Anahtar Kelimeler: Geleneksel Tıp, Tamamlayıcı Tıp, Hekim Bakış Açısı

DoktorlarDüşünceTamamlayıcı tedaviler+2
Nehir Aslan Yüksel
Zonguldak Bülent Ecevit University
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Adolesan sporcularda yeme bozuklukları ve ağırlık kontrol davranışlarının spor sezonuyla ilişkisinin değerlendirilmesi

Olumsuz yeme tutumu ve buna bağlı gelişen yeme bozuklukları (YB), beden şekli ve ağırlığı ile ilgili bozulan algıları ve endişeleri içeren yeme davranışlarındaki patolojik rahatsızlıklar olup sağlıksız ağırlık kontrolü davranışlarıyla birlikte önemli bir halk sağlığı sorunudur. Sporcularda yeme bozuklukları konusu özellikle son yıllarda artan bir şekilde dikkati çekmektedir. Genellikle sporcular performanslarını optimize edecek bir vücut kompozisyonu elde etmek için gelen baskıların etkisi ile yeme bozuklukları açısından daha fazla risk altına girmektedir. Sporcu olmayan bireyler ile karşılaştırıldıklarında, hem kadın hem de erkek sporcularda, yeme bozukluğunun gelişim riski fazladır. Bu durum özellikle düşük vücut ağırlığının ve vücut yağının rekabet avantajı kazandırdığı sporcularda daha büyük bir risk taşımaktadır. Bu çalışmanın amacı adolesan sporcularda gelişen olumsuz yeme tutumu ve yeme bozukluklarını spor sezonunun 3 farklı döneminde incelemek ve bağlantılı olan faktörleri araştırmaktır. Çalışmaya 10-19 yaş aralığında kano, judo, yüzme ve güreş branşlarından toplamda 120 sporcu katılmıştır. Sporcular sezon müsabaka hazırlık dönemi, müsabaka dönemi, sezon sonu dinlenme döneminde 40'ar kişi olarak çalışmaya dahil edilmişlerdir. Çalışma sonucunda Yeme tutumu testi (YTT) skoru sonucuna göre sporcuların %20.8'inde olumsuz yeme tutumu olduğu saptanmıştır. Olumsuz yeme tutumu spor sezonunun farklı dönemlerine göre istatiksel olarak anlamlı farklılık göstermemektedir. Yeme bozukluğu değerlendirme ölçeğinin (YEDÖ) kısıtlama alt ölçeğine göre sporcuların %12.5'inin (n=15), beden şekli endişesi alt ölçeğine göre ise %7.5'inin (n=9) bozuk yeme davranışına sahip olduğu belirlenmiştir. Yeme bozukluğu değerlendirilmesinde spor sezonunun farklı dönemlerinde anlamlı farklılık bulunmamıştır. Ülkemizde sporcularda konu ile ilgili çalışmalar oldukça sınırlıdır. Yeme bozukluğu konusunda risk altında olan sporcuların, hangi riskli durumlarla karşılaşabileceği belirlenmelidir. Olumsuz yeme tutumu çok yönlü bir konu olduğu için yapılacak çalışmalar multidisipliner bir ekiple (doktor, diyetisyen, psikolog, antrenör…) hazırlanmalıdır.

Aşırı yeme bozukluğuBeden algısıBeden imajı+7
Elif Çürükvelioğlu
Zonguldak Bülent Ecevit University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Zonguldak huzurevi ve aile ortamında yaşayan yaşlıların mutluluk ve sağlıkta yaşam kalitesinin karşılaştırılması

Zonguldak Huzurevi ve Aile Ortamında Yaşayan Yaşlıların Mutluluk ve Sağlıkta Yaşam Kalitesinin Bu tanımlayıcı araştırma, huzurevinde yaşayan yaşlılar ile aile yanında yaşayan yaşlıların yaşam kalitesi ve mutluluk durumlarının karşılaştırılması amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın evrenini, Zonguldak ili sınırları içerisinde bulunan huzurevinde yaşayan 48, aile ortamında yaşayan 96 yaşlı birey oluşturmuştur. Araştırma örneklemini, 60 yaş ve üzeri, iletişim kurabilen, 84 yaşlı birey oluşturmuştur. Araştırma verilerinin toplanmasında yaşlıların tanımlayıcı özelliklerini içeren bilgi formu, yaşam kalitesini değerlendirmek için Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği Yaşlı Modülü ve Oxford Mutluluk Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tek yönlü varyans analizi ve bağımsız gruplarda t testi kullanılmıştır. Araştırmaya katılan yaşlıların ''Oxford Mutluluk Ölçeği'' puan ortalamasına bakılacak olursa; hasta grubun da 121.4±25.29, hasta yakını grubunda 129.0±21.95, huzurevi grubunda 128.3±20.48 gruplar arası puanlar bakımından anlamlı bir fark bulunmamıştır (p=0.383). Araştırma gruplarına uygulanan ''Yaşam Kalitesi Ölçeği Yaşlı Modülü'ne göre hasta grubun; duyusal işlevler 8.3±2.69, özerklik 16.0±3.20, geçmiş, bugün ve geleceğe ait aktiviteler 14.6±2.94, sosyal katılım 12.6±3.71, ölmek ve ölüm 13.3±5.03, yakınlık 15.0±3.63 olarak bulunmuştur. Hasta yakını grubunun; duyusal işlevler, 7.5±1.45, özerklik 15.8±2.44, geçmiş, bugün ve geleceğe ait aktiviteler 13.8±2.65, sosyal katılım 13.2±2.87, ölmek ve ölüm 12.8±3.98, yakınlık 14.7±3.08 şeklindedir. Huzurevi grubunun; duyusal işlevler, 8.0±1.78, özerklik 17.1±3.10, geçmiş, bugün ve geleceğe ait aktiviteler 14.4±4.13, sosyal katılım 13.3±3.83, ölmek ve ölüm 10.7±5.05, yakınlık 14.1±4.03 şeklinde bulunmuş olup gruplar arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır.

AileGeriatriMutluluk+3
Gül Dertli
Zonguldak Bülent Ecevit University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Bir üniversite hastanesinde gerçekleşen doğumların maliyet analizi

Mevcut çalışmada üçüncü basamak bir hastanenin Kadın Hastalıklar ve Doğum kliniğinde herhangi bir nedenle ikinci müdahale gerekmeyen ve komplikasyon gelişmemiş doğumlara ait hizmetlerin maliyet analizi yapılarak gerçeğe yakın finansal rakamlarına ulaşılabileceğini ve finansal fonksiyonlarının oluşturulabileceği kar-zarar oranları ortaya koymak amaç edinilmiştir. Çalışma tanımlayıcı özellikte bir kayıt araştırmasıdır. Araştırma evreni, Z.B.E.Ü. Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniğinde 01.Ocak-30.Haziran 2011 tarihleri arasında gerçekleşen, herhangi bir nedenle ikinci müdahale gerekmeyen ve komplikasyon gelişmemiş 316 doğuma ait hastane kayıtlarından oluşmaktadır. Araştırmada, örnekleme yapılmadan evrenin tümüne ulaşılması planlanmıştır. Ulaşılabilirlik %100'dür(n=316). Veriler SPSS for Windows programı ile değerlendirilmiştir. Ortalama değerler "Aritmetik ortalama ± standart sapma" olarak gösterilmiştir. Analizlerde t testi, ANOVA varyans analizi ve ki-kare testi kullanılmıştır. Normal doğumlara ait toplam fatura bedeli 105.7 ± 58.8 olarak saptanırken, sezaryen ile doğumlara ait toplam fatura bedeli 264.2 ± 81.0 olarak saptanmıştır. Normal doğumlara ait ilaç gideri 48.5 ± 32.9 olarak saptanırken, sezaryen ile doğumlara ait ilaç gideri 179.5 ± 717.1 olarak saptanmıştır. Normal doğumlara ait toplam sarf gideri 29.8 ± 22.2 olarak saptanırken, sezaryen ile doğumlara ait toplam sarf gideri 97.5 ± 31.3 olarak saptanmıştır. Normal doğuma ait fatura edilebilir sarf gideri 20.4 ± 19.4 olarak saptanırken, sezaryen ile doğuma ait fatura edilebilir sarf gideri 81.9 ± 28.0 olarak saptanmıştır. Normal doğuma ait fatura edilemez sarf gideri 9.4 ± 7.2 olarak saptanırken, sezaryen ile doğumlara ait fatura edilemez sarf gideri 15.6 ± 10.0 olarak saptanmıştır. Normal doğumlara ait yatış süresi 1.9 ± 1.3 gün olarak saptanırken, sezaryen ile doğuma ait yatış süresi 3.1 ± 1.7 gün olarak saptanmıştır. Normal doğuma ait tetkik gideri 29.4 ± 21.2 olarak saptanırken, sezaryen ile doğuma ait tetkik gideri 40.4 ± 37.0 olarak saptanmıştır. Sonuç olarak çalışmaya başlarken maliyet analizi yapılmadan belirlenen geri ödeme fiyatlarının kurumlara etkisi bilinmemektedir. Çalışmamızda elde ettiğimiz bulgular sonucunda normal spontan doğuma ve sezaryen ile doğuma ait maliyet analizinde kar elde edilmiştir. Anahtar Sözcükler: Normal spontan doğum,sezaryen doğum,maliyet analizi

DoğumHastanelerHastaneler-üniversite+3
Yeşim Girgin
Zonguldak Bülent Ecevit University · Institute of Health Sciences
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yapay sinir ağı ile kömür işçilerinde pnömokonyoz risklerinin öngörülmesi

Amaç: Bu araştırmada yapay sinir ağı ile kömür işçilerinde pnömokonyoz riskini öngörebilen bir model oluşturulması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Türkiye Taş Kömürü Kurumunda çalışmakta olan işçilerin sağlık verileri kullanılarak yapay sinir ağı tabanlı bir model geliştirilmiştir. Ağ modeli 7-33-2 mimarisine sahiptir. Girdi nöronları; yaş, işe giriş yılı, mesleki kategori, yer altında çalışılan gün sayısı, toplam çalışılan gün sayısı, 1.grup işlerde çalışılan süre ve sigara kullanım durumunu, çıktı nöronları; pnömokonyoz olma ve pnömokonyoz açısından sağlıklı olma durumunu içermektedir. Bulgular: Araştırmada; pnömokonyoz riskini tahmin etmek amacıyla yaş, birinci grup işlerde çalışma süresi, yer altı gün sayısı, işe giriş yılı, toplam gün sayısı, sigara içme durumu, mesleki kategori gibi değişkenlerden oluşan bir yapay sinir ağı modelinin kullanılabileceği saptanmıştır. Modelin başarım oranı % 95,3, sensitivitesi % 90,3, spesifitesi % 96,5 olarak bulunmuştur. Pnömokonyoz üzerinde en etkili girdi değişkeni yaş, ikincisi ise 1. grup işlerde çalışılan süredir. Sonuç: Bu araştırma ülkemizde pnömokonyoz riskini öngörmek amacıyla yapay sinir ağlarının kullanılabileceğini araştıran ilk çalışma olması bakımından önemlidir. Kömür işçisi pnömokonyozu riskinin öngörülmesi; madencilerin stratejik olarak izlenmesinde ve koruyucu sağlık programlarının geliştirilmesinde çok büyük avantajlar sağlamaktadır. Bu alanda kullanmak amacıyla yapay sinir ağı modellerinin geliştirilerek işyeri hekimliği pratiğine entegre edilmesi ve işçilerin sağlık durumunu değerlendirmelerine yardımcı bir araç olarak kullanılması faydalı olabilir. Anahtar Kelimeler: iş sağlığı, kömür işçisi, meslek hastalığı, pnömokonyoz, yapay sinir ağı

KömürKömür işletmeleriKömür madenciliği+5
Işıl Zorlu
Zonguldak Bülent Ecevit University
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinin nargile kullanımları ve kumar oynama durumlarının incelenmesi

Son yıllarda gençlerde yaygın görülen nargile kullanımı ve kumar oynama gibi bağımlılıklar önemli halk sağlığı sorunlarındandır. Bu çalışma, bir üniversitedeki öğrencilerin nargile kullanımını, kumar oynama durumlarını incelemek ve etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırma kesitsel tiptedir. Araştırmanın örneklemini bir üniversitedeki 1724 öğrenci oluşturmuştur. Tabakalı rastgele örneklem yöntemi kullanılmıştır. Veri toplamada Anket Formu ve South Oaks Kumar Tarama Testi (SOKTT) kullanılmıştır. Araştırmadaki veriler SPSS 18.0 programında sayı, yüzde, ortalama, Independent Samples t testi, Anova, Kikare, ve Lojistik Regresyon testleriyle değerlendirilmiştir. Öğrencilerin yaş ortalamaları 23.38±4.98 yıl olup, %57.3'ü erkektir. Nargileye ortalama başlama yaşı 17.84±3.61 yıl olup, nargile içme oranı %20.9'dur. Nargilenin sigaraya göre zararsız olduğunu, bulaşıcı hastalığa neden olmayacağını ve bağımlılık yapmayacağını düşünen nargile kullanıcılarının nargile içme oranları yüksek bulunmuştur (p<0.05). Yaştaki azalma, erkek olma, sigara kullanma ve yakın çevresinin nargile içmesi öğrencinin nargile kullanımını arttırmaktadır (p<0.05). Çalışmada yaşamında en az bir kez kumar oynama %22.8, muhtemel patolojik kumar oynama ise %1.0'dır. Yaşın artması, not durumunun düşüklüğü, alkol kullanma, aile iletişimi iyi olmama ve yaşamından memnun olmama SOKTT puanını arttırmaktadır. Kumar oynama sıklığı, süresi, stratejiyle oynama ve kaybettikçe kazanılabileceğini düşünme durumları öğrencinin patolojik kumar oynama durumunu arttırmaktadır (p<0.05). Sonuç olarak katılımcıların hem nargile içme hemde hayatlarında en az bir kez kumar oynama oranı beşte birden fazladır. Nargile kullananların yaşı ve nargile hakkında bilgi seviyesi düşüktür ve yakın çevrelerinden etkilenmektedirler. Kumar sorunu ise aile iletişimi kötü, alkol kullananlarda ve yaşı büyük olanlarda fazladır. Öğrencilerde nargile içme ve kumar bağımlılığının tehlikeleri konusunda farkındalık oluşturup ilgilerini başka alanlara çekmek için kampanyalar yürütülebilir.

Kumar oynamaNargileTütün+2
Mehmet Ali Şen
Fırat University · Institute of Health Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Lise öğrencilerinde sanal iletişim araçlarının kullanımı, internet bağımlılığı sıklığı ve kas iskelet sistemi etkilenimi

İnternet kullanımına bağlı gelişen bağımlılık düzeylerinin saptanması ve yaratacağı sağlık problemlerinin önüne geçmek, adölesan sağlığı açısından önemlidir. Bu araştırmada, lise öğrencilerinde sanal iletişim araçlarının kullanımı, internet bağımlılığı sıklığının saptanması ve bu bağımlılığın kas iskelet sistemi üzerine etkilerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Tanımlayıcı ve kesitsel tipte olan bu çalışma, Diyarbakır ilinin 4 ilçesindeki 986 lise öğrencisinin katılımı ile yürütülmüştür. Öğrencilere literatür taranarak hazırlanan Sosyodemografik Bilgi Formu, Young İnternet Bağımlılığı Ölçeği, İskandinav Kas İskelet Sistemi Anketi ve Vizuel Analog Skala ile online anket yöntemi uygulanmıştır. Araştırmaya katılan öğrencilerin %64.1'i kadın olup, yaş ortalamaları 15.65±1.40 olarak bulunmuştur. Öğrencilerin kullandığı sanal iletişim araçları, %96.9 televizyon, %31.3 kendine ait bilgisayar/tablet, %47.1 kendine ait cep telefonu olarak belirlenmiştir. Öğrencilerin%26.2'sinin internet bağımlısı (%17.2hafif derecede bağımlı, %7.8 orta derecede bağımlı ve %1.1 şiddetli derecede bağımlı) olduğu tespit edilmiştir. Öğrencilerin son 12 ay içerisindeki kas iskelet sistemi sorunlarının başında %61.3 ile boyun ağrıları gelirken, %31.2 ile bel bu süreçte kişilerin normal yaşam aktivitelerini etkileyen en önemli bölge olmuştur. İnternet bağımlılarının son 1 yılda yaşadıkları kas iskelet sistemi ağrılarının tüm vücut bölgelerinde, son 7 gün içinde yaşadıkları kas iskelet sistemi ağrılarının da dirsekler hariç diğer tüm vücut bölgelerinde bağımlı olmayan gruba göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek olduğu tespit edilmiştir (p<0,05). Öğrenciler arasında sanal iletişim araçlarının kullanımının yaygın olduğu, internet bağımlılık düzeylerinin yüksek olduğu ve bu bağımlılığın birçok vücut bölgesinde yaşanılan kas iskelet sistemi ağrıları ile aktivite kısıtlılıklarına yol açtığı belirlenmiştir. Adölesan sağlığı açısından internet bağımlılığı ve kas iskelet sistemleri problemleri konuları okul sağlığı programlarına entegre edilebilir.

BağımlılıkKas-iskelet hastalıklarıKoruyucu sağlık hizmetleri+6
Muhammed Arca
Fırat University · Institute of Health Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Elazığ ruh sağlığı hastalıkları hastanesinde görev yapan hemşirelerde iş yaşam kalitesinin irdelenmesi

Sağlıklı ve nitelikli hasta ile çalışan sonuçlarının alındığı bir yapı olmasıyla birlikte, kalitenin hasta memnuniyetine etkisi göz önünde bulundurulduğunda, sağlık çalışanlarında özellikle de hemşirelerde iş yaşam kalitesinin irdelenmesi önemlidir. Bu çalışmada hemşirelerin iş yaşam kalitesi düzeylerini ve ilişkili faktörleri belirleyebilmek amaçlanmıştır. Kesitsel tipte olan bu çalışma, Elazığ Ruh Sağlığı Hastalıkları Hastanesi'nde görev yapan 199 hemşire arasında yapılmıştır. Hemşirelere içerisinde Hemşirelik İş Yaşam Kalitesi Ölçeği'nin (HİYK) de yer aldığı bir anket direkt gözlem altında uygulanmıştır. Araştırmada hemşirelerin %51,3'ü kadın, yaş ortalamaları 38,4±8,2 yıl, HİYK toplam puan ortalaması 115,0±21,5 olarak bulunmuştur. Evlilerin, çocuğu olanların, eğitim durumu lise/ön lisans olanların, kadrolu çalışanların, nöbet tutmayanların, kurumdan ayrılmak istemeyenlerin, kurumda alınan kararlarda fikri alınanların, kariyer hedefi karşılananların HİYK ölçek alt boyutları ve toplam puanının daha yüksek olduğu saptanmıştır (p<0,05). Son bir yıl içinde hasta ve/veya hasta yakınlarından şiddet görenlerin, ekonomik durumunu kötü algılayanların, çalışma süresine göre iş yükünü fazla olarak ifade edenlerin, sağlık durumunu kötü olarak algılayanların ve iş yaşam kalitesini kötü olarak değerlendirenlerin HİYK ölçek alt boyutları ve toplam puanının daha düşük olduğu görülmüştür (p<0,05). Cinsiyet ile çalışılan birim açısından HİYK ölçek toplam puanı, ekonomik durumu algılama, nöbet tutup tutmama açısından ölçeğin iş algısı, fazla mesaisi olanlarla olmayanların yöneticiler ile ilişkiler alt boyutu farklılık göstermemektedir (p>0,05). Sonuç olarak, bu araştırmada Ruh Sağlığı Hastalıkları Hastanesinde çalışan hemşirelerin iş yaşam kalitesi düzeyi ortalamanın üzerinde bulunmuştur. Hemşirelerin sosyoekonomik durumlarını, sağlık durumlarını, çalışma koşullarını, mesleğe olumlu bakış ve yaklaşımlarını geliştirebilecek düzenlemelerin planlanması ve hayata geçirilmesinin iş yaşam kalitesini daha da arttırabileceği düşünülmüştür. Anahtar Kelimeler: Hemşire, iş yaşam kalitesi, ruh sağlığı, çalışma şartları

ElazığHastane hemşireleriHemşireler+5
Erhan Atıcı
Fırat University · Institute of Health Sciences
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Türkiye Taşkömürü Kurumu Kozlu Taşkömürü İşletme Müessesesi'nde 2015-2019 yıllarında gerçekleşen iş kazalarının değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı Türkiye'nin en önemli kömür işletme kurumu olan Türkiye Taşkömürü Kurumu'nun (TTK) en büyük müessesesi olan Kozlu Müessesesi'ndeki 2015-2019 yılları arasındaki 5 yıllık iş kazalarının özelliklerini incelemek ve tanımlayıcı özelliklerini ortaya koymaktır. Gereç ve Yöntem: Tanımlayıcı tipteki bu çalışmada, 2015 ile 2019 yılları arasındaki 5 yıllık dönemde Zonguldak'ın en büyük kömür madeni olan Kozlu TTK'da meydana gelen 3282 iş kazasının tümü incelenmiştir. Bulgular: Çalışmamızda 2015-2019 arasındaki 5 yıllık süreçte her yıl en fazla iş kazası geçiren işçiler 30-39 yaş grubundadır (%60,5-%85,1). Tüm yıllarda en fazla iş kazası, 5-10 yıl arasında mesleki deneyime sahip olanlarda gerçekleşmiştir (%49,5-%72,1). Yaralanmaya neden olan son olay %28,9 oranla en sık hareket halindeki taşın kişiye çarpmasıdır. Kazaların neredeyse yarısı (%45,2) 2. vardiyada gerçeklemiştir. 100 işçi için iş kazası sıklık hızı 2015 yılında en yüksektir (46,5), bunu 2017 yılı takip etmektedir (45,8). 10.000 ton kömür üretimi için iş kazası sıklık hızının en yüksek olduğu yıl ise 2017 yılı olmuştur (27,4). Bu çalışmada en fazla kaza 2015 yılında gerçekleşmiştir (833). İş kazaları gün içerisinde en sık 10.00-11.59 saatleri arasında gözlenmektedir (%16,8). Kazaların %63,5'i mükerrer kazadır. Mükerrer kazalarla diğer kazalar arasında, kaza geçiren kişilerin mesleki deneyim süreleri, çalıştıkları vardiya, yeraltında çalışma durumları arasında anlamlı farklılık mevcuttur. Sonuç: Görülmüştür ki iş kazaları hakkında bilgiler artmasına iş kazası özellikleri yıllardır oldukça benzer seyretmektedir. Çalışmamızın bulguları iş kazalarını yaş grubu, oluş şekli, mükerrer olma durumu gibi konularda sınıflandırılarak olası müdahale alanlarının planlanması ve önceliklendirilmesinde kullanılabilir. Anahtar Kelimeler: iş sağlığı ve güvenliği, kömür işçisi, iş kazası, yeraltı kömür madenciliği, halk sağlığı

Halk sağlığıKazalarKömür madenciliği+7
Ayşegül Ekemen
Zonguldak Bülent Ecevit University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Birinci basamak sağlık kurumlarında çalışan hekimlerin sigara bırakma danışmanlığı ve ikinci el sigara dumanı hakkındaki davranışlarının değerlendirilmesi: Elazığ örneği

ÖZET Tütün salgını, dünyanın karşılaştığı en büyük halk sağlığı tehditlerinden biridir. Bu çalışmada Elazığ ili birinci basamak sağlık kurumlarında çalışan hekimlerin sigara bırakma danışmanlığı (SBD) ve ikinci el sigara dumanı hakkındaki davranışlarının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Kesitsel tipte olan bu araştırmanın evrenini Elazığ ili birinci basamak sağlık kurumlarında çalışan 262 hekim oluşturmuştur. Örneklem seçim yöntemi kullanılmadan evrenin tamamına ulaşılması hedeflenmiş ve evrenin %95,42'sine (250 kişi) ulaşılmıştır. Veri toplama amacıyla "Demografik ve Mesleki Özellikler-Sigara İçme Durumu", "Sigara Bırakma Danışmanlığı" ve "İkinci El Sigara Dumanı" hakkında sorular içeren anket formu kullanılmıştır. Elde edilen veriler frekans, yüzde, Ortalama ± Standart sapma, Ki kare, Mann-Whitney U testi ve ikili lojistik regresyon analizi ile değerlendirilmiştir. Hekimlerin yaş ortalaması 40,86 ± 10,58 yıl olup, %68,0'i erkektir. Hekimlerin %30,4'ü halen sigara içmekte, %17,6'sı sigara kullanmayı bırakmış, %52,0'ı hiç içmemiştir. Hekimlerin SBD 5Ö yönteminin basamaklarını "sıklıkla-her zaman" uygulama sıklıkları şu şekildedir: %38,8 "Öğren", %81,6 "Öner", %68,4 "Ölç", %66,8 "Önderlik et", %31,2 "Örgütle". Hekimlerin %16,0'ı SBD eğitimi almıştır. Hekimlerin %13,2'si hastalara ikinci el sigara dumanı maruziyetini "sıklıkla-her zaman" sormakta, %34,8'i hastalara ikinci el sigara dumanı maruziyetinten korunmalarını "sıklıkla-her zaman" önermektedir. SBD eğitimi almış olanlar Öğren (p<0,05), Önderlik et (p<0,05) ve Örgütle (<0,001), hekim tavsiyesinin hastanın sigara bırakma olasılığını arttıracağına inananlar Öner (<0,001), Önderlik et (p<0,05) ve Örgütle (p<0,01) basamaklarını istatistiksel anlamlı olarak daha sık uygulamaktadır. Sonuç olarak; Elazığ ili birinci basamak hekimlerinin SBD uygulama sıklıklarının hedeflenenin oldukça gerisinde olduğu görülmektedir. SBD uygulanma sıklığının arttırılabilmesi için SBD eğitimi alan hekim sayısının arttırılmasına ve bu eğitimlerle hekimlerin SBD hakkındaki olumlu inançlarının güçlendirilmesine ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: Sigara Bırakma, ikinci el sigara dumanı, birinci basamak sağlık hizmeti, hekim, koruyucu sağlık hizmeti

Birinci basamak sağlık hizmetleriDanışmanlıkDoktorlar+4
Fatma Nur Karaçorlu
Fırat University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Bir üniversite hastanesinde yatan tip 2 diyabetli hastaların tedaviye uyum düzeylerinin ve etkileyen faktörlerin incelenmesi

Diyabet, ülkemizde ve dünya çapında önem arz eden bir sağlık sorunudur. Bu çalışmada amaç; Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde yatmakta olan ve tip 2 diyabet tedavisi alan hastaların tedaviye uyum düzeylerinin ve etkileyen faktörlerin incelenmesidir. Kesitsel tipte olan bu araştırmada Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi servislerinde yatmakta olan 215 tip 2 diyabet tanısı almış hastalara, gerekli izinler ve etik kurul kararı alındıktan sonra anket uygulanmıştır. Anketin ilk kısmı sosyodemografik soruları ve hastalığa yönelik soruları içermektedir. İkinci kısım diyabette komplikasyonlara ilişkin risk algı ölçeği, üçüncü kısım tip 2 diyabet tedaviye uyum ölçeği ve dördüncü bölüm diyabette engeller ölçeğinden oluşmaktadır. Çalışmaya dahil edilen hastaların yaş ortalaması 59,5±8,7 (min=39-maks=81), %53'ü kadın olup %75,8'i evlidir. Hastaların %20,5'inin tedaviye uyumunun iyi olduğu, %73,5'inin orta olduğu ve %6'sının kötü olduğu görülmüştür. Ortaokul ve altında eğitim durumuna sahip olanların toplam tedaviye uyum ölçeği puanı, lise ve üzeri olan eğitim durumuna sahip gruba göre anlamlı şekilde yüksekti (p <0,001). Ekonomik durum arttıkça tedaviye uyum ölçeği toplam puanı azalmaktaydı (p<0,001). İlde yaşayan hastalarda tedaviye uyum ölçeği toplam puanı ilçe/köyde yaşayanlara göre anlamlı şekilde düşüktü (p<0,001). Sigara kullanma durumu arasında tedaviye uyum ölçeği toplam puan açısında anlamlı farklılık görülmüştür (p=0,011). Hastalığının getirdiği masrafları karşılamada zorluk çekenlerin (p=0,031), egzersiz yapmayanların (p<0,001), diyabet eğitimi almamış olanların (p<0,001) ve komplikasyon gelişmiş olanların (p=0,002) tedaviye uyum puanlarının anlamlı şekilde yüksek olduğu bulunmuştur. Sonuç olarak hastaların tedaviye uyumunun genel olarak orta düzeyde olduğu ve uyumda eksiklikler olduğu görülmüştür. Hastaları hastalık hakkında eğitmek ve sosyoekonomik durumlarını iyileştirmek tedaviye uyumu arttırabilir. Anahtar kelimeler: Diyabet, tedaviye uyum, risk algısı, diyabet engelleri

Diabetes mellitusRisk algılamasıTedaviye bağlılık ve uyum+1
Dursun Memiş
Fırat University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Bir üniversite hastanesi pediatri kliniğinde yatan 0-6 yaş gurubu çocukların ev kazası görülme sıklığının değerlendirilmesi

Ev kazalarından yaşlılar, özürlüler ve en çok da çocuklar etkilenmektedir. Bu çalışmada Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Pediatri Kliniğinde yatan 0-6 Yaş gurubu çocukların ev kazası görülme sıklığının ne boyutta olduğunu, kazayı etkileyen faktörleri, en çok görülen kaza türlerini, 0-6 yaş çocuklarda Annelerin Ev Kazalarına Yönelik Güvenlik Önlemlerini Tanılama Ölçeğinden aldıkları puan ile çocukların kaza geçirme durumları arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla yapılmıştır. Kesitsel tipte olan bu çalışma Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Pediatri Kliniğinde Ocak-Haziran 2021 tarihleri arasında yatan 0-6 yaş çocukların annelerinde yapılmıştır. Veriler, sosyodemografik özellikler, çocukların geçirdiği kazaların özelliklerini içeren sorular ve 0-6 yaş çocuklarda Annenin Ev Kazalarına Yönelik Güvenlik Önlemlerini Tanılama Ölçeği kullanılarak yüz yüze görüşme yöntemi ile toplanmıştır. Elde edilen veriler, Ki-kare, Mann Whitney U, Kruskal Wallis testleri kullanılarak değerlendirilmiş, p<0.05 düzeyi istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Çalışmanın yapılabilmesi için etik onay ve idari izinler yazılı olarak alınmıştır. Araştırmaya katılan annelerin hastanede yatan çocuklarının yaş ortalaması 3,24±2,05 yıl olup, %50,9'u kızdır. Hastanede yatan çocukların kaza geçirme oranı %43,2 iken annelerin 0-6 yaşındaki tüm çocukları sorgulandığında kaza geçirme oranı %31,7 olarak bulunmuştur. Kaza geçiren tüm çocukların %52,9'u erkek olup, çocuklar en sık % 30,0 oranında üç yaşındayken kaza geçirdiği tespit edilmiştir. Çocukların en sık düşme (%47,7) ve yanık (%18,7) kazalarını, en çok oturma odası/salon (%30,4) ve mutfakta ( %28,0) geçirdiği tespit edilmiştir. Kaza geçiren çocukların %50,2'sine evde müdahale edilmiş ve %65,9'u tamamen iyileşmiştir. Kaza sonrası en çok baş-boyun (%33,8) bölgesi etkilenmiştir. Anne ve babanın eğitim seviyesi azaldıkça, ekonomik durum algısı kötüleştikçe ve babanın sağlık sorunu varlığında, çocukların kaza geçirme durumları artmıştır (p<0,05). Ayrıca müstakil/bahçeli evde yaşayan ve soba ile ısınan ailelerde çocukların daha fazla kaza geçirdiği tespit edilmiştir (p<0,05). Araştırma grubunda bulunan annelerin "0-6 Yaş Çocuklarda Annenin Ev Kazalarına Yönelik Güvenlik Önlemlerini Tanılama Ölçeği" nden aldıkları puan ortalaması 70,36±13,732 (min:40, max:111) olarak bulunmuştur. Anne eğitim durumu arttıkça, anne gelir getiren bir işte çalışmıyorsa, anne boşanmış veya eşi ölmüş ise, ekonomik durumunu iyi olarak algılıyorsa, ev tipi olarak apartmanda yaşayan ailelerde annelerin ölçekten aldıkları puanlar anlamlı olarak yüksek bulunmuştur (p<0,05). Sonuç olarak, 0-6 yaş çocukların yaklaşık olarak üçte birinin ev kazası geçirdiği tespit edilmiş olup, çocukların bakımından primer sorumlu anneler başta olmak üzere, çocuğa bakım veren diğer kişilerin ve ailenin yaşadığı yerin, ev özelliklerinin çocuğun kaza geçirme durumunu etkilediği görülmüştür. Çocuğun bakımında etkin rol oynayan anneler başta olmak üzere çocuğa bakım veren tüm kişilere eğitim vererek çocuk kazaları konusunda farkındalık oluşturulması önemlidir. Anahtar Kelimeler: Ev kazası, yaralanma, 0-6 yaş çocuk, anne

AnnelerEv kazalarıHastaneler-üniversite+3
Rüveyda Şeker
Fırat University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

COVID-19 pandemi sürecinin diabetes mellitus olgularında hastalık yönetimi, glisemik kontrol, lipit profili ve vücut kompozisyonu üzerine etkisinin değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı COVID-19 pandemi sürecinin tip 2 diabetes mellitus tanılı bireylerin hastalık kontrolü, glisemik regülasyonu, lipit profili ve vücut kompozisyon analizi parametreleri üzerindeki etkisini incelemektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Obezite ve Diyabet Uygulama ve Araştırma Merkezi diyabet polikliniğinde takipli 142 Tip 2 diabetes mellitus tanılı hasta ile gerçekleştirilmiştir. Türkiye'de ilk vakanın görüldüğü 10 Mart 2020 pandemi başlangıcı kabul edilerek bu tarihten önceki 6 aylık dönemde ve pandemi kısıtlamalarının kaldırıldığı 1 Temmuz 2021 tarihinden sonraki 3 aylık dönemde kontrole gelmiş bireyler dahil edilmiştir. Hastaların pandemi öncesi ve sonrası açlık plazma glukozu (APG) , Glikolize Hemoglobin A1c (HbA1c) , yüksek yoğunluklu lipoprotein (HDL), düşük yoğunluklu lipoprotein (LDL), total kolesterol, trigliserid, spot idrarda mikroalbumin ve mikroalbumin/kreatinin, tGFR ile plazma üre düzeyi gibi laboratuar parametreleri ile ağırlık, vücut kitle indeksi (VKİ), yağ kütlesi, kas kütlesi, kemik kütlesi, mineral kütlesi, protein kütlesi, total vücut sıvısı ve yağsız kütle gibi vücut kompozisyon analizi parametreleri incelenerek karşılaştırılmıştır. Ayrıca hastalara telefon aracılığıyla ulaşılarak pandemi sürecinde hastalık yönetimi ve sağlık hizmelerine ulaşım konusunda yaşadıkları zorlukları belirlemek amacıyla bir anket uygulanmıştır. Bulgular: Katılımcıların yaş ortalaması 56,3 ± 9,5 yıldır ve %57,7'si (n₌82) kadındır. Ortanca diyabet süresi 8,5 yıldır. Pandemi öncesi döneme göre pandemi sonrası HbA1c değeri ortanca %7,2'den %7,15'e, açlık plazma glukozu ortanca 138 mg/dL'den 129,5 mg/dL'ye gerilemiş, HDL kolesterol ortanca 45 mg/dL iken değişim gözlenmemiştir. LDL kolesterol ortanca 114 mg/dL'den 106 mg/dL'ye gerilemiş; trigliserid ortanca 160 mg/dL'den 180,5 mg/dL'ye yükselmiş; total kolesterol ortanca 192 mg/dL'den 186,5 mg/dL'ye; spot idrar kreatinin ortanca 89,6 mg/dL'den 84,7 mg/dL'ye; spot idrar mikroalbumin ortanca 9 mg/L'den 8,3 mg/L'ye; spot idrar mikroalbumin/kreatinin ortanca 9,1 mg/gr'dan 8,4 mg/gr'a gerilemiş ancak bu farklar istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır. tGFR değeri ortanca 96,5 ml/dk/1.72 m²'den 95 ml/dk/1.72 m²'ye gerilemiş; üre değeri ortanca 29 mg/dL'den 32 mg/dL'ye yükselmiş; bu değişimler istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. (p<0,001) Hastaların pandemi öncesi vücut kompozisyon analizi parametreleri pandemi sonrası ile karşılaştırılarak incelenmiş; ağırlık ortanca 85,3 kg'dan 84,1 kg'a; VKİ ortanca 32,1 kg/m²'den 31,6 kg/m²'ye; obezite derecesi ortanca %44,1'den %38,7'ye; kemik kütlesi ortanca 3 kg'dan 2,9 kg'a; protein kütlesi ortanca 12,7 kg'dan 12,5 kg'a; mineral kütlesi ortanca 3,8 kg'dan 3,7 kg'a azalmış; hücre dışı sıvı kütlesi ortanca 18,1 kg'dan 18,2 kg'a yükselmiş; kas kütlesi ortalama 55,5 kg'dan 54,8 kg'a; yağsız kütle ortalama 58,4 kg'dan 57,7 kg'a azalmış ve bu değişimler istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. (p<0,001) Hücre içi sıvı kütlesi ortanca 23,6 kg'dan 23,4 kg'a; tüm vücut sıvı kütlesi ortalama 41,7 kg'dan 41,4 kg'a azalmış; vücut yağ yüzdesi ortalama %32,5 iken değişim gözlenmemiş; yağ kütlesi ortanca 27 kg'dan 26,2 kg'a azalmış ancak bu farklar anlamlı bulunmamıştır. Pandemi sürecinde pandemi öncesi döneme göre 49 (%34,5) hastanın diyet, 60 (%42,3) hastanın fiziksel aktivite uyumunda azalma görülmüştür. Diyet ve fiziksel aktivite uyumlarında azalma görülen bu bireylerin HbA1c, APG, total kolesterol ve trigliserid değerlerinde anlamlı fark gözlenmiştir. Benzer şekilde diyet ve fiziksel aktivite uyumu artan bireylerde HbA1c ve APG değerleri istatistiksel olarak anlamlı fark göstermiştir. Sonuçlar: Pandemi sürecinde bireylerin hastalık yönetimleri olumsuz etkilenmiştir. Evde yapılan kan şekeri takipleri azalmış, beslenme düzenleri değişmiş ve fiziksel aktivitede azalma gözlenmiştir. Salgının bulaş korkusuyla diyabet takipleri aksatılmış, poliklinik kontrol sıklıkları azalmıştır. Diyet ve fiziksel aktivite uyumu azalan bireylerin glisemik regülasyonu bozulmuştur. Hastaların kemik ve kas kütlesinde kayıp meydana gelmesi, osteosarkopeni açısından risk altında olduklarını düşündürmüştür. Pandemi gibi olağanüstü durumlarda diyabet hastalarının maruz kaldığı riskler açısından bu hastalara yönelik özel önlemler alınması gerektiği düşünülmüştür. Anahtar Kelimeler: COVID-19, Tip 2 Diabetes mellitus, kapanma, pandemi

COVID 19Diabetes mellitus-tip 2Glisemik indeks+5
Merve Özcan
Zonguldak Bülent Ecevit University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kömür işçisi pnömokonyozu olgularının tanımlayıcı özellikleri

Amaç: Bu araştırmanın amacı Zonguldak Uzunmehmet Göğüs ve Meslek Hastalıkları Hastanesi'nde 2020-2023 (ilk 6 ay) yıllarında kömür işçisi pnömokonyozu tanısı alan işçilerin tanımlayıcı özelliklerinin değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Araştırmanın evrenini 01.01.2020-30.06.2023 tarihleri arasında kömür işçisi tanısı almış 293 maden işçisi oluşturmaktadır. Belirtilen yıllar arasında tüm kömür işçisi pnömokonyozu tanısı alan işçiler araştırmaya dahil edilmiştir. Veriler Zonguldak Uzunmehmet Göğüs ve Meslek Hastalıkları Hastanesi arşivinden başvuru sırasına göre kayıtlı hasta dosyalarından, tanı alma zamanlarına göre sıralanıp incelenerek elde edilmiştir. Veri içeriğini işçi yaşı, başvuru şikayeti, çalışma süresi, sigara içme durumu, tüberküloz öyküsü olup olmaması, kronik hastalık, ILO değerlendirmesi, solunum fonksiyon testi yorumu oluşturmaktadır. Bulgular: Çalışmamızda yer alan 293 işçinin yaş ortalaması 53.6±11.9'dur. İşçilerin çoğunluğu 45-54 yaş grubuna aittir. Tamamı erkek olan işçilerin çoğunluğu 11-20 yıl arası çalışma öyküsüne sahip kişilerden oluşmaktadır. Alınan verilere göre işçilerin %59'u aktif sigara içicisi, %4.4 tüberküloz öyküsüne sahip, %30'u kronik hastalığa sahiptir. Kayıtlar içerisinde işçilerin %45.4'ü başvuru şikayeti bulunmamaktadır. Yapılan muayenelerde %90.1'inin solunum seslerinin doğal olduğu ortaya konmuştur. Solunum fonksiyon testi sonuçlarına göre de %47.4'lük oran normal bulunmuştur. Yapılan akciğer grafi inceleme sonuçlarına göre ILO sınıflamasına göre değerlendirildiğinde %82.25 ile en çok 'p' tipi opasite gözlenmiştir. Opasite yoğunluğuna bakıldığında baskın olan alt kategori ise %47.44 oranla 1/1 olmuştur. Kayıtlardan elde edilen bilgilere göre işçilerin %25.6'sı tanı aldığında ileri düzey pnömokonyoz aşamasındadır. Kalan %73.4'ü ise basit düzeydedir. İşçilerin pnömokonyoz düzeyi ile tanı aldıkları yaş grubu ve sigara içme durumları arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. İşçilerin tüberküloz öyküsü ile ilgili anlamlı ilişki saptanmamıştır. Sonuç: Ülkemizde sorun olmaya devam eden kömür işçisi pnömokonyozu meslek hastalıkları içerisinde önemli bir yere sahiptir. Bu yönde durum değerlendiren daha çok çalışmaya ihtiyaç vardır. Çalışmamızın bulguları ülkemiz kömür işçisi pnömokonyozu olgularının değerlendirilmesine katkı sağlamıştır. Anahtar kelimeler: halk sağlığı, iş sağlığı ve güvenliği, meslek hastalığı, kömür işçisi pnömokonyozu

Aktif kömürKömür işçileriKömür madenciliği+1
Çiğdem Urbaş
Zonguldak Bülent Ecevit University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Zonguldak il merkezi'nde lise öğrencilerinde obezite prevalansı ve etkileyen faktörler

Amaç: Bu çalışmanın amacı Zonguldak il merkezinde öğrenim gören lise öğrencilerinde obezite prevalansını ve olası risk faktörlerini tespit etmektir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma kesitsel tipte tanımlayıcı bir araştırmadır. Bu çalışmaya 655 lise öğrencisi dahil edilmiştir. Araştırma verileri yüz yüze anket yöntemi ile toplanmıştır. Literatür taranarak oluşturulan bir anket ve 17 maddelik Aile Aidiyet ölçeği kullanılmıştır. Bulgular: Katılımcıların %39,5'i kız %60,5'i erkek öğrencilerden oluşmaktadır. Öğrencilerin yaş ortalamaları 15,6±0,9 (minimum 14 maksimum 17)'dur. Vücut kitle indeksi sınıflaması için genişletilmiş International Obesity Task Force kesme noktaları kullanılmıştır. Katılımcıların %7,6'sının düşük kilolu, %68,5'inin normal kilolu, %11,8'inin fazla kilolu, %12,1'inin obez olduğu tespit edilmiştir. Fazla kilolu prevalansı kızlarda %10,4 erkeklerde %12,6; obezite prevalansı kızlarda %13,5 erkeklerde %11,1'dir. Günlük ana öğün sayısı, günlük ara öğün sayısı, haftalık ev dışında yeme sıklığının fazla olması ve gece yatmadan yeme alışkanlığının var olması obezite ile ilişkili bulunmuştur. Araştırmaya katılan öğrencilerin %67,6'sı (n=443) ailesi ile ilişkisini 'iyi' olarak ifade etmiştir. Öğrencilerin aile aidiyet ölçeğinden aldıkları puan ortalamaları 67,10±11,23 (minimum19 maksimum 85) olarak bulunmuştur. Öğrencilerin Aile Aidiyet ölçek puanları ve aile ilişkileri ile obezite prevalansı arasında anlamlı fark bulunmamıştır. Sonuç: Sonuç olarak bu çalışmada adolesanlarda obezite ve fazla kilolu prevalansı dikkat çekici düzeylerde yüksek bulunmuştur. Obezitenin henüz ortaya çıkmadan önlenmesi amacıyla çocukluktan itibaren etkin mücadele programlarının uygulamaya konulması faydalı olacaktır. Anahtar Kelimeler: fazla kilolu, obezite, lise öğrencileri, prevalans, risk faktörleri

Gülşen Karaca
Zonguldak Bülent Ecevit University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Elazığ il merkezinde hastane acillerinde görev yapan doktor ve hemşirelerin şiddete maruz kalma ve tükenmişlik durumlarının irdelenmesi

Acilde çalışan doktor ve hemşirelerin karşılaştıkları en önemli sorunlardan biri işyeri şiddetidir. Bu çalışma Elazığ il merkezindeki hastane acil servislerinde çalışan doktor ve hemşirelerin şiddetle karşılaşma durumlarını, bunu etkileyen faktörleri ve oluşturduğu sıkıntıları ortaya koyarak, şiddete maruz kalma ve tükenmişlik arasındaki ilişkiyi irdelemektir. Tanımlayıcı ve kesitsel tipte olan bu araştırmanın evrenini Elazığ İl Merkezinde bulunan biri üniversite, biri şehir hastanesi, üçü özel hastane olmak üzere beş hastanenin acil servisinde (erişkin ve çocuk acil) görev yapan 105 doktor ve 139 hemşire olmak üzere 244 kişi oluşturmaktadır. Araştırmada herhangi bir örneklem seçilmeden evrenin tümü araştırmaya dâhil edilmiştir. Katılımcıların sosyodemografik özellikleri ve şiddete yaklaşımları, şiddete maruz kalma durumları ve bunun nedenlerinin irdelendiği anket soruları ve Maslach Tükenmişlik Ölçeği katılımcılarla yüz yüze görüşülerek uygulanmıştır. Araştırmaya katılan 244 kişinin %52.9'u kadın, %57'si hemşire olup yaş ortalaması 30.5±7.9 yıldır. Doktor ve hemşirelerin %89.8'inin mesleğini icra ederken şiddete uğrama endişesi taşıdığı, %73.0'ının meslek hayatı boyunca en az bir defa şiddete maruz kaldığı, şiddete maruz kalan kişilerin ise %57.3'ünün şiddet sonrası bildirimde bulunmadığı gözlenmiştir. Yaş ve hizmet süresi ile duygusal tükenme, duyarsızlaşma ve kişisel başarısızlık arasında negatif yönde anlamlı bir korelasyon bulunmuştur. Meslek hayatı boyunca en az bir defa şiddete maruz kalan katılımcıların duygusal tükenme ve duyarsızlaşma puanlarının anlamlı şekilde daha yüksek olduğu bulunmuştur. Sonuç olarak; Elazığ il merkezinde hastane acillerinde görev yapan doktor ve hemşirelerin çoğunun şiddete maruz kaldığı, şiddete maruz kalmanın tükenmişlik durumunu etkilediği ayrıca hizmet süresi arttıkça şiddete maruz kalma durumu ve tükenmişliğin arttığı görülmüştür. Tükenmişliği azaltmak adına sağlık kurumlarında şiddeti azaltmaya yönelik uygulamalara gereksinim vardır.

Acil servis-hastaneAcil tıpDoktorlar+7
Hacer Koçoğlu
Fırat University
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Hatay ilinde 2009 yılında ikinci basamak sağlık kurumlarında tanısı konulan a grubu bildirimi zorunlu bulaşıcı hastalıkların bildirim durumunun ve bildirime etki eden faktörlerin değerlendirilmesi

Bulaşıcı hastalıkların sürveyansı; epidemiyolojik yöntem olup bulaşıcı hastalıkların önlen¬mesi ve kontrolü için, düzenli ve sü¬rekli veri toplan¬ması, verilerin ana¬lizi, yorumlanması ve bu bilgilerin ilgili birimlere dağıtıl¬masıdır.Surveyansın ilk basamağı verilerin toplanması olup, her ülkenin kendine özgü bildirim sistemi aracılığı ile yapılmaktadır.Araştırmamızın amacı ikinci basamak sağlık kurumlarında tanısı konulan bildirimi zorunlu bulaşıcı hastalıkların bildirimlerini değerlendirmek, bildirimler sırasında veri kayıplarının olduğu birimleri ve düzeylerini tespit etmek ve nedenlerini belirleyerek çözüm için önerilerde bulunmaktır.Araştırmanın birinci aşamasında Hatay'da 2009 yılında hastanelerde A grubu bildirimi zorunlu bulaşıcı hastalık tanısı konulan 3418 kişinin bildirim durumları kayıtlar üzerinden incelenmiştir. İkinci aşamasında ise hastanelerde çalışan hekimlerin bildirim sistemi konusunda bilgi ve tutumlarının belirlenmesi için 385 hekime anket uygulanmıştır. Hastane bildirim sorumluları ile bildirimler sırasında yaşanan sorunlar ve çözüm önerilerinin değerlendirilmesi için odak grup görüşmesi yapılmıştır.Çalışmamızda, hastanelerde bulaşıcı hastalık tanısı alan 3418 kişinin tüm hastalıklar üzerinden bildirimlerinin yetersiz olduğu ve bildirim sıklığı %15.4 (Olası/kesin için %14.0 kesin tanı için %63) saptanmıştır. En fazla bildirimin tüberküloz hastalığında olduğu belirlenmiştir(%41.8). Bildirim sisteminde, Form-014 hastanelerde tam doldurulmadığı saptanmıştır. Hastalık tanısı konulan kişilerin %82.9'unun bildirimlerinin zamanında yapıldığı belirlenmiştir.Veri kayıplarının en fazla hastanelerde olduğu gözlenmiştir. Kamu hastanelerinde tanısı konulan hastalıkların bildirimlerinin özel hastanelere göre daha yüksek olduğu belirlenmiş ve istatistiksel olarak anlamlılığı ortaya konulmuştur.Hekimlerin hastalıkların bildirimlerini yaptıklarını belirtme durumlarının ve bildirim sistemi konusundaki bilgi düzeylerinin bu konuda eğitim almaları ile ilişkili olduğu belirlenmiştir.Sağlık personelinin düzenli ve sürekli eğitiminin sağlanması ve insan faktörünü en düşük seviyede tutabilen bir yazılım programı geliştirilmesi bildirim sisteminde belirlenen bu veri kayıplarının engellenmesinde ki en büyük destek olarak düşünülmektedir.

Bulaşıcı hastalık kontrolüBulaşıcı hastalıklarHatay+1
Selmur Topal
Gazi University · Institute of Health Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Elazığ kent merkezi hastanelerinde çalışan hemşirelerin yaşam kalitesi ve etkileyen etmenlerin değerlendirilmesi

Bireylerin biyolojik yapıları, yaşam şekilleri, birbirleriyle ilişkileri, yaşadıkları çevrenin değerleri yaşam kalitesini ifade etmektedir. Yaşam kalitesi kavramını meydana getiren birçok unsur vardır. Sağlık, eğitim, sosyal bir birey olma, korunma, yeterli beslenme, çevre, fırsat ve cinsiyet eşitliği, saygınlık ve güvenlik yaşam kalitesini oluşturan bileşenler arasında yer almaktadır. Yaşam kalitesini meydana getiren her bir bileşenin anlamı bulunmakta olup, herhangi bir bileşenin eksikliği yaşam kalitesini olumsuz etkilemektedir. Kavramsal açıdan ele alındığı zaman yaşam kalitesi; tedavi etkilerinin değerlendirilmesinde ve sağlık durumunun tespit edilmesinde kullanılan bir ölçüttür. Buna ek olarak yaşam kalitesi yalnızca bireysel değil aynı zamanda toplumsal bir gayedir. Bu nedenle yaşam kalitesi, yalnızca bireyin kendi çabalarıyla gerçekleştirebileceği bir amaç olmanın dışında toplumsal çabayı ve kamu müdahalelerini gerekli kılan bir sosyal politika hedefi halini almıştır. Sağlık personeli normal çalışma mesai dışındaki saatlerde ve günlerde çalışmak durumunda kalmakta, hayati tehlikesi olan bireylerle çalışmakta, aile ve hastaların büyük beklentileri ile karşı karşıya gelmektedir. Yoğun stres altında çalışan sağlık personeli bu koşullar dolayısıyla ruhsal açıdan etkilenmekte ve bu durum yaşam kalitesine olumsuz yansıyabilmektedir. Bu kapsamda yapılan bu araştırmada, sağlık çalışanları içerisinde geniş bir kitleyi kapsayan hemşirelerin yaşam kalitelerinin çeşitli değişkenlere göre incelenmesi amaçlanmıştır. Gerekli izinler alındıktan sonra, araştırma Temmuz-Eylül 2014 tarihinde Elazığ kent merkezindeki hastanelerde çalışan hemşireler alınarak yapılmıştır. Yapılan çalışmada sosyo-demografik özellikleri tanımlayan sorular yanında SF-36 ölçeği kullanılmıştır. Araştırmaya katılan sağlık çalışanlarının, %68,6'sı kadın olup, %56,8'i evli, %38,7'si bekardır. Araştırma kapsamına alınan hemşirelerin %50,1'i lisans mezunudur. Araştırmadaki hemşirelerin %27,0 'ı kronik bir rahatsızlık olduğunu belirtmiştir. Aylık gelir düzeyine göre alt ölçek gruplarını karşılaştırdığımızda gelir durumu düştükçe bireylerin yaşamdan aldıkları algı oranıda düşmektedir. Çalışma süresine göre alt ölçek gruplarını karşılaştırdığımızda ise çalışma süresi artan hemşirelerde sağlık algısı düşmektedir. Çocuk sahibi olma durumuna göre alt ölçek gruplarını karşılaştırdığımızda ise çocuk sahibi olmayan katılımcıların sağlık algı skorları diğer kategorılerden daha yüksektir. Evlilik durumuna göre alt ölçek skorları karşılaştırdığımızda ise tüm alt ölçeklerde bekarların skorları, evlilerden anlamlı derecede daha yüksek çıkmıştır. En zayıf skorlama ise dullarda bulunmuştur. Tüm bunların sonucu olarak hemşirelerde yaşam kalitesini arttırabilmek için, hemşirelerin özlük haklarında düzeltilmeye gidilmeli, hemşirelerin nöbet sayıları, nöbet süreleri, vardiyalar vb. durumlar düzenlenirken uluslararası ve ulusal düzenlemeler incelenmeli, yeni bir düzenleme yapılmalı, bireylerin özel hayatına zaman ayırabilmesi sağlanmalıdır. Anahtar Kelimeler: Yaşam Kalitesi, Vardiyalı Çalışma, Hemşirelerde Vardiya sistemi

ElazığHastane hemşireleriHastaneler+5
Fulya Önal
Fırat University · Institute of Health Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Malatya ili akçadağ ilçesinde sağlık okuryazarlığı düzeyinin değerlendirilmesi

Sağlık okuryazarlığı, bireylerin, sağlık ile ilgili bilgilere ulaşmaya, bu bilgileri anlamaya, yorumlamaya ve uygulamaya yönelik bilgi, motivasyon ve yetenekleridir. Bu araştırmada 18 ve üzeri yaş grubundaki nüfusun sağlık okuryazarlığı düzeyinin ve sağlık okuryazarlığı düzeyini etkileyen faktörlerin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın saha çalışması, Mart-Temmuz 2016 tarihleri arasında, Malatya ilinin Akçadağ ilçe merkezi ve köylerinde gerçekleştirildi. Yedi aile hekimliği birimine kayıtlı olan nüfuslardan 18 yaş ve üzeri olan, erkek ve kadın toplam 16.325 kişi arasından, yetersiz sağlık okuryazarlığı ve sorunlu sağlık okuryazarlığı beklenen sıklığı %50 seçilip, %95 güven aralığı ve %5 hata payı ile örneklem büyüklüğü 375 hesaplandı. Araştırmada yüz yüze görüşme yapılarak, anket ile veri toplanıldı.Sosyodemografik anket formu, European Health Literacy Survey Questionnaire Türkçe versiyonu ve Newest Vital Sign ölçeğinin Türkçe versiyonu kullanıldı. Katılımcıların %50,7'si erkek, %78,4'ü evli ve %10,9'u 65 ve üzeri yaş grubundaydı. Grubun %7,2'sinin okuryazar olmadığı, %45,1'inin ev hanımı ve işsizlerden oluştuğu belirlendi. SOYA-AB genel sağlık okuryazarlığı indeksi puan ortalaması 27,5±7,41 tespit edilen grubun %77,6'sı yetersiz veya sorunlu sağlık okuryazarlığı kategorisinde bulunmaktaydı. Grubun EYYB ölçeği puan ortalaması 2,60±1,74 olarak tespit edildi. Sağlık okuryazarlığı indekslerinin birbirleriyle ve EYYB ölçeği ile korelasyonu bulunmaktaydı.Sağlık okuryazarlığı indekslerinde ve EYYB ölçeğinde erkeklerin puan ortalamaları kadınların ortalamalarından daha yüksekti.Eğitim düzeyi yükseldikçe EYYB ölçeğinin ve genel sağlık okuryazarlığı indeksinin puan ortalamaları artmaktaydı.Haneye giren toplam para miktarı arttıkça genel sağlık okuryazarlığı indeksine göre yeterli veya mükemmel sağlık okuryazarı, EYYB ölçeğine göre yeterli sağlık okuryazarı sıklığı artmaktaydı.Çalışma grubunun beden kitle indeksi değerleri ile EYYB ölçeği ve genel sağlık okuryazarlığı indeksi puanları arasında negatif bir korelasyon bulunmaktaydı. Toplum tarafından sık kullanılan alanlarda sağlık ile ilgili anlaşılır bilgilendirmelere yer verilmesi ve sağlık profesyonellerinin eğitimleri süresince hasta ile etkin iletişim tekniklerini öğrenerek, iletişim esnasında daha anlaşılabilir bir dil kullanmalarının, sağlık okuryazarlığı düzeyini yükseltme konusunda etkili olacağı düşünülmektedir.

Malatya-AkçadağSağlıkSağlık okuryazarlığı
Serdar Deniz
Fırat University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Fırat Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu öğrencilerinde internet bağımlılığı ve fiziksel aktivite düzeylerinin belirlenmesi

İnternet bağımlılığı ve fiziksel inaktivite sıklıkla görülen önemli bir halk sağlığı sorunudur. Bu araştırma, Elazığ Fırat Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu öğrencilerinin internet bağımlılık durumlarını, fiziksel aktivite düzeylerini ve bunlarla ilişkili faktörleri belirlemek amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı ve kesitsel tipte olan bu çalışma öğrencilerin (697 kişi) 638'ine ulaşılarak yapılmıştır. Araştırma kapsamına alınan kişilere; sosyo-demografik özellikler, internet kullanımı ve fiziksel aktivite alışkanlıkları ile ilgili olduğu düşünülen sorular, Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (IPAQ)(kısa form) ve Young İnternet Bağımlılığı Ölçeği'ni içeren anket direkt gözlem altında uygulanmıştır. Verilerin analizinde yüzde, ortalama, standart sapma, ki-kare, t testi, Spearman korelasyon analizi ve tek yönlü varyans analizi, post hoc Tukey HSD testi uygulanmıştır. Araştırma kapsamına alınanların %64.6'sı kadındır. Öğrencilerin yaş ortalamaları 20.43±2.49, Young İnternet Bağımlılığı Ölçeği puan ortalamaları 30.94±18.97 olarak bulunmuştur. Öğrencilerin %83.4'ü tanımlanan internet bağımlılık puanlarına göre semptom göstermeyenler, %15.2'si sınırlı semptom gösterenler ve %1.4'ü patolojik internet kullanıcısı olarak saptanmıştır. İnternet bağımlılığı ölçeği puan ortalamalarının erkek cinsiyette, ders başarı durumu kötü, anne-baba eğitim ve gelir düzeyi yüksek olanlarda, sigara, alkol kullananlarda, fazla kilolu-obezlerde ve kendine ait bilgisayara sahip olanlarda daha yüksek olduğu saptanmıştır (p<0.05). IPAQ puan ortalamaları 1697.77±1847.07 MET (Metabolik Eşdeğer) dk/hafta olup, IPAQ'a göre öğrencilerin %28.1'i inaktif, %56.3'ü minimal aktif, %15.7'si ise çok aktif fiziksel aktivite düzeyinde bulunmuştur. Erkeklerde, fazla kilolu ve obez olanlarda, sigara kullananlarda, ikinci sınıfta öğrenim görenlerde, düzenli spor yapan ve spor kulübü üyeliği olan öğrencilerde toplam IPAQ puan ortalamalarının daha yüksek olduğu bulunmuştur (p<0.05). Fiziksel aktivite düzeyi azaldıkça, öğrencilerin internet bağımlılığı ölçeği puan ortalamaları anlamlı olarak artmaktadır (p<0.05). Öğrencilerin fiziksel aktivite ve internet bağımlılık düzeyleri arasında negatif yönde, anlamlı fakat zayıf bir ilişki bulunmuştur (p<0.01). Sonuç olarak internet bağımlılığının fiziksel aktiviteyi olumsuz etkilediği görülmüştür. Üniversite öğrencilerinin internet bağımlılığının önlenmesi, fiziksel aktivite düzeylerinin arttırılmasına yönelik düzenlemeler yapılmalıdır. İnternet bağımlılığı ve fiziksel inaktivite ile ilişkili risk faktörleri değerlendirilerek, öğrencilere yönelik uygun koruyucu, tedavi edici ve rehabilitasyon hizmetleri düzenlenmelidir. Anahtar Kelimeler: Üniversite öğrencileri, internet bağımlılığı, fiziksel aktivite.

BağımlılıkElazığFiziksel aktivite+4
Ezgi Yaraşır
Fırat University · Institute of Health Sciences
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Bir tıp fakültesi uzmanlık öğrencilerinde uyku kalitesi ve etkileyen faktörlerin değerlendirilmesi

Yeterli, düzenli ve kaliteli uyku, sağlığın korunması ve geliştirilmesi için önerilen sağlıklı yaşam davranışları arasında yer almaktadır. Bu çalışma Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi uzmanlık öğrencilerinde uyku kalitesi ve etkileyen faktörlerin değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Kesitsel tipte olan bu araştırmanın evrenini Fırat Üniversitesi Hastanesi'nde uzmanlık eğitimi yapan 246 asistan hekim oluşturmuş, bunların 232'sine ulaşılmıştır (Cevaplılık oranı: % 94.3). Araştırmaya katılanlara içerisinde Pittsburg Uyku Kalitesi İndeksi'nin (PUKİ) de yer aldığı bir anket yüz yüze görüşülerek uygulanmıştır. Uzmanlık öğrencilerinin yaş ortalaması 29.12±3.30 yıl, %40.9'u kadın, %53.4'ü evli, %31.9'unun çocuğu olup, %64.2'si dahili tıp bilimlerinde görev yapmaktadır. Katılımcıların PUKİ puan ortalaması 8.35±2.90'dır. PUKİ kesme noktasına göre 5 puandan yüksek alanların, yani kötü uyku kalitesine sahip olanların oranı %87.9'dur. Cerrahi tıp bölümünde çalışanların, çalıştığı bölümde memnun değil/kısmen memnun olanların, bölümdeki öğretim üyeleri ve aynı bölüm uzmanlık öğrencileri ile ilişkisini kötü/orta olarak değerlendirenlerin, mesleklerinin özel hayatlarına etkisini kötü olarak bildirenlerin, sosyal yaşantısına zaman ayıramayanların, kendi sosyal yaşantısını kötü olarak değerlendirenlerin, nöbet tutanların, ayda dokuz ve üzerinde nöbet tutanların, genel sağlık durumunu kötü/orta olarak değerlendirenlerin, ortalama uyku süresi 6 saat ve altında olanların, uyku sorunu olanların, gündüz uyuklama sorunu olanların, düzenli beslenemeyenlerin, günde 7 bardak ve üzerinde kafeinli içecek tüketenlerin, dinlenme için özel bir zaman ayıramayanların, şişman/obez olanların kötü uyku kalitesine sahip olma oranları yüksek bulunmuştur (p<0.05). Sonuç olarak uzmanlık öğrencilerinin uyku kalitesi kötü olarak değerlendirilmiştir. Uyku kalitesini kötüleştiren durumlar ile ilgili iyileştirmeye yönelik çalışmalarının yapılmasının çözüm açısından uygun olacağı düşünülmüştür. Anahtar kelimeler: Uzmanlık öğrencileri, uyku kalitesi, Pittsburg Uyku Kalitesi İndeksi.

DoktorlarTıp eğitimiUyku kalitesi+2
Funda Çalışkan Kaya
Fırat University
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Elazığ kent merkezinde erişkin kadınların kilo sorunu ve zayıflama davranışlarının irdelenmesi

Şişmanlık Türkiye'de ve Dünya'da prevalansı giderek artan önemli bir halk sağlığı sorunudur. Bu araştırma, Elazığ kent merkezinde yaşayan erişkin kadınların kilo sorunu, zayıflama davranışlarının irdelenmesi ve bu davranışları etkileyecek faktörlerin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı ve kesitsel tipte olan bu çalışma, araştırma kapsamına alınan erişkin kadınların (322 kişi) 315'ine ulaşılarak yapılmıştır. Kadınlara; sosyo-demografik özellikler, kilo sorunu ve zayıflama davranışını irdelemeye yönelik soruları içeren anket yüz yüze görüşme yöntemiyle uygulanmıştır. Boy ve kilo ölçümleri araştırmacı tarafından yapılmıştır. Veriler istatistik paket programı SPSS 22.0'a kaydedilerek, hata kontrolleri, tablolar ve istatistik analizlerde bu program kullanılmıştır. Araştırma kapsamına alınan kadınların yaş ortalaması 41.0±13.8'dir (min:19, max:73 yaş). Kadınların ortalama kiloları 67.33±12.60 kg, boyları 163.57±6.44 cm ve BKİ'leri 26.96±3.74'tür. 45-59 yaş BKİ ortalamasının en yüksek olduğu gruptur. Fazla kilolu ve şişman olanların oranı %54.6'dır. Kadınların %56.8'i hayatının herhangi bir döneminde zayıflama yöntemi kullandığını bildirmiştir. En çok kullanılan yöntemin daha az yeme/kalori hesabı (%46.9) olduğu, %65.4'ünün kullandığı yöntemi bıraktıktan sonra kilo aldığı saptanmıştır. 45-59 yaş grubu kadınlarda, sosyo-ekonomik düzeyini kötü algılayanlarda, düzenli beslenmeyenlerde kilo sorunu yaşama daha fazla görülürken; 30-44 yaş arası kadınlarda, evli olanlarda, çalışanlarda, aylık gelir düzeyi yüksek olanlarda, kilo sorunu yaşayanlarda zayıflama yöntemi kullanma durumu anlamlı olarak daha fazla bulunmuştur (p<0.05). Sonuç olarak kadınlarda kilo sorununun varlığı ve kadınların yarıdan fazlasının zayıflama davranışında bulunduğu, ancak profesyonel yardım almak yerine yanlış zayıflama yöntemlerinin denenebildiği görülmüştür. Erişkin kadınlarda kilo sorunun önlenmesi, sağlıklı ve etkin zayıflama davranışlarının geliştirilmesine yönelik düzenlemeler yapılmalıdır. Kilo sorunu ve zayıflama davranışları ile ilişkili risk faktörleri değerlendirilerek koruyucu ve tedavi edici hizmetler uygulanmalıdır.

DavranışElazığKadınlar+3
Seda Özbey
Fırat University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Bir sağlık meslek yüksekokulundaki öğrencilerde duygusal iştah ile obezite arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Sağlıklı, yeterli düzeyde dengeli beslenme; dokuların onarılması ve çalışmasını sürdürebilmesi ve vücudun büyümesi, için gerekli olan bütün besinler için gerekli yapı taşlarının yeterli ve gerekli oranda alınabilmesi ve gerektiğinde vücutta uygun kullanılmasıdır. Bu çalışma; 19-50 yaşlarındaki erişkin kişilerin pozitif ve negatif duygu durumlarındaki duygusal iştahlarının obezite ile bağlantısının açıklanması amacıyla yapılmıştır. Kesitsel/tanımlayıcı tipte olan bu çalışmada örneklem seçilmeden evrenin tümüne (N=1030) ulaşılması hedeflenmiş olup 815'ine ulaşılmıştır (Cevaplılık oranı %79,1 olarak bulunmuştur). Katılımcılara uygulanan anket formu bireylere ait genel bilgiler, sağlık bilgileri, beslenme alışkanlıkları, antropometrik ölçümler, üç faktörlü beslenme ölçeği, duygusal iştah ölçeği ve yeme davranış testi (EAT-26) olmak üzere yedi bölümden oluşmaktadır. Boy ve kilo ölçümleri araştırmacı tarafından literatüre uygun olarak yapılmıştır. Veriler istatistik paket programı SPSS 22.0'a kaydedilerek, hata kontrolleri, tablolar ve istatistik analizlerde bu program kullanılmıştır. Çalışmaya katılan öğrencilerin %71,9'u kadın olup yaş ortancası 20,0 (19,0-20,0) olarak bulunmuştur. Öğrencilerin %35,1'i düzenli fiziksel aktivite yapmakta olup, %8,5'i ise son üç ay içerisinde vitamin-mineral desteği almıştır. Öğrencilerin %97,9'u ev dışında yemek yemektedir. Öğrencilerin üç faktörlü beslenme ölçeğinden aldıkları toplam skorun ortancası 37,0 (33,0-42,0) olarak bulunmuştur. Erkek öğrencilerin üç faktörlü beslenme ölçeği toplam puanı, emosyonel yeme puanı ve kısıtlayıcı yeme puanı kadın öğrencilerden anlamlı derecede düşükdü(p<0,05). Fiziksel aktivite yapanların emosyonel yeme puanları yapmayanlardan anlamlı derecede düşük saptanmıştır (p<0,05). Öğrencilerin vücut kitle indeksleri ile toplam puan ve kısıtlayıcı yeme puanı arasında anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0,05). Öğrencilerin toplam duygusal iştah ölçeği ortancası 94,0 (78,0-110,0) olarak hesaplanmıştır. Erkek öğrencilerin toplam negatif puanı kadın öğrencilerin puanından, kronik hastalığı olanların toplam negatif puanı olmayanların puanından, ana öğün atlamayan öğrencilerin ana öğün atlayan öğrencilerin puanından anlamlı derecede yüksek olduğu görülmüştür (p<0,05). Erkeklerin normal yeme davranışı oranı kadınlarınkinden, ana öğün atlamayanların atlayanlardan anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p<0,05). Vücut kitle indeksi ile yeme davranışı arasında anlamlı derecede ilişki saptanmıştır (p<0,05). Araştırma kapsamındakiöğrencilerin yarısından azı düzenli fiziksel aktivite yapmaktadır ve neredeyse tamamı ev dışında yemek yemektedir. Fiziksel aktivitenin emosyonel yeme üzerinde etkisi bulunmuştur. Bu anlamda öğrencilere fiziksel aktivite yapmanın sağlıklı ve düzenli beslenme ve dolayısı ile sağlıklı bir yaşam için önemli olduğu anlatılması faydalı olabilir. Anahtar Kelimeler: Sağlık meslek yüksekokulu, duygusal iştah, obezite, beslenme.

BeslenmeBeslenme alışkanlıklarıBeslenme bozuklukları+5
Zehra Betül Erman
Fırat University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlıklı hayat merkezine başvuran yetişkin obezite hastalarının tamamlayıcı ve alternatif tıp kullanım durumlarının değerlendirilmesi

Obezite tüm Dünya'da yaygınlığı artan önemli bir halk sağlığı sorunudur. Obezite hastaları zayıflamak amacıyla kanıtlanmış tedavi yöntemlerinin yanı sıra hızlı ve daha az zahmetli kilo kaybı sağlamak amacıyla Tamamlayıcı ve Alternatif Tıp (TAT) yöntemlerine yönelmektedirler. Bu araştırma Elazığ Şehit Mehmet Aygün Sağlıklı Hayat Merkezi Sağlıklı Beslenme Danışmanlığı'na başvuran obezite hastalarının TAT kullanma durumlarının değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır Tanımlayıcı ve kesitsel olan bu çalışma, Sağlıklı Hayat Merkezi'ne başvuran 300 obezite hastasının katılımıyla yapılmıştır. Katılımcılara demografik, sosyal ve sağlık bilgileri ile Tamamlayıcı ve Alternatif Tıp kullanım durumlarını değerlendiren literatür kaynaklı hazırlanmış anket yüz yüze görüşme yöntemiyle yapılmıştır. Veriler istatistik paket programına kaydedilerek, hata kontrolleri, tablolar ve istatistik analizleri yapılmıştır.. Araştırma kapsamına alınan kişilerin %95'i kadın, %5'i erkek olup, BKİ ortalamaları 35.56±4.45 kg/m2'dir. Katılımcıları obezite ile ilgili TAT yöntemi kullanma oranı %63.7 iken kullanılan yöntemler bitkisel tedavi ve akupunkturdur. Bitkisel ürün kullananların en sık kullandığı ürün yeşil çaydır (%80.6). TAT yöntemi kullananların %56.9'u aile, akraba, komşu önerisi ile kullanmış olup, %60.7'si kullandığı yöntemden fayda gördüğünü, %87.4'ü yan etki görmediğini belirtmiştir. TAT kullanımı erkeklerde, ilkokul ve altı eğitim düzeyinde, alt gelir grubunda ve fiziksel aktivite yapmayanlarda anlamlı olarak daha düşük bulunmuştur (p<0.05). Sonuç olarak obezite hastalarında obezite ile ilgili TAT yöntemi kullanımının yaygın olduğu, ancak kişilerin bu konu ile ilgili bilgi düzeylerinin düşük olduğu görülmüştür. Obez kişilerin obezite tedavisi ve TAT kullanımı konusunda bilinçlenmesini sağlamak amacıyla multidisipliner çalışmalar yapılmalıdır.

ObeziteTamamlayıcı tedavilerTıp-geleneksel+1
Berivan Küçük
Fırat University · Institute of Health Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Bir ilçede aile hekimliği bilgi sistemine göre esansiyel hipertansiyona yönelik tedavi uygulamaları ve tedavi maliyeti

Bu araştırma, AHBS?ne göre İzmir İli Çiğli İlçesinde 01 Temmuz 2008-30 Haziran 2009 tarihleri arasında AH?liği Polikliniğine başvuran 18 yaş ve üstü nüfusta EHT tanısı almış hastaların elektronik reçete kayıtları incelenerek; tedavi (reçete) maliyetlerini, ko-morbiditelerini (Diyabet, KİKH, Lipidemi, SVH), sosyal güvence durumlarını, yıllık ortalama başvuru sayıları ve mevcut veri ile EHT prevalansının ve insidansının belirlenebilirliğini değerlendirmeyi amaçlayan Tanımlayıcı Kesitsel Tip bir araştırmadır.İncelemeye alınan toplam 104.546 kişiden 22.491?inin (%21.5) EHT tanısı aldığı, bu hastaların % 20.4?ü erkekler, %22.2?sini kadınların oluşturduğu; hastaların %13.7?sinin araştırma başladığında EHT tanısı almış oldukları; EHT tanısı alan hastaların %92.3?nün sosyal güvenceye sahip olduğu; tanı alan kişilerin bir yılda toplamda ortalama 6,12 ± 5,75 kez aile hekimlerine başvurdukları; 7.786 erkeğin %42.9?unun, 14.705 kadının %39.4?ünün ek hastalık tanısı aldığı; DM(TİP2)?nin her iki cinste de en fazla sıklıkla konulan ek tanı olduğu; bir yılda EHT?lu hastalara toplam 1.523.071 TL?lik ilaç yazıldığı, kişi başı ortalama kutu maliyetinin 72,6 TL olduğu, ARB+Diüretikler %32.4 (493.481 TL) ile en sık yazılan ilaç grubu olduğu saptanmıştır.AH?lerinin pratiğinin ciddi bir kısmını oluşturan EHT?nun etiyolojisinde yer alan risk etkenlerinin belirlenebilmesi için süreç yönetiminde önemli bir yere sahip olan Aile Hekimliği Bilgi Sisteminde; hastanın kişisel özellikleriyle birlikte bel çevresi ve BKİ gibi bilgilerinin, hastaya EHT tanısı konulduğunda ek bir hastalığının bulunup bulunmadığı bilgisinin, ilaçlı veya ilaçsız tedavinin izlenebilmesi açısından kan basıncı ölçüm değerlerinin, prevalans/insidans çalışmalarının etkin bir biçimde yapılabilmesi açısından yeni hasta/kontrol hastası bilgilerinin yer almasının 169ve maliyet çalışmalarının detaylı bir biçimde yapılabilmesi için de bu sistemin altyapısının güçlendirilmesinin önemli olduğu belirlenmiştir.Anahtar Sözcükler: Hipertansiyon, Ko-morbidite, İlaçlar, Maliyet

HipertansiyonKomorbiditeMaliyet+1
Ayşe Esra Tiryakioğlu
Gazi University · Institute of Health Sciences
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Elazığ il merkezinde beslenme okuryazarlığı düzeyinin ve etkileyen faktörlerin belirlenmesi

Bu araştırmada Elazığ il merkezinde erişkinlerde beslenme okuryazarlığı (BOY) düzeyi ve etkileyen faktörlerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Kesitsel/Tanımlayıcı tipte olup araştırmanın evrenini Elazığ il merkezi aile sağlığı Merkezlerine kayıtlı 20-64 yaş arası erkek ve kadın nüfus oluşturmaktadır. Araştırmada minimum örnek büyüklüğüne ulaşmak için beklenen sıklık %50 seçilerek, %95 güven aralığı ve %4 hata payı ile Epi Info programında örneklem 599 kişi olarak hesaplanmıştır. Araştırmanın verileri, tanımlayıcı özellikler ve yetişkinlerde beslenme okuryazarlığı değerlendirme aracı anket formunu içeren veri toplama aracı ile Ekim-Aralık 2018 tarihlerinde gözlem altında toplanmıştır. Elde edilen veriler; ortalamalar, yüzdeler, ki-kare testi ve lojistik regresyon analizi ile değerlendirilmiştir. Araştırma katılan bireylerin yaş ortalaması 35.48±11.8, %53.3'ü erkek olup %52.9'u yeterli beslenme okuryazarlığı düzeyine sahiptir. Bireylerin %53.4'ünün genel beslenme bilgisi, %23.9'unun okuduğunu anlama ve yorumlama, %22.7'sinin besin grupları, %93.8'inin porsiyon miktarları ve %87.5'inin gıda etiketi okuma ve temel matematik BOY alt boyutlarına ilişkin düzeyleri ''yetersiz'' bulunmuştur. Beslenme okuryazarlığı ile BOY'u etkileyen bazı faktörlerin arasındaki ilişkinin incelendiği lojistik regresyon modelinde eğitim durumunun yükselmesi, gelir düzeyi artması ve genel sağlık durum algısının iyi ve üzeri olması beslenme okuryazarlığı düzeyini olumlu etkilediği bulunmuştur. Sonuç olarak; Elazığ il merkezinde araştırma kapsamına alınan kişilerin yarsından fazlasının beslenme okuryazarlığı düzeyi yeterli olup BOY'un yaş, cinsiyet, medeni durum, çocuk sahibi olma durumu, diyetisyene başvuru durumu ve hastalık durumu gibi faktörlerden etkilenmediği bulunmuştur. Dünyada ve ülkemizde yeteri kadar çalışma bulunmadığından beslenme okuryazarlığı ile BOY'u etkileyen faktörleri değerlendirebilmek için daha fazla çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Yetişkin, beslenme okuryazarlığı, etkileyen faktörler

BeslenmeBeslenme okuryazarlığıElazığ+1
Mehmet Akif Açıkkapu
Fırat University
2020
00
Master'sOpen AccessEN

Status of cigarettes smoking and alcoholconsumption among foreign students,studying in firat university

Cigarette smoking and alcohol consumption are the most common serious social practices which have profound health effect. This research was aimed to determine the status of cigarettes smoking, alcohol consumption and related factors among foreign student study at Firat University. The universe of this cross-sectional study was composed of all foreign students studying at Fırat University, and 337 students selected from this universe. The data of the research; A questionnaire including socio-demographic characteristics, questions about smoking and alcohol use and Fagerström nicotine addiction test was used. The data obtained were recorded in the SPSS package program and percent, average, Chi-square and Fisher's Exact Test were used for statistical analysis. 82.8% of the students included in the study are male and their average age is 23.61 ± 4.68 years. 36.5% of students have tried smoking at least once, while 31.8% still smoke. 13.4% of the students participating in the research use alcohol. As the educational status of students increases, smoking rate decreases (p <0.05). While the rate of smoking increased significantly in alcohol users and hookah smokers (p <0.05), there was no significant relationship between age, gender, department and smoking (p> 0.05). As the age progresses and the level of education increases, the alcohol drinking rate decreases (p <0.05). No significant relationship was found between students and their alcohol use status by gender and country (p> 0.05). Alcohol drinking rate is low in Muslim students (p <0.05), from this result, the rate of smoking and alcohol use is high among foreign students at Firat University. It may be suggested; to conduct trainings on this subject, the cost-effective reducing rate involve the participation of families, teachers and other stakeholders to deliver health education about the health risks associated with smoking and alcohol consumption, restrict the accessibility and advertising. Potential interventions could include campus-wide smoking and drinking bans, increased social/sports entertainment, are highly recommended.

AlcoholismElazığSmoking+1
Bukharı Abubakar Adam
Fırat University · Institute of Health Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye' de 2007-2009 yılları arasındaki anne ölümlerinin önlenebilirliğini etkileyen risk faktörleri

Çok boyutlu bir kalkınma göstergesi olarak anne ölüm düzeyi, üreme sağlığı hizmetlerinin yürütülmesi ve kalite seviyesi ile yakından ilişkilidir. Birçok çalışma gebelik süresince, doğum sırasında ve sonrasında meydana gelen ölümlerin büyük bir bölümünün önlenebilir olduğunu göstermektedir.Çalışmamızın amacı; üç yıllık süreçte tespit edilen anne ölümlerinin önlenebilirlik durumlarını değerlendirmek ve etkileyen risk faktörlerini incelemektir.Anne ölümlerinin önlenebilirliğini etkileyen faktörleri incelediğimiz, 2007-2008-2009 yıllarında Sağlık Bakanlığı' na bildirimi yapılan 780 anne ölümünün analizini kapsayan çalışmamız kesitsel tiptedir.Çalışma sonucunda görülmüştür ki; anne ölümleri %30.5 yüzde ile en çok 35 yaş ve üstü yaş grubunda gerçekleşmektedir. 15-19 yaş adolesan grupta anne ölüm oranı, yıllar içinde adolesan doğurganlık hızının azalması ile bağlantılı olarak azalmıştır. Buna rağmen halen ülkemizde adolesan doğurganlık hızı yüksektir. 35 ve üzeri yaş grubuna ait gebelikler ile 19 yaş altı gebelikleri önleme çalışmalarımızı güçlendirmemiz gerekmektedir.Kaybettiğimiz dört anneden birinin ilk gebeliği, üç anneden birinin ilk doğumudur. Bu durumda gebelik sayısı dört ve üzeri olan, hiç doğum yapmamış ama kötü gebelik öyküleri olan riskli gebeler ile doğum yapmışancak yaşayan çocuğu olmayan riskli gebeler bizim için doğum öncesi bakım hizmetlerinde en ayrıcalıklı grubu oluşturmalıdır.Çalışmamızda doğumu gerçekleşenler içinde sezaryen ile doğum yapanların oranı %61.7' dir. Çalışmamızda, normal vajinal doğum ile doğumu gerçekleşmiş annelerin ölümleri daha önlenebilir çıkmıştır. Bu durum, doğru zamanda doğru endikasyonla sezaryen yapılmasının detaylı gözden geçirilmesini gerektirir.Ölen annelerin %71' i bir veya birin üzerinde risk taşımaktadır. Üç yıllık süreçte meydana gelen ölümlerin %46' sında gecikme yaşanmıştır ve bu ölümler önlenebilirdir. Ölümün doğrudan anne ölümü olması nerede ise 2 kat, evde ve sevk sırasında ölümün gerçekleşmesi 3.1 kat, annenin doğum öncesi bakım almamış olması 2.2 kat, bir ve üzeri sayıda risk taşıması 1.9 kat önlenebilirliği arttırmaktadır.Ülkemizde son otuz yıldır artan aile planlaması çalışmaları, yürütülen Güvenli Annelik Programlar' ı, 2002 yılından bu yana kararlılıkla gerçekleştirilen Sağlıkta Dönüşüm Programı kapsamındaki ana-çocuk sağlığı çalışmaları ana-çocuk sağlığı göstergelerinde son onbeş yılda ciddi iyileşmeye neden olmuştur. Sağlıkta Dönüşüm Programı kapsamında tüm ülkede uygulanmaya başlayan birinci basamakta aile hekimliği uygulamasının aile planlaması ve ana-çocuk sağlığı hizmetlerinde fırsat olduğu düşünülerek, malzeme lojistiği ve hizmet planlamasının çok iyi yapılması gerekmektedir.Anne ölümünün meydana geldiği süreçte, tüm gecikme modellerinin yaşanmasını engellemek için yapılacaklar, diğer ülke modellerinde de görüldüğü gibi aslında çok nettir. Kadınların hem temel okul eğitimleri hem de üreme çağı süresince verilen sağlık eğitimlerinin özellikle riskli gruplar için güçlendirilmesi, riskli gebeliklerin engellenmesi, evde doğumun tamamen engellenmesi gerekmektedir. Sağlık personelinin mesleki lisans eğitimleri, uzmanlık eğitimleri ve göreve başladıktan sonraki hizmet içi eğitimleri sırasındaki müfredatlarının hem acil obstetrik hastaya yaklaşım açısından hem de pratik uygulamalar açısından güçlendirilmelidir. Yine şu anda planlama çalışmaları devam eden perinatal merkezlerin, riskli ve gereksiz sevklerin önlenmesi için son derece dikkatli bir şekilde düzenlenmesi, anne ölümlerinin önlenebilirliğinde gündemdeki en kritik noktayı oluşturmalıdır.

AnnelerMortaliteRisk faktörleri+2
Sibel Bilgin
Gazi University · Institute of Health Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Ankara'nın iki ilçseinde eğitim gören ilköğretim öğrencilerinin beslenme, büyüme ve gelişmelerinin değerlendirilmesi

Okula başlayan çocukların sosyal yaşamları ve buna bağlı olarak beslenme alışkanlıkları değişmektedir. Özellikle büyük şehirlerde zamanının çoğunu ev dışında geçirmek zorunda olan çocuklar; dengesiz beslenmekte ve buna bağlı sağlık sorunları yaşamakta, okul başarıları da etkilenmektedir. Bu çalışma Ankara İli Etimesgut ve Çankaya İlçeleri'ndeki farklı sosyoekonomik düzeydeki iki ilköğretim okulu öğrencilerinin beslenme, büyüme-gelişme, okul başarı durumlarının belirlenmesi; sağlığın korunması ve geliştirilmesinde önemli payı olan fiziksel aktivite davranışlarının değerlendirilmesi amacıyla Aralık 2009-Şubat 2011 tarihleri arasında gerçekleştirilen tanımlayıcı tipte bir çalışmadır.Öğrenciler ve aileleriyle ilgili tanımlayıcı bilgileri, aktivite ve beslenme özelliklerini içeren anket formu velilere, başarı durumlarını içeren anket formu sınıf öğretmenlerine dağıtıldı. Toplam 317 öğrencinin boy ve kiloları ölçülerek Beden Kitle İndeksleri hesaplandı. Cinsiyet ve yaşa göre kilo ve boy değerlendirmesi Olcay Neyzi'nin hazırlamış olduğu Türk çocuklarına ait persentil eğrilerine göre yapıldı.Çalışmamızda spor, fiziksel aktivite yapma oranları orta düzeyde ve TV/Bilgisayar başında geçirilen zaman, fast-food tüketim alışkanlığı yüksek olup okullar arasındaki fark anlamlı bulundu.Sonuç olarak çocuklar okullarda yeterli ve dengeli beslenme konusunda bilinçlendirilmeli, TV/ Bilgisayar başında geçirilen zaman açısından aileler tarafından denetlenmeli ve fiziksel aktivite konusunda desteklenmelidir. Genel olarak da tüm toplum okul çağında beslenmenin önemi konusunda aydınlatılmalıdır.

AnkaraBeslenmeBüyüme+3
Zuhal Safiye Yılmaztürk
Gazi University · Institute of Health Sciences
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Elazığ İl merkezinde bulunan aile sağlığı merkezlerinde görev yapan sağlık çalışanlarının anksiyete düzeyleri

Anksiyete, nedeni bilinmeyen, içten gelen, belirsiz, korku, kaygı, sıkıntı, kötü bir şey olacakmış endişesi ile yaşanan, somatik belirtilerin eşlik ettiği bir bunaltı duygusudur. Bu çalışma Elazığ il merkezinde bulunan Aile Sağlığı Merkezlerinde görev yapan sağlık çalışanlarının anksiyete düzeyleri ve etkileyen faktörlerin değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Kesitsel tipte olan bu araştırmanın evrenini Elazığ il merkezinde bulunan Aile Sağlığı Merkezlerinde görev yapan 245 sağlık çalışanı oluşturmuş, bunların 225'ine (112 aile hekimi, 113 aile sağlığı elemanı) ulaşılmıştır (Cevaplılık oranı: %91.8). Araştırmaya katılanlara içerisinde Beck Anksiyete Ölçeği'nin (BAÖ) de yer aldığı bir anket yüz yüze görüşülerek uygulanmıştır. Katılımcıların yaş ortalaması 37.84±7.81 yıl, %66.7'si kadın, %84.9'u evli, %80.4'ünün çocuğu olup, %88.5'inin eşi çalışmaktadır. Katılımcıların BAÖ puan ortalaması 9.11±8.71'dir. Kadınların erkeklere, mesleğe bakışı olumsuz/kısmen olumlu olanların olumlulara, meslekten ve çalışma ortamından memnun olmayanların olanlara, sağlık durumunu kötü/orta olarak değerlendirenlerin iyi olanlara, şiddete maruz kalanlar ile şiddete uğrama ve şikayet edilme endişesi taşıyanların böyle bir durum yaşamayanlara, uyku sorunu, kronik fiziksel ve ruhsal hastalığı olanların olmayanlara, tükenmişlik yaşayanların diğerlerine göre anksiyete düzeyleri daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Yaş, medeni durum, çalışma statüsü, gelir durumu, evde yaşayan kişi sayısı, meslekte hizmet süresi, sosyoekonomik düzey algısı, kişilik yapısı, sosyal destek alma durumu, sigara/alkol kullanımı, düzenli egzersiz yapma ve son bir yıl içerisinde birinci derece yakınını kaybetme durumları ile anksiyete düzeyleri arasında ilişki saptanmamıştır (p>0.05) Sonuç olarak, Aile Sağlığı Merkezi (ASM) çalışanlarında anksiyete düzeyleri düşük olarak değerlendirilmiştir. Ancak, ansiyeteyi artırıcı faktörler ile ilgili iyileştirmeye yönelik çalışmaların yapılmasının bu düzeyi yükseltmeme ve çözüm açısından uygun olacağı düşünülmüştür. Anahtar kelimeler: Aile Sağlığı Merkezi, anksiyete, Beck Anksiyete Ölçeği

AnksiyeteBeck Depresyon ÖlçeğiDoktorlar+6
Sibel Karaaslan
Fırat University
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

Ankara ilinde yapılan yuvalanmış vaka kontrol çalışmasında 2009 yılında konjenital hipotiroidi tanısı alan yenidoğanlarda risk faktörleri ve tarama testinin değerlendirilmesi

Konjenital hipotiroidi (KH) tüm dünyada yenidoğan döneminde en sık karşılaşılan önlenebilir bir endokrinolojik hastalıktır ve bu nedenle önemli bir halk sağlığı sorunu olmaya devam etmektedir.Araştırmamızın amacı KH oluşturabilecek risk faktörlerini değerlendirmek ve kullanılan kesme noktasının ülkemizde uygulanan tarama programı için uygunluğunu belirlemektir.KH risk faktörlerini incelemek için, Ankara ilinde 2009 yılı içerisinde Ulusal Yenidoğan Tarama Programı (YTP) kapsamında topuk kanı alınan bebeklerden; KH tanısı almış 84 bebek ile KH tanısı almayan ve kontrol grubunu oluşturan 188 bebeğin annelerine anket uygulanarak yuvalandırılmış vaka-kontrol çalışması yapılmıştır. Ankette yer alan değişkenlerden anneye ait olanlar; anne yaşı, eğitim durumu, anne-baba arasında akrabalık, annenin gebelik süresince sigara, alkol kullanımı, radyasyona maruziyeti, paritesi, annenin daha önceki gebeliklerinde düşük ve ölü doğum öyküsüdür. Bebekle ilgili değişkenler ise bebeğin doğum kilosu, tekil/çoğul gebelik olması, gestasyonel yaş, doğum şeklidir. Ayrıca aile bireylerinde tiroid hastalığı varlığı (guatr, hipotiroidi) da diğer değişkenleri oluşturmuştur.Bebeğin aile özellikleri incelendiğinde anne-baba arasında akrabalık olması, annenin bu gebeliği sırasında düşük tehdidi öyküsü, ailedeki kişilerde tiroid hastalığı varlığı ve KH olması ile bebeğin KH tanısı alması arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmuştur.Araştırmamızın çıkış noktasını oluşturan ikinci unsur tarama testinin gücü ile ilgilidir. Ülkemizde tarama laboratuarlarında KH için kullanılan testin ?2-6 günler arası? alınan topuk kanı değerleri analiz edildiğinde kesme nokta değeri 15.05 mlU/L alındığı takdirde duyarlılık %77.1 ve seçicilik %97.3 olarak bulunmuştur. Bu da YTP'nda ?15 mlU/L? olarak belirlenen kesme noktasının ülkemiz için uygunluğunu desteklemektedir.Bu araştırma sonucunda belirlenen KH'e ait riskler ve tarama testinin kesme noktasının 15.05 mlU/L bulunması ülkemizdeki YTP için sağlık politikalarının belirlenmesinde son derece önem taşımaktadır.

AnkaraBebek-yenidoğmuşHipertiroidizm+3
Hülya Şirin
Gazi University · Institute of Health Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Diyarbakır ilinde eczacılar arasında sigara kullanım sıklığı ve etkileyen faktörler

Sigara kullanımı, madde bağımlılığı olarak kabul edilen bir hastalık olup, tüm dünyada mortalite ve morbiditenin en önemli nedenlerinden biridir. Eczacılar topluma rol model olması gereken sağlık çalışanlarıdır. Bu çalışmada Diyarbakır ilinde görev yapan eczacıların sigara kullanım sıklığını ve etkileyen faktörleri belirlemek amaçlanmıştır. Kesitsel tipte olan bu araştırma; Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi sınırları dahilinde ve nüfus olarak diğer üç büyük ilçesinde görev yapan toplam 321 eczacıdan örneklem seçilmeden 304'üne ulaşılarak yapılmıştır. Veriler literatür kaynaklı olarak hazırlanan anketin uygulanması sonucu toplanmış, verilerin değerlendirilmesinde yüzde, ortalama, X2 (ki-kare) ve Fisher's Exact testi kullanılmıştır. Araştırma kapsamındaki eczacıların %70.1'i erkek olup, yaş ortalaması 38.21±12.64 yıl, aile gelir ortalaması 6280.20±2922.02 TL, %85.5'i serbest eczacı olarak çalışmaktadır. Eczacılar arasında sigara kullanım sıklığı %35.9'dur. Halen sigara içenlerin paket/yıl ortalaması 15.73±18.36 yıl, Fageström Nikotin Bağımlılık Testine göre bağımlılık ortalama puanı 3.45±2.88 olarak bulunmuş, %60.6'sının çok az/az bağımlılık düzeyinde olduğu saptanmıştır. Kullananların %19.3'ü sigarayı bırakma hazırlığındadır. Erkeklerde sigara içme sıklığı (%41.8), kadınlardan (%22.0) fazladır. Eczacıların mesleğinden memnun olmaması, hobi/sanat varlığının olması, düzenli beslenme alışkanlığına sahip olmaması, sağlık durumunu iyi olarak algılamaması, ailesinde ve yakın çevresinde sigara içen kişinin varlığı sigara içme oranlarını yükseltmektedir. İçenlerde herhangi bir sağlık problemi yaşama oranları daha yüksektir (p<0.05). Eczacıların yaş grupları, medeni durum, eğitim, gelir durumları, aile tipi, ailede çocuk varlığı, çalışma süreleri, kişilik yapıları ile sigara kullanımları arasında ilişki saptanmamıştır (p>0.05). Sonuç olarak; Diyarbakır ilinde eczacıların sigara kullanım sıklığı yüksek, bağımlılık düzeyleri ise düşük bulunmuştur. Sonucun sigara içme oranlarını artıran faktörler ile birlikte irdelenerek eczacılarda sigara içme sıklığının düşürülmesi için müdahaleler planlanmalıdır. Anahtar Kelimeler: Eczacı, Sigara, Sigara Kullanım Sıklığı, Bağımlılık.

BağımlılıkDiyarbakırEczacılar+2
Süleyman Bozkuş
Fırat University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Elazığ Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde çalışan sağlık personelinde bel ağrısı ve bel ağrısını etkileyen faktörler

Sağlık hizmet alanında, özellikle de hastanelerde, çalışma ortamı iş sağlığı ve güvenliği bakımından önemli riskler taşımaktadır. İşyeri kaynaklı kas-iskelet sistemi hastalıkları, çok görülen sağlık problemlerindendir. Bel ağrısı, kas-iskelet sistemi hastalıkları içinde en sık görülen hastalıktır. Bu çalışma, sağlık çalışanlarında bel ağrısı görülme sıklığı ve bel ağrısını etkileyen faktörlerin incelenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırmanın evrenini Elazığ ili sınırları içindeki Elazığ Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde çalışan sağlık personeli oluşturmuştur. Bu kapsamda Elazığ Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde görev alan sağlık personeli sayısı; 207 doktor, 368 hemşire, 166 ebe ve 283 diğer sağlık personeli olmak üzere toplamda 1024'dür. Araştırmanın kapsamında herhangi bir örneklem seçilmemiştir. Anketler araştırma kapsamına alınan kişiler ile yüz yüze görüşme yöntemi ile katılımcılar tarafından doldurulmuştur. Cevaplılık oranı %48,8 olmuştur. Veri toplama aracı olarak sağlık çalışanlarının sosyo-demografik özelliklerine ilişkin soru formu ve Oswestry Bel Ağrısı ölçeği kullanılmıştır. Ayrıca araştırmada, bel ağrısını etkilediği düşünülen sigara ile ilişkili, Fagerström Nikotin Bağımlılık Testi anket formu uygulanmıştır. Araştırmaya katılan sağlık çalışanlarının, %67,4'ü kadın olup; %19,4'ü hekim, %57,2'si hemşire/ebe %5,6'sı diğer sağlık personeli, %12,6'sı teknisyen/tekniker, %1,6'sı fizyoterapist ve %75,2 si evli, %18'i doktora eğitimlidir. Araştırmaya katılan sağlık çalışanlarının %29,4'ünde bazen, %55,2'sinde sürekli bel ağrısı şikayetleri olduğu belirlendi. Araştırma kapsamına alınan sağlık çalışanları %47.4'ü bel ağrısı nedeniyle hekime başvurduğunu, %63,3'ü bel ağrısı nedeniyle ilaç kullandığını, %21,4'ü bel ağrısı nedeniyle rapor aldığını, %40,4'ü bel ağrısının çalışma performansını etkilediğini, %7.2'si bel ağrısı nedeniyle iş yükü daha az olan bir alana geçtiğini belirtti. Bel ağrısına sahip olanlarda ağrının şiddetini ve neden olduğu engelliliği ölçen "Oswestry ölçeği" nden aldıkları puanların ortalamaları tüm çalışanlarda 33.78±1,37 olarak bulundu. Cinsler arası bakıldığında kadınlarda 35,47±13,96 ile erkeklerden daha yüksek olduğu görüldü. Bel ağrısı ile sigara kullanımı arasında anlamlı bir ilişki bulunamadı. Bel ağrısı yönünden riskli oldukları belirlenen sağlık çalışanlarına bel sağlığını korumaya yönelik etkin öneriler bulunmaktadır. Buna bağlı olarak sağlık personelinde bel ağrısının azaltılması ve sağlıklı çalışmaları için iş ortamlarının mutlaka ergonomik açıdan değerlendirilmesi ve gerekli düzenlemelerin yapılması gerekmektedir. Bununla birlikte yaygın sağlık eğitimi verilerek kas iskelet sistemi açısından da sağlıklarını korumak ve sürdürmek için uygun alışkanlıklar kazandırılmalıdır.

AğrıBel ağrısıElazığ+4
Eyyüp Demirpolat
Fırat University · Institute of Health Sciences
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Ankara ve Kırıkkale'nin Kırım Kongo Kanamalı Ateşi Hastalığı görülen belde ve köylerinde yaşayan 18 yaş üzeri nüfusun hastalık ve korunma konusundaki bilgi ve tutumlarının değerlendirilmesi

Bu araştırma, Ankara ve Kırıkkale'nin Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hastalığı görülen ilçe, belde ve köylerinde yaşayan 18 yaş üzeri nüfusun hastalık ve korunma konusundaki bilgi ve tutumlarının değerlendirilmesi amacı ile yapılmıştır.Araştırmamız, kesitsel tipte bir araştırmadır. Ankara ve Kırıkkale'nin KKKA vakası görülen ilçe ve köylerinde sağlık personeli tarafından yüzyüze yöntemiyle toplam 1250 hanede 40 soruluk bir anket uygulanmıştır.Bilgi durumuna etkili faktörlerin lojistik regresyonla analizi sonucu; öğrenim durumunun, meslek grubunun (tarım ile ilişkili meslekler), daha önce KKKA hastalığı hakkında eğitim almış olmanın ve yaşadıkları ilin bilgiye etkili olduğu gösterilmiştir.Tutum durumuna etkili faktörlerin lojistik regresyonla analizi sonucu; daha önce KKKA hastalığı hakkında eğitim almış olmanın ve yaşadıkları ilin tutuma etkili olduğu gösterilmiştir.Özellikle kene popülasyonunun yüksek olduğu endemik yerlerde kişilere bilgi, tutum ve davranış kazandırılması ve gerekli önlemlerin alınması konularında, eğitimli sağlık personeli tarafından düzenli olarak hane ziyaretlerinin yapılması KKKA hastalığının önlenmesinde etkili olacaktır.

AnkaraEğitimHemorajik ateş-Kırım+2
Asiye Çiğdem Şimşek
Gazi University · Institute of Health Sciences
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Bir tıp fakültesi 1. ve 6. Sınıf öğrencilerinin organ bağışı hakkında bilgi, tutum ve davranışlarının değerlendirilmesi

Organ bağışı; kişinin hayatta iken, serbest iradesi ile tıbben yaşamı sona erdikten sonra doku ve organlarının başka hastaların tedavisi için kullanılmasına izin vermesidir. Bu çalışma; insan ve toplum sağlığıyla ilgili öncelikli görev alacak hekim adaylarının organ bağışı hakkında bilgi, tutum ve davranışları, deneyimleri, bağışta bulunma istekleri ve bunları etkileyen değişkenleri tespit etmek amacıyla yapılmıştır. Saha çalışmasının yapıldığı dönemde Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi 1. ve 6. sınıftaki toplam öğrenci sayısı 282'dir. Herhangi bir örnekleme gidilmemiştir. Lise eğitimini farklı ülkelerde tamamlamış 18 yabancı uyruklu öğrenci kapsam dışı bırakılarak, çalışma evreni 264 kişi olarak belirlenmiştir. Araştırma kapsamına alınan katılımcıların birinci sınıfta 154 ve altıncı sınıfta 104 olmak üzere toplam 258'ine ulaşılmış, cevaplılık oranı %97,7 olmuştur. Katılımcılara; çalışma veya sınıf ortamlarında 68 soruluk anket formu gözlem altında uygulanmıştır. Katılımcıların %59,7'si (154 kişi) birinci sınıf öğrencisi olup, %50,8'i (131 kişi) kadındır. Ailenin en uzun yaşadığı yer %68,9'u (178 kişi) şehir, en uzun yaşadığı bölge olarak %75,9'u (196 kişi) Doğu veya Güney Doğu Anadolu olarak bildirmiştir. Organlarını bağışlama konusunda Tıp Fakültesi birinci sınıf öğrencileri daha kararsız iken altıncı sınıf öğrencileri daha istekli bulunmuştur. Altıncı sınıf öğrencilerinin bilgi puanı ortalaması birinci sınıfa göre anlamlı ölçüde yüksek bulunmuştur. Organ bağışı karar süreci ile bilgi puanı ortalamaları arasında pozitif doğrusal korelasyon vardı. Altıncı sınıf öğrencilerinin, birinci sınıf öğrencilerine göre organ bağışına daha olumlu tutum sergilediği görüldü. Altıncı sınıf öğrencileri organ bağışına yönelik anlamlı ölçüde daha az korku ve endişe duymakta ve organ bağışında dini engel bulunmamaktaydı. Kadın öğrencilerin, erkek öğrencilere göre organ bağışına daha olumlu baktıkları görülmüştür. Organ bağışına karşı olumlu tutuma sahip öğrenciler organ bağışı yapma konusunda daha istekliydiler. Organ bağışına yönelik pozitif tutum arttıkça organ bağışı isteği artmaktaydı.

BilgiDoku ve organ tedariğiTutumlar+4
Aydın Şahin
Fırat University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Elazığ İli fırat üniversitesi hastanesi'nde çalışan hemşirelerin meme kanseri konusunda bilgi ve davranışlarının değerlendirilmesi

Meme kanseri, kadınlarda en sık görülen kanserdir. Meme kanserinde erken tanı, tedaviyi kolaylaştırmakta ve hastanın yaşam süresini uzatmaktadır. Bu araştırma Elazığ ili Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde görev yapmakta olan hemşirelerin meme kanseri ve erken tanı yöntemlerine ilişkin bilgi ve davranışlarını saptamak amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı ve kesitsel tipte olan bu çalışmanın evrenini, Elazığ ili Fırat Üniversitesi Hastanesi'nde görev yapan 535 hemşire oluşturmuş, bunların 495'ine ulaşılmıştır (Çalışmaya katılma oranı %92.5). Araştırma verileri; hemşirelerin sosyo-demografik özellikleri, çalıştıkları birim ve çalışma süreleri, meme kanseri konusunda bilgi ve davranışlarını belirlemeye yönelik soruların yer aldığı bir anket formunun dağıtılıp sonra geri toplanmasıyla elde edilmiştir. Elde edilen veriler ortalamalar, yüzdeler ve ki-kare testi ile değerlendirilmiştir. Araştırma kapsamına alınan hemşirelerin yaş ortalaması 29.46±7.27 yıl, %88.7'si kadın, %46.1'i sağlık meslek lisesi mezunu, %46.7'si bekar, %37.6'sı 10 yıl ve üzeri hizmet süresine sahip olup, %57'si dahili kliniklerde çalışmaktadır. Hemşirelerin %65.6'sı kendi kendine meme muayenesi (KKMM)'ni yapmakla birlikte, %15.9'u bu yöntemi düzenli olarak uygulamaktadır. Bununla birlikte KKMM'ni yapmayanların %36.4'ü en sık 'unutkanlık' nedeniyle yapmamaktadır. Hemşirelerden KKMM'nin uygun tekniğini tam bilenlerin oranı %52.2, eksik bilenlerin oranı %35.5 ve hiç bilmeyenlerin oranı %12.3'tür. Hemşirelerin, bir hekim tarafından klinik meme muayenesi (KMM) yaptırma oranı %15.0 olup, en sık yaptırma %86.4 ile meme kanserine önlem/erken tanı nediniyledir. Hemşirelerin mamografi çektirme oranı %7.5 olup, en sık çektirme nedeni %90.9 ile meme kanserine önlem/erken tanı nedeniyledir. Her üç erken tanı yöntemini (KKMM, KMM ve mamografi) birlikte uygulayanların oranı %5.9 ve hiçbir yöntemi uygulamayanların oranı %33.0'dır. Çalışmada hemşirelerin yaşının artması, meme hastalığı öyküsünün olması ve hizmet içi eğitim almasının tarama yöntemlerini (KKMM, KMM ve mamografi) kullanma üzerinde anlamlı bir etkisi bulunmuştur (p<0.05). Çalışılan klinik ile tarama yöntemlerini (KKMM, KMM ve mamografi) uygulama arasında ise anlamlı ilişki saptanmamıştır (p>0.05). Sonuç olarak; Hemşirelerin, sağlık çalışanı olduğu düşünüldüğünde, KKMM hakkında yeterli bilgiye sahip olmadıkları ve meme kanseri erken tanı yöntemlerini uygulama oranlarının düşük olduğu bulunmuştur. Hemşirelerin, meme kanseri ve erken tanı yöntemleri hakkında bilgi ve davranışlarının eğitimle desteklenmesi, yapılacak çalışmalarla istenen koruyucu sağlık davranışlarını gerçekleştirmeyi engelleyen faktörlerin belirlenerek azaltılması yönünde girişimler yapılmalıdır.

ElazığFizik muayeneHemşireler+7
Ufuk Acar
Fırat University
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Elazığ mesleki eğitim merkezine bağlı olarak çalışan 14-19 yaş grubu çocukların sosyo-ekonomik açıdan değerlendirilmesi

Çocuk işçiliği, çocuk sağlığını ve gelişimini bozan evrensel bir sorundur ve genellikle pek çok faktörün birleşmesiyle ortaya çıkmaktadır. Bunlar arasında yoksulluk en sık sebeptir. Çocuklar yemek ve barınma gibi temel gereksinimlerini karşılayabilmek için çalışmak durumunda kalmaktadır. Dünyada ve ülkemizde, çocuk ve genç işçilerin çalıştırılma usul ve esasları, alacakları ücretler ile çalışma ve ara dinlenme süreleri ulusal/uluslararası sözleşmeler, kanunlar ve yönetmeliklerle belirlenmiştir. TÜİK, 2012 Çocuk İşgücü Anketi sonuçlarına göre; Türkiye' de çalışan çocuk sayısı 6-14 yaş grubunda 292 bin kişi, 15-17 yaş grubunda 601 bin kişi ve toplamda 893 bin kişi olarak belirlenmiştir. Tanımlayıcı türdeki bu araştırmanın evrenini Elazığ Mesleki Eğitim Merkezi'ne kayıtlı bulunan 14-19 yaş grubu 230 çocuk oluşturmaktadır. Mesleki Eğitim Merkezine kaydı bulunmasına karşın, aktif olarak eğitime devam etmeme ve araştırmaya katılmayı kabul etmemeden dolayı araştırmanın yapıldığı tarihlerde 138 çocuğa ulaşılarak anket formu uygulanabilmiştir. Ankete katılım oranı %60 olmuştur. Araştırmada veri toplama aracı olarak araştırmacılar tarafından literatür taranarak oluşturulan, 55 soru ve dört bölümden oluşan anket formu kullanılmıştır. Anket uygulaması, araştırmaya katılan 14-19 yaş grubu çocukların sözlü onamı alınarak, sadece gönüllü olan kişilere yapılmıştır. Bu araştırmanın saha çalışması 04 Nisan – 29 Nisan 2016 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Öğrencilerin %68,8'i erkek olup, yaş ortalamaları 17,77±1,14 (min.15, maks. 19) ve %54,3'ü ortaokul mezunudur. Öğrencilerin %48,9'u 13 ila 15 yaş aralığında çalışmaya başladığını ifade etmiştir. Günlük ortalama çalıştıkları süre 11,54±1,45 (min. 8, maks. 15) saat, çalışmaya başlama yaş ortalamaları ise 14,94±1,94 (min. 9, maks. 19) olarak bulunmuştur. Çalışmaya başlama yaş aralığı cinsiyete bağlı olarak değerlendirildiğinde, kadınların erkeklere göre daha ileri yaşlarda çalışma hayatına katıldığı tespit edilmiştir (p<0.05). Araştırmamız verilerine göre öğrencilerin %86,2'si "çalışmaya başlamada kendi kararınız etkili oldu mu" sorusuna evet cevabını vermiştir. Araştırma kapsamına alınan kadın öğrencilerin %83,7'si "kadın kuaförlük" hizmetlerinde çalıştığını belirtirken, erkek öğrencilerin %47,4'ü "makine/el aletleri bakım ve tamiri" alanında çalıştığını belirtmiştir. Araştırma kapsamında yer alan öğrencilerin; %42,8'i "çalışıyor olma durumunun kendilerine bedenen ve ruhen zarar verdiğini" düşünmektedir. Öğrencilerin; %56,5'i işveren/diğer çalışanların muamelesini iyi olarak değerlendirirken, %9,4'ü işveren/diğer çalışanlar tarafından fiziksel veya sözel şiddete maruz kaldığını ifade etmiştir. Öğrencilerin, işyerinde sözel veya fiziksel şiddete maruz kalmalarına göre çalışmayı isteme durumları değerlendirildiğinde, istatistiksel olarak bu tarz durumlara maruz kalmayanların, kalanlara oranla çalışmaya daha istekli oldukları belirlenmiştir (p<0,05). Araştırma kapsamındaki öğrencilerin; %63'ü sigorta işlemlerinin sorunsuz işletildiğini, %23,2'si iş sağlığı ve güvenliği konularında eğitim aldığını ifade etmiştir. Öğrencilerin; %34,8'i çalışma hayatında en az bir kere iş kazası geçirdiğini belirtirken, iş kazası geçirdiğini beyan edenlerin %62,5'i İş Güvenliği Kanunu ve haklarınız konusunda bilginiz var mı sorusuna "hayır" cevabını vermiştir. Araştırma kapsamında yer alan öğrencilerin; %39,1'i her gün sigara içtiğini ifade etmiştir. İstatistiksel olarak değerlendirildiğinde, erkekler lehine cinsiyet ve sigara içimi arasında anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0.05). Sonuç olarak; yasal olmayan çocuk işçiliğinin önlenmesi için ailelerin eğitim ve gelir düzeylerini yükseltecek, gelir dağılımındaki adaletsizlikleri ortadan kaldıracak sosyo-ekonomik önlemler alınmalıdır. Mesleki eğitim bazında devam eden uygulamaların, çalıştırılma usul ve esasları, işe kabul şartları, alacakları ücretler, iş ve işyerinin iş sağlığı ve güvenliği açısından uygunluğu ile çalışma ve ara dinlenme süreleri etkin bir şekilde denetlenmelidir.

ElazığErgenlerMesleki eğitim merkezleri+3
Berra Kösesoy
Fırat University · Institute of Health Sciences
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji Laboratuvarı'nın iş sağlığı ve güvenliği açısından risk değerlendirmesi

Sağlık hizmetleri emek yoğun süreçleri içeren, birçok riskle karşılaşılabilen hizmetlerdir. Patoloji laboratuvarları da bu hizmetlerin bir parçasıdır ve genel risklerin yanında kendine has riskler de taşımaktadır. Araştırmamızın amacı; patoloji laboratuvarındaki çalışma ortamından kaynaklanan tehlike ve riskleri saptamak, mevcut riskleri değerlendirerek sınıflandırmak, öncelikli sorunlara yönelik çözüm önerileri üreterek, risk değerlendirmesinin sağlık hizmetleri sektöründeki yerine vurgu yapıp akademik platformda tartışma imkanı sağlamaktır. Araştırma Eylül 2014 - Haziran 2016 tarihleri arasında Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Patoloji Laboratuvarı'nda yürütülmüştür. Laboratuvarda çalışmakta olan 31 çalışandan 30'u çalışmaya katılmayı kabul etmiştir. İş Güvenliği Analizi ile laboratuvarda yapılan işler basamaklara ayrılmıştır. Çalışanlara iş anamnezi formu uygulanmış ve çalışanlar çalışmaları sırasında gözlemlenerek video kaydı alınmıştır. Ayrıca ortamda fiziksel tehlikelerden gürültü, aydınlatma, termal konfor ölçümleri, kimyasal tehlikelerden formaldehit ve ksilen ölçümleri yapılmıştır. Ergonomik riskler değerlendirilirken Hızlı Maruziyet Değerlendirme Ölçeği ve psikososyal riskler için ise Örgütsel Stres Ölçeği kullanılmıştır. Elde edilen sonuçlarla, olasılık ve şiddetleri belirlenen risk skorları 5x5 L Tipi Matris yöntemiyle değerlendirilmiştir. Yapılan bu risk değerlendirmesi çalışması sonucu yangın ile ilgili riskler, formaldehit ve ksilenin göze sıçraması riski, örnek kabul, frozen kesit, sitoloji ve elektron mikroskopisindeki biyolojik riskler, ergonomik riskler ve psikososyal riskler "orta" derecede hesaplanmıştır. Ayrıca %10'luk formalin solüsyonu hazırlayan ve formaldehit dolu kavanozları boşaltan çalışanların formaldehitin sağlık etkileri yönünden "orta" düzeyde risk altındadır. Ayrıca sekreterlik/örnek kabul biriminde ve temizlik işinde çalışanların iş yükünün fazla olduğu belirlenmiştir. Çalışanların büyük çoğunluğu malzeme güvenlik bilgi formlarından habersiz ve yarıya yakını iş kazası geçirmiş, makroskopi biriminde ve mikrotomla çalışanların hepsi el kesisi yaşamış ve bu kazaları kanıksamışlardır. Çalışanların tamamı çalışma ortamındaki kokulardan şikayetçidir. Çalışanların üçte biri Hepatit B aşısı yaptırmamış iken tetanos aşılarını yaptıranlar ise çalışanların ancak altıda biridir. Yangın riski göz önüne alınarak gerekli düzenlemeler yapılmamıştır. Çalışanların İSG ile ilgili eğitim eksiklikleri önemli bir sorun olarak göze çarpmaktadır. Haziran 2012'de yürürlüğe giren 6331 sayılı İSG kanununa göre bütün kuruluşların İSG hizmeti vermesi gerekirken bu hizmetin çalışmanın yapıldığı hastanede bulunmadığı görülmüştür. Yukarıda belirtilen risklerin azaltılması için alınması gereken kontrol tedbirleri bir an önce hayata geçirilmelidir. Bütün bu bulgular ışığında mevzuatımızda da belirtildiği üzere hastanemizde acilen İSG hizmetinin verilmesi için gerekli sistem kurulmalıdır. Anahtar Kelimeler: Risk değerlendirmesi, patoloji laboratuvarı, iş sağlığı ve güvenliği

Laboratuvar personeliLaboratuvarlarPatoloji+3
Bekir Bulut
Karadeniz Technical University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ev işlerinin iş sağlığı ve güvenliği bakış açısıyla değerlendirilmesi ve rehber geliştirme çalışması

Ev ortamında yapılan işe göre farklılaşan birçok fiziksel, biyolojik, kimyasal, ergonomik ve psikososyal riskle karşı karşıya kalınmaktadır. Çalışmanın amacı ev işlerinde mevcut sağlık ve güvenlik risklerinin belirlenmesi, bu risklere karşı öneri geliştirilmesi ve alınabilecek önlemleri içeren rehber geliştirilerek rehberin etkinliğinin değerlendirilmesidir. Çalışma Kasım 2016 - Şubat 2017 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın ilk aşamasında ev işlerinde mevcut iş basamakları; mutfak işleri, genel temizlik işleri, çamaşır yıkama, ütü yapma, dağınıklık toplama, ısınma ve iklimlendirme işleri, evcil hayvan bakımı, bitki ve çiçek bakımı, diğer işler olarak tespit edilmiştir. Trabzon'da 3 ayrı evde yapılan saha değerlendirmeleri ile her iş basamağı için oluşturulan tehlike ve risk formları doldurularak ev işleri için mevcut tehlike ve riskler ortaya konulmaya çalışılmıştır. İkinci aşamasında tespit ve gözlemleri yapan iş güvenliği uzmanları ve iş yeri hekimleri, araştırma ekibi tarafından ulaşılan sonuçların yorumlanması ve çözüme yönelik önerileri içeren rehber geliştirilmesi için çalışılmıştır. Rehberde tüm iş basamaklarına yönelik dikkat edilmesi gereken bilgiler ve koruyucu uygulamalara yer verilmiştir. Üçüncü aşamasında oluşturulan rehberin etkinliğinin değerlendirilmesi için 120 kadına rehber dağıtılmadan önce ve dağıtıldıktan iki hafta sonra, evlerinde karşılaşabilecekleri tehlikeler ve alınabilecek önlemler konusundaki bilgilerini öğrenmek için anket uygulanmıştır. Çalışmanın son aşamasında oluşturulan rehber çoğaltılıp 250 ev hanımına dağıtılmıştır. Yapılan anket sonucunda kadınların rehber dağıtılmadan önce ve sonraki bilgi ve farkındalık düzeyleri arasında anlamlı fark tespit edilmiştir. Bütün bu bulgular ışığında ev işleriyle ilgili tespit edilen tehlike ve riskler için öneriler geliştirilmeye çalışılmış olup, bu önerilerin ev işlerini yapan kişilerce benimsenmesi ve uygulanması ile evlerde yapılan işe bağlı kazaların ve hastalıkların azaltılabileceği düşünülmektedir.

Ev işleriRehber kitaplarRisk değerlendirmesi+2
Şehbal Yeşilbaş Üçüncü
Karadeniz Technical University
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Trabzon'da yaşayan insanların zoonoz hastalıklarla ilgili bilgi tutum ve davranışları

Araştırmamız; Trabzon kırsalında yaşayan hayvancılıkla uğraşan 300 katılımcı ile hayvancılıkla uğraşan kişilerle aynı cinsiyet ve yaştaki (±1) Trabzon merkezde yaşayan hayvancılıkla bu zamana kadar hiç uğraşmamış 300 katılımcı üzerinde, Trabzon'da yaşayan insanların zoonoz hastalıklarla ilgili bilgi tutum ve davranışlarını belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmamızda katılımcıların %61,7'sinin zoonoz hastalıklarla ilgili hiçbir kaynaktan bilgi almadıkları, bilgi alan kişilerin ise en yaygın bilgi alma kaynağının televizyon olduğu saptanmıştır. Dünyada ve ülkemizde en yaygın zoonoz olan brusella hastalığının katılımcıların %67,2'si tarafından bilinmediği, brusella hastalığının insanlardaki belirtilerinin katılımcıların %91,7'si ve hayvanlardaki belirtilerinin katılımcıların %97,2'si tarafından bilinmediği tespit edilmiştir. Katılımcıların %70.6'sı tarlaya bahçeye giderken kene için önlem aldığını beyan etmiştir. Çalışmada, katılımcıların %96.7'si tarafından tanınan kuş gribi en çok bilinen zoonotik hastalık olduğu saptanmıştır. Şarbon hastalığının ise katılımcıların %97'si tarafından insanlardaki belirtilerinin, %96,7'si tarafından hayvanlardaki belirtilerinin bilinmediği, dünyanın en yaygın ve ölümcül zoonozlarından birisi olan kuduz hastalığının katılımcılarımızın ancak %38,8'i tarafından çok ciddi ve ölümcül bir hastalık olduğunun bilindiği bulunmuştur. Zoonoz hastalıklar konusunda hem kırsal alanda hem de şehir merkezinde yaşayan halkın bilgi eksikliği olduğu görülmüştür. Bu konudaki bilgi eksikliğini gidermek adına Halk Sağlığı Müdürlüğü personellerince halkı bilinçlendirmek üzere eğitimler verilebilir. İl/İlçe Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü kırsal alanlarda zoonoz hastalıklarla ilgili seminerler düzenleyebilir. Televizyon başta olmak üzere tüm medya araçlarında zoonoz hastalıklara daha fazla yer verilerek halkın bu hastalıklarla ilgili farkındalığının artması temin edilebilir. Anahtar Kelimeler: Bilgi, brusella, kırım kongo kanamalı ateşi, kuduz, kuş gribi, şarbon

BilgiBrusellaHemorajik ateş-Kırım+5
Esra Bal
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2017
00