Dicle University
Discipline

Animal Science

Dicle University

280

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

Bingöl ilinde dap projesi kapsamındaki süt sığırcılığı işletmelerinin sürü yönetimi bakımından incelenmesi

Bu çalışma Bingöl ilinde DAP kapsamında faaliyet gösteren sığır işletmelerinin genel özelliklerini ortaya koymak amacıyla yapılmıştır. Çalışmada Bingöl ili merkez ilçeye bağlı olan 7 adet sığır işletmesinin teknik ve yapısal özellikleri hakkında anket yöntemi ile veri toplanmıştır. Araştırma sonuçlarına göre, anket yapılan bireylerin %71,4'ü 5 kişilik ailelerden oluşmaktadır. İlkokul ve lise mezunu olan birey oranı %42,9 iken, %14,3 oranında ise ortaokul mezunu olan işletmeci saptanmıştır. Bireylerin %71,4'ü tarım kooperatifine üye olduklarını, %28,6'sı ise üye olmadıklarını ifade etmişlerdir. Ankete katılan işletme sahiplerinin hayvan varlıklarına bakıldığında 110-150 baş ve 150 baştan fazla hayvana sahip işletmelerin oranı %28,6 olarak bulunurken, %42,9'unun hayvan varlığının 110 baştan daha az olduğu saptanmıştır. Sonuç olarak, işletmelerde uygulanan sürü yönetiminin genelde yeterli olduğu, ancak kalifiye bakıcı bulamama ve bazı yemleme sorunları nedeniyle bazı işletmelerde üretimin yeterli düzeyde olmadığı saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Bingöl, Sığırcılık işletmeleri, Sürü yönetimi, DAP projesi.

Süt sığırcılığıSüt sığırcılığı işletmeleri
Ramazan Çetkin
Bingol University · Institute of Graduate Studies in Science
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Kümeleme analizi yöntemlerinin hayvancılık verilerinde karşılaştırılmalı olarak incelenmesi

Bu çalışmada; Türkiye'de 81 ilin hayvancılık potansiyeli yedi farklı kümeleme analizi yöntemi ve beş farklı uzaklık ölçüsü ile karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Türkiye İstatistik Kurumu internet sitesinde hayvancılık istatistikleri bölümünden dinamik sorgulama ile elde edilen 2012 yılına ait büyükbaş hayvan, küçükbaş hayvan, kümes hayvancılığı ve arıcılık faaliyetlerine ait veriler kullanılmıştır. Veri olarak, büyükbaş hayvancılık ile ilgili yerli yetişkin sığır sayısı, genç-yavru yerli sığır sayısı, sağılan yerli sığır sayısı, yerli sığırdan elde edilen süt miktarı, yetişkin kültür sığır sayısı, genç-yavru kültür sığır sayısı, sağılan kültür sığır sayısı, kültür sığırdan elde edilen süt miktarı, yetişkin melez sığır sayısı, genç-yavru melez sığır sayısı, sağılan melez sığır sayısı, melez sığırdan elde edilen süt miktarı, yetişkin manda sayısı, genç-yavru manda sayısı, sağılan manda sayısı, mandadan elde edilen süt miktarı verileri kullanılmıştır. Küçükbaş hayvancılık ile ilgili yerli koyun sayısı, genç-yavru yerli koyun sayısı, sağılan yerli koyun sayısı, yerli koyundan elde edilen süt ve yapağı miktarı, merinos koyun sayısı, genç-yavru merinos koyun sayısı, sağılan merinos koyun sayısı, merinos koyundan elde edilen süt ve yapağı miktarı, kıl keçisi sayısı, genç-yavru kıl keçisi sayısı, sağılan kıl keçisi sayısı, kıl keçisinden elde edilen süt ve tiftik miktarı, tiftik keçisi sayısı, genç-yavru tiftik keçisi sayısı, sağılan tiftik keçisi sayısı, tiftik keçisinden elde edilen süt ve tiftik miktarı verileri kullanılmıştır. Kümes hayvancılığı ile ilgili yumurta tavuğu, et tavuğu, hindi, ördek ve kaz sayısı verileri kullanılmıştır. Arıcılık ile ilgili kovan sayısı, bal ve balmumu üretim miktarı verileri kullanılmıştır. Verilerden elde edilen 44 adet değişken, hiyerarşik kümeleme analizi yöntemlerinden ortalama (average), merkezi (centroid), tam (complete), mcquitty, ortanca (median), tek (single) ve ward bağlantı kümeleme yöntemleri ile analiz edilmiştir. Uzaklık ölçüsü olarak öklid (euclidean), karesel öklid (squared euclidean), pearson, karesel pearson ve manhattan uzaklık ölçüleri kullanılmıştır. 5,6,7,8,9 ve 10'lu kümeler bütün kümeleme yöntemleri ve uzaklık ölçüleri için ayrı ayrı oluşturulmuştur. Kümeleme yöntemlerinden ward bağlantı kümeleme yöntemi dışındaki yöntemlerin benzer kümeler oluşturduğu gözlenmiştir. Uzaklık ölçülerinden öklid, karesel öklid ve manhattan uzaklıkları benzer kümeler oluştururken pearson ve karesel pearson kendi içinde benzer diğer uzaklık ölçülerinden farklı kümeler oluşturduğu gözlenmiştir.

Hiyerarşik kümeleme
Mehmet Dinler
Bingol University · Institute of Graduate Studies in Science
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Bingöl ili köy tavukçuluğunun yapısı

Köy tavukçuluğu bütün dünyada çok eski dönemlerden itibaren uygulanan bir üretim biçimidir. Gelişmekte olan ve gelişmemiş ülkelerde yaygın olup, kırsal kesimdeki çoğu aileler için hayati öneme sahiptir. Bu araştırmada, örnek populâsyonunu temsil edecek şekilde basit tesadüfî örnekleme yöntemiyle seçilen köylerde üreticilerle yüz yüze yapılan anketler aracılığı ile Bingöl ili köy tavukçuluğunun yapısı incelenmiştir. Üreticilere uygulanan anketlerde üreticilerin sosyo-ekonomik durumları, barınak yapıları, bakım bilgileri ve üretici sorunlarının ortaya çıkarılması amaçlanmıştır. Üreticilerin % 75,7'si erkek, %24,3'ü ise bayandır. Yetiştiricilerin yaş ortalaması 45,2 olarak hesaplanmıştır. Barınak yapımının üreticiler (erkekler) tarafından gerçekleştirildiği (%90), diğer işlerin ise kadınlar tarafından yapıldığı belirlenmiştir. Hastalıklar daha çok Eylül- Kasım aylarında görülmekte (%40,4) ve %53,2'sinde hastalık görülmekte ve hayvanların neredeyse tamamına yakını ölmektedir. Üretilen yumurta ve etin genellikle aile tarafından tüketildiği ve bir kısmının da hediye olarak verildiği tespit edilmiştir. Üreticilerin %14'ü bir tarımsal örgüte kayıtlıdır. Çiftçilerin kayıtlı olduğu örgütlerin %95'ini kooperatifler oluşturmaktadır. Kümes hayvanlarının beslenmesinde konsantre yemin hemen hemen hiç kullanılmadığı tespit edilmiştir. Beslemede daha çok artıklar (%91), otlatma (%59) ve dane yemin (%28,2) kullanıldığı saptanmıştır. Bingöl ilindeki köy tavukçuluğu dünyada uygulanan geleneksel köy tavukçuluğu ile paralellik göstermektedir. Bingöl'de bu konuda yapılmış bir çalışma olmadığından, bu araştırmanın Bingöl ilinin köy tavukçuluğunun yapısını ortaya koyması açısından ve bundan sonra yapılacak olan çalışmalara kaynak teşkil etmesi bakımından büyük önem taşıdığı söylenebilir.

KöylerTavukçuluk
Recep Bural
Bingol University · Institute of Graduate Studies in Science
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Diyarbakır ili merkez ve ilçelerinde hindi yetiştiriciliğinin yapısı ve durumu

Kanatlı sektörü, hayvancılık sektörünün diğer alt sektörlerine göre prodüktif üretim yapısı sayesinde, hem dünyada hem de Türkiye'de hayvansal protein açığının kapatılmasında büyük bir önem taşımaktadır. Türkiye'de hindicilik, 1995'li yıllara kadar sadece geleneksel olarak mera hindiciliği tipinde yapılmaktaydı. İnsan beslenmesinde hayvansal kökenli gıdaların önemi büyüktür. Ülkemizde hayvansal protein kaynaklarımıza alternatif olabilecek ve endüstri haline gelmiş olan kanatlı yetiştiriciliği içinde tavuk ve özellikle hindi yetiştiriciliği protein açığımızın kapatılmasında önem kazanmıştır. Bu araştırma Diyarbakır ili merkez ve ilçelerde hindi yetiştiriciliğinin yapısını ortaya koymak amacıyla yapılmıştır. Çalışmada Diyarbakır ili merkez ve ilçelerine bağlı köyler arasından örnek populasyonunu temsil edecek şekilde oransal örnekleme yöntemiyle 159 adet anket yapılmıştır. Üreticilere uygulanacak anketlerde, üreticilerin sosyo-ekonomik durumları, kümeslerin yapısal özellikleri ve hayvanların bakım beslenmesi ile ilgili sorular yer almıştır. Araştırma sonuçlarına göre, yetiştiricilerin yaş ortalaması 41,6, yetiştiricilik süresi yaklaşık 14 yıl ve aylık gelirleri ise ortalama 1106,6 TL olarak hesaplanmıştır. Yetiştiricilerin %59,2'si ihtiyaç ve gelir için hindi yetiştirdiklerini belirtmişlerdir. Kümeslerin tamamında belli bir suluk tipinin kullanıldığı ve kümeslerin yaklaşık olarak %88'inde yemlik kullanıldığı saptanmıştır. Yetiştiricilerin %86,8'inin hastalığa karşı hindilere tedavi uyguladıkları belirlenmiştir. Sonuç olarak; Diyarbakır ilinde hindiciliğinin gelişmesi bakımından; iç piyasada tüketimi arttırmak için halk bilgilendirilmeli, dış piyasa için rekabeti güçlendirici çalışmalar yapılmalıdır.

HayvancılıkHindiler
Uğur Küçükbayrak
Bingol University · Institute of Graduate Studies in Science
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Etlik piliçlerde çıkım ağırlığı ve vücut uzunluğunun besi performansı üzerine etkisi

Bu çalışmanın amacı etlik piliç civciv çıkım ağırlığı ve boyunun canlı ağırlık performansı üzerine olan etkilerinin belirlenmesidir. Çalışmada etlik piliç civcivlerinin cinsiyetlerine göre 46 günlük yaşa kadar olan canlı ağırlık verileri toplanmıştır. Civcivler, çıkım ağırlık ve uzunluk ortalamalarına göre sırasıyla uzun-ağır, uzun-hafif, kısa-ağır ve kısa-hafif olmak üzere gruplara ayrılarak canlı ağırlık performansları belirlenmiştir. Belirlenen gruplara bağlı olarak dişi ve erkek hayvanlarda sırasıyla ağırlık grup ortalamaları arasındaki farklılık 18 ve 11 günlük yaşa kadar önemli bulunmuş (P<0,01) fakat sonraki yaşlarda ise bu farklılık önemini kaybetmiştir. Ayrıca belirlenen gruplara bağlı olarak dişi ve erkek hayvanlarda sırasıyla uzunluk grup ortalamaları arasındaki farklılık 46 ve 11 günlük yaşa kadar önemli (P<0,01) bulunmuştur. Bu araştırmada etlik piliç civciv çıkım ağırlığı ve çıkım uzunluğunun dişi bireylerde, canlı ağırlık ve vücut uzunluğu üzerine sırasıyla 18 ve 46 günlük yaşa kadar etkisi olduğu bulunmuştur. Denmeye alınan erkek bireylerde ise yaşın ilerlemesi ile çevresel etmenlere de bağlı olarak 11 günlük yaş dönemine kadar devam eden bu etkinin ilerleyen yaşlar da kaybolduğu görülmüştür. Bu çalışmada etlik piliçlerin daha sonraki zamandaki performansının belirlenmesinde çıkım uzunluğunun, çıkım ağırlığından daha etkili olduğunu göstermiştir.

Ahmet Anik
Bingol University · Institute of Graduate Studies in Science
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Kurutulmuş rumen içeriğinin hindi rasyonlarına eklenmesinin hindilerin büyüme ve gelişme performansı üzerine etkisi

Bu çalışma kurutulmuş rumen içeriğinin hindi rasyonlarına eklenmesi hindilerin büyüme gelişme performansının üzerine etkisini araştırmak amacıyla yapılmıştır. Denemede 120 adet günlük yaşta hindi plazaları kullanılmıştır. Hayvanlar şansa bağlı olarak seçilen kontrol grubu dahil olmak üzere, her gruba 30 hayvan düşecek şekilde 4 gruba ayrılmıştır. Her grup kendi arasında eşit sayıda 3 ayrı alt gruba ayrılmıştır. Muamele gruplarına besiye alınan sığır rumen içeriği güneşte kurutulduktan sonra yemlere karıştırılarak verilmiştir. Kontrol grubundaki hayvanlara 14 hafta süre ile ticari hindi yetiştirme yemi verilmiştir. Diğer alt gruplarına ayrılan 3 gruba da % 5, %10, %15 oranında rumen içeriği karıştırılan yemler verilmiştir. Rasyonlar izokalorik ve izonitrojenik olarak ayrılmıştır. Çalışmanın sonunda yapılan tartımlarda kontrol %5, %10 ve %15 deneme gruplarında elde edilen canlı ağırlık değerleri sırasıyla 9577,38±1398,60, 9706,35±125,9, 8802±119,04, 9512,00±119,29 g olarak bulunmuştur. Yemden yararlanma oranları kontrol %5, %10 ve % 15 deneme gruplarında sırasıyla 2,40±0,12, 2,44±0,12, 2,59±0,31 ve 2,30±0,12 olarak hesaplanmıştır. Sonuç olarak kurutulmuş rumen içeriğinin hindi rasyonlarına eklenmesi %5 veya %10 oranında kalması gerek canlı ağırlık ve karkas özelliklerine göre, gerekse yemden yararlanma oranı yönünden olumsuz bir sonuç doğurmadığından hindi rasyonlarına katılabileceği kanısına varılmıştır.

Güneş Hant
Bingol University · Institute of Graduate Studies in Science
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Batman ili ekstansif koşullarında yapılan hindi yetiştiriciliğinin genel yapısı

Bu araştırma, Batman ili merkez ve ilçelerde ekstansif (mera'da otlatmaya dayalı) hindi yetiştiriciliğinin yapısını ortaya koymak amacıyla yapılmıştır. Çalışmada, Batman ili merkez ve ilçelerine bağlı köyler arasından örnek popülasyonunu temsil edecek şekilde ve oransal örnekleme yöntemiyle 190 adet anket yapılmıştır. Üreticilere uygulanacak anketlerde, üreticilerin sosyo-ekonomik durumları, kümeslerin yapısal özellikleri ve hayvanların bakım beslenmesi ile ilgili sorular yer almıştır. Araştırma sonuçlarına göre, yetiştiricilerin yaş ortalaması 41,06, yetiştiricilik süresi ortalama 10,34 yıl ve aylık gelirleri ortalama 731,84 TL olarak hesaplanmıştır. Yetiştiricilerin %59,9'ü hindi et ihtiyaçları için hindi yetiştirdiklerini belirtmişlerdir. Kümeslerin tamamında belli bir suluk tipinin kullanılmadığı ve kümeslerin yaklaşık olarak %86,3'ünde yemlik kullanıldığı saptanmıştır. Yetiştiricilerin %70,6'sının hastalığa karşı hindilere tedavi uyguladıkları belirlenmiştir. Sonuç olarak; Batman ili hindi yetiştiriciliğinin önemli sorunları olduğu ve karlılığın artırılması açısından üreticinin karşılaştığı problemlerin çözümünün büyük önem taşıdığı söylenebilinir. Anahtar Kelimeler: Hindi, üretici, bakım-besleme, pazarlama.

Yasin Ekinci
Bingol University · Institute of Graduate Studies in Science
2015
00
Master'sOpen AccessEN

Technical and structural properties of broilers business in Malatya

In this study, structural and technical characteristics of broilerhouses, in Malatya wereinvestigated, problemswereidentifiedandpossiblewereproposedsolutions. Researchmaterialconsisted of a total of 77 broilerbusiness. Accordingtothesurvey; all of thebusiness is his propertyandpoultryhouseswerefoundto be 1-2 piecesthewhole of enterprises. Capacity is generallybetween 10000-20000 in studiedbroilerpoultry. Thecapacityutilization rate, aredefined as 89% in general businesses. Theaverageage of breeders, are46.8, 46% of breedersareprimaryschoolgraduatesandyears of experiencewithmorethan 6 yearsbreeders rate wascalculated as 63.2%. Itwasfoundthatthetype of hangingroundfeedanddroppernipplewatererstypeareusedall of thepoultryhouses. Theratio of usedstove as a heatingmaterial is 94.9%, the rate of used fan as a ventilation is 93.6%. Theratio of thestockingdensity of broilerswere ≥ 13 birds/squaremeter, %69.9%, theamount of feedintakefor a broilerwere 4.1 kg andtheavarageliveweightwas 2.5 kg at 40-45 days of age. Broilerhousesweremostlyusehybridchicks of foreign orijin andmortalitywasfounded 5-6% in oneperiod. As a result; it wasdeterminedthat Malatya province of broilerbreeding is in a similarmannertoTurkey general conditions of contractfarming. The main problems of theallbreeders in Malatya areeducation, loan, feedanddisease.

Ömer Faruk Boyraz
Bingol University · Institute of Graduate Studies in Science
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Elazığ ili besi sığırı işletmelerindeki hayvan refahı ve uygulamalarının mevcut durumu

Bu araştırma, Elazığ iline bağlı ve hayvancılığın yoğun olarak yapıldığı yerleşim birimlerinde faaliyet gösteren besicilerin ve bu işle uğraşan yetiştiricilerin besi, barınak, hayvan-insan etkileşimi, biyogüvenlik ile hayvan refahı ve uygulamaları konularında bilgi, görüş, algı ve tutumlarının belirlemek, mevcut durumu analiz etmek, sorunları yerinde tespit ederek çözüm önerileri sunmak amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın materyalini Elazığ iline bağlı ve hayvancılığın yoğun olarak yapıldığı Karakoçan, Kovancılar ve Merkeze bağlı mahalle ve köyler dâhil toplam 38 yerleşim biriminde faaliyet gösteren yaklaşık 189 besiciyle yapılan anket uygulaması ile katılımcıların hayvan refahını etkileyen unsurlar ile ilgili tutumlarının belirlenmesine yönelik 3 faktöre (boyut) ilişkin toplam 42 maddeden oluşan ölçekten elde edilen veriler oluşturmuştur. Sonuç olarak; katılımcıların eğitim düzeylerini iyi olduğu, yenilik ve bilgiye açık oldukları yapılacak eğitim ve toplantılara katılım için gönüllü oldukları tespit edilmiştir. Özellikle hayvan refahı ve biyogüvenlik konularında bazı umut verici uygulamalar gözlenmekle birlikte bu konularda yetersizlikler olduğu, bu durumunda hayvan refahı olumsuz etkilediği düşünülmektedir. Ayrıca, hayvan refahı ve insan-hayvan etkileşimi konularında yapılan çalışmada katılımcıların bilişsel özellikleri, davranış ve duygusal durumları hayvanlara yönelik tutumları ve hayvanların refahı üzerinde olumlu etkiye sahip faktörler olduğu sonucuna varılmıştır. Besicilerin hayvan refahı, insan hayvan etkileşimi ve biyogüvenlik konularında eğitim programları ile yönlendirilmesi ve özendirici tedbirlerin alınmasını teşvik edecek düzenlemelerin yaygınlaştırılması yoluyla işletmelerde hayvan refahının geliştirilmesine ve yetiştiricilerin verim ve kar düzeylerinin artarak besiciliğin gelişmesine katkı sağlanacağı kanaatine varılmıştır.

Enes Singin
Bingol University · Institute of Graduate Studies in Science
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Kapalı sistem ve serbest dolaşımlı sistemlerde yetiştirilen beyaz hindilerin besi performansı ve karkas özellikleri bakımından karşılaştırılması

Bu çalışma, kapalı ve serbest dolaşımlı sistemlerde yetiştirilen beyaz hindilerin besi performansı ve karkas özellikleri bakımından karşılaştırılması amacıyla yürütülmüştür. Denemede günlük yaşta toplam 90 adet hindi palazı 3 deneme grubuna (Kapalı sistem, %50 yem + mera ve Mera), her grupta 30'ar hayvan ve 3 tekerrürlü olacak şekilde şansa bağlı olarak dağıtılmıştır. 17 haftalık besi dönemi boyunca hindilere ait canlı ağırlıkları, yem tüketimleri, yemden yararlanma oranları ve karkas özellikleri saptanmıştır. Kapalı sistem, %50 yem + mera ve Mera gruplarına ait hindilerin 17. hafta sonundaki canlı ağırlıkları erkek + dişi karışık olarak sırasıyla; 11100 g, 9511,08 g ve 7727,93 g olarak bulunmuştur. Muamele gruplarına ait canlı ağırlık ortalamaları (17. hafta) bakımından elde edilen ortalamalar arasındaki farklılıklar önemli (P<0,01) bulunmuştur. Yem tüketimi bakımından, kapalı sistem ve %50 yem + mera sistemindeki hindiler 17 haftanın sonunda sırasıyla; 26,15 kg ve 15,24 kg yem tüketmiştir. Mera grubunda ise ilk 8 hafta için yem tüketimi belirlenmiş olup, bu dönemde hindiler ortalama 4.35 kg yem tüketmişlerdir. Grupların yem tüketimlerine ait ortalamar arasındaki farklılıklar önemli (P<0,05) bulunmuştur. Yemden yararlanma oranları, kapalı sistem ve %50 yem + mera grupları için 0-17 haftalık dönemde sırasıyla; 2,35 ve 1,60 olarak saptanmıştır. Mera grubu için ise, 0-8 haftalık dönem dikkate alınmış ve bu dönemdeki yemden yararlanma oranı 1,39 olarak bulunmuştur. Grupların yemden yararlanma oranları arasındaki farklılıklar istatistiksel anlamda önemli (P<0,05) bulunmuştur. Muamele gruplarına ait karkas ağırlıkları, kapalı, %50 yem + mera ve mera sistemlerinde erkek + dişi karışık olarak sırasıyla; 9252,10 g, 6979,20 g ve 5953,40 g olarak bulunmuştur. Grupların karkas ağırlıklarına ait ortalamalar arasındaki farklılıklar önemli (P<0,05) bulunmuştur. Sonuç olarak, hindi yetiştiriciliğinde tamamen kapalı sistemler yerine uygun mevsim ve mera koşullarında tamamen mera şartlarında veya kısmen meraya dayalı sistemlerin uygulanmasıyla büyük oranda yem tasarrufu sağlanabileceği ve bu şekilde kapalı sistemlerde elde edilen karkas ağırlığına yakın değerlere ulaşılabildiği, özellikle %50 yem + mera ve mera sistemlerinin hindilerde besi performansı ve karkas özellikleri açısından düşük yem tüketimi de dikkate alındığında daha iyi sonuç verdiği söylenebilir. Anahtar kelimeler: Yetiştirme sistemi, beyaz hindi, besi performansı, mera.

Adil Kayaokay
Bingol University · Institute of Graduate Studies in Science
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Serbest dolaşımlı ve kapalı sistemde yetiştirilen atak-s genotipi erkeklerinin besi performansı ve karkas özellikleri bakımından karşılaştırılması

Bu çalışma, Ankara Tavukçuluk Araştırma Enstitüsü tarafından geliştirilen Atak-S genotipinin erkeklerinin serbest dolaşımlı ve kapalı sistemde besi performansı ve karkas özelliklerini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Bu amaca ulaşmak için, toplam 180 adet 1 günlük Atak-S civcivleri şansa bağlı olarak 3 gruba (n=60) ve 3 tekerrürlü (n=20) olacak şekilde dağıtılmıştır. Hayvanlar haftalık ve 0,1 g hassasiyetli terazi ile tartılmışlardır. Deneme toplam 84 gün sürmüştür. Araştırma materyali hayvanların 12 haftalık yaşa kadarki canlı ağırlıkları, yem tüketimleri, kümülatif yemden yararlanma oranları grup bazında incelenmiştir. 1. Grup adlibitum yem 2.grup mera+kontrol grubunun tükettiği yem miktarının %80'i kadar yem, 3. Grup ise mera+kontrol grubunun tükettiği yemin %50'si kadar yem tüketmiştir. Deneme sonunda en yüksek (P<0,01) canlı ağırlık 1 grupta (1384,66±12,10 g) bunu 2. (1232,74±12,20) ve 3. (1027,26±12,10 g) grup izlemiştir. Yem tüketimindeki sıralama canlı ağırlıktaki gibidir. Ancak yemden yararlanma oranındaki sıralama tam tersi olup, en iyi (P<0,01) 3. Grupta (2,25±0,03), bunu 2. (3,03±0,03 ) ve 1. (3,30±0,03) grup takip etmiştir. Karkas özellikleri açısından 1. Grup hayvanları 2. ve 3. grup hayvanlarından daha iyi bir performans göstermiştir. Sonuç olarak, Atak-S erkekleri konvansiyonel sistemde daha iyi canlı ağırlık ve karkas özelliklerine sahip olmasına rağmen yemden yararlanma oranı en yüksek bulunmuştur. Bu bilgiler ışında, daha iyi mera şartları sağlandığı takdirde Atak-S erkekleri daha az yem ile daha doğal ürün elde edilebileceği söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Atak-S, besi performansı, karkas, et kalitesi.

Tülay Baraç
Bingol University · Institute of Graduate Studies in Science
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Ozonlu, reçineli, klorlu, selestit taşlı ve doğal kaynak sularının bıldırcınlarda performans, oksidatif stres ve karkas parametreleri üzerine etkileri

Bu çalışma, Ozonlu (Hazır ticari pet su), Reçineli (100 g çam çırası/4,5 l şehir şebeke suyu), Klorlu (Şehir şebeke suyu), Selestit Taşlı (200 g/4,5 l şehir şebeke suyu) ve Doğal Kaynak Suları (Kadın-Çocuk Hastanesi civarındaki Karlıova Çeşmesi, Bingöl, Türkiye) gibi 5 çeşit suyun bıldırcınlarda performans, oksidatif stres ve karkas parametrelerine etkilerini tespit etmek amacıyla yapıldı. Denemede 150 adet dişi-erkek karışık 3 günlük bıldırcınlar kullanıldı ve her bir su grubunda 30 adet olmak üzere 10 kuş bulunan 3 alt gruba ayrıldı. Deneme 7 hafta sürdürüldü. Deneme boyunca hayvanlara protein oranı %26,14 ve ME 3069 kcal/kg olan tek bir yem ve beş farklı su çeşidi ad libitum olarak verildi. Denemede kullanılan su tiplerinin analizlerinde pH, Ca, Mg, Cl, Elektriksel İletgenlik ve Total Bakteri bakımından istatistiksel farklılıklar gözlendi. Canlı ağırlık, günlük canlı ağırlık artışı ve yem tüketimi Doğal Kaynak Suyu içen bıldırcınlarda en yüksek, Reçineli Su Grubu'nda ise en düşük bulundu (P<0,001). Doğal Kaynak Suyu'ndan sonra diğer gruplara göre Reçineli Su en fazla içildi (P<0,001). En düşük serum MDA düzeyi Doğal Kaynak Suyu içenlerde 1,54 µM/l ve en yüksek MDA düzeyi Reçineli suyu içen grupta 4,27 µM/l olarak saptanmıştır (P<0,001). Serum SOD ve CAT değerleri en yüksek Ozonlu Suyu içenlerde gözlenmiş ve sırasıyla 45,15 U/l ve 60,40 kU/l olarak kaydedilmiştir. Denemede su çeşitlerinin kesim ağırlığı, karkas ağırlık ve karkas randımanına bir etkisinin olmadığı belirlenmiştir (P>0,05). Sonuç olarak su çeşitlerinin önemli etkilerinin olduğu, şebeke sularına reçine katmanın suyun dezenfeksiyonu ve yumuşatılmasında önemli bir katkı yapmadığı, sudaki çözünmüş madde miktarının (TDS) canlı ağırlık, GCAA, yem tüketimi, su içimini, YYO ve oksidatif stres biyomarkerlerini olumlu yönde etkilediği, Reçineli Su hariç 4 su tipi için sıralamanın; 1-Doğal Kaynak Suyu, 2-Ozonlu Su, 3-Selestit Taşlı Su ve 4-Şebeke Suyu olduğu belirlenmiştir.

Burak Seren
Bingol University · Institute of Graduate Studies in Science
2016
00
Master'sOpen AccessEN

The effect of supplement dried basil leaves on growth performance carcass traits and blood parameters in japanese quail

This study was carried out in 2016 at the experimental farm of the Faculty of Animal Since, belonging to the Research Station of the Bingol University. This research was conducted to find out the effect of dry basil leaves as natural feed additives on Japanese quail performance. The objective of the present study was to investigate the impact of dry basil leaves as a feed additive on live body weight, body weight gain, feed intake, feed conversion ratio, cumulative feed intake, carcass yield, thigh, breast, total cholesterol, total protein and hemoglobin of japans quail. A total of 240 chicks were selected and divided into 4 treatments and 3 replicates based on completely randomized design. One-day-old chicks were reared for 42 days. Feed and water were provided. Chicks were divided into four treatments 60 birds for each treatment. Each treatment contained three replicates of 20 birds. Each group of birds was supplied with T1 (control), T2 (0.3% basil), T3 (0.6% basil), and T4 (1% basil), of dry basil leaves. All birds were fed a commercial diet containing 23.90% crude protein and 3025 ME from beginning to end of the experiment. The dry basil leaves supplementation had no significantly (P>0.05) affected by live body weight and body weight gain, carcass weight, thigh%, and breast%, feed intake. There was a significant effect (P<0.05) on cumulative feed intake at T4 group compared to T2, T3 and T1 control groups at 4th, 5th, 6th weeks. There was the significant effect on feed conversation ratio at 4th, 6th weeks between T4 and T2. There was decrease on total cholesterol, and improvement of total protein. As a result, it can be said that the herbal natural feed additives such as basil may be used as alternatives to an antibiotic growth promoter without any adverse effects on Japanese quail parameter. Keywords: Japanese quail, dried basil leaves.

Bakhan Jalıl Jalal
Bingol University · Institute of Graduate Studies in Science
2017
00
Master'sOpen AccessEN

Bir prebiyotik kaynağı olarak rasyona değişik seviyede yerelması ve hindibaba eklenmesinin bıldırcınların büyüme-gelişme, karkas özellikleri, kolestol ve barsak florasına etkisi

this study Jerusalem artichoke tubers and Chicory powder as a source of prebiotics at 0.5% and 1% levels were supplemented to determine the growth performance, carcass characteristics and cholesterol content in quail chicks. An experiment of 42 days was conducted with a flock of 225 one-day old chicks, were used in a completely randomized design (CRD with 5 treatments and 3 replicates). Treatments were control no additive (T1), T2 containing 0.5% Jerusalem artichoke, T3 containing 1% Jerusalem artichoke, T4 containing 0.5% Chicory and T5 containing 1% of Chicory. All chicks had free access to feed and water ad libitum during the 6-wk experiment. The results showed the both type of dietary prebiotic supplementations had no effect on the live body weight, weight gain, feed intake, feed conversion ratio and carcass quality at the end of the experiment. Also, the bacterial counts and cholesterol content had no affected by both type of prebiotics. While, the breast meat colour affected by using the dietary prebiotics. The best result of meat colour recorded for the T3 and T4. The colour lightness (L* value) of the female was increased in 1% of Jerusalem artichoke and 0.5% of Chicory supplementations compared with 0.5% Jerusalem artichoke, 1% of Chicory and control group. Overall, it was concluded that different level (0.5 and 1%) of both type of prebiotics cannot positively affect production performance, while, can improve the colour of meat. Keywords: Prebiotics, jerusalem artichoke, chicory, quail, gut flora, meat colour, cholesterol.

Omed Ahmed Ismael Ismael
Bingol University · Institute of Graduate Studies in Science
2017
00
Master'sOpen AccessEN

Impact of different level peppermint and ginger supplementation on broiler performance and blood parameter

The aim of this study was to figure out the effect of different level of peppermint and ginger supplementation on broiler performance and blood parameter. In this study Peppermint and Ginger root powder as a source of prebiotic at the level of 0.5% and 1% were supplemented to determine the growth performance, carcass characteristics and blood characterize in broiler chicks. An experiment of 42 days was conducted with a flock of 225 one-day-old chicks. The birds were divided into 5 treatment groups with 3 replication by completely randomized design. The groups were controlled with no additive (T1), the second group (T2) contained 0.5% Peppermint, the third group (T3) contained 1% Peppermint, the fourth group (T4 contained 0.5% Ginger and the fifth group (T5) contained 1% of Ginger. All chicks had free access to feed and water adlibitum during the 6-wk of the experiment. The results showed the both types of dietary prebiotic supplementations had no effect on the live body weight except the first, second and third weeks, and feed intake, feed conversion ratio with no effect except the third and fifth weeks, and carcass characterize at the end of the experiment with no effect except the dressing percentage and liver in male. Also, the blood characterizes content (cholesterol and total protein) were affected by both types of prebiotics. While the best result of dressing percentage recorded in T4 and T5. Overall, it was concluded that different level of the both type of prebiotics cannot positively effect on production performance, while it can improve the cholesterol and total protein. Keywords: Broiler, peppermint, ginger, fattening performance, blood parameters.

Haıdar Hassan Khdr Khdr
Bingol University · Institute of Graduate Studies in Science
2017
00
Master'sOpen AccessEN

Effect of moringa, thyme, sumac and their mixture on broiler performance, carcass quality and blood parameters

This study was conducted to find the effect of inclusion of three herbal powders (moringa leaves powder, sumac fruit powder and thyme leaves powder and their mixture) with 1 % concentration on fattening performance, carcass traits and some blood parameters of broiler. A total of one-hundred-eighty-one day-old-male-broiler-chicks (Ross 308) were divided into five dietary treatments with 3 replicates. On arrival, the birds were weighted and fed together by 7th day of age. Chicks were put in floor pens in a controlled house at 8 d of age, and kept till end of the experiment. Non-pelleted diets (ad libitum) were offered as starter, grower and finisher at 7-21, 22-35 and 36-42 days, respectively. Clean water was provided throughout the period of the experiment. Live body weight, body weight gain, accumulative feed intake and feed conversion ratio were recorded weekly. At the end of experiment, totally 30 birds were slaughtered to analyze carcass cuts percentages and blood parameters. Moringa leaves powder (T2), Sumac fruit powder (T3), and Moringa, Sumac and Thyme mixture (T4) had significant (P<0.05) and positive effects on live body weight (LBW) and feed conversion ratio in broiler chicks. The treatments did not have significant effect on carcass traits except carcass yield, thighs and wings percentages of the birds in T3 group. Sumac and thyme feed additives had effects on abdominal fat and some of internal organs weights, but other treatments did not, however abdominal fat was decreased significantly (P<0.05) by Sumac and Thyme compared to control group. Also there were positive effects on the most of broilers feed conversion ratio comparing to the control group during the experiment. Also there were no significant (P>0.05) effects observed in serum biochemistry analysis, except Albumin of the blood in group T5 as compared to control group and other treatments. In terms of blood lipids, there were significant effects (P<0.05) on Triglycerides, LDL and VLDL in T2, T3 and T5. But there were no significant differences in mean cholesterol and HDL among treatments. As a result, according to the research, it is recommended to use mixture of alternative herbal plants (Moringa, Sumac and Thyme) and Moringa oleifera alone for growth promoter in spite of antibiotic in the commercial broiler ration. Keywords: Broiler, moringa, sumac, thyme, fattening, blood and carcass.

Amed Mohammed Ameen Mohammed Mohammed
Bingol University · Institute of Graduate Studies in Science
2017
00
Master'sOpen AccessEN

Performance and physiological traits of broiler chickens fed different levels of thyme, adiantum, rosemary and their combination

The objective of this study was to investigate the effects of different levels of medical plants (thymus vulgaris, Adiantum capillus-veneris L, Rosemarinus Officinalis and their combination) in the diet on Physiological and Growth Performance traits of broiler chicken. A Total of 288 mixed broiler chicks, were randomly distributed to eight treatments with three replicate. Medical plants at different levels added to basal diets at 7th days old. The active compounds of the three plants were analyzed by Gas Chromatography/Mass Spectrometry. Live body weight and mortality rates were measured at weekly intervals. At the end of the experiment the following traits were measured: carcass traits, hematology, blood biochemical, hormonal responses, and serum enzymes parameters. The results obtained could be summarized as follows: Fourteen, Fifteen and Twenty one compounds were identified in the Thyme, Adiantum and Rosemary samples, the major compounds of these plants were carvacrol (60.77%), gamma-terpinene (41.23%) and α-Pinene (51.87%), respectively. There is a significant effect of medicinal plants on live body weight. At day 42, T7 group (Rosemary level 10 g/kg) noticed heavier live body weight among all treatments. There was a significant effect of medicinal plants on feed intake among treatment and T6 (Rosemary 5 g/kg) was higher and T2 (thyme (5 g/kg) lower feed intake. mortality rate in T2 and T7 was significant highest while, FCR wasn't effect by medicinal plants. There was a significant effect of treatment on carcass traits. T3 group which contain (thyme 10 g/kg) observed best results in regard to carcass yield, dressing percentage, legs, wings, back and neck being (1484±41.81 g, 73.51±1.1%, 414.5±14.07 g, 176±5.57 g and 436.33±15.53 g, respectively). While, breast weight was higher in T8 (Thyme 7.5 g/kg+ Adiantum 4 g/kg+ Rosemary 7.5 g/kg). There was a significant effect of treatments on abdominal fat and liver weights. T3 group have lower abdominal fat and higher liver weight among treatments. Adiantum powder at different levels has significant effect on bursa and spleen weights compared to other groups. There was a significant effect of treatments on albumin, globulin, cholesterol and glucose concentration. Medicinal plants significantly affect hormonal response. The combination of plants (T8) investigated high concentration of T3 and T4 hormones. Also, addition of rosemary at 5 g/kg to the diet observed higher concentration of TSH and GH hormones. There was significant effect of medical plants on AST and ALT enzymes. Addition of medicinal plants to diets decreased RBC cont., while PCV, Hb and palatal were not significantly affected. There is none significant effect of medical plants on meat color among treatment. Keywords: Thyme, adiantum, rosemary, blood biochemical, hematology, hormone response, enzymes, meat color, broiler.

Nechırvan Hazım Ramadhan Artoshı
Bingol University · Institute of Graduate Studies in Science
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Etlik piliçlerde bazı civciv kalite ölçütlerinin besi performansı ve karkas kalitesine etkisi

Bu çalışma, etlik piliç civcivlerinde 4 farklı kalite ölçütünün (civciv ağırlığı, parmak uzunluğu, incik uzunluğu ve boy uzunluğu) besi dönemi sonundaki canlı ağırlık, yem tüketimi, yemden yararlanma oranı, ölüm oranı ve karkas özellikleri üzerine etkisini incelemek amacıyla yürütülmüştür. Denemede toplam 192 adet erkek etlik piliç civcivi kullanılmış olup, her bir kalite ölçütü için iki farklı grup oluşturulmuştur. Günlük civcivlerde vücut ağırlığı için ağır ve hafif (≥47,7 ve <47,7 g), parmak uzunluğu için uzun ve kısa (≥2,01 ve <2,01 cm), incik uzunluğu için uzun ve kısa (≥2,9 ve <2,9) ve boy uzunluğu için uzun ve kısa (≥18,3 ve <18,3) olmak üzere ikişer grup oluşturulmuştur.

Mustafa Erükçü
Bingol University · Institute of Graduate Studies in Science
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Bingöl ili arıcılığının yapısal durumunun incelenmesi sorunları ve çözüm önerileri

Bu çalışmanın amacı, Bingöl ilinde arıcılığın sosyo-ekonomik yapısı, koloni yönetimindeki uygulamaları, hastalık ve zararlılarla mücadele yöntemleri, koloni kayıpları ve arıcılıkta yaşanan sorunların saptanmasıdır. Bu çalışmada arıcılık işletmelerinin sosyo-ekonomik yapısı incelenmiş ve kovan başına bal verimini etkileyen faktörler regresyon analizi ile belirlenmeye çalışılmıştır. Bunun için iyi bir arıcılık potansiyeli olan Bingöl ili araştırma bölgesi olarak seçilmiştir. Anket yapılacak işletme sayısı oransal örnekleme yöntemiyle 87 olarak belirlenmiştir. Ankete katılan arıcıların yaş ortalaması 47,3 yıl olarak belirlenmiştir. Arıcıların %62,1'i tek gelir kaynaklarının arıcılık olduğunu belirtmiştir. Genel olarak grupların %41,4'ü ilkokul mezunu olduğunu, tüm arıcılar arıcılığa başlama nedeninin asıl geçim kaynağı (%51,7) ve babadan kalma (%28,7) olduğunu belirtmişlerdir. Arıcıların çoğunluğu (%90,8) kolonilerini güçlü kolonileri bölerek çoğalttığını belirtmişlerdir. Arıcıların %74,7'si kolonilerin ana arılarını iki yılda bir değiştirdiklerini ifade etmişlerdir. Arıcıların hemen tümü varroayı ve yavru hastalıklarını tanıdığını, yaklaşık %93'ünün varroaya karşı kimyasal mücadele ettiğini belirtmişlerdir. Koloni başına bal verimi ortalama 11,12 kg olarak belirlenmiştir. Sonuç olarak; Bingöl ili arıcılık yapısının Türkiye genelinde yapıldığı gibi gezginci arıcılık şeklinde olduğu ve Türkiye arıcılığının temel sorunu olan konaklama sorununun Bingöl arıcılığı içinde ön planda olduğu belirlenmiştir.

Helda Ebru Şeviş
Bingol University · Institute of Graduate Studies in Science
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Yumurtlayan bıldırcınların rasyonlarına farklı düzeylerde ilave edilen portakal kabuğu tozu, portakal kabuğu yağı, nar kabuğu tozu ve nar çekirdeği yağının yumurta özellikleri, yumurtanın besin madde kompozisyonu ve bazı kan parametrelerine etkisi

Bu çalışma, yumurtlayan bıldırcınların rasyonlarına farklı düzeylerde eklenen portakal kabuğu tozu, nar kabuğu tozu, portakal kabuğu yağı ve nar çekirdeği yağı'nın, canlı ağırlık, yem tüketimi, yemden yararlanma oranı, yumurta verimi, yumurta ağırlığı, yumurta iç ve dış kalitesi, yumurta sarısı ham yağ oranı, yumurta sarısı yağ asidi kompozisyonu, oksidatif stres ve bazı kan parametreleri üzerine etkilerini araştırmak amacıyla yapılmıştır. Çalışmada portakal kabuğu ve nar kabuğu tozu rasyona iki farklı düzeyde (%2 ve %4), portakal kabuğu yağı ve nar çekirdeği yağı ise yine iki farklı düzeyde (0,5 g/kg ve 1 g/kg) ilave edilmiştir. Deneme grupları kontrol %2 portakal kabuğu tozu (PKT), %4 portakal kabuğu tozu (PKT), %2 nar kabuğu tozu (NKT), %4 nar kabuğu tozu (NKT), 0,5 g/kg portakal kabuğu yağı (PKY), 1 g/kg portakal kabuğu yağı (PKY), 0,5 g/kg nar çekirdeği yağı (NÇY) ve 1 g/kg nar çekirdeği yağı (NÇY) olmak üzere 9 grup şeklinde ve her grup 3 tekerrürlü olarak hazırlanmıştır. Her bir tekerrürde 12 hayvan olacak şekilde toplam 324 adet dişi bıldırcın kullanılmıştır. Araştırmada kullanılan bıldırcınlar 8 haftalık yaşta olup, deneme başlangıcında kafeslere tesadüfi olarak dağıtılmışlar ve 8 hafta (56 gün) süresince çok katlı bıldırcın yumurtlama kafeslerinde barındırılmışlardır. Bu süre içinde 16 saat aydınlık ve 8 saat karanlık olacak şekilde bir aydınlatma programı uygulanmıştır. Deneme grubu bıldırcınları, yumurtlama periyodu boyunca %20 HP ve 3000 kcal/kg ME içerecek şekilde hazırlanan 9 farklı rasyonla serbest olarak yemlenmişlerdir. Denemenin sonunda elde edilen sonuçlara göre; en yüksek canlı ağırlık değerlerine sahip olan grupların 1 g/kg PKY ve 0,5 g/kg NÇY ilave edilen gruplar olduğu belirlenmiş ve 1 g/kg PKY grubundaki canlı ağırlık artışının önemli (P<0,05) olduğu saptanmıştır. Bıldırcınların günlük, haftalık ve kümülatif yem tüketimlerinin bıldırcın rasyonlarına ilave edilen yem katkı maddelerinden önemli (P<0,05) düzeyde etkilendiği belirlenmiştir. Uygulanan muameleler bıldırcınların yumurta verimlerini, başta 1 g/kg PKY grubu olmak üzere tüm muamele gruplarında kontrol grubuna göre önemli (P<0,05) düzeyde artırmıştır. 9 ve 10 haftalık yaşlar dışındaki tüm haftalarda; kontrol ve muamele gruplarındaki bıldırcınların ortalama yumurta ağırlıkları arasındaki farklılıklar önemli (P<0,05) bulunmuştur. Bıldırcınların haftalık ve kümülatif yemden yararlanma oranlarının, bıldırcın rasyonlarına yapılan muamelelerden önemli (P<0,05) düzeyde etkilendiği belirlenmiştir. Sarı ağırlığı ve Haugh Birimi değerleri bakımından gruplar arasındaki farklılıklar önemsiz, kabuk kalınlığı, kabuk ağırlığı, şekil indeksi, ak indeksi, sarı indeksi ve renk kriterleri bakımından ise önemli (P<0,05) bulunmuştur. Uygulanan muamelelerin yumurta sarısındaki ham yağ oranına etkileri önemsiz bulunurken, genelde doymuş yağ asitlerinin oranının düşmesine, doymamış yağ asitlerinin oranının ise yükselmesine neden olduğu belirlenmiştir. Yumurta sarılarındaki doymamış yağ asitleri oranı özellikle %4 NKT, 0,5 g/kg PKY, 1 g/kg PKY, 0,5 g/kg NÇY ve 1 g/kg NÇY gruplarında kontrol grubuna göre istatistiksel açıdan önemli (P<0,05) düzeyde daha düşük bulunmuştur. Yumurta sarısı kolesterol oranları, tüm deneme gruplarında kontrol grubuna oranla önemli bulunurken, rasyonlara ilave edilen yem katkı maddelerinin yumurta sarısı A vitamini ve D vitamini içeriklerine etkisi önemli düzeyde değildir. E vitamini oranı, özellikle %2 PKT, %4 PKT, % 4 NKT ve 1 g/kg NÇY gruplarında kontrol grubuna oranla daha düşük (P<0,05) bulunmuştur. Önemli oksidatif stres parametrelerinden olan malondialdehit (MDA) miktarının, kontrol grubu ile karşılaştırıldığında tüm muamele gruplarında daha düşük (P<0,01) olduğu saptanmıştır. Yapılan istatistiksel analizlerde, muamele grupları arasındaki farklılıkların kan HDL-C, ALP, AST, LDH parametreleri için önemli (P<0,01) olduğu, kan kolesterol, trigliserit, glikoz, LDL-C, ALT ve MDA açısından ise önemli olmadığı belirlenmiştir. Sonuç olarak, rasyonlara ilave edilen farklı düzeylerdeki katkı maddelerinin; canlı ağırlık, yem tüketimi, yemden yararlanma oranı, yumurta verimi gibi temel performans kriterleri ile bazı yumurta iç ve dış kalite özellikleri ve bıldırcınların bazı kan parametreleri üzerine beklendiği üzere belirgin olumsuz bir etkisinin olmadığı görülmüştür. Bunun yanı sıra, özellikle portakal kabuğu yağının bıldırcınların bazı verim özellikleri ile yumurta kalite kriterlerini olumlu yönde etkilediği, gerek yumurta sarısı doymamış yağ asitlerinin oranının yükselmesinde ve yumurta sarısı oksidasyonunun optimizasyonunda, gerekse kan HDL-C düzeyinin yükselmesinde etkili olduğu söylenebilir.

Şebnem İnci
Bingol University · Institute of Graduate Studies in Science
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Diyarbakır ili köy tavukçuluğunun mevcut durum analizi, sorunları ve çözüm önerileri

Bu çalışmada, Diyarbakır iline bağlı seçilen bazı köylerde üreticilerle yapılan anketler aracılığı ile Diyarbakır ili köy tavukçuluğunun yapısı incelenmiştir. Üreticilere uygulanan anketler ile üreticilerin sosyo-ekonomik durumları, barınak yapıları, bakım bilgileri ve üretici sorunlarının ortaya konulması amaçlanmıştır. Araştırma bulgularına göre; işletme sahiplerinin yaşlarının ortalamasının 45,8 olduğu, işletmecilerin tamamının okuryazar ve çiftçi olduğu belirlenmiştir. Yetiştiricilerin tamamının erkek olduğu ve kooperatife üye olmadıkları saptanmıştır. Yetiştiricilerin büyük bir kısmının (%97) köy tavukçuluğu yetiştiriciliği yaptığı anlaşılmıştır. İşletmelerin tamamında kanatlı yetiştiriciliği yapıldığı ve kanatlı hayvan sayısının toplam hayvan sayısı içindeki oranının %59,4 olduğu saptanmıştır. İşletmede bulunan tavuk ve horoz ırklarının büyük bir kısmının (%84) yerel ırk olduğu tespit edilmiştir. İşletmelerin tamamında hastalık görüldüğü ve işletmelerde tifo hastalığının görülme oranının %39 olduğu belirlenmiştir. İşletmelerin tamamında yemlemenin sabah, akşam olmak üzere günde iki defa yapıldığı sonucu belirlenmiştir. İncelenen köylerde hayvanlara fabrika yemi verilme oranının %34,6 olduğu tespit edilmiştir. İşletmelerin tamamında kümes temizliği ve yemleme ve yumurta toplama gibi işlerin kadınlar tarafından yapıldığı belirlenmiştir. İşletmelerin tamamında barınakta ilave aydınlatma ve ilave ısıtma yapılmadığı görülmüştür. Sonuç olarak; Diyarbakır ili köy tavukçuluğunun ülkemizdeki geleneksel köy tavukçuluğunun yapısına benzer olduğu, özellikle hastalıklar, uygulanan destekler, yem maliyetinin düşürülmesi ve pazarlama konularındaki sorunlarının çözümü önem taşımaktadır. Anahtar Kelimeler: Diyarbakır, köy tavukçuluğu, bakım- besleme, hastalıklar, pazarlama

Muhammed Ali Ekinci
Bingol University · Institute of Graduate Studies in Science
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Bingöl ilindeki etlik piliç işletmelerinin teknik ve yapısal özellikleri

Bu araştırma, Bingöl ilindeki etlik piliç yetiştiriciliğinin teknik ve yapısal özelliklerinin incelenerek, sorunlarının tespit edilmesi ve çözüm önerilerinin getirilmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırma materyalini toplam 9 adet broiler işletmesi oluşturmuştur. Çalışmanın sonuçlarına göre, işletmelerin tamamının şahsın kendine ait mülk durumunda ve 1-2 adet kümesten oluştuğu saptanmıştır. İncelenen işletmelerde mevcut kapasite 30042 adet/devir ve kapasite kullanım oranı %82,7 olarak belirlenmiştir. Üreticilerin yaş ortalaması 50,3, %44,5'i ilkokul mezunu ve üreticilerin tamamının deneyim süresi 3-4 yıl olarak hesaplanmıştır. Kümeslerin tamamında askılı yuvarlak yemlik tipinin ve damlalıklı nipel suluk tipinin kullanıldığı saptanmıştır. İncelenen kümeslerde ısıtma materyali olarak %80 oranında kömür ve havalandırmada %80 oranında fan kullanıldığı gözlenmiştir. Kümeste m²'ye konulan hayvan sayısı 12 adet, hayvan başına tüketilen yem ortalama 3,9 kg ve 40-45 günlük canlı ağırlık ortalaması 2,1 kg olarak belirlenmiştir. İncelenen tüm kümeslerde kullanılan canlı materyal dış kaynaklı hibrit olup, bir dönemdeki ölüm oranları %5-6 civarında meydana gelmiştir. Sonuç olarak; Bingöl ili broiler yetiştiriciliğinin Türkiye geneline benzer biçimde sözleşmeli yetiştiricilik koşullarında gerçekleştiği görülmüştür. Bingöl ili broiler yetiştiricilerinin temel sorunlarının daha çok yem ve hastalıklar konusunda olduğu sonucuna varılmıştır.

Bilal Yiğit
Bingol University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de büyükbaş ve küçükbaş hayvancılık verilerinin alternatif regresyon metotları ile incelenmesi

Bu çalışmada Türkiye'de 1995-2015 döneminde büyükbaş ve küçükbaş sayıları ile bu hayvanlardan elde edilen süt ve et üretimlerinin yıllara göre değişimi basit doğrusal regresyon analizi ile incelenmiştir. Basit doğrusal regresyon analizi için gerekli varsayımlardan; hata terimlerinin normal dağılım göstermesi, eşit varyanslılık ve otokorelasyon dikkate alınarak en küçük kareler (EKK) ve ağırlıklı en küçük kareler (AEKK) yöntemleri ile parametre tahminleri elde edilmiştir. 1995-2015 yılları arasındaki dönemde sığır eti üretiminin bağımlı ve sığır sayısının bağımsız değişken olduğu araştırmada EKK yöntemi ile regresyon analizi uygulanmış, elde edilen regresyon modelinde değişen varyans sorununun olmadığı ancak Durbin-Watson d istatistiği sonucu otokorelasyon sorunu olduğu görülmüştür. Otokorelasyon sorununu gidermek için serilere dönüşüm uygulanarak AEKK ile oluşan yeni regresyon modelinde otokorelasyon sorunu giderilmiştir ve bunun sonucunda R2=0,64 elde edilmiştir. Yine aynı dönem için sığır sütü üretiminin bağımlı ve sığır sayısının bağımsız değişken olduğu araştırmada EKK yöntemi elde edilen regresyon modelinde değişen varyans sorununun olmadığı ancak Durbin-Watson d istatistiği sonucu otokorelasyon sorunu olduğu görülmüştür. Dönüşüm yapılarak AEKK ile oluşan yeni regresyon modelinde otokorelasyon sorunu giderilmiş ve d istatistiği 2,294, R2 değeri de 0,71 olarak elde edilmiştir. Yine aynı dönemde koyun sütü üretiminin bağımlı ve koyun sayısının bağımsız değişken olduğu çalışmada EKK yöntemi elde edilen regresyon modelinde değişen varyans sorununun olmadığı ve Durbin-Watson d istatistiği ile otokorelasyonun mevcut olduğu görülmüştür. Dönüşüm yapılarak AEKK ile elde edilen yeni regresyon modelinde otokorelasyon sorunu giderilmiş olup, d istatistiği 2,208 ve R2 değeri ise 0,69 olarak bulunmuştur. Sonuç olarak, büyükbaş ve küçükbaş hayvan sayıları, üretilen et miktarı ve süt miktarından ibaret olan hayvancılık verilerine regresyon analizi uygulamalarında değişen varyans sorunun olmadığı, ancak otokorelasyon sorununun olduğu görülmüştür. Bu sorunu gidermek için yapılan dönüşümle AEKK yöntemi ile elde edilen regresyon modellerinin daha iyi sonuç verdiği saptanmıştır.

Birsen Gök
Bingol University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Gökkuşağı alabalığı (Oncorhynchus mykiss) beyin dokusunda civa klorür toksisitesinin oluşturduğu oksidatif stres ve DNA hasarının belirlenmesi

Bu çalışmada son yıllarda sucul ortamlarda önemli bir problem oluşturan civa klorürün (HgCl2) gökkuşağı alabalığı (Oncorhynchus mykiss)' nda beyin dokusu üzerindeki toksikolojisi ve bunun neden olduğu oksidatif stres ile DNA hasarı üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Bu amaçla her grupta 10 balık (n=10) olacak şekilde dört grupta toplam 40 adet balık 2 ve 7 gün süreyle HgCl2'ün iki subletal dozu olan LC50' nin %25' ine ve %50'sine (137,75 ve 275,5 µg/L) maruz bırakıldı. DNA hasarının tespiti için western blotlama tekniği kullanılarak PARP-1 ((Poli (ADP-riboz) Polimeraz-1) ve Elisa kullanılarak 8-Hidroksideoksiguanozin (8-OHdG)' e bakıldı. Oksidatif stresin göstergeleri olarak da Heme Oxygenase-1 (HO-1), 4-Hidroksinonenal (4-HNE) ve Sitokrom c (Cyt c) proteinlerin ekspresyon düzeylerine western blotlama tekniği ile, MDA tayini spektrofotometre ile ve reaktif oksijen türleri (ROS)'nin tespiti ise Elisa yöntemi kullanılarak yapıldı. Sonuç olarak, HgCl2'e maruz bırakılan balıklarda kontrol grubuna göre diğer gruplarda PARP-1, HO-1, 4-HNE, Cyt c ekspresyon düzeylerinde artış; ROS, MDA ve 8-OHdG seviyelerinde yükselme gözlemlendi. Sunulan çalışmanın sonuçları inorganik civanın alt dozlarının bile balıklar için son derece nörotoksik olduğunu göstermektedir.

Mehmet Reşit Taysı
Bingol University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Diyarbakır ilçelerinde yaşayan tüketicilerin tavuk eti algıları ve bu algıları etkileyen faktörler üzerinde bir araştırma

Bu çalışma, Diyarbakır Merkez ilçelerinde (Bağlar, Kayapınar, Yenişehir ve Sur) yaşayan tüketicilerin tavuk etiyle ilgili algılarının ve bu algıları etkileyen faktörlerin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Çalışmada, Diyarbakır iline bağlı 4 merkez ilçeden (2018 yılında) toplam 281 tüketiciyle yapılan anket çalışmalarından elde edilen veriler kullanılmıştır. Çalışma sonuçlarına göre; tüketicilerin yarısından fazlasının sağlıklı beslenmek için tavuk etinin mutlaka tüketilmesi gerektiğine inandığı ve tavuk etini daha çok ekonomik olduğu için tükettikleri saptanmıştır. Tüketicilerin, özellikle yaş, eğitim durumu ve gelir seviyesine bağlı olarak piliç etine yönelik olumsuz açıklamalardan etkilendiği belirlenmiştir. Piliç etinin elde edilmesi aşamalarında bazı gerçek olmayan uygulamaların tüketicilerin algılarını etkilediği görülmüştür. Bu algı, tüketicileri daha sağlıklı olduğunu düşündükleri diğer etleri (özellikle kırmızı et) tüketmeye yönlendirmektedir. Anket yapılan tüketicilerin büyük bir kısmı, etlik piliç üretiminde, hormon, antibiyotik, GDO'lu katkı maddeleri ve bazı kanserojen özellikte olan maddelerin kullanıldığını ve bu durumu sağlık açısından sakıncalı olarak gördüklerini belirtmişlerdir. Bu algının değişmesinde, tavuk eti arz zincirinin daha şeffaf hale getirilmesi ile tüketicilerin yetiştirme, kesim ve dağıtım sürecinin nasıl işlediğini bilmesi etkili olabilir. Dolayısıyla, tüketicilerin bu ürünlere olan güveninin artması sağlanabilir. Sonuç olarak, etlik piliç endüstrisinde, pazarlama stratejileri belirlenirken, piliç eti talebinin sadece teknolojik ve ekonomik yönünün değil, sağlıklı ve güvenilir olması yönünün de dikkate alınmasının tüketici algıları üzerine olumlu etki yapacağı kanısına varılmıştır.

Selva Zeybek
Bingol University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Sıcaklık stresine maruz kalan Japon bıldırcınlarında probiyotik kullanımının büyüme gelişme ve bazı kan parametrelerine olan etkisi

Bu çalışma, karma yemlere ilave edilen farklı oranlarda (%0,5 ve %1) probiyotik katkısının Japon bıldırcınlarının büyüme, gelişme, yumurta verim özellikleri ve kan parametrelerine etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Denemede 56 günlük yaşta 150 adet Japon bıldırcını kullanılmıştır. Araştırmada canlı ağırlık, günlük yem tüketimi, haftalık yem tüketimi, haftalık yumurta verimi, ortalama yumurta ağırlığı, yemden yararlanma oranı, yumurta kabuk kalınlığı, yumurta kabuk ağırlığı, yumurta sarı ağırlığı, yumurta sarı renk ölçüm değerleri, ak indeksi, şekil indeksi, haugh birimi değerleri ve kan parametreleri incelenmiştir. Deneme sonucuna göre; sıcak stresin maruz bırakılan Japon bıldırcınlarının rasyonlarına ilave edilen probiyotik kullanımının canlı ağırlık, günlük ve haftalık yem tüketimleri, haftalık yumurta verimi, yumurta ağırlıkları, yemden yararlanma oranları, kabuk kalınlığı, kabuk ağırlığı, yumurta sarı ağırlığı, yumurta sarı renk değerleri, yumurta ak indeksi değerleri ve kan parametrelerinden klor, total protein ve MDA değerlerini önemli ve çok önemli derecede etkilediği belirlenmiştir. Buna karşın, yumurta şekil indeksi, haugh birimi, kan parametrelerinden glikoz, kolestrol LDL-C, sodyum, ALT, LDH ve magnezyum değerleri üzerine farklı oranlarda kullanılan probiyotik katkısının herhangi etkisinin olmadığı ve istatistiksel olarak bir farkın oluşmadığı belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Bıldırcın, probiyotik, sıcaklık stresi.

Saim Adanır
Bingol University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Muş ilindeki kaz yetiştiriciliğinin genel durumu

Bu çalışma, Muş ilinde yapılan kaz yetiştiriciliğin mevcut durumunun ortaya konulması ve yetiştiricilikte karşılaşılan önemli sorunların tespit edilmesi amacıyla yapılmıştır. Çalışmanın materyalini Muş ili ve Merkez, Hasköy, Bulanık, Malazgirt, Varto ve Korkut ilçelerine bağlı, kaz yetiştiriciliğinin yoğun olarak yapıldığı köylerdeki 105 adet kaz üreticisinden elde edilen veriler oluşturmuştur. Araştırma bulgularına göre; Muş ilinde kaz yetiştiriciliği yapma süresinin ortalama 17 yıl olduğu ve yetiştiricilerin tamamının kaz yetiştiriciliği ile ilgili herhangi bir eğitim almadığı belirlenmiştir. İşletme başına damızlık dişi kaz sayısının ortalama 18,05 adet, damızlık erkek kaz sayısının ise 7,81 adet olarak belirlenmiştir. İncelenen kaz barınaklarının ortalama 50 m2 olduğu ve genellikle briket malzemeden yapıldığı saptanmıştır. Kazların genellikle 4 haftalık olduğunda meraya çıkarıldığı ve günde 2 kez tahıllarla beslendiği belirlenmiştir. Yetiştiricilerin büyük bir kısmının (%67) hastalıklara karşı hiçbir önlem almadığı, %30'unun vitamin, ilaç vb. kullandığı, %3'ünün ise aşı yaparak önlem aldığı belirlenmiştir. Sonuç olarak; Muş ilinde yapılan kaz yetiştiriciliğinin yapısının Türkiye geneli ile benzer olduğu ve genelde ailenin et ihtiyacını karşılamak amacıyla yapıldığı görülmüştür. Başta gelen sorunların eğitim yetersizliği, hastalıklar, düşük verim bakım-besleme konusundaki yetersizlikler, barınak sorunu ve pazarlama olduğu saptanmıştır.

İsmail Yeter
Bingol University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Bal arısı (Apis mellifera L.) kolonilerinde varroa mücadelesinde mersin bitkisinin (Myritus communis L.) yaprakları, meyvesi ve esansiyel yağının kullanılma imkânları

BAL ARISI (Apis mellifera L.) KOLONİLERİNDE VARROA MÜCADELESİNDE MERSİN BİTKİSİNİN (Myritus communis L.) YAPRAKLARI, MEYVESİ VE ESANSİYEL YAĞININ KULLANILMA İMKÂNLARI ÖZET Bu çalışma, arı yetiştiriciliğinde önemli bir sorun olan bal arısı paraziti Varroa destructor'a karşı Mersin bitkisinin yaprakları, meyvesi ve esansiyel yağının kullanılma imkânlarının araştırılması amacıyla yürütülmüştür. Deneme, 5'i muamele 1'i kontrol grubu olarak toplam 6 grup olarak düzenlenmiş ve tüm kolonilerde Kafkas arı ırkı (Apis mellifera C.) kullanılmıştır. Muamele grupları; Grup I: Mersin bitkisi yaprağı, Grup II: Mersin bitkisi esansiyel yağı, Grup III: Mersin bitkisi meyvesi+yaprağı, Grup IV: Mersin bitkisi meyvesi+yaprağı+esansiyel yağı, Grup V: Rulamit VA şeklinde oluşturulmuştur. Her bir grupta, koloni gücü ve varroa bulaşıklık düzeyleri benzer olan 5'er adet ve toplam 30 adet çekmeceli kovan kullanılmıştır. İlkbahar uygulaması öncesinde her bir kovandan alınarak incelenen 150'şer adet ergin arıda varroa bulaşıklık düzeyleri benzer bulunmuş ve ortalama bulaşıklık düzeyi %37,01 olarak saptanmıştır. Her bir kovandan alınarak incelenen 200'er adet larvadaki bulaşıklık düzeyleri ise, aynı şekilde benzer bulunmuş ve ortalama bulaşıklık düzeyi %52,47 olarak belirlenmiştir. İlkbahar uygulaması sonrasında, deneme gruplarına ait bulaşıklık düzeyleri ergin arılarda önemli (P<0,05) farklılıklar göstermiştir. Bulaşıklık düzeyleri, Kontrol, Grup I, Grup II, Grup III, Grup IV ve Grup V için sırasıyla; %38,38, %12,92, %12,12, %13,18, %12,38 ve %13,44 olarak bulunmuştur. İlkbahar uygulaması sonrasında, deneme gruplarına ait kolonilerdeki varroa bulaşıklık düzeyleri, larvalarda da önemli farklılıklar göstermiş ve sırasıyla; %52,20, %10,90, %10,50, %9,70, %11,90 ve %11,30 olarak saptanmıştır. İlkbahar döneminde yapılan uygulama sonrasında dökülen ölü varroa sayıları, tüm deneme gruplarında önemli (P<0,01) farklılıklar göstermiştir. Ölü varroa sayısı, muamele gruplarında 1954,8 adet/koloni (Grup V) ile 438,4 adet/koloni (Grup I) arasında değişim gösterirken, kontrol grubunda 41,6 adet/koloni olarak belirlenmiştir. Sonbahar uygulaması öncesinde her bir kovandan alınarak incelenen 150'şer adet ergin arıda varroa bulaşıklık düzeyleri benzer bulunmuş ve ortalama bulaşıklık düzeyi %16,16 olarak saptanmıştır. Her bir kovandan alınarak incelenen 200'er adet larvadaki bulaşıklık düzeyleri ise, aynı şekilde benzer bulunmuş ve ortalama bulaşıklık düzeyi %13,80 olarak belirlenmiştir. Sonbahar uygulaması sonrasında, deneme gruplarına ait bulaşıklık düzeyleri ergin arılarda önemli (P<0.05) farklılıklar göstermiştir. Bulaşıklık düzeyleri, Kontrol, Grup I, Grup II, Grup III, Grup IV ve Grup V için sırasıyla; %16,00, %1,98, %2,64, %2,88, %3,84 ve %3,44 olarak bulunmuştur. Sonbahar uygulaması sonrasında, deneme gruplarına ait kolonilerdeki varroa bulaşıklık düzeyleri, larvalarda da önemli farklılıklar göstermiş ve sırasıyla; %9,4, %3,44, %4,30, %5,5, %4,50 ve %4,20 olarak saptanmıştır. Sonbahar döneminde yapılan uygulama sonrasında dökülen ölü varroa sayıları, tüm deneme gruplarında önemli (P<0.01) farklılıklar göstermiştir. Sonuç olarak, Mersin bitkisi yaprağı, meyvesi ve esansiyel yağının etkili ve yararlı bir şekilde kullanılabileceği, ancak söz konusu ürünlerin birlikte kullanılmasının varroa kontrolü bakımından daha iyi sonuçlar verdiği ve balda herhangi bir kalıntıya neden olmadan kullanılabileceği söylenilebilir. Anahtar Kelimeler: Apis mellifera C.,Varroa destructor, mersin bitkisi, kimyasallar.

Münire Turhan
Bingol University · Institute of Graduate Studies in Science
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Bingöl ilinden elde edilen propolislerin bazı verim özellikleri bakımından karşılaştırılması

Bu çalışmada arıcılık sektöründe önemli bir yeri olan Bingöl ilinin Genç, Karlıova ve Solhan ilçelerinde tespit edilen farklı arılıklardan toplanan propolis örneklerinin kimyasal ve fiziksel analizleri belirlemek amacıyla yapılmıştır. Denemede GC-MS, HPLC ve Dumas protein analizi teknikleri kullanılarak propolis örneklerinin organik madde içeriği, yağ asitleri ve türevleri, toplam fenolik madde miktarı, antioksidan aktiviteleri, uçucu bileşenler, kül oranları ve protein oranları incelenmiştir. Debeme Sonucunda toplam fenolik madde miktarı 25.1±0.6 - 150.4±12.5 mg GAE/g, FRAP değerlerinin; 478.6±16.3 - 3452.4±119.3 µmol Fe2+/g propolis arasında, DPPH IC50 değerlerinin; 98±7 - 874±28 µg propolis /ml arasında, ORAC değerlerinin; 2288±124 - 3405±175 µ mol Troloks /g propolis arasında , Metal şelatlama aktivitesinin ise 49±5 - 387±14 µg propolis /ml arasında değişim gösterdiği tespit edilmiştir. Propolis örneklerine ait protein oranları 2,18-4.73 % arasında, kül oranları 1.76 – 4.29 % arasında değişen değerlerde bulunmuştur. Elde edilen bulguların özellikle Bingöl ve Türkiye propolislerinin standardizasyonun oluşturulmasına aynı zamanda propolisin kimyasal kompozisyonunun belirlenmesi ile ilgili yapılacak çalışmalara katkı sağlayacağı söylenebilir. Anahtar Kelimeler: propolis, GC-MS, toplam fenolik, antioksidan, kimyasal içerik

Ömer Döner
Bingol University · Institute of Graduate Studies in Science
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Muş ili köy tavukçuluğunun mevcut durum analizi, sorunları ve çözüm önerileri

Bu çalışma, Muş ili köy tavukçuluğunun mevcut durumunu ortaya koyarak, köy tavukçuluğu yapan yetiştiricilerin sorunlarının belirlenerek, çözüm önerileri geliştirilmesi amacıyla yapılmıştır. Çalışmada, oransal örnekleme yöntemi kullanılarak, üreticilerle yüz yüze yapılan anket verilerinden yararlanılmıştır. Bu anketlerde üreticilerin sosyo-demografik yapıları, işletme kümeslerinin yapıları, yetiştiricilerin bakım ve besleme bilgileri ve yetiştirici sorunlarının belirlenmesine yönelik sorular yer almıştır. Bu araştırma, Muş ilinde yapılan köy tavukçuluğunun yapısını ortaya koyması ve ileride yapılacak olan çalışmalara fikir vermesi açısından önem taşımaktadır. Araştırma bulgularına göre; işletmelerde kooperatif üyesi olan yetiştirici olmadığı belirlenmiştir. İşletmelerin %88'inde tavukların dışarıdan (yetiştiricilik yapan akraba ya da komşudan) alındığı sonucu belirlenmiştir. Yetiştiricilerin büyük bir kısmının (%96,3) köy tavuğu yetiştirdiği belirlenmiştir. İncelenen işletmelerde toplam hayvan sayısının %58,9'unun kanatlı hayvanlardan oluştuğu belirlenmiştir. İşletmede bulunan tavuk ve horozların ırklarının büyük bir kısmının (%88) karışık köy sürüleri olduğu tespit edilmiştir. Yetiştiricilere göre köy tavukçuluğunun en önemli sorunları; %68,8 oranında hastalıklar, %9,2 oranında barınak yetersizliği ve %9,2 oranında ise yem maliyetleri olarak belirlenmiştir. Yetiştiriciler köy tavukçuluğunda en önemli gördükleri sorunun çözümü olarak, %40 oranında aşı desteği, %13 oranında barınak desteği oluşturmayı ve %11 oranında ise genel olarak devlet desteği seçeneklerini belirlemişlerdir. Çalışma sonucunda; Muş ili köy tavukçuluğunun geleneksel köy tavukçuluğu şeklinde yürütüldüğü sonucuna varılmıştır. Yetiştiricilerin özellikle tavuk hastalıkları, devlet destekleri, yem gideri ve ürünleri pazarlama gibi konularda önemli sorunları olduğu ve bu sorunlarının çözümü için gerekli strateji ve politikaların geliştirilmesinin gerekli olduğu kanaatine varılmıştır.

Suat Barık
Bingol University · Institute of Graduate Studies in Science
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Farklı kombinasyonlarla hazırlanan rumen içerikli kompostlarda istiridye (kayın) mantarının üretilmesiyle rumen içeriğinin verime etkisinin araştırılması

Bu çalışma, rumen içeriğinin kompostlara farklı oranlarda eklenmesiyle istiridye (Pleurotus ostreatus) mantarındaki verimine etkisinin belirlenmesi amacıyla yürütülmüştür. Deneme; saf kültürden elde edilen, arpa ve kuş yemine sardırma ile çoğaltılmış istiridye mantarı miseli ve 3 tip kompost maddesi (rumen içeriği, buğday samanı, talaş) kullanılmak üzere 4 grup olarak tasarlanmıştır. Grup 1, 2, 3 ve 4 içeriği sırasıyla, Saman (%95) + talaş (%5), rumen içeriği (%50) + saman (%45) + talaş (%5), rumen içeriği (%25) + saman (%70) + talaş (%5), talaş (%100) şeklinde karışımlardan oluşturulmuştur. Her grup 3 tekerrürlü olarak planlanmış ve her tekerrüre (30x50 cm'lik poşet) 2'şer kg kompost materyali bırakılmıştır. Hasat sonrası elde edilen mantar ağırlık verileri tanımlayıcı istatistik analizi sonucu besi yerleri itibariyle hasat sonu mantar ağırlık ortalamaları arasındaki farklar (1: 574,33c; 2: 639,17c; 3: 497,67b; 4: 398,83a) istatistiki olarak önemli görülmüştür (F: 16,311 P: 0,000). En düşük ağırlık değeri 4. Grupta (398,83c) iken, bunu 3. Gruptaki ağırlık (497,67b) değerinin izlediği görülmüştür. SPSS (Statistical Package for the Social Sciences)'de yapılan tek yönlü varyans (ANOVA) analizi ve Duncan testi sonucu kompostlar arasında hasat sonu mantar ağırlıkları ve hasat sonu torba(kompost) ağırlıkları ortalamaları arasındaki farkların istatistiki olarak önemli olduğu görülmüştür (P<0,05). Hasat sonu tartılan mantar ağırlıkları ve hasat sonu tartılan torba (kompost) ağırlıkları yapılan analizler ve elde edilen istatistikler itibariyle rumen içeriğinin dahil olduğu torbaların (kompostların) mantar tarafından diğer torbalara göre daha çok kullanıldığı ve işkembe içeriğinin verimi arttırdığı sonucuna varılmıştır.

Şahvezir Çakabey
Bingol University · Institute of Graduate Studies in Science
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Serbest sistemde yetiştirilen beyaz ve kahverengi yumurtacı tavuklarda yumurtlama zamanı ve oranının yumurta kalitesi üzerine etkisi

Bu araştırma, serbest gezinmeli sistemde yetiştirilen ticari beyaz (Isa Tindet) ve kahverengi yumurtacı (Lohmann) tavuklarda yumurtlama zamanının yumurta kalitesi ve yumurtlama oranı üzerine etkisini araştırmak amacıyla yapılmıştır. Deneme, Diyarbakır ili Bismil ilçesinde yumurta üretimi yapan özel bir işletmede yürütülmüştür. Barınak olarak, 3,5 dekarlık bir arazi üzerinde kurulmuş olan bir çadır kümes (140 m2) kullanılmıştır. Denemede, 84 haftalık yaşta toplam 680 adet beyaz ve kahverengi genotipte tavuk kullanılmıştır. Kümesin çevresinde, yaklaşık 3 dekarlık bir alanda tavukların otlaması için yonca ekilmiştir. Ölçümlerinde kullanılacak olan yumurtalar, 84, 85, 86 ve 87 haftalık yaşlarda 4 hafta süreyle (haftada 1 kez) toplanmıştır. Geceleri kümeste barındırılan hayvanlar, gündüzleri 12 saat süreyle otlatmak amacıyla dışarı çıkarılmıştır. Hava karardıktan sonra barınağa alınan hayvanlara ilave olarak 6 saat yapay aydınlatma uygulanmıştır. Tavuklara, günlük 90 g/hayvan düşecek şekilde %17 ham protein ve 2750 kcal/kg ME içeren yumurta yemi verilmiştir. Çalışmada, beyaz ve kahverengi yumurtacı genotiplerin yumurta kalite özelliklerinin belirlenmesi için günün 4 farklı saat diliminde (7.30-9.30, 9.30-11.30, 11.30-13.30 ve 13.30-15.30) yumurta toplanmıştır. Yumurta kalitesinin belirlenmesinde, yumurta ağırlığı, şekil indeksi, kabuk ağırlığı, kabuk kalınlığı, kabuk oranı, ak ağırlığı, ak oranı, ak yüksekliği, sarı ağırlığı, sarı oranı, sarı rengi, kırılma direnci ve Haugh birimi gibi özellikler ele alınmıştır. Sonuç olarak, genelde (4 hafta) farklı saat dilimlerinin, yumurta ağırlığı, kabuk ağırlığı, kabuk kalınlığı, kabuk oranı, ak ağırlığı, sarı ağırlığı ve kırılma direncini önemli (P<0.01) düzeyde etkilediği, şekil indeksi, ak oranı, ak yüksekliği, sarı oranı, sarı rengi ve Haugh birimi üzerine ise etkili olmadığı saptanmıştır. Genotipin etkisi ise, kabuk ağırlığı, kabuk kalınlığı, kabuk oranı, ak ağırlığı, ak oranı, ak yüksekliği, sarı rengi, kırılma direnci ve Haugh birimi için önemli (P<0.01, P<0.05) bulunmuştur. Yumurta ağırlığı, şekil indeksi, sarı ağırlığı ve sarı oranı genotipten önemli ölçüde etkilenmemiştir. Saat dilimleri*genotip interaksiyonu, sadece kabuk kırılma direncini önemli (P<0.01) düzeyde etkilemiş, incelenen diğer tüm özellikler bakımından önemli bir etkiye sahip olmamıştır. Genotiplerin, 07.30-09.30, 09.30-11.30, 11.30-13.30, 13.30-15.30 ve 15.30-07.30 arasındaki toplama saatlerindeki yumurtlama oranları, sırasıyla; beyaz genotip için %26,21, 28,97, 23,22, 11,26 ve 10,34, kahverengi genotip için %29,56, 24,04, 18,51, 8,42 ve 19,47 olarak bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Yumurtacı, genotip, serbest sistem, yumurtlama saati, yumurtlama oranı, yumurta kalitesi

İsmail Altun
Bingol University · Institute of Graduate Studies in Science
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Malatya il merkezi ve ilçelerinde süt sığırcılığı yapan işletmelerde kullanılan yem çeşitleri ve uygulanan yemleme şekilleri

Bu çalışma, Malatya ili ve ilçelerinde süt üretimi yapan işletmelerde kullanılan yem çeşitleri ve yemleme şekillerini belirlemek amacıyla yürütülmüştür. Çalışmanın ana materyalini, Malatya ili merkez ilçeleri (Battalgazi ve Yeşilyurt) ile 11 ilçesinde Damızlık Sığır Yetiştiricileri Birliğine kayıtlı üyelerden rastgele seçilen 246 üye ile yapılan anket sonuçları oluşturmuştur. Elde edilen sonuçlara göre, süt sığırı işletmelerinin en yoğun olduğu ilçelerin Yazıhan, Yeşilyurt ve Arguvan ilçelerinde bulunduğu ve bu ilçelere ait işletme sayılarının sırasıyla; 52, 50 ve 42 adet olduğu belirlenmiştir. Eğitim düzeyleri bakımından, yetiştiricilerin % 57,3'sinin lise, %23,6'sının ise ortaokul mezunu olduğu görülmüştür. Üreticilerin çoğunun 36-45 (42,6) ile 46-55 (29,5) yaş arağında olduğu saptanmıştır. Sığırcılık konusunda eğitim alanların üreticilerin oranının %13,6 olduğu, %86,2'sinin ise hiçbir eğitim almadığı belirlenmiştir. Arazi büyüklüğü bakımından işletmelerin %54,0'ü 51-100 dekar, %38,9'u ise 0-50 araziye sahiptir. İşletmelerin %71,1'nin kapalı ahıra sahip olduğu gözlenmiştir. Yetiştiriciliği yapılan sığır ırklarının %76,4'sının Simmental melezi, %13,0'ünün Simmental ırkı ve %10,6'sının Montofon melezi olduğu saptanmıştır. İşletmelerin kaba yem üretmek için kullandıkları arazi daha çok 1-50 dekar aralığında olup, %68 oranındadır. Üreticiler, hayvan teminini daha çok yurt içindeki üretici veya pazarlardan yapmakta (%87,0), ithal yoluyla hayvan temin edenlerin oranı ise %31'tür. İşletmelerin ürettiği kaba yemler genel olarak, mısır silajı, kuru yonca, buğdaygil samanı ve fiğdir. Bazı işletmeler (%13,0), ekim yapacak arazileri olmadığında kaba yem üretimi yapmamaktadır. Hayvan başına günlük 7-8 kg silaj veren işletmelerin oranı %37,8, 5-6 kg verenlerin oranı ise %35,0 olarak belirlenmiştir. Hayvan başına günlük en fazla kuru yonca veren (3-4 kg) işletmelerin oranı %67,5 olarak saptanmıştır. İşletmelerde hayvanlar genelde günde iki kez yemlenmekte olup (%82,5), günde 3 veya 1 kez yemleme yapılanların oranı (%17,5) çok azdır. İşletmelerin %40,7'si mera dönemi geldiğinde hayvanlarını meraya çıkarmakta, %59,3'ü ise meraya çıkarmamaktadır. Sonuç olarak, süt sığırcılığı yapılan işletmelerde kombine verimli ırkların melezlerinin daha çok tercih edildiği, işletmelerin çoğunun kendi ihtiyacı olan kaba yemin tamamını üretemediği, bazı işletmelerin ise hiç kaba yem üretmediği, yemleme şekillerinin ve yem çeşitlerini farklılık gösterdiği söylenilebilir.

Ali Durak
Bingol University · Institute of Graduate Studies in Science
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Bıldırcın diyetlerine farklı düzeylerde nar çekirdeği yağı ilavesinin besi performansı ve karkas özelliklerine etkisi

Bu çalışma, besiye alınan bıldırcınların diyetlerine ilave edilen farklı düzeylerdeki (%0, 0,5, 1, 1,5 ve 2) nar (Thymbra spicata L. var. spicata) çekirdeği yağının bıldırcınların besi performansları ve karkas özellikleri üzerine etkisini araştırma amacıyla yapılmıştır. Çalışmada, günlük yaşta 135 adet Japon bıldırcını civcivi kullanılmış olup, hayvanlar 42 gün süreyle besi denemesine alınmışlardır. Bıldırcınlar, her biri 3 tekerrür ve her bir tekerrürde 9 adet civcivden oluşan 5 farklı gruba ayrılmıştır. Denemede, kontrol grubu (%0) temel rasyonla, muamele grupları ise farklı düzeylerde nar çekirdeği yağı katkılı diyetlerle beslenmişlerdir. Çalışmada, kontrol ve muamele gruplarına ait bıldırcınlarda, canlı ağırlık ortalamaları, günlük ortalama yem tüketimleri, eklemeli yem tüketim ortalamaları, haftalık yemden yararlanma oranları, eklemeli yemden yararlanma oranları, karkas ağırlığı ve karkas randımanlarına ait ortalamalar arasındaki farklılıkların istatistiksel olarak önemsiz olduğu görülmüştür. Benzer şekilde, karkas kısımları ve iç organlara ait ortalamalar bakımından; göğüs ağırlığı, kanat ağırlığı, boyun ağırlığı, karaciğer ağırlığı, kalp ağırlığı ve testis ağırlığı arasındaki farklılıkların önemsiz olduğu saptanmıştır. But ağırlığı bakımından, dişi bıldırcınlarda en yüksek ağırlık 37,7 g ile %0,5 oranında nar çekirdeği yağı ilaveli grupta ölçülürken, en düşük ağırlık 32,7 g ile kontrol grubunda gözlenmiştir (P<0,05). Erkek ve dişi+erkek olarak ise, but ağırlığı bakımından elde edilen ortalamaların istatistiksel olarak farklı olmadığı belirlenmiştir. Sırt ağırlığı bakımından, dişiler arasındaki farklılıklar önemli bulunmuştur (P<0,05). En yüksek sırt ağırlığı 33,3 g ile %0,5 ve %1 nar çekirdeği yağı ilaveli gruplarda gözlenirken, en düşük değer 29,7 g ile kontrol grubunda görülmüştür. Taşlık ağırlıkları arasındaki farklılıklar ise, dişi, erkek ve erkek+dişi karışık olarak önemli (P<0,01) bulunmuştur. Dişilerde en yüksek taşlık ağırlığına ait değer, %0,5 oranında nar çekirdeği yağı içeren grupta gözlenirken, en düşük değer kontrol grubunda belirlenmiştir. Erkeklerde ise, taşlık ağırlığına ait en yüksek değer %1 katkılı grupta görülürken, en düşük değer %1 katkılı grupta elde edilmiştir. Erkek+dişi karışık olarak ise, taşlık ağırlığı en yüksek %0,5 katkılı grupta, en düşük değer ise kontrol grubunda gözlenmiştir Sonuç olarak, besiye alınan bıldırcınların diyetlerine farklı düzeylerde ilave edilen nar çekirdeği yağının, bıldırcınların canlı ağırlık, canlı ağırlık artışı, yem tüketimi, yemden yararlanma oranı, karkas ağırlığı ve karkas randımanı üzerine istatistiksel olarak önemli etkilerinin olmadığı, ancak but ağırlığı, sırt ağırlığı ve taşlık ağırlığı gibi bazı karkas kısımları bakımından bazı farklılıkların olduğu saptanmıştır. Bıldırcın diyetlerinde %2 düzeyine kadar nar çekirdeği yağı kullanılmasının olumsuz bir etkisinin olmadığı söylenilebilir Anahtar Kelimeler: Bıldırcın, nar çekirdeği yağı, besi performansı, karkas özellikleri

Mustafa Deveci
Bingol University · Institute of Graduate Studies in Science
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Bingöl ili arıcılık işletmelerinde koloni başına bal verimini etkileyen faktörlerin belirlenmesi

Bu çalışma, Bingöl'deki arıcılık faaliyetinin genel durumunun, arıcıların karşılaştıkları sorunlarının belirlenmesi ve bu sorunlar için çözüm önerilerinin sunulması amacıyla yürütülmüştür. Çalışmanın bir diğer amacı ise; Bingöl ili arıcılık işletmelerinde kovan başına bal verimini etkileyen faktörlerin regresyon analizi ile belirlenmesidir. Bingöl ilinde "oransal örnekleme yöntemi"yle anket yapılacak işletme sayısı 87 olarak belirlenmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde, "T testi", "Anova", "Ki kare", "Korelasyon ve Regresyon" analizleri kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre; anket yapılan arıcıların yaşları ortalaması 46.14 ve arıcılık faaliyeti yapma süresi ise ortalama 15,5 yıl olarak belirlenmiştir. Gezginci arıcılık yapılma oranı %62,8, sabit arıcılık yapılma oranı ise %37,2 olarak belirlenmiştir. Arıcıların sahip olduğu kovan sayısı ortalama 219,5 adet iken kovan başına bal verimi ise ortalama 11,4 kg olarak hesaplanmıştır. Modelde yer alan değişkenlerin katsayıları istatistiki olarak önemli ve anlamlı bulunmuştur. Modelin açıklayıcılığını belirleyen R2 değeri 0,323 ve düzeltilmiş R2 değeri ise 0,203 olarak bulunmuştur. Arıcılığın yapılış şekli, meslek ve PİKOM'dan bilgi alma değişkenleri bal verimine etki eden değişkenler olarak belirlenmiştir. Sonuç olarak; gezgin arıcılığın yapılması, arıcılığın temel meslek görülerek geçim kaynağı olarak yapılması, Kafkas arı ırkı ile faaliyetin sürdürülmesi, arıcılık konusunda eğitim, destek ve pikomdan bilgi alan ve birliğe üye olan ana arı üretimi yapan işletmelerin kovan başına bal verimlerinde artışlar olduğu sonucuna varılmıştır. Türkiye'nin ekolojik zenginliği ve mevcut olan kırsal ekonomik şartları birlikte düşünüldüğünde arıcılığın; örgütsel, bilinçli ve sürdürülebilir bir yapıda yapılması gerekmektedir.

ArıcılıkBingölKorelasyon analizi+1
Osman Topluk
Bingol University · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Bingöl ilinde farklı yetiştirme sistemlerinde üretilen tavuk yumurtalarının kalite, besin madde içerikleri ve ağır metal içerikleri bakımından karşılaştırılması

Bu çalışma Bingöl ilinde farklı yetiştirme sistemlerinde üretilen tavuk yumurtalarının kalite, besin madde içerikleri ve ağır metal içerikleri bakımından karşılaştırılması amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın ana materyalini kafes sistemi (ticari), köy ve serbest sistemde üretilen yumurtalar oluşmuştur. Her bir yetiştirme sisteminden tesadüfi olarak seçilen 120'şer adet olmak üzere toplamda 360 adet yumurta kullanılmıştır. Üretim sistemleri arasında yumurta ağırlığı ve kabuk ağırlığı bakımından en yüksek ortalama gezen tavuk grubuna ait yumurtalarda 64,04 g olarak tespit edilmiştir. Gruplara ait ortalama yumurta ağırlıkları arasında önemli (P<0,01) bir farklılık saptanmıştır. Yumurta sarısındaki ham yağ ve kolesterol oranları bakımından yapılan karşılaştırmada, ham yağ oranının ticari yumurta grubunda en yüksek değer olduğu (%32,4), kolesterol oranın 299,7 mg/yumurta ağırlığı olarak görülmüştür. Yumurtaların amino asit içerikleri bakımından yapılan karşılaştırmada, % olarak en yüksek değerlerin ticari kafes yumurtalarına ait olduğu görülmüştür. Doymuş ve doymamış yağ asitleri bakımından gruplar arasında yapılan karşılaştırmada, genel olarak köy tavuğu ve gezen tavuk gruplarının doymuş ve doymamış yağ asitleri oranının ticari gruptan daha yüksek değerlere sahip olduğu belirlenmiştir. Yumurtaların ağır metal içerikleri bakımından yapılan karşılaştırmalarda ise, ticari yumurtaların ağır metal içeriklerinin, gezen ve köy tavuklarına ait yumurtalara oranla daha yüksek olduğu görülmüştür.

Muhammed Dinç
Bingol University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Çanakkale ili Yenice ilçesi süt işletmelerinin mevcut durumu ve sorunları

Bu çalışma, Çanakkale ili Yenice ilçesinde faaliyet gösteren süt sığırcılığı işletmelerinin mevcut durumunu, besleme ve yetiştirme alışkanlıklarını belirlemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmanın ana materyalini, ilçede bulunan süt sığırcılığı işletmelerinde üreticilerle yapılan anketler oluşturmuştur. Anketler, 783 adet işletmeden örnekleme yolu ile elde edilmiş 238 adet işletme üzerinden yapılmıştır. Çalışmada elde edilen bulgulara göre; yetiştiricilerin yaşlarının 26 ile 66 arasında değiştiği ve ortalamasının 49,50 olduğu saptanmıştır. Süt sığırcılığı yetiştiriciliği yapma süresinin 2 ile 51 yıl arasında değiştiği ve ortalamasının 25,83 yıl olduğu belirlenmiştir. İncelenen işletmelerdeki sağmal inek sayısının 6 ile 24 baş arasında değiştiği ve ortalamasının 10,90 baş olduğu, toplam sığır sayısının ise 12 ile 28 baş arasında değiştiği ve ortalamasının ise 18,28 baş olduğu belirlenmiştir. İşletmelerde süt sığırcılığının genel olarak kendi üretimi olan siyah alaca sığır ırklarıyla yapıldığı kanısına varılmıştır. Sığır başına elde edilen süt miktarı tüm işletmelerde genel ortalama olarak 17,77 lt olarak hesaplanmıştır. İncelenen işletmelerde %72,7 oranında kesif yemin yapılmadığı sonucu saptanır iken, %24,4 oranında kesif yemin işletmede, %2,9 oranında ise işletme dışında yapıldığı belirlenmiştir. Kesif yemin "sadece kooperatiften temin edilme" oranı oldukça yüksek bulunmuştur. Hayvanların %87 oranında karışık, %13 oranında ise bireysel yemlendiği sonucu belirlenmiştir. İncelenen işletmelerde hayvanların meraya çıkarılma oranı %21,8 iken meraya çıkarılmama oranı ise %78,2 olarak belirlenmiştir. İncelenen işletmelerin tamamına yakın kısmında yemlemenin sabah ve akşam saatlerinde yapıldığı sonucu belirlenmiştir. Anket yapılan yetiştiricilerin süt sığırcılığı konusunda düşük oranda (%26) eğitim aldığı sonucu belirlenmiştir. Sonuç olarak; yetiştirici birlikleri ve kooperatiflerin, süt sığırı besleme ve rasyon hazırlama gibi konularda çiftçilere verdiği eğitimler, yem kaynaklarımızın etkili bir şekilde kullanılması ve verimliliğinin artırılması açısından önemli katkılarda bulunacaktır. Bu eğitimler, yetiştiricilere yem kaynaklarını etkili bir biçimde yönetme becerisi kazandırarak, süt sığırcılığındaki verimliliği artırmayı hedeflemektedir.

Doğan Can Şenkan
Bingol University · Institute of Graduate Studies in Science
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Etlik piliç karma yemlerine bitkisel ekstrakt ilavesinin besi performansı, serum biyokimyası ve bağırsak mikroflorasına etkileri

Bu çalışma etlik piliç karma yemlerine farklı bitkisel ekstrakt (Kenger tohumu; Gundelia tournefortii L. ve Emerald) ilavelerinin besi performansı, serum biyokimyası ve bağırsak mikroflorasına olan etkilerini belirlemek amacıyla yürütülmüştür. Araştırmada; toplam 280 adet 1 günlük yaştaki Ross 308 erkek etlik civcivler kullanılmıştır. 42 gün süren denemede civcivler her biri 8 tekerrürden (her tekerrürde 7 civciv olacak şekilde) oluşan 5 gruba ayrılmıştır. Kontrol grubu hayvanları deneme süresince bitkisel ekstrakt katkısız karma yem ile beslenirken, muamele grupları sırasıyla Emerald ekstraktı 100 mg/kg yem ve kenger tohumu ekstraktı (GTE) 2, 4 ve 8 g/kg yem düzeylerinde eklenmiş yemler ile beslenmişlerdir. Deneme sonunda karma yemlerine 4 ve 8 g/kg düzeylerinde GTE ilave edilmiş hayvanların canlı ağırlık kazancının kontrol grubu ile kıyaslandığında önemli düzeyde arttığı tespit edilmiştir (P<0.05). Ayrıca karma yemlere 8 g/kg düzeyince GTE katkısının bağırsak laktik asit bakteri populasyonunu önemli düzeyde artırdığı saptanmıştır (P<0.05). Ancak, deneme sonunda yem tüketimi ve yemden yararlanma oranının uygulanan muamelelerden istatistiksel olarak önemli düzeyde etkilenmediği belirlenmiştir (P>0.05). Buna ek olarak, serum ürik asit (UA), glikoz (Glu) konsantrasyonları, aspartat aminotransferaz (AST) ve alkalin fosfataz (ALP) uygulanan herhangi bir muameleden etkilenmedi (P>0.05). Sonuç olarak karma yemlere farklı düzeylerdeki GTE katkısının, bağırsaktaki laktik asit bakteri sayılarını arttırarak büyüme performansını artırabileceği tespit edilmiştir.

Serhat Akyıldız
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Science
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Farklı yerleşim sıklıklarında yetiştirilen etlik piliç karma yemlerine sumak tozu ilavesinin besi performansı, serum biyokimyası ve bağırsak mikroflorasına etkileri

Bu çalışma, farklı yetiştirme yoğunluklarında yetiştirilen etlik piliç karma yemlerine sumak tozu (Rhus coriaria) katkısının besi performansı, serum biyokimyası ve bağırsak mikrobiyal populasyonu üzerine etkilerini belirlemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmada, toplam 378 adet 1 günlük yaştaki Ross 308 erkek civcivler kullanılmış, 2*3 faktöryel deneme tertibine göre 2 farklı yetiştirme yoğunluğunda (10 ve 20 civciv/ m2 taban alanı; normal ve yüksek stoklama yoğunluğu) ve yemlere 3 farklı düzeyde (0.0, 0.75 ve 1.5 g /kg yem) sumak tozu ilave edilmiştir. Araştırma sonunda normal yetiştirme sıklığında yetiştirilen etlik piliçlerin canlı ağırlık kazancı ve yem tüketim düzeyleri yüksek sıklıkta yetiştirilenlere göre daha yüksek bulunmuştur (P<0.05). Ayrıca yemden yararlanma oranı yüksek yetiştirme yoğunluğundan olumsuz etkilenmiştir (P <0.05). Yemlere sumak tozu ilavesi farklı yetiştirme sıklığında yetiştirilen hayvanların besi performansı değerlerini etkilememiştir (P>0.05). Yetiştirme yoğunlukları ve yemlere sumak tozu ilavesi bağırsak ağırlığını düşürmüştür (P<0.05). Yüksek yetiştirme sıklığında yetiştirilen tavukların serum toplam protein konsantrasyonu, kontrol grubundakilere göre daha yüksek bulunmuştur. (P<0.05). Canlı ağırlık kazancı ve abdominal yağ ağırlığı bakımından yetiştirme yoğunluğu ve yemlere sumak tozu ilavesi arasında interaksiyon saptanmıştır (P<0.05). Ancak karaciğer, dalak, taşlık ve bezel mide ağırlığı açısından herhangi bir fark bulunmamıştır (P> 0.05). Ayrıca serumdaki alkalin fosfataz (ALP), aspartat amino transferaz (AST) aktiviteleri ve yüksek yoğunluklu lipoprotein (HDL), kolesterol ve trigliserit konsantrasyonu, herhangi bir stoklama yoğunluğu veya sumak tozu ilavesinden etkilenmemiştir (P>0.05). Sonuç olarak, yüksek yetiştirme sıklığında yetiştirilen etlik piliçlerde besi performansı kayıpları meydana gelmiş, karma yemlere sumak tozu ilavesinin bu düşüşü engelleyemediği tespit edilmiştir.

Etlik piliç
Mehmetcan Çakmak
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Science
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Romanov x ivesi melezi koyunlarda süt bileşenleri ve somatik hücre sayısının değişimi

Bu çalışmada Dicle Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Zootekni Bölümü Küçükbaş Hayvancılık Araştırma İşletmesinde bulunan Romanov x İvesi melezi koyunlarından Şubat, Mart ve Nisan aylarında alınan çiğ süt numunelerinde Somatik Hücre Sayısı ve süt bileşenleri analizleri yapılmıştır. İşletmedeki koyunlardan alınan örneklerde Şubat ayında 30 numuneden bir tanesi, Mart ayında yedisi ve Nisan ayında üçü SHS'nda 90 000 adetten yüksek olarak tespit edilmiştir. Süt örneklerinde yağ, kuru madde, protein, yoğunluk, donma noktası, laktoz ve mineral ölçüm değerleri de tespit edilmiştir. Araştırma sonucunda yapılan istatistik analizlerde SHS, kuru madde, protein, laktoz ve donma noktası değerleri için aylar arasındaki görülen farklılık önemsiz bulunmuştur (P>0.05). Yağ, mineral ve yoğunluk değerlerinde aylar arasında önemli farklılık bulunmuştur (P<0.01).

Oktay İlhan
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Science
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Diyarbakır koşullarında yetiştirilen yem bezelyesi ( Pisum sativum supsp arvense L. ), tritikale ve karışımlarının silaj kalite özelliklerinin belirlenmesi

Bu araştırma, Diyarbakır koşularında yetiştirilen yem bezelyesi (Pisum sativum supsp arvense L.), tritikale ve karışımlarından elde edilen silajların kalite özelliklerinin belirlenmesi amacıyla yürütülmüştür. Araştırma; yem bezelyesi, tritikale ve bunların farklı düzeydeki karışımlarından oluşan 3'er tekerrürlü 5 grup oluşturulmuş olup sırasıyla; 1)Yem bezelyesi, 2)Tritikale, 3) % 50 Yem bezelyesi + % 50 Tritikale, 4) % 25 Yem bezelyesi + % 75 Tritikale ve 5) % 75 Yem bezelyesi + % 25 Tritikale' den meydana gelmiştir. Numuneler, 2 kg'lık plastik kavanozlarda 60 gün inkünbasyona bırakıldıktan sonra analizleri yapılmıştır. Yapılan kimyasal analizlerde; en yüksek pH değeri (4.15) tritikale silajından elde edilirken, en düşük pH değeri (4.08) ise yem bezelyesi silajından elde edilmiştir (P<0.05). Benzer şekilde laktik asit konsantrasyonu en yüksek (% 2.19) tritikale silajından saptanırken, en düşük düzey (% 1.96) ise yem bezelyesi silajında saptanmıştır (P<0.05). Diyarbakır koşularında silolanan materyalde baklagil oranının artışı kaliteli bir silajda istenen özellik olan HP, NDF, propiyonik asit ve asetik asit oranlarında artış sağlarken, laktik asit oranında azalma meydana getirmiştir. Ayrıca Diyarbakır ili ekolojik koşularına sahip alanlarda tritikale ve yem bezelyesi bitkilerinin karışım halinde silolanmasın da % 25 yem bezelyesi + % 75 tritikale karışımının silaj kalitesi açısından en ideal karışım olduğu tespit edilmiştir.

Yem bezelyesi
Gökhan Gelir
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Science
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Romanov X ivesi ( F2 ) erkek kuzuların besi performansı, kesim ve karkas özelliklerinin belirlenmesi

Bu çalışma Dicle üniversitesi Ziraat Fakültesi koyunculuk işletmesinde 2017 yılında yapılmıştır. Araştırma 64 günlük besiye alınan Romanov x İvesi (F2) melez erkek kuzuların besi performansı, kesim ve karkas özelliklerinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın hayvan materyalini yaklaşık 2 aylık yaşta sütten kesilen, 4 gün içinde doğan, sütten kesim ağırlıkları birbirine yakın 7 baş erkek kuzu oluşturmuştur. Besi boyunca kuzulara ad-libitum karma yem ile hayvan başına günde 100 g buğday samanı verilmiş ve önlerinde sürekli temiz su bulundurulmuştur. Besi sonunda kesim ve karkas özelliklerinin belirlenmesi amacıyla kuzuların tamamı kesilmiştir. Kuzularının besi sonu ortalama canlı ağırlıkları 33.03±1.19 kg ve besi boyunca ortalama günlük canlı ağırlık artışı 0.266±0.01 kg olarak belirlenmiştir. Besi sonunda kesilen kuzuların kesim özellikleri sırasıyla; kesimhane ağırlığı 32.72±1.20 kg, sıcak karkas ağırlığı 14.48±0.837 kg, baş ağırlığı 1.80±0.065 kg, ayak ağırlığı 0.81±0.020 kg, post ağırlığı 4.15±0.210 kg, iç yağ ağırlığı 0.49±0.099 kg, testis ağırlığı 0.20±0.035 kg ve yürek+ciğer ağırlığı 1.31±0.041 kg olarak belirlenmiştir. Kuzuların karkas özellikleri; soğuk karkas ağırlığı 14.051±0.830 kg, böbrek ağırlığı 0.117±0.004 kg, böbrek-leğen yağı ağırlığı 0.147±0.029 kg, kuyruk ağırlığı 0.275±0.049 kg, but ağırlığı 2.231±0.107 kg, sırt-bel ağırlığı 1.057±0.074 kg, kol ağırlığı 1.662±0.090 kg, boyun ağırlığı 0.548±0.046 kg, etek ağırlığı 1.311±0.106 kg, karkas randımanı %42.42±1.270 olarak belirlenmiştir.

Hezal Akkurt
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Science
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Farklı amino asit kaynaklarının broylerlerde besi performansı, serum biyokimyası ve karkas kalitesi üzerine etkileri

Bu çalışma, etlik piliç karma yemlerinde kullanılan sentetik olarak üretilen DL – metiyonin (1.0g/kg yem) yerine önerilen iki farklı dozdaki (1.0 ve 1.25g/kg yem) bitkisel ekstraktın besi performansı, serum biyokimyası ve iç organ nispi ağırlıkları üzerine etkilerini belirlemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmada bir günlük yaştaki toplam 312 adet Ross 308 erkek etlik civciv kullanılmıştır. Deneme tesadüf parselleri deneme desenine göre 3 grup ve 3'er tekerrürlü olarak yürütülmüştür. Araştırma sonunda canlı ağırlık, canlı ağırlık artışı, yem tüketimi ve yemden yararlanma oranları bakımından gruplar arasında istatistiki olarak önemli düzeyde farklılık tespit edilmemiştir (P>0.05). Karkas ağırlığı ile taşlık ve abdominal yağ nispi ağırlıkları sentetik metiyonin yerine bitkisel ekstraktların kullanımıyla istatistiki olarak önemli düzeyde etkilenmezken; barsak ve karaciğer nispi ağırlıkları sentetik metiyonin kullanılan grupta daha yüksek olmuştur (P<0.05). Dalak nispi ağırlığı bakımından sadece kullanılan bitkisel ekstrakt dozları arasındaki farklılık önemli bulunmuştur (P<0.05). Serum glukoz, toplam protein, kreatinin, trigliserid, kolesterol ve kalsiyum konsantrasyonları uygulanan muamelelerden etkilenmemiştir (P>0.05). Ürik asit ve albümin değerleri sentetik metiyonin verilen grupta, fosfor seviyesi ise bitkisel ekstrakt kullanılan grupta daha yüksek bulunmuştur (P<0.05). Sonuç olarak sentetik DL - metiyonin yerine organik üretimde kullanımına izin verilen ticari olarak üretilen bitkisel ekstraktın tavsiye edilen iki dozunun hayvan sağlığı ve besi performansını olumsuz etkilemeksizin kullanılabileceği tespit edilmiştir.

Cemil Alkan
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Science
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Diyarbakır koşullarında yetiştirilen Romanov x ivesi (F2) melezi koyunlarda bazı fizyolojik parametrelerin mevsimsel değişimi

Bu çalışmada Dicle Üniversitesi Ziraat Fakültesi Koyunculuk İşletmesi'nde yetiştirilen Romanov X İvesi (F2) melezi koyunların 2016 yılında doğan dişi toklularının bazı fizyolojik parametrelerinin mevsimsel değişiminin belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışma kapsamında deneme materyali koyunlardan Nisan, Ağustos ve Aralık aylarında günde 2 kez olmak üzere (08.00-10.00, 16.00-18.00 saatlerinde) nabız sayısı (adet/dak), solunum hızı (adet/dak) ve rektal sıcaklık (ºC) değerleri ölçülmüştür. Araştırma sonucunda sırası ile Ağustos (sıcak çevre), Aralık (soğuk çevre), Nisan (optimal çevre) aylarında rektal sıcaklık değerleri sabah ve akşam sırasıyla; 40.092, 40.275, 39.442, 39.584, 39.18, 39.31 ºC, nabız hızı sabah ve akşam sırasıyla; 109.486, 116.086, 131.19, 135.320, 106.99, 105.50 adet/dk, solunum hızı; 103.372, 117.970, 69.920, 76.640, 114.74, 107.40 adet/dk bulunmuştur.

HayvanlarNabızİvesi kuzuları
Üsame Selim
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Science
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Bingöl ili ve ilçelerinde arıcılığın yapısal analizi, sorunları ve çözüm önerileri

Bu çalışma, Bingöl ili merkez ve 5 ilçesinde faaliyet gösteren arıcılık işletmelerinde görülen arı hastalıkları ve zararlılarının belirlenmesi ve bu işletmelerin arıcılık uygulamaları ile ilgili genel durumunun ortaya konulması amacıyla yürütülmüştür. Araştırmanın materyalini, 99 arıcı ile yüz yüze yapılan anketlerden elde edilen veriler oluşturmaktadır. Araştırma bulgularına göre, arıcıların büyük bir kısmı orta yaş grubunda olup (ortalama 51,35), genellikle uzun yıllara (17,81 yıl) dayanan deneyime sahip oldukları görülmüştür. İşletme sahiplerinin eğitim durumunun %79,8 oranında lise ve ortaokul mezunu olduğu saptanmıştır. Arıcılık işletmelerinde ağırlıklı olarak Kafkas arı ırkı tercih edilmekte (%93,9), üretimde modern ahşap kovanlar yaygın şekilde (%90,9) kullanılmaktadır. Anket yapılan işletmelerin yaklaşık %59,4'ü göçer arıcılık yapmaktadır. Koloni kayıplarının genelde %10'dan daha düşük olduğu ifade edilmiştir. Kışlatma kayıpları %79,8 oranında kötü iklim koşullarına ve yetersiz beslenmeye atfedilmiştir. Ana arı değiştirme süresi bakımından, daha çok yılda 2 yılda bir değiştirme (%68,7) uygulanmaktadır. Üreticilerin %98'i Varroa ile mücadele ettiklerini ifade etmişlerdir. Antibiyotik kullanılma oranı %22,7 olarak belirlenmiştir Arıcıların %13,3'ü teknik eleman bulmada güçlük çektiğini açıklamıştır. Kurslara katılma oranı oldukça yüksek olup, bu oran %82,8 olarak saptanmıştır. Sonuç olarak, Bingöl ilindeki arıcılık faaliyetlerinin önemli bir potansiyele sahip olduğu ancak bazı yanlış uygulamaların değiştirilmesi, mevcut bilgi ve örgütlenme düzeyinin iyileştirilmesi gerekmektedir. Ayrıca, eğitim faaliyetlerinin yaygınlaştırılması, veteriner hizmetlerinin güçlendirilmesi, kış beslenmesindeki eksikliklerin giderilmesi, örgütlenmenin teşvik edilmesi, sürdürülebilir ve verimli bir arıcılık sektörü için gerekli görülmektedir.

Fatih Şen
Bingol University · Institute of Graduate Studies in Science
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Bingöl ve Elazığ illerinde tavukçuluk işletmelerindeki altlık yönetimi ve kümes atıklarının değerlendirilmesi

Bu çalışma, Bingöl ve Elâzığ illerinde faaliyet gösteren etlik piliç ve yumurta tavuğu işletmelerindeki altlık yönetimi ve kümes atıklarının değerlendirilme durumunu incelemek amacıyla yürütülmüştür. Bu amaçla, söz konusu illerde faaliyet gösteren 167 adet etçi ve 16 adet yumurtacı olmak üzere toplam 183 adet işletmenin sahipleri ile yüz yüze anket yapılmıştır. Anket yapılan yumurtacı işletmelerde ortalama arazi büyüklüğünün 43,438 da olduğu saptanmıştır. Yumurtacı işletmelerde genellikle kafes sistemi ile üretim yapıldığı (%75), serbest gezinmeli sistemin %18,8 ve altlıklı yer sisteminin ise %6,2 oranında olduğu belirlenmiştir. Yumurtacı işletmelerde tavuk kapasitesinin 5000-320000 adet arasında değiştiği ve işletme ortalamasının 103,068,75 adet olduğu saptanmıştır. İşletmelerde kümes başına tavuk sayısı 36,975 adet olarak saptanmıştır. Kafes sisteminde elde edilen saf gübrenin genellikle depolarda (%68,75) toplandığı görülmüştür. İşletme sahipleri, elde ettikleri saf gübreyi genellikle tavuk gübresi işleyen firmalara veya gübre olarak kullanmak isteyenlere sattıklarını açıklamışlardır. Etlik piliç işletmelerinde ortalama kapasite 33906.25 adet olarak belirlenmiştir. Yıllık devir sayısı genelde 6 kez (%66,4) uygulanıyor ve iki devre arasındaki süre ortalama 15,42 gündür. İşletme sahiplerinin %94,1'i altlığı besi süresi boyunda düzenli olarak kontrol etmektedirler. İşletme sahiplerinin %52,6'sı, elde ettikleri altlık materyali+gübreyi ekonomik olarak değerlendiremediklerini ifade etmişlerdir. İşletmelerin %42,1'i, altlığı birden fazla kullandıklarında dezenfekte ederken, %57,9'u antikoksidiyal kullandıkları için dezenfekte etmeden kullanmaktadırlar. Altlığı tekrar kullanan işletmelerin %53,3'ü hastalıklarda artış görüldüğünü bildirmişlerdir. Sonuç olarak, Bingöl ve Elazığ'da faaliyet gösteren tavukçuluk işletmelerinin altlık yönetimi ve kümes atıklarının değerlendirilmesi konularında bazı önemli eksiklikleri ve yanlış uygulamaları olduğu saptanmıştır.

İzzet Beyoğlu
Bingol University · Institute of Graduate Studies in Science
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Bingöl balının pazarlanması ve kalitesi üzerine tarım kredi kooperatifinin etkisi

Bu çalışma, Bingöl ilinde üretilen balların kalitesi ve pazarlanması üzerine Tarım ve Kredi Kooperatifinin uygulamalarının etkilerini incelemek amacıyla yürütülmüştür. Kooperatif aracılığıyla üreticiden alınan balların, akredite laboratuvarlarda kalite analizleri yapıldıktan sonra standartlara uygun olanların satın alınarak pazarlanması, Bingöl balının kalitesinin artması açısından büyük önem taşımaktadır. Bu amaçla, son 6 yıllık dönemde üreticiden alınan balların analiz sonuçlarına ilişkin değerler incelenmiş ve değerlendirilmiştir. Ballardan analiz yapılmak üzere her birinden ortalama 740,33 g numune alınmıştır. Ballarda numune sıcaklığı ise ortalama 20,56 oC olarak belirlenmiştir. 2019-2024 yılları arasında üretilen ballardan alınan numunelerin analiz sonuçlarına ilişkin ortalama değerler; balın nem içeriği %16,84, diastaz sayısı 20,72, elektriksel iletkenlik 0,28 mS/cm, prolin değeri 608,25 mg/kg, delta C13 protein değeri %-8,87, serbest asitlik değeri 16,94 meq/kg, HMF değeri 2,88 mg/kg, C4 şeker oranı %0,20, C13 değerleri arasındaki fark %0,08, delta C13 ham bal değeri %-8,95, fruktoz oranı %40,45, glukoz oranı %32,59, maltoz oranı %0,06, sakaroz oranı %0,24, fruktoz/glukoz oranı 1,24 ve fruktoz+glukoz oranı 73,11 g/100g olarak bulunmuştur. Balların kalite özellikleri, incelenen yıllara göre analiz edildiğinde bazı parametreler bakımından yıllar arasında önemli farklılıklar gözlenmiştir. Delta C13 protein değerleri, delta C13 ham bal değerler, fruktoz oranları ve glukoz oranları bakımından yıllar arasındaki farklılıklar önemli olurken, diğer özellikler arasındaki farklılıklar önemsiz bulunmuştur. Ancak, 2019-2024 yıllarında üretilen ve analiz edilerek satın alınan balların tümünün Türk Gıda Kodeksi Bal Tebliği'ne uygun olduğu saptanmıştır. Üreticileri daha kaliteli bal üretimine zorlayan Tarım Kredi Kooperatifinin yürüttüğü bu uygulama, Bingöl balının kalitesinin artmasına büyük katkı sağlamıştır. Ayrıca, piyasada gittikçe artan tağşişli ve sahte ballar nedeniyle tüketicinin mağdur olmaması ve sağlıksız ürün tüketmemesi açısından da büyük önem taşımaktadır. Tarım ve Kredi kooperatifi, üreticiden alıp analize gönderdiği balların standartlara uygun olması durumunda, bunları kendi marketlerinde satışa sunması aynı zamanda üreticinin balının pazarlanması bakımından da oldukça önemlidir. Sonuç olarak, Tarım ve Kredi kooperatifinin başlatmış olduğu bu uygulama, hem üreticiye sağladığı üretim ve pazarlama aşamalarındaki destekler, hem de tüketiciye ekonomik yönden ve sağlıklı gıda tüketimi açısından sağladığı yararlar değerlendirildiğinde, en azından üreticinin arzu edilen üretim bilinci düzeyine ulaşıncaya kadar sürdürülmesi yararlı olacaktır.

Suphi Çetkin
Bingol University · Institute of Graduate Studies in Science
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Korelasyon matrisinin cayley- hamılton teoremi ile çözümlenmesi: hayvancılık verilerinde bazı uygulamalar

Bu çalışmada, Cayley – Hamilton teoremi kullanılarak 4*4 boyutlu A kare matrisinin farklı mertebeden kuvvetlerine ait işlemler yapılmıştır. Literatür taraması sonucunda Meksika, Colima'daki Pelibuey koyunlarının morfolojik özellikleri arasındaki ilişki için Pearson korelasyonları elde edilmiştir. Bu koyunların morfolojik özelliklerine ait değişkenler cidago yüksekliği (WIH), göğüs çevresi (CHG), göğüs genişliği (CHW) ve vücut uzunluğu (BOL)'dur. Bu değişkenler arasında hesaplanan korelasyon katsayıları 0.23-0.83 aralığında bulunmuştur. Elde edilen korelasyon matrislerinin özdeğerleri hesaplanarak matrislerin yüksek mertebenden kuvvetlerinin hesaplanması kolaylaşmıştır. Bu öz değerlere karşılık 4*4'lük korelasyon matrislerinin yüksek dereceden kuvvetleri, karekökü, küp kökü, sinüsü, kosinüsü, tanjantı, logaritması ve üstel kuvveti hesaplanarak farklı matrisler elde edilmiştir. Yüksek mertebeden işlemleri ve bulunmaları zor elde edilen farklı türden polinom ve çeşitli fonksiyonların matrisleri Cayley – Hamilton teoremiyle çözülebilmiştir. Anahtar Kelimeler: Cayley – Hamilton Teoremi, Matris, Determinant, Özdeğer, Korelasyon.

Abdulmenaf Dinler
Bingol University · Institute of Graduate Studies in Science
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Yetiştirici koşullarında halep keçisi oğlaklarında doğrusal ve doğrusal olmayan yöntemlerle büyümenin tahmin edilmesi

Bu çalışmada, oğlaklara ait doğum ağırlığı ve 7 aylık canlı ağırlıklar ölçülmüş ve bu ağırlıklara ait büyüme eğrisi modellerinden Linear, Gompertz ve Richards büyüme eğrisi modelleri denenmiştir. Çalışma, Diyarbakır ili Bismil ilçesinde entansif yetiştiricilik yapan bir süt keçisi işletmesinde mevcut 30 baş erkek ve 30 baş dişi toplam 60 baş Halep keçisi oğlakları kullanılmıştır. Kullanılan modeller içerisinden en iyi modelin tespit edilebilmesi için belirtme katsayısı (R2) ve hata kareler ortalaması (HKO) istatistiki değerleri kullanılmış olup, büyümeyi en iyi açıklayan modelin; tekiz doğan (0.98±2.66), ikiz doğan (0.97±1.33) ve dişi Halep keçisi oğlaklarında (0.98±1.31), Richards büyüme eğrisi modeli tanımlamıştır. Erkek Halep keçisi oğlaklarında ise büyümeyi en iyi tanımlayan model olarak Gompertz ve Richards olduğu saptanmıştır. Denenen modellerin tümü sırasıyla 0.975±1.76; 0.976±2.01; 0.976±2.49 bulunmuş olup, Gompertz ve Richards modelleri aynı ölçüde tanımlamasına rağmen, HKO en küçük olan Gompertz modelin büyümeyi tanımlayan en iyi model olarak tespit edilmiştir. Bu çalışmanın sonucunda kullanılan büyüme modellerinin araştırmanın materyali olan Halep Keçisi oğlakları ile iyi bir uyum sağladığını, yapılması düşünülen erken seleksiyon ile oldukça isabetli sonuçların elde edilebileceği kanısına varılmıştır. Çünkü tespit edilen belirtme katsayıları (R2) son derece yüksek olmasına karşın, bunlara ait hata kareler ortalamaları (HKO) da o ölçüde küçük tespit edilmiştir.

Mehmet Çolak
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Karacabey tarım işletme müdürlüğünde yetiştirilen siyah alaca ve simental ırkı sığırlarda farklı laktasyon süt verimi tahmin metotlarının karşılaştırılması

Bu çalışmada, Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü'ne (TİGEM) bağlı Bursa ili Karacabey ilçesinde faaliyet gösteren Karacabey Tarım İşletmesi'nde yetiştirilen 57 baş Simental ve Siyah Alaca ırkı ineğe ait 17385 gerçek laktasyon süt verim kaydı kullanılmıştır. Çalışmada gerçek laktasyon verimi değerleri ile süt kontrol verimleri kullanılarak Hollanda, İsveç, Trapez ve Vogel laktasyon hesaplama yöntemleri ile tahmin edilen laktasyon verimleri karşılaştırılmıştır. Söz konusu modeller ile gerçek laktasyon verimlerinden 7, 10, 15 ve 30 günlük kontrol aralık değerleri belirlenerek laktasyon (305 gün) süt verimi tahmini yapılmıştır. Çalışmada, laktasyon gerçek süt verimi ortalaması 6972±124.9 kg olarak belirlenmiştir. İsveç yöntemi ile hesaplanan süt verimi ortalaması 7 günlük kontrol aralığında, Vogel yöntemi ile hesaplanan süt verimi ortalaması 10, 15 ve 30 günlük kontrol aralığında 305 gün gerçek süt verimi ortalamasına en yakın değerde bulunmuştur. 305 günlük gerçek süt verimi ile Hollanda, İsveç, Trapez ve Vogel metotları ile hesaplanan laktasyon süt verimleri arasında tüm kontrol aralıklarında istatistik olarak yüksek düzeyde ilişki bulunmuştur (P<0.001). Gerçek 305 günlük laktasyon süt verimleriyle diğer yöntemlerle hesaplanan verimler arasındaki korelasyon; 7 günlük kontrol günlerinde Hollanda ve İsveç yöntemi, 10 günlük kontrol günlerinde Vogel yöntemi, 15 günlük kontrol günlerinde Vogel yöntemi ve 30 günlük kontrol günlerinde ise İsveç yönteminde hesaplanmıştır (P<0.001).

Cemal Adıgüzel
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00