
243
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Etlik piliç karma yemlerine bitkisel ekstrakt ilavesinin besi performansı, serum biyokimyası ve bağırsak mikroflorasına etkileri
Bu çalışma etlik piliç karma yemlerine farklı bitkisel ekstrakt (Kenger tohumu; Gundelia tournefortii L. ve Emerald) ilavelerinin besi performansı, serum biyokimyası ve bağırsak mikroflorasına olan etkilerini belirlemek amacıyla yürütülmüştür. Araştırmada; toplam 280 adet 1 günlük yaştaki Ross 308 erkek etlik civcivler kullanılmıştır. 42 gün süren denemede civcivler her biri 8 tekerrürden (her tekerrürde 7 civciv olacak şekilde) oluşan 5 gruba ayrılmıştır. Kontrol grubu hayvanları deneme süresince bitkisel ekstrakt katkısız karma yem ile beslenirken, muamele grupları sırasıyla Emerald ekstraktı 100 mg/kg yem ve kenger tohumu ekstraktı (GTE) 2, 4 ve 8 g/kg yem düzeylerinde eklenmiş yemler ile beslenmişlerdir. Deneme sonunda karma yemlerine 4 ve 8 g/kg düzeylerinde GTE ilave edilmiş hayvanların canlı ağırlık kazancının kontrol grubu ile kıyaslandığında önemli düzeyde arttığı tespit edilmiştir (P<0.05). Ayrıca karma yemlere 8 g/kg düzeyince GTE katkısının bağırsak laktik asit bakteri populasyonunu önemli düzeyde artırdığı saptanmıştır (P<0.05). Ancak, deneme sonunda yem tüketimi ve yemden yararlanma oranının uygulanan muamelelerden istatistiksel olarak önemli düzeyde etkilenmediği belirlenmiştir (P>0.05). Buna ek olarak, serum ürik asit (UA), glikoz (Glu) konsantrasyonları, aspartat aminotransferaz (AST) ve alkalin fosfataz (ALP) uygulanan herhangi bir muameleden etkilenmedi (P>0.05). Sonuç olarak karma yemlere farklı düzeylerdeki GTE katkısının, bağırsaktaki laktik asit bakteri sayılarını arttırarak büyüme performansını artırabileceği tespit edilmiştir.
Farklı yerleşim sıklıklarında yetiştirilen etlik piliç karma yemlerine sumak tozu ilavesinin besi performansı, serum biyokimyası ve bağırsak mikroflorasına etkileri
Bu çalışma, farklı yetiştirme yoğunluklarında yetiştirilen etlik piliç karma yemlerine sumak tozu (Rhus coriaria) katkısının besi performansı, serum biyokimyası ve bağırsak mikrobiyal populasyonu üzerine etkilerini belirlemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmada, toplam 378 adet 1 günlük yaştaki Ross 308 erkek civcivler kullanılmış, 2*3 faktöryel deneme tertibine göre 2 farklı yetiştirme yoğunluğunda (10 ve 20 civciv/ m2 taban alanı; normal ve yüksek stoklama yoğunluğu) ve yemlere 3 farklı düzeyde (0.0, 0.75 ve 1.5 g /kg yem) sumak tozu ilave edilmiştir. Araştırma sonunda normal yetiştirme sıklığında yetiştirilen etlik piliçlerin canlı ağırlık kazancı ve yem tüketim düzeyleri yüksek sıklıkta yetiştirilenlere göre daha yüksek bulunmuştur (P<0.05). Ayrıca yemden yararlanma oranı yüksek yetiştirme yoğunluğundan olumsuz etkilenmiştir (P <0.05). Yemlere sumak tozu ilavesi farklı yetiştirme sıklığında yetiştirilen hayvanların besi performansı değerlerini etkilememiştir (P>0.05). Yetiştirme yoğunlukları ve yemlere sumak tozu ilavesi bağırsak ağırlığını düşürmüştür (P<0.05). Yüksek yetiştirme sıklığında yetiştirilen tavukların serum toplam protein konsantrasyonu, kontrol grubundakilere göre daha yüksek bulunmuştur. (P<0.05). Canlı ağırlık kazancı ve abdominal yağ ağırlığı bakımından yetiştirme yoğunluğu ve yemlere sumak tozu ilavesi arasında interaksiyon saptanmıştır (P<0.05). Ancak karaciğer, dalak, taşlık ve bezel mide ağırlığı açısından herhangi bir fark bulunmamıştır (P> 0.05). Ayrıca serumdaki alkalin fosfataz (ALP), aspartat amino transferaz (AST) aktiviteleri ve yüksek yoğunluklu lipoprotein (HDL), kolesterol ve trigliserit konsantrasyonu, herhangi bir stoklama yoğunluğu veya sumak tozu ilavesinden etkilenmemiştir (P>0.05). Sonuç olarak, yüksek yetiştirme sıklığında yetiştirilen etlik piliçlerde besi performansı kayıpları meydana gelmiş, karma yemlere sumak tozu ilavesinin bu düşüşü engelleyemediği tespit edilmiştir.
Romanov x ivesi melezi koyunlarda süt bileşenleri ve somatik hücre sayısının değişimi
Bu çalışmada Dicle Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Zootekni Bölümü Küçükbaş Hayvancılık Araştırma İşletmesinde bulunan Romanov x İvesi melezi koyunlarından Şubat, Mart ve Nisan aylarında alınan çiğ süt numunelerinde Somatik Hücre Sayısı ve süt bileşenleri analizleri yapılmıştır. İşletmedeki koyunlardan alınan örneklerde Şubat ayında 30 numuneden bir tanesi, Mart ayında yedisi ve Nisan ayında üçü SHS'nda 90 000 adetten yüksek olarak tespit edilmiştir. Süt örneklerinde yağ, kuru madde, protein, yoğunluk, donma noktası, laktoz ve mineral ölçüm değerleri de tespit edilmiştir. Araştırma sonucunda yapılan istatistik analizlerde SHS, kuru madde, protein, laktoz ve donma noktası değerleri için aylar arasındaki görülen farklılık önemsiz bulunmuştur (P>0.05). Yağ, mineral ve yoğunluk değerlerinde aylar arasında önemli farklılık bulunmuştur (P<0.01).
Diyarbakır koşullarında yetiştirilen yem bezelyesi ( Pisum sativum supsp arvense L. ), tritikale ve karışımlarının silaj kalite özelliklerinin belirlenmesi
Bu araştırma, Diyarbakır koşularında yetiştirilen yem bezelyesi (Pisum sativum supsp arvense L.), tritikale ve karışımlarından elde edilen silajların kalite özelliklerinin belirlenmesi amacıyla yürütülmüştür. Araştırma; yem bezelyesi, tritikale ve bunların farklı düzeydeki karışımlarından oluşan 3'er tekerrürlü 5 grup oluşturulmuş olup sırasıyla; 1)Yem bezelyesi, 2)Tritikale, 3) % 50 Yem bezelyesi + % 50 Tritikale, 4) % 25 Yem bezelyesi + % 75 Tritikale ve 5) % 75 Yem bezelyesi + % 25 Tritikale' den meydana gelmiştir. Numuneler, 2 kg'lık plastik kavanozlarda 60 gün inkünbasyona bırakıldıktan sonra analizleri yapılmıştır. Yapılan kimyasal analizlerde; en yüksek pH değeri (4.15) tritikale silajından elde edilirken, en düşük pH değeri (4.08) ise yem bezelyesi silajından elde edilmiştir (P<0.05). Benzer şekilde laktik asit konsantrasyonu en yüksek (% 2.19) tritikale silajından saptanırken, en düşük düzey (% 1.96) ise yem bezelyesi silajında saptanmıştır (P<0.05). Diyarbakır koşularında silolanan materyalde baklagil oranının artışı kaliteli bir silajda istenen özellik olan HP, NDF, propiyonik asit ve asetik asit oranlarında artış sağlarken, laktik asit oranında azalma meydana getirmiştir. Ayrıca Diyarbakır ili ekolojik koşularına sahip alanlarda tritikale ve yem bezelyesi bitkilerinin karışım halinde silolanmasın da % 25 yem bezelyesi + % 75 tritikale karışımının silaj kalitesi açısından en ideal karışım olduğu tespit edilmiştir.
Romanov X ivesi ( F2 ) erkek kuzuların besi performansı, kesim ve karkas özelliklerinin belirlenmesi
Bu çalışma Dicle üniversitesi Ziraat Fakültesi koyunculuk işletmesinde 2017 yılında yapılmıştır. Araştırma 64 günlük besiye alınan Romanov x İvesi (F2) melez erkek kuzuların besi performansı, kesim ve karkas özelliklerinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın hayvan materyalini yaklaşık 2 aylık yaşta sütten kesilen, 4 gün içinde doğan, sütten kesim ağırlıkları birbirine yakın 7 baş erkek kuzu oluşturmuştur. Besi boyunca kuzulara ad-libitum karma yem ile hayvan başına günde 100 g buğday samanı verilmiş ve önlerinde sürekli temiz su bulundurulmuştur. Besi sonunda kesim ve karkas özelliklerinin belirlenmesi amacıyla kuzuların tamamı kesilmiştir. Kuzularının besi sonu ortalama canlı ağırlıkları 33.03±1.19 kg ve besi boyunca ortalama günlük canlı ağırlık artışı 0.266±0.01 kg olarak belirlenmiştir. Besi sonunda kesilen kuzuların kesim özellikleri sırasıyla; kesimhane ağırlığı 32.72±1.20 kg, sıcak karkas ağırlığı 14.48±0.837 kg, baş ağırlığı 1.80±0.065 kg, ayak ağırlığı 0.81±0.020 kg, post ağırlığı 4.15±0.210 kg, iç yağ ağırlığı 0.49±0.099 kg, testis ağırlığı 0.20±0.035 kg ve yürek+ciğer ağırlığı 1.31±0.041 kg olarak belirlenmiştir. Kuzuların karkas özellikleri; soğuk karkas ağırlığı 14.051±0.830 kg, böbrek ağırlığı 0.117±0.004 kg, böbrek-leğen yağı ağırlığı 0.147±0.029 kg, kuyruk ağırlığı 0.275±0.049 kg, but ağırlığı 2.231±0.107 kg, sırt-bel ağırlığı 1.057±0.074 kg, kol ağırlığı 1.662±0.090 kg, boyun ağırlığı 0.548±0.046 kg, etek ağırlığı 1.311±0.106 kg, karkas randımanı %42.42±1.270 olarak belirlenmiştir.
Farklı amino asit kaynaklarının broylerlerde besi performansı, serum biyokimyası ve karkas kalitesi üzerine etkileri
Bu çalışma, etlik piliç karma yemlerinde kullanılan sentetik olarak üretilen DL – metiyonin (1.0g/kg yem) yerine önerilen iki farklı dozdaki (1.0 ve 1.25g/kg yem) bitkisel ekstraktın besi performansı, serum biyokimyası ve iç organ nispi ağırlıkları üzerine etkilerini belirlemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmada bir günlük yaştaki toplam 312 adet Ross 308 erkek etlik civciv kullanılmıştır. Deneme tesadüf parselleri deneme desenine göre 3 grup ve 3'er tekerrürlü olarak yürütülmüştür. Araştırma sonunda canlı ağırlık, canlı ağırlık artışı, yem tüketimi ve yemden yararlanma oranları bakımından gruplar arasında istatistiki olarak önemli düzeyde farklılık tespit edilmemiştir (P>0.05). Karkas ağırlığı ile taşlık ve abdominal yağ nispi ağırlıkları sentetik metiyonin yerine bitkisel ekstraktların kullanımıyla istatistiki olarak önemli düzeyde etkilenmezken; barsak ve karaciğer nispi ağırlıkları sentetik metiyonin kullanılan grupta daha yüksek olmuştur (P<0.05). Dalak nispi ağırlığı bakımından sadece kullanılan bitkisel ekstrakt dozları arasındaki farklılık önemli bulunmuştur (P<0.05). Serum glukoz, toplam protein, kreatinin, trigliserid, kolesterol ve kalsiyum konsantrasyonları uygulanan muamelelerden etkilenmemiştir (P>0.05). Ürik asit ve albümin değerleri sentetik metiyonin verilen grupta, fosfor seviyesi ise bitkisel ekstrakt kullanılan grupta daha yüksek bulunmuştur (P<0.05). Sonuç olarak sentetik DL - metiyonin yerine organik üretimde kullanımına izin verilen ticari olarak üretilen bitkisel ekstraktın tavsiye edilen iki dozunun hayvan sağlığı ve besi performansını olumsuz etkilemeksizin kullanılabileceği tespit edilmiştir.
Diyarbakır koşullarında yetiştirilen Romanov x ivesi (F2) melezi koyunlarda bazı fizyolojik parametrelerin mevsimsel değişimi
Bu çalışmada Dicle Üniversitesi Ziraat Fakültesi Koyunculuk İşletmesi'nde yetiştirilen Romanov X İvesi (F2) melezi koyunların 2016 yılında doğan dişi toklularının bazı fizyolojik parametrelerinin mevsimsel değişiminin belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışma kapsamında deneme materyali koyunlardan Nisan, Ağustos ve Aralık aylarında günde 2 kez olmak üzere (08.00-10.00, 16.00-18.00 saatlerinde) nabız sayısı (adet/dak), solunum hızı (adet/dak) ve rektal sıcaklık (ºC) değerleri ölçülmüştür. Araştırma sonucunda sırası ile Ağustos (sıcak çevre), Aralık (soğuk çevre), Nisan (optimal çevre) aylarında rektal sıcaklık değerleri sabah ve akşam sırasıyla; 40.092, 40.275, 39.442, 39.584, 39.18, 39.31 ºC, nabız hızı sabah ve akşam sırasıyla; 109.486, 116.086, 131.19, 135.320, 106.99, 105.50 adet/dk, solunum hızı; 103.372, 117.970, 69.920, 76.640, 114.74, 107.40 adet/dk bulunmuştur.
Bingöl ili ve ilçelerinde arıcılığın yapısal analizi, sorunları ve çözüm önerileri
Bu çalışma, Bingöl ili merkez ve 5 ilçesinde faaliyet gösteren arıcılık işletmelerinde görülen arı hastalıkları ve zararlılarının belirlenmesi ve bu işletmelerin arıcılık uygulamaları ile ilgili genel durumunun ortaya konulması amacıyla yürütülmüştür. Araştırmanın materyalini, 99 arıcı ile yüz yüze yapılan anketlerden elde edilen veriler oluşturmaktadır. Araştırma bulgularına göre, arıcıların büyük bir kısmı orta yaş grubunda olup (ortalama 51,35), genellikle uzun yıllara (17,81 yıl) dayanan deneyime sahip oldukları görülmüştür. İşletme sahiplerinin eğitim durumunun %79,8 oranında lise ve ortaokul mezunu olduğu saptanmıştır. Arıcılık işletmelerinde ağırlıklı olarak Kafkas arı ırkı tercih edilmekte (%93,9), üretimde modern ahşap kovanlar yaygın şekilde (%90,9) kullanılmaktadır. Anket yapılan işletmelerin yaklaşık %59,4'ü göçer arıcılık yapmaktadır. Koloni kayıplarının genelde %10'dan daha düşük olduğu ifade edilmiştir. Kışlatma kayıpları %79,8 oranında kötü iklim koşullarına ve yetersiz beslenmeye atfedilmiştir. Ana arı değiştirme süresi bakımından, daha çok yılda 2 yılda bir değiştirme (%68,7) uygulanmaktadır. Üreticilerin %98'i Varroa ile mücadele ettiklerini ifade etmişlerdir. Antibiyotik kullanılma oranı %22,7 olarak belirlenmiştir Arıcıların %13,3'ü teknik eleman bulmada güçlük çektiğini açıklamıştır. Kurslara katılma oranı oldukça yüksek olup, bu oran %82,8 olarak saptanmıştır. Sonuç olarak, Bingöl ilindeki arıcılık faaliyetlerinin önemli bir potansiyele sahip olduğu ancak bazı yanlış uygulamaların değiştirilmesi, mevcut bilgi ve örgütlenme düzeyinin iyileştirilmesi gerekmektedir. Ayrıca, eğitim faaliyetlerinin yaygınlaştırılması, veteriner hizmetlerinin güçlendirilmesi, kış beslenmesindeki eksikliklerin giderilmesi, örgütlenmenin teşvik edilmesi, sürdürülebilir ve verimli bir arıcılık sektörü için gerekli görülmektedir.
Bingöl ve Elazığ illerinde tavukçuluk işletmelerindeki altlık yönetimi ve kümes atıklarının değerlendirilmesi
Bu çalışma, Bingöl ve Elâzığ illerinde faaliyet gösteren etlik piliç ve yumurta tavuğu işletmelerindeki altlık yönetimi ve kümes atıklarının değerlendirilme durumunu incelemek amacıyla yürütülmüştür. Bu amaçla, söz konusu illerde faaliyet gösteren 167 adet etçi ve 16 adet yumurtacı olmak üzere toplam 183 adet işletmenin sahipleri ile yüz yüze anket yapılmıştır. Anket yapılan yumurtacı işletmelerde ortalama arazi büyüklüğünün 43,438 da olduğu saptanmıştır. Yumurtacı işletmelerde genellikle kafes sistemi ile üretim yapıldığı (%75), serbest gezinmeli sistemin %18,8 ve altlıklı yer sisteminin ise %6,2 oranında olduğu belirlenmiştir. Yumurtacı işletmelerde tavuk kapasitesinin 5000-320000 adet arasında değiştiği ve işletme ortalamasının 103,068,75 adet olduğu saptanmıştır. İşletmelerde kümes başına tavuk sayısı 36,975 adet olarak saptanmıştır. Kafes sisteminde elde edilen saf gübrenin genellikle depolarda (%68,75) toplandığı görülmüştür. İşletme sahipleri, elde ettikleri saf gübreyi genellikle tavuk gübresi işleyen firmalara veya gübre olarak kullanmak isteyenlere sattıklarını açıklamışlardır. Etlik piliç işletmelerinde ortalama kapasite 33906.25 adet olarak belirlenmiştir. Yıllık devir sayısı genelde 6 kez (%66,4) uygulanıyor ve iki devre arasındaki süre ortalama 15,42 gündür. İşletme sahiplerinin %94,1'i altlığı besi süresi boyunda düzenli olarak kontrol etmektedirler. İşletme sahiplerinin %52,6'sı, elde ettikleri altlık materyali+gübreyi ekonomik olarak değerlendiremediklerini ifade etmişlerdir. İşletmelerin %42,1'i, altlığı birden fazla kullandıklarında dezenfekte ederken, %57,9'u antikoksidiyal kullandıkları için dezenfekte etmeden kullanmaktadırlar. Altlığı tekrar kullanan işletmelerin %53,3'ü hastalıklarda artış görüldüğünü bildirmişlerdir. Sonuç olarak, Bingöl ve Elazığ'da faaliyet gösteren tavukçuluk işletmelerinin altlık yönetimi ve kümes atıklarının değerlendirilmesi konularında bazı önemli eksiklikleri ve yanlış uygulamaları olduğu saptanmıştır.
Bingöl balının pazarlanması ve kalitesi üzerine tarım kredi kooperatifinin etkisi
Bu çalışma, Bingöl ilinde üretilen balların kalitesi ve pazarlanması üzerine Tarım ve Kredi Kooperatifinin uygulamalarının etkilerini incelemek amacıyla yürütülmüştür. Kooperatif aracılığıyla üreticiden alınan balların, akredite laboratuvarlarda kalite analizleri yapıldıktan sonra standartlara uygun olanların satın alınarak pazarlanması, Bingöl balının kalitesinin artması açısından büyük önem taşımaktadır. Bu amaçla, son 6 yıllık dönemde üreticiden alınan balların analiz sonuçlarına ilişkin değerler incelenmiş ve değerlendirilmiştir. Ballardan analiz yapılmak üzere her birinden ortalama 740,33 g numune alınmıştır. Ballarda numune sıcaklığı ise ortalama 20,56 oC olarak belirlenmiştir. 2019-2024 yılları arasında üretilen ballardan alınan numunelerin analiz sonuçlarına ilişkin ortalama değerler; balın nem içeriği %16,84, diastaz sayısı 20,72, elektriksel iletkenlik 0,28 mS/cm, prolin değeri 608,25 mg/kg, delta C13 protein değeri %-8,87, serbest asitlik değeri 16,94 meq/kg, HMF değeri 2,88 mg/kg, C4 şeker oranı %0,20, C13 değerleri arasındaki fark %0,08, delta C13 ham bal değeri %-8,95, fruktoz oranı %40,45, glukoz oranı %32,59, maltoz oranı %0,06, sakaroz oranı %0,24, fruktoz/glukoz oranı 1,24 ve fruktoz+glukoz oranı 73,11 g/100g olarak bulunmuştur. Balların kalite özellikleri, incelenen yıllara göre analiz edildiğinde bazı parametreler bakımından yıllar arasında önemli farklılıklar gözlenmiştir. Delta C13 protein değerleri, delta C13 ham bal değerler, fruktoz oranları ve glukoz oranları bakımından yıllar arasındaki farklılıklar önemli olurken, diğer özellikler arasındaki farklılıklar önemsiz bulunmuştur. Ancak, 2019-2024 yıllarında üretilen ve analiz edilerek satın alınan balların tümünün Türk Gıda Kodeksi Bal Tebliği'ne uygun olduğu saptanmıştır. Üreticileri daha kaliteli bal üretimine zorlayan Tarım Kredi Kooperatifinin yürüttüğü bu uygulama, Bingöl balının kalitesinin artmasına büyük katkı sağlamıştır. Ayrıca, piyasada gittikçe artan tağşişli ve sahte ballar nedeniyle tüketicinin mağdur olmaması ve sağlıksız ürün tüketmemesi açısından da büyük önem taşımaktadır. Tarım ve Kredi kooperatifi, üreticiden alıp analize gönderdiği balların standartlara uygun olması durumunda, bunları kendi marketlerinde satışa sunması aynı zamanda üreticinin balının pazarlanması bakımından da oldukça önemlidir. Sonuç olarak, Tarım ve Kredi kooperatifinin başlatmış olduğu bu uygulama, hem üreticiye sağladığı üretim ve pazarlama aşamalarındaki destekler, hem de tüketiciye ekonomik yönden ve sağlıklı gıda tüketimi açısından sağladığı yararlar değerlendirildiğinde, en azından üreticinin arzu edilen üretim bilinci düzeyine ulaşıncaya kadar sürdürülmesi yararlı olacaktır.
Korelasyon matrisinin cayley- hamılton teoremi ile çözümlenmesi: hayvancılık verilerinde bazı uygulamalar
Bu çalışmada, Cayley – Hamilton teoremi kullanılarak 4*4 boyutlu A kare matrisinin farklı mertebeden kuvvetlerine ait işlemler yapılmıştır. Literatür taraması sonucunda Meksika, Colima'daki Pelibuey koyunlarının morfolojik özellikleri arasındaki ilişki için Pearson korelasyonları elde edilmiştir. Bu koyunların morfolojik özelliklerine ait değişkenler cidago yüksekliği (WIH), göğüs çevresi (CHG), göğüs genişliği (CHW) ve vücut uzunluğu (BOL)'dur. Bu değişkenler arasında hesaplanan korelasyon katsayıları 0.23-0.83 aralığında bulunmuştur. Elde edilen korelasyon matrislerinin özdeğerleri hesaplanarak matrislerin yüksek mertebenden kuvvetlerinin hesaplanması kolaylaşmıştır. Bu öz değerlere karşılık 4*4'lük korelasyon matrislerinin yüksek dereceden kuvvetleri, karekökü, küp kökü, sinüsü, kosinüsü, tanjantı, logaritması ve üstel kuvveti hesaplanarak farklı matrisler elde edilmiştir. Yüksek mertebeden işlemleri ve bulunmaları zor elde edilen farklı türden polinom ve çeşitli fonksiyonların matrisleri Cayley – Hamilton teoremiyle çözülebilmiştir. Anahtar Kelimeler: Cayley – Hamilton Teoremi, Matris, Determinant, Özdeğer, Korelasyon.
Yetiştirici koşullarında halep keçisi oğlaklarında doğrusal ve doğrusal olmayan yöntemlerle büyümenin tahmin edilmesi
Bu çalışmada, oğlaklara ait doğum ağırlığı ve 7 aylık canlı ağırlıklar ölçülmüş ve bu ağırlıklara ait büyüme eğrisi modellerinden Linear, Gompertz ve Richards büyüme eğrisi modelleri denenmiştir. Çalışma, Diyarbakır ili Bismil ilçesinde entansif yetiştiricilik yapan bir süt keçisi işletmesinde mevcut 30 baş erkek ve 30 baş dişi toplam 60 baş Halep keçisi oğlakları kullanılmıştır. Kullanılan modeller içerisinden en iyi modelin tespit edilebilmesi için belirtme katsayısı (R2) ve hata kareler ortalaması (HKO) istatistiki değerleri kullanılmış olup, büyümeyi en iyi açıklayan modelin; tekiz doğan (0.98±2.66), ikiz doğan (0.97±1.33) ve dişi Halep keçisi oğlaklarında (0.98±1.31), Richards büyüme eğrisi modeli tanımlamıştır. Erkek Halep keçisi oğlaklarında ise büyümeyi en iyi tanımlayan model olarak Gompertz ve Richards olduğu saptanmıştır. Denenen modellerin tümü sırasıyla 0.975±1.76; 0.976±2.01; 0.976±2.49 bulunmuş olup, Gompertz ve Richards modelleri aynı ölçüde tanımlamasına rağmen, HKO en küçük olan Gompertz modelin büyümeyi tanımlayan en iyi model olarak tespit edilmiştir. Bu çalışmanın sonucunda kullanılan büyüme modellerinin araştırmanın materyali olan Halep Keçisi oğlakları ile iyi bir uyum sağladığını, yapılması düşünülen erken seleksiyon ile oldukça isabetli sonuçların elde edilebileceği kanısına varılmıştır. Çünkü tespit edilen belirtme katsayıları (R2) son derece yüksek olmasına karşın, bunlara ait hata kareler ortalamaları (HKO) da o ölçüde küçük tespit edilmiştir.
Karacabey tarım işletme müdürlüğünde yetiştirilen siyah alaca ve simental ırkı sığırlarda farklı laktasyon süt verimi tahmin metotlarının karşılaştırılması
Bu çalışmada, Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü'ne (TİGEM) bağlı Bursa ili Karacabey ilçesinde faaliyet gösteren Karacabey Tarım İşletmesi'nde yetiştirilen 57 baş Simental ve Siyah Alaca ırkı ineğe ait 17385 gerçek laktasyon süt verim kaydı kullanılmıştır. Çalışmada gerçek laktasyon verimi değerleri ile süt kontrol verimleri kullanılarak Hollanda, İsveç, Trapez ve Vogel laktasyon hesaplama yöntemleri ile tahmin edilen laktasyon verimleri karşılaştırılmıştır. Söz konusu modeller ile gerçek laktasyon verimlerinden 7, 10, 15 ve 30 günlük kontrol aralık değerleri belirlenerek laktasyon (305 gün) süt verimi tahmini yapılmıştır. Çalışmada, laktasyon gerçek süt verimi ortalaması 6972±124.9 kg olarak belirlenmiştir. İsveç yöntemi ile hesaplanan süt verimi ortalaması 7 günlük kontrol aralığında, Vogel yöntemi ile hesaplanan süt verimi ortalaması 10, 15 ve 30 günlük kontrol aralığında 305 gün gerçek süt verimi ortalamasına en yakın değerde bulunmuştur. 305 günlük gerçek süt verimi ile Hollanda, İsveç, Trapez ve Vogel metotları ile hesaplanan laktasyon süt verimleri arasında tüm kontrol aralıklarında istatistik olarak yüksek düzeyde ilişki bulunmuştur (P<0.001). Gerçek 305 günlük laktasyon süt verimleriyle diğer yöntemlerle hesaplanan verimler arasındaki korelasyon; 7 günlük kontrol günlerinde Hollanda ve İsveç yöntemi, 10 günlük kontrol günlerinde Vogel yöntemi, 15 günlük kontrol günlerinde Vogel yöntemi ve 30 günlük kontrol günlerinde ise İsveç yönteminde hesaplanmıştır (P<0.001).
Yetiştirici koşullarında halep keçisi x kilis keçisi F1 oğlaklarının büyüme ve yaşama özelliklerinin belirlenmesi
Bu çalışma, entansif koşullarında yetiştirilen Halep x Kilis F1 oğlaklarının yaşama gücü ve büyüme performanslarını araştırmak amacıyla yapılmıştır. Bu çalışma Diyarbakır ili Bismil ilçesinde entansif süt keçi yetiştiriciliği uygulanan bir işletmede mevcut 54 baş Halep x Kils keçisinden doğan 37 baş erkek ve 33 baş dişi F1 oğlakları kullanılmıştır. Halep x Kilis F1 Oğlaklarının 210 güne kadar olan büyüme ve gelişme özelliklerinin araştırıldığı çalışmada doğum, 30, 60, 90, 120, 150, 180 ve 210 günlük canlı ağırlık ortalamaları erkeklerde sırasıyla; 3.96±0.124 kg, 7.47±0.306 kg, 10.99±0.506 kg, 13.71±0.592 kg, 15.54±0.643 kg, 24.08±1.019 kg, 22.22±1.033 kg ve 27.51±1.168 kg olarak tespit edilirken, dişilerde ise ortalama canlı ağırlıkları sırasıyla; 3.40±0.128 kg 6.46±0.312 kg, 9.61±0.490 kg, 12.29±0.584 kg, 15.79±0.772 kg, 22.40±0.856 kg, 22.60±0.809 kg ve 24.11±0.937 kg olarak tespit edilmiştir. Doğum tipi göz önüne alındığında ise tekiz doğan oğlaklarda ortalama canlı ağırlıklar sırasıyla; 4.12±0.124 kg, 7.42±0.338 kg, 11.29±0.549 kg, 13.89±0.691 kg, 16.51±0.764 kg, 24.08±1.132 kg, 24.31±1.146 kg, ve 26.92±1.269 kg, ikiz doğanlarda ise sırasıyla; 3.28±0.103 kg, 6.58±0.289 kg, 9.42±0.418 kg, 12.20±0.459 kg, 14.83±0.608 kg, 22.51±0.745 kg, 22.74±0.753 kg, ve 24.90±0.915 kg olarak tespit edilmiştir. Doğum tipinin, doğum ağırlığı, 60. ve 90. günlerdeki canlı ağırlıklar üzerine önemli derecede etkisi (P<0.005) bulunurken, cinsiyetin etkisinin önemsiz olduğu görülmüştür. Oğlakların yaşama güçleri incelendiğinde oğlak kayıplarının doğum anında olduğu görülmüş olup, daha sonraki dönemlerde herhangi bir kayıp olmadığı ve doğum ile 210. Güne kadar yaşama gücünün % 100 olduğu tespit edilmiştir.
Muhafaza sıcaklığının ballarda HMF oluşumunave bazı kimyasal özelliklerine etkisi
Bu araştırma, iki farklı bal tipinde (normal ve pastörize) ve farklı sıcaklık derecelerinde (4, 21, ve 36 °C) depolanan ballarda; HMF (hidroksimetilfurfural) değerleri, diastaz sayıları, nem oranları, pH değerleri, brix sayıları ve serbest asitlik değerleri gibi özelliklerin tespit edilmesi amacı ile yapılmıştır. Çalışmada elde edilen sonuçlara göre ölçümü yapılan özelliklerden HMF değerleri ile diastaz sayıları istatistiki olarak önemli (P<0.05) olduğu bildirilmiştir. Buna göre farklı depolama sıcaklık değerlerindeki (4, 21, ve 36 °C) tespit edilen HMF ortalamaları sırasıyla; 2.794±3.080, 4.366±3.080 ve 184.177±3.080 elde edilirken, diastaz sayıları ise sırasıyla; 9.483±0.390, 8.515±0.390 ve 1.464±0.390 olarak tespit edilmiştir. Farklı bal tipi ortalamaları arasındaki istatistik önemsiz olarak tespit edilmiştir. Çalışmada ölçümleri yapılan diğer özelliklerinde (pH, brix sayısı, nem oranı ve serbest asitlik) ortalamaları arasındaki fark hem farklı depolama sıcaklıkları (4, 21, ve 36 °C) hem de bal tiplerinde istatistik olarak önemsiz bulunmuştur. Sonuç olarak, ballarda kalitenin tespit edilmesinde kullanılan HMF değerinin depolama sıcaklık değerlerinin artması ile artış gösterdiği ve diastaz sayılarının ise depolama sıcaklıklarının artması ile değerlerinin düştüğü tespit edilmiştir. Çalışmada ölçümü yapılan diğer özelliklerin ise ballarda olması gereken değerlerde olduğu tespit edilmiştir.
Diyarbakır manda yetiştiriciliğinin mevcut durumu, sorun ve çözüm önerilerinin belirlenmesi
Bu çalışma, Diyarbakır ilinde manda yetiştiriciliği yapan işletmelerin genel yapısını ortaya koymak amacıyla yapılmıştır. Çalışma yetiştiriciliğin yaygın olarak yapıldığı il merkezi, Silvan, Bağlar, Yenişehir ve Sur ilçelerinde gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın ana materyalini, 'Halk Elinde Anadolu Mandası Islahı Projesi' dışında yer alan 147 yetiştiriciyle yüz yüze yapılan anketlerden elde edilen veriler oluşturmuştur. Araştırma bulgularına göre işletmelerdeki üretim sistemi tamamen yerleşiktir. İşletme başına düşen ortalama manda sayısı 11.03 baştır. Manda yetiştiriciliği işletmelerin tamamının aile mesleğidir. Yetiştiriciler, manda yetiştiriciliğini aile geçimlerini sağlamak, manda sütünün kaliteli olması ve mevcut desteklemelerden faydalanmak için yaptıklarını belirtmiştirler. İşletmelerin çoğu mandayla beraber sığır yetiştirmektedir. Barınak zemini çoğunlukla betonarme, duvar malzemesi olarak da tuğla ve briket kullanıldığı tespit edilmiştir. Genellikle beton yemlik ve plastik sulukların tercih edildiği işletmelerin çatı malzemesi olarak kiremit malzemesini tercih ettiği görülmüştür. İşletmelerde ki sağmal mandalara ait ortalama laktasyon süresi 7.1 ay olarak tespit edilmiştir. İşletmelerde hayvan başına alınan manda sütü ortalaması 3.63 litredir. Elde edilen süt; yoğurt, peynir ve yağ olarak değerlendirilmektedir. Yetiştiriciler, desteklemelerin yetersiz ve yüksek yem fiyatlarının manda sayısını azaltacağını ifade etmişlerdir. Geleneksel yöntemlerle yapılan yetiştiriciliğin işletme bazında bazı iyileştirmelere ihtiyaç duyduğu görülmektedir. Yetiştiricilere verilecek modern manda yetiştiricilik eğitimi ile yetiştiriciliğe fayda sağlanabilir. Kooperatif, birlik vb. örgüt çatısı altında yapılacak yetiştiricilik ile manda da verim artışı istenilen düzeye çıkarılabileceği gibi ürünlerin değerlendirilme ve pazarlanması da daha etkin yapılabilecektir. Devlet desteğiyle işletme başına düşen manda sayısı arttırılmalı, kayıt tutma, et, süt ve döl verimi gibi gerekli ıslah çalışmalarına kolaylık sağlanmalıdır. Anahtar Kelimeler : Anadolu Mandası, Büyükbaş, Yetiştiricilik, Diyarbakır, Türkiye
Yumurtacı tavuk yemlerine çörek otu (Nigella sativa L.) ve tarçın (Cinnamomum zeylanicum L.) esansiyel yağları ilavesinin verim performansı, yumurta kalitesi ve kabuk bakteriyel kontaminasyonuna etkileri
Özet: Bu çalışmanın amacı yumurtacı tavuk karma yemlerine çörek otu (Nigella sativa L.) ve tarçın (Cinnamomum zeylanicum L.) esansiyel yağları ilavesinin verim performansı, yumurta kalitesi ve yumurta mikrobiyal kontaminasyonuna etkilerini belirlemektir. Araştırmada toplam 315 adet 28 haftalık yaştaki Atak-S yumurtacı tavuklar kullanılmıştır. Tavuklar 11 hafta sürdürülen deneme süresince her biri 5 tekerrürden oluşan 3 gruba ayrılmış ve her tekkerürde 21 adet tavuk bulundurulmuştur. Kontrol grubu temel katkısız karma yem ile beslenirken, çörek otu esansiyel yağı (5 ml/kg yem) ve tarçın esansiyel yağı (5 ml/kg yem) katkılı yem ile beslenmişlerdir. Deneme süresince haftalık olarak ölçülen performans verileri yanında, yumurta dış ve iç kalite özellikleri ile yumurta kabuğu bakteriyel kontaminasyonu tespit edilmiştir. Deneme sonunda yemlerine tarçın esansiyel yağı ilave edilen grupta en iyi yemden yararlanma oranı ve en yüksek yumurta kabuk kalınlığı elde edilmiştir (P<0.05). Yem tüketimi, yumurta verimi, yumurta ağırlığı ile diğer yumurta iç ve dış kalite özellikleri bakımından deneme grupları arasında önemli düzeyde istatistiki farklılık tespit edilmemiştir (P>0.05). Sonuç olarak;,yumurtacı tavuk karma yemlerine çörek otu esansiyel yağı katkısın performans ve yumurta kalitesini etkilemdeği, tarçın esansiyel yağı ilavesinin ise verir performansını iyileştirebileceği ve yumurta kabuk bakteri yükünü azaltabileceği tespit edilmiştir. Anahtar kelimeler: Çörekotu esansiyel yağı, tarçın esansiyel yağı, kabuk bakteri kontaminasyonu, yumurta kalitesi, yumurtacı tavuk
Yumurtacı tavuk karma yemlerine farklı multi-enzim katkısının verim performansı ve yumurta kalite özelliklerine etkisi
Bu çalışmanın amacı, farklı düzeylerde tahıl içeren yumurtacı tavuk karma yemlerine iki farklı multi-enzim katkısının tavukların verim performansı ile yumurta kalite özelliklerine olan etkilerini belirlemektir. Araştırmada; toplam 225 adet, 24 haftalık yaştaki yumurtacı tavuklar (Atak-S), 10 hafta süresince 3 gruba ayrılmıştır. Her grupta 5 tekkerür ve her tekkerürde 15 tavuk bulundurulmuştur. Kontrol grubu temel rasyon (katkısız) ile beslenirken multi-enzim grupları temel rasyonlarına sırasıyla % 0.1 Enzim-A (ksilanaz, ß-glukanaz, selülaz, a-amilaz ve proteaz) ve % 0.05 Enzim-B (ksilanaz, ß-glükanaz) eklenmiştir. Performans verileri ve yumurta kalitesi parametreleri deneme boyunca haftalık olarak tespit edilmiştir. Karma yemlere multi-enzim takviyesi denemenin farklı haftalarında yumurta şekil indeksini, yumurta sarısı indeksini ve yumurta sarısı rengini (L ve a) önemli ölçüde değiştirmiştir (P<0.05). Ancak, günlük yem tüketimi, yumurta üretimi, ortalama yumurta ağırlığı ve yemden yararlanma oranı, deneme süresince her iki multi-enzim ilavesinden önemli düzeyde etkilenmemiştir (P>0.05). Benzer şekilde karma yemlere ilave edilen multi-enzimlerin yumurta özgül ağırlığı, yumurta kabuğu kalınlığı, yumurta kabuk oranı, yumurta ak indeksi ile Haugh birimi üzerine herhangi bir önemli etki yaratmadığı saptanmıştır (P>0.05). Sonuç olarak, yumurtacı tavuk karma yemlerine 24-33 haftalık yaşlar arası dönemlerde eklenen farklı yapıdaki multi-enzim ilavelerinin tavukların performans özelliklerini etkilemediği, bazı yumurta kalite özellikleri üzerine ise kısmi değişikliklere neden olduğu belirlenmiştir.
Karacabey Tarım İşletme Müdürlüğünde yetiştirilen siyah alaca ve simental ırkı sığırlarda farklı laktasyon eğrisi modellerinin karşılaştırılması
Bu tez çalışmasında, Bursa ili Karacabey ilçesinde faaliyet gösteren Karacabey Tarım İşletmesi'nde yetiştirilen 38'i Siyah Alaca, 18'i Simental ırkı olmak üzere 56 baş sığıra ait 16 912 günlük süt verim kaydı kullanılmıştır. Günlük süt verim kayıtları ile süt kontrol verimleri kullanılarak Wood ve Legendre (2, 3 ve 4) modelleri ile laktasyon eğrileri belirlenmeye çalışılmıştır. Kullanılan modeller ile günlük laktasyon verimlerinden 7, 10, 15 ve 30 günlük kontrol aralık değerleri belirlenerek, modellerin uyumları incelenmiştir. Ayrıca, laktasyonun ırklara göre eğrileri incelenmiştir. Model karşılaştırma ölçütleri olarak R2 (%), HKO ve gerçek ile tahmin verileri arasındaki korelasyon (%) değerleri kullanılmıştır. Çalışma sonucunda Siyah Alaca sığırlarının laktasyon süt verimi eğrisinin tahmin edilmesinde R2 (%50.4), HKO (25.894), gerçek ile tahmin verileri arasındaki korelasyon (%71.0) değerleri ile en yakın modelin Leg4 modeli, Simental sığırlarının laktasyon eğrilerinin tahmin edilmesinde ise R2 (%66.0), HKO (11.447), gerçek ile tahmin verileri arasındaki korelasyon (%81.3) değerleri ile en yakın modellerin Leg4 ve Wood modelleri olduğu belirlenmiştir.
Determination of nutrient content of some medicinal and aromatic plant pulp
In this study the nutritional values of the residuum, which is used as an alternative animal feed and contains residual extracts, of thyme, sage, lemon balm, rosemary, laurel and myrtle are investigated. These materials are the waste of an etheric oil manufacturer and need to be dealt with properly. Results of this study showed that when raw plants are evaluated by their DM mean, the highest mean of DM is 73,5373 % which belongs to thyme. When the residuum is evaluated by DM mean highest mean of 33,4045 % belongs to myrtle residuum. Evaluation of HK mean yields that the highest mean of HK is seen on myrtle which is 10,3010 %. The highest mean of HY is found on sage residuum which is 5,6013 %. HS evaluation showed that highest HS mean is 36,5659 % with lemon balm. The highest HP mean is 9,3133 % which is found at the residuum of myrtle. Myrtle residue has the highest values which are 45,4932 % NDF; 55,4750 % NÖM and 2083,76 kcal/kg ME. Highest OM value is 93,4998 % and belongs to laurel residuum. When the residuum is considered due to their ADF and ADL contents, thyme has the highest ratios of 52,5300 % and 10,5902 %, respectively.
Ankara tavukçuluk araştırma enstitüsündeki kahverengi yumurtacı ebeveyn hatların bazı verim özelliklerinin belirlenmesi
Bu tez, 3 adet kahverengi yumurtacı saf hat (BAR1, L54, RIR1) ve ikili melezlerinin (BAR1HxBAR1Y, BYYVxBDCA, L54HxL54Y, RIR1HxRIR1Y, RDCAxRYYA, RIR1xRIR2, RIR2xRIR1) bazı verim ve yumurta kalite özelliklerini belirlemek amacıyla yürütülmüştür. Araştırma, kompakt tipi 3 katlı bireysel kafes sisteminde, her bir kafes gözü tekerrür olarak ele alınmak suretiyle tesadüf blokları deneme desenine uygun olarak yürütülmüştür. Toplam 1000 tavuk kullanılarak 64 hafta sürdürülen araştırmada, üzerinde durulan değişik verim özellikleri bakımından karşılaştırmalarda varyans analizi kullanılmıştır. Bazı verim özelliklerinde gruplar arasındaki farklılığın önemi Duncan testi ile belirlenmiştir. BAR1 ana hattı ile melez ana soyları arasında, cinsel olgunluk yaşı ve ağırlığı, dönem sonu canlı ağırlığı ve yumurta ağırlığı, yem tüketimi ve kuluçkalık yumurta oranı bakımından farklılıklar önemli bulunmuştur (P<0,05). Yumurta kalite kriterleri bakımından aralarındaki farklılıklar önemsiz bulunmuştur (P>0,05). L54 saf ana hattı ile L54HxL54Y melez ana soyunda ise cinsel olgunluk yaşı ve ağırlığı, dönem sonu canlı ağırlığı, yumurta ağırlığı, yem tüketimi, yemden yararlanma oranı, kuluçkalık yumurta oranı bakımından farklılıklar önemli bulunmuştur (P<0,05). RIR1 hattı ile melez soyları verim kriterleri bakımından karşılaştırıldıklarında, kabuk kırılma direnci, ak yüksekliği ve Haugh birimi bakımından farklılık bulunmadığı, cinsel olgunluk ağırlığı, dönem sonu canlı ağırlığı, yumurta verimi (tavuk-kümes, tavuk-gün), yumurta ağırlığı, yem tüketimi, yemden yararlanma oranı, kuluçkalık yumurta oranı ve kabuk kalınlıkları arasındaki farklılıkların önemli olduğu bulunmuştur (P<0,05).
Ankara Tavukçuluk Araştırma İstasyonunda bulunan kahverengi yumurtacı saf hatlarda genetik varyasyonun mikrosatellit markerler kullanılarak belirlenmesi
Bu çalışmada, Ankara Tavukçuluk Araştırma İstasyonu'ndaki altı farklı kahverengi yumurtacı saf hatta (RIRI, RIRII, BARI, BARII, L-54, COL) genetik varyasyon araştırılmıştır. RIRI (n=30), RIRII (n=30), BARI (n=30), BARII (n=30), L-54 (n=30), COL (n=30) hatlarına ait toplam 180 tavuk 22 mikrosatellit marker kullanılarak genotiplenmiştir. Lokus başına ortalama allel sayısı (Na), etkili allel sayısı (Ne) ve polimorfizm bilgi içeriği (PIC) sırasıyla RIRI hattında 5.45, 3.11, 0.58; RIRII hattında 4.95, 2.44, 0.49; BARI hattında 5.00, 2.85, 0.55; BARII hattında 4.41, 2.62, 0.53; L-54 hattında 4.86, 2.64, 0,51 ve COL hattında 4.73, 2.47, 0.50 olarak hesaplanmıştır. Gözlenen heterozigotluk (Ho), beklenen heterozigotluk (He) ve akrabalı yetiştirme katsayısı (Fis) değerleri sırasıyla RIRI hattında 0.48, 0.64, 0.28; RIRII hattında 0.31, 0.54, 0.46; BARI hattında 0.44, 0.61, 0.27, BARII hattında 0.50, 0.59, 0.18; L-54 hattında 0.47, 0.56, 0.16 ve COL hattında 0.37, 0.56, 0.35 olarak tespit edilmiştir. Altı saf tavuk hattında F ististikleri (FIS, FIT, FST ) sırasıyla 0.273, 0.493, 0.295 olarak belirlenmiştir. Hatlar arasındaki ikişerli FST değerleri ortalaması 0.294 (p < 0.01), genetik farklılaşma katsayısı (GST) 0.274 olarak tespit edilmiştir. Moleküler varyans analizi (AMOVA) testi sonuçlarına göre toplam genetik varyasyonun %29.52'sinin populasyonlar arasındaki farklılıktan, %17.09'unun populasyonları oluşturan bireyler arasındaki farklılıktan kaynaklandığı saptanmıştır. NJ (neighbor joining- en yakın komşu) ağacı, faktöriyel uygunluk (FCA) ve genetik yapı (Structure) analizleri sonuçlarına göre hatlar genetik kökenlerine ve yetiştirilme geçmişlerine uygun olarak kümelenmiştir. Sonuç olarak çalışmada elde edilen bulgular; populasyonlarda orta seviyede genetik çeşitliliği ve yüksek seviyede akrabalığı işaret etmektedir. Ayrıca populasyonlar arasındaki genetik farklılaşmanın da yüksek seviyelerde olduğu görülmüştür. Ankara Tavukçuluk Araştırma İstasyonu'nda yürütülen çalışmaların sürekliliği açısından özellikle populasyonlardaki akrabalığı azaltmak için çeşitli önlemler alınması önerilmektedir.
Batı Akdeniz bölgesinde yetiştirilen bazı yem hammaddelerinin besin madde içeriklerinin belirlenmesi üzerine bir araştırma
Bu çalışmada Batı Akdeniz Bölgesi kapsamında bulunan üç ilde (Antalya, Burdur, Isparta) yetiştirilen ve hayvan beslemede kullanılan yem hammaddelerinden (dane yemler, arpa, buğday, çavdar, fiğ, mısır, tritikale, yulaf; değirmencilik artığı olarak, kepek; kaba yemler arpa sapı, buğday sapı, arpa hasılı, fiğ kuru otu, kuru çayır otu (KÇO), yonca, korunga, yulaf, tritikale) örnekler alınmış ve besin madde analizleri (kuru madde (KM), ham kül (HK), ham protein (HP), ham yağ (HY), ham selüloz (HS), asit deterjan fiber (ADF), asit deterjan lignin (ADL), nötr deterjan fiber (NDF)) yapılmıştır. Besin madde analiz sonuçları kullanılarak enerji değerleri (MAFF 1984 ME (Kcal/Kg KM), SE (Mcal/Kg KM), ME (Kcal/kg KM), Alderman (1985) ME (MJ/Kg KM)) hesaplanmıştır. Sonuç olarak, bölgede yetiştirilen ve yaygın olarak kullanılan bazı hammaddelere ilişkin temel besin madde içeriklerine ait veriler tezde sunulmuştur. Ayrıca, örnek alınan illerde yem hammaddelerine ait ortalama analiz sonuçları karşılaştırıldığında, ortalama besin madde içerikleri bakımından farklılıklar olduğu belirlenmiştir. Mevcut sonuçlar doğrultusunda ortaya çıkan farklılıkların toprak yapısı, sulama potansiyeli, yetiştirici uygulamaları ve illerin mikro klimatik özelliklerinden kaynaklandığı söylenebilir.
Kantitatif özelliklerde genomik değerlendirme: Tahmin isabetini etkileyen faktörler ve GBLUP yönteminin isabeti için bir üst sınır
Bu çalışmada, genomik tahmin R2 değerinin asimptotik davranışının belirlenmesi amaçlanmıştır. İnsanlardaki bağlantı dengesizliğini yansıtması ve çok sayıda bireye ait genomik verinin elde edilmesi amacıyla, 1,000 Genom Projesi (1,000 Genomes Project) kapsamında 85 Caucasian (Beyaz ırk) bireyinden elde edilen haplotip verileri kullanılarak 10,000 birey 111 kuşak boyunca şansa bağlı olarak eşleştirilecek şekilde bir simülasyon gerçekleştirilmiştir. Genom uzunluğu 0.5 Morgan olarak kısıtlanmış ve simülasyonlar yalnızca ilk 5 kromozomdan seçilen 0.1 Morgan uzunluğundaki bir alanda yer alan lokuslar kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Toplam uzunluğu 30 Morgan olan bir genom için elde edilecek genomik tahmin R2 değeri bu çalışmadakinin 60 katı büyüklüğünde bir referans popülasyon gerektirecektir. Kalıtım derecesi 0.8 olan bir özellik için QTL ve marker allel frekanslarının dağılımları bakımından farklılık gösteren bazı senaryolar oluşturulmuştur. Her bir senaryodaki marker sayısı 4,200, QTL sayısı ise 70 olarak belirlenmiştir. Genomik degerlendirmede isabet bir tahmin edilebilirlik problemi şeklinde ele alınarak güvenilirlik ve dolayısıyla da genomik tahmin R2 değeri için bir üst sınır önerilmiştir. Ayrıca bazı genomik tahmin yöntemleri de, GBLUP, BayesB ve BayesC, isabetleri bakımndan karşılaştırılmıştır. Sonuçlar, genom boyu 30 Morgan olarak alındığında Bayesçi değişken seçim yöntemleri BayesB ve BayesC'nin görece düşük referans popülasyon büyüklüklerinde (< 6, 000 birey) GBLUP yöntemine göre bir üstünlüklerinin olmadığını ortaya koymuştur. Diğer yandan, referans popülasyon büyüklüğü arttıkça söz konusu yöntemlerin GBLUP yöntemine göre daha isabetli tahminler sağladığı ortaya konmuştur. Referans popülasyon büyüklüğü yaklaşık yarım milyona ulaştığında her üç tahmin yöntemi de benzer genomik tahmin R2 değerleri vermiş olup, bu değerler genomik kalıtım derecesine yaklaşmaktadır. ANAHTAR KELİMELER: Genomik kalıtım derecesi, Tüm genom regresyon yöntemleri, Güvenilirlik, Genetik değer
Tarımsal deneme planlarının Bayesian yöntemi ile analizleri
Denemelerin planlanması ve analizleri; mühendislik, tıp, doğa bilimleri, sosyal bilimler gibi alanlarda olduğu kadar ziraat alanında çalışan araştırmacılar için de oldukça önemlidir. Olabilirlik fonksiyonu ile önsel dağılımlar kullanılarak elde edilen sonsal dağılımın yorumlanması olarak özetlenen Bayesci yöntem Markov Zinciri Monte Carlo yöntemlerinin geliştirilmesi ile beraber kompleks modellerin üstesinden kolaylıkla gelebilmektedir. Bu çalışmanın amacı tesadüf parselleri deneme planı, tesadüf bloklarında faktöriyel denemeler, iç içe deneme planları ve genel doğrusal karışık model gibi tarımsal denemelerde sıklıkla kullanılan deneme planlarının klasik yaklaşıma alternatif olarak Bayesci yöntem ile çözümlerini sunmaktır.
Çok seviyeli regresyon modelleri ve uygulamaları
Son yirmi yıl civarında geliştirilmiş olan çok seviyeli regresyon modelleri, hiyerarşik ya da iç içe veri yapısına sahip veri setlerinin analizinde oldukça kullanışlı olduğundan birçok farklı alanda kabul görmüş bir yöntemdir. Veri setinin yapısından kaynaklı olarak ortaya çıkan gözlemler arası korelasyon ve veri setinde yer alan seviyeler bu modellerce kolayca ifade edilebilmektedir. Veri setindeki iç içe yapının ve gözlemler arası bağımlılıkların göz ardı edilerek geleneksel istatistiksel yöntemlerle hiyerarşik verilerin analiz edilmesi ile yapılan analiz sonuçlarında yanlı parametre ve yanlış hata terimi tahminleri elde edilmesine sebep olur. Bu da araştırmacılar tarafından hiyerarşik veri yapısına sahip veri setlerinin analizinde çok seviyeli regresyon modellerinin kullanılmasını bir nevi zorunlu kılmaktadır. Çok seviyeli regresyon modellerinin zirai alandaki kullanımı çok yaygın olmadığı için bu çalışmanın amacı İngiliz Siyah Alaca ırkı sığırlarına süt verimlerini veri setinde çok seviyeli modelleme yöntemini uygulayarak bu alana bu konuyu tanıtmaktır. İlk olarak ortalama süt verimleri bağımlı değişken olarak alınıp regresyon modeli ve çok seviyeli regresyon modelleri kullanılarak analizler yapılmıştır. Bunun yanı sıra kontrol günü süt verimleri için çok seviyeli modelleme yönteminin tekrarlanan ölçümler veri setine nasıl uygulanacağı gösterilmiştir. Bu çalışmanın sonucunda, veri setindeki seviyelerin göz önüne alınması gerektiği ve çok seviyeli regresyon modellerin veri seti yapısına en uygun model olduğuna karar verilmiştir.ANAHTAR KELİMELER: Çok seviyeli regresyon modelleri, grup içi korelasyon, süt verimi, kontrol günü kayıtları
Genotip, yetiştirme sistemi ve mevsimin Antalya koşullarında etlik piliç refahına etkilerinin araştırılması
ÖZETGENOTİP, YETİŞTİRME SİSTEMİ VE MEVSİMİN ANTALYA KOŞULLARINDA ETLİK PİLİÇ REFAHINA ETKİLERİNİN ARAŞTIRILMASIDeniz İLASLAN ÇÜREKDoktora Tezi, Zootekni Anabilim DalıDanışman: Doç. Dr. Tülin AKSOYTemmuz 2010, 165 SayfaBu çalışmada mevsim, genotip ve yetiştirme sistemi faktörlerinin, Antalya koşullarında etlik piliç refahına etkilerinin araştırılması amaçlanmıştır. Kapalı ekstansif (ke), serbest dolaşımlı (SD) ve kırmızı etiketli (KrE) olmak üzere 3 farklı yetiştirme sistemi uygulanmıştır. İlk iki sistemde hızlı (Cobb 308) ve yavaş (Hubbard Isa) gelişen etçi genotipler, kırmızı etiketli sistemde ise sadece yavaş gelişen etçi genotip kullanılmıştır. Bütün deneme gruplarında kullanılan hızlı (HG) ve yavaş (YG) gelişen etçi civcivler bir günlük yaşta (erkek ve dişi) besiye alınmıştır. Kapalı ekstansif sistemde deneme sonuna kadar kapalı yetiştirme uygulanırken, SD sistemde yetiştirilen piliçlere, 4. haftadan sonra kesim yaşlarına kadar gündüz saatlerinde serbestçe dolaşabilecekleri yoncalık (1m2/civciv) alana çıkış olanağı sağlanmıştır. KrE sistemde ise yavaş gelişen etlik piliçler ilk günden başlayarak yoncalık üzerinde bulunan kümeslerde büyütülmüşler, 6. haftadan itibaren yoncalık alana (2m2/civciv) gündüz saatlerinde özgürce çıkabilmişlerdir.SD ve ke sistemlerde besiye alınan etlik piliçler 56 ve 63, KrE sistemindekiler ise 82. günde kesime sevk edilmiştir. Canlı ağırlık, yem tüketimi ve ölüm oranı gibi verimle ilişkili özellikler son kesim tarihine kadar saptanmıştır. Dış simetrik özellikler, tonik immobilite süresi, vücut sıcaklığı, dış kalite özellikleri, kan parametreleri, yürüme yeteneği, tibia özellikleri ve tibial diskondroplazi gibi hayvan refahı ile ilişkili özelliklere ait veriler toplanmış ve değerlendirilmiştir.Sonuçlar genotipin verim özellikleri üzerine önemli etkisi olduğunu, HG'lerin daha yüksek canlı ağırlık artışı gösterdiklerini, daha fazla yem tükettiklerini ve yemi daha etkin şekilde değerlendirdiklerini ortaya koymuştur. Ölüm oranının HG'lerde, daha yüksek olduğu saptanmıştır. YG'lerde yürüme yeteneği ve dış kalite özellikleri daha iyi, tibia diskondraplazi oranı daha düşük bulunmuştur. Dikkate alınan kan parametrelerinden, heterofil/lenfosit oranı ve plazma kortikosterol seviyesi ile vücut sıcaklığı değerleri HG'lerde önemli (P<0,05) ölçüde yüksek saptanmıştır. Kış ve ilkbahar mevsimlerinde HG'ler YG'lerden daha iyi verim sonuçları gösterirken, Yaz mevsiminde Antalya'da yaşanan yüksek sıcaklıklar nedeniyle, HG'lerin verim özellikleri YG'lerden daha olumsuz etkilenmiştir. Ayrıca YG'lerin tüm mevsimlerde ve sistemlerde dikkate alınan refah ölçütleri bakımından çoğunlukla HG'lerden daha iyi sonuçlar verdikleri gözlenmiştir.ANAHTAR KELİMELER: Hızlı ve yavaş gelişen etlik piliç, mevsim, kapalı ekstansif, serbest dolaşımlı, kırmızı etiketli, verim özellikleri, refah
Akdeniz bölgesi doğal Bombus terrestris (Hymenoptera: Apidae) populasyonlarındaki genetik çeşitliliğin mikrosatelit markerler kullanılarak belirlenmesi
Bu çalışmada, Antalya - Kemer (n = 40), Antalya - Termesos (n = 37) ve Adana (n = 30) doğal Bombus terrestris populasyonlarını temsil eden toplam 107 adet işçi arı örneği BT06, BT09, BT20, B100, B116, B118, B119, B121, B124 ve B126 mikrosatelit lokusları bakımından tanımlanmıştır. Antalya - Kemer, Antalya - Termesos ve Adana populasyonlarında sırasıyla gözlenen allel sayısı (Na), 10.3, 9.8 ve 9.2, etkili allel sayısı (Ne), 6.4, 5.7 ve 5.8, gözlenen heterezigotluk (Ho) 0.73, 0.71 ve 0.70 ve beklenen heterozigotluk (He) değerleri, 0.75, 0.72 ve 0.74 olarak belirlenmiştir. Antalya - Kemer, Antalya - Termesos ve Adana populasyonlarının incelenen on mikrosatelit lokus bakımından Hardy - Weinberg genetik dengesinde oldukları tespit edilmiştir. Bu çalışmada elde edilen genetik veriler incelenen on mikrosatelit lokusun B. terrestris türünün ekotip düzeyindeki farklılıklarını belirlemede etkin markerler olmadığını göstermiştir.
Türkiye'de satışa sunulan arı sütlerinin kalitelerinin belirlenmesi
Son yıllarda arı sütü tüketimi hızlı bir şekilde artmasına karşın, Türkiye'de satılan arı sütlerinin kaliteleri ile ilgili yeterli bilgi bulunmamaktadır. Kalite özelliklerini belirlemek için 12 adedi ticari firmalardan bir adedi ise Akdeniz Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü arılı kolonilerinden üretilen (kaynağı bilinen, taze olarak hasat edilmiş) olmak üzere toplam 13 farklı arı sütü örneği nem, ham protein, asitlik, pH, kül, toplam şeker, fruktoz, glukoz, sakaroz ve 10-HDA içeriği bakımından analiz edilmiştir. İncelenen tüm kimyasal özellikler bakımından arı sütü örnekleri arasındaki farklılıklar önemli bulunmuştur (P<0.01). Arı sütü örneklerinin nem içeriği % 63.10 ile % 73.55, ham protein içeriği % 9.76 ile % 12.57, kül içeriği % 0.92 ile 1.17, toplam şeker içeriği % 7.68 ile % 11.66 ve 10- HDA içeriği % 0.57 ile % 3.11 arasında değişim göstermiştir. Bu çalışmada ölçülen 10-HDA değerleri yürürlükte olan Türk arı sütü standardı ile karşılaştırıldığında 13 örnekten 6 sının % 1.4 olarak belirtilen Türk arı sütü 10-HDA standardı sınırının altında olduğu saptanmıştır.ANAHTAR KELİMELER: Bal arısı, arı sütü, kimyasal kompozisyon, kalite kontrol
Keçi meralarında bulunan bazı maki türlerinin otlatma mevsimi boyunca yem değerlerinin saptanması
Bu çalışmada, keçi merası olarak kullanılan makilik alanlarda yaygın olarak yetişen Kermes Meşesi (Quercus coccifera L), Pırnal Meşesi (Quercus ilex) ve Akçakesme (Phillyrea latifolia) türlerinin, yaprak+ince saplarının, ham ve sindirilebilir besin madde değerlerinin, laboratuvar analizleri ve naylon torba yöntemi ile belirlenmesi amaçlanmıştır. Yayla ve sahil kesimleri olmak üzere, 2 ayrı bölge ve 5 farklı biçim zamanında (Mayıs-Eylül arası) toplanan örneklerde, öncelikle, kuru madde (KM), ham protein (HP), ham yağ (HY), ham sellüloz (HS), ham kül (HK) analizleri yapılarak ve N'siz öz madde (NÖM) yüzdeleri hesaplanmış; ardından, nötr deterjan lif (NDF), asit deterjan lif (ADF), asit deterjan lignin (ADL), kondanse tanen (KT), kalsiyum (Ca), fosfor (P), potasyum (K), magnezyum (Mg), kükürt (S), mangan (Mn) , bor (B), demir (Fe) ve çinko (Zn) analizleri gerçekleştirilmiştir. Ayrıca, her maki türünün ortalama kuru ot verimleri belirlenerek, büyükbaş ve küçükbaş hayvanlar için otlatma kapasiteleri (OK) saptanmıştır. Daha sonra, alınan örneklerin, 0, 4, 8, 16, 24, 48, 72 ve 96. saatlerdeki kuru madde sindirilebirlikleri (KMS), rumen kanülü takılmış 3 keçi üzerinde naylon torba tekniğine göre gerçekleştirilen sindirim denemeleri ile saptanmış ve 48.saatteki KMS değerleri üzerinden de metabolik enerji (ME) değerleri hesaplanmıştır. Üzerinde çalışılan makilerden meşelerin KM kapsamlarını, bölge ve biçim farklılıkları, Akçakesme'yi ise, biçim ve bölge x biçim interaksiyonu önemli düzeyde etkilemiş olmakla beraber, her üç makide de, KM düzeyleri birbirine yakın bulunmuştur. Örneğin, Kermes Meşesi'nde, yayla ve sahil bölgelerinden, farklı biçimlerde elde edilen ortalamalar, % 58,44-81,66; Pırnal Meşesi'nde % 58,29-82,60; Akçakesme'de % 61,40-83,14 arasında değişmiştir. OM kompozisyonları bakımından da maki türleri arasında büyük benzerlikler olup, sadece Akçakesme, bölge farklılıklarından etkilenmiştir. Makilerin ortalama OM düzeyleri, Kermes Meşesi'nde % 95,54-96,79; Pırnal Meşesi'nde % 95,26-96,12; Akçakesme'de % 94,60-96,39 arasında gerçekleşmiştir. HK içerikleri üzerine bölge, biçim ve bölge x biçim interaksiyonlarının etkisi OM ile aynı olmuş; yani, burada da bölge farklılıkları Akçakesme'yi etkilemiştir. Ortalama değerler, Kermes Meşesi'nde % 3,21- 4,46; Pırnal Meşesi'nde % 3,88-4, 92; Akçakesme'de % 3,63-5,40 arasında yer almıştır. HP ortalamalarında durum biraz farklı olup, meşelerde varyasyon kaynaklarının her üçü de önemli derecede (P<0,01) etkili olduğu halde, Akçakesme'de sadece biçim farklılıklarının etkisi önemli (P<0,05) bulunmuştur. Burada, minumum ve maksimum değerler, Kermes Meşesi'nde % 3,36-6,98; Pırnal Meşesi'nde % 3,38-6,38; Akçakesme'de % 4,56-6,64 arasında gerçekleşmiştir. HS bakımından Pırnal Meşesi ile Akçakesme'de varyasyon kaynaklarının hepsi (P<0,01), Kermes Meşesi'nde ise biçim (P<0,01) ve bölge x biçim interaksiyonu (P<0,05) önemli etkiler yaratmıştır. En düşük ve en yüksek ortalamalar olarak karşılaştırıldığında, Kermes Meşesi'nde bu değerlerin % 23,54-25,98; Pırnal Meşesi'nde % 16,75-26,99; Akçakesme'de % 13,18-30,98 arasında değiştiği görülmüştür. HY değerleri üzerinde Kermes Meşesi'nde bölge, Pırnal Meşesi'nde biçimin (P<0,01), Akçakesme'de ise her ikisinin (P<0,01) etkileri önemli olmuştur. Kermes Meşesi'nde ortalama HY değerleri % 2,37-4,51; Pırnal Meşesi'nde % 2,88-4,66; Akçakesme'de % 2,52-4,36 arasında bulunmuştur. NÖM ortalamaları variyasyon kaynaklarının hepsinden önemli derecede etkilenmiş olup (P<0,01), farklı biçimlerde elde edilen ortalamalar, Kermes Meşesi'nde % 59,61-65,99; Pırnal Meşesi'nde % 55,76-69,57; Akçakesme'de % 54,59-72,19 arasında değişim göstermiştir. Makro mineral içerikleri üzerinde, ele alınan varyasyon kaynakları, genellikle önemli etkiler yaratmıştır. Örneğin, bölge farklıklılıkları Kermes Meşesi'nin Ca içeriklerini önemli derecede etkilememekle beraber, bölge x biçim ve biçim interaksiyonu etkileri ile, diğer iki maki türünde, bölge farklılıkları dahil, tüm variyasyon kaynakları önemli etkiler yaratmıştır (Akçakesme'de bölge etkisi P<0,05, diğerlerinde P<0,01). Makilerin ortalama değerleri karşılaştırıldığında, Kermes Meşesi'nde % 1,06-1,84; Pırnal Meşesi'nde % 1,03-1,75; Akçakesme'de % 1,17-2,13 arasında değiştiği gözlenmiştir. P üzerinde, sadece Pırnal Meşesi'nde bölge, Akçakesme'de biçim farklılıkları önemli etki yaratmamış; bunun dışında, diğer faktörler önemli etkiler yapmıştır (P<0,01). P yüzdeleri Kermes Meşesi'nde % 0,07-0,14; Pırnal Meşesi'nde % 0,06-0,15; Akçakesme'de % 0,06-0,12 arasında varyasyon göstermiştir. Makilerin K kompozisyonu ele alınan tüm varyasyon kaynakları tarafından önemli derecede (P<0,01) etkilenmiş olup, minimum ve maksimum değerler, Kermes Meşesi'nde % 0,36 ve % 0,63; Pırnal Meşesi'nde % 0,40 ve % 0, 77; Akçakesme'de % 0,36 ve % 1,12 olmuştur. Mg ortalamaları sadece bölge farklılıklarından etkilenmemiş olmakla beraber, Pırnal Meşesi ve Akçakesme variyasyon kaynaklarının üçünden, Kermes meşesi de biçim ve bölge x biçim interaksiyonundan önemli derecede etkilenmiş gibi gözükmektedir. Bunlara ait ortalamalar, Kermes Meşesi'nde % 0,12-,22; Pırnal Meşesi'nde % 0,11-0,22; Akçakesme'de % 0,09-0,15 arasında bir dağılım ortaya koymuştur. Üç varyasyon kaynağının da S değerleri üzerinde etkileri önemli (P<0,01) bulunmuş olup, ortalamalar, Kermes Meşesi'nde % 0,08-0,11; Pırnal Meşesi'nde 0,07-0,20; Akçakesme'de % 0,06-0,21 arasında değişmiştir. Bu araştırmada çalışılan makilerin NDF, ADF, ADL ve KT içerikleri üzerinde varyasyon kaynaklarının etkisi değerlendirildiğinde, sadece Kermes Meşesi'nin ADL ve KT ortalamaları üzerinde bölge farklılıklarının etkili olmadığı; bunun dışında, tüm variyasyon kaynaklarının, ortalamaların hespsini önemli derecede etkilediği belli olmaktadır. Kermes Meşesi, Pırnal Meşesi ve Akçakesme'de, ortalamaların, NDF'de, sırasıyla, % 53,58-62,54; % 42,44-64,29; % 40,66-61,00 arasında, ADF değerlerinin % 34,20-42,00; % 31,40-41,43; % 29,50-41,34 arasında, ADL değerlerinin % 18,92-25,43; % 18,34-23,56; % 18,24-26,20 arasında, KT değerlerinin de 8,56-19,19; 6,38-17,55; 2,37-8,07 g/kg arasında değiştiği görülmüştür. Meşelerin kuru ot verimleri, yaylada ve sahil meralarında olmak üzere, Kermes Meşesi'nde, 398 ve 567; Pırnal Meşesi'nde, 406 ve 540; Akçakesme'de 305 ve 338 kg/da; Her ikisi de 150'şer da olan yayla ve sahil meralarının toplam otlatma kapasiteleri, büyükbaş hayvan birimi cinsinden, Kermes Meşesi, Pırnal Meşesi ve Akçakesme için, yine yayla ve sahil'de olmak üzere, sırasıyla, 33 ve 47; 39 ve 45; 25 ve 28; aynı değerler keçiler için, aynı sırayla, 414 ve 591, 485 ve 562, 318 ve 352 olarak hesaplanmıştır. Naylon torba tekniği ile, enerji hesaplamalarına esas alınan 48.saatteki KMS değerlerinde, Kermes Meşesi'ne ait bütün ortalamalar her üç varyasyon kaynağından da önemli derecede (P<0,01) etkilendiği halde, Pırnal Meşesi'nde biçim farklılıklarının, Akçakesme'de ise bölge ve bölge x biçim interaksiyonun etkileri önemsiz; buna karşın, Pırnal Meşesi'nde bölge farklılıklarının (P<0,01) ve yine Pırnal Meşesi'nde bölge x biçim interaksiyonu ile Akçakesme'de biçim farklılıklarının (P<0,05) etkileri önemli bulunmuştur. Makilere ait ortalamalar karşılaştırıldığında, Kermes Meşesi'nde, bunların % 32,71-44,72; Pırnal Meşesi'nde % 33,86-45,15; Akçakesme'de % 56,69-64,06 arasında değiştiği görülmektedir. 48.saatteki KMS değerleri üzerinden hesaplanan ME değerleri, Kermes Meşesi için 1382-1690; Pırnal Meşesi için 1411-1701; Akçakesme için 1996-2198 kcal/kg arasında gerçekleşmiştir. Bu çalışmadan elde edilen ME ile bundan hesaplanan toplam sindirilebilir besin madde (TSBM) değerleri, hayvan beslemede yaygın şekilde kullanılan bazı kaba yemler için literatürlerde verilen değerlerle karşılaştırıldığında, Akçakesme'nin Yonca, Çayır Üçgülü, karışık çayır otu, Mısır silajı ve Buğday samanından yüksek; Meşelerin ise, Buğday samanından yüksek, fakat, diğer kaba yemlerden oldukça düşük değerlere sahip olduğunu ortaya koymaktadır. ANAHTAR KELİMELER: Keçi merası, makiler, besin madde kompozisyonu, otlatma kapasitesi, kuru madde parçalanabilirliği, metabolik enerji
Çok özellikli karışık doğrusal model eşitlikleri kullanarak etlik bıldırcın ana ve baba ebeveyn hatları geliştirme üzerine bir araştırma
Kanatlı ıslahı hayvanların genetik potansiyellerini seleksiyon ve melezleme çalışmalarıyla arttırmayı hedeflemektedir. Günümüzün etlik piliç hibritlerinin ıslah programlarının temelinde uzun yıllar seleksiyon uygulanmış elit saf hatlar bulunmaktadır. Bu saf yetiştirilmiş kapalı hatların üçlü ya da dörtlü melezlerinden etlik piliç hibritleri elde edilmektedir. Islah çalışmalarında kullanılan genetik parametreler başlangıçta seleksiyonla gerçekleşen parametrelerden faydalanılarak tahmin edilmekteydi. Ancak günümüzde karışık model metodolojisinin uygulanması varyans unsurlarının bilinmesini gerektirmektedir. Ana ve baba hatlarının seleksiyonla iyileştirilmesi, farklı özelliklerin farklı hatlarda geliştirilebilmesi açısından kanatlı ıslahçılarına bazı avantajlar sağlamaktadır. Günümüzde ticari etlik piliç ıslah şirketleri, farklı ana ve baba hatlarında farklı özellikleri çok özellikli seleksiyon uygulayarak geliştirmektedir. Japon bıldırcını küçük vücut cüssesine rağmen yüksek yumurta ve et verim kapasitesiyle ticari üretimde önemli rol oynamaktadır. Bıldırcınlarda gerçekleştirilen ıslah çalışmalarının çoğunda erken yaşlardaki kısmi yumurta verimi ya da sabit bir yaşa ait canlı ağırlık değerleri kullanılarak fenotipik kitle seleksiyonu uygulanmıştır. Et ya da yumurta verimi için ıslah edilmiş bıldırcın hatlarına ilişkin çok sayıda çalışma bulunmaktadır ancak bıldırcınlarda melezleme çalışmaları çok az sayıdadır. Ticari etlik piliç üretiminin aksine seleksiyon yapılmış bıldırcınların melezlenerek elde edilen ürünlerin ticari üretimde kullanımı çok azdır. Bu çalışmada et tipi bıldırcın ana ve baba hatları geliştirmek üzere karışık model eşitliklerinden faydalanılarak çok özellikli seleksiyon programları geliştirilmesi hedeflenmiştir. Yaklaşık 5000 pedigri kaydı bulunan bireylerle gerçekleştirilen bu araştırmada bıldırcınlarda seleksiyon için ilk kez çok özellikli birey modeli kullanılmıştır. Türkiye'nin farklı araştırma merkezlerinden tedarik edilen şansa bağlı çiftleşmiş, seleksiyon uygulanmamış bıldırcınlar ile iki başlangıç sürüsü oluşturulmuştur. Başlangıç sürüsünden 320 aileden oluşan (320 erkek- 960 dişi) ana hattı (AHSS-1) ve baba hattı (BHSS-1) için iki seleksiyon sürüsü elde edilmiştir. Her iki sürü için ilk seleksiyon kriteri olarak 5 haftalık yaştaki canlı ağırlık (CA) seçilmiştir. Ana hattında 20 haftalık yaşa kadar olan toplam yumurta verimi (YV), Gompertz büyüme eğrisinden tahmin edilen 5 haftalık yaştaki bağıl büyüme hızı (BBH) ve döllülük oranı (DO) özellikleri seleksiyon kriterleri olarak kullanılmıştır. Baba hattında ise Gompertz büyüme eğrisinden tahmin edilen bükülme noktası yaşı (BNY), 3-5 haftalık yaşlar arası kümülatif yem dönüşüm oranı (YDO) ve 5 haftalık yaştaki karkas randımanı (KV) özellikleri seleksiyon kriterleri olarak kullanılmıştır. Her iki sürüde de çok özellikli BLUP değerleri elde edilmiş ve damızlık değerlerine göre erkek ve dişi bıldırcınların en iyi % 25‟i bir sonraki sürülerin (AHSS-2 ve BHSS-2) ebeveynleri olacak şekilde seçilmiştir. Seleksiyon sonrasında genetik parametre tahminleri, gerçekleşen genetik parametreler, seleksiyonla sağlanan genetik ilerlemeler ve genetik yönelimler elde edilmiştir. AHSS-1 sürüsünde CA, YV, BBH ve DO özellikleri için orta-yüksek kalıtım dereleri tahmin edilirken, AHSS-2 sürüsünde söz konusu özelliklere ait kalıtım dereceleri düşük-orta seviyelerde tahmin edilmiştir. BHSS-1 sürüsünde CA, BNY, YDO ve KV özellikleri için kalıtım dereceleri sırasıyla 0,36, 0,20, 0,14 ve 0,55 olarak tahmin edilirken, BHSS-2'de aynı özellikler sırayla 0,23, 0,21, 0,13 ve 0,53 olarak tahmin edilmiştir. Her iki hatta da toplam 8 özellik için yapılan seleksiyon sonucunda ana hattındaki DO özelliği hariç tüm özellikler için istatistiksel olarak anlamlı genetik ilerlemeler sağlanmıştır (P<0,01). Çalışma sonuçları negatif genetik ilişkili özelliklerin çok özellikli BLUP yöntemiyle seleksiyonda bir arada değerlendirilebileceğini ortaya koymuştur. Bunun yanında, çok özellikli BLUP yöntemi, mevcut tüm bilgiden faydalanması bakımından daha doğru genetik bilgiye ulaşmayı sağlamaktadır.
Etlik prinçlerde embriyonun erken ve geç gelişim dönemlerinde yapılan yüksek ısıl uygulamalarının verim özelliklerine etkisi
Karabuğday bitkisinin kuru otu ya da silajının besin değeri ile süt keçilerinde süt verimine etkilerinin belirlenmesi
Bu çalışmada karabuğday otunun farklı şekillerde muhafazasının otun besin değeri, silaj kalitesi ve Saanen ırkı süt keçilerinde süt verimi (SV) üzerine etkileri araştırılmıştır. Karabuğday hamur olum döneminde silaj makinası ile hasat edilerek doğrudan silolanmış, %35 kuru madde (KM) içeriğine kadar tarlada soldurularak silolanmış ya da kurutulmuştur. Karabuğdaylar besin değeri belirlenerek süt keçisi denemesinde kullanılmıştır. Keçi denemesi her grupta 6 baş olmak üzere 24 baş süt keçisi ile 35 gün süre ile yürütülmüştür. Soldurma ile silajların laktik asit içerikleri artmış, amonyak-N içerikleri ve enterobakteri sayıları düşmüş, KM kazanımları %14.2 daha yüksek olmuştur (P<0.05). Kuru ot silajlardan daha düşük (P<0.05) lignin, buna karşın daha fazla (P<0.05) tüm sindirilebilir besinler ve toplam fenolik (TF) içermiştir. Direk silolanmış silajların fermantasyon kalitesi ve besin madde içeriği düşük olsa da karabuğday otunun farklı formları süt keçilerinin KM tüketimi ve SV'ni etkilememiştir (P>0.05). Sütün TF içeriği karabuğday otunun farklı formları ile besleme ile kuru ot grubunda belirgin olmak üzere artmıştır (P<0.05). Sonuç olarak karabuğday kuru otu ve soldurularak yapılan silajının süt keçileri için besin değeri yüksek bir kaba yem olduğu ve sütün TF içeriğini artırdığı değerlendirilmiştir.
Aydın ili koşullarında yetiştirilen siyah-alaca esmer ve simmental ırkı besi sığırlarının davranış özelliklerinin mevsimsel olarak değişimi üzerine bir araştırma
Bu çalışmada, Türkiye'de besicilerin en fazla tercih ettiği Siyah-Alaca (SA), Esmer (ESM) ve Simmental (SİM) ırkı tosunların davranış özelliklerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Aydın ilinde özel bir besi işletmesinde yürütülen araştırmanın hayvan materyalini 148 gün beside tutulan 10 baş SA ve 8 baş ESM ırkı tosun (I. Grup) ile 177 gün beside tutulan 7 baş SA ve 10 baş SİM ırkı tosun (II. Grup) oluşturmuştur. Besiye 22 Şubat 2014 tarihinden başlanmış, ilk gruptaki tosunlar 9 Temmuz 2014'de, ikinci gruptaki tosunlar ise 7 Ağustos 2014 tarihinde kesilmişlerdir. Çalışmada besi hayvanlarına ait davranışlar 22 Şubat-2 Ağustos tarihi arasında haftanın bir günü 6:00, 9:00, 12:00, 14:00, 17:00, 20:00 ve 23:00 saatlerinde bir saat boyunca 10 dakikalık periyotlar ile tarama örnekleme tekniğiyle belirlenmiştir. Verilerin istatistik analiz öncesinde toplam yüzdelik değerleri üzerinden transformasyonu yapılmıştır. Hayvanların gün içerisindeki geviş getirme, ayakta durma, yatma, yürüme, yem tüketimi, su içme, atlama, dövüş, gübreleme ve idrar yapma davranışları kaydedilmiştir. I. Grupta yer alan SA ve ESM ırk tosunlarda geviş getirme, su içme, gübreleme ve idrar yapma, II. gruptaki SA ve SİM ırkı tosunlarda ise geviş getirme, ayakta durma, yatma, yürüme, atlama ve dövüş davranışları arasındaki farklılık önemli bulunmuştur (P<0.05). Ayrıca, her iki grupta da neredeyse tüm davranış özellikleri üzerine gözlem saati ve gözlem ayı etkileri önemli (P<0.05) bulunmuştur. Sonuç olarak, SA, ESM ve SİM ırkı tosunların gün içerisindeki (06:00-23:00) aktivitelerinin yaklaşık %80'ini yatma, ayakta durma, geviş getirme ve yem tüketimi davranışının oluştururken, lokomotor (yürüme, atlama, dövüş), su içme ve dışkılama davranışları gün içerisinde geri kalan %20'lik zamana sahip olmuştur. Yörede yaz aylarında görülen yüksek hava sıcaklığı ve oransal nemin besi sığırlarının davranışlarında önemli değişikliklere neden olduğu belirlenmiştir.
Sütten kesim sonrası oğlaklarda bazı fizyolojik ve davranış özellikleri
Hayvancılıkta entansifleşme süreci ile birlikte refah daha da önem kazanmaktadır. Yetiştirme koşularında birçok etmen hayvanlar üzerine etkili olmakta ve bunlardan bazıları stres yaratabilmektedir. Yıl içinde yapılması kaçınılmaz bazı uygulamalar da stres kaynağı olabilmektedir. Sütten kesim özellikle süt keçiciliği işletmelerinde her yıl yapılmak zorunda olunan olağan işlerdendir. Güçlü bağlarla bağlanmış ana ve yavrunun birbirinden ayrılması, ana ve özellikle de oğlak üzerinde olumsuz etkiler yaratmaktadır. Bu çalışmada Saanen keçi ve oğlaklarında sütten kesimin ortaya çıkaracağı stres bazı fizyolojik parametreler ve davranışlar yardımı ile tanımlanmak istenmiştir. Bu amaçla sütten kesim öncesi ve sonrası değişik dönemlerde ölçümler ve gözlemler yapılmıştır. Oğlak ve keçilerde fizyolojik parametrelerde nabız ve solunum sayıları ile rektal sıcaklık üzerine zaman etkisi çok önemli (p<0.01) olmuştur. Sütten kesim öncesi ve sonrası 6. saat, 24. saat, 48. saat, 72. saat, 1. hafta, 2. hafta ve 3. haftalarda sırasıyla nabız sayısı oğlaklarda 103.32, 97.82, 88.74, 95.82, 89.78, 89.78, 89.44 ve 92.47 adet/dak., keçilerde 78.00, 67.20, 70.00, 71.00, 81.30, 69.20, 68.00 ve 74.80 adet/dak.; solunum sayısı oğlaklarda 36.88, 33.80, 35.38, 31.38, 31.71, 34.54, 28.90 ve 42.20 adet/dak., keçilerde 24.4, 39.6, 33.0, 28.4, 29.6, 26.8, 26.0 ve 28.0 adet/dak.; rektal sıcaklık oğlaklarda 39.41, 39.38, 39.78, 39.52, 39.49, 40.05, 39.27 ve 39.92 oC; keçilerde 39.15, 39.64, 38.89, 38.90, 38.21, 39.00, 38.88 ve 39.17 oC olarak bulunmuştur. Sütten kesimden sonra 3 haftalık süreçte zamana bağlı olarak yem yeme, ayakta durma, yatma ve anormal ağız aktiviteleri önemli ölçüde değişmiştir. Sütten kesimden sonraki 1., 2. ve 3. haftalarda sırasıyla yeme davranışı % 21.02 % 19.63 ve % 28.75; yatma davranışı % 39.92 % 42.71 ve % 32.00; ayakta durma % 18.03 % 21.60 ve % 20.35; geviş getirme % 15.27, % 11.66 ve % 14.49; su içme % 0.58, % 0.81 ve % 0.43; anormal ağız aktiviteleri ise % 1.10, % 0.38 ve % 0.30 oranında gerçekleşmiştir. Anahtar kelimeler: Keçi, sütten kesim, fizyolojik parametreler, davranış
Antalya yöresi kıl keçilerinde biyokimyasal polimorfizm
ÖZET ANTALYA YÖRESİ KIL KEÇİLERİNDE BİYOKİMYASAL POLİMORFİZİM t Kemal KARABAĞ Yüksek Lisans Tezi, Zootekni Anabilim Dalı Danışman: Doc. Dr. Mehmet Ziya FİRAT Haziran 2000, 57 Sayfa Bu çalışmanın temel amacı, Antalya yöresinde yetiştirilen kıl keçisinin biyokimyasal polimorfik yapısını ortaya koymaktır. Antalya yöresi Doyran ve Feslikan yaylalarında dokuz ayrı kıl keçisi sürüsünde bulunan 188 keçiden rastgele kan örneği alınmıştır. 10cc' lik kan örnekleri (antikoagulantlı tüplere) keçilerin boyun atardamarından (vena jugularis) alınarak, tüm kan potasyum ile sodyum, serum transferrin ve hemolizat hemoglobin tipleri araştırılmıştır. Tüm kan potasyum ve sodyum seviyelerinin analizleri Akdeniz Üniversitesi Ziraat Fakültesi Merkezi Laboratuarında bulunan atomik absorbsiyon spektrometresi ile transferrin ve hemoglobin analizleri Uludağ Üniversitesi Ziraat Fakültesi Besleme Laboratuarında bulunan yatay nişasta j el elektroforezi ile yapılmıştır. Yapılan analizler sonucunda, 3 transferrin alleli (TfA, TfB TfC) ve 2 hemoglobin alleli (HbA, HbB) bulunmuştur. Transferrin ve hemoglobin allellerinin gen frekansları sırasıyla şöyledir; TfA=O.62, Tf=037, T f =0.01; HbA=0.785, HbB=0.215. Tüm kan potasyum konsantrasyonu 16 mEq/l' den aşağı olan bireyler düşük potasyum seviyesi (LK), yukarı olanlar yüksek potasyum seviyesi (HK) olarak tiplendirilmiştir. KL gen frekansı 0.163 ve KH gen frekansı 0.947 olarak tespit edilmiştir. İncelenen populasyon transferlin polimorfizimi bakımından Hardy-Weinberg kanununa göre dengede bulunurken, hemoglobin polimorfizimi bakımından döngede bulunmamıştır. ANAHTAR KELİMELER: Elektroforez, polimorfizim, kıl keçisi, transferrin, hemoglobin, potasyum JÜRİ: Doc. Dr. Mehmet Ziya FIRAT Doc. Dr. İbrahim Zafer ARIK Yrd. Doc. Dr. Cengiz ELMACI
Kaktüslerden yem olarak yararlanma olanakları
ÖZET KAKTÜSLERDEN YEM OLARAK YARARLANMA OLANAKLARI Mustafa ÇÜREK Yüksek Lisans Tezi, Zootekni Anabilim Dalı Nisan 2001, 39 Sayfa Kaktüslerin yem değerini saptamak amacıyla yapılan bu çalışma 2 bölüm halinde yürütülmüştür. 3 Sakız toklusuyla klasik sindirim denemesi şeklinde yürütülen ilk denemede kaktüs yapraklan (kladotlan) hem olduğu gibi hem de silaj formunda incelenmiştir. Elde edilen verilerden kladotlarda kuru madde, organik madde, ham protein, ham yağ, ham sellüloz ve azotsuz öz maddelerin sindirilme dereceleri, sırasıyla % 57.57, 79.20, 72.69, 79.13, 27.95, 85.15 silajında ise % 57.32, 69.40, 33.21, 90.10, 13.07, 78.47; kuru maddede ham protein, ham yağ, ham sellüloz ve azotsuz öz madde içerikleri ise kladotlarda, % 3.55, 1.61, 6.77, 63.33 ve silajda, % 2.14, 1.78, 7.71, 52.35 olarak bulunmuştur. Bu değerlerden de yeşil yaprakların toplam sindirilebilir besin madde (TSBM) değeri % 8.65 (KM'de, % 61.20) silajınınki ise % 9.27 (KM' de % 46.37); gerçek nişasta birimi (NB) değerleri, yeşil kaktüste 82,2 (KM'de 581) silajında 85,7 (KM'de 428) g/kg olarak hesaplanmıştır. Naylon torba tekniği ile yürütülen ikinci denemede kaktüsün, yeni ve eski sürgün kladotları ile bunların karışık silajı, rumende kuru madde parçalanabilirliği bakımından incelenmiştir. Parçalanabilirdik 4, 8, 16, 24, 48, 72 ve 96. saatler için naylon torbalarda rumen inkübasyonu ile belirlenmiştir. Yeni sürgün kladotların yukarıdaki süreler için kuru madde parçalanabilirliği sırasıyla % 50.39, 56.36, 78.35, 77.78, 84.88, 84.97, 82.01; eski sürgünlerinki, yine sırasıyla % 43.58, 47.77, 50.26, 63.22, 66.23, 64.18, 63.13; silajinki % 38.63, 39.99, 45.97, 57.58, 64.35, 67.91, 71.77 olarak saptanmıştır. Yeni sürgünlerin 4, 8, 16, 24 ve 72. saatlerde kuru madde parçalanabilirlikleri (P<0.01) ihtimal sınırında, 48 ve 96. saatlerde parçalanabilirlikleri ise (P<0.05)'e göre, eski sürgünlerden ve silajdan önemli derecede yüksek bulunmuştur. Bir yıl boyunca, her ay toplanan eski ve yeni sürgünlerle, bunların ayrı ayrı yapılmış silajları analiz edilerek besin madde içeriklerindeki olası değişmeler incelenmiştir. Analizler, hem eski ve yeni sürgün kaldotlar arasında hem de aylara göre, önemli farklılıklar bulunduğunu ortaya koymuştur (P<0.01). Aylık olarak toplanan yapraklardan hazırlanan silaj larda duyusal gözlemlere dayanarak kalite değerlendirmesi yanında pH ve organik asit tayinleri de yapılmıştır. ANAHTAR KELİMELER: Kaktüs, kaktüs silajı, kladot, sindirilebilirlik, parçalanabilirlik, naylon torba tekniği. JÜRİ: Prof.Dr. Nihat ÖZEN Prof.Dr. Yılmaz ŞAYAN YrdDoç.Dr. M.Mustafa ERTÜRK
Tek karakter için seleksiyon indeksinin değişik istatistiksel yöntemlerle analizi
Seleksiyon indeksi, maksimum genetik kazanç elde etmek için oluşturulmuş gözlemlerin doğrusal ağırlıklı kombinasyonudur. İndeksi oluşturmak için genetik parametrelerin tahminine ihtiyaç duyulur. Hayvan ıslahı çalışmalarında, verilerden genetik parametreleri elde edip istatistiki yorumlama yapabilmek için olabilirlik teorisine dayalı olan yöntemlerin kullanımının gittikçe arttığı gözlenmektedir. Hayvanların ıslah için seçiminde pratikte karşılaşılan sorunların çözümü için sayısal yöntemlerde en son geliştirilen istatistiksel yöntemlerin kullanılması gereklidir. Bu yüzden bu tez esas itibariyle varyans unsurları ve fonksiyonlarının tahminleri ve optimal seleksiyon metotlarının varyans analizi, maksimum olabilirlik ve kısıtlanmış maksimum olabilirlik yöntemleri kullanılarak dengeli baba-bir üvey kardeş boğa modeliyle oluşturulmasına dayanmaktadır. Tezde kullanılan veri setleri Monte Carlo simulasyonu kullanılarak üretilmiştir. Adaylar ve akrabalarına ait bilgi seleksiyon indeksinde birleştirilmiştir. Varyans analizine dayalı geleneksel seleksiyon indeks teorisi, olabilirliğe dayalı olanlarla karşılaştırılmıştır. Hem ANOVA hem de olabilirliğe dayalı metotlar, özellikle REML, benzer genetik ilerleme sonuçlan vermiştir. Bunun nedeni ANOVA'ya ait negatif kalıtım dereceleri tahminlerinin 0'a eşitlenmek suretiyle kullanılmasıdır. Tahmini genetik ilerlemenin başarılan genetik ilerlemeye göre kalıtım derecesi ve fenotipik varyans tahminlerine daha duyarlı olduğu saptanmıştır. Ayrıca teksel seleksiyon ve seleksiyon indeksi kıyaslanmış ve seleksiyon indeksinin teksel seleksiyondan daha etkin olduğu sonucuna varılmıştır. ANAHTAR KELİMELER: Seleksiyon indeksi, genetik parametreler, olabilirliğe dayalı metotlar, optimal genetik ilerleme, başarılan genetik ilerleme, tahmini genetik ilerleme.
Cistus spp. ve Sinapis arvensis L. bitkilerine ait polenlerin fizikokimyasal özellikleri ve bal arılarında (Apis mellifera L.) koloni gelişimi üzerine etkileri
Araştırmada bal arıları (Apis mellifera L.) tarafından tüketilen ve ülkemizde ticari olarak üretilen polenler içerisinde önemli bir yer tutan Cistus spp. ve Sinapis arvensis L. bitki polenlerinin fiziko-kimyasal özellikleri ve bal anlarında populasyon gelişimi üzerine etkileri incelenmiştir. Akdeniz Üniversitesi Ziraat Fakültesi kampus alanında bulunan bal ansı kolonilerine polen tuzağı takılarak toplanan polenler bitkilerden alman referans polen preparatlarıyla karşılaştırılmıştır. Taramalı Elektron Mikroskobu (SEM) ile yapılan incelemede Sinapis arvensis L. polenleri san renkli, 33.125 um büyüklüğünde, dikolpat, iki farklı açıdan prolat ve sferoid şekilli Cistus spp. polenleri ise turuncu renkli, Cistus creticus L. poleni 43.873 um, Cistus salviifolius L. poleni 47.625 um büyüklüğünde, sferoid şekilli ve trikolporat olarak belirlenmiştir. Kura madde (KM) ve KM üzerinden belirlenen organik ve inorganik besin madde içeriklerine göre Sinapis arvensis L. poleninde KM % 80.23, ham kül (HK) % 2.08, ham yağ (HY) % 9.43, ham selüloz (HS) % 1.29, ham protein (HP) % 22.782, nitrojensiz öz maddeler (NÖM) % 64.37, P % 1.125, Ca % 0.25, Mg % 0.13, K % 0.47, Mn % 0.0016, Fe % 0.01, Cu % 0.0017, Zn % 0.0037, Na % 0.0166 Cistus spp. polenlerinde kuru madde (KM) % 83.717, ham kül (HK) % 1.99, ham yağ (HY) % 5.72, ham selüloz (HS) % 1.151, ham protein (HP) % 16.083, nitrojensiz öz maddeler NÖM %75.05, P % 0.55, Ca % 0.087, Mg % 0.04, K % 0.36, Mn % 0.00099, Fe % 0.00560, Cu % 0.00071, Zn % 0.00255, Na % 0.0125 olarak bulunmuştur. Sinapis arvensis L. poleni HY, HP, P, Ca, Mg, K, Mn, Fe ve Cu bakımından Cistus spp. poleninden istatistiki olarak (p<0.01) daha yüksek değerler göstermiştir. Sinapis arvensis L. ve Cistus spp. polen keki ile beslenen kolonilerle, soya unu, yağsız süt tozu, bira mayası ve şeker şurubu ile yapılan polen ikame keki ile beslenen koloniler ve hiç besleme yapılmayan kontrol grubu kolonilerinde 21 gün ara ile anlı çerçeve sayısı, yavrulu çerçeve sayısı ve kuluçka alam ölçümleri yapılmış; polen keki ile beslenen grup daha yüksek değerler göstermesine karşın gruplar arasındaki farklılıklar önemli bulunmamıştır. ANAHTAR KELİMELER: Cistus spp., Sinapis arvensis L., polen, fizikokimyasal özellikler, Apis mellifera L., bal arısı koloni gelişimi.
Bombus terrestris arılarında diyapoz sonrası arı ağırlığı ve değişik besleme yöntemlerinin koloni gelişimi ve üreme özellikleri üzerine etkileri
ÖZET Bombus terrestris ARILARINDA DİYAPOZ SONRASI ANA ARI AĞIRLIĞI VE DEĞİŞİK BESLEME YÖNTEMLERİNİN KOLONİ GELİŞİMİ VE ÜREME ÖZELLİKLERİ ÜZERİNE ETKİLERİ Ayhan GÖSTERİT Yüksek Lisans Tezi, Zootekni Anabilim Dalı Danışman: Doç. Dr. Fehmi GÜREL Aralık 2002, 55 Sayfa Bu çalışma birkaç yabancı firma tarafından kitlesel üretimleri gerçekleştirilen ve son yıllarda seralarda tozlayıcı olarak kullanımı oldukça yaygınlaşan Bombus terrestris arılarında an sütü ilaveli polen keki ile beslemenin ve diyapoz sonrası ana an ağırlığının koloni gelişimi üzerine olan etkilerini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Denemede 69 adedi doğadan toplanan ve 56 adedi ise ticari bir firmadan sağlanan toplam 125 adet ana arı kullanılmıştır. Diyapoz sonrası ağırlıkları tartılan ana anlar bireysel kutulara konulmuş ve oransal nemi % 50 - 60, sıcaklığı 28 - 30 °C ye ayarlanmış yetiştirme ortamında beslemeye alınmışlardır. Ana anların yaklaşık yansı % 10 an sütü ilaveli polen keki ile, geri kalanı ise normal polen keki ile beslenmiştir. Bütün ana an ve kolonilere 1:1 oranında şeker ve su ile hazırlanan şeker şurubu verilmiştir. Deneme süresince kolonilerde, koloni başlangıç zamanı, ilk işçi an çıkış zamanı, birinci, ikinci, ve üçüncü kuluçka döneminde üretilen yumurta gözü (hücresi) ve bunlardan oluşan işçi an sayılan, ikinci ve üçüncü kuluçkaya başlama zamanlan, erkek ve ana an çıkışı ile dönüşüm ve rekabet noktası zamanları, üretilen toplam işçi, erkek ve ana an sayısı, sayısal cinsiyet oranı, elli işçi arıya ulaşma zamanı, polen tüketimi ve koloni ömürleri belirlenmiştir. Ayrıca bu özellikler arasındaki korelasyon katsayıları da hesaplanmıştır. Doğadan toplanan ana anların ağırlığı ortalama 0.79 ± 0.014 gram, ticari firmadan alınan ana arıların ağırlığı ise 0.74 ± 0.012 gram olarak bulunmuştur. Ana arının başlangıç ağırlığının koloni gelişimi üzerine herhangi bir etkisi bulunamamıştır. An sütü katkılı polen keki ile beslenen ana anların hiç biri koloni oluşturamamıştır ve bu kekle beslenen larvalar ergin hale gelemeden ölmüşlerdir. Normal polen keki ile beslenen ana arıların ise % 87' si yumurtlamış ve % 33' ünden pazarlanabilir nitelikte koloniler elde edilmiştir. Ticari firmadan alınan ana arıların oluşturduğu koloniler ortalama 60.8 ± 12.7 adet ana an üretirken doğadan toplanan ana arıların oluşturduğu koloniler hiç ana an üretmemiştir. Ticari firmadan alman ana anların oluşturduğu koloniler daha geç rekabet noktasına girme özelliği göstermişlerdir. ANAHTAR KELİMELER: Bombus terrestris, yetiştirme, ana an ağırlığı, an sütü, besleme, koloni gelişim özellikleri JÜRİ: Doç. Dr. Fehmi GÜREL Prof. Dr. Atila YANIKOĞLU Yrd. Doç. Dr. M. Soner BALCIOĞLU
Hayvan ıslahında boğa modelinin Gibbs örneklemesi kullanılarak Bayesian analizi
ÖZET HAYVAN ISLAHINDA BOĞA MODELİNİN GİBBS ÖRNEKLEMESİ KULLANILARAK BAYESIAN ANALİZİ AŞKIN GALİÇ Yüksek lisans tezi, Zootekni Anabilim Dalı Kasım 2002, 40 Sayfa Populasyon veya populasyonu temsil eden örneklerin tanımlanmasında en çok yararlanılan değerlerin başında varyans gelir. Varyans, standart sapma ve varyasyon katsayısı gibi bir populasyon içindeki değişkenliği tanımlamaya yarayan istatistiklerin hesaplanmasında gereklidir. Ayrıca "gözlenen bu değişkenliğin ne kadarı genetiğe mal edilebilir?' sorusunun cevabı olan ve genetiğin temel bir taşı olan kaktım derecesi de, hayvan ıslahında büyük önem taşır. Genetik parametrelerin tahmininde genellikle olabilirlik teorisine dayalı yöntemler (ML ve REML) ve Bayesian yöntemleri kullanılmaktadır. Islah çalışmalarında karşılaşılan sorunların çözümünde en son tekniklerin kullanılması fikrinden hareketle, bu çalışmada Gîbbs örneklemesi üzerinde durulmuştur. Gîbbs örneklemesi, müşterek veya marjinal yoğunluklar doğrudan doğruya elde edilmeseler dahi, yorumlamalar yapılmasına izin veren sayısal bir integral yöntemidir. Tam şartlı yoğunluk fonksiyonlarının tamamından sırayla değişkenlerin üretilmesi esasına dayanmaktadır. Tam şartlı yoğunluk, modelde bütün diğer parametreler verildiğinde bir değişkenin yoğunluğudur. Bu çalışmada, baba-bir üvey kardeş aile yapısına sahip, farklı büyüklüklerdeki aileler ve kalıtım dereceleri kullanılarak Monte Carlo yöntemiyle 500 veri seti simüle edilmiş, herbir veri seti için, varyans unsurları ve fonksiyonlarının tahminleri farklı istatistiksel yöntemlerle elde edilmiş ve yöntemlerin sonuçları karşılaştırılmıştır. ANAHTAR KELİMELER: Gibbs örneklemesi, kalıtım derecesi, parametre tahmini, varyans. JÜRİ: Doç. Dr. M^iya FIRAT (Danışman) Yrd.Doç.Dr. M. Soner BALCIOĞLU Doç. Dr. Yavuz AKBAŞ
Et tipi horozlarda yaz koşullarının (sıcaklık ve nem) sperma özellikleri üzerine etkisi
ÖZ ET TİPİ HOROZLARDA YAZ KOŞULLARININ ( SICAKLIK ve NEM ) SPERMA ÖZELLİKLERİ ÜZERİNE ETKİSİ Nilgün ŞEBER Yüksek Lisans Tezi, Zootekni Anabilim Dalı Ocak 2002 / 39 sayfa Denemede, 4 ayrı ticari et tipi ebeveyn hattı kullanılarak, semen hacmi, sperm oranı, ölü sperm oranı, motilite ve metilen mavisi indirgenme süresi gibi çeşitli sperma özelliklerine, genotipin ve mevsime bağlı sıcaklık-nemin ortak etkisinden hesaplanan havanın içerdiği toplam ısı etkisinin ölçülmesi amaçlanmıştır. Deneme sonuçlarından, mevsimin sperma özelliklerinin tümünde etkili olduğu ve ilerleyen yaş ile birlikte, yaz mevsimindeki artan toplam ısının sperma kalitesini olumsuz yönde etkilediği gözlenmiştir. Benzer olarak, genotipin de sperma özellikleri üzerinde etkili olduğu, Yerel (YG) ve Çıplak Boyunlu (ÇB) genotiplerdeki sperma kalitesinin, PM3 ve Ross308 (R308) genotiplerine göre daha yüksek olduğu saptanmıştır. ANAHTAR KELİMELER: Et tipi horoz, mevsim, havanın içerdiği toplam ısı, sperma özellikleri JÜRİ: Prof. Dr. Salim MUTAF Prof. Dr. Atilla YANIKOĞLU Doç. Dr. M. Ziya FIRAT
Yerli gen kaynağı çine çaparı koyunların süt verim özellikleri ve ß-laktoglobulin gen polimorfizmi
Bu çalışma, yok olma tehlikesi ile karşı karşıya olan Çine Çaparı koyunlarda süt verim özelliklerinin tanımlanması ve süt protein genlerinden biri olan ß-Laktoglobulin (ß-LGB) geni bakımından varolan polimorfizmin PCR-RFLP metodu kullanılarak tanımlanması amacıyla yapılmıştır. Süt verim denetimleri bir sürüde bulunan 40 baş koyunda, ß-LGB genotipleri ise Çine Çaparı populasyonunun tümünü oluşturan üç sürüde bulunan toplam 128 baş koyunda belirlenmiştir.İncelenen populasyonda ß-LGB geninin sadece A ve B alellerine rastlanmış, C aleline ise rastlanılmamıştır. Olası üç genotip olan AA, AB ve BB için gözlenen genotip frekansları sırasıyla 0.078, 0.453 ve 0.469 iken A ve B için allel frekansları sırasıyla 0.3047 ve 0.6953 olarak bulunmuştur. Yapılan ki-kare analizi sonucunda Mustafa VURAL'a ait sürü dışındaki tüm sürülerin Hardy-Weinberg dengesinde olduğu anlaşılmıştır. Günlük ortalama süt verimi, laktasyon süresi ve laktasyon süt verimi için en küçük kareler ortalamaları sırasıyla 0.521 kg, 159.5 gün ve 81.78 kg olarak tespit edilmiştir. Ele alınan tüm özellikler bakımından koyun yaşı ve doğum tipi istatistiki olarak önemli bir varyasyon yaratmamıştır (P>0.05). ß-LGB genotiplerinin (AA, AB, BB) laktasyon süresi ve laktasyon süt verimi üzerinde istatistiki olarak önemli (P<0.05), günlük ortalama süt verimi üzerinde ise önemsiz (P>0.05) etki yaratmıştır. Çalışma sonucunda, Çine Çaparı koyun ırkının konumunda korunmasına yönelik aktivitelere yönelik kimi öneriler sunulmuştur.
Kırmızı alaca sığırlarının süt verimi ve süt kalite özellikleri üzerine bir araştırma
Bu çalışma ile Aydın İli Davutlar İlçesi'ndeki bir sığırcılık işletmesinde yetiştirilen Kırmızı-Alaca sığırların laktasyon süreleri, laktasyon süt verimleri, laktasyon devamlılık düzeyleri (persistensi), süt kalite özellikleri ve bu özellikleri etkileyen faktörler araştırılmıştır. Laktasyon süresi (LS), laktasyon süt verimi (LSV) ve 305 gün süt verimi (305-gSV) ortalamaları sırasıyla 353.00±3.733 gün, 8,484.49±109.280 kg, 7,652.83±80.677 kg bulunmuştur. Laktasyonun devamlılık düzeyi ise P2:1, P3:1, P3:2 ve PTomax ölçütleri için sırasıyla %86.90±0.768, %62.10±1.117, %70.70±1.013 ve 5.10±0.050 olarak hesaplanmıştır. Diğer taraftan süt kalite özelliklerinden protein, laktoz ve yağsız kuru madde oranları ile Log10 somatik hücre sayısı ortalamaları sırasıyla %3.22±0.029, %4.73±0.024, %8.94±0.036 ve 4.8045±0.06946 (63,753) hücre/ml bulunmuştur. Süt verimi özelliklerine ait kalıtım dereceleri LS, LSV, 305-gSV, P2:1, P3:1, P3:2 ve PTomax için sırasıyla 0.141±0.083, 0.466±0.068, 0.440±0.063, 0.187±0.067, 0.311±0.071, 0.275±0.070, 0.227±0.065 olarak tahmin edilmiştir. Bu araştırmanın yürütüldüğü işletmede yetiştirilen Kırmızı-Alacaların yörede birçok işletmede yetiştirilen Siyah-Alacalardan daha yüksek süt verimine ve daha iyi meme sağlığına sahip olduğu belirlenmiştir.
Farklı sıcaklık ve nem koşullarının farklı genotiplerdeki etlik piliçlerin verim özellikleri üzerine etkisi
ÖZET FARKLI SICAKLIK VE NEM KOŞULLARININ FARKLI GENOTİPLERDEKİ ETLİK PİLİÇLERİN VERİM ÖZELLİKLERİ ÜZERİNE ETKİSİ SEZAİ ALKAN Doktora Tezi, Zootekni Anabilim Dalı Danışman: Prof.Dr. Salim MUTAF Ocak 2003, 87 Sayfa Bu araştırmada, Antalya yöresi yaz ve faş koşullarının farklı genotiplerdeki etlik piliçlerin bazı verim özellikleri üzerine olan etkilerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Yaz mevsimi kümes içi sıcaklık ve nem değerleri sırasıyla dördüncü haftada 28.35±0.98°C, %54.52±1.9; beşinci haftada 27.13±Q.630C, %85.58±1.98 ve altıncı haftada 28.98±1.16 °C, %62.85 ±3.58; kış mevsiminde ise dördüncü haftada 11.61±0.44°C> %78.04±1.34; beşinci haftada 9.90±0.54°C> %70.22±1.13 ve altıncı haftada 11.1 1±0.46 °C, %82.40±0.74 olarak saptanmıştır. Araştırmanın yaz ve kış mevsimlerinde heterozigot çıplak boyunlu ve yerel genotip olmak üzere iki farklı genotip kullanılmış olup her iki mevsimde de serbest yemleme uygulanmıştır. Yaz mevsiminde vücut sıcaklıkları bakımından genotipler arasında önemli bir farklılık (PO.01) saptanmış olup yerel genotip (42.07±0.317) heterozigot çıplak boyunlu genotipten (41.73±0.191) daha yüksek vücut sıcaklığına sahip olmuştur. Kış mevsiminde de vücut sıcaklıkları bakımından genotipler arasında önemli bir farklılık (P<0.0Î) ortaya çıkmış ve yerel genotipin (41.38±0.027) vücut sıcaklığı heterozigot çıplak boyunlu genotipten (41. 10±0.032) daha yüksek bulunmuştur.Heterozigot çıplak boyunlu genotip kış mevsiminde (3806. 15g) yaz mevsimine (3587.86g) göre önemli derecede daha fazla yem tüketmiştir. Buna karşılık, yerel genotipin yaz (3971. 39g) ve kış (412.1. 19g) mevsimlerindeki yem tüketimleri arasında önemli bir farklılık saptanmamış, kış mevsiminde daha fazla yem tüketmiştir. Yaz mevsiminde canlı ağırlıklar bakımından genotipler arasında önemli bir farklılık (P>0.0l) ortaya çıkmamış, heterozigot çıplak boyunlu genotip (2029.751+27. Ig) yerel genotipten (1986.8±26.6g) daha fazla ağırlığa ulaşmıştır. Kış mevsiminde ise yerel genotip (2086.02±29.6g) ile heterozigot çıplak boyunlu genotip (1699.02+30.7g) arasında canlı ağırlıklar bakımından yerel genotip lehine önemli bir farklılık (P< 0.01) saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Çıplak Boyunluluk Geni, Sıcaklık, Nem, Canlı Ağırlık, Yem Tüketimi JÜRİ: Prof. Dr. Salim MUT AF (danışman) Prof. Dr. Servet YALÇIN Doç. Dr. İ. Zafer ARIK Doç. Dr. M. Ziya FTRAT Doç. Dr. Şefıka HATİPOĞLU
Yerde barındırmada değişik taban ayrıntılarının etlik piliçlerdeki bacak kusurlarına etkisi
ÖZET YERDE BARINDIRMADA DEĞİŞÎK TABAN AYRINTILARININ ETLİK PİLİÇLERDEKİ BACAK KUSURLARINA ETKİSİ ÖZGÜR BARIŞ BİRGÜL Yüksek Lisans Tezi, Zootekni Ana Bilim Dalı Danışman: Prof. Dr. Salim MUTAF Nisan 2005, 71 Sayfa Bu çalışmada, yerdeki değişik barındırma koşullarının etlik piliçlerdeki bacak kusurlarına olan etkilerinin ve bu kusurların azaltılabilme olanaklarının ortaya konması amaçlanmıştır. Bu nedenle, yetiştirme sistemine bağlı olan bacak kusurlarından; açısal kemik kusurları, tibial diskondroplazi (TD), ayak tabanı ve metatarsus yanıkları, yürüme kabiliyeti, tibia ve femur kemikleriyle ilgili ölçümlere bakılmıştır. Ayrıca tibia kemiğinde kurumadde, kül, kalsiyum, fosfor, hacim ve kemik dayanıklılığı incelenmiştir. Canlı kütleler ve yem tüketimleri hesaplanmış, aynı zamanda denemenin 4. ile 7. haftaları arasında etlik piliçlerin hareket yeteneklerini belirlemek için tünek kullanımı üzerine gözlem yapılmıştır. Denemede uygulanan tünek grupları yatay tünek, 10° eğimli tünek, 20° eğimli tünek, 40° eğimli merdiven tünek ve kontrol gruplarından oluşmuştur. Deneme 7 hafta sürmüş, canlı kütleler bakımından haftalık olarak grupların kendi aralarındaki farklılıklar ve grup-eşey interaksiyonu önemsiz, eşeyler arasındaki farklılıklar ise önemli bulunmuştur (P<0.01). En fazla yem tüketimi 10° eğimli tünekli grupta (4975.67±493.1 g) saptanmış olup bu grup ile diğer gruplar arasındaki farklılıklar önemli bulunmuştur (P<0.01). Yemden yararlanma oranlan bakımından da gruplar arasındaki farklılıklar önemsiz bulunsa da en iyi yemden yararlanma oranı yatay tünekli grupta ( 1.526±0.039) saptanmıştır.Toplam ölüm oranı % 3.50 olarak bulunmuştur. Bacak kusurlarından ölen hayvanların oranı toplam ölümlerin % 14.28'ni oluşturmaktadır. Ayak tabanı ve metatarsus yanıkları haftalar ilerledikçe her grupta artış göstermiştir. Yürüme yeteneği haftalar ilerledikçe gerilemiştir. Son hafta olan 7. hafta itibariyle tüm sürünün % 71.88'ini normal şekilde yürüyebilenlerin, % 26.26'smı yürüyebilen ancak yürürken aksayanların ve % 1.68'ini ise ileri derecede yürüme bozukluğu olan piliçlerin oluşturduğu saptanmıştır. Tünek kullanımı oranının haftalar ilerledikçe azaldığı gözlenmiştir. En yüksek tünek kullanımı yatay tünekli grupta çıkmıştır. Diğer gruplar ve yatay tünekli grup arasındaki farklılıklar önemli bulunmuştur (P<0.01). En düşük tünek kullanımı ise 40° eğimli merdiven tünekli grupta saptanmıştır. Açısal kemik kusurlarında, kontrol grubunda 16.083±1.386° tibia açısıyla en yüksek değer ve diğer gruplarla arasındaki farklılık önemli bulunmuştur (P<0.01). En yüksek TD oranı kontrol grubunda, en düşük ise yatay tünekli grupta saptanmıştır. Toplamda tüm sürünün % 74.16 'sında TD görülmezken, % 25.84 'ünde TD gözlenmiştir. Tibia ve femur kemiklerinin morfolojik özellikleri bakımından gruplar arasındaki farklılıkların önemsiz, eşeyler arasındaki farklılıkların ise önemli olduğu bulunmuştur (P<0.01). Tibia kemiğinde hacim gruplarda benzer bulunurken, eşeyler arasındaki farklılıklar önemli bulunmuştur (P<0.01). Tibia kemiğinin dayanıklılığında grupların ve eşeylerin aralarındaki farklılıkların önemli olduğu saptanmıştır (P<0.01). Tibia kemiğindeki kalsiyum ve fosfor miktarları bakımından grup ortalamaları arasındaki farklılıklar önemli bulunmuştur (P<0.01). En yüksek kalsiyum değeri 10° eğimli tünekli grupta (%11.99±0.17), en düşük oran ise kontrol grubunda (%10.60±0.53) saptanmıştır. En yüksek fosfor oranı 40° eğimli merdiven tünekli grupta (% 7.43±0.12), en düşük oran ise kontrol grubunda (% 6.22±0.16) bulunmuştur. Karkas kütleleri bakımından haftalar ve eşey arasındaki farklılıklar önemli (P<0.01), grup ve grup-eşey interaksiyonu önemsiz bulunmuştur. Erkek piliçlerin karkas kütle ortalamalarının dişilerden daha yüksek olduğu saptanmıştır. Karkas randımanı bakımından hafta ve grupların ortalama değerleri aralarındaki farklılıklar önemli (P<0.01), eşeyin etkisi ise önemsiz bulunmuştur.ANAHTAR KELİMELER: Etlik piliç, tibial diskondroplazi, açısal kemik kusurları, tünek kullanımı, kemik dayanıklılığı. JÜRİ : Prof. Dr. Salim MUTAF Prof. Dr. Servet YALÇIN Doç. Dr. Tülin AKSOY 111
Antalya yöresi kıl keçilerinde genetik polimorfizmin RAPD-PCR yöntemi ile belirlenmesi
ÖZET ANTALYA YÖRESİ KIL KEÇİLERİNDE GENETİK POLİMORFİZMİN RAPD-PCR YÖNTEMİ İLE BELİRLENMESİ Emine ŞAHİN Yüksek Lisans Tezi, Zootekni Bolümü Danışman: Yrd. Doç. Dr. M. Soner BALCIOĞLU Nisan 2005, 48 sayfa Bu çalışmada amaç, RAPD-PCR yöntemi kullanarak Antalya yöresi kıl keçileri arasındaki genetik polimorfizmi belirlemektir. RAPD-PCR, Antalya bölgesinden 7 dişi ve 7 erkek Kıl keçisi için toplam 20 farklı primer kullanılarak çalıştırılmıştır. Bütün RAPD primerleri 100-600 bç aralığında belirlenmiştir. RAPD-PCR kullanarak Opp08 primeri ile toplam 121 DNA fragmenti elde edilirken, Opp03 primeri ile 29 DNA bandı elde edilmiştir. Tüm primerlerin kullanılmasıyla toplam 1363 bant değerlendirilmiştir. Toplam 153 bandın 142'si polimorfik bulunmuştur. Genetik benzerlik (bant paylaşım frekansı, Fxy) oranı ve genetik uzaklık sırasıyla 0,6464 ve 0,3536 olarak bulunmuştur. Ortalama heterozigotluk oranı 0,3 691 ±0,1 472 olarak tahmin edilmiştir. ANAHTAR KELİMELER: Kıl keçisi, polimorfizm, RAPD-PCR JÜRİ: Yrd.Doç. Dr. M. Soner BALCIOĞLU Prof. Dr. İ. Zafer ARIK Doç. Dr. Hüseyin BASIM
Kıl keçilerinde büyüme ile ilgili bazı özelliklere ait fenotipik ilişkiler ve büyüme eğrileri üzerinde bir araştırma
Bu çalışmada kıl keçilerinde büyüme ile ilgili çeşitli özellikler arası fenotipik ilişkiler saptanmış ve büyüme eğrileri çizilmiştir. Deneme, Antalya İli Kovanlık Köyünde bulunan bir yetiştirici sürüsünde yürütülmüş olup, araştamamn hayvan materyalini 28'i dişi 30'u erkek olmak üzere toplam 58 baş kıl keçisi oluşturmuştur. Araştırmada canlı ağırlık ile çeşitli vücut ölçüleri arasında hesaplanan korelasyon katsayıları dişilerde ve erkeklerde sırasıyla; cidago yüksekliği (r = 0.958 ve r = 0.943) ; vücut uzunluğu (r = 0.963 ve r = 0.908) ; göğüs derinliği (r = 0.968 ve r = 0.929) ; göğüs çevresi (r = 0.973 ve r = 0.951) ; kürekler arkası göğüs genişliği (r = 0.812 ve r = 0.924) ve but çevresi için (r = 0.971 ve r = 0.964) olarak bulunmuştur. Araştırmada üzerinde durulan bir diğer özellik de tekrarlanma derecesi olup, cardı ağırlığın tekrarlanma derecesi dişilerde 0.73, erkeklerde 0.67 ; but çevresinin 0.61, 0.62 ; cidago yttksekliğmin 0.56, 0.63 ; göğüs çevresinin 0.70, 0.67 ; göps derinliğinin 0.57, 0.49 ; kürekler arkası göğüs genişliğinin 0.57, 0.57 ve vücut uzunluğunun 0.40, 0.52 olarak bulunmuştur. Çalışmada ayrıca dişi ve erkeklerde oluşturulan bazı değişken setleri arası ilişkiler kanonik korelasyon yöntemiyle incelenmiş ve canlı ağırlıkların büyüme eğrileri de çizilmiştir. Yapılan analizler sonucunda dişi ve erkek kıl keçilerinde tüm değişken setleri arasındaki korelasyon yüksek ve istatistik olarak önemli bulunmuştur (P<0.01). Sonuç olarak; deneme materyali keçilerden elde edilen bulgular ışığında, kıl keçilerinde canlı ağırlık bakımından yapılacak bir seleksiyonda, 1-2 aylık yaştaki cardı ağırlık ve vücut ölçüleri kullanılarak erken seleksiyonun bu kriterler üzerinden yapılması önerilebilir. Bu gereksiz zaman ve masraf kaybının önüne geçilmesi açısından da göz ardı edilmemesi gereken bir husustur. ANAHTAR KELİMELER: Kıl Keçisi, fenotipik ilişkiler, büyüme eğrisi. JÜRİ: Prof. Dr. İbrahim Zafer ARIK (Danışman) Prof. Dr. Salim MUTAF Prof. Dr. Burhan ÖZKAN Prof. Dr. Mehmet Ziya FİRAT Doç. Dr. Muhip ÖZKAN
Dalaman Tarım İşletmesi'nde yetiştirilen siyah-alaca sığırlarda bazı çevre faktörlerinin süt verimine etkisi
-1- OZ Dalaman Tarım işletmesinde Yetiştirilen Siyah-Alaca Sığırlarda Bazı Çevre Faktörlerinin Süt Verimine Etkisi Muğla İli Dalaman İlçe' sinde bulunan, Tanm İşletmeleri Genel Müdürlüğüne (TİGEM) bağlı Dalaman Tanm İşletmesi Müdürlüğünün Sığırcılık Ünitesinde yetiştirilen sığırların 1989-1996 tarihleri arasmda tutulmuş kayıtlardan, 251 baş Siyah- Alaca ineğe ait 866 laktasyon verimi değerlendirilmiştir. Çalışmada hava sıcaklığı temel alınarak, iki buzağılama mevsim grubu oluşturulmuştur. Bunlar, konfor sınırlarında olan 1. buzağılama mevsimi (01 Kasım - 30 Nisan) ve 2. buzağılama mevsimi (01 Mayıs - 31 Ekim)'dir. Sözkonusu materyalde, en küçük kareler varyans analiz metodu kullanılarak, 305 günlük süt verimleri, buzağılama yık, laktasyon sırası ve buzağılama mevsimi değerlendirilmiştir. Yapılan varyans analizi sonucunda 305 günlük süt verimine; laktasyon sırası (p<0.01), buzağılama yık (p<0.01) ve buzağılama mevsiminin (p<0.01) etkileri önemli bulunmuştur. 1. buzağılama döneminde 305 günlük süt verimine ilişkin en küçük kareler ortalaması ve standart hatası 7493.54±70.29 kg. ve 2. buzağılama dönemindeki 305 günlük süt verimine ilişkin en küçük kareler ortalaması ve standart hatası da 7180.63±81.08 kg.olarak bulunmuştur. ANAHTAR SÖZCÜKLER : Siyah Alaca, süt verimi, buzağılama mevsimi, buzağılama yılı, laktasyon sırası.
Yaz aylarında etlik piliç rasyonlarına yağ katkısının besi performansı ve bazı kan parametreleri üzerine etkileri
öz Bu çalışma, yaz aylarında farklı köken ve düzeylerde yağ katılan rasyonların etlik piliçlerde canlı ağırlık, canlı ağırlık artışı, yem tüketimi, yemden yararlanma ve karkas bileşimi ile bazı kan parametreleri üzerine etkilerini incelemek amacıyla yapılmıştır. Bu arada, yem tüketimi ve performans üzerine olası etkilerine ışık tutmak üzere, kümes içi sıcaklığı ve bağıl nem değerleri de haftalık olarak ölçülmüştür. Yağ kökenlerine göre hayvanların genel performansı değerlendirildiğinde; yem tüketimi dışında, canlı ağırlık, canlı ağırlık artışı ve yemden yararlanma açısından rasyon grupları arasında önemli farklılık bulunmuştur (P <0.01).Yağ düzeylerine göre değerlendirmede ise farklılık önemli çıkmamıştır (P>0.05). Öte yandan etteki kuru madde, ham kül, ham protein ve ham yağ değerleri incelendiğinde; yağ kökeni, düzeyleri ve cinsiyetin etkisi görülmemiştir (P>0.05). Kan kolesterol, trigliserit, HDL ve LDL değerleri açısından yapılan istatistiksel değerlendirmede ise farklı sonuçlarla karşılaşılmıştır. ANAHTAR SÖZCÜKLER : Etlik piliç, Bitkisel yağ, Sığır iç yağı, Performans, Kan parametreleri