
200
Archived Theses
9
DOIs Assigned
5%
DOI Rate
Discipline
Hemşire ve ebelere malpraktis bakış açısıyla verilen ventrogluteal bölge kullanımı eğitiminin etkinliği
Amaç: Bu araştırmanın amacı, hemşire ve ebelere malpraktis bakış açısıyla verilen eğitimin, intramüsküler (İM) enjeksiyonlarda ventrogluteal (VG) bölge kullanımına ilişkin bilgi düzeyi ve görüşleri üzerine etkisini belirlemektir. Materyal-Metot: Tek Gruplu Ön Test-Son Test Modelinin kullanıldığı yarı deneysel tasarımda planlanan bu araştırmanın örneklemini, Süleyman Demirel Üniversitesi (SDÜ) Hastanesi'nde çalışan ve araştırmaya katılmayı kabul eden hemşire ve ebeler oluşturmaktadır. Araştırma Nisan-Mayıs 2024 tarihleri arasında üç oturumda gerçekleştirilmiştir. Araştırma verileri; Tanıtıcı Bilgiler Veri Formu, VG Bölge Kullanımı Hakkında Görüş Formu, Malpraktis Bilgi Formu ve VG Bölgeye İlaç Uygulanmasına İlişkin Bilgi Formu kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizinde; ortalama, standart sapma, medyan, mod, minimum ve maksimum değerler hesaplanmıştır. Ön test – Son Test verilerinin karşılaştırılmasında, Friedman ve Wilcoxon işaretli sıralar testleri kullanılmıştır. Bulgular: Katılımcıların %78,5'i kadın olup, yaş dağılımında ise en yüksek katılım oranı 29-39 yaş aralığında olduğu belirlenmiştir. Eğitim öncesi VG bölge kullanımı ve malpraktis bilgi düzeyinde olumlu farklılıklar gözlenmiştir. Eğitim öncesi VG bölge kullanımına yönelik bilgi puanı ortalama 3,56±2,40 iken, eğitim sonrası 9,24±0,84 olduğu belirlenmiştir. Malpraktis bilgi puanı eğitim öncesi 4,12±2,08'den 8,70±1,32'ye çıkmıştır. Ayrıca, katılımcıların bilgi seviyesindeki artışın VG bölge hakkındaki görüşlerini etkilediği saptanmıştır. Sonuç: Hemşire ve ebelere malpraktis bakış açısıyla verilen VG bölge kullanımı eğitiminin, hem VG bölgeye yönelik bilgi düzeylerini hem de İM enjeksiyonda malpraktis risklerine ilişkin bilgi düzeylerini ve bu bölgeye yönelik görüşlerini olumlu yönde etkilediği sonucuna ulaşılmıştır. Hemşire ve ebelere yönelik hizmet içi eğitim programlarının VG bölge kullanımı ve malpraktis riskinin azaltılması konularına odaklanması önerilmektedir.
Hemşirelik öğrencilerinde merhamet eğitiminin merhamet yeterliliklerine ve etik duyarlılıklarına etkisi
Hemşirelik Öğrencilerinde Merhamet Eğitiminin Merhamet Yeterliliklerine ve Etik Duyarlılıklarına Etkisi Amaç: Bu tez çalışmasının amacı, hemş+rel+k öğrenc+ler+nde merhamet eğ+t+m+n+n, merhamet yeterl+l+ğ+ ve et+k duyarlılık üzer+ndek+ etk+s+n+ bel+rlemekt+r. Materyal- Metot: Ön test- son test, kontrol ve müdahale gruplu olan araştırmanın evren+n+ Süleyman Dem+rel Ün+vers+tes+ Sağlık B+l+mler+ Fakültes+ Hemş+rel+k bölümü 1. Sınıf öğrenc+ler+ araştırmanın örneklem+n+ +se random+zasyonla atanan ve araştırmaya katılmayı kabul eden (n=122) hemş+rel+k öğrenc+s+ oluşturmuştur. Araştırma, Mart 2023 -N+san 2023 tar+hler+ arasında yürütülmüştür. Müdahale ve kontrol grubuna ayrılan öğrenc+lere, 6 haftalık merhametler+n+ arttıracak b+r eğ+t+m programı uygulanmıştır. Araştırma ver+ler+ Sosyo Demograf+k Ölçekler Formu, Merhamet Yeterl+l+ğ+ Ölçeğ+ (MYÖ) ve Öğrenc+ Hemş+reler +ç+n Uyarlanmış Et+k Duyarlılık Ölçeğ+ (ÖHUEDÖ) kullanılarak toplanmıştır. Araştırmanın anal+zler+nde tanımlayıcı +stat+st+kler, Kolmogorow Sm+rnow test+, bağımlı ve bağımsız gruplarda t test+, Mann Wh+tney U ve W+lcoxon test+ +le güven+rl+k testler+ ve korelasyon anal+zler+ kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmaya katılan hemş+rel+k öğrenc+ler+n+n müdahale grubunun %86,2's+ 18-20 yaş aralığında olup, %82,8'+ kadındır. Müdahale grubunun %62's+, Akden+z bölges+nde yaşamakta, %77,6'sı çek+rdek a+le yapısına sah+pt+r. Araştırmada müdahale grubunun MYÖ ön test puan ortalaması 3,80±0,52 +ken son test puan ortalaması 4,50±0,34'tür. ÖHUEDÖ'n+n müdahale grubundak+ ön test puanı 4,82±0,42, son test puanı +se 5,99±0,34'tür. Araştırmada, eğ+t+m sonunda müdahale grubundak+ öğrenc+ler+n MYÖ ve ÖHUEDÖ puanında anlamlı düzeyde olumlu yönde artış olduğu bel+rlenm+şt+r. Kontrol grubundak+ öğrenc+ler+n MYÖ ve ÖHUEDÖ puanında anlamlı artış bel+rlenmem+şt+r. Müdahale grubunun MYÖ +let+ş+m, duyarlılık ve +çgörü alt boyut puanlarında müdahale önces+ ve sonrası arasında anlamlı b+r fark bulunmuştur. Müdahale grubunun ÖHUEDÖ k+ş+lerarası oryantasyon ve uzman b+lg+s+ne başvurma alt alt boyutlarında müdahale önces+ ve sonrası arasında anlamlı b+r fark bel+rlenm+şt+r. Sonuç: Merhamet eğ+t+m+n+n öğrenc+ler+n merhamet yeterl+l+kler+n+ ve et+k duyarlılıklarını artırdığı bel+rlenm+şt+r. Öğrenc+ler+n b+lg+, becer+ ve olumlu bakım davranışları kazanab+lmeler+ +ç+n +nterakt+f yöntemler+n kullanıldığı merhamet eğ+t+m+ programlarının, hemş+rel+k l+sans eğ+t+m müfredatlarına entegre ed+lmes+ öner+lmekted+r. Anahtar kelimeler: Öğrenci hemşire, Merhamet eğitimi, Merhamet yeterliliği, Etik duyarlılık
Hastalara ventrogluteal alana intramüsküler enjeksiyon uygulamasından önce verilen eğitimin ağrı, kaygı, enjeksiyon korkusu, konfor ve hasta memnuniyeti üzerine etkisinin incelenmesi
Amaç: Hastalara ventrogluteal alana intramüsküler enjeksiyon uygulamasından önce verilen eğitimin ağrı, kaygı, enjeksiyon korkusu, konfor ve hasta memnuniyeti üzerine etkisinin incelenmesidir. Gereç ve Yöntem: Yarı deneysel tipte bir araştırmadır. Araştırma, Şubat-Nisan 2024 tarihleri arasında Sandıklı Devlet Hastanesi Acil Servisi Enjeksiyon Polikliniği'nde yürütülmüştür. Araştırma örneklemine polikliniğe enjeksiyon için başvuran ve örnekleme alınma kriterlerine uyan kontrol grubu 80 ve girişim grubu 80 olmak üzere toplam 160 hasta alınmıştır. Veriler, tanıtıcı bilgi formu, Durumluk–Sürekli Kaygı Ölçeği ve Görsel Analog Skala kullanılarak toplanmıştır. Araştırmanın amacına uygun olarak veriler tanımlayıcı istatistikler, t testi, ki kare ve tek yönü varyans analizi ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Girişim grubunda yer alan hastaların yaş ortalaması 39,43±13,31(Min-maks: 19-65) ve kontrol grubunda yer alan hastaların ise 40,39±14,06 (Min-maks: 18-65) 'dır. Girişim grubunda yer alan hastaların %52,5'i kadın ve %48,8'i lisans ve üstü eğitime sahiptir. Kontrol grubunda yer alan hastaların %52,5'i kadın ve %46,3'ü lise düzeyinde eğitime sahiptir. Girişim ve kontrol grupları arasında uygulama sonrası durumluk kaygı açısından istatistiksel olarak girişim grubu lehine fark olduğu saptanmıştır. Girişim ve kontrol grupları arasında uygulama sonrası ağrı ve konfor açısından istatistiksel olarak kontrol grubu lehine fark olduğu saptanmıştır. Girişim ve kontrol grupları arasında uygulama sonrası enjeksiyon korkusu ve enjeksiyon sürecinden memnuniyet açısından istatistiksel olarak anlamlı fark olmadığı saptanmıştır. Sonuç: Hastalara ventrogluteal alana intramüsküler enjeksiyon uygulamasından önce verilen eğitimin durumluk kaygı açısından istatistiksel olarak anlamlı düzeyde olumlu etkisi görülmüştür. Fakat eğitimin ağrı, enjeksiyon korkusu, konfor ve hasta memnuniyeti üzerine olumlu yönde etkisi saptanmamış olup bu konu ile ilgili daha fazla çalışma yapılması önerilmektedir. Anahtar kelimeler: Ventrogluteal alan, intramüsküler enjeksiyon, eğitim, ağrı, kaygı, enjeksiyon korkusu, konfor, hasta memnuniyeti
Batın cerrahisi geçiren hastalarda pansuman değişimi sırasında sanal gerçeklik gözlüğü ve stres topu uygulamasının ağrı, yaşam bulguları, kaygı, korku, memnuniyet ve konfor düzeyleri üzerine etkisinin incelenmesi
Araştırmanın amacı, batın cerrahisi geçiren hastalarda pansuman değişimi sırasında sanal gerçeklik gözlüğü ve stres topu uygulamasının ağrı, yaşam bulguları, kaygı, korku, memnuniyet ve konfor düzeyleri üzerine etkisinin incelenmesidir. Araştırma, ön test- son test kontrol gruplu randomize deneysel tiptedir. Araştırma, 08.08.2024-20.11.2024 tarihleri arasında Isparta Şehir Hastanesi Genel Cerrahi Servisi'nde yürütülmüştür. Araştırma örneklemine batın cerrahisi geçiren ve örnekleme alınma kriterlerine uyan Sanal Gerçeklik Gözlüğü Grubu 52, Stres Topu Grubu 52 ve Kontrol Grubu 52 olmak üzere toplam 156 hasta alınmıştır. Araştırma verileri; Sosyodemografik ve Klinik Özellikler Formu, Durumluk–Sürekli Kaygı Ölçeği ve Görsel Analog Skala kullanılarak toplanmıştır. Araştırmanın amacına uygun olarak veriler tanımlayıcı istatistikler, t testi, ki kare ve tek yönü varyans analizi ile değerlendirilmiştir. Batın cerrahisi geçiren hastaların yaş ortalamasına bakıldığında, sanal gerçeklik gözlüğü grubunda 56,40±16.77 (18-88 yaş), stres topu grubunda 57,19±16,07 (21-83 yaş) ve kontrol grubunda 54,88±17,19 (24-81 yaş) olduğu belirlenmiştir. Sanal gerçeklik gözlüğü ve stres topu grubunun %55,8'inin kadın, kontrol grubunun %57,7'sinin kadın olduğu görülmüştür. Pansuman değişimi sırasında sanal gerçeklik gözlüğü ve stres topu uygulanan hastaların konfor düzeyinin kontrol grubuna göre daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Sanal gerçeklik gözlüğü ve stres topu uygulanan girişim gruplarında kontrol grubuna göre kaygının daha düşük olduğu saptanmıştır. Sanal gerçeklik gözlüğü grubunda yer alan hastaların pansuman değişiminden korku düzeylerinin diğer gruplara göre daha yüksek olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Ağrı, yaşam bulguları ve memnuniyet açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olmadığı saptanmıştır (p>0,05). Hastalarda pansuman değişimi sırasında sanal gerçeklik gözlüğü ve stres topu uygulamasının konfor düzeylerinin artırılması ve kaygının azaltılması açısından etkili bir müdahale olarak kullanımı önerilmektedir. Fakat kanıt düzeyinde bilgiye ulaşabilmek için farklı örneklemlerde farklı yöntemler kullanılarak araştırmalar yapılması önerilmektedir.
The effect of professional values education on pediatric nurses' perception of professional values, emotional labor behavior, and burnout levels: A randomized controlled study
Aim: This study aims to examine the effects of professional values education on the perceptions of professional values, emotional labor behaviors, and burnout levels among pediatric nurses. Method: This research is a randomized controlled trial conducted from February 2024 to January 2025 at Isparta City Hospital. A total of 70 nurses (intervention:35, control: 35) working in pediatric clinics were enrolled in the study. The intervention consisted of a professional values education program, implemented in two phases: a preparation phase and an application phase. In the preparation phase, a comprehensive literature review was conducted to develop the educational content and materials. During the application phase, the prepared educational content was administered to the participants in the intervention group. Data were collected using a Demographic Information Form, the Professional Values Scale for Nurses, the Emotional Labor Behavior Scale for Nurses, and the Maslach Burnout Inventory. The data obtained were analyzed using SPSS version 27.0 (IBM Inc, Armonk, NY, USA). Results: Within the intervention group of nurses who received professional values education, the score on the "Professional Values Scale for Nurses" significantly increased from 89.68 ± 16.46 in the pre-test to 118.82 ± 9.48 in the post-test. The score for the superficial behavior subdimension of the "Emotional Labor Behavior Scale for Nurses" decreased from 22.22 ± 3.29 to 14.0 ± 4.15. Conversely, the scores for the deep behavior subdimension increased from 47.94 ± 7.27 to 57.62 ± 5.28, while the sincere behavior subdimension rose from 18.54 ± 2.83 to 23.05 ± 2.14. Furthermore, the score on the "Maslach Burnout Inventory" emotional exhaustion sub-dimension score decreased from 16.45±7.13 to 8.80±3.96, the depersonalization sub-dimension score decreased from 6.12±3.97 to 1.94±1.86. The personal accomplishment sub-dimension score increased from 19.62±3.14 to 26.25±2.57. A significant correlation was identified between perceptions of professional values, emotional labor behaviors, and professional burnout levels. Conclusion: The findings indicate that professional values education enhances pediatric nurses' perceptions of professional values, reduces superficial emotional labor behaviors, and increases deep and sincere emotional labor behaviors while concurrently decreasing burnout levels. ClinicalTrials.gov Protocol: NCT07016503 Keywords: Professional Values Education, Professional Values, Emotional Labor, Burnout, Pediatric Nursing
Otizm spektrum bozukluğu yemek zamanı davranış anketi’nin Türkçe versiyonunun psikometrik özellikleri
Amaç:Bu araştırma,Otizm Spektrum Bozukluğu Yemek Zamanı Davranış Anketi’nin Türkçe versiyonunun psikometrik özelliklerini değerlendirmek amacıyla yapılmıştır.Materyal ve Metot:Bu araştırma metodolojik tipte yürütülmüştür.Araştırmanın evrenini,Mardin il merkezinde yer alan 10 rehabilitasyon merkezine kayıtlı olan ve Ekim 2024–Ekim 2025 tarihleri arasında eğitim alan 3–18 yaş arası Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB) tanılı çocukların ebeveynleri oluşturmuştur.Ölçek madde sayısının en az beş katına karşılık gelen 210 ebeveynin çalışmaya alınması planlanmış,araştırmaya katılmaya gönüllü olan 240 ebeveyn çalışma kapsamına dâhil edilmiştir.Verilerin toplanmasında tanımlayıcı soru formu ve Otizm Spektrum Bozukluğu Yemek Zamanı Davranış Anketi kullanılmıştır.Verilerin analizinde SPSS 25 ve AMOS 21 paket programları kullanılmıştır.Bulgular:Ebeveynlerin yaş ortalamasının 36.59±8.73 yıl olduğu ve %72.1’inin kadın olduğu belirlenmiştir.Ebeveynlerin %32.5’inin lise mezunu,%61.3’ünün herhangi bir işte çalışmadığı,%55.8’inin orta gelir düzeyine ve %77.9’unun çekirdek aile yapısına sahip olduğu saptanmıştır.Ölçeğin kapsam geçerlik indeksi 0.99 olarak hesaplanmıştır.Açımlayıcı faktör analizi sonucunda ölçeğin 24 madde ve beş alt boyuttan oluştuğu belirlenmiştir.Tüm maddelerin madde-toplam test korelasyon değerlerinin 0.345–0.758 arasında değiştiği,faktör yüklerinin ise 0.433–0.941 arasında olduğu saptanmıştır.Doğrulayıcı faktör analizi sonucunda uyum indekslerinin kabul edilebilir düzeyde olduğu belirlenmiştir (χ²/sd=2.634; CFI=0.930; TLI=0.921; IFI=0.930; RMSEA=0.058; SRMR=0.0699).Ölçeğin genel Cronbach alfa katsayısı 0.790 olarak hesaplanmıştır.Sonuç:Araştırma sonucunda,Otizm Spektrum Bozukluğu Yemek Zamanı Davranış Anketi’nin Türkçe versiyonunun geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı olduğu belirlenmiştir.Ölçeğin,OSB tanılı çocukların yemek zamanı davranışlarının değerlendirilmesinde kullanılabilecek geçerli ve güvenilir bir araç olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
OTİZM SPEKTRUM BOZUKLUĞU YEMEK ZAMANI DAVRANIŞ ANKETİNİN TÜRKÇE VERSİYONUNUN PSİKOMETRİK ÖZELLİKLERİ
Amaç: Bu araştırma, Otizm Spektrum Bozukluğu Yemek Zamanı Davranış Anketi’nin Türkçe versiyonunun psikometrik özelliklerini değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Materyal ve Metot: Bu araştırma metodolojik tipte yürütülmüştür. Araştırmanın evrenini, Mardin il merkezinde yer alan 10 rehabilitasyon merkezine kayıtlı olan ve Ekim 2024–Ekim 2025 tarihleri arasında eğitim alan 3–18 yaş arası Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB) tanılı çocukların ebeveynleri oluşturmuştur. Ölçek madde sayısının en az beş katına karşılık gelen 210 ebeveynin çalışmaya alınması planlanmış, araştırmaya katılmaya gönüllü olan 240 ebeveyn çalışma kapsamına dâhil edilmiştir. Verilerin toplanmasında tanımlayıcı soru formu ve Otizm Spektrum Bozukluğu Yemek Zamanı Davranış Anketi kullanılmıştır. Verilerin analizinde SPSS 25 ve AMOS 21 paket programları kullanılmıştır. Bulgular: Ebeveynlerin yaş ortalamasının 36.59±8.73 yıl olduğu ve %72.1’inin kadın olduğu belirlenmiştir. Ebeveynlerin %32.5’inin lise mezunu, %61.3’ünün herhangi bir işte çalışmadığı, %55.8’inin orta gelir düzeyine ve %77.9’unun çekirdek aile yapısına sahip olduğu saptanmıştır. Ölçeğin kapsam geçerlik indeksi 0.99 olarak hesaplanmıştır. Açımlayıcı faktör analizi sonucunda ölçeğin 24 madde ve beş alt boyuttan oluştuğu belirlenmiştir. Tüm maddelerin madde-toplam test korelasyon değerlerinin 0.345–0.758 arasında değiştiği, faktör yüklerinin ise 0.433–0.941 arasında olduğu saptanmıştır. Doğrulayıcı faktör analizi sonucunda uyum indekslerinin kabul edilebilir düzeyde olduğu belirlenmiştir (χ²/sd=2.634; CFI=0.930; TLI=0.921; IFI=0.930; RMSEA=0.058; SRMR=0.0699). Ölçeğin genel Cronbach alfa katsayısı 0.790 olarak hesaplanmıştır. Sonuç: Araştırma sonucunda, Otizm Spektrum Bozukluğu Yemek Zamanı Davranış Anketi’nin Türkçe versiyonunun geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı olduğu belirlenmiştir. Ölçeğin, OSB tanılı çocukların yemek zamanı davranışlarının değerlendirilmesinde kullanılabilecek geçerli ve güvenilir bir araç olduğu sonucuna ulaşılmıştır. 2026, 72 Sayfa
Hemşirelere verilen ventrogluteal bölgeye intramüsküler enjeksiyon eğitiminin hemşirelerin bilgi, görüş ve uygulamayı tercih etme durumlarına etkisi
İntramüsküler (İM) enjeksiyon için kullanılan enjeksiyon bölgesi komplikasyonların en önemli belirleyicisidir. Hemşirelerin çoğunluğu İM enjeksiyonda dorsogluteal (DG) bölgeyi tercih etmekte ve güvenilir bulmaktadır. Bununla beraber, İM enjeksiyon için ventrogluteal (VG) bölgenin birçok yönden üstünlüğü vardır. Çalışmanın amacı, hemşirelere VG bölgeye enjeksiyon uygulaması ile ilgili verilen eğitimin hemşirelerin bilgi, görüş ve uygulamayı tercih etme durumlarına etkisinin belirlenmesidir. Çalışma ön test–son test tek gruplu yarı deneysel tasarımda yürütüldü. Çalışma için etik kurul izni, kurum izni ve hemşirelerin katılım izinleri alındı. Çalışmanın verileri, Hacettepe Üniversitesi Hastanesi yetişkin acil servisinde Mayıs–Ağustos 2021 tarihleri arasında toplandı. Çalışmaya acil serviste çalışan ve çalışmayı kabul eden 30 hemşire dâhil edildi. Veriler hazırlanan "Tanıtıcı Özellikler Formu", "Ventrogluteal Bölge Kullanımı Değerlendirme Formu", "Ventrogluteal Bölge Görüş Formu", "Ventrogluteal Bölge Bilgi Formu", "Ventrogluteal Bölge Eğitim Sonrası Değerlendirme Formu" ile toplandı. Veriler de sayı, yüzde, ortalama, standart sapma Friedman testi, Shapiro – Wilks testi, Wilcoxon testi, McNemar testi ve Mann Whitney-U testleri kullanıldı. Araştırma sonucunda, eğitim sonrası hemşirelerin %86,7 (n=26)'sinin VG bölge ile ilgili görüşlerinin olumlu yönde değiştiği, eğitim öncesi VG bölgeye ilişkin puan ortalaması 14,80+3,09 iken, eğitim sonrasında 18,50+1,68 olduğu (p<0,001), eğitim öncesinde VG bölgeye enjeksiyon uygulamayan 16 hemşirenin 7'si VG bölgeye enjeksiyon uygulamaya başladığı tespit edildi. Sonuç olarak; hemşirelere verilen VG bölgeye İM enjeksiyon eğitiminin hemşirelerin bilgi düzeyini arttırmada anlamlı düzeyde etkili olduğu, VG bölge ile ilgili görüşlerinin yüksek oranda olumlu düzeyde değiştiği, uygulamayı tercih etme durumlarında ise anlamlı düzeyde olmamakla birlikte VG bölgeye enjeksiyon uygulaması yaptıkları belirlendi. Hemşirelere düzenli aralıklarla VG bölgeye ilişkin eğitimlerin tekrarlanması ve becerilerinin değerlendirilmesi önerilmektedir.
Hemşire öğretim elemanlarının bilişim öz-yeterliliklerinin belirlenmesi
Bu araştırma, hemşire öğretim elemanlarının bilişim öz-yeterliliklerini belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yürütülmüştür. Araştırmada Türkçe dilinde geçerli ve güvenilir olduğu belirlenen, Self Assessment of Informatics Competency Scale for Health Professionals (Sağlık Çalışanları için Bilişim Yeterlilikleri Öz-Değerlendirme Ölçeği), Türkiye'de 2022-2023 eğitim öğretim yılında yedi coğrafi bölgede yer alan üniversitelerin Hemşirelik Fakülteleri/Bölümleri/Yüksekokullarında hemşirelik programı mezunu olup en az altı aydır çalışan 334 hemşirelik öğretim elemanına Mayıs-Haziran 2023 tarihleri arasında uygulanmış ve bilişim yeterliliklerine ilişkin öz değerlendirmeleri belirlenmiştir. Araştırmadan elde edilen veriler tanımlayıcı istatistikler, bağımsız örneklem t testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve Tukey Testleri ile analiz edilmiştir. Hemşire öğretim elemanlarının bilişim öz-yeterliliği ölçeğinden aldıkları toplam puan 2,32±0,71, alt boyut puan ortlamaları; temel bilgisayar becerileri için 3,11±0,78, işlev için 2,84±0,91 ve uygulamalı bilgisayar becerileri: sağlık bilişimi yeteneği için 1,96±0,85, olarak bulunmuştur. Çalışmada öğretim elemanlarının yaş, cinsiyet, akademisyen olarak çalışma süresi, akademik ünvan, kurumdaki pozisyon, öğretim yaptığı branş, klinik uygulamaya çıkma, klinik sorumluluk alma durumları ve hastane bilgi yönetim sistemi yazılımını kullanma durumu ile bilişim öz-yeterliliği ölçeğinden aldıkları toplam ve alt boyut puanları arasındaki ilişkinin istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermediği bulunmuştur (p>0,05). Diğer yandan öğretim elemanlarının daha önce hemşire olarak çalışma deneyimleri, çalışılan kurumun bulunduğu coğrafi bölge, bilgisayar teknolojilerini kullanma düzeyi, elektronik sağlık kayıtları kullanımı ile ilgili bir eğitim alma durumu ve hastane bilgi yönetim sistemi/sağlık bilgi yönetim sistemi giriş yapma deneyimi ile ölçeğin toplam puanı arasındaki ilişkinin istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulunmuştur (p<0,05). Sonuç olarak bu çalışmada hemşire öğretim elemanlarının temel bilgisayar becerilerinin iyi düzeyde olduğu ancak genel olarak bilişim öz-yeterliliklerinin orta düzeyde olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu sonuçlar doğrultusunda öğretim elemanlarının bilişim öz-yeterliliklerini destekleyecek eğitimsel düzenlemelerin planlanması ve özellikle hastane bilgi yönetim sistemleri içinde kullanıcı olarak yer almalarına izin verecek düzenlemelerin yapılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Hemşirelik, öğretim elemanları, bilişim, öz-yeterlilik, bilgisayar
Hemşirelerde COVID-19 pandemisinin psikososyal sonuçlarının profesyonel sağlamlık ve öz bakıma etkisinin incelenmesi
Hemşireler, ön saflarda yer alan bakım sağlayıcılar olarak, COVID-19 pandemisi sırasında yüksek enfeksiyon riski, aile ve akrabalara hastalık bulaştırma endişesi ve olumsuz psikososyal etkilerle karşı karşıya kalmıştır. Tanımlayıcı ve ilişkisel tasarımlı bu çalışma COVID-19 pandemisinin hemşireler üzerindeki psikososyal etkilerini ve bunun profesyonel sağlamlık ve öz bakım üzerindeki etkisini incelemek amacıyla, Aralık 2022 ve Ekim 2023 tarihleri arasında Ankara'da iki hastanede COVID-19 tanılı hastalara aktif olarak bakım veren 224 hemşire ile yürütülmüştür. Veriler tanıtıcı özellikler formu, COVID-19 Pandemisi Psikososyal Etkilenme Ölçeği ve Skovholt Profesyonel Sağlamlık ve Öz Bakım Envanteri kullanılarak elde edilmiştir. Araştırmanın ilişkisel boyutu için yapısal eşitlik modellemesi kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre, hemşirelerin %81,3'ü COVID-19 geçirmiş; %82,6'sının aile üyesi COVID-19 geçirmiş ve %19,6'sının bir yakını COVID-19 nedeniyle vefat etmiştir. Hemşirelerin çalışma yaşantılarında; mesai saatleri içinde yeterli dinlenememe (%79,0), beslenme konusunda güçlük (%53,1), kişisel koruyucu ekipman kaynaklı güçlük (%45,5), aile ve sosyal ilişkilerde ayrımcılık (%47,3) yaşadıkları ve psikolojik olarak etkilendikleri (%79,5) belirlenmiştir. Hemşirelerin COVID-19 Pandemisi Psikososyal Etkilenme Ölçeği puan ortalaması 85,43±22,08, Skovholt Profesyonel Sağlamlık ve Öz Bakım Envanteri puan ortalaması ise 135,64±19,73 olarak bulunmuştur. Ölçek puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı düşük düzeyde negatif bir ilişki bulunmaktadır. Hemşirelerin COVID-19 pandemisinden psikososyal etkilenme düzeyleri arttıkça, profesyonel sağlamlık ve öz bakım düzeyleri azalmaktadır. Yapısal eşitlik modellemesi sonuçlarına göre, COVID-19 Pandemisi Psikososyal Etkilenme puanlarının kişisel zindelik ve kişisel stres üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bir etkisi vardır. Bulgularımız, hemşirelerin COVID-19 pandemisinden psikososyal etkilenme düzeylerinin artmasının kişisel zindelik düzeylerini azalttığını ve kişisel stres düzeylerini artırdığını göstermektedir. Araştırma sonuçları doğrultusunda, yeni salgın, afet ve kriz dönemlerinde hemşirelerin daha az psikososyal etkilenme yaşamaları için uygun çalışma ortamı ve koşullarının sağlanması önem arz etmektedir. Hemşire yöneticiler tarafından, hemşirelerin kişisel zindeliklerini koruma ve güçlendirme, kişisel streslerini ise yönetme ve baş edebilme amaçlı programların yapılandırılması ve yürütülmesi önerilmektedir.
İntravenöz sıvı tedavisinin oyunlaştırılması ve oyun destekli öğretimin hemşirelik öğrencilerinin öğrenme çıktılarına etkisinin incelenmesi
Bu araştırma periferik intravenöz kateterizasyon (PIVK) ve intravenöz (IV) sıvı tedavisinin oyunlaştırılması ve oyun tabanlı öğretimin hemşirelik öğrencilerinin öğrenme çıktılarına etkisinin incelenmesi amacıyla nicel ve nitel araştırma desenleri kullanılarak Ağustos 2022- Şubat 2024 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Araştırmada PIVK ve IV sıvı tedavisi oyunlaştırılmış, elde edilen 3D simülasyon oyununun kullanılabilirlik analizi öğretim elemanları ve öğrenciler ile Tanıtıcı Bilgi Formları, Oyun Değerlendirme Anketi ve GUESS-20-TR Ölçeği kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Analiz sonuçlarına göre son hali verilen oyunun öğrencilerin öğrenme çıktıları üzerindeki etkileri deney öncesi araştırma tasarımı ile incelenmiştir. Araştırmaya Hemşirelik Esasları dersini başarıyla tamamlamış, araştırmaya katılmaya gönüllü 63 öğrenci katılmıştır. Veriler Tanıtıcı Bilgiler Formu, IV Sıvı Tedavisi Bilgi Testi, IV Sıvı Tedavisi Beceri Değerlendirme Formu ve Akademik Motivasyon Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler, Kolmogrov Smirnov testi, Eşli iki örnek t testi, Wilcoxon testi, McNemar-Bowker testi ve McNemar testi kullanılmıştır. Nitel araştırma, gönüllü 13 öğrenci ile yarı yapılandırılmış bire bir görüşmeler yoluyla gerçekleştirilmiş, veriler betimleyici tematik analiz yöntemiyle incelenmiştir. Araştırmanın niceliksel aşamasından elde edilen bulgulara göre, oyunlaştırma ile hemşirelik öğrencilerinin IV sıvı tedavisi bilgi ve beceri puanları ile içsel motivasyon-bilme ve dışsal motivasyon-kendini ispat puanları istatistiksel olarak anlamlı şekilde artmıştır. Nitel araştırma sonuçlarına göre öğrenciler, oyunun güçlü ve iyileştirmeye açık yönlerini vurgulamış, oyun sırasında uygulamaları adım adım gerçekleştirerek teorik bilgilerini pekiştirdiklerini, eğlenceli ve öğretici bir deneyim yaşadıklarını belirtmişlerdir. Araştırma sonuçlarına göre PIVK ve IV sıvı tedavisi öğretiminde oyun tabanlı öğrenmenin hemşirelik eğitim müfredatlarına ve mezuniyet sonrası hizmet içi eğitim programlarına ek bir yöntem olarak entegre edilmesi önerilmektedir.
Hemşirelik öğrencilerine basınç yaralanması risk yönetimi öğretiminde klinik karar destek sistemi kullanımının etkisi: Randomize kontrollü çalışma
Bu araştırma, basınç yaralanması risk yönetiminin öğretiminde klinik karar destek sisteminin etkisini incelemek amacıyla randomize kontrol gruplu çalışma olarak gerçekleştirilmiştir. Araştırma kapsamında, öğretim yazılımı geliştirilmiş, eğitim içeriği hazırlanmış ve yazılım aracılığı ile dört hafta boyunca hemşirelik ikinci sınıf öğrencilerine basınç yaralanması risk yönetimi öğretimi yapılmış ve aynı zamanda öğrencilerin yazılımı aktif kullanmaları sağlanmıştır. Çalışmada dört haftalık eğitim süreci ve beraberinde bir aylık izlem süreci sonunda son testler gerçekleştirilip değerlendirilmiştir. Araştırmanın çalışma grubunu Selçuk Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi'nde 2023-2024 eğitim öğretim yılında öğrenim gören 81 öğrenci (nkontrol1=20, nkontrol2=21, nmüdahale1=20, nmüdahale2=20) oluşturmuştur. Veri toplamada, tanıtıcı özellikler formu, basınç ülseri önlemede bilgi değerlendirme ölçeği, basınç ülserini önlemeye yönelik tutum ölçeği ve ön-son test vaka bakım planı kullanılmıştır. Araştırmanın sonucunda kontrol ve müdahale gruplarındaki öğrencilerin yaş ve akademik ortalamalarının benzer olduğu (p>0,05), çoğunluğunun klinik uygulamada Braden basınç yaralanması risk değerlendirme aracını kullandığı ve bu aracın riski değerlendirdiğini düşündükleri belirlenmiştir. Müdahale grubundaki öğrencilerin kontrol grubundaki öğrencilere göre basınç yaralanmasına yönelik bilgi puanları daha yüksek (KW=60,130; p<0,05), tutumları daha olumlu bulunmuş (t=-2,880; p<0,05) ve vaka bakım planında hemşirelik risk tanısını belirlemede ve risk faktörüne yönelik girişimleri saptayabilme durumları daha yüksek çıkmıştır (KW: 62,862; p<0,05). Sonuç olarak, karar destek sistemi entegre yöntemin hemşirelik öğrencilerinin basınç yaralanması ilişkili bilgilerini arttırdığı ve tutumlarını olumlu yönde etkilediği ve hastada yaranmaya neden olabilecek risk faktörünü saptamada kolaylaştırıcı rolü olduğu bulunmuştur. Bu sonuçlar doğrultusunda karar destek sistemi entegre öğretim yönteminin hemşirelik eğitimine entegre edilmesi ve klinik ortamda hasta çıktılarını etkileyen durumların öğretiminde kullanımının artırılması önerilmektedir.
Yoğun bakım ünitesinde basınç yaralanması risk yönetiminde klinik karar destek sisteminin geliştirilmesi ve değerlendirilmesi: karma yöntemler araştırması
Bu araştırma yoğun bakım ünitesinde basınç yaralanması riskini yönetmek için geliştirilen klinik karar destek sisteminin basınç yaralanması insidansı ve basınç yaralanması riskini önlemeye yönelik gerçekleştirilen hemşirelik uygulamaları üzerindeki etkisini incelemek amacıyla karma yöntemler tasarımında gerçekleştirilmiştir. Araştırmada Hacettepe Üniversitesi Erişkin Hastanesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Yoğun Bakım Ünitesinden dokuz klinik hemşiresi yer almıştır. Araştırmanın verileri "Basınç Yaralanmasını Önleyici Hemşirelik Uygulamaları Gözlem Formu," "Basınç Yaralanması İnsidans İzlem Formu" ve "Bireysel Yüz Yüze Görüşmeler için Yarı-Yapılandırılmış Görüşme Formu" ile toplanmıştır. Araştırmanın ön testinde hemşirelere herhangi bir müdahale uygulanmamış olup, son test-1'de klinik karar destek sistemi olmaksızın müdahale uygulanırken (E-BRY), son test-2'de klinik karar destek sistemi aktive edilerek müdahalenin uygulanması gerçekleştirilmiştir (KKDS-BRY). Araştırmanın ön test, son test-1 ve son test-2'nin her biri için iki ölçüm olmak üzere toplam altı farklı ölçüm zamanında basınç yaralanması riskine yönelik gerçekleştirilen önleyici hemşirelik uygulamalarının sayısı ve sıklığı; ön testin başlangıcından son test-2'nin bitime kadar hastane kaynaklı basınç yaralanması insidansı ile ilgili veriler elde edilmiştir. Araştırma ön test, son test-1 ve son test-2 ölçümlerinde hemşirelik uygulamalarının sayısı ve sıklığı ile basınç yaralanması insidans hızı bakımından fark olup olmadığı Fisher's exact test ile karşılaştırılmıştır. Elde edilen verilerin analizi sonucunda, ön test, son test-1 ve son test-2 ölçümlerinde basınç yaralanması insidansı bakımından fark saptanmamıştır (p>0,05). Araştırmanın son test-1 ölçümlerinde, yoğun bakım hemşirelerinin pozisyon verme, beslenme ilişkili laboratuvar bulgularının kontrolü, cilt rengi, ciltte nemlilik artışı ve cilt bütünlüğünün değerlendirilmesi uygulamalarında artış saptanmıştır (p<0,05). Ancak klinik karar destek sistemi aktivasyonu sonrası, hemşirelerin yaralanmayı önlemeye yönelik uygulamalarında bir değişim olmamıştır. Müdahalenin etkililiğine ilişkin kullanıcı değerlendirmeleri göz önünde bulundurulduğunda, kullanıcı uyum süresinin değişkenliği başta olmak üzere müdahalenin kullanımını olumsuz yönde etkileyen durumlar en aza indirilerek, müdahalenin basınç yaralanması risk yönetimi üzerindeki etkisinin en az altı ay kullanımın ardından değerlendirilmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Basınç ülseri; klinik karar destek sistemleri; kritik bakım; risk yönetimi.
Öğrenci hemşirelerin bakım planı hazırlama becerisine yönelik bir karar destek sisteminin geliştirilmesi : N-Care
Bu çalışma, öğrenci hemşirelerin bakım planı hazırlama becerisine yönelik bir karar destek sisteminin geliştirilmesi (N-Care) amacıyla gelişimsel araştırma tasarımı kullanılarak (analiz, tasarım, geliştirme, uygulama ve değerlendirme basamaklarına dayalı) yürütülmüştür. Bu kapsamda araştırmanın analiz basamağının kullanıcı görüşlerinin alınması aşamasının çalışma grubunu; ikinci, üçüncü ve dördüncü sınıfta öğrenim gören 27 hemşirelik öğrencisi ve 8 öğretim elemanı oluşturmuştur. Uygulama basamağında yürütülen pilot uygulama aşamasının çalışma grubunu, üçüncü ve dördüncü sınıfta öğrenim gören 10 hemşirelik öğrencisi oluşturmuştur. Uygulama basamağında yürütülen paralel desende son test kontrol gruplu aşamanın çalışma grubunu ise, 41 hemşirelik ikinci sınıf öğrencisi (kontrol grubu=21, müdahale grubu=20) oluşturmuştur. Değerlendirme aşaması ise müdahale grubunda yer alan 20 öğrenci ile yürütülmüştür. Araştırmanın analiz aşamasının verileri, Tanıtıcı Özellikler Formu (öğretim elemanı/öğrenci) ve Yarı Yapılandırılmış Görüşme Soruları (öğretim elemanı/öğrenci) kullanılarak toplanmıştır. Uygulama ve Değerlendirme basamaklarında verilerin toplanmasında; Sistem Kullanılabilirlik Ölçeği, Tanıtıcı Özellikler Formu (öğrenci), Hemşirelik Bakım Planı Değerlendirme Vakası (son test) ve N-Care sisteminin kullanımını değerlendirme formu (Müdahale Grubu için) kullanılmıştır. Araştırmanın çeşitli aşamalarından elde edilen nitel verilerin analizinde tematik analiz yöntemi, nicel verilerin analizinde ise tanımlayıcı istatistiklerden yararlanılmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgular üç temel başlık altında verilmiştir: Sistemin Yapı ve İşleyişine Yönelik Bulgular, Sistemin Geçerlemesine Yönelik Bulgular, İyileştirmeye Yönelik Bulgular. Sistemin Yapı ve İşleyişine yönelik bulgularda, literatürden ve öğretim elemanları/öğrencilerle yapılan görüşmelerden elde edilen veriler doğrultusunda, sistemin taşıması gereken özelliklere karar verilmiş ve yazılım geliştirilmiştir. Geçerlemeye yönelik bulgularda, öncelikle yapılan pilot uygulama sonucunda sistemin kullanışlılığının oldukça iyi düzeyde (%87,75) olduğu saptanmıştır. Sistemin bakım planı hazırlamadaki etkinliğinin değerlendirilmesinden elde edilen verilerin analizi sonucunda ise, müdahale grubunun planlama aşamasından elde ettikleri puanların (Z=-3,041, p=0,002, r=0,475) ve toplam puanların (Z=-2,284, p=0,022, r=0,357) kontrol grubuna göre anlamlı derecede daha yüksek olduğu saptanmıştır. İyileştirmeye yönelik bulgularda ise, daha hızlı ve kolay veri kaydetme açısından sistemde yer alan bazı sekmelerinin gözden geçirilmesi gerektiği ifade edilmiştir. Çalışmada N-Care sistemi geliştirilmiş ve sistemin hemşirelik öğrencilerinin bakım planı hazırlama becerilerini iyileştirme potansiyeli olduğu sonucuna varılmıştır. Bu sonuçlar doğrultusunda N-Care sisteminin etkililiğinin belirlenmesine yönelik daha büyük gruplarla çalışma planlanması önerilmektedir.
Yoğun bakım hastalarının hemşirelik bakımına ilişkin algıları, memnuniyeti ve hemşirelere güvenleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırma, yoğun bakım hastalarının hemşirelik bakımına ilişkin algıları, memnuniyeti ve hemşirelere güvenleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla tanımlayıcı ve ilişkisel olarak yapılmıştır. Araştırmanın örneklemi Ankara'da yer alan bir eğitim ve araştırma hastanesinin yoğun bakım ünitelerinde en az üç gece yatarak tedavi görmüş, bilinci açık 195 hastayı içermiştir. Veriler, Hasta Tanıtıcı Özellikler Formu, Hastaların Hemşirelik Bakımı Algılayışı Ölçeği, Newcastle Hemşirelik Bakımından Memnuniyet Ölçeği ve Hemşirelere Güven Ölçeği kullanılarak, 5 Aralık 2022 – 30 Mart 2023 tarihleri arasında toplanmıştır. Araştırmadan elde edilen veriler IBM SPSS 26 programına aktarılarak analizler yapılmıştır. Veriler değerlendirilirken kategorik değişkenler için frekans dağılımları, sayısal değerler için tanımlayıcı istatistikler, "Mann-Whitney U", "Kruskal-Wallis" ve Bonferroni düzeltmesi kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen sonuçlara göre yoğun bakım hastalarının hemşirelik bakımını algıları, memnuniyet düzeyleri ve hemşirelere duydukları güven yüksek düzeyde bulunmuştur. Yoğun bakım hastalarının hemşirelik bakımı algılayışı ile hemşirelik bakımından memnuniyet düzeyi arasında orta düzeyde pozitif yönde anlamlı doğrusal bir ilişki ve hemşirelere güven puanı arasında orta düzeyde pozitif yönde anlamlı doğrusal bir ilişki olduğu saptanmıştır. Ayrıca hastaların memnuniyet puanı ile hemşirelere güven puanı arasında da orta düzeyde pozitif yönde anlamlı doğrusal bir ilişki olduğu saptanmıştır. Araştırma sonuçları hemşirelik bakımının algılanması ile memnuniyet ve güven arasında ilişkiyi ortaya koyduğundan, hemşirelik bakım algısı ve memnuniyet düzeyini etkileyen faktörlerin incelenmesi ve bakım algısının olumlu yönde geliştirilmesine yönelik daha geniş bir örneklem grubunu kapsayacak ileri araştırmaların yapılması önerilmiştir.
Yoğun bakım hasta yakınlarının deneyimi ve gereksinimleri
Bu çalışmanın amacı yoğun bakım hasta yakınlarının deneyimi ve gereksinimlerini tespit etmektir. Araştırma tanımlayıcı, kesitsel olarak, 02 Kasım 2022 - 02 Mart 2023 tarihleri arasında Ankara ili sınırları içerisinde Ankara üniversitesi İbni Sina Hastanesi'nin yoğun bakım ünitelerinde yatarak tedavi alan hastası olan aile üyeleri ile (N=219) gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın verileri Yoğun Bakım Hasta Yakınlarının Deneyimleri Anketi ve Yoğun bakım birimlerinde Hasta Yakınlarının Gereksinimleri Ölçeği kullanılarak yüz yüze toplanmıştırAraştırmadan elde edilen bulgulara göre, yoğun bakım hastalarının yakınları genellikle hastalarının tanısını bilmekte ve ziyaretlerini genellikle ilk 24-48 saat arasında gerçekleştirmektedirler. Ziyaret kısıtlamalarının hastalar üzerinde olumsuz etkiler yarattığı tespit edilmiş, ancak hasta yakınlarının çoğu hastanın yoğun bakımda olmasından kaynaklı olumsuz duygular yaşamamıştır. Katılımcılar, hastalarının durumu hakkında genellikle iyi bir şekilde bilgilendirilmiş ve personelle iletişimde problem yaşamamışlardır. Ancak, dikkat çekici bir şekilde, hasta yakınlarından alınan öneriler arasında en çok talep edilen konu hasta durumu hakkında daha fazla bilgilendirme olmuştur. Yoğun bakım birimlerinde Hasta Yakınlarının Gereksinimleri Ölçeği puan ortalaması 130,74±16,03 bulunmuştur.
Kronik karaciğer hastalığı tanısı ile hastaneye yatırılan bireylerde uluslararası ortak hemşirelik terminolojisine dayalı standart hemşirelik bakım planının geliştirilmesi ve kullanışlılığının değerlendirilmesi
Kronik karaciğer hastalığı tanısı ile hastaneye yatırılan bireylerde uluslararası ortak hemşirelik terminolojisine dayalı standart hemşirelik bakım planının geliştirilmesi ve kullanışlılığının değerlendirilmesi için katılımcı eylem araştırması tasarımı ile üç fazda uygulanmıştır. Araştırmanın birinci fazında, kronik karaciğer hastalığına sahip sekiz hasta ve yarı yapılandırılmış soru formu ile nitel olarak 1-31 Aralık 2017 tarihleri arasında tamamlanmıştır. İkinci fazında; Gastroenteroloji servislerinde görev yapan 18 hemşirenin hemşirelik süreci yaklaşımı ile yapılandırılmış hemşirelik bakım planına ilişkin görüşleri belirlenmiştir. Bu fazda ayrıca, kronik karaciğer hastalığı tanısı ile hastaneye yatırılan bireylerde kullanılmak üzere uluslararası ortak hemşirelik terminolojisine dayalı standart hemşirelik bakım planının geliştirilmiş ve kapsam geçerliliği Ekim 2022- Eylül 2023 tarihleri arasında tamamlanmıştır. Araştırmanın üçüncü fazında kronik karaciğer hastalığı tanısı ile hastaneye yatırılan bireylerde uluslararası ortak hemşirelik terminolojisine dayalı geliştirilen standart hemşirelik bakım planının kullanışlılığı (etkililik, kalite ve memnuniyet) Gastroenteroloji servislerinde görev yapan 18 hemşire ve yatarak tedavi gören 10 hasta ile Ekim 2023-Aralık 2023 tarihleri arasında tamamlanmıştır. Bu fazda standart bakım planı kullanarak hasta bakımını tamamlayan yedi hemşire ile memnuniyet değerlendirmesi yapılmıştır. Araştırmanın birinci fazında; kronik karaciğer hastalarının hastalık ilişkili deneyimleri hastalığa ilişkin semptomlar ve hastalık ilişkili yaşam sorunları olarak iki tema altında toplanmıştır. İkinci fazında; hemşirelerin çoğunluğunun lisans mezunu olduğu, hemşirelik süreci yaklaşımı ile çalıştıkları ve en çok NANDA hemşirelik tanı terminolojisini bildikleri belirlenmiştir. Bu fazda geliştirilen standart bakım planı 22 NANDA hemşirelik tanısı, tanılarla ilişkili NOC sonuçları ve NIC girişimlerini içermiş ve kapsam olarak %95-%100 arasında geçerli olduğu bulunmuştur. Üçüncü fazında; kronik karaciğer vakası için hemşirelerin ön test bakım planından aldıkları toplam puan (5.44±2.81), ile son test bakım planından aldıkları toplam puan (16.50±4.98) arasındaki fark istatiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.001). Geliştirilen standart bakım planının kullanıldığı hasta dosyaları ile mevcutta kullanılan bakım planının yer aldığı hasta dosyalarının kalite puan ortalaması arasındaki farkın istatiksel olarak anlamlı olduğu bulunmuştur (p<0.05). Hemşireler standart bakım planının; hasta hakkında hızlı bilgi almayı sağladığını, kronik karaciğer hastalığına sahip hastaların rahatlıkla takip edilmesini ve kanıta dayalı uygulamaları desteklediğini, hastaların daha iyi bakım almalarını sağladığını, bireysellikten uzaklaştırmadığı için bu bakım planı ile çalışmaktan memnun olduklarını ifade etmişlerdir. Çalışmada sonuç olarak; uluslararası ortak hemşirelik terminolojisine dayalı geliştirilen standart hemşirelik bakım planı, kapsam açısından geçerli, etkili, kaliteli ve memnuniyet verici olarak değerlendirilmiştir. Bu doğrultuda geliştirilmiş standart hemşirelik bakım planın kronik karaciğer hastalarının bakımın kullanımının yaygınlaştırılması önerilmiştir. Anahtar kelimeler: katılımcı eylem araştırması, standart hemşirelik bakım planı, kronik karaciğer hastalığı, uluslararası hemşirelik terminolojisi, bakım
Hemşirelik öğrencilerinin insan onuruna ilişkin anlayış ve algıları
Hemşirelik mesleğinin temelini insan onuru kavramı oluşturmaktadır. Ancak, onur kavramı soyut, çok boyutlu, görünürlüğü ve ölçülebilirliği neredeyse olanaksız bir kavram olduğundan, hemşirelik uygulamalarında hasta onurunun korunmasına yönelik hemşirelik rol ve işlevlerini somut olarak ortaya koyabilmek oldukça güçtür. Bu durum, onur kavramının hemşirelik eğitim programlarında etkili bir şekilde ele alınmasını da güçleştirmekte, yalnızca teorik bilgi olarak tartışılmasına yol açmakta; insan ve hasta onurunun korunması hemşireliğin duyuşsal ve etik yönünün elzem bir öğesi olmasına karşın, bu anlayış ve yaklaşımın uygulamaya aktarılmasını güçleştirmektedir. Bu tanımlayıcı nitelikteki araştırmayla somut veriler neticesinde hemşirelik öğrencilerinin insan onuruna ilişkin algılarını belirlemek amaçlanmıştır. Araştırmanın etik kurul onayı ve idari izinler alındıktan sonra, Ankara'da Devlet ve Vakıf Üniversitelerinin Hemşirelik Lisans Programlarına kayıtlı öğrenciler ile yüz yüze anket aracılığıyla gerçekleştirilmesi, elde edilecek verilerin ise tanımlayıcı istatistiksel yöntemler ile analiz edilmesi planlanmıştır.
Ventrogluteal alana intramüsküler enjeksiyon uygulaması için artırılmış gerçeklik gözlüğü tasarımı- ventrosim
Tasarım tabanlı olarak gerçekleştirilen bu çalışmada ventrogluteal alanda enjeksiyon yer tespitinde kullanılacak artırılmış gerçeklik gözlüğü VentroSim'in prototipi geliştirilmesi amaçlanmıştır. VentroSim'in prototipinin geliştirilmesinde Şelale yöntemi (Analiz, Tasarım, Geliştirme, Test, Entegrasyon) kullanılmıştır. Araştırmanın Analiz basamağında 20 adet bilgisayarlı tomografi görüntüsü değerlendirilmiş, ventrogluteal alanın paralel düzlemde görüntülenebilmesini sağlayacak tahmini uzunluk ve açılar ile yazılımsal algoritma yapılandırılmıştır. Tasarım basamağında uygulamanın gereksinimleri belirlenmiş ve 7 basamaklı bir arayüze sahip tasarım oluşturulmuştur. Geliştirme basamağında, Unity 3D yazılım geliştirme ortamında, Magic Leap One kütüphaneleri kullanılarak yazılım geliştirilmiştir. Test basamağında iki uzman hemşire tarafından 15 katılımcı (30 sağ kalça, 30 sol kalça) üzerinde geleneksel V yöntemi ile VentroSim'in karşılaştırılmalı testleri gerçekleştirilmiştir. Çalışmada birinci ve ikinci hemşirenin VentroSim yöntemi ile tespit ettiği tüm enjeksiyon noktaları geleneksel yöntem (V yöntemi) ile bulunan üçgen alanının içinde kalmıştır. Hemşirelerin geleneksel yöntemle (V yöntemi) bulduğu enjeksiyon noktası ile VentroSim yöntemi ile bulduğu enjeksiyon noktası arasında sağ ve sol spina iliaka anterior superior'a uzaklık (cm), üçgenin tepesine olan uzaklık (cm) ve üçgenin tabanına olan uzaklık (cm) ölçümlerinin ortalamalarına göre istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık olduğu görülmüştür (p<0,05). Bu doğrultuda VentroSim'in prototipinin ventrogluteal alanda enjeksiyon noktasını tespit etmede başarılı olduğu sonucuna varılmıştır. VentroSim'in ventrogluteal alan enjeksiyon yer tespitinde daha geniş hemşire kullanıcı tarafından deneyimlendiği çalışmaların planlanması önerilmiştir.
Kişiselleştirilmiş hasta katılım planı'nın tip 2 diyabetli hastalarda diyabet yönetimine etkisinin incelenmesi
Bu randomize kontrollü çalışmada, Kişiselleştirilmiş Hasta Katılım Planı'nın (KHKP) tip 2 diyabetli bireylerde, diyabet yönetiminde tedaviye uyum, öz etkililik ve hasta katılımına etkisi incelenmiştir. İlk olarak KHKP'nin dil ve kapsam geçerliğini içeren Türkçe adaptasyonu ve ön uygulaması yapılmıştır. Ardından KHKP'nin diyabet yönetimine etkisi 26 Ocak - 29 Kasım 2021 tarihleri arasında, Hacettepe Üniversitesi Erişkin Hastanesi Endokrin Polikliniği'nde 51 katılımcı ile ön test-son test düzende paralel gruplu randomize kontrollü olarak incelenmiştir. Veriler Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği, Tip 2 Diabetes Mellitus Tedavisinde Hasta Uyum Ölçeği, Tip 2 Diyabet Hastalarında Diyabet Yönetimine İlişkin Öz Etkililik Ölçeği ve Hasta Katılımı Ölçeği ile toplanmıştır. Dahil edilme ölçütlerini karşılayan katılımcılar, random atama ile müdahale (n: 24) ve kontrol (n: 27) gruplarına atanmıştır. KHKP, dört hafta aralıklarla iki yüz yüze görüşme oturumunu, ilk görüşmeden iki hafta sonra gerçekleştirilen bir telefon görüşmesini ve katılımcıların yüz yüze görüşmeler arasındaki dört hafta boyunca kendi kendilerine uyguladığı ev tabanlı yazılı egzersizleri içermektedir. Müdahale grubuyla yapılan birinci yüz yüze görüşmede katılımcıların diyabet öyküsü alınmış, hasta katılımı kavramı açıklanarak bireye özgü bakım hedefleri belirlenmiş ve ev tabanlı alıştırmalar tanıtılmıştır. İkinci yüz yüze görüşmede bireylerin dört haftalık süreçteki yeni deneyimleri ile ev tabanlı alıştırmalar tartışılmış, kaydedilen gelişmelere ilişkin olumlu geribildirimler verilerek bakım hedefleri gözden geçirilmiş ve bireyler katılım planını sürdürmeye teşvik edilmiştir. İlk görüşmeden iki hafta sonra gerçekleştirilen on dakikalık telefon görüşmesinde ise, katılımcıların ev tabanlı alıştırmaları uygulama sürecindeki ilerlemeleri/yaşadıkları güçlüklere ilişkin geribildirimler alınmış ve motivasyonları desteklenmiştir. Ön test-son-testler müdahale grubuna birinci yüz yüze görüşmeden önce ve ikinci yüz yüze görüşmeden sonra uygulanmıştır. Kontrol grubundaki katılımcılara poliklinikte uygulanan rutin kontrollerin dışında herhangi girişim uygulanmamış olup, birinci ve dördüncü haftalarda ön test-son-test uygulanmıştır. Araştırma sonucunda müdahale grubundaki katılımcıların tedaviye uyum, öz etkililik ve hasta katılımı düzeyleri anlamlı ölçüde artmıştır. Bu sonuçlara göre, Kişiselleştirilmiş Hasta Katılım Planı'nın diyabet öz yönetim eğitimine ek bir yöntem olarak kullanılması ve polikliniklerde hasta takibine entegre edilmesi önerilmektedir.
Acil servis sağlık çalışanlarının aile tanıklı resüsitasyon uygulamasına ilişkin görüş ve deneyimleri
. Resüsitasyon işlemleri hastanın yaşamını sürdürmesi için sağlık ekibinin iş birliği ile başlatılan acil bakım müdahalelerinin tümünü kapsar. Aile tanıklı resüsitasyon, resüsitasyon alanında bir veya daha fazla aile üyesinin, görsel ve/veya fiziksel temas kurmalarını sağlayan bir yerde bulunmasıdır. Aile merkezli bakımın temellerine dayanan, günümüzde giderek yaygınlığı artan aile tanıklı resüsitasyon uygulaması, sağlık çalışanları için önemi giderek artan bir yaklaşım haline gelmektedir. Bu araştırma, acil servis sağlık çalışanlarının (hekim, hemşire, acil tıp teknisyeni-teknikeri, paramedik, sağlık memuru) aile tanıklı resüsitasyon uygulamasına ilişkin görüş ve deneyimlerinin incelenmesi amacıyla tanımlayıcı-kesitsel olarak, Ankara ili sınırları içinde T.C Sağlık Bakanlığı Eğitim ve Araştırma Hastaneleri bünyesinde çalışan 154 sağlık çalışanı üzerinde gerçekleştirilmiştir. Veriler araştırmacı tarafından "Tanıtıcı Özellikler Formu" ve "Aile Varlığı Risk-Yarar Ölçeği" aracılığıyla toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiksel analizler, örneklemler için t-testi, gerekli varsayımların sağlanmadığı durumlarda Mann-Whitney U testi ve Kruskall-Wallis testleri kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre; acil servis sağlık çalışanlarının %85,8'i hasta yakınlarının resüsitaston uygulamasına tanık olmadığını ifade etmiştir. Araştırmaya katılan sağlık çalışanları, resüsitasyon işlemlerinde aile tanıklığını şeffaflığın sağlanması açısından yararlı bulmasına karşın, aileler için travmatik bir uygulama olduğunu belirtmiş ve çalışmaya katılan sağlık çalışanlarının %96,8'i hasta yakınlarının bulunmaması gerektiğini ifade etmişlerdir. Sağlık çalışanlarının çoğunluğu hasta yakınlarının resüsitasyon işlemlerinde bulunması halinde sağlık ekibinin işleyişinin bozulacağı, şiddet/mobbing riskinin artabileceği ve ailenin işlemlere müdahale etme olasılığına dair endişelerini ifade etmişlerdir. Çalışmaya katılan sağlık çalışanları resüsitasyon işlemlerinde ailenin varlığını daha az yararlı ve daha fazla riskli bulmuşlardır. Acil servis sağlık çalışanları arasında hemşireler hekimlere göre, sağlık memurları acil tıp teknikeri/paramediklere göre ve KPR uygulama eğitimi olmayanlar olanlara göre aile tanıklı resüsitasyon uygulamasını daha az riskli ve yararlı bulmuşlardır. Aile tanıklı resüsitasyon uygulamasına ilişkin sağlık çalışanlarının risk algılarının azaltılması ve aileyi resüsitasyon işlemlerine davet etmenin önündeki engellerin kaldırması adına aile tanıklı resüsitasyon uygulamasına ilişkin politikalar geliştirilmesi, toplumun ve ailelerin farkındalığının arttırılması için gerekli bilgilendirmelerin yapılması, mesleki gelişim süreçlerinde uygulamanın eğitim müfredatların da yer alması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Aile, kardiyopulmoner resüsitasyon, kritik bakım, tanıklı resüsitasyon
Transisyonel bakım modeli: Açık kalp cerrahisi geçiren yaşlı hastalarda fonksiyonel bağımsızlık düzeyi ve yaşam kalitesi üzerine etkileri
Çalışma açık kalp cerrahisi geçiren yaşlı hastalarda Transisyonel Bakım Modeli doğrultusunda verilen hemşirelik bakımının; hastaların fonksiyonel bağımsızlık düzeyleri, yaşam kalitesi ile hastaneye tekrarlı başvuru ve yatış oranları üzerine etkilerini değerlendirmek amacıyla randomize, kontrollü müdahale çalışması olarak gerçekleştirilmiştir. Çalışma, Sağlık Bakanlığı- Abant İzzet Baysal Üniversitesi İzzet Baysal Eğitim ve Araştırma Hastanesi Fakülte Ünitesi Kalp-Damar Cerrahisi Kliniği'ne açık kalp ameliyatı olmak için yatan 60 ve üzeri yaş grubundaki hastalar ile Kasım 2017- Aralık 2018 tarihleri arasında yürütülmüştür. Çalışma örneklemini bilgisayar destekli randomizasyonla seçilmiş 32 müdahale ve 32 kontrol olmak üzere toplam 64 hasta oluşturmuştur. Müdahale grubunda yer alan hastalara, kliniğe yatışlarından taburculuk sonrası dokuz haftaya kadar Transisyonel Bakım Modeli temel alınarak bakım verilmiştir. Model kapsamında müdahale grubunda yer alan hastaların aldığı hizmetler, multidisipliner iş birliği ile bakımını, taburculuk sonrası dört ev ziyaretini ve hasta/yakınının gereksinimleri doğrultusunda verilen telefonla danışmanlık hizmetlerini içermiştir. Kontrol grubunda yer alan hastalar standart bakım hizmetlerini almışlardır. Verilerin toplanmasında tanıtıcı bilgiler formları, Otonomi Değerlendirme Ölçeği, SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği, Taburculuk Sonrası Hastaların Hastaneye Tekrarlı Başvuru İzlem Formu kullanılmıştır. Araştırma verileri, hastanın kliniğe kabulünün ilk günü ile hastanın hastaneden taburculuğundan sonra 9. hafta ve 6. aylarında toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler, Bağımsız Örneklem t Testi, Tek Yönlü Varyans Analizi ve Ki-Kare kullanılmıştır. Çalışmada müdahale grubunda yer alan hastaların taburculuk sonrası 9. hafta izlemlerindeki Otonomi Değerlendirme Ölçeği puan ortalamalarının ve SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği alt boyutları puan ortalamalarının kontrol grubunda yer alan hastalara göre istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Ayrıca kontrol grubunda yer alan hastaların taburculuk sonrası izlem sürecinde (6 ay) hastaneye tekrarlı başvuru ve yatış oranlarının müdahale grubunda yer alan hastalara göre istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek olduğu bulunmuştur (p<0,05). Çalışmada Transisyonel Bakım Modeli kapsamında sunulan bakım hizmeti uygulamalarının hastaların fonsiyonel bağımsızlık düzeylerini ve yaşam kalitesi düzeylerini arttırdığı; hastaların taburculuk sonrası hastaneye başvuru ve tekrarlı yatış oranlarını azaltmada etkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Çalışmadan elde edilen bulgular doğrultusunda, Transisyonel Bakım Modeli'nin cerrahi işlem geçirecek olan yaşlı hasta grubunun hemşirelik bakım uygulamalarında kullanılması önerilmiştir. Anahtar kelimeler: Transisyonel Bakım Modeli, kalp cerrahisi, hemşirelik bakımı, otonomi, yaşam kalitesi, yaşlı birey.
Hemşirelik eğitiminde ters yüz sınıf öğretim yönteminin öğrenci başarısına etkisi.
Bu araştırma, hemşirelik eğitiminde Ters-Yüz sınıf öğretim yönteminin öğrenci başarısına etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini 2017-2018 Öğretim Yılı Güz Dönemi'nde Çankırı Karatekin Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Fakültesi, Hemşirelik Bölümü, "Hemşirelikte Liderlik" dersini alan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 40 öğrenci oluşturmuştur. Araştırmanın birinci grubunu, Ters Yüz Sınıf öğretim yöntemi ile öğrenim gören 20 öğrenci, ikinci grubunu ise sınıf içi öğretim yöntemi ile öğrenim gören 20 öğrenci oluşturmuştur. Ancak, sınıf içi öğretim yöntemi grubunda 1 öğrenci, kişisel nedenlerden dolayı, okula ve bu derse devam etmediğinden dolayı, çalışma 19 öğrenci ile tamamlanmıştır. Veriler, "Tanıtıcı Bilgiler Formu", "Mevcut Uygulamaya İlişkin Görüş Formu", Ters-Yüz sınıf öğretim yöntemine ilişkin öğrenci görüşlerini belirleme formu ve "Öğrenme Çıktılarını Ölçme Araçları" aracılığı ile toplanmıştır. Araştırmadan elde edilen sonuçlara göre, ödev, final ve ders başarı notu açısından Ters Yüz Sınıf grubu puanlarının, kontrol grubunun puanlarına göre anlamlı düzeyde yüksek olduğu saptanmıştır. Ödev ve final puanları açısından, öğrenci başarısı yüksek bilişsel seviyeleri (uygulama-1-2, sentez-2, analiz) değerlendiren basamaklarda, TYSÖY'de SİÖY'e göre anlamlı düzeyde yüksek puanlar elde edilmiştir. Öğrenciler, "esnekliğin sağlanması" hakkında olumlu; "sistem alt yapısı sorunları" hakkında olumsuz görüş bildirmişlerdir. Araştırma sonuçları doğrultusunda, Ters Yüz Sınıf öğretim yönteminin, öğrencilerin temel kavramları öğrenmelerinde kullanılabilecek bir yöntem olduğu ve öğrencilerin kendi kendilerine öğrenme deneyimi ve sorumluluğu elde edebilmeleri için, yöntemin diğer hemşirelik lisans derslerine de entegre edilmesi önerilmektedir.
Hemşirelerin duygusal emek davranışları ve duygusal emeğe ilişkin görüşlerinin incelenmesi
Hizmet sektöründe tüm çalışanların müşterilerle ilişkilerinde profesyonel tutum sergilemeleri ve duygularını yönetmeleri beklenmektedir. Sağlık sektöründe hastalarla en yakın ve uzun süreli ilişki içinde olan ve sağlık ekibi içinde en geniş kitleyi oluşturan grup hemşirelerdir. Bu araştırma, tanımlayıcı olarak hemşirelerin duygusal emek davranışlarının ve duygusal emeğe dair görüşlerinin incelenmesi amacıyla, Ankara ili Büyükşehir Belediyesi sınırları içinde T.C. Sağlık Bakanlığına bağlı devlet hastaneleri ile eğitim ve araştırma hastanelerinde çalışan 219 hemşire üzerinde gerçekleştirilmiştir. Veriler araştırmacı tarafından "Hemşirelerin Sosyo-demografik Özellikleri Formu" ve "Hemşireler için Duygusal Emek Davranışı Ölçeği" aracılığıyla toplanmıştır. Verilerin çözümlenmesinde tanımlayıcı istatistiksel analizler, ilişkili ve ilişkisiz örneklemler için t-testi, tek yönlü varyans analizi ve Pearson Momentler Çarpımı Korelasyon Katsayısı kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre; hemşirelerin çoğunluğu hastalara bakım verirken duygusal olarak etkilendiklerini, ancak duygularını kontrol ederek profesyonel davranmaya çalıştıklarını belirtmektedir. Hemşirelerin yarıdan fazlası ise duygularını kontrol etme konusunda yöneticilerinin beklentisi olduğunu ifade etmiştir. Bu araştırma kapsamında Duygusal Emek Davranışı Ölçeğinin geneli ve alt boyutlarının iç tutarlılığı yüksek bulunmuştur (Ölçek Cronbach α katsayısı 0,935). Hemşirelerin ölçek genelinden aldıkları ortalama puan ortalaması 3,94 olarak hesaplanmıştır. Derinlemesine ve samimi davranış alt boyutları arasında anlamlı bir fark bulunmazken (p>0,05), yüzeysel ve derinlemesine davranış boyutları arasında anlamlı bir farklılık bulunmaktadır (p<0,05). Diğer bir deyişle, hemşirelerin derinlemesine duygusal emek puanları, yüzeysel duygusal emek puanlarından anlamlı düzeyde daha yüksektir. Hasta bakımı sırasında duygusal olarak etkilendiğini belirten hemşirelerin diğerlerine göre daha fazla duygusal emek davranışı sergilediği saptanmıştır. Araştırmada ayrıca, hemşirelerin sarf ettikleri duygusal emeğin hemşire yöneticiler ve eğitimciler tarafından dikkate alınması gerektiği belirtilerek önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Sağlık hizmetleri, hemşirelik, duygusal emek, hemşirelikte duygusal emek.
Hasta güvenliğine yönelik dillendirme anketinin Türkçe'ye uyarlanması, geçerlilik ve güvenirlik çalışması
Bu çalışma, orijinal dili Almanca olan ve İsviçre'de geliştirilen, Hasta Güvenliğine Yönelik Dillendirme Anketi'nin Türkçe' ye uyarlanması, geçerlik ve güvenirlik çalışmalarının yapılması amacıyla metodolojik tipte yürütülmüştür. Anket, alt boyutları olan iki ölçek içermekte ve toplamda 8 alt boyut, 32 maddeden oluşmaktadır. Anketin Almanca' dan Türkçe' ye uyarlanması için çeviri-geri çevirileri tamamlanarak dil geçerliği sağlanmıştır. Uzman paneli için 6 uzmandan görüş alınmış, kapsam geçerlik indeksi: 1.00 olarak hesaplanmıştır. Çalışmanın örneklemini Gazi Üniversitesi Hastanesi Sağlık Uygulama Ve Araştırma Merkezi tüm birimlerinde görev yapmakta olan 170 hemşire ve 163 hekim olmak üzere 333 sağlık profesyoneli oluşturmuştur. Anketin yapı geçerliğinin incelenmesinde açıklayıcı faktör analizi ve doğrulayıcı faktör analizi ankette bulunan Dillendirme ile İlişkili Davranışlar Ölçeği ve Dillendirme ile İlişkili İklim Ölçeği için ayrı ayrı uygulanmıştır. Kaiser-Meyer-Olkin değeri her iki alt ölçek için yeterli bulunmuştur(0,834 ve 0,881). Bartlett Küresellik Testi her iki alt ölçek için (p<0,05) anlamlı bulunmuştur. Temel Bileşenler Analizi ve Varimax döndürme yöntemleri kullanılarak ile yapılan açıklayıcı faktör analizine göre tüm faktör yüklerinin 0,3 ten fazla olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Toplam açıklanan varyans değeri Dillendirme ile İlişkili Davranışlar Ölçeği için % 77,856, Dillendirme ile İlişkili İklim Ölçeği için % 76,009 olarak bulunmuştur. Doğrulayıcı faktör analizi sonuçları doğrultusunda uyum indeksleri yeterli bulunmuştur. Cronbach alfa (α) değerleri alt boyutlar ve alt ölçekler için 0,770 ve 0,919 arasında hesaplanmış ve Cronbach alfa (α) değerleri tüm alt boyutlar için güvenilir bulunmuştur. Test tekrar test sonuçları (r=0,987) ve (r=0,991) arasında ve yüksek düzeyde anlamlı bulunmuştur(p<0,05). Yapılan analizlerin nihai sonucunda anketten herhangi bir madde çıkartılmamıştır. Sonuç olarak bu çalışma, Hasta Güvenliğine Yönelik Dillendirme Anketi'nin Türkiye'deki sağlık hizmetleri bağlamında kullanılabilecek geçerli ve güvenilir bir araç olduğunu ortaya koymuştur.
Yeni mezun hemşirelerin mesleki yetkinlikleri ile hemşirelik bakımı algıları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Sağlık hizmeti sunan hemşirelerin,sunduğu bakımı güvenli ve etik olarak uygulayabilmesi için bilgi, beceri, yetenek ve kritik düşünme yönlerinden yetkin olması gerekmektedir. Bu araştırma, yeni mezun hemşirelerin hemşirelik bakım algıları ve mesleki yetkinlikleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla tanımlayıcı ilişkisel bir çalışma olarak yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini, "2019-2020 Eğitim-Öğretim" yılında Ankara'da dört kamu üniversitesinden mezun 249 yeni mezun hemşire oluşturmuştur. Araştırmada yeni mezun hemşirelerin bakım algılarının değerlendirilmesi amacıyla Bakım Davranışları Ölçeği (BDÖ), yetkinlik düzeylerinin değerlendirmek amacıyla Hemşirelik Öğrencileri Yetkinlik Ölçeği (HÖYÖ) kullanılmıştır. Çalışma sonucunda yeni mezun hemşirelerin bakım algılarının ve mesleki yetkinliklerinin iyi düzeyde olduğu bulunmuştur. Yeni mezunların bakım algılarının "tıbbi bakım verme/alma deneyimine sahip olan, hemşirelik mesleğini isteyerek seçen, pandemi sürecinde mesleki oryantasyonda sorun yaşamayan ve alınan mesleki eğitimin içeriğinin yeterli olduğunu düşünen" grupta daha olumlu yönde etkilendiği bulunmuştur. Diğer yandan yeni mezun hemşirelerin mesleki yetkinliklerinin "kadın cinsiyete sahip olma, daha önce tıbbi bakım verme deneyimine sahip olma, hemşirelik mesleğini isteyerek seçme ve alınan mesleki eğitimin içeriğinin yeterli olduğunu düşünme" faktörlerinden olumlu yönde etkilediği saptanmıştır. Yeni mezun hemşirelerin bakım algıları ile yetkinlik düzeyleri arasında pozitif yönde orta derecede bir ilişkinin olduğu bulunmuştur. Bu çalışma sonucunda yeni mezun hemşirelerin bakım algılarının ve yetkinliklerinin eğitim sürecinde incelenmesi önerilmektedir.
Yoğun bakım hemşirelerinin COVID-19 sürecine ilişkin görüş ve deneyimleri
Araştırma, yoğun bakımda çalışan hemşirelerin, Covid-19 pandemi sürecine ilişkin görüş ve deneyimlerini incelemek amacıyla tanımlayıcı, kesitsel nitelikte gerçekleştirilmiştir. Araştırma Sağlık Bilimleri Üniversitesi Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde bulunan 7 Covid-19 Yoğun Bakım Ünitesi'nde görev yapan toplam 125 hemşire ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmada veriler, araştırmacılar tarafından oluşturulan Covid-19 Sürecinde Yoğun Bakım Hemşirelerinin Görüş ve Deneyimlerine Yönelik Anket Formu aracılığı ile toplanmıştır. Araştırmadan elde edilen veriler tanımlayıcı istatistikler ve kategorik değişkenler arasında ilişkinin incelenmesi için ki kare testi kullanılarak analiz edilmiştir. Açık uçlu sorulara verilen cevaplar, benzer ifadeler içerik analizi yapılarak gruplandırılmış, sayı ve yüzdelikler yoluyla sayısallaştırılmış; anlamlı ifadeler alıntılar yapılarak gösterilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre katılımcıların %86,4'ü, aile üyelerinin %76,8'i Covid-19 hastalığına yakalanmış olup, hemşirelerin %15,2'si bu sebeple aile üyelerinden bir kişiyi kaybetmiştir. Covid-19 yoğun bakım ünitelerinde Covid-19 pozitif hastalara bakım veren hemşirelerin %72,0'ının fiziksel bir sorun/sıkıntı yaşadığı belirlenmiş; çoğunlukla yorgunluk, kas-eklem ağrısı, halsizlik, uyku bozukluğu, baş ağrısı sorunları olduğunu belirtmişlerdir. Hemşirelerin %81,6'sının ruhsal veya psikolojik açıdan tükenmişlik, stres, yakınlarına enfeksiyon bulaştırma korkusu, enfekte olma korkusu, genel anksiyete ve depresyon sıkıntıları yaşadıkları belirlenmiştir. Mesleki/çalışma yaşamlarına dair sorun yaşayan %80,8 katılımcı en sık sorunları personel eksikliği, ağır iş yükü, uzun çalışma saatleri ve araç-gereç/donanım eksikliği olarak bildirmişlerdir. Katılımcıların %83,2'si sosyal-ekonomik sıkıntı yaşadıklarını; %54,4'ü ise bakım verirken eksiklik ya da yetersizlik hissi yaşadıklarını bildirmişlerdir. Çalışma sonunda ağır koşullar altında yoğun olarak çalışan hemşirelerin deneyim ve sorunlarının göz önünde bulundurularak çalışma yaşamlarında oluşan risklere karşı önlemler alınması önerilmektedir.
Kolcaba'nın konfor kuramına temellendirilen hemşirelik bakımının, yoğun bakım hastalarının konfor, memnuniyet ve uyku kalitesine etkisi
Araştırma, Kolcaba'nın Konfor Kuramı'na temellendirilen hemşirelik bakımının, yoğun bakım hastalarının konfor, memnuniyet ve uyku kalitesi üzerine etkisini incelemek amacıyla ön test-son test-kontrol gruplu deneysel tasarım türünde gerçekleştirildi. Araştırmanın evrenini, araştırmanın yapıldığı tarih aralığında araştırmanın yapılacağı üniversite hastanesindeki koroner yoğun bakım ünitesine yatışı kabul edilen 278 hasta, örneklemi ise Nisan 2023-Temmuz 2023 tarihleri arasında araştırmaya katılmayı kabul eden 40 deney ve 40 kontrol grubu toplam 80 hasta oluşturdu. Araştırmanın verileri; Hasta Bilgi Formu, Genel Konfor Ölçeği (GKÖ), Newcastle Memnuniyet Ölçeği (NMÖ), Richard-Campbell Uyku Ölçeği (RCUÖ) ve Konfor Davranışları Kontrol Listesi (KDKL) ile toplandı. Deney grubunda yer alan hastalara yoğun bakım ünitesinde kaldıkları süre boyunca Kolcaba'nın Konfor Kuramı'na temellendirilmiş hemşirelik bakımı uygulandı. Bu doğrultuda konfor odaklı bakım gereksinimleri rehber alınarak, hastanın hedeflere/beklenen sonuçlara ulaşmasını sağlamak amacıyla bireye özgü hazırlanan bakım planları yoğun bakım hemşireleri ile birlikte uygulandı. Kontrol grubunda bulunan hastalara ise yoğun bakım hemşireleri tarafından rutin (alışılagelmiş) bakım uygulandı. İstatistiksel analizler için SPSS 26 programı kullanıldı. Deney ve kontrol grubu demografik ve hastalık özellikleri açısından homojen olup, gruplar arası ön-test GKÖ, NMÖ, KDKL, RCUÖ ve ağrı düzeyi puan ortalamaları arasında anlamlı farklılık olmadığı saptandı. Deney grubunun ön-test değerlendirmesine göre; son-test GKÖ toplam ve alt boyut puanlarındaki artışın yüksek olduğu (p<0,001); son-test NMÖ toplam puanlarının arttığı (p<0,001); son-test RCUÖ toplam puanlarının arttığı (p<0,001); son-test KDKL toplam puanlarının arttığı (p<0,001) saptandı. Deney ve kontrol grupları arasında GKÖ, NMÖ, KDKL, RCUÖ ve ağrı düzeyinde anlamlı farklılığın olduğu saptandı (p<0,001). Deney grubunun; ağrı düzeyi son-test puan ortalamaları arasında da anlamlı farklılık olduğu (p<0,001) ve deney grubundaki bireylerin kontrol grubundakilere göre daha düşük ağrı düzeyi skorlarına sahip oldukları belirlendi. Sonuç olarak, Kolcaba Konfor Kuramı'na temellendirilerek verilen hemşirelik bakımının, yoğun bakım hastalarının konfor, memnuniyet ve uyku kalitesine olumlu etkisinin olduğu saptandı.
Yoğun bakım ünitesinde yatan hastaların çevresel stresör ve bireyselleştirilmiş bakım algılarının incelenmesi
Araştırma, yoğun bakım hastalarının çevresel stresör ve bireyselleştirilmiş bakım algılarını belirlemek amacı ile tanımlayıcı ve ilişki arayıcı türde planlandı. Araştırmanın örneklemini, Manisa'da bir şehir hastanesinin yoğun bakım ünitelerinde yatarak tedavi gören, 18 yaş ve üzeri araştırmaya dahil etme kriterlerine uyan 190 hasta oluşturdu. Verilerin toplanmasında, Hasta Bilgi Formu", "Yoğun Bakım Ünitesinde Çevresel Stresörler Ölçeği (YBÜÇSÖ)" ve "Bireyselleştirilmiş̧ Bakım Skalası-B (BBSB)" kullanıldı. Hastaların yaş ortalamasının 62,52±13,17 yıl, %51,1'inin (n=97) kadın olduğu, yoğun bakım ünitesinde yatış süresi ortalamasının 1,28±0,45 gün, %42,6'sının (n=81) 2.basamak yoğun bakım ünitesinde olduğu, %35,8'nin (n=68) yoğun bakımda yatış nedeninin kalp ve damar hastalıkları olduğu saptandı. Hastaların YBÜÇSÖ toplam puan ortalaması 109,27±19,19, BBSB puan ortalaması 2,64±0,81 idi. BBSB alt boyut puan ortalamalarının "Karar Verme Kontrolü" (3,05±0,92), "Klinik Durum" (2,85±1,15) ve "Kişisel Yaşam Durumu" puan ortalaması (1,65±0,91) olduğu saptandı. Bazı bireysel ve hastalık özelliklerinin, bu puan ortalamalarını etkilediği belirlendi. Hastaların YBÜÇSÖ toplam puan ortalaması ile BBSB toplam, "Klinik Durum" ve "Karar Verme Kontrolü" alt boyut madde puan ortalamaları arasında çok zayıf düzeyde, negatif yönlü anlamlı bir ilişki bulundu (p ˂ 0,05). Sonuç olarak, hastaların çevresel stresör algılarının ortalamanın üzerinde, bireyselleştirilmiş bakım algılarının orta düzeyde olduğu ve aralarında negatif yönde bir ilişki bulunduğu, bazı bireysel ve hastalık özelliklerinin bu algıları etkilediği görüldü.
Mekanik ventilasyon desteğindeki hastalara uygulanan iki farklı yatak banyosunun yaşam bulgularına etkisi: Randomize kontrollü çalışma
Bu araştırma, yoğun bakım ünitesinde mekanik ventilasyon desteğinde olan hastalara geleneksel yatak banyosu ve tek kullanımlık mendille silme banyosu olmak üzere uygulanan iki farklı yatak banyosunun; hastaların yaşam bulgularına etkisini değerlendirmek amacıyla, randomize kontrollü deneysel çalışma türünde gerçekleştirildi. Araştırma, Mart–Haziran 2023 tarihleri arasında İstanbul ili Avrupa yakasında bulunan bir hastanenin Erişkin Yoğun Bakım Üniteleri'nde gerçekleştirildi. Araştırma örneklemini dahil edilme kriterlerine uygun 50 deney ve 50 kontrol grubu olmak üzere toplam 100 hasta oluşturdu. Hastaların banyodan hemen önce, banyo sırasında ve banyodan 30 dakika sonra yaşam bulguları kaydedildi. Verilerin toplanmasında "Hasta Bilgi Formu" ve "Yaşam Bulguları Takip Formu" kullanıldı. Veriler SPSS 26.0 programı kullanılarak analiz edildi. Hastaların %57'sinin erkek olduğu, yaş ortalamasının 65.03±17,28 yıl olduğu, %88'inin daha önce hastaneye yattığı ve %89'unun kronik hastalığı bulunduğu saptandı. Uygulanan geleneksel ve tek kullanımlık mendille silme banyo yöntemlerinde, banyo sırasında ve banyodan 30 dakika sonra ölçülen yaşam bulgularının tamamında (kan basıncı, nabız, solunum, beden sıcaklığı) istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar bulunduğu (p<0.001) ancak iki yöntem birbiri ile karşılaştırıldığında aralarında anlamlı fark olmadığı saptandı (p>0.05). Her iki banyo türünde de banyo sonrasında satürasyon ölçüm değerleri, APACHE II, verilen havadaki oksijen miktarı (FiO2) ve mekanik ventilasyon modunda anlamlı bir değişimin olmadığı görüldü (p>0.05). Tek kullanımlık mendille silme banyo yönteminin geleneksel banyo yöntemine göre daha uzun sürdüğü aradaki farkın anlamlı olduğu saptandı (p<0.05). Sonuç olarak, yoğun bakım da mekanik ventilasyon desteğindeki hastalara uygulanan her iki tür yatak banyosunun da yaşam bulgularını etkilediği ancak banyo türüne göre yaşam bulguları değerlerinde farklılık olmadığı saptandı. Bu nedenle bireyin gereksinimlerine göre seçilecek her iki banyo türünde de yaşam bulguları yakından takip edilmelidir. Ayrıca, banyonun yararları ve fizyolojik parametreler üzerine etkisi hakkında eğitim programlarının düzenlenmesi, daha büyük örneklemde iki banyo yönteminin karşılaştırılmasına yönelik çalışmaların artırılması önerilebilir.
Perkütan koroner girişim sonrası hastalara uygulanan modifiye supine yatış pozisyonunun üriner boşaltım üzerine etkisi
Amaç: Araştırma, PKG sonrası hastalara uygulanan modifiye supine yatış pozisyonunun üriner boşaltım üzerine etkisini belirlemek amacıyla randomize kontrollü deneysel tasarım olarak planlandı. Yöntem: Araştırma evrenini, İstanbul ilinde Sağlık Bakanlığına bağlı bir şehir hastanesinin anjiyo servisinde yatan, PKG uygulanan hastalar oluşturdu. Örneklemi ise, araştırmaya dahil edilme kriterlerine uyan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 64 hasta oluşturdu. Araştırmayı katılan hastalardan kontrol grubunda olanlar için; PKG sonrası sırtüstü yatmayı içeren standart klinik prosedür (0 derece sırt üstü düz yatış), deney grubundaki hastalar için ise, PKG sonrası 6 saat boyunca modifiye sırtüstü pozisyonu içeren hemşirelik girişimi uygulandı. Araştırma verileri; Hasta Bilgi Formu, Standardize Mini Mental Test (SMMT), PKG Sonrası Hasta İzlem Bilgileri Formu, Görsel Kıyaslama Ölçeği (GKÖ), Görsel Kıyaslama Ölçeği -Anksiyete (GKÖ-A), mesane günlüğü, taşınabilir bir ultrason cihazı ve idrar ölçüm kabı ile toplanmıştır. Bulgular: Deney ve kontrol gruplarına göre; hastaların bireysel özellikleri, tıbbi tanıları ile ilgili özellikleri ve SMMT puanları anlamlı fark göstermedi. Deney ve kontrol gruplarına göre hastaların PKG sonrası ilk işemeye kadar su içme sürelerinin, ilk işemeye kadar içilen su miktarlarının ve ilk sıkışma zamanlarının benzer olduğu ve gruplar arasında anlamlı fark olmadığı belirlendi (p>0,05). Deney grubunda ilk işeme süresi ortalamasının ve ultrasonografi (USG) ile belirlenen ilk işeme sonrası mesanede kalan idrarın deney grubu lehine anlamlı olarak daha kısa olduğu (p<0,05) saptandı. Deney ve kontrol grupları arasında, 1. ve 5. saatlerdeki çıkan sıvı miktarlarındaki farkın, deney grubu lehine (yaklaşık 60-70 ml fark) olduğu görüldü (p<0,05). Sonuç: Araştırmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda; PKG sonrası modifiye supine yatış pozisyonunun, hastaların 6 saate kadar üriner fonksiyonlarında olumlu etkiye sahip olduğu; ancak uzun süreli etkilerinin incelenmesi için daha geniş örneklem gruplarında ve izlemli çalışmaların yapılması önerilir.
İnkontinansla ilişkili dermatitin önlenmesine ilişkin tutum ölçeği'nin türkçe geçerlik ve güvenirliği
Araştırma, orjinal ismi "Attitude Towards the Prevention of Incontinence‐Associated Dermatitis Instrument (APrIAD)" olan "İnkontinansla İlişkili Dermatitin Önlenmesine İlişkin Tutum Ölçeği (İİDÖİTÖ)"nin Türkçe geçerliliğini ve güvenirliğini test etmek amacıyla gerçekleştirildi. Araştırmanın evrenini araştırmanın yapıldığı vakıf üniversite hastanesinde, yatan hasta servislerinde ve yoğun bakım ünitelerinde çalışan 496 hemşire, örneklemini ise hemşire olarak en az 1 yıllık deneyimi olan ve araştırmaya katılmaya gönüllü olan 252 hemşire oluşturdu. Araştırmanın verileri Hemşire Tanıtıcı Özellikleri Formu, İİDÖİTÖ ve Genel Öz Yeterlik Ölçeği kullanılarak elde edildi. İstatistiksel analizler için SPSS 28.0 ve Smart-PLS kullanıldı. Ölçeğin geçerlik ve güvenirliğinin değerlendirilmesinde doğrulayıcı faktör analizi ve PLS-SEM yöntemi uygulanarak yol analizi yapıldı. Modelde geçerlik ve güvenirlik kapsamında Cronbach's alpha (CA), Birleşik Güvenirlik (CR), Heterotrait-Monotrait Oranı (HTMT), Çıkarılan Ortalama Varyans (AVE), Varyans Artış Faktörü (VIF) değerleri incelendi. Anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edildi. Ölçeğin dil geçerliliği DSÖ'nün "Kültürlerarası Ölçek Uyarlama Aşamaları, Dil ve Kültür Uyarlaması Rehberi"ne göre gerçekleştirildi. Ölçeğin Türkçe formunun CA değerinin 0,63, faktörlerin CR katsayılarının 0,70'in üzerinde ve her bir maddeye ait faktör yükünün 0,30'un üzerinde olduğu belirlendi (p<0,05). Faktörlerin AVE katsayıları 0,42 ile 0,76 arasında değişmekteydi ve tüm faktörlerin CR değerinin AVE değerinden büyük olduğu saptandı. Ayırt edici geçerlik kapsamında değerlendirilen HTMT değerinin ise her bir faktör için 0,90'dan küçük olduğu bulundu. Eş zaman geçerliğinin test edilmesinde kullanılan GÖYÖ ile İİDÖİTÖ arasında düşük düzeyde ve anlamlı olmayan bir ilişki saptandı (p>0,05). Test-tekrar test yönteminde ilk uygulama ile 4 hafta sonra elde edilen puan arasında fark görülmedi (p>0,05).VIF değerleri 5'in altındaydı. Bu doğrultuda ölçeğin Türkçe formunun geçerli ve güvenilir olduğu belirlendi. Sonuç olarak, "İİDÖİTÖ"nün Türkiye'de hemşire örnekleminde geçerli ve güvenilir bir ölçek olduğu bulundu. Ölçeğin gücünü ortaya koymaya yönelik daha geniş bir popülasyonla tekrar test edilmesi önerilir.
Böbrek nakli olan hastalarda ilaç uyumsuzluğu nedenlerinin belirlenmesi
Araştırma, böbrek nakli olan hastaların ilaç uyumsuzluğu nedenlerinin belirlenmesi amacı ile tanımlayıcı türde gerçekleştirildi. Araştırmanın evrenini; bir özel üniversite hastanesi Organ Nakli Polikliniği'nde takip edilen tüm hastalar (N=450), örneklemini ise 18-65 yaş arası, nakil sonrası 3 ay geçen, okuma-yazma bilen, duyusal/işitsel engeli olmayan, araştırmaya katılmaya istekli ve onam alınan 120 hasta oluşturdu. Verilerin toplanmasında; "Hasta Tanıtıcı Bilgi Formu", ilaç uyumunun değerlendirilmesinde "Adherence Scale with Knowledge (ASK-20)'' ve "Medication Adherence Report Scale-5/İlaç Uyumu Bildirim Ölçeği (İUBÖ)", yaşam kalitesininin değerlendirilmesinde "Yaşam Kalitesi Ölçeği-5 Boyut (EQoL-5D-3L)" kullanıldı. Verilerin analizi, IBM SPSS®22.0 programında tanımlayıcı, ilişki arayıcı ve karşılaştırmalı istatistikler kullanılarak gerçekleştirildi. Böbrek nakli hastaların İUBÖ puan ortalamasının 23.16±2.83 olduğu ve %37.5'inin ilaç uyumsuzluğu olduğu saptandı. EQoL-5D-3L VAS puan ortalamasının ise 79,5±8,43 (min=40-maks=90) olduğu belirlendi. İUBÖ ile EQoL-5D-3L arasında negatif yönde, anlamlı ilişki olduğu görüldü (r=-0,203;p0,05). Hastaların %59,2'si erkek, %69,20'si evli, yaş ortalamasının 40.50±11.92 yıl ve nakil sonrası geçen süre ortalamasının 17,3±15,61 ay olduğu belirlendi. Yaş arttıkça (r=-0,210;p0,05), çocuk sayısı arttıkça (r=-0,270;p0,05), nakil üzerinden geçen süre arttıkça İUBÖ puanlarının azaldığı (r=-0,313;p<0,001) belirlendi. Dil ve içerik geçerliği yapılan ASK-20 ölçeğinin, yapı geçerliği adımında Kaiser-Meyer-Olkin testi değeri 0,50 altında olduğu için (0,314) faktör analizine uygun olmadığı görüldü. Bu araştırmada yaşın (p<0,05) ve nakil üzerinden geçen sürenin (p<0,001) artmasının, ilaç uyumsuzluğunu arttırdığı belirlendi. Erkek olmanın, evli olmanın, çocuk sahibi olmanın, nakil sonrası emekli olmanın, ilaç kullanımına yardımcı yakını olmanın, ulaşım/önemseme/unutma nedeni ile randevuyu aksatmanın, ilaçlarını bilmemenin, ilaçlarını bırakmanın ilaç uyumsuzluğu üzerinde etkili değişkenler olduğu görüldü. Ayrıca ilaç uyumu arttıkça yaşam kalitesinin arttığı belirlendi. Sonuç olarak; hastalara verilen eğitimin sık aralarla tekrarlanması ve ilaç kullanımında yaşanılan zorlukların belirlenerek bireye özgü danışmanlık verilmesi önerilir. İlaç uyumu hakkında eğitimin kalıcılığını arttırmak ve buna bağlı olarak yaşam kalitesini arttıracak hemşirelik girişimlerin planlanması önerilmektedir.
Nonvasküler girişimsel radyoloji tedavisi uygulanan hastalara verilen eğitimin hastaların anksiyete düzeylerine etkisi
Bu araştırma nonvasküler girişimsel radyoloji tedavisi uygulanan hastalara verilen eğitimin hastaların anksiyete düzeylerini belirlemek amacıyla ön test- son test gruplu prospektif ve deneysel türde gerçekleştirildi. Araştırmanın örneklemini, bir Şehir Hastanesi'nde Girişimsel Radyoloji Polikliniği'nde Ekim 2022- Mart 2023 tarihleri arasında nonvasküler girişimsel radyoloji tedavisi uygulanan, araştırma kriterlerine uyan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 144 hasta oluşturdu. Araştırmanın verileri Kişisel Bilgi Formu, Durumluk-Süreklilik Kaygı Ölçeği kullanılarak elde edildi. Randomizasyon yöntemi ile grubu belirlenen hastaya, işlem öncesi Durumluk-Süreklilik Kaygı Ölçeği uygulandı. İşlem sonrasında hemşire (araştırmacı) tarafından kontrol grubundaki hastalara klinikte uygulanan sözlü eğitim verilirken, deney grubundaki hastalara yapılandırılmış yazılı eğitim (kitapçık doğrultusunda) verildi. Eğitim kitapçığı literatürdeki bilgiler kılavuzluğunda hazırlanarak 11 tane uzman görüşü DISCERN ölçeği kullanılarak değerlendirildi. Verilerin analizinde lisanslı SPSS 29.0 programı kullanıldı. Araştırmadaki veriler Independent Sample T Testi, One Vay ANOVA, Manova testi ile Repeated Manova Testi ile analiz edildi. Verilerin analizi sonucu hastaların %58,3'ünün erkek ve yaş ortalamalarının 58,35±14,72 yıl olduğu saptandı. Deney ve kontrol grubundaki hastaların cinsiyet, eğitim durumu, meslek, medeni durum, sigara ve alkol kullanımı dağılımı karşılaştırıldığında grupların homojen dağılım gösterdiği (p>0,05); kontrol grubundaki hastaların süreklilik anksiyete düzeyi ön test puanının 43,90±8,35 (orta düzey) ve deney grubundaki hastaların ise ön test puanının 42,24±9,15 (orta düzey) olduğu; deney ve kontrol grubu ön test süreklilik anksiyete düzeyi karşılaştırıldığında anlamlı farklılık olmadığı (p>0,05) belirlendi. Kontrol grubundaki hastaların durumluk anksiyete düzeyi ön test puanının 43,37±9,65 (orta düzey) son test puanının 40,73±10,58 (orta düzey) olduğu saptandı. Deney grubundaki hastaların ise, durumluk anksiyete düzeyi ön test puanı 42,75±11,25 (yüksek düzey) iken son test puanı 33,32±9,95 (düşük düzey) olduğu saptandı. Deney grubundaki azalma istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,001). Sonuç olarak "Nonvasküler girişimsel radyoloji uygulanan yapılandırılmış eğitim verilen hastaların durumluk anksiyete düzeyi, klinikte uygulanan sözlü eğitim verilen hastaların durumluk anksiyete düzeyine göre daha düşüktür" hipotezi kabul edildi.
Pediatrik hastalarda timpanik yolla beden sıcaklığı ölçümünde kulak kepçe pozisyonunun ölçüm değerlerine ve konfora etkisi
Araştırma, 3-17 yaş grubu pediatrik hastalarda timpanik yolla beden sıcaklığı ölçümünde kulak kepçe pozisyonunun ölçüm değerlerine ve konfora etkisini incelemek amacıyla randomize kontrollü olarak gerçekleştirildi. Araştırmanın evrenini Aralık 2022-Mart 2024 tarihleri arasında bir eğitim ve araştırma hastanesinin Çocuk Yoğun Bakım Kliniği'nde yatmakta olan hastalar, örneklemini ise dahil edilme kriterlerine uyan 34 deney ve 34 kontrol olmak üzere toplam 68 hasta oluşturdu. Araştırmanın verileri; Veri Toplama Formu, Konfor Papatyaları ve Görsel Kıyaslama Ölçeği (GKÖ) kullanılarak toplandı. İstatistiksel analizler için IBM SPSS®27.0 programı kullanıldı. Deney grubundaki hastalarda (DGH) önce kulak kepçesine yukarı geri pozisyon verilerek daha sonra pozisyon vermeden, kontrol grubundaki hastalarda (KGH) ise önce kulak kepçesine pozisyon vermeden daha sonra pozisyon verilerek ölçümler yapıldı. Ölçümler arasında iki dakika beklenildi. Gruplar bireysel ve yoğun bakım ortamı özellikleri açısından homojendi. DGH'de kulak kepçesine pozisyon verilerek yapılan beden sıcaklığı ölçüm değerinin 36,85°C, Konfor Papatya skorunun 3,59 ve GKÖ xiii skorunun 0,26 olduğu belirlendi. Pozisyon vermeden yapılan beden sıcaklığı ölçüm değerinin 36,83°C, Konfor Papatya skorunun 3,68 ve GKÖ skorunun 0,00 olduğu saptandı. KGH'de kulak kepçesine pozisyon verilerek yapılan beden sıcaklığı ölçüm değerinin 37,05°C, Konfor Papatya skorunun 3,71 ve GKÖ skorunun 0,30 olduğu görüldü. Pozisyon vermeden yapılan beden sıcaklığı ölçüm değerinin 36,86°C, Konfor Papatya skorunun 3,74 ve GKÖ skorunun 0,57 olduğu saptandı. Pozisyon verilerek ve vermeden yapılan ölçümler arasında DGH'de fark saptanmazken, KGH'de 0,19°C daha yüksek olduğu(p<0,001), farkın klinik olarak anlamlı olmadığı saptandı. DGH'de ve KGH'de kulak kepçesine pozisyon vermeden ve pozisyon verilerek Konfor Papatyaları ve GKÖ skoru arasında anlamlı farklılık görülmedi(p>0,05). Sonuç olarak, pozisyonların kullanılabilirliği açısından kulak kepçesine pozisyon verilerek ya da vermeden yapılan ölçümlerde beden sıcaklığı ölçüm değeri ve konfor skoru açısından fark olmadığı saptandı. Ayrıca Kolcaba'nın Konfor Papatyalarının pediatrik hastaların konforunu belirlemede kullanılabilir bir araç olduğu belirlendi. Ancak pediatrik hastalarda timpanik termometre ile yapılan ölçümlerde kulak kepçe pozisyonu vermenin daha büyük örneklemlerde tekrarlanması önerilir.
Yoğun bakım hemşirelerinin etik duyarlılıkları ile bireyselleştirilmiş bakım algıları arasındaki ilişki
Araştırma, yoğun bakım hemşirelerin etik duyarlılıkları ile bireyselleştirilmiş bakım algıları arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla gerçekleştirildi. Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı türde gerçekleştirilen araştırmanın evrenini, Sağlık Bakanlığı'na ve Üniversiteye bağlı iki Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ndeki erişkin yoğun bakım ünitelerinde (YBÜ) çalışan tüm yoğun bakım hemşireleri oluşturdu (N=370). Örneklemi ise; araştırmanın yapıldığı kurumların erişkin YBÜ'lerinde çalışan ve araştırmaya katılmaya gönüllü olan hemşireler oluşturdu (n=242). Verilerin toplanmasında Yapılandırılmış Bilgi Formu, Ahlaki Duyarlılık Ölçeği (ADÖ) ve Bireyselleştirilmiş Bakım Skalası A–Hemşire Versiyonu (BBS-A-Hemşire) kullanıldı. ADÖ'den alınan puanın artması etik açıdan düşük duyarlılığı, BBS-A'dan alınan puanın artması hastaların bireyselliklerini destekleme algısının yüksek olduğunu ifade etmektedir. Verilerin analizi, bilgisayar ortamında istatistiksel program (IBM® SPSS® 29.0 sürümü) ile frekans, yüzde, ilişki, güvenilirlik ve düzenleyici değişken analizleri kullanılarak yapıldı. Yoğun bakım hemşirelerinin etik duyarlılıklarının orta düzeyde (93,53±18,78) ve bireyselleştirilmiş bakımı destekleme algılarının iyi düzeyde (3,89±0,72) olduğu belirlendi. Hemşirenin yaşının ve yoğun bakımda çalışma süresinin artması ile etik duyarlılığın arttığı görüldü. Aynı zamanda mesleği isteyerek seçme, postoperatif YBÜ'de çalışma, çalıştığı ortamdan memnun olma, etik eğitimi alma durumu etik duyarlılığı arttırmakta idi. Hemşirelerin yaşı, meslekte toplam çalışma süresi ve YBÜ'de çalışma süresi arttıkça karar vermede bireyselleştirmiş bakımı desteklemelerinin azaldığı belirlenirken, etik sorunla karşılaşan ve bireyselleştirilmiş bakım verdiğini düşünen hemşirelerin bireyselleştirmiş bakımı desteklemelerinin arttığı saptandı. YBÜ hemşirelerinin etik duyarlılıkları arttıkça, bireyselleştirilmiş bakımı destekleme algılarının artmakta olduğu bulundu (r=-0,128, p<0,05). Sonuç olarak, hemşirelerin etik duyarlılık düzeyinin orta düzeyde, bireyselleştirilmiş bakım algılarının iyi düzeyde olduğu ve aralarında negatif yönde destekleyici bir ilişki bulunduğu belirlendi. Etik duyarlılık ve bireyselleştirilmiş bakım algısının bireysel özelliklerden yaşın yanı sıra, YBÜ'de çalışma süresi, çalışma ortamından memnun olma, vb. mesleki/ çalışma özelliklerinden etkilendiği saptandı. Etik duyarlılığın artmasının bireyselleştirilmiş bakım algısını ve dolayısıyla hemşirelik bakım kalitesini etkileyeceği göz önünde bulundurularak konuyla ilişkili konferans, seminer ve hizmet içi eğitim programlarıyla hemşirelerin desteklenmesi önemlidir.
Serebrovasküler olay geçirmiş bireylerde uyku kalitesi ve yorgunluk
Araştırma, serebrovasküler olay geçiren bireylerde uyku kalitesi ve yorgunluk düzeyini belirlemek amacıyla tanımlayıcı ve ilişki arayıcı türde planlandı. Araştırmanın evrenini, Mayıs 2022-Aralık 2022 tarihleri arasında bir üniversite hastanesinin nöroloji servisinde yatarak tedavi gören serebrovasküler olay geçirmiş tüm bireyler, örneklemini ise 124 hasta oluşturdu. Veriler toplanırken; 'Hasta Tanıtım Formu', 'Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi', 'Piper Yorgunluk Ölçeği' kullanıldı. Veriler SPSS 22.0 programı ile değerlendirildi. Araştırmaya katılan bireylerin %45,2'si kadın, yaş ortalamaları ise 64,71±12,24 idi. Bireylerin PUKİ toplam puan ortalamasının 11,99 ± 3,98, Piper Yorgunluk Ölçeği toplam puan ortalamasının ise 26,07 ± 5,07 olduğu görüldü. PUKİ tüm alt boyutları ve toplam puanı ile Piper Yorgunluk Ölçeği alt boyutları ve toplam puanı arasında pozitif yönde anlamlı ilişki olduğu belirlendi (p<0,05). Sonuç olarak SVO geçiren bireylerde uyku kalitesi ve yorgunluk düzeyi önemli ölçüde etkilenmektedir. Bu nedenle SVO geçiren bireylerin hemşirelik bakımında uyku kalitesi ve yorgunluk düzeyinin dikkate alınması gerekmektedir.
Hemşirelik öğrencilerinde öz-farkındalık ve empati becerisi gelişiminde simülasyona dayalı deneyimin etkisi
Amaç: Araştırma, hemşirelik öğrencilerinde öz-farkındalık ve empati becerilerinin kazandırılmasında simülasyon eğitiminin etkisini belirlemek amacıyla randomize kontrollü deneysel çalışma olarak gerçekleştirildi. Yöntem: Araştırma bir devlet üniversitenin hemşirelik bölümünde gerçekleştirildi. 2023-2024 Eğitim-Öğretim Yılı Bahar Yarıyılında Klinik Uygulama Dersi'ni alan 4. Sınıf öğrencileri araştırmanın evrenini oluşturdu (N=116). Örneklemi ise; araştırma kriterlerine uyan, araştırmanın amacı hakkında bilgilendirme yapılan, katılmaya gönüllü olan 40 deney grubu, 40 kontrol grubu olmak üzere 80 öğrenci oluşturdu. Araştırma verileri, Öğrenci Bilgi Formu, Hemşirelik Uygulamalarında Öz Farkındalık Ölçeği (HUÖFÖ), Hemşirelik Öğrencileri için Jefferson Empati Ölçeği (HÖİJEÖ), Kiersma-Chen Empati Ölçeği (KCEÖ), Yaşlanma Simülasyonu Deneyim Ölçeği (YSDÖ), Öğrenmede Öğrenci Memnuniyeti ve Özgüven Ölçeği (ÖÖMÖÖ) ile toplandı. Deney grubu öğrencileri, yaşlı birey rolünü canlandırdıkları Geriatrik İlaç Oyunu Simülasyon Uygulamasına katıldı. Kontrol grubuna herhangi bir girişim uygulanmadan, rutin müfredatlarını takip etmeleri istendi. Deney grubu veri toplama araçlarını simülasyon öncesi, simülasyon sonrası ve izlemde; kontrol grubu ise ilk değerlendirme ve izlem ölçümünde doldurdu. İzlem ölçümleri 3 haftalık yaşlı bireye bakım verdikleri klinik uygulama eğitimlerini tamamladıktan sonra yapıldı. Bulgular: Araştırma kapsamında yer alan öğrencilerin yaş ortalaması 22,6501,233 idi. Öğrencilerin çoğunluğunun kadın (%77,5) ve Anadolu lisesi mezunu (%78,8) olduğu saptandı. Öğrencilerin %62,5'i alanıyla ilgili gelişmeleri kısmen takip ettiklerini ve %61,3'ü daha önce yaşlı bireye bakım verdiklerini ifade etti. Bu doğrultuda deney ve kontrol grubundaki öğrenciler arasında, anlamlı bir fark bulunmadı (p>0,05). Simülasyon sonrası deney ve kontrol gruplarının HUÖFÖ alt boyutlarının ve toplam puan ortalamalarının benzer olduğu ve gruplar arasında anlamlı fark görülmedi (p>0,05). Buna karşın; simülasyondan 3 hafta sonra yapılan HÖİJEÖ izlem puan ortalamalarında, deney ve kontrol grupları arasında, "hasta perspektifinden bakış" dışındaki tüm alt boyut (Empatik bakış açısı edinme, şefkatli bakım) ve toplam puan ortalamalarında deney grubu lehine anlamlı fark olduğu görüldü (p<0,05). Ayrıca simülasyondan 3 hafta sonra yapılan KCEÖ izlem puan ortalamalarında, deney ve kontrol grupları arasında, "duyuşsal empati" puan ortalamasında ve toplam puan ortalama farklarının karşılaştırılmasında deney grubu lehine anlamlı fark olduğu görülürken (p<0,05); "bilişsel empati" puan ortalamasında gruplar arasında anlamlı fark belirlenmedi (p>0,05). Simülasyondan 3 hafta sonra yapılan YSDÖ izlem puan ortalamalarında, deney ve kontrol grupları arasında, deney grubu lehine yaşlı bireylere yönelik algı düzeyi açısından anlamlı fark olduğu saptandı (p<0,05). Sonuç: Hemşirelik öğrencilerinde Geriatrik İlaç Oyunu Simülasyon Uygulamasının; hasta merkezli bakım durumlarına yönelik empati duygusunun kazandırılmasında uygun bir öğretim yöntemi olduğu, öğrencilerin yaşlı bireylere yönelik algı düzeylerini arttırdığı, simülasyon deneyiminin öğrenmede memnuniyet ve özgüven düzeylerini geliştirdiği belirlendi. Hemşirelik eğitiminde bilişsel ve psikomotor alan gelişiminde olduğu gibi, duyuşsal alan gelişimlerine de katkı sağlanması için yenilikçi yöntemlerin kullanılması ve multidisipliner çalışmaların yapılması önerilmektedir. Anahtar kelimeler: öz farkındalık, empati, Geriatrik İlaç Oyunu, memnuniyet, hemşirelik öğrencileri
Hemşirelik öğrencilerine subkutan enjeksiyon uygulama becerisi kazandırmada dijital oyun kullanımının öğrenme memnuniyeti ve özgüven üzerine etkisi
Giriş: Hemşirelik eğitiminde öğrenme sonuçlarının iyileştirilmesinde teknoloji kullanımı önem arz etmektedir. Dijital öğretim teknolojileri de hemşirelik temel becerilerinin öğretiminde yeni bir yaklaşımdır. Amaç: Araştırma, hemşirelik öğrencilerine subkutan enjeksiyon uygulama becerisi kazandırmada dijital oyun kullanımının, bilgi, beceri, memnuniyet ve özgüven üzerine etkisini incelemek amacıyla gerçekleştirildi. Yöntem: Ön-test son-test randomize kontrollü olarak yürütülen araştırmanın evrenini bir Vakıf Üniversitesinde öğrenim gören ve Hemşirelikte Temel İlke ve Uygulamalar dersine kayıtlı 76 öğrenci, örneklemini ise dahil edilme kriterlerine uyan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 72 (deney=36; kontrol=36) hemşirelik öğrencisi oluşturdu. Araştırma verileri Öğrenci Bilgi Formu, Subkutan Enjeksiyon Bilgi Testi, Subkutan Heparin Enjeksiyonu Uygulama Becerisi Kontrol Listesi ve Öğrenci Memnuniyeti ve Öğrenmede Kendine Güven Ölçeği ile toplandı. Öğrencilere subkutan enjeksiyon eğitimi geleneksel öğretim yöntemleri ile verildikten sonra Subkutan Enjeksiyon Bilgi Testi (ön test) uygulandı ve enjeksiyon uygulaması, laboratuvar ortamında düşük gerçekli maket üzerinde gösterildi. Eğitimden sonra deney grubundaki öğrencilere dijital oyun eğitimi verildi ve oyunu bir hafta boyunca oynamaları sağlandı. Müdahalelerden sonra tüm öğrenciler beceri kontrol listesi ile değerlendirildi ve memnuniyet ve kendine güven düzeyleri ölçüldü. Beceri ölçümlerinden iki hafta sonra tüm öğrencilere Subkutan Enjeksiyon Bilgi Testi (son test) uygulandı. Veriler SPSS 26 ve Amos 24 programları ile analiz edildi. Bulgular: Araştırmada yer alan deney ve kontrol grubu öğrencilerinin tanıtıcı özellikleri, ön test ve son test subkutan enjeksiyon bilgi puanları arasında farklılık olmadığı (p>0,05), grup içi değerlendirmede deney grubunun son test subkutan enjeksiyon bilgi puanlarının anlamlı derecede yüksek olduğu (p=0.002), deney grubunun subkutan heparin enjeksiyonu uygulama becerisi ortalama puanının 61,86±2,73, kontrol grubunun 54,33±7,52 olduğu ve aradaki farkın istatistiksel anlam taşıdığı (p<0,001), memnuniyet ve kendine güven düzeyi açısından deney grubunun kendine güven alt boyutundan (p=0,004) ve ölçek toplamından (p=0,006) aldığı puanların kontrol grubuna göre daha yüksek olduğu görüldü. Sonuç: Dijital oyunun subkutan enjeksiyon becerisi öğretiminde etkili bir öğretim teknolojisi olduğu, memnuniyet ve öğrenmede kendine güven düzeyini arttırdığı ve bilgi düzeyini iyileştirdiği görüldü. Anahtar kelimeler: Subkutan enjeksiyon, dijital oyun, hemşirelik eğitimi.
Hemşirelik öğrencilerinde intramüsküler enjeksiyon uygulama becerisinin geliştirilmesinde bilgisayar destekli oyunun etkisi
Araştırma, hemşirelik eğitiminde intramüsküler enjeksiyon uygulama becerisinin geliştirilmesinde bilgisayar destekli oyunun başarı durumu, kaygı düzeyi ve memnuniyet düzeylerine etkisini değerlendirmek maksadıyla ön test-son test kontrol gruplu, randomize deneysel araştırma tipinde gerçekleştirildi. Araştırma yapılan üniversitenin 2022-2023 Eğitim- Öğretim Yılı Bahar Yarıyılında Hemşirelik Esasları Dersi'ni alan tüm 1. Sınıf öğrencileri araştırmanın evrenini oluşturdu (N:91). Örneklemini ise; araştırmaya katılmaya gönüllü olan, araştırma kriterlerine uyan 30 deney grubu, 30 kontrol grubu olmak üzere 60 öğrenci oluşturdu. Araştırma verileri; Öğrenci Tanıtım Formu, IM Enjeksiyon Bilgi Formu, IM Enjeksiyon Uygulama Kontrol Listesi, Revize Edilmiş Sınav Kaygısı Ölçeği ve Görsel Kıyaslama Ölçeği ile toplandı. Deney grubuna IM enjeksiyon demonstrasyonundan sonra Bilgisayar Destekli Oyuna erişim izni verildi. Her iki grup bir hafta sonra beceri sınavı ile değerlendirildi. Deney ve kontrol grubundaki öğrencilerin intramüsküler enjeksiyon bilgi ön test ve son test puan ortalamaları kendi içinde karşılaştırıldığında; Deney ve kontrol grubundaki artışın anlamlı olduğu bulundu (p<0,05). Deney grubu öğrencilerinin intramüsküler enjeksiyon uygulama beceri puan ortalamalarının, Kontrol grubu öğrencilerinden yüksek olduğu, deney grubu öğrencilerin oyun oynama sıklığı ve oyundan aldıkları toplam puan ile bilgi ön ve son test toplam, genel kaygı, sınav kaygısı, öğretim yönteminden memnuniyet, intramüsküler enjeksiyon için gerekli malzemeyi temin etme becerisi, IM enjeksiyon uygulama becerisi, puanları arasında anlamlı bir ilişki olmadığı bulundu (p>0,05). Kontrol grubu öğrencilerinin Revize Edilmiş Sınav Kaygısı Ölçeği, sınavla ilgisiz düşünceler alt boyutu puan ortalamalarının, deney grubundaki öğrencilerin puan ortalamalarından yüksek olduğu (p<0,05), diğer alt boyutlarda ve ölçek toplamında anlamlı farklılık olmadığı bulundu. Öğrencilerin öğrenim yönteminden memnuniyetleri değerlendirildiğinde ise; deney grubundaki öğrencilerin Görsel Kıyaslama Ölçeğine göre öğretim yönteminden memnuniyet puanlarının 9,43±1,16, kontrol grubundaki öğrencilerin 7,23±2,35 olduğu ve gruplar arasındaki farkın istatistikî bakımdan anlamlı olduğu görüldü (p<0,05). Sonuç olarak; bilgisayar destekli oyunun, intramüsküler enjeksiyon uygulamasına ilişkin psikomotor becerilerin kazandırılması için uygun bir öğretim yöntemi olduğu ve öğrencilerin öğretim yönteminden memnuniyet düzeylerinin arttığı belirlendi. Farklı bilişsel ve duyuşsal becerilerin öğretiminde oyun temelli öğretim yönteminin daha büyük örneklem grubu ile farklı sınıf düzeyindeki öğrencilere uygulanması önerildi.
Katarakt ameliyatı öncesi uygulanan gevşeme egzersizlerinin yaşlı bireylerin anksiyete düzeyine etkisi
Araştırma; katarakt ameliyatı öncesi uygulanan gevşeme egzersizlerinin yaşlı bireylerin anksiyete düzeyine etkisini belirlemek amacıyla randomize kontrollü bir çalışma olarak planlandı. Araştırma, İstanbul'da Sağlık Bakanlığı'na bağlı bir Göz Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde Kasım 2022-Haziran 2023 tarihleri arasında 104 hasta ile gerçekleştirildi. Araştırma verileri "Hasta Bilgi Formu", "Standardize Mini Mental Test (SMMT)", "Durumluk-Sürekli Kaygı Envanteri (State-Trait Anxiety Inventory -STAI)", "Görsel Kıyaslama Ölçeği-GKÖ (Visual Analog Skala-VAS)" ve "Yaşam Bulguları Takip Formu" kullanılarak toplandı. Veriler girişim öncesinde, girişimden hemen sonra, ameliyathane bekleme odasında, ameliyattan hemen önce ve ameliyat esnasında araştırmacı tarafından toplandı. Elde edilen veriler uygun istatistiksel yöntemlerle analiz edildi. Bireylerin yaş ortalamasının 71.72±4.20 yıl, SMMT puan ortalamasının 26.36±0.79, BKI düzeylerinin ise 26.49±2.12 olduğu, %57,7'sinin erkek, %81,7'sinin evli, %67,4'ünün ilköğretim mezunu, %87,5'inin gelirinin giderine eşit olduğu, %83,7'sinin kronik hastalığının olduğu, büyük çoğunluğunun sigara (%58,7) ve alkol (%83,7) kullanmadığı, %57,7'sinde (n=60) ameliyat öncesi premedikasyon kullanımı mevcutken, %55,8'inin (n=58) sağ gözünden ameliyat olacağı belirlendi. Deney ve kontrol grupları arasında bireysel özellikler, hastalık ve tedaviye ilişkin özellikleri arasında fark saptanmadı (p>0,05). Gevşeme egzersizleri girişimden hemen sonra ve ameliyathanede bekleme odasında yapılan ölçümlere göre; deney grubunun durumluk anksiyete düzeyinin, kontrol grubuna göre tüm ölçüm zamanlarında ileri düzeyde anlamlı olarak daha düşük ortalamada (2-3 birimlik fark) olduğu belirlendi (p<0,01). Deney ve Kontrol grupları arasında girişim öncesi ve girişimden hemen sonra beden sıcaklığı değerleri açısından fark görülmezken (p>0,05), ameliyathane bekleme odası beden sıcaklığı değerleri açısından anlamlı fark (0,1 birimlik) belirlendi (p<0,01). Nabız hızı (7 birim), solunum sayısı (2 birim), oksijen satürasyonu (1,3 birim) açısından yapılan analizde ise; deney ve kontrol grupları arasında girişim öncesi dışındaki diğer tüm ölçüm zamanlarında anlamlı fark görüldü (p<0,001). Bu sonuçlar doğrultusunda; katarakt ameliyatı öncesi yaşlı bireylere uygulanan gevşeme egzersizlerinin bireylerin anksiyete düzeyi ve yaşam bulguları üzerinde olumlu etkilerinden dolayı kullanılması önerilir.
Cerrahi girişim sonrası uygulanan abdominal masajın gastrointestinal semptomlar ve konfor düzeyine etkisi
Bu araştırma, cerrahi girişim sonrası abdominal masaj uygulanan hastalarda abdominal masajın gastrointestinal semptomlar ve konfor düzeyine etkisini belirlemek amacıyla randomize kontrollü ve deneysel türde gerçekleştirildi. Araştırmanın örneklemini Eylül 2022- Eylül 2023 tarihleri arasında İstanbul'daki bir üniversite hastanesinin ortopedi ve travmatoloji kliniğinde yatarak cerrahi girişim uygulanan toplam 68 hasta oluşturdu. Araştırma verileri, cerrahi girişim sonrası ilk üç gün defakasyon çıkışı gerşçekleşmeyen hastalar ile "Hasta Bilgi Formu", "Fonksiyonel Bağımsızlık Ölçeği (FBÖ)", "Bristol Dışkı Skalası", "Gastrointestinal Semptom Derecelendirme Ölçeği (GSDÖ)" ve "Genel Konfor Ölçeği (GKÖ)" kullanılarak toplandı. Deney grubundaki hastalara 4. günün sabahından itibaren, üç gün günde iki kez 15'er dk. abdominal masaj uygulandı. Kontrol grubuna ise, hekim istemine göre rutinde uygulanan lavman, laksatif vb. ilaçlar uygulandı. Araştırma bulguları incelendiğinde kontrol ve deney grupları arasında bireysel ve hastalık özellikleri açısından herhangi bir istatistiksel farklılık saptanmadı (p>0,05). Hastaların gastrointestinal sisteme ilişkin semptom ve alışkanlıkları arasında da istatistiksel anlamda fark yoktu. Hastaların cerrahi girişim sonrası ilk mobilizasyon, oral beslenmeye geçiş, bağırsak seslerinin sayısı (4., 5. ve 6. günlerde) ve ilk gaz çıkışının 2. Günde (deney n=17, kontrol=12), ilk kez defekasyon çıkışının 5.günde (deney n=11, kontrol=8) deney grubunda daha fazla sayıda hastada gerçekleşmesine rağmen her iki grup arasında istatistiksel anlamda fark saptanmadı. Dışkı özellikleri ve fonksiyonel bağımsızlık düzeyleri açısından gruplar homojendi. Hastaların cerrahi girişim sonrası deney ve kontrol gruplarının Gastrointestinal Semptom Derecelendirme Ölçeği (GSDÖ) puanları karşılaştırıldığında, her iki grupta da gastrointestinal semptomların şiddetinin azaldığı görüldü. Gruplar, Genel Konfor Ölçeği (GKÖ) puanları açısından karşılaştırıldığında ise, her iki grupta da konfor düzeyinin artmasının yanı sıra, deney ve kontrol grupları arasında konforun en üst düzeyi kabul edilen sorunların üstesinden gelme alt boyutlunda istatistiksel olarak anlamlı farklılık olduğu görüldü (p<0,05). Deney grubunda, GKÖ'nün sorunların üstesinden gelme alt boyutu daha yüksekti. Araştırmadan elde edilen bu sonuçlar doğrultusunda, yapılan abdominal masaj uygulamasının, farmakolojik yöntemlerin yerine geçebileceği ve benzer etkiler elde edilebileceği, aynı zamanda hastaların konforun en üst düzeyi kabul edilen ve hastanın bağımsız bir şekilde hareket edebildiği sorunların üstesinden gelebilme düzeyini artırdığı tespit edildi. Bu bağlamda; abdominal masaj uygulaması, cerrahi girişim sonrası gastrointestinal semptom yönetiminde ve konforun arttırılmasında önerilebilir.
Erken mobilizasyonun hastaların uyku, fizyolojik parametreler ve yoğun bakımda kalış süresine etkisi: Randomize kontrollü çalışma
Bu çalışmanın amacı, erken mobilizasyonun uyku, fizyolojik parametreler ve yoğun bakımda kalış süresine etkisini incelemektir. Randomize kontrollü ve deneysel türde gerçekleştirilen çalışmanın evrenini; İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa (İU-C), Cerrahpaşa Tıp Fakültesi (CTF), Kalp Damar Cerrahisi (KDC) Yoğun Bakım Ünitesi'nde (YBÜ) Nisan 2023–Mart 2024 tarihleri arasında yatan hastalar, örneklemini ise çalışmaya katılma kriterlerini karşılayan 82 hasta (41 deney ve 41 kontrol) oluşturdu. Çalışma verileri; "Hasta Bilgi Formu", "Ağrı Ölçeği-Sayısal Ağrı Değerlendirme Skalası", "Glaskow Koma Skalası (GKS)", "Fizyolojik Parametre Takip Formu" ve "Richards Campbell Uyku Ölçeği" ile toplandı. Deney grubuna ameliyattan sonraki ilk 12 saat içerisinde sedasyonun kesilmesi ve etkilerinin ortadan kalkmasının ardından erken mobilizasyon uygulandı. Kontrol grubu ise ameliyattan sonra ilk standart prosedüre göre mobilize edildi. Çalışma sürecinde toplanan verilerin analizinde SPSS v26 istatistik programından yararlanıldı. Çalışma sonucunda; erken mobilize edilen hastaların 12. ve 24. saatin sonundaki SpO2 değerleri ile, 24.saatteki solunum sayısı arasında anlamlı fark bulundu Bu veriler ışığında erken mobilizasyonun solunum sistemi üzerinde etkili olduğu düşünülmektedir. Kalp damar cerrahisi yoğun bakımda yatan hastaların uyku kalitesinin kötü/orta olduğu, erken mobilizasyonun uyku kalitesini etkilediği ve erken mobilizasyonun yoğun bakımda ve hastanede yatış süresini azalttığı belirlendi. Sonuç olarak bu çalışmada KDC YBÜ'de yatan hastalara erken mobilizasyonun uygulanabileceği görüldü. Bu kapsamda, hemşireler için erken mobilizasyona yönelik hizmet içi eğitim etkinlerinin planlanması önerilebilmektedir.
İnmeli bireylerde sosyal desteğin hastalığa uyuma etkisi
Bu araştırma, inmeli bireylere sağlanan sosyal desteği belirlemek ve hastalığa uyumuna etkisini incelemek amacı ile planlandı. Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı türde planlanan bu araştırma, Başakşehir Çam Sakura Şehir Hastanesi'nde Mayıs 2022–Mayıs 2023tarihleri arasında İnme Ünitesi, İnme Rehabilitasyonu ve Nöroloji polikliniğine başvuran, inme tanısıyla servislerde yatan 82 hasta ile gerçekleştirildi. Verilerin toplanmasında; Hasta Bilgi Formu, İnme Etki Ölçeği (İEÖ), Kronik Hastalıklara Uyumu Değerlendirme Ölçeği (KHUDÖ), Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği (ÇBASDÖ), Mini Mental Test (MMT), Katz Günlük Yaşam Aktiviteleri Ölçeği kullanıldı. Araştırma verilerinin analizinde SPSS 28 paket programı kullanılarak frekans, yüzde, ortalama, t testi, Man-Whitney U testi, Spearman kolerasyon analizleri kullanıldı. İnmeli bireylerin yaş ortalamasının 59,71±12,79 (yıl), %52,4'ünün erkek, %62,2'sinin daha önce inme geçirdiği, %91,5'inin inmeye ek kronik hastalığının ve en fazla hipertansiyon tanısının olduğu, %76,8'inde yüz, kol veya bacağında özellikle vücudun bir tarafında güçsüzlük uyuşma ve karıncalanma görüldüğü ve %98,8'ine inme hakkında bilgi verildiği saptandı. İnmeli bireylerin %82,9'unun Mini Mental Test'e göre normal olduğu, %32,9'unun yarı bağımlı olduğu belirlendi. Ölçek puanları incelendiğinde ise Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği (ÇBASDÖ)'nde 55,95±18,67, Kronik Hastalıklara Uyumu Değerlendirme Ölçeği (KHUDÖ)'nde 63,91±8,77, İnme Etki Ölçeği'nde 209,82±44,93, Katz Günlük Yaşam Aktiviteleri Ölçeği (GYAÖ)'nde 4,72±1,88 olduğu ve inmeli bireylerin bağımsızlık durumuna göre Kronik Hastalıklara Uyumu Değerlendirme Ölçeği (KHUDÖ) ve İnme Etki Ölçeği toplam puanları arasında ilişki olduğu saptandı. Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği (ÇBASDÖ) ile Kronik Hastalıklara Uyumu Değerlendirme Ölçeği (KHUDÖ) puan ortalamaları, benzer şekilde Kronik Hastalıklara Uyumu Değerlendirme Ölçeği (KHUDÖ) toplam ve psikolojik alt boyutu ile İnme Etki Ölçeği (İEÖ) puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak orta düzeyde anlamlı ilişki olduğu saptandı. Yarı bağımlı/bağımlı olma durumu göze alınarak yapılan ileri analizde psikolojik uyumu alt boyutu ve inmeyi etkilediği görüldü. Sonuç olarak, inmeli bireylerde algılanan sosyal destek düzeyi ile kronik hastalıklara uyum arasında anlamlı ilişki olmakla beraber, sadece fizyolojik değerlendirmeye bakılmaksızın psikolojik uyumlarının artırılması gerektiği tespit edildi. Bu kapsamda, inmeli bireylerin psikolojik dayanaklılığı ve baş etme mekanizmalarını arttırma konusunda hemşireler tarafından desteklenmesi önerilmektedir.
Ventrogluteal bölgeye intramüsküler enjeksiyon uygulama becerisine video destekli eğitimin etkisi
Bu çalışmanın amacı hemşirelik öğrencilerinde video destekli eğitimin ventrogluteal bölgeye intramüsküler enjeksiyon uygulama becerisine etkini belirlemektir. Yarı deneysel tipte yapılan araştırmanın evrenini Eylül 2022-Temmuz 2023 tarihleri arasında İstanbul'da bulunan bir devlet üniversitesinin hemşirelik fakültesi ve bir vakıf üniversitesinin sağlık bilimleri fakültesinin hemşirelik bölümünde öğrenim gören (N=183) öğrenciler, örneklemini ise, gelişigüzel örnekleme yöntemi ile çalışmaya katılmaya gönüllü ve dahil edilme kriterlerini karşılayan (n=106) 1. sınıf öğrencileri oluşturdu. Hazırlanan beceri videosu ve senaryosu Discern Sorgulama Formu ve Global Kalite Puanlaması ölçekleri doğrultusunda değerlendirildi. Hemşirelik öğrencilerine, Öğrenci Bilgi Formu ve Ventrogluteal Bölgeye İntramüsküler Enjeksiyon Uygulama Kontrol Listesi uygulandı. Çalışmanın yürütülmesi için gerekli izinler sağlandı. İntramüsküler enjeksiyon uygulama beceri eğitim video senaryosunun ait uzman görüşlerinin değerlendirilmesi sonucunda Kapsam Geçerlilik İndeksi 0,80'den yüksek olduğu, dolayısıyla intramüsküler enjeksiyon uygulama beceri eğitim video senaryosunun kapsam geçerliliğini sağladığı ve deney sürecinde kullanıma uygun olduğu tespit edildi. Beceri Eğitim Videosuna ilişkin Discern Sorgulama Formu puan ortalamasının 4,56±0,60 ve beceri eğimi videosunun yüksek kalitede olduğu, Global Kalite Puanlaması puan ortalamasının 4,70±0,39 ve beceri eğitim videosunun yararlı olduğu belirlendi. Uzman görüşlerine ait Cronbach alfa değerlerinin 0,70'in üstünde ve uzman görüşlerinin oldukça tutarlı ve güvenilir olduğu, aynı zamanda ICC değerlerinin de 0,750 üzerinde ve iyi derecede uyuma sahip olduğu tespit edildi (p<0,01). Ventrogluteal Bölgeye İntramüsküler Enjeksiyon Uygulama Kontrol Listesi ön test-son test sonuçları karşılaştırıldığında öğrencileri ön son test ölçümlerine kıyasla son test ölçümlerinde bir yükseliş olduğu görüldü. Sonuç olarak, video destekli eğitimin, öğrencilerin ventrogluteal bölgeye intramüsküler enjeksiyon uygulama becerisini önemli oranda arttırdığı görüldü. Video destekli eğitim hemşirelik öğrencilerine intramüsküler enjeksiyon becerilerini kazandırmada etkili bir araçtır, dolayısıyla eğitim metodolojilerinin geliştirilmesinde önemli bir yer tutmaktadır. Bu çalışmanın sonuçlarına dayanarak, hemşirelik eğitim programlarında video destekli eğitim araçlarının daha geniş bir şekilde entegre edilmesi önerilmektedir.
Abdominal cerrahi geçiren bireylerde preoperatif ağrı korkusu ile postoperatif spirometre kullanımı ve solunum çıktıları arasındaki ilişki
Abdominal cerrahi geçiren bireylerde, ameliyat öncesi ağrı korkusu ile ameliyat sonrası spirometre kullanımı ve solunum çıktıları arasındaki ilişkiyi belirlemek amacı ile tanımlayıcı ve ilişki arayıcı türde planlandı. Araştırmanın evrenini İstanbul'da bir üniversite hastanesinin genel cerrahi kliniklerinde abdominal cerrahi geçirecek hastalar oluştururken, örneklemini belirlenen evren içinden dahil edilme kriterlerine uyan ve çalışmaya katılmayı kabul eden 50 hasta oluşturdu. Veriler Hasta Bilgi Formu, Ağrı Korkusu Ölçeği-III (AKÖ-III), Vizüel Analog Skala, Yaşam Bulguları İzlem Formu, Spirometre Günlüğü ve Hemşirelik Sonuçları Sınıflandırması (Nursing Outcomes Classification-NOC) Solunum Durumu Değerlendirme Ölçeği ile toplandı. Hastaların yaş ortalamasının 54,76±13,32 yıl olduğu, %66,0'sının (n=33) erkek, %56'sının (n=28) herhangi bir kronik hastalığının olmadığı, %44,0'ünün (n=22) ameliyat deneyimininin olduğu, ameliyat deneyimi olan hastaların %81,8'inin (n=18) ağrı deneyimlediği ve bu hastaların ağrı deneyimleme süresi ortalamasının 1,75±1,65 gün olduğu saptandı. AKÖ-III puan ortalaması 63,80±20,26 idi. Hastaların spirometre kullanımı değerlerinin ameliyat sonrası 0.gün 53,06±31,25, 1.gün 58,82±18,01, 2.gün 65,69±18,16 olduğu belirlendi. Ameliyat sonrası 0., 1., ve 2. günlerdeki zamana bağlı üç ölçüme ilişkin NOC Ölçeği puan ortalamaları açısından "Beklenen Spirometre Kullanımının Gerçekleşmesi", "Oksijen Satürasyonu", "Öksürme", "Solunum Derinliği", "Dinlenme Sırasında Dispne" ve "Hafif Düzeyde Fiziksel Aktivite/Efor ile Dispne" NOC göstergelerinde istatistiksel anlamlılık olduğu görüldü (p<0,01). Hastaların AKÖ-III toplam puan ortalaması ve Hafif Ağrı Korkusu alt boyut puan ortalaması ile 1.Gün NOC Ölçeği puan ortalaması arasında pozitif yönlü istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptandı (p<0,01). Ameliyat sonrası 0.gün spirometre kullanımı ile 0.Gün, 1.Gün ve 2.Gün NOC Ölçeği puan ortalaması arasında ve ameliyat sonrası 1.Gün spirometre kullanımı ile 2.Gün NOC Ölçeği puan ortalaması arasında pozitif yönlü istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulundu (p<0,01). Sonuç olarak, hastaların ağrı korkusunun orta düzeyde olduğu, ameliyat sonrası spirometre kullanımının ve NOC Ölçeği puan ortalamalarının zamana bağlı arttığı, hastaların ameliyat öncesi ağrı korkusu ile spirometre kullanımı arasında anlamlı bir fark olmadığı, ağrı korkusu ile NOC Ölçeği puan ortalaması arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki olduğu, spirometre kullanımı ile NOC Ölçeği puan ortalaması arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki saptandı.
Roy Adaptasyon Modeli'ne dayalı taburculuk eğitiminin palyatif bakım hastaları ile bakım vericilerinin yaşam kalitesi ve uyumuna etkisi
Giriş: Palyatif bakım hastalarında perkütan endoskopik gastrostomi (PEG) ile beslenme sürecinde baş etme yöntemlerinin geliştirilmesinde, yaşam kalitesinin artırılmasında ve psikososyal uyumun sağlanmasında hemşirelerin eğitici rolü önemlidir. Amaç: Araştırma malnütrisyon saptanan ve PEG ile beslenen palyatif bakım hastaları ve bakım vericilerine Roy Adaptasyon Modeli'ne (RAM) dayalı verilen taburculuk eğitiminin, yaşam kalitesine ve uyum süreçlerine etkisini belirlemek amacıyla gerçekleştirildi. Yöntem: Ön test-son test randomize kontrollü deneysel tasarımda gerçekleştirilen araştırmanın evrenini Kasım 2023-Ekim 2024 tarihleri arasında bir devlet hastanesinin palyatif bakım kliniğinde yatarak tedavi gören 176, örneklemini ise araştırma dahil edilme ölçütlerine uyan ve araştırmaya katılmaya gönüllü 66 hasta ve bakım vericisi oluşturdu. Araştırmada deney grubundaki bireylere RAM'e dayalı taburculuk eğitimi araştırmacı tarafından verilirken, kontrol grubundaki bireylere klinikte uygulanan taburculuk eğitimi verildi. Veriler; Bireysel Özellikler Formu, Nütrisyonel Risk Tarama Testi-2002, Avrupa Kanser Araştırma ve Tedavi Organizasyonu Yaşam Kalitesi Ölçeği (EORTC QLQ-C30), Yaşlılarda Uyum Güçlüğünü Değerlendirme Ölçeği (YUGDÖ), Nütrisyonel Takip Formu, Telefon ile Danışmanlık Takip Formu, Baş Etme ve Uyum Süreci Ölçeği (BUSÖ), Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği-Kısa Formu-Türkiye (WHOQOL-BREF-TR) ve PEG ile Beslenmeye Yönelik Bilgi, Giriş: Palyatif bakım hastalarında perkütan endoskopik gastrostomi (PEG) ile beslenme sürecinde baş etme yöntemlerinin geliştirilmesinde, yaşam kalitesinin artırılmasında ve psikososyal uyumun sağlanmasında hemşirelerin eğitici rolü önemlidir. Amaç: Araştırma malnütrisyon saptanan ve PEG ile beslenen palyatif bakım hastaları ve bakım vericilerine Roy Adaptasyon Modeli'ne (RAM) dayalı verilen taburculuk eğitiminin, yaşam kalitesine ve uyum süreçlerine etkisini belirlemek amacıyla gerçekleştirildi. Yöntem: Ön test-son test randomize kontrollü deneysel tasarımda gerçekleştirilen araştırmanın evrenini Kasım 2023-Ekim 2024 tarihleri arasında bir devlet hastanesinin palyatif bakım kliniğinde yatarak tedavi gören 176, örneklemini ise araştırma dahil edilme ölçütlerine uyan ve araştırmaya katılmaya gönüllü 66 hasta ve bakım vericisi oluşturdu. Araştırmada deney grubundaki bireylere RAM'e dayalı taburculuk eğitimi araştırmacı tarafından verilirken, kontrol grubundaki bireylere klinikte uygulanan taburculuk eğitimi verildi. Veriler; Bireysel Özellikler Formu, Nütrisyonel Risk Tarama Testi-2002, Avrupa Kanser Araştırma ve Tedavi Organizasyonu Yaşam Kalitesi Ölçeği (EORTC QLQ-C30), Yaşlılarda Uyum Güçlüğünü Değerlendirme Ölçeği (YUGDÖ), Nütrisyonel Takip Formu, Telefon ile Danışmanlık Takip Formu, Baş Etme ve Uyum Süreci Ölçeği (BUSÖ), Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği-Kısa Formu-Türkiye (WHOQOL-BREF-TR) ve PEG ile Beslenmeye Yönelik Bilgi, Tutum ve Davranış Formu ile toplandı. Araştırma süresince bireyler hastaneye kabul, taburculuk öncesi ve taburculuk sonrası 3. ayda olmak üzere üç kez değerlendirildi. Bulgular: Hastaların %53'ü erkek ve yaş ortalaması 79,58±7,62 yıl idi. Taburculuk eğitiminin zamana göre deney grubundaki hastalarda EORTC-QLQ-C30 puan ortalamalarını fonksiyonel güçlükler boyutunda yükselttiği, semptom alt boyutunda düşürdüğü, YUGDÖ toplam puan ortalamalarını düşürdüğü belirlendi (p<0,01). Bakım vericilerin %66,7'si kadın ve yaş ortalaması 55,48±13,67 yıl idi. Deney grubundaki bakım vericilerin WHOQOL-BREF-TR toplam puan ortalamalarının, BUSÖ toplam/alt boyut puan ortalamalarının, PEG ile beslenmeye yönelik bilgi, tutum ve davranış puanlarının kontrol grubuna göre daha yüksek olduğu saptandı (p<0,05). Sonuç: RAM'a dayalı verilen taburculuk eğitiminin hastaların ve bakım vericilerin yaşam kalitesi ve sürece uyumlarını olumlu etkilediği belirlendi. Daha uzun süreli takiplerle taburculuk eğitiminin etkilerinin sürekliliğinin değerlendirilmesi önerilebilinir.
Tip 2 diyabetes mellitüs hastalarında güvenli subkütan enjeksiyon uygulama becerisinin kazandırılmasında iki farklı öğretim yönteminin etkinliğinin değerlendirilmesi
Amaç: Bu araştırma, SC yoldan güvenli insülin enjeksiyon uygulama becerisinin kazandırılmasında, video destekli eğitim ve düşük gerçekli simülasyon maketine dayalı öğretimin etkinliğini incelemek amacıyla deneysel tasarım türünde gerçekleştirildi Yöntem: Araştırma, Sağlık Bakanlığına bağlı bir hastanenin dahiliye polikliniğinde Aralık 2024 - Mayıs 2025 tarihleri arasında gerçekleştirildi. Araştırmanın evrenini dahiliye polikliniğine başvuran ve subkütan yoldan insülin enjeksiyonuna ilk defa başlayacak olan Tip 2 Diyabet hastaları oluşturdu. Örneklemini ise, araştırmaya dahil edilme kriterlerine uyan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 82 birey oluşturdu. Verilerin toplanmasında; Hasta Bilgi Formu, Mini-Cog Testi, Görsel Kıyaslama Ölçeği, Ağrı ve Kan Glikoz Değeri takip çizelgesi, Milimetrik Şeffaf Bant, Hematom Alanı İndeksi, Lipoatrofi ve Lipohipertrofi Tanılama Formu ve SC Yoldan Enjeksiyon Takip Çizelgesi kullanıldı. Deney-1 grubunda yer alan bireylere düşük gerçekli simülasyon maketi, Deney-2 grubunda yer alan bireylere ise video destekli subkütan enjeksiyon eğitimi verildi. 1. hafta,1.ay ve 3. ayda yapılan izlemlerde kan glikoz değeri, ağrı, ekimoz, hematom, lipoatrofi, lipohipertrofi ve subkütan enjeksiyon uygulama becerileri değerlendirildi. Bulgular: Araştırma kapsamında yer alan bireylerin çoğunluğu erkek (%56,1) ve ilkokul mezunu (%65,9) idi. Bireylerin %76,8'inin sigara kullanmadığı ve %59,8'inin kronik hastalığı bulunmadığı görüldü. Araştırma kapsamında yer alan bireylerin yaş ortalamasının 60.6±9.8, BMI ortalamasının 29.6±6.3, trombosit değerlerinin ortalaması 295±93.8, PT ortalaması 13±3.1 ve aPTT ortalaması 1.21±.37 olarak belirlendi. Bireylerin SC insülin enjeksiyonuna başladıkları ilk 1 hafta, 1.ay ve 3. aylardaki; sabah açlık ve tokluk, öğle ile akşam vakitlerindeki açlık ve tokluk kan glikoz değeri puan ortalamaları ve HbA1c değerleri grupların (düşük gerçekli simülasyon maketi ve video destekli eğitim grubu) kendi içinde ve gruplar arasında anlamlı bir fark olmadığı görüldü (p>0,05). İnsülin enjeksiyonuna bağlı gelişen ağrı şiddeti puan ortalamaları açısından da video destekli eğitim grubu ile düşük gerçekli simülasyon maketi grubu arasında ve grupların kendi içinde anlamlı fark görülmedi (p>0,05). Buna karşın SC yoldan insülin enjeksiyonuna yönelik uygulanan eğitimler sonucunda 1. hafta, 1.ay ve 3. ay yapılan ekimoz ve lipohipertrofi değerlendirmelerinde; video destekli eğitimi yapılan grupta ekimoz ve lipohipertrofi oranı, düşük gerçekli simülasyon maketi ile eğitim yapılan gruba göre anlamlı oranda daha düşük bulundu (p<0,05). Ancak grupların kendi içinde yapılan izlemlerde ekimoz ve lipohipertrofi oranlarında anlamlı bir fark olmadığı saptandı (p>0,05). Subkütan enjeksiyon uygulama beceri değerlendirmelerinde de video destekli eğitim yapılan grupta, malzeme hazırlama beceri puan ortalaması ve subkütan enjeksiyon uygulama beceri puan ortalaması düşük gerçekli simülasyon maketi ile eğitim yapılan gruba göre anlamlı ölçüde yüksek bulundu (p<0,05). Ancak grupların kendi içinde yapılan izlemlerde malzeme hazırlama beceri puan ortalamaları ve subkütan enjeksiyon uygulama beceri puan ortalamaları anlamlı bir fark olmadığı saptandı (p>0,05). Sonuç: Tip 2 Diyabet hastalarında subkütan insülin enjeksiyonuna ilişkin eğitimlerde video destekli eğitimin uygulanmasının; hasta bireylerde ekimoz ve lipohipertrofi gelişimini azalttığı ve SC enjeksiyon uygulama becerisini artırdığı belirlendi.
Kanıta dayalı uygulama inançları ve kanıta dayalı uygulama kullanımı ölçeklerinin Türkçe geçerlik ve güvenirlik çalışması
Bu araştırma, "Fuld National Institute for EBP" tarafından inanç düzeylerini (Evidence-Based Practice Beliefs Scale) ve kullanım düzeylerini/sıklığını (Evidence-Based Practice Implementation Scale) belirlemek amacıyla geliştirilen, Türkçe adları Kanıta Dayalı Uygulama İnançları Ölçeği (KDUİÖ) ve Kanıta Dayalı Uygulama Kullanımı Ölçeği (KDUKÖ) olarak çevrilen ölçeklerin Türkçe geçerlik ve güvenirliğinin yapılması amacıyla, metodolojik tasarımda gerçekleştirildi. Araştırmanın evrenini İstanbul ilinde Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi'ne bağlı iki hastanede Temmuz 2023–Mayıs 2024 tarihleri arasında çalışan 984 hemşire, örneklemini yoğun bakım üniteleri ve diğer yataklı birimlerde hemşire/sorumlu hemşire olarak çalışan ve araştırmaya gönüllü katılan 215 hemşire oluşturdu. Araştırma verilerinin toplanmasında Hemşire Bilgi Formu, Kanıta Dayalı Hemşireliğe Yönelik Tutum Ölçeği (KDHYTÖ), KDUİÖ ve KDUKÖ kullanıldı. Ölçeklerin güvenirliğini değerlendirmek için test-tekrar test ve madde-toplam puan analizleri, geçerliğini değerlendirmek için ise dil geçerliği, içerik/kapsam geçerliği, yapı geçerliği ve ölçüt geçerliği analizleri yapıldı. İstatistiksel analizler SPSS 26.sürüm ve Amos 24 programlarıyla yapıldı. Ölçeklerin dil geçerliğinin sağlanmasında "Fuld National Institute for EBP" kurumunun ilettiği rehber kullanıldı. Türkçe KDUİÖ ve KDUKÖ Cronbach alfa katsayılarının sırasıyla 0,91 ve 0,96 olduğu saptandı. Her iki ölçeğin de test ve tekrar test puan ortalamaları arasında fark görülmedi (p>0,05). Doğrulayıcı faktör analizleri (DFA) sonucunda ölçeklerin tek faktörlü yapıya sahip olduğu doğrulandı. Ölçüt geçerliğinin sınanmasında kullanılan KDHYTÖ ve KDUİÖ arasında anlamlı ve pozitif yönlü bir ilişki olduğu belirlendi (p<0,001). Ölçek toplam puan ortalamaları KDUİÖ için 59,04±8,21, KDUKÖ için ise 19,06±14,97 idi. Araştırmada KDUİÖ ile KDUKÖ arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğu belirlendi (p<0,001). Sonuç olarak KDUİÖ'nün KDUnun değerine ve uygulanabilirliğine inanç düzeylerini, KDUKÖ'nün ise KDU kullanım düzeylerini belirlemek için Türkiye'deki hemşire örnekleminde geçerli ve güvenilir ölçüm araçları olduğu belirlendi. KDUya yönelik inançların, KDU kullanım düzeylerini tahmin etmede etkili olup olmadığını değerlendirmek için KDUİÖ'nün yordama/kestirim geçerliğinin analiz edilmesi ve ölçeklerin farklı örneklem gruplarında analiz edilmesi önerilebilir. Anahtar kelimeler: kanıta dayalı uygulama, hemşirelik, güvenirlik, geçerlik
Yoğun bakım hastalarında üriner kateterizasyona bağlı basınç yaralanmasının önlenmesinde iki farklı uygulama etkinliğinin incelenmesi
Bu araştırma, yoğun bakım hastalarında üriner kateter ile ilişkili basınç yaralanmalarının önlenmesinde iki farklı hemşirelik uygulamasının etkinliğini incelemek amacıyla randomize olmayan deneysel araştırma tipinde gerçekleştirildi. Araştırmanın evrenini İstanbul'da bulunan bir eğitim ve araştırma hastanesinin erişkin genel yoğun bakım ünitesinde bakım ve tedavi gören ve 24 saat içinde üriner kateter uygulanan hastalar, örneklemini ise, üriner kateterin deriye temasının süreli olarak değiştirildiği grupta 40 hasta ve üriner kateter ile deri arasına yumuşak destek materyalinin yerleştirildiği grupta 40 hasta olmak üzere toplam 80 hasta oluşturdu. Hastaların üriner kateter ile ilişkili basınç yaralanması gelişme durumları birbirinden bağımsız iki gözlemci tarafından değerlendirildi. Üriner kateterin deriye temasının süreli olarak değiştirildiği grupta, kateterin deri ile temas ettiği bölge iki saatte bir yer değiştirilerek hastalar beş gün boyunca izlendi. Üriner kateter ile deri arasına yumuşak destek materyalinin yerleştirildiği grupta ise üriner kateterin deri ile temas eden bölgesi yumuşak materyal ile desteklenerek beş gün boyunca izlendi. Araştırmanın verilerinin toplanmasında, Glasgow Koma Skalası, Braden Risk Değerlendirme Ölçeği, Üriner Kateter ile İlişkili Basınç Yaralanması Değerlendirme Formu, Basınç Yaralanması Evreleme ve İzlem Formu kullanıldı. Üriner kateterin deriye temasının süreli olarak değiştirildiği grupta yer alan hastalarda ilk üç gün %100,0'ünde üriner kateter ile ilişkili basınç yaralanması gelişmediği, 4.gün %5,0'inde, 5.gün ise %10,0'unda evre-1 basınç yaralanması geliştiği ve hastaların basınç yaralanması izlemi oranlarının zamana bağlı beş ölçümü arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunduğu saptandı (p=0,012). Üriner kateterin deriye temasının süreli olarak değiştirildiği grupta yer alan ve basınç yaralanması gelişen hastaların cinsiyet (p=0,042), beden kitle indeks ortalamaları ve yoğun bakım ünitesinde yatış nedenlerine göre basınç yaralanması gelişme durumları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu (p=0,015) saptandı. Sonuç olarak, üriner kateter ile deri arasına yumuşak destek materyali yerleştirilmesinin üriner kateter ile ilişkili basınç yaralanmalarının önlemesinde daha etkili olduğu belirlendi.