
1,131
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Samsun şehir merkezinde ağır metal kirliliğinin yol tozları yardımıyla belirlenmesi
Kentsel hava kalitesinde tanımlanan bileşiklerin çeşitlerindeki ve sayısındaki devamlı artış daha fazla hava kirleticisi ortaya çıkarmaktadır. Hava kirliliği, ekosistem ve canlı varlıkların yaşamsal eylemlerini etkileyen önemli bir etmendir. Solunabilir partikül madde için hava kirliliğini oluşturan bileşenler arasında ağır metaller bulunur. Farklı kaynaklara sahip olmalarına rağmen birikme kabiliyetlerinin diğer kirleticilere göre biraz daha yüksek olduğu bilinmektedir. Bu sebepten ötürü özellikle yol tozu olmak üzere şehir merkezlerinde oluşan ağır metaller yüksek oranlarda bulunabilir. Bu çalışma kapsamında Samsun şehir merkezindeki 5 farklı bölgeden toplanan yol tozu numunelerindeki ağır metal kaynaklarının ve seviyelerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Cr ve Ni sanayi kaynaklı, Cu, Pb, Zn ve S trafik kaynaklı, Co, Mn ve K elementlerinin ise kentsel alanlar kaynaklı olarak yüksek konsantrasyona ulaştığı tespit edilmiştir.
Kastamonu ili endüstriyel simbiyoz olanaklarının araştırılması
Dünyada olduğu gibi ülkemizde de üretim ve tüketime bağlı olarak kaynakların verimsiz kullanımından çeşitli çevre sorunları ortaya çıkmakta ve doğal kaynakların sınırlı bir hal alması ile sürdürülebilirlik kavramı da önemli bir hal almıştır Sürdürülebilirlik kavramı bir kalkınma modeli olarak, üretim aşamasında kaynakların etkin kullanımı ile yenilenebilir kaynaklara yönelimin sağlanarak doğrusal ekonomi yerine döngüsel ekonominin benimsenmesi gerekmektedir. Bu nedenle sürdürülebilirlik kavramının döngüsel ekonomide ki uygulanabilirliği için endüstriyel simbiyoz olanaklarının araştırılması bölgesel anlamda önem taşımaktadır. Bu tez çalışması ile Dünyada ve ülkemizde planlı olarak faaliyet gösteren Organize Sanayi Bölgelerinde ki sektörlerin oluşan atıklarının endüstriyel simbiyoz olanakları incelenmiştir. Bu kapsamda Kastamonu ili bünyesinde faaliyet gösteren Kastamonu OSB, Tosya OSB ve Seydiler OSB de ki sektörlerin üretim faaliyetinden kaynaklı oluşan atıklarının, belirlenen sektörler tarafından hammadde olarak kullanmasına yönelik bir endüstriyel simbiyoz olanağı araştırması yapılmıştır. Bu kapsamda tespit edilen endüstriyel simbiyoz olanakları ile her OSB'nin ihtiyacı konumunda ortaya çıkan sektörler belirlenmiştir. Endüstriyel simbiyoz olanağı araştırılan sektörler içinde Kastamonu OSB'de "suyun toplanması, arıtılması ve dağıtılması", Tosya OSB'de "atığın toplanması, ıslahı ve bertarafı faaliyetleri; maddelerin geri kazanımı", Seydiler OSB'de "ağaç yünü, ağaç unu, ağaç talaşı, ağaç yonga imalatı" sektörü ön plana çıkmıştır. Organize sanayi bölgelerine endüstriyel simbiyoz çalışmalarının ekonomik anlamda getirileri ve verimli kaynak kullanımına yönelik öneriler belirtilmiştir.
Sıfır atık yönetiminin site tipi binalarda uygulanması
İnsanoğlu modern hayatını sürdürürken doğal kaynaklarını hızla tüketmekte, doğayı tahrip etmekte ve çevreyi kirletmektedir. Bireylerin tüketiminden kaynaklanan atıkların bertarafının zorluğu insanlara kaynakları optimum kullanma zorunluluğu getirmiştir. Bu çalışmada Sıfır Atık Yönetmeliğine uygun, atıkların kaynağında ayrı toplanması ve azaltılması stratejisini içeren Sıfır Atık Yönetiminin kurulması ve site tipi binalarda uygulanması incelenmiştir. Bu çalışmada sıfır atık yönetiminin, site tipi binalarda uygulaması amacı ile binalardan çıkan atıklar incelenmiş, kaynağında azaltım için Kastamonu ilinde, 7 blok ve 248 konuta sahip olan bir sitede çalışmalar yapılmıştır. Bu çalışmanın birinci aşamada, sitedeki her blok girişine 4'er adet geri dönüşüm kutuları yerleştirilmiş, 30 günlük sürede her gün her kutu (kağıt-karton, plastik, cam ve metal) sıfır atık kapsamında ayrı ayrı tartım yapılarak veriler kaydedilmiş ve 30. günlük sürenin sonunda anket çalışması (ön test) yapılmıştır. İkinci aşamada, her bloğun girişine sıfır atığın önemini anlatan sıfır atık konulu afişler asılmış, sıfır atık kısa filminin izlenmesi sağlanarak eğitim aşaması tamamlanmıştır. Üçüncü aşamada, her blok girişindeki geri dönüşüm kutuları 30 günlük sürede her gün her kutu ayrı ayrı tartım yapılarak veriler elde edilmiştir. Elde edilen bulgular ile Mart-Nisan aylarındaki ön test öncesinde 201,25 kg kağıt-karton, 146,10 kg plastik, 81,75 kg cam, 35,05 kg metal, Mayıs-Haziran aylarındaki son test sonrasında 466,50 kg kağıt-karton, 453,75 kg plastik, 163,25 kg cam, 69,85 kg metal atık toplanmıştır. Farkındalık ölçme çalışması olan anket çalışmasında, "Geri dönüşüme kazandırılan ürünlerin neler olduğunu biliyor musunuz" sorusuna ön testte %37,25 en fazla "Kesinlikle Katılıyorum" cevabını verirken son testte %90,20 cevabını vermiştir. Atık türleri farkındalık ölçme çalışması olan anket çalışmasında, "Atık türlerinden hangilerinin geri dönüşümlü atık olduğunu biliyor musunuz" sorusuna ön testte ve son testte %98,04 cevabını "Kağıt-Karton Atıkları" cevabını vermiştir. Bir başka soru olan "Atık türlerinden hangilerinin geri dönüşümü olmayan atık olduğunu biliyor musunuz" sorusuna ön testte %94,12 "Sebze ve meyve kabukları" cevabını verirken son testte %100 cevabını vermiştir. Site tipi binalarda sıfır atık yönetimi çalışması ile kişilerin bilinçlenmesi, sıfır atığın ne olduğunu öğrenmeleri için gerek yerel basında, gerekse uluslararası basın organları ile gerekli duyuruların ve bilinçlendirme faaliyetlerinin yapılmasının atıkların kaynağında ayrı toplanması ve ayrıştırılması için çok önemli olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Ankara kent merkezinde ağır metal kirliliğinin yakın geçmişteki değişimi
Dünyanın en önemli problemlerinin arasında olan kentsel hava kirliliği, birçok kent merkezinde insan sağlığını tehdit etmekte ve her yıl milyonlarca insanın ölümüne sebep olmaktadır. Hava kirliliği bileşenleri içerisinde ağır metaller ayrı bir öneme sahiptir. Bunun nedeni, ağır metallerin doğada biyolojik bozunmaya uğramadan uzun süre dayanabilmeleri ve canlı organizmalarda biyolojik olarak birikmeleridir. Dahası, havadaki konsantrasyonları yavaş yavaş artar. Bu nedenle, ağır metal konsantrasyonunun izlenmesi, çevre kirliliğinin güvenilir göstergeleri için son derece önemlidir. Biyomonitörler, ağır metal konsantrasyonlarının izlenmesinde kullanılan yöntemlerden biridir. Bu çalışma kapsamında seçilen ağır metaller, yüksek konsantrasyonlarda olduğunda bitkiler üzerinde çeşitli olumsuz etkilere sahiptir. İnsanlar ve diğer canlılar için ise oldukça zararlı, toksik, kanserojen ve ölümcül olabilmektedirler. Dahası, solunum yolu ile insan bünyesine alınmaları durumunda çok daha zararlı olabilirler. Bundan dolayı havadaki ağır metal konsantrasyonlarının değişiminin izlenmesi son derece önemlidir. Bu çalışmanın amacı, Ankara kent merkezinde son 30 yıllık süreçte havadaki ağır metal kirliliğinin değişiminin Elaeagnus angustifolia L., Platanus orientalis L., Koelreuteria paniculata Laxm, Ailanthus altissima (Mill.) Swingle, Cedrus atlantica (Endl.) Manetti ex Carr. ağaçlarının yıllık halkalarının kullanılarak belirlenmesidir.. Çalışma sonucunda, havadaki ağır metal kirliliğinin önemli ölçüde değiştiği, özellikle Ailanthus altissima (Mill.) Swingle ve Platanus orientalis L., türlerinde ağır metal konsantrasyonunun önemli ölçüde değiştiği belirlenmiştir.
Tekstil atıklarından elde edilen plakaların mekanik, termal ve akustik davranışlarının incelenmesi
Dünyada artan nüfusun ihtiyaçlarını karşılamak üzere hızla büyüyen endüstrileşme tehlikeli/tehlikesiz atık oluşumunun hızla artmasına neden olmaktadır. Bu durum, geri dönüşüm, geri kazanım ve tekrar kullanım gibi süreçlerin önemini artırmaktadır. Endüstrilerin üretim süreçleri sırasında oluşan birçok atık, hammadde olarak geri kazanılabilme, yeni ürünler üretilebilme ve katma değer sağlayabilme bakımından önemli potansiyele sahiptir. Endüstriyel faaliyet olarak oluşturduğu atık bakımından hammadde ya da yeni ürün elde edilebilme potansiyeli yüksek sektörlerden biri de tekstil sektörüdür. Tekstil sektöründe ortaya çıkan atıklar çeşitli işlemler sonucunda iplik üretiminde, farklı bir ürün eldesinde katkı hammaddesi olarak kullanılabilmektedir. Tekstil atıklarının farklı uygulamalarla yeniden kullanımları için kompozit malzeme elde edilmesi noktasında hem literatür hem de uygulamada eksiklikler bulunmaktadır. Kompozit malzemeler en az iki farklı malzemenin makro boyutlarda birleşmesiyle elde edilen yeni malzemeler ve kendini oluşturan bu malzemenin üstün özelliklerinin yeni malzemede yer aldığı ileri malzemeler olarak ifade edilmektedir. Bu malzemelerin yüksek mukavemete sahip olması ve hafif olması nedeniyle otomotiv, inşaat, spor malzemeleri gibi farklı birçok sektörde kullanım imkânları bulunmaktadır. Kompozit malzemeler çeşitli matris ve takviye elemanlarından oluşmaktadır. Kompozit mühendisliği uygulamalarında yaygın olarak termoset içerikli reçineler (epoksi, vinil ester ve polyester) kullanılmaktadır. Bu tez çalışmasında, farklı reçine türleri ile tekstil atıkları ve ticari bir ürün olan cam elyaf malzeme kullanılarak elde edilen kompozit plakaların mekanik, termal ve akustik özellikleri incelenmiştir. Ayrıca, elde edilen kompozit plakaların incelenen özellikleri bakımından karşılaştırılması yapılmıştır. Buna göre, tekstil atıklarının kullanımı ile elde edilen kompozit plakaların, cam elyaf kullanılarak elde edilen plakalara göre üstünlükleri bulunmaktadır. Cam elyaf kullanılarak elde edilen kompozit plakalar ise ısıl iletkenlik alanında üstünlük göstermiştir. Buna göre, tekstil atıklarından elde edilen plakaların termal iletkenlik açısından değerlendirilebileceği, cam elyaf katkılı plakaların ise mekanik açısından kullanım potansiyeli olduğu belirlenmiştir. Anahtar Sözcükler: Geri Dönüşüm, Kompozit, Tekstil Atığı, Termoset Reçine
Krom (VI) indirgeme yapan arıtma tesislerinde nanotanecik yüklü aktif karbon kullanılarak krom (VI) giderim performansının arttırılması
Bu çalışmada Cr+6 giderimini kimyasal reaksiyonlar sonucu indirgeme yoluyla sağlayan atık su arıtma tesislerinde çıkış suyunu en son nanotanecik yüklü aktif karbon filtrelerinden geçirerek krom giderim performansının arttırılması amaçlanmıştır. Gümüş nanopartikülle kaplanan aktif karbon filtreler arıtma tesisinin son aşaması olan nötralizasyon tankının çıkışına yerleştirilmiş ve burada çıkış sularının standart aktif karbon filtrelerden geçirilmesiyle elde edilen krom giderim verimi ile nanapartiküllü filtrelerin giderim verimi kıyaslanmıştır. Çalışmada pH etkisi, temas süresi ve adsorban miktarı gibi parametrelerin incelenmesi ile gerekli optimizasyon şartlarının belirlenmesi için farklı pH'larda (pH = 6-8-10), farklı temas süreleri (30.dk., 60. dk., 90. dk.) içerisinde ve farklı adsorban miktarlarıyla (9 kg, 12 kg, 15 kg) atık su numuneleri alınmıştır. pH ayarlamaları yapılırken arıtma tesisinin bağlı olduğu organize sanayi bölgesinin deşarj limitleri (pH= 6-10) göz önüne alırken adsorban miktarı belirlenirken de standart 15 kg'lık aktif karbon filtreler referans alınarak maksimum 15 kg minimum 9 kg olacak şekilde değişken adsorban miktarları kullanılmıştır. Temas süresi olarak 30 dakikalık periyotlar seçilmiştir. Yapılan atık su analiz sonuçlarında gümüş nanopartikül kaplı aktif karbon filtrelerin en iyi giderim verimini 90. dakikada 15 kg'lık filtrelerde ve pH=6'da sağladığı gözlemlenmiştir. Buda bize giderim veriminin temas süresi ve adsorban miktarı ile doğru orantılı, pH ile ters orantılı olarak değişim gösterdiğini kanıtlamaktadır. Bütün bu analiz sonuçları değerlendirildiğinde gümüş nanopartiküllü filtrelerin standart aktif karbon filtrelere kıyasla ortalama %50'lik bir oranla daha iyi krom giderimi sağladığı gözlemlenmiştir. Ayrıca periyodik (3 hafta arayla) olarak alınan atık su analizleri ile filtrelerin kullanım ömürleride karşılaştırılmıştır. Buradan elde edilen verilerle nanopartikül kaplı filtrelerin standart aktif karbon filtrelere nazaran 2 kat daha uzun süre kullanılabileceği ortaya çıkmaktadır. Bu karşılaştırmalar sonucu düşük bir yatırım maliyeti ile krom gideriminde büyük avantajlar sağlanabileceği gözlemlenmiştir. Kimyasal arıtım yapan bir atık su arıtma tesisinin çıkışında denenmiş olan bu gümüş nanopartiküllü filtrelerin göstermiş olduğu performans ile endüstriyel kullanıma da uygun olduğu tespit edilmiştir.
Kastamonu ilinde bulunan bir çinko kaplama tesisi atıksuyunun elektrokoagülasyon yöntemi ile arıtımının incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, elektrokoagülasyon tekniği kullanarak metal kaplama atık suyundan kimyasal oksijen ihtiyacı (KOİ) ve çinkoyu gidermektir. Bu amaçla, demir anot ve katot içeren bir reaktör kullanılmıştır. Sonuçlar, elektrokoagülasyon prosesi ile KOİ ve çinko giderim verimliliğinin deney süresi ve akım yoğunluğu arttıkça arttığını göstermiştir. Optimum koşullar, deney 7 için başlangıç pH değeri 3, akım yoğunluğu 1,5 A, deney süresi 56,32 dakika ve güç tüketimi 7,1 kWh/m3 olarak belirlenmiştir. Bu koşullar altında maksimum KOİ ve çinko giderim oranları sırasıyla %63,38 ve %99,99 olarak bulunmuştur. Elektrokoagülasyon prosesinde başlangıç pH, akım ve zamanın etkilerini incelemek için merkezi kompozit tasarım kullanılarak üç seviyeli faktörlerle istatistiksel bir model geliştirilmiştir. Geliştirilen modelin R2 değerleri, güç tüketimi için 0,9900, KOİ giderimi için 0,9714 ve çinko giderimi için 0,8896 olup, polinom matematiksel ikinci dereceden denklemlere iyi uyum sağlamıştır. Varyans analizi (ANOVA), başlangıç pH, akım ve zamanın önemli etkileri olduğunu ve bu parametrelerin p-değerinin 0,05'ten küçük olması nedeniyle önemli olduğunu ortaya koymuştur. Genel olarak metal kaplama atık suyunun kirletici giderimleri için elektrokoagülasyon prosesinin kullanılabileceği sonucuna varılmıştır.
Düzce ilinde ev tozlarında ölçülen eser element düzeylerinin ve sağlık risklerinin belirlenmesi
Düzce ili, coğrafi konumu, topoğrafik özellikleri, önemli çevresel kirlilik kaynaklarının (evsel, endüstriyel ve trafik) iç içe bulunması gibi nedenlerle çevre kirliliği açısından risk altındadır. Bu nedenle, ilde kirletici parametrelerin izlenmesi ve sebep olabileceği olumsuz etkilerin araştırılması önemli ve gereklidir. Bu çalışmada, Düzce ili kent merkezi ve ilçelerinde yer alan 30 adet konuttan toz numuneleri toplanmış ve Li, Na, Mg, K, Ca, Ti, Cr, Mn, Fe, Co, Ni, Cu, Zn, As, Se, Sr, Zr, Mo, Cd, Sb, Ba, Hg ve Pb elementlerinin konsantrasyon düzeyleri belirlenmiştir. Çalışmada, toz numunelerinin elementel analizleri indüktif eşleşmiş plazma optik emisyon spektroskopisi (ICP-OES) (Perkin Elmer AVIO 200) cihazı kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Analiz edilen elementlerin, hesaplanan aritmetik ortalama değerleri Ca > K > Fe > Na > Mg > Ti > Zn > Mn > Ba > Sr > Cu > Cr > Ni > Pb > Zr > Mo > Co > Li > Cd > Ag > Se > Sb > As > Hg şeklinde sıralanmaktadır. Çalışmada, toksik elementlere maruziyetten kaynaklanan sağlık riskinin değerlendirilmesinde ABD Çevre Koruma Kurumu'nun (USEPA) yöntemi kullanılmıştır. Yapılan değerlendirmeler sonucunda, tehlike indeksi (HI) değerleri emniyet sınırının altında olmasına rağmen, hem HI hem de kanser riski seviyelerinin kümülatif kirlilik açısından önemli seviyelerde olduğu belirlenmiştir. Düzce ilinde ev tozlarının elementel içeriği ulusal ve uluslararası mevcut çalışmalarla karşılaştırılarak değerlendirildiğinde, Düzce ili için elde edilen konsatrasyon seviyelerinin, benzer çalışmalara göre nispeten düşük olduğu görülmüştür. Antropojenik faaliyetlerin ev tozlarındaki element konsantrasyonları üzerindeki etkisini değerlendirmek amacıyla her bir element için zenginleşme faktörleri (EF) hesaplanmıştır. Çalışmada, iç ortam kirletici kaynaklarının belirlenebilmesi amacıyla, korelasyon analizi ve kümeleme analizi gibi istatiksel analiz yöntemleri kullanılmıştır. Ayrıca, kirleticilerin örnekleme noktalarına göre nasıl değiştiğinin anlaşılabilmesi için elementlerin konsantrasyon dağılım haritaları hazırlanmıştır. Yapılan değerlendirmeler sonucunda, iç ortamların trafik, endüstri ve yanma gibi dış ortam kirletici kaynaklarından etkilendiği anlaşılmıştır. Ayrıca, pişirme, sigara içilmesi, evlerde kullanılan duvar boyaları, zemin kaplamaları ve temizlik malzemeleri gibi çeşitli ürünlerin kullanılmasının da iç ortam tozlarının elementel içeriğine etki ettiği anlaşılmıştır.
Modifiye edilmiş PGMA hidrojellerin sentezi ve boya gideriminde potansiyellerinin araştırılması
Antropojenik faaliyetler ve artan nüfus, ekosistemlerde kirliliğe yol açmaktadır. Dün-yadaki suyun üçte birinden fazlası tarımsal, evsel ve endüstriyel amaçlarla kullanılmak-ta; bu faaliyetler sonucunda boyalar, gübreler, pestisitler ve ağır metaller gibi çeşitli sentetik ve jeojenik bileşikler su kaynaklarını kirletmektedir. Bu kirleticiler arasından boyalar her sektörde yaygın kullanıldıkları için diğerlerine göre ön plana çıkmaktadır. Hatta günümüzde su kirliliği açısından boyalar en önemli kirleticilerden biri kabul edilmektedir. Dolayısıyla bu çalışmada yaygın boyalardan biri olan Bromofenol mavisi (BPB) boyasının adsorpsiyonu üzerine çalışılmıştır. Bu çalışmanın ilk aşamasında Poli(glisidil metakrilat) (PGMA) polimeri ile jeller üretil-di. İkinci aşamada bu jeller modifiye edilerek BPB boyasının adsorpsiyonu için yeni adsorbentler hazırlandı. Son aşamada ise bu modifiye jellerle BPB boyasının adsorpsi-yonu gerçekleştirildi. Bu aşamada kesikli adsorpsiyon yöntemi kullanıldı. Yürütülen deneylerle PGMA jeller için en uygun adsorbent miktarı, başlangıç boya konsantrasyo-nu, pH, sıcaklık parametreleri belirlendi. PGMA jeller ile BPB boyası arasındaki ad-sorpsiyonun mekanizması Langmuir, Freundlich, Dubinin-Radushkevich ve Temkin izoterm modelleri ile aydınlatıldı. Sonuçta PGMA jellerin BPB boyasının adsorpsiyonu açısından iyi performansa sahip olduğu görüldü.
Hibrit elektrokimyasal prosesler ile dondurma üretim tesisi atıksularının arıtımı
Dünya nüfusundaki artış, her geçen gün değişen ve gelişen insan ihtiyaçlarının karşılanması adına endüstriyel tesislerdeki üretimin artmasına neden olmaktadır. Üretim esnasında kullanılan hammaddelerin ve üretim sonucu oluşan atıkların miktarı oldukça fazladır. Bu üretimlerin yapılabilmesi için en tabii ihtiyaçların başında su gelmektedir. Yüksek miktarlarda su tüketen endüstriyel tesislerde oluşan atıksuların arıtılması ve tekrar kullanılması son derece önemlidir. Üretim süreçlerinde oluşan atıksuların arıtılması için çeşitli teknikler kullanılmaktadır. Bu tekniklerden biri de elektrokimyasal tekniklerdir. Elektrokimyasal teknikler kullanılan elektrot türlerine göre elektrokoagülasyon, elektrooksidasyon ve elektroflotasyon prosesleri olarak çalışabilmektedir. Genellikle, elektrokimyasal sistemlerde EK veya EO prosesi olarak atıksu arıtımında uygulamalar bulunmaktadır. Ancak eş zamanlı olarak aynı reaktörde hibrit elektrot türlerinin kullanımı konusunda dondurma üretim proses atıksularının arıtımı üzerine yapılan çalışmalar kısıtlı kalmıştır. Bu tez çalışmasında, Fe/PÇ/TiRuO2, Al/PÇ/TiRuO2, Fe/PÇ/Grafit, Al/PÇ/Grafit hibrit elektrot türleri ile Al/PÇ/Al, Fe/PÇ/Fe, TiRuO2/PÇ/Grafit, BDD/PÇ/PÇ elektrot bağlantı türlerinin KOİ ve TOK giderim verimlerine etkileri incelenmiştir. En yüksek KOİ/TOK giderim verimi %95 ile BDD/PÇ/PÇ elektrot türü olduğu belirlenirken, en düşük giderim verimi %59 ile Al/PÇ/Grafit elektrot türünde elde edilmiştir. Çalışmada ayrıca, dondurma atıksularının biyolojik bozunurluğunun belirlenmesi amacıyla Ortalama Oksidasyon değeri (OOD), karbon oksidasyon değeri (KOD) gibi parametreler incelenmiştir. Elektrokimyasal proseslerin işletilmesinde en önemli parametrelerden enerji tüketimi, akım verimi, elektrik enerjisi verimi gibi parametreler belirlenmiştir. Çalışmada yüksek KOİ içeriğine sahip atıksulardan biri olan dondurma üretimi atıksularının arıtımında özellikle BDD/PÇ/PÇ elektrot türünün kullanıldığı elektrokimyasal prosesin etkin olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Poli (glisidil metakrilat) partiküllerin sentezi, modifikasyonu ve boya gideriminde potansiyellerinin araştırılması
Bu tezde, modifiye edilmiş poli (glisidil metakrilat) (PGMA) partiküllerinin, endüstriyel atık sulardaki boyar maddelerin giderimi için kullanımı araştırılmıştır. EBT boyası model kirletici olarak seçilmiş ve PGMA-EDA ile PGMA-DETA adsorbanlarının adsorpsiyon kapasiteleri değerlendirilmiştir. Adsorpsiyon süreçlerine etki eden faktörler arasında başlangıç boya konsantrasyonu, pH, temas süresi ve sıcaklık incelenmiş; bu parametrelerin adsorpsiyon verimliliği üzerindeki etkileri optimize edilmiştir. En yüksek adsorpsiyon verimliliği, PGMA-EDA için pH 4'te, PGMA-DETA için ise pH 6'da gözlenmiştir. Kinetik analizlerde, yalancı ikinci derece kinetik modeli, adsorpsiyon mekanizmasını en iyi şekilde tanımlamış ve Langmuir izotermi sonuçları, adsorpsiyonun homojen yüzeylerde tek tabakalı olarak gerçekleştiğini göstermiştir. Termodinamik analizler, adsorpsiyon sürecinin kendiliğinden, ekzotermik ve enerji verimli olduğunu ortaya koymuştur. Elde edilen sonuçlar, PGMA-EDA ve PGMA-DETA partiküllerinin çevre dostu ve yüksek verimlilikle kullanılabilir adsorbanlar olduğunu kanıtlamaktadır. Bu adsorbanların, endüstriyel atık su arıtma uygulamalarında yaygın olarak kullanılması için potansiyel taşıdığı belirlenmiştir.
Tekstil sektöründe iç ortam kalitesi ve aydınlatma sistemleri üzerinden temiz üretim yaklaşımlarının değerlendirilmesi
Endüstriyel işletmeler üretim süreçlerinde, üretilen ürünlerin kalitesi, verimliliği ve niceliği konuları üzerinde durmaktadırlar. Üretim süreçlerinde çalışanların farklı motivasyon kaynakları olsa da işin verimliliği açısından göz önünde bulundurulması gereken önemli bir konuda endüstriyel firmaların üretim yaptıkları iç ortam kalitesinin çalışanlar açısından değerlendirilmesidir. İç ortam durumu, iç ortam hava kalitesi, iç ortamdaki gürültü kirliliği ve iç ortam aydınlatma etkinliği gibi parametreler ile değerlendirilmektedir. Literatürde çeşitli endüstriyel firmalar için iç ortam durumunun belirlendiği parametrelerin ayrı ayrı incelendiği çalışmalar bulunmaktadır. Ancak, iç ortam durumunun bütünsel olarak incelendiği çalışmaların kısıtlı olduğu görülmüştür. Bu tez çalışmasında da tekstil ürün üretimi yapan bir firmanın iç ortam hava kalitesi CO2 parametresi olarak, iç ortam gürültü kirliliği dB olarak, iç ortam aydınlatma etkinliği ise Iux olarak tespit edilmiştir. Çalışmada ayrıca, Python yazılımı kullanılarak işletmenin söz konusu parametreleri için haritalama yapılmış ve elde edilen veriler Ülkemizde yayınlanmış olan yönetmelikler ve dünyadaki asgari limitler kapsamında değerlendirilmiştir. İncelenen firmada üretim sahası toplam 10 bölgeye bölünmüştür. Bu bölgelerde en yoğun CO2 kirliliğinin, gürültü kirliliğinin ve aydınlatma etkinliğinin oluştuğu dikimhane ve yemekhane bölgesinde ilgili yönetmelikler ve genel asgari limitler açısından herhangi olumsuz durumun olmadığı tespit edilmiştir. Özellikle, aydınlatma etkinliğinin belirlendiği çalışma için firmanın çatısına yenilenebilir enerji kaynağı olan güneş panelleri yapılması durumunda elde edilecek olan enerji teorik olarak belirlenmiş ve aydınlatma verimliliğine etkisi çevresel sürdürülebilirlik parametresi olan temiz üretim çalışması olarak önerilmiştir. Ayrıca, aydınlatma etkinliğinin işletmelerde kolaylıkla tespit edilebilmesi için bir yazılım geliştirilmiştir.
Membran kapasitif deiyonizasyon yöntemi ile çöp sızıntı suyundan iyon giderimi
Deponi sahalarından kaynaklanan önemli bir çevre problemi olan çöp sızıntı suları yeraltı suyu ve yüzeysel sular için potansiyel tehlikeye yol açmaktadır. Biyodegradasyona dirençli organik madde amonyak azotu, ağır metal, klorlu organik ve inorganik tuzları içeriklerinden dolayı biyolojik prosesler özellikle yaşlı sızıntı sularını arıtmak için etkili değildir. Bu tezde, membran kapasitif deiyonizasyon sistemiyle çöp sızıntı sularından çeşitli iyonların uzaklaştırılması laboratuvar ölçekte incelenmiştir. Bugüne kadar, MKDI ünitesiyle yürütülen çalışmalar genellikle yeraltı suyu, evsel ve endüstriyel atık sulardan çeşitli iyonların uzaklaştırılmasına odaklanılmıştır. Deneyler, 0.5 – 5.0 V aralığındaki voltaj ve 15 – 120 dk aralığındaki temas sürelerinde yürütülmüştür. Sızıntı suyunda 4.0 V altında 15 dk temas süresinde maksimum fosfat giderimi (% 77) elde edilmiştir. 3.0 – 4.0 V voltaj uygulandığında, CI, NO3- ve NO2- iyonları ilk 15 dk' lık temas süresinde tamamen ortamdan uzaklaştırılmıştır. SO4-2 iyonu ise 3.0 - 5.0 V aralığında % 80 - % 85 oranında giderilmiştir. Benzer şekilde, 3.0 - 5.0 V aralığındaki voltaj uygulamalarında ilk 15 dk temas süresinde % 80 - % 88 aralığında Na+ iyonu uzaklaştırılmıştır. NH4+ iyon giderimi incelendiğinde, maksimum giderim verimi 3.5 V ve 120 dk' lık temas süresinde % 90 oranında elde edilmiştir. K+ iyonu, 2.5 V da % 37 oranında giderim sağlarken, 3.5 V'a yükseltildiğinde % 90 giderime ulaşılmıştır. Ca+2 iyonu için maksimum uzaklaştırma verimi 3.0 – 4.0 V voltaj aralığında % 70 olduğu gözlemlenmiştir.
Farklı ön işlem teknikleri uygulanmış alg biyokütlesinin mikrobiyal yakıt hücresinde elektrik üretim performansının araştırılması
Bu tez çalışmasında karışık alg kültürüne belirli ön işlem yöntemleri uygulanarak tek bölmeli mikrobiyal yakıt hücresinin (MYH) elektrik üretim performansı üzerine etkisi araştırılmıştır. Bu yaklaşım, atık arıtma ve elektrik üretimi olarak iki ayrı amaca hizmet etmektedir. Bu amaçla karışık alg biyokütlesine hidrojen peroksit (H2O2) ve Ultraviyole (UV) ön işlemleri uygulanarak elektrik üretim potansiyelleri araştırılmıştır. MYH'de kullanılan alg biyokütlesine 5-30 ml/L aralığındaki farklı dozlarda H2O2 eklenmiştir. Elde edilen sonuçlar herhangi bir ön işlemin uygulanmadığı kontrol reaktöründen elde edilen sonuçlarla kıyaslanmıştır. Kontrol reaktöründe 41,16 mW/m2'lik bir güç yoğunluğu elde edilmiştir. 5 ml/L H2O2 ön işlem uygulandığı durumda 178,57 mW/m2 güç yoğunluğu elde edilirken, 25 ml/L H2O2 dozunda 244,64 mW/m2 ve 30 ml/L H2O2 dozunda 234,55 mW/m2'lik güç yoğunlukları elde edilmiştir. En yüksek güç yoğunluğu 25 ml/L H2O2 dozunun uygulandığı MYH reaktöründe elde edilmiştir. Ayrıca, 30-90 dk aralığındaki temas sürelerinde, 254 nm dalga boyunda monokromatik radyasyona sahip UV ışınımına maruz bırakılan alg biyokütlesinin kullanıldığı MYH reaktörlerinde güç üretim performansları incelenmiştir. Fakat tek başına UV ön arıtma işleminin uygulandığı durumda, kontrol reaktöründe 32 mW/m2'lik bir güç yoğunluğu elde edilirken, 30-90 dk aralığında 254 nm dalga boyunda monokromatik radyasyona sahip UV ışınımına maruz bırakılan alg biyokütlesinin kullanıldığı MYH reaktörlerinde kontrol rektörüne göre daha düşük güç yoğunlukları elde edilmiştir. İki ön işlemin mukayesesi sonucunda karışık alg biyokütlesinde kimyasal arıtım olan H2O2 ön işleminin, fiziksel arıtım olan UV ışınımı ön işleminden daha iyi sonuç vereceği görülmüştür. Elde edilen sonuçlardan UV işleminin MYH'de algal biyokütleden elektrik üretiminde tek başına ön işlem olarak uygulanamayacağını göstermektedir.
Biyojenik mangan oksitler ile kesikli ve sürekli sistemlerde atrazin gideriminin incelenmesi
Atrazin günümüzde yaygın olarak kullanılan bir herbisittir. Uzun yarılanma ömrü, yüksek kimyasal stabilite, yüzey hareketliliği ve suda sınırlı çözünürlük gibi özelliklerinden dolayı sulu ortamlarda sıklıkla yüksek konsantrasyonlarda görülür. Su ortamlarındaki varlığı, insan ve çevre sağlığı için ciddi bir risk oluşturur. Adsorpsiyon, kalıcı organik materyallerin uzaklaştırılması için umut verici bir teknolojidir. Bu çalışmada; Pseudomonas putida (NRRL B-14878) tarafından üretilen biyojenik mangan oksitler (BMO) ile atrazin giderimi kesikli ve sabit yataklı kolon reaktör sistemlerinde incelenmiştir. 50 °C'lik bir sıcaklıkta, pH: 12.0'de ve 0.5 mg/L'lik bir atrazin konsantrasyonunda maksimum atrazin giderim verimi % 98.1' dir. 50 °C'de, pH: 12.0 ve 10 mg/L atrazin konsantrasyonda maksimum adsorpsiyon kapasitesi ise 2.124 mg/g olarak tespit edilmiştir. Freundlich adsorpsiyon modeli deneysel verilere uyum sağlamıştır. Adsorpsiyon kinetiği ise pseudo-birinci dereceden kinetik modeli takip etmiştir. Besleme akış hızı, başlangıç atrazin konsantrasyonu ve BMO miktarı gibi parametrelerin giderim verimi üzerindeki etkileri sabit yataklı kolon reaktör sisteminde araştırılmıştır. 4 mL/dk akış hızı, 2 mg/L atrazin konsantrasyonu ve 2 g BMO kullanıldığında, denge atrazin alımı 0.41 mg/g olarak tespit edilmiştir.
Elazığ ilinde farklı tipteki atıksuların deşarj edildiği alıcı ortamlarda su, sediment ve sucul bitkilerde ağır metal düzeylerinin belirlenmesi
Bu çalışmada Elazığ Kentsel atıksu arıtma tesisi, Keban Pb-Zn ve Maden Bakır işletme sularının deşarj edildiği alıcı ortamlarında yetişen baskın makrofit türlerin belirlenmesi ile su, sediment ve bitki örneklerinde Ağır Metal Düzeyleri Belirlenmesi hedeflenmiştir. Bu amaçla Ağustos-Eylül 2019 ayları arasında alıcı ortamlarda yer alan baskın sucul bitkiler ile su ve sediment örnekleri toplanmıştır. Alıcı ortamlarda teşhisi yapılan 9 farklı sucul bitki (EC-Eupatorium cannabinum, JG-Juncus, PG-Pragmites, TM-Tamarix tetrandra, XM- Xanthium strumarium, SX- Salix, BL- Bolboscholnus ascbersus, LY- Lythnium salicaria ve TP-Typha latifolia) ile su ve sediment örnekleri ağır metal (Ag, Al, As, Au, B, Ba, Bi, Ca, Co, Cr, Cu, Fe, Ga, Hg, K, La, Mg, Mn, Mo, Na, Ni, P, Pb, S, Sc, Sb, Se, Sr, Te, Th, Ti, Tl, U, V, W, Zn) analizleri için toplandı. Su örneklerinin anyon ve katyon analizleri ile farklı fiziko-kimyasal parametreler Elazığ DSİ kimya laboratuvarı'nda, iz element analizleri ise ACME (Kanada) Analiz Laboratuvarı'nda ölçülmüştür. Bölgelerden alınan sediment örnekleri ise öncelikle elendikten sonra kurutulup, öğütülmüş ve çeşitli elementlerin analizleri için ACME Analiz Laboratuvarı'nda ICP-MS'de analiz edilmiştir. Bitki gövde ve kökleri öncelikle musluk suyunda yıkanıp, 60oC'de kurutulduktan sonra, 300oC'de 24 saat süre ile külleştirilmiştir. Kül örnekleri bir saat süre ile HNO3, HCl, H2O içinde karıştırılarak, sindirilmiş ve ardından da yukarıdaki elementler için ICP-MS'de analiz edilmiştir. Daha sonra bu değerler, kuru ağırlık olarak hesaplanmıştır. Analiz sonuçlarına göre, Keban yöresindeki Pb-Zn yataklarının bulunduğu alanlardan çıkan galeri su örnekleri SO4, F, Ca, Fe, Mn, S, Cd, Pb, Sr, U ve Zn açısından, Maden Bakır Yatağı kaynaklı su örnekleri Mg, As, Co, Cu ve Ni açısından ve evsel nitelikli atık suların ise Cl, K, Na, P, Al, B, Ba ve Br açısından zengin olduğu görülmüştür. Ayrıca sucul bitkilerinin sediment, kök ve gövdesindeki metal konsantrasyonları ölçülerek, kök (BKF-K) ve gövde (BKF-G) için zenginleşme katsayıları ile kökten gövdeye olan translokasyon faktörü (TLF) hesaplanmıştır. Bu hesaplamalara dayanarak, her bir metalin akümülatör bitkileri belirlenmiştir. Bu değerlere göre; Stronsiyum-kök için BL ve LY, gövde için PG, XM, BL, LY, TP; Bor-kök için EC, TM, XM, SX, LY, TP, gövde için EC, JG, PG, TM, XM, SX, BL, LY, TP; Çinko-gövde için TP; Bakır- kök için SX, BL, LY, TP, gövde için SX, BL, LY, TP; Mangan- gövde için TP; Altın- kök için TP; Uranyum- kök için LY; Molibden- kök için PG, SX, BL, TP, gövde için PG, XM, SX, LY, TP; Selenyum- kök için PG, XM, SX, BL, LY, TP, gövde için PG, XM, SX, LY, TP; Rubidyum- kök için EC, JG, PG, TM, XM, SX, BL, LY, gövde için EC, JG, TM, XM, BL, LY; Krom-kök için JG, BL; Talyum- kök için EC, JG, XM, SX, BL, LY, TP gövde için XM ve TP akümülatör bitkiler olarak belirlenmiştir. Bu sonuçlar, çalışma alanında tanımlanan sucul bitkilerinin farklı metallerle kirlenmiş su ve sedimentlerin temizlenmesi ve rehabilitasyonu için kullanılabileceğini göstermiştir
Katı atık depolama sahası sızıntı suyundaki bazı ağır metallerin su bitkileri ile alım kapasitesinin belirlenmesi
Bu tezde, katı atık depolama sahası sızıntı sularına maruz bırakılan su sümbülü ve su marulu bitkilerinin bazı ağır metalleri alım kapasitesinin belirlenmesi amaçlandı. Elazığ Belediyesi katı atık depolama sahası sızıntı suyu alınarak laboratuvarda reaktörlerin içerisine yerleştirip bu reaktörlere su sümbülü ve su marulu eklendi. Bitkilerden belirli aralıklar ile numuneler alındı. Elde edilen sonuçlara göre su sümbülü ve su marulu numunelerinde ağır metal konsantrasyonları Fe>Zn>Cr>Cu>Pb>Cd sıralamasını izlendi. Su sümbülünün ağır metallerini alım miktarları, su marulunun alım miktarlarından daha yüksek olarak tespit edildi. Sonuç olarak, Elazığ Belediyesi katı atık depolama sahası sızıntı suyuna maruz bırakılan su sümbülü ve su marulunun Fe, Zn, Cr, Cu, Pb ve Cd ağır metallerini akümüle ettiği belirlendi.
Reaktif boyalardan reaktif blue 221(RB 221)'in aspergillus niger ile biyosorpsiyonunun kesikli sistemde araştırılması
Bu tez çalışmasında, tekstil endüstrisinde kullanılan Reactive Blue 221 tekstil boyasının sulu çözeltiden Aspergillus niger mantarı ile biyosorpsiyonu çalışılmıştır. Sistem, kesikli karıştırmalı olarak çalıştırılmıştır. Bu amaçla çalışmanın ilk aşamasında,. pH 4-6,5 arasında olan altı farklı pH değerinde adsorpsiyon çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Daha sonra 1-10 g/L arasında değişen dört farklı adsorban dozu incelenmiş ve optimum adsorban dozu belirlenmiştir. Optimum sıcaklığı belirlemek amacıyla 20-40˚C arasında üç farklı sıcaklık değeriyle çalışılmıştır. Yapılan deneysel çalışmalara Langmuir, Freundlich ve Temkin izotermleri uygulanılarak, termodinamik parametreler hesaplanmış ve adsorpsiyon kinetikleri belirlenmiştir. Gerçekleştirilen biyosorpsiyon işleminin ne doğrultuda uygulanabileceği ve biyosorpsiyon olayına etki eden unsurların birlikte karşılaştırılmasını sağlanması amacıyla elde edilen sonuçlar RSM metodu ile istatistiksel olarak analiz edilmiştir. Üç boyutlu cevap yüzey metodu ile elde edilen grafikleri yorumlayıp en uygun deney şartları yorumlandığında; başlangıç RB 221 derişimi 87,25 mg/L giderim ve %87 verim göz önününe alınarak, pH 5, sıcaklık 30˚C ve sabit A.niger dozajı 5 g/L olarak belirlenmiştir. Elde edilen sonuçlar doğrultusunda tez çalışmasında kullanılan Aspergillus niger fungus türünün tekstil endüstrilerinin oluşturduğu boyalı atıksuların arıtımında kullanılması açısından ümit vaad edici sonuçlara ulaşılmıştır.
Bingöl ilinde bulunan atıksu arıtma tesislerinin işletim problemleri ve çözüm önerileri
Arıtıma tesislerinin amacı atıksuların yasal mevzuatlara göre ekonomik ve bilimsel biçimde arıtmak ve alıcı ortamdaki canlılarla olan zararlı etkileşimleri minimum düzeye indirgemektir. Bu nedenle, bu tez çalışmasında Bingöl ili ve çevresinde bulunan atıksu arıtma tesislerinin proje ve tasarım verileri ile birlikte işletmeye alma ve işletme sürecinde karşılaşılan problemler belirlenerek, tesiste bulunan ekipmanların seçimi ve verimliliği, tesislerin daha verimli çalışabilmesi için işletim aşamalarında alınması gereken önlemler tartışılmıştır. Arıtma tesislerinin mevzuatlara uygun şekilde arıtım yapabilmesi, proseslerin doğru bir şekilde seçilmesi, tasarım ve inşaat aşamasında doğru ve planlı bir sürecin yürütülmesi, elektrik ve mekanik aksanların sorunsuz çalışması gibi birçok etkene bağlıdır. Çalışma sahasında arıtma tesislerinde karşılaşılan problemlerin başında proses seçiminde yapılan hatalar ile projelendirme aşamalarında yapılan öngörüler olduğu tespit edilmiştir. Bunun sonucunda işletim aşamasında debi ve kirlilik yüklerindeki tutarsızlıklar çeşitli problemlere yol açmakta ve çıkış suyu parametrelerinde mevzuatça belirlenen kriterler elde edilememektedir.
Bazı bitkilerde ağır metal konsantrasyonlarının yetişme ortamına bağlı değişimi
Günümüzde insan ve çevre sağlığını tehdit eden en önemli problemlerin başında hava kirliliği gelmektedir. Özellikle son yüzyılda sanayi faaliyetleri ve nüfus artışına ek olarak, kırsaldan kentsel alanlara göç, özellikle büyük şehirlerde hava kirliliğinin büyük bir sorun haline gelmesine sebep olmuştur. Hava kirliliğinin pek çok bileşeni bulunmakla birlikte, bunlar arasında ağır metaller ayrı bir öneme sahiptir. Bunun sebebi ağır metallerin bazılarının düşük konsantrasyonlarda bile toksik olmaları, canlılar için besin elementi olan birçok ağır metalin bile yüksek konsantrasyonlarda zararlı olmaları, canlı bünyesinde biyobirikme eğiliminde olmaları, doğada kolay kolay bozulmamaları ve bunlara ek olarak sanayi ve trafik kaynaklı olarak havadaki konsantrasyonlarının sürekli artmasıdır. Bundan dolayı özellikle trafiğin yoğun olduğu, sanayi faaliyetlerinin yürütüldüğü ve nüfusun yoğun olduğu alanlar gibi riskli alanlarda havadaki ağır metal konsantrasyonlarının izlenmesi büyük önem taşımaktadır. Havadaki ağır metal kirliliğinin izlenmesinde farklı yöntemler kullanılmakla birlikte en yaygın kullanılan yöntem biyomonitorlerdir. Biyomonitorler ağır metalleri bünyesinde biriktiren canlılar olup, özellikle çok yıllık bitkiler oldukça uygun biyomonitorlerdir. Ancak, hem havadaki ağır metal kirliliğinin konsantrasyonundaki değişimin izlenmesi, hem de havadaki ağır metal konsantrasyonunun azaltılabilmesi için en uygun bitkilerin tespiti açısından, bünyesinde ağır metali en fazla tutan bitkilerin belirlenmesi gerekmektedir. Bu çalışmada da Samsun kent merkezinde yetiştirilen ve peyzaj çalışmalarında sıklıkla kullanılan; Tilia tomentosa, Aesculus hippocastanum, Ligustrum vulgare ve Catalpa bignoides türlerinin, trafiğin yoğun olduğu, az yoğun olduğu ve hemen hemen hiç olmadığı alanlarda yetişen bireylerinde bazı ağır metal konsatrasyonlarının değişimleri belirlenmeye çalışılmıştır. Çalışma kapsamında bitkilerden yaprak, kabuk ve odun örnekleri toplanmış, kabuk ve yapraklarda ayrıca yıkama işlemi uygulaması da yapılmıştır. Çalışma sonucunda, çalışmaya konu türlerde, Ba, Sr, Fe, Na, Ca, K ve Al konsantrasyonlarının tür bazında önemli ölçüde (p<0,05) değiştiği, Zn konsantrasyonunun tür bazında değişiminin ise istatistiki olarak anlamlı düzeyde olmadığı (p>0,05) belirlenmiştir. Duncan testi sonuçlarına göre bütün elementlerde Catalpa bignoides'in ilk homojen gruplarda, Tilia tomentosa'nın ise Ba, Sr, Fe, Na ve Ca bakımından son homojen gruplarda yer aldığı belirlenmiştir. Ayrıca çalışmaya konu ağır metal konsatrasyonları her türde organ, trafik yoğunluğu ve yıkama durumuna bağlı olarak önemli ölçüde değişmektedir.
Heterojen fenton prosesinde FE/Nİ bimetalkullanımı ile yerinde H2O2 oluşum potansiyelinin belirlenmesi
Bu tez çalışmasında, Fe/Ni bimetali ile su kaynaklarında kirliliğe neden olabilen metronidazolün giderimi ile H2O2'nin reaksiyon sırasında oluşumu ve oksidasyon da kullanım potansiyelinin tespiti için denemeler yapılmıştır. Bu amaçla, reaksiyon öncesi ve sonrasında ki Fe/Ni bimetalinin karakterizasyon çalışmaları gerçekleştirilmiş ve reaksiyonu etkileyen parametreler (pH, katalizör dozajı, kirletici dozajı, NaCl mevcudiyeti ve iyon etkisi) optimize edilmiştir. Optimize edilen pH 3' te NaCl'siz ortamda maksimum H2O2 üretilmiş ve yaklaşık 31 mg/L olarak tespit edilmiştir. Bu şartlarda 1 g/L olarak denenen MNZ giderimi de belirlenmiş ve 15 dakika da %100'e yakın giderim verimi elde edilmiştir. Bu şartta TOC giderimi de %30'a yakın sağlandığı belirlenmiştir. Benzer şekilde Fe konsantrasyonu da takip edilmiş ve reaksiyon sonunda tamamına yakını Fe+2 dönüştüğü tespit edilmiştir. Çalışma da Fe/Ni dozajının 1 g/L'den fazla kullanılmasının dahi reaksiyonu önemli ölçüde etkilemediği yine çalışma esnasında belirlenmiştir. Yine çalışmada, partiküllerin BET-yüzey alanı da belirlenmiştir. Burada, taze Fe/Ni'nin BET yüzey alanı 2.55 m2/g iken pH 3'de bu değer 9.1 m2/g olarak tespit edilmiştir. Ayrıca, reaksiyon sırasında havalandırma da sürekli sağlanmıştır. Çalışma sonunda, Fe/Ni bimetal katalizörü varlığında MNZ giderimi esnasında üretilen ve tüketilen H2O2, yeterli şekilde sağlanmış ve giderimler %100'e yakın sağlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Heterojen Fenton, Metronidazol, Bimetal
Deri endüstrisi atıksularında biyosorpsiyon yöntemiyle renk gideriminin araştırılması
Bu çalışmada, Aspergillus niger tarafından Acid Black 210 boyasının biyosorpsiyon yöntemiyle renk gideriminin etkinlik dereceleri tayin edilmiştir. Kesikli karıştırmalı sistemdeki çalışmanın ilk aşamasında; optimum koşulları belirlemek amacıyla sırasıyla optimum pH'ı belirlemek için pH 4 - 6,5 aralığında altı farklı pH aralığında çalışmalar yürütülmüş ve optimum pH= 4.0 olarak belirlenmiştir. 1 - 10 g/L arasında değişiklik gösteren dört farklı biyosorban dozu incelenerek, optimum biyosorban madde miktarı tayin 1.0 g/L olarak tespit edilmiştir. Optimum sıcaklığı belirleyebilmek için 20 - 40 °C arasındaki üç farklı sıcaklıkta çalışma yürütülerek, optimum sıcaklık 40oC olarak belirlenmiştir. Son olarak da, karıştırma hızının etkisini belirlemek amacıyla 100 - 150 rpm arasında üç farklı karıştırma hızıyla çalışmalar yapılarak, optimum karıştırma hızı 130 rpm olarak tespit edilmiştir. Bütün çalışmalara belirlenen optimum koşullarda devam edilmiştir. Çalışmanın ikinci aşamasında; Temkin, Freundlich ve Langmuir İzoterm Modelleri uygulanmıştır. Buna göre biyosorpsiyon çalışmasının Langmuir İzotermine uyumlu olduğu belirlenmiştir. Çalışmanın üçüncü aşamasında ise, termodinamik ve kinetik parametreler hesaplanmış ve reaksiyonun endotermik olduğu sonucuna varılmıştır. Yapılan tez çalışmasında; optimum şartlarda gerçekleştirilen deneysel çelışmalarda AB 210 boyar maddesinin A. niger tarafından biyosorpsiyonunda boyar madde giderim verimi % 58,96 olarak hesaplanmıştır. Bu çalışmanın sonucunda; AB 210 boyar maddesinin, flamentli küf mantarı özelliğine sahip A. niger tarafından biyosorpsiyonunda giderim veriminin düşük olması nedeniyle A. niger biyosorbentinin uygun bir biyosorbent olmadığı sonucuna varılmıştır. Bu nedenle; aynı biyosorbentin farklı boyar madde giderimi için kullanılabilirliğinin araştırılması gerektiği ya da AB 210 boyar maddesi giderimi için farklı biyosorbent kullanılması gerektiği sonucuna varılmıştır.
Termik santral ve silis kumu hazırlama tesislerinden kaynaklanan atıkların yeniden kullanılabilirliğinin araştırılması
Katı atık deponi sahalarında sızıntı sularının kontrolü geçirimsiz bir kil tabakası ile sağlanmaktadır. Bu çalışmada kile alternatif olabilecek düşük permeabilite değerine sahip bir materyal geliştirilmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla Zonguldak Eren Enerji Termik Santrali uçucu külü ile Ereğli Borcam Silis Kumu üretimi tesisi yan ürünü olan silisli kum atığı seçilmiştir. Yapılan analizlerde uçucu külün tek başına permeabilite değerinin çok yüksek olduğu saptanmış ve uçucu külün hedeflenen permeabilite değerini sağlayamayacağı gözlenmiştir. Farklı karışım oranlarının etkisinin ortaya çıkarılması için, silisli kum atığı, silisli kum atığı+%10 uçucu kül karışımı, silisli kum atığı+%20 uçucu kül karışımı, silisli kum atığı+%30 uçucu kül karışımları hazırlanmıştır. Hazırlanan numunelerin optimum su içeriği bulunmuştur. Numuneler maksimum kuru yoğunlukta sıkıştırılarak düşen seviyeli permeabilite düzeneğinde permeabiliteleri ölçülmüştür. Ayrıca uygun permeabilite değerindeki numunelerde, kimyasal analizler, serbest basınç deneyleri ve kıvam limit değerleri deneyleri yapılmıştır Sonuçlar değerlendirildiğine, çalışmada kullanılan silisli kum atığı malzemesinin en düşük permeabilite değerini (1,38x10-10 m/sn) verdiği bulunmuştur. Diğer karışımların da hedeflenen permeabilite değerlerini sağladığı görülmüş, uçucu kül karışım oranı arttıkça permeabilite değerinin yükseldiği saptanmıştır. Numunelerde uçucu kül oranı arttıkça hem 1 günlük de hem de 28 günlük kür süresinde serbest basınç dayanımının arttığı görülmüştür. Uçucu kül miktarındaki artış istenen permeabilite değerlerinden uzaklaşmaya yol açmaktadır. Bu çalışma ile uçucu kül ve silis kumu hazırlama tesisi atığının yeniden kullanılabileceği ortaya koyulmuştur.
Bir ileri biyolojik atıksu arıtma tesisi işletme parametrelerinin değerlendirilmesi
Su, en önemli doğal kaynakların başında gelmektedir. Son yıllarda hızlı nüfus artışı ve sanayileşmeye bağlı olarak içme ve kullanma suyu ihtiyacının artması su kaynaklarının hızla tükenmesine neden olmaktadır. Su tüketiminin artmasına bağlı olarak oluşan atıksu miktarı da artmakta ve atıksuların arıtıldıktan sonra alıcı ortamlara deşarj edilmesi su kaynaklarının korunması açısından yeterli olmamaktadır. Evsel atıksu arıtımında biyolojik prosesler yaygın olarak kullanılmaktadırr. Geçmiş yıllarda evsel atıksu arıtımının temel amacı karbonlu organik maddelerin giderimiydi. Ancak evsel atıksular karbonlu maddelere ilave olarak azot ve fosfor gibi nütrientleri de ihtiva etmektedir. Bu nütrientler alıcı ortamlarda ötrofikasyon problemine yol açtıkları için, evsel atıksu arıtma tesislerinin azot ve fosforu da giderecek şekilde tasarlanması ve işletilmesi büyük önem kazanmıştır. Bu tez çalışmasında Mustafakemalpaşa İleri Biyolojik Atıksu Arıtma Tesisi'nin işletme parametreleri değerlendirilmiştir. Mustafakemalpaşa İleri Biyolojik Atıksu Arıtma Tesisi Bursa Büyükşehir Belediyesi'ne bağlı olarak hizmet vermektedir. Tez çalışmasında giriş ve çıkış numuneleri alınarak analizlenmiştir. Bu amaçla, bir yıl boyunca her bir parametre için belirlenen zaman aralığında alınan numunelerde KOİ, BOİ, AKM, TN, TP ve ağır metal analizleri yapılmıştır. Çalışmadan elde edilen sonuçlardan atıksu arıtma tesisinin KOİ, BOİ, AKM, TN ve TP giderim verimlerinin sırasıyla %87, %95, %93, %51 ve %34 olduğu tespit edilmiştir. Ağır metal varlığı ise yıl boyunca eser düzeyde gözlenmiştir. Tesisin işletimi esnasında giderim veriminde meydana gelen değişiklikler tespit edilmiş ve nedenleri ile ortaya konulmuştur.
Zonguldak limanında gemi faaliyetlerinden kaynaklanan hava kirliliğinin incelenmesi
Dünya taşımacılığının % 90'ı deniz yolu ile yapılmaktadır. Deniz trafiğinden kaynaklanan emisyonlar hava kirliliğine yol açmakta ve IMO gibi uluslararası düzenlemelerle kontrol altına alınmaya çalışılmaktadır. Bu çalışmada 2014-2018 yıllarında Zonguldak limanından faydalanan gemilerin limana yanaşma ve ayrılma ( manevra) ve limanda bağlı kalma süreleri boyunca yol açtıkları emisyonlar envanter yöntemi ile hesaplanmış ve kent üzerindeki etkilerinin neler olabileceği ortaya koyulmuştur. Liman faaliyetleri sırasında gemilerden kaynaklanan emisyonlar, Avrupa Çevre Ajansı tarafından yayınlanan EMEP / EEA Hava Kirletici Emisyon Envanter Kılavuzu Kitabı (2016) ile hesaplanmıştır Çalışmada, Zonguldak limanında gemi faaliyetlerinden kaynaklanan NOx, NMVOC ve PM emisyonları 2014-2018 yılları için tahmin edilmiştir.2014, 2015, 2016, 2017, 2018 yılları için NOx, NMVOC ve PM emisyonları sırasıyla 503, 42 ve 60; 419, 49 ve 34; 423, 36 ve 51; 376, 33 ve 47; 510, 44 ve 63 ton olduğu bulunmuştur. NOx, NMVOC ve PM emisyonlarına ek olarak olası ağır metal, PCB, PCDD/F emisyonları da hesaplanmıştır. Çalışmadan elde edilen sonuçlar diğer çalışmalarla karşılaştırılmış ve Zonguldak il merkezindeki gemi faaliyetlerinden kaynaklanan emisyonların hava kalitesi üzerindeki etkisi belirlenmiştir. NOx ve PM10 emisyonlarının liman ve yoğun nüfuslu yerleşim üzerindeki etkisini anlamak için 2018 sonuçları AERMOD modeli ile 1 saat, 24 saat ve yıllık olarak modellenmiştir. Kirlilik dağılım haritaları 25 km2 alan için oluşturulmuştur. En yüksek NOx konsantrasyonları saatlik 2000 µg/m3, yıllık 149 µg/m3; PM10 konsantrasyonları 24 saatlik 50 µg/m3 ve yıllık 10 µg/m3 olarak hesaplanmıştır. Gemi emisyonlarından kaynaklanan kirletici maddelere en yüksek maruziyetin liman girişindeki deniz üzerinde olabileceği, şehir merkezindeki ortalama konsantrasyonların ise ulusal sınır değerlerin altında kaldığı tespit edilmiştir. Hava kirliliğinin şehir merkezinin yoğun nüfusu üzerindeki etkilerini değerlendirirken, sadece ulaşım ve ısıtma kaynakları emisyonları değil, Zonguldak Limanı faaliyetlerinden kaynaklanan emisyonlar da dikkate alınmalıdır. Hava kirleticiler için kontörlünde, Uluslararası Denizcilik Yönetmeliğinde belirtilen emisyon kontrol alanları gibi kısıtlamaların liman şehirlerinde de uygulanması önerilir.
Liman içi mikroplastik kirliliğinin araştırılması: Kilimli/Zonguldak örneği
Plastik maddeler ucuz, kolay işlenebilir ve dayanıklı olması gibi özellikleri sebebiyle günümüzde her alanda yaygın olarak kullanılmaktadır. Kullanıldıktan sonra çevreye atık olarak karışan bu maddeler yıllarca doğada varlığını sürdürmektedir. Son yıllarda karşımıza çıkan mikroplastik kavramı, plastik maddelerin 5 mm'den küçük boyuttaki halini ifade etmektedir. Mikroplastikler, çevrede ortaya çıkan bir kirletici olarak tanınmasına rağmen, henüz örnekleme, ekstraksiyon, saflaştırma ve tanımlama yaklaşımları standartlaştırılmamıştır. Bu çalışmada liman içi mikroplastik kirliliğinin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışma kapsamında Zonguldak ili, Kilimli ilçesindeki limandan alınan numuneler üzerinde mikroplastik varlığı araştırılmıştır. Liman içerisinde belirlenen 12 noktada farklı tarihlerde 3 kez örnekleme işlemi yapılmış ve toplanan numuneler aynı gün içerisinde laboratuvara getirilerek analiz için saklanmıştır. Numuneler içerisinde bulunan organik maddeler giderildikten sonra stereo mikroskop altında incelenip kamera ile görüntüleri çekilerek şekil, renk, boyut ve miktar açısından sınıflandırılmıştır.
Zonguldak ili hava kirletici verilerinin facebook prophet algoritması ile mevsimselliğinin saptanması ve 12 aylık tahminlerinin yapılması
Gelecekte oluşacak belirsizliklerin ve olumsuzlukların etkisini en aza indirgemek, aykırı değerleri saptamak, ölçüm hatalarını düzeltmek ve mevsimselliği anlamak için zaman serileri analizleri çok talep gören yöntemlerdir. Sunulan çalışma da Facebook veri takımı tarafından geliştirilen Prophet algoritması kullanılarak Zonguldak ilinde yer alan beş hava kalitesi izleme istasyonundan (Karadeniz Ereğli, Trafik, Eren Enerji Lise, Eren Enerji Santral ve Eren Enerji Tepeköy) elde edilen CO, SO2, O3, NO2, PM10 ve PM2.5 hava kirletici derişimlerinin geçmiş değerleri kullanılarak bahsi geçen kirleticilerin haftalık, aylık ve yıllık mevsimsellikleri saptanmış diğer bir aşama da ise hava kirleticilerinin son verinin elde edildiği tarih olan 20.03.2021 tarihinden itibaren ileriye dönük olarak 12 aylık tahminleri yapılmıştır.
İstanbul ili Ümraniye ilçesinde hava kalitesinin değerlendirilmesi
Artan nüfusa bağlı olarak şehirleşme, sanayileşme ve enerji ihtiyacındaki artış hava kirliliğinin artmasına, dolaylı olarak küresel ısınmaya ve iklim değişikliğine neden olmaktadır. Hava kalitesinin belirlenmesindeki en önemli kirleticiler partikül madde (PM), azot oksitler (NOx), kükürt dioksit (SO2), karbon monoksit (CO) ve ozon (O3) olarak sıralanabilir. Hava kalitesini olumsuz etkileyen bu kirleticiler (O3 hariç), fosil kaynaklı yakıtların kullanıldığı enerji santrallerinden, motorlu taşıt egzozlarından, konutlarda ısınmanın sağlanmasından ve endüstriyel tesislerden atmosfere salınan birincil kirleticilerdir. Troposferik ozon (O3) ise atmosfere salınan kirleticilerden NOx ve uçucu organik bileşiklerin güneş ışığıyla fotokimyasal reaksiyona girmesiyle oluşan ikincil kirletici olup aynı zamanda kuvvetli bir sera gazıdır. Bu çalışmada, Ümraniye ilçesindeki hava kalitesi 2018-2020 yılları için değerlendirilmiştir. Yaklaşık 715 bin nüfusa sahip Ümraniye'nin hava kalitesi, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Hava Kalitesi İzleme istasyonunda takip edilmektedir. PM10, NO2, SO2, CO ve O3 kirletici konsantrasyonları 2018-2020 yılları için hava izleme web sitesinden indirilmiştir. Kirleticiler, Hava Kalitesi Değerlendirme ve Yönetimi Yönetmeliğine (HKDYY) göre değerlendirilmiş ve limit aşımları belirlenmiştir. PM10 verileri çalışmada seçilen yıllar için (2018, 2019, 2020) HKDYY'ye göre değerlendirildiğinde belirlenen sınır değerin üzerinde olduğu görülmüştür ve sınır değerler en 2018 yılında aşılmıştır. SO2, NO2, CO ve O3 kirleticileri seçilen yıllar için HKDYY göre değerlendirildiğinde, belirlenmiş limit değerler tüm kirleticiler için sağlanmıştır. Bu sonuçlara göre; Ümraniye ilçesinde hava kalitesinin iyileştirilmesi için üretimde kirliliğin önüne geçilmesi ve yeşil üretimi destekleyen stratejilerin belirlenmesi gerekmektedir. Ayrıca üretimde ve konut ısıtmasında kullanılan fosil kaynaklı yakıtlar yerine yenilebilir enerji kaynaklarının kullanımı bakanlıklar koordineli çalışılarak teşvik edilmelidir.
Çevresel su örneklerinde tefluthrin insektisitinin manyetik katı-faz ekstraksiyon ve yüksek performanslı sıvı kromatografisi ile belirlenmesi
Pestisitlerin; ciddi boyutlara ulaşan riskleri ve oluşturdukları kirlilik, günümüzde insan ve çevre sağlığı açısından son derece önemli bir konu haline gelmiştir. Bu nedenle, pestisitlerin su ve atık su sistemlerinde eser seviyelerde tayinlerinin doğruluğu ve kullanılan yöntemlerin uygulanabilirliliğinin olması oldukça büyük önem taşımaktadır. Bu tez çalışması kapsamında, çevresel su örneklerinde (musluk suyu, yüzeysel su ve atık su) bulunan Tefluthrin insektisitinin manyetik katı-faz ekstraksiyon (MKFE) yöntemiyle zenginleştirilmesi yapılarak analitik yöntem geliştirilmiştir. Tefluthrin'in kromatografik analizi HPLC-UV cihazı ile sistem parametreleri optimize edildikten sonra gerçekleştirilmiştir. Fe3O4 nanopartikülleri, di-(2-etilheksil)fosforik asit (DEHPA) ile kaplanarak fonksiyonelleştirilmiştir. Gerçekleştirilen karakterizasyon işlemleri sonrasında, DEHPA/Fe3O4 manyetik nanopartikülleri manyetik katı-faz ekstraksiyonunda adsorbent olarak kullanılmıştır. Çalışmada, ekstraksiyon verimliliğini etkileyen adsorbent miktarı, desorpsiyon çözücüsünün türü ve hacmi, adsorpsiyon süresi, desorpsiyon süresi, iyon şiddeti ve pH gibi deneysel parametrelerin optimizasyonları yapılmıştır. Yapılan optimizasyonlar sonucunda en uygun ekstraksiyon koşullarında tefluthrin için ortalama ekstraksiyon verimi %76 olarak hesaplanmıştır. Tefluthrin için uygulanan metodun algılama ve tayin limiti ile bağıl standart sapma gün-içi ve günler-arası tekrarlanabilirlik değerleri sırasıyla 0.7 µg/L, 2.3 µg/L, %4.1 ve %6.7 olarak bulunmuştur. Geliştirilen metodun çevresel su örneklerinde uygulabilirliğini tespit etmek için geri kazanım çalışmaları yapılmış ve geri kazanım değerleri Zonguldak bölgesinden alınan musluk suyunda %93-99, yüzeysel suda %91 ve atık suda %90-92 aralığında tespit edilmiştir.
Heterojenli fenton proseste Fe/Ni bimetalinde nikel yükleme oranının yerinde H2O2 üretimine ve metronidazol giderimine olan etkisi
Homojen Fenton prosesinde karşılaşılan demir iyonlarının ve çamurun ileri arıtım gereksinimleri, oldukça yüksek miktarda demir içeren çamur oluşumu ve katalizörün yeniden kullanılabilirliğinin olmaması heterojen Fenton prosesini cazip hale getirmektedir. Bu tez çalışmasında nano boyutlu sıfır değerlikli demir bazlı bimetalin heterojen Fenton prosesinde kullanım potansiyelini araştırmak amacıyla nano Fe/Ni bimetal sentezi %1, %3,5 ve %10 olan üç farklı nikel yükleme oranlarında gerçekleştirilmiştir. Bimetalde farklı Ni yükleme oranlarının Fenton prosesinde yerinde hidrojen peroksit ve radikal oluşumuna ve Metronidazol antibiyotik giderimine olan etkisi araştırılmıştır. Sentezlenen bimetal partiküllerinin yüzey karakterizasyon analizleri gerçekleştirilmiştir. Heterojen Fenton prosesinde ise Fe(II), Fe(III), toplam Fe, H2O2, çözünmüş oksijen, Metronidazol, toplam organik karbon ve metronidazolün parçalanma ürünleri analiz edilmiştir. Çalışmadan elde edilen sonuçlara göre, Ni yükleme oranının arttırılması yerinde oluşan H2O2 miktarının artmasına ve yüksek Metronidazol giderim verimlerinin sağlanmasına neden olsa da daha düşük toplam organik karbon giderim verimine ve daha az Metronidazol ara ürünlerinin oluşumuna neden olmuştur. 120 dakikalık reaksiyon sonunda pH:3 şartlarında 0,5 g/L % 1 Ni yüklemeli bimetal ile en yüksek Metronidazol ve TOK giderimi sırasıyla % 99 ve % 45 olarak belirlenmiştir. Üç farklı nikel yüklemesinde gerçekleştirilen deneysel serilerde gözlenen düşük demir çözünürlüğünden dolayı katalizör kaybının çok fazla olmadığı ve böylece nFe/Ni bimetalinin heterojen Fenton prosesinde kullanılmasının uygun olduğu sonucuna varılmıştır.
Neonikotinoid içeren pestisitin (Asetamiprid) farklı katalizörler kullanılarak fotokatalitik yöntemle parçalanması ve kinetik parametrelerin incelenmesi
Bu tez çalışmasında Neonikotinoid insektisitler içerisinde yer alan Asetamiprid'in fotokatalitik oksidasyon prosesi ile sulu çözeltiden giderimi araştırılmıştır. Fotokatalizör olarak kristalizayon yöntemi ile üretilen ZnO, TiO2 katkılı ZnO ve ZrO2 katkılı ZnO fotokatalizörleri kullanılmıştır. Üretilen fotokatalizörlerin kimyasal ve morfolojik özellikleri SEM-EDS (Taramalı Elektron Mikroskobu-Enerji Dağılım Spektroskopisi), XRD (X-Işınları Kırınım Spektroskopisi) ve FTIR (Kızıl Ötesi Fourirer Dönüşüm Spektroskopisi) analizleri ile karakterize edilmiştir. Daha sonra üretilen fotokatalizörler kullanılarak Asetamiprid giderimi incelenmiştir. İlk olarak UV dalga boylarının etkisini belirlemek için karanlık ortamda ve üç farklı dalga boyuna sahip lamba (gün ışığı, UV-A ve UV-C) ile çalışılmıştır. En yüksek Asetamiprid giderimi UV-C ışık kaynağı ile elde edilmiştir. Asetamiprid için uygun lamba seçiminden sonra her bir katalizör için katalizör miktarı, başlangıç Asetamiprid konsantrasyonu, başlangıç pH'ı ve sıcaklığın Asetamiprid giderimine etkisi spektrofotometre kullanılarak incelenmiştir. Optimum pH olarak Asetamiprid'in kendi pH'sı daha uygun bulunmuştur. Fotokatalizörlerin miktarı arttıkça giderimin arttığı ancak 1 g/L'den sonra sabit kaldığı görülmüştür. Bu nedenle üretilen tüm fotokatalizörlerin miktarı 1 g/L olarak belirlenmiştir. Sıcaklık parametresi incelendiğinde ise üretilen fotokatalizörler sıcaklığın artması ile verim artışı sağladığı yapılan denemeler sonucunu görülmüştür. Asetamiprid'in UV-C ışığı altında üretilen ZnO, TiO2 katkılı ZnO ve ZrO2 katkılı ZnO katalizörlerin farklı başlangıç konsantrasyonların da fotokatalitik parçalanması yalancı birinci derece kinetik modele uyduğu görülmüştür. Daha sonra Asetamiprid'in giderim verimleri spektrofotometre ve HPLC (Yüksek Performanslı Sıvı Kromatografisi) kullanılarak karşılaştırılmıştır. HPLC sonuçlarına göre 120 dakika sonunda yaklaşık %100 giderim verimi elde edilmiştir. Son olarak Asetamiprid'in karakteristik piki ve parçalanma pikleri LC-MS/MS (Sıvı Kromatografi-Kütle Spektrometrisi) kullanılarak belirlenmeye çalışılmıştır.
Fotokimyasal ileri oksidasyon prosesleri ve sol-jel yöntemiyle sentezlenen fotokatalizör ile azo boyar madde giderimi
İleri oksidasyon prosesleri (İOP) özellikle yüksek çözünürlükleri ve düşük parçalanabilirlikleri nedeniyle tekstil endüstrisinde kullanılan reaktif azo boyaların gideriminde etkili bir seçenek olarak kullanılmaktadır. Çalışmanın ilk bölümünde UV tabanlı homojen ileri oksidasyon proseslerinden ultraviyole (UV) ışınlama, UV/hidrojen peroksit (UV/H2O2), UV/persülfat (UV/S2O8-2) ve UV/peroksimonosülfat (UV/HSO5-) proseslerinin boyar madde giderim verimine olan etkisi araştırıldı. UV/oksidant proseslerinde oksidan konsantrasyonu, başlangıç çözelti pH'ı, başlangıç RO122 konsantrasyonu ve çözelti sıcaklığının RO122 giderimine olan etkileri araştırıldı. Sadece UV ışınlaması (254 nm) altında 120 dakika sonunda %19.5 RO122 giderimi gerçekleşti. UV/oksidan proseslerinde pH 9'da RO122 giderimi azaldı. Deneysel sonuçlar RO122 gideriminin sözde birinci derece kinetiği iyi takip ettiğini ortaya koydu. Başlangıç oksidan konsantrasyonu ile sözde birinci derece kinetik hız sabiti (k1) arasında doğrusal bir ilişki olduğu belirlendi. UV/oksidan tabanlı üç proses içinde oksidan konsantrasyonu 50 mg/L, sıcaklık 20°C ve pH 5'te RO122 giderim verimliliği UV/H2O2 > UV/HSO5- > UV/S2O8-2 sırasındaydı. Herhangi bir spesifik oksidan konsantrasyonunda UV/H2O2 prosesi, UV/S2O82- and UV/HSO5- den daha yüksek RO122 giderimi sağladı. UV/H2O2 prosesinde yaklaşık %95 RO122 giderimi sağlamak için 50 mg/L H2O2 konsantrasyonunda 90 dakika reaksiyon süresine ihtiyaç duyulurken 100, 150 ve 200 mg/L H2O2 konsantrasyonunda sırasıyla 60 dakika, 45 dakika ve 30 dakika reaksiyon süresi gereklidir. RO122 giderim hızı, başlangıç oksidan konsantrasyonu ve sıcaklık arttıkça arttı ve başlangıç RO122 konsantrasyonu arttıkça azaldı. İkinci bölümde ise sol-jel yöntemi ile üretilen ZnO ve farklı oranlarda Zr katkılı ZnO (%10 Zr/ZnO, %5 Zr/ZnO, %2,5 Zr/ZnO, %1,25 Zr/ZnO) fotokatalizörler hazırlandı ve RO122'nin fotokatalitik giderimleri araştırıldı. 25 mg/L RO122 konsantrasyonu ve 0,6 gr fotokatalizör kullanılarak yapılan giderim çalışmasında %10 Zr katkılı ZnO fotokatalizörü en yüksek giderim hızına sahip fotokatalizör olarak belirlendi.
Nevşehir ilinde katı atık yönetimi ve sıfır atık projesi uygulaması
Bu çalışma kapsamında Nevşehir ili genelinde evsel kökenli katı atık yönetim sistemi ve sıfır atık uygulama çalışmaları irdelenmiştir. Bu kapsamda Kapadokya İl Özel İdareleri ve Belediyeler Birliği tarafından yürütülmekte olan ve 2015-2021 arasındaki veriler toplama, taşıma, geri kazanma ve bertaraf işlemleri üzerinden değerlendirilmiştir. Üretilen evsel kökenli atıkların bileşimini %52,71 oranı ile mutfak atıkları oluştururken geri dönüştürülebilir ambalaj atıkları olarak % 4,97 kâğıt/karton, %4.95 plastik, %1,85 cam ve %0,72 metal atıklar olarak tespit edilmiştir. Birliğin kurulmasını takiben toplanan atık miktarı yaklaşık olarak 2015 yılında 60392 ton olurken 2016'da 63572 ton, 2017'de 61053 ton, 2018'de 78990 ton 2019'da 83973 ton 2020'de ise 81295 ton ve 2021'de 88663 olduğu tespit edilmiştir. Yıllara göre Nevşehir il Merkezinde toplanan toplam atık miktarı üzerinden karışık ambalaj atık miktarları ve geri kazanım verileri 2018 yılı mart ayında başlatılmış olup yıllık dönemde ortalama olarak 2018 yılı geri kazanım oranı %3,35, 2019 yılı geri kazanım oranı %5,14 ve covid-19 salgınının başladığı 2020 yılı geri kazanım oranı yılında %3,67, 2021 yılında ise %3,30 olarak tespit edilmiştir. 2015 yılında başlayarak toplama, taşıma, geri kazanma ve bertaraf işlemleri devam eden evsel atık yönetiminde 2020 nüfusu 10958 olan Hacıbektaş İlçesi birliğe atık vermediği ve 2021 yılında atık verildiği tespit edilmiştir. Bununla birlikte 2014-2018 yılları arasındaki dönemde oluşan tıbbi atıkların bertarafı irdelenmiş ve toplama ve bertaraf işlemleri araştırılarak inceleme bölgesinde ortalama 203 ton civarında tıbbi atığın steril edilerek düzenli depolama alanında bertaraf edildiği tespit edilmiştir. Sıfır atık çalışmaları kapsamında sisteme geçen belediye sayısı, atık getirme merkezi sayısı, kompost tesisi ve üretim miktarı, atık toplama kutu sayısı, geçici atık depolama sayısı, çalışan kişi sayısı ve eğitim çalışmaları bazında kayıt altına alınırken Atık geri kazanım miktarları irdelenmiştir. Yapılan çalışmalarda geri kazanılan atıklar kendi aralarında oranlandığında 4 yıllık dönem için (2018-2021) en fazla geri kazanım oranı ortalama %88,01 Kâğıt-karton, %9,87 ile plastik atıkların ve %2,12 oranı ile diğer atıkların (cam, pil, bitkisel yağ, atık motor yağı ve atık elektrik ve elektronik eşyalar) geri kazanımı gerçekleştirilmiştir. Nevşehir ili sıfır atık çalışmaları belgelendirme temelinde genel olarak değerlendirildiğinde Aralık 2021 tarihine kadar sıfır atık sistemi için başvuran kurum sayısının 849 fazla olduğu olduğu alınan belge sayısının 913 ve iptal edilen belge sayısının ise 4 fazla olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Katı Atık Yönetimi, Sıfır Atık, Kamu Kurumları, Sürdürülebilirlik
Zonguldak Ulutan baraj suyunda bulunan doğal organik maddelerin birleşik koagülasyon prosesi ile gideriminin araştırılması
Son yıllarda, karbon nanomalzemeleri (KNT'ler) su arıtımı için adsobentler olarak yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu çalışmada, doğal organik maddenin (DOM) içme suyu kaynaklarından giderilmesi için birleşik koagülasyon prosesi kullanılmıştır. Birleşik koagülasyon konvansiyonel koagülantlarla birlikte tek duvarlı karbon nanotüpler (TDNT'ler) ve çok duvarlı karbon nanotüpler (ÇDNT'ler) kullanılarak yapılmıştır. Bu çalışmada deneysel analizler için su örnekleri dört mevsim içme suyu kaynağı olarak kullanılan Ulutan Baraj suyundan alınmıştır. Konvansiyonel koagülasyon prosesi farklı dozlarda (20-120 mg/l) polialüminyum klorür (PAC) ve alüminyum sülfat (Alum) kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Maksimum Çözünmüş Organik Karbon (ÇOK) (%88.22) ve UV254 (%90.82) giderimi kış aylarında birleşik koagülasyon prosesi uygulamasında (TDNT + PAC) gözlenmiştir. ÇDNT + PAC ile yapılan birleşik koagülasyonda ilkbahar ve sonbahar mevsiminde ÇOK giderimi % 80.12 ve % 83.53, UV254 giderimi ise % 82.17 ve % 84.81 olarak tespit edilmiştir. En düşük ÇOK giderimi konvansiyonel koagülasyon proseslerinde ve yaz aylarında gerçekleştirilmiştir. Kış aylarında Ulutan Baraj suyu numunelerinde DOM'un yapısını daha çok hidrofobik organikler oluşturduğundan koagülasyon proseslerinde DOM giderimi daha fazla gözlenmiştir. Bu çalışmanın sonuçları, karbon nano malzemeler kullanarak gerçekleştirilen birleşik koagülasyon prosesinin Ulutan Baraj suyu numunelerinde ortaya konulduğu gibi doğal organik maddenin içme suyu kaynaklarından giderilmesinde etkili olabileceğini göstermektedir.
Sürekli akışlı enzimatik yakıt hücresi ile elektrik enerjisi üretimi
Bu tez kapsamında, sürdürülebilir enerji üretimi için Poli(pirol-ko-pirol-2-karboksilik asit) filmine dayanan sürekli akışlı enzimatik yakıt hücresi tasarlanmış ve elektrik enerjisi üretme amacıyla kullanılmıştır. Enzimatik yakıt hücresi, 0.51 V' ta glikoz ile işletilmiş ve ardından çalışma parametreleri optimize edildikten sonra kentsel atıksu ile performansı test edilmiştir. 1 mL/dak akış hızında µg düzeyinde enzim immobilize edilerek, 100 mM glikoz varlığında 10 dakikada 0.36 µW/cm2 güç yoğunluğuna ulaşılırken, kentsel atıksuda 0.85 µW/cm2 güç yoğunluğu elde edilmiştir. Sonuçlar, önerilen enzimatik yakıt hücresinin özellikle glikolitik içerikli atıksu için, atık değerlendirilmesinde başarılı bir şekilde kullanılabileceğini göstermiştir. Anotta oksijen gerektirmeyen glikoz dehidrogenaz kullanımı sayesinde, enerji üretimi için sistemi havalandırmaya gerek yoktur. Bu durum, enzimatik yakıt hücresinin oksijen bakımından fakir kentsel atıksulardan, dizayn edilen sistemle verimli bir şekilde enerji üretimi sağlamada bir avantajdır. Anahtar kelimeler: Yakıt hücresi, glikoz dehidrogenaz, bilirubin oksidaz, glikoz, sürdürülebilir enerji
Yeşil yapraklı bitkiler kullanılarak nanopartikül sentezi ve boyar madde giderim verimi
Nanopartiküller tıp, elektronik, gıda ve çevre gibi pek çok alanda sıklıkla kullanılmaktadır. Bu maddelerin sentezi için fiziksel, kimyasal ve biyolojik pek çok yöntem geliştirilmekte olup, özellikle yeşil sentez olarak bilinen bakteri, mantar ve bitkilerle sentez yöntemi; çevre dostu, uygun maliyetli, biyouyumlu ve güvenli bir yöntem olarak öne çıkmaktadır. Bu çalışmada gümüş nanopartiküllerin sentezi, biyolojik sentez yaklaşımıyla karalahana (Brassica oleracea var. acephala), fındık (Corylus avellana var. avellana) ve yeşil çay (Camellia sinensis L) bitki özütlerinin kullanılmasıyla gerçekleştirilmiştir. Gümüş nanopartikül sentezinde tepkime süresinin, bitki özütünün ve gümüş nitrat (AgNO3) derişiminin etkisi incelenmiştir. Elde edilen gümüş nanopartiküllerinin karakterizasyonu Ultraviyole-görünür ışık spektroskopisi (UV-VIS), taramalı elektron mikroskobu (SEM), enerji dağılımlı X-ışını spektroskopisi (EDX), geçirimli elektron mikroskobu (TEM), partikül boyut analizi (mastersizer analizi), X-ışını kırınımı (XRD), Brunauer-Emmett-Teller yüzey alanı tayini (BET) ve Fourier dünüşümlü kızılötesi spektroskopisi (FTIR) analiz teknikleri kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Karakterizasyon işlemi sonuçlarından nanopartiküllerin başarılı şekilde elde edildiği sonucuna varılmıştır. FTIR spektroskopisi ile gümüş nanopartiküllerinin indirgenmesi ve stabilizasyonunda görevli biyomoleküller sınıflandırılmıştır. TEM, SEM-EDX analizleri sonucunda gümüş nanopartiküllerin küresel şekilde yaklaşık 100-200 nm boyutlara sahip olduğu tespit edilmiştir. XRD analizi yardımıyla sentezlenen gümüş nanopartiküllerin yüzey merkezli kübik yapısı ile kristal yapıda olduğu tespit edilmiştir. Farklı bitki özütleri ve AgNO3 derişimleri ile elde edilen gümüş nanopartiküllerinin çevre için zararlı tekstil boyası olan Metilen Mavisi (MM) giderimi üzerindeki etkisi incelenmiştir. Metilen Mavisi'nin giderimi, 24 saat boyunca 50 mL'lik kesikli reaktörlerde gerçekleştirilmiştir. Karalahana, fındık ve yeşil çayın 5 mM AgNO3 derişimi ile reaksiyonu sonucu elde edilen gümüş nanopartiküllerin giderim verimleri sırasıyla % 77.38, % 99.12 ve % 88.23 olarak elde edilmiştir. Adsorpsiyon kinetik modelleri incelenmiş ve her üç nanopartikül tipi için de en uygun kinetik model pseudo ikinci dereceden kinetik model olmuştur.
Demir-çelik endüstrisi yüksek fırın çamurundaki karbonun flotasyon yöntemiyle geri kazanımının araştırılması
Yüksek fırınlarda demir cevheri karbon ile indirgenmektedir. İşlem sırasında çıkan tozlar gaz yıkama sisteminde tutulmakta, çöktürme havuzlarında toplanan tozlar ise "yüksek fırın çamuru" olarak adlandırılmaktadır. Üretim proseslerinin doğal çıktısı olan yüksek fırın çamurları, içerdikleri yüksek kükürt ve çinko nedeni ile mevcut durumda entegre demir çelik proseslerinde değerlendirilememektedir. % 0,1-0,5 düzeyindeki kükürt içeriği nedeniyle çelik üretimde kullanılamazken, %1 üzerinde çinko içeriği nedeniyle de sinter veya yüksek fırın proseslerinde kullanımı sınırlanmaktadır. Yüksek fırın çamurundaki yüksek karbon içeriğinden faydalanmanın yolu, safsızlıklarından arıtılarak çamurun boyutlandırılmasıdır. Bu tez çalışması kapsamında, yüksek fırın çamurunda yaklaşık %18-23 oranında bulunan karbon değerlerinin geri kazanılması için flotasyon deneyleri yapılmıştır. Karbonun elementel analizi LECO CHN 628 cihazıyla, karbonun sahip olduğu yüzey morfolojisinin ve elementel kompozisyonun belirlenmesi de, taramalı elektron mikroskobu (TEM) ile tayin edilmiştir. Çalışmada, flotasyon verimliliğini etkileyen gazyağı miktarı, devir hızı, köpürtücü, flotasyon ve katı-sıvı oranı gibi deneysel parametrelerin optimizasyonları yapılmıştır. Yapılan optimizasyonlar sonucunda en uygun flotasyon koşullarında karbon için ortalama karbon verimi % 84-100 olarak hesaplanmıştır. Sonuç olarak, laboratuvar ölçekli yapılan flotasyon prosesinde elde edilen karbonca zengin ürünlerin uygun proseslerde girdi malzemesi olarak kullanılabilirliğinin gösterilmesi hedeflenmiştir.
Elazığ'da ulaşımdan kaynaklı gürültü düzeylerinin belirlenmesi ve gürültü haritasının hazırlanması
Kentleşme ve artan karayolu trafiği hem gürültüye hem de hava kirliliğine maruz kalınmasına neden olmaktadır. Son yıllarda, çevresel gürültü büyük bir endişe kaynağı olan küresel bir sorundur. Özellikle kentsel alanlarda insan sağlığı ve refahı için en zararlı çevresel risk faktörlerinden biri olarak kabul edilmektedir. Motorlu taşıtların hava ve gürültü kirliliği şeklinde çevresel etkileri, astım, bronşit, kardiyovasküler hastalık, miyokard enfarktüsü ve hipertansiyon gibi bazı sağlık sorunlarıyla olan ilişkisi nedeniyle son yıllarda daha fazla ilgi görmüştür. Bazı durumlarda diğer çevre sorunlarına kıyasla gürültü kirliliği daha önemli olabilir. Gürültü haritalama, gürültü kirliliği seviyelerinin görselleştirilmesinde ve izlenmesinde etkili olabilir. Bu çalışmada, Elâzığ İli'ndeki ulaşım gürültüsünün üzerinde durulmuştur. Belirli kavşak noktalarında, hava alanında ve demir yolunda Mart, Nisan, Mayıs ve Haziran aylarında gürültü ölçümleri yapılmış, elde edilen sonuçlar kullanılarak Elâzığ İli'ne ait gürültü haritası oluşturulmuştur. Sonuçlara bakıldığında, Mayıs ve Haziran ayları için genellikle daha yüksek gürültü seviyeleri gözlenmiştir. Elde edilen gürültü seviyesi değerleri, genel olarak kabul edilebilir gürültü seviyesi olan 65 dB(A) sınır değerinin üzerinde bulunmuştur. Bu sebeple Elazığ ili için ulaşımdan kaynaklanan gürültü her ne kadar sınır değerlere yakın olsa da gelecekteki gürültü kirliliği ve sağlık üzerinde yapacağı etkiler düşünülerek gürültü konusunda gerekli önlemler alınmalı ve maruz kalınan gürültü seviyesi sınır değerler altına düşürülmeye çalışılmalıdır.
Kastamonu şehir merkezinin hava kalitesinin değerlendirilmesi
Bu çalışmada Kastamonu şehir merkezine ait Temmuz 2018 – Haziran 2021 dönemine ait PM10, PM2,5, SO2, NO, NO2, NOx, O3 ve CO verileri yaz ve kış dönemindeki saatlik ile aylık değişimler analiz edilmiştir. Ayrıca şehir merkezindeki bağımsız bölüm, doğalgaz abone sayıları, doğalgaz tüketim miktarları, katı yakıt miktarları ve motorlu araç sayılarındaki değişim ile kirletici parametreler arasındaki ilişki değerlendirilmiştir. Meteorolojik parametreler olan sıcaklık ve yağış miktarları ile rüzgâr yönlerinin kirletici parametrelere etkilerine yansımalarına bağlı olarak hava kirliliğine olan etkileri incelenmiştir. Yapılan değerlendirmelerde 2018 yılında PM10 değerlerinin aylık sınır değer olan 60 μg/m³'ü Temmuz – Aralık döneminde 15, 2019 yılında 152, 2020 yılında 81 ve 2021 yılında ise 13 defa sınır değer olan 50 μg/m³'ü aştığı görülmüştür. Diğer parametreler olan kükürt dioksit, azot dioksit ve karbon monoksitin sınır değerleri aşmadığı görülmüştür. 2018 yılı PM10 yıllık ortalama değeri 57 μg/m³ gerçekleşmiş ve yönetmelik sınır değeri olan 44 μg/m³'ü yaklaşık olarak %30 oranında, 2019 yılı yıllık ortalama değeri 56 μg/m³ olup yönetmelik sınır değeri olan 40 μg/m³'ü yaklaşık olarak % 40 oranında, 2020 yılı yıllık ortalama değeri ise 41 μg/m³ olup yönetmelik sınır değeri olan 40 μg/m³'ü yaklaşık olarak %2,5 oranında aştığı ve 2021 yılında ise yıllık ortalama değeri ise 30 μg/m³ olup yönetmelik sınır değeri olan 40 μg/m³'ü aşmamıştır. Yıllık ortalama azot oksitler (NOx) 2018 yılında yıllık ortalaması 50 μg/m³, 2019 yılında yıllık ortalaması 56 μg/m³, 2020 yılında 50 μg/m³ ve 2021 yılında ise 39 μg/m³ olarak gerçekleşmiş ve Hava Kalitesinin Korunması ve Yönetmeliği gereği yıllık sınır değer 30 μg/m³ olması gerekmekte iken 2018 yılında %66, 2019 yılında ise %86 2020 yılında %66 ve 2021 yılında ise %30 oranında aştığı görülmüştür. Günlük en düşük karbon monoksit değeri 2018 yılı Ağustos ayında 181,89 μg/m³, 2019 yılı Haziran ayında 146,24 μg/m³, 2020 yılı Mayıs ayında 91,78 μg/m³ ve 2021 yılında ise Ocak ayında 23,53 μg/m³, en yüksek değer ise 2018 Kasım ayında 3015,74 μg/m³, 2019 yılı Kasım ayında 1910,32 μg/m³, 2020 yılı Aralık ayında 1688,13 μg/m³ ve 2021 yılı Mart ayında 2795,29 μg/m³ olarak gerçekleşmiş olup, yönetmelik sınır değerlerini aşmamıştır. Yaz ve kış verilerine göre yapılan değerlendirme sonucunda ısınmanın kirletici parametrelere olan etkisi değerlendirildiğinde 2018 yılında PM10 %14, SO2 % 0, NO %56, NO2 %32, NOx %46, CO %56, 2019 yılında PM10 %24, SO2 %33, NO %54, NO2 %31, NOx %42, CO %53, 2020 yılında PM10 % 3, SO2 %68, NO2 %36, NOx %50 ve CO %43 ve 2021 yılında ise PM10 %0, SO2 %26, NO2 %35, NOx %41 ve CO değerlerine %46 olduğu ortaya çıkmaktadır. Sıcaklık değerlerinin O3 hariç diğer kirletici parametrelerin konsantrasyonlarında azalma yönünde değişime katkısı olsa da, bazen tersi yönde yükselişlerinde görüldüğü, ancak O3 değerleri üzerinde daha çok etkisi görülmüştür. Yağışların ise tüm parametreler üzerinde azalması yönünde etkisi olsa da gün içerisindeki bazı saatlerde bu etkiler gözlenememiş veya farklı yönde etkilerin olduğu görülmüştür. Genellikle rüzgârın N (Kuzey-Yıldız) ve NNE (Yıldız-Poyraz) yönünde, akşam saatlerine doğru NNW (Yıldız - Karayel) sonrasında yön değiştirerek S (Güney-Kıble) ve SSW (Kıble - Lodos) olarak gece boyunca aynı yönde estiği görülmektedir. Rüzgarın kuzey yönlerinden estiği sabah saatlerinde PM10, PM2,5, SO2 değerlerinin güney yönlerinden estiği zamanlardaki değerlerden daha yüksek olduğu, fakat NO, NO2, NOx ve CO değerlerinde ise tersi yönde olup güney rüzgarlarında daha yüksek değerlerde olduğu görülmüştür. Rüzgar hızının düşük olduğunda ise PM10 ve SO2 değerlerinin de bir miktar düşük olduğu, NO, NO2, NOx ve CO değerlerinin ise rüzgar hızının düşük havanın durgun olduğunda daha yüksek değerlerde olduğu görülmüştür.
Bakırın eser seviyelerde tayini ve nikelin atıksu matriksinden arıtılmasına yönelik yenilikçi yöntemlerin geliştirilmesi
Ağır metaller, suya kıyasla yüksek yoğunluğa sahip elementlerdir. Son yıllarda, bu metallerin çevredeki varlığı ve birikimi, ekosistemler ve insan sağlığını olumsuz yönde etkilemektedir Bu nedenle, ağır metallerin yüksek hassasiyet ve doğrulukla tayin edilmesi günümüzde önemli bir konu haline gelmiştir. Bu tez kapsamında öncelikle, çevreci ve biyobozunurluğu yüksek olan derin ötektik çözücü (DÖÇ) kullanılarak sıvı faz önderiştirme stratejisi geliştirilmiştir. Derin ötektik çözücü bazlı sıvı-sıvı mikroekstraksiyon (DÖÇ/DZ-DSSME) yönteminin optimum parametreleri belirlendikten sonra alevli atomik absorpsiyon spektrometresi (AAAS) ve kolorimetrik sistem (DIC) yardımıyla bakırın yüksek doğruluk ve duyarlılıkta tayini gerçekleştirilmiştir. DÖÇ/DZ-DSSME-AAAS yönteminin gözlenebilme ve tayin limitleri sırasıyla 1,7 ng/mL ve 5,7 ng/mL iken, geliştirilen DÖÇ/DZ-DSSME-DIC yönteminin gözlenebilme limiti ise 14,7 ng/mL olarak hesaplanmıştır. Optimize edilen DÖÇ/DZ-DSSME yönteminde analitin AAAS sistemindeki tayin gücü DÖÇ-DSSME-AAAS metodu ile 18,4 kat iyileştirilmiştir. Geliştirilen DÖÇ-DSSME-AAAS yönteminin doğruluğunu ve uygulanabilirliğini test etmek amacıyla çalışmada okaliptüs çayı kullanılmış ve yüzde geri kazanım sonuçları 10,4, 20,1, 53,1 ng/g değerleri için sırasıyla %106,8 ± 7,1, 99,0 ± 9,8, 96,3 ± 9,0 olarak hesaplanmıştır. Tez kapsamındaki ikinci çalışmada, çiçek şekilli bir nanomalzeme olan bakır nanoçiçek adsorbanı kullanılarak sulu ortamdan nikel iyonlarını uzaklaştırmak için yeni ve basit bir arıtma stratejisi geliştirilmiştir. Maksimum giderim verimini elde etmek için tek aşamalı optimizasyon çalışmaları yapılarak optimum deney koşulları belirlenmiştir. Geliştirilen arıtma yöntemi uygulanarak nikel iyonlarının giderim verimini belirlemek için alevli atomik absorpsiyon spektrometresi (AAAS) kullanılmıştır. Evsel atık su numunelerinde giderim verimi 50, 25 ve 10 mg/L nikel derişimleri için geri kazanım değerleri sırasıyla % 82,6±1,8, 91,4±2,0 ve 94,8±3,6 olarak hesaplanmıştır. Bu sonuçlar geliştirilen arıtma yönteminin atık su matrikslerinde dahi nikel iyonlarının gideriminde kullanılabilirliğini ve doğruluğunu göstermektedir.
Kastamonu ilinde farklı sektörlerdeki projelerin çevresel etki değerlendirmesi (ÇED) nihai raporlarına açılan idari yargı kararlarının irdelenmesi
Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Yönetmeliğine tabi olan projeler için, ÇED kararı yatırıma başlanmadan önce alınması öncelikli ve zorunlu bir karar olup; yapılması planlanan projenin içeriğine göre devam eden ÇED Süreçleri bazı durumlarda 1-2 yılı bulmakta, detaylı bir inceleme değerlendirme sürecine tabi tutulmaktadır. Buna rağmen nihai edilen ÇED Raporları hakkında açılan idari davaların, alınan ÇED Olumlu Kararlarının aleyhine neticelendiği ve ÇED Olumlu Kararlarının iptal edildiği görülmektedir. İptal edilen kararlar yatırımcı ile birlikte ÇED sürecinde mesai harcayan tüm kurum/kuruluşlar açısından zaman kaybına ve maddi zararlara sebep olmaktadır. Bu çalışmada halihazırda yürürlükte olan ÇED Yönetmeliği Ek-1 listesine tabi olan projelerin hangi aşamalardan geçtiği ortaya konulmuş ve ÇED Raporunun içeriğinin ne şekilde doldurulması gerektiğine dair tespitlerde bulunulmuştur. Çalışmamızın ana konusu olan Kastamonu İli sınırları içerisindeki projelere ilişkin; Kastamonu İli sınırları içerisindeki ÇED Raporları ve bu raporlar ile ilgili verilen ÇED kararlarının sektörel dağılımı gösterilerek herhangi bir sebeple iptal edilen (mevzuat gereği, mahkeme kararı) ÇED kararları tespit edilmiştir. Kastamonu İli sınırları içerisindeki projeler için açılan idari yargı süreçlerine ilişkin; ilk verilen başvuru dilekçeleri, dilekçelerde iddia edilen hususların nihai ÇED Raporlarındaki karşılıkları, mahkemece atanan bilirkişilere ait bilirkişi raporları ile mahkemelerin vermiş olduğu nihai kararlar irdelenmiştir. İptal edilen ÇED kararlarının iptal gerekçelerinden yola çıkarak ÇED Raporlarının içeriğinin, kalitesinin ve etkinliğinin artırılmasına yönelik öneriler ortaya konmuştur. Elde edilen bulgular neticesinde mahkeme sürecinde atanan bilirkişi raporlarındaki tespitlerin ÇED Kararı iptal gerekçesi olarak mahkeme kararını doğrudan etkilediği, dolayısıyla ÇED süreçlerinde tarafsız uzmanların yer alması gerektiği tespit edilmiştir. Bunun yanında iptal edilen ÇED Kararlarına yakın veya etki alanında milli park, milli park tampon alanı, eko- turizm alanları, yaban hayatı koruma/ geliştirme merkezleri vb. bulunduğu tespit edilmiş, bu alanların varlığının ise direkt iptal gerekçesi oluşturabileceği ortaya konmuştur. Bu tespitten yola çıkarak korunan alanlara yakın mesafelerdeki yapılması planlanan projeler için ÇED süreci etki alanı çalışmaları titizlikle yürütülmesi gerektiği, bu özel alanların etkileneceğinin tespiti halinde yatırım için başka yer/ alan alternatiflerinin değerlendirilmesi gerektiği önerilmiştir.
Orman endüstrisi kabuklarından aktif karbon eldesinin hidrojen depolama kapasitesinin belirlenmesi
Dünya nüfusundaki artış, şehirleşmenin ve sanayileşmenin çoğalması ile teknolojik gelişmeler enerjiye olan talebi hızla arttırmaktadır. Enerjiye olan bu talep beraberinde enerjinin depolanabilmesi ihtiyacını ortaya çıkarmıştır. Enerjinin depolanabilmesi amacıyla çeşitli ürünler ile farklı yöntemler çalışılmaktadır. Bu çalışmada hidrojen depolamak amacıyla Kastamonu İli'nin çeşitli bölgelerinden iki farklı ağaç türü (çam ve kayın) ham madde olarak kullanılmıştır. Nitrik asit ve Lityum hidroksit aktivasyon ajanları olarak kullanılmış ve farklı sıcaklıklarda aktif karbon elde edilerek yüzey alanları karşılaştırılmıştır. En çok yüzey alanına sahip türler arasında hidrojen depolama kapasiteleri kıyaslanmıştır. Çam ağacı kabukları ve kayın ağacı kabukları HNO₃ ve LiOH ile aktive edilerek kimyasal aktivasyon gerçekleştirilmiştir. Üretilen aktif karbonlar, fourier transform infrared-attenuated total reflectance spektroskopisi (FTIR-ATR), taramalı elektron mikroskobu (SEM) ve Brunauer-Emmett-Teller (BET) kullanılarak karakterize edilmiştir. SEM ölçümlerinden laboratuvar ortamında üretilen aktif karbonların gözenekli bir yapıda oldukları, BET ölçümlerinden aktif karbonların farklı konsantrasyonlarla yüzey alanının fazlalaştığı ve FTIR-ATR ölçümlerinden de üretilen aktif karbonların karbon atomlarının bir araya gelmesi ile bir bütün oluşturdukları gözlemlenmiştir. Üretilen aktif karbon örneklerinin hidrojen depolama kapasiteleri 77 K ve 298 K 'da Hiden marka IMI PSI cihazı ile tayin edilmiştir. Ölçümler neticesinde kriyonejik sıcaklıklarda aktif karbonların hidrojen depolama kapasitelerinin daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. LiOH ile üretilen aktif karbonların her iki ağaç kabuğu türünde HNO₃ ile üretilen aktif karbonlardan daha yüksek hidrojen depolama kapasitesine sahip oldukları bulunmuştur.
Doğal kil katalizörlüğünde fenton prosesi ile boyar madde giderimi
Bu çalışmada Reaktif Kırmızı 218 (RK218) ve Reaktif Sarı 95 (RS95) boyalarının sulu çözeltilerden Fenton prosesi ile giderilmesi amacıyla katalizör olarak doğal kil kullanımı araştırılmıştır. Doğal kilin karakterizasyonu için X-ışını floresan (XRF), Brunauer-Emmett-Teller (BET), termogravimetrik analiz (TGA) ve Fourier-Transform Kızılötesi Spektroskopi (FTIR) analiz teknikleri kullanılmıştır. Doğal kil kullanılarak yapılan adsorpsiyon deneylerinde pH 3 değerinde RK218'in %9 ve RS95'in %42 giderimi sağlanmıştır. Fenton prosesinde boyar madde giderimine etki eden parametrelerden başlangıç çözelti pH değeri, kullanılan kil miktarı, H2O2 dozajı, başlangıç boyar madde konsantrasyonu, sıcaklık ve doğal kilin (katalizörün) tekrar kullanılabilirliğinin etkileri ve bu parametrelerin seviyeleri araştırılmıştır. Deneyler sonucunda optimum pH'ın yaklaşık 3 ve katalizör miktarının 2,25 g olduğu gözlenmiştir. Katalizörün yeniden kullanılabilirliğinin test edildiği deneylerde doğal kil üç döngüde kullanılmış ve her kullanımda giderim hızlarının azaldığı tespit edilmiştir. Sonuçlar, katalizör olarak kullanılan doğal kilin RK128 ve RS95'in Fenton prosesi ile gideriminde kullanılabileceğini göstermiştir. ANAHTAR KELİMELER: Doğal Kil, Fenton Prosesi, Boyar Madde, Renk Giderimi, Reaktif Kırmızı 218, Reaktif Sarı 95
Su ortamında bulunan diklofenak bileşiğinin adsorpsiyon, koagülasyon ve birleşik koagülasyon prosesleri ile gideriminin araştırılması
Bu çalışmada içme suyu kaynaklarında görülen ve genellikle mikrokirletici olarak ilaç endüstrisinde ilaç etken maddesi üretilen Diklofenak bileşeğinin laboratuvar ölçekli olarak adsorpsiyon, koagülasyon ve birleştirilmiş koagülasyon prosesleri ile giderim potansiyeli araştırılmıştır. Deneysel çalışmalarda kullanılan su örnekleri Ulutan Baraj suyu ve Ulutan içme suyu arıtma tesisi çıkışından alınmıştır. Deneysel çalışmalarda adsorpsiyon proseslerinde adsorbent olarak tek duvarlı karbon nanotüp (SWNT), çok duvarlı karbon nanotüp (MWNT) ve toz aktif karbon (PAC) kullanılmıştır. Koagülasyon deneylerinde ise konvansiyonel koagulant olarak Alum kullanılmıştır. Bu çalışmada öncellikle deneysel olarak pH ve iyonik gücün diklofenak adsoprlama kapasitesi üzerindeki etkileri incelenmiştir. Özellikle en yüksek diklofenak adsorplama kapasitesi asidik pH değerlerinde görülmüştür.İyonik gücün etkisinin tespiti farklı konsantrasyonlarda (0.2, 0.4, 0.6, 0.8 ve 1 mol/L) NaCl kullanıldı. Yapılan çalışmalarda İyonik güç olarak 0.6 M üzerindeki konsantrasyonlarda diklofenak adsorplama kapasitesinin arttığı tespit edilmiştir. Yapılan adsorpsiyon deneylerinde elde edilen verilere göre meydana gelen adsorpsiyon mekanizmasının Freundlich izotermi (R2= 0.99) ile tasvir edildiği ortaya konulmuştur. Bununla beraber Ulutan Baraj suyu ve Ulutan içme suyu arıtma tesisi çıkış suyundan alınan su örneklerinin konvansiyonel (Alum) ile koagülasyonu neticesinde diklofenak gideriminin sırası ile %34.27 ve %12.3 gibi oldukça düşük olduğu tespit edilmiştir. Diğer yandan karbon nano tüpler (SWNT, MWNT) ve Alum ile birlikte gerçekleştirlen birleşik koagülasyon proseslerinde diklofenak gideriminin %90'ların üzerinde yüksek seviyelerde meydana geldiği belirlenmiştir.
Hidrotermal yöntem ile polimerik reçine üzerine perovskit katalizörlerin kaplanması ve fotokatalitik yöntemle fenol giderimi
İleri oksidasyon prosesleri, özellikle yüksek çözünürlükleri ve düşük parçalanabilirlikleri nedeniyle fenol gideriminde etkili bir seçenek olarak kullanılmaktadır. Çalışmanın ilk bölümünde UV tabanlı homojen ileri oksidasyon proseslerinden H2O2, ultraviyole (UV) ışınlama, UV/hidrojen peroksit (UV/H2O2) proseslerinin fenol giderim verimine olan etkisi araştırılmıştır. Fenol'ün sadece H2O2 ile giderimi amacıyla yapılan deneylerde fenol gideriminin gözlenmediği, sadece UV kullanıldığında ise fenol gideriminin arttığı ve 60 dakika sonunda %52'ye ulaştığı gözlenmiştir. UV/H2O2 prosesi ile fenol gideriminin yapıldığı deneylerde ise 60 dakika sonunda %84 fenol giderimi gözlenmiştir. İkinci bölümde ise ticari polimerik reçine yüzeyinde hidrotermal yöntemle üretilen, farklı kütlesel oranlarda (1-0,75-0,50-0,25-0) bakır kullanılarak LaFexCu1-xO3 kompozit katalizörler sentezlenmiştir ve fenol giderimine etkisi araştırılmıştır. 25 mg/L de 0,30 gram katalizör dozajında 60 dakika sonunda en yüksek fenol giderimi %68 ile LaFeO3 kaplı kompozit katalizör kullanılarak elde edilmiştir. Kompozit LaFeO3'e ilave edilen bakır miktarının fenol giderimine olumlu bir etkisinin olmadığı tespit edilmiştir. Ayrıca fotokatalitik sisteme (UV/Katalizör) H2O2 ilavesinin fenol giderimine olan etkisini belirlemek amacıyla deneyler yapılmış ve fenol gideriminin %16 arttığı belirlenmiştir.
Dünya Sağlık Örgütü'nün yeni sınır değer önerilerine göreTürkiye'de hava kalitesinin değerlendirilmesi
Partikül maddeler (PM 2.5 ve PM 10 ), ozon (O 3 ), azot dioksit (NO 2 ), kükürt dioksit (SO 2 ) ve karbon monoksit (CO) dış ortam havasında sürekli olarak izlenmesi gereken hava kirleticileridir. Hava kalitesi sadece uyulması gereken bir standart değil, sağlıklı bir hayat ve çevre için sağlanması gereken gereksinimdir. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), tüm dünya nüfusunun %99'unun önerilen hava kalitesi standartlarına uygun olmayan şehirlerde yaşadığı belirtilmiş ve 2021 yılında sınır değer önerilerini daha sıkı olacak şekilde güncellemiştir. Bu çalışmanın amacı, Türkiye'deki hava kalitesi izleme istasyonlarında 2020 ve 2021 yıllarında ölçülen PM 10 , PM 2.5 , SO 2 ve NO 2 kirletici değerlerinin yeni DSÖ sınır değer önerilerine uygun olup olmadığının belirlenmesidir. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından işletilen Ulusal Hava Kalitesi İzleme Ağı'ndan 2020 ve 2021 yılı için indirilen veriler kullanılarak Türkiye'deki hava kalitesi yeni DSÖ sınır değer önerilerine göre değerlendirilmiştir. Çalışma sonucunda, 2020 yılı için yıllık ortalama PM 2.5 , NO 2 ve PM 10 sınır değerinin aşıldığı istasyonların oranları sırasıyla %81, % 63 ve % 40 olarak tespit edilmiştir. 2021 yılında yıllık ortalama PM 2.5 , NO 2 ve PM 10 değerinin aşıldığı istasyonların oranları ise sırasıyla %19, %37 ve %60 olarak bulunmuştur. Ayrıca çalışmada, PM 10 , PM 2.5 , SO 2 ve NO 2 kirletici ölçümlerinin en yüksek olduğu istasyonlar da belirlenmiş ve sebepleri yorumlanmıştır. DSÖ sınır değerlerinin üzerinde ölçüm yapan istasyonların bulunduğu bölgelerdeki hava kalitesinin halk sağlığını tehdit edecek düzeyde olduğu söylenebilir.
Taş kömüründen adsorbent geliştirilerek fenolik bileşiklerin akışkan yataklı adsorpsiyon prosesinde arıtımı
Bu çalışmada, düşük sıcaklıkta kimyasal aktivasyon ile Zonguldak taş kömüründen adsorbent üretilerek, kömür bazlı adsorbentin atıksulardan fenol gideriminde kullanılabilirliği araştırılmıştır. 50 mg/L fenol konsantrasyonundaki sentetik atıksularla gerçekleştirilen kesikli denge adsorpsiyon deneylerinde, 30ºC sıcaklıkta H2SO4 aktivasyonu ile kömürden elde edilen adsorbent kullanılarak ortalama ±%75 fenol giderimi sağlanmıştır. Üretilen adsorbentin SEM, BET ve FT-IR analiz sonuçları, H2SO4 aktivasyonunda kömürün yüzey alanında çok yüksek artışlar sağlanmazken, yüzeydeki fonksiyonel gruplarda önemli değişimlerin gerçekleştiğini göstermiştir. Fenol adsorpsiyonunda yüzeydeki fonksiyonel grupların ve hidrojen bağların etkisi olduğu gözlenmiştir. Fenol adsorpsiyonun Langmuir ve Freundlich izortermleri ile uyumlu ve adsorpsiyon hız kinetiğinin yalancı ikinci mertebe olduğu belirlenmiştir. Sabit ve akışkan yataklı kolonlarda H2SO4 aktivasyonu ile kömürden elde edilen adsorbent kullanılarak sürekli adsorpsiyon deneyleri gerçekleştirilerek fenol gideriminde başlangıç konsantrasyonunun, debinin ve yatak yüksekliğinin etkileri incelenmiştir. Sabit yataklı ÖZET (devam ediyor) adsorpsiyon kolonunda kütle transfer bölgesi yüksekliği ve giderim verimleri birlikte değerlendirildiğinde en uygun çalışma koşulları 3,2 cm yatak yüksekliği, 1,75 mL/dak debi ve 100 mg/L giriş fenol konsantrasyonu olarak belirlenmiştir. Düşük debi ve artan başlangıç fenol konsantrasyonlarında giderim veriminde artış gözlenmiştir. Ancak, yatak yüksekliğindeki artışla kullanılmayan yatak yüksekliğinin de artış göstermesine bağlı olarak fenol giderim verimlerinde değişim gözlenmemiştir. Akışkan yataklı kolonda daha düşük debilerde temas süresinin artmasıyla daha yüksek fenol giderim verimleri elde edilmiştir. Kolonda minimum akışkanlaşma hızı belirlenerek en uygun çalışma debisi 18,38 mL/dak bulunmuştur. Akışkan yataklı kolonda başlangıç fenol konsantrasyonundaki değişimlerin giderim verimine etkisi olmadığı gözlenmiştir. Sabit ve akışkan yataklı kolonlarda yatak yükseklikleri eşit olduğunda akışkan yataklı kolonda adsorbent çok daha kısa sürede doygunluğa ulaşmıştır. Ayrıca, akışkan yataklı kolonda çalışma debileri daha yüksek olduğundan daha kısa sürelerde istenilen çıkış standartlarında daha yüksek hacimde su elde edilmiştir. Sabit ve akışkan yataklı adsorpsiyon kolonlarındaki modelleme çalışmalarında Adams-Bohart, Wolborska, Thomas ve Yoon-Nelson modelleri deney verilerine uyarlanarak model tahmin sonuçları kırılma eğrileriyle karşılaştırılmıştır. Adams-Bohart ve Wolborska model tahminleri deney sonuçları uyumlu olmadığı gözlenirken Thomas ve Yoon-Nelson modell tahminlerinin kırılma eğrilerindeki verilerle uyumlu olduğu gözlenmiştir. Ancak her iki modelden elde edilen model tahmin edilen sonuçları deney sonuçlarından oldukça düşüktür. Her iki modelde de difüzyon ile kütle taşanımın ihmal edilmesinin model tahmin sonuçlarındaki farklılığa neden olduğu düşünülmektedir.
Vitrifiye sektöründe oluşan atık sulardan hammadde geri kazanımı ve vitrifiye malzeme üretimi
Seramik sağlık gereçleri üretimi sırasında oluşan en büyük çevresel etkilerinden biri proses atıksularıdır. Bu tezin amacı, Çanakcılar Seramik Sanayi ve Ticaret A.Ş.'ye ait seramik sağlık gereçleri üretim tesisinde oluşan proses atıksularından organik çöktürücülerin kullanıldığı kimyasal çöktürme yöntemiyle ham madde geri kazanımı ve çöktürülen hammaddelerin üretimde tekrar kullanılabilirliğinin araştırılmasıdır. Çalışmada Box-Behnken metodu kullanılarak deney planı oluşturulmuş ve kimyasal çöktürme işlemi için 3 adet organik çöktürücü kullanılmıştır. Deneylerde çöktürme verimleri KOİ ve AKM parametreleri üzerinden değerlendirilmiş, KOİ için %95,52 ile %98,5 arasında AKM için %99'un üzerinde çöktürme verimlerine ulaşılmıştır. Çöktürülen çamur karakteristiklerinin belirlenmesinde XRF, XRD, SEM ve FTIR analizlerinden yararlanılmıştır. Ayrıca çamurlar üzerinde seramik sağlık gereci üretimine yönelik ön çalışmalar yapılmış ve elde edilen sonuçlar mevcut arıtma tesisinde kullanılan alüminyum sülfat + polielektrolit çöktürme yöntemiyle geri kazanılan hammadde sonuçları ile kıyaslanmıştır. Buna göre, tesiste kullanılan kimyasal çöktürücülerin aksine organik çöktürücüler ile çöktürülen hammaddelerin seramik sağlık gereci üretiminde kullanılabileceği anlaşılmıştır.
Liman işletmelerinde atık yönetimi: Çanakkale limanı örneği
Dünyada çevre üzerinde etkisini gösteren birçok kirlenme mevcuttur. Bu kirlilik sanayi, tarımsal, ulaşım vb. sektörlerden kaynaklanabilmektedir. Dünyada olduğu gibi Türkiye'de de deniz yolu ile ulaşım, ilgili sektörler arasında ilk sırada gelmektedir. Türkiye'nin bulunduğu coğrafi konumu ve boğazları nedeniyle deniz trafiği oldukça fazladır. Deniz ulaşımının yoğun kullanılması limanlar için teşvik edici bir etken olmuştur. Ulaşım tercihinde denizyoluna yönelim olması ile deniz araçlarından kaynaklanan kirliliğin artmasına neden olmuştur. Deniz ticareti genel kargo yükleri, dökme yükler, RO-RO, sıvı yük, yolcu taşımacılığı ve petrol ürünlerinin taşımacılığı olarak değerlendirilmektedir. Petrol ürünlerinin hem kendisi hem de atıkları çevre ve denizler için ilave riskler ortaya çıkarmaktadır. Petrol ürünleri ile ilgili yaşanabilecek olası bir kazanın etkileri çok uzun süre gözüken, yoğun bir çalışma gücü gerektiren, doğal yaşamı ve deniz canlılarını tehdit eden bir kirliliğe sebep olmaktadır. Bu çalışmada deniz yolu ulaşımına ev sahipliği yapan liman tesisleri ve burada oluşan atıkların yönetilmesi araştırılmıştır. Liman işletmeciliği ve gemi atıklarının kabul edildiği atık kabul tesisleri bu kapsama dâhil edilerek değerlendirilmiştir. Limanda yapılan incelemeler neticesinde atıkların oluşum kaynakları, yönetimi, bertaraf yöntemleri ve yeniden kullanımı noktasında çıkarım yapılmaya çalışılmıştır. İncelenen atıklar operasyonel tehlikeli atıklar, tehlikesiz atıklar, evsel atıklar, tıbbi atıklar ve gemilerden kaynaklı atıklar şeklindedir. 2021 – 2023 yılları arasında limandan çıkan atıklar ve 2020 – 2024 yılları arasında atık kabul tesisine kabul edilen atıklar üzerinde çalışılarak bulgular elde edilmiştir. Bu bulgular limanların atık bertarafı ile ilgili yaşanması muhtemel sorunların öngörülerek azaltabilmesi açısından faydalı olacaktır. Bununla birlikte limanların çevresel etkileri de değerlendirilmiştir. Liman işletmelerinde oluşan atıkların Türkiye sınırları içerisinde değerlendirilerek hammadde tüketiminin azaltılması ve doğal kaynakların korunması için gerekli önlemlerin alınması yönündeki sonuçlara ulaşılmıştır.
Tarımsal esaslı biyokütle karışımı ve bundan hazırlanan aktif karbonla sulu çözeltilerden Cr(VI) giderimi
Uygulama kolaylığı ve çevre dostu olarak kabul edilen adsorpsiyon prosesi atıksuların ileri arıtımında en sık uygulanan arıtma yöntemlerinden biridir. Adsorpsiyon prosesi ucuz ve bol bulunan tarımsal atıklar ve bunlardan üretilen etkin adsorbentlerin kullanımıyla tercih edilen bir proses olmuştur. Bu çalışmada; Ülkemizde tarımsal faaliyetlerinin yaygınlığı nedeniyle önemli miktarlarda üretilen ve agro-endüstrilerde işlenen kayısı, badem ve şeftali çekirdeklerinin kabukları karışımından ve bu karışımın KOH ile kimyasal aktivasyon ve piroliziyle elde edilen aktif karbon (AC) olmak üzere iki adsorbent hazırlanmıştır. Her bir adsorbent; kül tayini, elementel analiz, BET yüzey alanı, gözenek hacmi, pHzpc, FT-IR, Boehm titrasyonu ve SEM analizleriyle karakterize edilmiştir. Hazırlanan her bir adsorbentin adsorplama etkinliğini ortaya koymak ve ticari AC ile kıyaslamak amacıyla, her bir adsorbentle ayrı ayrı Cr(VI) adsorpsiyon deneyleri yapılmıştır. Adsorpsiyon deneylerinde Cr(VI)'nın giderilmesi üzerine; başlangıç pH'sı, adsorbent dozu, temas süresi, sıcaklık, başlangıç Cr(VI) konsantrasyonu ve yabancı iyon varlığının etkileri incelenmiş, elde edilen sonuçlar adsorpsiyon izotermlerine, kinetik modellere uygulanmış ve elde edilen aktif karbonun Cr(VI) adsorpsiyon kapasitesi ve bazı termodinamik parametreler hesaplanmıştır. Üçlü karışımdan doğrudan hazırlanan adsorbentin 5.32276 m2/g yüzey alanı ve 0.0048 cm3/g gözenek hacmine sahip olduğu, en iyi özelliklere sahip aktif karbonun (AC) ise üçlü karışımın KOH/üçlü karışım oranı 6/40 olacak şekilde KOH ile kimyasal aktivasyonu ve takiben piroliziyle elde edilmiştir. Elde edilen yeni AC'nin 1413 m2/g yüzey alanı ve 0.5937 cm3/g gözenek hacmine sahip olduğu belirlenmiştir. Ham karışımdan hazırlanan adsorbent, yeni AC ve ticari AC'nin sulardan 50 mg/L Cr(VI)'yı giderimi için en uygun pH, adsorbent dozu ve dengelenme süresinin; yeni AC için; pH 2, 4 g/L adsorbent dozu ve 30 dk, ticari AC için; pH 2, 5 g/L adsorbent dozu ve 90 dk, üçlü karışım için; pH 2, 20 g/L adsorbent dozu ve 60 dk olduğu belirlenmiştir. Kinetik verilerin üçlü karışımda birinci, yeni AC ve ticari AC'de ise 2. derece kinetik eşitliklere uyduğu tespit edilmiştir. Her bir adsorbent için aktivasyon enerjilerinin sırasıyla 19.499, 37.956 ve 69.24 kJ/mol olduğu hesaplanmıştır. Veriler Cr(VI) hadsorpsiyonunun Langmuir izotermine uyduğunu, termodinamik parametreler ise adsorpsiyonun eksotermik davranış gösterdiği ve kendiliğinden bir mekanizmayla meydana geldiğini göstermiştir.