Gazi University
Discipline

Nursing

Gazi University

3,532

Archived Theses

22

DOIs Assigned

1%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
DoctorateOpen AccessTR

Onkolojik sorunu olan çocukların ebeveynlerine uygulanan aile merkezli güçlendirme programının etkililiğini değerlendirme: Randomize kontrollü çalışma

Araştırma, onkolojik sorunu olan çocukların ebeveynlerine uygulanan aile merkezli güçlendirme modeli (AMGM)'ne temellendirilmiş web tabanlı eğitim programı (WTEP)'nın etkisini belirlemek amacıyla paralel grup, randomize kontrollü tek kör deneysel olarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın birinci aşamasında 527 ebeveyn ile Ocak 2021- Aralık 2021 tarihleri arasında "Kanser Hastalarına Bakım Veren Aile Bireylerinin Bakım Yeteneğini Değerlendirme Ölçeği (KHBVABBYDÖ)" 'nin Türkçe formunun dil uyarlaması, geçerlik ve güvenirlik çalışması yapılmıştır. AMGM'ye temellendirilmiş WTEP'nin etkisinin değerlendirildiği ikinci aşaması ise Mayıs 2022- Kasım 2022 tarihleri arasında Ondokuz Mayıs Üniversitesi Çocuk Hematoloji Onkoloji Kliniği'nde gerçekleştirilmiştir. Blok randomizasyon ile belirlenen toplam 76 ebeveyn (38 girişim 38 kontol) araştırmanın örneklemini oluşturmuştur. Araştırmanın verileri; Ebeveyn-Çocuk Bilgi Formu, KHBVABYDÖ, Genel Öz yeterlilik Ölçeği (GÖYÖ), Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği (RBSÖ), Depresyon, Anksiyete, Stres Ölçeği (DAS) kullanılarak toplanmıştır. Geliştirilen web sitesi, DISCERN ölçüm aracıyla 13 uzman tarafından içeriğin kalitesi, WAMMI ölçüm aracıyla girişim grubundaki ebeveynler tarafından kullanılabilirliği değerlendirilmiştir. Girişim grubuna sekiz hafta AMGM'ye temellendirilmiş WTEP uygulanmıştır. Kontrol grubundaki ebeveynler rutin bakım almaya devam etmiştir. Verilerin analizinde ilk aşamada yapı geçerliği için doğrulayıcı Faktör Analizi (DFA) yapılarak uyum indeksleri incelenmiş, yakınsak ve ıraksak geçerlik analizleri yapılmıştır. Ölçeğin güvenirliğine ilişkin, güvenirlik kat sayısı olan cronbach alfa katsayısı, madde-toplam korelasyon katsayısı, test-tekrar test pearson korelasyon katsayısı (r) ve bağımlı gruplarda t testi kullanılmıştır. İkinci aşamada ise normal dağılımın belirlenmesinde Kolmogorov-Smirnov testinden yararlanılmıştır. Ayrıca grupların homojen dağılımını değerlendirmek için Pearson kikare ve Fisher Exact ki-kare, iki grup ortalamalarının farkı için bağımsız örneklem t-testi (Independent Sample T Test) kullanılmıştır. Girişim ve kontrol gruplarına ait tekrarlanan ölçümler arasındaki fark tekrarlanan ölçümlerde varyans analizi (Repeated Measures testi) ile belirlenmiştir. Veriler SPSS 26.0 ve LISREL 8.80 paket programlarında değerlendirilmiştir. Anlamlılık düzeyi 0,05 olarak kabul edilmiştir. Girişim ve kontrol grubundaki ebeveynlerin tanıtıcı özellikleri bakımından istatistiksel olarak benzer olduğu belirlenmiştir (p>0,05). Birinci aşamada geçerlik, güvenirlik ve madde analizine ilişkin bulgular, onkolojik sorunu olan bireylere bakım veren aile bireylerinin bakım yeteneklerini ölçmek için geçerli ve güvenilir sonuçlar ortaya koymuştur. İkinci aşamada ise girişimden sonra ebeveynlerin ikinci ölçüm (T2) ve üçüncü ölçüm (T3) KHBVABYDÖ, GÖYÖ'den aldıkları puan ortalamalarının arttığı, RBSÖ ve DASÖ'den aldıkları T2 ve T3 puanlarının azaldığı belirlenmiştir. Gruplar arası karşılaştırma yapıldığında ise bu farkın statistiksel olarak anlamlı oduğu bulunmuştur ( p<0.001). Sonuç olarak; AMGM'ye temellendirilmiş WTEP onkolojik sorunu olan çocukların ebeveynlerinin bakım yeteneklerini geliştimede, öz yeterlilik ve benlik saygısını artırmada, depresyon, anksiyete, stres düzeylerini azaltmada etkili bir yöntemdir. Ebeveynlerin güçlendirilmesi için bakım yeteneklerinin değerlendirilmesi, gereksinimleri doğrultusunda AMGM'ye temellendirilmiş eğitim verilmesi önerilmektedir.

AileAile merkezli bakımGüvenilirlik ve geçerlilik+7
Derya Akdeniz Uysal
Mersin University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Perkütan koroner girişim sonrası uygulanan reiki ve akupresürün femoral kateter çekimi sırasındaki ağrı, anksiyete ve yaşam bulgularına etkisi: randomize kontrollü çalışma

Araştırma, perkütan koroner girişim sonrası uygulanan reiki ve akupresürün femoral kateter çekimi sırasındaki ağrı, anksiyete ve yaşam bulgularına etkisini belirlemek amacıyla yapıldı. Prospektif randomize kontrollü olarak yürütülen çalışma reiki grubu (n=28), akupresür grubu (n=28) ve kontrol grubu (n=28) olmak üzere 84 hasta ile gerçekleştirildi. Femoral kateter çekiminden 20 dakika önce reiki grubuna yedi çakra bölgesine 18 dakika reiki, akupresür grubuna LI4, HT7 ve PC6 noktalarına 20 dakika akupresür uygulandı. Kontrol grubuna ise standart bakım uygulandı. Her üç gruba uygulama öncesi ve femoral kateter çekiminden beş dakika sonra Visual Analog Skala, Spielberger Durumluk Anksiyete Ölçeği ve yaşam bulguları takip formu uygulandı. Elde edilen veriler paired t test, One-Way ANOVA ve Tukey test istatistiği kullanılarak değerlendirildi. Uygulama öncesi ağrı, anksiyete ve yaşam bulguları açısından gruplar arasında anlamlı fark bulunmadı (p>0.05). Uygulama sonrası ise reiki ve akupresür grubunda yer alan hastaların kontrol grubunda yer alan hastalara kıyasla ağrı ve anksiyete düzeyinde azalma, sistolik ve diyastolik kan basıncı, kalp atım sayısı ve solunum sayısı ortalamalarında düşüş olduğu belirlendi ve gruplar arası fark istatistiksel olarak önemli bulundu (p<0.05). Araştırma sonucunda perkütan koroner girişim sonrası femoral kateter çekimi öncesinde uygulanan reiki ve akupresürün ağrı ve anksiyeteyi azalttığı, yaşam bulgularını ise iyileştirdiği saptandı.

AkupresürAnksiyeteAğrı+7
Abdullah Avcı
Mersin University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Hemodiyaliz sırasında besin tüketiminin diyaliz yeterliliğine ve yorgunluğa etkisinin değerlendirilmesi

Araştırma hemodiyaliz tedavisi uygulanan hastaların hemodiyaliz sırasında besin tüketiminin diyaliz yeterliliğine ve yorgunluğa etkisini belirlemek amacı ile kendi kendine kontrollü randomize klinik araştırma olarak yapıldı. Araştırmanın evrenini bir üniversitesi hastanesi ve özel diyaliz merkezinde tedavi gören 127 hasta, örneklemini ise 32 hasta oluşturdu. Her hasta hem deney hem de kontrol grubu olarak atandı. Bu amaçla randomizasyona göre belirlenen 16 hasta Grup 1 olarak, diğer 16 hasta Grup 2 olarak belirlendi. İlk ay hemodiyaliz seansı başladıktan 1.00-1.30 saat sonra Grup 1'e yemek verildi, Grup 2'ye ise yemek verilmedi. Bir sonraki ay gruplar çapraz olarak değiştirildi. Veriler Kişisel Bilgi Formu, Hemodiyaliz İzlem ve Laboratuvar Bulguları Formu, Piper Yorgunluk Ölçeği kullanılarak toplandı. Verilerin analizinde paired t test, Repeated ANOVA testi ve Bonferroni testi kullanıldı. Bu araştırmada hastaların yaş ortalamasının 53,7±16,8 olduğu, çoğunda ilave kronik hastalığın olduğu, en çok hipertansiyon nedeniyle kronik böbrek yetmezliği geliştiği belirlendi. Hastaların %84,4 ile yorgunluk, %62,5 ile uykusuzluk ve %56,3 ile halsizlik semptomu yaşadıkları saptandı. Araştırmamızda fosfor değerinin diyaliz sırasında besin tüketildiğinde daha yüksek olduğu belirlendi (p<0,05). Bu araştırmada diyaliz sırasında besin tüketildiğinde ve tüketilmediğinde URR ve spKt/V değerleri arasında anlamlı bir fark saptanmadı (p>0,05). Diyaliz seansının 2. saatinde ölçülen kan basıncı ortalamasının hastalar besin tükettiğinde daha düşük olduğu ve istatistiksel farkın anlamlı olduğu bulundu (p<0,05). Diyaliz sırasında besin tüketildiğinde ve tüketilmediğinde piper yorgunluk ölçeği puan ortalamaları arasında anlamlı bir fark saptanmadı (p>0,05). Bu araştırmada diyaliz sırasında besin tüketiminin diyaliz yeterliliğini ve yorgunluk düzeyini etkilemediği belirlendi.

BeslenmeBöbrek yetmezliğiBöbrek yetmezliği-kronik+3
Esra Köse
Mersin University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Ürodinami işleminde hastalara uygulanan aromaterapinin anksiyete ve serum kortizol düzeyine etkisi

Bu araştırma, ürodinami işleminde hastalara uygulanan aromaterapinin, hastaların anksiyete ve serum kortizol düzeyine etkisini belirlemek amacıyla yapıldı. Tek merkezli, prospektif, iki kollu (1:1), randomize kontrollü klinik araştırmanın örneklemini Ocak-Temmuz 2022 tarihleri arasında bir üniversite hastanesinin üroloji polikliniğine başvuran ve ürodinami uygulanan 98 hasta oluşturdu. Hastalar randomizasyonla çalışma ve kontrol grubuna ayrıldı. Araştırmada, çalışma grubuna (n=49) ürodinami işlemi sırasında lavanta aromaterapisi, kontrol grubuna (n=49) rutin işlem uygulandı. Ürodinami işlemi öncesi ve sonrası hastaların anksiyete düzeyi Durumluk Anksiyete Ölçeği (DAÖ) ile değerlendirildi. Anksiyeteye fizyolojik yanıt ise sistolik kan basıncı (SKB), diyastolik kan basıncı (DKB), kalp atım hızı (KAH), solunum hızı (SH), periferik oksijen saturasyonu (SpO2) değeri ve serum kortizol düzeyi değerlendirildi. Tüm ölçümler ürodinami öncesi ve sonrası yapıldı. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistiklerin yanı sıra Pearson ki-kare, bağımlı ve bağımsız gruplarda t-testi kullanıldı. Araştırmada, çalışma ve kontrol grubundaki hastaların ürodinami öncesine göre işlem sonrasında DAÖ puan ortalamalarının düştüğü saptandı (p<0,05). Ürodinami sonrası çalışma grubunun DAÖ puan ortalamasının kontrol grubundan anlamlı olarak daha düşük olduğu bulundu (p<0,05). Çalışma grubunda işlem öncesine göre ürodinami sonrasında fizyolojik yanıtlardan sadece KAH'ın anlamlı olarak düştüğü saptanırken; kontrol grubunda SKB ve SH'nin anlamlı olarak yükseldiği, KAH'ın ise düştüğü saptandı (p<0,05). Çalışma ve kontrol grupları arasında ürodinami öncesi ve sonrası SKB, DKB, KAH, SH ortalamaları açısından anlamlı fark yoktu (p>0,05). Sadece işlem sonrasında çalışma grubundaki hastaların SpO2 ortalamalarının kontrol grubundan anlamlı olarak daha yüksek olduğu saptandı (p<0,05). Çalışma grubundaki hastaların ürodinami öncesine göre işlem sonrasında serum kortizol düzeyinin anlamlı olarak düştüğü (p<0,05) ancak işlem öncesi ve sonrası kontrol grubu ile karşılaştırıldığında gruplar arasında anlamlı farkın olmadığı belirlendi (p>0,05). Araştırma, ürodinami uygulanan hastalarda aromaterapinin anksiyeteyi azalttığı ve SpO2 değerini yükselttiğini ortaya koydu. Aynı zamanda aromaterapinin hastaların serum kortizol düzeyini düşürdüğü ve diğer fizyolojik yanıtları (SKB, DKB, KAH, SH) olumlu yönde etkilediği ancak bu etkinin anlamlı olmadığı görüldü. Bu sonuçlar ürodinamide hastaların anksiyetelerinin azaltılmasında hemşirelerin aromaterapiyi kullanılabileceğini göstermekte olup konu ile ilgili çok merkezli yeni araştırmaların yapılması önerilebilir.

AnksiyeteAromaterapiHemşireler+3
Elife Kettaş Dölek
Mersin University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

İnfertil bireylerin infertiliteye yönelik stigmaya ilişkin görüşleri

Araştırma, infertil bireylerin infertiliteye yönelik stigmaya ilişkin görüşlerinin belirlenmesi amacıyla triangülasyon yöntemi kullanılarak yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini, Mart-Haziran 2019 tarihleri arasında Mersin Üniversitesi Hastanesi Tüp Bebek Merkezine başvuran, dahil edilme kriterlerini kapsayan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 17 kadın 10 erkek olmak üzere 27 birey oluşturmuştur. Araştırmanın verileri, araştırmacılar tarafından ilgili literatür temel alınarak hazırlanan kişisel bilgi formu ve yarı yapılandırılmış bireysel derinlemesine görüşme soru formu kullanılarak toplanmıştır. Dahil edilme kriterlerine uyan bireyler, bireysel derinlemesine görüşmelere davet edilmiştir. Görüşmeyi kabul eden bireylerle, onların belirlediği tarih ve saatte yarı yapılandırılmış bireysel derinlemesine görüşme formu doğrultusunda yüz yüze görüşmeler yapılmıştır. Görüşmeler bireylerden izin alınarak ses kayıt cihazı ile kayıt altına alınmıştır. Ses kayıt cihazını kabul etmeyen bireylerin verileri not defteri ile kaydedilmiştir. Elde edilen verilerin analizinde, görüşme dökümleri Windows Word programına aktarılmış, ham veriler gruplandırılmış, gruplandırılan veriler de kodlanarak içerik analizi yapılmıştır. Kişisel bilgi formundan elde edilen nicel veriler ortalama ve standart sapma kullanılarak değerlendirilmiştir. Bireysel derinlemesine yapılan görüşmeler sonucunda infertiliteye bakış açıları, stigmaya bağlı yaşanılan psikososyal sorunlar ve sağlık çalışanlarının tutumları olmak üzere üç ana tema ve 10 alt tema belirlenmiştir. Katılımcılar çocuk sahibi olmanın anlamını üremek ve neslin devamı olarak gördüklerini, infertiliteden kaynaklı kendilerini baskı altında hissettiklerini, infertil olduklarını gizlediklerini ve kendilerini toplumdan izole ettiklerini ifade etmişlerdir. Katılımcılar bu süreçte yaşadıkları en büyük sorunun eşlerinden ayrılma korkusu olduğunu belirtmişlerdir. İnfertil bireylerin fiziksel, sosyokültürel, ruhsal olarak bütüncül bir yaklaşımla ele alınması, tanı ve tedavi sürecinde görev alan tüm sağlık personelinin infertiliteden kaynaklanan psikosoyal sorunların bilincinde olarak sağlık bakım hizmetini yürütmesi son derece önemlidir. Araştırmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda, infertil bireylerin tanı ve tedavi sürecinde önemli bir rol üstlenen hemşirelerin infertil bireylerin yaşadıkları stigmanın farkında olarak hemşirelik bakımını yönetmeleri önerilmektedir.

DamgalamaDeneyimDüşünce+3
Rabia Külte Vural
Mersin University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Lokal anestezi ile acil cerrahi girişim sırasında uygulanan sanal gerçeklik gözlüğünün hastaların anksiyetesi üzerine etkisi

Bu araştırma, lokal anestezi ile acil cerrahi girişim sırasında uygulanan sanal gerçeklik gözlüğünün hastaların anksiyetesi üzerine etkisini belirlemek amacıyla yapıldı. Tek merkezli, prospektif, iki kollu (1:1), randomize kontrollü klinik araştırmanın örneklemini Şubat-Mart 2022 tarihleri arasında bir devlet hastanesinin acil servisine başvuran ve lokal anestezi ile acil cerrahi girişim uygulanan 138 hasta oluşturdu. Hastalar randomizasyonla çalışma ve kontrol grubuna ayrıldı. Araştırmada, çalışma grubuna (n=69) lokal anestezi ile acil cerrahi girişim uygulanırken sanal gerçeklik gözlüğüyle videolar izletildi. Kontrol grubuna (n=69) ise kliniğin rutin işlemleri uygulandı. Acil cerrahi girişim uygulaması ve sonrası hastaların anksiyete düzeyi Durumluk Anksiyete Ölçeği (DAÖ) ile değerlendirildi. Anksiyeteye fizyolojik yanıt ise kan basıncı (KB), kalp atım hızı (KAH), solunum hızı (SH), periferik oksijen saturasyonu (SpO2) değeri ile acil cerrahi girişim öncesi ve sonrası ölçüldü. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistiklerin yanı sıra Pearson-χ2, bağımlı ve bağımsız gruplarda t-testi, Wilcoxon ve Mann-Whitney U testi kullanıldı. Araştırmada, çalışma ve kontrol grubundaki hastaların cerrahi girişim öncesine göre işlem sonrasında DAÖ puan ortalamalarının düştüğü saptandı (p<0,05). Çalışma grubunun acil cerrahi girişim öncesinde DAÖ puan ortalamasının kontrol grubundan daha yüksek olduğu ancak acil cerrahi girişim sonrası DAÖ puanının kontrol grubundan düşük olduğu bulundu (p<0,05). Çalışma grubundaki hastaların cerrahi girişim öncesine göre işlem sonrasında SKB, DKB, KAH, SH azalırken, SpO2 değerinin arttığı saptandı (p<0,05). Kontrol grubundaki hastalarda ise sadece cerrahi girişim öncesine göre işlem sonrasında SH'nin anlamlı olarak azaldığı saptandı (p<0,05). Çalışma grubundaki hastaların sadece cerrahi girişim öncesi DKB ve SH ortalaması kontrol grubundakilere göre daha yüksek iken cerrahi girişim sonrası SKB, DKB ve SH ortalamasının kontrol grubundakilere göre düşük olduğu ve SpO2 değerinin yüksek olduğu saptandı (p<0,05). Araştırma, lokal anestezi ile acil cerrahi girişim uygulanan hastalarda sanal gerçeklik gözlüğünün anksiyeteyi azalttığını ve KAH dışındaki fizyolojik parametreleri olumlu yönde etkilediğini gösterdi. Elde edilen sonuçlar doğrultusunda, lokal anestezi ile acil cerrahi girişim uygulanan hastalarda anksiyetenin azaltılmasında uygulaması kolay, farmakolojik olmayan, noninvaziv, maliyet etkin ve etkili bir yöntem olan sanal gerçeklik gözlüğünün kullanılması ve konu ile ilgili çok merkezli yeni araştırmaların yapılması önerilebilir.

Acil servis-hastaneAcil tıpAnestezi-lokal+3
Merve İcat
Mersin University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Prenatal genetik danışmanlık hizmetinin gebelerin kaygı düzeyleri ve prenatal tanı testlerine ilişkin tutumları üzerine etkisi

Araştırma, prenatal genetik danışmanlık hizmetinin gebelerin kaygı düzeyleri ve prenatal tanı testlerine ilişkin tutumları üzerine etkisinin belirlenmesi amacıyla prospektif randomize kontrollü deneysel araştırma olarak yapılmıştır. Araştırmaya, Eylül-Aralık 2022 tarihleri arasında Adana Şehir Hastanesi Tıbbi Genetik Anabilim Dalı Polikliniğine başvuran 33 deney 33 kontrol olmak üzere toplam 66 gebe dahil edilmiştir. Araştırmanın verileri; "Tanıtıcı Özellikler Formu", Spielberg Durumluk Kaygı Envanteri", ve "Prenatal Tarama ve Tanı Testi Tutum Değerlendirme Ölçeği" kullanılarak toplanmıştır. Veri toplama araçları, Tıbbi Genetik Anabilim Dalı Polikliniğinde yüz yüze görüşme yöntemi ile uygulanmıştır. Araştırmada deney grubundaki 33 gebeye prenatal genetik danışmanlık verilmeden önce ve sonra veri toplama formu uygulanmıştır. Kontrol grubuna alınan 33 gebeye hekim tarafından standart klinik bilgilendirme yapılmıştır. Deney ve kontrol grubuna aynı zaman dilimlerinde ön test ve son test yapılmıştır. Elde edilen veriler; "Independent Sample-t" test, "Mann-Whitney U" test, "Wilcoxon" test yöntemleri, kategorik değişkenler arasındaki ilişkilerin incelenmesinde Pearson ki-kare test istatistiği ve Bonferroni düzeltmesi yöntemleri kullanılmıştır. Tanımlayıcı istatistikler olarak sayı ve yüzde değerleri kullanılmıştır.İstatistiksel anlamlılık olarak p<0.05 kabul edilmiştir. Gruplar arası karşılaştırmalarda deney grubundaki gebelerin son testte Spielberg Durumluk Kaygı Envanterinden aldıkları puan ortalamalarının kontrol grubuna göre azaldığı saptanmıştır (tüm p değerleri <0.001). Deney grubunun son testte Prenatal Tarama ve Tanı Testi Tutum Değerlendirme Ölçeği'nden aldıkları puanların ise kontrol grubuna göre arttığı bulunmuştur (tüm p değerleri <0.001). Araştırmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda, prenatal genetik danışmanlık hizmetinin gebelerin kaygı düzeylerini azalttığı ve prenatal tanı testlerine ilişkin tutumlarını olumlu yönde etkilediği belirlenmiştir. Kadın sağlığı hemşirelerinin gebelerin prenatal dönemde yaşadıkları kaygı ile baş etmelerine destek olabilmek için prenatal genetik danışmanlığa ilişkin genetik bilgileri hemşirelik uygulamalarına dahil etmeleri önerilmektedir. Hemşirelik uygulamalarının daha iyi kanıt düzeylerine dayandırılması için prenatal genetik danışmanlık hizmeti ile ilgili daha kapsamlı randomize çalışmaların yapılması önem arz etmektedir.

AnksiyeteDanışmanlıkGebelik+4
Çiler Çokan Dönmez
Mersin University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Koronavirüs (COVID-19)) pandemisinde polimeraz zincir reaksiyonu (rRT-PCR) testi veren adölesanları video ile bilgilendirmenin anksiyete üzerine etkisi: Randomize kontrollü çalışma

Araştırma Polimeraz Zincir Reaksiyonu (rRT-PCR) testi veren adölesanları videoyla bilgilendirmenin anksiyete üzerine etkisini belirlemek amacıyla tek kör, randomize kontrollü, deneysel araştırma tasarımında yapılmıştır. Araştırmanın evrenini bir Devlet Hastanesine rRTPCR test numunesi veren adölesanlar, örneklemini ise, ilk kez rRT-PCR testi veren 272 adölesan oluşturmuştur. Katılımcılar yaş ve cinsiyete göre tabakalı blok randomizasyon uygulanarak gruplara rastgele atanmıştır. Veriler Çocuk/Ebeveyn Bilgi Formu, Durumluk ve Sürekli Kaygı Envanteri, Koronavirüs Anksiyete Ölçeği'yle toplanmıştır. Araştırmada çalışma grubundaki adölesanlara işlemden beş dakika önce, animasyonlu bilgilendirme videosu izlettirilmiştir. Kontrol grubundaki adölesanlara herhangi bir bilgilendirme yapılmaksızın kurum politikası doğrultusunda numune alımı gerçekleştirilmiştir. Elde edilen veriler Ki kare, Bağımsız Örneklem t testi, Bağımlı Örneklem t testi, Tek yönlü varyans analizi, Parametrik Olmayan Bağımsız Örneklem t testi, post hoc LSD testi, Spearman korelasyon testleriyle değerlendirilmiştir. Veriler incelendiğinde çalışma ve kontrol grubu adölesanların tanımlayıcı özellikleri bakımından istatiksel olarak benzer olduğu saptanmıştır (p>0,05). Adölesanların orta düzeyde anksiyete yaşadığı belirlenmiştir. Adölesanların çoğunluğunda akrabalarında (%83,1) ya da aynı ev içerisinde COVID-19 pozitif hastası olmadığı (%82,7), okulunda pozitif arkadaşlarının olduğu (%56,2) ancak sınıfında olmadığı (%61,4), pozitif arkadaşları ile temasının olmadığı (%69,1) belirlenmiştir. Video ile bilgilendirilen adölesanların işlem sonrası durumluk kaygı düzeyi 38,76±10,77 iken, kontrol grubu adölesanların kaygı düzeyi 41,68±11,92 olarak bulunmuştur. Video ile bilgilendirme adölesanların kaygı düzeyini istatistiksel olarak anlamlı düzeyde azaltmıştır (p=0,035). Çalışma grubunda cinsiyet ve sosyal güvence durumunun işlem sonrası durumluk kaygı düzeyine etkisi olduğu belirlenirken, kontrol grubunda kardeş sayısının kaygı düzeyini etkilediği belirlenmiştir (p≤0,05). COVID-19 ile ilgili hastalık özelliklerinin çalışma ve kontrol grubunun işlem sonrası durumluk kaygı düzeyine etkisinin olmadığı saptanmıştır (p>0,05). Araştırma sonucunda, videoyla bilgilendirmenin işlem sonrası durumluk kaygısını azalttığı bulunmuştur. Elde edilen sonuçlar doğrultusunda özellikle pandemi sürecinde adölesanların kaygı düzeyinin yükselebileceği, ilk kez karşılaştıkları invaziv işlem öncesi bilgilendirilmeleriyle kaygı düzeylerinin azaldığı saptanmıştır. Bu doğrultuda, hemşirelik bakımı kapsamında tüm adölesanların video ile işleme hazırlanması, birçok invaziv işlem öncesi bu yöntemle bilgilendirmelerin etkinliğinin değerlendirildiği başka çalışmaların yapılması önerilir.

AnksiyeteCOVID 19Ergenler+5
Zühal Artuvan
Mersin University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Bilinçli farkındalık temelli stres azaltma programının psikotik hastaların ailelerinin ruhsal durum ve bakım yüküne etkisi

Bu araştırma psikotik hastalığı olan bireylere bakım veren ailelere uygulanan Bilinçli Farkındalık Temelli Stres Azaltma Programı'nın ruhsal sağlık parametrelerine ve bakım yüküne etkisinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırma tek merkezli, prospektif (ön test-son test-1.ay ve 3. ay takip), iki kollu (1:1), randomize kontrollü deneysel tasarımdadır. Araştırmanın örneklemini iki toplum ruh sağlığı merkezine kayıtlı psikotik hastalığı olan bireye bakım veren 50 aile bireyi (çalışma grubu=25, kontrol grubu=25) oluşturmuştur. Araştırmanın deneysel kaydı prospektif olarak ClinicalTrils.gov adresinden yapılmış olup NCT05245305 numarası alınmıştır. Çalışma grubuna Bilinçli Farkındalık Temelli Stres Azaltma Programı uygulanmıştır. Veri toplama araçları olarak Kişisel Bilgi Formu, Durumluk-Sürekli Kaygı Ölçeği, Beck Umutsuzluk Ölçeği, Öz Şefkat Ölçeği - Kısa Formu, Zarit Bakıcı Yük Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde frekans, yüzde değerleri, ortalama, standart sapma, Pearson-χ2 testi, Bağımsız örneklemler için t-testi, Repeated Measures ve Mann-Whitney U testi kullanılmıştır. Uygulama sonrası çalışma grubunda yer alan ailelerin durumluk-sürekli kaygı, umutsuzluk ve bakım yükü düzeylerinin kontrol grubuna göre son-test, 1. ve 3. ay takip testlerinde anlamlı olarak azaldığı; öz şefkat düzeylerinin ise anlamlı olarak arttığı saptanmıştır (p<0.05). Uygulama sonucunda bakım veren ailelerin durumluk-sürekli kaygı, umutsuzluk, bakım yükü düzeylerinin düşmesi, öz şefkat düzeylerinin artması müdahalenin etkili olduğunu göstermiştir. Araştırmanın bulguları doğrultusunda psikotik hastalığı olan bireylere bakım veren aileleri desteklemek ve güçlendirmek amacıyla Bilinçli Farkındalık Temelli Stres Azaltma Programı'nın belirli aralıklarla uygulanması önerilmektedir.

AileBakım verenlerBakım verme yükü+7
Münevver Boğahan
Mersin University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Düşme sonucu kırığı olan yaşlı bireylerin ve sağlıklı yaşlı bireylerin ruhsal durumlarının karşılaştırılması

Düşmeler yaşlılığa özgü bir durum olmamasına rağmen görülme sıklığı yaşla birlikte artan, yaşlı bireylerde mortalite ve morbiditeye neden olan önemli bir sağlık sorunudur. Bu çalışma düşme sonucu kırığı olan yaşlı bireylerin ve sağlıklı yaşlı bireylerin ruhsal durumlarının karşılaştırılması amacıyla yapılmıştır. Bu çalışma tanımlayıcı karşılaştırmalı bir araştırmadır. Araştırmanın evrenini, 02 Mayıs-31 Ekim 2022 tarihleri arasında Adana Seyhan Devlet Hastanesi Ortopedi Servis'inde düşmeye bağlı kırık nedeniyle yatarak tedavi gören 65 yaş üzeri hastalar ve aynı hastanede yatan hastasını ziyarete gelen 65 yaş üstü sağlıklı bireyler oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemini, kırığı olan grubunda yer alan 146 yaşlı birey ve kırığı olmayan grupta yer alan 150 yaşlı birey oluşturmaktadır (n= 296). Araştırma verilerinin toplanmasında "Kişisel Bilgi Formu (KBF)", bireylerin ruhsal belirtilerinin ne düzeyde olduğunu saptamak amacıyla ''Belirti Tarama Testi (SCL-90-R) ve bilişsel durumlarını değerlendirmek için "Standardize Mini Mental Test (SMMT)" kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, pearson ki-kare testi, pearson korelasyon testi, student's t testi, ANOVA ve post hoc test olarak scheffe testi kullanılmıştır. Bu çalışmada kırığı olan yaşlı bireylerin SCL-90-R Kişilerarası duyarlılık alt boyutu puan ortalamaları ve "Araz Düzeyleri" sağlıklı bireylere göre anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur. Kırığı olan yaşlı bireylerin SMMT toplam, Yönelim, Hatırlama, Lisan puanları sağlıklı bireylere göre anlamlı olarak daha düşük bulunmuştur. Kırığı olan yaşlı bireylerde yaş, yatış süresi ve düşme sayısı ile SCL-90-R arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Kırığı olan yaşlı bireylerde yaş ve düşme sayısı ile SMMT arasında negatif yönlü, anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır. Kırığı olan yaşlı bireylerde SCL-90-R ile SMMT arasında negatif yönlü, anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Hem kırığı olan ve hem de sağlıklı kadınlarda SCL-90-R puan ortalaması erkeklere göre anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur. Hem kırığı olan ve hem de sağlıklı grupta okur yazar olmayan bireylerin SCL-90-R puan ortalaması anlamlı olarak yüksek bulunmuştur. Gelirim giderden az kırığı olan yaşlı bireylerin SCL-90-R puan ortalaması geliri gidere denk olan bireylere göre anlamlı olarak yüksek bulunmuştur. Bu sonuçlar doğrultusunda kırığı olan yaşlı bireylerin kişilerarası becerilerini arttırmaya yönelik hemşire müdahalelerinin planlanması ve yaşlı bireylerin oryantasyon, yönelim, zihinsel ve dil becerilerini korumaya ve geliştirmeye yönelik hemşirelik müdahalelerimin uygulanması önerilmektedir.

DüşmeDüşme kazalarıKırıklar-kemik+4
Maile Hizmetçi
Mersin University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Gebelerin doğum korkusu ve travmatik doğum algıları ile doğum tercihlerinin incelenmesi

Bu araştırma gebelerin doğum korkusu, travmatik doğum algısı düzeyleri ile doğum şekli tercihlerinin belirlenmesi ve bu unsurların birbiriyle ilişkisinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı özellikte olan bu araştırmaya gebeliğinin 28-40. haftasında, sağlıklı olan, 18-35 yaş aralığında olan, daha önce sezaryen doğum yapmayan primipar ve multipar 312 gebe katılmıştır. Şubat-Haziran 2023 tarihleri arasında Mersin Üniversitesi Hastanesi Obstetri polikliniğinde yapılan bu araştırmanın verileri Kişisel Bilgi Formu, Wijma Doğum Beklentisi/Deneyimi Ölçeği A Versiyonu ve Travmatik Doğum Algısı Ölçeği ile toplanmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, Student's t testi, One Way ANOVA testi ve çoklu karşılaştırma testlerinden Tukey testi ile Pearson korelasyon katsayısı kullanılmıştır. p<0.05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Gebelerin Wijma Doğum Beklentisi/Deneyimi Ölçeği A Versiyonundan aldıkları puan ortalamalarının 61.37±32.67, minimum puanın 9, maksimum puanın ise 154 olduğu saptanmıştır. Gebelerin yaş, gelir durumu, doğum şekli tercihi ve gebelik sayıları ile Wijma Doğum Beklentisi/Deneyimi Ölçeği A Versiyonundan aldıkları puan ortalamaları arasında istatiksel anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<0.05). Gebelerin Travmatik Doğum Algısı Ölçeğinden aldıkları puan ortalamalarının 56.74±29.06, minumum puanın 2, maksimum puanın ise 130 olduğu olduğu saptanmıştır. Gebelerin yaş, öğrenim durumu, gravida durumu, yaşayan çocuk sayısı, doğuma hazırlık eğitimi alma durumu ve doğum şekli tercihleri ile Travmatik Doğum Algısı Ölçeğinden aldıkları puan ortalamaları arasında istatiksel anlamlı ilişki bulunmuştur (p<0.05). Gebelerin Wijma Doğum Beklentisi/Deneyimi Ölçeği A Versiyonu ile Travmatik Doğum Algısı Ölçeğinden aldıkları puanlar arasında pozitif yönlü yüksek düzeyde anlamlı ilişki bulunmuştur (r=0.771, p<0.001). Araştırma sonucunda gebelerin doğum korkusu ve travmatik doğum algısı düzeylerinin orta düzeyde olduğu, gebelerin travmatik doğum algısı düzeyleri arttıkça doğum korkularının arttığı belirlenmiştir. Yaşı küçük olan, gelir durumu düşük olan, sezaryen doğum tercih eden ve gebelik sayısı az olan gebelerin doğum korkularının yüksek olduğu bulunmuştur. Yaşı küçük olan, ortaokul mezunu olan, ilk kez gebe kalan, doğuma hazırlık eğitimi almayan, sezaryen doğum tercih eden ve yaşayan çocuk sayısı az olan gebelerin travmatik doğum algısı düzeylerinin yüksek olduğu saptanmıştır. Kadın sağlığı hemşirelerinin doğum öncesi gebelerin doğum korkusu ve travmatik doğum algısı düzeylerini değerlendirmek amacıyla daha geniş ve farklı örneklem gruplarıyla çalışmalar yapılması, doğum öncesi bakımda ve doğum öncesi eğitimlerde daha aktif rol alması önerilmektedir.

AlgıDoğumDoğum korkusu+3
Burcu Okayer Özer
Mersin University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Lumbal disk hernisi cerrahisi sonrası rehabilitasyon sürecinde kinezyolojik bantlamanın ağrı ve fonksiyonellik üzerine etkisi

Amaç: Araştırmanın amacı, lumbal disk cerrahisi sonrası ağrının azaltılması ve fonksiyonelliğin korunmasında kinezyo bandın etkili ve güvenilir bir uygulama olup olmadığı belirlemek ve rehabilitasyon sürecine etkisini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Randomize kontrollü tek kör deneysel tipte olan araştırma Ekim 2022- Mayıs 2023 tarihleri arasında randomizasyon ile belirlenen lumbal disk hernisi ameliyatı geçirmiş 80 hasta alındı. Veriler tanıtıcı bilgiler formu, Görsel Kıyaslama Ölçeği, Oswetry Engellilik Ölçeği ve Fonksiyonel Bel Ağrısı Ölçeği ile toplandı. Kinezyo grubuna gerilimli ve plasebo grubuna gerilimsiz olacak şekilde kinezyo bant post-op 1.günden başlanarak toplamda 4 kez uygulandı. Pre-op, post-op 1, 5, 10, 15 ve 30. günde toplanan veriler iki yönlü karma desenli varyans analizi ile incelendi. p<0.05 istatiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Benzer gruplarla gerçekleştirlen çalışmada postoperatif erken dönemde istatistiksel fark olmamakla birlikte KB'nin kinezyo grubunda (5 ve 10. Günde) plasebo grubuna göre erken rahatlama sağladığı ve aynı zamanda ilaç kullanım düzeylerinin de plasebo grubuna göre daha az olduğu görülmektedir (p>0.05). Gruplar arasında Oswetry Engellilik Ölçeği puanı ortalamalarında gruplar ve zaman*grup etkileşimleri açısından anlamlı bir fark olmadığı fakat gruplarda zamana göre anlamlı farkın olduğu görülmüştür. Post-op ilk günden başlayarak Fonksiyonel Bel Ağrısı Ölçeği' ne göre, kinezyo grubundaki bireylerin fonksiyonellikleri plasebo grubuna göre daha yüksek seyretse de, fark istatistiksel olarak anlamlı değildir (p>0.05). Gruplar benzer yara iyileşmesi özellikleri göstermiştir. Sonuç: Lumbal disk hernisi ameliyatı sonrası uygulanan kinezyo bandın ağrı ve fonksiyonellik üzerine istatiksel olarak anlamlı bir etkisi olmadığı, klinik anlamlılık yönünden ise gruplarda zamana göre fark olduğu ve erken postoperatif dönemde rehabilitasyon sürecini desteklemek amacıyla kullanılabileceği sonucuna varılmıştır.

Fonksiyonel yetkinlikHernilerKinezyo bantlama+4
Gülşah Bilgin
Mersin University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Gebelerin yaşadıkları aile içi şiddet ile prenatal bağlanma düzeyleri arasındaki ilişki

Bu araştırma gebelerde aile içi şiddetin prenatal bağlanma ile ilişkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı ve kesitsel olarak tasarlanan bu araştırma Mart-Mayıs 2023 tarihlerinde Adana Şehir Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Doğum polikliniklerine başvuran ve araştırmaya dahil edilme kriterlerine uyan 20 hafta ve üzeri gebeliği olan 98 kadın ile yapılmıştır. Araştırmanın verileri, Kişisel Bilgi Formu, Aile İçi Kadına Yönelik Şiddet Ölçeği ve Prenatal Bağlanma Envanteri anketleri kullanılarak yüz yüze görüşme tekniği ile araştırmacı tarafından toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler, Student's t testi, One Way ANOVA testi, ölçek toplam puanlar arası ilişki değerlendirmede ise Pearson Korelasyon testi kullanılmıştır. Verilerin istatistiksel açıdan anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak alınmıştır. Araştırmaya katılan gebelerin yaş ortalaması 28,2±5,5 olarak tespit edilmiştir. Gebelerin % 19,4'ünün üniversite mezunu olduğu, % 37,8'inin ilk gebeliğini yaşadığı, %70,4'ünün gebeliğini planladığı belirlenmiştir. Araştırmada gebelerin %32,7'sinin geçmişte şiddet türlerinden en az birine maruz kaldığı belirlenmiştir. Araştırmaya katılan gebelerin Aile İçi Kadına Yönelik Şiddet Ölçeği toplam puan ortalaması 70,92±16,02, Prenatal Bağlanma Envanteri toplam puan ortalaması ise 43,32±12,83'tür. Araştırmada Aile İçi Kadına Yönelik Şiddet Ölçek toplam puanı ile Prenatal Bağlanma Envanteri Toplam puanı arasında pozitif yönlü iyi düzeyde anlamlı ilişki olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Sonuç olarak kadına yönelik aile içi şiddet arttıkça prenatal bağlanmanın artığı tespit edilmiştir. Gebelikte şiddeti önlemeye yönelik prenatal dönemden itibaren şiddet taraması yapılması, gebelerde şiddet ile ilişkili nicel çalışmaların yapılması ve hemşirelerin bu konuda aktif rol alması önerilmektedir.

Aile içi şiddetBağlanmaGebelik+3
Gizem Birer
Mersin University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Prematüre yenidoğanlardan topuk kanı alırken uygulanan farklı konsantrasyondaki oral glikoz solüsyonları ile destekleyici pozisyon yöntemlerinin ağrı ve fizyolojik değişkenlere etkisi:randomize kontrollü bir çalışma

Amaç: Araştırmada, prematüre yenidoğanlardan topuk kanı alırken uygulanan farklı konsantrasyondaki oral glikoz solüsyonları ile destekleyici pozisyon yöntemlerinin ağrı puanlarına, fizyolojik değişkenlere ve total ağlama süresilerine etkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Tek merkez, dörtlü kör, paralel grup randomize deneysel tasarıma sahip araştırma, 06 Haziran 2022 – 08 Haziran 2023 tarihleri arasında, Mersin'de bir üniversite hastanesinin II ve 4a düzey yenidoğan yoğun bakım ünitesinde uygulanmıştır. Doğumdaki gestasyon yaşı 33-36 hafta olan, postnatal yaşı 7 günden küçük olan, destekleyici pozisyon ve oral glikoz solüsyon uygulanması kontrendike olmayan 128 prematüre yenidoğan dört farklı girişim grubuna blok randomizasyon yöntemi ile ayrılmıştır. Destekleyici pozisyon yöntemleri olarak sarmalama ve yuvalama ile kolaylaştırılmış fleksiyon kullanılmıştır. Prematüre yenidoğanlara, "destekleyici pozisyon yöntemleri + oral steril distile su (n=32)", "destekleyici pozisyon yöntemleri + oral %10 glikoz solüsyonu (n=32)", "destekleyici pozisyon yöntemleri + oral %20 glikoz solüsyonu (n=32)", "destekleyici pozisyon yöntemleri + oral %30 glikoz solüsyonu (n=32)" girişimleri uygulanmış ve video kayıt alınmıştır. Veriler, Bebek Bilgi ve Gözlem Formu ve Yenidoğan Ağrı Ajitasyon ve Sedasyon Ölçeği (N-PASS) kullanılarak toplanmıştır. N-PASS değerlendirmesi iki bağımsız hemşire tarafından yapılmıştır. Veriler, ki-kare, tek yönlü ANOVA, tekrarlayan ölçümlerde iki yönlü ANOVA, post-hoc Bonferonni testleri ile analiz edilmiştir. Bulgular: Tanımlayıcı ve klinik özellikler yönüyle girişim grupları benzerdir (p>0,05). N-PASS değerlendirmelerinde gözlemciler arası uyum ve güvenirliğin yüksek olduğu saptanmıştır. Girişim grubuna, zamana, grup ve zaman etkileşimine göre prematüre yenidoğanların ağrı puanları, fizyolojik değişkenleri ve total ağlama sürelerinde farklılık olduğu bulunmuştur (p<0,05). Prematüre yenidoğanlara destekleyici pozisyon yöntemleri ile birlikte uygulanan oral %20 ve %30 glikoz solüsyonlarının ağrıyı azaltmada en etkili girişimler olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Prematüre yenidoğanlara, destekleyici pozisyon yöntemleri ile birlikte uygulanan oral %20 ve %30 glikoz solüsyonlarının ağrıyı azaltmadaki etkisinin benzer olduğu saptanmıştır (p<0,05). Sonuç: Prematüre yenidoğanlarda topuk kanı alma işlemine bağlı ağrı yanıtının azaltılması ve ağrı regülasyonunun hızlandırılmasında destekleyici pozisyon yöntemleri ile birlikte oral %20 glikoz solüsyonu güvenle kullanılabilir. Anahtar Kelimeler: Girişimsel ağrı; prematüre yenidoğan; destekleyici pozisyon; oral glikoz solüsyonu

AğrıBebek-prematürBebekler+3
Güzide Üğücü
Mersin University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Parsiyel kalça protezi uygulanan hastalarda abdominal masajın boşaltım aktivitesi ve solunum fonksiyon testleri üzerine etkisi

Bu araştırma, parsiyel kalça protezi (PKP) uygulanan hastalarda abdominal masajın boşaltım aktivitesi ve solunum fonksiyon testleri (SFT) üzerine etsini belirlemek amacıyla yapıldı. Tek merkezli, prospektif, iki kollu (1:1), randomize kontrollü deneysel klinik araştırmanın örneklemini Eylül 2021-Nisan 2022 tarihleri arasında bir üniversite hastanesinin ortopedi ve travmatoloji kliniğine yatan, PKP uygulanan 78 hasta oluşturdu. Randomizasyonla çalışma ve kontrol grubuna atanan hastalardan çalışma grubuna (n=39) PKP sonrası sabah ve akşam öğünlerinden en az 30 dakika sonra, 15 dakika abdominal masaj uygulandı. Kontrol grubuna (n=39) ise rutin hemşirelik bakımı uygulandı. Araştırmada veriler, PKP öncesi, sonrası ilk akşam, 1., 2. ve 3. günlerde abdominal masaj uygulama öncesi ve sonrası, Boşaltım Aktivitesi Formu ve Solunum Fonksiyon Testi Formu (FVC, FEV1, FEV1/FVC) kullanılarak değerlendirildi. Verilerin analizinde, tanımlayıcı istatistikler, Pearson-χ2 testi, bağımsız gruplarda t-testi ve Man Whitney U testi kullanıldı. Araştırmada, çalışma ve kontrol grubundaki hastalar karşılaştırıldığında; çalışma grubundaki hastaların PKP sonrası 1. gün akşam, 2. gün sabah abdominal masaj uygulamasından önce ve sonra intraabdominal basınç (İAB) değeri ortalamalarının kontrol grubundan anlamlı olarak daha düşük olduğu belirlendi (p<0,05). Çalışma grubundaki hastaların PKP sonrası ilk akşam ve 1. gün sabah-akşam uygulamadan önce ve sonra, 2. gün sabah-akşam ve 3. gün sabah uygulamadan sonra bağırsak sesleri ortalamalarının kontrol grubundan anlamlı olarak daha yüksek olduğu saptandı (p<0,05). Çalışma grubundaki hastaların bağırsak seslerinin geri dönüş zamanının ve ilk defekasyona çıkma zamanının kontrol grubundan anlamlı olarak daha düşük olduğu belirlendi (p<0,05). Çalışma grubundaki hastalara PKP sonrası 1., 2. ve 3. günlerde kontrol grubundan anlamlı olarak daha az laksatif uygulandığı tespit edildi (p<0,05). Çalışma ve kontrol grubundaki hastalar karşılaştırıldığında; çalışma grubundaki hastaların PKP sonrası 1. ve 2. gün sabah-akşam, 3. gün sabah FVC değeri ortalamalarının; PKP sonrası 2. gün sabah-akşam FEV1 değeri ortalamalarının kontrol grubundan anlamlı olarak yüksek olduğu belirlendi (p<0,05). Araştırma; PKP uygulanan hastalara hemşireler tarafından uygulanan abdominal masajın İAB'ı, laksatif kullanım sayısını azaltırken; bağırsak seslerini, STF değerlerini arttırdığını ve bağırsak seslerinin geri dönüş zamanı ile ilk defekasyon zamanını kısalttığını ortaya koydu.

AbdomenBağırsak hareketleriBağırsak sesleri+7
Canan Kanat
Mersin University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Çocuklarda intramuskuler enjeksiyon sırasında uygulanan dikkati başka yöne çekme yöntemlerinin ağrı ve anksiyeteye etkisi

Bu tez çalışması çocuklarda, intramuskuler enjeksiyon sırasında uygulanabilecek dikkati başka yöne çekme yöntemlerinin ağrı ile anksiyeteye etkisini değerlendirmek amacıyla, randomize kontrollü deneysel şekilde yapılmıştır. Veriler, Ekim-Aralık 2021 tarihlerinde Mersin Şehir Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Acil enjeksiyon biriminde toplanmıştır. Çalışmaya dahil edilen 6-12 yaş grubu 180 çocuk basit randomizasyon yöntemi ile dört gruba ayrılmıştır. Araştırmada, çalışma grubuna, dikkati başka yöne çekme yöntemleri olarak video oyunu (n=45), kaleydoskop (n=45) ve sanal gerçeklik gözlüğü (n=45) kullanılmıştır. Kontrol grubuna (n=45) herhangi bir uygulama yapılmadan intramuskuler enjeksiyon (IM) işlemi yapılmıştır. Araştırmada ağrı düzeyini ölçmek için Wong-Baker Yüzler Ağrı Ölçeği (WBFPRS) ve anksiyete düzeyini ölçmek için Çocuk Korku Ölçeği (ÇFS) kullanılmıştır. Araştırma verileri çocuklarla yüz yüze görüşülerek araştırmacı tarafından toplanmıştır. Çalışma ve kontrol grubundaki çocukların tanımlayıcı özelliklerinin benzer olduğu bulunmuştur (p>0,05). Video oyunu oynatma, kaleydoskop, sanal gerçeklik gözlüğü kullanımının 6-12 yaş çocuklarda intramuskuler enjeksiyona bağlı ağrı ve anksiyeteyi azaltmada etkili olduğu saptanmıştır. Çocuk acil servislerinin enjeksiyon birimlerinde 6-12 yaş grubu çocuklarda intramuskuler enjeksiyona bağlı ağrı ve anksiyeteyi azaltmada dikkati başka yöne çekme yöntemlerinden video oyunu, kaleydoskop, sanal gerçeklik gözlüğü kullanımı önerilmektedir.

AnksiyeteAğrıDikkat dağıtma+6
Senem Merve Kurt
Mersin University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Akupresür uygulamasının talasemi tanılı çocuklarda kan alma işlemindeki ağrıyı azaltmaya etkisi

Amaç: Araştırmada akupresür uygulamasının Talasemi tanılı çocuklarda kan alma işlemindeki ağrıyı azaltmaya etkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Tek merkez, randomize kontrollü deneysel olarak gerçekleştirilen araştırma, 1 Şubat-2 Haziran 2022 tarihleri arasında Çocuk Hematoloji Günübirlik Servisine yatışı yapılan ve 6-18 yaş aralığında olan Talasemi tanılı 39 çocuk ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmadan önce ağrısı olmayan, araştırmanın yapılacağı merkezde kaydı olan ve başka kronik hastalığı olmayan çocuklar, kura yöntemi ile akupresür grubu ve akupresür uygulanmayan (Sham) gruba randomize edilmiştir. Akupresür grubuna (n=19), araştırmacı tarafından, belirlenen akupresür noktalararına, her noktaya 2 dakika olacak şekilde toplam 12 dakika ve tek seans akupresür uygulanmıştır. Akupresür uygulanmayan (Sham) gruba (n=20) ise, belirlenen plasebo noktasına sadece dokunulmuştur. Araştırmanın verileri Kişisel Veri Toplama Formu ve Wong Baker Faces Ağrı Derecelendirme Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Ölçekte ağrı değerlendirmesi işlem öncesi ve işlem sonrası olmak üzere, çocuk, ebeveyn ve araştırmacı tarafından yapılmıştır. Verilerden tanımlayıcı istatistikler; yüzde, ortalama, frekans, standart sapma ve medyan (minimum-maksimum) ile ifade edilmiştir. Değişkenlerin normal dağılıma uygunluğu Shapiro-Wilk testi kullanılmıştır. Normal dağılım gösteren sürekli değişkenler için iki bağımsız grup ortalamasının karşılaştırılmasında bağımsız gruplarda t-testi; iki bağımlı grup ortalamasının karşılaştırılmasında bağımlı gruplarda t-testi kullanılmıştır. Normal dağılım göstermeyen iki bağımlı grubun ölçüm değerlerinin karşılaştırılmasında Wilcoxon testi; iki bağımsız grubun ölçüm değerlerinin karşılaştırılmasında ise Mann-Whitney U testi kullanılmıştır. Bulgular: Gruplar tanımlayıcı özellikleri yönünden benzerlik göstermektedir (p>0,05). Akupresür uygulanan grubun ağrı puan ortalamaları, kalp atım hızları ve oksijen satürasyonları, akupresür uygulanmayan (Sham) gruba göre anlamlı derecede farklılık gösterdiği belirlenmiştir (p<0,05). Sonuç Akupresür uygulaması, Talasemi tanılı çocuklarda kan alma işlemindeki ağrıyı azaltmada etkili ve hemşirelerin klinik uygulamada bağımsız olarak uygulayabileceği bir non farmakolojik yöntem olarak önerilmektedir.

AkupresürAkut ağrıAğrı+6
Melek Gülgün Altıntaş
Mersin University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde bebeği olan ebeveynlerin anksiyete düzeyleri ile sosyal destekleri arasındaki ilişkinin belirlenmesi

Bu araştırma, Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi'nde bebeği olan ebeveynlerin anksiyete düzeyleri ile sosyal destekleri arasındaki ilişkinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın evreni 15 Mart 2022-15 Haziran 2022 tarihleri arasında Hatay Eğitim ve Araştırma Hastanesi Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi'nde en az 48 saat tedavi gören bebeklerin ebeveynlerinin tamamı, araştırmanın örneklemini ise 15 Mart 2022- 15 Haziran 2022 tarihleri arasında Hatay Eğitim ve Araştırma Hastanesi Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi'nde hizmet alan dâhil edilme kriterlerini karşılayan toplam 250 ebeveyn oluşturmaktadır. Araştırmanın verileri, ‟Ebeveyn Bilgi Formu", "Bebek Bilgi Formu", "Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği" ve " Beck Anksiyete Ölçeği" ile toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde niceliksel verilerin karşılaştırılmasında iki bağımsız grup arasındaki fark için bağımsız örneklem t testi, ikiden fazla bağımsız grup karşılaştırılmasın da ise tek yönlü varyans testi uygulanmış ve fark bulunduğu durumda fark yaratan grubu bulmak için Bonferroni kullanılmıştır. Numerik değişkenler arasındaki ilişkiyi test etmek için Spearman korelasyon uygulanmıştır. Bebeği Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi'nde olan ebeveynlerin yarıdan fazlası 18-29 yaş arasında olup yaş ortalaması 28,60±6,44' tür. Çalışan ebeveynlerin ailelerinden aldıkları sosyal desteğin çalışmayan bireylere göre düşük düzeyde olduğu, geliri giderinden az olan ebeveynlerin özel bir insandan aldıkları desteğin en düşük olduğu, daha önce bebek kaybı yaşayan ebeveynlerin aile, arkadaş ve özel bir insandan aldıkları desteğin bebek kaybı yaşamayan bireylere göre düşük düzeyde olduğu, gebeliği plansız olan ebeveynlerin aile ve arkadaştan aldığı desteğin gebeliği planlı olanlara göre düşük düzeyde olduğu, bebeği Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi'nde olan annelerin anksiyete düzeyinin babalara göre yüksek olduğu, ebeveynlerin şiddetli düzeyde anksiyete yaşadıkları, ebeveynlerin aile ve arkadaş desteği azaldıkça anksiyete düzeyinin arttığı belirlendi. Bu bulgulara göre Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi'nde bebeği olan ebeveynlerin ruhsal durumları ve sosyal destekleri ile ilgili eğitim çalışmalarının yapılmasını ve bu çalışmanın Türkiye' de bebeği YYBÜ' de tedavi alan ebeveynlerin tamamına yapılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi'nde bebeği olan ebeveynler; Sosyal destek; Anksiyete; Hemşirelik

Ana-babaAnksiyeteBebek-yenidoğmuş+6
Gizem Yeter
Mersin University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Açık kalp cerrahisi uygulanan hastalarda psikososyal hemşirelik girişimlerinin uyku, anksiyete ve deliryum üzerine etkisi

Bu araştırma, açık kalp ameliyatı uygulanan hastalarda psikososyal hemşirelik girişimlerinin uyku, anksiyete ve deliryum üzerine etkisi belirlemek amacıyla yapıldı. Prospektif randomize kontrollü olarak yürütülen araştırma, çalışma grubu (n=30), kontrol grubu (n=30) olmak üzere 60 hasta ile gerçekleştirildi. Kontrol grubu rutin hemşirelik bakımı alırken, çalışma grubu hastalara psikososyal hemşirelik girişimleri kapsamında kulak tıkacı, göz bandı ve kısa bilişsel davranışçı terapi iki oturum ameliyat öncesi iki oturumda ameliyat sonrası olacak şekilde uygulandı. Her iki gruba ameliyat öncesi ve yoğun bakımda bulunduğu sürede Standartize Mini-Mental Test, Visual Analog Skala, Spielberger Durumluk Anksiyete Ölçeği, Richard Campbell Uyku Kalitesi Ölçeği, Richmond Ajitasyon-Sedasyon Skalası, Yoğun Bakımda Konfüzyon Değerlendirme Ölçeği uygulandı. Elde edilen veriler paired t test, ANOVA ve Bonferroni test istatistiği kullanılarak değerlendirildi. Müdahale öncesi ağrı, anksiyete, uyku bulguları açısından gruplar arasında anlamlı fark bulunmadı (p>0.05). Uygulama sonrası çalışma grubunda olan hastaların kontrol grubunda olan hastalara göre ağrı, anksiyete düzeyinde azalma, daha iyi uyku kalitesi saptandı. Çalışma grubunda deliryum görülmedi. Gruplar arası fark istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0.05). Ayrıca anksiyete ve uyku kalitesinin deliryuma korelasyonuna bakıldığında negatif yönlü zayıf ilişki bulundu. Araştırma sonucunda açık kalp ameliyatı uygulanan hastalarda psikososyal hemşirelik girişimlerinin ağrı ve anksiyeteyi azalttığı, daha iyi uyku kalitesi sağladığı, deliryumu önleyici etkisi olduğu saptandı. Açık kalp ameliyatı uygulanan hastalarda psikososyal hemşirelik girişimlerinin anksiyete, uyku ve deliryum üzerine etkisinin üçünün bir arada incelendiği çalışmaya rastlanmamıştır, bu açıdan çalışmamız ilk olmaktadır.

Psikiyatrik hemşirelik
Firdevs Ebru Özdemir
Mersin University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

COVID 19 pandemi sürecinde nöroşirürji yoğun bakım ünitesindeki hasta yakınlarının anksiyete düzeyi ile sosyal destekleri arasındaki ilişkinin belirlenmesi

Bu çalışma COVİD-19 pandemi sürecinde nöroşirürji yoğun bakım ünitesindeki hasta yakınlarının anksiyete düzeyleri ile sosyal destekleri arasındaki ilişkinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Bu çalışma tanımlayıcı ilişki arayıcı bir araştırmadır. Araştırmanın evrenini, 02 Mayıs 2022- 23 Temmuz 2023 tarihleri arasında Adana Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesi Nöroşirürji YBÜ'de yatarak tedavi gören 18 yaş ve üzeri hastaların yakınları oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini, belirtilen tarihler arasında 48 saattir yatarak tedavi gören ve dahil edilme kriterlerini karşılayan 250 hasta yakını oluşturmaktadır. Araştırma verilerinin toplanmasında "Kişisel Bilgi Formu (KBF)", bireylerin anksiyete düzeylerini saptamak amacıyla "Beck Anksiyete Ölçeği" ve sosyal destek düzeylerini değerlendirmek amacıyla "Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği" kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde YBÜ'deki hasta yakınlarının verilerinin normal dağılıma uygunluğunu saptamak amacıyla yapılan kontrolde Shapiro Wilk testi kullanılmıştır. Normal dağılıma uygun olan verilerde tanımlayıcı istatistik için ortalama standart sapma uymayan veriler için ise medyan ve quartil değerleri hesaplanmıştır. İki grup karşılaştırması için Mann Whitney U testi, ikiden fazla olan grupların karşılaştırılmasında Kruskal Wallis testi kullanılmıştır. Posthoc test olarak Conover testi kullanılmıştır. Ölçeklerin toplam ve alt boyutlarında iç tutarlılık katsayısı olarak Cronbach alpha değeri hesaplanmıştır. Bu çalışmada hasta yakınlarının %22,8'nin minimal düzeyde, %15,6'sının hafif düzeyde, %17,2'sinin orta düzeyde ve %44,4'nün ise ciddi düzeyde anksiyetesi olduğu belirlenmiştir. Kadın, hasta ile yakınlık derecesi ebeveyn ve eş olan, daha önce bir yakını YBÜ'nde yatmayan, ziyaret saatleri yeterli bulmayan, yeterli bilgi aldığını düşünmeyen hasta yakınlarının BAÖ median değerleri istatistiksel yönden anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur. Hasta yakınlarının yaşı, eğitim durumu ve hastası hakkında bilgi aldığı kişi ile BAÖ arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı saptanmıştır. Hasta ile yakınlık derecesi kardeş ve eş olan, eğitim durumu lise olan, ziyaret saatleri yeterli bulmayan, sadece doktordan bilgi alan hasta yakınlarının ÇBASDÖ alt boyutları ve toplam puanı median değerleri istatistiksel yönden anlamlı daha düşük bulunmuştur. Hastası hakkında yeterli bilgi aldığını düşünme durumu ile ÇBASDÖ ve alt boyutları arasında anlamlılığın değişkenlik gösterdiği saptanmıştır. Hasta yakınlarının cinsiyeti, yaşı ve daha önce bir yakının YBÜ'de yatmış olma durumuyla ÇBASDÖ ile alt boyutları arasında anlamlı olarak bir fark olmadığı saptanmıştır. Bu çalışmada, ÇBASDÖ alt boyutları ve toplam puanı ile BAÖ toplam puanı arasında negatif yönlü, düşük şiddette ve anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır. Bu sonuçlar doğrultusunda; YBÜ'deki hasta yakınlarına psikososyal yaklaşımda bulunan hemşirelerin müdahalelerinde daha fazla anksiyete deneyimleyen bireyleri göz önünde bulundurmaları, anksiyete ile baş etme yollarıyla ilgili eğitimler düzenlemeleri, anksiyetelerini azaltmak için ne tür sosyal desteğe ihtiyaç duyduğunu belirlemeleri, etraflarındaki kolay ulaşılabilir sosyal destek sistemlerini tanıtıcı ve bu sosyal destek sistemlerinden nasıl faydalanabileceği konusunda gerekli eğitimler düzenlemeleri önerilmektedir.

AnksiyeteCOVID 19Hasta yakınları+4
Başak Dülger
Mersin University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Tip 1 diyabet tanılı adölesanlarda akran etkileşimi içeren grup eğitiminin metabolik kontrol üzerine etkisi: Randomize kontrollü çalışma

Araştırma, 13-18 yaş grubundaki glisemik kontrolü kötü olan Tip 1 diyabet tanılı adölesanlara verilen akran etkileşimi içeren ve Roy Adaptasyon Modeline göre uyarlanmış eğitimin, adölesanların metabolik kontrolleri üzerine etkisinin incelenmesi amacıyla randomize kontrollü girişimsel bir çalışma olarak yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini, basit rastgele randomizasyon ile belirlenen, Mersin Şehir Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Endokrin Polikliniği'ne kayıtlı ve izlemlerine devam edilen 46 adölesan (23 girişim, 23 kontrol) oluşturmuştur. Araştırmanın verileri; "Diyabetli Adölesanı Tanılama Formu", "Diyabete İlişkin Bilgi Değerlendirme Formu", "Tip 1 Diyabetli Adölesanlarda Diyabet Yönetimi Öz Yeterlilik Ölçeği" ve "Çocuğun Kendi Hastalığına Yönelik Tutumu Ölçeği" nden oluşan veri toplama formları ile toplanmıştır. Girişim grubunda olan adölesanlara akran etkileşimi içeren grup eğitimi oturumları araştırmacı tarafından bir hafta arayla uygulanmıştır. Toplamda 7 oturumda sunulan eğitimin içeriği Roy Adaptasyon modeline göre oluşturulmuştur. Her oturum ortalama 2 saat sürmüştür. Oturumlarda her haftanın konusuna yönelik araştırmacı tarafından hazırlanan sunumlar anlatılmış, bu süreçte her konu başlığında deneyim paylaşımları yapılarak interaktif bir ortam oluşturulmuştur. Kontrol grubu diyabet eğitim hemşiresi tarafından hastane rutini olarak uygulanan bireysel diyabet eğitimini almıştır. Analizler SPSS 26.0 paket programı kullanılarak gerçekleştirilmiş olup, analizlerde anlam düzeyi α=0.05 olarak alınmıştır. Girişim ve kontrol gruplarındaki adölesanlar demografik değişkenler ve diyabete ilişkin özellikler yönünden incelendiğinde; gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı belirlenmiştir (p>0,05). Araştırmada elde edilen bulgulara göre girişim ve kontrol grubu arasında diyabete yönelik özyeterlilik, kendi hastalığına yönelik tutum ve diyabete yönelik bilgi düzeyi puan ortalamaları açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0,001). 1. ay ve 3. ay değerlendirilen HbA1c düzeyleri açısından gruplar arasında farklılık bulunmadığı belirlenmiştir (p>0,05). Sonuç olarak; tip 1 diyabet tanılı adölesanlarda akran etkileşimi içeren grup eğitimlerinin adölesanların diyabete yönelik özyeterliliklerini, hastalığa yönelik tutumlarını ve diyabet bilgisini yükseltmekte etkili bir eğitim yöntemi olduğu söylenebilir. Tip 1 diyabet tanılı adölesanlara yönelik akran etkileşimi içeren grup eğitimlerinin, kliniklerdeki diyabet eğitim hemşireleri tarafından geleneksel eğitim programlarına destek olarak düzenli ve sürekli planlanıp yapılması önerilmektedir.

AkranAkran etkileşimiDiabetes mellitus+4
Didem Polat Külcü
Mersin University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

COVID-19 pandemi sürecinde doğru maske kullanımı ve sosyoekolojik modele göre maske kullanımını etkileyen faktörler

Giriş: COVID-19 solunum yoluyla bulaşan ve toplumda büyük etkiler bırakmış pandemiye sebep olmuş bir hastalıktır. Amaç: Araştırma; COVID-19 pandemisi esnasında toplumda doğru maske kullanım davranışının doğrudan gözlem ve bildirime dayalı olarak değerlendirilmesi ve maske kullanım davranışını etkileyen faktörlerin, Sosyoekolojik Modelle belirlenmesini amaçlamaktadır. Yöntem: Toplum tabanlı kesitsel nitelikteki araştırmanın verileri, Nisan-Ağustos 2021 arasında Mersin merkezde 352 kişiden araştırmacılar tarafından literatür taranarak oluşturulan ''Sosyodemografik soru formu'', ''Bildirime Dayalı Maske kullanım İndeksi'', ''Mikro Sistem Soru Formu'', '' Mezo ve Makro Sistem Değerlendirme Formu'' kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, t test, ANOVA ve Hiyerarşik regresyon analizi kullanılmıştır. p≤0,05 anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Katılımcıların %59,1'i ortaöğretim/lise veya ön lisans mezunu, %54,5'i gelir getiren bir işte aktif çalışmakta olup %24,4'ü kronik hastalığa sahiptir. Mikrosistem yapılarından bireysel faktörler bildirime ve gözleme dayalı maske kullanımında sırasıyla varyansın %22,4'ünü ve %15,8'ini; sağlık ile ilişkili faktörler sırasıyla varyansın %12,7'sini ve %0,5'ini; maske kullanımına ilişkin sonuç beklentisi, maske takma öz yeterliliği ve COVID-19 hastalığına ilişkin risk algısı varyansın %13'ünü ve %9,2'sini; mezo sistem yapılarından sosyal norm varyansın %6'sını ve %6,4'ünü; makro sistem yapılarından pandemi yönetimine güven, maske kullanımına ilişkin şüphe ve maske imajı ise sırasıyla varyansın %1,62'sını ve %1,3'ünü açıklamaktadır. Sonuç: Bildirime ve gözleme dayalı maske kullanımını yordayan en önemli değişkenler mikro sistem yapılarıdır. Mezo ve makro sistem yapıları da düşük düzeyde etkiye sahiptir. Gelecekte maske kullanımını gerektirebilecek salgın durumlarında öncelikle bireysel faktörleri ele alan, mezo ve makro sistem yapılarını da içeren bütünleşik planlamalar/politikalar geliştirilmesi önerilir.

COVID 19Koruyucu hekimlikMaskeler+4
Büşra Yürük
Mersin University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Tip 2 diyabetli hastalarda progresif gevşeme egzersizinin uyku kalitesi üzerine etkisi

Amaç: Tip 2 Diyabetli hastalarda progresif gevşeme egzersizinin uyku kalitesi üzerindeki etkisini araştırmak amacıyla randomize kontrollü deneysel bir araştırma olarak yapılmıştır. Yöntem: Araştırmanın evrenini Niğde Ömer Halisdemir Eğitim ve Araştırma Hastanesi Diyabet polikliniğe Haziran- Eylül 2023 tarihleri arasında başvuran Tip 2 Diyabet tanılı 155 hasta oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemi ise araştırmaya katılmaya gönüllü ve araştırma kriterlerine uyan Tip 2 Diyabet tanılı hastalar arasından randomizasyonla belirlenmiştir. (Girişim=35 kontrol=35). Veriler, ''Hasta Tanıtım Formu'', ''Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi (PUKİ)'' ve ''Progresif Gevşeme Egzersizi Uygulama İzlem Çizelgesi'' ile toplanmıştır. Girişim grubundaki hastalar, 4 hafta süresince haftada üç gün (Pazartesi, Çarşamba ve Cuma) 30 dakikalık progresif gevşeme egzersizi uygulamasına tabi edilmiştir. Verilerin değerlendirmesinde frekans, ortalama, Ki-Kare testi, ''Student's t'' testi istatistiği ve ''Paired Samples Tests'' testi kullanılmıştır. Bulgular: PUKİ (Uyku kalitesi) puan ortalamasının girişim grubunda yer alan hastalarda progresif gevşeme egzersizi sonrasında kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde azaldığı (uyku kalitesinin arttığı) saptanmıştır (p<0,001). Sonuç ve Öneriler: Araştırmada elde edilen sonuçlara göre progresif gevşeme egzersizinin uyku kalitesini arttırdığı saptanmıştır. Bu sonuçlar doğrultusunda hastalarda kolay uygulanabilmesi ve invaziv bir yöntem olmaması nedeniyle progresif gevşeme egzersinin Tip 2 Diyabet tanılı hastalar tarafından uyku kalitesini sürdürmeye yönelik olarak uzun vadeli ve düzenli olarak uygulanması ve holistik ve bireyselleştirilmiş bakım felsefesi doğrultusunda sağlıklı yaşam tarzı geliştirilmesi için uyku hijyenine yönelik hastalara eğitim verilmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Hemşirelik; tip 2 diyabet; uyku kalitesi; progresif gevşeme egzersizi Danışman: Doç. Dr. Diğdem LAFCI BAKAR; Mersin Üniversitesi; Hemşirelik Esasları Anabilim Dalı; Mersin

Diabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 2Kas germe egzersizleri+2
Ecem Birer
Mersin University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Laparoskopik kolesistektomi sonrası uygulanan progresif gevşeme egzersizlerinin ağrı, bulantı ve kusma üzerine etkisi

Amaç: Randomize kontrollü deneysel olarak yapılan bu çalışma laparoskopik kolesistektomi sonrası uygulanan progresif gevşeme egzersizlerinin ameliyat sonrası ağrı, bulantı ve kusma üzerine etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Araştırmanın evrenini, 25 Mayıs - 25 Ağustos 2023 tarihleri arasında Osmaniye Devlet Hastanesi Genel Cerrahi Kliniğinde elektif planlanan laparoskopik kolesistektomi yapılan 105 hasta oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemini oluşturan 76 hasta çalışma ve kontrol grubuna atanmıştır(Çalışma=38, Kontrol=38). Veriler, "Hasta Tanıtım Formu", "Görsel Kıyaslama Ölçeği" ve "Perioperatif Hasta İzlem Formu" kullanılarak toplanmıştır. Çalışma grubundaki hastalara ameliyat sonrası 2., 6., 12. ve 24. saatlerde progresif gevşeme egzersizleri uygulatılmıştır. Verilerin değerlendirmesinde frekans, ortalama, Ki-Kare testi", '' Independent t-testi'' ve "Repeated Measures ANOVA tesi" kullanılmıştır. Bulgular: Gruplararası karşılaştırma incelendiğinde; çalışma grubundaki hastaların ameliyat sonrası 6., 12. ve 24. saat dilimindeki ağrı şiddeti puan ortalamalarının kontrol grubuna kıyasla daha çok azaldığı ve aralarındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptanmıştır (p<0.05). Gruplararası karşılaştırma incelendiğinde; çalışma grubundaki hastaların ameliyat sonrası 6., 12. ve 24. saat dilimindeki bulantı şiddeti puan ortalamalarının kontrol grubuna kıyasla çok azaldığı ve aralarındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptanmıştır (p<0.05). Ameliyat sonrası 6. ve 12. saatlerde çalışma grubunda kontrol grubuna kıyasla kusma oranlarında azalma olduğu ve aralarındaki farkın anlamlı olduğu saptanmıştır (p<0.05). Sonuç ve Öneriler: Progresif gevşeme egzersizlerinin laparoskopik kolesistektomi sonrası ağrı, bulantı ve kusmayı azalttığı saptanmıştır. Araştırmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda hastalarda kolay uygulanabilmesi ve invaziv bir yöntem olmaması nedeniyle hemşirelerin progresif gevşeme egzersizlerini hastalara öğretmesi ve hastaların kullanımına teşvik etmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Ağrı, bulantı, hemşire, laparoskopik kolesistektomi, progresif gevşeme egzersizleri. Danışman: Doç. Dr. Diğdem LAFCI BAKAR, Mersin Üniversitesi, Hemşirelik Esasları Anabilim Dalı, Mersin

AğrıBulantıEgzersiz+4
Havva Doğan Kırtıloğlu
Mersin University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kadınların tuvalet ve genital hijyen davranışlarının alt üriner sistem semptomlarına etkisi

Bu yüksek lisans tezinde, kadınların tuvalet ve genital hijyen davranışlarının alt üriner sistem semptomlarına etkisini belirlemek amaçlanmıştır. Kesitsel tipte yapılan bu araştırma, 29.01.2024 – 26.03.2024 tarihleri arasında İç Anadolu'da yer alan bir ilçenin bir aile sağlığı merkezine muayene olmak amacıyla gelen, 18-49 yaş grubunda yer alan ve evli olan 300 kadın ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın verileri, 32 sorudan oluşan bir anket formu, "Bristol Kadın Alt Üriner Sistem Semptomları Soru Formu", "Tuvalet Davranışları-Kadınların Boşaltım Davranış Skalası" ve "Genital Hijyen Davranışları Envanteri" kullanılarak toplanmıştır. Araştırmanın verilerinin değerlendirilmesinde tanımlayıcı olan istatistiklerden yararlanılmış, bağımsız gruplarda t ve Welch ANOVA testleri kullanılmış, Pearson korelasyon, basit ve çoklu doğrusal regresyon analizlerinden yapılmıştır. Katılımcıların tamamı en az bir alt üriner sistem semptomunu yaşarken, depolama, işeme, üriner inkontinans, seksüel fonksiyon ve yaşam kalitesi ile ilgili semptomların görülme sıklıkları sırasıyla %99.7, %79.3, %64.7, %35.3 ve %66.7'dir. Kadınların %63.7'si idrar yapmayı etkileyen veya idrar kaçırma gibi bir durum sebebiyle hekime muayene olmak amacıyla başvurmuştur. Bristol Kadın Alt Üriner Sistem Semptomları Soru Formu'nun toplam puanı ile Tuvalet Davranışları-Kadınların Boşaltım Davranış Skalası'nın genel puanı arasında pozitif yönde ve kuvvetli, Genital Hijyen Davranışları Envanteri ile ise negatif yönde ve kuvvetli bir ilişki olduğu saptanmıştır. Regresyon analizi sonucunda Tuvalet Davranışları-Kadınların Boşaltım Davranış Skalası'nın "işeme için tercih edilen yer", "erken işeme", "işemeyi geciktirme" ve "işemede zorlanma" alt boyutlarındaki bir puanlık artış, sırasıyla Bristol Kadın Alt Üriner Sistem Semptomları Soru Formu'nun toplam puanını 3.03, 2.50, 2.07 ve 1.11 puan artırdığı tespit edilmiştir. Aksine Genital Hijyen Davranışları Envanteri genel puanındaki bir puanlık artış, Bristol Kadın Alt Üriner Sistem Semptomları Soru Formu'nun toplam puanını 0.84 puan düşürmektedir. Bağımlı değişkenle ile ikili karşılaştırmalarda aralarında istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu saptanan diğer değişkenlerin varlığında, Tuvalet Davranışları-Kadınların Boşaltım Davranış Skalası'nın toplam puanındaki bir puanlık artış, Bristol Kadın Alt Üriner Sistem Semptomları Soru Formu'nun toplam puanını 1.17 puan artırırken, Genital Hijyen Davranışları Envanteri genel puanındaki artış ise aksine 0.11 puan düşürmektedir. Bu sonuçlar, kadınlarda alt üriner sistem semptomlarının yaygın olarak görüldüğünü, bu nedenle tedavi arama davranışının yetersiz olduğunu, bu sağlık sorununun gelişmesinde tuvalet ve genital davranışlarının etkili olduğunu göstermiştir. Bu doğrultuda sağlık sorunun teşhis ve tedavisinin yapılabilmesi için kadınların ve onlara sağlık hizmeti sunan sağlık profesyonellerinin alt üriner sistem semptomları hakkında farkındalıklarının artırılması, sağlıklı mesane ve doğru genital hijyen alışkanlıklarının kazandırılması için eğitim ve danışmanlıkların yapılması gerekmektedir. Anahtar Sözcükler: Alt üriner sistem semptomları, tuvalet davranışları, genital hijyen davranışları, prevalans, tedavi arama davranışı, hemşirelik

Sevgi Akbuz
Niğde Ömer Halisdemir Üniversity · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Gebelerde genital hijyen davranışlarının tekrarlayan üriner sistem enfeksiyonları ile ilişkisi

Bu araştırmada, gebelikte genital hijyen davranışlarının tekrarlayan üriner sistem enfeksiyonları (ÜSE) ile ilişkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Kesitsel türdeki bu araştırma, Kayseri il merkezinde yer alan bir semt polikliniğinde 374 gebe kadın ile gerçekleştirilmiştir. Veriler, "Tanıtıcı Özellikleri ve Gebelikte Üriner Sistem Enfeksiyonu Geçirme Öyküsünü Değerlendirme Formu", "Genital Hijyen Davranışları Envanteri (GHDE)" kullanılarak toplanmıştır. Veriler kikare testi ve Mann-Whitney U testi testi kullanılarak analiz edilmiştir. Gebe kadınlarda tekrarlayan ÜSE görülme sıklığı %27.0 olarak belirlenmiştir. Kendi değişken grubundakilere göre yaşı 30-34 olan, kronik hastalığı, anemisi ve gebelik öncesi ÜSE öyküsü olan gebelerde tekrarlayan ÜSE anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Gebeliğinde vajinal duş yapanlarda yapmayanlara, cinsel ilişkiye girenlerde girmeyenlere, haftada 2-3 kez iç çamaşırı değiştirenlerde günlük olarak değiştirenlere göre tekrarlayan ÜSE görülme sıklığının anlamlı olarak daha fazla görüldüğü saptanmıştır (p<0.05). Tekrarlayan ÜSE olan ve olmayan gebelerin GHDE toplam puan ortancaları arasındaki farkın anlamlı olmadığı tespit edilmiştir (p˃0.05). Bu bulgular, gebelerde tekrarlayan ÜSE'nin yaygın görüldüğünü, genital hijyen davranışları ile ilgili genel özelliklerden ziyade, vajinal duş alışkanlığının ve gebelikte cinsel ilişki yaşama durumunun tekrarlayan ÜSE ile ilişkili olduğunu göstermiştir. Sağlık çalışanları gebeleri tekrarlayan ÜSE konusunda bilgilendirmeli, riskli grupları erken zamanda tespit etmeli ve uygun şekilde tedavi edilmesini sağlamalıdır. Gebelikte ÜSE'nin görülme ve tekrar etme olasılığını azaltmak için kadınların vajinal duşun olumsuz etkileri konusunda eğitilmesi, genital hijyen davranışlarını değerlendirerek gereksinime uygun danışmalığın sağlanması önerilmektedir.

Fatma Nur Köremez
Niğde Ömer Halisdemir Üniversity · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Hemşirelerde empatik eğilim ile mesleki tatmin, tükenmişlik ve merhamet yorgunluğu arasindaki ilişkinin incelenmesi

Bu çalışma, hemşirelerde empatik eğilim ile mesleki tatmin, tükenmişlik ve merhamet yorgunluğu düzeyini belirlemek ve bu değişkenler arasındaki ilişkiyi incelenmek amacıyla tanımlayıcı türde yapılmıştır. Çalışmanın evrenini Niğde Ömer Halisdemir Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde hizmet veren hemşireler oluşturmuş, örneklem seçimine gidilmeyip doğrudan hasta bakımı veren ve araştırmaya katılmayı kabul eden 345 hemşire ile çalışma tamamlanmıştır. Araştırmanın verileri araştırmacılar tarafından ilgili literatür doğrultusunda hazırlanan Kişisel Bilgi Formu, Empatik Eğilim Ölçeği ve Çalışanlar İçin Yaşam Kalitesi Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Araştırmadan elde edilen sayısal veriler arasındaki ilişki Spearman Korelasyon Analizi, gruplar arasındaki farklılık ise Mann-Whitney U ve Kruskall Wallis testi ile değerlendirilmiştir. Araştırmaya katılan hemşirelerin Empatik Eğilim Ölçeği (EEÖ) toplam puan ortalaması 69.74±10.68, Çalışanlar İçin Yaşam Kalitesi Ölçeği (ÇYKÖ) Mesleki Tatmin Alt Boyutu puan ortalaması 31.71±9.86, Tükenmişlik Alt Boyutu puan ortalaması 19.62±6.41, Merhamet Yorgunluğu Alt Boyutu puan ortalaması ise 19.29±6.41'dir. EEÖ ile ÇYKÖ Mesleki Tatmin Alt Boyutu arasında pozitif yönlü yüksek düzeyde (r=.650, p<0.05), EEÖ ile ÇYKÖ Tükenmişlik Alt Boyutu arasında negatif yönlü yüksek düzeyde istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanırken (r=-.607, p<0.05), EEÖ ile ÇYKÖ Merhamet Yorgunluğu Alt Boyutu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (r=-.041, p>0.05). EEÖ puan ortalaması, cinsiyeti kadın olan, sadece gündüz çalışan, mesleği isteyerek seçen, mesleğinden memnun olan, mesleği bırakmayı düşünmeyen, hastaları anlama konusunda kendini yeterli hisseden, günlük hayatta ve mesleki hayatında merhametli olduğunu düşünen, bakım verdiği hastaların çektiği acıdan etkilenen ve mesleki tükenmişlik hissetmeyen hemşirelerde istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek olduğu bulunmuştur. ÇYKÖ Mesleki Tatmin Alt Boyutunun mesleği isteyerek seçme, meslekten memnun olma, mesleği bırakma düşüncesi, hastaları anlama konusunda yeterlilik hissetme, günlük ve mesleki hayatında merhametli olduğunu düşünme, bakım verilen hastaların çektiği acıdan etkilenme ve mesleki tükenmişlik hissetme durumundan etkilendiği saptanmıştır. ÇYKÖ Tükenmişlik Alt Boyutunun mesleği isteyerek seçme, meslekten memnun olma, mesleği bırakma düşüncesi, hastaları anlama konusunda yeterlilik hissetme, günlük ve mesleki hayatında merhametli olduğunu düşünme, bakım verilen hastaların çektiği acıdan etkilenme, merhamet yorgunluğu yaşama ve mesleki tükenmişlik hissetme durumundan etkilendiği görülmüştür. ÇYKÖ Merhamet Yorgunluğu Alt Boyutunun ise günlük hayatında merhametli olduğunu düşünme, bakım verilen hastaların çektiği acıdan etkilenme, hastalara gösterilen merhametin duygusal olarak yorucu olması, merhamet yorgunluğu yaşama ve merhamet yorgunluğu ile baş etmek için tercih edilen stratejiden etkilendiği belirlenmiştir. Sonuçlar, verilen hemşirelik bakımının daha nitelikli olması için hemşirelerin mesleki yaşam kalitesinin iyileştirilmesi gerekliliğini göstermektedir. Bunun için mola fırsatları, rotasyonlar, çalışma alanı değişiklikleri, çalışma saatlerinin düzenlenmesi gibi gerekli kurumsal düzenlemelerin yapılması gerektiği söylenebilir.

Esra Özdaş
Niğde Ömer Halisdemir Üniversity · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Kanser tanısı almış bireylerde depresyon düzeyi ve uzamış yas belirtilerinin incelenmesi

Bu araştırma kanser tanısı almış bireylerde depresyon düzeyi ile uzamış yas belirtilerini incelemek amacıyla tanımlayıcı ve ilişki arayıcı desende gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın evrenini Niğde Ömer Halisdemir Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde kanser tanısı ile ayaktan veya yatarak tedavi gören hastalar oluşturmuş, evreni belli örneklem yöntemine göre örneklem büyüklüğü hesaplanmış, dâhil edilme kriterlerini karşılayan 210 hasta ile çalışma tamamlanmıştır. Veriler, kanser tanısı almış bireylerin tanıtıcı özelliklerini içeren Kişisel Bilgi Formu, BDE ve UYBÖ-HF ile toplanmıştır. Araştırmadan elde edilen sayısal veriler arasındaki ilişkiler Spearman Korelasyon Analizi, gruplar arasındaki karşılaştırmalarda Mann Whitney U ve Kruskall Wallis testi ile değerlendirilmiştir. Katılımcılar Beck Depresyon Envanteri (BDE)'nden ortalama 18.26±12.12, UYBÖ-HF'nden ortalama 30.47±10.66 puan almışlardır. BDE puan ortalaması, eğitim düzeyi okur-yazar olan, geliri giderinden az olan, kemoterapi ve radyoterapi alan, psikiyatrik hastalığı olan ve psikiyatrik ilaç kullanan kişilerde istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek olduğu bulunmuştur. UYB-HF ölçeği puan ortalaması, geliri giderinden az olan, psikiyatrik hastalığı olan ve psikiyatrik ilaç kullanan kişilerde istatistiksel yönden anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Katılımcıların yaşı ile BDE puanı arasında pozitif yönlü zayıf düzeyde, BDE ile UYB-HF arasında pozitif yönlü orta düzeyde istatistiksel olarak anlamlı ilişki belirlenmiştir. Kanser hastalarının depresyon ve uzamış yas belirtileri yönünden izlenip, bu taramanın standart tedavi protokolünde yer alması önerilmektedir. Anahtar kelimeler: Kanser, Depresyon, Uzamış yas bozukluğu, Psikiyatri hemşireliği

Semra Yıldırım
Niğde Ömer Halisdemir Üniversity · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Hemşirelerin psikolojik güçlendirmeleri ile verimliliklerine ilişkin tutumları arasındaki ilişki

Bu araştırmada, hemşirelerin psikolojik güçlendirmeleri ile verimliliklerine ilişkin tutumları arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma, Adana ilinin Yüreğir ilçesinde hizmet veren bir devlet hastanesinde görev yapmakta olan 334 hemşireyle yürütülmüştür. Hemşirelere Spreitzer Psikolojik Güçlendirme Ölçeği ve Hemşirelikte Verimliliğe İlişkin Tutumlar Ölçeği uygulanmıştır. Veriler; bilgisayar ortamında ortalama, standart sapma, ortanca, Kruskal Wallis testi, Mann-Whitney U testi ve Bonferroni düzeltmeli Mann Whitney U testi ile analiz edilmiştir. Çalışmanın örneklem gücü G-Power-3.1.9.2 programı ile 334 kişiye uygulanan analiz sonucunda α=0,05 düzeyinde, etki büyüklüğü 0.146 olarak bulunmuş ve post-hoc olarak hesaplanan çalışmanın gücü 0,76 olarak hesaplanmıştır. Hemşirelerin Psikolojik Güçlendirme Ölçeği'nden aldıkları puan ortalaması 54.11±13.68, ölçeğin alt boyutlarından olan ''Yetkinlik Boyutu''ndan aldıkları puan ortalaması 15.57±3.94, ''Etki boyutu"ndan aldıkları puan ortalaması ise 9.95±4.40 olarak bulunmuştur. Hemşirelerin Verimliliğe İlişkin Tutum Ölçeği'nden aldıkları puan ortalaması 43.46±16.65, ölçeğin alt boyutundan olan ''Mesleğe Bağlılık'' alt boyutundan aldıkları puan ortalaması 73.83±4.76, ''Ödüllendirme" alt boyutundan aldıkları puan ortalaması 24.70±3.03 olarak bulunmuştur. Hemşirelerin psikolojik güçlendirmeleri ile verimliliğe ilişkin tutumları arasındaki puanlarında pozitif yönde zayıf düzeyde bir ilişki olduğu bulunmuştur.

Eda Aydın
Niğde Ömer Halisdemir Üniversity · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Palyatif bakım alan hasta ve yakınlarının sorunlarının belirlenmesi

Bu araştırma palyatif bakım alan hasta ve yakınlarının sorunlarının belirlenmesi amacıyla niteliksel bir çalışma deseninde gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın evrenini Niğde Ömer Halisdemir Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde palyatif bakım servisinde yatan hasta ve yakınları oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemini 10 hasta ve 10 hasta yakını oluşturmuştur, çalışma için etik kurul izni, kurum izni ve katılımcılardan yazılı olur alınmıştır. Araştırma verileri hasta ve hasta yakını Sosyo-demografik Özellikleri Tanıtım Formu, Yapılandırılmış Hasta ve Hasta Yakını Problemlerini İçeren Form, Bilgilendirilmiş Gönüllü Onam Formu kullanılarak araştırmacı tarafından yüz yüze görüşme yöntemiyle Aralık 2022- Ekim 2023 tarihleri arasında toplanmıştır. Araştırma nitel derinlemesine görüşme yöntemiyle yapılmış, kimliksizleştirilen hasta ve hasta yakınlarının ses kaydının yazılı dökümü veri seti olarak kullanılmıştır. Araştırmanın verileri içerik analizi kullanılarak MAXQDA 2020 programı ile analiz edilmiştir. Tez çalışmasının araştırma sorularına daha iyi cevap verebilmek amacıyla, araştırmadan elde edilen ham veriler araştırmacı ve tez danışmanı tarafından kodlanmış, kodlardan kategorilere ulaşılmış, kod, kategori, ve temalar tekrarlı görüşmelerle araştırmanın amacına uygun olacak biçimde düzenlenmiştir. Böylece tümevarım yöntemi kullanılarak kodlardan kategorilere, kategorilerden de temalara ulaşılmıştır. Yapılan çalışma sonucunda "Hasta ve Hasta Yakınlarının Yaşadığı Sorunlar", "Hasta ve Hasta Yakınlarının Yaşadığı Sorunların Nedenleri ve "Hasta ve Yakınlarının Yaşadığı Sorunların Yaşamlarına Etkileri" olmak üzere üç ana tema elde edilmiştir. Araştırma sonucunda hasta ve yakınlarının yaşadığı sorunların alt temalarına göre en yoğun fizyolojik sorunlar ağrı, öksürük-nefes darlığı, mide bulantısı-kusma; psikolojik olarak başkalarına yük olma ve sevdiklerinin geleceği için endişe etme yer almaktadır. Sorunların nedenleri alt temasına göre ise finansal açıdan yetersiz oldukları, tedavi sürecinin uzun ve yorucu olduğu, kadın olmanın verdiği zorluklar, şehir dışında tedavi görme-ulaşım sıkıntısı nedenler arasındadır. Sorunların yaşamlarına etkileri alt temasına göre sosyal etkileri; evdeki sorumlulukları yetişememe, aile desteğinin artması etkileri arasındadır, ekonomik etkileri; hastane imkanlarının yetersiz olması, devletin finansal destek vermesi, spritüel etkileri ;manevi duygulara yönelme, şükür duygusunun artması, bakım-tedavi sürecindeki etkileri ise; hastanede tedavi sürecinin kolay olması ve hasta yakının zor durumda kalması yaşamlarına etkileri arasındadır. Anahtar kelimeler: Palyatif bakım, Hasta, Hasta yakını, Yaşanılan Sorunlar, Yaşanılan Sorunları nedenleri ve Yaşanılan sorunların yaşama etkileri

HastalarPalyatif bakım
Sevgi Tuncay
Niğde Ömer Halisdemir Üniversity · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Bipolar bozukluğu olan hastaların işlevsellik düzeyleri ve etkileyen faktörlerin belirlenmesi

Bu araştırmada, bipolar bozukluğu olan hastaların işlevsellik düzeyleri ve etkileyen faktörleri incelemek amaçlanmıştır. Araştırma Niğde İli Toplum Ruh Sağlığı Merkezi (TRSM)'ne rehabilitasyon için devam eden hastalarla yapılmıştır. Araştırma 91 bipolar bozukluğu olan hasta ile yürütülmüştür. Hastalara Bipolar Bozukluk İşlevsellik Ölçeği ve Hasta Tanıtım Formu uygulanmıştır. Araştırma verileri, SPSS22.0 programında analiz edilmiş olup ölçek ve alt ölçekler puanları için tanımlayıcı (sayı, yüzde, ortalama, ortanca, min-max ) istatistikler kullanılmıştır. Verilerin analizinde kullanılacak testlere karar vermek için Shapiro – Wilk normallik testleri yapılmıştır. Araştırma verileri normal dağılım göstermediği için ölçek puan ortancaları ile bağımsız değişkenler Kruskal Wallis ve Mann Whitney U testi kullanılarak karşılaştırılmıştır. Duygusal İşlevsellik alt ölçeği puan ortalaması 5,70±1,17, Zihinsel İşlevsellik alt ölçeği puan ortalaması 7,72±1,52, Cinsel İşlevsellik alt ölçeği puan ortalaması 8,41±2,32, Damgalanma Hissi alt ölçeği puan ortalaması 6,83±2,70, İçe Kapanma alt ölçeği puan ortalaması 5,20±1,76, Ev İçi İlişkiler alt ölçeği puan ortalaması 12,80±4,15, Arkadaşlarıyla İlişkiler alt ölçeği puan ortalaması 8,36±2,75, Toplumsal Etkinliklere Katılım alt ölçeği puan ortalaması 12,35±2,89, Günlük Etkinlikler ve Hobiler alt ölçeği puan ortalaması 14,03±3,16, İnisiyatif Alma ve Potansiyelini Kullanabilme alt ölçeği puan ortalaması 5,54±1,80, İş alt ölçeği puan ortalaması 7,60±2,15 olarak bulunmuştur. Hastalar işlevsellik ölçeklerinden ortalama veya ortalamanın üzerinde puan almışlardır. Anahtar Kelimeler: Bipolar bozukluk, işlevsellik, psikiyatri hemşireliği

Öznur Akkoyun Demirtaş
Niğde Ömer Halisdemir Üniversity · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Kemoterapi alan hastalarda spiritüel iyilik halinin yaşanan semptomlara etkisi

Bu araştırma, kemoterapi alan hastalarda spiritüel iyilik halinin yaşanan semptomlara etkisini değerlendirmek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırma Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kemoterapi Ünitesi'nde Kasım 2022-Şubat 2023 tarihleri arasında çalışmaya dahil edilme kriterlerine uyan 121 hasta ile yürütülmüştür. Araştırma verilerinin toplanmasında hasta tanıtım formu, Memorial semptom değerlendirme ölçeği (MSDÖ) ve üç faktörlü spiritüel iyilik hali ölçeği kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde bağımsız örneklem t testi, Mann Whitney U testi, tek yönlü varyans analizi, Kruskal Wallis testi, Pearson ve Spearman korelasyon analizi, basit doğrusal regresyon analizi kullanılmıştır. Bireylerin %50.4'ü kadın, %43.0'ı ilkokul mezunu ve ortalama yaşı 59.34±12.26'dır. Bireylerin %28.9'unun meme, %14.0'ının akciğer kanseri, %43.0'ının evre 3 ve ortalama tanı süresinin 17.87±26.65 ay olduğu belirlenmiştir. Hastaların üç faktörlü spiritüel iyilik hali ölçeği toplam puan ortalaması 138.10 ± 6.97, Memorial semptom değerlendirme ölçeği toplam puan ise 0.78±0.54 olarak bulunmuştur. Hastaların en sık yaşadıkları semptomların sırasıyla halsizlik ya da enerji kaybı (%75.2), ağız kuruluğu (%61.2), kilo kaybı (%52.1) ve iştahsızlık (%50.4) olduğu belirlenmiştir. Üç faktörlü spiritüel iyilik hali ölçeği toplam puanı ile Memorial semptom değerlendirme ölçeği toplam puanı arasında negatif yönlü (r=-0.200, p<0.05) anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Bireylerin spiritüel iyilik halinin yaşanan semptomları anlamlı bir şekilde etkilediği saptanmıştır. Sonuç olarak kemoterapi alan bireylerin spiritüel iyilik hali arttıkça yaşanan semptomların azaldığı tespit edilmiştir.

Esra Türkaslan
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Hemodiyaliz hastalarının uyku kaliteleri ve konfor düzeyleri arasındaki ilişkinin belirlenmesi

Araştırma, hemodiyaliz hastalarının uyku kaliteleri ile konfor düzeyleri arasındaki ilişkinin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı ilişki arayıcı tipte gerçekleştirilmiştir. Araştırma, Aralık 2021-Ocak 2022 tarihleri arasında Kayseri il merkezinde bulunan ikisi kamu biri özel merkez olmak üzere üç hemodiyaliz merkezinde tedavi gören 126 böbrek yetmezliği hastası ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın verileri Hasta Tanıtım Formu, Pitssburgh Uyku Kalitesi İndeksi (PUKİ) ve Hemodiyaliz Konfor Ölçeği (HKÖ) kullanılarak elde edilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde güvenirlik analizi, tanımlayıcı istatistikler, bağımsız gruplarda t testi, ANOVA Varyans analizi, Pearson Korelasyon Analizi ve Lineer Regresyon analizi kullanılmıştır.Araştırmada, anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edilmiştir. Araştırmaya katılan hemodiyaliz hastalarının %54'ünün kadın, yaş ortalamasının 57.12±13.33 ve %37.3'ünün 55-69 yaş aralığında, %60.3'ünün evli, %34.1'inin okur yazar, %82.5'inin çalışmadığı, %20.6'sının sigara ve %1.6'sının alkol kullandığı, %28'sinin 1-5 yıl arasında böbrek yetmezliği tanısı aldığı, %48.6'sının böbrek yetmezliği dışında kronik hastalık tanısı aldığı saptanmıştır. Araştırmada, hemodiyaliz hastalarının çoğunluğunun bir yıldan fazla süredir hemodiyalize girdiği, tamamının hemodiyaliz seans süresinin 4 saat olduğu, %95.2'sinin haftada 3 kez hemodiyalize girdiği ve %42.1'inin özel merkezde hemodiyalize girdiği, hemodiyalize bağlı en çok yorgun hissetme/enerjide azalma, kas krampları, uykuyu sürdürmede zorlanma, uykuya dalmada zorlanma, kaşıntı, kaygılı hissetme ve üzgün hissetme yaşadıkları saptanmıştır.Araştırmada, hemodiyaliz hastalarının PUKİ'nden ortalama 13.17±3.20 puan ve HKÖ'nden ortalama 31.35±6.26 puan aldıkları, hastaların uyku kalitesinin kötü düzeyde konforunun ise iyi düzeyde olduğu belirlenmiştir. Araştırmada, hemodiyaliz hastalarının PUKİ toplam puanı ile HKÖ toplam puanları arasındaki korelasyon değeri negatif yönde ve düşük düzeyde (r=-0,297; p<0.005) anlamlı olduğu; hemodiyaliz hastalarındaki uyku kalitesindeki düşüşün konfor düzeyini anlamlı bir şekilde azalttığı belirlenmiştir. Araştırmada, hemodiyaliz hastalarının uyku kalitesi değişkeni ile hemodiyaliz tedavisi sürecindeki konfor değişkeni arasında anlamlı bir ilişki olduğu, hastaların uyku kalitesi düzeyi ile hemodiyaliz tedavisi sürecindeki konforun toplam varyansının %10.4'ünü açıkladığı, hemodiyaliz hastalarının kötü uyku kalitesinin hemodiyaliz tedavisi sürecindeki konforu -0.028 kat azalttığı ancak bu etkinin anlamlı olmadığı belirlenmiştir (p>0.05). Sonuç olarak; hemodiyaliz hastalarındaki uyku kalitesi düzeyi ile hemodiyaliz konfor düzeyi arasında anlamlı ve düşük düzeyde ilişki olduğu belirlenmiştir. Araştırmada, hemodiyaliz hastalarının kötü uyku kalitesinin hemodiyaliz tedavisi sürecindeki konforu azaltıcı bir etki gösterdiği belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler : Böbrek Yetmezliği, Hemodiyaliz, Hasta, Konfor, Uyku Kalitesi.

Böbrek yetmezliğiBöbrek yetmezliği-kronikDiyaliz+4
Deniz Büyükbakırcı
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Hemşirelerin merhamet düzeyi ve bakım davranışları ile ilişkili faktörler ve merhametin bakım davranışına etkisi

Araştırma, hemşirelerin merhamet düzeyi ve bakım davranışları ile ilişkili faktörler ve merhametin bakım davranışına etkisini belirlemek amacıyla ilişkisel-tanımlayıcı tipte gerçekleştirilmiştir. Araştırma, Ekim 2021 - Ocak 2022 tarihleri arasında Kayseri il merkezindeki şehir hastanesinde çalışan ve örnekleme dahil edilen 550 hemşire ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın verileri, araştırmacı tarafından hazırlanan "Hemşire Tanıtıcı Bilgi Formu", hemşirelerin hastalara karşı duyulan merhametini ölçmek için "Merhamet Ölçeği (MÖ)" ve hemşirelerin bakım davranışlarını değerlendirmek için "Bakım Davranışları Ölçeği-24 (BDÖ-24)" ile elde edilmiştir. Araştırmada yazılı kurum izni ve etik onay alınmıştır. Araştırma verileri, güvenirlik Chronbaha Alfa analizi, tanımlayıcı istatistikler, Bağımsız gruplarda t testi, ANOVA Varyans analizi, Pearson Korelasyon Analizi ve Lineer Regresyon analizi ile değerlendirilmiştir. Araştırmada, anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak alınmıştır. Araştırmada, hemşirelerin ortalama 33.18±8.05 yaşında, %38.9'unun 35 yaş ve üzerinde, %70.7'sinin kadın, %61.3'ünün evli, %86.9'unun lisans ve üzeri mezunu ve %50.2'sinin gelirini giderden az olduğu, %37.1'inin meslekte 1-5 yıl ve birimde 1-4 yıl arasında çalıştığı, %35.8'inin dahili birimlerde, %93.3'ünün servis hemşiresi pozisyonunda, %77.5'inin karma vardiyada çalıştığı, %50.7'sinin çalıştığı birimi tercih etmediği, %50.2'sinin çalıştığı birimde hemşire başına 6-10 hasta düştüğü, %77.6'sının hemşireliği bakım odaklı bir meslek olarak düşündüğü, %49.1'inin hemşirelik mesleğini yapmaktan memnun olmadığı ve %92'sinin çalıştığı birimde hemşirelik bakımını yeterli olarak değerlendirdiği belirlenmiştir. Araştırmada, hemşirelerin çalıştıkları birimde bakımı olumsuz etkileyen faktörler olarak en çok hemşire sayısının yetersiz olması, günlük bakım verilen hasta sayısının fazla olması, görev dışı işler nedeniyle bakıma zaman ayrılamaması olarak değerlendirdiği saptanmıştır. Araştırmada, hemşirelerin Merhamet Ölçeği puanlarının ortalama 4.01±0.53 olduğu ve iyi düzeyde merhamete sahip oldukları, Bakım Davranışları Ölçeği'nden ise ortalama 5.14±0.68 puan aldıkları ve bakım davranışları düzeylerinin yüksek olduğu saptanmıştır. Hemşireliğin bakım odaklı bir meslek olmadığı düşüncesindeki, yetersiz sayıda hemşire olması, bakım verilen hasta sayısının fazla olması, hemşirelik dışı işler yapılması, iletişim eksikliği, bakım malzemesi yetersizliği ve fiziki ortam yetersizliğinin bakımı vermeyi olumsuz etkilediğini ifade eden hemşirelerin bakım davranışları puanlarının anlamlı olarak düşük olduğu belirlenmiştir. Araştırmada kadın, çocuk sahibi, psikiyatri birimlerinde çalışan, günlük 6-10 arasında hastaya bakım veren ve hemşireliği yapmaktan memnun olan hemşirelerin merhamet düzeyinin anlamlı olarak daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Araştırmada, hemşirelerin merhamet puanları ile bakım davranışları puanları arasında pozitif yönde ve düşük düzeyde anlamlı ilişki olduğu bulunmuştur. Araştırmada, hemşirelerin merhamet değişkeni ile bakım davranışları düzeyi arasında anlamlı bir ilişki olduğu, hemşirelerin merhamet düzeyi, bakım davranışları düzeyinin %18.4'ünü anlamlı bir şekilde etkilediği belirlenmiştir. Sonuç olarak; araştırmada, şehir hastanesinde görev yapan hemşirelerin merhamet ile bakım davranışları arasında pozitif yönde ve düşük düzeyde anlamlı ilişki olduğu ve merhamet düzeyindeki artışın, bakım davranışlarını anlamlı şekilde etkilediği belirlenmiştir. Şehir hastanesinde görev yapan hemşirelerin bazı tanıtıcı ve mesleki özelliklerinin merhamet ve bakım davranışları düzeyini etkilediği saptanmıştır.

DavranışHasta bakımıHemşireler+4
Şükran Ünlü
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Hemşirelerde mesleki benlik saygısı ile bakım davranışları arasındaki ilişkinin belirlenmesi

Araştırma, hemşirelerin mesleki benlik saygısı ile bakım davranışları arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla ilişki arayıcı ve kesitsel-tanımlayıcı türde gerçekleştirilmiştir. Araştırma, Ekim-Aralık 2021 tarihleri arasında Kayseri il merkezindeki şehir hastanesinde çalışan ve örnekleme dahil edilen 505 hemşire ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın verileri, araştırmacı tarafından hazırlanan "Hemşire Tanıtıcı Bilgi Formu", "Mesleki Benlik Saygısı Ölçeği (MBSÖ)" ve "Bakım Davranışları Ölçeği (BDÖ)" ile elde edilmiştir. Araştırmada yazılı araştırma izinleri ile etik onay alınmıştır. Araştırma verileri, iç güvenirlik katsayısı Chronbaha Alfa analizi, tanımlayıcı istatistikler, Bağımsız gruplarda t testi, ANOVA Varyans analizi, Pearson Korelasyon Analizi ve Lineer Regresyon analizi ile değerlendirilmiştir. Araştırmada, anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak alınmıştır. Araştırmada, hemşirelerin ortalama 33.15±8.10 yaşında ve %36.2'sinin 22-27 yaş aralığında, %71.9'unun kadın, %61'inin evli, %91.9'unun çekirdek ailede yaşadığı ve %55.2'isinin çocuğu olduğu, %87.8'inin lisans ve üzeri mezun olduğu ve %50.1'nin gelirini giderden az olarak değerlendirdiği belirlenmiştir. Hemşirelerin %38.1'inin meslekte 1-5 yıl arasında çalıştığı, %77.4'ünün şuanda çalıştığı birimde çalışma süresinin 1-4 yıl arasında olduğu, %40.2'sinin dahili birimlerde, %78.8'inin karma şeklinde ve %93.7'sinin servis hemşiresi pozisyonunda çalıştığı belirlenmiştir. Hemşirelerin %51.3'ünün çalıştığı birimi tercih etmediği, %49.9'unun çalıştığı birimde hemşire başına 6-10 hasta düştüğü, %50.5'inin hemşirelik mesleğini yapmaktan memnun olmadığı ve %73.1'inin hemşirelik mesleğinin toplumdaki imajını olumsuz olarak değerlendirdiği belirlenmiştir. Araştırmada, hemşireler çalıştıkları birimdeki bakım yetersizliği nedeni olarak en çok hemşire sayısının yetersiz olması, günlük bakım verilen hasta sayısının v fazla olması, görev dışı işler nedeniyle bakıma zaman ayrılamaması ile hemşirelerin istedikleri serviste çalışmaması olarak değerlendirdiği saptanmıştır. Araştırmada, hemşirelerin MBSÖ puanlarının ortalama 95.86±15.20 olduğu ve orta düzeyde mesleki benlik saygısına sahip oldukları, BDÖ'nden ise ortalama 5.14±0.69 puan aldıkları ve hasta bakım kalitesi algılama düzeylerinin yüksek olduğu saptanmıştır. Araştırmada, hemşirelerin mesleki benlik saygısı puanları ile bakım davranışları puanları arasında pozitif yönde ve çok düşük düzeyde anlamlı ilişki olduğu ve mesleki benlik saygısı düzeyi arttıkça hemşirelerin bakım davranışlarının olumlu etkilendiği bulunmuştur. Araştırmada, hemşirelerin mesleki benlik saygısı değişkeni ile bakım davranışları düzeyi arasında anlamlı bir ilişki olduğu, hemşirelerin mesleki benlik saygısı, bakım davranışları düzeyinin %3.9'unu anlamlı bir şekilde etkilediği belirlenmiştir. Sonuç olarak; araştırmada, hemşirelerin mesleki benlik saygısı ile bakım davranışları arasında pozitif yönde ve çok düşük düzeyde anlamlı ilişki olduğu, mesleki benlik saygısı düzeyindeki artışın, bakım davranışlarını olumlu şekilde etkilediği belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler : Hemşire, mesleki benlik saygısı, bakım davranışları. Tez Danışmanları : Dr. Öğr. Üyesi Şefika Dilek GÜVEN, Doç. Dr. Nalan GÖRDELES BEŞER Sayfa Adeti : 93

Benlik saygısıDavranışHasta bakımı+5
Sedat Ünlü
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Diş tedavisi almak için hastaneye yatan 5-10 yaş arası çocukların anksiyete ve korkularının belirlenmesi

Her yaş grubundan çocuk için hastaneye yatma olumsuz durumlar ortaya çıkaran bir durumdur. Bu çalışma, Erciyes Üniversitesi Gülşah-Mert Tatar Ağız ve Çene Cerrahisi Hastanesine yatışı yapılan çocukların anksiyete ve korkularını belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini Ağustos 2023 ile Mart 2024 tarihleri arasında hastaneye yatışı yapılan 5-10 yaş arası çocuklar ve ebeveynleri oluşturmuştur (n=150). Etik kurul, kurum ve ebeveyn onamı alınan araştırmada veriler, "Sosyo-Demografik Bilgiler Veri Toplama Formu", "Çocuk Anksiyete Skalası Durumluluk (ÇAS-D)" ve "Çocuk Korku Ölçeği (ÇKÖ)" ile yüz-yüze görüşülerek toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesi bilgisayar ortamında tanımlayıcı istatistikler, bağımsız gruplar t-testi, tek yönlü varyans analizi (Anova) post hoc (Tukey, LSD) ve pearson korelasyon analizleri kullanılarak yapılmıştır. Çocukların anksiyete puanlarının ortalaması 4.99±3.36 olup 'orta düzeyde' anksiyete, korku puanlarının ortalaması 2.70±1.46 olup 'orta-yüksek düzeyde' korku yaşadıkları belirlenmiştir. Gergin ve kaygılı hisseden ebeveynlerin çocuklarının ve dişlerini kendi fırçalamayan yardım alan çocukların anksiyete ve korku puanlarının daha yüksek olduğu (p<0.05) belirlenmiştir. Ağız ve diş sağlığına yönelik eğitim alan çocukların anksiyete puanlarının, daha önce diş tedavisi deneyimi olan çocukların ise korku puanlarının daha düşük olduğu bulunmuştur (p<0.05). Anne eğitimi ilköğretim düzeyinde olan, daha önce tıbbi işlem yapılan, hastaneye gelmeden önce bilgi verilmeyen, çocuğun yanında 3 ve üzeri refakatçısı bulunan çocukların anksiyete ve korku puanlarının yüksek olduğu (p>0.05) saptanmıştır. Çocuğun yaşı, cinsiyeti, mizacı, hastane yatış deneyimi, kaçıncı çocuk olduğu, ailenin gelir düzeyi, dişlerini fırçalama sıklığı, diş hekimine gitme sıklığı gibi değişkenlerin çocukların anksiyete ve korku puanlarını etkilemediği (p>0.05) görülmüştür. Ayrıca çocukların anksiyete ve korku puanları arasında pozitif yönde zayıf bir ilişki olduğu belirlenmiştir (r=0.333; p<.001). Bu sonuçlar doğrultusunda, ebeveynleri gergin kaygılı, anne eğitimi az, tıbbi işlem deneyimi olan, hastaneye gelmeden önce bilgi verilmeyen ve yanında sayıca fazla refakatçısı bulunan çocukların, anksiyete ve korku yaşaması yönünden dezavantajlı olduğu kabul edilerek pediatri hemşireleri tarafından sıklıkla takip edilmesi, anksiyete ve korkularını azaltmaya yönelik girişimler planlanması önerilmektedir.

Ayşegül Yıldırım
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Institute of Graduate Studies in Science
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Çalışan kadınların kadınlık algısı ve mental iyi oluş düzeylerinin belirlenmesi

Bu çalışma, çalışan kadınların kadınlık algısı ve mental iyi oluş düzeylerinin arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla tanımlayıcı ve ilişki arayıcı desende yapılmıştır. Araştırma evrenini, Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi internet sitesinde bulunan 07.10.2024 tarihinde erişilen kurumsal veriler doğrultusunda çalışan akademik ve idari 493 kadın personel oluşmaktadır. Çalışmanın örneklemi %50 prevalans, %5 sapma ve %95 güven aralığı ile 217 kadın çalışan olarak hesaplanmış ve araştırma 222 kadın personel ile tamamlanmıştır. Çalışmanın yapılması için etik kurul, kurum izni ve katılımcılardan sözel onam alınmıştır. Çalışmanın verilerini, araştırmacılar tarafından gerekli sorular eklenerek oluşturulmuş Tanıtıcı Bilgi Formu, Kadınlık Algısı Değerlendirme Ölçeği ve Warwick-Edinburgh Mental İyi Oluş Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler, bağımsız örneklemT- Testi, One-Way ANOVA testi, gruplar arası farkın belirlenmesi için Post Hoc Tukey testi kullanılmıştır. İstatistiksel anlamlılık düzeyi bu çalışmada p<0.05 olarak kabul edilmiştir. Sosyo-demografik özellikler incelendiğinde katılımcıların eğitim durumunun kadınlık algısı toplam puan ve alt boyutları olan toplumsal statü, cinsel kimlik statüsü, annelik algısı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu ve bu farkın lisansüstü gruptan kaynaklandığı bulunmuştur. Katılımcıların mesleği ile kadınlık algısı ölçeği ve alt boyutları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu ortaya konmuştur. Bu farkın akademisyen gruptan kaynaklandığı ancak toplumsal cinsiyet algısı alt boyutu arasında ikili karşılaştırmalarda bir fark olmadığı bulunmuştur. Katılımcıların çocuk sahibi olma durumunun kadınlık algısı toplam puan ve alt boyutları olan annelik algısı ve toplumsal cinsiyet algısı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu bulunmuştur. Bu fark ise "birden fazla çocuğu var" grubu puan ortalamasının,"çocuğu yok" grubu puan ortalamasına göre yüksek olması ile açıklanmaktadır. Kadınlık algısı ve alt boyutları ile diğer demografik özelliklerle anlamlı bir fark bulunmadığı ortaya konmuştur. Katılımcılardan bazen spor yapanların, ilaç kullanmayanların ve kronik bir rahatsızlığı bulunmayanların mental iyi oluşlarının diğerlerine oranla daha iyi düzeyde olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Kadınlık algısı ve mental iyi oluş arasında düşük düzeyde ve anlamlı olmayan bir ilişki bulunmuştur. Psikiyatri hemşireleri olarak çalışan kadınların ruh sağlığının geliştirilmesinde daha eşitlikçi yaklaşım için toplumun bilinçlendirilmesinde, fiziksel ve ruhsal sağlığın korunması ve geliştirilmesi konusunda çalışmalar yapılması önerilmektedir.

HemşirelikKadınlarMental iyi oluş
Semanur Eriş
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Institute of Graduate Studies in Science
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Hemşirelerin iş yaşam dengesi ile ruh sağlığı sürekliliği arasındaki ilişkinin incelenmesi

daha sonra doldurulacaktır.

HemşirelikPsikiyatri
Vefa Toran
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Institute of Graduate Studies in Science
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Psikiyatri kliniğinde yatan hastaların problem çözme becerileri, sosyal destek algıları ve intihar olasılıklarının değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı psikiyatri kliniğinde yatan hastaların problem çözme becerilerini, sosyal destek algılarını ve intihar olasılıklarını belirlemek ve arasındaki ilişkiyi incelemektir. Kesitsel-tanımlayıcı türde yapılan çalışma bir Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi'nde yatmakta olan hastalarla gerçekleştirilmiş, toplam 105 yatan hasta araştırmanın örneklemini oluşturmuştur. Veriler, Şubat 2024-Nisan 2024 tarihleri arasında toplanmıştır. Verilerin toplanmasında araştırmacılar tarafından hazırlanan Kişisel Bilgi Formu, Problem Çözme Envanteri (PÇE), Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği (ÇBASDÖ) ve İntihar Olasılığı Ölçeği (IOÖ) kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesine SPSS istatistik paket programında (Version22, Chicago IL, USA) yararlanılmıştır. Katılımcıların Problem Çözme Envanteri (PÇE) toplam puan ortalaması 89.66±25.95, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği (ÇBASDÖ) toplam puan ortalaması 51.73±17.11, İntihar Olasılığı Ölçeği (İOÖ) puan ortalaması ise 73.67±14.01olarak belirlenmiştir. PÇE toplam puanı ile İOÖ toplam puanı arasında pozitif yönde düşük düzeyde (r=.292) istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmıştır (p<0.05). ÇBASDÖ toplam puanı ile İOÖ toplam puanı arasında negatif yönde düşük düzeyde (r=-.297) istatistiksel olarak anlamlı ilişki vardır (p<0.05). İntihar düşüncesinin varlığına göre yapılan gruplamaya göre ÇBASDÖ, İOÖ ve PÇE puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık vardır. İntihar düşüncesinin olduğunu söyleyenlerin ÇBASDÖ toplam puanı daha düşük, İOÖ ve PÇE toplam puanı ise daha yüksektir. Katılımcıların intihar girişiminde bulunma durumlarına göre yapılan gruplandırmaya göre İOÖ toplam puanları istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermiştir (p<0.05). İntihar girişimi olanların İOÖ toplam puanları daha yüksek bulunmuştur. Ruh sağlığı sorunu olan bireylerde problem çözme becerilerinin yetersizliği, algılanan sosyal desteğin azlığı intihar olasılığını artırabilmektedir. Bu nedenle psikiyatri kliniğinde yatan hastaların problem çözme becerileri, sosyal destek algıları ile intihar olasılıkları açısından değerlendirilmesi ve gerekli müdahalelerin yapılması önemlidir. Anahtar Kelimeler: Ruh sağlığı sorunu, Problem çözme becerisi, Sosyal destek algısı, İntihar olasılığı, Psikiyatri hemşireliği

Osman Karaçopur
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Institute of Graduate Studies in Science
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlık çalışanlarının olası bir depreme karşı kaygı düzeylerinin ve bireysel hazırlık durumlarının incelenmesi

ÖZET Sağlık çalışanlarının olası bir depreme karşı kaygı düzeylerinin ve bireysel hazırlık durumlarının incelenmesi çalışması, Kırşehir'in Mucur ilçesinde tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Çalışmaya Mucur Devlet Hastanesi, Mucur Toplum Sağlığı Merkezi, Mucur Acil Sağlık Hizmetleri'nde (1 nolu ve 2 nolu istasyonlar), Mucur Aile Sağlığı Merkezinde görev yapan toplam 205 sağlık çalışanı evreni oluşturmaktadır. Araştırmaya başlamadan önce Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesinden etik kurul izni, araştırma yapılacak kurumlarla ilgili izin ve katılımcılardan bilgilendirilmiş onam alınmıştır. Evrenden örneklem seçilmeyerek hepsine ulaşılmaya çalışmıştır. Ulaşılan katılımcı sayısı 201'dir. Örnekleme alınan bireylere; Tanıtıcı bilgi formu (EK-2), depreme yönelik bireysel hazırlık formu (EK-3), durumluk/ sürekli kaygı ölçeği (EK-4) uygulanmıştır. Araştırma da elde edilen veriler, IBM SPSS Statistics 22.0 programında analiz edilmiştir. Nicel değişkenlerin normallik dağılıma uygunluğu Kolmogorov - Smirnov Testi ile kontrol edilmiştir. Normal dağılımlı olmadığı için Mann-Whitney U ve Kruskal-Wallis H testleri kullanılmıştır. Kategorik değişkenlerin karşılaştırması için ki kare (x2) testi kullanıldı. p <0.05 İstatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Katılımcıların depreme karşı bireysel hazırlık durumlarına bakıldığında; şu anda yaşadığı şehirde büyük bir deprem yaşayacağını düşünenlerin oranı %8.5'tir. Büyük bir depremle başa çıkmak için hazırlıklı olduğunu düşünenlerin oranı ise; %17.4 olarak belirlenmiştir. Araştırmaya katılanların %87.6'sı depreme hazırlıklı yaşamanın önemli olduğunu düşünmektedir. Katılımcıların %32.8'i iş yerlerinde depreme karşı önlem alındığını belirtmiştir. Olası bir depreme karşı hazırlık için katılımcıların %33.3'ü aile üyeleri ile plan/toplantı yaptığını belirtmiştir. Deprem anında yapılması gereken davranışların neler olduğunu bilenlerin oranı yarıdan fazladır. Deprem/afetle ilgili eğitim alan katılımcı oranları düşük bulunmuştur. Büyük bir depremle başa çıkmak için bireysel olarak hazırlıklı olduğunu düşünme durumu ile sosyo-demografik özellikleri (yaş, cinsiyet, yaşadığı yer, medeni durum, çocuk sayısı, eğitim durumu, ünvan-meslek) arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0.05). Katılımcıların durumluk ve sürekli kaygı ölçeği puan ortalamalarına bakıldığında; durumluk kaygı ölçeğine verilen cevapların puan ortalamasına göre (puan±ss: 41.8±7,69), katılımcıların orta düzeyde kaygılı olduğu, sürekli kaygı ölçeğine verilen cevapların ortalamalarında (puan±ss:38.1±8.17) ise; hafif düzeyde kaygılı olduğu tespit edilmiştir. Katılımcıların büyük bir depremle başa çıkmak için bireysel olarak hazırlıklı olduğunu düşünme durumuna göre durumluk ve sürekli kaygı ölçekleri puan ortalamaları arasında anlamlı bir fark bulunamamıştır (p>0,05). Anahtar Kelime: Sağlık çalışanları, Deprem, Kaygı düzeyleri, Hazırlık durumları

Songül Başaran
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Institute of Graduate Studies in Science
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Cerrahi hemşirelerinde öz şefkat ve duygusal zekâ ile bakım algısıarasındaki ilişki

Bu araştırma; cerrahi kliniklerde ve ünitelerde çalışan hemşirelerin öz şefkat ve duygusal zekâ düzeyleri ile bakım davranış algıları arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla yapıldı. Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı nitelikte olan araştırmanın örneklemini; cerrahi kliniklerde ve ünitelerde çalışan 209 hemşire oluşturdu. Verilerin toplanmasında; "Hemşire Tanıtıcı Özellikler Formu", "Gözden Geçirilmiş Schutte Duygusal Zekâ Ölçeği (DZÖ)", "Öz Duyarlılık Ölçeği (ÖDÖ)" ve "Bakım Davranışları Ölçeği-24 (BDÖ-24)" kullanıldı. Yüz yüze görüşme yöntemi kullanılarak toplanan veriler; tanımlayıcı istatistikler, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), t testi, Pearson korelasyon analizi ile ölçeklerin birbiri üzerinde etkisi çoklu lineer regresyon ve anlamlı değişkenlerin etkilerinin belirlenmesi adımsal regresyon analizi kullanılarak değerlendirildi. Cerrahi hemşirelerin yaş ortalaması 34.00±7.840 yıl, %83.7'si kadın ve %78'i lisans mezunu olarak çalışmaktaydı. Hemşirelerin ÖDÖ, DZÖ ve BDÖ-24 ölçek toplam puan ortalamaları sırasıyla 33.33±14.60; 154.33±16.512; 5.25±0.553 olarak saptandı. Hemşirelerin bakım davranış algıları üzerinde çalışma şekli, çalışma biçimi, iş yaşamından ve çalıştığı cerrahi klinikten veya üniteden memnun olma durumunun etkili tanımlayıcı faktörler olduğu belirlendi. Cerrahi hemşirelerinde güven, bağlılık, saygı alt boyutları ile toplam bakım davranışı puanlarının öz sevecenlik, bilinçlilik ve paylaşımların bilincinde olma öz şefkat boyutları ile pozitif ilişkili; öz yargılama ve aşırı özdeşleşme ile negatif yönde ilişkili olduğu saptandı. Hemşirelerin duygusal zekâ puan ortalamaları ile bakım davranış algıları arasında ise pozitif yönlü ilişki olduğu tespit edildi (p<0.05). Cerrahi hemşirelerinin güvenceli, saygılı ve bağlılık çerçevesinde sunduğu bakım davranış algılarında paylaşımların bilincinde olan öz şefkatin ve duyguların değerlendirmesini sağlayan duygusal zekânın olumlu yordayıcılar arasında olduğu saptandı. Hemşirelerde paylaşımların bilincinde olma, bilinçlilik ve duyguların kullanım standart sapmasındaki artışın bilgi ve beceri boyutunda bakım davranış algılarının da pozitif yönde artışa neden olduğu belirlendi (p<0.05). Sonuç olarak cerrahi hemşirelerinin bakım davranış algılarında tanımlayıcı özellikler ile birlikte öz şefkatin ve duygusal zekânın alt boyutlarının etkili faktörler olabileceği saptandı. Bu sonuçlar doğrultusunda, bakım davranışlarını geliştirmede hemşirelerde öz şefkat ve duygusal zekâ gibi içsel güç kaynaklarına yönelik girişimler planlanması ve farklı kültürlerde ve örneklemlerde araştırmaların planlanması önerilir.

BakımDuygusal zekaHemşirelik+1
İsmail Tunç
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Institute of Graduate Studies in Science
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Diz protezi uygulanan kırılgan yaşlılarda bakım ve rehabilitasyon algısı ile iyileşme kalitesi arasındaki ilişki

Bu araştırma; diz protez cerrahisi uygulanan kırılgan hastaların ameliyat sonrası bakım ve rehabilitasyon algıları ile iyileşme kaliteleri arasındaki ilişkinin belirlenmesi amacıyla yapıldı. Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı nitelikte olan araştırmanın örneklemini; diz protez cerrahisi uygulanan 136 hasta oluşturdu. Verilerin toplanmasında; "Hasta Tanıtıcı Özellikler Formu", Edmonton Kırılganlık Ölçeği (EKÖ); "Hasta Bakım ve Rehabilitasyon Algısı Ölçeği (HBRAÖ)" ve "İyileşme Kalitesi 40 Anketi (İKA-40) kullanıldı. Veriler yüz yüze görüşme yöntemi kullanılarak toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler kullanıldı. Ayrıca ölçekler arası ilişki Pearson korelasyon analizi, ölçeklerin birbiri üzerinde etkisi ise doğrusal regresyon analizi ile değerlendirildi. Çoğunluğu (%93.4) kadın olan hastaların yaş ortalamaları 70.07±4.250 olarak belirlendi. Hafif kırılgan (8.56±1.332) olarak belirlenen hastaların HBRAÖ ve İKA-40 puanları sırasıyla; 65.59±9.573 ve 159.38+16.168 olarak saptandı. Diz protez cerrahisi uygulanan hastaların EKÖ ile HBRAÖ, İKA-40 toplam ve alt boyut puan ortalamaları arasında negatif yönlü; HBRAÖ, İKA-40 toplam ve alt boyut puan ortalamaları arasında ise istatistiksel açıdan pozitif yönlü ilişki olduğu tespit edildi (p<0.05). Hastaların İKA-40 toplam ve alt boyut puan ortalamaları üzerinde EKÖ'nün negatif; HBRAÖ ve tüm alt boyut puan ortalamalarının ise pozitif yordayıcılar arasında olduğu belirlendi. Sonuç olarak diz protez cerrahisi uygulanan yaşlı hastaların iyileşme kalitesi üzerinde kırılganlık ile birlikte hasta bakım ve rehabilitasyon algılarının etkili faktörler olabileceği saptandı (p<0.05). Bu sonuçlar doğrultusunda, hasta merkezli bakımda kırılganlık patofizyolojisine yönelik hemşirelik girişimlerinin planlanması ve kırılgan yaşlıların bakım-rehabilitasyon algılarını iyileştirici uygulamaların, hemşirelik bakım sürecinde göz ardı edilmemesi önerilir. Anahtar kelimeler: Diz protezi, Yaşlı, Kırılganlık, Bakım algısı, Rehabilitasyon, İyileşme kalitesi Tez Danışman: Doç. Dr. Gülden KÜÇÜKAKÇA ÇELİK Sayfa Sayısı:61

BakımDiz proteziKırılganlık+2
Emine Buse Yöndem
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Institute of Graduate Studies in Science
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Yoğun bakım hastalarında kitap dinlemenin uyku kalitesi ve yaşam bulguları üzerine etkisi

Uyku yoksunluğu yoğun bakım hastalarında sık görülen ve iyileşmeyi etkileyen problemlerden bir tanesidir. Bu nedenle uyku yoksunluğuna sebep olan faktörlerin etkilerini azaltmak iyileşmenin hızlanmasında büyük öneme sahiptir. Bu çalışma, yoğun bakım hastalarında kitap dinlemenin uyku kalitesi ve yaşam bulguları üzerine etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Çalışmada ön test son test desende yarı deneysel bir tasarım kullanılmıştır. Çalışma Konya'da bir Devlet Hastanesi Dahiliye Yoğun Bakım Ünitesinde Ocak-Haziran 2022 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. 28 kontrol, 28 müdahale olmak üzere toplam 56 hasta örneklem büyüklüğünü oluşturmuştur. Veriler Tanımlayıcı Özellikler Formu, Uyku Değerlendirme Formu ve Richard Campbell Uyku Ölçeği (RCUÖ) kullanılarak toplanmıştır. Çalışmada ilk gün müdahale ve kontrol gurubuna standart bakım ve rutin tedaviler uygulanmıştır. İkinci gün müdahale grubuna hikâye dinletilmiş kontrol grubuna ise standart bakım devam ettirilmiştir. Çalışmanın etik kurul izni, kurum izni hastaların onamları alınmıştır. Veriler SPSS 25.0 paket programı kullanılarak tanımlayıcı özellikler (ortalama, standart sapma, sayı ve yüzdelik dilim) şeklinde verilmiştir. Ayrıca homojenlik Levene, normallik varsayımları Shapiro-Wilk testi ile incelenmiştir. Verilerin analizinde, Ki Kare testi, Mauchly testi, Mann Whitney U testi, Sphericity Assumed testi, Huynh-Feldt testi, Greenhouse Geisser testi, mixed design varyans analizi ve Bonferroni- Dunn testi kullanılmıştır ve anlamlılık düzeyi p<0,05 kabul edilmiştir. Çalışmada kontrol grubu yaş ortalaması 60,18±12,23, müdahale grubu yaş ortalaması 58,96±11,54 olarak bulunmuştur. İki grubunda demografik özellik, hastalık bilgisi ve uyku durumu benzer dağılım gösterdiği görülmektedir (p>0,05). RCUÖ skorları incelendiğinde kontrol grubunun ön test puan ortalaması 19,61±7,34, son test puan ortalaması 15,36±7,87 olduğu, müdahale grubunun ölçek puan ortalamasının ise ön test 18,04±7,21, son test, 53,04±13,42 olduğu belirlenmiştir. Yaşam bulguları zaman grup etkileşiminde nabız ve kan basıncında anlamlılık bulunmuş olup ateş ve solunum sayısında ise değişiklik gözlenmemiştir. Grup içi değerlendirmede ise müdahale grubunun son test sonuçları ön test sonuçlarından daha düşük olduğu saptanmıştır. Sonuç olarak, yoğun bakım hastalarında kitap dinlemenin uyku kalitesini arttırdığı ve yaşam parametrelerinde olumlu sonuçlar oluşturduğu tespit edilmiştir. Sonuçlar doğrultusunda, yoğun bakımda kitap dinleme faaliyetlerinin arttırılması, hastalara uyku saatlerinde dinleyebilecekleri çeşitli hikâye seçenekleri sunularak hastanın bakıma dahil edilmesi, bu tür müdahalelerin hemşire eğitimleri ile desteklenmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Hemşirelik, kitap dinleme, uyku kalitesi, yoğun bakım.

HemşirelerHemşirelikKitap okuma+4
Elmas Mermer
Necmettin Erbakan University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Hemşirelerde motivasyon ve iş doyumunun ekip çalışması ile ilişkisi

Bu çalışma, hemşirelerin motivasyon ve iş doyumunun ekip çalışması ile ilişkisini belirlemek amacı ile yapılmış olan tanımlayıcı ve ilişki arayıcı tipte bir çalışmadır. Bu çalışmanın örneklemini, Konya ili Necmettin Erbakan Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi hastanesinde çalışan 288 hemşire oluşturmuştur. Araştırmada verilerin toplanmasında; Sosyo-demografik Bilgi Formu, Hemşirelerde Motivasyon Ölçeği (HİMO), Hemşirelerde İş Doyumu Ölçeği (HİDO), Ekip Çalışması Tutum Ölçeği kullanılmıştır. Çalışmaya katılmayı kabul eden hemşirelere yüz yüze görüşme yöntemi ile veriler toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde, SPSS Statistics 22 programı kullanılmıştır. Katılımcıların %72,6'sı kadın, %55,2'si 18-29 yaş aralığında ve %63,9'u evli olduğu tespit edilmiştir. Çalışmanın sonuçlarına göre, çalışmaya katılan hemşirelerin iş motivasyonu ölçeğinden aldıkları toplam puan ortalaması 61,22 ±8,89, iş doyumu ölçeği puan ortalamalarının 3,37 ± 0,62, ekip çalışması tutum ölçeğinden aldıkları puan ortalaması ise 109 ±15,33 olduğu saptanmıştır. İş motivasyonu ve iş doyumunu etkileyen faktörlerin çalışma statüsü, çalışma şekli, çalışma yılı olduğu bulunmuştur. Vardiyalı ya da gündüz çalışma şekli diğer ölçeklerde olduğu gibi ekip tutumu düzeyi üzerinde etkili faktör olarak tespit edilmiştir. İş motivasyonu düzeyi, iş doyumu düzeyi ve ekip çalışması tutum düzeyi arasında pozitif ve orta seviyede anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Sağlık hizmetinde hastalara kaliteli ve güvenli hasta bakımının sağlanması için motivasyonu ve iş doyumu yüksek hemşirelere ihtiyaç duyulmaktadır. Bu nedenle hemşirelerin etkinlik ve verimliliğin artırılmasında önemli iki kavram olan motivasyon ve ekip çalışması ile ilgili görüş, öneri ve tutumlarının geçerli-güvenilir ölçme araçları ile değerlendirilmesi ve motivasyon artıracak uygulamalara yer verilmesi gerekmektedir. Ayrıca, ekip çalışması ve motivasyon konularını içeren eğitim programları düzenlenerek hemşirelerin bu konuda bilinçlenmeleri sağlanmalıdır. Anahtar Kelimeler: İş doyumu, iş motivasyonu, ekip çalışması tutumu, hemşire

HemşirelerHemşirelikHemşirelik araştırmaları+3
Lamın Nyabally
Necmettin Erbakan University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Yenidoğan yoğun bakım hemşirelerinin yenilikçi yaklaşımları ve etkileyen faktörler: Niteliksel bir çalışma

Yenidoğan yoğun bakım üniteleri, hasta profilleri ve çalışma ortamı nedeniyle yenilikler konusunda önde gelen alanlardan biridir. Bu nedenle bu çalışma, yenidoğan yoğun bakım hemşirelerinin yenilikçi yaklaşımları ve bunu etkileyen faktörlerin değerlendirilmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Kalitatif yöntem ve fenomenolojik desende tasarlanan araştırmanın çalışma grubunu 25 hemşire oluşturmaktadır. Verilerin toplanmasında uzman görüşü esas alınarak yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Veriler çevrimiçi yöntemle, sesli veya görüntülü görüşmeler şeklinde Ekim 2021- Mart 2022 tarihleri arasında toplanmıştır. Verilerin analizi MAXQDA Analytics Pro2022 programı kullanılarak yapılmıştır. Hemşirelerin ifadeleri doğrultusunda bulgular dört ana tema, 10 alt tema ve 32 koddan oluşmaktadır. Ana temalar 1) yenilik fikrinde kişisel dinamikler (özel hayatta yeniliğe karşı duruş, yeni bir fikir için kullanılan kaynaklar), 2) yenilik fikrinde kurumsal faktörler (kuruma güven, yenilik fikri karşısında yönetici duruşu, yenilik fikrini meslektaşlarla paylaşma), 3) mesleki hayatta yeniliğe bakış (yenilikçi yaklaşımın hemşirelik mesleğine etkisi, yenilik fikirleri) ve 4) yeniliğin hayata geçmesindeki engeller (kurumsal engeller, bireysel engeller, fikirlerin ifadesinde yaşanan engeller) olarak dört ana başlık altında toplanmıştır. Hemşirelerin yeni bir ürün veya fikir geliştirmediği, var olan süreçleri iyileştirmeye yönelik fikirlerinin olduğu, yenilikçilik ile ilgili bir eğitim almadıkları bulunmuştur. Hemşirelerin yeniliğe olumlu baktıkları ve yeniliklerin mesleği profesyonelleştireceğini düşünerek meslek imajını geliştireceğini düşündükleri görülmüştür. Hemşirelerin yenilikçi fikirlerini ifade etmede yaşanan engellerin iletişim sorunları, hekim egemen ortam ve fikirlere değer verilmeme gibi durumlar olduğu görülmüştür. Hemşirelerin yeni bir ürün veya fikir geliştirmeleri için, yenilikçilikle ilgili eğitimlerin müfredata eklenmesi, hemşirelerin fikirlerini ifade edebilecekleri uygun ortamların oluşturulması, hemşirelerin yeniliklere teşvik edilmesi ve desteklenmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: İnovasyon, hemşire, niteliksel çalışma, yenidoğan, yenilikçi yaklaşım.

BebeklerHemşirelerHemşirelik+6
Rabia Arslan Çakmak
Necmettin Erbakan University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kırsal bölgede yaşayan yaşlı bireylerde yaşam doyumu düzeylerinin belirlenmesi

Bu araştırma, kırsal bölgede yaşayan yaşlı bireylerde yaşam doyumu düzeylerinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın evrenini Tokat ili Erbaa ilçe merkezinde yer alan İbni Sina Aile Sağlığı Merkezi'ne kayıtlı 65 yaş ve üzeri bireyler oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemi ise evrendeki birey sayısının bilinmediği durumda kullanılan formül ile belirlenmiş ve araştırma İbni Sina Aile Sağlığı Merkezi'ne kayıtlı 335 yaşlı bireyin katılımı ile gerçekleştirilmiştir. Araştırma verileri yaşlı bireylerin sosyodemografik özelliklerini belirleyen anket formu ve yaşam doyumu ölçekleri üzerinden araştırmacı tarafından yüz yüze görüşme yöntemiyle toplanmıştır. Elde edilen veriler; yüzde, ortalama ve standart sapma kullanılarak özetlenmiştir. Yaş, cinsiyet, kronik rahatsızlıklar, spor yapma durumu, kötü alışkanlık durumu gibi özellikler ile yaşam doyumunu ilişkilendirmede Ki-kare testi, Pearson testi, t testi, Tukey çoklu karşılaştırma analizi, çoklu doğrusal regresyon analizi, çok yönlü ANOVA ve korelasyon analizi yapılmıştır. Bu çalışmanın örneklemini yaş ortalaması 71.89 (±5.56) olan 147'si (%43,9) kadın ve 188'i (%56,1) erkek olmak üzere 335 katılımcı oluşturmaktadır. Katılımcıların büyük çoğunluğunun (%52,8, n = 177) ilköğretim düzeyinde eğitime sahip olduğu görülmektedir. 191 (%57) gelirinin giderinden az olduğunu iletmiştir. Katılımcılardan 252'si (%75,2) evli, 83'ü (24,8) bekardır. Bunlardan 24'ü (%7,2) çalışmakta, 311'i (%92,8) ise çalışmamaktadır. Yapılan araştırma sonucunda yaşam doyumu ölçeği puan ortalaması 17.12±4.52e olup sosyo-demografik özelliklere göre farklılaşmalar olduğu görülmüştür. Bu çalışma bağlamında erkeklerin yaşam doyumu puanlarının kadınlara oranla anlamlı olarak daha yüksek olduğu (t = -2.58, p < .01); kronik hastalığı olmayan katılımcıların yaşam doyumu puanlarının anlamlı olarak daha yüksek olduğu (t = -3.076, p < .01); spor yapan katılımcıların yaşam doyumu puanlarının anlamlı olarak daha yüksek olduğu (t = 2.587, p < .01); erkeklerin kendini dinç hissetme oranlarının anlamlı olarak daha yüksek olduğu (χ² = 8.27, p < .01); kadınlardaki kronik rahatsızlık oranlarının anlamlı olarak daha yüksek olduğu (χ² = 7.47, p < .01) ve erkeklerin spor yapma oranlarının anlamlı olarak daha yüksek olduğu (χ² = 8.58, p < .01) neticelerine varılmıştır. Sonuç olarak Tokat ili Erbaa ilçesinde yaşayan 65 yaş ve üzeri bireylerde yüksek düzeyde bir yaşam doyumu ile sosyo-demografik özellikler arasında anlamlı ilişkiler olduğu tespit edilmiştir. Bu bağlamda yaşlı bireylerde kronik rahatsızlık durumu yüksek olduğu ve kronik rahatsızlığı olanların yaşam doyumu daha düşük olduğu için bireylerin hastalıkları ile ilgili semptomlarını azaltıcı, hastalığa uyum sağlayıcı hemşirelik bakımlarının düzenlenmesi bireyin yaşam doyumu düzeyinin artması yönünde katkı sağlayacaktır. Anahtar Sözcükler: Hemşirelik, Yaşam Doyumu, Yaşlanma, Yaşlılık.

GeriatriHemşirelikKırsal bölge+3
Nurcan Çalışkan
Necmettin Erbakan University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Dijital hastaneye geçiş sürecinde olan bir hastanede çalışan hemşire ve doktorların tekno-stres düzeyleri ile değişime karşı tutumları arasındaki ilişki

Teknoloji alanında yaşanılan değişim ve gelişimin etkisiyle, dijital hastane kavramı son yıllarda ön plana çıkmaktadır. Bu çalışma, dijital hastaneye geçiş sürecinde olan bir hastanede çalışan hemşire ve doktorların tekno-stres düzeyleri ile değişime karşı tutumları arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Tanımlayıcı ilişki arayıcı tipte olan bu çalışma, Ankara ilinde bulunan bir kamu hastanesinde çalışan 120 hemşire ve doktor ile Kasım-Aralık 2022 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Araştırmada Tanımlayıcı Bilgi Formu, Değişime Karşı Tutum Ölçeği ve İş Yerinde Tekno-Stres Ölçeği kullanılmıştır. Veriler, Tanımlayıcı İstatistiksel Analiz, bağımsız gruplarda t-testi, Kruskal Wallis Testi, Pearson korelasyon analizi ve adımsal (forward) regresyon analizi ile değerlendirilmiştir. Bu çalışmada, hemşire ve doktorların iş yerinde tekno-stres düzeylerinin ortalamanın üzerinde (Ort±SS=2,79±0.65), değişime karşı tutum düzeylerinin ise ortalamanın altında (Ort±SS=3,30±0,63) olduğu belirlenmiştir. Hemşire ve doktorların %72,5'inin dijital hastaneye yönelik herhangi bir eğitim almadığı saptanmıştır. Pearson Korelasyon analizi sonucunda hemşire ve doktorların değişime yönelik tutum ve iş yerinde tekno-stres düzeyleri arasında negatif yönde, yüksek düzeyde ve istatistik olarak ileri derecede anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir (r= -0,522, p<0,001). Değişime karşı tutum ölçeği alt boyutlarının tekno-stres düzeyini yordamasına ilişkin adımsal (forward) regresyon analizi yapılmış ve sonucunda; Kurumsal politika, değişime direnç, değişimde yönetim tarzı ve değişimin sonuçları alt boyutları, hemşire ve doktorların iş yeri tekno-stres düzeylerini %47 oranında yordadığı tespit edilmiştir. Bu çalışma sonucunda, hemşire ve doktorların işyerinde teknolojiye karşı stres düzeylerinin ortalamanın üzerinde olduğu, değişime karşı tutum düzeylerinin ise olumsuz yönde olduğu bulunmuştur. İşyerinde teknolojiye karşı yaşanılan stres ile değişim yönelik tutum arasında negatif yönde bir ilişki olduğu ve değişimin hemşire ve doktorların işyerinde yaşadığı teknolojik stresi %47 oranında etkilediği belirlenmiştir. Bu çalışma, sağlık kurumlarında dijitalleşme sürecinde yaşanılan stres konusunda önemli sonuçlar barındırmaktadır. Özellikle hastanelerin dijitalleşme sürecinde, değişimin başarısı ve teknolojiye yönelik stresi azaltmak amacıyla konu hakkında sağlık bakım çalışanlarına eğitim planlanması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Değişim, Dijital hastane, Doktor, Hemşire, Stres, Teknoloji.

DeğişimDijitalleşmeDoktorlar+4
Melek Çakır
Necmettin Erbakan University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kronik ruhsal hastalığı olan bireylerde kendini sabote etme davranışının ilaç uyumu ile ilişkisi

Kronik ruhsal hastalığı olan bireylerde farklı amaç ve şekillerde kendini sabote etme stratejilerinin kullanıldığı bilinmektedir. Özellikle ruhsal hastalığı nedeniyle damgalanma, ayrımcılığa uğrama, dışlanma gibi bireyin benliğini tehdit edici durumla karşılaşması veya yetersiz performans sergilemesi kendini sabote etmesi için yeterli bir neden olabilmektedir. Bununla birlikte kendini sabote eden bireyler hangi davranışlarının uyumlu veya olumlu hangilerinin ise istenilmeyen olduğuna ilişkin bir farkındalık kazanamamışlardır. Uzun süreli ilaç kullanımının ve düzenli kontrollere gitmenin damgalanmalarına yol açtığını düşündükleri için tedavi süreçlerinin aksamasına neden olabilecek kendini sabote etme davranışlarına başvurabilirler. Bu çalışmayla kronik ruhsal hastalığı olan bireylerde kendini sabote etme davranışının ilaç uyum ile ilişkinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın yapılabilmesi için Necmettin Erbakan Üniversitesi Sağlık Bilimleri Bilimsel Araştırmalar Etik Kurulu'ndan izin alınmıştır (2022/274). Araştırmanın evrenini Necmettin Erbakan Üniversitesi psikiyatri polikliniğine başvuran hastalar oluşturmuştur. Çalışma öncesinde veri toplama araçlarının anlaşılırlığı değerlendirilmiş, Ekim- Kasım 2022 tarihleri arasında veriler toplanmıştır. Çalışmanın örneklemini, araştırmaya katılmayı kabul eden 111 hasta (45 erkek, 66 kadın) oluşturmuştur. Araştırmanın verilerinin toplanmasında sosyodemografik özellikler ve hastalık bilgilerini içeren Tanıtıcı Bilgi Formu, Kendini Sabote Etme Ölçeği (KSÖ), Morisky Tedavi Uyumu Ölçeği (MTUÖ) olmak üzere üç form kullanılmıştır. Araştırma bulgularında poliklinik kontrolüne düzensiz gelenlerin düzenli gelenlere göre daha yüksek Kendini Sabote Etme puan ortalamasına (z=-3,207 p=0,001) ve Morisky Tedaviye Uyum Ölçeği puan ortalamasına (z=-4,259 p=0,001) sahiptir. İlaç uyumu durumuna göre incelendiğinde ise düzensiz ilaç kullananlar düzenli ilaç kullananlardan daha yüksek Kendini Sabote Etme puan ortalamasına (z=-2,509 p=0,012) ve Morisky Tedaviye Uyum Ölçeği puan ortalamasına (z=-4,788 p=0,001) sahiptir. Araştırma sonucunda kendini sabote etme değişkeni Morisky tedaviye uyum puanlarını %7,9 düzeyinde açıklamaktadır. Bu çalışma ile kronik ruhsal hastalığı olan bireylerde kendini sabote etme davranışlarının ilaç uyumlarını olumsuz etkilediği söylenebilir. Anahtar Kelimeler: İlaç, kendini sabote etme, kronik ruhsal hastalık, tedavi, uyum.

Kendini sabotajPsikiyatrik hastalarPsikiyatrik hastalıklar+4
İlkay Çağlayan
Necmettin Erbakan University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Hemşirelerin etik duyarlılıkları ile hasta savunuculuk düzeyleri arasındaki ilişki

Bu çalışma, hemşirelerin etik duyarlılıkları ile hasta savunuculuk düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı tipteki çalışma Isparta Şehir Hastanesi'nde çalışan 190 hemşire ile 12 Aralık 2022–30 Ocak 2023 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın verileri Hemşire Bilgi Formu, Ahlaki Duyarlılık Anketi ve Hemşireler İçin Hasta Savunuculuk Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizinde sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, bağımsız gruplarda T-Testi, One Way Anova, Kruskall Wallis, Pearson Korelasyon analizi ve çoklu regresyon analizi kullanılmıştır. Anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak belirlenmiştir. Araştırma öncesi etik kurul onayı, kurum izni ve katılımcılardan bilgilendirilmiş onam alınmıştır. Çalışmaya katılan hemşirelerin yaş ortalamasının 36,74±8,71 yıl olduğu, %79,5'inin kadın, %75,3'ünün üniversite mezunu, %77,9'unun evli ve %66,3'ünün dahili kliniklerde çalıştığı saptanmıştır. Hemşirelerin Ahlaki Duyarlılık Anketi puan ortalaması 81,24±26,30, Hemşireler İçin Hasta Savunuculuk Ölçeği puan ortalaması 169,36±19,85 olarak bulunmuştur. Ahlaki Duyarlılık Anketi ile Hemşireler İçin Hasta Savunuculuk Ölçeği arasında negatif yönlü zayıf düzeyde anlamlı bir ilişki saptanmıştır (r=-0,472,p=0,000). Eğitim düzeyinin, haftalık çalışma süresinin ve etik duyarlılığın hasta savunuculuk düzeyini yordadığı ve açıklama oranının %31 olduğu belirlenmiştir. Bu çalışma sonucunda hemşirelerin etik duyarlıklık ve hasta savunuculuk düzeylerinin yüksek olduğu, etik duyarlılık arttıkça hasta savunuculuğunun da arttığı saptanmıştır. Hasta savunuculuğunu eğitim düzeyi, haftalık çalışma süresi ve etik duyarlılığın yordadığı görülmüştür. Bu sonuçlar doğrultusunda hemşirelere etik ve hasta savunuculuğu ile ilgili hizmetiçi eğitimlerin düzenlenmesi önerilmektedir.

EtikEtik duyarlılıkHastalar+4
Neslihan Batı
Necmettin Erbakan University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Yoğun bakım hastalarının deneyimi ve bireyselleştirilmiş bakım arasındaki ilişkinin belirlenmesi

Yoğun bakım üniteleri, kritik durumda olan ve/veya organ yetmezliği bulunan hastaların yatarak tedavi edildiği ünitelerdir. Hastalar yoğun bakımda takip edildikleri süre içerisinde olumlu/olumsuz deneyimler yaşamaktadır. Olumsuz deneyimler hastaların tedaviye uyumunu azaltmakta ve yatış süresini uzatmaktadır. Yoğun bakımda hastaların olumsuz deneyimlerinin azalmasında hemşireler kilit rol oynamaktadır. Hemşirelerin hastalara bütüncül yaklaşımı hastaların olumlu deneyimler yaşamasına katkı sunmaktadır. Bu çalışma yoğun bakım hastalarının deneyimleri ve bireyselleştirilmiş bakım arasındaki ilişkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Çalışma tanımlayıcı ve ilişki arayıcı bir çalışmadır. Konya'da bir Üniversite Hastanesinde Dahili Yoğun Bakımlarda Kasım-Aralık 2022 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın örneklemini 115 hasta oluşturmuştur. Veriler Tanımlayıcı Özellikler Formu, Yoğun Bakım Deneyim Ölçeği ve Bireyselleştirilmiş Bakım Ölçeği- Hasta Versiyonu kullanılarak toplanmıştır. Veriler hastaların yoğun bakımdan çıkartılması kararı verildikten hemen sonra yoğun bakımda ya da servise çıkartılmış hastalarda servise geçtikten hemen sonra yüz yüze toplanmıştır. Analizler SPSS 25.0 paket programı kullanılarak yapılmıştır. Verilerin normallik analizi Kolmogorov-Smirnov testi ile değerlendirilmiştir. Analizlerde bağımsız gruplarda t testi, One Way Anova testi, Tukey testi ve Pearson Korelasyon Analizi kullanılmıştır. Anlamlılık düzeyi p<0,05 kabul edilmiştir. Çalışma grubunun yaş ortalaması 66,56, %63,5'ü erkek, %36,5'u kadındır. Çalışma grubunun grubumuz,Çalışmada Yoğun Bakım Deneyim Ölçeği toplam puan ortalaması 71,37 ±9,93, Bireyselleştirilmiş Bakım Ölçeği-Hasta Versiyonu toplam puan ortalaması 3,97±0,52 bulunmuştur. Yoğun Deneyim Ölçeği toplam puanı ile Bireyselleştirilmiş Bakım Ölçeği toplam puanı arasında pozitif yönde orta düzey ilişki olduğu tespit edilmiştir. İstatiksel açıdan anlamlıdır. Yoğun bakımda yatan hastaların hem yoğun bakım deneyimleri hem de bireyselleştirilmiş bakım algısı orta düzeyin üstündedir. Hastaların yoğun bakım deneyimlerini; cinsiyet, var olan kronik hastalıklar, yoğun bakımda kalınan süre ve tedavinin ventilatöre bağlı sürdürülmesi etkilemektedir. Hastaların bireyselleştirilmiş bakım algılarını; gelir düzeyi, tedavinin ventilatöre bağlı sürdürülmesi, ziyaretçisinin olması durumu etkilemektedir. Hastaların yoğun bakım deneyimi ile bireyselleştirilmiş bakım algıları arasında pozitif yönde orta düzeyde bir ilişki vardır. Hemşirelerin uygulayacağı bireyselleştirilmiş bakımın hastaların yoğun bakım deneyimine olumlu katkısının olduğu söylenebilir. Hemşirelerin bu konudaki farkındalığının artması ve yoğun bakımda hastalara bireyselleştirilmiş bakım uygulanması önerilebilir.

Bireyselleştirilmiş bakımDeneyimHasta bakımı+4
Ahmet Topcu
Necmettin Erbakan University · Institute of Health Sciences
2023
00