Gazi University
Discipline

Restoration

Gazi University

30

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

30 Theses
Master'sOpen AccessTR

Diyarbakır Çardaklı Hamamı restorasyonu

DiyarbakırRestitüsyonRestorasyon+2
Emine Dağtekin
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Science
1999
00
Master'sOpen AccessTR

Demiryolu yerleşkelerinin endüstriyel miras olarak korunma sorunları: İzmir-Aydın hattı üzerindeki demiryolu yerleşkeleri örneği

Endüstri devrimi, insanlık tarihini derinden etkileyen, toplumların yerleşik hayata geçmesine ve ilk kentlerin kurulmasına yol açan tarım devriminden sonra tarihte görülen ikinci en önemli gelişmedir. İnsan ve hayvan gücüne dayalı üretim tarzından makine gücünün hâkim olduğu bir üretim tarzına geçiş olarak tanımlanan endüstri devrimi, XVIII. yüzyılda başlayarak XIX. yüzyılda hızlanarak devam etmiş, yeni makinelerin icadı ve buhar gücünün kullanılmaya başlanmasıyla kademeli olarak gelişmiştir. Endüstri devrimi sonucu, birçok endüstri kolunda görülen gelişimin yanında, ulaşımda da önemli gelişimler yaşanmıştır.Osmanlı, bu hızlı endüstrileşme hareketine katılamamış, ancak sahip olduğu zengin ürün çeşitliliği ile bir hammadde kaynağı ve mamul ürün pazarı haline gelmiştir. Bu durum mevcut ulaşım şemasının geliştirilmesini gerektirmiş ve özellikle yabancı sermaye eliyle demiryolu yatırımları yapılmıştır. Her liman, arkasında yer alan hinterlandı dünya ekonomisiyle bütünleştirecek ve kendi başına ekonomik bir bütünlük oluşturacak şekilde düzenlenmiştir.İzmir- Aydın demiryolu, Batı Anadolu'nun, zengin kaynaklarından faydalanmak isteyen endüstrileşmiş ülkelerin etkisiyle, 1854 yılında verilen bir imtiyazla inşa edilen ve endüstrileşmenin en önemli simgelerinden olan demiryolu taşımacılığının Anadolu sınırları içerisindeki ilk örneği ve ülkemizin sahip olduğu demiryolu mirasının önemli bir parçasıdır. Alsancak Garı'ndan başlayan hat, bölgenin iç kesimlerine doğru Büyük Menderes vadisi boyunca devam ettirilmiş ve Eğirdir'de son bulmuştur. Osmanlı döneminde ve cumhuriyetin ilk yıllarında imtiyaz sahibi İngiliz şirket tarafından işletilen demiryolu, 1935 yılında millileştirilmiştir.Çalışma sınırları tespit edilirken, demiryolu yapımlarının yoğunlaştığı dönem olan XIX. yüzyılın ikinci yarısından günümüze kadar olan zaman dilimi seçilmiş ve korunan çok sayıda yapı stokunu barındırması bakımından Dinar yerleşkesine kadar olan bölüm incelenmiştir.Osmanlıdan günümüze İzmir- Aydın demiryolunun tarihsel gelişimi anlatılarak, hattın bütün yerleşkeleri, vaziyet planı ölçeğinde tanımlanmış ve yerleşkelerin özgün ve mevcut durumları tartışılarak korunma durumları tespit edilmiştir. Yerleşkeler barındırdığı tüm işlev grupları mimari özellikleri açısından irdelenmiş ve gruplanmıştır.Sonuç olarak da, hattın sahip olduğu demiryolu mirası değerleri tartışılarak koruma önerileri geliştirilmiştir.

Koruma
Gülin Ekizoğlu
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Science
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Tarihi yapıların rölöve ve analizlerinde kullanılan ileri belgeleme teknikleri

İleri belgeleme yöntemleriyle yapılan belgeleme çalışmaları, ülkemizde son yıllarda giderek yaygınlaşarak kullanılmaya başlanmıştır. Bu teknolojilerden dijital fotogrametri birçok alanda ve çalışmada kullanılmaktadır. Lazer tarama yönteminin mimari belgeleme çalışmalarında kullanımı daha yenidir. Karmaşık geometrisi olan ya da hasarlı yapılarda, hassas detay ölçümlerinin gerektiği durumlarda, ileri belgeleme teknikleri, ölçümlerdeki hassasiyeti ve hızı nedeniyle mimari belgeleme çalışmalarında geleneksel metotların yerine geçmeye başlamıştır. Bununla beraber hiçbir yöntem tek başına yeterli olamayacağından, farklı yöntemlerin bir arada kullanıldığı çalışmaların çok daha başarılı sonuçlar verdiği gözlemlenmektedir. Önemli olan geleneksel veya ileri belgeleme tekniklerinin olanaklarını iyi bilmek ve çalışma yapılan yapı ya da alanda hangi yöntemlerin kullanılacağını önceden planlamaktır. Bu tekniklerin yapı bazında karşılaştırmaları ve değerlendirmeleri yapılmıştır. Elde edilen sonuçlarla yöntemlerin başarımları ortaya konulmaya çalışılmıştır.

Coğrafi bilgi sistemleriFotogrametri
Uluç Pakben
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Science
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Uşak kentinin Cumhuriyet Dönemi mimarlık mirasının incelenmesi ve mimarlık mirasına yönelik dönüşümlerin koruma bağlamında irdelenmesi

Cumhuriyet Dönemi, uzun yıllar devam eden savaşların ardından bir kimlik arayışı içinde olan Türk Milleti'nin, ortak idealleri doğrultusunda yeni bir toplum oluşturma çabasıyla başlar. Bu nedenle, cumhuriyet rejiminin temel ilkesi olan modernleşme projesinin gerçekleştirilebilmesi için Ankara'nın modern bir şehir olarak imarı öncelikli hedef olurken, Anadolu kentleri de ön planda tutulmuştur.II. Dünya Savaşı'ndan sonra ise yaşanan gelişmelerin de etkisi ile kentsel planlamada ekonomik kaygıların ön planda tutulduğu bir anlayış ortaya çıkmış ve o döneme kadar kamu yararı gözeten mekân üretimi giderek yok olmuştur. Ayrıca, Cumhuriyet Dönemi'nde yaşanan kırılmalar ve sürekli yön değiştiren; politik, ekonomik, ideolojik şartlara bağlı olarak, kent dokularının da tahrip edilme süreci başlamıştır. Kentlerde yaşanan bu tahribatın en büyük parçasını ise genellikle yaşadığımız dönemin bir parçası olan Cumhuriyet Dönemi mimarlık mirası oluşturmaktadır.1923-1953 yılları arasındaki süreçte başta halkevi olmak üzere, Cumhuriyet'in simge yapılarına önem verilen kentte, küçük çapta imar faaliyetleri de yürütülmüştür.Birçok Anadolu kentinde Cumhuriyet'in ilanından sonra başlayan kentsel gelişmeler, 1953 yılına kadar Kütahya'ya bağlı bir kaza merkezi olan Uşak'ta ise 1950'lerin ikinci yarısından sonra hız kazanmıştır. Bu tez çalışması kapsamında incelenen çok sayıda idari yapı, eğitim yapısı, sağlık yapısı ve kültürel yapı, Uşak'ın il statüsüne ulaştığı tarihten sonra inşa edilmeye başlanmıştır.Değişen idari yapının ve sanayileşmenin de etkisi ile 1950'li yıllardan sonra sürekli bir dönüşüm içinde olan Uşak'ta, öncelikle tarihi doku üzerinde büyük yıkımlar yaşanmış, daha sonra ise Cumhuriyet Dönemi mimarlık mirası, hızla tüketilen bir yapı grubu haline gelmiştir. Cumhuriyet Dönemi'nde yaşanan değişim sürecinin ve kent dokusundaki kayıpların çok net bir şekilde gözlemlenebildiği İstasyon Caddesi, gerek bölge içindeki konumu gerekse geçmişte taşıdığı tarihi potansiyeli nedeniyle, odak noktası olarak ele alınmıştır.Cumhuriyet Dönemi'nde yaşanan dönüşümlere paralel olarak, kentteki sürekliliği sağlayan ve kent belleğinde önemli bir yeri olan birçok yapıda, kentsel ve yapısal ölçekteki sorunlar dikkat çekmektedir. Kimlik kayıplarına neden olan mevcut sorunlar karşısında yapılan analiz ve envanter çalışmalarıyla, Cumhuriyet Dönemi mimarlık mirasının korunarak; etkin şekilde kullanımına yönelik öneriler geliştirilmektedir.Anahtar Sözcükler: Uşak, Cumhuriyet Dönemi, İstasyon Caddesi, değişim, koruma

KorumaUşak
Aysim Börekcioğlu
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Science
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Restorasyon uygulamalarında karşılaşılan sorunlar: İzmir örneği

Restorasyon, yapıların tarihi kültürel değerlerini koruyarak gelecek nesillere aktarmak olarak kısaca tanımlanabilir. Tarihi yapıların belirlenmesi, tescillenmesi ve projelendirilmesi ile korunması için gerekli ilk adım atılmış olur. Ancak gerçekten korunmasını sağlayan uygulama aşamasının doğru bir şekilde tamamlanmasıdır. Tarihi yapıların restorasyonu süreç gerektiren bir iştir. Bu süreçte hem projelendirilmesinde, hem uygulama aşamasında, gerek teknik açıdan, gerekse sosyal açıdan birçok sorun ile karşılaşılmaktadır. Yapıda oluşan tahribatı arttırmadan koruma altına alabilmek için restorasyon sürecinin doğru belirlenmesi gerekmektedir. Tez çalışmasında; öncelikle koruma kavramı ve korumanın yasal çerçevesi ve yeniden işlevlendirme kavramları tanımlanmış, restorasyon aşama ve teknikleri sıralanarak restorasyon süreci anlatılmıştır. Sonraki aşamada yeniden işlevlendirilen tarihi yapı örnekleri anlatılarak restorasyon sürecinde karşılaşılan sorunlar belirlenmiştir. Son olarak da belirlenen sorunlara çözüm önerileri sunulmaya çalışılmıştır. Anahtar kelimeler: Koruma, uygulama sorunları, yeniden işlevlendirme, İzmir

KorumaYeniden kullanmaİzmir
Gamze Demirtaş
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Science
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Tarihi yapıların yeniden işlevlendirilmesi: İzmir Sümerbank Basma Sanayi Yerleşkesi örneği

Tarihi yapıların, sosyal, kültürel, tarihi ve mimari değerlerin simgesi olması, tarihi yapıların korunması fikrini ortaya çıkarmaktadır. Tarihi yapıların gelecek kuşaklara aktarılması ve kültürel sürekliliğin sağlanmasını hedef alan koruma disiplininin temel eylem alanlarından biri yeniden işlevlendirmedir. Tarihi yapıları yeniden işlevlendirme, kullanım dışı kalmış yapılara, mekânsal ve yapısal özellikleri ile örtüşen, yeni kullanım olanaklarının sağlanmasıdır. Yeniden işlevlendirme koruma disiplini ile toplumun geçmişiyle etkileşim kurmasını sağlayan tarihi değerler yeniden hayat bulmaktadır.Tarih içinde çeşitli işlevlere karşılık vermek üzere tasarlanmış olan tarihi yapılar, yaşam standartlarının ve gereksinimlerinin değişmesi ile kullanılmayarak, zaman içerisinde bakımsızlıktan ve olumsuz çevre şartlarından dolayı yok olmaya mahkûm kalmışlardır. Verilecek olan yeni işlev, yapının mimari, sosyal ve kültürel değerlerine sadık kalınarak, çevresel etkenlerinde dikkate alınması ile tespit edilmelidir. Yeniden işlevlendirilerek kent silüetine olumlu etkisi olan bu tarihi yapılar ayrıca kentler için birer prestij yapılarıdır.Bu çalışmada, Tarihi yapıların yeniden işlevlendirilmesi kapsamında bir tarihi endüstriyel alan olan, İzmir Sümerbank Basma Sanayi Yerleşkesi incelenmiştir. Yerleşke, Cumhuriyet döneminin modernist yaklaşımlarını yansıtması ve fiziksel çevrenin organizasyonu üzerinden halka yeni bir yaşam tarzı sunması açısından önem taşımaktadır.İzmir Sümerbank Basma Sanayi'nin kapatılmasını takiben, 2000 yılından itibaren kullanılmayan ve çöküntü alanı haline gelmiş alan, 2008'de bir kısmının eğitim işlevi ile organize edilmesinin ardından yerleşke bütünlüğünü kaybetmiştir.Tez kapsamında öncelikle, İzmir Sümerbank Basma Sanayi yerleşkesinin oluşum ve gelişim süreçleri incelenmiş, ardından tarihi, kültürel, sosyal ve mimari değerlere sahip olan yerleşkenin kent belleğindeki yerinin yeniden canlanması için, yeni işlev önerisi getirilmiştir. Yeni işlevin tesbiti aşamasında yerleşkenin, özgün durumundan günümüze gelen süreç içerisindeki değişimlerin tesbiti için farklı yerlerdeki arşiv dosyalarına ulaşılmış ve yerleşkede alan çalışmaları yapılmıştır. Veriler ışığında yerleşkeye yeni bir işlev önerisi ile atanarak, vaziyet planı üzerinden farklı model önerileri sunulmuştur.Anahtar Kelimeler: Koruma, İşlevlendirme, Endüstri Mirası, Sümerbank

Sümerbank
Seçil Uğursal
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Science
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Tarihi yapıların yeniden değerlendirilmesine yönelik yöntem denemesi (anaokulu işlevi)

Bu çalışma, İzmir'deki tarihi konut yapılarının dikkat çekici sıklıkta anaokulu işlevi ile değerlendirilmelerindeki olumlu ve olumsuz sonuçları tartışma amacıyla gerçekleştirilmiştir.Tarihi konut yapılarının yeniden değerlendirilmesi son yılların koruma çözümlerinden biri olarak sıklıkla karşımıza çıkmaktadır. Çalışmada, yeniden değerlendirme kriterleri olarak; işlev, çevre, teknik donanım, strüktür ve malzeme, müdahale yöntemleri, kentsel yapılanma, evrensel tasarım ile sürdürülebilirlik olguları ele alınmıştır. Daha sonra çağdaş bir anaokulu yapısının taşıması gereken fiziksel koşullar irdelenmiş ve İzmir'de anaokulu işlevi ile yeniden değerlendirilmiş tarihi yapılardan örnekler sunulmuştur. Sonraki bölümde, tarihi yapıların anaokulu olarak işlevlendirilmelerinin, yeniden değerlendirme kriterlerine uygunlukları tartışılmıştır. Son olarak; odak yapı olarak belirlenmiş bir anaokulu işlevli tarihi konut yapısı; rölöve, restitüsyon ve restorasyon projeleri de hazırlanarak incelenmiş, böylece sürdürülebilirliğine katkı konması hedeflenmiştir.

AnaokullarıTarihi konutlarYeniden kullanma+1
Güneş Erdil Karaman
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Science
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Arkeolojik alanlarda koruma çatıları ve gezi platformlarının düzenlenmesi: Apollon Klarios Bilicilik Merkezi örneği

Bu çalışmanın amacı, arkeolojik alanlarda yer alan kültürel değerlerin korunması ve sergilenmesinde kullanılan mimari yöntemlerin irdelenmesi sonucunda elde edilen bilgiler doğrultusunda Apollon Klarios Bilicilik Merkezi için korunması ve sergilenmesine yönelik model önerisinin hazırlanmasıdır.Tezin araştırma aşamasında, koruma çatıları ve gezi platformlarının tasarım ve uygulama süreci, uygulanmış yapı örnekleri üzerinden incelenmiştir. Arkeolojik alanlarda koruma çatıları ve gezi platformlarına duyulan ihtiyaç, mimari yapıların tasarım ve uygulama süreçleri, koruma ve sergileme işlevindeki işlevselliği irdelenmiştir.Çalışmada strüktürlerin incelenmesinin yanı sıra elde edilen verilerle Apollon Klarios Bilicilik Merkezi için model önerisi hazırlanmıştır. Koruma ve sergileme amaçlı hazırlanan model önerisi, kutsal alan geneline yönelik düzenlemeleri ve pilot uygulama alanı üzerinde gerçekleştirilen kapsamlı restorasyon çalışmalarını içermektedir. Hazırlanan model önerisi, alan genelindeki sergileme ve pilot uygulama alanındaki koruma problemine yönelik düzenlenmiştir.

Mimarlık
Oğuzhan Uyar
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Science
2008
00
DoctorateOpen AccessTR

Kent arkeolojisi metoduyla çok katmanlı kentlerdeki tarihsel sürekliliğin çözümlenerek korunması (İzmir örneği)

Ülkemizdeki kentler genellikle uzun bir tarihsel süreç boyunca yerleşim görmüş, bu süreçte farklı kültürel ve sosyal yapıya sahip uygarlıkların hakimiyetine girmiş ve onlar tarafından biçimlendirilmiştir. Bunlardan İzmir M.Ö. 3. yüzyılda Hellenistik Dönemde kurulmuş, bu tarihten başlayarak sırasıyla Roma, Bizans, Beylikler ve Osmanlı-Türk devirlerinde kesintisiz olarak iskan edilmiştir. Her dönemde toplumlar kendisinden önceki toplumun kültüründen etkilenerek kent mekanını biçimlendirmiş ve bugünkü kentsel morfoloji oluşmuştur.Fakat tarihsel süreç içinde yaşanan doğal felaketler, yangınlar, imar ve bayındırlık etkinlikleri vb. nedenlerle kentin mekansal yapısı sürekli olarak yenilenmiştir. Özellikle Cumhuriyet Dönemi sonrasında oluşan kentleşme ve gelişme baskısı sonucu yapılan imar uygulamaları, bir taraftan yerüstündeki geleneksel çevreyi süratle dönüştürmüş, diğer taraftan da bu bütünün ayrılmaz parçası olan mevcut ve potansiyel arkeolojik kültür katmanlarına zarar vermiştir. Günümüzde tarihi kent merkezi incelendiğinde, yerüstündeki fiziksel çevrenin oluşumunda etken olan ana sürecin Osmanlı-Türk Dönemi olduğu dikkat çekmektedir. Ancak kısmen veya tamamen yeraltında konumlanan, henüz varlığı tam olarak tanımlanamayan geçmiş dönemlere ait katmanlar da bulunmaktadır.Kentin geçmişini koruma düşüncesi zaman içinde anıtsal yapılardan geleneksel dokulara ve giderek yapıların yakın çevresine doğru alanını genişletmiştir. Fakat günümüzdeki koruma uygulamaları hala yerüstünde konumlanan en üst katmanla ilgilenmekte, büyük potansiyel taşıyan yeraltı katmanların ve kentin bütünleşik gelişiminin korunması ihmal edilmektedir. Bu sebeple çalışma kapsamında İzmir, günümüze kadar olan uygulamalardan farklı olarak kent arkeolojisi metoduyla, M.Ö. 3. yüzyıldaki kuruluşundan günümüze kadar olan bir zaman sürecinde, Pagos Dağı yamaçlarında kurulan tarihi kent merkezinin 19. yüzyıl sonunda ulaştığı sınırlar çerçevesinde ele alınmıştır.Bu bağlamda öncelikle tarihsel süreç içinde kentin oluşumu ve zaman içindeki dönüşümü fiziksel ve toplumsal olarak çözümlenmiş, bu dönüşümler hacimsel plan bütünlüğü içinde değerlendirilerek korunması gereken yatay ve düşey bağlantılar ile mekansal yapıdaki süreklilik ve kesintiler saptanmıştır. Ardından günümüze kadar gerçekleştirilen planlama ve koruma yaklaşımları incelenmiş, bu çalışmaların kentin tarihsel gelişimi ve çok katmanlı yapısı ile uyum içinde olmadığı, günümüzde korunmakta olan ve korunması gereken değerler arasında uyumsuzluk oluştuğu belirlenmiştir. Bunun sonucunda kentin geçmişine ilişkin tüm fiziksel bileşenlerin belgelenerek korunması, kentin geleceğinin tasarlanmasında referans alınarak kullanılması ve günümüz yaşamıyla birlikteliğinin sağlanmasına yönelik ilke ve stratejiler geliştirilmiştir.

Kentsel arkeolojiKentsel korumaTarihsel katmanlaşma
Nağme Ebru Karabağ
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Science
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Tarihi kent merkezlerindeki su yapılarının koruma problemleri İzmir Kemeraltı örneği

Kadifekale'nin kuzeybatı eteklerinde konumlanan Kemeraltı, İzmir'in tarihi kent merkezidir. Tarih boyunca farklı etnik grupların birlikte yaşadığı bölge geleneksel konutlar, ticaret yapıları ve dini yapıların yanı sıra, su yapıları ile de zengin mimari mirasa sahiptir.Su yapılarının işlevsel farklılıkları, mimari biçimlenişlerini de etkileyerek çeşme, sebil ve şadırvan olmak üzere üç yapı tipinin oluşmasına neden olmuştur. Çeşmeler su içme ve temizlik ihtiyacının karşılanması, sebiller hayır yapma amaçlı su ve şerbet dağıtmak, şadırvanlar ise abdest almak için inşa edilmiş yapılardır.Çalışmada, Kemeraltı kentsel sit sınırları içerisindeki su yapılarından günümüze ulaşabilen 40 adet çeşme, altı adet sebil ve sekiz adet şadırvan yazılı kaynaklar ve alan çalışmalarıyla tespit edilmiştir. Tamamı harita, rölöve ve fotoğraflarla belgelenen bu yapıların tarihi ve mimari özellikleri araştırılmış, koruma sorunları saptanarak öneriler geliştirilmiştir. Bu bağlamda bir çeşme, bir sebil ve iki şadırvanın rölöve, restitüsyon ve restorasyon önerileri geliştirilmiştir.Tarihi kent merkezindeki geçmiş yüzyılların su kültürüne ilişkin önemli izler taşıyan su yapıları mimari özellikleriyle de değerlidir. Yapıların onarılarak kullanılır duruma getirilmesi, bu değerlerin sürekliliğinin sağlanmasına katkı koyacaktır. Kemeraltı'ndaki su kültürünün günümüzdeki temsilcileri olan yapıların özgün mimari özellikleriyle geleceğe aktarılması gerekliliği açıktır.Anahtar sözcükler: Kemeraltı, su yapıları, çeşme, sebil, şadırvan

Su yapıları
Nil Yaprak
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Science
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Tarihi sokak strüktürlerinde Cumhuriyet Dönemi'nde meydana gelen değişimlerin koruma bağlamında irdelenmesi: Kemeraltı-871 Sokak örneği

Kentsel tarihin korunmasında önemli bir yeri olan tarihi sokak strüktürleri,kentsel gelişmelerlezorlanan yapılarıyla, günümüze değişerek ve özgün değerlerini kaybederek gelmişlerdir. AntikDönem'de ızgara plan sisteminde gelişen sokak dokuları, Osmanlı Dönemi'nde yeriniyerleşme sistemine bağlı olarak gelişen organik sokak dokularına bırakmıştır. Ancak bu sistemCumhuriyet ile hız kazanan Modernleşme'nin de etkisi ile uygulanabilirliğini yitirmiştir.Cumhuriyet'in kırılma noktaları ile oluşan ve 1923-1950, 1950-1980 ve 1980 sonrası olarakayrıştırılabilen dönemler içerisinde, sürekli yön değiştiren kültürel, ekonomik, ideolojik,politik vb. Koşullara paralel olarak tarihi sokaklar tahrip olma sürecini yaşamışlardır. 1973yılında sokakların ?sit? adı altında tariflenen alanın bir parçası olarak koruma altına alınmalarıbile bu olgunun önüne geçememiştir. 1980 sonrasında artan kentsel koruma yaklaşımlarıiçerisinde değerlendirilen tarihi sokaklar, farklı müdahale türlerini içeren koruma uygulamalarıkarşılaşmışlar ve kent içerisinde tüketilen alanlara dönüşebilmişlerdir.İzmir-Kemeraltı ticaret bölgesi de Cumhuriyet'in belirlenen dönemleri içerisinde yaşadığıdeğişimler sonucu doku karakterinde bozulmalar yaşamış, kent içinde çöken bir tarihi merkezkonumuna gelmiştir. 1978 yılında Kemeraltı'nın ?sit? olarak ilan edilmesi bile bu değişimleriengelleyememiştir. Kent tarihi içerisinde köklü bir geçmişe sahip merkezde, bu tarihisergileyebileceği sokaklar farklı ölçekte yaşanan sorunlarla karşı karşıya kalmışlardır.Kemeraltı'nda örnek bir koruma-yenileme çalışması yapma amacıyla sahip olduğu tarihinitelikleri ve konumsal önemiyle seçilen 871 sokak; sosyal, ekonomik ve fiziksel birçok veriyiiçinde barındırmaktadır. Anıtsal nitelikli tarihi yapıları ve tekil ticaret yapılarıyla zengin birkültürel mirasa sahiptir. Ancak sokak Cumhuriyet Dönemi içerisinde Kemeraltı'na paralel birdeğişim ve tahrip olma süreci yaşamış, sahip olduğu kültürel mirastan ödün vermek zorundakalmıştır. Bunun yanında sokak, günümüz koşullarında genelden özele indirgenebilen pek çoksorun yaşamaktadır. Mevcut olan bu sorunlara karşılık detaylı analiz çalışmalarıyla, sokağınkorunarak çağdaş yaşama aktif bir şekilde katılımını amaçlayan öneriler geliştirilebilmektedir.Kemeraltı-871 sokak aracılığıyla ortaya konan bu örnek çalışma, koruma yaklaşımlarınınsokak ölçeğine taşınmasının bir denemesini oluşturmaktadır.

Gözde Benzergil
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Science
2006
00
Master'sOpen AccessTR

Avrupa Birliği'ne üye bazı ülkelerdeki kültür varlıklarını koruma yaklaşımı, örgütlenme ve Türkiye

Kültür varlıklarını korumacılığının geçmişine bakılırsa; dünyada ?sayısız ortaçağve sonraki dönem yapısının insanların koruma çabalarıyla yaşamış olduklarısöylenebilir?; korumacılığın ülkemizdeki geçmişi ise, yaklaşık bir buçuk asıröncesine dayanmaktadır (Kuban, 2000, s.23).Geçmişte şimdiki bildiğimiz anlamda korumacılık olmasa da, insanınyaradılışında olan güzel olanı daha uzun süre saklama güdüsü sayesinde az da olsakorumacılık yapılmıştır. Ancak günümüzde toplumların bilinçlenmesi sayesindedaha kapsamlı çalışmalar yapılmaktadır. Bu çalışmalar hem ülke bazında, hem deuluslararası alanda olmaktadır.Uluslararası alanda ülkemizin de gündeminde olan Avrupa Birliği, bellistandartlara ulaşmış olan ülkelerin oluşturduğu bir topluluk olarak çalışmalarınamimariyi de katmış bulunmaktadır.Mimarinin bir açılımı olan korumacılık da, doğal olarak Avrupa Birliğine üyeülkelerin mevzuatlarında yer almaktadır. Avrupa Birliğinin mevzuatına şu şekildebakılabilir: Aslında her ülke bu birlik için gerekli optimum şartları oluşturmakta,ancak aynı zamanda da özerk olarak kendi yasalarını uygulamaktadır. Yani üyeülkelerin örgütlenmeleri bir bakıma Avrupa Birliğinin örgütlenme şeklidir.Bu çalışmanın amacı, kültür mirası olan tüm varlıkların korunmasında uluslararasıplatformda gerçekleştirilen çalışmaların neler olduğunun, Avrupa Birliği üyesiülkelerin tekil olarak ne gibi çalışmalar yaptığının ve Avrupa Birliği aday üyesi olanülkemizde hangi çalışmaların yapıldığının araştırılmasıdır.Anahtar sözcükler: Kültürel miras, Avrupa Birliği, yasalar, sözleşmeler

Burcu Yılmaz
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Science
2006
00
DoctorateOpen AccessTR

Antik dönem meclis binalarının metropolis örneğinde araştırılması ve korunması

Bouleuterion, antik dönem kentlerinde siyasal yaşamın gelişimine paralel olarak, demokratik seçim yoluyla oluşan kent meclisinin toplanma, tartışma ve yargı gibi görevleri yerine getirdiği bir yapıdır. Meclis binaları antik dönemin önemli bir yapı türü olmasının yanı sıra kentin sosyal yaşamıyla ilgili birçok bilgiyi de barındırırlar. Tez çalışmasının amacı; antik döneme ait bazı önemli meclis binalarının baz alınarak, Metropolis gibi kentlerde yeni ortaya çıkarılmış yapıların araştırılması ve korunmasına yönelik çalışmaların yapılmasıdır. Çalışmalar birbirini tamamlayan iki farklı bölümden oluşur. Birinci bölümde meclis yapılarının tarihçesiyle birlikte Türkiye, Yunanistan ve İtalya'daki örnekler ışığında gelişim aşamaları değerlendirilmektedir. Anadolu'nun batı bölümünde yoğunlaşan tez kapsamında, yapılar plan, yerleşim, kapasite, döşeme ve tanımlama konularında karşılaştırılmıştır. Sonuçta tüm yapılar, dörtgen, dairesel, eğrisel ve odeion tipi olmak üzere dört ana başlık altında toplanmıştır. İkinci bölümde ise son yıllarda ortaya çıkarılan en önemli meclis yapılarından biri olan Metropolis bouleuterion'unun yapım özellikleri, koruma sorunları incelendikten sonra, ilkelere bağlı restorasyon ve özgün durumu yansıtan restitüsyon önerileri geliştirilmiştir. Bu bağlamda yapının, Miletos, Priene ve Herakleia'dakiler gibi kazısı tamamlanmış diğer önemli meclis binalarıyla ortak yanlarının olduğu tespit edilmektedir. Sonuç olarak Metropolis, yapı ve kent planı düzeyinde önemli Ionia kentlerini takip etmektedir. Yapı, geniş yelpazeye sahip bouleuterion mimarisi içinde gerek malzeme ve işçilik, gerekse birkaç plan tipini bir arada bulundurması bakımından önem taşımaktadır. Metropolis bouleuterionu, ele geçen mimari, epigrafik, seramik ve plastik buluntular sayesinde, kent ve Ionia bölgesi hakkındaki bilgilere yenilerinin eklenmesi bağlamında, arkeoloji, mimarlık ve sosyal tarih alanında önemli bir kazançtır.

ArkeolojiMimarlık tarihiRestorasyon
Ali Kazım Öz
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Science
2006
00
Master'sOpen AccessTR

İzmir Mithatpaşa Caddesi tarihsel çevre dokusunun irdelenmesi

Bu çalısmada, zmir'in kent gelisiminde önemli yer tutan Mithatpasa Caddesi, degisim ve gelisim faktörleri irdelenerek, 19. yüzyıl ortalarından günümüze kadar geçen süreç incelenmeye çalısılmıstır. Cadde ile zmir kentinin gelisimi sıkı bir benzerlik göstermektedir. zmir kentinin batı ile dogu ticaret yollarının birlesim noktasında bulunması, sehrin jeopolitik önemini ön plana çıkartmaktadır. Ticaretle ugrasan batılı ve dogulu tüccarların yerlesmeye baslaması ile buna baglı kültürlerin bir araya gelmesinin kentin sosyolojik yapısını etkiledigi görülmektedir. Ticaretin hareketlerinin artması ve iklimin yapısının yıl boyunca yumusak olması ise, sehre olan ilgiyi daha da arttırmıstır. Kent artık bu faktörlere baglı olarak , batı aksında büyümeye ve hızla degismeye baslamıstır. Çalısma kapsamında Mithatpasa Caddesi'ndeki degisim, literatür ve arsiv çalısmaları yapılarak, imar planları incelenerek belirlenmeye çalısılmıstır. Yapılan imar kanunlarının cadde aksı üzerindeki etkileri ile degisim sürecindeki özgün yapının korunması için yapılan uygulamalar irdelenerek bozulma etkileri belirlenmeye çalısılmıstır. Makale kapsamında birinci bölümde, cadde hakkında genel degerlendirme yapılmıs, genel özellikleri, tarihsel gelisimi ikinci bölümde anlatılmıstır. Tarihi caddenin, yapılarının, yollarının, çevresel faktörler ile sosyal etkiler altında degisimi üçüncü bölümde inceleme altına alınmıstır. Cadde dokusu üzerindeki koruma çalısmalarının uygulama sekilleri, koruma yasalarının ve uygulayıcılarının aldıgı kararların belgeleri arastırılarak, yapılara iliskin kararlar ile uygulamalar degerlendirilmistir. Caddenin zmir içindeki yeri ve önemi, tarihi yapılar ile kent dokusundaki mimari gelisim ve sosyolojik degisim arastırılmıstır. Arastırmalar sırasında yapılan koruma çalısmaları degerlendirmesi dördüncü bölümde ele alınarak öneri getirilmeye çalısılmıstır. Cadde üzerindeki çalısmaların genel olarak degerlendirilmesi ve elde edilen sonuçlar besinci bölümünde ele alınmıstır.

Gürgün Uğurel
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Science
2006
00
Master'sOpen AccessTR

Urla tarihi kent merkezindeki konut mimarisinin incelenmesi ve Cumhuriyet Döneminde meydana gelen değişimlerin koruma bağlamında irdelenmesi: Zafer Caddesi örneği

Urla, Ege Bölgesi'nde kendi adını taşıyan Urla yarımadasının merkezinde yer almaktadır. İzmir iline bağlı ilçelerden biri olan kent, kuzeyde İzmir Körfezi, batıda Çeşme ilçesi, güneyde Seferihisar ve Sığacık Körfezi'nin iç kısımları, doğuda Güzelbahçe ile çevrilmiştir. İskele Bölgesi'ndeki Liman Tepe'den çıkan kalıntılar doğrultusunda, Urla'nın Prehistorik Dönem'e kadar uzanan geniş bir tarihe sahip olduğu anlaşılmaktadır. Antik Dönem adı Klazomenai olan yerleşme, on iki Ionia kenti arasında en son kurulan kent olma özelliğine sahiptir. Günümüzde de devam etmekte olan kazı çalışmaları ile kent hakkında ışık tutan bulgulara ulaşılmaktadır. Urla, limanın sağladığı avantaj ile XV. yüzyıldan itibaren deniz ticaretinde önemli bir konuma gelmiştir. Günümüzde sayıca çok fazla kalmamasına rağmen liman ve çevresinde farklı mekânsal nitelikte yapılar görülmektedir. Urla'nın Osmanlıların yönetimi altına girmesiyle birlikte, savunma amaçlı olarak merkezde bulunan yerleşme, gelişimini burada sürdürmüştür. XIX. yüzyıldan Mübadele Dönemi'ne kadar kent içinde Müslümanlar ve farklı etnik gruplar birlikte yaşamışlardır. Cumhuriyetin ilanıyla kent bir Türk yerleşmesi haline gelmiştir. Urla tarihi kent merkezi Osmanlı Dönemine ait mimari yapıları özellikle de XIX. yüzyıla ait konutlarıyla ilgi çekmektedir. Tarihi konutlar beş farklı tipoloji altında incelenmiştir ve tipoloji oluşturulurken plan şemalarında, kat sayısı (tek katlı, iki katlı), konut içi dolaşım aksının plandaki yeri (orta hollü, yan hollü), katların işlev durumu (zemin katın ticaret işlevli kullanılması) göz önünde bulundurularak sınıflandırma yapılmıştır. Tarihi doku içerisindeki gruplandırmada: tek katlı, orta hollü konutlar; iki katlı, orta hollü konutlar; iki katlı, orta hollü, ticaret işlevi bulunan konutlar; iki katlı, yan hollü konutlar; iki katlı, yan hollü, ticaret işlevi bulunan konutlar yer almaktadır. Bu konut tiplerinde görülen strüktür ve cephe özellikleri detaylı bir şekilde incelenmiştir. Tarihi kent merkezi içerisinde, gerek sahip olduğu tarihi potansiyeli gerekse de bölge içindeki konumundan ötürü Zafer Caddesi odak çalışma alanı seçilmiştir. Cumhuriyet Dönemi içerisinde, Zafer Caddesi kentsel ölçekte ele alınarak, değişim süreci incelenmiştir. Çalışma içerisinde, cadde üzerinde yer alan 14 tarihi konutun özgün mimari özellikleri detaylı bir biçimde ele alınmıştır. Tarihi konutlar içerisinde iki katlı, orta hollü konut tipinin dışında ki diğer dört tip yapı ve tipoloji dışı konutlar görülmektedir. Cumhuriyet'in ilanından günümüze kadar hem Zafer Caddesi'nde hem de konutlarda kentsel ve yapısal ölçekte değişimler meydana gelmiştir. Konutlardaki değişimler mekân kurgularında, strüktür ve malzemelerinde, cephe düzenlerinde görülmektedir. Değişimlere paralel olarak, günümüz yaşam koşulları içerisinde konutlarda gerek kentsel gerekse de yapısal ölçekte birçok sorun gözlenmektedir. Mevcut olan bu sorunlar hem Zafer Caddesi'nin hem de konutların tarihi niteliklerini kaybetmelerine neden olmaktadır. Sorunlara yönelik yapılan detaylı analiz çalışmalarıyla, Zafer Caddesi'nin ve konutların korunarak, modern yaşama etkin bir şekilde katılımını amaçlayan öneriler geliştirilmektedir. Anahtar Sözcükler: Urla, Tarihi Merkez, Zafer Caddesi, Konut, Tipoloji, Değişim, Koruma

Koruma
Burcu Şengün
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Science
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Müdahale gerektiren tarihi kentsel çevrelere yönelik kullanıcı odaklı sağlıklaştırma yöntemlerinin irdelenmesi: İzmir-Basmahane bölgesi örneği

Tarihi kentsel çevreler, kent bütünü içinde zamanla degisen kullanım biçimleri için yapısal ve dokusal açıdan yetersiz kalmaktadırlar. Bu tür gelisimler dokuda kentsel, sosyo ekonomik ? kültürel ve mimari ölçekte sorunlar olusturmaktadır. Tarihi kentsel çevrelerin barındırdıgı sorunların giderilmesine yönelik, uygulanabilecek müdahale yöntemleri degisimler göstermektedir. Müdahale gerektiren tarihi kentsel çevrelerin saglıklastırılmasında, verilerin bütün olarak degerlendirilmesi, ?kullanıcı odaklı? bakıs açısı ile ele alınması, yasayan sonuçlara ulasmakta önem tasımaktadır. Tarihi dokuların kullanıcı odaklı saglıklastırıldıgı örneklerde benzer yaklasımlarla, fiziki ve sosyal verilerin beraber degerlendirildigi, kullanıcıların sorunlarını gidermeye yönelik çözümler olusturan müdahale yöntemlerinin öne çıkarıldıgı görülmektedir. Basmahane tarihi kentsel çevresi, olusumunu zmir kenti tarihinde yasanan gelismelerin etkisinde sürdürmektedir. Tarihi dokunun, çagdas kentin olusumlarından etkilendigi, sosyal yapısının el degistirdigi, fiziki yapısının yetersiz kaldıgı gözlenmektedir. Çalısmalar, kuzeyde 1296 Sokak - Gaziler Caddesi, batıda 1299-1298 Sokaklar, güneyde Anafartalar Caddesi - 1286 Sokak, doguda 1271 - 1280 Sokak ile sınırlı alanda, konut ve ticaret yapılarında detaylandırılmıstır. Tarihi dokunun sorunlarının degerlendirilerek ?kullanıcı odaklı? yaklasımlarla saglıklastırılması, yasanan ve tarihi özelliklerini koruyabilen bir bütün olarak kent içindeki aktif varlıgını devam ettirmesi önerilmektedir.

Ayşe Didem Yaygel
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Science
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Çeşme tarihi doku araştırması koruma ve restorasyon önerileri

ÖZET Urla Yarımadası üzerinde yeralan Çeşme, batı yönünde Sakız Adası, kuzey yönünde Karaburun ve doğu yönünde Urla ilçeleri ile komşudur »İzmir iline bağlı olan ilçe nin bir bucağı ve yedi köyü vardır. Yarımadada Ege Bölge si topografyası ve jeomorfolojisinin genel özellikleri ¦ görülmektedir. Yörede mevcut olan doğal plajlar ve ter mal kaynaklar, Çeşme'yi turizm değerleri bakımından zenginleştirmektedir. Tarımın yerini giderek turizm etkin liğine bırakması yerleşme halkını kentlileştirmiştir. Kasabanın İzmirlin en önemli sayfiyesi olması, yerli halkın yaşam biçiminde dengesizlikler oluşturmaktadır. Çeşme'nin tarihsel gelişimi incelendiğinde, Antik dönem hakkında oldukça az bilginin mevcut olduğu görülmektedir. Yerleşme bu dönemde oniki Ion kentinden biri olan Erythrai' limanı idi ve Cysus adını taşımaktaydı. Roma döneminde ve onu takip: eden Bizans döneminde Erythrai gücünü yitirmeye başlamıştır.Bizans döneminde Linoperamata adıyla anılan Çeşme Limanı, XIII. yüzyılda yarımadanın en önemli limanı olmuştur.Çaka Bey' in izmir'i ele geçirmesinden sonra, -II-yöre bir süre Türk hakimiyetine girmiş ve Çeşme'nin üç km. güneydoğusunda yer alan Çeşmeköy kasabası kurulmuş tur.Çeşme' de Türkler* in ilk yerleşimi burasıdır.Çaka Bey' in ölümünden sonra yeniden Bizans idaresi hakim olmuş ve Aydınoğulları Beyliği zamanında kesin olarak Türkler'in eline geçmiştir.Bu dönemde Çeşme, Ege Denizi seferlerinde kullanılan önemli bir üstü.XV. yüzyılda Çeşme'nin Osmanlı hakimiyetinde olduğu görülmektedir. XVI. yüzyılda kalenin yapılmasıyla kent tahkim edilmiş ve Çeşme ticari açıdan önemli bir liman durumuna gelmişti. XVII. yüzyılda bu üstünlüğün yitirildiği, ancak limanın askeri önem taşıdığı görülmektedir. XVIII. yüzyılın en önemli olayı, Osmanlı donanmasının yenilgisiyle sonuçla nan Çeşme Deniz Savaşıydı.XIX. yüzyıl Çeşme'nin en par lak dönemlerinden biridir.Bu yüzyılda ticaret, turizm ve sosyal yaşam bakımından kent oldukça gelişmiş t i. Kurtuluş Savaşı sırasında Yunan birlikleri tarafından istila edi len Çeşme, savaşın bitiminden sonra İzmir'e bağlı bir ilçe merkezi olarak varlığını sürdürmüştür.I950'lerden sonra turizmin hızlı gelişiminden etkilenerek İzmir'in en önemli sayfiyesi durumuna gelmiştir. Çeşme'nin coğrafi konumu bütün dönemlerde yerleşmenin önemini belirleyici nitelikte olmuştur.gntik dönemden Bizans dönemi sonuna dek geçen sürenin kent dokusunun gelişiminde etkisi olmamıştır. Türkler yöreye ilk gel dikleri zaman daha güvenli bir mevkii olan Çeşmeköy 'e yerleştiler. Erken Osmanlı dönemlerinde de Çeşmeköy- -III-liman ilişkisi sürmüş, ancak kalenin yapılmasıyla Türk yerleşimi Çeşme'ye kaymıştır «Kent kale civarı merkez ol mak üzere gelişmeye başlamış, XVI. yüzyılda Çeşme'nin ticari açıdan önemli bir liman haline gelmesi bu bölgedeki ticari yoğunluğu arttırmıştır.XIX. yüzyılda kentin Rum nüfusu önemli bir artış göstermiş ve* bu etnik gurup, Dal yanköy yolu üzeri ve kuzeydeki dağın eteğinden limana dek olan bölgeye yerleşmiştir.Çeşme kenti gerek konumu, gerek etnik ve sosyal yapısı dolayısıyla geleneksel Osmanlı kent lerinin özelliklerini göstermez. Meydanlar ve Osmanlı-Türk kentlerinin karakteristiği olan çıkmaz sokaklar yok denecek kadar azdır.Dokunun büyük kısmını bitişik nizam binalar o luşturmaktadır. Kentsel dokuyu oluşturan yapı gurupları incelen diğinde 1508 yılında yapılmış olan Çeşme Kalesi'nin dokunun odak noktasını oluşturduğu görülmektedir. Dinsel yapılar gurubunda yeralan kiliselerden günümüze yalnızca bir tanesi -ulaşabilmiştir. Osmanlı dönemine ait olan dört adet camiden birisi kale içinde, diğerleri de merkezde ve Müslüman böl gesinde bulunmaktadır.Kentin tek türbesi XVIII. yüzyıla aittir. 1528 yılı yapımı Kanuni Kervansarayı ile İbrahim Ağa ve Şekerci Hamamları sosyal nitelikli yapılardır. Aynı yapı gurubuna dahil olan çeşmelerin kentte yirmi adet örneği bulunmaktadır.Meydan çeşmeleri, yapıların bahçe duvarlarına bitişik, yapıların beden duvarlarına bitişik ve yapıların beden duvarları üzerinde yeralan çeşmeler olmak üzere dört ayrı tip meydana getiren bu yapı gurubu özellikli bir mimariye sahiptir. Çeşmelerin çoğunluğu XVIII- -IV-XIX. yüzyıla tarihi ermektedir. Çeşme'de farklı etnik gurup ların bir arada yaşamaları mimariyi oldukça etkilemiştir. Bu durum en çok konut mimarisinde görülmektedir.Kentte altı tip konuta rastlanmıştır. Tipolojide plan şemalarının yapı elemanları ve cephe özelliklerinden daha etkili olduğu görülmüştür.Dokuda rastlanan bir başka yapı türü de tica rethanelerdir. Çeşme ve konut gurupları tarihi doku içinde korumacılık açı sından ilgi görmeyen guruplardır. Bir örnek teşkil etmesi açısından,.nitelikli yapılar olan Hammaloğlu (Hafize Babia Hatun) Çeşmesi 'nin yakın çevresi düzenlenerek, orijinal iş levi ile kullanılmasına karar verilmiştir.Osmanağa Konağı ise ticarethane binası ile birlikte, Çeşme evi müzesi, kafe terya, alışveriş birimleri olarak işlev lendirilecektir. İncelenen tarihi doku yakın geçmişten başlayarak önemli bir.tahribata uğramış t ir. Koruma önlemleri ve uygulamaları yeter sizdir. Kentin turistik niteliği gözönünde bulundurularak, yapılar işlevlendirilmeli ve restore edilmelidir.Doku ölçe ğinde önlemler alınmalı, yetersiz olan koruma alanı geniş letilerek, kuzeydeki Rum Mahallesi kentsel sit ilan edilme lidir. -V-

RestorasyonTarihsel gelişimİzmir-Çeşme
Emel Kayın
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Science
1988
00
Master'sOpen AccessEN

The roman temple on the acropolis of Alaşehir (Philedelphia)

Ill ABSTRACTION Alaşehir, in which many cultures had been developed from the early ages, has been still given the traces of cultures. Alaşehir, which has been called by the names of Philadelphia, Neocaesaria and Alaşar, has been directed by the Pergamum Kingdom, the Roman Empire, the Byzantine Empire, Germiyanoğullan and Aydınoğulları Principalities, the Ottoman Empire and the Turkish Republic until 1922. During these periods Alaşehir has been protected its importance and became an important settlement in the region. Although these cultural variations, no detailed observation had ben done till the lately ages. The monuments of the Ottoman culture and the Turkish culture were better protected than the remains which were belonged to the antique ages. Along the observations and the excavations about the Roman culture, which was begun in 1980, some remains of a temple was found on Toptepe near the Roman theatre. This study has been done in order to give a proposal about this Roman temple on the Acropolis of Alaşehir. In the first chapter the city of Alaşehir in which the temple was constructed has been examined. The geographical location of Alaşehir, its historical development and its historical and cultural remains has been examined briefly. The second chapter has been prepared about the observations done on the region. In this chapter the studies about the Roman Temple on the Acropolis of Alaşehir had been done. The examines and observations about the temple area, the detailed examinations of the foundations,IV have been given. The foundations had been examined in details, the excavation reports have been observed, the spoilments of the foundations have been determined. The remains of the temple had been examined in three parts as; the crepidoma, the column and the entablature. After examining the remains of the temple, the dating studies of the temple had been done. According to these dating studies the construction date of the temple had been determined. Dating studies, have been given in this chapter. After the determinations, the dating studies have been done, as there were no inscriptions found out during the excavations. According to the dating studies, the construction date of the temple was determined. Than the contemporary temples and the characteristics of the period, in which the temple was constructed, was examined. These would be useful for the proposal studies of the restitution. In the final chapter, the studies about the restitution proposal has been given. As the foundations about the elements are pretty inefficient for preparing a restitution proposal, the restitution proposal was prepared by combining the detailed examinations about the foundings and the results of the comparisons of the Acropolis temple and its contemporary temples.

Manisa-AlaşehirRoman PeriodTemples
Hümeyra Birol
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Science
1996
00
Master'sOpen AccessTR

Ege bölgesindeki tarihi banka yapıları (1915-1930)

ÖZET Ege Bölgesi'nde 1915-1930 yıllan arasında yapılmış tarihi banka yapılarının belirlendiği ve mimari özellikleriyle incelendiği bu çalışmada, I. Ulusal Mimarlık Akımıyla biçimlenen dönem mimarisinin gelişimi ve sözkonusu yapılara etkisi de ele alınmıştır. Osmanlı İmparatorluğu' nun ekonomik, politik alanlarda gerileme sürecinde bulunduğu 18. ve 19. yüzyıllar, yabancı sermayenin etkisiyle toplumsal ve kültürel değerlerin de yitirilmesine neden olmuştur. Özellikle III. Selim' in hükümdarlığı döneminde, başta askeri alanda etkili olmak üzere gerçekleştirilen yenileşme hareketleri, batı kültürünün mimarlığa da yansımasında önemli rol oynamıştır. 19. yüzyılda özellikle İstanbul'da, kışla, okul, gar gibi büyük boyutlu yapıların inşa edilmesiyle, Osmanlı mimarlığı, eklektisizm akımıyla biçimlenen farklı işlevdeki yapı türleriyle karşılaşmıştır. Batıda 18. yüzyılda gelişen ve Osmanlıda geç de olsa yabancı mimarların etkisiyle ortaya çıkan tarihçilik akımı, İstanbul'un birçok köşesine heybetli yapılarla yayılmıştır. Taşkışla (Şekil 2.1), Kuleli Askeri Lisesi (Şekil 2.2), Çırağan Sarayı, Haydarpaşa Garı (Şekil 2.3) başlıca örneklerdir. Dönemin önemli isimlerinden mimar Alexandre Vallaury, Haydarpaşa Lisesi, Arkeoloji Müzesi (Şekil 2.4), Galata (Şekil 2.5) ve Eminönü Osmanlı Banka binalarının tasarımım gerçekleştirmiştir. Bir diğer etkili mimar olan Alman Jachmund ise başta Sirkeci Garı (Şekil 2.6) olmak üzere farklı işlevlerde, batı mimarlığı ve yerel etkilerin birarada görüldüğü yapılar inşa etmiştir. 20. yy başlarına dek süregelen batı egemenliğindeki toplumsal değişimlere karşı ortaya koyulan ulusçuluk akımı, İttihat ve Terakki Örgütü'nün söylemleriyle her alanda etkisini kısa zamanda göstermiştir. 1908 II. Meşrutiyet dönemi sonrasında,VI Ziya Gökalp ve arkadaşlarının çalışmalarıyla Türk Ocaklarının kurulmasıyla bir çatı altında toplanan ulusçuluk eylemlerinin mimarideki yansıması, dönemin az sayıdaki mimarının uygulamalarıyla yurdun birçok köşesinde iz bırakmıştır. Özellikle Kurtuluş Savaşı sonrasında kentlerin yeniden geliştirilmesine yönelik kamusal yapı ihtiyacı, ulusal mimarlık akımıyla biçimlenen tasarımlarla karşılanmıştır. I. Ulusal Mimarlık Döneminin yaygınlaşmasında önemli rolleri bulunan, batı eğitimleri sonrasında yurda dönmüş olan, mimar Kemalettin Bey ve mimar Vedat Tek, başta İstanbul ve Ankara'da olmak üzere çok sayıda yapı tasarlamışlardır. Kemalettin Bey'in önemli eserleri arasında Laleli Harikzedegan Apartmanı (Şekil 2.9), Gazi Eğitim Enstitüsü (Şekil 2.8), Ankara Vakıf Apartmanı belirtilebilir. Vedat Bey ise, Sirkeci Büyük Postane (Şekil 2.12), Ankara Palas (Şekil 2.10), Haydarpaşa İskelesi (Şekil 2.1 1) yapılarım gerçekleştirmiştir. I. Ulusal Mimarlık Akımının, batılı mimarların yerel mimariyle çakışmayan eserlerine karşı gelişen tepkiyle ortaya çıktığı belirtilebilir. Bu bağlamda, dönem mimarisinin esas amacı Osmanlı-Türk mimarlığının tekrar canlandırılması ve sanatsal değerinin korunması yönünde oluşmuştur. Bu hedef doğrultusunda gerçekleştirilen tasarımlar, Osmanlı ve Selçuklu mimari öğelerinin her işlevdeki yapıda kullanılmasıyla sonuçlanmıştır. Plan şemasının ikinci derece önemli sayıldığı çalışmalarda cephe düzeni, her katta farklı biçimlerin ve bezemelerin yansıtıldığı 'eklektik' stilden öteye gidememiştir. Yapıların en belirgin özellikleri, köşe kuleleri, çıkmalar, simetrik cephe düzeni, yoğun süsleme öğeleri, kemer kullanımının yaygınlığı, taş kaplamalar ve geniş saçaklar olarak belirtilebilir. 1909-1930 yılları aynı zamanda, 'Milli İktisat Dönemi'ni kapsamaktadır. Batı sermayesinde gelişen Osmanlı ekonomisinde, milli servetin geliştirilmesine ve üreticilerin haklarının korunmasına yönelik ulusal bankacılığın ilk adımlan bu dönemde atılmıştır. 1856'da kurulan Fransız sermayeli Osmanlı Bankası'nm ve diğer yabancı bankaların etkisini kaldırma çabalan, 1863'te Ziraat Bankası'nm faaliyete geçmesiyle başlamıştır. Sözkonusu dönemde ise, yurdun birçok bölgesinde küçükvıı yerel bankalar açılmıştır. Bunların bir kısmı farklı isimlerle günümüzde de görevlerine devam ediyor olmasına karşın, çoğunluğu kısa sürede kapanmıştır. İncelenen süreçte Ege Bölgesi'nde birçok yerel banka kurulmuş olmasına, aynı zamanda İstanbul merkezli bankaların şubeler açmış olmasına karşın, günümüzde sözkonusu dönemde yapılmış on tarihi banka yapısı bulunmaktadır. Ege Bölgesindeki beş farklı ilde belirlenen banka yapılan, çalışmada kullanılan kodlan ve yapım tarihleri şöyledir: İzmir:. İZM-01: Osmanlı Bankası, 1926. İZM-02: Banca di Roma ve Amerikan Konsoloshanesi - bugünkü Vakıflar Bankası binası, 1931. İZM-03 : Ziraat Bankası, 1 93 1. İZM-04: Banca Commerciale İtaliana - T.E.B. binası, 1927. İZM-05: İş Bankası - yıkılmış, 1925; Manisa:. MAN-01 : Ziraat Bankası Zirai Krediler Binası, 1929; Aydın:. AYD-0 1 : Ziraat Bankası, 1 929. AYD-02 : Milli Aydın Bankası Tarişbank, 1 93 1 ; Kütahya:. KÜT-0 1 : Ziraat Bankası, 1 929; Balıkesir, Edremit:. ED-01: İş Bankası, 1929. İncelenen banka yapılarına ilişkin tarihsel bilgiler, mimari analizler ve açıklamalar, bölüm dört kapsamında kataloglar biçiminde sunulmuştur. Yapılan değerlendirmeler, ulusal mimarlık dönemi sürecinde inşa edilmiş olmalanna karşın, yapılann çoğunluğunda yalın çizgilerin hakim olduğunu ortaya koymuştur. Elde edilen bu sonuç, yapım tarihlerinin sözkonusu akımın son yıllarını göstermesinevın bağlanabilir. Ancak, yapıların hemen hepsinde görülen ortak özellikler de yadsınamaz. Bunlara örnek olarak köşe vurgulan, giriş konumlan, müşteri holünü üstten aydınlatan galeri boşluklan, simetrik cephe düzeni içerisinde yatayda ve düşeyde etkili biçim arayışlan belirtilebilir. Bu değerlendirmelerin yanısıra, çalışmanın amacı doğrultusunda incelenen bir diğer unsur yapılardaki değişiklikler doğrultusunda özgün niteliklerini korumaya yönelik önerilerin belirlenmesi olmuştur. Gelişen bankacılık sistemindeki farklı mekan ihtiyaçlan, yapüann özellikle plan bazında özelliklerini kaybetmelerine yol açmıştır. Çeşitli sebeplerle yapılan onanmlarda, özgün yapı elemanlannın ve diğer karakteristik öğelerin yitirilmesini önleyecek titiz çalışmaların gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Yapılann tarihsel değeri ve mevcut durumuna yönelik analizler, restorasyon uygulamalarının öncelikli aşamasını oluşturmalıdır. Koruma bilincinin kullanıcılar ve mimarlar tarafından benimsenmesi, yapılann kültürel değerlerinin sürekliliğini sağlayan önemli bir unsurdur. Çalışma, üzerine kısıtlı araştırmalar yapılmış olmasına karşın uzun süreçteki sosyal, ekonomik etkilerin izlerini taşıyan güçlü bir dönem mimarlığının, Ege Bölgesindeki yansımasını banka yapıları üzerinde ortaya koymaktadır. Modern mimarlığa geçiş evresinde yapılmış olan banka binaları, dönemin simge eserleri olmaları nedeniyle korunması gerekli tarihsel değerleri barındırmaktadırlar.

Banka binalarıEge bölgesiTarihi yapılar
Umut Devrim Genç
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Science
2001
00
Master'sOpen AccessTR

Datça ilçesi Reşadiye mahallesi tarihi çevre dokusu araştırması

Bu çalışma, Ege Denizi'nin güneyinde, Muğla'nın Datça İlçesi'ne bağlı üç mahalleden biri olan Reşadiye Mahallesi'nde yapılmıştır. Çalışmanın amacı, mahalledeki geleneksel dokuyu incelemek ve korunmasına yönelik öneriler geliştirmektir. Geleneksel dokuda konutlar ağırlıkta olduğu için, çalışma bunlar üzerinde yoğunlaşmıştır. Çalışma altı bölümden oluşur. Birinci bölümde, çalışmada izlenen yöntem anlatılmaktadır. İkinci bölümde, Datça Yarımadası'nın genel özellikleri tanıtılmaktadır. Üçüncü bölümde, Reşadiye Mahallesi'nin sosyal ve ekonomik yapısı ile geleneksel doku özellikleri anlatılmaktadır. Dördüncü bölümde ise, mahalledeki geleneksel konutları incelemeye yönelik bir çözümleme yaklaşımı geliştirilmiştir. Konutların tipleme çalışması bu yaklaşım doğrultusunda yapılmıştır. Beşinci bölümde, geleneksel konutların mimari öğeleri incelenmiştir. Altıncı ve son bölümde ise, yerleşim (çalışma alanı) hakkında ilgili koruma kurulları tarafından alman koruma kararlan belirtilmektedir. Ayrıca geleneksel konutların günümüz koşullarında da kullanılabilmeleri göz önüne alınarak, çeşitli onarım yöntemleri önerilmektedir. Katalog bölümünde, mahallede incelenen geleneksel konutların belgeleme çalışması yapılmıştır.

Geleneksel konutKorumaMuğla-Datça+2
Öncü Başoğlan
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Science
2001
00
Master'sOpen AccessTR

Buldan tarihi çevre dokusu araştırması

ÖZET Buldan, Türkiye'nin batısında, Ege Bölgesi'nin güney kısmında, Denizli İli'ne bağlı ve yerleşimin kuzeybatısında yer alan ilçe merkezidir. Kuzeyde Uşak, batıda Manisa ve Aydın illeri, kuzey ve doğuda Güney, güneydoğuda Denizli Merkez, güneyde ise Sarayköy ilçeleri ile sınırlıdır. Eski çağlarda, ulaşım ağındaki yeri açısından stratejik bir konumda olmuştur. İlçe sınırlarında M.Ö. II yüzyılda kurulmuş olan Tripolis Kenti, Sardis-Philadelphia- Laodikeia'dan geçen, batıyı Anadolu içlerine ve Mezopotamya'ya bağlayan Büyük Kervan Yolu üzerinde yer almaktaydı. Tüm bu yollar güzergahında olmasından dolayı da Buldan, başta ticari olmak üzere her açıdan ilerlemiştir. Buldan, kentsel, arkeolojik ve etnografik anlamda çok yönlü kültür mirasryla, özellikli yörelerimizden biridir. Kentin, geleneksel dokuya sahip diğer yerleşimlerden ayrıcalıklı, önemli bir özelliği vardır. Buldan' da her ev bir dokuma merkezi görünümündedir. Yüzyıllar öncesinden gelen, Buldan halkının en büyük gelir kaynağı olmayı sürdüren, yaşama biçimini belirleyen dokumacılık, mimari yapıyı da biçimlendirmiştir. Buldan'ın geleneksel özelliklerinden olan ev-atölye birlikteliği, Ortaçağ zanaat üretimini andırır biçimde, günümüzde de varlığını sürdürmektedir. Dokumacılığın yapıldığı evlerde üretim ve yaşam bir aradadır. Tek katlı örneklerde ise, adeta iç içe geçmiş durumdadır. Evler, tezgah odası ve sofa olmak üzere temelde iki ana öğeden oluşmaktadır. Tezgah, evin zemin katında bulunmakta; bir oda veya alt katin tamamı tezgah odası olarak kullanılmaktadır. Bazı örneklerde, avluda yer alan ve genellikle evle bitişik bir ek üniteye yerleştirilmiştir. Evler, çoğunlukla dış sofalı ve ayazlıklı olup, ovayayönelmiştir. Topografyanın sağladığı olanakla da, birbirinin görüşünü, güneşini ve havasını kesmemektedirler. Konstrüktif olarak genelde, zemin katta taş ve üst katta ahşap malzemenin kullanıldığı evlerde, ahşabı korumak için, cepheler teneke ile kaplanmaktadır. Bu da yöreye özgü ilginç özelliklerden biridir. Kapı, pencere, tavan gibi detaylanndaki inceliği ile de dikkat çeken evler, tüm özellikleriyle geleneksel konut mimarimizin en güzel örneklerini teşkil etmektedirler. Buldan, kültür mirasının doku olarak korunup, günümüze aktarıldığı şanslı yörelerimizdendir. Bunun iki büyük nedeni bulunmaktadır. Birinci ve en önemlisi, aynı zamanda atölye olarak kullanılan bu evlerin sürekli olarak içinde yaşanması ve periyodik bakımlarının yapılmasıdır. Korunmalarının diğer nedeni ise, yeni yapılaşmanın, Buldan'ın düzlük kısımlarında, eski dokunun konumlandığı kayalık yamaçlardan çok uzakta gelişmesidir. Ancak, konutların tescilli olmaması, ev sahiplerinin plan şemalarını ve cephe karakterlerini dilediği gibi değiştirmesi problemini de beraberinde getirmektedir. Bir diğer sorun ise, çarşıya ve ana aksa yakın bölgelerdeki konutların yıkılarak yerlerine apartmanların yapılmaya başlamasıdır. Buldan'da yukarıda belirtilen problemlerin çözümü için, ilk olarak detaylı envanter ve tescil çalışmasının yapılması, geleneksel mimarimizin korunması, yaşatılması ve gelecek nesillere aktarılması açısından gereklidir.

Denizli-BuldanGeleneksel Türk eviTarihi çevre
Nezihat Köşklük
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Science
2001
00
Master'sOpen AccessTR

Akhisar kent merkezine yönelik çevre araştırması

Bu çalışma kapsamında Akhisar İlçesi'nin kent merkezinde yer alan tarihi çevre incelenmiştir. Kentin tarihsel - kültürel gelişimi ile, kentsel dokuyu oluşturan yapılar belgelenmiş; geleneksel ticaret bölgesinin korunarak geliştirilmesi için öneriler sunulmuştur. Akhisar İlçesi, Ege Bölgesi'nde; Manisa îli'nin 52 km. kuzeyinde bulunmaktadır. Kentin geçim kaynağı, tarih boyunca tarıma dayalı olmuştur. Verimli topraklara sahip olması ve ana yolların üzerinde konumlanması nedeniyle ticaret, her dönem canlılığım korumuştur. Bu etkenler; Akhisar kent dokusunun gelişiminde belirleyici olmuşlardır. Antik Dönem' de, kalabalık nüfusu ve zenginliği ile Lydia'nın önemli bir kenti olan Akhisar; Thyateira adım taşımaktadır. Bizans Dönemi'nde; Batı Anadolu'da Hıristiyanlığın yayıldığı ilk yedi şehirden biridir. Bizans Prensi Theodor'un yaptırdığı kaleden dolayı kente, ak - kule anlamına gelen Aspro - Kastro denmiştir. 1300'lerin başında Saruhanoğullan'mn egemenliğine geçen kent, sancağın önemli kazalarından biri olduğu halde, bu dönemde çok az sayıda eser yapılmıştır. Osmanlı hakimiyetine 14. yüzyılda girmiş, 16. ve 17. yüzyıllarda; dokumaları, üzüm şarapları ve zeytinciliği ile gelişme göstermiştir. Bu yüzyıllarda, kent yakınlarında ticari amaçlı bahçeciliğin yayılması, gayrimüslim akınına yol açmış ve bu göçler demografik gelişmeyi sağlamıştır. 18. yüzyılda İzmir'in ticari gelişiminden Akhisar da etkilenmiş, büyük merkezlere pamuk ve pamuk ipliği ithal eder duruma gelmiştir. 18. ve 19. yüzyıllarda Saruhan Sancağı'nın önemli bir kazası olarak varlığım sürdürmüş, 19. yüzyılın son yıllarında tütüncülüğün gelişmesi ile, Akhisar yeni bir döneme girmiştir. Kurtuluş Savaşı'nda Yunanlılar tarafından işgal edilen Akhisar, savaşın bitiminden sonra Manisa'ya bağlı bir ilçe merkezi olarak varlığım sürdürmüştür.II Akhisar'da bulunup, tarihsel nitelik taşıyan yapılar kent merkezinde yoğunlaşmaktadır. Merkezin batı yönünde yer alan yapıların çoğu korunamayarak yok olmuştur. Bu bölgede Antik Dönem' e ait çok sayıda kalıntı bulunmuş, ancak yakın çevredeki yoğun yapılaşma nedeni ile gerekli araştırma kazılan yapılamamıştır. Kent merkezinin doğusundaki yapı adalarının biçimlenişi ve içinde bulunan yapı tipleri ile daha özellikli bir bölgedir. Bölgede çok sayıda anıtsal yapı bulunup bunların büyük bölümünü Osmanlı Dönemi'ne tarihlenen camiler oluşturmaktadır. Camiler, yakın çevresi ile bir doku oluşturmayarak konut alanlarına yayılmışlardır. Bu alanda yer alan ticaret merkezi, içerdiği tarihsel nitelikli yapıların sayısının çokluğu ve kentin ticaret kültürünü yansıtmasından dolayı kentin en özellikli bölgesidir. Kentte bulunan iki külliye ve bu külliyeleri oluşturan cami, hamam ve han yapılan da ticaret merkezinde yer almakta ve merkezin iki ucunda konumlanmaktadır. Ticari dokuyu oluşturan çarşı içindeki dükkan ve han yapılan; yapılan ekler ve yapıların özelliklerini kaybetmesine yol açan yanlış fonksiyonlar verilmesi ile, yok olma sürecine girmişlerdir. Tarihi dokudaki ticaret hayatı canlılığım korurken, bu yapılar doku içinde algılanamaz hale gelmiştir. Önemli bir yıkıma uğrayan ve koruma önlemlerinin yetersiz kaldığı bölgede; meydanlar işlevlerini yitirmiş, trafik akışının sağlandığı boş alanlara dönüşmüştür. Kent yaşamında büyük önem taşıyan bu boşlukların düzenlenmesi ve yapılann restore edilerek iyileştirilmesi gerekmektedir. Bu çalışma ile korumacılığın ilk aşaması olan yapılann belgelenmesinin ardından, incelenen yapılann günümüzdeki sorardan saptanarak koruma önerileri geliştirilmeye çalışılmıştır. Bu bağlamda tezin giriş bölümünde çalışmanın amaç, kapsam ve yöntemi açıklanmıştır. 2. bölümde; kentin konumu ve ulaşım durumu ile fiziksel - ekonomik ve sosyal yapısının tanımlanması, 3. bölümde; doku oluşumunu etkileyen tarihsel süreç, 4. bölümde; kent merkezinde yer alan geleneksel dokunun gelişiminin incelenmesi, 5. bölümde; kent merkezine getirilen koruma önerilerine yer verilmiştir. Çalışma alanında bulunan Osmanlı Dönemi yapılanndan San Ahmet Paşa Külliyesi'ne ait yapılann, mevcut durumlarının analizleri ve yapılar grubu ile birlikte yakın çevresine ait iyileştirme önerileri, 6. bölümde geliştirilmiştir.Anahtar Kelimeler: Tarihi Çevre Koruma, Akhisar, Ticaret Yapılan

Hatice Senem Doyduk
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Science
2003
00
Master'sOpen AccessTR

Özgün işlevini sürdüremeyen anıtların yeniden kullanım sorunları

Daha geçen yüzyıla kadar, bir yapının anıt olarak tanımlanabilmesi için kentsel ölçekte önem taşıması gerektiği düşünülürdü. Oysa ki günümüzde estetik, tarihsel ya da toplumsal değerleri açısından, önemli olduğu düşünülen her yapı, anıt kapsamında değerlendirilebilmektedir. Ülkemizde kültür varlıklarını gruplandırma metodla ve kriterler, 2863 şayılı "Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu" ile belirlenmiştir. Tarihi yapıların restorasyonuna ilişkin müdahaleler ise, K.T.V. Koruma Yüksek Kurulunun 14.07.1998 gün ve 598 sayılı ilke karan ile belirlenmiştir. Yasalar, kültür varlıklarının belgeleme, tespit ve tescil çalışmalarının yapılması, kültür varlıklarının korunması için yeterli değildir. Özgün işlevini sürdüremeyen bir anıt terkedilirse, zamanla yıkılarak yok olmaya mahkumdur. Bu nedenle, mümkünse özgün işlevin sürdürülmesi olumlu olacaktır. Mümkün değilse, anıtın yeni işlevle değerlendirilmesi gündeme gelecektir. Bu çalışmalar, anıtı yıkılmaktan kurtaracaktır. Ne yazık ki, ülkemizde gerçekleştirilen bazı rehabilitasyon çalışmaları sırasında;. araştırma yapmadan, projeler tamamlanmadan, rehabilitasyon çalışmalarına başlanılması,. Anıt karakterine uygun olmayan yeni işlevin belirlenmesi sonucu, geniş kapsamlı müdahaleler ve ek yapı yapılması,. Deneyimsiz bir ekip tarafından a hatalı kararlar nedeniyle, olumsuz müdahalelerin gerçekleştirilmesi, ». Ulusal ve uluslararası tüzük ve anlaşmaların ilkelerine uyulmaması,. Yeterli finans sağlanamaması,. İhale yönteminin çarpıklıkları,. Kültür varlıklarının korunması ve restorasyonu konusunda hassas olunmaması ve koruma bilinci eksikliği gibi nedenlerle, anıtların otantikliği ve karakterleri olumsuz yönde etkilenmektedir. Tarihi süreçte de görüldüğü gibi, sağlıklı durumdaki anıtların yeni işlevlerle değerlendirilmeleri son derece doğal bir gelişmedir. Buna iyi bir örnek olduğu düşünülen, Roma, İtalya'da bulunan Sant'Angelo Kalesinin yapımı Roma'hlar dönemine dek uzanmaktadır. Anıt, birbirinden son derece farklı işlevlerle değerlendirilmiştir. İmparator Hadrian'ın mezarı olarak yapılan anıt, daha sonra kaleye, papalara ait ikametgaha ve son olarak da Sant'Angelo Kalesi Ulusal Müzesine dönüştürülmüştür. Anıt değişik dönemlerdeki kullanımlarına ait izler, müze gezilirken gözlenebilmektedir. İtalya, Roma 'dan diğer bir örnek, antik çağın en büyük yapılarından birisi olan Diocletian Hamamıdır. Bu yapı da, tarihsel süreçte farklı işlevlerle değerlendirilmiştir. Örneğin, hamamın bölümlerinden olan sekizgen salon, depo, jimnastik salonu, sergi salonu, planetaryum olarak kullanılmıştır. 1983 yılında, anıt müze olarak, yeniden kullanımına karar verilmiş ve anıtı yeni işleve uyarlamak için rehabilitasyon çalışmaları başlatılmıştır. Bu çalışmalarda, 19. Yüzyıl müdahalesi olan planetaryumun kubbe ekranının anlamlı tarihi bir strüktür olduğu düşünülerek, korunmasına karar verilmiştir. Diğer bir örnek, Antalya'dan geç 19. Yüzyıla ait bir yapıdır. Antalya K. T. V. Koruma Kurulu Binası'nın 1991-1993 yıllan arasında gerçekleştirilen onarım çalışmaları sırasında,avluda üstüste üç katman halinde podüme çakıl mozayik döşemeler bulunmuştur. Anıtı kullanan kişilerin zemini kaplarken, bir öncekine zarar vermemeyi tercih ettiği açıktır. Çalışmalar sırasında rehabilitasyon ekibinin karan, Helenistik duvar, çakıl mozayik, sarnıç, kuyu, kapı vb. tüm mimari öğelerin konsolide edilerek, korunması yönünde olmuştur. Bu öğeler, anıtın 2000 yılı aşkın tarihi süreçte kullanıldığının göstergesidir. Rehabilitasyon çalışmaları sırasında, anıtı yeni kullanıma uyarlarken, geçmişte uygulanan dönem ek ve müdahalelerinin geçerli katkılarına da saygı gösterilerek, otantikliğinin ve değerlerinin korunması, ulusal kültürel kimliğin korunmasına da katkıda bulunacaktır.

Anıtsal yapılarKorumaKültür varlıkları+1
Ayşe Esin Kuleli
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Science
1998
00
Master'sOpen AccessTR

Batı Anadolu helenistik dönem tiyatroları restitüsyon önerileri ve koruma sorunları

ÖZET Eski çağlarda doğayla ilintili olayların gösteri diliyle anlatılması zamanla dini bir nitelik kazanmıştır. Doğayı tasvir eden tanrıların doğumu (bahar) coşkuyla kutlanır, ölümü (güz) ise yas törenleri ile resmedilirdi. Helen dünyasında bu tanrının ismi Dionysos olmuş ve değişik sıfatlar verilmiştir. Coşku ve eğlencenin tanrısına, zamanla köylülerin soylulara karşı sığındığı tanrı olma görevi yüklenmiş ve geniş halk kitleleri tarafından kabul edilmiştir. İlk kez Peisistratos zamanında (MÖ. 534), Atina'da, tiyatro sanatının başlangıcı olacak Dionysos şenlikleri yapılmıştır. Dionysos şenlikleri kapsamında düzenlenen tiyatro yarışmalarına üç çeşit oyunla katıhnırdı; tragedya, komedya ve satir oyunları... Klasik dönem Yunan tiyatrosunda, kalabalık bir koro tarafından oynanan temsiller, dairesel formdaki düz bir alanda (orkhestra) gerçekleştirilirdi. Düz alanlar tepe yamaçlarına yakın yapılırsa, seyredilmesi de kolay oluyordu. Tepe yamaçlarına önce ahşap sonra taş sıralar yerleştirildi (cavea). Orta düzlükteki oyunun daha çok seyirci tarafından izlenebilmesi için, sıralar yarım daireden biraz fazla, at nalı şeklinde inşa edildi. Orkhestra'nın diğer tarafına depo ve kulis işlevi gören çadırlar veya kulübeler kuruldu. Cavea'nın sabitlenmesine paralel olarak çadırlar da yerini taş yapılara (skene) bırakmıştır (Örn: Atina Dionysos Eleuthereus). Helenistik dönemde, MÖ. III. yüzyıldan itibaren oyunların ve oyuncuların niteliğinin değişmesinden sonra, sahne binasına yeni bir kat çıkılmış ve oyunlar bu katta (logeion) oynanmaya başlamıştır. Aynı zamanda sahne binası, depo işlevinin yanı sıra sahne dekoru olarak kullanılmaya başlamıştır. Cavea'ya ise özel oturma sıralan ve koltukları (proedria) yapılmıştır (Örn: Priene).Roma İmparatorluğunun gelişmesiyle yeni bir sanatsal anlayış yayılmaya başlamıştır. Tiyatro oyunlarının yanı sıra politik törenler ve zengin gösteriler için de kullanılan tiyatrolar, artık imparatorluğun kudretini gösteren prestij yapısı durumuna gelmiştir. Bu çerçevede Roma döneminde, öncelikle mevcut Helenistik tiyatrolar, değişiklik ve eklemeler yapılarak geliştirilmiştir. Tonoz kullanımı ile cavea yükseltilmiş, sahne binası çok katlı ve geniş bir niteliğe bürünmüştür (scaenae frons) (Örn: Ephesos). Roma döneminde gelişmeye başlayan bazı kentlere yeni anlayışa uygun tiyatrolar yapılmıştır (Örn: Aspendos). Bu tiyatrolarda Helenistik dönemden farklı olarak bazı yeni özellikler görülmektedir:. Helenistik dönemde zoamlu olarak tepe yamacına yapılan tiyatrolar, Roma döneminde kemer ve tonoz kullanımının gelişmesi ile düz alanlarda da yapılabiliyordu.. Helenistik tiyatroda, cavea ve sahne binası ayrı iki yapı olarak görünmekte iken, Roma döneminde yükseltilen parodos'lar ve üst cavea portikosu ile yapı, bir bütün olarak algılanmaktadır.. Helenistik dönemde tam daire olan orkhestra, küçülmüş ve derinleştirilerek su ve dövüş oyunlarına uygun hale getirilmiştir.. Roma tiyatrosu süsleme zenginliğinin arkasındaki kaba ve özensiz işçiliği ile Helenistik yapılardan kolaylıkla ayırt edilebilmektedir.. Helenistik tiyatro dinsel ve demokratik bir yapıda olmasına karşın Roma tiyatrosu sınıfsal farklılıkları gözetmekteydi. Anadolu tiyatroları kullanımlarına ve dönem farklılıklarına bağlı olarak dört grup altında incelenmektedir: 1. Özgün Helenistik Karakteri Yansıtan Tiyatrolar 2. Özgün Helenistik Karakteri Roma Döneminde Yitirmiş Tiyatrolar 3. Roma Döneminde Helenistik Üslupta Yapılmış (Greko - Romen) Tiyatrolar 4. Roma Dönemi Tiyatroları Özgün Helenistik karakteri yansıtan tiyatrolar olarak, Batı Anadolu'daki üç tiyatro incelemeye alınmıştır. Priene tiyatrosunda 1921 yılında Armin von Gerkan tarafından yapılan restitüsyon önerilerinde, mimari buluntuların fazla olduğu Helenistik dönemesas alınmış ve yapıdaki dönem eklerine liberasyon uygulanmıştır. 1992 yılından beri Wolf Koenigs tarafından yapılan çalışmalarda, skene ve proskenion'daki in situ bloklara konservasyon, konsolidasyon ve rekonstrüksiyon işlemleri uygulanmıştır. Pergamon'da, tiyatro, stoa ve tapınağın oluşturduğu yapı kompleksinin yeniden canlandırılması konusunda öneriler getirilmektedir. Öncelikle tiyatro terasının istinat duvarlarının sağlamlaştırılması gerekmektedir. Ayrıca ahşap sahne binasının yeniden kurulması da önerilmektedir. Yakın zamanda ortaya çıkarılmış Metropolis tiyatrosunda, henüz hiçbir restorasyon çalışması yapılmamıştır. İnceleme kapsamında, dönem ekleri ve bozulma nedenlerinin üzerine gidilmiş, bu konuda bazı değerlendirmeler yapılmıştır. Roma döneminde özgün karakterini kaybeden tiyatro olarak Ephesos tiyatrosu seçilmiştir 1993 yılından beri İbrahim Ataç tarafından yürütülen restorasyon çalışmalarında, sağlamlaştırma ve kısmen de rekonstrüksiyon çalışmaları yapılmaktadır. Çalışmalar MS. II. ve IV. yüzyıllar arasında olan depremlerin hasarlarının giderilmesi yönünde olmaktadır. Tez kapsamındaki tiyatroların büyük çoğunluğunu, Roma döneminde Helenistik üslupta yapılan Geçiş dönemi (Greko-Romen) tiyatroları oluşturmaktadır. MÖ I. ve MS. 1. yüzyıl arasında kalan zaman dilimi, Geçiş Dönemi olarak adlandırılmaktadır. Bu örnekler arasından iki tiyatro detaylı incelemeye alınmıştır. Aphrodisias tiyatrosunda, kaynaklardan ve yerinde alınan ölçümlerle (YAÖ) saptamalar ve değerlendirmeler yapılabilmiştir. ) Kadyanda tiyatrosunda ise, yüzeyde bol miktarda bulunan mimari elemanların yardımıyla restitüsyon önerisi geliştirilmiştir. Yapılan çalışmalar, Priene, Ephesos ve Metropolis tiyatroları ile karşılaştırılarak önemli sonuçlar elde edilmiştir. Aralarında iki yüzyıl kadar zaman farkı olan tiyatroların benzerlikleri, aynı geleneğin devam ettiğini göstermesi bakımından önemlidir. o Roma dönemi tiyatro örneği olarak Aspendos tiyatrosu kısa bir şekilde geçilmiştir.Sonuçta Batı Anadolu tiyatrolarının, dünya tiyatro tarihindeki önemi belirlenmiştir. Asıl sorun bu tiyatroların korunması konusunda yaşanmaktadır. 1995 yılında kabul edilen Segesta Bildirgesi, dünya çapında antik tiyatroların korunmasına ilişkin maddeler içermektedir. Buna göre, öncelikle, koruma işlevini gerçekleştirecek yasaların uygulanması, bilimsel ve teknik eğitimin verilmesi, gerekli maddi imkanların ve altyapının sağlanması gerekmektedir. Toplumda, kullanıcılarda ve yetkililerde bilgi alışverişini pekiştirerek korumaya yönelik bilinç oluşturulmalıdır. Tiyatroya olan ilgiyi arttıracak fakat yapının özelliğini bozmadan değerini yükseltecek nitelikli sanatsal etkinlikler düzenleyerek, korumanın gerekliliği ve bilinci aşılanabilir. Tiyatronun korunması, koruma ilkeleri ve uygulayıcıları ile izleyiciler, ziyaretçiler ve bölge sakinlerinin beklentileri arasında kurulacak denge ile sağlanmalıdır.

Helenistik DönemRestitüsyonRestorasyon+1
Ali Kazım Öz
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Science
2000
00
Master'sOpen AccessTR

Batı Anadolu antik yerleşimlerinde kentsel mekan kurgusu araştırması

IV ÖZET Batı Anadolu antik yerleşimleri belirli bir toplumsal örgütleniş biçiminin kent planlamasına bir yansıması olarak gelişmiş kentsel yerleşimlerdir. Bu çok sayıda bulunan kentsel yerleşimlerinin gerek kent planlamaları, gerek kent mekanları ve gerekse bu kentsel mekanların kurgulanması bağlanımda birçok ortak yönleri vardır. Bu tez kapsamında Batı Anadolu Antik yerleşimleri bu gözle incelenerek belirli kent planlamaları ve kentsel mekanlarının bu kent planı üzerinde kurgulanmaları kapsamında belirli bir sistematiğe gitmek hedeflenmiştir. Oluşturulan bu modeller çerçevesinde antik kent yerleşimlerinin henüz gün ışığına çıkmamış olan mekanları hakkında lahminler yürütülebilecektir. Yukarıda anlatılan kapsamda hazırlanan tezin birinci bölümünde amacı, kapsamı ve nasıl bir yöntem izlenerek çalışıldığı anlatılmaktadır. Toplumsal örgütlenmenin kent planlamasını ve kentsel mekan kurgularını doğrudan etkileyen bir faktör olması nedeniyle, ikinci bölümde Yunan kent devletlerinin oluşumları ve sosyal organizasyon süreçleri incelenerek tanıtılmıştır. Toplumsal örgütlenmesi incelenen Yunan toplumunun örgütlenmesinin planlamaya yansıması olan Arkaik dönemden Hellenistik dönem sonuna kadar Hellen kent planlamasının gelişimi incelenerek anlatılmıştır. Yunan kenti bu üç dönemde planlaması ve kentsel mekan kurgusu gelişimi, kentlerin nasıl planlandığı, yerleşim alam seçimi gibi başlıklar altmda incelenmiştir. Kent planlamaları incelenen Batı Anadolu antik yerleşimlerinin bu kent planlamaları doğrultusunda, kentsel mekanlarının arazi üzerinde nasılkurgulandıkları incelenmiştir. Arkaik dönemden Hellenistik dönemin sonuna kadar geçen süreçte kentsel mekanların oluşumları, gelişimleri, kent içerisinde kurgulandıkları alanlar araştırılarak aktarılmıştır. Üçüncü ve dördüncü bölümler sonunda Batı Anadolu'daki antik yerleşimlerinin iki farklı model kent planlaması oluştuğu savına varılmıştır. Bu farklılaşan iki model planlamanın birbirleriyle olan benzerlikleri ve farklılıklarının ortaya konabilmesi için her model kent kapsamında incelenecek somut bir kent örneği seçilmiştir ve bu kentler oluşum süreçleri ve gelişim süreçleri ile karşılaşılmışlardır. Oluşturulan bu modellerden birincisi olan ızgara planlı kentlere örnek olarak Priene kenti, ikinci kent modeli olarak da araziye bağımlı kent olarak ise Pergamon kenti incelenerek Batı Anadolu ölçeğinde antik kent planlamacılığı kapsamında iki kent modeli oluşturulmuştur. Bu modeller ışığında henüz çok sayıda kentsel mekanı gümşığına çıkarılmamış olan Metropolis antik kentine bir kent planı önerisi çizilmiştir.

Antik şehirlerHelenistik DönemKent planlama+1
Mine Tanaç
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Science
2000
00
Master'sOpen AccessTR

Ayvalık tarihi çevre dokusu içindeki manastırların incelenmesi

Ayvalık Tarihi Çevre Dokusu İçindeki Manastırların İncelenmesi konulu çalışmanın kapsamı, Ayvalık ve adalarında bulunan oniki manastırın incelenerek halehazır durumlarının tespiti, belgelenmesi ve yapılardaki tahribatların belirlenmesidir. Çalışmanın ilk bölümünde giriş, çalışmanın amacı ve yöntemi ele alınmıştır. İkinci bölümde manastırlar hakkında genel bilgi verilmiş, manastırların dünyada nasıl ortaya çıktıkları, keşiş yaşantısının dünyaya yayılması, ve manastır yapılarının genel özellikleri ele alınarak, manastır yapılarına bir örnek ile pekiştirilmiştir. Ayvalık' in coğrafi konumu, ulaşım durumu, genel coğrafi yapısı, Ayvalık tarihi gibi genel bilgiler ve manastırların Ayvalık Tarihi içindeki yeri ve önemi üçüncü bölümde belirtilmiştir. Dördüncü bölümde Ayvalık ve adalarında bulunan oniki manastır tek tek tarihleri, plan şemaları, fotoğrafları ve yapı malzemeleri de dahil olmak üzere incelenmiştir. Beşinci bölümde Ayvalık'taki bu oniki manastır kompleksi genel olarak, ayrıca kiliseleri, sarnıçları plan ve mekan anlayışı bağlamında karşılaştırılmış, yapıların cephe düzenleri, strüktürel elemanları, yapılarda görülen süslemeler, kullanılan malzeme ve teknik ve manastırlarda görülen yapısal bozulmalar ve deformasyonlar genel olarak değerlendirilmiştir. Ayvalık'taki manastırlar için koruma önerileri altıncı bölümde getirilmiştir. Ayrıca Panagias Tis Lekai Manastın röleve ve restorasyon projeleri ve Ai Dimitri Ta Selina Manastın röleve projeleri, ekler başlığı altında yer almaktadır. Bu çalışma sonucunda Ayvalık'taki manastırlann gerek insan eliyle gerekse doğal etkiler sonucu çok tahrip olduğu tespit edilmiştir. Kısa bir sürede yapılann korunması için bir çalışma yapılmazsa gelecek yirmi yıl içinde manastırlann izleri bile kalmayacaktır.

Balıkesir-AyvalıkKiliselerManastır
Aslı Niğdelioğlu
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Science
2000
00
Master'sOpen AccessTR

Aydın kent merkezi tarihi dokusunun incelenmesi

Aydın ili, Türkiye'nin batısında, Ege Bölgesi'nde yer almaktadır. îl, kuzeyinde İzmir ve Manisa, doğusunda Denizli, güneyinde Muğla, batısında Ege Denizi ile sınırlıdır. Coğrafi konumu ve ulaşma ağındaki yeri açısından, yüzyıllardan beri Aydın topraklan önemli bir yerde bulunmaktadır. Aydın Kent Merkezi ve çevresindeki ilk yerleşimlere ait kesin bilgiler yoktur. Bilinen ilk yerleşim, Aydın îli'nin bir kilometre batısında, Yunanistan'ın Mora Yarımadası'ndan gelen, Argos'lular ve Trakya ya da Traklar tarafından kurulan Tralleis Kenti'dir ( Atik, 1996). Tralleis'in geçmişinin ilk yüzyıllarına ilişkin fazla bir bilgi yoktur (Rayet ve Thomas, 1997). Traklar, İskender, Antigonus, Lysimachos, Bergama Krallığı, Romalılar, Bizans, Menteşe Beyliği, Aydınoğulları, Osmanlı İmparatorluğu yönetimi altına giren kent, I. Dünya Savaşı sonucunda imzalanan Mondros Mütarekesi ile Yunanlılar tarafından işgal edilmiş, Kurtuluş Savaşı Mücadelesi ile 7 Eylül 1922 yılında Yunan İşgali'nden kurtanlmıştır. Cumhuriyetin ilanından sonra yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti'nin bir ili olmuştur. Aydın Kent Merkezi Tarihi Dokusunu oluşturan ilk yerleşim alanı, Tralleis'ten günümüze ulaşan eser sayısı çok azdır. 1996 yılından sonra yapılan kazı çalışmalarıyla; günümüze ulaşabilmiş üç kemerden oluşan Üçgözler dışında, gymnasium ve hamam ortaya çıkarılmıştır. Var olduğu bilinen stadium, tiyatro, agora, kilise ve tapmak kalıntılarına ulaşılamamıştır.Kent Merkezi'nde antik kent kalıntılan dışında Selçuklu döneminden kalma Alihanbaba Türbesi, Osmanlı Döneminden kalma külliyeler, camiler, türbeler, medreseler, mektebler, hanlar, hamamlar, köprüler, çeşmeler, sebiller, dükkanlar ve konutlar bulunmaktadır. Aydın Kent Merkezi geleneksel konut mimarisi; Tralleis Antik Kenti eteklerinde, günümüzün Veysipaşa, Hasanefendi, Köprülü, Cumhuriyet, Cuma Mahallesinde yaygm olarak görülmektedir. Aydın Kent Merkezi'nde yapılar; genel sokak dokusu, merkezsel bir tarihi doku oluşturmamaktadırlar. Yapılar sokak içerisinde dağınık halde bulunmaktadır. 1950' lerden sonra yap-satçılık ve günümüzde de devam eden yağmacılık ile birçok yapı yok edilmiş kent dokusunun kaybolmasına neden olmuştur. Aydm evlerinde taş, tuğla, ahşap ve beton yapı malzemesi kullanılmıştır. Yapım sistemi ise kargir yığma, betonarme karkas ve karma sistemdir. Aydm evlerin tamamı aynı dönem özelliklerini taşımamaktadırlar. Türk ve Rum Evleri özelliklerini taşıyan konutlar dışında, Rum, Türk, Batı konut mimarisi etkilerini taşıyan ve Antik dönem mimarisinde kullanılan elemanların tekrar yorumlanmasıyla oluşmuş süslemelerle bezenmiş cepheleri bulunan etkileşim yapılarım görmek mümkündür. Aydm geleneksel konut mimarisi plan şemaları üç tipte ele alınabilir. I. Türk Evleri 1. 1. Açık dış sofalı plan tipi 1.2. Kapalı dış sofalı plan tipi 1.2. 1. Avludan yapıya girişli 1.2.2. Doğrudan yapıya girişli II. Rum Evleri II. 1. Yan hollü plan tipiVI n.2. Orta hollü plan tipi n.3. T formda hollü plan tipi İÜ. Etkileşim Yapılan m. 1. Yan hollü plan tipi ni.2. Orta hollü plan tipi in.3. T formda hollü plan tipi III.4. L formda hollü plan tipi Aydın evlerinin; kullanım ve kat adedine bağlı olarak, cephe düzenine göre tipolojik ayrımı aşağıda görülmektedir. I. Tümü Konut Olarak Kullanılan Yapılar 1. 1. Tek Katlı Yapılar 1.1.1. Tek Katlı Yandan Girişli Yapılar 1.2. Bodrum ve Tek Katlı Yapılar 1.2.1. B+l Yandan Girişli 1.2.2. B+l Ortadan Girişli 1.2.2.1. B+l Ortadan Girişli Simetrik 1.2.2.2. B+l Ortadan Girişli Asimetrik 1.2.3. B+l Avludan Girişli 1.2.3.1. B+l Avludan Girişli Simetrik. 1.2.3.2. B+l Avludan Girişli Asimetrik 1.2.4. B+l Köşeden Girişli 1.3. îki Katlı Yapılar 1.3.1. îki Katin Birlikte Kullanımı 1.3.1.1. îki Katlı Yandan Girişli 1.3.1.2. îki Katlı Ortadan Girişli 1.3.1.2.1. İki Katlı Ortadan Girişli Simetrik 1.3. 1.2. 1. 1. îki Katlı Ortadan Girişti Simetrik 1.3.1.2.1.2. îki Katlı Ortadan Girişli Simetrik Cumbalı 1.3.1.2.1.3. îki Katlı Ortadan Girişli Simetrik Açık ÇıkmalıVII 1.3.1.2.2. İki Katlı Ortadan Girişli Asimetrik 1.3.1.2.2.1. iki Katlı Ortadan Girişli Asimetrik 1.3.1.2.2.2. İki Katlı Ortadan Girişli Asimetrik Açık Çıkmalı 1.3.2. Her Katm Bağımsız Kullanımı 1.3.2.1 İki Katlı İki Girişli 1.3.2.1.1. İki Katlı İki Girişli Simetrik 1.3.2.1.2. İki Katlı İki Girişli Asimetrik 1.4 Bodrum ve İki Katlı Yapılar 1.4. 1. İki Katm Birlikte Kullanımı 1.4.1.1. Bodrum ve İki Katlı Yapılar 1.4.1.1.1. B+2 Yandan Girişli 1.4.1.1.2. B+2 Ortadan Girişli 1.4.1.1.2.1. B+2 Ortadan Girişli Simetrik 1.4.1.1.2.2. B+2 Ortadan Girişli Asimetrik 1.4.2. Her Katm Bağımsız Kullanımı 1.4.2.1. Bodrum ve İki Katlı Tek Girişli Yapılar 1.4.2.1.1. B + İki Katlı Tek Girişli Simetrik 1.4.2.1.2. B + İki Katlı Tek Girişli Simetrik Cumbalı II. Konut ve İşyeri Olarak Kullanılan Yapılar II. 1. Alt Kat Dükkan, Üst Kat Konut Olan Yapılar II. 1. 1. İki Katlı, Alt Kat Dükkan, Üst Kat Konut II. 1.2. Dört Katlı, Alt Kat Dükkan, Üst Katlar Konut II.2. Alt Kat Konut ve Dükkan,Üst Kat Konut Olan Yapılar Aydın evlerinde; pencereler, kapılar, çıkmalar ve süslemeler cephe tasarımının önemli bir unsuru olmuştur, oran ve şekilleriyle cephe genelinde her yapıya özgü ve hatta bazı yapılarda her kata özgü bir mimari eleman olarak karşımıza çıkmaktadır. Evler ise; kırma, beşik, topuz ve eğimli çatı ile örtülmüştür. Çatı kaplama malzemesi olarak marsilya veya alaturka kiremit kullanılmıştır. Ülke ve yerel yönetimlerce fazla önem verilmeyen kent korumacılığına, Aydm'da da önem verilmemiştir. Yüzyıllarca çeşitli kültürler, yapılar barındıran kent, depremvm ve savaşlarla yok olduğu gibi; plansız kentleşme ile kimliğini kaybetmekle yüz yüze kalmıştır. 1996 yılından sonra bu gerçeği fark eden yerel yönetim, Kültür Bakanlığı ve Adnan Menderes Üniversitesi tarafindan Kent'te, korumacılık çalışmaları başlatılmıştır. Çalışmalar çok geç düşünüldüğü ve yavaş ilerlediği için Aydın Kent Merkezi'nde kentsel sokak dokuları yok olmuş ve günümüzde birçok yapı harap durumdadır. Korumacılık çalışmalarındaki ilk adım; halkın bilinçlendirilmesi olmalıdır. Okullarda, görsel ve yazılı medyada halkın bilinçlenmesi konusunda dersler ve programlar hazırlanmalıdır, ikinci adım; kurumsal yöneticilerin bilinçlendirilmesi ve çalışma politikaların belirlenmesidir. Tarihi Dokunun Korunması için, siyasi politikalar, çıkar ilişkileri unutulup, geçmişi gelecek kuşaklara en iyi şekilde nasıl aktarabiliriz, görüşü egemen olmalıdır. Bu düşünce ile çalışma programı hazırlanmalıdır. Üçüncü adım; Tescilli ev saWplerinin yapılarım onaran ve korumasına yönelik yapılabilecek çalışmaların saptanmasıdır. Bölgedeki yapıların bazıları kamulaştırılman ve kamu veya halkın yararına kullamlmalıdır. Böyle bir uygulamaya örnek olması amacıyla tez kapsamında Nasuh Paşa Külliyesi, Zincirli Han ve Ayşe Akyüz Evi Restorasyon Projesi hazırlanmıştır. Yapıların yeniden kullanımı için özgün işlevinden farklı bir işlev önerilmiştir. Zincirli Han'ın Bilim Evi, Ayşe Akyüz Evi'nin ise îl Gençlik Merkezi olarak kullanımı uygun olacaktır. Yukarıda saydığım öneriler ve projeler, kent dokumuzun, geleneksel mimarimizin korunması ve yaşatılması için gerekli gördüğüm ayrıca araştırmalarla edindiğim bilgilerle ve ev sahipleri ile görüşmelerim çerçevesinde şekillenmiştir. Bugüne kadar yapılmış proje ve önerilerin en kısa zamanda uygulanması, tarihi mirasımızın, kentimizin kimliğinin kaybolmaması yolunda herkesin üstüne düşeni yapması gerekmektedir.

AydınRestorasyonSofa+2
Aylin Ertem
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Science
2000
00
Master'sOpen AccessTR

Somut olmayan kültürel mirasın UNESCO dünya miras alanlarının üstün evrensel değerine katkısı: Kültürel peyzajlara ilişkin çözümsel bir değerlendirme

20. yüzyıla dek korunması gerekli varlıkların kapsamı tekil anıtsal yapılardan öteye geçememiş ve koruma disiplini içinde yürütülen tartışmalar bu yapıların restorasyon ilke ve tekniklerine odaklanmıştır. Bugün kültürel miras terimi ile karşıladığımız korunması gerekli varlıklar, tarih boyunca döneme hakim olan bakış açıları ile tanımlanmış ve kapsamına dair sınırlar çizilmiştir. Bugün gelinen noktada kültürel mirasın kapsamı anıt, sit ve yapı topluluğu gibi somut kültürel miraslardan öteye geçerek, bu unsurların ilişkilendiği anlam ve temsiller bütününü yani somut olmayan kültürel miras unsularını da içine alacak şekilde genişlemiştir. Çeşitli disiplinlerin koyduğu katkılarla zenginleşen bu süreçte, kültürel mirasın somut ve somut olmayan kültürel bileşenlerinin birbiri ile kurduğu ilişki ve bu ilişkinin koruma açısından ne anlam ifade ettiği konusu sıklıkla ele alınmış ve bu tartışmalar kültürel peyzaj gibi yeni kavramları beraberinde getirmiştir. Kültürel miras kavramının gelişim süreci boyunca konuya çeşitli açılardan yaklaşan yasal düzenlemeler hazırlanmıştır. UNESCO'nun ise hazırladığı sözleşme, tüzük, bildirge, rapor, vb. düzenlemelerle, yürüttüğü koruma uygulamaları ve koruma araçları ile bu sürece öncülük ettiği görülmektedir. Bu bağlamda somut kültürel miraslar ve ilişkilendirildiği somut olmayan kültürel mirasların bütüncül ele alındığı bu çalışmada, UNESCO'nun koruma araçlarından biri olan Dünya Miras Listesi, listeye kaydedilen alanların somut kültürel miras unsurları ile ilişkilendirdikleri somut olmayan kültürel miras unsurlarının Üstün Evrensel Değerini gerekçelendirdikleri VI. kriter ve bu kriteri sağlayan Dünya Mirası Kültürel Peyzajlar bu çalışmanın odağını oluşturmaktadır. Bu çalışmanın birincil amacı, somut ve somut olmayan kültürel miras unsurlarının birlikteliğini Dünya Miras Listesi bağlamında ortaya koymak ve Dünya Miras Alanlarının ilişkilendirildiği somut olmayan kültürel miras unsurlarının Üstün Evrensel Değere katkısını değerlendirmektir.

Tansu Değirmenci
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Science
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Cephe düzeni ve süslemeleriyle geleneksel Aksaray evleri

Aksaray ili tarihte çeşitli birçok uygarlığın yerleşim alanı olmuştur. Kent, farklı dönemlerin yapım ve tasarım kriterlerini barındıran dini, sivil, idari, sosyal ve kültürel mimari yapıları sınırları içerisinde bulundurmaktadır. Tarihi belge niteliğindeki bu yapılar içerisinde yer alan geleneksel kültürün yansıması olan geleneksel Aksaray evleri de tasarımı, cephe düzeni ve süslemeleri ile Anadolu'nun geleneğini, yaşam tarzını ve geçmişini günümüze aktarmaktadır. Tarihi belge niteliğindeki bu yapıların tasarımını ve oluşumunu etkileyen faktörler geleneksel konut cephelerine doğrudan etki etmektedir. Nüfus artışı ile gittikçe betonarme yapıların sayısında artış görülen kentte geleneksel konutların çoğunluğu yok olmuş günümüze nadir sayıda korunmuş veya metruk durumda olan yapı örnekleri ulaşmıştır. Kent merkezinde sit alanı içerisinde yer alan Osmanlı ve Cumhuriyet dönemine ait tarihi Aksaray evleri kendilerine özgü cephe özellikleri taşımaktadır. Yapımında yöresel taş malzemenin kullanıldığı evlerin cephe süslemesinin de en önemli unsuru taştır. Cephelerde yer alan bezemeler desenli veya sade kabartmalı olarak bulunmaktadır. Kentsel çevre içerisinde geleneksel evlerin ilk olarak cephe düzeni ve cephe süslemeleri dikkat çekmektedir. Kent kimliğinin oluşturan tarihi Aksaray konutlarının cephelerinin korunması ve gelecek nesillere aktarılması gerekmektedir. Bu bağlamda geleneksel Aksaray konutlarının cephe düzeni ve cephe süslemeleri üzerinde yapılan bu tez çalışması önem arz etmektedir. Araştırmanın yönteminde öncelikle çalışma kapsamında, araştırma konusu ile ilgili literatür taraması ve alan çalışması yapılmıştır. Yazılı ve görsel belgelerden elde edilen sonuçlar doğrultusunda Aksaray ili merkezinde yer alan Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerine ait kendilerine özgü özellikler taşıyan tescilli sivil mimari yapılar belirlenmiştir. Çalışma sınırları içerisinde bulunan geleneksel Aksaray evlerinin fotoğraflanması ve incelenmesi ile yapıların genel özellikleri, cephe düzenleri ve cephe(görsel) analizlerine ait fotoğraf ve çizimler ile kimlik kartları ve analiz tabloları oluşturulmuştur. Araştırmanın bulgular kısmında tez çalışması kapsamında incelenen sivil mimari örneklerde yapı malzemesinden başlayarak plan, cephe ve süslemeleriyle yapıların kendilerine has özgünlüklerini taşıdığı gözlemlenmiştir. Geleneksel konutların üslup, doluluk-boşluk oranları ve biçimlenişlerine bakıldığında ise aralarında benzerlik görülmektedir. Günümüzde hala işlevini kaybetmeden kullanılan evler olduğu gibi zamanla tahrip edilerek veya kullanılmayarak metruk vaziyette kalmış geleneksel evler de bulunmaktadır. Tez çalışmasının sonuç kısmında ise araştırma kapsamında Geleneksel Aksaray evlerinin genel özellikleri ile birlikte cephe ve süsleme özellikleri detaylarıyla incelenmiş ve geleneksel evlerde cephe ve dokunun önemi vurgulanarak tarihi konutların gelecek nesillere aktarımının önemi belirtilmiştir. Ayrıca araştırılan geleneksel evlerin günümüzdeki özgünlük durumları ve çevre illerde bulunan geleneksel evlerle benzerlik ve farklılıkları ortaya konmuştur.

CepheCephe süslemeleriGeleneksel mimari+3
Şerife Mutlu
Konya Technical University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Tarihi yapılarda koruma ve yeniden işlevlendirme: Bursa Eski İpek Han

Tarihi yapılar; çağın değişimine bağlı olarak sosyal, kültürel, ekonomik ve teknolojik nedenler doğrultusunda işlevsel özelliklerini kaybedebilmektedir. İşlevsel olarak çalışmayan, fakat fiziksel anlamda varlığını koruyabilmiş yapılar kullanıma terk edildiğinde, bilinçsiz toplumların ve çevresel koşulların etkisiyle eskiyip tahrip olmakta ve hatta tamamen yok edilmektedir. Kültürel miras niteliğindeki, toplumların geçmişine dair izler taşıyan yapıların yok edilmesi, kentlerde ve toplumlarda kimlik sorununu beraberinde getirmektedir. İşlev kaybına uğramış önemli tarihi yapıların gelecek kuşaklara aktarılarak kültürel sürekliliğin sağlanması amacıyla, bu yapılara yeni bir işlev yüklenmeli ya da eski işlevinin mevcut duruma uyum sağlaması koşuluyla yeniden kullanımı sağlanmalıdır. Tarihi belge niteliğindeki yapılar, koruma bağlamında yeniden işlevlendirilirken yapının orijinal kimliğinin bozulmaması önemli bir husustur. Bu nedenle yapının özgün işlevi, plan şeması, hacimsel-mekansal kurgusu, strüktürel sistemi gibi faktörlere dikkat edilerek yeni bir işlev yüklenmelidir. Ancak dönemin ilerleyen teknolojisi ve yapıya verilen yeni işlev kurgusu ile doğan ihtiyaçların giderilmesi gerekmekte ve yapı üzerinde yapılacak müdahaleler, belirli kurallar çerçevesinde olmalıdır. Tarih boyunca ticari anlamda önemli bir konuma sahip olan Bursa kenti, içerisinde korunmaya değer birçok tarihi yapı barındır. Bu yapılardan bir tanesi olan Osmanlı Dönemi eserlerinden Eski İpek Han, yapıldığı dönemden günümüze kadar varlığını koruyabilmiş önemli bir yapıdır. Han, günümüze kadar varlığını sürdürmüş olmasına rağmen; fiziksel ve fonksiyonel anlamda eskimiş, hatalı kullanımlardan kaynaklı olarak kültürel değerini kaybetmeye yüz tutmuş ve gerektiği değeri görememektedir. Tarihi, sosyokültürel ve ekonomik önemi yüksek bu yapının, kendisiyle birlikte taşıdığı değerlerin yok olup gitmemesi adına koruma bağlamında iyileştirme, yeniden işlevlendirme yöntemleriyle yeniden kullanıma açılarak tarihi önemi vurgulanmalı ve kimlik kaybının önüne geçilmelidir. Altı bölümden oluşan bu tez çalışmasının ilk bölümünde; giriş olarak amaç, önem, materyal, yöntem belirtilerek kaynak araştırması ve problem tespiti yapılmıştır. İkinci bölümde; koruma ve yeniden işlevlendirme kavramları kapsamında koruma teknikleri, yeniden işlevlendirmeyi gerektiren durumlar, yeni işlev seçimindeki kriterler ve işlevlendirme sırasında yapılabilecek müdahaleler açıklamalı bir şekilde ortaya koyulmuştur. Üçüncü bölümde; tezin kapsamını oluşturan, tarih boyunca ticari anlamda önemli bir merkez haline gelmiş Bursa kenti ve kentin ilk yapılaşmaya başladığı çoğu geleneksel ticari yapıları içinde barındıran "Hanlar Bölgesi" hakkında genel, tarihi, ekonomik, sosyolojik bilgiler verilmiştir. Osmanlı ticaret yapılarına değinilerek, Bursa Hanlar Bölgesi sınırları içerisinde yer alan geleneksel ticari yapılar incelenmiştir. Bölgenin odak noktaları, erişilebilirlik gibi analizleri yapılmıştır. Dördüncü bölümde; Bursa'nın Hanlar Bölgesi'nde yer alan "Eski İpek Han" yapısı ele alınmıştır. Yapıya dair tarihçe, konum, mimari bilgiler araştırılarak yerinde incelemeler ve çevresel analizler ile yapıdaki tarihi kimliğe zarar veren ögeler tespit edilmiştir. Yapının; mekansal analizlerini yapmak ve sosyal yapı ile ilişkisini incelemek için bilimsel bir yöntem olan mekânsal dizim analiz yöntemi kullanılmıştır. Son olarak kullanıcıların yorumlarını ve düşüncelerini öğrenmek adına anket yöntemine başvurularak yerinde çalışma yapılmıştır. Beşinci bölümde; hem ticaret hem konaklama birimlerini barındıran han yapılarından bir tanesi olan "Bursa Eski İpek Han" örneği üzerinden koruma ve yeniden işlevlendirme kapsamında tarihi yapıların yaşatılarak gelecek kuşaklara aktarılması gerekliliği vurgulanmıştır. Eski İpek Han'ın yeniden işlevlendirilme kapsamında otel işlevinin uygun olabileceği düşünülmüş ve bu bağlamda bir öneri sunulması adına öncelikli olarak otel konusu irdelenerek otel türleri, otellerde olması gereken birimler, tarihi yapılarda konaklama gibi konular incelenmiştir. Tarihi yapıların otel olarak işlevlendirilmesi konusu kapsamında uygulanmış olan iki örnek üzerinde incelemeler yapılmıştır. Bölüm sonunda toplanan bütün veriler doğrultusunda Eski İpek Han'ın yeniden işlevlendirilerek kültürel, sosyal, ekonomik anlamda sürdürülebilirliği sağlanması amaçlanmış ve yapının eski işlevine, planlarına, strüktürel yapısına uygunluğu göz önünde bulundurularak otel işlevi kapsamında tasarım önerileri sunulmuştur.

BursaButik otelHanlar+3
Aybüke Yağmur Hoş Ulusoy
Konya Technical University · Institute of Graduate Studies
2022
00