Hacettepe University
Discipline

Farmakoloji Anabilim Dalı

Hacettepe University

210

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

Kronik immobilizasyon stresine maruz bırakılan sıçanlarda vortioksetin, fluoksetin ve resveratrol tedavilerinin anksiyete, motor aktivite ve öğrenme üzerine etkilerinin karşılaştırılması

Çelik B. Kronik immobilizasyon stresine maruz bırakılan sıçanlarda vortioksetin, fluoksetin ve resveratrol tedavilerinin anksiyete, motor aktivite ve öğrenme üzerine etkilerinin karşılaştırılması, Van YYÜ Sağlık Bilimleri Enstitüsü Farmakoloji Anabilim Dalı Yükseklisans Tezi, Van, 2019. Bu çalışma, kronik immobilizasyon stresine maruz bırakılan sıçanlarda vortioksetin, fluoksetin ve resveratrol tedavilerinin anksiyete, motor aktivite ve öğrenme üzerine etkilerini araştırmak için tasarlandı. Çalışmada 200 ± 20 g ağırlığında 72 adet erkek Wistar albino sıçan kullanıldı. Sıçanlar, her grupta 8 adet olacak şekilde 9 gruba ayrıldı. Grup 1: kontrol grubu, (strese maruz kalmadı) Grup 2: DMSO-çözücü grubu, strese maruz kalmadı. Grup 3: stres grubu, kronik immobilizasyon stresine maruz kaldı. Grup 4: Vortioksetin + stres grubu, sıçanlara stres uygulamasından 30 dakika önce 10 mg / kg / gün dozunda vortioksetin verildi. Grup 5: Fluoksetin + stres grubu, sıçanlara stres uygulamasından 30 dakika önce 10 mg / kg / gün dozunda fluoksetin verildi. Grup 6: Resveratrol + stres grubu, sıçanlara stres uygulamasından 30 dakika önce 100 mg / kg / gün dozunda resveratrol verildi. Grup 7: Vortioksetin (10 mg / kg / gün) + Resveratrol (100 mg / kg / gün) + stres grubu, sıçanlara stres uygulamasından 30 dakika önce vortioksetin ve resveratrol verildi. Grup 8: Fluoksetin (10 mg / kg / gün) + Resveratrol (100 mg / kg / gün) + stres grubu, sıçanlara stres uygulamasından 30 dakika önce fluoksetin ve resveratrol verildi. Grup 9: Vortioksetin (10 mg / kg / gün) + Fluoksetin (10 mg / kg / gün) + Resveratrol (100 mg / kg / gün) + stres grubu, sıçanlara stres uygulamasından 30 dakika önce vortioksetin, fluoksetin ve resveratrol verildi. Kronik immobilizasyon stresi uygulaması için hayvanlar 30 gün boyunca günde 60 dakika sabitleyici kafese konuldu. Yükseltilmiş artı-labirent (EPM) testinde açık kollarda harcanan zaman ve açık kollardaki girişlerin sayısı, normal kontrol grubuna göre stres kontrol grubunda anlamlı derecede düşüktü. Bu değerler tedavi gruplarında arttı. Morris water maze testinde kronik immobilizasyon stresi, platformu bulmak için gecikmeyi önemli ölçüde azalttı. Bu değerler tedavi gruplarında arttı. Rota rod testi sonuçlarının gerek grup içi, gerek gruplararası karşılaştırmalarında fark bulunamadı. Bu çalışmanın sonuçları; vortioksetin + fluoksetin + resveratrol kombinasyonunun, bu ilaçların yalnız uygulanmalarına göre daha iyi anksiyolitik etkiler gösterebileceğini; vortioksetin veya fluoksetine bağlı gelişebilecek öğrenme - bellek kayıplarının tedavi protokolüne resveratrol ilavesi ile engellenebileceğini göstermektedir. Önümüzdeki çalışmalarda sonuçlarımızın moleküler temellerinin aydınlatılması hedeflenmektedir.

AnksiyeteFluoksetinHayvan deneyleri+7
Barış Çelik
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Yenidoğan yoğun bakımda görülen enfeksiyonlar, antibiyotik kullanımı ve bu antibiyotiklere karşı gelişen bakteri direnci

Son yıllarda neonatolojideki gelişmeler sayesinde, düşük doğum ağırlıklı prematüre bebekler yaşamakta ve bu bebekler uzun süre yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde izlenmektedir. Ancak uzun süreli yatış çeşitli komplikasyonları da beraberinde getirmektedir. Bu komplikayonların en önemlisi hastane enfeksiyonlarıdır. Özellikle yoğun bakım ünitesinde yatan bebekler bu hastane enfeksiyonları için diğer bebeklere göre daha fazla risk faktörleri taşımaktadır. Bu risk faktörlerinin en önemlileri düşük doğum ağırlığı, prematüre doğum, mekanik ventilatör ve kateter uygulamalarıdır. Van ilinde bulunan Özel Lokman Hekim Hastanesi yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde 2015-2018 tariheleri arasında yatan hastalar hastanenin bilgi işlem veri tabanından retrospektif olarak tarandı ve toplam 310 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastaların demografik özellikleri, kateter durumları, mekanik ventilasyon durum ve süreleri, enfeksiyon durumları, hastanedeki yatış süreleri cerrahi işlem görüp görmeme durumları, en sık üreyen mikroorganizmalar, hastaların antibiyogram sonuçları, yıllara göre bebeklerde kullanılan antibiyotikler ve kullanım sonrası görülen enfeksiyon tipleri ve antibiyotiklere gösterilen direnç oranlarına incelendi. Çalışmamızda kan kültüründe en fazla üreyen patojen, sepsise neden olan Gr + Staphylococcus epidermidis'di (%57). Onu, Gr - Escherichia coli (% 11) ve Klebsiella (% 10) takip etmekteydi. İdrar kültüründe ise sırasıyla en fazla üreyen patojen E.coli (% 58), Staphylococcus epidermidis (% 13) ve Enterobacter'di (% 13). Gram negatif bakterilerin Levofloksasin, Moksifloksasin, İmipenem ve Vankomisin antibiyotiklerine direnç geliştirmediği ve genel olarak gram pozitif bakterilerin, gram negatif bakterilere göre daha düşük direnç gösterdikleri görülmektedir. Çalışmamızın sonuçları, yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde yatmakta olan bebeklerin daha çok preterm-SGA'lı hastalardan oluştuğunu, hastaların yatış süresinin uzun olduğunu, kateter kullanımının ve enfeksiyon oranının oldukça fazla olduğunu göstermektedir. Anahtar kelimeler: Antibiyotik, direnç, enfeksiyon, prematür, yenidoğan

AntibiyotiklerBebek-prematürBebek-yenidoğmuş+7
Seda Çartı Ökten
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Bleomisin ile akciğer fibrozisi oluşturulan sıçanlarda Ferula pseudalliacea Rech. f. metanol ekstraktının sitoprotektif etkileri

Bu çalışmada; halk tıbbında kullanılan bitkilerden olan Ferula pseudalliacea Rech. f.'nin; mide ağrısı, histeri, bebek koliti, astım tedavisinde kullanıldığı; ayrıca antibakteriyel, anti-inflamatuar, anti-HIV, antiprotozoal özellikler gibi geniş yelpazede bildirilen etkinlikleri nedeniyle; F. pseudalliacea Rech. f. bitkisinin metanol ekstresinin içerik analizinin yapılması ve sıçanlarda bleomisin ile oluşturulacak deneysel fibrozis modelinde koruyucu aktivitesinin olup olmadığının bitki içeriğindeki biyoaktif moleküller üzerinden yorumlanması hedeflenerek, kanser kemoterapisinde kullanılan ancak akciğer fibrozisi gibi önemli yan etkileri nedeni ile kullanımı risk taşıyan ilaçların yan etkilerini önlemede; ayrıca tedavisi halen tam anlamı ile başarılı olmayan akciğer fibrozisinde koruyucu etkileri olup olmadığı incelendi. Yürütülen bu çalışmada 32 adet, 2-3 aylık, 190-220 gr ağırlığında, standart barınma koşulları altında tutulan Wistar albino erkek sıçanlar kullanıldı. Sıçanlar Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Deneysel Tıp Uygulama ve Araştırma Merkezi'nden temin edildi. Çalışma gruplarında sıçanlar 8'er adet olacak şekilde toplam 4 grup oluşturuldu. Gruplar; Grup-1: (n=8): Kontrol grubu olarak ayrıldı. Grup-2: (n=8) bleomisin 7,5 mg/kg canlı ağırlık oranında intratrakeal olarak tek doz uygulandı. Grup-3: (n=8): F. pseudalliacea Rech. f. bitkisinin metanol ekstresi 200 mg/kg oral olarak 30 gün uygulandı. Grup-4: (n=8) Tek doz 7,5 mg/kg bleomisine ilave olarak F. pseudalliacea Rech. f. bitkisinin metanol ekstresi 200 mg/kg oral olarak 30 gün uygulandı. 30. günün sonunda ratlara 10 mg/kg ksilazin ve 90 mg/kg i.p. ketamin anestezisi altında dekapitasyon işlemi yapılarak ve doku örnekleri alınarak gerekli histopatolojik ve biyokimyasal analizler yapıldı. Histopatolojik değerlendirmelerde, F. pseudalliacea Rech. f. metanol ekstraktı verilen grupta BLM ile indüklenen akciğer hasarının belirgin şekilde azaldığı gözlemlendi. Ekstraktın dokuda toksisite oluşturmaması önemli bir bulgu olarak değerlendirildi. Biyokimyasal analizlerde ise hidroksiprolin düzeylerinde anlamlı fark saptanmadı; ancak yalnızca ekstrakt verilen grupta total antioksidan seviye (TAS) artışı ve total oksidan seviye (TOS) ile oksidatif stres indeksi (OSİ) düzeylerinde anlamlı düşüşler elde edildi. Bu bulgular, ekstraktın antioksidan savunmayı destekleyici ve oksidatif stresi düzenleyici potansiyel taşıdığını gösterdi. Sonuç olarak, F. pseudalliacea Rech. f. ekstraktı, deneysel akciğer fibrozis modelinde histopatolojik düzelme sağladı ve biyokimyasal bazı parametrelerde ise olumlu etkiler gösterdi. Bu veriler, söz konusu bitki ekstraktının, antifibrotik etkisinin ileri deneysel çalışmalarla desteklenmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: Ferula pseudalliacea Rech. f., Bleomisin, Akciğer Fibrozisİ, Akciğer, Sıçan,

Mustafa Kaplan
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Sıçanlarda hepatik hasar oluşturan izotretinoine karşı Pistacia terebinthus L. meyve ve sakızının koruyucu etkisi

Günümüzde güzellik arayışının artmasıyla birlikte, akne vulgaris tedavisinde yaygın kullanılan vitamin A türevi izotretinoin; terapötik etkilerinin yanı sıra, karaciğer hasarı, oksidatif stres ve diğer ciddi yan etkileri nedeniyle tartışmalı bir ilaç haline gelmiştir. Bu çalışmanın amacı, izotretinoinin neden olduğu hepatotoksisiteye karşı, Türkiye'nin güney ve batı bölgelerinde yetişen ve halk arasında "menengiç" olarak adlandırılan Pistacia terebinthus'un meyve ve sakız ekstraktlarının koruyucu etkilerini deneysel bir modelde incelemektir. Bitki materyali, 2023 Eylül–Ekim döneminde toplanan meyve ve 2023 Kasım–Aralık döneminde toplanan sakız örneklerinden oluşmuş; Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Eğitim Fakültesi Biyoloji Bölümü Herbaryumuna numune olarak kayıt altına alınmıştır. Toplanan materyaller, gölgede kurutulup elektrikli değirmende öğütüldükten sonra, 70 % etanol/30 % su içeren hidrolojik çözücü içerisinde 48 saat boyunca manyetik karıştırıcı kullanılarak ekstrakte edilmiş, filtrasyon ve rotary evaporasyon işlemleri sonrasında -18 °C'de muhafaza edilmiştir. Deneysel çalışmada, 2–3 aylık, 190–220 gram ağırlığındaki 64 Wistar albino erkek sıçan, standart barınma koşullarında sekiz grup (her biri 8 adet) halinde değerlendirilmiştir. Gruplar; kontrol (0,9 % NaCl), izotretinoin (40 mg/kg/gün), silimarin (200 mg/kg/gün), P. terebinthus meyve ekstraktı (200 mg/kg/gün), P. terebinthus sakız ekstraktı (200 mg/kg/gün) ve izotretinoin ile kombine uygulamalardan oluşmaktadır. İzotretinoinin indüklediği karaciğer hasarını değerlendirmek amacıyla, sıçanlardan alınan kan ve doku örneklerinde ALT, AST, LDH, HDL, toplam antioksidan seviye (TAS), toplam oksidan seviye (TOS), oksidatif stres indeksi (OSI) ve hidroksiprolin düzeyleri ölçülmüş; ayrıca dokuların histopatolojik ve immünohistokimyasal boyamaları gerçekleştirilmiştir. Elde edilen veriler SPSS 26 programı kullanılarak tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve Tukey'in çoklu karşılaştırma testleri ile analiz edilmiş, p < 0,05 anlamlılık düzeyi olarak kabul edilmiştir. Bu çalışma, Pistacia terebinthus meyve ve sakızının izotretinoin kaynaklı hepatotoksisiteye karşı koruyucu etkisini inceleyerek, silimarin ile karşılaştırmalı olarak yeni bitkisel tedavi stratejilerinin geliştirilmesine yönelik literatürdeki boşluğu doldurmayı hedeflemektedir. Bu çalışmada, izotretinoinin sıçan karaciğerinde oksidatif stres, inflamasyon ve hücresel hasara yol açtığı, bu etkinin histopatolojik incelemelerle belirginleştiği bulunmuştur. İzotretinoin uygulanan grupta karaciğer dokusunda inflamasyon, apoptoz ve hiperemi gözlenmiş, bu da ilacın karaciğer fonksiyonlarını olumsuz etkilediğini göstermektedir. Pistacia terebinthus L. meyve ve sakızı, tek başına veya izotretinoin ile birlikte uygulandığında, bu hasarı önemli ölçüde azaltmış, histolojik yapıyı korumuştur. Özellikle Pistacia terebinthus sakızının, karaciğer dokusundaki hasarı daha etkili bir şekilde azaltma potansiyeli göstermiştir. Biyokimyasal parametrelerde ise, izotretinoin uygulanan grupta hidroksiprolin, TOS ve OSI seviyelerinde anlamlı artışlar ve TAS seviyesinde düşüş gözlemlenmiştir. Pistacia terebinthus meyve ve sakızının bu parametreleri iyileştirdiği, oksidatif stresi ve hepatotoksisiteyi azaltarak karaciğer koruma sağladığı anlaşılmaktadır. Silimarin de benzer şekilde hepatoprotektif etki göstermiştir. Sonuç olarak, Pistacia terebinthus L. meyve ve sakızı, izotretinoinin yol açtığı hepatotoksisiteye karşı etkili bir koruyucu ajan olarak potansiyel taşımaktadır. Bu bulgular, bu bitkinin antioksidan ve hepatoprotektif özelliklerinin gelecekte farmakolojik tedavi stratejilerine dahil edilmesine olanak sağlayabilir. Anahtar Kelimeler: İzotretinoin, Pistacia Terebinthus, Karaciğer, Menengiç Sakızı, Sıçan

Yusuf Sevinç
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Farelerde oluşturulan deneysel ağrı modelinde Ferula pseudalliacea Rech. F metanol ekstraktının analjezik aktivitesinin değerlendirilmesi

Bu çalıĢmada, Ferula pseudalliacea Rech. F. (FP) bitkisinin metanol ekstresinin farelerde analjezik aktivitesinin olup olmadığını değerlendirildi. Bu çalıĢmanın hayvan materyalini Ġki aylık 60 adet diĢi Swiss albino fareler (25-30 gram ağırlığında) oluĢturdu. Asetik asit ile indüklenen farelerde kıvranma testi (Writhing test) ile FP'nin periferal analjezik potansiyeli; hot plate testi ile de santral analjezik potansiyeli değerlendirildi. ÇalıĢmada Kıvranma testi için 5 grup (n=6) oluĢturuldu. Gruplar sırası ile; Kontrol Grubu: %2 Tween 80 (10mL/kg/oral) ve Asetik asit (%0.6, ip), Grup 1: Diklofenak sodyum (50 mg/kg, oral yol ile) + Asetik asit (%0.6, ip), Grup 2: FP (100 mg/kg, oral yol ile) + Asetik asit (%0.6, ip), Grup 3: FP (200 mg/kg, oral yol ile) + Asetik asit (%0.6, ip), Grup 4: FP (400 mg/kg, oral yol ile) + Asetik asit (%0.6, ip) Ģeklinde sıralandı. Hot plate testi için de her grupta 6 fare bulunan 5 grup oluĢturuldu. Gruplar sırası ile; Kontrol Grubu: %2 Tween 80 (10mL/kg) oral yol ile uygulandı, Grup 1: (n=6) Diklofenak sodyum (50 mg/kg, oral yol ile), Grup 2: (n=6) FP (100 mg/kg, oral yol ile), Grup 3: (n=6) FP (200 mg/kg, oral yol ile), Grup 4: (n=6) FP (400 mg/kg, oral) Ģeklinde sıralandı. Asetik asit ile oluĢturulan kıvranma testi sonuçları göstermektedir ki; kontrol grubuna göre diklofenak sodyum (p<0.001) ile Ferula pseudalliacea ekstraktlarının 100 mg/kg (p<0.01) 200 ve 400 mg/kg (p<0.001) düzeylerinde doza bağımlı terapötik anlamlılık göstermektedir. Diklofenak sodyuma göre ise FP'nin 100 mg/kg dozu kıvranma sayısı bakımından anlamlı artıĢ gösterirken (p<0.01); 200 mg/kg ve 400 mg/kg dozları anlamlı düzeyde (p<0.05) daha düĢük kıvranma sayısı oluĢturarak terapötik açıdan olumlu sonuçlar göstermektedir. Hot plate testi sonuçları değerlendirildiğinde ise, gruplararası karĢılaĢtırmalarda anlamlılık bulunamadı (p>0.05). Bu çalıĢmanın sonuçları; FP özellikle 200 ve 400 mg/kg dozlarında periferal ağrıyı hafifletirken; merkezi antinosiseptif aktivite açısından ise etkili olmadığını göstermektedir. Ferula pseudalliacea Rech. F.'nin periferal antinosiseptik etkinliğinin içeriğindeki biyoaktif moleküllerden hangisine bağlı olabileceği, ağrı kontrolünde alternatif bir ürün olup olamayacağına yönelik moleküler temellerinin açıklanmasına ihtiyaç duyulmaktadır.

Eda Deniz Yüksek
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessEN

The role and importance of dorsal and ventral hippocampal catecholaminergic innervations in social memory of rats

This study aims to investigate the role and importance of the catecholaminergic innervations in the dorsal (DH) and ventral hippocampus (VH) in social memory of rats. Female Wistar rats were injected bilaterally with 6-OHDA in either DH or VH. Then, following a 10-day recovery period, sets of behavioral tests were conducted to assess both motor and cognitive functions. In the open field locomotor activity test, the depletion of catecholamines in the VH increased the locomotor activity compared to naive, whereas in the DH it did not affect the locomotor activity. Regarding olfaction, there is no difference in the latency to find pellets between all groups in the buried food-seeking test. In addition, impairment in social memory has been observed as both the DH and VH groups were unable to recognize a familiar from a novel juvenile rat, while the VH group demonstrated a deficit in sociability in the 3-chamber social memory test. In the 2- trial direct interaction, the DH group failed to recognize a previously encountered juvenile rat confirming the previous test outcome. However, the VH group showed a reduction in time spent interacting with both familiar and novel juvenile rats, which indicates low sociability. Moreover, no difference was observed between the groups in the Y maze, novel object recognition, sucrose preference, or elevated plus maze tests. Using demonstrative immunofluorescence staining, a reduction of TH+ terminal has been observed in dorsal CA1, and ventral CA1 regions of the hippocampus in DH and VH groups respectively. This shows that, the catecholaminergic innervations in the CA1 region of the DH and VH are important in modulating rat social memory. Furthermore, the catecholaminergic innervation of the VH may be more significant than DH in controlling sociability and locomotor activity. Additionally, a minor role of this innervation in spatial, recognition, olfaction, and anxiety processing could be proposed, which cannot be demonstrated with such a mild lesion made in this study. These findings could highlight the importance of catecholaminergic innervations in the VH in the behavioral deficits associated with neurodevelopmental and neuropsychiatric disorders.

MemoryAnimal experimentationHydroxydopamines+3
Ahmed Algalı Sedahmed Musa
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Yağ asidi amid hidrolaz (FAAH) ve monoaçil gliserol lipaz (MAGL) inhibitörlerinin farede deneysel solunum yolu inflamasyonu üzerindeki etkileri

Endokannabinoid sistem, solunum yollarını da içeren bir çok biyolojik sistemde fizyolojik fonksiyonların düzenlenmesinde önemli rol oynar. Bu çalışmada, endokannabinoid metabolizmasından sorumlu olan FAAH ve MAGL enzimlerinin inhibitörleri ile tedavinin farelerde deneysel solunum yolu inflamasyonu ve trakeal hiperreaktivite üzerine etkileri incelenmiştir. Solunum yolu inflamasyonu farelere intranazal (i.n.) lipopolisakkarit (LPS) (60 μl, 0.1 mg/ml) uygulanarak gerçekleştirilmiştir. FAAH inhibitörü URB597 [0.3 mg/kg (i.n./i.p.)] ve MAGL inhibitörü JZL184 [1 mg/kg (i.n.), 5 mg/kg (i.p.)] tedavileri alt gruplara LPS uygulamasından bir saat önce verilmiştir. LPS uygulamasından kırk sekiz saat sonra trakea ve akciğerler izole edilmiştir. LPS uygulaması izole trakea halka preparatlarında karbakol kasılmalarını değiştirmezken 5-hidroksitriptamin (5-HT) kasılmalarında artışa neden olmuştur. Hem URB597 hem de JZL184 tedavileri artmış olan 5-HT kasılmalarını önlemiştir. İ.p. URB597, i.p ve i.n. JZL184 tedavileri LPS gruplarında periferik ve parankimal inflamasyonu azaltırken, bu tedavilerden yalnızca i.p. URB597 uygulaması nötrofil artışını engelleyebilmiştir. Bu sonuçlar FAAH ve MAGL inhibisyonunun solunum yolu hiperreaktivitesinde koruyucu etkiye sahip olabileceğini göstermektedir. Ancak, bu inhibitörlerin inflamasyon üzerindeki değişken etkileri FAAH ve MAGL inhibitörleri ile tedavinin özellikle kronik inflamatuar solunum yolu hastalıklarında kullanılabilmesi ile ilgili olarak daha fazla çalışma yapılmasının gerekli olduğunu düşündürmektedir. Anahtar kelimeler: Yağ Asidi Amid Hidrolaz (FAAH), Monoaçilgliserol Lipaz (MAGL), Solunum yolu hiperreaktivitesi, solunum yolu inflamasyonu, kannabinoid

AmidlerHidrolazlarKanabinoidler+4
Reshed Abohalaka
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Farelerde lipopolisakkarit ile indüklenen solunum yolu inflamasyonunda mitokondriye hedeflendirilmiş yavaş hidrojen sülfür salıveren ap39'un ve nitrik oksit sentaz inhibitörü asimetrik dimetil arjinin (ADMA)'nın etkilerinin araştırılması

Bu çalışmada lipopolisakkarit (LPS) ile indüklenen solunum yolu inflamasyonunda mitokondriye hedeflendirilmiş hidrojen sülfür'ü yavaş salıveren donör AP39'un etkileri in vitro ve in vivo modeller ile incelendi. In vitro modelde farelerden izole edilen trakea halkaları ve akciğer dokuları doku kültüründe LPS ile dört gün boyunca inkübe edildi. LPS inkübasyonu trakea halkalarında 5-hidroksitriptamin ve bradikinin ile elde edilen kasılma yanıtlarında artışa ve akciğer dokularında interlökin (IL)-1β, tümör nekroz faktörü alfa (TNF-α), IL-6 düzeylerinde artışa yol açtı. AP39 inkübasyonu 30 nM konsantrasyonda trakeal 5-HT hiperreaktivitesini ve 30 ve 300 nM konsantrasyonlarda TNF-α, IL-6 düzeylerindeki artışı önledi. In vivo modelde ise LPS ve AP39 farelere intranazal olarak uygulandı. AP39 (250, 500 ve 1000 nmol/kg) tedavisi LPS ile indüklenen bronşiyal hiperreaktiviteyi ve bronkoalveolar lavaj sıvısında IL-6 artışını bütün dozlarda, nötrofil sayısındaki artışı 1000 nmol/kg, TNF-α artışını 250 ve 500 nmol/kg dozlarda engelledi, akciğerde parankimal inflamasyonu ise etkilemedi. AP39 500 nmol/kg dozda, LPS ile indüklenen glukoz-6-fosfat ve süksinat birikimini önledi, 250 nmol/kg dozda ise sistein düzeyindeki azalmayı inhibe etti ve glutatyon ve taurin düzeylerini artırdı. Bu çalışmada ayrıca endojen bir nitrik oksit sentaz inhibitörü olan asimetrik dimetil arjinin (ADMA)'in LPS ile indüklenen solunum yolu inflamasyonundaki rolü araştırıldı. Doku kültüründe ADMA (3μM) inkübasyonu 5-hidroksitriptamin ve bradikinin ile indüklenen kasılmaları artırdı. Ancak, LPS varlığında ADMA (30 ve 100 μM) inkübasyonu 5-hidroksitriptamin hiperreaktivitesini önledi. LPS ile indüklenen in vivo solunum yolu inflamasyonunda ADMA (200 nmol/kg)'nın intratrakeal yoldan akut olarak veya intranazal (30 mg/kg) olarak uygulanması bronşiyal hiperreaktiviteyi inhibe etti ve intranazal uygulama bronkoalveolar lavaj sıvısındaki nötrofil sayısındaki artışı da önledi. Bulgularımıza göre AP39, solunum yolu inflamasyonunu azaltmakta ve bronşiyal hiperreaktiviteyi önlemektedir; ancak uygulanacağı doz kritik görünmektedir. ADMA nitrik oksit sentaz enziminin indüklenebilir ve yapısal alt tiplerini inhibe ederek solunum yolu fonksiyonlarının düzenlenmesine katılmaktadır ve solunum yolu inflamasyonunda terapötik potansiyeli olabileceği düşünülmektedir.

ADMABronşiyal hastalıklarBronşiyal hiperaktivite+5
Yasemin Karaman
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

CORM2 molekülünün penil dokuda vasküler tonus üzerine etkisi

Amaç: Erektik disfonksiyon temelinde endotel bozukluğun geliştirdiği çok boyutlu bir hastalık olmakla birlikte hipertansiyon, diyabet gibi kardiyvasküler hastalıkların erken belirtisi olarak düşünülmektedir. Son yıllarda kardiyovasküler hastalıklarda gazotransmitterlerin önemi giderek artmıştır. Gazotransmitter olarak bilinen NO, H2S ve CO arasındaki etkileşim birçok çalışmaya konu olmuştur. Bu çalışmadaki amaç CO donörü olan CORM-2'nin corpus cavernosumda gevşeme yanıtları üzerine etkilerinin ve diğer gazotransmiterler olan NO ve H2S aracılı yanıtlarla ilişkisinin araştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: CO'nun H2S ve NO ile ilişkisinin araştırılması için fare korpus kavernosum dokularında NO inhibitörü olan L-NAME ve H2S inhibitörü olan AOAA varlığında kümülatif CORM-2 yanıtları alınmıştır. Endojen H2S' e CORM-2 etkisini değerlendirebilmek amacıyla CORM-2 inkübasyonu yapılmış dokularda kümülatif L-sistein yanıtları alınmıştır. Bir diğer deney setinde ise CORM-2'nin yukarıda bahsedilen inhibitörler varlığında H2S' e etkisinin değerlendirilmesi amacı ile metilen mavisi analizleri gerçekleştirilmiştir. Bulgular: H2S inhibitörü olan AOAA varlığında alınan CORM-2 yanıtları endotelli ve endotelsiz dokularda farklılık göstermektedir. L-NAME varlığında alınan CORM2 yanıtlarında kontrol grubuna kıyasla Emaks değerleri anlamlı olarak azalmaktadır. CORM-2 inkübasyonu varlığında L-sistein yanıtlarında ise Emaks'da anlamlılık bulunmamıştır. Metilen mavisi deneyinde elde edilen sonuçlara göre, L-sistein ile indüklenen CORM-2'nin H2S düzeylerini artırdığı bu artışın ise AOAA ile geri döndüğü gösterilmiştir. Sonuç: Bütün çalışmaların doğrultusunda CORM-2 yanıtlarının endotelli ve endotelsiz dokularda farklı olması CO'nun H2S ve NO ile etkileşimine ışık tutacak yeni bir bulgu içermektedir. Anahtar Kelimeler; CORM-2, Nitrik oksit, Hidrojen sülfür, Erektil disfonksiyon

Erektil disfonksiyonFarelerHayvan deneyleri+6
Sinem Yılmaz
Ege University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Huh-7 hepatoselüler karsinoma hücrelerinde TRPC6 kanal aktivatörü hiperforinin SOCE ve proliferasyon üzerine etkileri

Amaç: Çalışmamızın amacı, Huh-7 insan hepatoselüler karsinoma hücre hattında geçici reseptör potansiyel 6 (transient receptor potential canonical 6, TRPC6) kanalının spesifik aktivatörü olan hiperforinin proliferasyon hızı, depo kontrollü kalsiyum girişi (SOCE) ve ilişkili proteinlerin (TRPC1, TRPC6, STIM1 ve Orai1) ekspresyonu üzerine olası etkilerini araştırmaktır. Metot: Bu çalışmada hiperforin inkübasyonunun (24 saat) TRPC1, TRPC6, STIM1 ve Orai1 mRNA ekspresyon düzeyleri üzerine olan etkilerini araştırmak amacıyla gerçek zamanlı kantitatif PCR (qRT-PCR, Light Cycler 480, Roche) analizi gerçekleştirildi. Hiperforinin SOCE üzerine etkilerini araştırmak amacıyla Fura-2 ile yüklenmiş Huh-7 hücrelerinde hücre içi kalsiyum konsantrasyonlarındaki değişim gerçek zamanlı olarak spektroflurometrede izlendi. Ayrıca hiperforinin Huh-7 hücrelerinin proliferasyonu üzerindeki etkileri gerçek zamanlı hücre analiz sistemi (xCELLigence) ile incelendi. Bulgular: qRT-PCR sonuçlarına göre, hiperforin TRPC1 mRNA ekspresyon düzeylerinde istatistiksel olarak anlamlı bir artışa neden olurken STIM1 ve Orai1 düzeylerinde azalma meydana gelmiştir. Diğer yandan, TRPC6 mRNA ekspresyon düzeylerinde istatistiksel olarak anlamlı olmamakla birlikte belirgin bir artış meydana gelmiştir. Kontrol hücrelerine kıyasla hiperforin ile inkübe edilen (2 saat) Huh-7 hücrelerinde siklopiazonik asitin (CPA) neden olduğu SOCE istatistiksel olarak anlamlı ölçüde artmıştır. Aynı zamanda hiperforin tek başına ya da CPA-aracılı SOCE sonrası uygulandığında hücre içi kalsiyum düzeyinde belirgin bir artışa neden olmuştur. Hiperforinin neden olduğu kalsiyum konsantrasyon artışlarında protein kinaz C'nin rolünü araştırmak amacı ile uygulanan PKC inhibitörü şeliritrin varlığında hiperforinin neden olduğu [Ca+2]i artışının belirgin düzeyde azaldığı belirlenmiştir. Hiperforin konsantrasyona bağlı olarak Huh-7 hücrelerinin proliferasyon hızı üzerinde anlamlı bir azalmaya neden olmuştur. Sonuç: Hiperforinin neden olduğu SOCE artışı, TRPC1 ve TRPC6 mRNA ekspresyon düzeylerindeki artışın bir sonucu olabilir. Hiperforinin Huh-7 hücrelerinde konsantrasyona bağlı olarak proliferasyon hızında neden olduğu azalma hiperforinin kanser tedavisi için potansiyel bir ilaç olabileceğini düşündürmektedir. Ayrıca, hiperforin hepatoselüler karsinoma hücrelerinde SOCE'nin aktivasyonu ve düzenlenmesinde önemli bir rol oynuyor olabilir. Anahtar Kelimeler; Hepatoselüler karsinoma; Huh-7; Kalsiyum; TRPC1; TRPC6

Gen ifadesiHiperforinKalsiyum+2
Damla Getboğa
Ege University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

İnsan safen veninde yüksek glikoz ve pioglitazonun vasküler yanıtlar üzerine etkileri

Amaç: Koroner arter bypass greft (KABG) cerrahisinde greftlerin uzun dönem açık kalma oranı restenoz gelişimi nedeniyle düşüktür. Diyabet oksidatif stres oluşumuna, matriks metalloproteinazların (MMP'ler) ekspresyon/aktivitesinin artmasına yol açarak restenozu ve vasküler disfonksiyonu tetikler. Çalışmamızda insan safen ven (İSV) segmentlerinde yüksek glikozun oksidatif stress, MMP-2, MMP-9, MMP-14, TIMP-2 ekspresyonları ve vasküler fonksiyonel yanıtlar, üzerine olan etkilerinin ve pioglitazonun oluşturduğu değişimlerin araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: KABG operasyonuna alınan hastalardan sağlanan İSV segmentleri, endotelyum nazikçe uzaklaştırıldıktan sonra 5 halkaya ayrılmıştır. Halkalara 30mM glikoz ve/veya 10µM pioglitazon veya 0.1% DMSO eklenmiş DMEM/F12 ortamında 24 saat inkübasyon uygulanmıştır. İşlem görmemiş halkalar kontrol olarak adlandırılmıştır. Süperoksit anyon/ ROT düzeyleri lusigenin/luminol kemilüminesans yöntemi ile, MMP-2, MMP-9 ekspresyon/aktiviteleri jelatin zimografi ile, MMP-14 ve TIMP-2 ekspresyonları ise immünohistokimyasal olarak incelenmiştir.İSV halkalarında izole organ banyosu sistemi kullanılarakpotasyum klorür, noradrenalin, serotonin ve prostaglandin F2α'ya karşı kasılma ve diltiazem ile papaverine karşı gevşeme yanıtları alınmıştır. Bulgular: Yüksek glikoz süperoksit anyon ve ROT düzeylerini artırmış, ancak pioglitazon artan düzeyleri azaltmıştır. Glikoz MMP-2, MMP-14 ekspresyonlarını, MMP-2 aktivitesini artırmış, TIMP-2 ekspresyonunu ise azaltmıştır. Pioglitazon MMP-2, MMP-14 ekspresyonlarını ve MMP-2 aktivitesini inhibe etmiş, ancak TIMP-2'yi artırmıştır. Glikoz İSV segmentlerinde potasyum klorür, noradrenalin, serotonin, prostaglandin F2α'ya karşı kontraktil yanıtları anlamlı şekilde azaltmıştır. Pioglitazon tüm ajanlara karşı kontraktil yanıtları artırmıştır. Glikoz diltiazeme karşı gevşeme yanıtlarını azaltmış, ancak pioglitazon etkilememiştir. Papaverin yanıtları glikoz veya pioglitazondan etkilenmemiştir. Glikoz kontraktil ajanlara karşı duyarlılığı azaltmış, pioglitazon serotonin ve prostaglandinF2α'ya karşı duyarlılığı artırmış, noradrenaline karşı duyarlılığı etkilememiştir. Sonuç: Pioglitazon tedavisi İSV grefti uygulanan diyabet hastalarında restenoza bağlı erken greft yetmezliğinin önlenmesi ve greftin fonksiyonel performansının uzun süre korunması için yararlı olabilir. Anahtar Kelimeler: pioglitazon, yüksek glikoz, matriks metalloproteinazlar, oksidatif stres, koroner arter bypass grefti

AntioksidanlarGlükozHipoglisemik ajanlar+7
Ceylan Onursal
Ege University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

İnsan safen veninde hidrojen peroksit ile oluşturulan oksidatif stres ve doksisiklinin vasküler yanıtlar üzerine etkileri

Amaç: Reaktif oksijen türlerinin (ROT) artan düzeyleri kardiyovasküler cerrahide önemli bir klinik problemdir. ROT'nin üretimi ve proinflamatuvar enzimler olan matriks metalloproteinazların (MMP'ler) aktivasyonu pekçok kardiyovasküler hastalık ile ilişkilidir. Doksisiklin subantimikrobiyal dozda etkin bir MMP inhibitörü ve aynı zamanda ROT tutucu olarak davranır. Bu çalışmada insan safen ven (İSV) segmentlerinde hidrojen peroksit ile stimüle edilen in vitro oksidatif strese bağlı zayıflamış vasküler reaktivitenin doksisiklin ile normalize edilebileceği hipotezini araştırmayı amaçladık. Metodlar: İSV segmentleri koroner arter bypass graft operasyonuna alınan hastalardan toplanmıştır. Segmentlerin endotel tabakası dikkatlice kazınarak uzaklaştırılmıştır. Daha sonra, segmentler 4 gruba ayrılmış ve 10 µM hidrojen peroksit ve/veya 10 µM doksisiklin ile16 saat süre ile inkübe edilmiştir. İşlem görmemiş İSV segmentleri kontrol olarak işlem görmüştür. Vasküler reaktivitedeki değişiklikleri değerlendirmek için fonksiyonel endotelyuma sahip olmadığı doğrulanan ven halkalarında noradrenalin, potasyum klorür, serotonin ve papaverin için konsantrasyon-yanıt eğrileri gerçekleştirilmiştir. Paralel deneylerde ven halkalarındaki ROT düzeyleri lusigenin ve luminol ile amplifiye edilmiş kemilüminesans yöntemi kullanılarak değerlendirilmiştir. Başka bir deney setinde, paralel İSV halkalarında MMP-9 ve MMP-13 ekspresyonları immünohistokimyasal olarak incelenmiştir. Sonuçlar: İSV'nin hidrojen peroksit ile inkübasyonu ROT ve süperoksit anyon düzeylerinde sırasıyla 5 ve 4 katlık artışlara sebep olmuştur. Doksisiklin artan ROT ve süperoksit anyon düzeylerini anlamlı şekilde azaltmıştır. Hidrojen peroksit grubundan İSV segmentlerinde noradrenalin, potasyum klorür ve serotonine karşı kontraktil yanıtlar anlamlı şekilde azalmıştır. Doksisiklin ile tedavi serotonine karşı değil ancak noradrenalin ve potasyum klorüre karşı azalmış kontraktil yanıtları artırmıştır. Bu kontraktil ajanlara karşı duyarlık (pD2) değişmemiştir. Papaverine karşı gevşeme yanıtları ve pD2 değerleri hidrojen pereoksit ya da doksisiklin tedavisinden etkilenmemiştir. MMP-9 ve MMP-13 ekspresyonları İSV segmentlerinin sırasıyla adventisya ve medya tabakasında artmıştır. Doksisiklin her iki MMP'nin ekspresyonlarını etkilememiştir. Varılan Sonuçlar: Çalışmamızda doksisiklin İSV halkalarında hidrojen peroksitle stimüle edilen oksidatif stresin neden olduğu bozulmuş vasküler reaktiviteyi düzeltmiştir. Bu sonuçlar doksisiklinin koroner arter bypass graft operasyonu sırasındaki iskeminin sebep olduğu oksidatif stresin önlenmesinde bir antioksidan olarak yararlı olabileceğini düşündürmektedir. Anahtar Kelimeler: Doksisiklin, Matriks metalloproteinazlar, Oksidatif stress, Reaktif oksijen türleri, Koroner arter bypass graftı, Hidrojen peroksit

DoksisiklinHidrojen peroksitKoroner arter bypass+6
Mazen Saeed Abdulazız Saeed
Ege University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Lipopolisakkartit ile farelerde oluşturulan enflamatuvar hiperaljezinin RİPK1/RİPK3/MLKL nekrozomunun katkısının araştırılması

Bu tezde, lipopolisakkarit (LPS) ile farelerde oluşturulan enflamatuvar hiperaljeziye reseptör ile etkileşen serin/treonin protein kinaz (receptor-interacting serine/threonine-protein kinase; RIPK) 1/RIPK3/karışık kökenli kinaz benzeri psöodokinaz (mixed lineage kinase domain like pseudokinase; MLKL) nekrozomunun katkısı seçici RIPK1 inhibitörü nekrostatin (necrostatin; Nec)-1s kullanılarak araştırılmıştır. Deneyler 8 gruba ayrılan fareler üzerinde gerçekleştirilmiştir: (1) Serum fizyolojik (SF), (2) LPS, (3) SF ve dimetil sülfoksit, (4) SF ve Nec- 1s (0.01 mg/kg), (5) LPS ve Nec-1s (0.001 mg/kg), (6) LPS ve Nec-1s (0.01 mg/kg), (7) LPS ve Nec-1s (0.1 mg/kg) ile (8) LPS ve Nec-1s (1 mg/kg). Nec-1s (10 ml/kg) SF (10 ml/kg) veya LPS (10 mg/kg; 10 ml/kg) ile aynı anda intraperitoneal yoldan uygulanmıştır. Farelerin 60 saniye içinde termal uyarıya tepki verme süreleri SF veya LPS enjeksiyonundan 6 saat sonra değerlendirilmiştir. Deneyler sonunda öldürülen farelerin beyinleri ve omurilikleri alınmıştır. Beyinler ve omuriliklerden hazırlanan doku homojenatı süpernatantlarında β-tübülin, toll benzeri reseptör (toll-like receptor; TLR) 4, RIPK1, fosforile RIPK1, RIPK3, fosforile RIPK3, MLKL, fosforile MLKL, high-mobility-group-box (HMGB) 1, kaspaz-11 p20, p30-gasdermin D (GSDMD), interlökin (interleukin; IL)-1β, semaforin (SEMA) 3A ve miyelin proteolipit protein (PLP) ekspresyonu immunoblotting yöntemiyle ölçülmüştür. Farelerin termal uyarıya yanıt verme sürelerinde LPS'nin neden olduğu azalma yalnızca 0.01 mg/kg dozda Nec-1s ile önlenmiştir. Nec-1s etkili olan en düşük dozunda (0.01 mg/kg) uygulandığında, LPS'nin neden olduğu TLR4, fosforile RIPK1, fosforile RIPK3, fosforile MLKL, HMGB1, kaspaz-11 p20, p30- GSDMD, IL-1β ve SEMA3A ekspresyonundaki artmanın yanı sıra, miyelin PLP ekspresyonundaki azalma önlenmiştir. Bu bulgular, Nec-1s'nin LPS/TLR4 yolu aracılığıyla gelişen enflamatuvar hiperaljeziyi önleyici etkisine santral sinir sisteminde RIPK1/RIPK3/MLKL nekrozomu aracılıklı nekropitoz ve kaspaz-11/GSDMD aracılıklı piropitoz ile SEMA3A ekspresyonundaki azalmanın yanı sıra, miyelin PLP ekspresyonundaki artmanın katkıda bulunabileceğini düşündürmüştür.

FarelerHayvan deneyleriHiperestezi+6
Seda Kurt
Mersin University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Antibiyotikler ile ratlarda oluşturulan mikrobiyota hasarına bağlı kan glukoz düzeylerindeki değişimin ve probiyotiklerin bu değişimi önleme potansiyelinin incelenmesi

Konağın fizyolojisi ve bazı hastalıkların patofizyolojisinde büyük rol oynayan bağırsak mikrobiyotası son yıllarda gittikçe önem kazanan bir çalışma alanıdır. Son yıllarda keşfedilen önemli bir ilişki de bağırsak mikrobiyotası ve konağın glukoz metabolizması arasındadır. Bakterisiz farelerde yapılan çalışmalar bu farelerde normal farelere göre kan glukoz seviyelerinin daha düşük seyrettiğini göstermektedir. Ayrıca mikrobiyotasına kombine antibiyotikler ile zarar verilmiş farelerde de benzer sonuçlar görülmektedir. Bağırsak bakterilerinin rekolonizasyonu ile kan glukoz seviyelerindeki bu düşüş geri döndürülebilmektedir. Bu tez çalışmasında neomisin, metronidazol ve levofloksasin antibiyotiklerinin ratlarda içme suyu aracılığıyla verilmesi sonucu kan glukoz seviyeleri, vücut ağırlıkları ve bağırsak mikrobiyotasındaki değişimler incelenmiştir. Bununla birlikte bazı gruplara Lactobacillus plantarum türü probiyotik günlük olarak oral gavaj ile verilerek antibiyotiklere bağlı değişimleri önleme potansiyelinin incelenmesi amaçlanmıştır. Wistar albino türü ratlara 10 gün boyunca antibiyotik ve probiyotik verdiğimiz çalışmada toplam 4 kere açlık kan glukoz seviyeleri (1. 4. 7. ve 11. günler), deney başı ve sonunda vücut ağırlıkları ve deney sonunda alınan gaita örneklerinden 16s rRNA sekanslaması ile mikrobiyota kompozisyonları ölçülmüştür. Çalışma sonunda neomisinin kan glukoz seviyeleri üzerinde bir etkisine rastlanmazken, metronidazol ve levofloksasine bağlı kan glukoz seviyelerinde anlamlı düşüşler görülmüştür. Vücut ağırlıklarında metronidazol ve neomisinde istatistiksel olarak anlamlı olmak üzere, antibiyotik verilen grupların hepsinde azalma gözlenmiştir. Mikrobiyota verileri incelendiğinde antibiyotik verilen bütün gruplarda tür çeşitliliğinde azalma görülürken, en az değişim neomisin grubunda en fazla değişim ise levofloksasin grubunda görülmüştür. Kan glukoz seviyelerindeki en belirgin düşüşlerin görüldüğü metronidazol probiyotik, levofloksasin ve levofloksasin probiyotik gruplarında, alfa çeşitlilik analizine göre de tür çeşitliliklerinin istatistiksel olarak anlamlı şekilde azaldığı saptanmıştır. Çalışmamızda neomisinin bağırsak mikrobiyotasındaki Bacteroidota ve Cyanobacteria türlerinin oranını artırırken, Firmicutes ve Proteobacteria türlerini azalttığı; metronidazolün Bacteroidota ve Proteobacteria türü bakterilerin oranını artırırken, Firmicutes türü bakterilerin oranını azalttığı; levofloksasinin Bacteroidota türü bakterilerin oranını artırırken, Firmicutes türü bakterilerin oranını azalttığı, Proteobacteria, Verrucomicrobiota, Cyanobacteria ve Patescibacteria türü bakterileri ise tamamen öldürdüğü saptanmıştır. Lactobacillus plantarum türü probiyotiğin, antibiyotiklere bağlı mikrobiyota değişimlerine etki etmesine rağmen, kan glukoz seviyelerindeki düşüşü yeterince önleyemediği gösterilmiştir. Ayrıca, kontrol grubuna göre sadece probiyotik verilen grupta vücut ağırlıklarının azaldığı, bu etkinin metronidazol ve levofloksasin ile birlikte probiyotik verilen gruplarda da öne çıktığı gözlenmiştir. Çalışmamız üç antibiyotik için de tekli kullanımda kan glukoz seviyeleri ve mikrobiyota üzerindeki etkilerinin birlikte incelendiği ilk çalışmadır. Daha önceki çalışmalarda levofloksasine bağlı görülen hipogliseminin mekanizması için pankreasta potasyum kanalları üzerinde durulmuştur. Bizim bulduğumuz sonuçlar metronidazol ve levofloksasin için kan glukoz seviyelerindeki düşüşün mikrobiyota üzerindeki etkilerle de ilişkili olabileceğini göstermektedir. Bu ilişkinin daha detaylı incelenmesi için, ayrıntılı parametrelerle ve antibiyotik uygulanması sonrası daha uzun bir periyotta verilerin değerlendirildiği yeni çalışmalar literatüre katkıda bulunacaktır.

AntibiyotiklerHayvan deneyleriHipoglisemi+5
Ozan Şen
Necmettin Erbakan University · Institute of Health Sciences
2023
00
Pharmacy SpecialtyOpen AccessTR

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Yoğun Bakım Ünitesi'nde yatan hastalara verilen protein desteğinin hastaların mekanik ventilatörden ayrılma süresi ve sağkalımına etkisinin incelenmesi

YBÜ'de izlenen MV uygulanan hastalarda artan katabolik süreçlerden dolayı protein yıkımı artmıştır. Yapılan çalışmalar bu durumun kötü prognozu işaret ettiğini göstermektedir. Bu çalışmanın amacı YBÜ'de MV uygulanan ve enteral beslenen hastalara verilen protein desteğinin, mekanik ventilatörden ayrılma süresine etkisini ve 28 günlük mortaliteye etkisini incelemektir. Hastaların; yaş (yıl), cinsiyet, kilo (kg), boy (cm), vücut kitle indeksi (VKİ) (kg/m2), mekanik ventilatöre bağlı kaldıkları süre (gün), APACHE II, SOFA, mNUTRIC skorları ile yedi gün süreyle kilogram vücut ağırlığı başına gram protein ve enerji değerleri, laboratuvar sonuçları, YBÜ ve hastanede yatış süreleri ve sonlanım durumları (yaşayan/ölen) ortak bir veri tabanında toplanmıştır. Retrospektif olarak yapılan bu çalışmada veriler hastane bilgi sisteminden ve hasta dosyalarından elde edilmiştir Demografik veriler, APACHE II, SOFA ve mNUTRIC skorları için iki grupta benzer sonuçlar bulunmuştur. MV'ye bağlı gün süresi açısından 1,2 g/kg/gün ve üzeri protein alan grupta daha uzun MV gün sayısı tespit edilmişitir (p=0,001). YBÜ'de yatış süresi açısından 1,2 g/kg/gün ve üzeri protein alan grubun daha uzun yatış gün sayısı tespit edilmiştir (p:0,037). İki grup arasında 28 günlük mortalite açısından anlamlı fark bulunmamıştır. YBÜ'de yüksek protein desteği alan hastaların daha uzun MV gün sayısı tespit edilmiştir. Yirmisekiz günlük mortalite açısında iki grup arasında anlamlı fark bulunmamıştır.

Besin destekleriProteinlerSağkalım+6
Hatice Rahvan
Ankara University
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Nerium oleanderin bazı suda çözünen bileşiklerinin in vitro biyolojik etkileri

IV ÖZET Bu çalışmada, dünyanın değişik bölgelerinde halk arasında bazı kanser türlerinin tedavisinde kullanılan Nerium oleander bitkisinin kanser hastalığı üzerindeki terapötik etkisi incelenmiştir. Bu amaçla, Muğla yöresinden toplanan bitkinin taze yapraklan su ile kaynatılarak elde edilen sulu ekstre diyalize tabi tutulmuştur. Diyalizat liyofîlize edildikten sonra metanol ile muamele edilip metanole geçenler ayrılmıştır. Metanol fazı kolon kromatografisi yöntemiyle fraksiyonlara ayrılmış ve ince tabaka kromatografisi ile fraksiyonların içerdiği maddeler incelenerek steroid, flavonoid ve terpenoid yapıda oldukları saptanmıştır. Bu maddelerin laboratuvar koşullarında, in vitro ortamda tümör nekroz faktörü (TNF) testi ile, tümör hücrelerine karşı sitotoksisite için makrofajlan aktive edici etkileri araştırılmıştır. TNF testinin mikroskobik ve spektrofotometrik verilerine dayanılarak; flavonoid yapıdaki maddelerin tümör hücreleri üzerinde anlamlı bir sitotoksisitenin oluşmasında etkili olmadıkları, steroid ve terpenoid yapıdaki maddelerin test koşullarında uygulanan bazı konsantrasyonlarda, makrofajlan TNF salınımı için indükleyerek tümör hücreleri üzerinde zayıf bir sitotoksik etki oluşmasına neden olduklan sonucuna vanlmıştır. Anahtar Kelimeler: Apocynaceae, Nerium oleander, Kolon kromatografisi, Tümör nekroz faktörü, Antikarsinojenik aktivite.

NeoplazmlarTümör nekroz faktörleriZakkum
Bülent Ergun
Anadolu University · Institute of Health Sciences
1992
00
DoctorateOpen AccessTR

Tastromin'in farmakolojik etkileri

ÖZET Doktora Tezi TASTROMIN'IN FARMAKOLOJİK ETKİLERİ RANA BEİS Anadolu Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Farmakoloji Anabilim Dalı Danışman: Prof. Dr. Yusuf OZTÜRK 2000 Geçmişte tastrominin, sempatik (adrenerjik) sistem üzerine etkileri nedeniyle incelendiği bilinmektedir. Ancak adrenerjik sistemdeki spesifitesi belirli değildir. Son yıllarda değişen adrenerjik reseptör bilgileri ışığında tastrominin farmakolojik etkilerinin araştırılması bu tez kapsamında amaçlanmıştır. Bu tez kapsamında tastrominin çeşitli izole organlardaki etkileri ile bazı in vivo deney sistemlerindeki aktiviteleri ele alınmıştır. Bu çalışmada kullanılan izole organlar aı-adrenerjik reseptör baskınlığına göre aiA-adrenerjik reseptör için sıçan vas deferens, ociB-alttipi için sıçan dalak ve aıo-adrenerjik reseptör alttipi için ise sıçan aortası olarak seçildi. Bu organların dışında ileumla da çalışıldı. Tastromin'in adrenerjik reseptörler üzerindeki spesifitesini belirlemek için; KCl'de tıpkı NA gibi bu dokularda agonist olarak kullanıldı. Bulgularımıza göre; tastromin spesifik bir adrenerjik reseptör blokeri gibi gözükmemektedir. Çünkü yukarıda belirtilen izole organların hiç birinde NA ile kompetitif bir etkileşim göstermemiştir. Tastromin'in NA cevaplarını olduğu gibi tüm çalışılan dokularda KC1 ve ileumda Ach yanıtlarını da düşürmesi etkisinin non-spesifik olduğunu düşündürmektedir. Ayrıca tastromin'in sıçan dalağında kontraktil yanıtlara neden olduğu görülmektedir. Yapılan analjezi deneylerinde tastrominin ağrı ve analjezi mekanizmalarından daha farklı noktalan etkilediği görüldü. Akut toksisitesi ise nispeten yüksek bulundu. Sonuç olarak, tastrominin deneysel farmakoloji açısından ilginç etkilerinin bulunmasına karşın, akut letal toksisitesinin de düşük olmaması nedeniyle terapötik açıdan yeni bir indikasyon alanının olamıyacağı söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Tastromin, otı-adrenoseptör, aorta, vas deferens, dalak

AortDalakReseptörler-adrenerjik+2
Rana Beis
Anadolu University · Institute of Health Sciences
2000
00
Master'sOpen AccessTR

1,8-sineol ve 1,4-sineol'un izole sıçan fundus ileum ve vas deferens üzerindeki etkisi

Oksijenli monoterpenlerden olan 1,8-sineol ve 1,4-sineol doğada bulunan kimyasal maddelerdir. 1,8-sineol çeşitli farmasötik ve kozmetik preparatlarda bulunan ve antibakteryel, antifungal, antimutajenik, koleretik, mast hücre degranüle edici, enflamatuvar ve antienflamatuvar gibi çeşitli etkileri bildirilen bir maddedir. 1,4-sineol hakkında çok az bilgi bulunmaktadır. Bu çalışmada 1,8- sineol ve 1,4-sineol'un üç farklı dozda (10'6, 10"5 ve 10"4 M) izole sıçan fundus ve ileum üzerinde, sadece bir tek dozunun (10"4 M) ise izole sıçan vas deferens düz kasları üzerindeki etkisi çalışılmıştır. Her iki test maddesinin fundus ve ileum üzerinde etki olmadığı bulunmuştur. Test maddelerinin fenilefrin ile oluşturulan vas deferens kasılmaları üzerinde etkisiz olduğu, fakat KC1 ile oluşturulan kasılmaları inhibe ettikleri görülmüştür. Her iki test maddesinin kolinerjik muskarinik ve adrenerjik reseptörler üzerinde herhangi bir etkisinin olmadığı anlaşılmıştır. 1,8- ve 1,4-Sineol'un gastrointestinal düz kaslar üzerinde etkisiz olduğu, vas deferense spesifik etkili inhibisyon yaptığı ilk kez bu çalışmamızda gösterilmiştir. Vas deferens üzerinde L-NoARG, imidazol ve metilen mavisi varlığında inhibitor etkinin daha fazla artması nedeniyle de, 1,8- ve 1,4-sineol'un iyon kanalları ve intraselüler kalsiyum iyon dengesini etkileyerek gevşetici etkiye yol açtığı sonucuna varılmıştır.

İsmail Bilal İsmail Tütüncü
Anadolu University · Institute of Health Sciences
2003
00
DoctorateOpen AccessTR

Lycium barbarum L. ve L. ruthenicum murray meyvaları üzerinde kimyasal araştırmalar ve biyoaktivite çalışmaları

Başta Çin olmak üzere birçok Asya ülkesinde halk arasında yaygın olarak kullanılan Lycium türleri ile ülkemizde ilk kez kimyasal araştırma ve biyoaktivite çalışması gerçekleştirilmiştir. Türkiye'de doğadan toplanmış L. barbarum ve L. ruthenicum meyvaları üzerinde öncelikle genel kimyasal deneyler yapılmış ve bu deneylerin sonuçlarına göre, indirgen bileşikler, fenolik maddeler ve antosiyaninlerin UV spektrometresi ve Yüksek Basınçlı Sıvı Kromatografısi (YBSK) ile miktar tayinleri gerçekleştirilmiştir. Ayrıca uçucu bileşiklerin analizi Gaz Kromatografîsi/Kütle Spektrometrisi (GC/MS) yöntemi ile yapılmıştır. MTT-Akut Toksisite ve DPPH* serbest radikali ile radikal süpürücü etki çalışmaları ile biyoaktiviteleri konusunda çalışmalar da başlatılmıştır. Anahtar Kelimeler : Lycium barbarum, Lycium ruthenicum, Solanaceae, Yüksek Basınçlı Sıvı Kromatografısi, Serbest Radikal Süpürücü Etki

Ayhan Altıntaş
Anadolu University · Institute of Health Sciences
2003
00
Master'sOpen AccessTR

Bazı fenolik asitler ve kombinasyonlarının antioksidan aktivitelerinin değerlendirilmesi

Serbest radikaller eşleşmemiş elektron taşıyan kararsız iyon veya moleküllerdir. Antioksidanlar ise serbest radikallerin olumsuz etkilerini önleyen veya ortadan kaldıran maddelerdir. Bitkilerin rengi, kokusu ve tadından sorumlu fenolik asitler ise önemli antioksidan kaynaklarıdır. Tez kapsamında, bazı hidroksibenzoik asit (gallik, protokateşik, vanilik, p-hidroksibenzoik ve salisilik asitler) ile hidroksisinnamik asitlerin (ferulik, ?r-sinnamik, kafeik, p-kumarik, o-kumarik asitler) ve bunların kombinasyonlarının antioksidatif (Ransimat ve (3-karoten-linoleik asit sistemi ile) ve antiradikal aktiviteleri (DPPH üzerinden serbest radikal süpürücü etki tayini) sentetik antioksidanlar BHT ve BHA' nınkiler ile karşılaştırılmıştır. Ransimat yönteminde zeytin yağına ilave edilen fenolik asitlerden GA, KAA, proKA ve FA' in lipid oksidasyonunun indüklenme zamanını oldukça arttırdıkları görülmüştür. DPPH üzerinden serbest radikal süpürücü etkileri, test edilen fenolik asitlerin GA = proKA > KAA, kombinasyonlarının ise GA+proKA > GA+VA > GA+pOHBA > GA+SAA > FA+KAA > pKUA+KAA şeklinde tesbit edilmiştir. P- karoten-linoleik asit sistemi ile antioksidan aktivite tayininde ise test edilen hiçbir fenolik asit veya kombinasyonunun P-karoten oksidasyonunu BHT veya BHA kadar inhibe edemediği, ancak çok düşük aktivite gösterdikleri tesbit edilmiştir.Anahtar kelimeler: Serbest radikaller, antioksidanlar, fenolik asitler, DPPH (2,2-difenil-l-pikrilhidrazil), serbest radikal süpürücü etki, Ransimat yöntemi, p-karoten linoleik asit sistemi

Nurcan Bektaş
Anadolu University · Institute of Health Sciences
2005
00
Master'sOpen AccessTR

Asetaminofen verilerek oluşturulan deneysel hepatotoksisitede rapamisinin hepatoprotektif etkisinin araştirilmasi

Amaç: Tezin ana hedefi, sıçanlarda yüksek dozda asetaminofen ile oluşturulan hepatotoksisite modelinde rapamisin uygulamasının barsak florası ve hepatotoksisitedeki potansiyel etkilerinin detaylı bir biçimde araştırılmasıdır. Materyal ve Metot: Bu çalışmada; ortalama canlı ağırlıkları 200-260 g olan 30 adet Sprague Dawley türü sıçan kullanıldı. Oral yolla 835mg/kg tek doz asetaminofen verilerek deneysel hepatotoksisite modeli oluşturuldu, müteakiben 3 gün süreyle (1., 3. ve 5. günlerde) 1,5 mg/kg/gün dozunda rapamisin verilerek kan, ince bağırsak ve karaciğer doku örnekleri alındı. Kandan elde edilen serumlardan alkalin fosfataz, alanin transaminaz, aspartat aminotransferaz düzeyleri ölçüldü. Karaciğer ve ince bağırsak doku örneklerinin bir kısmı histolojik değerlendirmeler için kullanılırken diğer kısmıyla doku antioksidanları ve mTOR düzeyleri belirlendi. Ayrıca 16S rRNA temelli metagenomik analizler yapıldı. Bulgular: Asetaminofen uygulanan sıçanlarda karaciğer enzimlerinde yükselme, oksidatif stres belirteçlerinde bozulma ve belirgin histopatolojik hasar gözlenirken, asetaminofenle indüklenmiş hepatotoksisitede rapamisin uygulanması sonucu bu etkiler hafifledi. Biyokimyasal parametrelerde iyileşmeler görüldü. Histopatolojik değerlendirmelerde rapamisinin kısmen koruyucu etkiler gösterdiği saptandı. Mikrobiyota analizinde, asetaminofen uygulamasının bakteriyel çeşitlilik üzerinde olumsuz etkileri olduğu, rapamisinin ise bazı türlerde dengeleyici etkiler sağladığı belirlendi ancak tamamen iyileştirici olmadığı görüldü. Sonuç: Rapamisinin, deneysel hepatotoksisite modelinde karaciğer dokusunda hasarı azaltıcı ve bağırsak florasını koruyucu etkiler gösterdiği gözlemlendi. Bu bulgular, rapamisinin hepatoprotektif potansiyeliyle birlikte bağırsak-karaciğer ekseni üzerinden de etkili olabileceğini ortaya koymaktadır. Ancak bağırsak mikrobiyotasına yönelik etkiler sınırlı düzeyde kaldığı tespit edildi. Bu nedenle, rapamisinin hepatotoksisite ve bakteriyel translokasyon üzerindeki etkileri umut verici olmakla birlikte, bu etkinin sınırlı, doza ve/veya süreye ya da uygulama protokolüne bağlı olarak değişebileceği değerlendirildi. Konunun daha kapsamlı ve uzun süreli çalışmalarla desteklenmesi gerekmektedir.

Nisanur Talu Çakılcıoğlu
İnönü University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Plantago lanceolata bitkisinin yara iyileştirici özelliklerinin araştırılması

ÖZETBu çalışmanın amacı, sıçan sırtında oluşturulan doğrusal kesi yarası üzerinde P.lanceolata bitkisinin sulu ve metanollü özütlerinin etkisini değerlendirmektir. Bu amaçla, yara dokusunda TBARs, GSH, T-SH ve HP ile serum ve doku iz element (Zn+2 ve Cu+2) düzeyleri incelenmiştir. P.lanceolata bitkisinin yara dokusunda oksidatif stresin göstergelerinden olan TBARs düzeylerini anlamlı düzeyde azalttığı, antioksidan moleküllerden GSH ve T-SH düzeylerinde artışa neden olduğu, bağ doku bileşeni olan kollajen sentezini ise yara dokusunda anlamlı düzeyde artırdığı bulunmuştur. Ayrıca, kollajen sentezinde ve yara iyileşme sürecinde önemli göstergeler olan doku Zn+2 ve Cu+2 düzeylerini de hiçbir tedavi uygulanmayan kontrol grubuna göre anlamlı derecede artırmıştır.Çalışmamızın sonuçlarına göre; Halk tababetinde birçok hastalığın yanısıra yaraların tedavisinde kullanılan flavanoidler açısından zengin olan P.lanceolata bitkisinin güçlü bir antioksidan etkiye sahip olduğu ve bu şekilde iyileşme sürecine olumlu bir katkıda bulunduğu söylenebilir. Ancak, mekanizmayı tam olarak aydınlatabilmek için daha ileri çalışmalara gereksinim vardır.P.lanceolata bitkisinin yara iyileştirici özelliğinin yanısıra kozmetikte de kullanılabileceği ve yeni ilaç geliştirme çalışmaları için gelecek vaat ettiği sonucuna varılmıştır.Anahtar Kelimeler: Yara iyileşmesi, Plantago lanceolata, Glutatyon (GSH), Tiyobarbitürik asit reaktifleri (TBARs), Total tiyol grupları (T-SH), İz elementler (Zn+2, Cu+2), Hidroksiprolin.

Eser elementlerFarmakognoziGlütatyon+6
Esin Kuranel
İnönü University · Institute of Health Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Streptozotosin ile diyabet oluşturulmuş sıçanların dolaşımlarındaki kolin durumu

Bu calismada, 1, 2 ve 4 haftalık streptozotosin diyabetik sicanlarm dolajimmdaki kolin durumuparametre olarak serumda serbest kolin, fosfolipidlere bağlı kolin, fosfokolin, gliserofosfokolin, betain vehomosistein dtlzeyleri 6l9tllerek arajtirilmijtir. Bu amacla, 7 haftalikdisi Wistar sicanlann kuyruk venlerinden 60 mg/kg streptozotosin zerk edilmis ve hayvanlarm kan glukozdilzeyleri olculmustiir.Bulgulanmrz deneysel diyabet olujturulmuj sicanlann dolajimmdaki serbest kolin ve kolin icerenbilesiklerin dilzeylerinin degijtigini gostermektedir. Serumdaki serbest kolin dtlzeyi diyabette ytlkselirken,fosfokolin ve gliserofosfokolin dtlzeylerinde dtljme gozlenmijtir. Kolinin oksidasyonu ile olusan betainindüzeyleri ise diyabetik sıçanlarda yükselmektedir. Streptozotosin diyabetik siganlann serum homosisteindtlzeylerinde anlamlı bir azalma oldugu bulunmujtur. Ancak, serum fosfolipidlerine bağlı kolin düzeylerindeistatistiksel olarak anlamlı bir düzey degisimi saptanmamistir.Diyabetik siganlarda dolajimdaki kolin durumundaki degisimlerin kolin ile baglantili temelfonksiyonlara yansıyıp yansımadığı ve diyabetik komplikasyonlardaki olası rolleri sonrakicalismalarm konusudur.Anahtar kelimeler: Kolin durumu, serbest kolin, fosfokolin, gliserofosfokolin, betain, homosistein,diyabet, streptozotosin, sıçan

Eser İnce
Anadolu University · Institute of Health Sciences
2006
00
Master'sOpen AccessTR

Kersetin ve epigallokateşin gallatın C6 glioblastoma multiforme kanser hücreleri üzerine toksik etkilerinin ve bu etkilerde kalsiyumun rolünün araştırılması

KERSET N VE EP GALLOKATEŞ N GALLAT'IN C6GL OBLASTOMA MULT FORME KANSER HÜCRELER ÜZER NETOKS K ETK LER N N VE BU ETK LERDE KALS YUMUNROLÜNÜN ARAŞTIRILMASIÖZETBu çalışmada, kersetin ve epigallokateşin gallatın, C6 gliomalar üzerine etkimekanizmaları ve bu mekanizmalarda kalsiyumun rolü araştırılmıştır.Yöntem olarak MTT, nötral kırmızısı ölçümü, sülforodamin ölçümü ileakridin oranj yöntemleri kullanılmıştır. Kersetin ve epigallokateşin gallatınsitotoksik etkilerinde kalsiyumun rolünü anlamak için kalsiyum fosfat(homeopatik tarzda) ve tapsigargin kullanılmıştır. Hem tek başına uygulanankersetin hem de epigallokateşin gallat, C6 hücreleri üzerine doz ve zamanabağımlı sitotoksik ve apoptotik etkiler göstermiştir. Kersetinin kalsiyum fosfatile kombinasyonu mitotik hücre ölümüne sebep olurken, tapsigargin ilekombinasyonu kaspazlara bağlı olmayan hücre ölümüne sebep olmuştur.Epigallokateşin gallatın kalsiyum fosfat ile kombinasyonu, epigallokateşingallatın apoptotik etki mekanizmasını değiştirmemiştir. Ancak epigallokateşingallatın tapsigargin ile kombinasyonları kersetine benzer şekilde kaspazlarabağımlı olmayan hücre ölümüne sebep olmuştur.Sonuç olarak, bu çalışmada hücre içi kalsiyum dengesini değiştirerek hücreleriapoptozdan farklı hücre ölümlerine de sevkedilebileceği gösterilmiştir.Anahtar Kelimeler: kersetin, epigallokateşin gallat, tapsigargin, kalsiyumfosfat, glioma, hücre ölümü

Cavid Memmedov
Anadolu University · Institute of Health Sciences
2006
00
Master'sOpen AccessTR

Milnasipranın antinosiseptif aktivitesi

Ağrı, hastaların tıbbi yardım aramasına neden olan baslıca yakınmalardan biridir. Ağrılı hastalarda depresif semptomlara ve depresyonlu hastalarda da ağrıya çok sık rastlandığı epidemiyolojik çalısmalarla gösterilmistir. Ayrıca kronik ağrılı durumlarda çesitli antidepresan ilaçlar narkotik analjezik ilaçların alternatifi olarak kullanılmaktadır. Bu klinik gözlemler depresyon ile ağrı algısı arasında bir bağlantı olduğunu düsündürmektedir. Depresyon ve ağrı, ortak nörokimyasal mekanizmalar nedeniyle iliskilendirilmektedir, çünkü her ikisinin de patojenezinde serotonerjik ve noradrenerjik nörotransmisyon bozukluğunun önemli rolü olduğu düsünülmektedir. Antidepresanların ağrılı durumlardaki etkinliği kanıtlanmıstır. Bu yüzden klinikte antidepresanlar ağrının kontrolünde opiyatlar ve diğer analjezikler kadar yaygın bir sekilde kullanılmaktadır. Bu tez kapsamında Ixel® ismiyle bilinen ve major depresyon tedavisinde kullanılan milnasipranın antinosiseptif etkinliğinin olup olmadığı çesitli deneysel çalısmalarla arastırılmıstır. ?ntraperitoneal (i.p.) olarak uygulanan 10, 25, 50, 75 mg/kg dozlarındaki milnasipranın santral analjezik aktivitesini değerlendirmek amacıyla tail-clip, tailimmersion ve hot-plate testleri, periferal analjezik aktivitesini değerlendirmek amacıyla ise kıvranma testi uygulanmıstır. Farelerde yapılan bu deneylerin sonuçları antinosiseptif özelliği bilinen dipiron (100 mg/kg) ve morfin (5 mg/kg) ile karsılastırılmıstır. Bulgularımıza göre milnasipranın kontrol grubuyla karsılastırıldığında doza bağımlı antinosiseptif aktivitesi görülmüstür. Anahtar Kelimeler: ağrı, antidepresan, milnasipran, depresyon

AğrıDepresyon
Gözde Özman
Anadolu University · Institute of Health Sciences
2007
00
DoctorateOpen AccessTR

A549, HeLa ve NIH3T3 hücre kültürlerinde hypericum perforatum, hypericum montbrettii ve hypericum origanifolium türlerinin sitotoksik ve antiproliferatif etkileri

Ofisinal tür olan Hypericum perforatum'un çok sayıda çalısmada antikanser, apoptotik, antimetastatik, antianjiyojenik ve sitotoksik etkileri bildirilmis olmasına karsın, diger türlerden Hypericum montbrettii ve Hypericum origanifolium'un kanser ile iliskili farmakolojik aktiviteleri üzerinde bugüne kadar bir arastırma yapılmamıstır. Bu tez çalısmasında, Hypericum perforatum, Hypericum montbrettii ve Hypericum origanifolium ekstrelerinin A549 küçük hücreli olmayan akciger kanseri, HeLa serviks adenokarsinomu ve normal hücrelere örnek olarak NIH3T3 fibroblast hücrelerinde test edilmistir. Yöntem olarak MTT ölçümü, nötral kırmızısı ölçümü, yumusak agar koloni formasyonu ve akridin turuncusu boyama testleri uygulanmıstır. Uygulanan tüm bitki ekstrelerinin incelenen bütün hücrelerde sitotoksik ve antiproliferatif etkisi gözlenmistir. Hypericum montbrettii ve Hypericum origanifolium'un bu etkileri ilk kez bu çalısma ile ortaya çıkarılmıstır. Bitki ekstrelerinde bazı apoptotik özellikler oldugu bulunmasına ragmen, gözlenen antiproliferatif etkilerin pek fazla apoptotik etkinlige bagımlı olmadıgı saptanmıstır. Tez deneylerinde gözlenen etkilerden sorumlu tüm mekanizmalar literatür bilgileri ısıgında tartısılmıstır. Anahtar Kelimeler: Hypericum perforatum, Hypericum montbrettii, Hypericum origanifolium, kanser, proliferasyon, apoptoz

ApoptozisNeoplazmlar
Gökçen Güzey
Anadolu University · Institute of Health Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Androctonus crassicauda ve mesobuthus gibbosus türü akrep venomlarının izole sıçan vas deferens üzerindeki etkileri

Androctonus crassicauda ve Mesobuthus gibbosus Türkiye'de yasayan ve medikal önemi olan iki farklı türdür. Bu çalısmada bu akrep venomlarının izole sıçan vas deferens üzerindeki etkilerinin arastırılması amaçlanmıstır. Her iki venomun hem biyokimyasal olarak hem de vas deferens üzerinde farmakolojik olarak farklı oldugu görülmüstür. Venom çalısmalarında vas deferens epididimal kısmında çalısılmasının daha iyi sonuçlar verdigi bulunmustur. Vas deferens üzerinde liyofilize A. crassicauda ham venomu, KCl ile antagonize olan sürekli kasılmaya neden olmus ve Phe kasılmalarını inhibe etmistir. M. gibbosus KCl kasılmalarını artırmıstır. Her iki venomun adrenerjik reseptörler ile birbirinden farklı sekillerde etkilestigi bulunmustur. Sadece A. crassicauda TEA ile etkilesme gösterirken her iki venom kalsiyum cevapları üzerinde herhangi bir etki göstermemislerdir. TEA ile etkilesmesi ve KCl ile kasılmaların inhibe olması ile A. crassicauda venomunun K+ kanalları ile etkilestigi anlasılmıstır. Androctonus crassicauda fraksiyonu ve Mesobuthus gibbosus kaynaklı fraksiyonlar ile ham venomlara benzer olmayan sonuçlar elde edilmistir. Origanum onites ile A. crassicauda venomu arasında inhibitör nitelikte bir etkilesmenin varlıgı gözlenmistir. Bu çalısmada A. crassicauda ve M. gibbosus venomlarının adrenerjik reseptörler ve K+ kanalları ile etkilestikleri ve vas deferens'in özellikle epididimal parçasının akrep venomu için bir bioassay organı olarak kullanılabilecegi çalısmamızda gösterilmis bulunmaktadır. Anahtar Kelimeler: akrep, venom, Androctonus crassicauda, Mesobuthus gibbosus, Origanum onites, vas deferens

Akrepler
Ayça Çakmak
Anadolu University · Institute of Health Sciences
2007
00
DoctorateOpen AccessTR

Deneysel diyabetin neden olduğu metabolik ve davranışsal değişimler üzerine insülinin ve Hypericum perforatum L. ekstresinin etkileri

Bu tez çalışmasında, streptozotosin (STZ) ile diyabet yapılmış sıçanların spontan lokomotor aktivitelerinde, anksiyete ve depresyon düzeylerinde, öğrenme davranışlarında ve ağrı duyularında oluşan değişiklikler incelenmiş, bu hayvanlarda Diabetes mellitus'un neden olduğu davranışsal değişiklikler insülin ve Hypericum perforatum (Hypericacea)'dan hazırlanmış olan ekstre ile tedavi edilmeye çalışılmıştır. STZ-diyabetik sıçanlarda hiperglisemi, hiperfaji, polidipsi ve zayıflama görülmüştür. Diyabetik hayvanların depresyon ve anksiyete düzeylerinin yükseldiği, spontan lokomotor aktivitelerinin ve öğrenme düzeylerinin azaldığı görülmüştür. Diyabetik sıçanlarda mekanik hiperaljezi görülürken, termal ağrı algılarının izlenen altı hafta süresince hiperaljeziden hipoaljeziye doğru değiştiği belirlenmiştir. İnsülin tedavisinin diyabetik hiperfajiyi ve polidipsiyi azalttığı, vücut ağırlıklarında artışa neden olduğu belirlenmiştir. İnsülin enjeksiyonunun, diyabetik hayvanların değişmiş depresyon, öğrenme ve ağrı düzeyleri üzerine tedavi edici etkisine karşılık spontan lokomotor aktivite ve anksiyete düzeyleri üzerine etkili olmadığı görülmüştür. Hypericum perforatum ekstresinin sağlıklı sıçanlarda doza bağlı hipofajik, antidipsojenik ve antidiüretik, antidepresan, analjezik ve sedatif etkiler gösterdiği ve öğrenme düzeylerini artırdığı görülmüştür. Diyabetik sıçanlara uygulanan ekstrenin, hiperglisemiyi düşürdüğü, hiperfajiyi ve polidipsiyi azalttığı ve vücut ağırlıklarındaki azalmayı önlediği ortaya konulmuştur. Ekstre tedavisinin diyabetik sıçanlarda yükselmiş olan depresyon ve anksiyete düzeylerini azalttığı, azalmış spontan lokomotor aktiviteyi ve öğrenme düzeylerini artırdığı, ayrıca analjezik etki gösterdiği belirlenmiştir. Bu araştırma ile Diabetes mellitus'un merkezi sinir sistemi komplikasyonlarının progresif özellik gösterdiği, kronik insülin tedavisinin bu komplikasyonları önlemekte tek başına yeterli olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Hypericum perforatum bitkisinden hazırlanmış olan ekstrenin gerek antidiyabetik gerekse merkezi sinir sistemi üzerine doğrudan etkileri nedeniyle bu komplikasyonları tedavi edici etki gösterdiği belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Diabetes mellitus, insülin, Hypericum perforatum, davranış, öğrenme

Öğrenmeİnsülin
Özgür Devrim Can
Anadolu University · Institute of Health Sciences
2007
00
DoctorateOpen AccessTR

Bazı benzotiyazol türevi bileşiklerin streptozotosin ile deneysel alzheimer modeli oluşturulmuş sıçanlara ait öğrenme ve bellek parametreleri üzerine etkileri

Bu tez çalışmasında, yeni sentezlenmiş beş adet benzotiyazol türevinin, intraserebroventriküler streptozotosin (STZ) enjeksiyonu ile deneysel Alzheimer modeli (DAM) oluşturulmuş olan sıçanların öğrenme ve bellek parametreleri üzerine etkileri araştırılmıştır.Etkileri test edilecek olan bileşikler, Alzheimer hastalığı'nı (AH) tedavi edici etkileri kanıtlanmış olan donepezil, FK960 ve sabeluzol adlı bileşiklerin fonksiyonel gruplarından hareketle sentezlenmiştir.1 mg,kg-1, 5 mg,kg-1 ve 10 mg,kg-1 dozlarında test edilen bileşiklerin, DAM oluşturulmuş sıçanların öğrenme ve bellek parametreleri üzerine etkilerini araştırmak üzere, yükseltilmiş artı labirent, Morris su tankı ve aktif öğrenme testleri uygulanmıştır. Bileşiklerin sıçanların spontan lokomotor aktiviteleri ve anksiyete düzeyleri üzerine etki gösterip göstermediklerini araştırmak üzere ise aktivite kafesi deneyleri yapılmıştır.Bu araştırmanın sonucunda, farmakolojik aktiviteleri incelenen beş benzotiyazol türevi bileşiğin dördünün, DAM oluşumuna bağlı olarak sıçanlarda ortaya çıkan öğrenme ve bellek bozukluklarına ilişkin parametreleri düzelttiği, serideki etkin bileşiklerin referans ilaç olarak kullanılan donepezile yakın düzeyde etki gösterdiği ortaya konulmuştur.Bileşiklerin yapı-etki ilişkileri incelendiğinde, kimyasal yapılarında fenil yerine, benzil grubu içeren bileşiklerin daha aktif oldukları saptanmıştır. Diğer yandan, bileşiklerin lipofiliteleri yükseldikçe, öğrenme ve bellek parametreleri üzerine gösterdikleri aktivitelerin de arttığı belirlenmiştir. Bu sonuç, lipofilitesi yüksek olan bileşiklerin santral sinir sisitemine girişlerinin daha fazla olması ile ilişkilendirilmiştir.Bu araştırmada elde edilen bulguların, AH'na bağlı öğrenme ve bellek bozukluklarını düzeltme potansiyeline sahip kimyasalların sentezine yeni bir ışık tutacağına ve henüz radikal bir tedavisi olmayan AH'nı tedavisi etmek üzere hızla devam eden ilaç geliştirme çalışmalarına katkıda bulunacağına inanılmaktadır.

Aktif öğrenmeAlzheimer hastalığıBenzotiyazoller+6
Ümide Demir Özkay
Anadolu University · Institute of Health Sciences
2009
00
DoctorateOpen AccessTR

Bazı doğal fenolik bileşiklerin deneysel diyabet ve diyabetik düz kas komplikasyonları üzerine etkileri

Tez kapsamında streptozotosin (STZ) ile diyabet oluşturulmuş 6 haftalık sıçanlardan izole edilen aorta, Vas deferens, mide fundusu ve ileumlarında gelişen diyabetik komplikasyonlar ve bu komplikasyonların gelişimi üzerine 3 hafta süresince antioksidan aktiviteye sahip olan ve etki gücü hidroksil sayısına göre artan sırasıyla, p-OH benzoik asit, protokateşik asit ve gallik asit uygulanmasının etkileri izole organ deneyleri ile incelenmiştir. 6 haftalık STZ-diyabetik sıçanlarda hiperglisemi gelişmiş, tüketilen su ve idrar atılım hacimleri, tüketilen yem ve dışkı atılım miktarları artmış, vücut ağırlıkları azalmıştır. Protokateşik asit tüketilen yem ve dışkı atılımındaki diabete bağlı artışı anlamlı olarak önlemiştir. İzole aortanın fenilefrine karşı, Vas deferensin fenilefrin ve asetilkoline karşı, ileumun asetilkoline karşı alınan kasılma cevaplarında artış, fundusun serotonine karşı verdiği cevaplarda ise düşüş gözlenmiştir. İn vivo p-OH benzoik asit, protokateşik asit ve gallik asit uygulanmasının düz kaslarda oluşan bu değişiklikleri önlediği, değiştirmediği veya ilerlettiği, kimi zaman ise diyabet ile bozulmayan düz kas aktivitesinde sağlıklı hayvanlara göre değişikliklere neden oldukları belirlenmiştir. Bu veriler doğrultusunda p-OH benzoik asit, protokateşik asit ve gallik asitin göstermiş oldukları olumlu veya olumsuz etkileri antioksidan güçlerinden ve diyabetik komplikasyonlardan bağımsız bir şekilde gösterdikleri, oluşturulan deney koşullarında prooksidan aktivite göstermiş olabileceği düşünülmüştür.

Benzoik asitDiabetes mellitusFenoller+6
Nurcan Bektaş
Anadolu University · Institute of Health Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Valnoktamid; Nöropatik ağrının hafifletilmesi üzerine etkinliği ve olası mekanizmaları

Antidepresanlar ve antikonvülzanlar, nöropatik ağrının tedavisinde ilk sırada yer almaktadır. Valproik asidin amid türevi olan valnoktamid, ağrı tedavisinde kullanılma potansiyeli olduğu öngörülen antikonvülzanlardan biridir. Yapılan çalışmalarla anti-allodinik etkinliği kanıtlanan bu ilacın olası antihiperaljezik etkinliği ve etki mekanizmaları henüz aydınlatılmamıştır. Planlanan bu tez çalışmasında; 40, 70 ve 100 mg/kg (i.p.) valnoktamidin sıçanlarda kronik konstriksiyon sinir hasarı ile indüklenen nöropatik ağrı modelinde, dinamik plantar test ve plantar test (Hargreaves metodu) yöntemleri kullanılarak olası anti-allodinik ve antihiperaljezik etkinliğin değerlendirilmesi ve bu etkinliklere sırasıyla serotonerjik, noradrenerjik, opioiderjik ve GABAerjik sistemlerin olası katkılarının 1 mg/kg (i.p.) ketanserin, yohimbin, nalokson ve 0.5 mg/kg (i.p.) bikukulin kullanılarak aydınlatılması amaçlanmıştır. 70 ve 100 mg/kg valnoktamid, nöropati ile birlikte düşen mekanik ve termal eşikleri anlamlı şekilde (P<0.01, P<0.001) yükselterek sırasıyla anti-allodinik ve anti-hiperaljezik etkinlik göstermiştir. Anti-allodinik etkinliğe serotonerjik, noradrenerjik ve opioiderjik sistemin katkısının sınırlı, GABAerjik sisteminkinin ise anlamlı (P<0.001) olduğu görülürken anti-hiperaljezik etkinliğe opioiderjik ve GABAerjik sistemin kısmen, serotonerjik ve noradrenerjik sistemin ise anlamlı (P<0.01, P<0.05) bir katkı sağladığı belirlenmiştir. Bu sonuçlara dayanarak ve VCD'nin yan etki profilinin de düşük olduğu göz önünde bulundurularak VCD'nin nöropatik ağrının hafifletilmesinde tek başına veya diğer etkili tedavilerle kombine olarak kullanılabilecek potansiyel bir ajan olduğunu söylenebilir.

AntikonvülsanlarAğrıNöropatiler+4
Dilara Nemutlu
Anadolu University · Institute of Health Sciences
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Organofosfatlı bileşiklerle akut zehirlenme tedavisinde resveratrolün koruyucu etkisi

Bu tez çalışmasında, sıçanlarda fenthion ile oluşturulan akut toksisite sonrasında farklı dozlarda resveratrol (RES) ve pralidoksimin (PAM) tek başına veya birlikte kulanımının fenthionun sebep olduğu oksidatif hasarlara karşı antioksidan ve koruyucu etkileri biyokimyasal, immünohistokimyasal ve histopatolojik yöntemlerle araştırılmıştır. Akut fenthion toksisitesi sonrasında sıçan kan örneklerinde malondialdehit (MDA), glutatyon (GSH), askorbik asit, retinol, β-karoten düzeyleri, eritrositlerde süperoksit dismutaz (SOD), katalaz (KAT), glutatyon peroksidaz (GSH-Px) enzim aktiviteleri ve karaciğer, kalp, böbrek, beyin, akciğer dokularında MDA ve GSH düzeyleri biyokimyasal yöntemlerle incelenmiştir. Bununla birlikte karaciğer dokusunda immünohistokimyasal ve histopatolojik incelemeler yapılmıştır. Tüm toksikasyon gruplarında LPO belirteci MDA'nın arttığı görülmüştür. Tüm tedavi gruplarında RES ve PAM MDA düzeyini düşürerek lipit peroksidasyonunu (LPO) azaltmıştır. RES ve PAM fenthionun sebep olduğu retinol ve β-karoten kaybını önlemiştir. Fenthion SOD, GSH-Px ve KAT aktivitesini arttırmıştır. Ancak tedavi gruplarında kontrole göre anlamlı bir değişiklik olmamıştır. Fenthionun karaciğer, beyin, böbrek ve kalp dokularında LPO'nu arttırdığı, RES'un karaciğer, beyin ve kalpte oluşan LPO'nu anlamlı şekilde azalttığı görülmüştür. Karaciğerin histopatolojik incelemesinde tedavi gruplarında, toksikasyon grubunda meydana gelen lezyonların azaldığı tespit edilmiştir. İmmunohistokimyasal incelemede zehirlenme tüm gruplarda apoptozise kadar varan seviyeye ulaşmasa da fenthionun yol açtığı apoptozisi RES artan dozlarda durdurmuştur. PAM da RES kadar başarılı olmuştur. Sonuç olarak, RES, fenthionun sebep olduğu LPO'nu ve oksidatif hasarı önlemiş, karaciğerde oluşan doku hasarını azaltarak OF zehirlenmesinin zararlarına karşı koruyucu etki göstermiştir.

FenthionLipid peroksidasyonuOksidatif stres+5
Nisa Hocaoğlu
Anadolu University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Moringa stenopetala ekstrenin farmakolojik etkileri

Moringa stenopetala çok amaçlı kullanımı olan bir bitki, yaygın olarak gıda desteği ve hipertansiyon, baş ağrısı, mide rahatsızlıkları, astım, diyabet ve sıtma gibi çeşitli rahatsızlıkların tedavisi için halk hekimliğinde kullanılmaktadır. Bu bitkinin en önemli kullanım alanlarından birisi de ağrı tedavisidir. Bu tez kapsamında, M.stenopetala yapraklarının %80 metanol ekstresinin analjezik etkisi ve etki mekanizmasının araştırılması amaçlanmıştır. Her iki cinsiyetten Swiss albino fareler rastgele onbir gruba ayrıldı. Negatif kontrol grubuna 0,1ml serum fizyolojik oral olarak verildi. Pozitif kontrol olarak Dipron (500mg/kg) kullanılırken, M. stenopetala yapraklarından elde edilen % 80 metanol ekstresi 50, 100 ve 200 mg/kg doz oral olarak uygulandı. Maddeler uygulanmadan önce ve uygulandıktan 45 dk. sonrasında fareler sıcak plaka, kuyruk daldırma ve asetik asit kıvranma testlerine tabi tutulmuştur. Analjezik etki mekanizmasını incelemek amacıyla, nalokson (opioid antagonisti, 5mg/kg, i.p.), ketanserin (5-HT2 reseptör antagonisti, 1mg/kg, i.p.) ve yohimbin (α2 reseptörü antagonisti, 1 mg/kg,i.p.) varlığında 100mg/kg M. stenopetala %80 metanol ekstresi uygulandı. M. stenopetala ekstresi tüm deneysel ağrı modellerinde önemli bir analjezik etki göstermiştir. Sıcak plaka ve kuyruk daldırma testlerinde analjezik etki mekanizmasını incelemek amacıyla uygulanan antagonistlerden ketanserin ve yohimbin varlığında analjezik etkinlikte anlamlı bir geri dönüş görülürken nalakson uygulamasında geri dönüş gözlenmemiştir. Kıvranma testinde ise nalakson ve yohimbin uygulaması yapılan gruplarda analjezik etki anlamlı düzeyde antagonize olmuştur. Bu tez kapsamında, oral uygulanan MSE'nin test edilen dozlarda hem periferik hem de santral antinosiseptif etkisi olduğu ortaya konmuştur. MSE'nin santral antinosiseptif etkisinde noradrenerjik ve serotonerjik yolakların anlamlı derecede rol oynadığı görülürken, opioderjik sistemin ise kısmen etkisi olduğu belirlenmiştir. Periferik antinosiseptif etkiyi belirlemek için kullanılan kıvranma testinde ise opioderjik ve noradrenerjik yolağın daha etkili olduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak M. stenopetala bitkisi hem içerisindeki antinosiseptif etkisinde rol oynayan maddeler açısından değerlendirilebileceği hem de bu bitki daha ileri çalışmalarla ağrı tedavisinde kullanıma sunulabileceği düşünülmeketedir

AnaljeziAğrıFarmakoloji+4
Muna Jemal Husseın
Anadolu University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Bazı flavoidlerin antitrombotik etkilerinin değerlendirilmesi

Tromboz oluşumu pek çok kardiyovasküler hastalığın oluşumuna neden olmaktadır. Çeşitli tıbbi bitkiler kardiyovasküler hastalıkların tedavisinde kullanılmaktadır ve Crataegus türleri bunlardan biridir. Apigenin, viteksin, kersetin ve hiperozit pek çok tıbbi bitkinin bileşiminde yer almaktadır ve farklı analjezik, antiinflamatuvar ve kardiyoprotektif gibi farmakolojik etkiler gösterdikleri bildirilmektedir. Tromboz oluşumunun engellenmesi ve tedavisi bu hastalıkların önlenmesinde büyük önem taşımaktadır. Bu çalışmada seçilmiş olan flavonoidlerin antitrombotik etkilerinin karegen ile indüklenen kuyruk tromboz testi kullanılarak araştırılması amaçlanmıştır. Apigenin, viteksin, kersetin ve hiperozit 50, 100 ve 200 mg/kg dozda intraperitoneal olarak farelere uygulanmıştır. Madde enjeksiyonundan 45 dakika sonra 40 μl (1%) karegen (tip 1) farenin arka pençesine enjekte edilmiştir. Daha sonra farelerin kuyruğunda oluşan koyu renkli bölge 24., 48. ve 72. saatlerde ölçüldü. Sonuçlar tüm flavonoidlerin antitrombotik etki potansiyeline sahip olduğunu göstermiştir. 200 mg/kg dozda kersetin ve hiperozitin her üç günde de önemli ölçüde (P <0.001) kuyruk tromboz uzunluğunu azaltmıştır. Apigenin ve viteksin 50 ve 100 mg/kg dozlarda (P <0.001) 200 mg/kg doza (P <0.05) göre daha etkili olduğu belirlenmiştir. Apigenin ve viteksin tüm dozlarda antitrombotik etki gösterirken, kersetin ve hiperozit sadece yüksek dozlarda etki göstermiştir. Bu sonuçlara göre, çalışılan flavonoidlerin yeni antitrombotik ilaçlar olarak ya da diğer antikoagülan ajanlarla beraber tamamlayıcı ajanlar olarak kullanılabileceği ümit edilmektedir. Anahtar kelimeler: Apigenin, Viteksin, Kersetin, Hiperozit, Antitrombotik etki

AntitrombinlerApigeninFibrinoliz+5
Elif Sümbül
Anadolu University · Institute of Health Sciences
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Capparis ovata var. palaestina bitkisinin farelerde hipoglisemik etkilerinin ve mekanizmasının araştırılması

Diabetes mellitus (DM), insülinin salgılanması ve/veya insülinin hedef dokulardaki etkisi üzerinde gelişen bozukluklardan kaynaklanan, özellikle hiperglisemi ile karakterize, karbonhidrat, lipid ve protein metabolizması bozuklukları ile seyreden kronik, metabolik bir hastalıktır. Dünyada hızla yayılan diyabet hastalığına karşı alternatif yardımcı tedavi yollarının geliştirilmesi amacıyla bu çalışmada, Capparis ovata var. palaestina bitksinin muhtemel hipoglisemik etkisi ve diyabet komplikasyonlarına karşı etkileri araştırılmıştır. Bunun için bitkinin tomurcuk ve meyvelerinin, etanol, metanol ve sulu ekstreleri hazırlanmıştır. Çalışmamız dişi BALB/c farelerden oluşacak şekilde yirmibir gruba ayrıldı. Etanol, metanol ve sulu ekstrelerin 100, 300 ve 500 mg/kg dozlarının uygulandığı grupların yanı sıra pozitif ve negatif kontrol grubu (glibenklamid ve serum fizyolojik) ve sağlıklı kontrol grubu oluşturuldu. Sağlıklı kontrol grubu dışındaki tüm farelerde alloksan ile diyabet oluşturulmasını takiben eksteler belirtilen dozlarda intraperitonal (i.p) olarak uygulanmıştır. Tüm hayvanların uygulama öncesi ve sonrasında, 0., 1., 2., 4. ve 6. saatlerde kuyruk veninden açlık kan şekeri ölçülmüştür. Tüm ekstrelerde; ısı kaynaklı hemoliz yöntemi ile anti-inflamatuar etki tayini, DPPH ve ABTS serbest radikal süpürme yöntemi ile antioksidan etki tayini ve toplam flavonoid ve fenolik madde miktarı tayinleri yapılmıştır. Tüm ekstrelerde YBSK yöntemi ile rutin maddesi miktar tayini yapılmıştır. Ayrıca tüm ekstrelerin agar well difüzyon testi ve minimum inhibitor konsantrasyon (MIC) testi ile antimikrobiyal etkileri karşılaştırılmıştır. Çalışma sonucu diyabetli farelerde ; meyve-metanol (500 mg/kg; 6. saat) ve tomurcuk-metanol (300 mg/kg; 6. saat, 500 mg/kg; 4.-6. saat) ekstreleri ile meyve-sulu (100 mg/kg; 1.-2. saat, 300 mg/kg; 1.-2.-4.-6. saat) ve tomurcuk-sulu (500 mg/kg; 1.-2.-4.-6. saat) ekstrelerinin hipoglisemik etkisi tespit edilmiştir. Fareler üzerinde anlamlı etki gösteren ekstreler; antioksidan testler ile de etkili bulunmuştur. Capparis ovata var. palaestina bitkisinin tomurcuğunun sulu ve metanol ekstreleri ile meyvenin sulu ve metanol ekstrelerinin diyabetli farelerde oluşturduğu hipoglisemik etki ile bu ekstrelerdeki antioksidan etki, anti-inflamatuar etki arasında ilişki olabileceği düşünülmektedir.. Özellikle antioksidan etkinlik, bu ekstreler için ortak nokta olarak dikkat çekmektedir. Bunun yanında ekstrelerden elde edilen rutinden farklı, etkili bileşiklerin araştırılması hipoglisemik etkinin aydınlatılması için faydalı olacağı düşünülmektedir. Ayrıca tespit edilen antimikrobiyal etkinliğin de hipoglisemik etkide ve diyabetin komplikasyonlarının önlenmesinde etkisi olabileceği düşünülmektedir.

Bitki özütüCapparis ovataDiabetes mellitus+4
Mehmet Evren Okur
Anadolu University · Institute of Health Sciences
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

In vivo sıçanda miyokardiyal iskemi-reperfüzyon nekrozunda anjiotensin II reseptör blokerleri (AT1, AT2) ve anjiotensin dönüştürücü enzim inhibitörü kaptoprilin etkileri

6.0ZET İN VİVO SIÇANDA MİYOKARDİYAL İSKEMİ-REPERFÜZYON NEKROZUNDA ANJİOTENSİN H RESEPTÖR BLOKERLERİ (ATı, AT2) VE ANJİOTENSİN DÖNÜŞTÜRÜCÜ ENZİM İNHİBİTÖRÜ KAPTOPRİLİN ETKİLERİ AMAÇ: Miyokardiyal iskemi-reperfiizyon (MI-R); trombolizis, anjioplasti ve koroner bypass cerrahisi ile ilişkili klinik bir problemdir. Anjiotensin II (Ang II), iskemi- reperfiizyon (I-R) hasarını da içeren çeşitli fizyopatolojik etkilere aracılık eder. Kalbi korumaya yönelik stratejiler I-R da Ang II üretimi ve reseptör uyarımlarım azaltmanın etkisini incelemeye yönelmiştir. Bu çalışmanın amacı; ADE inhibitörü kaptopril, ATı ve AT2 reseptör blokerleri olan losartan ve PD123319' un in vivo sıçan modelinde I- R'ın tetiklediği miyokardiyal infarkt alam üzerine etkilerini araştırmaktır. GEREÇ VE YÖNTEM: Nekroz oluşturmak için sol koroner arterin inen dalma 30 dk iskemi-iki saat reperfüzyon uygulandı. EKG değişikleri, kan basıncı ve kalp hızı deney boyunca kaydedildi. Kaptopril (3mg/kg), losartan (2mg/kg) ve PD123319 (20u/kg/dk) iskemiden 10 dk önce I.V. olarak başlanıp tüm iskemi boyunca devam edildi. Nekrotik doku, Trifenil Tetrazolyum Klorid (TTC) boyası ile tayin edildi. Nekroz ve risk sahasının hacmi planimetrik yöntemle belirlendi. BULGULAR: Kontrol grubu ile [%55.62±4.00] karşılaştırıldığında hem kaptopril hem de losartan [%30.50±3.26 ve %37.75±4.44] miyokardiyal infarkt alanını istatistiksel olarak azaltırken; ne PD123319 ne de PD123319+losartan sıçan MI/R modelinde infarkt alam üzerine olumlu etkide bulunmadı [%46.50+3.72 ve 54.62+2.43]. SONUÇ: Bu sonuçlar, Ang H'nin MI-R hasarında önemli bir rol oynadığım desteklemektedir. Kaptopril ile Ang II yapımının blokajı veya ATı reseptörünün losartan ile kapatılması; I-R hasan üzerine kalbi koruyucu bir etki gösterdi. Bu ilaçların terapotik başarısı, bunların hem plazma hem de dokudaki Ang n konsantrasyonunu azaltmakla beraber, Ang Il'nin zararlı etkilerini ATı reseptörü aracılığıyla bloke eden farmakolojik profillerine bağlıdır. Bununla beraber, losartan tarafından azalan infarkt alanının AT2 reseptör blokajı ile ortadan kalkması; losartanın kalbi koruyucu etkisinde AT2 reseptör aktivasyonunu içeren bradikinin ve prostaglandin sinyal kaskatım desteklemektedir. Anahtar Kelimeler: Anjiotensin II, kaptopril, losartan, AT2 reseptörü, miyokardiyal iskemi-reperfuzyon, nekroz. 70

Hakan Parlakpınar
İnönü University
2004
00
Master'sOpen AccessEN

Statinlerin yan etkileri ve rabdomiyolizin maliyet hesaplamasi

Purpose: The main aim of the study is to highlight the adverse effects of statins and to calculate the cost of rhabdomyolysis treatment for one patient in Turkey which is a rare but the most serious adverse effect of statins that cause to stay in hospital. In addition, cost of prevention of this adverse effect has also been calculated. These two results have been compared.Materials & Methods: A review of national and international literature has been searched by using Ulakbim, Pubmed and Sciencedirect web sites. IMS data for statins have been used and safety of statins have been searched by using internet web sites among different countries? health authorities. In order to calculate the direct cost of muscle related adverse effect, Turkish Ministry of Health Health Application Announcement prices have been taken into consideration for laboratory tests. For the calculation of the cost of drugs used in the treatment of adverse effect, prices have been gathered from RxMediaPharma web based programme. Prices that have been used for calculation are the minimum prices which constitute the lowest prices of the price band reimbursed by Social Security Institution (SSI). In order to validate all of these data, prices of laboratory tests and drugs have been obtained from Kırklareli Public Hospital Accounting House and Şişli Etfal Public Education and Research Hospital Accounting House.Findings and conclusion:Cost of prevention of statin-induced muscle adverse effects is lower than the cost of the adverse effect in case of nonprevention or ignorance. In addition because of the treatment of acute tubular necrosis requires dialysis lifelong, cost of the adverse effect will be higher than the expected. At that point, it is very important to increase the patients? awareness and the doctors? attention for muscle related adverse effects of statins. Thus, all the costs related to statin-induced muscle adverse effects can be minimised.

Anticholesteremic agentsCoenzymesComplications+3
Emine Derya İkizlerli
Yeditepe University · Institute of Health Sciences
2012
00
DoctorateOpen AccessEN

The

ABSTRACTThe Contribution of Serotonergic and Noradrenergic System to the Antidepressant-like Effect of Tramadol in the Unpredictable Chronic Mild Stress ModelTramadol is a centrally acting clinically effective analgesic which inhibitsnoradrenaline (NA) and serotonin (5-HT) reuptake. This study was planned toinvestigate the possible antidepressant-like effects of tramadol (20 mg/kg) in theunpredictable chronic mild stress (UCMS) model of depression in BALB/c miceand we also searched the participation of serotonergic and noradrenergic system.Desipramine was used like a positive control. Tramadol and desipramine reversedthe physical and behavioural abnormalities induced by the UCMS. Furthermore,the lesion of the dorsal raphe magnus (DRN) by 5, 7-dihydroxytryptamine (5,7-DHT) antagonized the antidepressant-like effects of tramadol and desipramine onthe coat state, in the splash test in stressed mice but not non-stressed mice.The results obtained by High Pressure Liquid Chromatography (HPLC)showed that level of the 5-HT and its metabolite 5-hydroxyindolacetic acid (5-HIAA) was reduced by the 5,7- DHT lesion in some brain regions. In contrast, thelevel of NA, Dopamine (DA), Homovanillic acid (HVA) and 3, 4dihydroxyphenylacetic acid (DOPAC) did not change by the 5, 7-DHT lesion.Moreover the UCMS regimen diminished the level of 5-HT, 5-HIAA, NA and DAin some brain regions.Furthermore, the contribution of the 5-HT1A receptors to theantidepressant-like effects of tramadol was searched by the 5-HT1A/1B receptorantagonist pindolol (10 mg/kg); we observed neither significant acceleration nordiminution by pindolol on the actions of desipramine and tramadol.In the last part, we measured the NA and its metabolite 3-methoxy-4-hydroxy-phenylglycol (MHPG) levels via HPLC in stressed mice. The chronictreatment with desipramine and/or tramadol significantly augmented MHPGand/or NA level in the locus coeruleus (LC), hypothalamus and hippocampus butnot in cerebellum. Moreover, desipramine and tramadol induced antidepressant-like effects in the UCMS model can be blocked by propranolol (non-selective β-adrenoreceptor antagonist, 5 mg/kg), ICI 118,551 (selective β2-adrenoreceptorantagonist, 2 mg/kg) and yohimbine (selective α2-adrenoreceptor antagonist, 2mg/kg).Taken together these results suggest that tramadol has an antidepressant-like effect in the UCMS model, which is mediated by both serotonergic andnoradrenergic system.Key Words: Unpredictable chronic mild stress, tramadol, serotonergic system,noradrenergic system, micexxvii

İpek Yalçın
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2006
00
DoctorateOpen AccessTR

İzole fare özofagus çizgili kasının karbakole verdiği cevablar üzerinde kadmiyumun etkisi

ÖZET izole Fare Özofagus Çizgili Kasının Karbakole Verdiği Cevaplar Üzerinde Kadmiyumun Etkisi Çalışmamızda izole fare özofagus çizgili kası üzerine karbakol uygulaması ile elde edilen kasılma cevaplarının, kadmiyum tarafından artırılmasında rol alan mekanizmalar araştırıldı. İzole fare özofagus dokusunun 1/3 alt ve üst kısmı uzaklaştırıldı, mukozası sıyrıldı ve 1-1.5 cm boyutlarında preparat hazırlandı. Doku 250 mg ön gerim altında, %95 O2 ve %5 CO2 ile gazlandırılmış Krebs solüsyonu içeren, sıcaklığı 37 °C olan, organ banyosuna asıldı. Kolinomimetik bir ilaç olan karbakol (2x10^ M) uygulandı ve boyutları gittikçe azalan kasdmalar elde edildi. İlk karbakol uygulamasından sonra ortama iki değerlikli bir metal ve kalsiyum kanal antagonisti olan kadmiyum (2x1 0"5 M) eklendikten sonra karbakol kasılma cevaplarının boyutunda artma saptandı. Kalsiyum kanal antagonisti ve iki değerlikli bir katyon olan nikel (4xl0"s M) karbakol kasılmalarını değiştirmedi. Presinaptik nikotinik reseptör blokörü hekzametonyum (3x1 0"4 M) karbakol kasılmalarını azalttı. Asetilkolinesteraz inhibitörü fizostigmin (5x1 0"7 M) kadmiyumlu ortamdaki karbakol kasılmalarının küçülmesine neden oldu. Postsinaptik nikotinik reseptör blokörü tubokürarin (10~7 M) hem karbakol kasılmalarını hem de kadmiyumlu ortamdaki karbakol kasılmalarını azalttı. Ancak tubokürarinli ve kadmiyumlu ortamdaki cevapların karbakol kontrol kasılmalarına göre artmış olduğu gözlendi. Voltaja duyarlı kalsiyum kanal antagonistleri verapamil (10"6 ve 10"5 M) ve nifedipin (10"6 ve 10"5 M) karbakol kontrol kasılmalarını ve kadmiyum kontrol kasılmalarını 10"5 M konsantrasyonda azalttı. Kalsiyum konsantrasyonu değiştirildiğinde 1.875 mM ve 1.25 mM'de karbakol kasılma cevapları değişmedi ancak 1.25 mM'de kadmiyumlu ortamdaki kasılmalar arttı. Kalsiyumsuz ve EGTA'ü (2xl0"3 ve 10"2 M) ortamda hem kontrol hem de kadmiyumlu ortamda elde edilen karbakol kasılmaları inhibe oldu. Kalsiyum konsantrasyonu 5 mM ve 7.5 mM iken kasılmalar azaldı. Sarkoplazmik retikulum Ca2+ ATPaz enzim inhibitörü siklopiyazonik asit (10"s M) karbakol kasılmalarını artırdı. Tiyol modülatörü olan glutatyon (10"3 M) ve 1-sistein (10"4 M ve 5x1 0"4 M) kadmiyumlu ortamdaki karbakol kasılmalarını azalttı. Tiyol okside edici ilaçlar etakrinik asit (10^ M) ve diamid (10~5 M) karbakol kasılmalarını artırdı. Kalmodulin antagonisti trifluoperazin (10~5 M) kasılma cevaplarını azalttı. Bu sonuçlar kadmiyumun, miyojenik etki göstererek, hücre dışı ve hücre içi kalsiyum konsantrasyonuyla etkileşerek, sarkoplazmik retikulum Ca2+ ATPaz'ı inhibe etmesi sonucu hücre içi kalsiyum konsantrasyonunu artırarak, tiyol gruplarına bağlanarak ya da tiyol depolarını boşaltarak ve kalsiyum gibi fonksiyon gösterip kalmoduline bağlanarak karbakol kasılmalarının artmasına neden olabileceğini göstermektedir. Anahtar Sözcükler: Özofagus, karbakol, kadmiyum, çizgili kas XVI

Olcay Ergürhan Kıroğlu
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2006
00
Master'sOpen AccessTR

Alkol bağımlı farelerden izole edilen korpus kavernozum düz kasında nitrerjik gevşemelerin araştırılması

ÖZETAlkol Ba ımlı Farelerden zole Edilen Korpus Kavernozum DokusundakiNitrerjik Gev emelerin Ara tırılmasıKronik etanol inhalasyonu yapılan farelerden izole edilen korpus kavernozumdokusunda kronik alkol alımının nitrerjik gev emeler üzerindeki etkisi ara tırıldı.Farelere kronik etanol uygulaması 7 ve 14 gün süresince inhalasyon yoluyla yapıldı.Kontrol grubu ve kronik etanol grubuna ait farelerden izole edilen korpus kavernozumpreparatı 200 mg tansiyon altında, %95 O2 ve %5 CO2 ile gazlandırılmı Krebssolüsyonu içeren, sıcaklı ı 370C olan, 15 ml'lik organ banyolarına asıldı. Dokularfenilefrin (5x10-6 M) ile kastırılarak plato fazı olu turulduktan sonra ardı ık olarakelektriksel saha stimülasyonu (ESS; 8 Hz, 30 V, 0.5 msn, 15 sn), ekzojen nitrik oksid(NO; 10-4M) ve asetilkolin (10-7 M) gev emeleri elde edildi. Etanole 7 gün maruz kalangrubun ESS, ekzojen NO ve asetilkolin gev eme cevapları ile kontrol grubunun ESS,ekzojen NO ve asetilkolin gev eme cevapları arasında anlamlı bir fark bulunmadı.Ancak, 14 gün süresince etanol uygulanan grubun asetilkolin gev emelerinde anlamlıbir azalma gözlendi. Kontrol ve 14 gün süresince etanol inhalasyon yapılan gruba aitdokularda, nitrik oksit sentaz inhibitörü olan L-nitroarjinin (10-4 M) ESS ve asetilkolingev emelerini anlamlı olarak azalttı; ekzojen NO gev emesini de i tirmedi. L-nitroarjinin'in ESS ve asetilkolin gev emeleri üzerindeki inhibitör etkisi, L-arjinin (10-4M) ile geri döndü. Ayrıca, guanilat siklaz inhibitörü ODQ (10-4 M) ESS, ekzojen NO veasetilkolin gev emelerini inhibe etti. Kontrol ve14 gün süresince etanol inhalasyonuyapılan gruptan elde edilen korpus kavernozum dokularının endotelyumu elektronmikroskobu ile histolojik olarak incelendi; alkol grubunda endotelyum hasarı tespitedildi.Sonuç olarak, 14 gün süresince inhalasyon yoluyla kronik etanole maruzbırakılan farelerden izole edilen korpus kavernozum dokusunda ESS ve ekzojen NOgev emelerinde de i me olmaksızın asetilkolin gev emelerinde azalma gözlenmesi vehistolojik incelemelerde endotelyumda hasar tespit edilmesi, kronik etanolünendotelyum hasarına ba lı olarak NO salıverilmesini azaltması sonucu erektildisfonksiyona neden olabilece ini dü ündürmektedir.Anahtar sözcükler: Fare, korpus kavernozum, kronik etanol, nitrerjik gev eme, nitrikoksid

Fatma Aydınoğlu
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Statin uygulanan farelerin aorta ve korpus kavernozum dokulurında rho-kinaz enziminin ekspresyonu ve aktivitesinin incelenmesi

Bu çalısmada, bir HMG-KoA redüktaz inhibitörü olan rosuvastatinin (30 mg/kg/gün, 30 gün boyunca) kronik olarak uygulamasının fare torasik aorta ve korpus kavernozum (CC) dokularında Rho-kinaz enzim ekspresyonu ve aktivasyonu üzerine olası etkileri hem Western blot analizleri hem de izole organ banyosu deneyleri ile incelendi. 30 günlük uygulama sonrasında rosuvastatin verilen farelerin serum total kolesterol düzeyleri, rosuvastatin verilmeyen farelere göre anlamlı olarak düsüktü. Rosuvastatin verilen farelerden izole edilen aortta bir 1 adrenoseptör agonisti olan fenilefrine verilen kasılma yanıtları degismezken, bu grupta KCl yanıtlarının azaldıgı görüldü. Bu farelerin CC'larında rosuvastatin uygulaması fenilefrine ait EC50 degerini arttırdı. Rosuvastatin alan gruptan izole edilen hem aorta hem CC dokularında Rho-kinaz enziminin selektif inhibitörü olan Y- 27632'ye verilen gevseme yanıtları kontrole göre anlamlı bir sekilde arttı. Bununla birlikte rosuvastatin alan farelerin torasik aorta ve CC dokularında Rho-kinaz enzim ekspresyonu veya aktivasyon düzeyleri kontrole göre farklı degildi. Çalısmamızın sonuçları, farelerde rosuvastatin uygulamasıyla HMG-KoA redüktaz enziminin kronik inhibisyonunun bu hayvanlardan izole edilen korpus kavernozum dokusunda, fenilefrine verilen kasılma yanıtlarında bir baskılanmaya ve torasik aortasında KCl'ye verilen kasılma yanıtlarında bir azalmaya neden oldugunu ve bu uygulamanın her iki dokuda Rho-kinaz enziminin selektif inhibitörü olan Y-27632'ye verilen gevseme yanıtlarını arttırdıgını göstermektedir.

Halil Mahir Kaplan
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessTR

İzole fare mide fundusunda etanole bağlı gevşemelerin mekanizmasının araştırılması

Bu çalışmada her iki cinsten (Swiss albino) fare kullanıldı. Fareler servikal dislokasyon ile öldürüldükten sonra longitudinal insizyon suretiyle gastrik fundal stripler hazırlandı ve içinde Tyrode solusyonu olan organ banyosuna 0.5 g tansiyon altında asıldı. Banyo ortamı 37 oC'de sabit tutuldu ve %95 O2 ve %5 CO2 ile gazlandırıldı. Deneysel veriler izometrik transdusır ile kaydedildi.Etanol(164 mM) izole fare mide fundus şeritlerinde tekrarlanabilir gevşemelere neden oldu. Bu gevşemeler L-tipi Ca2+ kanal blokörü verapamil (10-5,10-4 ,5x10-4 M), ryanodin reseptör (intraselüler kalsiyum kanal) blokörü rutenyum red (10-5, 5x10-5 ,10-4 M), adrenerjik nöron blokörü guanetedin (10-6,10-5 ve 10-4 M), kolinerjik muskarinik reseptör blokörü atropin (10-6, 10-5, 10-4 M), fosfolipaz C inhibitörü neomisin (10-5 ,10-4 ,5x10-4 M), siklooksijenaz inhibitörü indometazin (10-6, 5x10-6,10-5 M), nitrik oksid (NO) sentaz inhibitörü Nw-nitro-L-arginin (10-5, 10-4 ,5x10-4 M) ve K+ kanal blokörü tetraetilamonyum (5x10-5, 10-4, 5x10-4 M) tarafından istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde azaltıldı. Fosfolipaz A2 inhibitörü manoalid (10-6) bu gevşemelerde anlamlı olmayan bir azalmaya neden oldu. Bunun yanı sıra, Na+- K+ ATPaz blokörü uvabain (10-5, 5x10-5,10-4 M) ve Ca2+- ATPaz blokörü siklopiazonik asit (10-6 ,5x10-6 ,10-5 M) bu gevşemeleri etkilemedi.Deneysel bulgular, izole fare mide fundus şeritlerinde etanol (164 mM) ile oluşturulan gevşemelerde Ca2+'un adrenerjik nöron ve kolinerjik muskarinik reseptörlerin, buna ek olarak fosfopliaz C ve araşidonik asit ? siklooksijenaz yolaklarının ayrıca nitrik oksid ve potasyum kanallarının rolü olabileceğini telkin etmektedir. Buna karşılık, deneysel bulgular Na+- K+ ATPaz ve Ca2+- ATPaz'ın etanole bağlı bu gevşemelerde rollerinin olmadığını telkin etmektedir.Anahtar sözcükler: Etanol, fare mide fundusu, farmakolojik etki, gevşemeİzole Fare Mide Fundusunda Etanole Bağlı Gevşemelerin Etki Mekanizmasının AraştırılmasıBu çalışmada her iki cinsten (Swiss albino) fare kullanıldı. Fareler servikal dislokasyon ile öldürüldükten sonra longitudinal insizyon suretiyle gastrik fundal stripler hazırlandı ve içinde Tyrode solusyonu olan organ banyosuna 0.5 g tansiyon altında asıldı. Banyo ortamı 37 oC'de sabit tutuldu ve %95 O2 ve %5 CO2 ile gazlandırıldı. Deneysel veriler izometrik transdusır ile kaydedildi.Etanol(164 mM) izole fare mide fundus şeritlerinde tekrarlanabilir gevşemelere neden oldu. Bu gevşemeler L-tipi Ca2+ kanal blokörü verapamil (10-5,10-4 ,5x10-4 M), ryanodin reseptör (intraselüler kalsiyum kanal) blokörü rutenyum red (10-5, 5x10-5 ,10-4 M), adrenerjik nöron blokörü guanetedin (10-6,10-5 ve 10-4 M), kolinerjik muskarinik reseptör blokörü atropin (10-6, 10-5, 10-4 M), fosfolipaz C inhibitörü neomisin (10-5 ,10-4 ,5x10-4 M), siklooksijenaz inhibitörü indometazin (10-6, 5x10-6,10-5 M), nitrik oksid (NO) sentaz inhibitörü Nw-nitro-L-arginin (10-5, 10-4 ,5x10-4 M) ve K+ kanal blokörü tetraetilamonyum (5x10-5, 10-4, 5x10-4 M) tarafından istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde azaltıldı. Fosfolipaz A2 inhibitörü manoalid (10-6) bu gevşemelerde anlamlı olmayan bir azalmaya neden oldu. Bunun yanı sıra, Na+- K+ ATPaz blokörü uvabain (10-5, 5x10-5,10-4 M) ve Ca2+- ATPaz blokörü siklopiazonik asit (10-6 ,5x10-6 ,10-5 M) bu gevşemeleri etkilemedi.Deneysel bulgular, izole fare mide fundus şeritlerinde etanol (164 mM) ile oluşturulan gevşemelerde Ca2+'un adrenerjik nöron ve kolinerjik muskarinik reseptörlerin, buna ek olarak fosfopliaz C ve araşidonik asit ? siklooksijenaz yolaklarının ayrıca nitrik oksid ve potasyum kanallarının rolü olabileceğini telkin etmektedir. Buna karşılık, deneysel bulgular Na+- K+ ATPaz ve Ca2+- ATPaz'ın etanole bağlı bu gevşemelerde rollerinin olmadığını telkin etmektedir.Anahtar sözcükler: Etanol, fare mide fundusu, farmakolojik etki, gevşeme

Derya Kaya
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2008
00
DoctorateOpen AccessTR

Bakır ve endojen tiyollerin yenidoğan ile erişkin sıçan mesanesindeki purinerjik etkilerinin deneysel olarak incelenmesi

Çalışmamızda, izole yenidoğan ve erişkin sıçan mesane dokusunda, bakır ve endojen tiyollerin, purinerjik etkileri, tüm mesane tekniği ile araştırıldı. Bu amaçla yapılan deneysel çalışmalarda, izole yenidoğan sıçan tüm mesane dokusunda, tiyol yapısında bir madde olan L-sistein (1 mM), bazal spontan kasılma cevaplarını anlamlı bir şekilde artırırken, izole erişkin tüm mesane dokusunda ise herhangi bir değişikliğe sebep olmadı. Ayrıca bakır (1) bağlayıcı bir ajan ola neokuprin (NK) uygulaması da yenidoğan sıçan tüm mesane dokusunda, bazal spontan kasılma cevaplarının anlamlı bir şekilde artmasına sebep olurken, erişkin tüm mesanesinde ise, bazal tonus üzerinde belirgin bir tonik kasılmaya neden oldu.İzole yenidoğan sıçan tüm mesane dokusunda, 1mM L-sistein veya 50 µM NK ile artan spontan kasılma cevaplarının amplitüdü ve eğri altında kalan alanı (EAA), ortama 1 µM nifedipin, 200 µM diamid, 50 µM ATP, veya 30 µM NS1619 eklenmesi ile anlamlı bir şekilde azaldı. L-sistein veya NK varlığında azalan spontan kasılmaların sayısı ise bu maddeler varlığında geri döndü. P2X reseptör antagonisti olan süramin (100 ve 200 µM) ise L-sistein veya NK ile artan spontan kasılma cevaplarının amplitüdü ve EAA'sını, doza bağımlı bir şekilde azalttı. Fakat L-sistein varlığında oluşan, frekans üzerindeki anlamlı azalmayı geri çevirmedi. Bununla birlikte yenidoğan sıçan mesanesinden elde edilen dokularda, ortama 100 µM L-nitroarginin (L-NA) ilave edilmesi, L-sistein veya NK ile artan spontan kasılma cevaplarının amplitüdü, EAA'sı ve frekansı üzerinde anlamlı bir etkiye sebep olmadı.İzole erişkin sıçan tüm mesane dokusunda ise, diamid uygulaması (200 µM), tonik kasılma cevabına sebep oldu ve bu tonik kasılma cevabı 1 mM L-sistein varlığında anlamlı bir şekilde azaldı. Ayrıca NK varlığında elde edilen tonik kasılmalar, ortama 1 µM nifedipin, 50 µM ATP, 100 µM süramin veya 30 µM NS1619 ilave edilmesi ile anlamlı bir şekilde azaldı. Bununla birlikte ortama 100 µM L-NA eklenmesi NK ile oluşan tonik kasılmalar üzerinde anlamlı bir etkiye sebep olmadı.Bu bulgular, çalışmamızda, izole yenidoğan sıçan tüm mesane dokusunda L-sistein'in spontan aktiviteyi artırıcı etkisinde, purinerjik yolağın ve Ca2+ ile aktive edilen K+ kanallarının bir rolü olabileceğini ve tiyollerin yenidoğan mesane fonksiyonunda önemli bir role sahip olabileceğini göstermektedir. Ayrıca yenidoğan da NK'ye bağlı fazik aktivite ile erişkindeki tonik aktivitenin de aynı şekilde purinerjik yolakla ilgili olduğunu ve bakır(1)'in bu etkide önemli bir rolü olabileceğini göstermektedir.Anahtar sözcükler: ATP, Bakır, Mesane, Purinerjik sistem

Hacer Sinem Büyüknacar Göktürk
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2008
00
DoctorateOpen AccessTR

İzole perfüze sıçan mezenterik damar yatağında "shear stress" etkisi ile indüklenen NOS inhibitörlerine duyarlı ve duyarsız NO aktivitesinde Kaveolin-1' in modülatör rolü

Bu çalışmada izole perfüze sıçan mezenterik damar yatağında shear stress ile indüklenen eNOS inhibitörlerine duyarlı ve duyarsız NO aktivitesinde kaveolin-1' in olası modülatör rolü araştırıldı.Mezenterik damar yatağının basıncı kümülatif fenilefrin uygulamalarıyla konsantrasyona bağımlı şekilde arttırıldı, dokuların bir kaveol deplesanı olan Metil-ß-siklodekstrin (MßCD) ile ön muamelesi fenilefrine bağlı basınç artışlarını kontrole göre güçlendirdi. Bu dokularda elektron mikroskopu ile yapılan ölçümlerde kaveol sayısının kontrole göre azaldığı gözlenirken, mikroelisa yöntemiyle yapılan incelemelerde nitrik oksid sentaz (NOS) miktarının arttığı gözlendi. ?1 adrenoseptör agonisti fenilefrin, NOS inhibitörleri Nw-nitro-L-arjinin (L-NA) ve Nw-nitro-L-arjinin metil ester (L-NAME) varlığında veya endotel yokluğunda perfüzyon basıncını kontrole göre daha güçlü bir şekilde arttırdı. MßCD ile ön muamele edilmiş dokularda L-NA veya L-NAME varlığında kasılmaları, sadece MßCD ile muamele edilenlerle karşılaştırıldığında, daha büyüktü. Endotelyumsuz dokuların MßCD ile ön muamelesi ise bu kasılmaları azalttı.MßCD ile ön muamele edilmiş dokularda, tek doz fenilefrinle oluşturulan submaksimal basınç üzerinde NOS inhibitörleri ve onların varlığında hidroksikobalamin (HK) nin birlikte uygulamasına bağlı gelişen ilave artışların, MßCD uygulanmamış olanlara göre anlamlı bir şekilde azaldığı görüldü.Bu bulgular, 1) izole perfüze sıçan mezenterik damar yatağında, fenilefrinle oluşturulan vazokonstriksiyona bağlı olarak sentez ve salınımı uyarılan NO' nun NOS inhibisyonuna duyarlı ve duyarsız olmak üzere iki ayrı bileşeninin olduğunu, 2) bu bileşenlerin, damar yatağının kasılma ve buna bağlı gelişen basınç artışlarının modülasyonunda önemli bir role sahip olabileceğini, 3) bu modulasyonun kolesterolden zengin membran kaveollerini de içerdiğini, 4) bu yapıların bir kolesterol deplesanı olan bu MßCD tarafından bütünlüğünün bozulmasının fenilefrine bağlı basınç artışlarını güçlendirdiğini, 5) basınç artışlarındaki bu büyümenin kaveolle birlikte, bu yapıda yerleşik, NOS enzim düzeylerindeki azalmadan kaynaklanabileceğini ve 6) kaveol düzeylerindeki bu azalmanın NOS inhibisyonuna hem duyarlı hem de duyarsız NO etkisine paralel olduğunu telkin etmektedir.

EndotelyumKaveolinNitrik oksit+2
Özlem Yorulmaz Özü
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2011
00
DoctorateOpen AccessTR

Farelerde oluşturulan deneysel nöropatik ağrıya karşı tramadol ve agmatinin etkilerinde nitrerjik sistemin rolü

Yaşam kalitesini belirgin olarak düşüren nöropatik ağrının tedavisinde antikonvülsanlar, antidepresanlar, lokal anestezikler, NMDA antagonistleri, sodyum kanal blokörleri, narkotik analjezikler gibi çeşitli ilaçlar kullanılmakla birlikte alternatif tedaviler üzerine de yoğun olarak çalışılmaktadır. Üzerinde çalışılan ilaçlardan birisi olan tramadol?un, nöropatik ağrı semptomlarını azalttığı bildirilmiştir. Santral sinir sisteminde yeni bir nöromediyatör olarak bilinen agmatin?in ise deneysel akut ve kronik ağrı çalışmalarında antinosiseptif etkileri bildirilmiştir. Bu tez çalışmasında siyatik sinir parsiyel sıkı ligasyonu ile oluşturulan nöropatik ağrı modelinde tramadol ve agmatinin tek ve kombine kullanıldıklarında antiallodinik etkileri ile bu etkilerde nitrerjik sistemin rolünün incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada Balb/c türü erkek farelerde anestezi altında sağ siyatik sinir bağlanarak nöropati oluşturuldu. Naive, sham, NP kontrol ve NP + İlaç grupları oluşturuldu. Nöropatik ağrı, soğuk allodini (cold-plate) yöntemi ile siyatik sinir ligasyonundan iki hafta sonra test edildi. Tramadol ve agmatin?in antiallodinik etkileri incelendi. Bu etkilerde nitrerjik sistemin rolünü araştırmak üzere nitrik oksid prekürsörü L-arjinin (LA), nitrik oksid sentaz inhibitörleri L-NAME, L-NMMA ve 7-NI kullanıldı. Son olarak tramadol ve agmatin kombinasyonunun antiallodinik etkisi incelendi. Deneylerin sonuçlarına göre tramadol ve agmatin nöropati oluşturulan farelerde cold-plate latensini uzatarak antiallodinik etki oluşturdu. LA her iki ilacın antiallodinik etkisini değiştirmedi. Uygulanan üç NOS inhibitörü tramadol?un antiallodinik etkisini artırırken, agmatinin etkisini ise sadece L-NAME artırdı. Kombine uygulanan tramadol ve agmatin, tek başlarına göstermiş olduklarından daha yüksek bir antiallodinik etki gösterdiler. Bulgularımıza göre tramadol ve agmatin?in nöropatik ağrıda ümit veren bileşikler olduğu ve iki bileşiğin kombine kullanımının daha etkili olacağı söylenebilir. Bu maddelerin antiallodinik etkilerinde NOS inhibisyonunun rolü farklı derecelerdedir ve etkilerinde sadece NOS inhibisyonu değil, farklı mekanizmalar da rol oynayabilir.

AgmatineAnaljeziklerAğrı+5
Soner Mete
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Lavandula angustifolia uçucu yağı ve bor içeren nanoyapıların yeşil sentezi ve biyolojik aktivite potansiyellerinin değerlendirilmesi

Lavandula angustifolia (tıbbi lavanta), geleneksel tıpta uzun süredir kullanılan, aromatik ve terapötik etkileri güçlü bir bitkidir. Bor elementi ise, son yıllarda nanoteknoloji ve biyomedikal uygulamalarda artan bir öneme sahip olup; düşük toksisite, biyouyumluluk, antikanser ve antimikrobiyal özellikleriyle nanoyapıların sentezinde değerli bir ajan olarak kullanılmaktadır. Öte yandan, dünya genelinde en yaygın ve ölümcül kanser türlerinden biri olan kolorektal kanser, etkili ve hedefe yönelik tedavi yaklaşımlarına olan ihtiyacı artırmaktadır. Bu tez çalışmasında, Lavandula angustifolia uçucu yağı ve borik asit kullanılarak yeşil sentez yöntemiyle hidrotermal reaktör aracalığıyla bor bazlı nanoyapılar elde edilmiş; nanoyapılanın karakterizasyon analizleri ve hücre kültürü çalışmaları yapılmıştır. Sentezlenen nanoyapılar; Zeta (–48,2 mV), dinamik ışık saçılımı (DLS; ortalama partikül boyutu ~344nm), UV-Vis, XRD, FTIR, ve ICP-MS gibi çeşitli teknikler kullanılarak karakterize edilmiştir. Elde edilen bor-lavanta nanoyapılarının sitotoksik etkileri, HT-29 kolorektal adenokarsinom ve L929 sağlıklı fibrobl ast hücre hatlarında karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiştir. Nanoyapıların, doz-bağımlı bir etkiyle hücre canlılığını azalttığı belirlenmiş; MTT testi sonuçlarına göre HT-29 hücrelerinde LC₅₀ değeri 11 µM, LC₁₀₀ değeri 22 µM, L929 hücrelerinde LC₅₀ değeri 22 µM, LC₁₀₀ değeri ise 44 µM olarak hesaplanmıştır. Bu sonuçlar, sentezlenen nanoyapıların özellikle kanser hücrelerinde daha belirgin sitotoksik etki gösterdiğini ortaya koyarak hedeflenebilir antikanser ajan potansiyelini desteklemektedir.

Farmasötik nanoteknolojiGümüş nanopartiküllerLinalol+1
Zeynep Ataseven Şahin
Yozgat Bozok University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Üriner sistem enfeksiyonlarında antibiyotik duyarlılıklarının ve ilaç tercihlerinin akılcı ilaç kullanımı bakımından değerlendirilmesi

Bu çalışma, üriner sistem enfeksiyonlarında (ÜSE) antibiyotik duyarlılıklarını ve ilaç tercihlerinin akılcı ilaç kullanımı açısından değerlendirilmesini amaçlamaktadır. Antibiyotik direncinin artışı, uygun tedavi protokollerinin belirlenmesini zorlaştırmaktadır. Araştırmamız kapsamında, Yozgat Şehir Hastanesi'nde yatan hastalara ait retrospektif veriler incelenmiş, hastaların demografik özellikleri, klinik bulguları ve idrar kültürü sonuçları analiz edilmiştir. ÜSE'ye neden olan mikroorganizmaların dağılımı ve antibiyogram testleri değerlendirilerek antibiyotik direnç oranları belirlenmiştir. Bunun yanı sıra, rastgele seçilen hastalara ait antibiyogram sonuçları baz alınarak yazılan reçeteler, akılcı antibiyotik kullanımı açısından incelenmiştir. Elde edilen bulgular, E. coli'nin en yaygın etken olduğunu ve birçok antibiyotiğe karşı yüksek direnç gösterdiğini ortaya koymuştur. E. coli suşlarına yönelik antibiyotik reçeteleme uygunluğu %65,2 olarak belirlenmiştir. Siprofloksasin (%56,8) ve piperasilin/tazobaktam (%53,5) gibi geniş spektrumlu antibiyotiklerde orta seviyede direnç gözlemlenmiş olup, bu durumun meropenem kullanımını (%22,8) artırdığı düşünülmektedir. Ancak, meropenem (%32,9) ve seftriakson (%56,8) gibi sık kullanılan ajanlarda yüksek direnç oranları saptanmıştır. Buna karşın, amikasin (%15,7 direnç, %83,7 duyarlılık) ve nitrofurantoin (%36,6 direnç, %63,4 duyarlılık) daha uygun seçenekler olarak öne çıkmaktadır. Gram-pozitif enfeksiyonlarda linezolid (%98,7), tigesiklin (%95,9) ve vankomisin (%95,1) yüksek duyarlılık göstermektedir. Çalışma, yüksek direnç oranlarına rağmen klindamisin, sefoksitin ve ampisilinin hala reçetelendiğini ortaya koymaktadır. Ampirik antibiyotik seçiminde duyarlılık testlerinin dikkate alınması, dar spektrumlu ajanların tercih edilmesi ve hastane bazlı direnç izlem çalışmalarının sürdürülmesi kritik öneme sahiptir. Sonuç olarak, bu çalışma, ÜSE tedavisinde akılcı ilaç kullanımının önemini vurgulamakta ve antibiyotik direnciyle mücadelede kanıta dayalı yaklaşımların gerekliliğini ortaya koymaktadır.

Akılcı ilaç kullanımıAntibiyogramAntibiyotik duyarlılığı+2
Mehtap Şahin
Yozgat Bozok University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Kuersetin'in fare nöroblastoma hücre dizinindeki (NB2A) nöroprotektif etkinliğinin araştırılması

Çalışmamızda Kuersetinin muhtemel olan nöroprotektif etkileri fare nöroblastoma hücre (Nb2a) dizin' üzerinde araştırıldı. Kuersetin, stok çözeltisi kullanmadan önce çözücü (DMSO, %0,2) içerisinde çözdürülüp medyum ile seyreltildi. Kuersetinin toksik etkileri Nörotoksisite Tarama Testi (NTT) ve hücre canlılık ve proliferasyonu testi ile incelendi. NTT testinde; hücre kültürüne 25 µM konsantrasyonlarda klorpirifos (CPS) eklendi ve nörotoksisite oluşturuldu. Kuersetin 1, 3, 10, 30, 50 ve 100 μM konsantrasyonlarında eklenerek nörit inhibisyonuna etkisi incelendi. Kuersetinin sitotoksisitesini değerlendirmek için CellTiter-Glo® luminesans hücre canlılığı ölçüm yöntemi (Promega, Madison, WI) kullanıldı. Kuersetinin sitotoksisite ve hücre çoğalması üzerine olan etkisinin değerlendirilmesi amacıyla, fare kaynaklı nöroblastoma hücreleri (Nb2a) kuersetinin 1, 3, 10, 30, 50 ve 100 μM konsantrasyonları ile inkübe edilerek, kuersetin uygulanmayan kontrol grubu ve çözücü (DMSO, %0,2) ile karşılaştırıldı. Elde edilen sonuçların istatiksel analizleri yapıldı ve p<0,05 olan değerler istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi.

Özge Nurhan Gülsar
Manisa Celal Bayar University · Institute of Health Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Fare nöroblastoma (NB2A) hücre kültüründe, sevofluran ile ön ve ard koşullama yapılan hücrelerde oksijen-glukoz yoksunluğu/ reoksijenizasyon hasarı üzerine dexmedetomidin'in etkileri

Amaç Çalışmanın amacı, Dexmedetomidin (Dex)' in, sevoflurana (Sevo) maruz kalmış fare nöroblastoma hücrelerinde oksijen ve glikozdan yoksun (OGY) ve reoksijenlendirme hasar modelinde, hücre nörit büyümesini (NTT), hücre canlılığı (MTT), apopitozis (Anneksin V) ve inflamasyon (IL-1β, IL6, TGF Beta) üzerine etkileirni aratırmak. Yöntem Dex' nin farklı konsantrasyonlarının hücre canlılığı ve toksisitesi üzerine etkileri MTT ve NTT ile analiz edildi. Kontrol gruplar (K): hücreler normo-glukozlu (GN, positif kontrol) ve düşük glukozlu (GL, negative control) medyumda, normoksik koşullarda 3 saat tutuldu. Grup OGY+Sevo: Hücreler, oksijen ve glukozdan yoksun (OY+GL) medyumda 5% CO2, 1% O2 and 92% N2 and 4%Sevo içeren hipoksik ortamda 3 saat hipoksik çember içinde tutuldular. Grup PreDex: OGY+Sevo işlemi öncesi, hücreler Dex 3 and 10 µM ile 4 saat normoksik koşullarda tedavi edildiler. Grup PostDex: After the OGY+Sevo işlemi sonrası, hücreler Dex 3 ve 10 µM ile 4 saat tedavi edildiler. hours. İnflamatuar etkiler IL1β, IL6, and TGF-β spesifik antikorlar kullanılarak immunohistokimyasal değerlendirildi. Dex' in apopitotik etkileri, Annexin V ile değerlendirildi. Veriler Data one-way ANOVA ve Kruskal-Wallis ile değerlendirildi. Veriler mean±SD olarak verildi. p<0.05 istatistiksel olarak anlamlılıktı. Bulgular Hipoksik koşullar öncesi dexmedetomidin verilmesi 0.5, 1, 3, ve 10 µM konsantrasyonlarda, hem düşük hem de normal glukoz medyumda, OY ve % 4 sevoflurana maruz kalmış hücrelerde, hücre canlılığını artırdı. (p<0.01) Hipoksi sonrası verilen dexmedetomidin de normal glukozlu medyumda yalnızca 3 ve 10 µM konsnatrasyonlarda ve düşük glukozlu medtumda 0.5 µM konsanatrasyonda hücre canlılığını artırdı. Pre-Dex grupta 3 ve 10 µM konsantrasyonlarda apopitotik hücre sayısı kontrol grundakine benzerdi. (p>0.05) Sonuç Nb2a hücrelerinde artan konsantrasyonda tek başına Dex uygulaması hücre canlılığı ve proliferasyonunu artırdı. Dexmedetomidin 0.5, 1, 3, and 10 µM konsnatrasyonlarda hem düşük hem de normal glucose medyumda OY ve 4% sevoflurana maruz kalmış hücrelerde hücre canlılığını artırdı. (p<0.01), fakat apopitotik hücre sayısını değiştirmedi. IL-1β immunoreaktivitesi, dexmedetomidinin artan konsantrasyonları ile düşerek kontrole yaklaştı. IL 6, kontrol grubuna benzerdi, TGF-ß, Dex konsantrasyonuna bağlı olarak istatistiksel anlamlı olarak arttı. Sevo ve OGY uygulaması sonrası Dex ile tedavi, hücre canlılığı ve proliferasyonunu değiştirmedi ve apopitotik hücre sayısını artırdı.

Tülün Öztürk
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Levosimendan'ın NB2A hücre kültürü üzerine etkileri

Amaç: Bu projenin amacı, levosimendan'ın (LVS) fare nöroblastoma kanser hücre dizininde (NB2a) nörotoksik etkilerinin olup olmadığının araştırılmasıdır. LVS' nın çeşitli mekanizmalar aracılığı ile etki ettiği bilinmektedir. Fosfodiesteraz III'ü inhibe ettiği ve mitokondride K+ duyarlı ATP kanallarını açtığı, böylece kardiyoprotektif etkili olduğu iyi bilinmektedir. Levosimendan, kalbin kasılma gücünü oksijen tüketimini artırmadan kuvvetlendirir ve anti-oksidan, anti-inflammatuar, inotropik ve vazodilatatör özelliklere sahiptir. Levosimendan, kalp cerrahisi sırasında kalbin pompa gücü azalmış olgularda kullanımı tercih edilmektedir. Levosimendan'ın nöronları indirek olarak koruduğu gösterilmiştir, ancak direct neuronlar üzerine etkisi bilinmemektedir. Bu çalışmada, LVS'nın nörotoksik etkileri olup olmadığı fare kaynaklı Nöroblastoma (NB2a) dizin hücrelerinde araştırıldı. Gereç ve Yöntem: Bu amaçla LVS' nın (0,1, 0,3, 1, 3, 10, 30 ve 100 µM) toksik etkileri Nörotoksisite Tarama Testi (NTT) ile, apopitotik etkileri TUNEL yöntemi ile ve hücre canlılık testi MTT yöntemi ile incelendi. Bulgular: NTT testinde, Levosimendanın tüm konsantrasyonlarında (0,1, 0,3, 1, 3, 10, 30 ve 100 µM) ılımlı nörotoksik etkileri saptanmadı. İlaveten, 1 µM konsantrasyonda nörit inhibisyonu yapmadığı gibi nörit uzamasını anlamlı bir derecede artırdı. Hücre proliferasyonunu olumsuz yönde etkilemedi ve apopitotik hücre sayısı kontrol grubundan farklı değildi ( p>0.05). Sonuçlar: Levosimendanın direk nöroprotektif etkileri K+ açıcı kanallar üzerinden yaptığı olumlu etkiler, genetik transkripsiyon mekanizmalarını düzenleyerek gösterdiği hipotezleri ile açıklanabilir. Ayrıca fosfodiesteraz inhibisyonu, kalsiyum desensitizasyonu ile de nöronal koruyucu etkiye sahiptir. Levosimendan, kalp cerrahisi anında kalbin pompa gücü azalmış olgularda özellikle tercih edilir. Levosimendan, hasatlığın doğasına bağlı olarak veya işlemin kendisinden kaynaklanan risklere bağlı olarak beyin hasarı riskine sahip hastalarda güvenle kullanılabilir. Anahtar Sözcükler: Nörotoksisite, in vitro, levosimendan, NB2a, MTT

Hücre canlılığıHücre kültürüHücreler+4
Tülün Öztürk
Manisa Celal Bayar University · Institute of Health Sciences
2018
00