
880
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Pandeminin otizm spektrum bozukluğu üzerindeki etkileri
Bu çalışma, COVID-19 pandemisinin 3-6 yaş arası Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB) olan çocukların sosyopsikolojik gelişimleri üzerindeki etkilerini incelemeyi amaçlamaktadır. Pandemi sürecinin, OSB'li çocukların eğitim, fiziksel sağlık, duygusal ve psikolojik durumlarına yönelik etkileri ve aile deneyimleri sistematik olarak araştırılmıştır. Çalışmamız, OSB tanısı almış çocukların pandemi sürecinde eğitim süreçlerindeki değişiklikleri, psikolojik ve duygusal etkilerini, ailelerin deneyimlerini ve yaşadıkları zorlukları belirlemeyi hedeflemektedir. Katılımcılar arasında OSB tanısı almış 26 aile ve tanı almamış tipik gelişim gösteren 30 aile bulunmaktadır. Pandemi dönemi, OSB'li çocukların eğitim ve terapi alımını olumsuz etkilemiş, çocuklarda davranış problemlerini artırmış ve ailelerin kaygı düzeyini yükseltmiştir. Araştırmanın bulguları, pandemi sürecinde OSB'li çocukların ve ailelerinin yaşadığı çeşitli zorlukları ortaya koymuştur. Özellikle eğitim ve terapi alanında yaşanan aksamalar, çocukların gelişimini olumsuz etkilemiş ve aileler için ek zorluklar yaratmıştır. Ayrıca, pandemi sonrası dönemde OSB'li çocukların ve ailelerinin destek ihtiyacının artacağı öngörülmüştür. Çalışma sonuçlarına dayanarak, benzer süreçlerde hükümetlerin toplum genelindeki özel gereksinimli bireyleri göz önünde bulundurarak destekleyici politikalar geliştirmesi, çevrimiçi psikososyal destek gruplarının oluşturulması ve uzaktan eğitim/terapi yöntemlerinin geliştirilmesi önerilmektedir. Ayrıca, pandemi dönemlerinde OSB'li bireylerin öncelikli beceri ve davranışlarını içeren öğretim kılavuzları hazırlanması ve ailelere yönelik özel eğitim programları düzenlenmesi gerekmektedir. Bu çalışma, pandeminin özel gereksinimli bireyler üzerindeki etkilerini anlamak ve bu etkileri hafifletmek için önemli bilgiler sunmaktadır.
Grup pilates egzersizleri uygulamasının balerinlerde performans becerileri üzerine etkilerinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, klasik bale eğitimi alan 8-15 yaş arası balerinlere, ek olarak verilen grup pilates egzersizlerinin performans becerileri üzerine etkilerinin incelenmesidir. Bu çalışmaya 37 kız çocuk (20'si uygulama, 17'si kontrol grubu) katılmıştır. Katılımcılar 8-15 yaş aralığında olup, en az 3 yıldır bale eğitimi alan öğrencilerdir. Uygulama grubuna 8 hafta boyunca haftada 2 gün, 40 dk pilates egzersiz programı uygulanmıştır. Kontrol grubuna ise sadece bale hareketleri yaptırılmıştır. Tüm katılımcılara 8 hafta öncesinde ve sonrasında ön test ve son test uygulanmıştır. Demografik ve Fiziksel Özellik değerlendirmesi, Ayak Postür İndeksi-6, Beighton Hipermobilite Tanı Kriterleri, Y denge testi, Otur-Uzan testi, Vertikal Zıplama testi, McGill testleri, 6 Dakikalık Yürüme testi ve Performans Yeterlilik testi uygulanmıştır. Uygulama grubunda ilk ve son testler karşılaştırıldığında, eklem mobilitesi, denge, esneklik, dayanıklılık ve performans becerileri testlerinde istatistiksel açıdan anlamlı farklılıklar tespit edilmiştir (p<0.05). Kontrol grubunda ilk ve son testler karşılaştırıldığında esneklik, dayanıklılık, performans becerileri testlerinde istatistiksel açıdan anlamlı farklılık tespit edilmiştir (p<0.05).Uygulama ve kontrol grubunun ilk ve son test değişim farkları karşılaştırıldığında, dayanıklılık (gövde fleksiyonu ve ekstansiyonu) ve performans becerileri (koordinasyon, hareketlerin doğruluğu, hareket kontrolü, yetenek, mekânsal farkındalık, zamanlama ve ritme uyma, ifade ve hareketlere yanıt, ifade ve yorum) uygulama grubunun lehine bir anlamlı farklılık göstermiştir (p<0.05). Elde edilen bulgular pilatesin, balerinlerin eklem mobilitesi, denge, esneklik, dayanıklılık ve performans becerileri üzerine olumlu etkilerinin olduğunu ortaya koymaktadır.
Akıllı telefon gonyometre uygulamasının güvenilirliği ve servikal eklem hareket açıklığı ölçümlerinin geleneksel gonyometre ölçüm yöntemi ile karşılaştırılması
Bu çalışmada servikal eklem hareket açıklığı (EHA) ölçümlerinde akıllı telefon gonyometre uygulamasını değerlendirmek amacıyla geleneksel gonyometre ölçüm sonuçları karşılaştırılmıştır. Çalışmanın amacı doğrultusunda araştırmamıza 50 sağlıklı gönüllü genç birey dahil edilmiştir. Katılımcıların 30'u (%60) erkek, 20'si (%40) ise kadındı. Çalışmaya dahil edilen katılımcıların yaşları 18-58 arasında değişmekte olup yaş ortalaması 30.66±8.53 idi. Katılımcıların vücut kitle indeksi (VKİ) değeri 18,94-32.87 kg/m2 arasında değişmekte olup, ortalaması 24.15±3.01 kg/m² idi. Ölçümler İstanbul Gelişim Üniversitesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı'nda yapıldı. Araştırmamızda katılımcıların cinsiyet, yaş, boy uzunluğu, vücut ağırlığı, eğitim durumu gibi demografik özellikleri kaydedilmiştir. Servikal EHA ölçümlerinin değerlendirilmesinde akıllı telefon gonyometre uygulaması ile geleneksel gonyometre ölçüm sonuçları karşılaştırılmıştır. Bu nedenle tüm katılımcılara iki ayrı ölçüm yapılmıştır. Birinci etapta katılımcılara geleneksel gonyometre ile ikinci etapta ise aynı katılımcılara akıllı telefon gonyometre uygulaması ile servikal EHA ölçümü gerçekleştirildi. Tüm ölçümler her bir katılımcı için üç kez tekrarlandı ve ortalaması alındı. Elde edilen bulgular geleneksel gonyometre ve akıllı telefon gonyometre uygulaması ile yapılan servikal ekstansiyon EHA ölçüm sonuçları arasında anlamlı bir farkın olduğunu, teknik olarak ise iki ölçümün uyumlu olmadığını göstermektedir (p<0,05). Servikal fleksiyon, sol ve sağ rotasyon EHA ölçüm değerleri karşılaştırıldığında her iki gonyometre ölçümü arasında anlamlı farklılık olmadığı, diğer bir ifadeyle ölçüm sonuçlarının birbiriyle uyumlu olduğu görülmektedir (p>0,05). Sonuç olarak, akıllı telefon gonyometre uygulamaları, geleneksel gonyometrelere alternatif bir seçenek olabilir. Fizyoterapistlerin ölçümlerin doğruluğunu ve güvenilirliğini değerlendirmek için uygun yöntemleri seçmesi ve literatürdeki güncel araştırmalara dayanarak kararlarını desteklemesi gerekmektedir.
İnme sonrası uygulanan NGT-Bobath ve PNF tedavi yöntemlerinin kas kuvveti, postural kontrol, denge ve günlük yaşam aktivitesi üzerine etkilerinin karşılaştırılması
Amaç: Bu çalışmanın amacı, nörolojik rehabilitasyonda farklı rehabilitasyon tekniklerinin etkinliğini değerlendirmek ve bu teknikler arasında potansiyel farklılıkları belirlemektir. Bu kapsamda, el kavrama düzeyi, modifiye Rankin düzeyi, Bartel indeksi ve postür sürdürme düzeyi gibi önemli parametreler incelenmiştir. Materyel ve Metod: Çalışma, toplam 66 hasta üzerinde gerçekleştirilmiştir. Hastalardan 22'si Nörogelişimsel tedavi (NGT)-Bobath grubunda, 22'si Proprioseptif Nöromuskuler Fasilitasyon (PNF) grubunda ve 22'si kontrol grubunda yer almaktadır. PNF ve Bobath teknikleri haftanın 5 günü 45 dakika boyunca 3'er set 10-15 tekrarlı olacak şekilde toplamda 20 seans şeklinde uygulanmıştır. Ev egzersiz programı 3 gruba da uygulanmıştır. Kontrol, Pnf ve Bobath gruplarındaki hastalara 1 ay süre ile 20 seans 45 dakika 3'er set 15-20 tekrarlı ev egzersizleri düzenli olarak yaptırılmıştır. Tüm hastaların tedavi öncesinde ve sonrasında el kavrama kuvveti dionamometreyle, günlük yaşam aktivitesi Bathel İndeksiyle, fonksiyonel değerlendirme modifiye Rankin Skalasıyla, denge ve postüral kontrol Postüral değerlendirme ölçeğiyle incelenmiştir. Tüm analizlerin değerlendirilmesinde p<0,05 düzeyi istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışmamıza katılan hastaların sağ el kavrama düzeyinde, gruplar arasında anlamlı fark vardır (p=0,011) ve NGT Bobath grubunun diğer gruplara göre daha fazla değişim gösterdiği belirlenmiştir. Sol el kavrama düzeyinde, gruplar arasında anlamlı farklılık saptanmıştır (p=0,004) ve NGT Bobath grubunun diğer gruplara göre daha fazla değişim gösterdiği belirlenmiştir. Modifiye Rankin düzeyi açısından da gruplar arasında anlamlı farklılık belirlenmiştir (p=0,001), ancak gruplardaki değişim miktarı arsındaki farklılık anlamlı değildir (p=0,652). Bartel indeksi (p=0,002) ve postür sürdürme (p=0,008) düzeyinde de, gruplar arasında anlamlı farklılıklar saptanmıştır ve NGT Bobath grubunun diğer gruplara göre daha fazla değişim gösterdiği gözlemlenmiştir. Sonuç ve Tartışma: Çalışmamızın sonuçlarına göre, NGT Bobath tedavi yönteminin diğer yöntemlere göre daha etkili olduğu ve nörolojik rehabilitasyonda tercih edilebileceği söylenebilir. İnmeli hastalarda NGT Bobath tedavi yönteminin, çalışmada kullanılan diğer tedavi yöntemlerine göre daha etkili olduğu tespit edilmiştir. Bu sonuçlar, inme rehabilitasyonunda tedavi seçiminde NGT Bobath yönteminin daha etkin bir tedavi yöntemi olduğunu vurgulamaktadır. Anahtar Kelimeler: İnme, NGT Bobath, PNF, el kavrama düzeyi, Modifiye Rankin Skalası, Bartel indeksi, Postür sürdürme düzeyi
Çocuklarda üriner inkontinansın yaşam kalitesine ve benlik saygısına etkisi
Amaç: Bu araştırmada, çocuklarda görülen üriner inkontinansın yaşam kalitesine ve benlik saygısına etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Bu araştırma, nicel bir araştırma olup, ilişkisel tarama modeline dayanmaktadır. Kesitsel tasarım kullanılarak, üriner inkontinansın çocukların yaşam kalitesi ve benlik saygısı üzerindeki etkileri incelenmiştir. Bu araştırmanın örneklemi çalışma grubu için üriner inkontinans semptomuna sahip alt üriner sistem disfonksiyon tanısı almış 5-16 yaş aralığındaki 60 çocuktan ve kontrol grubu ise rastgele seçilmiş 5- 16 yaş aralığındaki 60 çocuktan oluşmaktadır. Araştırmanın verileri Mart 2024 - Haziran 2024 tarihleri arasında toplanmıştır. 'Kişisel Değerlendirme Formu' ve 'Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği (RBSÖ)' ve 'Genel Amaçlı Çocuk Yaşam Kalitesi Ölçeği (KINDL)' ölçeği kullanılmıştır. Veri analizinde bağımsız gruplarda t testi, Mann Whitney U Testi ve Ki-Kare analizleri kullanılmıştır. Bulgular: Kontrol grubunun yaş ortalaması 10.30±2.21, hasta grubunun yaş ortalaması ise 9.13±2.38 olarak bulunmuştur. Çalışmada yapılan karşılaştırmalara göre, kontrol grubunun tüm alt boyutlarda hasta grubuna göre anlamlı derecede daha yüksek puanlar elde ettiği bulunmuştur. Bedensel iyilik, ruhsal iyilik, özsaygı, aile, arkadaş, okul alt boyutları, hastalık puanları ve genel KINDL toplam skorlarında kontrol grubunun puanları sırasıyla (p=0.001) değeriyle istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde daha yüksek çıkmıştır. Bu bulgular, çocuklarda üriner inkontinansın yaşam kalitesi üzerindeki olumsuz etkilerini ortaya koymaktadır (p=0.001). RBSÖ'ye göre yapılan karşılaştırmada, kontrol grubunun benlik saygısı puanları hasta grubuna göre anlamlı derecede daha yüksek bulunmuştur (p = 0.001). Bu fark, kontrol grubunun benlik saygısının hasta grubundan istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde üstün olduğunu göstermektedir (p=0.001). Sonuç: Bu çalışma, çocuklarda enürezkskn düşük sosyoekonomkk durum, boşanmış akle yapısı, kdrar yolu enfekskyonu öyküsü ve kabızlık gkbk faktörlerle klkşkklk olduğunu göstermektedkr. Enürezkslk çocuklar, bedensel, duygusal ve sosyal açıdan daha düşük yaşam kalkteskne sahkp olup, benlkk saygıları da azalmaktadır. Ebeveyn eğktkmk ve akle ii kçk pskkososyal destek önemlk bkr rol oynar. Bu bulgular, çocuklar kçkn tıbbk tedavkye ek olarak pskkolojkk ve sosyal destek programlarının gereklklkğknk vurgulamaktadır. Anahtar sözcükler: benlik saygısı, çocuk, üriner inkontinans, yaşam kalitesi
Serebral palsili çocukların katılım kısıtlılıklarının bakım veren annelerin fiziksel aktivite düzeyleri, egzersiz kapasitesi ve yaşam kalitesi üzerindeki etkisi
Bu çalışma, serebral palsili (SP) çocukların katılım kısıtlılıklarının, bakım veren annelerin fiziksel aktivite düzeyi, fonksiyonel kapasitesi ve yaşam kalitesi üzerindeki etkilerini incelemek amacıyla yürütülmüştür. Çalışmaya, SP'li çocuğa en az 5 yıldır bakım veren,50 yaş altı 82 anne dahil edilmiştir. Katılımcı annelerin fiziksel aktivite düzeyleri Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi-Kısa Form (IPAQ-SF), yaşam kaliteleri ise Nottingham Sağlık Profili (NHP) ile değerlendirilmiştir. Fonksiyonel kapasite ve mobilite; 6 Dakika Yürüme Testi (6DKYT),30 saniyelik Otur-Kalk Testi (30s STS) ve Zamanlı Kalk ve Yürü Testi (TUG) ile ölçülmüştür. Ayrıca postür, New York Postür Analizi ile; alt ekstremite kaslarının kısalığı ise manuel olarak değerlendirilmiştir. Çocukların katılım düzeyi, Pediatrik Veri Toplama Aracı (PODCI) ile belirlenmiştir. Çalışma bulguları, çocukların transfer, sportif aktivite ve genel fonksiyon düzeylerinin yükselmesinin; annelerin fiziksel kapasite, denge, mobilite ve yaşam kalitesi üzerinde olumlu etkiler oluşturduğunu ortaya koymuştur. Fiziksel aktivite düzeyi yüksek olan annelerin daha aktif olduğu, daha uzun yürüme mesafelerine sahip olduğu ve kendilerini daha enerjik hissettikleri gözlenmiştir. Ayrıca, otur-kalk performansı ile hem fiziksel aktivite düzeyi hem de 6DKYT mesafesi arasında anlamlı pozitif ilişki tespit edilmiştir. TUG süresinin uzaması ise yaşam kalitesinin çeşitli alt boyutlarında düşüş ile ilişkilendirilmiştir. Elde edilen bulgular, çocukların katılım kısıtlılıklarının azalmasının yalnızca çocukların değil, bakım veren annelerin de fiziksel sağlığı açısından belirleyici olduğunu göstermektedir. Bu doğrultuda, fizyoterapi ve rehabilitasyon uygulamalarında hem çocuğun hem de bakım verenin bütüncül şekilde değerlendirilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
İdiyopatik parkinson hastalarında servikal mobilizasyonun denge ve yürüyüş üzerine akut etkisinin incelenmesi
Çalışma, idiyopatik Parkinson hastalarında servikal mobilizasyonun denge ve yürüyüş üzerine akut etkisini incelemek amacıyla yapıldı. 33 idiyopatik Parkinson hastası (Modifiye Hoehn-Yahr Evreleme Ölçeğine göre evre 2-3 arasındaki) rastgele çalışma ve kontrol gruplarına ayrıldı. Kontrol grubuna herhangi bir müdahale yapılmazken çalışma grubuna tek seanslık (10 dakikalık) servikal mobilizasyon uygulandı. Birleşik Parkinson Hastalığı Değerleme Ölçeği (BPHDÖ) ile hastalık şiddeti belirlendi. Fonksiyonel Uzanma Testi (FUT), Tandem Pozisyonunda Durma Testi (TPDT), Duyusal İntegrasyon ve Dengenin Klinik Değerlendirmesi Testi (CTSIB), Dinamik Yürüme İndeksi (DYİ), Dinamik Yürüme İndeksi-Baş puanı (DYİ-Baş puanı) ve statik postürografi ile denge ve yürüyüş değerlendirildi. Hastalara bir hafta ara ile iki kez değerlendirme yapıldı. Çalışma grubundaki hastaların ikinci değerlendirmesi servikal mobilizasyonun hemen sonrasında gerçekleştirildi. Çalışma sonunda, her iki grup da FUT ve DYİ'de ilerleme gösterdi (p<0.05). DYİ-Baş puanı, CTSIB salınımı ve CTSIB süresi ise sadece çalışma grubunda iyileşti (p<0.05). Bununla birlikte ikinci değerlendirme sonuçlarının gruplar arası analizinde, CTSIB salınımında ve DYİ-Baş puanında çalışma grubu lehine fark olduğu saptandı (p<0.05). Statik postürografi sonuçları karşılaştırıldığında, çalışma grubunda Stabilite Sınırları Testi'nin reaksiyon zamanı, maksimum ekskürsiyon ve son nokta ekskürsiyonu parametrelerinde anlamlı gelişme gözlendi (p<0.05). Ayrıca Düz Yürüme Testi hızında, Tandem Yürüme Testi son nokta salınımında ve Adım Alma/Hızlı Dönüş Testi dönüş salınımında çalışma grubu lehine anlamlı fark bulundu (p<0.05). Sonuç olarak, servikal mobilizasyonun propriyoseptörleri ve vestibüler yapıları uyarması ve tonusu regüle etmesiyle denge ve yürüyüşü olumlu yönde etkilediği kanısına varıldı. Anahtar Kelimeler: İdiyopatik Parkinson hastalığı, servikal mobilizasyon, denge, yürüyüş.
Kronik konstipasyonda abdominal masajın etkinliği
Bu çalışmanın amacı kronik konstipasyonu (KK) olan bireylerde abdominal masajın etkinliğini randomize plasebo-kontrollü dizaynda araştırmaktı. Çalışmamıza Roma IV tanı kriterlerine göre KK tanısı alan toplam 74 birey dâhil edildi. Bireyler randomize olarak müdahale grubu (abdominal masaj+öneri) veya kontrol grubuna (plasebo terapatik ultrason (US)+öneri) atandı. Abdominal masaj, 4 hafta boyunca haftada 3 gün uygulanırken plasebo terapatik US, 4 hafta boyunca, haftada 2 gün olacak şekilde uygulandı. Her iki gruptaki bireylere ilave olarak yaşam stili değişikliklerine yönelik öneriler verildi. Primer sonuç ölçümü olan konstipasyon (kabızlık) şiddeti Konstipasyon Ciddiyet Ölçeği ile değerlendirildi. Sekonder sonuç ölçümleri olan, bağırsak fonksiyonel belirteçleri (defekasyon frekansı, defekasyon süresi ve gaita yoğunluğu) ve kabızlıkla ilişkili yaşam kalitesi sırasıyla 7 günlük bağırsak günlüğü ve Konstipasyon Yaşam Kalitesi Ölçeği ile değerlendirildi. Bireylerin ayrıca çalışma başlangıcına kıyasla 4. hafta sonunda kabızlık ve ilişkili diğer şikâyetlerine yönelik değişim algıları Hasta Global Değişim Algısı Skalası ile değerlendirildi. Çalışma sonunda her iki grupta tüm sonuç ölçümlerinin zaman içerisindeki grup içi değişimlerinin istatistiksel açıdan anlamlı olduğu tespit edildi (p<0,001). Bu değişimlere grup etkisi araştırıldığında, zaman ile grup etkileşiminin de istatistiksel açıdan anlamlı olduğu tespit edildi (p<0,001). Müdahale grubunda kontrol grubuna kıyasla tüm sonuç ölçümlerinde daha yüksek düzeyde iyileşme görüldü (p<0,05). Ek olarak, kabızlık semptomlarında algılanan iyileşmenin müdahale grubunda kontrol grubuna kıyasla daha fazla olduğu tespit edildi (p<0,001). Bu çalışmanın sonucunda, KK'nin tedavisinde abdominal masajın plasebo tedaviden kısa dönemde daha etkin olduğu bulundu. Abdominal masajın etkinliğini farklı uygulama parametreleri ile ve/veya farklı uygulama protokolleri ile ortaya koyan uzun dönem takipli ileri çalışmalara ihtiyaç vardır. Sekonder kabızlığı olan bireylerde de abdominal masajın etkinliğine yönelik ileri çalışmalar planlanabilir.
Metatars kırıklarının fizyoterapisinde proprioseptif egzersiz eğitiminin denge, yürüyüş, ayak fonksiyonları ve yaşam kalitesi üzerine etkileri
Bu çalışma konservatif olarak ortopedik tedavisi tamamlanmış metatars kırığı olan bireylerde klasik fizyoterapi (KF) programı ve bu programa eklenen proprioseptif egzersiz (PE) eğitiminin ağrı, eklem hareket genişliği, denge, yürüyüş, ayak fonksiyonları ve yaşam kalitesi parametreleri üzerine etkilerini araştırmak amacı ile gerçekleştirilmiştir. Çalışmaya metatars kırığı geçirmiş yaşları 20-60 yıl arasında toplam 12 birey dahil edilmiştir. Bireyler KF ve PE eğitimi şeklinde 6'şar bireyin yer aldığı iki gruba ayrılmıştır. Bireylere haftada 3 gün olmak üzere, 6 hafta boyunca KF programı (hotpack, ultrason, Transkutanöz Elektriksel Sinir Stimülasyonu, masaj, eklem hareket açıklığı ve kuvvetlendirme egzersizleri, yürüme eğitimi) uygulanmış, PE grubuna ise ilave olarak proprioseptif egzersiz eğitim programı uygulanmıştır. Bireylerin tedavi öncesi ve 18 seanslık tedavi sonrası ağrı şiddetleri (Vizüel Analog Skala), eklem hareket açıklıkları (gonyometre), denge (Bertec) ve yürüme (GaitRite) parametreleri değerlendirilmiştir. Ayrıca bireylerin ayak fonksiyonlarındaki etkilenimi değerlendirmek için 'Ayak Fonksiyon İndeksi' ve yaşam kalitesi düzeyini değerlendirmek için 'Nottingham Sağlık Profili' anketleri kullanılmıştır. Tedavi sonrası her iki grupta yer alan bireylerde yürüyüş parametresi dışında tüm parametrelerde anlamlı gelişmeler elde edilmiştir (p<0,05). Özellikle PE grubunda denge alt parametresinde daha fazla gelişme sağlanmıştır. Tedavi sonrası yapılan karşılaştırmalarda elde edilen gelişmeler açısından KF ve PE grupları arasında anlamlı fark bulunmamıştır (p>0,05). Sonuç olarak metatars kırıkları sonrası uygulanan fizyoterapi programlarının ağrıda azalma, eklem hareket açıklığı, denge, ayak fonksiyonları ve yaşam kalitesinde artışla sonuçlanarak tedavi başarısını artıracağı sonucuna varılmıştır ve bu hastaların tedavisinde fonksiyonel ve bireysel gereksinimlerine özel fizyoterapi ve rehabilitasyon uygulamalarının yer alması gerektiği düşünülmüştür.
Kronik boyun ağrısı olan kişilerde sanal gerçeklik uygulamalarının etkinliğinin incelenmesi
Bu çalışma kronik boyun ağrısı olan kişilerde sanal gerçeklik uygulamasının etkinliğinin incelenmesi amacıyla planlandı. Çalışmaya nörolojik defisiti bulunmayan ve en az 3 aydır boyun ağrısı devam eden 34 hasta dahil edildi. Hastalar basit randomizasyon yöntemiyle motor kontrol egzersizlerine ek olarak sanal gerçeklik uygulayan grup (SG grubu) (n=17) ve motor kontrol egzersizleri grubu (kontrol grubu) (n=17) olmak üzere 2 gruba ayrıldı. Her iki gruptaki hastalar haftada 3 gün ve toplamda 6 hafta tedavi programı aldı. Çalışmaya katılan tüm bireylerin, ağrı seviyesi, ağrı eşiği, eklem hareket açıklığı (EHA), eklem pozisyon hissi (EPH), kas performansı, postür, denge, özür seviyesi, anksiyete/depresyon, kinezyofobi ve yaşam kalitesi tedavi öncesinde ve sonrasında toplam 2 kez değerlendirildi. Çalışma sonrasında da tüm bireyler 1 aylık süreyle takip edilerek egzersiz sürdürülebilirliği belirlendi. Her iki grubun da tedavi sonrasında ağrı şiddeti, ağrı eşiği, EHA, EPH, kas performansı, postür, dengenin bazı parametrelerinde, fonksiyonel limitasyon, kinezyofobi ve yaşam kalitesi açısından gelişim gösterdiği bulunurken (p<0,05); servikal lordoz açısında (postür) ve dengenin bazı parametrelerinde gelişim göstermediği saptandı (p>0,05). SG grubu, C1-C2 ve C5-C6 ağrı eşiği, EPH, dengenin vestibüler komponenti, anksiyete/depresyon ve kinezyofobi açısından daha etkiliyken, kontrol grubu postür açısından daha etkiliydi (p<0,05). SG grubunun, bir aylık takip süresi içinde egzersiz yaptıkları gün sayıları daha fazlaydı (p<0,05). Bu sonuçlar, SG'nin motor kontrol egzersizlerine ek olarak uygulanmasının ağrının, fonksiyonel limitasyonların, anksiyete/depresyonun ve kinezyofobinin azaltılması, EPH ve dengenin vestibüler komponentinin geliştirilmesinde ve egzersiz sürdürülebilirliği açısından daha etkili olabileceğini, SG'nin kronik boyun ağrılı bireylerde tedavi programına ek olarak kullanılabileceğini gösterdi.
Kronik ayak bileği instabilitesi olan sporcularda görsel girdinin denge, nöral geribildirim, fonksiyon ve koşu mekaniklerine etkisi
Bu çalışmanın amacı, kronik ayak bileği instabilitesi (KAİ) olan sporcularda stroboskopik eğitim ile yapılan 6 haftalık denge eğitim programının denge skorları, kortikal aktiviteler ve koşu mekaniği üzerine etkilerini belirlemektir. Çalışmaya yaşları 18 ile 25 yıl arasında olan, "Uluslararası Ayak Bileği Konsorsiyumu" tarafından belirlenen kriterlere uyan KAİ tanısı konulmuş 39 sporcu dahil edildi. Sporcular görsel girdinin sağlanacağı Stroboskopik Gözlüklü Grup (n = 13), Gözlüksüz Grup (n = 13) ve Kontrol Grubu (n = 13) olmak üzere rastgele üç gruba ayrıldı. Dengenin değerlendirilmesinde HUBER denge cihazı, kortikal aktivitelerin değerlendirilmesinde elektroensefalografi kullanıldı. Sporcuların 3 boyutlu kinematik koşu analizleri Noraxon cihazı ile değerlendirildi. Gözlüklü ve gözlüksüz grupta olan sporculara 6 hafta boyunca aynı denge eğitim programı uygulandı. Kontrol Grubu ise eğitim almadı. İstatistiksel analizler hem gruplar arası hem de grup içi zaman (ön test, son test) olarak gerçekleştirildi. Son test Cz teta, Gözlüklü Grupta, Kontrol grubuna göre anlamlı olarak daha yüksek (p = 0,009) ve son test Cz alfa, Gözlüklü Grupta Gözlüksüz Grup (p = 0,039) ve Kontrol Grubuna (p = 0,001) göre anlamlı olarak daha yüksek bulundu. Gözlüklü Grubun 6 haftalık denge eğitimi sonrasında elde edilen ilk ve son test dinamik denge sonuçlarında iyi yönde artış bulundu (p=0.006). Gruplar arasında yapılan karşılaştırmada Gözlüklü Grubun sonuçlarında Kontrol Grubu (p = 0.039) ve Gözlüksüz Gruba (p=0.029) göre anlamlı artış bulundu. Koşu analizi ölçüm sonuçlarında ayak bileği dorsifleksiyon açısında ilk test son test sonuçlarında, gözlüklü grup lehine anlamlı fark bulundu (p <0.001). Gruplar arasında yapılan karşılaştırmada Gözlüklü Grubun denge sonuçlarında, Kontrol Grubu (p=0.001) ve Gözlüksüz Gruba (p=0.002) göre artış yönünde anlamlı fark bulundu. Ayak bileği eversiyon ve abduksiyon hareketlerinde fark yoktu. Bu çalışmanın sonuçları KAİ'li sporcularda görsel girdi ile yapılan denge eğitimi ile dinamik dengenin geliştirilebileceğini, ayak bileği dorsi fleksiyon eklem hareket açısında artış sağlanabileceğini ve kortikal aktiviteler üzerinde değişiklik yaratılabileceğini göstermektedir. Stroboskopik gözlükle yapılan denge antrenmanları KAİ olan sporcularda tedavi programları içerisine eklenerek sahaya ve spora dönüşe hazırlık aşamalarında yararlı olabilir.
Sağlıklı bireylerde çevresel faktörlerin solunum kas enduransı testi sonuçlarına etkisinin incelenmesi
Çevresel uyarılar kişiyi duygusal ve fiziksel olarak olumlu veya olumsuz yönde etkileyebilmektedir. Bu çalışmada, çevresel faktörlerden müziğin, solunum kas endurans testleri sırasında kullanımının etkisi araştırıldı. Çalışmaya yaş ortalaması 24,042,88 yıl olan 24 sağlıklı olgu alındı. Solunum fonksiyon testi, solunum kas kuvveti ölçümü, solunum kas enduransı testleri, artan hızda mekik yürüme testi (AHMYT), Uluslararası Fiziksel Aktivite Düzeyi Sorgulama Anketi uygulandı. Olguların dinlemeyi en çok tercih ettikleri motivasyonel ve yavaş tempolu parçalar, doldurdukları forma göre belirlenip, sabit iş yükü (SİY) ve artan iş yükü (AİY) solunum kas endurans testlerinde sıraları randomize edilerek dinletildi. SİY solunum kas enduransı testinde kişinin maksimum inspiratuar basıncının (MIP) % 60'ı kullanıldı. AİY testinde % 20 MIP ile başlayıp her iki dakikada artışlarla % 100 MIP'e ulaşılan test protokolü kullanıldı. Olguların fiziksel aktivite düzeyleri ile solunum kas enduransı skorları arasında bir ilişkiye rastlanmadı (p>0,05). AHMYT mesafesi ile motivasyonel müzik dinlerken yapılan SİY testi süresi arasında pozitif yönlü orta dereceli bir korelasyon saptandı (r=0,477, p<0,05). SİY ve AİY testinde olgular, motivasyonel ve yavaş tempolu müzik dinledikleri testlerde, müziksiz teste göre anlamlı olarak daha uzun endurans süresine ulaştılar (p<0,05). Motivasyonel müzik kullanılan testlerde olguların solunum frekansı, yavaş tempolu ve müziksiz testlere göre anlamlı oranda daha yüksekti (p<0,05). Sonuç olarak, farklı türlerde müzik kullanımının solunum kas enduransı testinde kalp hızı, solunum frekansı, kan basıncı, yorgunluk, dispne parametrelerini etkileyebildiği, test sırasında müzik varlığının SİY ve AİY solunum kas endurans sürelerini artırabildiği gösterildi. Endurans gerektiren testlerde ve egzersizlerde müzik kullanımı, test sürelerini, kan basıncını, kalp hızı, solunum frekansı, algılanan dispne ve yogunluk düzeyini değiştirebilir. Anahtar Kelimeler: Respiratuar kaslar, müzik, egzersiz toleransı
Havalı tabanca atıcılarında gövde, skapula ve omuz kuşağı kaslarının enduransının performans üzerine etkisi
Havalı tabanca atıcılığı; kapalı atış poligonlarında yapılan, hedef tabelasına hassas ve doğru atış yapılmasını gerektiren olimpik bir spordur. Havalı tabanca atıcısının en temel hedefi yüksek skor elde etmek amacıyla postüral stabilizasyonunu üst düzeye çıkarmak ve korumaktır. Uzun müsabaka periyodu; sporcularda postür ve üst ekstremite kontrolünün sağlanabilmesi için kassal yorgunluğun mümkün olduğunca geç ortaya çıkmasını gerektirmektedir. Bu amaçla çalışmamız, havalı tabanca sporcularının atış performanslarının; gövde, skapula çevresi ve omuz kuşağı kaslarının enduransları ile olan ilişkisini araştırmak amacıyla planlandı. Çalışma, 18-45 yaş arasındaki 28 havalı tabanca atıcısı ile gerçekleştirildi. Omuz kuşağı enduransı Kapalı Kinetik Zincir Üst Ekstremite Stabilite Testi ve Üst Ekstremite Y Denge Testi, gövde enduransı Yüzüstü Köprü Testi ve Yan Köprü Endurans Testi, skapular bölgenin enduransı ise Skapular Kas Endurans Testi ile değerlendirildi. Elde edilen veriler doğrultusunda atış performansı ile test parametrelerinin ilişkisi incelendi. Parametrik verilerde ilişkinin incelenmesi için Pearson korelasyon testi, non-parametrik verilerde ise Spearman korelasyon testi kullanıldı. İstatistiksel olarak anlamlı bulunan değişkenlerde lineer regresyon analizi kullanıldı. Dominant ve dominant olmayan taraflar arasındaki farklılıkları incelemek için Paired Sample t-test ve Wilcoxon testi kullanıldı. Çalışmanın sonucunda, atış performansı ile skapular kas endurans testi arasında pozitif yönde istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulundu (p=0,03, r=0,65). Ancak gövde ve omuz kuşağı kas enduransını değerlendiren testler ile atış performansı arasında anlamlı bir ilişki görülmedi (p>0,05). Skapular kas endurans testinin her bir birim artışına karşılık atış skorunun ise 0,375 puan arttığı gözlendi. Elde edilen sonuçlara göre skapular kas enduransının artırılması skapulotorasik eklemi ve glenohumeral eklemi daha stabil hale getireceği için salınımları azaltarak atış performansını artırabilir. Bu sebeple havalı tabanca atıcılarında skapula çevresi kaslara yönelik oluşturulacak egzersiz programlarının sporcuların atış performansına fayda sağlayabileceği düşünülmektedir.
Ankara ili işitme engelli okul çağı çocuklarında ayak biyomekaniği, denge ve yürüme parametrelerinin değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı; Ankara ilinde yaşayan, ilkokul ve ortaokul çağındaki işitme engeli olan çocuklarda denge ve ayağa ilişkin statik ve dinamik biyomekanik değişkenlerin değerlendirilmesi ve normal duyma yeteneğine sahip çocuklarla karşılaştırılmasıdır. 6-15 yaşları arasında işitme engeli olan 67 ve işitme engeli olmayan 66 çocuk çalışmaya alındı. Çocuklar işitme engeli olan ve işitme engeli olmayan olmak üzere iki gruba ayrıldı. Çocukların demografik bilgileri kaydedildikten sonra statik dengeyi değerlendirmek için Flamingo Denge Testi (FDT), dinamik dengeyi değerlendirmek için Fonksiyonel Uzanma Testi (FUT) kullanıldı. Çocuklar statik ve dinamik olarak ölçülebilen taban basınç dağılımı parametreleri RsScan-Footscan pedobarografi sistemi ile değerlendirildi. Çocukların ayakkabılarını değerlendirmek amacıyla Ayakkabı Uygunluğu Değerlendirme Formu (AUDF) uygulandı. Ebeveynlere sağlık ve ayakkabı konusunda sahip oldukları bilgileri nereden öğrendiklerine dair tarafımızca oluşturulan bir anket uygulaması yapıldı. Elde edilen değerler hem grup içinde hem de gruplar arasında karşılaştırıldı. FDT, FUT skorlarına göre işitme engeli olan çocukların daha zayıf bir denge fonksiyonuna sahip olduğu bulundu (p<0.05). İşime engeli olan çocukların önemli ölçüde daha düşük statik plantar basınç dağılım değerlerine sahip olduğu bulundu (p<0.05). Dinamik plantar basınç dağılım değerleri bakımından işitme engeli olan çocuklar, işitme engeli olmayan çocuklara göre ayaklarının farklı bölgelerine farklı miktarlarda yük bindirmekte oldukları sonucu elde edildi (p<0.05). Her iki grupta da AUDF ile denge testleri, dinamik plantar basınç değerleri ve yürüme değişkenleri arasında anlamlı bir ilişki bulunmazken (p>0.05); işitme engeli olan çocuklarda ayakkabı uygunlunun artışı ile sağ (dominant) ayakta toplam basınç yüzdesi değerlerinin de arttığı sonucuna ulaşıldı (p<0.05). İşitme engeli olan çocuklarda statik ve dinamik dengenin arttırılması için uygun plantar basınç dağılımlarının sağlanması, ayakta meydana gelebilecek anormal biyomekanik değişikliklerin ve buna bağlı olarak ortaya çıkabilecek patolojik durumların belirlenmesi ve önlenmesi konularına dikkat çekilmesi açısından önemlidir. Yapılan ölçüm sonuçlarına göre çocuklar için uygun ayakkabıların geliştirilmesi hem çocukluk hem de yetişkinlik döneminde çeşitli sorunların önüne geçilmesini sağlayabilir.
Profesyonel adölesan yüzücülerde omuz sağlık profili ve yüzme branşlarının etkisi
Yüzme 4 farklı stilden oluşan, özellikle omuz ekleminde tekrarlı elevasyon ve rotasyonel hareketlerin kullanıldığı bir spordur. Literatürde profesyonel adölesan yüzücüler ile yapılan çalışmalarda genellikle omuz yaralanma oranları ile omuz kas kuvveti, glenohumeral internal rotasyon defisiti (GIRD), skapulotorasik ritm gibi konular detaylı incelenmiştir. Genel olarak adölesan yüzücülerin, profesyonel olarak yüzme sporu ile ilgilenmeyen adölesan bireyler ile karşılaştırıldığı çalışmalar ve yüzme branşının (kelebek, sırt, kurbağa, serbest) omuz profiline etkisinin araştırıldığı çalışmalar yetersizdir. Dolayısıyla, bu çalışma (1) profesyonel adölesan yüzücülerin omuz sağlık profilini, profesyonel olarak yüzme sporu ile ilgilenmeyen adölesan bireyler ile karşılaştırarak araştırmayı, ek olarak (2) yüzme branşlarının omuz sağlık profili üzerine etkisini araştırmayı amaçlamaktadır. Planlanan bu vaka-kontrol çalışmasında 13-18 yaş aralığında, en az 5 yıldır yüzme sporu ile ilgilenen sporcular ve yüzme sporu ile profesyonel olarak ilgilenmeyen fiziksel olarak aktif, yaş ve cinsiyet olarak eşleştirilmiş adölesan bireylerin (kontrol) dahil edilmesi planlanmaktadır. Sporcular ve kontroller için, glenohumeral eklem rotasyonel hareket açıklığı, 2-boyutlu skapular kinematik (skapular yukarı doğru rotasyon eklem hareket açıklığı), gözlemsel skapular diskinezi varlığı, glenohumeral eklem kas kuvveti (IR/ER oranı), skapular kas kuvveti, posterior omuz esnekliği, pektoralis minör kısalığı değerlendirilecek ve omuz-dirsek fonksiyonelliği için Kerlan – Jobe Omuz Dirsek Skoru – Türkçe Versiyonu (KJOC-Tr) anketi kullanılacaktır. Elde edilen veriler öncelikle profesyonel sporcular ve kontroller arasında, ikincil olarak da sporcularda yüzme branşlarına göre karşılaştırılacaktır. Bu araştırmanın sonucunda yüzücü omuz sağlık profili detaylı bir şekilde incelenecek, olası adaptasyonlar ve omuz ilişkili spora özgü problemler raporlanacaktır. Böylelikle sporcu rehabilitasyonuna ve gelecek araştırmalara yol gösterecek bilgiler elde edilecektir.
Adölesan idiyopatik skolyozda iki farklı egzersiz yönteminin skolyoz şiddeti, yürüyüş, fiziksel, fonksiyonel parametreler ve yaşam kalitesi üzerine etkisinin incelenmesi
. Bu çalışmanın amacı, adölesan idiyopatik skolyozda (AİS), iki farklı egzersiz yönteminin skolyoz şiddeti, yürüyüş, fiziksel, fonksiyonel parametreler ve yaşam kalitesi üzerine etkisinin karşılaştırılmasıdır. Çalışmaya Lenke tip 1 eğriliğe sahip 28 AİS'li birey dahil edildi ve bireyler rastgele iki gruba ayrıldı: Schroth grubu (n = 14) ve Core stabilizasyon grubu (n = 14). Her iki gruba fizyoterapist kontrolünde haftada 3 gün 10 haftalık egzersiz programı uygulandı. Tedavi öncesinde ve tedavi bittikten sonra; eğrilere ait Cobb açıları ön-arka radyografi ile, gövde rotasyonları öne eğilme testinde skolyometre ile, kozmetik deformite algısı Walter Reed Visual Assessment Scale (WRVAS) ile, üst ve alt ekstremite kas kuvveti Biodex System 4-Pro® ile, spinal mobilite Spinal Mouse® ile, pedobarografik yürüyüş parametreleri DIASU Dijital Analiz Sistemi® ile ve yaşam kalitesi SRS-22 anketi ile değerlendirildi. Tedavi sonrası her iki grupta, Cobb açıları ve gövde rotasyon açılarında azalma, kozmetik deformite algısı, spinal mobilite, kas kuvveti, pedobarografik yürüyüş parametreleri ve yaşam kalitesinde iyileşme görüldü (p<0,05). Schroth grubunda Cobb açıları, torakal gövde rotasyon açısı, kozmetik gövde deformitesindeki azalma ile spinal mobilite ve yaşam kalitesindeki gelişimin Core stabilizasyon grubuna göre daha fazla olduğu bulundu (p<0,05). Core stabilizasyon grubunda, Schroth grubuna göre üst ve alt ekstremite kas kuvveti artışının daha fazla olduğu görüldü (p<0,05). Plantar yüzey temas alanında hem statik durumda hem de yürüyüşte Schroth grubunda Core stabilizasyon grubuna göre daha fazla artış görüldü (p<0,05). Serviko-torasik ve lumbal gövde rotasyonundaki azalmada iki grup arasında fark görülmedi (p>0,05). Sonuç olarak, Schroth egzersizleri AİS'de skolyoz şiddetini azaltmada, skolyoza bağlı problemlerin düzeltilmesinde ve yaşam kalitesini geliştirmede Core stabilizasyon egzersizlerinden daha etkili bulunmuştur. Bunun yanında, Core stabilizasyon egzersizleri, üst ve alt ekstremite kas kuvvetinin geliştirilmesinde Schroth egzersizlerinden daha etkili bulunmuştur. Tedavinin amacı göz önünde bulundurularak, her iki egzersiz yöntemi de AİS'nin konservatif tedavisinde kullanılabilir. Anahtar Kelimeler: Adölesan idiyopatik skolyoz, egzersiz, Schroth yöntemi, Core stabilizasyon, skolyoz
COVID-19 pandemisi döneminde farklı fiziksel aktivite düzeyine sahip bireylerde denge, egzersiz kapasitesi, uyku kalitesi ve korona virüs fobisinin karşılaştırılması
COVID-19 pandemisi insanların günlük yaşamlarını değiştirmiştir. Bu durumun fiziksel inaktivite pandemisini hızlandırma potansiyeline sahip olduğu varsayılmaktadır. Çalışmanın amacı, pandemi döneminde farklı fiziksel aktivite düzeyine sahip bireylerde denge, egzersiz kapasitesi, uyku kalitesi ve korona virüs fobi düzeyini teledeğerlendirme ile karşılaştırmak ve egzersiz kapasitesinin denge ile olan ilişkisini araştırmaktı. Teledeğerlendirmeden önce bireylerin bilişsel uygunlukları Standardize Mini Mental Test (SMMT) ile değerlendirildi. Bireylerin fiziksel aktivite düzeyleri Uluslararası Fiziksel Aktivite Ölçeği (IPAQ) Kısa Formu ile belirlendi. IPAQ sonuçlarına göre olgular inaktif (n=32) ve aktif (minimal veya yeterince aktif) (n=32) olarak iki gruba ayrıldı. Uyku kalitesi Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi (PUKİ), sağlık okuryazarlık düzeyi Türkiye Sağlık Okuryazarlık Ölçeği 32 (TSOY-32) ve korona virüs fobileri Korona Virüs 19 Fobisi Ölçeği (C19P-S) ile değerlendirildi. Egzersiz kapasitesi için bir dakika otur kalk testi (1STST); denge için Berg Denge Ölçeği (BBS) kullanıldı. Aktif grubun C19P-S skorları anlamlı düzeyde daha düşüktü (p<0,05). İki grup arasında TSOY-32, PUKİ ve BBS açısından anlamlı fark yoktu (p>0,05). Aktif grubun 1STST tekrar sayısı daha yüksekti (p<0,05). Aktif grupta 1STST'deki değişim kalp hızı daha yüksek, toparlanma birinci dakikadaki kalp hızı değişim dispne, genel yorgunluk ve quadriseps yorgunluk algıları anlamlı olarak daha düşüktü (p<0,05). 1STST ve BSS skorları arasında anlamlı bir ilişki vardı (r=0,369, p<0,05). COVID-19 pandemisi döneminde fiziksel olarak aktif ve inaktif olan bireylerin sağlık okur yazarlığı, uyku kalitesi ve denge düzeyleri benzerdir. Fiziksel olarak aktif olanlarda egzersiz kapasitesi daha iyidir. Fiziksel olarak inaktif bireylerde korona virüs korkusu artmakta, egzersiz kapasitesi azalmaktadır. Pandemi döneminde teledeğerlendirme yöntemleri ile sağlıklı kişilerde fiziksel aktivite düzeyi ve egzersiz kapasitesi güvenli ve uygun şekilde belirlenebilir.
Multipl skleroz'lu bireylerde iki denge ölçeği'nin güvenilirlik ve geçerliliğinin araştırılması
Bu çalışma Fullerton Gelişmiş Denge Ölçeği (FGDÖ) ve Toplum Denge & Mobilite Ölçeği'nin (TD&MÖ) Multipl Skleroz'lu (MS) bireylerde güvenilirlik ve geçerliliğinin incelenmesi amacıyla yapıldı. Çalışmaya 18-55 yaş aralığında bulunan (36,48± 9,40), Genişletilmiş Özürlülük Durum Ölçeği (EDSS) 1-5,5 arasında değişen, 55 kadın ve 10 erkek toplam 65 MS'li birey dahil edildi. FGDÖ ve TD&MÖ'nün güvenilirliğini incelemek amacıyla test tekrar test güvenilirliği, gözlemci içi, gözlemciler arası güvenilirlik ve iç tutarlılık (madde toplam puan korelasyonu, Cronbach alfa kat sayısı) araştırıldı. Test tekrar test güvenilirliği incelenirken, hastalar ilk değerlendirmeleri yapıldıktan sonra 2-15 gün içerisinde ikinci kez değerlendirmeye alınarak FGDÖ ve TD&MÖ uygulandı. Gözlemci içi ve gözlemciler arası güvenilirlik incelemesinde; ilk değerlendirmesi alınan 34 hastanın FGDÖ ve TD&MÖ uygulaması video kayda alınıp farklı zamanlarda iki fizyoterapist tarafından tekrar izlenerek puanlandı. Elde edilen puanlar ile gözlemci güvenilirliği hesaplandı. FGDÖ ve TD&MÖ'nün geçerliliği, kriter geçerliliği için eş zamanlı geçerlilik incelenerek; yapı geçerliliği için hipotez testi kullanılarak hesaplandı. Geçerlilik de her iki ölçeğin, Berg Denge Ölçeği (BDÖ), EDDS, Dinamik Yürüme İndeksi (DYI), Multipl Skleroz Yaşam Kalitesi Enstrümanı-54 (MSYK-54), Zamanlı Kalk Yürü Testi (ZKYT) ile aralarında oluşan korelasyonlar incelendi. Analizler sonucunda FGDÖ ve TD&MÖ'nün test tekrar test güvenilirliğinin Intraclass Correlation Coefficient (ICC) değerinin mükemmel seviyede olduğu belirlendi (sırasıyla ICC= 0,994 ve 0,995). FGDÖ'nün gözlemci içi güvenilirliği (ICC=0,986, p<0,001) ve gözlemciler arası güvenilirliği (ICC=0,985, p<0,001) mükemmel seviyede hesaplanırken, TD&MÖ'nün gözlemci içi güvenilirliği (ICC=0,929, p<0,001) ve gözlemciler arası güvenilirliği (ICC=0,986, p<0,001) mükemmel seviyede olduğu belirlendi. FGDÖ ve TD&MÖ'nün iç tutarlılığın incelenmesi için cronbach alfa değeri hesaplanarak mükemmel seviyede ilişki tespit edildi (sırasıyla Cronbach alfa katsayısı: 0,929 ve 0,971). FGDÖ'nün BDÖ ve EDSS ile arasında mükemmel seviyede; TD&MÖ'nün BDÖ ve EDSS ile arasında mükemmel seviyede korelasyon olduğu gözlendi (sırasıyla 0,919 (p<0,001), -0,885 (p<0,001); 0,907 (p<0,001), -0,831 (p<0,001)). FGDÖ'nün birleşim geçerliliği için ZKYT (r=-0,833, p<0,001), DYI (r=0,916, p<0,001), MSYK-54 Fiziksel (r=0,458, p<0,001) ve MSYK-54 Bilişsel (r=0,297, p<0,001) ölçekleriyle değerlendirilerek ölçeğin birleşim geçerliliği olduğu belirlendi. TD&MÖ'nün birleşim geçerliliği için ZKYT (r=-0,854, p<0,001), DYI (r=0,865, p<0,001), MSYK-54 Fiziksel (r=0,482, p<0,001) ve MSYK-54 Bilişsel (r=0,315, p<0,001), ile arasındaki ilişki incelendi ve birleşim geçerliliği olduğu belirlendi. Çalışmanın sonuçlarına göre FGDÖ ve TD&MÖ'nün Multipl Sklerozlu bireylerde güvenilir ve geçerli bir ölçek olduğu kanıtlandı.
Unutulan eklem skoru (UES-12) ölçeğinin alt ekstremite amputelerine uyarlanması: Geçerlik ve güvenirlik çalışması
Bu çalışmanın amacı, alt ekstremite amputelerinde Unutulan Eklem Skoru-12 (UES-12) ölçeğinin geçerliğini ve güvenirliğini belirlemektir. Çalışmaya 18-65 yaş arası, en az 6 ay protez kullanmış ve araştırmaya katılmaya gönüllü olan alt ekstremite amputeleri dahil edildi. Amputelerin proteze adaptasyonu "Trinity Amputasyon ve Protez Deneyim Ölçeği" (TAPES) ile, fiziksel görünümü algılamaları "Ampute Vücut İmajı Ölçeği" (ABIS) ile ve yapay uzuv farkındalığı ise UES-12 ile değerlendirildi. UES-12 ölçeğinin dış yapı geçerliğini belirlemek için TAPES ve ABIS ile korelasyonu incelendi. UES-12 ölçeğinin güvenirliği test-tekrar test yöntemi ile belirlendi. İç tutarlılık analizi Cronbach alfa katsayısı ile test edildi. Çalışmaya 75 ampute alındı (ortalama yaş: 37,81±11,22 yıl; VKİ: 25,88±3,86 kg/m2). Katılımcıların 20'sine 1 hafta sonra UES-12 ölçeği tekrar uygulandı. UES-12 ile TAPES'in aktivite kısıtlama alt parametresi arasında negatif yönde iyi derecede istatistiksel olarak anlamlı bir korelasyon bulunurken (r=-0,632; p<0,001); memnuniyet parametresi ile istatistiksel olarak anlamlı düşük-orta derecede korelasyon (r=0,354; p=0,002); ABIS ölçeği ile negatif yönde istatistiksel olarak anlamlı orta derecede korelasyon (r=0,469; p<0,001) bulundu. UES-12 ile TAPES'in psikososyal uyum alt parametresi arasında istatistiksel olarak anlamlı bir korelasyon bulunmadı (r=0,117; p=0,316). UES-12 ölçeğinin güvenirliğini gösteren sınıf içi güvenirlik katsayısı 0,937 olarak bulundu. Ölçeğin iç tutarlılığı yüksek olarak bulundu (Cronbach alfa=0,943). Bu çalışmanın sonuçları, UES-12 ölçeğinin amputelerde proteze uyumun ve yapay uzuv farkındalığının değerlendirilmesinde kullanılabilecek geçerli ve güvenilir bir ölçüm aracı olduğunu gösterdi.
Futbolcularda fiziksel ve kognitif faktörlerin reaktif çeviklik üzerine etkisinin araştırılması
Futbolda yaralanmaların önlenmesi ve rehabilitasyonunda reaktif çevikliğin rolü giderek artan bir öneme sahiptir. Bu çalışmanın birincil amacı futbolcularda fiziksel ve kognitif faktörlerin reaktif çeviklik üzerine etkisini incelemek; ikincil amacı ise futbolda alt ekstremite yaralanma riski düşük olan ve yüksek olan futbolcularda reaktif çeviklik parametrelerinin karşılaştırmaktır. Çalışmaya 18-35 yaş aralığında otuz futbolcu dahil edildi. Tüm katılımcılara fiziksel ve kognitif değerlendirmeler uygulandı. Reaktif çeviklik değerlendirmesinde görsel uyaran ve fotoselli kapıların kullanıldığı Reaktif Çeviklik Testi (RÇT) kullanıldı. Tablet-temelli sağ/sol diskriminasyonu, Dikey Sıçrama Testi, T Çeviklik Testi (T-Test), Y Denge Testi (Y-Denge), 20 m Sprint Testi ve Hamstring Eksentrik Kuvvet Testi uygulandı. Yaralanma risk analizinde ise Tuck Jump Testi kullanıldı. İstatistiksel analizde Pearson korelasyon analizi, ve Student-t Test kullanıldı. Bu araştırmanın bulguları, RÇT hareket süresi parametresi ile Y-Denge DOM ve Non-DOM taraflarda; komposit, posteromedial ve posterolateral uzanma skoru ve sağ/sol diskriminasyonu doğruluk oranı arasında negatif yönde; T-Test ile pozitif yönde istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğunu gösterdi (p<0,05). Ayrıca, RÇT tepki süresi parametresi ile sağ/sol diskriminasyonu test süresi arasında negatif yönde; T-Test sonucu arasında pozitif yönde ve orta düzeyde ilişki gözlendi (p<0,05). Yaralanma riski düşük olan ve yüksek olan sporcular arasında yapılan karşılaştırmalarda gruplar arasında RÇT hareket, tepki ve karar verme süresi parametrelerinde fark bulunmadı (p>0,05). Sonuç olarak, futbol oyuncularında reaktif çevikliğin dinamik denge ve çeviklik gibi fiziksel parametrelerle ve de sağ/sol diskriminasyonu gibi kognitif faktörlerle bağlantılı olduğu gözlenmiştir. Bu nedenle özellikle futbolcular ile çalışan spor fizyoterapistlerinin reaktif çeviklik performansını değerlendirmesi ve spor yaralanmalarının rehabilitasyonunda reaktif çeviklik ile ilişkili fiziksel ve kognitif faktörleri göz önüne almaları önerilmektedir.
Multipl sklerozlu hastalarda kognitif fonksiyon ile yaşam kalitesi ve depresyon arasındaki ilişki
Amaç: Multipl Skleroz (MS)'a eşlik eden en yaygın bulgulardan birisi olan kognitif bozukluk, MS'te görülen özürlülüğün önde gelen sebeplerinden birisidir. Hastalığın erken ve geç safhalarında kognitif bozukluk prevalansı %43-70 arasındadır. MS hastalarının yarısından fazlası hastalıkları boyunca herhangi bir zamanda depresyon yaşamaktadırlar. Depresif semptomlar, MS hastalarının kognitif durumunu olumsuz olarak etkilemekte ve hastalıkla başa çıkmayı daha da zorlaştırmaktadır. Düşük yaşam kalitesi; kognitif fonksiyondaki defisitlerle ve depresif semptomlarla da ilişkilidir. Bu çalışmanın amacı, MS hastalarında kognitif fonksiyon ile yaşam kalitesi ve depresyon arasındaki ilişkiyi incelenmek ve sağlıklı bireyler ile MS hastalarının kognitif fonksiyon düzeylerini karşılaştırmaktır. Yöntem: Çalışmaya Ege Üniversitesi (EÜ) Nöroloji Anabilim Dalı MS Polikliniği'ne başvuran ve dahil edilme kriterlerine uygun olduğuna karar verilen 82 RRMS tanılı hasta ile yaş ve cinsiyet açısından eşleştirilmiş 82 sağlıklı kontrol dahil edildi. MS grubunda (n=82) kognitif fonksiyon "Brief International Cognitive Assessment for Multiple Sclerosis (BICAMS)" bataryası ile, depresyon "Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ)" ile ve yaşam kalitesi "Multiple Sclerosis International Quality of Life (MUSIQoL)" ile değerlendirildi. Kontrol grubunda (n=82), BICAMS bataryası kognitif fonksiyon durumunu, BDÖ ise depresyon düzeyini belirlemek için kullanıldı. BICAMS bataryası; bilgi işleme hızını değerlendiren SDMT, sözel öğrenme ve belleği değerlendiren CVLT-II ile görsel hafızayı değerlendiren BVMT-R testini içerir. Bulgular: Gruplar arasında SDMT, CVLT-II ve BVMT-R testleri açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu (p<0,05); BDÖ'de gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farkın olmadığı görüldü (p>0,05). MS grubunda MUSIQoL ölçeği total skoru ve alt bölümleri ile BICAMS bataryası arasında bir ilişki saptanmadı (p>0,05). Depresyon ile kognitif fonksiyon arasındaki ilişkiye bakıldığında; SDMT ve CVLT-II testi ile BDÖ arasında istatistiksel olarak anlamlı negatif yönde zayıf düzeyde korelasyon görülürken (r=-0,240; r=-0,231; p<0,05), BVMT-R testi ile BDÖ arasında orta düzeyde korelasyon gözlendi (r=-0,267; p<0,05). MUSIQoL ile BDÖ arasında ise istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmadı (p>0,05). EDSS ve FAS ile BICAMS bataryası arasında anlamlı bir korelasyon görülürken (r=-0,311, r=-0,235, r=-0,256; p<0,05)(r=0,360, r=0,317, r=0,280; p>0,05) hastalık süresi ile yalnızca SDMT testi arasında korelasyon saptandı (r=-0,318; p<0,01). Eğitim düzeyi ile kognitif fonksiyon arasında ise her iki grupta da istatistiksel olarak anlamlı bir korelasyon bulundu (r=0,572, r=0,311, r=0,429; p<0,01)(r=0,719, r=0,579, r=0,619; p<0,001). Sonuç: Çalışmamızın sonucu, MS hastalarının kognitif fonksiyon test sonuçlarının sağlıklı kontrollerden daha düşük olduğunu göstermiştir. Ayrıca, kognitif fonksiyon ile depresyon arasında korelasyon bulunmaktadır. Kognitif fonksiyon ile yaşam kalitesi arasında ise korelasyon saptanmaması, önceki çalışmalarla uyumsuzluk göstermektedir. Bu durum çalışmamızdaki olguların yaşlarının genç olması ve hastalık sürelerinin kısa olmasıyla açıklanabilir.
Multipl skleroz'lu bireylerde hafif dokunma, vibrasyon, kas kuvvet ve enduransının denge, yürüyüş ve düşme ile ilişkisi
Bu çalışmadaki amaç Multipl Skleroz'lu bireylerde hafif dokunma, vibrasyon, kas kuvvet ve enduransının denge, yürüyüş ve düşme ile ilişkisi değerlendirilerek MS'li bireylerde alt ekstremite duyu değişikliklerinin, kas kuvvet ve enduransının denge, yürüyüş ve düşme riski üzerine etkili olup olmadığını belirlemektir. Dahil edilme kriterlerine uygun Expanded Disability Status Scale (EDSS) puanı 3 ile 5.5 arasında bağımsız yürüyebilen 19'u kadın, 10'u erkek 29 MS'li birey çalışmaya alındı. Parametrelerin değerlendirmesinde; hafif dokunma duyusu için Semmes-Weinstein Monofilament Testi (SWMT), vibrasyon duyusu için 128 Hz diapozon, kas kuvveti için Digital Handheld Dinamamotre (DHD), çekirdek bölge kaslarının endursansı için stabilize edici basınç biofeedback cihazı, statik denge için Tek Ayak Üzerinde Durma Testi (TADT), dinamik denge için Y Denge Testi (YDT), yürüyüş için ayak izi yöntemi, düşme için Uluslararası Düşme Etkinlik Ölçeği (UDEÖ) kullanıldı. Hafif dokunma duyusunun sırt ekstansörleri (r=0,378), abdominaller (r=0,416), quadriceps femoris (r=0,382), tibialis anterior (r=0,374) ve tibialis posterior (r=0,496) kasları ile, yürüyüş parametrelerinden adım uzunluğu (r=0,397), çift adım uzunluğu (r=0,377), kadans (r=0,529) ile ve dinamik denge (r=0,442) ile ilişki bulundu (p<0,05). Nondominant ekstremitede ayak arka lateralinin hafif dokunma duyusu ile düşme riski arasında ilişki bulundu (r= -0,386, p<0,05). Dominant ekstremite lateral malleol vibrasyon duyusu ile dinamik denge öne uzanma pozisyonu arasında ilişki bulundu (r= 0,380, p<0,05). Sırt ekstansörleri (r=0,403) dinamik dengeyi, abdominaller statik (r=0,470) ve dinamik dengeyi (r=0,430) etkilediği bulundu (p<0,05). Alt ekstremitede değerlendirilen kaslar statik [Gluteus maksimus (r=0,522), kalça fleksörleri (r=0,421), hamstring (r=0,473)] ve dinamik dengeyi [Kalça fleksörleri(r=-0,423), quadriceps femoris (r=-0,384)] etkilemektedir (p<0,05). Alt ektremitede değerlendirilen kasların çift adım uzunluğu [Sırt ekstansörleri (r=0,391), gluteus maksimus (r=0,406), hamstring(0,410), kalça fleksörleri (0,371)], yürüyüş hızı [Abdominaller(r=-0,548), kalça fleksörleri(-0,547), gluteus maksimus(-0,660), hamstring (-0,517)], adım genişliği [Hamstring (0,471)] gibi yürüyüş parametrelerini etkilemektedir (p<0,05). Sırt ekstansörleri (r=-0,420), kalça fleksörleri (r=-0,379), gluteus maksimus (r=-0,447) ve hamstring (r=-0,406) kas kuvvetinin düşme riskini ile ilişkisi vardır (p<0,05). Hafif dokunma ve vibrasyon duyusunun düşme, TADT ve yürüyüşü anlamlı olarak etkilemediği bulundu (p>0,05). Hafif dokunma duyusunun YDT'yi pozitif yönde anlamlı olarak etkilediği bulundu (p<0,05). Taban altı duyusunun denge, yürüyüş ve düşme riski üzerine etkilerinden dolayı değerlendirilmesi ihmal edilmemeli, fonksiyonel ve günlük yaşam aktivitelerinde daha güvenli hareket edebilmesi için denge probleminin sebebi ve dengeyi olumsuz etkileyen faktörler bilinmeli ve MS'li bireylerin rehabilitasyon programını kombine şekilde planlanılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Denge, duyu, Multipl skleroz, yürüyüş.
Adolesan idiopatik skolyozlu bireylerde hipermobilitenin skolyoza bağlı fiziksel değerlendirme parametrelerine etkisinin araştırılması
Amaç: Bu çalışmanın amacı hipermobilitenin fiziksel değerlendirmede kullanılan ölçümleri nasıl etkilediğini araştırmaktır. Aynı zamanda değerlendirilen parametrelerin birbirleri ile ilişkisini incelemektir. Yöntem: Çalışmada 40 adölesan idiopatik skolyozlu (AİS) birey değerlendirildi. Hipermobil olan 18 AİS'li birey çalışma grubu ve hipermobil olmayan 15 AİS'li birey kontrol grubu olarak toplamda 33 birey ile çalışma tamamlandı. Katılımcıların onamları alınarak demografik bilgileri kaydedildi. "Beighton Skorlaması" ile hipermobilite, radyografik değerlendirme ile "Cobb açısı", skolyometre ile gövde rotasyon ölçümleri yapıldı. Bacak boyu eşitsizliği kaydedildi. "Naviküler Drop Testi" ile pes planus değerlendirilmesi, "Jack's Parmak Kaldırma Testi" ile pes planus esnekliği değerlendirildi. "Fonksiyonel Uzanma Testi" ile dinamik denge, "Tek Ayak Denge Testi" ile statik denge değerlendirmesi göz açık ve göz kapalı uygulandı. "Morse Düşme Ölçeği" ile düşme riski sorgulandı. Bulgular: Hipermobil AİS'li bireylerde lumbar bölge gövde rotasyon açısı kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı şekilde düşük çıktı (p=0,02). Hipermobilite ile üst ve alt torakal bölge gövde rotasyon açısı, Cobb açısı, pes planus varlığı, statik denge, dinamik denge ve düşme riski arasında istatiksel olarak anlamlı fark bulunmadı (p>0,05). Tüm AİS'li bireylerde yapılan korelasyon analizinde dinamik denge ile göz açık statik denge pozitif, düşme riski negatif ilişkilidir. Aynı zamanda Cobb açısı ile pes planus, lumbar ve üst torakal bölge gövde rotasyon açısı ilişkilidir. Sonuç: AİS'li bireylerde lumbar bölge gövde rotasyon açısı hipermobilite ile ilişkilidir. Buna göre AİS'li hastalarda hipermobilite durumunun değerlendirilmesi önerilir. Cobb açısı ile pes planus ilişkili olduğundan AİS'li bireylerde pes planus değerlendirmesi dikkatle yapılmalıdır. Anahtar Kelimeler: Adölesan idipatik skolyoz, Cobb açısı, Gövde rotasyon açısı, Hipermobilite, Pes planus.
Fitness ile uğraşan genç erkeklerde üst ekstremiteye pratik kan akımı kısıtlayıcı yöntem uygulamasının core dayanıklılığına etkisi
Bu çalışma fitness ile uğraşan genç erkeklerde üst ekstremiteye pratik kan akımı kısıtlayıcı yöntem uygulamasının core dayanıklılığına etkisini incelemeyi amaçlamıştır. Çalışmamıza yaş ortalaması 23,15±2,99 yıl, vücut kütle indeksi 23,875±2,33 kg/m2 olan 20 genç erkek katılmıştır. Katılımcılar kan akımı kısıtlayıcı (KAK) egzersiz grubu (n=10) ve kontrol grubu (n=10) olmak üzere iki gruba ayrılmıştır. Katılımcıların ekstansör dayanıklılık, yan plank ve fleksör dayanıklılık testleri ile core enduransı ve kol çevre ölçümü ile oluşan hipertrofi değerlendirilmiştir. Egzersizler haftada 5 gün ve 8 hafta sürmüştür. KAK ve kontrol grubu değerlendirmeleri egzersiz öncesi ve egzersiz sonrası olarak yapılmıştır. Egzersiz öncesi ve sonrası değerler karşılaştırıldığında KAK grubunda bütün parametrelerde egzersiz sonrası lehine anlamlı bir iyileşme bulunmuştur (p˂0,05). Kontrol grubunda ise kol çevresi ölçümünde egzersiz sonrası lehine anlamlı bir iyileşme bulunmuştur (p˂0,05). Ekstansör dayanıklılık testi, yan plank testi ve fleksör dayanıklılık testinde ise egzersiz sonrası lehine anlamlı bir iyileşme bulunmamıştır (p˃0,05). KAK grubu ile kontrol grubu egzersiz sonrası değişimleri arasında hiçbir parametrede anlamlı bir fark bulunmamıştır (p˃0,05). Düşük yoğunlukta yapılan KAK egzersizi, yüksek yoğunlukta yapılan direnç egzersizi ile benzer değişiklikler üretebilmektedir. KAK egzersizi alternatif olarak egzersiz programlarına eklenebilir.
Diz osteoartritli bireylerde "Baecke habitual fiziksel aktivite anketinin" Türkçe uyarlamasının güvenirliğinin ve geçerliğinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, diz osteoartritli (OA) bireylerde Baecke Habitual Fiziksel Aktivite Anketi'nin (BHFAA) Türkçe versiyonunun güvenirliğini ve geçerliğini incelemektir. Çalışmaya, yaş ortalaması 61,69±7,0 yıl olan ve Kellgren - Lawrence tanı kriterlerine göre Evre 3 - 4 diz OA tanısı alan 109 birey dahil edildi. Bireylerin demografik bilgiler kaydedildikten sonra, çalışma için Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (UFA), Western Ontario ve McMaster Üniversiteleri Osteoartrit İndeksi (WOMAC) kullanıldı ve adım sayıları akıllı saat kullanırak kaydedildi. Ölçeğin güvenirlik analiz için iç tutarlılık analizi ve test - tekrar test yöntemi kullanıldı. Test - tekrar test yöntemi için BHFAA 7 gün sonra tüm bireylere yeniden uygulandı. İç tutarlılığının hesaplanmasında Cronbach's Alfa (α), test - tekrar test güvenirliğin hesaplanmasında Pearson Momentler Çarpımı Korelasyon Katsayısı kullanıldı. Geçerlik analizi için açımlayıcı faktör analizi ve doğrulayıcı faktör analizi yapıldı. Benzer ölçek geçerliği için UFA, WOMAC ve adım sayıları ile Spearman korelasyon analizi yapıldı. Güvenirlik analizinde iç tutarlılık için Cronbach Alfa katsayısı kullanıldı ve sonuç 0,50 olarak hesaplanarak orta düzeyde olduğu görüldü. Ölçeğin alt boyutları için Cronbach Alfa katsayısının; iş alt boyutu için 0,64, spor alt boyutu için 0,83 ve boş zaman aktiviteleri alt boyutu için 0,37 olduğu hesaplandı. Test - tekrar testte güvenirlik katsayısı 0,841 bulundu. BHFAA'nın yapı geçerliğinin belirlenmesinde Doğrulayıcı Faktör Analizi (DFA) ve Açımlayıcı Faktör Analizi (AFA) yapıldı. DFA'ya göre iki tane maddenin yapıyı doğrulamadığı tespit edildi. AFA'ya göre ise ölçeğin 3 faktörlü olması gerekirken 4 faktörlü olduğu tespit edildi. Benzer ölçek geçerliği değerlerinde BHFAA ile UFA (r= 0,50), WOMAC (r= -0,24) ve adım sayısı (r= 0,67) arasında ortadan yükseğe doğru anlamlı korelasyonlar gözlendi (p=0,05). Tüm bu sonuçlar ile Türkçe'ye uyarlanan BHFAA'nın diz OA'lı bireyler için güvenilir ve geçerli bir araç olduğu gösterildi.
Futbolcularda mental yorgunluğun performans ve hareket kalitesine etkisi
Çalışmamızın amacı, mental yorgunluğun olduğu durumların doğruluk/tepki süresine, sürat koşusu yeteneğine, alt ekstremite hareket kalitesine ve sıçrama performansına olan etkisini incelemektir. Çalışmamıza yaş ortalaması 19,2 ± 0,77 yıl, olan amatör ligde oynayan 15 futbolcu katıldı. Demografik veriler alındıktan sonra sürat süresi, reaksiyon süresi, dikey sıçrama yüksekliği ve alt ekstremite hareket kalitesi değerlendirmesi temel ölçümleri alındı. Bununla birlikte mental yorgunluk ve motivasyon düzeyi ölçümü Vizüel Analog Skala (VAS) ile ölçüldü. Tüm futbolculara Loughborough Futbol Pas Testi (LFPT) ile mental yorgunluk protokolü uygulandı. Yorgunluk protokolü sonrası tüm ölçümler tekrarlandı. Yorgunluk protokolü sonrası mental iş yükü ölçümü için NASA-TLX (NASA-mental iş yükü indeksi) kullanıldı. Çalışmamızda mental yorgunluk sonrası sürat süresi, reaksiyon süresi, alt ekstremite hareket kalitesi değerlendirmesi, mental yorgunluk ve motivasyon düzeyi değerlendirmesinde başlangıç ölçümlerine göre anlamlı fark bulundu (p<0,05). Dikey sıçrama yüksekliği değerlendirmesinde ise mental yorgunluk sonrası başlangıç ölçümüne göre anlamlı bir fark bulunamadı (p>0,05). LFPT testi sonrası NASA-mental iş yükü indeksi yüksek çıkmıştır. Mental yorgunluğun sürat süresi, reaksiyon süresi ölçümleri ve alt ekstremite hareket kalitesine olumsuz etkileri olduğu bulunmuştur. Dikey sıçrama yüksekliğine anlamlı bir etkisi olmamıştır. LFPT" nin mental yorgunluk oluşturmada kullanılabilecek ekolojik bir görev olduğu desteklenmiştir
Kronik kabızlığı olan hastalarda postüral stabilizasyon temelli pelvik taban rehabilitasyonun etkisi, randomize kontrollü çalışma
Bu çalışmada, postüral stabilizasyon temelli pelvik taban rehabilitasyonunun kronik kabızlığı olan bireylerde postür, diyafram ve pelvik taban kontrolü, yaşam kalitesi ve kabızlık semptomları üzerindeki etkileri incelendi. Çalışmamıza yaş aralığı 40,15±11,1 yıl olan 34 kişi katıldı. Randomizasyon rastgele olarak yapıldı ve katılımcılar rehabilitasyon (n=17) ve kontrol (n=17) olarak iki gruba ayrıldı. Tüm katılımcılar çalışmanın başında ve sonunda kabızlığın yaşam kalitesine etkisini ölçmek için Konstipasyon Yaşam Kalitesi Ölçeği (KYKÖ), pelvik tabana etkisini değerlendirmek için Pelvik Taban Etki Anketi (PTEA), genel yaşam kalitesi etkilenimini sorgulamak için SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği (Kısa Formu) anketlerini doldurdu ve kişilerin dışkı tiplerini belirlemek için Bristol Kaka Skalası sorgulaması yapıldı. Ayrıca kişilerin postürünü değerlendirmek için New York Postür Analizi (NYPA); diyaframın işlevlerini ve İAB kontrolünü değerlendirmek için Solunum Sterotipi Testi, İntraabdominal Basınç Düzenleme Testi, Diyafram Testi; pelvik tabanı değerlendirmek için ise EMG biofeedback ile pelvik taban kas testi uygulandı. Daha sonra katılımcılara görselleri çekilerek oluşturulmuş alt-üst ekstremite ve gövde kaslarına yönelik esneme egzersizlerinin bulunduğu bir broşür verildi ve egzersizleri 3 hafta boyunca gün aşırı yapmaları istendi. Rehabilitasyon grubunda fizyoterapist eşliğinde 3 hafta, haftada 3 gün, günde 50'şer dakika postüral stabilizasyon temelli pelvik taban rehabilitasyonu uygulandı. Rehabilitasyon programı abdominal bölgeye yönelik manuel gevşetme uygulamaları, diyafram nefes egzersizi, İAB yönlendirme çalışmaları, EMG biofeedback ile pelvik taban kas yeniden eğitimi ve DNS egzersizlerinin kullanıldığı postüral stabilizasyon egzersizlerini içermekteydi. Kontrol grubundan ise sadece ev egzersizi broşürü uygulaması istendi. Çalışmamızda Bristol Kaka Skoru, NYPA, Solunum Sterotipi Testi, İntraabdominal Basınç Düzenleme Testi, Diyafram Testi, EMG biofeedback ile pelvik taban kas değerlendirmeleri, KYKÖ, PTEA, SF-36 değerlendirmelerinde rehabilitasyon grubunda ilk ve son değerlendirmeler arasında anlamlı farklar bulunurken (p<0,05); kontrol grubunda anlamlı bir değişim olmadı. Postüral stabilizasyon temelli pelvik taban rehabilitasyonunun, bulgulardaki anlamlı değişimlere bakılarak kronik kabızlıkta faydalı olduğunu ve alternatif bir tedavi olarak kullanılabileceğini düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Dinamik Nöromüsküler Stabilizasyon; Fizyoterapi; Kronik Kabızlık; Pelvik Taban Rehabilitasyonu; Postüral Stabilizasyon
Temporomandibular eklem disfonksiyonunda ağrı, yaşam kalitesi ve psikolojik durum arasındaki ilişki
Çalışmanın amacı, temporomandibular eklem disfonksiyonu (TMED) olan bireylerde (semptomatik grup) ve TMED olmayan bireylerde (asemptomatik grup), ağrı, yaşam kalitesi ve psikolojik durum arasındaki ilişkiyi incelemektir. Katılımcıların kişisel bilgileri kaydedildi. Temporomandibular eklem (TME), baş, boyun ve omuz ağrısı visuel analog skala (VAS, görsel analog skala (GAS)) ile değerlendirildi. Basınç ağrı eşiği algometre ile, mandibular hareketler cetvel ile, servikal eklem hareket açıklığı (EHA) gonyometre ile ölçüldü. Yaşam kalitesi SF-36 Yaşam Kalitesi Değerlendirme Ölçeği (SF-36) ile, psikolojik durum Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği (HADS) ile değerlendirildi. Semptomatik grupta, dominant çiğneme tarafı ile TMED'nin bulunduğu taraf arasında ilişki saptanmadı (p>0.05). Baş boyun, omuz ve TME ağrı şiddetinin TMED'li bireylerde daha fazla olduğu ve yaşam kalitesini olumsuz etkilediği tespit edildi (p<0.05). Semptomatik grupta basınç ağrısı eşiği ve mandibular hareketler daha düşük bulundu (p<0.05). Servikal EHA değerleri ve yaşam kalitesi asemptomatik grupta daha yüksek bulunurken, depresyon ve anksiyete düzeylerinin daha düşük olduğu saptandı (p<0.05). Her iki grupta yaşam kalitesi ile psikolojik durum arasında negatif ilişki tespit edildi (p<0.05). Semptomatik grupta SF-36 ölçeğinin zihinsel bileşen puanı ile şikayet süresi arasında negatif ilişki tespit edildi (p<0.05). Temporomandibular eklem disfonksiyonunda, ağrının yanında olumsuz etkilenen psikolojik durum da bireylerin yaşam kalitelerini azaltmaktadır. TMED'li bireyler psikolojik yönden de değerlendirilmeli ve içinde psikoterapinin de olduğu multidisipliner bir yaklaşımla tedavi edilmelidir.
Geriatrik bireylerde ayak ve ayak bileği proprioseptif egzersiz programının fiziksel performans, ayak postürü, duyu ve düşme üzerine etkisi: Randomize kontrollü çalışma
Çalışmamız, geriatrik bireylerde ayak ve ayak bileği proprioseptif egzersiz programının fiziksel performansa, ayak postürüne, duyuya ve düşme üzerine etkisini değerlendirmek amacıyla planlandı. Çalışmaya 50 geriatrik birey dahil edildi. Bireyler egzersiz ve kontrol grubu olmak üzere iki gruba ayrıldı. Egzersiz grubuna (EG) 8 hafta boyunca haftada 3 gün fizyoterapist eşliğinde proprioseptif egzersiz eğitimi verildi. Kontrol grubuna (KG) ise sadece ev egzersiz programı verildi. Her iki grup da egzersiz programı öncesi ayak ve ayak bileği sağlığı ile ilgili teorik olarak bilgilendirildi. Egzersiz programı öncesi, sonrası ve program tamamlandıktan 3 ay sonra ayak postürünü değerlendirmek için metatarsal genişlik, ayak uzunluğu ve Naviküler Düşme Testi, fiziksel performansı değerlendirmek için Kısa Fiziksel Performans Bataryası, düşme için Uluslararası Düşme Etkinliği Skalası, ayak tabanı duyusu için Semmes-Weinstein Monofilament Testi ve ayak bileği proprioseptif duyusu için Açı Tekrar Testi kullanılarak katılımcılar üç defa değerlendirildi. Yapılan değerlendirmelerde; ayak postürü metatarsal genişliği-sağ (p<0,001), metatarsal genişliği-sol (p<0,05), ayak uzunluğu-sağ (p<0,05), ayak uzunluk-sol (p<0,05), NDT-sağ (p<0,05), NDT-sol (p<0,05), fiziksel performans (p<0,05), düşme riski (p<0,05), sağ ayak plantar duyu (1. parmak; 5. Parmak; Topuk; Orta ayak medial; Orta ayak lateral) (p<0,05), sol ayak plantar duyu (1. metatars; 3. metatars; 5. parmak; topuk; orta ayak medial) (p<0,05), Ayak bileği proprioseptif duyu değerlendirmelerinin sonucunda gruplar arasında anlamlı grup*zaman etkileşimi bulundu (p<0,05). Sonuç olarak, geriatrik bireylerde ayak ve ayak bileği proprioseptif egzersiz programının ev egzersiz programına göre ayak postürünün, duyunun ve fiziksel performansın gelişmesinde; düşme riskinin azalmasında daha etkili olduğu görülmüştür. Uygulanan egzersiz programının oturma sırasında kolaylıkla yapılabilmesi, düşme riski olan geriatrik bireylerde düşme riskini azaltması ve fiziksel performansı geliştirmesi bakımından düşmeyi önlemede etkili olabilir.
Otizm spektrum bozukluğu olan çocuk ve ergenlerde işeme bozukluğu, fekal kontinans ve fiziksel uygunluk düzeyi ile bakım verenlerinin depresyon ve yaşam kalitesi arasındaki ilişkinin incelenmesi
Amaç: Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB) olan çocuk ve ergenlerde işeme bozukluğu, fekal kontinans düzeyi ve fiziksel uygunluk düzeyi ile bakım verenlerinin depresyon ve yaşam kalitesini incelemek ve bu parametreler arasındaki ilişkiyi araştırmaktı. Yöntem: Çalışmaya OSB tanısı almış toplam 68 birey ve bakım verenleri dahil edildi. Otizm şiddeti Çocukluk Otizmi Derecelendirme Ölçeği'yle (ÇODÖ), işeme bozukluğu İşeme Bozuklukları Semptom Skoru'yla (İBBS), fekal kontinans Holschneider Kontinans Skorlaması'yla, fiziksel uygunluk düzeyi Brockport Fiziksel Uygunluk Testi (BPFT)'nden seçilen 1mil yürüme/koşma testi, vücut kütle indeksi (VKİ), curl-up testi, dominant taraf kavrama kuvveti testi, otur-uzan testi ile, ve ailelerin depresyon düzeyi Beck Depresyon Envanteri'yle, yaşam kalitesi Nottingham Sağlık Profili (NHP)'yle değerlendirildi. Bulgular: Bireylerin ÇODÖ ortalamasının 34,82±3,61 puan olduğu, %76,5'inde işeme bozukluğu, %60,3'ünde fekal inkontinans olduğu belirlendi. Bakım verenlerin %36,7'sinde orta, %35,3'ünde şiddetli depresyon olduğu belirlendi. ÇODÖ puanı ile İBSS (r=0,422), Holschneider kontinans skorlaması (r=-0,471), 1 mil yürüdüğü süre (r=0,707) ve Curl up testi arasında (r=-0,245) anlamlı ilişki olduğu belirlendi (p<0,05). İBBS puanı ile 1 mil yürüdüğü süre (r=0,596; p<0,001) ve Curl up testi arasında (r=-0,439; p=0,001) ilişki olduğu belirlendi. Holschneider kontinans skorlaması ile 1 mil yürüdüğü süre (r=-0,530; p<0,001) ve Curl up testi arasında (r=0,394; p=0,001) ilişki belirlendi. ÇODÖ puanı ile bakım verenlerin Beck depresyon puanı (r=0,383; p=0,001) ve NHP 1. bölüm puanı arasında (r=0,369; p=0,002) ilişki olduğu belirlendi. İBBS puanı ile bakım verenlerin Beck depresyon puanı (r=0,367; p=0,002); Holschneider kontinans skorlaması puanı ile bakım verenlerin Beck depresyon puanı (r=-0,504; p<0,001) ve NHP 1. bölüm puanı arasında (r=-0,369; p=0,002) ilişki olduğu belirlendi Sonuç: OSB olan çocuk ve ergenlerin otizm şiddeti arttıkça işeme bozukluğu problemleri artmakta, fekal kontinansı azalmaktadır. Otizm şiddeti ile işeme bozukluğu problemlerinin artıp, fekal kontinansın azalması ise fiziksel uygunluk becerilerini azaltmaktadır. Bu ilişkilerin sonucunda bakım verenlerinin depresyon seviyesi artmakta ve yaşam kalitesini azalmaktadır. OSB olan çocuk ve ergenlere yönelik özel egzersiz programlarının uygulanması ve aileye yönelik yaklaşımlar içermesini önermekteyiz. Anahtar Kelimeler: Aile, çocuk, ebeveyn, engelli, fizyoterapi
"The functional difficulties questionnaire-shortened version" anketinin Türkçeye uyarlanması ve psikometrik özelliklerinin belirlenmesi: Geçerlilik ve güvenilirlik çalışması
Amaç: Bu çalışmanın amacı "The Functional Difficulties Questionnaire-shortened version" (FDQ-s) anketini Türkçeye çevirmek ve Türkçe versiyonunun güvenilirlik ve geçerliliğini incelemektir. Yöntem: Araştırmaya 18 yaş üzeri elektif açık kardiyotorasik cerrahi geçiren 70 gönüllü hasta dahil edildi. Anketin anlaşılırlığı pilot çalışma ile test edildi (n=20). Veriler hastaneye yatış günü, taburculuk günü ve 15.gün kontrolde toplandı. Hastaların ağrı durumları "Görsel Analog Skala", fonksiyonel durumları Fonksiyonel Zorluklar Ölçeği (FZÖ) ile değerlendirildi. Taburculuk ve 15.gün kontrolde "Perme Yoğun Bakım Ünitesi Mobilite Skoru" (PYBÜMS), "Barthel Günlük Yaşam Aktiviteleri İndeksi" ve KF-36 Yaşam Kalitesi anketi uygulandı. Test-tekrar test güvenilirliği için 15.gün kontrolde FZÖ tekrarlandı (n=35). Ölçeğin iç tutarlılığı, test-tekrar test güvenilirliği ve yapı geçerliliği incelendi. FZÖ ile diğer ölçeklerden alınan puanların ilişkileri değerlendirildi. Ölçekler arası uyum için Bland-Altman grafiği değerlendirildi. Ayrıca minimal belirlenebilir değişiklik indeksi hesaplandı. Sonuçlar: Katılımcıların yaş ortalamaları 60.07±8.86 yıl olup %84'ü (n=59) erkektir. Ölçeğin genel iç tutarlılık katsayısı α=0.746 hesaplanmış ve iç tutarlılığın kabul edilir düzeyde olduğu belirlenmiştir. Test-tekrar test güvenilirliği soru bazında 0.74-1.00 arasında toplam puan olarak ise 0.97 ICC değeri alarak ölçek yüksek düzeyde güvenilirlik göstermiştir. Bland Altman analizine göre ölçeğin 15.gün değerlendirme sonuçları uyum sınırları içerisindedir. Minimal belirlenebilir değişiklik indeksi 100 (cm) üzerinden 4.9 olarak bulunmuştur. Ölçeğin benzer ölçek (birleşim-ayrışım) geçerliliği incelendiğinde PYBÜMS, Barthel İndeksi ve KF-36'nın alt kategorileri ile arasında negatif yönde düşük oranda yapısal ilişki görülmüştür (p<0.01). Tartışma: FDQ-s ölçeğinin Türkçe versiyonunun açık kardiyotorasik cerrahi geçiren hastaların fonksiyonel durumlarının objektif olarak değerlendirilmesinde kullanılabilecek güvenilir ve geçerli bir ölçek olduğu kanısına varıldı. Anahtar Kelimeler: kalp cerrahisi, fonksiyon, sonuç ölçeği, geçerlilik ve güvenilirlik, psikometrik özellikler
Brighton muskuloskeletal hasta bildirimli sonuç ölçümlerinin Türkçe versiyonunun psikometrik özelliklerinin incelenmesi
Bu çalışma, Brighton Muskuloskeletal Hasta Bildirimli Sonuç Ölçümlerinin (The Brighton Musculoskeletal Patient-Reported Outcome Measure: BmPROM) Türkçe versiyonunun (BmHBSÖ) oluşturulması ve psikometrik özelliklerinin incelenmesi amacıyla yapıldı. Çalışma, fizyoterapi ve rehabilitasyon kliniğinde muskuloskeletal problem tanısıyla takip edilen, 18-74 yaş aralığında, toplam 122 gönüllü hasta ile gerçekleştirildi. Hastaların fiziksel, sosyodemografik ve tıbbi bilgileri kaydedildi. Standart çeviri prosedür basamakları uygulandıktan sonra, BmPROM'un Türkçe çevirisinin anlaşılırlığı 25 hasta, içerik geçerliği ise 20 fizyoterapist üzerinde yapılan pilot çalışma ile değerlendirildi. Çalışmaya dâhil edilen hastalara, BmHBSÖ ile Kısa Form-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği (KF-36) ve İskandinav Kas İskelet Sistemi Anketi uygulandı. BmHBSÖ'nün test-tekrar test güvenirliği için ölçek 10 gün sonra yeniden uygulandı (n=67). Ölçeğin geçerlik ve güvenirliğini belirlemek için iç tutarlılık, test-tekrar test güvenirliği ve yapı geçerliği incelendi. BmHBSÖ'nün genel iç tutarlılık katsayısı α=0.739, işlevsellik skorunun Cronbach α değeri 0.721, iyilik hali skorunun Cronbach α değeri 0.766 olarak bulundu. BmHBSÖ'nün işlevsellik (ICC=0.866) ve iyilik hali (ICC=0.844) skorları yüksek düzeyde test-tekrar test güvenirliği gösterdi. BmHBSÖ'nün işlevsellik ve iyilik hali skorları ile KF-36'nın alt boyutları arasında pozitif yönde orta ve düşük düzeyde yapısal ilişkisi bulundu (p<0.001). BmHBSÖ'nün işlevsellik ve iyilik hali skorları ile İskandinav Kas İskelet Sistemi Anketi arasında negatif yönde orta ve düşük düzeyde ilişki bulundu (p<0.05). BmHBSÖ'nün, muskuloskeletal problemleri ağrı, fiziksel fonksiyon ve psiko-sosyal olarak çok boyutlu değerlendirilmesinde kullanılabilecek geçerli ve güvenilir bir ölçek olduğu sonucuna varıldı. Anahtar Kelimeler: Güvenilirlilik ve geçerlilik, işlevsellik, kültürler arası, öz bildirim, yaşam kalitesi
Sağlık çalışanlarının fiziksel aktivite seviyesi, depresyon düzeyi ve yaşam kalitesi arasındaki ilişkinin incelenmesi: Çankırı Devlet Hastanesi'nde bir çalışma
Fiziksel aktivitenin (FA) bedensel, bilişsel ve ruhsal sağlık üzerine bilinen birçok faydası vardır. Egzersizin depresyon belirtilerinin azaltması ve yaşam kalitesini artırması gibi olumlu etkileri bilinmesine rağmen, dünya nüfusunun büyük bir kısmı fiziksel olarak aktif değildir. Mesleki tükenmişlik riski yüksek olan sağlık profesyonellerinin de egzersize yeterince katılım sağlamadıkları bilinmektedir ancak literatürde fiziksel aktivite seviyesi, depresyon düzeyi ve yaşam kalitesi arasındaki ilişkiyi araştıran çalışmalar sınırlıdır. Bu nedenle çalışmamızda sağlık profesyonellerinin fiziksel aktivite seviyeleri ile depresyon düzeyi ve yaşam kalitesi arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlandı. Prospektif kesitsel bir anket çalışması olan bu çalışma Çankırı Devlet Hastanesi'nde yürütüldü. Hastanede çalışan 128 sağlık profesyoneli (20-55 yıl, 78K/50E) gönüllülük esasına dayalı olarak çalışma grubuna dahil edildi. Kişilere ait demografik bilgiler kaydedildi. Fiziksel aktivite seviyesi Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi Kısa Form, depresyon düzeyi Beck Depresyon Envanteri ve yaşam kalitesi Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği kullanılarak değerlendirildi. Verilerin analizinde Spearman Korelasyon analizi kullanıldı. Fiziksel aktivite seviyesi ile depresyon düzeyi ve yaşam kalitesinin alt parametreleri arasında istatistiksel anlamlı bir ilişki yoktu. Depresyon düzeyi ile yaşam kalitesinin bedensel alanı (r= -0.335, p<0.001), ruhsal alanı (r= -0.578, p<0.001), sosyal alanı (r= -0.436, p<0.001) ve çevresel alanı (r= -0.418, p<0.001) arasında negatif orta düzeyde bir ilişki vardı. Çalışma grubunun yalnızca %14'ü yürümeyi tercih ederken, %36.7'si fiziksel olarak aktif değildi. İşe ulaşım, sağlık profesyonelleri için fiziksel aktivitenin temelini oluşturuyor gibi görünmektedir. Sağlık profesyonellerinin fiziksel aktivite seviyesinin artmasını sağlayacak önemli bir faktör, depresyon ve yaşam kalitesi üzerinde olumlu etkilerin olabilmesi için, fiziksel aktivite farkındalığı sağlayacak yaklaşımların planlanması olabilir. Fiziksel aktiviteyi değerlendirmede sübjektif yöntemler ve objektif yöntemleri birlikte kullanmak değerlendirme sonuçlarının daha objektif olmasına fayda sağlayabilir. Fiziksel aktivite seviyesinin düşük olmasına sebep olan bariyerlerin de değerlendirilmesi gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: "Depresyon", "fiziksel aktivite", "sağlık profesyonelleri", "yaşam kalitesi."
Kuaför ve berberlerin kas iskelet sistemi, vücut farkındalığı ve algılanan stres düzeyinin değerlendirilmesi
Araştırma kuaför ve berberlerin kas iskelet sistemi rahatsızlıkları, vücut farkındalığı ve algılanan stres düzeylerini değerlendirmek ve bu durumlara etki edebilecek faktörleri incelemek amacıyla yapılmıştır. Kesitsel tipteki bu araştırma Muğla ili Milas ilçesindeki mahallelerde faaliyet gösteren 62 kuaför ve 57 berber katılımcı ile gerçekleştirildi. Katılımcıların yaş, cinsiyet, meslek, meslekteki çalışma yılı, günlük çalışma süresi, ayakta kalma süresi, mola süresi, düzenli egzersiz alışkanlığı, ağrı kesici kullanımı ve doktor tarafından tanısı konulan kas iskelet sistemi problemi varlığı sosyodemografik veri formu aracılığıyla alındı. Kas iskelet sistemi rahatsızlıklarını değerlendirmek için Cornell Kas İskelet Sistemi Rahatsızlıkları Anketi, vücut farkındalığını değerlendirmek için Vücut Farkındalığı Anketi ve algılanan stres düzeyini değerlendirmek için Algılanan Stres Ölçeği kullanıldı. Araştırmaya katılan kuaförlerin %96.8'i, berberlerin ise %78.9'u son 7 günde vücudunun herhangi bir bölümünde ağrı, sızı veya rahatsızlık şikâyeti olduğunu belirtmiştir. Kas iskelet sistemi şikâyetlerinin vücut bölümlerine göre dağılımında kuaförlerde en fazla etkilenen bölgeler sırt (%54.8), el bileği (%53.2) ve bel (%48.4) iken berberlerde ise bel (%49.1), diz (%38.6) ve sırt (%35.1) olduğu görülmüştür. Kuaförlerin Cornell skoru ile vücut farkındalığı skoru arasında istatistiksel olarak anlamlı ve negatif yönlü ilişki vardı (p<0.05). Berberlerin Cornell skoru ile algılanan stres düzeyi skoru arasında istatistiksel olarak anlamlı ve pozitif yönlü ilişki vardı (p< 0.05). Sonuç olarak kuaför ve berber meslek gruplarında kas iskelet sistemi rahatsızlıklarının oldukça yaygın olduğu görüldü. Kuaförlerde vücut farkındalığının artması kas iskelet sistemi rahatsızlıkları şiddetini azaltmaktadır. Berberlerde ise algılanan stres düzeyinin azalması kas iskelet sistemi rahatsızlıkları şiddetini azaltmaktadır. Bu araştırmanın sonuçlarına göre kuaför ve berberlerde koruyucu rehabilitasyon kapsamında çalışma süre ve koşullarında düzenlemeler yapılması ve kas iskelet sistemi rahatsızlıklarına yaklaşımlarda vücut farkındalığını arttırmaya ve stresi azaltmaya yönelik yöntemlerin eklenilmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: "Algılanan stres", "berber", "kas iskelet sistemi", "kuaför", "vücut farkındalığı"
Multiple sklerozlu bireylerde görev odaklı eğitim ve sanal gerçeklik eğitiminin denge, yürüme ve yorgunluğa etkisi
Amaç: Çalışmanın amacı ms'li bireylerde konvansiyonel, görev odaklı ve sanal gerçeklik eğitiminin denge, yürüme ve yorgunluk üzerine etkilerini araştırılmasıdır. Materyal ve metot: 18-65 yaş arası, 64 MS'li birey sanal gerçeklik, görev odaklı ve konvansiyonel eğitim gruplarına research randomizer bilgisayar programıyla atandı. Tüm gruplarda eğitimler 8 hafta boyunca haftada 3 gün, günde 40 dakika fizyoterapist gözetiminde yapıldı. Değerlendirmeler tedavi öncesi ve tedavini sonrasında olmak üzere 2 kez yapıldı. Denge BDÖ; yorgunluk YŞÖ; yürüme RVGA; engellilik durumu ise EDSS kullanılarak değerlendirildi. Bulgular: Çalışmada tedavi sonrası her üç grupta da BDÖ değerlerinde artış görüldü (p<0.05) fakat meydana gelen değişim miktarı bakımından tedavi öncesine kıyasla gruplar arası fark bulunamadı (p>0.05). Her üç grupta da YŞÖ'de anlamlı bir azalma bulunurken (p<0.05), gruplararası karşılaştırmada diğer gruplara kıyasla sanal gerçeklik grubunda anlamlı fark görüldü (p<0.05). EDSS ve RVGA bakımından her üç grupta da anlamlı bir değişim görülmedi (p>0.05). Sonuç: Sanal gerçekliğin; yorgunluğu azaltmada diğer gruplara göre daha etkili olduğu görüldü. Engellilik durumu ve yürüme üzerine her üç eğitimin de iyileşmeye neden olmadığı ve bu etkinin benzer olduğu görüldü. Denge açısından ise her üç eğitimin etkili ve bu etkinin benzer olduğu görüldü. Her üç eğitimin dengenin iyileştirilmesi için alternatif tedavi yöntemleri olarak birbirleri yerine kullanılabileceğini, yorgunluk açısından sanal gerçekliğin daha tercih edilebilir olduğunu düşünmekteyiz. Anahtar kelimeler: Denge, Engellilik durumu, Görev odaklı eğitim, Multiple Skleroz, Sanal gerçeklik eğitimi, Yorgunluk, Yürüme
Pes planusta güçlendirilmiş low-dye bantlama ve egzersizin plantar basınç, naviküler düşme ve ayak postürüne etkisi
Pes Planusta Güçlendirilmiş Low-Dye Bantlama ve Egzersizin Plantar Basınç, Naviküler Düşme ve Ayak Postürüne Etkisi Amaç: Bu çalışmanın amacı bilateral pes planuslu bireylerde ALD bantlama ile birlikte yapılan egzersiz eğitiminin etkilerini incelemekti. Materyal ve metot: Randomize kontrollü deneysel çalışmaya yaşları 18-25 arasında değişen 34 birey dahil edildi. Bireyler, bantlama ve egzersiz grubuna ya da egzersiz grubuna atandı. Gruplar, haftada üç gün olmak üzere 8 hafta boyunca aynı egzersiz protokolünü uyguladı. Her iki gruptaki bireyler önce dirençli bantla yapılan egzersizleri uyguladı. Daha sonra bantlama ve egzersiz grubundaki bireylerin her iki ayağına ALD bantlaması yapıldı. Bu gruptaki bireyler, egzersiz grubundan farklı olarak egzersiz protokolündeki kalan egzersizleri bant cilt üzerindeyken uyguladı. Değerlendirmeler: NDT, APİ-6 ve pedobarografi ile tedavi öncesinde, 8. ve 12. haftada yapıldı. Bulgular: Sağ ve sol ayağa ait APİ ve NDT değerleri, her iki grupta tedavi öncesine kıyasla 8. haftada ve 12. haftadaki ölçümlerde anlamlı azaldı (p<0.05). Her iki grupta da tedavi öncesine kıyasla 8. haftada ve 12. haftada statik ve dinamik plantar basınç dağılımının bazı parametrelerinde: parmaklar, topuk, topuk mediali, topuk laterali, baş parmak, orta ayak, 1.,2.,3.,5. metatarslar, 4. ve 5. parmak bölgelerinde zamanın ana etkisinin anlamlı olduğu görüldü (p<0.05). Sonuç: ALD bantlamayla birlikte yapılan egzersiz eğitimi, standart egzersiz eğitimiyle benzer sonuçlar ortaya koydu. Anahtar Kelimeler: Bantlama, Egzersiz, Pes Planus, Plantar Basınç, Pronasyon
The effectiveness of the "I COUGH" care program on dyspnea, respiratory parameters, mobility and pain after major abdominal surgery
The purpose of the current study was to investigate the effect of the I COUGH care program following major abdominal surgery to heart rate, blood pressure, dyspnea, oxygen saturation, pulmonary function, mobility, and pain after major abdominal surgery. A total of 60 adult individuals aged between 30 and 60 years (mean age of 39.9±8.82) comprising 13 males and 47 females underwent major abdominal surgery requiring general anesthesia and hospitalization were invited to study. Patients were randomly assigned to either the Control Group (CG, n=30) or the Experimental Group (EG, n=30) using the block randomization method. Patients in the EG participated in the I COUGH care program included flow-incentive spirometer, oral care, coughing and breathing exercises, patient, and family education, getting out of bed, and elevating the head of the bed by more than 30 degrees for 3 days post-surgery. The patients in the CG did not undergo any interventions. All participants were assessed in terms of vital signs as heart rate, blood pressure, respiratory rate, and oxygen saturation. Moreover, dyspnea was assessed using the Modified Borg dyspnea Scale, pulmonary functions were evaluated using spirometry, mobility was assessed by Activity and Mobility Promotion scale and pain assessed Visual Analog Scale. Data were collected from all patients at baseline 10 h after the first day of surgery and on the day of discharge from the hospitals. The findings of the present study revealed that the I COUGH care program effectively improved pulmonary function and blood oxygenation, reduced the incidence of dyspnea, increased mobility, and decreased postoperative pain, with a statistically significant difference between the experimental and control groups (p<0.05). In conclusion, the findings indicated that the I COUGH program is an effective and significantly improved the pulmonary function and blood oxygenation of the patients. Moreover, the program reduced the incidence of dyspnea, increased the mobility, and decreased the postoperative pain after major abdominal surgery. Key words: I COUGH Care Program, Dyspnea, Respiratory Parameters, Mobility, Pain, Major Abdominal Surgery.
Koroner arter bypass cerrahisi geçiren hastalarda bisiklet ve kol ergometresi egzersizlerinin fiziksel ve psikososyal fonksiyonlara etkisi açısından karşılaştırılması
Bu çalışma, Koroner Arter Bypass Cerrahisi geçiren hastalarda bisiklet ve kol ergometresi egzersizlerini fiziksel ve psikososyal fonksiyonlara etkisi açısından karşılaştırılması amacıyla gerçekleştirilmiştir. Çalışmaya 52-65 yaş aralığında bisiklet ergometresi (n=23) ve kol ergometresi grubu (n=16) olmak üzere iki gruptan oluşan, toplam 39 olgu ( 35 erkek, 4 kadın) dahil edilmiştir. Demografik veriler kaydedildik-ten sonra çalışmaya katılan tüm bireylere eğitim öncesinde ve sonrasında fiziksel fonksiyonları 6 dakika yürüme testi, bioempedans analizi ve HDL, LDL, Trgliserid ve Total kolesterol değerleri ile psikososyal fonksiyonları ise beck depresyon ölçeği, modifiye borg skalası ve SF-36 anketleri ile değerlendirilmiştir. Tüm katılımcılara 6 hafta, haftada 5 seans olmak üzere toplam 30 seans boyunca bisiklet veya kol ergometre egzersizleri yaptırılmıştır. Sonuçlar karşılaştırıldığında bisiklet ergometre grubunda kol ergometre grubuna göre yürüme mesafesinde istatistiksel olarak anlamlı bir artış bulunmuştur (p<0.05). Aynı zamanda kol ergometre grubunda bisiklet ergometre grubuna göre SF-36 alt parametrelerinden genel sağlık parametresinde istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık belirlenmiştir (p<0.05). Bu çalışmanın sonuçları bisiklet ve kol ergometre egzersizlerinin Koroner Arter Bypass Cerrahisi geçiren hastaların fiziksel ve psikososyal fonksiyonlarını benzer şekilde iyileştirdiğini göster-miştir. Ancak fonksiyonel kapasitenin geliştirilmesinde bisiklet egzersizlerinin daha avantajlı olduğu görülmüştür. Anahtar kelimeler: KABG, bisiklet ergometre, kol ergometre, fiziksel fonksiyon, psikososyal fonksiyon, yaşam kalitesi
Sağlıklı genç yetişkin bireylerde eklem mobilitesinin fiziksel fonksiyonlara etkisi
. Eklem mobilitesi; eklemin, normal kabul edilen sınırlar içinde, yeterince harekete izin verecek kadar gevşek olmasıdır. Eklemin normal kabul edilen sınırlardan daha fazla hareket edebilmesi durumuna eklem hipermobilitesi, daha az hareket edebilmesine ise eklem hipomobilitesi adı verilir. Çalışmanın amacı, eklem mobilitesinin fiziksel fonksiyonlara etkilerini araştırmaktır. Araştırmaya 75 kadın (hipomobil=29, normal=21, hipermobil=25), 40 erkek (hipomobil=20, normal=9, hipermobil=11) olmak üzere 115 sağlıklı genç yetişkin katılmıştır. Kadınların yaş ortalaması 20,66 ± 2,11,VKİ ortalaması 21,9 ± 2,63; erkeklerin yaş ortalaması 21,07 ± 2,06 ve VKİ ortalaması 23,27 ± 3,02 olarak tespit edilmiştir. Çalışmaya katılan olguların demografik özellikleri kaydedilmiş; Beighton ve Horan Eklem Mobilite İndeksi ile esneklikleri değerlendirilerek hipomobil, normal ve hipermobil olmak üzere üç gruba ayrılmışlardır. Olguların sırt ekstansör ve kavrama kas kuvvetleri, dikey sıçrama yükseklikleri ve dengeleri değerlendirilmiştir. Çalışmamızda, eklem mobilitesinin, denge ve kas kuvveti parametrelerine etkisi gözlenmezken (p>0,05); dikey sıçrama yüksekliği, hipomobil grupta diğer gruplara nazaran daha yüksek bulunmuştur (p<0,05). Çalışma sonucunda, eklem mobilite düzeyinin dikey sıçrama dışında fiziksel fonksiyonlara etkisinin olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Fiziksel olarak zorlayıcı aktivitede bulunan bireylere eklem mobilitesi değerlendirmesi yapılmalıdır. Gelecekteki çalışmalar, ağrı ve disfonksiyon şikayeti olan hastaların eklem mobilitelerinin değerlendirilmesi ile yapılabilir. Ayrıca farklı eklem mobilitesi düzeylerinin, postüral kaslara ve fiziksel uygunluk parametrelerine etkisinin araştırılması gerekmektedir. Anahtar kelimeler: Eklem mobilitesi, fiziksel fonksiyon, hipermobilite.
Kronik venöz yetmezlik hastalarında hastalık şiddeti, fonksiyonel düzey ve yaşam kalitesi arasındaki ilişkinin incelenmesi
Çalışmanın amacı kronik venöz yetmezlik (KVY) hastalarında hastalık şiddeti, fonksiyonel düzey ve yaşam kalitesi arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Çalışmamıza KVY tanısı almış 40 hasta (yaş ortalaması 47,53 ± 12,21) dahil edildi. Hastaların 17'sinde bilateral KVY tespit edildiğinden 57 ekstremite değerlendirildi. Hastaların demografik bilgileri kaydedildi, dupleks ultrasonda (DUS) venlere ait reflü süresi, pik reflüdeki akım hızı, pik reflüdeki akım volümü ve damar çapı değerlendirildi. Hastaların ayak bileği ve diz eklem hareket açıklığı (EHA) (dijital gonyometre) ve kas kuvveti (dijital el dinamometresi) değerlendirildi. Hastaların yaşam kalitesi (Venöz Yetmezliğin Epidemiyolojik ve Ekonomik Çalışması: Yaşam Kalitesi/Belirtiler Ölçeği), fonksiyonel kapasitesi (6 dakika yürüme testi, süreli kalk yürü testi), üst ekstremite fonksiyonelliği (el kavrama kuvveti), komorbidite (Charlson Komorbidite Anketi), ağrının şiddeti (Vizüel Analog Skalası), fiziksel aktivite düzeyi (Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi-kısa formu), ödem varlığı ve total alt ekstremite volümü (çevre ölçümü) değerlendirildi. Ekstremiteler C2EPAYDPPR ve C3EPAYDPPR olarak 2 gruba ayrılarak reflü süresi, pik reflü akım hızı, pik reflü akım volümü ve damar çapı karşılaştırıldığında iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptandı (p<0.05). Yaşam kalitesi, EHA, kas kuvveti, ağrı, komorbidite, fiziksel aktivite düzeyi ve fonksiyonel parametreler açısından her iki grup arasında fark saptanmadı (p>0.05). Pik reflü akım hızı ve ayak bileği dorsifleksiyon EHA arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptandı (p<0.05). Damar çapı ile ayak bileği dorsifleksiyon EHA, plantarfleksiyon EHA ve diz fleksiyon EHA arasında anlamlı ilişki saptandı (p<0.05). Günlük oturma saati ile pik reflü akım hızı, pik reflü akım volümü ve damar çapı istatistiksel olarak anlamlı düzeyde ilişkili saptandı (p<0.05). Çalışma sonucunda C2 ve C3 gruplarında yaşam kalitesi ve fonksiyonel kapasitenin hastalık şiddetinden etkilenmediği, komorbiditenin hastaların fonksiyonelliğini etkileyen önemli bir faktör olduğu ve hastalık şiddetinin belirlenmesinde DUS'la belirlenen reflü parametrelerinin ayırt edici olabileceği gösterildi. C1, C4-C6 gruplarının dahil edildiği, daha büyük örneklemle gerçekleştirilecek çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: Dupleks ultrason, Fonksiyonel düzey, Kronik venöz yetmezlik, Reflü, Yaşam kalitesi
Bariatrik cerrahinin kuadriseps (Q) açısı, yürüyüşün zaman-mesafe karakteristikleri, fiziksel aktivite ve yaşam kalitesi üzerine etkileri
Bariatrik Cerrahinin Q Açısı, Yürüyüşün Zaman-Mesafe Karakteristikleri, Fiziksel Aktivite ve Yaşam Kalitesi Üzerine Etkileri Bu çalışmada, bariatrik cerrahi öncesi ve sonrası bireylerde Kuadriseps (Q) açısı, yürüyüşün zaman-mesafe karakteristikleri, fiziksel aktivite ve yaşam kalitesindeki değişiklikler incelendi ve bu parametreler arasındaki ilişkiler sorgulandı. Çalışmada, gönüllü 30 obez bireyin bariatrik cerrahi öncesi ve 3 ay sonrasındaki durumları ele alındı. Q açısı gonyometreyle, yürüyüşün zaman-mesafe karakteristikleri BTSG-Walk® cihazıyla, fiziksel aktivite IPAQ-kısa formla ve yaşam kalitesi IWQOL-Lite anketiyle, hamstring esnekliği popliteal açı ölçümü yapılarak gonyometreyle, Rektus Femoris ve İliopsoas kaslarının esnekliği Modifiye Thomas testiyle, lumbal ekstansörlerin esnekliği Otur-Uzan testiyle değerlendirildi. Katılımcıların ağırlık ortalaması cerrahi öncesi 128.10±16.22, 3. ayda 100.43±12.59 kg hesaplandı; VKİ, göğüs, bel, kalça ve uyluk çevresi ölçümlerinde azalma belirlendi (p<0.001). Cerrahi öncesi ve sonrası Otur-Uzan testi, hamstring ve iliopsoas kaslarınındaki esneklik değerlerinde ve Q açısı ölçümlerinde farklılık gözlendi (p<0.05). Bireylerin hız ortancasının cerrahi öncesinde 56.80 m/sn (min-maks:26.20-90.60), 3 ay sonra 67.80 m/sn (min-maks:36.40-122.50) olduğu görüldü (p<0.001). Fiziksel aktivite puanında cerrahi sonrasında anlamlı yükseliş gözlendi (p<0.001). Sonuç olarak bariatrik cerrahi sonrası bireylerin Q açısı ölçümlerinde azalma, yürüyüşün zaman-mesafe karakteristiklerinde normalleşme, fiziksel aktivite düzeylerinde, yaşam kalitesinde ve kas kısalık/esneklik parametrelerinde artış görüldü. Bunun sebebinin kilo vermeyle alt ekstremiteye binen yükün azalması ve bireylerin hareket kabiliyetlerinin artması olabileceği, ayrıca kilo vermeyle fiziksel aktivite düzeyi artan bireylerin yürüyüş parametrelerinin normal değerlere yaklaşacağı ve yaşam kalitelerinde düzelme görüleceği sonucuna varmaktayız. Anahtar Kelimeler: Bariatrik cerrahi, fiziksel aktivite, q açısı, yaşam kalitesi, yürüyüş
Multipl skleroz tanılı alt üriner sistem semptomları olan hastalarda sekiz haftalık telerehabilitasyon ile uygulanan pelvik taban kas eğitiminin etkileri
Bu çalışmanın amacı, Multipl Skleroz (MS) tanılı, alt üriner sistem semptomları (AÜSS) olan hastalarda telerehabilitasyon ile uygulanan pelvik taban kas eğitimi (PTKE) ve yaşam stili önerilerinin sadece yaşam stili önerilerine göre üriner semptomlar, yaşam kalitesi, subjektif iyileşme algısı ve hasta memnuniyeti üzerine olan etkilerini karşılaştırmaktı. Multipl Skleroz tanılı hastalar rastgele olarak PTKE+Öneri (n:21) ve Öneri (n:21) gruplarına ayrıldı. PTKE+Öneri grubuna sekiz hafta boyunca haftada bir gün yaklaşık 20 dakika telerehabilitasyon ile uygulanan PTKE ve bir kez yaşam stili önerileri, Öneri grubuna ise sadece bir kez yaşam stili önerileri verildi. Hastaların fiziksel ve demografik özellikleri, medikal hikâyeleri sorgulandı. AÜSS'leri Aşırı Aktif Mesane-Versiyon8 (AAM-V8), Uluslararası İnkontinans Sorgulama Formu (International Consultation on Incontinence Questionnaire-Short Form, ICIQ-SF) ve idrar günlüğü ile, yaşam kalitesi King Sağlık Anketi (KSA) ile tedavi öncesi (TÖ) ve sonrası (TS) değerlendirildi. Subjektif iyileşme algısı dörtlü likert ölçeği ile ve hasta memnuniyeti beşli likert ölçeği ile sorgulandı. PTKE+Öneri grubunda AAM-V8, ICIQ-SF toplam skoru, ortalama işeme frekansları, üriner inkontinans sayısı ve sıklığı, yaşam kalitesi skorlarında azalma tespit edildi (p<0.05). Gruplar arası karşılaştırmalarda, PTKE+Öneri grubundaki AAM-V8, ICIQ-SF toplam skoru, ortalama işeme frekansları, yaşam kalitesi skorlarında azalma, ortalama işeme hacminde artma, ayrıca subjektif iyileşme algısı ve hasta memnuniyetinde daha fazla iyileşme görüldü (p<0.05). Bu çalışmada MS tanılı AÜSS'leri olan hastalarda telerehabilitasyon ile uygulanan PTKE ve yaşam stili önerilerinin sadace yaşam stili önerilerine göre üriner semptomlar, yaşam kalitesi, subjektif iyileşme algısı ve hasta memnuniyetinde daha fazla iyileşme olduğu görüldü.
Gerilim tipi baş ağrılı hastalarda fasyal distorsiyon modelinin ağrı şiddeti, servikal postür ve eklem pozisyon hissi üzerine etkisi
Bu çalışma gerilim tipi baş ağrılı hastalarda fasyal distorsiyon modelinin ağrı şiddeti, servikal postür ve eklem pozisyon hissi üzerine etkisini araştırmak amacıyla planlandı. Gerilim tipi baş ağrısı olan bireyler basit rastgele yöntemle kontrol (n=15) ve çalışma grubu (n=15) olarak ikiye ayrıldı. Çalışma grubuna haftada 1 seans, 30 dakika olmak üzere toplamda 4 hafta boyunca fasyal distorsiyon model uygulaması yapıldı. Kontrol grubuna ise herhangi bir uygulama yapılmadı. Değerlendirmeler tüm bireyler için başlangıçta ve 4 hafta sonra olmak üzere 2 kere yapıldı. Bireylerin ağrı şiddeti VAS ve McGill Ağrı ölçeği ile, servikal postür için kraniovertebral açı ve omuz pozisyonu Posturescreen Mobile uygulaması ile, eklem pozisyon hissi lazer imleç yardımlı açı tekrarlama testi ile değerlendirildi. Çalışmadan elde edilen bulgulara bakıldığında fasyal distorsiyon modeli uygulamasının ağrı şiddetini azalttığı, servikal postür ve eklem pozisyon hissini geliştirdiği belirlendi (p<0.05). Kontrol grubunda tüm parametrelerde ilk ve son değerlendirme arasında anlamlı bir farklılık gözlenmedi (p>0.05). Fasyal distorsiyon modeli gerilim tipi baş ağrısı olan bireylerin ağrısını azaltmada ve servikal postürü ve servikal eklem pozisyon hissini geliştirmede farklı bir tedavi seçeneği olarak kullanılabilir. Yöntemin yalnızca ağrıyı gidermek ve normal eklem hareket açıklığının kazanılmasında değil postür ve propriyosepsiyon gibi farklı amaçlarla da kullanılabileceği bu çalışmada gösterilmiştir. Teknik, klinikte zamanın etkin kullanılması açısından fizyoterapistlere avantaj sağlayacaktır. Anahtar Sözcükler: Ağrı şiddeti, Fasyal distorsiyon modeli, Gerilim tipi baş ağrısı, Postür, Propriosepsiyon
Çocuk yoğun bakımdaki refakatçi annelerin kaygı, depresyon ve yaşam kalitesinin incelenmesi
Bu çalışma, Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Çocuk Yoğun Bakım'da ve Çocuk Servisi'nde yatmakta çocukların refakatçi annelerinin kaygı, depresyon ve yaşam kalitesi düzeylerini belirleyerek etki eden faktörleri incelemek için planlandı. Her iki grupta 20 anne değerlendirilmeye alındı; toplam 40 kişi araştırmaya dahil edildi. Refakatçi annelere Beck Depresyon Envanteri (BDE), Nottingham Sağlık Profili (NSP), Spielberger Sürekli Kaygı Envanteri (STAI) uygulandı. İstatistiksel analiz için Windows tabanlı SPSS programı 21 sürümü (Statistical Package for the Social Sciences) analiz programı kullanılmıştır. Çocuk yoğun bakımı refakatçi anneleri ile çocuk servisi refakatçi annelerinin verileri; ortalama, sayı ve yüzdelik dağılımları, Student-t ve Kruskal Wallis testleri ile değerlendirilmiştir. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edilmiştir. ÇYBÜ ve serviste yatan çocuklar yatış sebeplerine göre üç alt gruba (nörolojik, cerrahi, solunum yetmezliği) ayrılmışlardır. Bu alt gruplardaki annelerin kaygı, depresyon ve yaşam kalitesi düzeyleri birbirleri ile karşılaştırılmasında "tek yönlü varyans analizi (Anova) test tekniği" uygulanmıştır. Farklı hastalık gruplarındaki çocukların annelerinin kaygı, depresyon ve yaşam kalitesi düzeyi ölçümleri bağımsız gruplarda tek yönlü varyans analizi ile kıyaslandığında, hastalık grupları arasında annenin kaygı, depresyon ve yaşam kalitesi düzeyleri ölçümleri açısından istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmamıştır (p>0.05). Çocuk yoğun bakımdaki refakatçi annelerin kaygı, depresyon ve yaşam kalitesi düzeyleri servisteki refakatçi annelerininki ile karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (p<0.001). Yoğun bakımdaki refakatçi annelerin çocuklarının durumlarının daha kritik olması, ortamın daha fazla karmaşık olması, daha fazla invaziv işlemi gördükleri ile ilişkili olduğunu düşünmekteyiz.
Adheziv kapsülitli hastalarda ağrının fonksiyonellik, kinezyofobi, uyku kalitesi ve yaşam kalitesine etkisi
Adheziv kapsülit tanısı almış ve omuz ağrısı şikayeti olan hastalarda ağrının fonksiyonellik, kinezyofobi, uyku kalitesi ve yaşam kalitesi arasındaki ilişkiyi araştırmak amacıyla 50 hasta çalışmaya alındı. Ağrı şiddetleri Vizüel Analog Skala (VAS), fonksiyonellikleri Kol, Omuz ve El Sorunları Anketi (DASH), kinezyofobileri Tampa Kinezyofobi Ölçeği (TKÖ), uyku kalitesi Pittsburg Uyku Kalitesi İndeksi (PUKİ) ve yaşam kalitesi Notthingham Sağlık Profili (NSP) ölçekleri ile değerlendirildi. Ağrı şiddeti ile TKÖ, DASH toplam skor, PUKİ'nin bazı alt başlık skorları ve NSP'nin bazı alt başlık skorları arasında anlamlı ilişki olduğu görüldü (p<0,05). DASH skoru ile PUKİ'nin bazı alt başlık skorları arasında anlamlı ilişk bulundu (p<0,05). Ayrıca DASH skoru ile yaşam kalitesinin NSP Uyku alt başlığı hariç tüm başlıkları ile anlamlı ilişki saptandı (p<0,05). Kinezyofobi skoru ile NSP Ağrı alt başlığı dışındaki tüm alt başlıklar ve PUKİ'nin bazı alt başlık skorları arasında anlamlı ilişki olduğu görüldü (p<0,05). Ayrıca, PUKİ ile NSP'nin bazı alt başlık skorları arasında anlamlı ilişki bulundu (p<0,05). Sonuç olarak, bu çalışma AK'li hastalarda sık görülen ağrı semptomunun fonksiyonellik, kinezyofobi, uyku kalitesi ve yaşam kalitesi üzerinde olumsuz bir etkiye sahip olduğunu gösterdi.
Diz üstü amputelerde vücut imajı algısının ve proteze uyumun kognitif performansa etkisi
Çalışmamızda amaç; diz üstü amputelerde vücut imajı algısının ve proteze olan uyumun, kognitif performansı nasıl etkilediğini incelemek, olası farklılıklara sebep olabilecek faktörleri ortaya koymaktı. Çalışmamıza Aralık 2016-Mart 2017 tarihleri arasında Bezmialem Vakıf Üniversitesi'nde takip edilen, yaş ortalaması 37,03±9,94 yıl ve amputasyon nedeni travma olan 30 erkek, 10 kadın toplamda 40 diz üstü ampute dahil edildi. Olguların sosyodemografik, amputasyona özgü ve protez kullanımına ilişkin bilgileri literatürdeki değerlendirmelerden yola çıkarak hazırlanan Genel Ampute Değerlendirme Anketi ile kaydedildi. Olguların vücut imajı algısı ve proteze olan uyumu ABIS (Ampute Vücut İmajı Ölçeği) ve TAPES (Trinity Amputasyon ve Protez Deneyim Ölçeği) ile değerlendirildi. Yaşam kalitesinin değerlendirilmesi NSP (Nottingham Sağlık Profili) ile yapıldı. MoCA (Montreal Bilişsel Değerlendirme Ölçeği) olguların bilişsel yeteneğini değerlendirmek amacıyla kullanıldı. Nöropsikolojik alt testler ambulasyon sırasında olgulara çift görev verme yöntemi ile uygulandı. İstatistiksel analiz için Windows tabanlı SPSS21 (Statistical Package for the Social Sciences) analiz programı kullanıldı, anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak alındı. Olguların amputasyon cerrahisini takiben geçen süre ortalama 12,68±9,41 yıl idi. Çalışmaya dahil edilen bireylerin ortalama 10,6±8,38 yıldır diz üstü protez kullandıkları görüldü. Olguların %45'inin düzenli spor alışkanlıkları olduğu, %55'inin spor veya fiziksel aktivitelere katılmadığı bulundu. Olgular kullanılan protezin türüne göre incelendiğinde %50'sinin mikroişlemcili, %50'sinin ise hidrolik diz üstü protez kullandığı görüldü. ABIS ve TAPES I. kısım alt parametreleri ile kognitif performans arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulundu (p<0,05). ABIS ile TAPES I. kısım alt parametreleri arasındaki ilişki istatistiksel olarak anlamlı idi (p<0,05). Vücut imajından duyulan memnuniyet ve proteze pozitif uyumun, yaşam kalitesini arttırdığı görüldü. Çalışmaya dahil edilen bireyler kullanılan protezin türüne göre 2 gruba ayrıldığında mikroişlemcili diz üstü protez kullananlar lehine ABIS, TAPES I. kısım, NSP ve kognitif performans değerleri arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı idi (p<0,05). Aynı değerlendirmeler bireylerin düzenli spor alışkanlıklarına göre incelendiğinde kognitif performans açısından düzenli spor yapanlarla yapmayanlar arasında anlamlı fark bulunmadı (p>0,05). Çalışmamızdan elde edilen sonuçlar amputelerde vücut imajı algısının ve proteze uyumun, kognitif performansı etkileyebileceğini göstermektedir. Vücut imajı algısının düzenlenmesi ve psikososyal uyumun ampute rehabilitasyon programlarına ilave edilmesiyle, amputenin edinilen özüre uyum sağlama, protezini başarılı bir şekilde kullanma ve günlük yaşam aktivitelerinde bağımsızlığın devamı için gerekli olan dikkat, bellek, oryantasyon gibi bilişsel fonksiyonlardaki performansını arttırabileceği görüşündeyiz.
Postmenopozal kadınlarda yorgunluk ve yaşam kalitesinin değerlendirilmesi
Postmenopozal dönemin ilerleyen yaş ile birlikte kadınlarda birçok olumsuz durumu beraberinde getirdiği bilinmektedir. Bu çalışmada postmenopozal dönemdeki kadınların, yorgunluk şiddet seviyeleri ve yaşam kaliteleri değerlendirilerek, aynı yaş aralığındaki postmenopozal dönemde olmayan kadınlar ile karşılaştırılması amaçlanmıştır. Çalışmaya 40-65 yaş aralığında olan 80 olgu dahil edildi. Olgular çalışma grubu (postmenopozal dönemde olan) ve kontrol grubu (postmenopozal dönemde olmayan) olarak 40'ar kişilik iki gruba ayrıldı. Olguların demografik bilgileri araştırmacı tarafından hazırlanan demografik bilgi formu ile sorgulanarak kaydedildi. Olguların yorgunluk değerlendirilmesi, Yorgunluk Şiddet Ölçeği (YŞÖ) ile yaşam kalitesi ise Nottingham Sağlık Profili (NSP) anketi ile yapıldı. Çalışmanın veri analizinde Windows tabanlı SPSS21 (Statistical Package for the Social Sciences) analiz programı kullanıldı. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p< 0,05 olarak kabul edildi. Çalışmada iki grubun yaş, Vücut Kitle İndeks'i (VKİ), kronik hastalık varlığı ve düzenli ilaç kullanımı parametreleri arasında anlamlı fark elde edildi (p<0,05). YŞÖ değerlendirmesi sonucu iki grup arası anlamlı bir fark bulunmadı (p>0,05), ancak yorgunluk değerlendirme sonuçlarına göre postmenopozal kadınlar daha yorgun bulundu. İki grup arasında yaşam kalitesi toplam skoru ve alt parametreleri karşılaştırıldığında, NSP toplam skoru ve alt parametrelerinden olan fiziksel aktivite, uyku ve emosyonel reaksiyonlar skorları arasında anlamlı farklar bulundu (p<0,05). NSP'nin diğer alt parametreleri olan ağrı, enerji ve sosyal izolasyon skorları karşılaştırıldığında iki grup arasında anlamlı fark bulunmadı (p>0,05). Çalışma grubu içinde YŞÖ skoru ile yaş, VKİ, gebelik ve doğum sayısı, NSP alt parametreleri ve NSP skoru arasındaki ilişkiye bakıldı. YŞÖ ile NSP toplam skoru, NSP'nin alt parametrelerinden olan sosyal izolasyon ve emosyonel reaksiyonlar arasında istatistiksel olarak pozitif yönde anlamlı ilişki bulundu (r=0,416, p<0,05; r=0,431, p<0,05; r=0,392 p<0,05). Çalışma grubunda, NSP toplam skoru ile yaş, VKİ, gebelik ve doğum sayısı arasındaki ilişkiye bakıldı. NSP toplam skoru ile gebelik ve doğum sayısı arasında pozitif yönde anlamlı ilişki bulundu (r=0,36, p<0,05; r=0,362, p<0,05). Çalışma grubunda, menopoz yaşı ile YŞÖ ve NSP skorları, VKİ, gebelik ve doğum sayısı arasındaki ilişkiye bakıldı. Menopoz yaşı ile VKİ, gebelik ve doğum sayısı arasında istatistiksel olarak pozitif yönlü anlamlı ilişki bulundu ( r=0,421, p<0,05; r=0,454, p<0,05; r=0,415 p<0,05). Sonuç olarak, postmenopozal kadınlarda yorgunluk meydana gelmekte ve yaşam kalitesi azalmaktadır. Bu dönemde yorgunluk şiddetinin artması yaşam kalitesi ile ilişkilidir. Fiziksel aktivite seviyesinin düşmesi, uyku bozuklukları, sosyal izolasyon ve emosyonel reaksiyonların negatif yönde değişimi yaşam kalitesini olumsuz yönde etkiler.
Lise öğrencilerinde fiziksel aktivite düzeyi ve vücut kitle indeksi'nin postür ve ağrı üzerine etkisinin incelenmesi
Çalışmamızın amacı lise öğrencilerinde fiziksel aktivite düzeyi ve vücut kitle indeksinin (VKİ) postür ve ağrı üzerine etkisinin incelenmesidir. Çalışmamıza Habipler Anadolu Lisesinde 9, 10, 11 ve 12. sınıflarda eğitim görmekte olan yaş ortalaması 15,88±0,80 yıl olan 45 kız , 54 erkek toplamda 99 öğrenci katıldı. Öğrencilerin demografik bilgileri kaydedildi. Fiziksel aktivite değerlendirilmesinde Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (IPAQ), ağrı değerlendirmesi için McGill Ağrı anketi (MPQ) kullanıldı. Postür değerlendirmesinde genel postür analizinden yola çıkarak hazırlanan anket kullanıldı. İstatistiksel analiz için Windows tabanlı SPSS21 (Statistical Package for the Social Sciences) analiz programı kullanıldı. Çalışamaya katılan erkek öğrencilerin VKİ, kız öğrencilerin VKİ'nden büyük idi (p=0,014). Öğrencilerin %51,5'i düzenli spor yapmakta idi. IPAQ anketi sonuçlarına göre öğrencilerin %14,1'i inaktif grupta yer almaktadır. Öğrencilerin VKİ ve IPAQ skorları arasında anlamlı bir ilişki bulundu (p=0,04). Öğrencilerin %60,6'sı vücudunun herhangi bir bölgesinde ağrı olduğunu belirtti. En sık şikayet edilen ağrılar; bel ve omuz bölgesindeki ağrılardır. Kız öğrenciler en sık bel ağrısından (%26,7), erkek öğrenciler ise omuz ağrısından (%16,7) şikayet etmekte idi. Aynı zamanda kız öğrencilerin var olan ağrı şiddetiskoru erkek öğrencilerden daha yüksek bulundu. Fiziksel aktivite düzeyine göre sınıflandırıldığında minimal aktif olan grubun var olan ağrı şiddeti skorunun daha yüksek olduğu, bel ve omuz ağrılarının daha fazla görüldüğü saptandı. Fiziksel aktivite düzeyi ve ağrı skorları arasında anlamlı bir ilişki bulunmadı. VKİ ile var olan ağrı şiddeti(p=0,033) ve en az ağrı şiddeti (p=0,027) skorları arasında anlamlı bir ilişki vardır fakat en çok ağrı şiddetiskoru ile anlamlı bir ilişki bulunmadı. Postural değişiklikleri incelediğimizde erkek öğrencilerde kifoz ve başın anterior tilti, kız öğrencilerde anterior pelvik tilt ve hiperlordoz daha sık görülmekte idi. Öğrencilerin şikayet ettikleri ağrı bölgeleri ile postüral değişiklikler ilişkilendirilebilir. Fiziksel aktivite düzeyi ile başın sağa ve sola tilti (p<0,001), omuzlarda yuvarlaklaşarak öne doğru gelişme (p=0,042) ve skolyoz (p=0,031) arasında anlamlı bir ilişki bulundu. VKİ ile başın anterior tilti (p=0,003) arasında anlamlı bir ilişki bulundu. Çalışmamızda postürün ve ağrı skorlarının fiziksel aktivite düzeyi ve VKİ'den etkilenmediği, fiziksel aktivite düzeyi minimal aktif olan öğrencilerde omuz ve bel ağrılarının daha fazla olduğu saptandı. Çalışmamızdan elde eetiğimiz sonuçlara göre adolesanlarda teknolojik araçların kullanımının artması, düzensiz beslenme alışkanlığı gibi nedenlerden VKİ artmasına ve postüral bozukluklara neden olmaktadır. Postüral bozukluklar bu dönemdeki öğrencilerde ağrı hissetmelerine yol açabilir. VKİ'nin artması ile birlikte öğrencilerin fiziksel aktivite düzeyi düşmektedir. Bunun sonucunda başta obezite olmak üzere birçok sağlık problemi meydana gelmektedir. dolesan dönemde fiziksel aktivite düzeyinin arttırılması kas iskelet sistemi gelişimi destekler ve buna bağlı olarak ağrıların oluşmasını engelleyebilir. Erişkin dönemde oluşabilecek kronik hastalıklardan (obezite gibi) korunmak için adolesan dönemde düzenli beslenme ve fiziksel aktivite alışkanlığı kazandırılması önemlidir. Anahtar kelimeler: Adolesan, fiziksel aktivite, postür
Okul çağındaki pediatrik nörolojik hastaların mobilite seviyesinin katılıma etkisi
Okul çağındaki pediatrik nörolojik hastalarda mobilite seviyesinin katılım üzerine etkisinin belirlenmesi amacıyla yaptığımız çalışmaya, yaşları 5-15 olan toplam 63 çocuk ve aileleri alındı. Katılımcılar İstanbul ili sınırları içerisindeki Özel Eğitim Kurumları ve çeşitli Fizik Tedavi Merkezlere devam eden hastalardan seçildi. Çocuklara ve ailelerine tarafımızdan hazırlanan bir Değerlendirme Anketi, uygun durumda olanlara gövde ve alt ekstremite kas kuvveti testlemeleri, Kaba Motor Fonksiyon Ölçeği, Fonksiyonel Mobilite Skalası, Pediatrik Veri Toplama Aracı, Modifiye Barthel İndeksi uygulandı ve cevaplar kaydedildi. Sonuçların analizi SPSS 18 programı kullanılarak, p<0,05 anlamlılık düzeyi kullanılarak yapıldı. Çalışmaya katılan çocukların çoğunun Serebral Palsi'li oldukları görülmüştür. Çalışmamızın sonuçları incelendiğinde, çocukların mobilite düzeylerinin katılım ile ilişkide olduğu (p<0.001), mobilite ile alt ekstremite kas kuvveti ile arasında (p<0.001), gövde kas kuvveti arasında (p<0,01) kuvvetli ilişkiler olduğu, okulda geçirilen sürenin de mobilite (p<0,01), katılım (p<0.001), bağımsızlık (p<0.001) ve kaba motor fonksiyon düzeyleri ile (p<0,05) ilişkide olduğu, çocukların kaba motor fonksiyon düzeylerinin katılım üzerinde etkili olduğu (p<0.001) ve çocukların alt ekstremite kas kuvveti ile katılım arasında (p<0.001), gövde kas kuvvetleri ile katılım arasında (p<0,01), ve bağımsızlık ile alt ekstremite kas kuvveti arasında (p<0.001), gövde kas kuvveti arasında (p<0,01) kuvvetli ilişkiler olduğu belirlenmiştir. Çalışmamızda okul çağındaki nörolojik hastalığa sahip çocukların mobilite seviyesinin katılımlarını etkilediği belirlendi. Ayrıca mobilite seviyesine bağımsızlık seviyesi, kaba motor düzeyi ve kas kuvvetinin de etkili olduğu, katılım düzeyine ise kaba motor fonksiyon düzeyi, kas kuvveti gibi faktörlerin etki ettiği ve çocukların okulda geçirdikleri sürenin mobilite, katılım ve bağımsızlık seviyelerinden etkilendiği ortaya çıkmıştır.
Laktasyon dönemindeki bayanlarda görülen boyun ve bel ağrı seviyelerinin incelenmesi
Çalışmamızda, laktasyon dönemindeki kadınların boyun ve bel ağrı seviyelerini ve ağrı seviyelerinin günlük yaşamlarına etkileri incelemeyi amaçladık. Çalışmaya İstanbul ilinde yaşayan, Bezmialem Vakıf Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Fakültesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü, Kadın Sağlığı Eğitim ve Araştırma Laboratuvarına başvuran doğum sonrası 0-6 ay laktasyon döneminde olan 50 kadın dahil edildi. Olgularda sosyodemografik ve obstetrik özelliklerini belirleyen soru formu, Oswestry Bel Ağrısı Ölçeği ve Boyun Ağrı ve Disabilite İndeksi yüz yüze görüşme yöntemi ile uygulandı. Verilerin istatistiksel değerlendirmesinde Tek Yönlü Varyans Analizi ve t testi kullanıldı. Çalışmaya dahil edilen olguların %68'i 20-29 yaş aralığında, %32'si 30-40 yaş aralığında idi. Olguların yaş ortalamasının 28,48±4,21 olduğu belirlendi. Çalışmaya dahil edilen bireyler doğum sonrası ortalama 4,07±1,88 ayda idi. Kadınların %42'si doğum sonrası 0-3 ayda iken, %58'i 4-6 doğum sonrası ayda idi. Çalışmamızdaki kadınların %16'sı ideal kilonun çok üzerinde, %30'u ideal kilonun üzerinde, %54'ü ideal kiloda idi. Bireylerin vücut kitle indeks ortalamasının 25,81±3,68 olduğu belirlendi. Olguların eğitim durumları incelendiğinde % 14'ü ilköğretim, % 4'ü ortaokul, % 12'si lise, % 54'ünün lisans mezunu olduğu bulundu. Kadınların doğum şekilleri incelendiğinde %36'sı normal doğum, %64'ünün sezaryen ile doğum gerçekleştirdiği belirlendi. Çalışmaya dahil edilen olguların postpartum dönemde %10'unun düzenli egzersiz yaptığı, %80'inin egzersiz yapmadığı bulundu. Katılımcıların Oswestry total puan ortalamaları 26,20±13,09, Boyun ağrı ve disabilite indeksi total puan ortalaması 29,99±14,46 idi. Kadınların yaşları, eğitim durumları, postpartum egzersiz durumları ve vücut kitle indeksleri, ile Oswestry ağrı ölçeği total puanı ile Boyun ağrı ve disabilite indeksi total puan ortalaması arasında anlamlı bir ilişki bulunmadı. (p>0,05) Çalışmaya katılan bireylerde doğum sonrası 0-3 ay dönemde olanların Oswestry ağrı puanının, 4-6 ay döneminde olanların total puanlarından daha yüksek olduğu sonucuna ulaşıldı. (p<0,05) Çalışmaya dahil edilen kadınların Oswestry Ağrı Ölçeği ve Boyun Ağrı ve Disabilite İndeksi total puan ortalamaları, ağrılarının günlük yaşamlarında hafif fonksiyonel kaybın olduğunu göstermektedir. Doğum sonrası aylar ilerledikçe gebeliğin izlerinin silinmesi ile bel ağrı seviyelerinin azaldığı buna paralel olarak günlük yaşamlarındaki fonksiyonel kaybın gerilediği bulundu.