
13,589
Archived Theses
35
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
The influence of organizational culture on employee engagement and performance: A case study of Yemeni institutions in Türkiye
This thesis investigates the influence of organizational culture on employee engagement and performance within Yemeni establishments in Turkey. Employing structural equation modelling through Smart-PLS, four hypotheses were empirically tested. The first hypothesis (H1) positing that organizational culture has significant influence on employees' performance was not supported, suggesting a role for organizational culture in shaping performance. Conversely, the second hypothesis (H2) was supported, revealing a significant and positive influence of organizational culture on employee engagement. Furthermore, the third hypothesis (H3) found strong support, indicating a significant and positive effect of employee engagement on employee performance. A mediation analysis was conducted to explore the mediating role of employee engagement between organizational culture and employee performance. The study applied SEM (PLS) and bootstrapping to test the hypotheses. The results showed that employee engagement fully mediated the relationship between organizational culture and employee performance (H4), with a significant and positive influence (β = 0.461, t = 7.103, p<0.001). This underscores the critical role of employee engagement as a mechanism through which organizational culture impacts performance. The study contributes to understanding the nuanced dynamics between organizational culture, employee engagement, and employee performance in the specific context of Yemeni establishments in Turkey.
Ticari bankalarda kârlılığın bilanço yapısı, aktif kalitesi ve likidite ile olan ilişkisinin incelenmesi ve örnek bir uygulama
Çalışmanın amacı; "Ticari Bankalarda Kârlılığın Bilanço Yapısı, Aktif Kalitesi ve Likidite ile olan İlişkisinin incelenmesi"dir. Bankalar, finansal sistem içinde yerine getirdikleri görevler açısından kritik bir rol oynamaktadır. Türkiye'de tarihi süreçler içinde bankacılık sektöründe önemli sorunlar meydana gelmiş fakat 2001 yıllarında bankacılık sektörü yeniden yapılandırılırmış ve uygulanan yeni programlarla önemli bir gelişme süreci başlamıştır. Bankacılık sektöründe kârlılığın bilanço yapısı, aktif kalitesi ve likidite ile olan ilişkilerinin tespit edilmesi ve yönetilmesi 2008 Küresel Krizinden sonra daha önemli hale gelmiştir. Bankaların sorunlu kredilerden dolayı aktif kalitesinin bozulması, bilanço yapısındaki dengenin bozulması ve likiditenin zayıflaması yalnızca kârlılıklarında değişime yol açmakla kalmayıp; finansal sistemde ve ekonomik istikrarı sağlanmasında olumsuz etki yaratmıştır. Bu çalışmada "Türk bankacılık sistemi içerisinde ticari bankaların kârlılıklarının bilanço yapısı, aktif kalitesi ve likiditeleriyle olan ilişkileri" incelenmiştir. Çalışma kapsamında 2011-2021 dönemi için Türk bankacılık sisteminde faaliyet gösteren kamu sermayeli, özel sermayeli ve yabancı sermayeli 49 ticari banka dahil edilerek karşılaştırmalı incelenmesi amaçlanmıştır. Banka kârlılıklarının ölçüsü olarak iki model üzerinden "aktif kârlılığı" ve "öz kaynak kârlılığı" esas alınmıştır. Hazırlanan veri seti SPSS 21 paket programı kullanılarak çoklu regresyon ve korelasyon analizleri yapılmıştır. Yapılan Panel Veri analizleri sonucunda; ticari bankalarda "Ortalama Aktif Kârlılığı" ve "Ortalama Öz Kaynak Kârlılığı"nı etkileyen değişkenlerin neler olduğu araştırılmıştır. Bu kapsamda; "Donuk Alacaklar/Toplam Krediler", "Likit Varlıklar /Toplam Varlıklar", "Sermaye Yeterliliği Oranı", "Toplam Gelirler / Toplam Giderler" "Toplam Mevduat/Toplam Varlıklar", "YP Varlıklar/YP Yükümlülükler", "Faiz Gelirleri/Faiz Giderleri", "Toplam Kredi/GSYH" ve "Tahvil Faiz Oranları" değişkenlerinin bulunan p değerleri 0,05'ten küçük olduğu için "Ortalama Aktif Kârlılığı" üzerinde anlamlı bir etkisi olduğu bulgulanmıştır. Buna karşılık; "Donuk Alacaklar/Toplam Krediler", "Nakit Oranı", "Likidite Oranı", "Sermaye Yeterliliği Oranı", "Toplam Krediler/Toplam Mevduat", "Toplam Krediler/Toplam Varlıklar", "Toplam Mevduat/Toplam Varlıklar", "YP Varlıklar/YP Yükümlülükler" değişkenlerinin "Ortalama Öz Kaynak Kârlılığı", "Toplam Kredi/GSYH" ve "Tahvil Faiz Oranları"nın "Ortalama Öz Kaynak Kârlılığı" üzerinde anlamlı bir etkisi olmadığı ancak "Faiz Gelirleri/Faiz Giderleri ve Toplam Gelir/Toplam Gider"lerinin "Ortalama Öz Kaynak Kârlılığı" üzerinde anlamlı bir etkisi olduğu gözlemlenmiştir.
Sağlık sektöründe yapay zekâ kullanımında çalışanların algısı ve çalışanlar açısından müşteri deneyimlerinin incelenmesi üzerine nitel bir araştırma
Sağlık sektöründe yapay zekâ kullanımının çalışanlar ve müşteriler tarafından nasıl algılandığını ele alan bu çalışma, yapay zekânın sağlık hizmetlerine entegrasyonunun hem avantajlarını hem de zorluklarını nitel bir perspektifle inceler. Araştırma, yapay zekâ destekli sağlık teknolojilerinin teşhis, tedavi ve hasta izleme süreçlerindeki kullanımlarını ve bu teknolojilerin çalışan performansı, müşteri deneyimi ve operasyonel verimlilik üzerindeki etkilerini kapsamlı bir şekilde değerlendirir. Çalışma ayrıca, sağlık yönetimi çalışanlarının bu teknolojilere adaptasyon süreçlerini, algıladıkları avantaj ve dezavantajları ele alırken, yapay zekâ teknolojilerinin sağlık hizmetleri sunumundaki rolünü ve potansiyelini vurgular. Bulgular, yapay zekânın sağlık sektöründeki kullanımının hem çalışanlar hem de müşteriler açısından olumlu ve olumsuz yönleri barındırdığını ortaya koymakta, bu teknolojinin etkin kullanımı için eğitim ve güven inşası gibi faktörlere işaret etmektedir.
Suudi Arabistan'da Snapchat ınfluencer'ları gençlerin satın alma davranışlarına etkisi.
Bu yüksek lisans tezi, Suudi Arabistan'da Snapchat influencer'larının gençlerin satın alma davranışları üzerindeki etkisini detaylı bir şekilde incelemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırma süreci, 221 katılımcı üzerinde anket uygulaması ile yürütülmüştür. Elde edilen veriler, istatistiksel analizler için SPSS (Statistical Package for the Social Sciences) yazılımı kullanılarak değerlendirilmiştir. Anket, genç katılımcıların Snapchat kullanım alışkanlıklarını, Snapchat influencer'larının takip edilme durumunu, influencer'ların ürün ve hizmet tanıtımlarının etkisini ve gençlerin satın alma davranışlarını ölçmek amacıyla özenle tasarlanmıştır. Verilerin analizi, frekans dağılımları, yüzdelik hesaplamaları, korelasyon analizi ve regresyon analizi gibi istatistiksel yöntemler kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Elde edilen sonuçlar, Snapchat influencer'larının gençlerin satın alma davranışı üzerinde anlamlı ve pozitif yönlü bir etkiye sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Katılımcıların çoğunluğu, Snapchat influencer'larının ürün ve hizmet tanıtımlarını dikkate aldıklarını ve bu tanıtımların satın alma kararlarını etkilediğini belirtmiştir. Ayrıca, Snapchat influencer'larının gençler arasında popülerliklerinin ve güvenilirliklerinin yüksek olduğu tespit edilmiştir.
İşletmelerde kurumsal kaynak planlaması kurulum sürecinde planlama
Kurumsal Kaynak Planlaması, örgütlerde tüm bölümlerin bir arada erişim imkanı sağlayan ve bu bütünleşik yapı sayesinde iletişimlerinde kolaylık sağlarken örgütlere işlem ve iş akışlarında zaman ve işgüçünden tasarruf imkanı verebilmektedir. Böylece örgütlerin tüm bilgileri tek veri tabanında tutulur. Kurumsal Kaynak Planlaması sistemlerinin bulunmadığı örgütlerde birimler kendi arasında kurum imkânları doğrultusunda bilgi havuzu oluşturarak farklı yöntemlerle bilgilere ulaşmaktadır. Doğru bilginin istenilen zamanda elde edilmesi bilgi teknolojilerinde gelişmeler ile elde edilmiş ve dahil olduğu yönetim bilgi sistemleri birçok işletmede tercih edilmektedir. Bu çalışmada, üretim yönetimi, Kurumsal Kaynak Planlaması gelişimi, tanımı, örgütlere katkıları, örgütlerin tercih etme nedenleri ile Kurumsal Kaynak Planlamasının örgütlerde oluşturulması ve çalışanların bu kavramdan etkilenmelerine yer verilmiştir. Çalışmada havayolu ve turizm işletmelerine yiyecek, içecek tedariği yapan 201 örneklem ile gerçekleştirilmiş ve örgütlerin demografik özellikleri ile Kurumsal Kaynak Planlaması arasındaki ilişkiler incelenmiştir. Ulaşılan sonuçlarda, örgütlerin demografik özellikleri ve kurumsal kaynak planlamaları ile çalışanların KKP için düşünceleri değerlendirilerek analizler gerçekleştirilmiş ve birbirleri arasındaki etkileşimin işletmenin KKP uygulamasındaki başarısına etkileri ortaya konulmaya çalışılmıştır. Gerçekleştirilen analizler sonrasında Kurumsal Kaynak Planlaması ve bu süreçten çalışanların da etkilendiği belirlenmiş ve sonuçları tablolar halinde ifade edilmiştir. Kurumsal Kaynak Planlaması seçiminden kurulum anına kadar yüksek maliyete sahip olsa da ilerleyen süreçlerde örgütlerin başarı elde etmesini sağlamaktadır. Bu sebeple örgütlere birçok yarar sağlayabilen Kurumsal Kaynak Planlaması uygulamalrına ilşkin çalışmaların incelenmesi ve çalışanların bu kapsamdaki düşünceleri literatüre katkı yapacağı düşüncesi ile bu çalışma oluşturulmuştur.
Çalışanların algılanan çevik liderlik özelliklerinin bireysel inovasyon yetkinliklerine olan etkisinde örgütsel öğrenmenin aracı rolü
Bu tez, çalışanların algıladıkları çevik liderlik özelliklerinin bireysel inovasyon yetkinlikleri üzerindeki etkisini ve örgütsel öğrenmenin bu ilişkideki aracılık rolünü incelemektedir. Çevik liderlik, liderlerin hızla değişen ortamlara uyum sağlayabilme, esnek kararlar alabilme ve çalışanları sürekli gelişim için teşvik etme yeteneklerini ifade etmektedir. Bireysel inovasyon yetkinlikleri ise, bireylerin yeni fikirler geliştirme, bu fikirleri uygulamaya koyma ve çevrelerine yenilikçi çözümler sunma becerilerini kapsamaktadır. Örgütsel öğrenme ise, organizasyonların deneyimlerinden ders çıkararak bilgiyi toplama, paylaşma ve yenilikçi süreçler yaratma kapasitesini tanımlamaktadır. Tez, çevik liderlik özelliklerinin çalışanların inovasyon yetkinliklerini nasıl etkilediğini ve örgütsel öğrenmenin bu süreçte nasıl aracılık ettiğini araştırarak, işletmelerin liderlik tarzları ve öğrenme kültürlerinin inovasyon kapasitesini nasıl güçlendirebileceği konusunda bilgiler sunmayı amaçlamaktadır.
Franchising sisteminin işletmelerin performansına ve kurumsal girişimciliğin yaygınlaşmasına etkilerinin analizi: fFst-food sektörü örneği
Bu çalışmanın amacı, franchising sisteminin, işletmelerin performansına ve kurumsal girişimciliğin yaygınlaşmasına etkilerinin analizidir. Bu çalışmanın, literatür kısmında tümden gelim yöntemi ve uygulama kısmında niceliksel yöntemlerden, sebep ve sonuç ilişkilerinin analiz edilmesi amacıyla "ilişkisel tarama" yöntemi esas alınmış olup, anket katılımcıları basit tesadüfi örnekleme yöntemiyle belirlenecektir. Anket sonrası elde edilen verilerle; SPSS 21 istatistik programı ile "güvenirlik analizi, frekans analizi uygulanmış ve farklılık, korelasyon ve regresyon analizleri ile hipotezler irdelenecektir. Arşıtrmanın anketleri İstanbul Avrupa yakasında faaliyet gösteren toplam 3755 francahsig işletmelerinde çalışan 17584 çalışandan 600 kişiye uygulanmıştır. Anketin birinci kısmı; demografik özellikleri belirlenebilmesi ile ilgili soruları, İkinci kısmmı; "Franchising Sisteminde Başarıyı Etkileyen Temel Faktörler Ölçeği" ve üçüncü kısmında "Kurumsal Girişimcilik Ölçeği" ile ilgili soruları kapsamaktadır. Bu çalışma için yapılan analiler sonucunda: "Güç Dengesi", "İş Birliği", "Franchise Verenin Marka İmajı", "Genel İmaj ve Desteği "değişkeninin "Yenilikçilik Avantajı" üzerinde pozitif yönlü; "Sistemin Sağladığı Motivasyon" değişkeninin "Çok Yüksek Önemde Sağlanan Avantajlar" üzerinde pozitif yönlü; "Sağlanan Ekonomik Fayda" değişkeninin "Çok Yüksek Önemde Sağlanan Avantajlar" üzerinde pozitif yönlü; "Faaliyet Beklentileri" değişkeninin "Yenilikçilik Avantajı" üzerinde pozitif yönlü; "Güç Dengesi", "İş Birliği", "Franchise Verenin Marka İmajı", "Genel İmaj ve Desteği "değişkeninin "Çok Yüksek Önemde Sağlanan Avantajlar" üzerinde pozitif yönlü ilişki olduğu tespit edilmştir.
Exploring the factors about the effect of resilient human resources in bringing organizational change to improve efficiency for successful leverage - a qualitative research
In this research, factors on how human resources can be resilient to cope with the challenges of the competitive environment and increase their productivity, success and efficiency were investigated with qualitative research methodology. Factors of resilient human resources were explored by grounded theory and evaluated by the researcher. What is resiliency, the main aspects of resiliency, how to bring resiliency in employee's behavior have been explored and experiences, thoughts and feelings of the participants has been transferred to the literature. Resiliency is the human behavior which employees can perceive in their workplace to cope up the workplace stressors and it is correlated in the history that resilience is the mental health& well-being component of human being which human can perceive in behavior from their childhood era. In this research this behavior was evaluated in the perspectives of organizational change that how to become more resilient for being better productive. The main finding of the research was how work-life balance and cognitive behavioral & skills essentially increase the resilience of the workforce towards the change management process, and it qualitatively reveals how detailed factors of both work-life balance and cognitive behavioral & skills increase the resilience of whole work-force by neuroplasticity, rewiring, reshaping & reimaging through transformation for future perspectives.
Teknostresin kamu çalışanlarının tükenmişliğine etkisi ve alt/orta düzey yöneticilerin teknolojiyi kullanma becerisinin teknostresi azaltmadaki rolü: Nüfus müdürlüğü personeli üzerine bir araştırma
Teknolojinin hızlı evrimi, toplumu, işlerin doğasını ve çalışma ortamını derinden dönüştürmektedir. Gelişmiş teknoloji son zamanlarda Türkiye'deki özel ve devlet kurumları da dahil olmak üzere birçok sektöre ve kuruma entegre edilmiştir. Bu teknolojiler, operasyonel verimlilik ve zaman tasarrufu da dahil olmak üzere çeşitli faydalar sunmaktadır. Öte yandan, bu teknolojiler çalışanların isle ile ilgili çeşitli sonuçları ile ilişkilendirilebilir. Bu çalışma, teknolojinin olumsuz sonuçlarını ve bunların ne kadarının hafifletilebileceğini araştırmaktadır. Daha spesifik olarak, tekno stresin çalışan tükenmişliğine olan etkisi incelenmiştir. Ayrıca, yöneticilerin becerileri bu teknolojik stresi ve tükenmişlik arasındaki ilişkiyi şekillendirebilir. Bu bağlamda, bu araştırmada yöneticilerin ve süpervizörlerin teknolojiye ilişkin yeterliliklerinin çalışanların teknoloji kaynaklı stresi ile tükenmişlik üzerindeki moderatör rolü incelenmiştir. Veriler, SPSS ve çeşitli istatistiksel yöntemler kullanılarak analiz edilmiştir; bunlar arasında betimleyici istatistikler, faktör analizi, normallik testleri, korelasyon analizi ve basit ve çoklu regresyon analizleri bulunmaktadır. Araştırma sonucunda, personelin algıladığı teknoloji stresinin tükenmişlik ile pozitif ve anlamlı bir şekilde ilişkili olduğu bulunmuştur. Beklentilerin aksine, yöneticilerin teknolojik yeterlilikleri, teknoloji stresi ile çalışan tükenmişliği arasındaki ilişkide düzenleyici bir rol oynamamıştır. Teknoloji stresi ve tükenmişliğe katkıda bulunan faktörleri anlayarak, denetçiler daha sağlıklı ve verimli bir çalışma ortamı yaratmada, üretkenliği artırmada ve çalışan ve vatandaş memnuniyetini iyileştirmede önemli bir rol oynayabilirler. Ayrıca, bu çalışma, teknolojinin dikkatli bir şekilde entegrasyonunun önemini ele alarak, çalışanların iş yerlerinde teknolojik dönüşümü benimsemelerini kolaylaştırmaktadır.
The effect of transformational leadership style on the employee well-being: A cross-sectional study from Yemen
The purpose of this study is to examine the relationship between transformational leadership and the dimensions of employee well-being—life well-being, psychological well-being, and workplace well-being—and to test whether work-related stress mediates these relationships. To investigate the relationships between the variables, data were collected through an online survey distributed to 199 employees working in nonprofit organizations. The research data were tested using the partial least squares structural equation model (PLS-SEM) with the SmartPLS statistical software. The research results revealed that transformational leadership is negatively associated with work-related stress. Additionally, the findings indicated that work-related stress is not related to life well-being or psychological well-being; however, it is negatively associated with workplace well-being. Moreover, the study demonstrated that transformational leadership is positively associated with life well-being and workplace well-being but not with psychological well-being. Furthermore, the findings demonstrated that work-related stress does not mediate the relationship between transformational leadership and life well-being or psychological well-being; however, it partially mediates the relationship between transformational leadership and workplace well-being.
Yapay zekâ destekli ürünlerde hasta deneyiminin sağlık algısına etkisi
İşletmeler ticari alanda rakiplerinden daha önde olmak adına teknolojiyi kullanma konusunda sürekli bir değişim içindedirler. Bu kapsamdan son zamanlarda da etkisini daha da hissettiren yapay zekâ süreci kullanıcılardan işletmelere kadar her alanda kendini hissettirmektedir. Sağlık sektörü de hasta memnuniyetini hedeflemek adına yapay zekâ destekli ürünleri kullanmaya başlamaktadır. Bu ürünlere maruz kalan hastalar süreç dâhilinde birtakım deneyimler de yaşamaktadır. Bireyin sağlık durumu ve bu sağlık alanında aldığı hizmetin algısal düzeyi de değerlendirmeye tabi olmaktadır. Sağlık alanında yapay zekânın kullanıldığı ürünlerin hasta deneyimine etkisinin belirlenmesi de araştırılması gereken bir alan olarak karşımıza çıkmaktadır. Bireyin almış olduğu sağlık hizmetiyle ilgili duygu ve düşünceleri oluşmaktadır. Bu çalışma ile çağımızın en önemli değerlerinden olan yapay zekâ destekli ürünlerin sağlık sektöründe kullanılması sonucunda hizmet alan hastaların aldıkları bu hizmet sürecinde kullanılan bu ürünlere karşı deneyimlerine bağlı oluşan sağlık algı etkisinin belirlenmesi amaçlanmaktadır. Bu kapsamda oluşturulan anket çalışmasında bağlı model ve hipotezlere bağlı olarak gerekli anket formu kullanılmıştır. Oluşturulan anket formunun ilk bölümü demografik bölüm ile yapay zekâ destekli ürünlerde müşteri deneyimi ile sağlık algısı durumunun belirlenmesine yönelik 32 maddelik ölçek ifadelerinden oluşmaktadır. Çalışmanın verileri Google Form üzerinden oluşturulan anketle 1 aylık sürede toplamıştır. Toplamda 397 adet veri toplanmasıyla çalışmaya son verilmiştir. Bu veriler SPSS sisteminde analizleri yapılmıştır. Analizlerde t-testi ve ANOVA testi kullanılmıştır. Yapılan bu analiz çalışmaları sonucunda sağlık algısı üzerinde yapay zekâ destekli ürünlerin hasta deneyimi konusunda etkinin pozitif yönde olduğu ve sonucunda çalışma modeline bağlı oluşturulan hipotezlerimizin kabul edildiği soncuna ulaşılmıştır. Bu çalışmada ele alınan yapay zekâ destekli ürünlerin hasta algısı olarak belirlenen durumunun diğer sektörlerde de belirlenerek değerlendirilmesinin diğer çalışmalar için de yapılmasının uygun olacağı önerilmektedir
Sosyal medya pazarlamasının tüketicilerde marka beğenirliği ve satın alma kararlarına etkileri
Bu çalışmanın temel amacı, sosyal medya pazarlamasının tüketicilerin marka beğenirliği ve satın alma kararları üzerindeki etkilerini anlamaktır. Dijitalleşmenin hız kazanması ve sosyal medya platformlarının yaygınlaşmasıyla, işletmeler için tüketiciye doğrudan ulaşmanın etkili bir yolu haline gelen sosyal medya pazarlaması, tüketici davranışlarını şekillendirmekte önemli bir rol oynamaktadır. Özellikle genç tüketicilerin sosyal medyada markalarla kurdukları etkileşimler, marka beğenirliği ve nihai satın alma kararlarını doğrudan etkilemektedir. Bu bağlamda, araştırmanın amacı, tüketicilerin sosyal medya aracılığıyla markalarla olan etkileşimlerinin onların markaya duydukları ilgiyi nasıl şekillendirdiğini ve bu durumun satın alma kararlarına nasıl yansıdığını incelemektir. Çalışmanın teorik çerçevesi, sosyal medya pazarlamasının kapsamını ve bu alandaki geçmiş çalışmaları içermektedir. İlk bölümde sosyal medya kavramı, sosyal medyanın tarihsel gelişimi ve geleneksel medya ile sosyal medya arasındaki farklar detaylı olarak ele alınmıştır. Sosyal medya araçları ve uygulamaları tanıtılmış; Instagram, Facebook, Twitter gibi platformların tüketicilerin marka ile etkileşim kurmasında nasıl bir rol oynadığı incelenmiştir. Ardından, marka kavramı ve marka bileşenleri gibi kavramlara değinilmiştir. Marka beğenirliği başlığı altında ise markaların tüketicilerin zihninde olumlu bir izlenim bırakmak için gerçekleştirdiği çeşitli faaliyetler incelenmiş ve bu süreçte sosyal medya pazarlamasının önemi vurgulanmıştır. Çalışmada, tüketicilerin satın alma davranışlarının aşamaları ve bu sürece etki eden kişisel, psikolojik, kültürel ve sosyal faktörler ele alınmıştır. Bu bağlamda, tüketicilerin sosyal medya platformlarında markalarla kurdukları ilişkilerin satın alma kararlarına olan etkisi detaylandırılmıştır. Sosyal medya pazarlaması, tüketicilerin ürün ya da hizmete olan ilgisini artırmak için etkili bir yol olarak görülmekte olup, bu çalışmada tüketicilerin sosyal medya üzerinden aldığı mesajların satın alma sürecine etkisi de araştırılmıştır. Marka beğenirliği, bu sürecin önemli bir parçası olarak ele alınmış ve sosyal medyanın bu beğenirliği oluşturmadaki rolü incelenmiştir. Araştırmanın metodolojisi kapsamında, tüketici davranışlarının ölçümünde kullanılan ölçekler, sosyal medya kullanım alışkanlıklarına göre belirlenmiş ve 594 tüketiciye uygulanmıştır. Anket yöntemi ile elde edilen veriler analiz edilerek, cinsiyet, yaş, medeni durum, gelir seviyesi ve eğitim durumu gibi demografik değişkenler ile sosyal medya pazarlamasının marka beğenirliği ve satın alma davranışlarına olan etkisi değerlendirilmiştir. Ayrıca, farklı sosyal medya platformları üzerinde geçirilen süre ve bu platformlarda yapılan etkileşimlerin tüketici tercihleri üzerindeki etkisi analiz edilmiştir. Sosyal medya pazarlaması, tüketicilerin satın alma niyetlerini ve marka ile olan bağlarını güçlendirme potansiyeli taşırken, çalışmada bu etkileşimlerin marka tercihlerinde nasıl bir rol oynadığı araştırılmıştır. Araştırmanın temel hipotezi, sosyal medya pazarlamasının, tüketicilerin marka beğenirliği ve satın alma kararları üzerinde pozitif bir etkisinin olduğu yönündedir. Araştırma bulguları, sosyal medya pazarlaması faaliyetlerinin tüketicilerin markaya karşı olumlu bir tutum geliştirmesinde ve satın alma niyetlerinin oluşmasında etkili olduğunu göstermektedir. Özellikle sosyal medya platformlarında gerçekleştirilen etkileşimlerin, tüketicilerin markaları tercih etme sürecinde önemli bir rol oynadığı sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Marka Beğenirliği, Sosyal Medya, Pazarlama, Tüketici Davranışları
Sosyal medya pazarlamasının müşteri memnuniyetine etkisinde ınfluencerların aracılık rolünün araştırılması
Rekabetin yoğun biçimde yaşandığı günümüzde müşteri beklentilerine karşılık olarak pazarlamada yeni bir alan şeklinde oluşan sosyal medya her türden işletme için var olan ve olması muhtemel potansiyel müşterilere ulaşmasında önemli güç kazandıracak alan olarak görülmektedir. Dijital pazarlama biçimlerinden güçlü alan olarak görülen sosyal medya pazarlama marka hedeflerine ulaşmak konusunda en popüler kullanılan araçlardandır. Etkili bir strateji oluşturmak ve bunu ölçümleyebilmek adına fonksiyonel bir yapıya sahiptir. Hedef olarak marklarıyla etkileşimi arttırmak isteyen işletmeler en etkili kanal olarak sosyal medyayı kullanmaktadırlar. İşletmeler sunduğu ürün ve hizmetin müşterinin beklentisinin ne derecek karşılığı olarak görüldüğünün ölçütü şekline ifade edilen müşteri memnuniyetinin önemi nedeniyle sürekli ölçülmek istenmektedir. Müşteri memnuniyeti işlemelerin geleceğe yönelik yapacağı en iyi yatırımlardandır. Müşteri memnuniyeti bir yandan işletmenin gelirini arttırken diğer yandan bilinirliliğini de tüm mecralardan yaygınlaştırmaktadır. İnternette etrafındakileri etkilemek yoluyla şöhret yaparak hayranlarının takibiyle kendine bir yer edinen influencerlar sosyal medya gibi sanal alanlardan fenomen durumuna dönüşmektedirler. İnternet kanallarında takipçilerini yönlendiren bu grubun yüksek bir takipçi potansiyeli de vardır. Canlıların yaşamlarını sürdürme gereksinimleri vardır. Bu gereksinim temel olarak gıda tüketimiyle gerçekleşmektedir. Bu çalışmada internette tüketicilerin birbirleriyle daha etkili iletişim kurabilecekleri sosyal medya alanında yapılan pazarlama faaliyetlerinin müşteri memnuniyetine yapacağı etkiyi araştırırken bu etki sürecindeki influencerların meydana getirebileceği aracılık rolünün tüketicilerin gıda ihtiyaçlarını karşıladıkları ve birçok işletmenin yer aldığı sektör bağlamında incelenmesi amaçlanmaktadır. Bu kapsamda oluşturulan anket formu 2 bölümde oluşmaktadır. Birinci kısımda demografik değişkenler ve ikinci kısımda da sosyal medya pazarlama, müşteri memnuniyeti ve influencer etkisinin belirlenmesine yönelik Google form üzerinden oluşturularak internet kullanan sosyal medya tüketicilerinden veriler elde edilmiştir. İki aylık bir süre içinde veriler toplanmıştır. 428 kişilik veriye ulaşılması sonrasında veri toplama süreci sonlandırılmıştır. Çalışmada elde edilen veriler SPSS istatistik programı kullanılarak analizleri yapılmıştır. Analiz sürecinde ANOVA ve t-testi uygulanarak gerekli testler yapılmıştır. Oluşturulan modele bağlı olarak geliştirilen üç hipotezin de kabul edildiği sonucunda ulaşılmıştır.
Çevik liderlik ve örgütsel sürdürülebilirliğin iş tatminine etkisi: Marmara Bölgesi belediyelerinde bir araştırma
Bu çalışmanın amacı, çevik liderlik ve örgütsel sürdürülebilirliğin iş tatminine etkisinin analizidir. Bu kapsamda çalışmanın problem cümlesi; örgütsel sürdürülebilirlik ve çevik liderlik uygulamaları, çalışanların iş tatminini etkiler mi? şeklinde belirlenmiştir. Araştırmada veri toplama aracı olarak anket yöntemi kullanılmıştır. Anketin ilk kısmında; demografik özelliklerin belirlenebilmesi için, yaş, cinsiyet, çalışma süresi, eğitim durumu gibi kişisel bilgilere yönelik sorular; ikinci kısımda, "Çevik Liderlik Ölçeği", üçüncü kısmında "İş tatmin Ölçeği" ve dördüncü kısmında "Örgütsel Sürdürülebilirlik Ölçeği" yer almıştır. Araştırmanın yapılan analizleri sonrasında: paylaşılan sorumluluk ve proaktivite çevikliği değişkeninin ve çevresel sürdürülebilirlik değişkeninin, "içsel tatmin" üzerinde; sinerji çevikliği ile yeniliklere açıklık ve uyum sağlama değişkenlerinin dışsal tatmin üzerinde pozitif yönlü etkisinin olduğu tespit edilmiştir.
Babacan liderlik stilinin işe bağlılıkla ilişkisi: Sağlık çalışanları üzerinde bir araştırma
Kültürel farklılıklar ele alındığında liderlik tarzları toplumdan topluma değişiklik göstermektedir. Bu noktada toplulukçu özelliklerin fazla olduğu Türkiye gibi ülkelerde babacan liderlik tarzı, özgürlüğün odak noktası olduğu Batı toplumlarına kıyasla örgüt ve çalışanla çok daha iyi özdeşleşmektedir. Babacan liderlik tarzını benimseyen liderler, çalışanları hem kişisel hem de iş yaşamlarında adeta bir baba figürü olarak var olmaktadır (Aycan, 2006). Bu noktada hayatın her alanıyla ilgili geri bildirim yapmak ve gerektiğinde özel konuları bile konuşabiliyor olmak çalışanın lidere bağlılığını arttırmaktadır. Bu noktada babacan liderlik çalışanın örgütsel bağlılığına etki etmektedir. Örgütsel bağlılık özellikle rekabetin arttığı son yıllarda yetenekli çalışanları elde tutmak ve örgüt prestijini yükseltmek için önemli bir faktör haline gelmiştir (Schaufeli ve Bakker, 2004). Yıllardan beri örgüt bağlılığı konuşulmuş olsa da literatüre her geçen gün yeni bir çalışma eklenmektedir. Bu noktada babacan liderliğin örgütsel bağlılığa etkisi bu çalışmada bir sağlık kuruluşunu ele alarak gösterilmiştir.
Sosyal medya müşteri deneyimi ve sadık müşteri olma durumunun olumlu çocukluk yaşantısıyla ilişkisi
Sosyal medya müşteri deneyimi ve sadık müşteri olma durumunun olumlu çocukluk yaşantısıyla ilişkisi açısından sosyal medya kanallarının müşteri sadakati oluşturmada önemli bir rol oynamaktadır. Bu araştırma sosyal medya kullanımının müşteri deneyimindeki rolünü, müşteri bağlılığını artırmadaki etkisini ve çocukluk yaşantısı ile sosyal medya kullanımı arasındaki ilişkiyi incelemeyi amaçlamaktadır. Bu çalışmanın kapsamına sosyal medya aracılığıyla alışveriş yapan tüketiciler arasından 18 yaşını doldurmuş ve sosyal medya platformlarını aktif olarak kullanan tüm internet kullanıcıları alınmış, anket çalışması toplam 282 kişi ile çevrimiçi olarak yapılmıştır. Bulgulara göre, katılımcıların %8,9'unun 18-22 yaş, %55,7'nin 23-32 yaş, %27,0'sinin 33-42 yaş, %5,3'ünün 43-49 yaş, %2,8'inin 50-57 yaş ve %0,4'ünün 58 ve üzeri yaş grubunda olduğu gözlenmiştir. Kadın katılımcıların oranı %67,4 ve erkek katılımcıların oranı %32,6, medeni durumlarına göre frekans dağılımlarına bakıldığında evli katılımcıların oranı %41,8 ve bekâr katılımcıların oranı %58,2 olarak tespit edilmiştir. Sosyal medya müşteri deneyiminin olumlu çocukluk yaşantısı üzerindeki etkisi ile sadık müşteri olma durumunun olumlu çocukluk yaşantısı üzerindeki etkisi için yapılan regresyon analizine göre modeller istatistiksel olarak etkili bulunmuştur. Olumlu çocukluk yaşantısı üzerinde etkisi olduğu düşünülen, sosyal medya müşteri deneyimi ve sadık müşteri olma durumunun olumlu çocukluk yaşantısının ne şekilde açıkladığını ortaya koymaya yönelik olarak yapılan çoklu doğrusal regresyon analizi sonucunda, sosyal medya müşteri deneyimi ve sadık müşteri olma durumu ölçekleri ile olumlu çocukluk yaşantısı ile anlamlı bir ilişki (r=0,325, R2=0,105) sergilemişlerdir (F(2-273)=16,075, p<0,05). Sonuç olarak bireylerin olumlu çocukluk yaşantısı deneyimleri sosyal medya müşteri deneyimi ile sadık müşteri olma durumunu etkilemektedir. Araştırma sonuçları literatürdeki diğer çalışmaların bulgularıyla örtüşmektedir. Anahtar Kelimeler: Müşteri Deneyimi, Olumlu Çocukluk, Sadık Müşteri, Sosyal Medya
Havayolu işletmelerinin, "X, Y, Z" kuşaklarına sunduğu pazarlama hizmet kalitesinin algısı ve memnuniyetine etkisine yönelik bir araştırma
Bu çalışmanın temel amacı, havayolu işletmelerinin, "X, Y, Z" kuşaklarına sunduğu pazarlama hizmet kalitesinin algısı ve memnuniyetine etkisinin ampirik bir çalışma ile ortaya konulmasıdır. Bilindiği üzere havayolu işletmeciliği, insanlar ve eşyanın en kısa zamanda, en ucuz ve emniyetli bir şekilde taşınması olarak tanımlanmıştır. Bir havayolu işletmesinin dünyada parmakla gösterilen hizmet anlayışına sahip olması gereği en önemli vizyonu olarak bilinirken; uçuş emniyeti, güvenirliliği ile birlikte geniş yelpazede kaliteli hizmet sunma başarısının sağlanması misyon olarak ifade edilmektedir. Havayolu işletmelerinin birincil hedefi kaliteli hizmet sunarak müşteri memnuniyetinin sağlanmasıdır. En önemli müşteri portföyünü "X, Y, Z" kuşakları oluşturmaktadır. Değişen dünya şartlarında, uçak yolcu profilinin duygu, değer ve davranış psikografi analizi son derece önem kazanmıştır. Saha çalışması olarak İstanbul Hava Limanı'ndan uçuş yapan yolcular seçilmiştir. Ayrıca, bu çalışma ile x, y, z kuşaklarını temsil eden yolcuların, genel seyahat memnuniyetleri üzerinde etkili olan faktörlerin önem sıraları belirlenerek işletmelerin kıt kaynaklarını hizmet kalitesi boyutlarına göre ne şekilde dağıtmaları gerektiği ve bunun genel memnuniyet üzerinde etkilerinin tespit edilmesine ilişkin önemli ipuçlarının elde edilmesi mümkün olacaktır. İstanbul Hava Limanı Türkiye'nin bölgesel bir gücünü temsil eden, dünyanın en iyi on havalimanından birisidir. Bu çalışmada, pazarlama bilim alanında en çok tercih edilen SERVQUAL ölçeğinden faydalanılmıştır. Bilindiği üzere bu ölçek, müşterilerin satın aldıkları hizmetten beklentileri ve algılama düzeyleri arasındaki farkın ölçümünde kullanılan bir ölçektir. "Servqual Hizmet Kalitesi Modeli" havayolu işletmelerinin sunduğu pazarlama hizmet kalitesinin 5 alt boyutunu (fiziksel özellikler, güvenirlilik, heveslilik (yanıt verilebilirlik), güvence ve empati) temsil eden bağımsız ve havayolu işletmelerine de uyarlanabilen 22 adet alt değişken ölçütü içermektedir. Bu tez araştırmasında, kesitsel kapalı uçlu sorulu ankete dayalı temeli olan nicel yaklaşım seçilmiştir ve beşli 'Likert Ölçeği' kullanılmıştır. Ayrıca bir anket metodolojisi ile anket uygulanması daha iyi sonuç elde edilmesi için uygun bulunmaktadır. Yapılan saha araştırması sonucu elde edilen bulgular analiz edildiğinde, havayolu işletmelerinin, "X, Y, Z" kuşaklarına sundukları pazarlama hizmet kalitesi i algısının alt boyutlarından fiziksel özelliklerin ve güvencenin, yolcu memnuniyeti üzerinde anlamla bir etkisi olmadığı; ayrıca güvenirliliğin, yanıt verilebilirliğin ve empatinin yolcu memnuniyeti üzerinde anlamlı bir etkisi olduğu saptanmıştır. Bu tespitlere ilaveten, havayolu işletmelerinin sunduğu pazarlama hizmetinin, "X, Y, Z" kuşaklarını etkileme olasılığı ve "X, Y, Z" kuşaklarının, havayolu işletmelerinin sunduğu pazarlama hizmeti ile yolcuların hizmet kalite algısı ve memnuniyeti üzerinde etkili olma olasılığı ortaya konulmuştur. Hizmet kalitesi 5 boyutunun demografik özelliklere göre anlamlı bir farklılaşma olmadığı görülmüştür. Faktör analizi neticesinde, ölçeklerin normal dağıldığı anlaşılarak, "Korelasyon, Regresyon, Anova, Step-Wise"; kuşaklar arası farkların analizi için "Varyans analizi, t test ve Welç Tekniği" uygulanmıştır. Bu çalışmadan elde edilen sonuçların, "X, Y, Z" kuşaklarının havayolu işletmeleri tarafından sunulan hizmet kalitesinin algısı ve memnuniyetine ilişkin ulusal ve uluslararası platformlarda çok az sayıda yapılmış olan çalışmaları desteklemenin yanı sıra gelecekteki araştırmacılara örnek teşkil etmiştir. Ayrıca, Türkiye kapsamında tüm kuşaklara yönelik böyle bir çalışmaya rastlanmadığından, bu araştırmanın Türkiye'de gerçekleştirilen bir ilk çalışma olması özelliği mevcuttur. Bu sebeple de araştırmanın ulusal ve uluslararası yazına ciddi bir katkısı olacaktır. Ayrıca, bu çalışma sonucunda, İGA'dan seyahat eden yolcuların, genel memnuniyetleri üzerinde etkili olan faktörler belirlenmiştir ve özellikle yolcuların kalite boyutu ile çok ilgilenmediği sonucuna varılmıştır. Bu nedenle havayolu işletmelerinin kıt kaynaklarını yönetirken bu bulguyu dikkate almaları için öneriler sunulmuştur. Özellikle hizmet kalitesi boyutlarına göre kaynakların ne şekilde dağıtılacağı ve bu dağıtımın yolcuların genel memnuniyeti üzerinde etkilerinin nasıl olacağına ilişkin önemli ipuçlarının elde edilmesi yönünde bir fayda ortaya konulmuştur. Böylece alan yazına, kuramsal ve uygulamaya yönelik olarak yeni modeller geliştirilmesine olanak sağlanmış ve yolcu sosyalizasyonu isminde bir model önerisinde bulunulmuştur.
Stratejik yönetim modeli bağlamında örgütsel davranış ve tekniğinin otantik liderliğe etkisinin incelenmesi: Hastane idari kadro çalışanları üzerine bir çalışma
Bu çalışmanın temel amacı, stratejik yönetim modeli bağlamında örgütsel davranış ve tekniklerinin neler olduğu ve bunların otantik liderlik üzerindeki etkilerinin incelenmesi üzerine yapılmıştır. Bazı demografik değişkenlere göre (cinsiyet, yaş, medeni durum, gelir, eğitim durumu) örgütsel davranış ve tekniklerinin otantik liderlik üzerindeki etkisi incelenmiştir. Anketin örneklem grubunu hastane idari kadro çalışanları oluşturmaktadır. İstanbul ilinde aynı iş kollarında faaliyette bulunan iş yerlerinde uygulanmıştır. Araştırma sonucunda elde edilen veriler SPSS Statistics kullanılarak analiz edilmiş ve yorumlanmıştır. Analizler, 389 geçerli anket üzerinden gerçekleştirilmiştir. Araştırmada örgütsel davranış ve tekniklerinin otantik liderlik üzerindeki etkilerini inceleyebilmek açısından '' Otantik Liderlik Ölçeği (OLÖ)'' kullanılmıştır. Bu şekilde otantik liderlik özellikleri de görülecektir ve örgütsel davranış ve tekniklerinin uygulandığında otantik liderlik özelliklerinin nasıl bir değişim içerisinde olacağı gözlenecektir. Çalışmada anket yöntemi benimsenmiştir. Çalışmada, hastane idari kadro çalışanlarına kolayda örnekleme ve gönüllülük esasına göre ulaşılacaktır. Katılanlardan kişisel bilgiler istenmeyecektir. Üçüncü kişilerle veriler paylaşılmayacaktır. Bilimsel araştırma ilkelerine uyulacaktır. Hastane idari kadro çalışanlarının süreci yönetirken örgütsel davranış ve tekniklerini uygulayarak stratejik yönetim doğrultusunda ilerlediği takdirde otantik liderlik düzeylerinin arttığı sonucuna ulaşılmıştır. Stratejik yönetim modeli bağlamında, otantik liderlik boyutlarından olan öz farkındalık ve ilişkilerde şeffaflık boyutlarına uyan davranışlar neticesinde örgütsel davranış ile öz farkındalık ve ilişkilerde şeffaflık boyutları arasında pozitif yönde yüksek düzeyde ve anlamlı bir ilişki vardır. Bilginin dengeli kullanılması ve içselleştirilmiş ahlak anlayışı boyutlarına uyan davranışlar neticesinde ise örgütsel davranış ile bilginin dengeli kullanılması ve içselleştirilmiş ahlak anlayışı boyutları arasında pozitif yönde orta düzeyde ve anlamlı bir ilişki vardır.
Korsanlık faaliyetlerinin denizcilik ekonomisine etkileri
Bu çalışma, korsanlık faaliyetlerinin denizcilik ekonomisi üzerindeki etkilerini kapsamlı bir şekilde incelemektedir. Deniz taşımacılığı, dünya ticaretinin büyük bir kısmını oluşturan önemli sektördür ve korsanlık, bu sektördeki operasyonları tehdit etmektedir. Çalışmada, korsanlık faaliyetlerinin tarihsel gelişimi, coğrafi dağılımı ve denizcilik ekonomisi üzerindeki doğrudan ve dolaylı etkileri incelenmiştir. Özellikle, korsanlık nedeniyle oluşan maliyet artışları, sigorta primleri, güvenlik önlemleri ve gecikmelerin ekonomik sonuçları detaylı bir şekilde ele alınmıştır. Ayrıca, korsanlığın deniz ticaret yollarında neden olduğu değişiklikler ve uluslararası toplumun bu soruna karşı aldığı önlemler de analiz edilmiştir.
Yapay zekâ kaygısının iş güvencesizliği algısı üzerindeki etkisinde algılanan öz yeterliliğin rolü sağlık çalışanları üzerine bir araştırma
Bu araştırmanın amacı sağlık çalışanlarının yapay zekâ kaygılarının iş güvencesizliğini nasıl etkilediğini tespit etmek ve bu etkide algılanan öz yeterliliğin nasıl bir rol oynadığını tespit etmektir. Araştırmada, bu amaçla sağlık çalışanları söz konusu değişkenler bağlamında ele alınmıştır. Araştırmada sağlık çalışanlarının yapay zekâ kaygılarının iş güvencesizliği üzerindeki etkisini tespit etmek, sağlık çalışanlarının yapay zekâ kaygılarının algılanan öz yeterlilik üzerindeki etkisini tespit etmek, algılanan öz yeterliliğin iş güvencesizliği algısı üzerindeki etkisini tespit etmek ve sağlık çalışanlarının algılanan öz yeterliliklerinin, yapay zekâ kaygılarının iş güvencesizliği üzerindeki etkisinde aracılık rolünü tespit etmek amaçlanmaktadır. Araştırma özellikle teknoloji yoğun çalışılan bir alan olarak sağlık sektörü üzerine odaklanmıştır. Saha çalışması sırasında araştırmacı bizzat sağlık kurumlarında bulunmuş ve veri toplama araçlarını örneklem grubuna uygulamıştır. Araştırma ilk olarak literatürde oldukça yeni bir kavram olan yapay zekâ kaygısının özellikle en büyük handikaplarından gözüken iş güvencesizliği algısı üzerindeki etkisinin tespit edilebilmesi açısından değerlidir. İkinci olarak çalışanların kendilerini ne derece yetkin olarak algıladıklarının konuya ne tür yansımaları olduğunun tespit edilebilmesi açısından çalışma önemli bir literatür boşluğu gidermektedir.
The influence of customer experience and value co-creation behaviors on customer loyalty
Rapid digital transformation of service industries, especially telecommunications—has emphasized the need for deeper insights into customer behavior. This thesis investigates the influence of customer experience on customer loyalty, focusing on the role of value co-creation behaviors that mediate among customers of telecommunication service providers in Egypt. While extensive literature exists on customer experience and customer loyalty, few studies have empirically tested the mediating role of value co-creation behaviors—particularly in the Egyptian telecommunications context. This research fills that gap by: Identifying the impact of customer experience on customer loyalty, examining the effect of customer experience on value co-creation behaviors, assessing the influence of value co-creation behaviors on the customer loyalty, finally testing the mediating role of value co-creation behaviors in the relationship established between customer experience and loyalty. The study adopts a quantitative research approach, targeting the customers of major telecom providers in Egypt (Vodafone, Orange, Etisalat, and WE) who frequently visit customer service centers. Using a sampling method, data were collected through a structured questionnaire composed of 62 items for CX, 28 items for VCB, and 3 items regarding loyalty by using a five-point Likert scale. A sample of 385 respondents was estimated using standard sample size formulae. Statistical tools included SPSS v28 for descriptive and regression analysis. Reliability was ensured via Cronbach's alpha (all > 0.7), and validity was confirmed through content validity checks and factor analysis (KMO > 0.80, Bartlett's p < 0.001). The Findings show that Customer experience positively influences both value co-creation behaviors as well as customer loyalty, affirming the foundational role it has in customer relationship strategies. This study contributes to both theoretical and practical domains: Theoretically, it integrates three interrelated constructs—CX, VCB, and loyalty—within one model, advancing the understanding of their dynamic interactions. Practically, it provides telecom providers in Egypt with insights on improving service delivery, especially through emotional engagement, responsive technologies, and encouraging customer participation. The findings support the notion that investing in customer experience not only enhances satisfaction but also encourages customer collaboration, which in turn fosters loyalty. For telecommunication firms facing increasing competition and customer churn, this study offers a strategic roadmap emphasizing experience management and co-creation engagement.
The impact of vertical and horizontal communication on turnover intention: The mediating role of job satisfaction
This research examines the influence of internal communication particularly vertical and horizontal communication on employees' turnover intention with job satisfaction as a mediator variable. Guided by systems theory, the study frames internal communication as a fundamental organizational activity that binds subsystems, increases consistency, and facilitates employee engagement. With the quantitative approach, data were gathered from 203 employees and teachers in Istanbul and Baghdad in Iraq, and subsequently analyzed using Partial Least Squares Structural Equation Modeling (PLS-SEM). The study shows that vertical communication highly increases job satisfaction, but horizontal communication does not show a direct effect. Job satisfaction, in turn, has a strong negative effect on turnover intention, confirming its critical role in employee retention. Mediation analysis indicates that job satisfaction fully mediates the relationship between vertical communication and turnover intention, but does not mediate the relationship between horizontal communication and turnover intention. The results of the research highlight the strategic role of managerial communication in both job satisfaction and employees' turnover reduction. The research provides an empirically validated model to isolate the horizontal and vertical communication impacts, thereby adding value to both internal communication and human resource management literatures. Organizational decision-makers might find usefulness in the recommendations that involve placing investment in supervisor communication practices as a priority area and taking job satisfaction seriously as a primary consideration in facilitating workforce stability.
The impact of techno-stress on intrapreneurship: The mediating role of decision-making styles
In today's rapidly evolving digital transformation era, high-tech organizations are increasingly reliant on advanced information and communication technologies (ICT) to foster innovation and sustain a competitive edge. However, the continuous adoption of these technologies results in a new type of occupational stress known as technostress, which significantly impacts employees' cognitive functions and behavioral responses. This research explores how technostress influences intrapreneurship (strategic renewal and venture behavior), with a specific emphasis on the mediating influence of decision-making styles, particularly rational and intuitive decision-making. Based on data gathered from 330 employees working in a high-tech firm in the Netherlands, this study employed Smart PLS 4.0 to examine the relationships between key constructs. The results demonstrate that technostress has a positive relationship with intuitive decision-making. Rational decision-making has a positive impact on both strategic renewal and venture behavior. Moreover, technostress negatively impacts both aspects of intrapreneurship. However, decision-making styles did not serve as a mediator in the association between technostress and intrapreneurial behavior. These insights provide meaningful practical implications for organizational leaders seeking to alleviate the mental strain caused by digital stressors and for fostering a workplace culture that supports intrapreneurial initiatives.
Sağlık çalışanları etik kodlarının iş doyumu ve performansına etkisi
Sağlık sektörü, doğrudan insan yaşamını ve yaşam kalitesini etkileyen yapısı gereği, yalnızca teknik bilgi ve beceriye değil, aynı zamanda güçlü bir mesleki etik anlayışa da dayanmaktadır. Bu bağlamda, sağlık çalışanlarının sergilediği davranışların etik ilkeler doğrultusunda şekillenmesi hem bireysel hem de kurumsal düzeyde hizmet kalitesinin sürdürülebilirliğini sağlamada kilit rol oynamaktadır. Etik, yalnızca neyin doğru neyin yanlış olduğuna ilişkin soyut bir tartışma alanı olmaktan öte, uygulamaya yönelik somut değerler ve ilkeler bütünüdür. Bu ilkeler, özellikle insan yaşamına doğrudan temas eden meslek gruplarında, karar alma süreçlerini yönlendirici bir pusula işlevi görmektedir. Sağlık hizmetlerinde yaşanan etik ikilemler, çoğu zaman çalışanların hem bireysel değer sistemlerini hem de örgütsel beklentileri arasında denge kurma zorunluluğu doğurur. Bu noktada devreye giren mesleki etik kodlar, sağlık çalışanlarının görevlerini yerine getirirken karşılaşabilecekleri belirsizlikleri azaltmak, mesleki sınırları netleştirmek ve hasta ile kurulan ilişkinin güven temelli bir yapıya dönüşmesini sağlamak amacıyla oluşturulmuş kurallardır. Etik kodlar, yalnızca hastaların haklarını korumayı değil, aynı zamanda çalışanların psikolojik ve mesleki bütünlüklerini korumayı da hedefleyen normatif yapılardır. Bu bağlamda etik kodlara duyulan bağlılık, sağlık hizmetlerinin kalitesini artırırken, çalışanların kendi mesleklerine duyduğu saygı, bağlılık ve iş doyumunu da olumlu yönde etkileyebilir. Etik ilkelerin kurumsal kültür içerisinde benimsenmesi ve iş süreçlerine entegre edilmesi, sadece bireysel meslek ahlakını desteklemekle kalmayıp, aynı zamanda örgütsel performans, verimlilik ve çalışan memnuniyeti gibi temel göstergeleri de doğrudan etkilemektedir. Dolayısıyla, sağlık hizmetlerinin niteliğini artırmak, sağlık çalışanlarının hem iş doyumu hem de iş performansı düzeylerinde sürdürülebilir bir gelişim sağlamak açısından etik kodların ne ölçüde içselleştirildiğinin araştırılması büyük önem taşımaktadır. Bu bağlamda yürütülen bu araştırma, sağlık çalışanlarının etik kodlara yönelik algılarının, iş doyumu ve iş performansları üzerindeki etkilerini ortaya koymayı amaçlamaktadır Araştırma ilişkisel tarama modeli temelinde, 10.02.2025 – 10.03.2025 tarihleri arasında İstanbul ilinde görev yapan toplam 404 sağlık çalışanı ile yürütülmüştür. Veriler anket yöntemi ile toplanmış ve analiz sürecinde SPSS 24.0 istatistik programı kullanılmıştır. Araştırma kapsamında etik kurul izni İstanbul Gelişim Üniversitesi Etik Kurulu'ndan alınmıştır. Verilerin analizinde güvenilirlik analizleri, faktör analizi, t-testi, ANOVA, korelasyon ve regresyon analizleri uygulanmıştır. Elde edilen bulgulara göre, sağlık çalışanlarının etik kod algılarının iş doyumu ve iş performansı üzerinde anlamlı ve pozitif bir etkisi olduğu tespit edilmiştir. Etik kodların "hasta hakları ve mahremiyet", "mesleki özen", "etik ikilem" ve "adalet-eşitlik" boyutları, iş doyumu ve performans üzerinde anlamlı etkiye sahipken, yalnızca "dayanışma ruhu" boyutunun iş doyumu üzerinde anlamlı bir etkisi bulunmamıştır. Korelasyon analizi sonuçları, etik kodlar ile iş doyumu (r=0,213; p<0,05) ve iş performansı (r=0,500; p<0,05) arasında pozitif yönlü ilişkiler olduğunu göstermektedir. Demografik değişkenler açısından yapılan analizlerde, iş doyumu değişkeni ile statü (p=0,001) ve eğitim düzeyi (p=0,036) değişkenleri arasında anlamlı farklılıklar saptanmıştır. Benzer şekilde, iş performansı değişkeninde ise eğitim düzeyi (p=0,012) ve kurumdaki çalışma süresi (p=0,048) ile anlamlı farklılıklar tespit edilmiştir. Bu çalışma, sağlık kurumlarında etik ilkelerin kurumsal kültüre entegre edilmesinin yalnızca etik düzlemde değil, çalışanların motivasyonu ve hizmet verimliliği açısından da destekleyici bir unsur olduğunu ortaya koymuştur. Elde edilen sonuçların, sağlık politikalarına yön verme ve kurum içi etik uygulamaların geliştirilmesi açısından yol gösterici nitelikte olması beklenmektedir.
Z kuşağının girişimcilik eğilimlerinde duygusal zeka ve yaratıcılığın rolü
Yeni iş hayatına başlamış veya başlayacak olan Z kuşağını anlayabilmek ve özellikle iş yapış şekillerini ya da iş tercihlerini yorumlayabilmek için son yıllarda çok fazla kuşak araştırmaları yapılmaktadır. Z kuşağını diğer kuşaklardan ayıran özelliklerinin yanı sıra tercih edebilecekleri mesleki alanlar da merak edilen konular arasındadır. Bu çalışmada, Z kuşağının duygusal zekâları ile girişimcilik eğilimleri arasındaki ilişkide yaratıcılığın aracı rolü incelenmiştir. Çalışmanın verileri anket yöntemiyle 348 üniversite öğrencisi veya yeni mezun olmuş bireylerden toplanmıştır. Katılımcılar, öncelikle demografik değişkenlere dair maddeleri sonrasında girişimcilik eğilimlerini, duygusal zekâ düzeylerini ve yaratıcılıklarını ölçen maddeleri değerlendirmişlerdir. Araştırmanın bulgularına göre yaratıcılık değişkeni Z kuşağı bireylerinin girişimcilik eğilimlerini pozitif yönde yordarken, duygusal zeka değişkeninin girişimcilik eğilimi üzerinde doğrudan anlamlı bir etkisi bulunmamıştır. Ancak duygusal zekâları ile girişimcilik eğilimleri arasındaki bu ilişkide yaratıcılığın aracı rol oynadığı tespit edilmiştir. Analizler odağında bulgular tartışılmış ve gelecek çalışmalar için önerilerde bulunulmuştur.
Teknoloji kabulü ve teknolojik yatkınlığın tüketicilerin dijital yayın platformlarını kullanım niyeti ve sıklığı üzerine etkileri
Bilgi ve iletişim teknolojileri (ICT) son yıllarda hızlı değişiklikler yaşamaktadır. Bu teknolojilerin işletmeler üzerindeki etkileri, firmaların iş yapma ve müşterileriyle iletişim kurma yöntemlerinin teknolojiyle bütünleşmesiyle birlikte artmaktadır. Benzer şekilde tüketicilerin de yaşamını olumlu yönde etkilemektedir. Bu yönüyle söz konusu teknolojik ürün ve hizmetlere olan talep de giderek artmaktadır. Ancak, yeni teknolojilerin sonuçları her zaman şirketleri ve tüketicileri olumlu etkilememektedir. Teknolojideki sürekli değişim ve gelişme, beraberinde kaçınılmaz olarak yeni riskler ve zorlayıcı durumlar getirmektedir. Teknolojik gelişmelerin ikili doğası, yeni fırsatların yanı sıra firmalar için yeni risk ve tehditlere de yol açmaktadır. Bu durum, tüketicinin teknolojik ürün ve hizmeti kabul davranışını da etkilemektedir. Bu nedenle, tüketicilerin teknoloji kabul davranışını etkileyen faktörlerin anlaşılması, işletmelerin de teknolojinin yarattığı tehditlerin üstesinden gelmesine ve yeni pazar fırsatlarını yakalamasına yardımcı olmaktadır. Bu doğrultuda, çalışmanın amacı Türkiye'deki abonelik temelli dijital video (SVoD) platformları kullanıcılarının, Covid-19 salgını sürecinde SVoD platformlarını kullanmaya devam etme niyetini ve kullanım sıklıklarını etkileyen faktörleri incelemektir. Bu amaçla, kullanmaya devam etme niyetinin öncüllerini iki farklı perspektiften birleştiren kavramsal bir çerçeve geliştirilmiştir. Birleşik Teknoloji Kabulü ve Kullanımı Teorisi/Modeli 2'nin (UTAUT2) teknoloji merkezli bakış açısı ile Teknolojik Yatkınlık İndeksi 2.0'ın (TRI 2.0) birey merkezli yaklaşımı birleştirilerek, SVoD kullanmaya devam etme niyetinin çok yönlü şekilde incelenmiştir. SmartPLS 3.0 yazılımı ile kısmı en küçük kareler yöntemiyle yapısal eşitlik modellemesi analizi yapılmıştır. Sonuçlar, tüketicilerin SVoD platformlarını kullanmaya devam etme niyetlerinde etkili olan faktörlerin, Performans Beklentisi, Hedonik Motivasyon, Fiyat Değeri ve Alışkanlık olduğunu göstermektedir.
Marka nefreti ile davranışsal sonuçları arasındaki ilişkide marka bağlanmasının rolü
Bu çalışmanın amacı, marka nefretinin davranışsal sonuçlarının ve hissedilen nefret düzeyi ile marka bağlanmasının, marka nefreti ve davranışsal sonuçları arasındaki ilişkide düzenleyici etkisinin belirlenebilmesidir. Bu çerçevede, marka nefretinin satın alma eğilimi, atalet, marka değiştirme niyeti, marka kaçınması, olumsuz kulaktan kulağa iletişim ve marka intikamına etkisi ele alınmıştır. Ayrıca, marka bağlanmasının ve hissedilen nefret düzeyinin, marka nefreti ile davranışsal sonuçları arasındaki ilişkideki düzenleyicilik rolü araştırılmıştır. Bu kapsamda, teorik bilgiler ışığında oluşturulan araştırma soruları ve hipotezleri doğrultusunda çalışmanın modeli ortaya konulmuştur.Çalışmada 400 katılımcı ile anket gerçekleştirilmiştir.Çalışma kapsamında yapısal eşitlik modeli ve regresyon analizi ile verilerin analizleri gerçekleştirilmiştir. Yapılan analizler neticesinde, marka nefretinin satın alma eğilimi, atalet, marka değiştirme niyeti, marka kaçınması, olumsuz kulaktan kulağa iletişim ve marka intikamına etkisi olduğu ortaya konulmuştur. Marka bağlanmasının, marka nefreti ile satın alma eğilimi ve marka nefreti ile marka intikamı arasındaki ilişkide düzenleyici role sahip olduğu tespit edilmiştir.Diğer bir ifade ile, marka bağlanması marka nefretinin satın alma eğilimi üzerindeki olumsuz etkisini azaltmakta ve marka intikamı üzerindeki etkisini artırmaktadır. Hissedilen nefret düzeyinin, marka nefreti ile davranışsal sonuçları arasındaki ilişkide düzenleyici role sahip olmadığı tespit edilmiştir. Hissedilen nefret düzeyinin düşük ya da yüksek olması, marka nefretinin satın alma eğilimi, atalet, marka değiştirme niyeti, marka kaçınması, olumsuz kulaktan kulağa iletişim ve marka intikamına etkisinde değişim yaratmamaktadır.
Psikolojik sermaye ve yaşam doyumu ilişkisinde iş becerikliliğinin aracı, yaş ve eğitim düzeyinin düzenleyici rolü
Bu araştırmanın amacı psikolojik sermayenin yaşam doyumu üzerine etkisi ve iş becerikliliğinin bu ilişki üzerindeki aracı rolü ile yaş ve eğitim düzeyinin düzenleyici rollerinin belirlenmesidir. Araştırma, yapısal eşitlik modeli ile gerçekleştirilmiş olup, modelde psikolojik sermaye bağımsız değişken, yaşam doyumu bağımlı değişken, iş becerikliliği aracı değişken, yaş ve eğitim düzeyi ise düzenleyici değişken olarak yer almıştır. Araştırmanın evrenini Samsun'da faaliyet gösteren dört ve beş yıldızlı otellerde istihdam edilen 415 çalışan oluşturmaktadır. Araştırma verileri bu evrende ulaşılabilen 386 çalışandan elde edilmiştir. Araştırmada, katılımcıların psikolojik sermaye düzeylerini ölçebilmek amacıyla Luthans, Avolio, Avey ve Norman (2007) tarafından geliştirilen ve Çetin ve Basım (2012) tarafından Türkçe'ye uyarlanan Psikolojik Sermaye Ölçeği (PSÖ) kullanılmıştır. Çalışanların iş becerikliliğini ölçmek amacıyla da Slemp ve Vella-Brodrick (2013) tarafından geliştirilen ve Kerse (2017) tarafından Türkçe'ye uyarlanan İş Becerikliliği Ölçeği (İBÖ) kullanılmıştır. Katılımcıların yaşam doyumları ise Diener, Emmons, Larsen ve Griffin (1985) tarafından geliştirilen ve Dağlı ve Baysal (2016) tarafından Türkçe'ye uyarlanan Yaşam Doyumu Ölçeği (YDÖ) ile ölçülmüştür. Araştırma hipotezleri; SPSS 17.00, Process Macro ve AMOS 22 Deneme sürümü ile yapılan yapısal eşitlik modeli, Pearson korelasyon analizi, doğrulayıcı faktör analizleri ve regresyon analizleri ile test edilmiştir. Elde edilen bulgular, çalışanların yaşam doyumu, psikolojik sermaye ve iş becerikliği düzeylerinin yüksek olduğunu göstermiştir. Araştırmada, psikolojik sermaye ve yaşam doyumu arasındaki ilişkide iş becerikliliğinin ve alt boyutları olan ilişkisel beceriklilik ve bilişsel becerikliliğin kısmi aracı rol oynadığı görülmüştür. Araştırmada, psikolojik sermaye ve yaşam doyumu arasındaki ilişkide yaşın düzenleyici rolü yalnızca iyimserlik alt boyutunda görülmüştür. Çalışanların yaşları arttıkça iyimserlikleri ve yaşam doyumları arasındaki ilişkinin şiddeti de azalmaktadır. Psikolojik sermaye ile yaşam doyumu arasındaki ilişkide eğitim düzeyinin düzenleyici rol oynadığı görülmüştür. En güçlü etki ön lisans ve lisans mezunlarında görülürken, lise ve altı eğitim seviyesi ile lisansüstü eğitim seviyesindeki çalışanların psikolojik sermayeleri ile yaşam doyumları arasındaki ilişkilerin şiddeti de azalmaktadır.
Girişim sermayesi yatırımları ile yatırım yapılan şirketlerin teknoparkta faaliyet göstermesi arasındaki ilişki ve örgüt yapısının bu ilişkideki aracılık rolü
Girişim sermayesi yatırımları firmaların erken aşamada ihtiyaç duydukları finansman kaynağının sermaye yatırımı ile gerçekleştirildiği bir modeldir. Erken aşamadaki özellikle teknoloji tabanlı firmalar diğer işletmelerin temin edebileceği banka kredileri gibi geleneksel finansman yöntemleri ile kaynak bulmada güçlük çekebilmektedir. Bu nedenle önemli bir alternatif sağlayan girişim sermayesi yatırımlarının son yıllarda uygulama alanı gittikçe artmaktadır. Teknoparklar, üniversite, araştırma kurumları ve iş dünyasının bir arada bulunduğu araştırma-geliştirme faaliyetlerinin ticarileştirilmesi amacıyla kurulan firmaların kümelendiği alanlardır. Çalışmada, girişim sermayesi yatırımları ile yatırım yapılan firmaların teknoparklarda faaliyet göstermesi arasındaki ilişki ve örgüt yapısının bu ilişkideki aracılık rolü incelenmiştir. 379 katılımcının verileri üzerinden regresyon analizi yapılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre, firmanın faaliyet gösterdiği sektörün teknolojik düzeyi ile girişim sermayesi yatırımı arasında anlamlı bir ilişki belirlenmiştir. Firmanın teknoparkta faaliyet göstermesinin girişim sermayesi yatırımı alınmasına negatif yönlü etkisinin olduğu, bununla birlikte örgüt yapısının modele aracı olarak eklenmesi sonrasında teknoparkta faaliyet gösterilmesinin örgüt yapısı üzerinden girişim sermayesi yatırımı alınmasına dolaylı etkisinin pozitif yönde olduğu belirlenmiştir. Firmanın organik örgüt yapısına sahip olması girişim sermayesi yatırımı alınmasına olumlu yönde etkide bulunmakta olup, bu etki firmanın teknoparkta faaliyet göstermesinin girişim sermayesi yatırımı alınmasındaki olumsuz etkisini bastırmaktadır. Yapılan analiz sonucunda girişim sermayesi yatırımında firmanın örgüt yapısının faaliyet gösterilen yere göre daha etkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Örgütlerde stratejik yönetim olgunluğu: Türk savunma sanayii üzerine bir çalışma
Savunma sanayii askeri ve politik öneminin yanı sıra, ekonomik açıdan da stratejik bir sektördür. Sektörün gerek kamu, gerekse özel kesiminde çok sayıda stratejik karar alanı bulunmaktadır. Günümüzün hızla değişen koşullarında, etkili stratejik kararlar alabilmek ve uygulayabilmek stratejik yönetimde olgunluk gerektirmektedir. Tez çalışması ile Türk Savunma Sanayii özelinde stratejik yönetim kavramlarının farkındalığını inceledikten sonra, örgütlerde stratejik yönetim olgunluğunun boyutlarını ve belirleyicilerini ortaya çıkarmak, sektördeki stratejik yönetim olgunluğunu değerlendirmek, kamu ile özel sektörün farklılıklarını irdelemek ve olgunluğun örgüt performansı algısı ile ilişkisini sınamak amaçlanmıştır. Çalışmanın bütüncül bakış açısıyla yürütülmesi ve boyutların kapsam geçerliliğinin yüksek tutulması için literatürdeki tüm stratejik yönetim okulları ve ilişkili olgunluk modelleri ile yarı yapılandırılmış mülakatlar kapsamında uygulama tecrübesi dikkate alınmıştır. Boyut belirleme ve teorik modelin geliştirilmesinde kullanılan örneklem, Savunma Sanayii Başkanlığı (SSB) veya firmalarda görev alan, farklı yönetsel seviyelerdeki 201 katılımcıdan oluşturulmuştur. Tez kapsamında gerek kavramsal farkındalık, gerekse uygulama anlamında Türk Savunma Sanayiinde öne çıkan Planlama Okulunun, Öğrenme, Biçimleşme, Konumlandırma, Tasarım, Kültür ve diğer stratejik yönetim okullarının tezleri, kavramları ve metotları ile desteklenmesi, dinamik stratejik planlamaya geçilmesi ve stratejik yönetimden azami ölçüde yararlanılabilmesi için önem taşımaktadır. Anket verileri üzerinde SPSS ve AMOS programlarıyla gerçekleştirilen çalışmalar, Türk Savunma Sanayiinde stratejik yönetim olgunluğunun Liderlik, Stratejiye Verilen Önem, Performans Yönetimi, Çalışan Tutumu ve Sürdürülebilirlik boyutları olduğunu ortaya koymaktadır. Toplamda 38 gözlemlenebilen değişken ile ölçülen söz konusu 5 boyutun, stratejik yönetim olgunluğu algısını; stratejik yönetim olgunluğu algısının ise örgüt performansının göstergelerinden rakiplere göre başarı, müşteri memnuniyeti ve çalışan bağlılığı algısını anlamlı şekilde etkilediği görülmektedir. Kuruluşların performanslarını artırmak için stratejik yönetim olgunluğunun tüm boyutlarında gelişmeye açık alanlar bulunmakla birlikte, kamu kesiminde öncelikle sürdürülebilirlik ve performans yönetimi alanlarının iyileştirilmesi; özel sektörde ise firmaların olgunlukları arasındaki farklılığın yüksek olmasından hareketle, özellikle stratejik olgunlukları düşük firmaların stratejik yönetim alanına yatırım yapmaları önerilmektedir. Bu çerçevede SSB'nin öncü ve örnek uygulamaları Türk Savunma Sanayii için kritik önemdedir.
Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerdeki kitlesel fonlamanın karşılaştırılması üzerine bir inceleme
Yeni kurulan işletmelere ve girişimcilere fon sağlamak üzere, özellikle girişimci bireyler veya küçük işletmeler tarafından kullanılan ve alternatif bir finansman yöntemi olan kitlesel fonlama 'crowdfunding', bireylerin dağıtılmış bir ağ ile kurumsal aktivitelerini geliştirmek için fikir, geri bildirim ve çözüm elde etmenin bir yolu olarak tanımlanmaktadır. Son yıllarda özellikle Amerika ve Avrupa'da, dikkat çekici ve popüler bir alternatif finansman kanalı olarak karşımıza çıkan kitle fonlaması, ülkemizde henüz yeni yaygınlaşmaya başlamıştır. Bu çalışma da, öncelikle, var olan literatür ışığında kitlesel fonlama kavramı, gelişimi, dünyadaki kullanım örnekleri ve kitlesel fonlama platformlarına ilişkin bilgiler sentezlenmiştir. Çalışmanı esas amacı, kitlesel fonlamanın başarısına etki eden faktörlerin araştırılmasıdır. Bu kapsamda, kitlesel fonlama (ödül temelli kitlesel fonlama) fon çağrısı yapan, başarılı ve başarısız projeler incelenmiş ve bu projelerin başarı ve başarısızlıklarına etki eden faktörler sinyal teorisi ve sosyal ağ teorisi çerçevesinde araştırılmıştır. Araştırmaya konu olan verilere, Türkiye ve Amerika'daki kitlesel fonlama platformları üzerinden (kickstarter, fongogo, arikovani, crowdfon) erişilerek, en çok tercih edilen ve populer iki sektör (film ve teknoloji) ve iki ülkeden, başarılı ve başarısız proje örnekleri incelenmiştir. Belirtilen kitlesel fonlama platformları üzerinden, projeye ilişkin (projeye ait web sayfası, proje açıklaması karakter uzunluğu, proje videosu, video süresi), fonlamaya ilişkin (ödül sayısı, fonlama süresi, hedeflenen fon miktarı, fon elde etme süreleri, maksimum ve minimum yatırım tutarı) ve proje sahibine ilişkin (cinsiyet, eğitim, yaş, deneyim, proje sahibi sosyal ağ-Instagram/Twitter/Linkedin durumu) olmak üzere üç türde veri elde edilmiştir. 60 başarılı ve 60 başarısız proje örneklerine ilişkin veriler, lojistik regresyon analizlerine tabi tutulmuştur. Araştırma sonuçları, ülke ve sektör bazında farklılıklar gösterse de, tüm verilerin yer aldığı lojistik regresyon analizi modellerinde, projelerin başarısına anlamlı şekilde etki eden faktörler, proje açıklama uzunluğu karakter sayısı, fonlama süresi, ödül maksimum ve minimum yatırım tutarları, ödül sayısı, proje sahibi hakkında bilgi olup olmaması, proje sayfasında video olup olmaması, proje sahibinin harici web sayfasına sahip olma, ile proje sahibinin Instagram, Twitter veya Linkedin hesaplarından birine sahip olma olarak sıralanmıştır. Çalışma, kitlesel fonlama kullanarak kendine kaynak yaratmaya çalışan projelerin başarı faktörlerini ampirik olarak inceleyen, ve olası başarı/başarısızlığa yol açan faktörleri gelişmiş ve gelişmekte olan iki ülke kapsamında irdeleyen bir çalışma olması bakımından öncülük ederek literatüre katkı sağlamaktadır.
Sosyal inovasyon ile örgütsel bağlılık arasındaki ilişkide örgütsel vatandaşlık davranışı ile iyi oluş halinin rolü
Eskiden kas gücüyle farklılık yaratan insan, bilgi çağında beyin gücüyle farklılık yaratmaya başladı. Sanayi devrimi sonrasında maddi değerlerin üretilmesi olan amaç, bilgi çağında bilgi üretmek oldu. Küreselleşme ve yoğun rekabetin etkisiyle örgütler iş yapış şekillerini, yönetim yaklaşımlarını ve stratejilerini değiştirmek ve yeni pazar arayışına girmek zorunda kaldılar. Bu süreçte, bir takım toplumsal sorun ve ihtiyaçlar ortaya çıktı. Sosyal sorunların artması ile gerekli hale gelen sosyal değişim süreci 'sosyal inovasyon' kavramını karşımıza çıkardı. Sosyal inovasyon hem örgütlerin rekabet etmeleri için olmazsa olmaz bir araç, hem de tüm paydaşların ihtiyaçlarını gidermek ve sosyal fayda yaratmak için kullandıkları bir süreç haline geldi. Bu çalışmada sosyal inovasyon ile örgütsel bağlılık arasındaki ilişkide örgütsel vatandaşlık davranışı ve iyi olma halinin rolü incelendi. Araştırmanın örneklemini, Türkiye'nin en büyük savunma elektroniği kuruluşu olan ve ASELSAN Sosyal İnovasyon Liderleri (ASİL) Projesi kapsamında başarılı sosyal inovasyon faaliyetleri yürüten ASELSAN'ın çalışanları oluşturmaktadır. Araştırma, 220 ASELSAN çalışanından nicel veri toplama yöntemlerinden olan anket yöntemiyle veri toplanması yoluyla gerçekleştirildi. Anketin yarısı ASİL üyelerine uygulanırken, diğer yarısı ise ASİL üyesi olmayanlara uygulandı. Bu sayede iki grubun verileri karşılaştırılarak, ayırt edici bulgular elde edildi. Değişkenler arasındaki ilişkiler, Sosyal Kimlik Kuramı, İş Özellikleri Kuramı ve Maslow'un İhtiyaçlar Hiyerarşisi Piramidi'nden yararlanılarak incelendi. SPSS programı ve Process makrosu kullanılarak yapılan analizlerde; ASİL üyesi olanlarda, sosyal inovasyon ve örgütsel bağlılık arasındaki ilişkide iyi olma hali ve örgütsel vatandaşlık davranışının ayrı ayrı kısmi aracılık etkisinin olduğu tespit edildi. ASİL üyesi olmayanlarda ise sosyal inovasyonun örgütsel bağlılık üzerinde herhangi bir etkisinin olmadığı ve bu sebepten ötürü örgütsel vatandaşlık davranışı ve iyi olma halinin de modelde aracı bir etkiye sahip olmadığı gözlemlendi. Yapılan araştırmalar ve bu çalışmada elde edilen bulgular sosyal inovasyonun örgütler açısından çok önemli katkılarının olduğunu göstermektedir. Sosyal inovasyon, örgütlerde verimliliği ve karı artıran, pozitif kurum imajının yaratılmasını destekleyen, çalışanları örgütsel vatandaşlık davranışı sergilemeye teşvik eden ve çalışanların iyi olma halini, motivasyonlarını ve örgüte olan bağlılıklarını olumlu etkileyen bir kavramdır.
Pandemi sürecinde insansız hava araçları ile keşif/gözetleme ve medikal ürün dağıtımı için rotalama uygulamaları
Teknolojideki hızlı gelişmeler ile birlikte İnsansız Hava Araçlarının (İHA) kullanımı birçok sektörde yaygınlaşmış durumdadır. Özellikle otonomi seviyesinin yükselmesi ile birlikte kullanım kolaylığı sağlanmıştır ve herkes tarafından kullanılabilir hale gelmiştir. Bütün bunlarla birlikte afet sonrası durumlar, ilaç dağıtımı gibi toplum yararına olan uygulamalarda da İHA'ların kullanıldığı uygulamalar bulunmaktadır. Otonomi seviyesi yüksek bir İHA sistemi için ilk aşamalardan biri olan İHA'ların rotalaması bu çalışmada ele alınmıştır. Birden fazla İHA'nın rotalama problemi iki farklı uygulamada iki farklı şekilde çözülmüştür. Bu çözümlerden ilki küme örtüleme problemi ile İHA'ların gitmesi beklenen bölgelerin kümelenmesi ve bu kümeler içerisinde her bir İHA için Gezgin Satıcı Problemi modeli ile optimal rotanın bulunmasıdır. Diğer çözüm ise sezgisel yöntemlerden olan Clarke ve Wrigth tasarruf algoritmasını çalıştıran Araç Rotalama Problemi ile İHA'lara ilişkin rotaların belirlenmesidir. Yukarıda açıklanan problemler güncel pandemi koşulları da göz önünde bulundurularak toplum yararına örnek uygulamalarda birden fazla İHA'nın rotalaması problemi üzerine çalışılmıştır. İlk uygulamada bir şehir merkezi yönetilebilir parsellere ayrılmıştır, bu parseller içerisinde potansiyel kalabalık bölgeler belirlenmiştir ve bu bölgelerde İHA'lar ile gözetleme görevinin gerçekleştirilmesi için İHA'ların rotasının belirlenmesi üzerine çalışılmıştır. Diğer uygulamada ise Covid hastalarına dağıtılmak üzere ilaçların şehir hastanelerinden İHA'lar ile muhtarlıklara sevk edilmesi üzerine çalışılmıştır. İlk uygulama Avrupa'nın kalabalık ve turistik şehirlerinden biri olan Munih'te gerçekleştirilmiştir. Munih şehir merkezinde belirlenen toplam 10 km2'lik bir alan 64 parsele bölünmüştür ve bu alan için çözüm geliştirilmiştir. İkinci uygulama ise Ankara'nın Çankaya İlçesi'nde uygulanmıştır. Ankara Bilkent Şehir Hastanesi'nden 117 mahalle muhtarlığına İHA'lar ile ilaçların taşınması üzerine çözüm geliştirilmiştir.
Ait olma ve konukseverliğin araç ortak kullanımı katılım niyetine etkisi
Bu çalışmanın amacı, ait olmanın ve konukseverliğin araç ortak kullanımı katılım niyetine etkisini Türkiye ve ABD tüketicileri için incelemektir. Bu kapsamda 369 Amerikalı tüketiciden MTurk (Amazon Mechanical Turk) üzerinden ve 371 Türk tüketiciden yüz yüze ve çevrimiçi anket yöntemleri ile veri elde edilmiştir. Veri, Kısmi En Küçük Kareler Yapısal Eşitlik Modeli (PLS-SEM) kullanılarak analiz edilmiştir. Elde edilen bulgular konukseverliğin uygunluk ve risk alma boyutlarının her iki ülkede de araç ortak kullanımı katılım niyetini etkilediğini ortaya koymaktadır. Öte yandan, ilkeler, liderlik ve doğruluk boyutlarının her iki ülke için araç ortak kullanımı katılım niyeti üzerinde bir etkisi bulunmamaktadır. Ayrıca ait olmanın, yalnızca Türk katılımcılar için araç ortak kullanımı katılım niyeti üzerine etkisi bulunmaktadır. Çalışma, ortak tüketim ile ilgili mevcut literatüre sınırlı sayıda çalışmanın ele aldığı belirli öncül değişkenlere (ait olma ve konukseverlik) odaklanarak katkıda bulunmaktadır.
Mükemmeliyetçilik ve işkolik olma durumunun psikolojik iyi olma haline etkisi: Bir alan çalışması
Bu çalışmanın amacı, kişilik özelliği olarak kabul edilen mükemmeliyetçilik ve bireyin iş dünyasındaki deneyimleriyle tetiklenen işkoliklik eğiliminin çalışan iyi olma hali üzerindeki etkisini incelemektir. İyi olma hali kavramı iş yeri iyi olma hali, psikolojik iyi olma hali ve öznel iyi olma hali olmak üzere üç ayrı boyut bağlamında incelenerek kapsamlı bir inceleme yapılması hedeflenmiştir. Çalışmanın verileri, bir bankanın beyaz yakalı çalışanlarından toplanmıştır. Yüz elli üç çalışandan elde edilen verilerle çoklu regresyon, yol ve aracılık analizleri gerçekleştirilmiştir. Çoklu regresyon analizi, çalışanların mükemmeliyetçilik eğilimlerindeki artışın onların takıntılı çalışma eğilimlerini artırdığını, iyi olma hallerini ise düşürdüğünü göstermiştir. Ayrıca, işkolikliğin bir alt boyutu olan takıntılı çalışma eğiliminin çalışanın psikolojik ve öznel iyi olma halini düşürdüğü; işkolikliğin bir diğer alt boyutu olan aşırı çalışma eğiliminin ise iyi olma halinin üç alt boyutunu da istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde etkileyemediği saptanmıştır. Yol Analizi sonuçlarına göre, takıntılı çalışmanın psikolojik iyi olma ve iş yeri iyi olma halini negatif yönde tahmin ettiği ancak öznel iyi olma halini tahmin edemediği saptanmıştır. Çoklu regresyon analizi sonuçlarının aksine, yol analizinde takıntılı çalışmanın öznel iyi olmayı anlamlı bir şekilde etkilememesinin, iyi olma hali boyutlarının birbirleriyle olan ilişkilerinden kaynaklandığı düşünülmüştür. Yol ve çoklu regresyon analizlerine ek olarak, aracılık analiziyle mükemmeliyetçiliğin işkolikliğin aşırı çalışma ve takıntılı çalışma boyutları aracılığıyla iyi olma halinin alt boyutlarını etkileyebileceği varsayımı test edilmiştir. Aracılık analizi sonuçlarına göre, mükemmeliyetçi çalışanların takıntılı çalışma eğilimleri aracılığıyla psikolojik ve öznel iyi olma hallerinin negatif yönde etkilendiği tespit edilmiştir. Elde edilen bulgular, mükemmeliyetçiliğin hem doğrudan hem de takıntılı çalışma eğilimini arttırarak çalışanların iyi olma hallerine negatif yönde etki ettiğine işaret etmektedir. Bu bulgular ışığında çalışanların iyi olma hallerinin korunması ve iyileştirilmesi için mükemmeliyetçilik ve işkoliklik eğilimlerinin dikkate alınması hususunun altı çizilerek yöneticilere tavsiyelerde bulunulmuştur.
Çalışanlarda Makyavelizm ve narsizm kişilik özelliklerinin etik dışı davranışlar üzerindeki etkisinin incelenmesi: Bir alan çalışması
Bu çalışmanın amacı, makyavelizm ve narsizm kişilik özelliklerinin etik dışı davranışlar üzerindeki etkisini incelemektir. Bu amaçla Ankara'da özel sektör ve kamuda çalışan 385 beyaz yakalı katılımcıdan çevrimiçi anket yöntemi ile veri toplanmıştır. Veri analizi SPPS ve AMOS 23.0 (Arbuckle,2011) programları kullanılarak yapılmıştır. Araştırma bulgularına göre, makyavelizm, etik dışı davranma üzerinde pozitif yönde ve istatistiksel olarak anlamlı bir etkiye sahiptir. Ancak narsizm, etik dışı davranışları beklenilen yönde, yani pozitif yönde tahmin etse de söz konusu etkinin istatistiksel olarak anlamlı olmadığı görülmüştür. Ayrıca sosyal istenirliğin de etik dışı davranış ile negatif yönlü ve istatistiksel olarak anlamlı bir ilişkiye sahip olduğu görülmüştür. Yapılan ek analizlerde makyavelizmin alt boyutları ve etik dışı davranış ilişkisinde, kadın ve erkek katılımcılar arasındaki farklılıklar incelenmiş; her iki grupta da ahlak dışı manipülasyonun etik dışı davranışı pozitif yönde tahmin ettiği, ancak söz konusu etkinin kadın katılımcılarda erkek katılımcılara kıyasla daha güçlü olduğu görülmüştür. Erkek katılımcılarda ise statü arzusunun etik dışı davranışları pozitif yönde tahmin ettiği ancak söz konusu etkinin kadın katılımcılarda anlamlı olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Bu farklılık, geleneksel cinsiyet rolleri ile ilişkilendirilebilmektedir. Benzer şekilde makyavelizmin alt boyutları ve etik dışı davranış ilişkisinde hukukçu ve eğitimci katılımcılar arasındaki farklılıklar incelenmiştir. Araştırma bulgularına göre, hukukçularda ahlak dışı manipülasyon boyutu etik dışı davranış ile pozitif yönde ve istatistiksel olarak anlamlı bir ilişkiye sahipken; eğitimcilerde kontrol arzusu boyutu etik dışı davranış ile pozitif yönde ve istatistiksel olarak anlamlı bir ilişkiye sahiptir. Bu farklılığın ise mesleklerin yapısından kaynaklanabileceği düşünülmektedir.
Proje yönetiminde dijital dönüşüm süreçleri için bir Bulanık ÇKKV Modeli önerisi
Dijital dönüşüm süreci şirketlerin iş yapma şekillerini yeniden düşünmelerine yol açmaktadır. Dijitalleşme tüm iş alanlarında olduğu gibi proje yönetiminde de değişikliklere yol açmıştır. Günümüzün proje yöneticileri, ekiplerini ve proje yönetim süreçlerini, rekabet edebilmek ve her zamankinden daha hızlı bir şekilde teslimat yapabilmek için, dijital ortama taşımaları gerekmektedir. Bu çalışmanın temel amacı Endüstri 4.0 temelli dijital dönüşüm teknolojilerinin, proje yöneticileri için getirdiği yenilikleri göz önünde bulundurarak, proje yönetimi süreçlerinde dijital dönüşüm için ihtiyaç duyulan faktörler üzerinde önceliklendirme yapmaktır. Bu amaç doğrultusunda, araştırma analizleri çerçevesinde Bulanık DELPHI, Tereddütlü Bulanık SWARA ve Bulanık PROMETHEE yöntemlerinin entegre edildiği kapsamlı bir Çok Kriterli Karar Verme (ÇKKV) uygulaması sunulmaktadır. Öncelikle, literatür araştırması sonucu 23 adet proje yönetimi başarı kriteri elde edilmiştir. Bulanık DELPHI yöntemi ile bu 23 kriterden 21'i değerlendirme kriteri olarak belirlenmiştir. Sonrasında, Tereddütlü Bulanık SWARA yöntemi ile değerlendirme kriterlerinin göreli önem ağırlıkları hesaplanmıştır. Son olarak, Bulanık PROMETHEE yöntemi ile ağırlıkları belirlenmiş 21 adet potansiyel başarı kriteri ile Endüstri 4.0 teknolojileri ile ilişkili 12 adet proje alternatifi sıralanmıştır.
Mükemmeliyetçilik ile görev performansı arasındaki ilişkide örgütsel faktörlerin düzenleyici rolü
Bu çalışmanın amacı, uyumlu ve uyumsuz mükemmeliyetçilik kişilik özellikleri gösteren çalışanların görev performansları üzerindeki etkisinde, algılanan örgütsel desteğin düzenleyici rolünün incelenmesidir. Bu ilişkiler kaynakların korunması kuramı çerçevesinde değerlendirilmiştir. Araştırmanın örneklemi çeşitli sektörlerde çalışan 347 beyaz yakalı çalışandan oluşmaktadır. Veriler katılımcılardan çevrimiçi anket yoluyla, kartopu örneklemi yöntemi kullanılarak toplanmıştır. Çalışanların mükemmeliyetçilik düzeyleri Frost Kısaltılmış Çok Boyutlu Mükemmeliyetçilik Ölçeği (Burgess vd., 2016), görev performanslarına ilişkin değerlendirmeleri Performans Ölçeği (Williams ve Anderson, 1991) ve örgütsel destek algıları ise Algılanan Örgütsel Destek Ölçeği (Eisenberger vd., 1986) kullanılarak belirlenmiştir. Veri analizinde SPSS 23 ve AMOS 23 programları kullanılmıştır. Araştırmanın hipotezleri ise Process Macro (Model 1) kullanılarak regresyon analizleri ile test edilmiştir. Araştırmada elde edilen bulgulara göre, algılanan örgütsel desteğin uyumsuz mükemmeliyetçilik ve görev performansı arasındaki negatif yönlü ilişkide düzenleyici etkisinin olduğu belirlenmiştir. Sonuçlar tartışma bölümünde yorumlanmış, araştırmanın kısıtlarından söz edilmiş, gelecek araştırmacılara ve yöneticilere faydalı olabileceği düşünülen çeşitli önerilerde bulunulmuştur.
Örgütlerde mizah, örgüt iklimi ve bilgi saklama davranışı arasındaki ilişkiler üzerine bir araştırma
Bu çalışmanın amacı örgütlerdeki mizah anlayışının örgüt iklimi aracılığıyla bilgi saklama davranışı üzerine olan etkisinin incelenmesidir. Araştırmaya hem kamu hem özel sektör çalışanlarından çoğunluğu Ankara olmak üzere 229 çalışan katılmıştır. Katılımcılar mizah anlayışı, örgüt iklimi ve bilgi saklama davranışı ile ilgili ölçeklere cevap vermiştir. Çalışma kapsamında mizahın etkisi incelenirken mizahın türlerinden ikisi olan saldırgan ve katılımcı mizah üzerinden durulmuştur. Saldırgan mizahın örgüt ikliminin olumsuz etkileşim ve iletişim boyutunu göz önünde bulundurarak, bilgi saklama davranışının kaçınmacı ve bilmezden gelme boyutlarını aracılık rolü ile etkilediği bulunmuştur. Katılımcı mizahın çalışma kapsamında önemli bir etkisi bulunamamıştır. Çalışmanın sonunda bulgular, araştırmadaki kısıtlar ve gelecek araştırmalara dair öneriler tartışılmıştır.
Bir e-hizmet yardımcısı olarak sohbet robotlarının müşteri tatminine etkisi
Bu çalışmanın amacı, Türkiye'deki sohbet robotlarının sahip olduğu pazarlama çabalarının müşteri tatmini üzerindeki etkilerini araştırmaktır. Sohbet robotlarının pazarlama çabaları; etkileşim, eğlence, modaya uygunluk, kişiselleştirme ve problem çözme olarak belirlenmiştir. Gerçekleştirilen araştırma kapsamında, Türkiye'deki sohbet robotlarını deneyimleyen 471 katılımcıdan çevrimiçi anket yöntemi ile veri toplanmıştır. Toplanan veriler SPSS programı kullanılarak çoklu doğrusal regresyon yöntemi ile analiz edilmiştir. Araştırmanın bulgularına göre, sohbet robotlarının sahip olduğu etkileşim, eğlence, modaya uygunluk, kişiselleştirme ve problem çözme çabalarının müşteri tatminine olumlu bir etkisi olduğu sonucuna varılmıştır. Ayrıca, katılımcılar sohbet robotlarını en çok e-ticaret sektöründe kullandıklarını belirtmişlerdir. Mevcut literatürde sınırlı sayıda çalışmada ele alınan, sohbet robotları ve pazarlama çabası boyutları incelenerek, dijital pazarlama alanına katkıda bulunulmaktadır.
Dinamik araç rotalama problemi için kesin ve sezgisel çözüm yaklaşımları geliştirilmesi
Araç rotalama problemleri (ARP) birçok lojistik uygulamanın merkezinde yer almaktadır. Bir araç filosunun rotasının maliyet etkin olarak belirlenmesi birçok endüstride önemli bir rol oynamaktadır. Gelişen endüstri standartlarıyla birlikte gerçek zamanlı verilerin kullanıldığı dinamik ARP uygulamalarının önemi artmıştır. Rotalama problemlerini dinamik kılan temel unsur ise rotalama esnasında değişen ortam koşullarıdır. Dinamik ARP, üretim ve lojistik alanındaki en önemli sorunlardan biridir. Dinamik ARP'de; müşteri taleplerinin oluşma anı, iptali ve değişmesi, hizmet süreleri, seyahat süreleri ve araçların kullanılabilirliği dinamizm kaynağı olarak ifade edilmektedir. Bu tez kapsamında ele alınan dinamik ARP'nin dinamizm kaynağı ise başlangıç rotalarının oluşturulması sonrasında müşterilerin bir kısmının bilinmeyen veya öngörülemeyen bir anda dinamik olarak ortaya çıkması veya mevcut müşteri talep miktarlarındaki değişim durumudur. Müşteri taleplerinin her zaman minimum maliyetle efektif bir şekilde karşılanabilmesi dinamik ARP çözümünün temel amacıdır. Gerçek hayatta karşılaşılan problemlere karşı hızlı ve yüksek doğruluk oranı ile aksiyon alınması gerekliliği karşısında, dinamik ARP gibi NP-zor problemlerin çözümü için geliştirilen sezgisel algoritmalar büyük bir avantaj sunmaktadır. Özellikle araçların başlangıç rotasındaki müşteri taleplerini karşılarken dinamik taleplerin oluşması durumunda, yeniden rotalama yapılarak güncel rotaların hızlı bir şekilde düzenlenmesi önem arz etmektedir. Bu süre ne kadar kısa olur ise araçların gecikme olmadan müşteri taleplerini karşılaması da o kadar mümkün olacaktır. Bu nedenle büyük boyutlu problemlerde dinamik ARP yapılabilmesi amacıyla Clarke & Wright Tasarruf Algoritması baz alınarak Rassal İteratif MDROL – HFS CW Tasarruf Algoritması geliştirilmiştir. Dinamik ARP'nin her bir problem boyutu için optimum çözüm imkanı sunan bir yöntem bulunmamaktadır. Bu nedenle akademik çalışmalar, mevcut teknolojik imkanlar doğrultusunda mümkün olan en büyük boyuttaki problemler için kesin çözüm metotlarının geliştirilmesi ve optimum sonuca en yakın sonucun en kısa sürede elde edilmesine imkan sunan algoritmalar üzerine yoğunlaşmıştır. Bu tez kapsamında ise dinamik ARP'ye çözüm imkanı sunan matematiksel model ve büyük boyutlu problemlerde hızlı ve yüksek doğruluk oranında çözümü garanti eden sezgisel algoritma geliştirilmiştir.
Sürdürülebilir envanter rotalama problemi için bir matematiksel model önerisi
Son yıllarda sera gazı salınımı ve küresel ısınma gibi olumsuz çevresel şartların artması sonucunda dünya genelindeki ekolojik farkındalık seviyesi yükselmiştir. Bununla birlikte iş kazası sayısı ve gürültü seviyesinin artması gibi sosyal hakların azalması ile de sosyal sürdürülebilirlik ön plana çıkmıştır. Dolayısıyla işletmelerin operasyonlarını çevresel ve sosyal dışsallıkları dikkate alarak gerçekleştirmeleri kaçınılmaz olmuştur. Küreselleşme ve artan rekabet ortamı ile birlikte maliyetlerini azaltmak isteyen işletmeler lojistik operasyonlarındaki en yüksek maliyet kalemlerinden olan envanter ve taşımacılık faaliyetlerinin verimliliğine yoğunlaşmaktadır. Literatürde hem envanter hem de rotalama kararlarını eş zamanlı ele alan envanter rotalama problemi, araştırmacılar tarafından sıklıkla çalışılmaktadır. Bu çalışmada sürdürülebilir envanter rotalama problemi için karışık tam sayılı doğrusal programlama modeli önerilmektedir. Geliştirilen matematiksel modelde maliyet minimizasyonu sağlanmaya çalışılırken çevresel ve sosyal sürdürülebilirlik ile ilişkili konulara da önem verilmektedir. Bu çalışmayı literatürde bulunan benzer çalışmalardan ayıran özellikler; detaylı yakıt tüketiminin hesaplanması, bozulabilir ürünler için soğutmalı araç kullanımını dikkate alması, elde kalan atık ürünlerin toplanarak gıda atık ayrıştırma merkezine bırakılması ve çalışanlara çalışma saatlerini düzenleme hakkı vermesidir. Ayrıca, gerçek hayat problemlerini daha iyi ele alabilmek için müşteri taleplerindeki belirsizlik dikkate alınmıştır. Nümerik analizler sonucunda, geliştirilen matematiksel modelin kullanımı ile çalışanlara çalışma saatlerini düzenleme avantajı sağlaması bakımından sosyal sürdürülebilirliğe, atık ürünlerin toplanması ve yakıt tüketiminin minimize edilmesi ile de çevresel sürdürülebilirliğe katkı sağlandığı gözlenmektedir. Anahtar Sözcükler Lojistik yönetimi, sürdürülebilirlik, satıcı güdümlü envanter, envanter rotalama problemi, kapalı döngü tedarik zinciri
Örgüt düzeyinde uygulanan izlenim yönetimi stratejileri: BİST 100 firmaları üzerine nitel ve nicel bir çalışma
Günümüzde iletişim ve bilgi teknolojilerinde yaşanan gelişmeler, örgütlerin faaliyetlerini gerçekleştirme biçimlerini önemli ölçüde değiştirmektedir. Bilginin her an ulaşılabilir olması ve iletişim araçlarıyla hızla yayılması, örgütlerin rekabet ortamında varlıklarını devam ettirebilme motivasyonlarını arttırmaktadır. Ayrıca ekonomik krizler, afetler ve skandallar gibi olağanüstü durumlar da, örgütleri kurumsal itibarlarını koruma konusunda motive etmektedir. Bu nedenle örgütler de, tıpkı bireyler gibi, çevrelerinde olumlu bir izlenim yaratmak ve sürdürmek adına çeşitli izlenim yönetimi stratejilerine başvurmaktalardır. Örgütlerin bu amaçla kullanmaları en muhtemel araçların ise, kurumsal açıklamalar olduğu görülmektedir. Söz konusu kurumsal açıklamalar içerisinde, firmaların faaliyet raporlarında yazdıkları yönetici mektupları, uzun yıllardır çalışmalara izlenim yönetimi aracı olarak konu edilmektedir. Literatürdeki çalışmalardan hareketle, bu çalışmada, örgüt düzeyinde gerçekleştirilen izlenim yönetimi stratejilerinin yönetici mektupları kapsamında değerlendirilmesi ve örgüt düzeyinde uygulanan izlenim yönetimi stratejileri üzerinde belirleyici olan değişkenlerin ortaya konulması amaçlanmıştır. Bu amaçla, hisse senetleri Borsa İstanbul'da (BİST) düzenli işlem gören, piyasa ve işlem hacmi açısından ilk yüzde yer alan firmaların yönetici mektupları temin edilmiştir. Çalışmanın nitel analiz bölümünde, ilgili firmaların 2009-2019 yılları arasında paylaştıkları yönetici mektupları, içerik analizi yöntemi ile incelenmiş ve mektupların olumlu sözcük oranları hesaplatılmıştır. Daha sonra, çalışmanın nicel analiz kısmında, literatürde örgüt düzeyinde uygulanan izlenim yönetimi stratejileri ile sıklıkla ilişkili bulunan değişkenlere ait veriler de toplanarak bir model geliştirilmiştir. Bu kapsamda, lojistik regresyon analizi yöntemi ile dört farklı bağımlı değişkenle dört ayrı model oluşturulmuş ve örgüt düzeyinde uygulanan izlenim yönetimi stratejilerini en iyi açıklayan model belirlenmiştir. Çalışmanın sonucunda; firmaya, yönetim kurulu yapısına ve metne ilişkin özellikler ile yönetici mektuplarının olumlu sözcük oranları arasında anlamlı bir ilişki olduğu görülmüştür. Bu durum, Türkiye'de faaliyet gösteren firmaların, paydaşlarına sunmak üzere hazırladıkları kurumsal açıklamalarında izlenim yönetimi stratejilerine başvurduklarını ortaya koymaktadır. Çalışmanın; örgüt düzeyinde uygulanan izlenim yönetimi stratejilerini ele alması, geniş bir örnekleme sahip olması, hem nitel hem de nicel yöntemlerden faydalanması bakımından önem taşıdığı ve literatüre katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Ayrıca Türkiye'de, örgüt düzeyinde uygulanan izlenim yönetimi stratejileri kapsamında yönetici mektuplarını inceleyerek model önerisinde bulunan herhangi bir çalışmaya rastlanmadığından, bu çalışmanın bir Türkiye örneği teşkil etmesi beklenmektedir.
Effects of organization culture and working conditions on job satisfaction and turnover rate in shipyards
According to recent studies, this high turnover rate has a devastating effect on workplace efficiency. In addition, the company will struggle to develop its corporate culture without its former trained and experienced employees. Thus, their existence in the market will become troubled. This institution becomes more vital especially in sector with challenging working conditions such as shipyards and where the cost of employee loss is high. However, according to literature "Working Conditions", "Intention to quitting job", "Organization Culture" and "Job Satisfaction" seem to be among the issues that institutions frequently have skipped in the last decades. Consequently, there has been a lack of research into how different forms of work motivation affect worker profiles in the shipbuilding industry. The goal of this research is to learn more about how shipyards' organizational culture and working conditions contribute to dissatisfaction among workers and the problem of excessive turnover. This study also aimed to identify the primary type of work motivation and explore relationships between types of job satisfaction and worker profile in shipyard workers. The research was conducted in shipyards located in two main shipyard industrial zones. Within the scope of the research, survey data were collected from 402 people by interview method. The hypotheses created were analysed with the Jamovi program. Among the most notable discoveries are the gender differences in job satisfaction and the predominance of a clan culture in the workplace at a Turkish shipyard.
A dynamic capability quest: A firm's orientation and commitment tocorporate governance and sustainability; a convergent mixed-methods approach
The origins of strategic management fields date back to ancient Greece. The word 'strategos' emphasises the general's art in 500 BC. Greeks set up a board of generals to form governance and called it; 'strategia', the ancient way of today's board of directors, the first corporate governance structure. From 'strategia' to today's firms' corporate governance structure, the upper echelon teams always seek to achieve long-term sustainability and competitive advantage by creating a dynamic capability to adapt to changing environments. During these two and a half thousand years, humankind has created enormous wealth, especially after the Industrial Revolution, but has also spoiled the ecological system, sometimes unintentionally, mostly intentionally. The revolution has evolved into an extraordinarily mechanised and automatised approach called Industry 4.0. Modern history and the environment of humankind are changing at the speed of light; therefore, the 'strategia' and its echelons need new ideas and abilities to adapt to the change. The dissertation's overarching aim is to understand to what extent and in what ways embracing corporate governance and sustainability can create a dynamic capability for a firm. The dissertation keeps Penrosean growth in mind, formulates Porter's strategic positioning, wears Hambric's upper echelons lenses and assesses Teece's dynamic capabilities' three folds: sense, seize and re-configure in an emerging market context and through an emerging methodology mixed methods research framed by an overarching philosophy of pragmatism.
Tüketici temelli marka denkliği ile müşteri bağı arasındaki ilişkinin incelenmesi: Online marka toplulukları örneği
Günümüzde markalar rekabet üstünlüğü elde etmek amacıyla marka denkliği ve müşteri bağı kavramlarına önem vermektedir. Artan teknolojik gelişmeler çevresinde tüketiciler ya da markalar yoluyla oluşturulan online marka toplulukları da pazarlama çalışmaları için önemli bir saha haline gelmiştir. Çalışmanın temel amacı tüketici temelli marka denkliği ile müşteri bağı arasındaki ilişkiyi araştırmaktır. Araştırma için Facebook Online marka toplulukları ele alınmıştır. Türkiye'de en çok sayfa beğenisine sahip olan markalardan birinin Volkswagen olması sebebiyle çalışma için Volkswagen marka toplulukları seçilmiştir. Çalışma süresince Volkswagen marka topluluklarına üye olunmuş ve bu topluluklarda nicel araştırma yöntemi olan anket tekniği bilgisayar yoluyla uygulanmıştır. Sonuçlara göre müşteri bağı, tüketici temelli marka denkliği ve boyutları üzerinde pozitif bir etki göstermektedir. Daha öne yapılan çalışmalar arasında tüketici temelli marka denkliği ve boyutlarının müşteri bağı ile ilişkisini araştıran kapsamlı bir çalışmaya rastlanmamıştır. Gruplara üye olan katılımcılardan bazılarının ne şu an ne de geçmişte Volkswagen araca sahip olmadığı ortaya çıkmıştır. Buna göre marka toplulukları sadece var olan müşterileri değil, potansiyel kullanıcıları da oluşturmaktadır. Markalar marka topluluklarında değer yaratımına gereken önemi göstermelidir. Volkswagen Online marka topluluklarında yapılan bu çalışma için 490 anket toplanmıştır. Doğruluğuna inanılmayan ve eksik veri barındıran anketler çalışmaya dahil edilmeyerek son veri setinin son hali olan 451 anket SPSS analizi için uygun görülmüştür. Hipotez testleri doğrultusunda çalışmanın sonuçları yorumlanmış ve gelecek araştırmalar için önerilerde bulunulmuştur.
Yönetişim ve söylem bağlamında bir içerik analizi çalışması: Siyasi parti örneği
21.yüzyıl bilgi toplumunda yönetişim olgusu, örgütlerde yönetim felsefesinin tekrar düşünülmesine yol açmaktadır. Örgütlerde, kararların alınmasında yönetim fonksiyonun önemli bir işlevi bulunmaktadır. Yönetim, endüstri devriminden bu yana örgütlerin merkezinde yer alan yürütücü bir güç olarak bulunmaktadır. Örgütlerin, günümüzde teknolojinin gelişimi ve küreselleşme ile beraber değişime uğrayan sosyo-ekonomik alanlarda dış çevre koşullarından bağımsız olarak hareket etme olanakları kalmamıştır. Örgütler ancak dış çevre koşullarıyla, paydaşlarıyla ve onların faaliyetleriyle uyumlu oldukları zaman varlıklarının sürdürülebilirliğini sağlayabilmektedir. Örgütün sürdürülebilirliğinin sağlanabilmesi için yönetişimin ilkeleri dahilinde örgütün tüm paydaşlarının yönetime katılma fikrine dahil edilmesi gerekmektedir. Çünkü örgütlerin devamlılığını sağlayıcı tek dinamik unsur yönetim faaliyetleri değildir. Yönetişim ilkelerinin iletişim gücüyle birleştirilmesi ve paydaşlara yayılması oldukça büyük önem arz etmektedir. Bu bağlamda örgütlerin, yönetişim ile yönetme gücünü paylaşması kendi varlıklarının korunması için de gerekli olmaktadır. Modern toplum, ulus devletlerin oluşumu ile birlikte toplumu temsil eden siyasal partiler ve siyasal alanın örgüt yapılarından bir tanesidir. Siyasi partiler, toplumun temsilcisi olarak siyasal alanda bulunmaktadırlar. Bu görüşlerden yola çıkarak, bu tez çalışmasında yönetişimin ilkeleri ve siyasi parti söylemleri örgüt bakış açısıyla incelenmektedir. Birinci bölümde, örgüt ve yönetim unsurlarının gelişimi, yönetişim kavramı ve ilkelerinin irdelenmesi ele alınmaktadır. İkinci bölümde, siyasi parti kavramı ve özellikleri ile söylem olgusu açıklanmaktadır. Üçüncü bölüm ise tezin araştırma bölümünü oluşmaktadır. Bu bölüm, bir siyasi partinin seçim bildirgesinin söylemleri bağlamında incelenmesini kapsamaktadır. Sonuç olarak, ekonomi, hukuk ve paydaş temelli söylemlere ulaşılmaktadır.
Çevrimiçi kullanıcı yorumlarının teknolojik ürün geliştirme ve iyileştirme sürecine etkisi
Yeni ürün geliştirme ve ürün iyileştirme süreci çoğu işletme için sürdürü-lebilirlik açısından önemli bir süreçtir. Rekabette ayakta kalmak için bir gereklilik olan bu süreç, aynı zamanda farklı zorlukları da içinde barındırmaktadır. Yeni ürün geliştirme ve iyileştirmeye başlayan bir işletmenin, bu süreç için hem zaman, hem de maddi kaynak ayırması ve en doğru ürün kararını vermesi gerekmektedir. Yeni olarak üretilecek ya da iyileştirilecek ürün işletme stratejileriyle uyumlu olmalı ve kısalan ürün yaşam döngüleri dikkate alınmalıdır. Ek olarak, ürünün müşteri ihtiyaçlarını karşılayarak, işletmeyi rakiplerine karşı güçlendirmesi gerekmektedir. Müşterilerin talep etmediği bir ürünün üretilmesi, işletme için atıl bir yatırım olacaktır. Bu nedenle, yeni ürün geliştirme ve iyileştirme sürecinde, müşterilerin duygu ve düşünceleri dikkate alınmalıdır. Müşteri duygu ve düşünceleriyle ilgili, gelişen teknoloji ile müşteri profilindeki değişimin göz ardı edilmemesi gerekmektedir. Tezin temel amacı, çevrimiçi kullanıcı yorumlarından elde edilen tüketici duygu ve düşüncelerinin yeni ürün geliştirme ve iyileştirme süreci üzerinde etkili olup olmadığını anlamaktır. Bu amaç doğrultusunda, teknoloji yoğun bir ürün olan Vestel Venüs seçilmiştir. Tezde, "Kullanıcı İnovasyon Kuramı" temelinde, bireylerin daha özgür hissettikleri sosyal ağlarda yer alan çevrimiçi ürün yorumları analiz edilmektedir. Tüketici profilini daha iyi anlamak için, öncelikle "Google Trends" ve "Sosyal Ağ Analizi" uygulanmıştır. Ardından, "Destek Vektör Makinaları", "Rastgele Orman" ve "Tekrarlayan Sinir Ağları" algoritmaları kul-lanılarak, kıyaslamalı Duygu Analizi yapılmıştır. Yazılım dili olarak "Python" kullanılmıştır. Toplam 2005 yorumun incelenmesinden sonra, müşteri duygu ve düşüncelerinin Vestel Venüs örneği özelinde, yeni ürün geliştirme ve iyileştirme sürecinde önemli olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Bu sonuç, Türkiye'nin ileri teknoloji girdilerindeki ithalat bağımlılığı ile ilişkilendirilebilir.
Üretim sistemlerinin analizi ve modellemesinde Petri ağı analizi ve simülasyon modeli: Tekstil işletmesinde bir uygulama
İşletmeler için makro çevre faktörlerinin giderek daha da dinamik bir yapıya sahip olması, sürdürülebilir rekabet gücü elde edebilmek amacıyla işletmelerin, üretim stratejilerini ve hedeflerini gözden geçirmelerini gerektirmiştir. İşletmenin içinde bulunduğu ulusal ve uluslararası çevre faktörlerine ilişkin yaşanan gelişmeler ve işletme özelliklerinin, işletmelerin rekabet sürecinde üretim stratejilerini etkilemesi kaçınılmazdır. Üretim sistemlerinin esnek bir yapıya sahip olması küresel anlamda başarı yakalamada anahtar bir strateji olarak görülmeye başlanmıştır. Bu kapsamda üretim sistemleri planlanırken ve dizayn edilirken sistem parametrelerinin tam ve doğru olarak belirlenmesi ve tanımlanması çok önemlidir. Çünkü rekabet avantajının sağlanmasında üretim işletmeleri için, içsel mekanizmaların geliştirilmesi ve sahip olunan ekipmanların optimum şekilde düzenlenmesi büyük önem taşımaktadır. Teknolojik gelişimler neticesinde bilgisayarların da işlevselliğinin artması ile bu kapsam çerçevesinde yeni yöntemler geliştirilmiş ve modeller oluşturularak sistem analizi gerçekleştirilmiştir. Tüm bunlar dikkate alınarak hazırlanan tez çalışmasının amacı, Petri ağlarını ve simülasyon tekniğini kullanarak bir pantolon üretim hattının analizi ve modellemesi gerçekleştirilerek elde edilen bulgular neticesinde üretim hattının dengelemesidir. Çalışmada CPN tools programı ile Petri ağları modeli oluşturulmuştur. Arena Programında oluşturulan simülasyon modeli ile üretim sistemindeki darboğaz noktaları belirlenmeye çalışılmıştır. Daha sonra bu iş öğesindeki ve diğer iş öğelerindeki darboğazın engellenmesi için her bir modülde ayrı ayrı hat dengeleme çalışması yapılmıştır. Elde edilen bulgulara dayanılarak, genel bir değerlendirme yapılmış ve üretim sisteminin iyileştirilmesine yönelik önerilerde bulunulmuştur.
Stratejik örgütsel küçülmenin işgören performansına etkisi: Burundi'de bir işletme uygulaması
Günümüzün ve geleceğin en değerli varlıkları olan insan sermayesi, örgütler için başarı ve hedeflere ulaşma yolunda en güçlü değişkendir. Bir örgüt her ne kadar değerli ve kıymetli varlıklara, sermaye ve ham maddeye sahip olsa da yetenekli, ehliyetli ve kabiliyetli çalışanları olmadığı süre zarfında sürdürülebilir rekabetçil üstünlük sağlaması imkansızdır. Bu sebeple de işgören performansını elde tutulması ve onların bağlılık düzeyinin artırılması örgütler için en önemli hedeflerden biridir. Yapılan araştırmalarda adanmış çalışanların daha yüksek performans göstererek örgüt hedeflerine daha çok katkıda bulunduğunu ve örgütte daha uzun süre kalarak çalışma arzusu gösterdiği sonuçlarına varmıştır. Küçülme stratejisi kavramı 1980'lerden itibaren literatürde görülmeye başlanmıştır. Organizasyonun performansını, verimliliğini, rekabet gücünü ve esnekliğini arttırmak; planlanan malzeme ve insan kaynakları azaltmak da dahil olmak üzere küçültme stratejisi artık kurumlar tarafından sıklıkla kullanılıyor. İstenen sonuçları ve hedefleri doğru bir şekilde elde etmek için bu yöntem ayrıntılı olarak ele alınmalıdır. Azaltmanın kurumun genel stratejisine uygun olması için, azaltımın örgütün açık bir şekilde planlanmış ve tanımlanmış uzun vadeli vizyonunun bir parçası olmalıdır. Organizasyonun küçülmeden sonra hedeflerine ulaşamamasının en önemli nedeni, küçültme sürecinde örgütsel bağlılık, stres belirtileri, güven ve performans ile ilişkilendirilmektedir. Organizasyonların yeniden yapılanma eğiliminin kuruluş ve çalışanlardaki azalma üzerinde önemli bir olumsuz etkisi vardır. İşten çıkarmalar çalışan üzerinde psikolojik, sosyolojik ve finansal etkiler yaratır. Bu çalışmada, çalışanların azaltılmasının etkileri ayrıntılı olarak ele alınmıştır. Burundi'deki kamu işletmelerinin çalışanlarının küçülme sonrası nasıl etkilendiğini belirlemek için örnek bir anket yapılmıştır. Anketten elde edilen verilerin analizi SPSS programı ile istatistiksel olarak yapılmıştır. Elde edilen verilerin sonucunda çeşitli önerilerde bulunulmuştur. Araştırma bulgularına göre küçülme, çalışanların performansını ve örgütsel bağlılıklarını olumsuz etkilemekte ve güvensizlik, öfke, stres, çatışma ve bırakma niyeti yaratmaktadır. Bu tez kapsamında örgütsel küçülme ile işgören performansı arasındaki ilişki ele alınmış ve aynı zamanda, örgütsel küçülmenin işgören performansı üzerindeki etkisi incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: örgütsel küçülmesi, işgören performansı, güven, stres, örgütsel bağlılık.