4,668

Archived Theses

9

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

Türkiye ile Batı Afrika ülkeleri arasındaki ekonomik ilişkilerin dünü, bugünü ve geleceği

15 Kasım 1884 - 26 Şubat 1885 tarihleri arasında gerçekleştirilen Berlin Batı Afrika Konferansı ile birlikte Batı Afrika'nın büyük bir kısmı Fransa'ya bırakılmıştır. 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren ise bölge ülkeleri yavaş yavaş bağımsızlıklarını kazanmaya başlamışlardır. Ancak bağımsızlık sonrasındaki dönemde Batı Afrika ülkeleriyle Türkiye arasındaki ticari ilişkiler hemen başlamamıştır. Ülke ülke değişmekle birlikte genel olarak 1980'li yıllarda başlayan ticari ilişkiler, Türkiye'nin özellikle 2000 sonrasında Afrika Kıtası'na yönelik önemli adımlar atmaya başlamasıyla birlikte ivme kazanmıştır. Bu doğrultuda 1998 yılında Afrika Eylem Planı kabul edilmiş, 2005 yılı "Afrika Yılı" ilan edilmiş, iş konseyleri kurulmuş ve Türkiye-Afrika Ortaklık Zirveleri ile birlikte İş ve Ekonomi Forumları düzenlenmiştir. Bu gelişmeler çerçevesinde bölge ülkeleriyle ticari olarak yakınlaşmaya başlayan Türkiye'nin Batı Afrika'ya yönelik ilgisi, karşılıklı ekonomik çıkarların ön planda olduğu bir temel üzerine inşa edilmektedir. Bu açıklamalar doğrultusunda bu çalışmada yaklaşık olarak elli yıllık bir dönemde meydana gelen ticari ilişkiler ve özellikle Türkiye'nin bölgedeki yatırımları incelenmiştir. Mevcut durumu ortaya koyan bu incelemeler sonucunda ise Türkiye ile Batı Afrika ülkeleri arasındaki ticari ve yatırım ilişkilerinin geliştirilmesine yönelik birtakım önerilerde bulunulmuştur.

Seda Şahin
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Turizm ve ekonomik büyüme arasındaki ilişki: AB ülkeleri üzerine bir araştırma

Turizm, gelir ve istidam yaratması, ödemeler dengesini etkilemesi, turizm faaliyetlerinden kaynaklanan vergi gelirlerini artırması, turizm ile doğrudan ya da dolaylı olarak ilişkili sektörlerdeki altyapı yatırımlarını teşvik etmesi gibi çeşitli kanallar aracılığıyla ekonomik büyümeyi etkilemektedir. Avrupa Birliği (AB), dünyanın en fazla turist çeken destinasyonları arasında yer almaktadır. Ayrıca, turizm AB ekonomisinde en büyük sektörlerden biridir. Bu bağlamda, çalışmanın amacı 20 AB ülkesinde turizmin ekonomik büyüme üzerindeki etkisinin 1995-2020 dönemini içeren verilerle Genişletilmiş Ortalama Grup Tahmincisi (AMG) ile incelenmesidir. Ayrıca, çalışmada sermaye birikiminin, emeğin ve COVID-19'un ekonomik büyüme üzerindeki etkileri araştırılmaktadır. AMG tahmincisinden elde edilen ampirik bulgular, turizmin ekonomik büyüme üzerinde pozitif bir etkiye sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Benzer şekilde, sermaye birikiminin ve emeğin ekonomik büyümeyi artırdığı tespit edilmiştir. Bu bulgu, AB ülkelerinde turizm sektörünü destekleyen, sermaye birikimini teşvik eden ve emek piyasasının verimliliğini artıran politikaların ekonomik büyüme hedefinin gerçekleştirilmesinde kilit bir rol oynadığına işaret etmektedir. Ayrıca, çalışmada COVID-19'un ekonomik büyümeyi olumsuz etkilediği tespit edilmiştir. Bu bulgu, COVID-19 ile mücadele kapsamında alınan tedbir ve kısıtlamaların ekonomik büyümeyi daraltıcı bir etki yarattığını ortaya koymaktadır. Bu doğrultuda, sürdürülebilir ekonomik büyümenin sağlanabilmesi için kriz yönetimine yönelik politika ve stratejilerin geliştirilmesinin önemi ön plana çıkmaktadır.

Ekonomik büyümeTurizm
Şerife Obut
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Gelir eşitsizliği üzerine üç makale

Bu tez, gelir eşitsizliğini kurumsal iktisat çerçevesinde ele alan ve birbirini tamamlayan üç makaleden oluşmaktadır. 2002–2021 döneminde 52 ülkeyi kapsayan panel veriye dayanan çalışma sırasıyla (i) eşitsizliğin belirleyicilerinde içsellik sorununu gözeten bir temel model, (ii) kurumsal kaliteyi rejim ayırıcı bir unsur olarak kullanarak doğrusal olmayan panel eşik yaklaşımı ve (iii) kültürel unsurları kurumlarla etkileşim içinde değerlendiren bir çerçeve sunmaktadır. Böylelikle, eşitsizliğin çok boyutlu yapısı farklı yöntemlerle sınanarak bütüncül bir analiz ortaya konmaktadır. İlk makale, iki aşamalı en küçük kareler (2SLS) yöntemiyle eşitsizliğin temel belirleyicilerini içsellik yanlılığından arındırarak tahmin etmektedir. Bulgular, kurumsal kalite, teknoloji, eğitim ve ticari açıklığın eşitsizliği azalttığını; finansal özgürlüğün ise eşitsizliği artırdığını göstermektedir. Bu sonuçlar, politika tasarımında yapısal kurumların ve beşerî sermayenin güçlendirilmesinin önceliğine, aynı zamanda finansal serbestleşmenin dağılım etkilerinin dikkatle yönetilmesi gerektiğine işaret etmektedir. Ampirik kurgusu açısından, modelleme sürecine yapılan vurgu; politika yapımında doğru değişken tanımının, doğru politika hedeflerinin belirlenmesini kolaylaştırdığını göstermektedir. İkinci makale, eşik değişkeninin endojen olmasına olanak tanıyan bir panel eşik yöntemiyle, kapsayıcı kurumlar ile sömürücü kurumlar rejimlerinin eşitsizlik dinamiklerini farklılaştırdığını göstermektedir. Her iki kurumsal rejimde de kurumsal kalite artışı eşitsizliği azaltır; ancak etki, yakınsama hipoteziyle uyumlu olacak biçimde, sömürücü kurumların bulunduğu ülkelerde daha büyüktür. Bu bulgu da, sömürücü bağlamlarda rant ve ayrıcalıkları kıran kurumsal reformların önceliklendirilmesini; kapsayıcı bağlamlarda ise finansal derinleşmenin yeniden dağıtım ve makro-ihtiyati çerçeveyle ince ayarını gerektirmektedir. Üçüncü makalede kültür, Hausman–Taylor tipindeki hibrit panel yaklaşımıyla kurumsal yapı ile birlikte ele alınır. Kültürün etkisi genel örneklemde zayıf görünmekle birlikte, bu etkinin ülkelerin kurumsal kalite seviyesine göre farklılaştığı tespit edilmiştir. Sömürücü kurumsal yapılara sahip ekonomilerde kültürel normlar gelir dağılımını etkilemezken, kapsayıcı yapılarda güç mesafesinin yükselmesi eşitsizliği artırmaktadır. Bu çerçevede kültür, bağlamdan bağımsız statik bir belirleyici değil, kurumların kapsayıcılığı arttığında etkisi görünür hâle gelen bir unsur olarak değerlendirilmelidir; bu nedenle kurumsal reformlar yalnızca ekonomik performansı iyileştirmek için değil, kültürel normların toplumsal sonuç doğurabilmesini mümkün kılacak kurumsal zemini tesis etmek açısından da kritik önemdedir.

Gelir eşitsizliğiKurumsal kalite
Utku Ölmez
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Kripto para, enerji tüketimi ve karbon emisyonu arasındaki ilişkinin analizi

Bu çalışma, kripto para madenciliğinin enerji tüketimi ile karbon emisyonu arasındaki ilişkiyi zamansal ve nedensel bağlamda analiz etmeyi amaçlamaktadır. Kripto paraların özellikle "Proof of Work" (PoW) konsensüs mekanizmasıyla çalışan sistemlerde yüksek enerji tüketimine yol açtığı ve bu durumun çevresel sürdürülebilirlik açısından ciddi sorunlara neden olduğu literatürde sıkça vurgulanmaktadır. Ancak mevcut çalışmalar çoğunlukla enerji tüketimi ve karbon salımı arasındaki ilişkiyi statik modellerle değerlendirmekte; zaman-frekans temelli değişkenlik ve dışsal risk faktörlerinin etkisini göz ardı etmektedir. Bu bağlamda tez, söz konusu ilişkiyi daha derinlemesine anlamak ve mevcut literatürdeki metodolojik boşlukları gidermek üzere yapılandırılmıştır. Araştırma kapsamında, 2010–2021 dönemine ait günlük frekansta Bitcoin enerji tüketimi, karbon emisyonları, hash rate, kripto para fiyatları, piyasa volatilitesi (VIX), jeopolitik risk endeksi (GPR), ekonomik belirsizlik endeksi (EPU) ve iklim riski (PRI) gibi değişkenlerden oluşan geniş kapsamlı bir veri seti kullanılmıştır. Analizlerde zaman-frekans düzeyinde ilişkiyi ölçmek amacıyla Wavelet Transform Coherence (WTC) yöntemi; çoklu dışsal değişkenlerin enerji tüketimi üzerindeki etkisini tahmin etmek amacıyla ise Nonlinear Autoregressive with Exogenous Inputs (NARX) modeli uygulanmıştır. Elde edilen bulgular, enerji tüketimi ile karbon emisyonu arasında uzun vadeli ve pozitif yönlü anlamlı bir ilişki olduğunu ortaya koymaktadır. Ayrıca, jeopolitik ve ekonomik risk göstergeleri ile iklim riskinin, enerji tüketimi üzerinde anlamlı etkileri bulunduğu ve bu dışsal faktörlerin enerji-emisyon ilişkisini dönemsel olarak yönlendirdiği tespit edilmiştir. Bu sonuçlar, yalnızca teknik değil, aynı zamanda ekonomik ve politik düzlemde de çevresel etki analizinin yapılması gerektiğini göstermektedir. Tez, çoklu değişkenli ve zamana duyarlı modellerle gerçekleştirdiği analizlerle hem akademik literatüre özgün bir katkı sunmakta hem de çevresel sürdürülebilirlik politikaları açısından bütüncül değerlendirme imkânı sağlamaktadır.

BitcoinEnerji tüketimiKarbon emisyonu+5
Seçil Altın
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye ekonomisinde sürdürülebilir refah ve ekonomik performansla ilişkisi

Bu çalışma kapsamında, sürdürülebilir refah kavramının avantajları ve dezavantajları Türkiye perspektifinden ele alınarak tartışılacaktır. Çalışmanın temel amacı, Türkiye'de uygulanan politikaların sürdürülebilir bir üretim yapısı oluşturmak, sosyal yapıyı iyileştirmek, ekonomik istikrarı sağlamak ve gelir dağılımında adil bir düzen kurarak bu refah yapısını gelecek nesillere aktarmak hedeflerine ulaşmadaki başarısını ortaya koymaktır. Bu doğrultuda çalışmada, sürdürülebilir refahı ölçmek için kullanılan uluslararası endeksler açıklanacak, bu endekslerin avantaj ve dezavantajları ortaya konulacak ve Türkiye'nin refah göstergeleri incelenecektir. Türkiye'nin sürdürülebilir refah göstergeleri, ekonomik performans verileri 2000-2023 dönemi için ele alınacaktır. Anılan dönem incelendiğinde , Türkiye'de sürdürülebilir bir yapıya olan ihtiyaç net bir şekilde görülmektedir. Bu nedenle, ekonomik yapı başta olmak üzere hukuk, eğitim, sağlık, enerji ve inovasyon gibi alanlarda refah seviyesini artırmak adına yapısal reformlara ihtiyaç duyulmaktadır. Kalkınma planları doğrultusunda sürdürülebilir bir refah ortamı oluşturulmalı ve bu ortam gelecek nesillere aktarılmalıdır. Anahtar Kelimeler: Sürdürülebilirlik, Refah, Sürdürülebilir Refah Araştırma Alanı: Ekonomi, Finans

Ahmet Mustafa Kaplan
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi'nin Nevşehir kent ekonomisine katkıları

Bu tezde, Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi'nin Nevşehir il ekonomisine olan katkıları nicel ve nitel veriler ışığında analiz edilmiştir. Araştırmanın temel amacı, üniversite öğrencilerinin ve üniversitenin genel faaliyetlerinin kent ekonomisine sağladığı doğrudan ve dolaylı etkileri ortaya koymaktır. Bu kapsamda, üniversite öğrencileriyle yapılan anket çalışmasından elde edilen veriler kullanılarak öğrencilerin aylık harcama kalemleri (beslenme, barınma, ulaşım, giyim, kültürel etkinlikler vb.) detaylı şekilde incelenmiş ve bu harcamaların toplam ekonomik büyüklüğü hesaplanmıştır. Ayrıca, harcama düzeylerinin cinsiyet, aile geliri ve öğrenim durumu gibi demografik değişkenlere göre farklılaşıp farklılaşmadığı istatistiksel analizlerle test edilmiştir. Elde edilen bulgular, üniversite öğrencilerinin kentte önemli bir ekonomik hareketlilik yarattığını ve özellikle hizmet, konut ve ulaşım sektörlerinde ciddi bir talep oluşturduğunu göstermektedir. Üniversitenin varlığı, sadece doğrudan harcamalar yoluyla değil, aynı zamanda istihdam yaratma, yerel işletmelerin gelişimi ve sosyal-kültürel canlılık gibi dolaylı etkilerle de kente önemli katkılar sunmaktadır. Sonuç olarak, üniversitenin Nevşehir ekonomisine olan katkısının sürdürülebilir kalkınma açısından stratejik bir öneme sahip olduğu tespit edilmiştir. Araştırma bulguları, yerel yönetimler ve politika yapıcılar için üniversite-şehir iş birliğinin güçlendirilmesi ve öğrenci dostu politikaların geliştirilmesi yönünde öneriler sunmaktadır.

Mikro iktisat teorisiSerbest piyasa ekonomisi
Mustafa Ellialtı
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye'de bölgesel yoksulluk ve gelir adaletsizliği

İnsanlık tarihi boyunca, bireyler temel gereksinimlerini karşılamak ve eksikliklerini gidermek amacıyla çeşitli çabalar sarf etmiş; bu süreç, günümüzün modern toplum yapısının inşasını mümkün kılmıştır. Bu bağlamda, gelir dağılımında adaletin sağlanması ve yoksulluğun azaltılması temel hedefler arasında yer almış; bu hedeflere ulaşmak amacıyla milli gelirin artırılması, toplumsal huzur, refah, barış ve adaletin tesisi amaçlanmıştır. Ancak sosyolojik açıdan değerlendirildiğinde, gelir dağılımında yaşanan adaletsizliklerin toplumlar üzerinde olumsuz etkiler yarattığı görülmektedir. Yoksulluğun nedenlerine ilişkin açıklamaların yetersizliği, bu sorunun çözümüne yönelik politika geliştirilmesini zorlaştırmaktadır. Oysa bireylerin sosyal güvenlik, sağlık ve eğitim hizmetlerinden eşit şekilde yararlanabilmesi, yaşamsal faaliyetlerini sürdürebilmeleri açısından temel bir hak olarak kabul edilmelidir. Ülkelerin karşılaştığı enflasyon ve ekonomik krizler, sadece gelir dağılımını değil, aynı zamanda istihdam düzeyini ve genel ekonomik yapıyı da olumsuz etkilemektedir. Bu nedenle, kriz dönemlerinde ülkelerin etkili politikalar geliştirerek gerekli önlemleri alması ve olası zararları asgari düzeye indirmesi beklenmektedir. Fırsat eşitliğinin sağlanması durumunda, yoksulluğun azaltılması mümkün olabilecektir. Ancak üretim faaliyetlerine katılım ve topluma faydalı hizmetlerde bulunma çabası, gelir dağılımındaki adaletsizlik nedeniyle sınırlanmakta ve bu durum yoksulluğu daha da derinleştirmektedir. Bu çalışmada, Türkiye'deki 26 bölgeye ait 2014–2022 dönemi panel veri seti kullanılarak gelir eşitsizliği ile yoksulluk arasındaki ilişki analiz edilmiştir. Temel Bileşenler Analizi (PCA) yöntemiyle oluşturulan Yoksulluk Endeksi; gelir eşitsizliği, tüketici enflasyonu, ticari açıklık, okuma-yazma bilmeyen nüfus oranı ve net göç hızı değişkenleri aracılığıyla modellenmiştir. Ampirik analizde sabit etkiler modeli tercih edilmiş, yatay kesit bağımlılığı, otokorelasyon ve değişen varyans sorunlarına karşı Driscoll-Kraay dirençli standart hatalar yöntemi uygulanmıştır. Elde edilen bulgular, gelir eşitsizliği ile tüketici enflasyonunun yoksulluk üzerinde pozitif yönde etkili olduğunu göstermektedir. Buna karşılık, ticari açıklık, okuma-yazma bilmeyen nüfus oranı ve net göç hızı değişkenlerinin yoksulluğu azaltıcı yönde etkide bulunduğu tespit edilmiştir. Modelin determinasyon katsayısının %65,9 düzeyinde olması, bağımsız değişkenlerin yoksulluk üzerindeki etkilerini açıklamada güçlü bir yapıya sahip olduğunu göstermektedir.

Kamuran Yıldız
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

2008 küresel finans krizi üzerine üç makale

Bu çalışma, finansal krizlerin dinamiklerini ve ekonomik etkilerini incelemeyi amaçlamaktadır. Özellikle, 2008 Küresel Finansal Krizi'nin Türkiye ve dünya genelindeki yansımalarına odaklanan üç farklı makale çalışmasından oluşmaktadır. İlk bölüm de, finansal krizlerin türleri, nedenleri ve sonuçları ele alınmış; dünya ve Türkiye'deki finansal krizlerin etkileri tarihsel bir perspektifle değerlendirilmiştir. Krizlerin küresel ve yerel etkilerinin yanı sıra bölgesel yansımaları da incelenmiştir. İkinci bölüm de, 2008 Küresel Finansal Krizi'nin Türkiye'deki BIST 100 Endeksi ile petrol fiyatları, altın fiyatları ve döviz kuru arasındaki ilişkisi ARDL modeli kullanılarak analiz edilmiştir. Çalışma, kriz öncesi, kriz dönemi ve kriz sonrası olmak üzere üç farklı dönemde bu ilişkilerin nasıl değiştiğini incelemiştir. Bu analiz, Türkiye'deki finansal piyasalara etkileri anlamayı ve yatırımcı davranışlarını açıklamayı hedeflemiştir. Üçüncü bölüm de, Avrupa Birliği'ne üye ve üye olmayan OECD ülkelerinin 2005-2012 dönemindeki tahvil faizleri ile petrol fiyatları, altın fiyatları ve döviz kuru arasındaki ilişki panel veri analizi yöntemiyle incelenmiştir. Çalışmada, iki grup ülkeye odaklanılarak kriz dönemi etkilerindeki farklılıklar araştırılmıştır. Sonuç olarak, çalışma, finansal krizlerin küresel piyasalardaki değişimlerin etkisiyle Türkiye ve dünya ekonomilerinde derin izler bıraktığını ve krizlerin bölgesel farklılıklar yarattığını ortaya koymaktadır.

Ekonomik krizFinansal kriz
Melek Kıdemli
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

FED faiz politikalarının Türkiye ekonomisine etkileri üzerine üç makale

Bu tezde, Amerika Birleşik Devletleri Merkez Bankası'nın (FED) faiz politikalarının Türkiye'nin finansal piyasaları üzerindeki etkileri incelenmektedir. Özellikle 2008 küresel finansal krizinin ardından, FED'in faiz oranları, nicel genişleme programları ve diğer para politikası araçlarının Türkiye gibi gelişmekte olan ekonomilerdeki ekonomik istikrarı ve finansal piyasaları nasıl etkilediği ele alınmıştır. Tez üç bölümden oluşmaktadır. Üç bölümde de 2008 Ekim ile 2021 Aralık dönemine ait verilere kullanılarak kantil regresyon yöntemi ile analizler yapılmıştır. İlk bölümde, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın (TCMB) faiz kararlarının FED'in para politikalarından nasıl etkilendiği araştırılmıştır. Bu bölümde ayrıca Tüketici Fiyat Endeksi verisi de analize dahil edilmiştir. İkinci bölümde, FED'in para politikalarının BIST 30 Endeksi üzerindeki etkileri incelenmiştir. Ayrıca bu bölümde USD Endeksi de açıklayıcı bir veri olarak analize dahil edilmiştir. Üçüncü bölümde ise, FED'in para politikalarının Türkiye'ye yapılan dolaylı yatırımlar üzerindeki etkileri incelenmiş, Bağımlı değişken olarak Türkiye'ye yapılan dolaylı yatırımlar, bağımsız değişkenler ise FED faiz oranı ve Korku Endeksidir (VIX). Çalışmada; FED'in faiz oranlarındaki değişimlerin Türkiye'nin finansal piyasaları üzerinde yalnızca döviz kuru ve sermaye akışları açısından değil, aynı zamanda ekonomik istikrar ve finansal volatilite üzerinde de etkiler yarattığı tespit edilmiştir.

Zeynep Evin Olgun
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Finansal gelişme, doğrudan yabancı yatırımlar ve ekonomik büyüme: Panel eşik regresyon yaklaşımı

Bu çalışmada, doğrudan yabancı yatırımların (DYY) ve finansal gelişmenin ekonomik büyüme üzerindeki etkileri, 91 ülkeyi kapsayan ve 2001–2023 dönemine ait veriler kullanılarak incelenmiştir. Literatürde yaygın olarak benimsenen "gelişmiş-gelişmekte olan ülke" ayrımı yerine, gayrisafi yurt içi hasılaya (GSYİH) dayalı nesnel bir eşik değeri belirlenmiş ve ülkeler bu değerin altında veya üstünde yer almalarına göre sınıflandırılmıştır. Bu yaklaşım, toplulaştırma yanlılığı riskini azaltarak farklı gelir düzeylerindeki ülkelerde DYY ve finansal gelişmenin büyüme üzerindeki etkilerinin karşılaştırılmasına olanak tanımaktadır. Analiz sonuçları, düşük gelir rejiminde DYY'nin ekonomik büyümeyi negatif yönde etkilediğini göstermektedir. Buna karşılık, yüksek gelirli ülkelerde DYY'nin büyüme üzerindeki etkisi negatif olmakla birlikte istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır. Finansal gelişme değişkeni ise her iki gelir rejiminde de büyümeyi pozitif yönde etkilemiştir. Finansal piyasaların derinliği, tasarrufların yatırımlara etkin biçimde yönlendirilmesini, risklerin çeşitlendirilmesini ve kaynak tahsisinin verimliliğini artırarak ekonomik büyümeyi desteklemektedir. Bununla birlikte, düşük gelirli ülkelerde finansal gelişmenin büyümeye katkısının daha belirgin olduğu, yüksek gelirli ülkelerde ise bu etkinin marjinal olarak azaldığı görülmektedir. Bu bulgu, finansal sistem belirli bir olgunluk düzeyine ulaştığında büyümeye yaptığı katkının giderek sınırlanabileceğini ortaya koymaktadır.

Doğrudan yabancı sermaye yatırımlarıEkonomik büyümeFinansal gelişme
Rıza Öztürk
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Geçiş ekonomilerinde finansal gelişme, küreselleşme ve yoksulluk ilişkisi: Panel veri analizi

Küreselleşme, hayatın her alanında etkisini hissettiğimiz çok boyutlu bir gelişim sürecidir. Tüm dünyanın hızlı bir şekilde entegre olduğu bu süreçte yaşanan gelişim ve dönüşümden bütün ülkeler aynı oranda yararlanamamışlardır. Başka bir deyişle ülkelerin kurumsal yapıları, dışa açık olup olmadıkları, yabancı sermaye girişlerinin kısıtlı olup olmaması gibi etkenlerden dolayı bazı ülkeler bu sürece hızlı bir şekilde adapte olurken, bazı ülkeler için ise bu durum daha yavaş ilerlemektedir. Fakat küreselleşme sadece fırsatlar cennetinden ibaret olan bir olgu da değildir. Bu sürecin fırsatları kadar riskleri de olan bir süreç olduğu unutulmamalıdır. Özellikle küreselleşme ile birlikte sıkça kullanılan yoksulluk kavramı literatürde oldukça sık değinilen ve arafta kalınan bir durumu yansıtmaktadır. Başka bir deyişle, acaba küreselleşme yoksulluğu azaltmada etkili midir, yoksa tam tersine bu süreç yoksulluğu artırmakta mıdır? Bu çerçevede bu çalışma, küreselleşmenin yoksulluk üzerindeki etkilerini söz konusu sürecin sürükleyici dinamikleri olan finansal gelişme ve teknolojik yeniliğin yoksulluk üzerindeki etkilerini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Bu doğrultuda, planlı ekonomiden serbest piyasa ekonomisine geçiş yapan seçilmiş geçiş ekonomileri; Avrupa Birliği'ne girenler ile SSCB'den ayrıldıktan sonra Bağımsız Devletler Topluluğu'na (BDT) katılan ülkeler olarak iki grup halinde incelenmektedir. Küreselleşmenin yoksulluk üzerindeki etkileri söz konusu ülkeler için 1997-2018 dönemine ait veriler kullanılarak panel veri yöntemiyle analiz edilmektedir. Analizden elde edilen bulgular, AB'ye üye olan geçiş ekonomisi ülkelerinde uzun dönemde küreselleşme, teknolojik yenilik ve finansal gelişmişlik yoksulluğu azaltmaktayken, SSCB'den ayrılan ve sonradan BDT'de yer alan ülkelerde küreselleşme, teknolojik yenilik ve finansal gelişme kısa dönemde yoksulluğu azaltmakta etkili, uzun dönemde ise yoksulluğu azaltmada etkili olmadığına işaret etmektedir.

Finansal gelişmeGeçiş ekonomisiKüreselleşme+4
Ayşe Ünsal
Necmettin Erbakan University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de askeri harcamalar ve ekonomik büyüme ilişkisi üzerine amprik bir analiz

Bireylerin birbirlerine üstünlük sağlama içgüdüsü zamanla toplulukların ve ülkelerin diğeri karşısında güçlü konuma geçme isteğini doğurmuştur. Bu gelişmelerin bir sonucu olarak ülke yöneticileri geçmişten günümüze her dönemde ulusal sınırlar içinde yaşayan vatandaşların güvenliğini sağlamak için askeri harcama yapmışlardır. Savunmaya daha fazla kaynak tahsisi ekonomik birtakım sorunlara neden olurken, az kaynak tahsisinin milli güvenliği tehlikeye sokabilme ihtimali mevcuttur. Bu doğrultuda iç ve dış güvenliğin sürekli sağlanması için askeri harcamaların optimal bir düzeyde belirlenmesi önem arz etmektedir. Bu araştırmanın amacı, Türkiye'de 1960-2022 döneminde askeri harcamalar ve ekonomik büyüme arasındaki nedensellik ilişkisini ampirik olarak test etmektir. Bu kapsamda değişkenler arası nedensellik ilişkisi, dört yöntem aracılığıyla incelenmiştir. Ampirik analiz neticesinde Toda ve Yamamoto (1995) ve Hatemi-J (2012) asimetrik nedensellik testleri, incelenen dönemde Türkiye'de askeri harcamalar ve ekonomik büyüme arasında geri bildirim hipotezinin geçerli olduğunu ve iki değişken arasında çift yönlü nedenselliğin bulunduğunu göstermiştir. Ancak Hacker ve Hatemi-J (2006) simetrik nedensellik testi ve Nazlıoğlu vd. (2016) Fourier Toda-Yamamoto nedensellik testleri, ekonomik büyümeden askeri harcamalara tek yönlü nedenselliğin varlığına işaret etmiştir. Bu bulgu, incelenen dönem için Türkiye'de Keynesyen hipotezin doğrulanmadığına işaret etmektedir.

Askeri savunma
Tayfun Şahin
Necmettin Erbakan University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kredi garanti fonunun makroekonomik etkileri: Türkiye örneği

Bu tez, kredi garanti sistemlerinin önemini ve etkisini incelemektedir. Kredi, modern ekonomilerin vazgeçilmez bir unsuru olup, bireylerin ve işletmelerin finansal ihtiyaçlarını karşılamasına imkân tanır. Bu bağlamda, kredi, ekonomik aktiviteyi canlandırarak üretkenliğin ve toplumsal refahın yükseltilmesinde katkı sağlamaktadır. Krediye erişimin zorlaştığı durumlarda, kredi garanti sistemleri devreye girerek bu erişimi kolaylaştırarak ekonomik canlanmayı destekler. Türkiye'deki Kredi Garanti Fonu (KGF), ekonomik büyümeyi desteklemenin yanı sıra, işletmelerin finansal dalgalanma ve belirsizliklerden minimum etkilenmesini sağlama ve her ölçekteki işletmeye eşit finansman erişimi sunma konularında kritik bir rol oynamaktadır. Çalışmada, Türkiye'de KGF'nin 2017-2023 dönemine ait aylık verilerle makroekonomik göstergelere nasıl bir etkide bulunduğu incelenmiştir. Sanayi üretimi, ihracat ve reel döviz kuru gibi temel ekonomik değişkenler üzerindeki KGF kredilerinin kısa ve uzun dönemli etkileri, ekonometrik modelleme teknikleriyle araştırılmıştır. Bu analiz sonucunda, KGF'nin makroekonomik istikrarı destekleyici bir etkisinin olabileceğini, ancak tek başına yeterli olmadığını göstermektedir. Çalışma, konu hakkında literatüre katkıda bulunmayı amaçlamaktadır ve bu alanda yapılan diğer çalışmalarla karşılaştırıldığında Türkiye özelinde önemli bir referans noktası oluşturmaktadır.

Ekonometrik analizKredi Garanti FonuKredi garantileri+1
Muhammed Ahmet Özdoğan
Necmettin Erbakan University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Orta Afrika ülkelerinde ortak para alanının ticaret ve gelir üzerindeki etkileri

Avrupa Para Birliğinin doğuşu ile birlikte, ekonomik ve parasal birliklere olan ilgi artış göstermiştir. Nitekim bu birliğin ortaya çıkardığı faydaların görülmesi sonucunda, yeni para birlikleri alanlarının kurulmasına yönelik düşünceler çoğalmıştır. Para birlikleri, üye ülkelerin kendi para politikalarını uygulanmamalarını ve döviz kurunu makroekonomik ayarlamaların bir aracı olarak kullanmamaları beraberinde getirmektedir. Ancak diğer taraftan uluslararası işlemlerin maliyetini düşürerek ticareti ve açıklığı teşvik etmektedir. Bu çalışmanın amacı; Orta Afrika Ülkelerinde ortak para alanını inceleyerek CEEAC ülkelerinin CEMAC'a dahil olduklarında ortaya çıkacak ticaret ve büyüme etkilerini incelemektir. Bu amaç doğrultusunda ticaret yerçekimi modeli ve büyüme denklemi modeli kullanılmıştır. Elde edilen bulgular para birliğinin ticareti artırırken; büyümeyi olumsuz şekilde etkileyeceğini göstermiştir

Afrika ülkeleriBüyümeEkonomik büyüme+6
Abdallatıf Mahamat Yacoub
Necmettin Erbakan University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Kapitalist iktisadi düzene bir eleştiri: İslami ekonomi ve finansal alternatifler

Bugün yaşadığımız tüm ekonomik buhranların ve bu buhranların yarattığı sosyal problemlerin temeli, bütün kurumları, ahlakı ve zihniyeti ile önce iktisadi yapıya ve sonra bireyden topluma tüm hücrelerimize kadar işlemiş olan kapitalizmdir. Kapitalizm, kitle üretim anlayışı ile güçlenmiş ve ihtiyaç sınırlarını aşan bu üretimin, tüketimin pompalanması yoluyla piyasada emilmesi, tüketim toplumunun ortaya çıkmasına neden olmuştur. İhtiyacın sınırlı olduğu, tüketimin de israf kavramı ile sınırlandırıldığı, faizin olmadığı ve zekatın bir adil bölüşüm mekanizması olarak sisteminde yer bulduğu İslam iktisadı, sözü edilen ekonomik ve sosyal problemlerin çözümünü kendi özünde barındırmaktadır. İslam ekonomisinde, adil bölüşüm, felaha erme, verimliliği ve üretkenliği artırma, birey ve toplum çıkarları arasında dengeye ulaşma gibi birtakım politika amaçları mevcuttur. Söz konusu politika hedeflerine ulaşırken bir politika aracı olan İslami finans, ribanın olmadığı, İslam'ın haram olarak nitelediği yollardan edinilmemiş kazançlardan oluşan, spekülasyon, bahis ve kumara dayanmayan, ticari bir işlemi içeren finansal ağ yapılarıyla sınırlıdır. İslami finans sektörü ise, günümüz ekonomik şartlarında, bir İslam ekonomisinin varlığını sürdürebilmesi için hayati önem taşımaktadır. Bu öneme atfen, dünya ve Türkiye örnekleminde faizsiz finansa ilişkin mevcut konjonktür ele alınmıştır. Türkiye'de katılım bankacılığına ilişkin SWOT Analizi yapılarak, katılım bankalarının güçlü ve zayıf yönleri ile, kendilerine dönük fırsat ve tehditler değerlendirilmiştir. Katılım bankaları, reel varlıklar üzerinden işlemlerini yürütmekle, daha riskten uzak bir yapı sergilerken, müşterilere bu nedenle daha az finansal enstrüman ve daha fazla bürokratik işlem sunmaktadır. Kendi alanlarına özgü akademik çalışmalar ve alan eğitimi ile işgücüne dahil olan mezunlar açısından da dezavantajlı bir konumdadırlar. İnançları gereği kendilerine başvurmuş KOBİ ağırlıklı, sadakatli müşteri yapıları ise en önemli güçlü yönlerinden biridir.

Kapitalist ekonomiKapitalizmKatılım bankacılığı+3
Mücahide Küçüksucu
Necmettin Erbakan University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Havayolları ikram sektöründe orta ve uzun vadeli talep analizi

Bu çalışmada havayolu ikram sektörünün çeşitli açılardan incelenmesi ve bu sektörün faaliyet hacminin temel göstergesi olarak belirlenen yıllık toplam yolcu sayılarının Türkiye genelinde 2020 yılı sonuna kadar olan dönem için tahminlenmesi amaçlanmaktadır. Sektörün dünyadaki ve Türkiye'deki yapısı, firmaların pazar payları üzerinden Herfindahl-Hirschmann indeksi yardımıyla incelenmiştir. Havacılık sektörü ekonomik krizlerden, savaşlardan ve terör olaylarında yoğun bir şekilde etkilenen hassas bir sektördür. Organizayon ve operasyon süreçlerinin yapısının gelecekteki büyüklüğüne karar verebilmek amacıyla da kullanabilecek bu tahminleme için ARIMA modelleri kullanılmıştır.

Ekonometrik analizHava yollarıHava yolu işletmeleri+6
Aziz Onur Aladağ
İstanbul Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessEN

The impacts of foreign direct investments on economic growth in Turkey: 1980-2015

Foreign direct investments (FDI) in Turkey have expanded rapidly following the liberalization programme initiated in the early 1980s. Turkey has accomplished a record level in terms of its performance to attract FDI in post-2000 era. The study aims to explore the impacts of the FDI on economic growth during the years 1980 to 2015 using time series analysis. The annual data of the gross domestic product (GDP), FDI inflows, direct investments, and foreign trade announced by TURKSTAT, CBRT and Ministry of Development were employed in the study. According to the results of the analysis, the Augmented Dickey Fuller unit root test results suggest that the variables are non-stationary at levels, but become stationary in the first differences. Through the Johansen Co-integration test, it has been found that there is long-run relationship between GDP and other variables, and the effect is statistically significant. Finding of Granger causality states that there is a bidirectional causality between FDI and GDP. The results of this study imply that a positive change in the level of FDI is likely to increase the production of goods and services in Turkey.

Foreign direct investmentsEconomic growthEconomic effect+4
Sema Onaran
İstanbul Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Finansal gelişme ve yoksulluk arasındaki ilişki: Türkiye üzerine ampirik bir inceleme

Küresel bir sorun haline gelen yoksulluk tüm dünyanın gündeminde yer almaktadır. Yoksulluk sorunuyla mücadelede farklı politikalar uygulanabilmektedir. Yoksullukla mücadelede birçok mekanizma kullanılmakta ve bu yolla yoksulluk en aza indirilmeye çalışılmaktadır. Finansal gelişme bu mekanizmaların arasında yer almaktadır. Finansal araçların çeşitli olması ve bu araçların herkes tarafından kullanılması, fon akışının güvenli ve hızlı bir şekilde gerçekleşmesi finansal gelişmeyi ifade etmektedir. Bu çalışmanın amacı, Türkiye'deki yoksulluk ve finansal gelişme boyutunu ele aldıktan sonra finansal gelişmenin yoksulluk üzerindeki etkisini ampirik analiz yoluyla incelemektir. 1980-2022 dönemine ait yıllık veriler kullanılarak analiz yapılmıştır. Analiz değişkenlerinden yoksulluk bağımlı değişken iken finansal gelişmede bağımsız değişkendir. Elde edilen sonuçlar doğrultusunda finansal gelişme ile yoksulluk arasında Johansen-Eşbütünleşme testinde eşbütünleşme ilişkisi bulunmuştur. Uzun dönem katsayı tahminini tespit etmek amacıyla FMOLS ve DOLS yöntemleri kullanılmış ve değişkenler arasında pozitif ilişki belirlenmiştir.

EşbütünleşmeEşbütünleşme testleriFinansal gelişme+3
Seher Uygur
Mardin Artuklu University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Döviz kuru ve dış ticaret ilişkisinde J-Eğrisi etkisinin incelenmesi: Türkiye örneği

İhracata dayalı büyüme stratejisi, ülkelerin kalkınma hedeflerinin gerçekleştirilmesinde önemli bir unsur olmuş, ülkelerin imalat sanayilerinin ihracat yapılarında verimliliğe ve teknolojiye dayalı çeşitli farklılıklar yaratmıştır. Küreselleşmenin olgunlaşması ve ihracata dayalı büyüme politikalarının gelişmesi ile birlikte döviz kuru ve dış ticaret ilişkisi giderek önem kazanmaya başlamış, bunun yanında katma değerli üretim, ekonomik büyüme için önemli bir unsur haline gelmiştir. Fakat özellikle gelişmekte olan ülkelerde katma değerli üretimin az olması, ihracat mallarının ithal ara malı girdilerinden oluşması gibi sorunların varlığı durumunda, dalgalı veya sabit kur rejimlerinde, olası bir kur şoku durumunda yerli malı yabancı mal karşısında reel olarak değer kaybedecektir. İktisat literatüründe, kur şokları karşısında ilgili malın ihracatında kısa dönemde olumsuz bir etki görülürken, uzun dönemde olumlu bir etki oluşacağı düşüncesi J-Eğrisi Etkisi olarak adlandırılmaktadır. OECD, imalat sanayi ürünlerini teknolojik yoğunluğuna göre yüksek, orta-yüksek, orta-düşük ve düşük teknoloji şeklinde dört farklı kategoriye ayırarak sınıflandırmaktadır. İhracat mallarındaki bu sınıflandırmayla birlikte, Türkiye'nin reel geliri, ilgili yabancı ülkenin reel geliri ve ikili reel döviz kuru değişkenleri arasındaki olası simetrik/asimetrik kısa ve uzun dönemli ilişkiler, 2003Q1-2020Q4 dönemi için çeyreklik veriler kullanılarak 4 farklı teknoloji yoğunluğuna göre, gruba dahil edilen ülkeler örneği için ARDL/NARDL sınır testi yöntemleri ile incelenmiştir. Kısa dönem hata düzeltme modeline göre: Düşük teknoloji yoğunluğuna göre imalat sanayinde ABD ve yüksek teknoloji yoğunluğuna göre imalat sanayinde Almanya örnekleri kısa dönemde J-Eğrisi Etkisinin varlığını desteklerken uzun dönem denklemine göre: Orta-yüksek teknoloji yoğunluğa göre imalat sanayinde Fransa örnekleri J-Eğrisi Etkisinin uzun dönemde varlığını desteklemektedir.

ARDLDöviz kuruJ eğrisi+4
Bestehan Ergül
Pamukkale University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Hisse senedi fiyatları ile döviz kuru ilişkisi: Borsa İstanbul endekslerinde uygulama

Dünyada gerek bireysel gerekse kurumsal yatırımcılar farklı yatırım araçlarını tercih etmektedir. Yatırım araçları bu tercihe göre arz talep dengesi uyarınca birbirini etkiler niteliktedir. Önemli yatırım araçlarından olan hisse senedi ve döviz kuru da dolaylı yoldan dahi olsa birbiriyle ilişkisi bulunmaktadır. Hisse senedi ile döviz kuru ilişkisine dair kabul gören çeşitli teoriler bulunmaktadır. Bu teorilerden birbirinin karşıtı niteliğinde Geleneksel Yaklaşım ve Portföy Dengesi Teorisi olmak üzere iki teori öne çıkmaktadır. Geleneksel Yaklaşıma göre hisse senedi döviz kurundan pozitif yönlü etkilenirken, Portföy Dengesi Teorisinde döviz kuru, hisse senedinden negatif etkilenmektedir. Yapılan çeşitli çalışmalarda dünya borsalarında iki ana teoriden hangisinin geçerli olduğu ülkelere göre farklılık göstermektedir. Bu çalışmada Borsa İstanbul'da hangi yaklaşımın geçerli olduğunun, sektör endeksleri bazında yaklaşımların farklılık gösterip göstermediğinin ortaya konulması amaçlanmıştır. Bu bağlamda 2010:01-2020:12 dönemine ait aylık BIST-100, BIST Mali, BIST Sınai, BIST Hizmetler ve BIST Teknoloji endeksi verilerinin nominal ABD doları/TL kuruna karşı ilişkisi incelenmiştir. Yöntem olarak Granger nedensellik, Johansen eşbütünleşme, CCR, DOLS, FMOLS analizleri kullanılmıştır. Çalışmaya konu olan beş endeksin dolar/TL kuruyla eşbütünleşme ilişkisinin olduğu ve dolar kurundan BIST endekslerine doğru tek yönlü pozitif bir ilişkinin varlığı tespit edilmiştir. Buna göre Borsa İstanbul'da ve Borsa İstanbul'un sektör ana endekslerinde Geleneksel Yaklaşımın geçerli olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

Borsa İstanbulDöviz kuruEn küçük kareler yöntemi+6
Mehmet Serdar Çığır
Pamukkale University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye–Afrika dış ticaret ilişkileri ve büyüme etkisi: Burundi örneği

Bu çalışma Türkiye-Afrika arasındaki ticari ilişkileri Afrika ülkeleri bağlamında incelemeyi hedeflemektedir. Geçtiğimiz dönemlerde pek çok Afrika ülkesi dışa dönük ekonomi anlayışı çerçevesinde hızlı bir büyüme sürecine girmiş ve bu süreçte Türkiye-Afrika ticari ilişkileri sürekli gelişmiştir. Ampirik çalışmada, Türkiye - Burundi için 1994-2018 dönemindeki verilerle ihracat, ithalat ve ekonomik büyüme arasındaki nedensellik ilişkisi araştırıldı. Birim kök testi sonuçlarına göre sonuçları ihracat, ithalat ve ekonomik büyüme arasında uzun dönem denge ilişkisinin olduğunu gösterdi. Seriler eş bütünleşik olduklarından, nedensellik testinin yapılması için vektör hata düzeltme modeli kullanılmıştır. Hata Düzeltme Modeline göre, Ekonomik büyümeden ihracata ve ithalattan ihracata doğru bir nedensellik ilişkisi olmasına rağmen ihracattan ve ithalattan büyümeye doğru bir nedensellik ilişkisi söz konusu değildir.

AfrikaBurundiEkonomik büyüme+7
Francoıs Ndayıshımıye
Pamukkale University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

İllerin vergi performansının mekansal analiz yöntemiyle ölçülmesi

Klasik OLS tahmincilerinin modellemeye komşuluk ilişkilerini dahil etmemesi sınırların kalktığı Dünya'da doğru analizler yapmamıza engel olabilmektedir. Ülkelerin, bölgelerin hatta şehirlerin bile birbirinden etkilendiği ve bu etkilerin modellere dahil edildiği mekânsal ekonometri 20. yüzyılın ikinci yarısında ortaya çıkmış olmasına rağmen son yıllardaki teknolojik gelişmelerin sayesinde sosyal bilimlerde daha sık karşımıza çıkmaktadır. Bu tez çalışmasında, tarih boyunca devletlerin en önemli gelir kaynağı olan vergilerin, teknolojinin yardımıyla ve coğrafi olarak uygulanan farklı politikalarla arttırılması için mekânsal bir analiz yapılmıştır. Yapılan testler sonucunda verilere en uygun model olan mekânsal Durbin Modeli (SDM) seçilmiştir ve analiz sonucunda bağımsız değişkenlerden dışa açıklık ve kişi başı gelir vergi gelirlerini pozitif yönde etkiliyorken, tarımın GSYH'ye oranı negatif yönde etkilemektedir.

Mekansal analizMekansal ekonometri yaklaşımıVergi gelirleri+3
Erhan Haluk Ergül
Pamukkale University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Wagner Kanunu'nun geçerliliğinin test edilmesi

Kamu harcamaları ile ekonomik büyüme arasındaki ilişkinin araştırılması son zamanlarda tüm dünyada en ilginç konulardan biri haline gelmiştir. Bu çalışmada, 1970-2019 dönemini kapsayan yıllık zaman serileri kullanılarak Ruanda ekonomisinde Wagner Kanunu'nun geçerliği olduğunu incelenmiştir. Çalışmanın serilerin 1994 yılında meydana gelen kırılma nedeniyle analiz yaparken Gregory-Hansen eşbütünleşme ve Tado-Yamamoto nedensellik testi kullanılmıştır. Ancak bu analizinde, Johansen eşbütünleşmesi ve Granger nedenselliği incelenmek de faydalı olmuştur. Analizin sonuçlarına göre, Johansen Eşbütünleşme testinde sadece Pryor (1968), Musgrave (1969) ve Mann (1980) modelindeki değişkenler, uzun vadede ilişkisi sahiptir. Gregory-Hansen testinde ise, herhangi Wagner Yasası'nın modelinin değişkenlerin uzun vadeli ilişkileri vardır. Nedenselliğin sonuçlarına bakıldığında,Granger testinde Gupta ve Musgrave verisyonu Keynesyen Hipotezi desteklerken pryor verisyonu tersi sonucuyla Wagner Yasası'nı geçerli olduğunu göstermiştir. Öte yanda, Toda-Yamamoto testinde sadece Gupta modeli anlamlığı olup Keynesyen Hipotezi desteklenmiştir.

Ekonomik büyümeEşbütünleşme testleriGranger Nedensellik Testi+6
Jacques Nshımyumuremyı
Pamukkale University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

İmalat sanayi sektöründe Türkiye'nin AB'ye ihracatının teknoloji yoğunluğuna göre analizi: Panel veri yöntemi

Dünya ekonomisinde yaşanan hızlı değişim, uluslararası düzeyde yaşanan rekabeti daha yoğun hissedilir hale getirmiştir. Bu durum, sektörlerin ve ülkelerin hem rekabet güçlerini analiz etmelerine hem de uluslararası pazarda başarılı olmak için daha fazla yeni strateji geliştirme çabalarına girişmelerine yol açmıştır. Bu çalışmanın ana amacı, ülkelerin rekabet gücünü etkileyen faktörlerin belirlenmesi, bu faktörlerin etki düzeylerinin tespit edilmesi ve rekabetin etkilerini ülke lehine artırmak için etkin bir rekabet politikasının gerekliliklerinin ortaya konmasıdır. Bu tez çalışmasında bu kapsamda, Türkiye'nin sektörel ihracat payını etkileyen faktörlere ve imalat sanayinin alt sektörlerinin ihracat rekabet yapısına odaklanılmış; sektörlerin rekabet gücü göstergelerine dayalı bir sektörel pazar payı analizi yapılmıştır. Bu amaçla Türkiye'nin uluslararası rekabet gücü düzeyi, Türkiye'nin en önemli dış ticaret ortağı olan ve ticaretinin önemli bir oranını kapsayan Avrupa Birliği (AB) pazarındaki payı üzerinden sektörel düzeyde ortaya konmuştur. Türkiye'nin imalat sanayi sektörü mevcut uluslararası teknoloji sınıflandırmasına bağlı olarak gruplandırılmış ve her gruptaki sektörlerin ihracat performanslarının belirleyicileri 2007Q1-2021Q4 dönemi için üç model üzerinden panel veri analizi kullanılarak tespit edilmiştir. 23 alt sektörün pazar paylarının bağımlı değişken olarak belirlendiği bu üç modelde pazar payının önemli belirleyicileri olarak maliyet-verimlilik, arz ve karşı ülkenin talebi gruplandırılarak çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışmadan elde edilen bulgular, sektörel rekabet gücü belirleyicilerinin sektörler arasında farklılık gösterdiğini ve ayrıca sektörlerin özellikle düşük teknoloji grubunun rekabet gücünün fiyat rekabetçiliğine dayandığını, bu sebeple fiyat-maliyet avantajının korunmasının önemli olduğunu ima etmektedir.

Avrupa BirliğiPanel veri modelleriPanel yöntemi+6
Emine Tuğbanur Ciğeroğlu
Pamukkale University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye ve dünyada çalışan yoksulluğu

Bu çalışmada, yoksulluğun çalışanlar özelindeki değişimi ve dönüşümü ile Türkiye'de çalışan yoksulların tanımlanması ve ülke genelindeki dağılımları ve etkilendiği faktörler araştırılmıştır. Türkiye için uygulanan analizler mikro ekonometrik yöntemler, gelişmekte olan ülkelerin ve en az gelişmiş ülkelerin yer aldığı uygulamalarda ise makro yöntemler kullanılmıştır. İlk olarak mikro veri seti üzerinden Türkiye için çalışan yoksul tanımlaması yapılmış ve çalışan yoksul oranları hesaplanmıştır. Aynı bölümde Lojistik Regresyon Analizi yöntemi ile Türkiye'de çalışan yoksulluk riskini etkileyen faktörler incelenmiştir. Erkeklerde kadınlara göre çalışan yoksul olma riski daha yüksektir. 15-24 yaş aralığında çalışanların yoksul olma riski diğer yaş gruplarına göre daha yüksek iken 45 yaştan sonra çalışan yoksul olma riski azalmaktadır. Kayıt dışı istihdam çalışan yoksul olma riskini arttırmaktadır. Eğitim düzeyindeki artışlar ile çalışan yoksul olma riski azalmaktadır. Daha sonra 1997-1998 eğitim öğretim yılında yürürlüğe giren 8 yıllık kesintisiz zorunlu eğitimin, çalışan yoksullara ait gelir üzerindeki etkileri Fuzzy Regresyon Süreksizlik Tasarımı yöntemi ile araştırılmıştır. Bir yıllık ilave eğitim ile çalışan yoksullara ait fert başına düşen gelir artmıştır. Bir sonraki bölümde, bölgeler arası iç göç ve Suriyeli dış göç üzerinden göçün etkileri incelenmektedir. Bölgeler arası alınan ve verilen göçün çalışan yoksul oranlarını arttırdığı ve çalışan yoksul oranları açısından bölgeler arası mekânsal etkileşim olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Suriyeli sığınmacıların göç ettiği Güneydoğu Anadolu bölgesinde göç ile çalışan yoksullara ait hanehalkı toplam harcanabilir geliri ve fert başına düşen gelirde artış yaşanmıştır. Buna paralel olarak fert başına düşen gelirin yoksulluk sınırına olan uzaklığında azalma görülmüştür. Ayrıca sosyal yardımlarda da azalma görülmüştür.

Bulanık regresyonDeneyim tasarımıFarkların farkları+7
Nurgül Evcim
Pamukkale University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Finansal piyasalarda kripto para uygulamaları üzerine üç deneme

Kripto paraların finansal piyasalar ile ilişkisinin incelendiği bu çalışma üç aşamadan oluşmaktadır. Çalışmanın tamamında kripto para değişkenleri olarak piyasaya ilk çıkan ve piyasa değeri yüksek olan Bitcoin, Ethereum ve Litecoin değişkenleri incelenmiştir. Çalışmanın ilk aşamasında, üç kripto para piyasasında zayıf formda piyasa etkinliğinin geçerliliği doğrusal ve doğrusal olmayan birim kök testleriyle incelenmiş olup, güncel analizlere göre bu piyasalarda zayıf formda etkinliğin geçerli olmadığı sonucuna varılmıştır. Çalışmanın ikinci ve üçüncü aşamasında, kripto paraların portföy çeşitlendirme aracı olup olmadığı incelenmiştir. İkinci aşamada kripto paralar ile kıymetli metaller arasındaki ilişki KSS(2006) doğrusal olmayan eşbütünleşme yöntemiyle incelenmiştir. Çalışmada kıymetli metaller olarak altın, gümüş ve platin değişkenleri analize dahil edilmiştir. Çalışmanın sonucunda kripto paralar ile kıymetli metaller arasında uzun dönemde doğrusal olmayan bir eşbütünleşme ilişkisi olduğu ve dolayısıyla kıymetli metaller için kripto paraların portföy çeşitlendiricisi olmadığı tespit edilmiştir. Ayrıca bu piyasalarda yarı-güçlü formda etkinlik geçerli değildir. Çalışmanın üçüncü aşamasında ise kripto paralar ile pay piyasaları arasındaki volatilite ilişkisi CCC-GJR GARCH yöntemiyle incelenerek kripto paraların portföy çeşitliliği test edilmiştir. Pay piyasası değişkenleri olarak, Bist100, Dow Jones ve S&P500 hisse senetleri kullanılmıştır. Ardından bu piyasalar arasındaki ilişkinin yönünü belirlemek için Granger nedensellik testi uygulanmıştır. Yapılan analiz sonucunda kripto paraların dow jones ve S&P500 hisse senetleri ile karşılıklı etkileşimlerinin güçlü olduğu ve bu pay piyasaları için kripto paraların portföy çeşitlendiricisi olabileceği tespit edilmiştir. Çalışmanın tamamında 02/01/2017-29/10/2021 dönemleri arasında beş günlük veriler kullanılmıştır.

Birim kök testleriEkonometrik analizEşbütünleşme+6
Şencan Felek
Pamukkale University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Demokrasi, ticaret ve eşitsizlik arasındaki karşılıklı ilişkiler: Gelişen ülkeler örneği

Gelir eşitsizliğinin giderek arttığı günümüz ekonomilerinde üretim ve gelir artışında sürekliliği sağlamak kadar elde edilen gelirin adil paylaşımı da oldukça önemlidir. 1980'li yıllardan sonra dünya ticaret hacminde önemli artışlar yaşanırken diğer yandan Avrupa, Asya, Afrika ve Latin Amerika'da demokratik rejimlere geçiş öne çıkmaktadır. Söz konusu olumlu gelişmelere karşın 21. yüzyılın başından itibaren gerek ülkelerin kendi içinde gerekse ülkeler arasında artan gelir eşitsizlikleri, temel ekonomik sorunların en önemlileri arasında yer almıştır. Bu kapsamda çalışmamızda ticaret, demokrasi ve gelir eşitsizlikleri arasındaki karşılıklı ilişkiler teorik ve uygulamalı olarak analiz edilmek istenmiştir. Çalışmamızda gelir dağılımı değişkeni olarak Gini katsayısı, ticaret değişkeni olarak ticari açıklık oranları ve demokrasi değişkeni olarak V-Dem Enstitüsü tarafından derlenen 5 temel demokrasi indeksi kullanarak bir uygulama yapılmış olmakla birlikte, tezin kapsamı bağlamında liberal demokrasi verileri kullanarak elde edilen sonuçlar kullanılmıştır. Gelişen ülkelerin verileri 1995-2020 yılları için Kónya bootstrap panel nedensellik analizi gerçekleştirilmiştir. Yapılan analiz sonucunda elde edilen bulgular şöyle sıralanabilir: i) Brezilya ve Macaristan'da herhangi bir nedensellik ilişkisi gözlemlenmezken, Kolombiya, Çin, Çekya, Yunanistan, Güney Kore, Peru, Türkiye ve Güney Afrika'da demokrasiden eşitsizliğe doğru nedensellik ilişkisi olduğu, Kolombiya'da ise liberal demokrasi indeksi ve katılımcı demokrasi indeksinde nedenselliğin çift yönlü olduğu diğer taraftan Mısır, Filipinler ve Polonya'da gelir eşitsizliğinden demokrasi düzeylerine doğru bir nedensellik ilişkisi olduğu sonucuna ulaşılmıştır. ii) Çin, Çekya, Hindistan, Meksika, Peru, Türkiye'de demokrasiden ticarete bir nedensellik ilişkisi olduğu, Güney Kore, Filipinler ve Polonya'da ise ticaretten demokrasiye bir nedensellik ilişkisi olduğu sonucuna ulaşılmıştır. iii) Şili, Kolombiya, Yunanistan, Endonezya, Güney Kore, Malezya Peru, Tayland ve Türkiye'de ticari açıklıktan eşitsizliğe doğru nedensellik ilişkisinin bulunduğu, Çin ve Meksika'da ise eşitsizlikten ticari açıklığa doğru nedensellik ilişkisinin bulunduğu sonucuna ulaşılmıştır. iiii) Demokrasi ve ticari açıklığın eşitsizlik üzerinde olumsuz etkiye sebep olduğu durumlar incelendiğinde Güney Afrika hariç diğer ülkelerde demokrasi seviyesinin azaldığı durumlarda ticari açıklığın arttığı, ticari açıklığın azaldığı durumda ise demokrasi seviyesinin arttığı, demokrasi ve ticaretin her ne kadar tek başına eşitsizliği azalttığı ya da arttırdığı sonucuna varılmış olsa da demokrasi ve ticaretin eşitsizlik üzerindeki etkilerinin birbiri ile bağlantılı olduğu çalışmanın dikkat çeken bir sonucudur. Güney Afrika'da ise eşitsizliğin bu derece yüksek olmasının altında etnik ayrımcılık gibi farklı etkenler de bulunmaktadır. Elde edilen bu sonuç bize demokrasi ve ticaretin birlikte güçlendirilmesi durumunda gelir dağılımı adaletini olumlu şekilde etkileyeceğini, analize dahil edilen ülkelerin yapısı birbirinden farklı olsa da, demokrasi ve ticari açıklık eşitsizliğin önemli belirleyicileri olduğu göstermektedir. Dolayısıyla bu sonuç gelir dağılımı eşitsizliğinin tek bir reçetesinin olmadığını, diğer yandan her ülkenin yapısına uygun tedbirlerin alınması gerektiğini göstermektedir. Ayrıca demokrasiden eşitsizliğe doğru nedensellik ilişkisine rastlanılması demokrasi düzeyindeki gelişmelerin istikrarlı ve sürekli bir yapı sergilemesi durumunda gelir adaletinde önemli iyileşmelerin ortaya çıkabileceğini göstermektedir.

Ayrıntı
Selver Akşit Dede
Pamukkale University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

OECD ülkelerinde tarımsal destekleme politikalarının tarımsal verimlilik üzerindeki etkisi

Tarımsal faaliyetler; insanların ihtiyaç duyduğu besinlerin üretilmesi, sanayiye sağlamış olduğu hammadde kaynakları, ülkelerin önemli ihracat kalemleri arasında olması ve istihdam alanlarıyla çok eski tarihlerden günümüze önemini korumuştur. Bu tez çalışmasında, OECD ülkelerinde uygulanan tarımsal desteklerin tarımsal verimlilik üzerine etkisinin analizinin yapılması hedeflenmiştir. Çalışmada kullanılan teknikler; birimler arası etkinlikleri değerlendirmek için kullanılan, özellikle çok girdili ve çok çıktılı hesaplama süreçlerine izin vermesi sebebiyle de başlıca veri analizi tekniği olan Veri Zarflama Analizi (VZA) ve Tobit model kullanılmıştır. Tobit model kullanılmasının sebebi ise, VZA ile elde edilen etkinlik skorlarının (0-1) aralığında değişmesi ve bu nedenle klasik EKK tahminin sapmalı sonuçlar türetecek olmasıdır. VZA sonuçları incelendiğinde etkinsiz olan ülkelerin girdi kullanımlarının dağılımlarındaki dengesizlik etkinsizliği ortaya çıkarmaktadır. Tobit model sonuçlarında ise uygulanan tarımsal destekler içerisinde doğrudan üreticiye yapılan ve fiyat destek hedefi ile uygulanan politikalar pazar fiyatları üzerinde istikrarsızlığa ve verimlilik üzerinde negatif etkiye sebep olduğu görülmüştür. Doğrudan üreticiye verilmeyen Ar-Ge, eğitim, pazarlama ve tanıtım gibi Genel Hizmet Desteklerinin ise etkinliğe olumlu yansıdığı gözlemlendi.

Mehmet Can Karakaya
Pamukkale University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessEN

The economic situation of the Ottoman State state at the begining of 20th century

In this thesis, economic structure of Ottoman State and The Great Economic Powers are analyzed from the beginning of 19th century until First World War. It investigates economic performances and conditions that led to the First World War between the years of 1800 and 1913. The effects of industrial revolutions and modernization on Ottoman economy are also investigated in a detail manner along with other economic consequences. The main findings show that the collapse of Ottoman State was the results of administrative errors from the beginning of 1908. In addition, this thesis revealed that Ottoman State realized an economic growth between 1800 and 1913. Keywords: Ottoman State, Great Economic Powers, Economic Performances, Growth Rates

Large economiesEconomic historyEconomic growth+6
Bora Altay
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
DoctorateOpen AccessEN

Consumer credits and the efficiency of monetary policy in Turkey

The main aim of this study is to understand how the growth of consumer credit has changed the effect of monetary policy on household consumption in Turkey. For this purpose, the hypothesis that the growth of consumer credit has weakened the ability of monetary policy to affect household consumption behavior has been examined with a variety of empirical evidence. Firstly, the argument that the consumer credit to smooth consumption makes monetary policy less effective in Turkey has been tested. The empirical results showed that after the growth in consumer credit volume, consumption behaves consistently with the permanent income hypothesis. Household behavior is less sensitive to short-run changes in monetary policy because they can access credit more easily and smooth their consumption. Secondly, the argument that households are less liquidity constrained with credit cards and so, monetary policies have no effect on consumption behavior in Turkey has been tested. According to traditional view of banking credit channel; consumers using credit card are in a liquidity constraint so, they more sensitive to the interest rates and also to the monetary shocks. However, the empirical results shows the opposite of the traditional view. Consumers are not only in a liquidity constraint but also they use credit cards as an instrument to stabilize monetary policy shocks.

HouseholdCredit cardsCredits+3
Koray Göksal
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
DoctorateOpen AccessEN

Forecasting economic and financial variables with factor models: the case of Turkey

In this thesis, industrial production growth, core inflation and change in the stock market index are forecast using a large number of domestic and international indicators. Two methods are employed to deal with the curse of dimensionality problem stemming from the availability of ever growing data sets: factor models and forecast combination. Determining the best performing models requires a comprehensive analysis of the sensitivity of the forecast performance of factor models to various modelling choice. In this respect, effects of factor extraction method, number of factors, data aggregation level and forecast equation type on the forecasting performance are analyzed. Effect of using certain data blocks such as European Union variables and interest rates on the forecasting performance is evaluated as well. Out-of-sample forecasting exercise is conducted for two consecutive periods to assess the stability of the forecasting performance. Results show that best performing specifications change with the type of the variable that one wants to forecast, with forecast horizon and with the sample that is used to evaluate the out-of-sample forecasting performance. Factor models perform better than combination of the bi-variate forecasts. Comparing models with alternative specifications shows that effect of modelling choices are not mutually independent. Hence, it is concluded that there is no "one size fits all approach" in forecasting with factor models. Thus, using a dynamic approach to continuously evaluate models from different dimensions is important in the forecasting process. Key Words: Forecasting, Factor models, Principal components.

Stock exchange indexVariabilityEconomic variables+7
Mahmut Günay
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Parasal kriz teorileri ve determinantlarının analizi: Türkiye ekonomisi

1980'li yıllarda Latin Amerika ülkeleri olan Arjantin, Şili ve Urugay ekonomilerine yönelik spekülatif saldırılar ile 1990 yılı sonrasında yaşanan Finlandiya, İsveç, Meksika, Güney Doğu Asya, Rusya, Arjantin ve Brezilya ekonomilerinde yaşanan parasal krizler bu krizlerin ortaya çıkış nedenlerini açıklamaya yönelik parasal nesil modellerinin oluşturulmasına zemin hazırlamıştır. Latin Amerika ülkelerinde yaşanan parasal krizler ile ilgili uygulamalı çalışmalar, 1990 yılı ve sonrasında yaşanan parasal krizlerin ortaya çıkışındaki öncü göstergelerin belirlenmesine yönelik ampirik çalışmalar yapılmasına da katkı sağlamıştır. Genel kabul görmüş parasal kriz temel göstergeleri; döviz kurunda aşırı dalgalanmalar, gecelik faizlerde yaşanan aşırı yükselmeler, döviz rezervlerinde önemli miktarda azalmalar olarak sıralanabilir. Bu göstergelerden hangi makroekonomik değişkenlerin parasal krize neden olacağı konusunda tam bir görüş ortaklığı oluşturulamamıştır. Bu çalışmada parasal krizlere yönelik oluşturulan nesil modellerinin teorik bilgilerinin ele alınmasının ardından, Türkiye ekonomisine yönelik spekülatif baskı endeksi hesaplamasına yer verilerek parasal krizlerin determinantlarının tespit edilmesi sağlanmıştır. Bu amaçla Probit modeli yöntemiyle parasal krize neden olabilecek makro değişkenler tahmin edilmeye çalışılmıştır daha sonra bu model yardımıyla çalışmada kullanılan makroekonomik değişkenlerin parasal kriz üzerindeki marjinal etki katsayıları hesaplanmış ve bu değişkenlerin parasal krizlerle ilişkileri Türkiye ekonomisi için yorumlanmaya çalışılmıştır. Anahtar kelimeler: Parasal kriz, parasal krizin ön ve temel göstergeleri, parasal kriz nesil modelleri, spekülatif baskı endeksi, probit modeli.

Ekonomik krizFinansal krizKriz teorisi+5
Güzin Hümeyra Balakar
Osmaniye Korkut Ata University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Döviz kuru belirsizliğinin makroekonomik etkileri: Türkiye örneği

1973 yılında Bretton Woods sisteminin çökmesiyle birlikte ülkeler esnek döviz kuru sistemine geçmişlerdir. Esnek döviz kuru sisteminin sonuçlarından olan döviz kuru belirsizliği ülkeler için önemli bir iktisadi sorun haline gelmiştir. Döviz kurlarında görülen bu belirsizlik enflasyon, faiz, ödemeler dengesi ve ekonomik büyüme gibi makroekonomik göstergeleri etkileyebilmektedir. Bu çalışmada, döviz kuru belirsizliği ve döviz kuru belirsizliğinin makroekonomik değişkenlere olan etkileri teorik ve ampirik olarak incelenmiştir. Çalışmanın Türkiye ekonomisi için döviz kuru belirsizliğinin makroekonomik etkilerini sınamak amacıyla 1991:Q4-2020:Q1 dönemi döviz kuru belirsizliği, tüketici fiyat endeksi, reel sanayi üretim endeksi, mevduat faiz oranı ve cari işlemler dengesi değişkenleri kullanılmıştır. Döviz kuru belirsizliği ile makroekonomik değişkenler arasındaki olası ilişkileri ortaya koymak amacıyla Pesaran vd. (2001) tarafından geliştirilen sınır testi yaklaşımı kullanılmıştır. Bu amaçla öncelikle kısıtlanmamış hata düzeltme modeli kullanılmıştır. Son olarak aralarında koentegre ilişkisi olduğuna karar verilen seriler arasındaki uzun dönemli ilişkinin yönünü ve büyüklüğünü belirlemek amacıyla, gecikmesi dağıtılmış otoregresif model oluşturulmuştur. Çalışmada döviz kuru belirsizliği ile reel sanayi üretim endeksi hariç, enflasyon, faiz oranı ve cari işlemler dengesi arasında uzun dönemli bir ilişki bulunmuştur. Ancak uzun dönem ilişkinin yönü ve büyüklüğü sadece faiz oranı için ortaya konulabilmiştir. Anahtar kelimeler: Döviz Kuru Belirsizliği, Sınır Testi Yaklaşımı, ARDL Modeli, Kısıtlanmış Hata Düzeltme Modeli

ARDL Sınır TestiDenge döviz kuruDöviz kuru+3
Yıldız Manış
Osmaniye Korkut Ata University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Döviz kuru ve dış ticaret ilişkisi: Türkiye üzerine bir inceleme

Uluslararası ticaret ve sermaye akımlarında yaşanan olumlu gelişmeler ülkeler arasındaki ticaretin artmasına yol açmış ve döviz kurlarının dış ticaret ile ilişkisi ön plana çıkmıştır. Dış ticaret açığına sahip olan bir ülke olarak Türkiye'de dış ticaretin önemli belirleyicilerinden biri olan döviz kurunun etkisinin incelenmesi önem arz etmektedir. Bu durum çalışmanın kaleme alınmasında motivasyon kaynağı olmuştur. Çalışmada, Türkiye'de döviz kuru ile dış ticaret arasındaki ilişkiyi analiz etmek amacıyla ihracat, reel efektif döviz kuru, yurt dışı gelir ile ithalat, reel efektif döviz kuru ve yurt içi geliri esas alan iki ayrı model oluşturulmuştur. 2002 Ocak ile 2022 Ekim ayları arasındaki dönemi kapsayan veriler yardımıyla durağanlık analizleri yapılmış, sonrasında Vektör Otoregresif (VAR) Modeli, Johansen Eşbütünleşme Testi ve Granger Nedensellik analizi kullanılmıştır. Yapılan analizler sonucunda, ihracat modeline bakıldığında: i) Johansen Eşbütünleşme Testine göre seriler arasında eşbütünleşme ilişkisi olmadığı ii) FMOLS ve DOLS sonuçlarına göre katsayıların pozitif ve anlamlı olduğu, iii) Granger Nedensellik analizi sonuçlarına göre yalnızca ihracattan yurt dışı gelire tek yönlü nedensellik bulunduğu sonucuna ulaşılmıştır. İthalat modeline bakıldığında ise: i) Johansen Eşbütünleşme Testi'ne göre seriler arasında 1 adet eşbütünleşme ilişkisi olduğu, ii) FMOLS ve DOLS sonuçlarına göre katsayıların pozitif ve anlamlı olduğu, iii) Granger Nedensellik analizi sonuçlarına göre reel döviz kurundan ithalata ve yurt içi gelirden ithalata tek yönlü nedensellik bulunduğu sonucuna ulaşılmıştır.

İffet Selen İpek
Osmaniye Korkut Ata University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Bankacılık sektöründeki düzenlemeler kapsamında Türkiye bankacılık sektörünün etkinliğinin analizi: Mevduat bankaları örneği

Bankacılık sektörü, diğer sektörlerden farklı olarak tüm ekonomilerle doğrudan bağlantılı ve sürekli etkileşim içinde olduğundan, bu sektörde meydana gelebilecek en küçük bir olumsuzluk veya performans düşüşü ekonomik sistem üzerinde önemli etkilere sahip olmaktadır. Bankacılık sektörünün taşıdığı kritik önem, ekonominin ana aktörlerinden biri olarak kabul edilmesine neden olur. Bankacılık sektöründe güven ortamının oluşturulması ihtiyacı, sektörün üstlendiği aracılık rolü, sektörün ekonominin genelini yansıtması, rekabetin tesis edilmesinin önemi, piyasa başarısızlıklarının büyük zararlara yol açma riski ve bunun önlenmesi ihtiyacı, sektörün krize olan duyarlılığı ve sektörün yapısının sürekli değişim ve gelişim halinde oluşu bankacılık sektöründe düzenleme ihtiyacını doğurmaktadır. Yapılan düzenlemelerin sektörde faaliyet gösteren bankaların etkinlik düzeyi üzerindeki etkisi önemli bir konudur. Bu nedenle bu çalışma Türkiye bankacılık sektöründe uygulanan düzenlemelerin bankaların etkinlik düzeyleri üzerindeki etkisinin analizini konu edinmektedir. Bu çalışmada, Malmquist toplam faktör verimlilik değişim endeksi kullanılarak, 1998-2023 dönemi içerisinde bankacılık sektöründe uygulanan düzenlemelerin ilgili dönemde aralıksız faaliyet gösteren 18 mevduat bankasının etkinliği üzerindeki etkisi analiz edilmiştir. Yapılan analiz sonucunda, uygulanan tüm düzenlemelerin teknolojik etkinlik değerlerine yansıyan iyileşme sayesinde bankaların toplam faktör verimlilik değerlerini artırdığını, yönetsel ve ölçek etkinlik düzeylerinin artırılması için mevcut düzenlemelerin yeterli olmadığı sonucuna ulaşılmaktadır.

Türk bankacılık sektörü
Sevde Ayça Bal
Osmaniye Korkut Ata University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de bütçe dengesi kaynaklı enflasyonun ampirik etkileri

Bu çalışma, 2006:1–2023:11 dönemine ait Türkiye verileri üzerinden bütçe açıklarının enflasyon üzerindeki asimetrik etkilerini incelemeyi amaçlamaktadır. Literatürde genellikle doğrusal olarak ele alınan bu ilişki, çalışmada Asimetrik ARDL (NARDL) modeli ile değerlendirilerek yön ve şiddet açısından farklı etkiler analiz edilmiştir. Kamu harcamaları ve vergi gelirleri ile temsil edilen bütçe dengesinin enflasyon üzerindeki etkisi, geleneksel birim kök testleri (ADF) ile birlikte KSS (2003) ve Hepsağ (2021) doğrusal olmayan testleri aracılığıyla veri yapısı dikkate alınarak değerlendirilmiştir. Terasvirta (1994) doğrusallık testi sonuçları, verilerin LSTAR süreci izlediğini göstermiştir. Granger nedensellik analizleri, kamu harcamaları ve vergilerden enflasyona doğru anlamlı bir nedensellik olduğunu ortaya koyarken, enflasyon ile ekonomik büyüme arasında uzun dönemli bir eş-bütünleşme ilişkisi bulunmuştur. Ampirik bulgular, bütçe açıklarının artışının enflasyonu anlamlı şekilde artırdığını; ancak açıkların azalmasının aynı düzeyde enflasyonu düşürmediğini göstermektedir. Bu asimetrik ilişki, bütçe açıklarının finansman yöntemlerinin enflasyonist etkiler üzerinde belirleyici olduğunu ortaya koymuştur. Merkez bankası kaynaklı finansmanın enflasyonist baskıları artırdığı, borçlanma yoluyla finansmanın ise faiz kanalı üzerinden ekonomik büyümeyi etkilediği sonucuna ulaşılmıştır. Elde edilen sonuçlar, maliye politikalarının tasarımında sadece açıkların düzeyi değil, aynı zamanda finansman yöntemlerinin yönlendirici rolünün dikkate alınması gerektiğini ortaya koyarak politika yapıcılar için önemli öneriler sunmaktadır.

Saliha Ecem Nur Keyf
Osmaniye Korkut Ata University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Finansallaşma ve kriz: 21. yüzyıla finansal istikrarsızlık hipotezi penceresinden bakmak

Bu tez çalışması, finansallaşmanın ekonomik yapılar üzerindeki etkilerini ve finansal krizlerin sistemsel doğasını, Hyman P. Minsky'nin Finansal İstikrarsızlık Hipotezi çerçevesinde değerlendirmeyi amaçlamaktadır. 20. yüzyılın son çeyreğinden itibaren hız kazanan finansallaşma süreci, reel sektörden kopuk bir biçimde büyüyen finansal sektörün, üretken olmayan alanlara yönelerek ekonomik kırılganlıkları derinleştirmesine neden olmuştur. Artan hanehalkı borçluluğu, gelir dağılımındaki adaletsizlikler ve spekülatif sermaye hareketlerinin hızla yayılması, bu dönemin karakteristik unsurları arasında yer almıştır. Bu bağlamda tezde, finansallaşmanın kriz üretme kapasitesi detaylı biçimde incelenmiş; 2008 Küresel Finansal Krizi ile COVID 19 pandemisinin finansal sistemde yarattığı yapısal tahribat Finansal İstikrarsızlık Hipotezi perspektifiyle analiz edilmiştir. Minsky'nin hipotezi, ekonomik genişleme dönemlerinde finansal aktörlerin risk alma eğilimlerinin artmasıyla birlikte sistemin giderek dah a kırılgan hale geldiğini ve bu kırılganlığın spekülatif ve Ponzi finansman türleriyle kurumsallaştığını ileri sürmektedir. Bu bağlamda tezde, söz konusu hipotezin günümüz koşullarında geçerliliği ele alınmış, finansal istikrarsızlığı önlemeye yönelik Keynesyen maliye politikaları, sanayi stratejileri ve finansal regülasyonların işlevi değerlendirilmiştir. Ayrıca, finansal küreselleşmenin gelişen ülkelerdeki etkileri, gelir eşitsizliği, sermaye hareketlerinin serbestliği ve merkez bankalarının rolü gibi yapısal unsurlar da tartışılmıştır. Bu çalışmanın temel amacı, finansallaşmanın kriz mekanizmaları üzerindeki etkilerini sistematik bir biçimde irdeleyerek mevcut literatürdeki kuramsal eksiklikleri gidermek ve politika yapıcılara yönelik alternatif çözüm önerileri sunmaktır. Elde edilen bulgular, sadece teorik düzlemde değil, aynı zamanda uygulamalı politika önerileri bağlamında da değerlendirilmeye açıktır.

Mehmet Kırat
Osmaniye Korkut Ata University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessEN

Analyzing the different barriers that various sectors of Zambia's small and medium enterprises encounter when accessing diverse finance alternatives

This study examines the distinct barriers encountered by Zambia's Small and Medium Enterprises (SMEs) when seeking access to diverse finance alternatives, with a particular focus on how these constraints vary across economic sectors such as agriculture, manufacturing, services, and trade. Grounded in secondary data and thematic analysis, the literature highlights that although SMEs are widely recognized as critical drivers of economic development, they are often treated as a homogenous group-overlooking sector-specific financing challenges. The findings reveal clear sectoral disparities: agricultural SMEs contend with seasonal income instability, climate variability, and commodity price fluctuations; manufacturing enterprises face limited access to long-term financing needed for capital investment, machinery, and skilled labor; service-sector SMEs are hindered by informality, weak financial records, and credit history gaps; while trade-based SMEs struggle with liquidity shortages and foreign exchange risks. Studies further highlight how gender inequality, geographic location, informality, digital exclusion, and weak institutional frameworks deepen the financing divide. Although government initiatives and alternative solutions such as microfinance and fintech platforms have made inroads, their reach remains insufficient to address the depth of these challenges. The literature concludes that SME financing challenges in Zambia are layered, systemic, and context-dependent, requiring tailored policy responses and institutional reforms. Future research should focus on developing localized, sector-sensitive strategies that address rural-urban disparities and strengthen financial inclusion across all SME categories. Keywords: SMEs, sectoral financial barriers, Zambia, access to finance, exclusion

Elıud Muwowo
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Kopenhag kriterleri açısından Türkiye ekonomisinin Avrupa Birliği`ne uyumu

YÜKSEK LİSANS TEZ OZU KOPENHAG KRİTERLERİ AÇISINDAN TÜRKİYE EKONOMİSİNİN AVRUPA BİRLİĞİ'NE UYUMU Nazım ÇATALBAŞ İktisat Anabilim Dalı Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ağustos 2000 Danışman: Prof. Dr. S. Rıdvan KARLUK Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileri, Türkiye'nin Avrupa Ekonomik Topluluğu'na ortak üyelik başvurusu ile başlamıştır. Türkiye 14 Nisan 1987'de Avrupa Topluluğu'na tam üyelik için başvurmuştur. Bu Başvuru, ekonomik ve siyasi gerekçelerle kabul edilmemiştir. 21-22 Haziran 1993 tarihlerinde toplanan Kopenhag AB Konseyi tam üyelik kriterleri belirlemiştir. Bu kriterler; demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını, azınlıklara saygıyı ve azınlıkların korunmasını teminat altına alan kurumların istikrarını sağlamak, işleyen bir pazar ekonomisine sahip olunmasının yanı sıra, AB içindeki rekabet baskısı ile piyasa güçleri karşısında durabilmek kapasitesine sahip olmak, siyasi, Ekonomik ve Parasal Birlik de dahil olmak üzere tam üyelikten kaynaklanan yükümlülüklere uyum yeteneğinde bulunmaktır. 11-12 Aralık 1999 tarihlerinde toplanan AB Helsinki Zirvesi'nde, Türkiye aday ülke olarak kabul edilmiştir. Türkiye'nin katılım görüşmelerine başlaması için siyasi kriterlere ve tam üyelik için diğer kriterlere uyması gereklidir. Türkiye'nin AB'ne entegrasyonunda en büyük sorunu makro ekonomik istikrarsızlıktır. Türkiye 9 Aralık Kararları'nın başarılı olması ve AB'nin verdiği yardımları artırması koşuluyla AB'ne uyum sağlayacaktır.

Avrupa BirliğiKopenhag KriterleriTürk ekonomisi+2
Nazım Çatalbaş
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2000
00
Master'sOpen AccessTR

Eğitim ve milli gelir düzeylerinin patent sayıları üzerindeki etkisi: OECD ülkeleri üzerinde bir çalışma

Bu tez, seçilmiş OECD ülkeleri baz alınarak eğitim ve milli gelir düzeylerinin patent üretimine etkisini analiz eden bir çalışmadır. Bu analize eğitim ve milli gelir düzeylerinin yanında, bu olguları etkileyen siyasi faktörler de eklenmiş, daha geniş bir çerçeveden bakılmıştır. Seçilmiş OECD ülkeleri için 2006-2020 yılları arasındaki veriler kullanılarak panel veri analizi ile yedi ayrı model üzerinden analiz yapılmıştır. Analiz sonucunda kişi başına düşen gayrisafi milli hasıla ve yükseköğretim mezunlarının patent üretimi üzerinde olumlu etkisi olduğu tespit edilmiştir. Siyasi faktörlerden insani gelişmişlik seviyesi, sivil özgürlükler ve basın özgürlüğü ile patent üretimi arasında olumlu bir ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

Anaakım eğitim ekonomisiEğitim ekonomisiUlusal yenilik sistemleri+1
Rıza Arda Bayırlı
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Ramsey modeli özelinde etkin büyüme ve tasarruf ilişkisi: Türkiye örneği

Bu çalışmada normatif büyüme modellerinden Ramsey Büyüme Modeli incelenmiştir. Etkin büyümeyi optimum tüketime dayandıran Ramsey, modelini kurarken dinamik optimizasyon metotlarından faydalanmıştır. Dolayısı ile çalışma dinamik optimizasyon metotlarının teorisini ve iktisadi uygulamasını da içermektedir. Ayrıca Ramsey Büyüme Modeli'ne göre Türkiye etkin iktisadi büyümeye veya denk bir soru olan optimum tüketime ulaşabilmiş midir soruları cevaplanmaktadır. Bu bakımdan kişi başı gayrisafi yurt içi hasıla serisi ile kişi başı özel tüketim nihai harcamaları serisine ait uzun dönemli ilişki zaman serisi analizi teknikleri ile araştırılmıştır. Ayrıca serilerin gelir grubu yüksek ülkeler için standart sapma değerleri ile Türkiye'nin ve aynı gelir grubunda bulunan Malezya'nın standart sapma değerleri karşılaştırılarak optimum tasarruf (tüketim) hakkında bilgi elde edilmiştir.

BüyümeBüyüme modelleriDinamik optimizasyon+7
Rabia Öcal
Hatay Mustafa Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Sahraaltı Afrika ülkelerinde kalkınma sürecinin iktisadi ve politik analizi

İktisadi kalkınma, ikinci dünya savaşının bitişinden bu yana iktisat literatüründe tartışılan bir konudur. Bu noktada tartışmalar dünya iktisadi sisteminde azgelişmiş olarak nitelendirilebilecek üç bölge üzerine yoğunlaşmakta olup bu bölgeler Latin Amerika, Güney ve Doğu Asya-Pasifik Ülkeleri ve Sahraaltı Afrika'dır. Bu üç bölgenin iktisadi kalkınma trendi incelendiğinde; Güney ve Doğu Asya, Pasifik Ülkeleri ve Latin Amerika'da iktisadi kalkınmada göreli bir başarı görülmekte iken, aksine Sahraaltı Afrika, iktisadi kalkınma konusunda bu bölgelerden ve dünyanın geri kalanından negatif ayrışmıştır. Bu çalışmanın temel amacı, Sahraaltı Afrika ülkelerinde iktisadi kalkınma konusunda göreli başarısızlığın kökeninde yatan iktisadi ve politik faktörleri araştırmaktır. Veri eksikliğinden dolayı bölge ülkelerinden yalnızca 17 tanesi 1990-2016 dönemi için ampirik analize dahil edilmiştir. Elde edilen ampirik bulgular özetle şöyle sıralanabilir: (a) kalkınma, demokrasi, barış, doğrudan yabancı sermaye yatırımları, toplam dış borç servisi, yatırımlar ve yolsuzluk arasında uzun dönemli bir ilişki mevcuttur. (b) Demokrasi ve barış, iktisadi kalkınmayı pozitif etkilemektedir. Diğer taraftan Sahraaltı Afrika ülkelerinde doğrudan yabancı yatırımlar iktisadi kalkınma üzerinde negatif bir etkiye sahiptir. Son olarak Sahraaltı Afrika ülkelerinde toplam dış borç servisi, yatırımlar ve yolsuzluk tahmin yöntemine göre farklı katsayı işaretlerine sahiptir. Fakat bu katsayılar istatistiksel olarak anlamlı değildir. Bu bulgular ışığında Sahraaltı Afrika ülkelerinde demokratik süreçlerin güçlendirilmesine yönelik olarak alınacak tedbirler, barış ve istikrar ortamının sağlanması bölge ülkelerinin kronik azgelişmişlik probleminin çözümüne katkı yapacağı söylenebilir. Ayrıca bölge ülkelerinin iktisadi gerçekleriyle uyumlu bir doğrudan yabancı yatırım politikası ve iklimi oluşturulması, bölge ülkelerinde doğrudan yabancı yatırımların iktisadi gelişme üzerindeki olumsuz etkisini bertaraf edebilir.

Afrika ülkeleriDemokrasiDoğrudan yabancı sermaye yatırımları+3
Sinan Erdoğan
Hatay Mustafa Kemal University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Döviz kuru ile sorunlu krediler ilişkisi: Türkiye örneği

Küresel konjonktürde, sorunlu krediler, banka bilançolarının aktif kalitesinin bir göstergesi olarak ifade edilmektedir. Özellikle, Türkiye gibi, bankacılığın finansal sistemdeki yerinin oldukça önemli olduğu ülkelerde, banka aktiflerinin kalitesinde bozulma meydana gelmesi, finansal piyasaların yanı sıra tüm ekonomiyi etkilemektedir. Bu çalışmanın amacı, Türkiye'de son yıllarda kur şoklarıyla yeniden gündeme gelen döviz kurları ile sorunlu krediler ilişkisinin 2005:Q4-2017:Q4 dönemi için ARDL analiz yöntemiyle araştırılmasıdır. Çalışmada, öncelikle kredi ve sorunlu krediler ele alınmış olup, sorunlu kredilerin Türk bankacılık sektöründeki durumu incelenmiştir. İkinci bölümde döviz kuruyla ilgili temel kavramlar, döviz kuru rejimleri ve döviz kurunu etkileyen faktörler üzerinde durulmuştur. Üçüncü bölümde, döviz kuru ile sorunlu krediler ilişkisine yönelik teori ve literatür araştırmasına yer verilmiştir. Yapılan literatür araştırmasında, döviz kuru ile sorunlu krediler arasında güçlü bir ilişkinin olduğu anlaşılmıştır. Son bölümde ise çalışmaya ait ampirik bulgulara yer verilmiş olup, ele alınan değişkenler arasındaki ilişki ekonometrik olarak incelenmiştir. Çalışmada analiz yöntemi olarak ARDL sınır testi yaklaşımı kullanılmıştır. ARDL yöntemiyle, değişkenler farklı düzeylerde durağan hale gelseler dahi eşbütünleşme ilişkisi tespit edilebilmektedir. Aynı zamanda, ARDL analizi kapsamında kurulan hata düzeltme modeli, hem kısa dönem hem de uzun dönem için değişkenlerle ilgili bilgi vermektedir. ARDL analiz yönteminin diğer bir özelliği ise az sayıda gözlem içeren serilerle çalışıldığında bile sapmasız ve tutarlı sonuçlar vermesidir. Çalışmanın analiz kısmında, ARDL eş bütünleşme testi kapsamında, öncelikle sınır testi uygulanmış ve çalışmada ele alınan değişkenler arasında eş bütünleşme ilişkisi olduğu belirlenmiştir. Eş bütünleşme ilişkisi tespit edildikten sonra ARDL modeli kurulmuş ve değişkenler arasındaki ilişki uzun ve kısa dönem için analiz edilmiştir. Elde edilen bulgulara göre, hem uzun hem de kısa dönemde, reel efektif döviz kuru artınca, sorunlu kredilerin de arttığı sonucuna ulaşılmıştır.

Bankacılık sektörüBankalarDöviz kuru+5
Gizem Baş
Hatay Mustafa Kemal University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Kripto para birimlerinin rezerv para olabilme potansiyeli

Gelişen teknoloji ve internet kullanımının yaygınlığının artması ile birlikte değişime zorlanan ticaret paranın formunda değişiklik yaratırken hayatımıza yeni kavram ve uygulamalar katmıştır. Dünyanın dijitalleşme sürecine girmesi ve bununda ekonomiye yansıması sonucunda dijital bir ekonomik oluşum doğmuştur. Para giderek fiziki varlığını yitirmeye başlamış ve dijitalleşerek nakit kullanmayan bir toplum yaratabilmenin önünü açmıştır. Bu evrimin son halkası Blockchain teknolojisine sahip kripto paralardır. Kripto paralar yüksek işlem hızı ve düşük işlem maliyeti ile küresel ekonomide büyük roller üstlenebilir. Bu çalışmada kripto paraların rezerv para olabilme potansiyeli, sunduğu fırsatlar, karşı karşıya olduğu zorluklar ve rezerv para teorisi çerçevesinde değerlendirilmiştir. Bu bağlamda aşması gereken en büyük zorluk fiyatındaki istikrarsızlıktır. Fiyattaki değişimlerin boyutunun daha iyi anlaşılması için Bitcoin ile dolar endeksi, euro endeksi ve altının 2015-2020 arası aylık fiyat değişimlerinin standart sapması hesaplanmıştır. Bitcoin'in standart sapması diğer değişkenlerden çok daha yüksektir. Fiyatındaki aşırı oynaklık, Bitcoin'in spekülasyonlardan etkilenen, yüksek riskli bir para birimi olduğunu göstermektedir. Sonuç olarak kripto paraların rezerv para olma yolunda aşması gereken birçok problem vardır. Sunduğu radikal yenilikler nedeniyle gelecekte şansı olabilir fakat günümüz için rezerv para statüsüne erişmeleri uzak ihtimaldir.

BitcoinBlockchainBlok zinciri sistemi+2
Burak Aslan
Hatay Mustafa Kemal University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de doğrudan yabancı yatırımların gelir dağılımına etkisi

Bu çalışmada Türkiye'deki doğrudan yabancı yatırımların gelir dağılımına etkisi araştırılmıştır. Bu araştırma 1980-2016 yılının verileri baz alınarak yapılmıştır. Çalışmada doğrudan yabancı yatırımlar, gayrisafi yurtiçi hasıla, dışa açıklık oranları ve gini katsayıları veri olarak kullanılmıştır. Bu araştırma için ARDL yöntemi kullanılmıştır. Yapılan araştırma sonucunda doğrudan yabancı yatırımlar ile gelir dağılımı arasında pozitif ilişki çıkmıştır. Yani doğrudan yabancı yatırımlarda meydana gelen artışla birlikte gelir dağılımındaki eşitsizlikte artmaktadır. Gayri safi yurtiçi hasıla, gelir dağılımını olumlu etkilemektedir. Yani gayri safi yurtiçi hasılada meydana gelen artışta gelir dağılımındaki eşitsizliği azaltmaktadır. Dışa açıklık oranı, gelir dağılımını etkilememektedir.

Doğrudan yabancı sermaye yatırımlarıGayri safi yurtiçi hasılaGelir dağılımı+1
Oya Gültekin
Hatay Mustafa Kemal University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Döviz kuru ile doğrudan yabancı yatırımlar ilişkisi: Türkiye örneği

Küreselleşen dünya ekonomisinde doğrudan yabancı yatırımlar, az gelişmiş ülkeler için önemli bir hale gelmiştir. Çünkü doğrudan yabancı yatırımlarla birlikte ülkeye istihdam, büyüme, kalkınma, döviz, girişimcilik ve teknoloji de gelmektedir. Az gelişmiş ülkelerin önemli eksikleri olan bu faktörleri ülkeye çekmek için birbiriyle rekabet içindedirler. Doğrudan yabancı yatırımlar ev sahibi parası cinsinden yatırım yaparlar. Bu çalışma, doğrudan yabancı yatırım gerçekleştiren ulus ötesi şirketler için önemli bir belirleyici olarak düşündüğümüz döviz kurunun etkisi araştırılmıştır. Çalışmanın ekonometrik bölümünde 1984-2019 dönemini kapsayan yıllık verileriyle reel efektif döviz kurunun, dışa açıklık oranının ve piyasa büyüklüğünün doğrudan yabancı yatırımlara olan etkisi analiz edilmiştir. Değişkenlere birim kök testleri yapılmış hepsinin aynı mertebeden durağan olduğu tespit edilmiş, Johansen eşbütünleşme testi uygulanmış ve uzun dönem iliklisinin varlığı tespit edilmiştir. Eşbütünleşme testinden elde edilen sonuçlarına göre doğrudan yabacı yatırımlar ile reel efektif döviz kuru ve piyasa büyüklüğü arasında pozitif, dışa açıklık oranı ile negatif bir ilişki tespit edilmiştir.

Doğrudan yabancı sermaye yatırımlarıDöviz kuruEkonomik zaman serisi+3
Selim Gök
Hatay Mustafa Kemal University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de döviz kurları ile dış ticaret dengesi arasındaki ilişki

Küreselleşen dünyada, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerin kritik düzeyde bir ekonomik sorunu olan dış ticaret açığı ve bu açığa yol açan etmenler çalışmalara konu olmuş ve olmaya devam etmektedir. Bu çalışmanın amacı, reel efektif döviz kuru ile dış ticaret dengesi arasındaki ilişkinin araştırılmasıdır. Bu çalışma dört bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde dış ticaret ile ilgili genel çerçeve ortaya konmaktadır. İkinci bölümde, reel efektif döviz kuru kavramı, teoriler ve etkileri değerlendirilmiştir. Üçüncü bölümde, literatür araştırmasına yer verilmiştir. Dördüncü bölümü ise çalışmanın temel amacı olan ekonometrik uygulama bölümü oluşturmaktadır. Türkiye'de 2003:Q1-2018:Q3 dönemi ele alınmış, durağanlık analizleri yapılmış, kısa ve uzun dönem analizleri için ARDL yönteminden faydalanılmıştır. TÜFE bazlı (2003=100) reel efektif döviz kuru: RDK, ekonomik büyüme: GSYH ve mal dengesi: DA değişkenleri ARDL analiz yöntemine dâhil edilmiştir. Bu analiz sonucuna göre, değişkenler arasında eşbütünleşme ilişkisi olduğu saptanmıştır ve ARDL modeli kurulmuştur, modelin açıklama gücü 0.91 gibi yüksek bir değer çıkmış ve anlamlı bulunmuştur. Uzun dönemde RDK serisi ile DA bağımlı değişkeni arasında anlamlı bir ilişki olsa da kısa dönemde bu ilişki anlamlı bulunamamıştır. DA değişkeni uzun dönemde RDK'den etkilense de kısa dönemde etkilenmemektedir. Ayrıca son olarak modelin kararlılığına bakmak için de CUSUM ve CUSUMSQ grafikleri incelenmiş ve değişkenlere yönelik herhangi bir kırılmanın olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

Döviz kuruDış ticaret dengesiReel döviz kuru+2
Hazar Keskin
Hatay Mustafa Kemal University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Döviz kurundaki değişkenliğin Türkiye dış ticaretine etkisi

Döviz kurundaki değişkenliğin Türkiye'nin dış ticaretine olan etkisinin incelendiği bu çalışmada; döviz kurları, kur değişkenliği ve dış ticaret teorik olarak incelenmiş, Türkiye ekonomisinin tarihsel gelişimi kronolojik olarak ele alınmış ve çalışmanın son bölümünde ekonometrik analize yer verilmiştir. Son bölümde; döviz kurundaki değişkenliğin Türkiye'nin dış ticareti üzerindeki etkisini analiz etmek amacıyla, ihracat ve ithalat talebi modellerinden hareketle belirlenen değişkenler kullanılmıştır. Bu değişkenleri incelemek amacıyla 2002:Q1-2020:Q1 dönemini kapsayan üçer aylık veriler kullanılmıştır. Serilerin durağanlık analizleri için ADF ve KPSS testleri analize dâhil edilmiştir. Döviz kurundaki değişkenliğin ihracat ile ithalat arasındaki uzun dönemli ilişkiyi belirlemek için ARDL eşbütünleşme testi kullanılmıştır. ARDL eşbütünleşme sonuçlarına göre; ARDL testi ihracat verileri için uygulandığında; Türkiye ekonomisinde reel ihracat, reel dış dünya geliri, reel döviz kuru ve reel döviz kuru değişkenliği arasında 2002.Q1-2020.Q1 dönemi için istikrarlı ve uzun dönemli bir ilişki bulunmamaktadır. Değişkenler arasında uzun dönemli ilişki olmadığı için hata düzeltme modeli ve uzun dönem katsayılar tahmini aşamalarına geçilememiştir. ARDL eş bütünleşme sonuçları ithalat için değerlendirildiğinde; Türkiye ekonomisinde reel ithalat, reel yurtiçi gelir, reel döviz kur ve reel döviz kuru değişkenliği arasında 2002.Q1-2020.Q1 dönemi için istikrarlı ve uzun dönemli bir ilişki bulunmaktadır. Kısa ve uzun dönemde; reel yurtiçi gelirdeki artışlar ile reel döviz kurundaki artışlar, reel ithalatı pozitif olarak etkilerken; reel döviz kuru değişkenliği, reel ithalatı negatif etkilemektedir. Döviz kurundaki değişkenliğin artması Türkiye'nin ithalatını olumsuz etkilemektedir. İki değişken arasındaki bu negatif ilişki, yatırımcıların kurlardaki ani değişikliği risk unsuru olarak değerlendirmeleri ve risk içeren ekonomik piyasada yatırım kararı almak istememeleri ile açıklanabilir. Ayrıca döviz kurundaki bu ani değişkenlik; kuru artırmaya yönelik olursa, artan döviz kuru Türk Lirasının değerini yabancı paralara karşı düşürerek ithal malların maliyetini artırır. İthal maliyetlerinin artmasıyla üretim maliyetleri de artacaktır. Fazla maliyete katlanmak istemeyen piyasa aktörleri, bu şartlar altında ithalatı azaltma eğilimi göstereceklerdir.

Döviz kuruDöviz kuru oynaklığıDöviz kuru riski+4
Öznur Dağlı
Hatay Mustafa Kemal University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

İnovasyonun ihracat ve büyümeye etkisi: Türkiye örneği

Ülkelerin uluslararası ticarette rekabet edebilmesi için, inovasyon faaliyetlerine ağırlık vermeleri elzem hale gelmiştir. Bu çalışmada, Türkiye' deki inovasyonun ihracata ve reel GSYH' ye olan etkisi araştırılmıştır. Çalışmanın ekonometrik bölümünde 1988-2018 dönemini kapsayan yıllık verileriyle inovasyonun, ihracata ve büyümeye olan etkisi analiz edilmiştir. Değişkenlere sırasıyla birim kök testleri uygulanmış, hepsinin aynı mertebeden durağan olduğu sonucuna varılmıştır. Johansen eşbütünleşme testi uygulanmış, inovasyon değişkeni olarak yurt içi patent başvuruları ve yurt dışı patent başvuruları alınmış ve uzun dönem ilişkisinin varlığı tespit edilmiştir. Elde edilen neticelere göre, yurt içi patent başvurularının ve yurt dışı patent başvurularının ihracata ve büyümeye olan etkisi negatif olduğu sonucuna varılmıştır. Daha sonra EngleGranger eşbütünleşme testi uygulanmış: İnovasyon değişkeni olarak toplam patent başvuruları ve toplam ticari marka başvuruları alınmıştır. Değişkenler arasında herhangi bir ilişki tespit edilememiştir. Analize kontrol değişkenler eklenerek tekrardan Engle- Granger eşbütünleşme testi yapılmıştır. Test sonuçlarında toplam ticari marka başvurularının ihracata ve reel GSYH' ye etkisinin ise pozitif yönde olduğu tespit edilmiştir.

Ekonomik büyümeEkonomik etkiGayri safi yurtiçi hasıla+3
Fehmi Faruk Tatoğlu
Hatay Mustafa Kemal University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Doğrudan yabancı sermaye yatırımları ile ekonomik kalkınma ilişkisi

II. Dünya savaşından itibaren önem kazanan kalkınma ekonomisinde azgelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin kalkınmayı başarabilmeleri için çeşitli teoriler ortaya atılmıştır. Fakat tüm teorileri baktığımızda, bu ülkelerin genel sorununun sermaye yetersizliği olduğu konusunda bir fikir birliği söz konusudur. Bu çalışmada, 1990-2019 dönemlerine ait yıllık veriler ile 88 ülkenin kalkınma endeksi ile doğrudan yabancı yatırımlar arasındaki nedensellik ilişki araştırılmıştır. Yapılan nedensellik sonuçlarına göre, düşük gelir ve alt orta gelir düzeyini kapsayan gelir grubu için içeriye doğrudan yabancı yatırımların ülkelerin kalkınma düzeylerinin bir nedeni olmadığı görülmektedir. Fakat üst orta gelir ve yüksek geliri kapsayan gelir grubu için içeriye yapılan doğrudan yabancı yatırımların ülkelerin kalkınma düzeylerinin nedeni olarak görülmektedir. Diğer bir değişken olan dışarı yapılan doğrudan yabancı yatırımların düşük gelir ve alt orta gelir grubu için ülkelerin kalkınma düzeyinin nedeni olarak görülmemektedir. Fakat üst orta gelir ve yüksek geliri kapsayan gelir grubu için dışarıya yapılan doğrudan yabancı yatırımların ülkelerin kalkınma düzeylerinin nedeni olarak görülmektedir. Son değişken Gayrisafi Yurtiçi Hasıla (yüzdelik değişim) her iki gelir grubu için kalkınma düzeylerinin nedeni olarak görülmektedir.

Doğrudan yabancı sermaye yatırımlarıEkonomik etkiEkonomik kalkınma+4
Hasan Batmaz
Hatay Mustafa Kemal University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00