
596
Archived Theses
9
DOIs Assigned
2%
DOI Rate
Discipline
Taşınmaz değerlemesine rayiç bedellerin etkisi ve rayiç bedel ile değer haritası üretimi; Siirt ili Kurtalan ilçesi örneği
Ülkemizde son yıllarda gayrimenkullerin değerlemesi giderek önem kazanmaktadır. Gayrimenkullerin değerlemesi Coğrafi Bilgi Sistemlerinin(CBS) kullanımıyla ve ortak paydaşlar ile doğru, güvenilir, kolay bir değerleme sürecini beraberinde getirmiştir. Bu kapsamda gayrimenkullerin değerlemesinin geleceğe yönelik planlama, gayrimenkul inşası, gayrimenkul alım satımı gibi işlemlerde CBS' nin kullanımı önem arz etmektedir. Bu çalışmada çalışma alanı olarak Siirt İli Kurtalan ilçesi seçilmiştir. Çalışmada gayrimenkullerin değerlendirilmesi, mekânsal istatistiklerinin yapılması ve konumsal analizlerinin daha anlaşılır ve kolay biçimde yapılabilmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda Kurtalan Belediyesinden ilçeye ait imar planı verileri alınmıştır. Çalışmada ilçeye ait 5 mahallede bulunan tüm parseller belirlenmiştir. Bu parsellere ait değer takdir komisyonunca belirlenmiş rayiç değerler Kurtalan belediyesinden alınarak ArcGIS yazılımında işlenmiş ve her bir taşınmaza ait gayrimenkul değerleme analizi oluşturulmuştur. Oluşturulan analizler her bir değer skalası için bir renklendirme sistemi ile düzenlenerek değer haritaları oluşturulmuştur. Oluşturulan CBS tabanlı değerleme haritaları ile ilçedeki rayiç bedeller arasındaki değer farklarının incelenmesi sonucu; yollar, eğitim alanları, sağlık alanları, ilçe merkezine olan uzaklık ve sosyal alanlara olan uzaklık faktörleri rayiç bedelleri doğrudan etkilediği sonucuna varılmıştır. Çalışmanın ikinci aşamasında ilçede ikamet eden ilçe sakinleri ile anket çalışması yapılarak gayrimenkullerin fiyatlarının hangi faktörlere göre artıp azaldığı IBM SPSS yazılımında analiz edilmiştir. Bu anket analizi sonrası en son aşamada belediyede bulunan rayiç değerler ile anket sonuçları karşılaştırılarak ArcGIS yazılımında ilçeye ait analiz haritaları oluşturulmuştur. Bu analiz haritaları ile gayrimenkul değerinin ilçe sakinlerinin gayrimenkullere ait beklenti değerleri ile orantılı olup olmadığı belirlenmiştir. ANAHTAR KELİMELER: Gayrimenkul değerleme, değer haritaları, coğrafi bilgi sistemi, ArcGIS, rayiç bedel
İklim değişimi senaryolarının geotasarım yöntemi kullanılarak planlanması - Pütürge ilçe örneği
Küreselleşen dünyada yaşamış olduğumuz önemli sorunların başında iklim değişikliğinin getirmiş olduğu sıcaklıklardaki aşırı artışlar, atmosferdeki sera gazı dengesinin bozulması, tarım alanları ve orman alanları gibi doğal bitki örtüsü sistemlerini olumsuz etkileyen uzun süreli kuraklık ve orman yangınları gibi pek çok olumsuz sonuçlara neden olmaktadır. Bu olumsuzlukların başında doğal sera gazı seviyelerindeki artışlar nedeniyle sıcaklıklardaki artışlar, kuraklık ve ormansızlaşma gibi sorunlara neden olduğu görülmektedir. Daha önce iklim değişikliği ile alakalı çalışma yapılmamış olan Pütürge ilçesi referans alınarak bölgenin ormancılık, erozyon riski açısından bölgedeki ormancılık, hayvancılık, tarım ve turizm faaliyetlerinde yaşanan olumsuz etkileri en aza indirgeyebilmek için en uygun alanlar belirlenmiştir. Sıcaklık ve yağış miktarı değişimleri için alternatif senaryoların ve planların hazırlanmasında literatürdeki en yenilikçi yöntemlerden olan Geotasarım yaklaşımı kullanılmıştır. Bu çalışmada iklim değişikliği etkilerinin sonuçlarını ortaya çıkartmak amacıyla yapılan; orman uygunluk analizi, erozyon risk analizi, aşınabilirlik analizi ve arazi uygunluk analizleri yapılmıştır. Kullanılan en çok kullanılan tekniklerden olan Coğrafi Bilgi Sistemleri ve Analitik Hiyerarşi Süreci kullanılarak, orman ekosistemleri için en uygun alanlar ve uygun olmayan alanlar değerlendirilmiştir. Çalışma alanı olarak Malatya'nın Pütürge İlçesinde Geotasarım 6 soru modeli ve süreci üç tekrarlı olarak uygulanmıştır. Çalışmada, iklim değişikliği etkileri dikkate alınarak Pütürge İlçesi sınırları kapsamında ormansızlaşma, sıcaklıklarda meydana gelen artışlar, yağışların azalması ile özellikle kurak geçen ayların sayısında artış olduğu görülmüştür. İklim değişikliği ile alakalı yapılan çalışmalar, raporlar ve senaryolar durumun aciliyetini ve ciddiyetini göstermektedir. İnsan kaynaklı faaliyetler iklim değişikliğinin önemli bir sebebidir. Önlem alınmadığı takdirde çevrede ciddi zararlar meydana gelecektir.
Mera alanlarındaki zamana bağlı işgal ve tecavüzlerin tespiti ve değerlendirilmesi: Malatya ili örneği
Meralar, evcil ve yaban hayvanlarının beslenmesi için zengin doğal yem kaynakları sağlayan stratejik arazilerdir. Bu alanlar, kaba yem ihtiyacını karşılayarak hazır yem kullanımını azaltmakta ve hayvansal üretimin sürdürülebilirliğine ekonomik, sağlık ve toplumsal açıdan önemli katkılar sunmaktadır. Ancak, meraların farklı amaçlarla kullanılması veya işgal edilmesi, mera alanlarının azalmasına yol açmakta, bu da hayvansal üretimde verimliliğin düşmesine ve endemik bitki ile hayvan türlerinin yok olmasına neden olmaktadır. Bu durum, meraların korunması ve sürdürülebilir yönetiminin gerekliliğini vurgulamaktadır. Türkiye'de son yıllarda "İmar Affı" yasası (2018), Covid-19 pandemisi (2019-2020) ve Elazığ/Sivrice (2020) ile Kahramanmaraş (2023) depremleri, insanların izole yaşam alanlarına yönelmesine sebep olmuştur. Bu süreçte tarla, bahçe gibi tarımsal faaliyetler veya bağımsız konutlara olan ilgi artmış, mera arazilerinin toplu konut, barınak ve köy evi gibi amaçlarla işgal edilmesi hızlanmıştır. Bu çalışmada, Malatya ilinin Akçadağ, Hekimhan, Battalgazi ve Yeşilyurt ilçelerindeki bazı mahallelerindeki mera alanlarının işgal oranları ve zaman içindeki değişimleri incelenmiştir. 2003-2024 yılları arasında Google Earth Pro (GEP) uydu görüntüleri kullanılarak yapılan analizde, mera alanlarının farklı amaçlarla ne ölçüde işgal edildiği ortaya konulmuş ve bu değişimlerin izlenmesi hedeflenmiştir. Çalışma sonucunda, Bahri Mahallesi'nde 2003'den bu yana mera alanlarının %0,7'si konut, %23,8'i tarımsal amaçlarla işgal edildiği tespit edilmiştir. Merdivenler Mahallesi'nde ise %0,06'sı konut, %31,16'sı tarımsal amaçlarla işgal edilmiştir. Bu bulgular, mera alanlarının giderek azalmakta olduğunu ve korunması gerektiğini göstermektedir. Araştırma, uydu görüntülerinin mera işgallerinin tespitinde etkin bir araç olduğunu ortaya koymuştur. GEP arşiv görüntüleri sayesinde mera işgallerinin yıl bazında izlenebilmesi ile kapsamlı değerlendirmeler yapılabilmektedir. Bu sonuçlar, mera alanlarının korunması, sürdürülebilir yönetimi ve yasa dışı kullanımın önlenmesi için uzaktan algılama yöntemlerinin değerli katkılar sunduğunu göstermektedir
İHA tabanlı NDVI ile mısır bitkisinin verim tahmini
Bugünlerde, uzaktan algılama teknolojisi ile yeryüzü eş zamanlı olarak farklı spektral bölgelerde gözlemlenebilmekte ve elde edilen veriler birçok uygulama alanında kullanılmaktadır.Bu çalışma, spektral indekslerin kullanımı aracılığıyla bitki örtüsünün sağlık durumunun ve verimliliğinin değerlendirilmesini amaçlamaktadır. Güneydoğu Anadolu Bölgesi, Şanlıurfa iline bağlı Haliliye ilçesinde yer alan Çamlıdere mahallesindeki mısır tarlaları üzerinde gerçekleştirilen araştırma, İnsansız Hava Araçları (İHA) ve multispektral kameralar kullanılarak toplanan veriler üzerinden yürütülmüştür. Çalışma, özellikle ikinci ürün olarak yetiştirilen danelik ve silajlık mısır bitkisi üzerine odaklanmıştır.Araştırmada, DJI Mavic 3 Multispektral İHA ile toplanan görüntüler, PİX4D Field yazılımı kullanılarak işlenmiş ve çeşitli spektral indeksler (NDVI, GNDVI, RENDVI gibi) hesaplanarak bitkilerin sağlık durumu ve tahmini verimliliği analiz edilmiştir. Elde edilen spektral indeks değerleri ile gerçek saha verileri karşılaştırılarak, spektral indekslerin bitki sağlığı ve verim tahminindeki etkinliği değerlendirilmiştir.Çalışmanın bulguları, spektral indeks tabanlı analizlerin, tarımsal üretimde verimliliği artırmak ve yönetim kararlarını desteklemek için güçlü bir araç olabileceğini göstermiştir. Ayrıca, sulama yöntemlerinin ve farklı tarımsal uygulamaların bitki sağlığı üzerindeki etkileri spektral indeksler aracılığıyla başarılı bir şekilde izlenebilmiştir. Bu çalışma, tarımsal araştırmalarda uzaktan algılama tekniklerinin ve spektral indekslerin kullanımının önemini vurgulamakta ve bu yöntemlerin genişletilmesi için bir temel oluşturmaktadır.
Uzaktan algılama ve fotogrametri kullanılarak taşlık alanların ekonomik potansiyellerinin belirlenmesi
Bu çalışma, Şanlıurfa'nın Siverek ilçesinde yer alan taşlık alanların tarımsal potansiyele dönüştürülmesini incelemektedir. Araştırmada, uzaktan algılama ve fotogrametri teknikleri kullanılarak taşlık alanların tespiti ve bu alanların tarıma kazandırılması için ekonomik analizler yapılmıştır. Kullanılan yöntemler arasında Sentinel-2 uydu görüntüleri ve yüksek çözünürlüklü hava fotoğrafları bulunmaktadır. Çalışma alanındaki taşlık bölgeler, nesne tabanlı sınıflandırma yöntemiyle analiz edilmiştir. Araştırma bölgesi, yaklaşık 2024 hektar genişliğinde olup, bu alanın 591.99 hektarı taşlık bölge olarak tespit edilmiştir. Bu bölgeler, Sentinel-2 uydu görüntüleri ve yüksek çözünürlüklü ortofoto kullanılarak belirlenmiştir. Sınıflandırma işlemi, DVM ile gerçekleştirilmiş ve genel doğruluk oranı %82, Kappa katsayısı ise 0.76 olarak hesaplanmıştır. Maliyet analizine göre, 2021 yılında 1 dekar taşlık arazinin temizleme maliyeti 1500 TL olarak hesaplanmıştır. Aynı dönemde, buğday tarımı yapılan temizlenmiş bir dekardan yıllık net 520 TL gelir elde edilmekte olup, amortisman süresi 2.8 yıl olarak belirlenmiştir. 2023 yılı hesaplamalarına göre, temizlenmiş araziden yıllık 2102 TL net gelir elde edilmiş ve amortisman süresi 5.7 yıl olarak bulunmuştur. 2024 yılı hesaplamalarında ise, mercimek tarımı ile yıllık 4313 TL net gelir elde edilerek amortisman süresi 3.48 yıl olarak belirlenmiştir. Sonuç olarak, bu çalışma, uzaktan algılama ve fotogrametri tekniklerinin taşlık alanların tarımsal potansiyele dönüştürülmesindeki etkinliğini ortaya koymakta ve bu yöntemlerin tarım arazilerinin değerlendirilmesinde stratejik kararlar alınmasına katkı sağlayabileceğini göstermektedir. Günümüzde gıda güvenliği ve sürdürülebilir tarım, artan dünya nüfusu ve azalan tarım arazileri nedeniyle kritik bir önem taşımaktadır. Bu anlamda çalışmanın bulguları mevcut tarım alanlarının verimli kullanımının önemini vurgularken, gelecekte ihtiyaç duyabileceğimiz yeni tarım alanlarının tespiti için de önemli bilgiler sunmaktadır.
CBS tabanlı AHP yöntemi ile rüzgâr ve güneş enerji sistemleri için elverişli alanların belirlenmesi: Şanlıurfa ili örneği
İnsanlık, varoluşundan bu yana doğanın sunduğu kaynaklarla yaşamını sürdürmüş; ancak modern çağda bu kaynakların sınırları zorlanarak kritik bir eşiğe ulaşılmıştır. Enerji, yalnızca teknik bir ihtiyaç değil; toplumların ekonomik gücü, çevresel sorumluluğu ve siyasi bağımsızlığıyla doğrudan ilişkili stratejik bir unsurdur. Günümüzde enerji politikaları, yalnızca üretim hedefleriyle sınırlı kalmayıp; yaşam kalitesi, sürdürülebilir kalkınma ve gelecek kuşaklara bırakılacak mirasın da tanımına dönüşmüştür. Fosil yakıtların tükenme riski ve çevresel etkileri, daha temiz ve yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelimi zorunlu kılmaktadır. Yenilenebilir enerji kaynakları çevreyle daha uyumlu olmakla birlikte, sınırsız kullanılabilir değildir. Arazi kullanımı, çevresel etkiler, teknik yeterlilik ve yasal sınırlar gibi birçok unsur, santral yer seçiminde belirleyici rol oynamaktadır. Bu dönüşüm sürecinde, yenilenebilir enerji yalnızca teknik bir çözüm değil; aynı zamanda doğayla kurulan ilişkinin yeniden tanımlandığı, insanlık için etik bir sorumluluk alanıdır. Bu çalışmada, rüzgâr ve güneş enerjisi kaynakları için enerji üretim santrallerine en uygun alanların belirlenmesi amaçlanmıştır. Spesifik koşullara bağlı olarak, bazı durumlarda Güneş Enerjisi Santralleri (GES), bazı durumlarda ise Rüzgâr Enerjisi Santralleri (RES) daha avantajlı bir seçenek oluşturabilmektedir. Tarım arazileriyle daha uyumlu bir yerleşim yapısı sunması nedeniyle RES sistemleri öne çıkarken, yüksek güneş radyasyonu potansiyeline sahip bölgelerde ise GES sistemleri verimlilik açısından avantaj sağlayabilmektedir. Bu çerçevede, hem yaygın tarımsal faaliyetlerin varlığı hem de yüksek güneş radyasyonu nedeniyle Şanlıurfa ili, bu çalışma için test bölgesi olarak seçilmiştir. Uygunluk analizi, Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) ve Analitik Hiyerarşi Prosesi (AHP) yöntemi kullanılarak gerçekleştirilmiştir. RES ve GES için ayrı ayrı 14'er kriter belirlenmiştir. Bu kriterler arasında arazi kullanımı, bakı, eğim, yükselti, fay hatlarına, yerleşim alanlarına, korunan alanlara, kuş göç yollarına, havaalanlarına, enerji nakil hatlarına, trafolara, kara yollarına ve su kaynaklarına uzaklık gibi 13 ortak unsurun yanı sıra, güneş radyasyonu ve rüzgâr hızı gibi enerjiye özgü kriterler de yer almıştır. Belirlenen kriterler, uzman görüşlerine dayalı AHP yöntemiyle ağırlıklandırılarak analiz edilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre, GES için en uygun alanların Şanlıurfa geneline yayılmış olduğu, bunun bölgedeki yüksek güneş potansiyelinden kaynaklandığı görülmüştür. RES için en uygun alanlar ise ağırlıklı olarak ilin kuzeydoğusunda bulunan Karacadağ bölgesinde yoğunlaşmıştır. Ayrıca, her iki enerji türü için uygunluk gösteren örtüşen alanlar da tespit edilmiştir. Bu çalışma, enerji üretiminde çevre dostu alternatiflerin mekânsal planlamasına katkı sunarak, Türkiye'nin sürdürülebilir enerji politikalarının gelişimine destek sağlamaktadır.
Elektrik dağıtım sistemlerinde yatırımların CBS ile planlanması: Bozova ilçesi örneği
Elektrik enerjisine olan talep, toplumların gelişmişlik düzeyleriyle doğru orantılı olarak sürekli artmaktadır. Ancak bu artış, bazı enerji kaynaklarının hem kapasite hem de çevresel sürdürülebilirlik açısından yetersiz kalması nedeniyle yeni ve temiz enerji kaynaklarına yönelme zorunluluğunu beraberinde getirmiştir. Enerji yetersizliği, yalnızca yaşam standartlarını düşürmekle kalmayıp, üretim ve hizmet süreçlerinde aksamalara yol açarak ekonomik faaliyetleri ve gelecek nesillerin yaşam koşullarını ciddi şekilde tehdit edebilmektedir. Son yıllarda yenilenebilir enerji kaynaklarının yaygınlaştırılmasına yönelik çalışmalar hız kazanmıştır. Mevcut enerjinin verimli kullanımını teşvik etmek amacıyla tasarruf tedbirleri, enerji kayıplarının azaltılması ve toplumsal bilinçlendirme kampanyaları, birçok ülkenin enerji politikalarının temel unsurları haline gelmiştir. Türkiye de bu küresel eğilime paralel olarak, enerji tüketiminde tasarrufu artırmaya ve çevresel etkileri minimize etmeye odaklanan teşvik politikalarını hayata geçirmektedir. Elektrik şebekelerinin modernizasyonu önemli bir stratejik öncelik olarak öne çıkmaktadır. Teknik olmayan kayıp-kaçak önlenmesi için elektrik dağıtım şirketleri, hizmet bölgelerine özgü etkili mücadele yöntemleri geliştirmektedir. Bu çalışmada, Şanlıurfa ilinin Bozova ilçesi mahallelerindeki elektrik dağıtım sistemleri 2022-2024 yılları arasında kapsamlı bir şekilde analiz edilmiştir. Çalışmanın temel amacı, elektrik kayıplarının mekânsal ve zamansal analizlerini gerçekleştirmek, tüketim eğilimlerini değerlendirmek ve bu doğrultuda yatırım planlamalarına yönelik stratejik öneriler sunmaktır. Çalışma kapsamında kullanılan veriler, akıllı sayaçlarla toplanan trafo bazlı enerji tüketim ve kayıp-kaçak verilerinden oluşmaktadır. Bu veriler, Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) tabanlı analiz yöntemleriyle işlenerek enerji kayıplarının ve tüketim eğilimlerinin detaylı bir şekilde ortaya konulması sağlanmıştır. Mekânsal analizlerde CBS, enerji kayıplarının yoğunlaştığı bölgeleri ve bu kayıpların mahalle düzeyinde dağılımını ortaya koymuştur. Zamansal analizler ise kayıp-kaçak oranlarındaki değişimlerin yıllık ve mevsimsel eğilimlerini ortaya koymuştur. Çalışmada, trafo kapasite yetersizlikleri, hat kayıpları ve kaçak kullanım gibi teknik ve teknik olmayan kayıplar detaylı bir şekilde ele alınmıştır. Trafo kapasitesinin artırılması, aşırı yüklenmiş hatların yenilenmesi ve kaçak kullanımın yoğun olduğu bölgelerde hedefe yönelik denetimlerin artırılması gibi stratejik yatırımlara ihtiyaç olduğu belirlenmiştir. Bu çalışma, yalnızca mevcut kayıpların analizini değil, aynı zamanda gelecekteki enerji talebinin öngörülmesini ve buna uygun yatırım planlarının oluşturulmasını sağlamaktadır. CBS'nin enerji yönetimi süreçlerine entegrasyonu, teknik kayıpların minimize edilmesi ve kaçak kullanımın önlenmesi için güçlü bir araç olarak değerlendirilmektedir. Şanlıurfa Bozova ilçesi özelinde gerçekleştirilen bu tezimde, Türkiye genelinde benzer sorunlara sahip bölgeler için bir model oluşturmakta ve enerji yönetiminde mekânsal-zamansal analiz yaklaşımlarının önemini vurgulamaktadır. ANAHTAR KELİMELER: Elektrik dağıtım şebekesi, Mekânsal-Zamansal analiz, Elektrik tüketim verileri, Elektrik kayıp tüketim verileri, Coğrafi Bilgi Sistemleri
İstanbul'da astrojeodezik geoit belirlemek
Astrojeodezik çekül sapması, gravite vektörünün doğrultusunu tanımladığı için yeryuvarının gravite alanı ile ilgili önemli bilgiler sağlamaktadır ve geleneksel olarak astrojeodezik aletler ile yıldızlara gözlem yapılarak belirlenmektedir. Günümüzde çekül sapması verisi, geoit modelleme, resmi geoit modellerinin veya yükseklik sistemlerinin olası noksanlıklarını göstermek, Global Geopotansiyel Modellerin (GGM) doğrulanmasını sağlamak gibi birçok farklı amaçla kullanılmaktadır. Bu tez çalışması kapsamında, İstanbul'da 2018 yılında ETH Zürih Üniversitesi tarafından geliştirilen robotik total station temelli QDaedalus sistemi kullanılarak elde edilen çekül sapma verisi, geoit belirleme amacıyla kullanılmıştır. 30 noktadan oluşan İstanbul Astrojeodezik Ağı, çekül sapması, jeodezik koordinatlar, elipsoidal ve ortometrik yükseklik bilgisini her noktada içermektedir. Böylece, çekül sapmaları ile hesaplanan astronomik nivelman; elipsoidal ve ortometrik yükseklik verisi ile hesaplanan GNSS/nivelman ile karşılaştırılarak, bu iki yöntemin verdiği sonuçlar geoit yüksekliği farkları (ΔN) ve geoit yükseklikleri (N) için analiz edilmiştir. Geoit yüksekliği farklarını belirlemek için 30 nokta ile üçgenleme yapılarak oluşturulan 134 baz kullanılmıştır. Bazlar arası mesafeler 2.44 ile 37.96 km arasında değişmektedir. Geoit yükseklikleri, çekül sapma verileri kullanılarak ağdaki 30 nokta ve 435 olası baz dikkate alınarak En Küçük Kareler Dengelemesi yöntemiyle hesaplanmıştır. GNSS/nivelmanda ise elipsoidal ve ortometrik yükseklik farkları (N=h–H) kullanılarak belirlenmiştir. Sonuçlar incelendiğinde astronomik nivelmanın hem geoit yükseklik farkları (ΔN) hem de geoit yüksekliği (N) hesabında GNSS/nivelmana göre oldukça iyi sonuç verdiği görülmektedir. Bunun temel sebebi ise, noktalar arasındaki mesafelerin km mertebesinde olmasından dolayı bu ağın, GNSS/nivelman için uygun olmamasıdır. Fakat, astronomik nivelmanın 30 noktadan oluşan bir ağda özellikle olası 435 baz hesaba katılarak yapılan bir dengelemede Boğaziçi'nde 1.6 cm ve ağın kenarındaki bölgelerde 3 cm gibi yüksek bir doğruluk ile GNSS/nivelmana göre çok avantajlı bir yöntem olduğu görülmektedir. Çalışma kapsamında, 30 noktadan oluşturulan ağda ayrıca 4 farklı geçki analiz edilmiş, astrojeodezik yöntemle GNSS/nivelman arasında yapılan karşılaştırmalar sonucunda astrojeodezik yöntemin daha yüksek doğruluk sağladığı görülmüştür. Bu çalışma nokta yoğunluğunun az olduğu bölgelerde geoit belirlemede astrojeodezik gözlemlerin ne kadar büyük önem arz ettiğini göstermektedir. Bu kapsamda, ulusal ölçekte geliştirilen Türkiye Geoit Modeli-2020'nin (TG-20) ihtiyaç duyulan bölgelerde doğrulanması veya kontrolü için astrojeodezik çekül sapma verisinden faydalanılabileceği öngörülmektedir.
Jeoelektrik değişimlerin analizi ile Doğu Anadolu fay zonu ve civarındaki sismik aktivitenin izlenmesi
Bu çalışma, Doğu Anadolu Fay Zonu ve civarında meydana gelen sismik aktivitenin jeoelektrik değişimlerle ilişkilendirilerek izlenmesini amaçlamaktadır. Deprem öncesinde yerkabuğunda meydana gelen fiziksel ve kimyasal değişimlerin, jeoelektrik anormallikler şeklinde kendini gösterdiği bilinmektedir. Bu kapsamda, Harran Üniversitesi Kampüsü'nde bulunan GEO_MUK istasyonunda yapılan ölçümler kullanılarak, 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş Depremleri ve sonrasındaki 30 günlük süreçte meydana gelen artçı şoklarla ilişkili olabilecek jeoelektrik sinyaller ve 122Y365 nolu Yerelektrik Değişimlerin Analizi ile Doğu Anadolu Fay Zonu ve Civarındaki Sismik Aktivitelerinin İzlenmesi ve Deprem Erken Uyarı Sisteminin Kurulabilirliğinin Araştırılması isimli TÜBİTAK projesinin 2024 yılına ait verileri analiz edilmiştir. Çalışmada, Hızlı Fourier Dönüşümü (FFT) ve Welch yöntemi gibi spektral analiz teknikleri uygulanarak jeoelektrik değişimlerin zaman-frekans uzayında değerlendirilmesi yapılmıştır. Elde edilen bulgular, belirli anlamlı frekansların0 – 0,04Hz ile 0,15 – 0,20Hz aralıklarında ortaya çıktığını ve bu anomalilerin deprem öncesinde belirgin hale geldiğini göstermektedir. Ayrıca, jeomanyetik fırtınaların jeoelektrik değişimlere etkisini belirlemek amacıyla Kp indeksi kullanılarak analizler gerçekleştirilmiş ve gözlemlenen anomalilerin jeomanyetik fırtınalardan bağımsız olduğu tespit edilmiştir. Sonuç olarak, elde edilen bulgular, jeoelektrik sinyallerin kısa vadeli deprem tahmininde potansiyel bir gösterge olabileceğini ortaya koymaktadır. Bu çalışma, Türkiye gibi deprem tehlikesi yüksek bölgelerde erken uyarı sistemlerinin geliştirilmesine katkı sağlayabilecek bilimsel bir temel oluşturmayı amaçlamaktadır. Bu tez çalışması kapsamında kullanılan 2024 yılı verileri 122Y365 nolu TÜBİTAK ÇAYDAG projesi tarafından desteklenmiştir.
Hazine taşınmazları yönetiminin nazım imar planı değişiklikleri açısından incelenmesi, kamu zararının tespit edilmesi ve önlenmesi yaklaşımı
İnsanlığın devamlı bir değişim-gelişim içerisinde olması ve zamanla yer kürenin her yanına dağılarak nüfusunun sürekli artmasıyla beraber binyıllarca araziyi kullanma şekillerinde gelişmeler ve çeşitlenmeler meydana gelmiştir. Böylelikle; toprak gibi önemli bir varlığın yönetilme gereksinimi de kaçınılmaz hale gelmiştir. Taşınmaz yönetimi, mülkiyet yönünden devlete ait taşınmazların yönetimi ve özel mülkiyete ait taşınmazlarının yönetimi olarak ayrılmaktadır.Hazine taşınmazları, halka sunulan neredeyse tüm kamusal hizmetlerin temel mekanıdır. Ayrıca konut, ticaret, turizm vb. imar niteliğine sahip Hazine taşınmazlarından edinilen gelirin ülke maliyesine olan katkısı her yıl milyonlarca lirayı aşmaktadır. Bütün bunlar düşünüldüğünde; Hazine taşınmaz varlığı, ülkede adeta can suyu niteliği kazanmaktadır. Hal böyle olunca bu varlığın yönetimi de hayati önem taşımaktadır. Bu taşınmazların yönetimi birçok kriter açısından incelenmekte olup, bu kriterlerden en önemlisi hiç kuşkusuz nazım imar planlarıdır. Nazım imar planları, Hazine taşınmazlarının geçireceği tüm iş ve işlemlerin geleceğini tayin etmektedir. Dolayısıyla Hazine taşınmazları üzerinde yapılan nazım imar planları, kamusal ihtiyaçların teminine ve ülke ekonomisine doğrudan etki etmektedir. Bununla birlikte değişen ve gelişen ihtiyaçlara binaen Hazine taşınmazları üzerinde nazım imar planı değişikliği iş/işlemleri gerçekleştirilmektedir. Bu işlemler, ortaya çıkan kamusal ihtiyaçlar doğrultusunda talebe bağlı olarak yapıldığı gibi belediyeler tarafından resen de yapılabilmektedir. Ancak uygulamada çok ciddi belirsizlikler ve çözümsüzlüklerle karşılaşılmaktadır. Bunun sonucu olarak da kamu zararları meydana gelmektedir. Varlığı kamu yararı ilkesine dayanan idari işlemler, mevzuata uygun tesis edildiğinde bazen kamu zararına yol açabilmektedir. Bu husus, bir kamu yararı çatışmasını doğurmaktadır. Bu tez çalışmasında mevcut mevzuatın uygulanışı, iş akış şemaları ve somut örneklerle detaylı olarak anlatılmış ve hangi noktalarda kamu zararının meydana geldiği tespit edilmiştir. Ortaya çıkarılan kamu zararlarının giderilmesi için mevcut mevzuata revize yaklaşımları getirilmiştir. Revizeyle birlikte takip edilecek iş ve işlemler ise yeniden modellenerek kamu zararının önüne geçilmesi amaçlanmıştır.
Bina ısı yalıtımının izlenmesinde termal İHA ve fotogrametrinin kullanım olanaklarının araştırılması
Bu tez çalışmasında, bina cephelerinde yer alan ısı yalıtım zafiyetlerinin tespitine yönelik olarak İHA destekli termal görüntüleme ve fotogrametrik modelleme yöntemlerinin birlikte kullanım potansiyeli araştırılmıştır. Çalışmanın amacı, yapı kabuğundaki enerji kayıplarının belirlenmesi ve yalıtım performansının mevcut durumu hakkında mekânsal ve termal doğruluk içeren veriler elde etmektir. Uygulama alanı olarak Harran Üniversitesi Mühendislik Fakültesi seçilmiş; ilgili yapıdan İHA ile termal görüntüler toplanmış, ardından bu görüntüler Agisoft Metashape yazılımı kullanılarak üç boyutlu fotogrametrik modellere entegre edilmiştir. Termal analizlerde iç ve dış ortam sıcaklıkları, duvar yüzey alanları, açıklık alanları, U-değerleri ve sıcaklık farkları esas alınarak noktasal ve yüzeysel ısı iletim kayıpları hesaplanmıştır. Özellikle pencere ve kapı açıklıkları ile betonarme birleşim bölgelerinde oluşan termal anomaliler detaylı olarak incelenmiştir. Analizler sonucunda, bazı sınırlı yüzey bölgelerinde 208,7 W düzeyinde ısı iletim kaybı gözlemlenirken, bir diğer cephedeki 68,93 m uzunluğundaki ısı köprüsünde 627,3 W düzeyinde kayıp hesaplanmıştır. Buna göre, cephelerin toplam ısı kaybı 714,7 W'ye ulaşmıştır. Bu değerler, çalışılan yapıların mevcut yalıtım durumunun yetersizliğini ortaya koyarken, aynı zamanda İHA destekli termal denetim yönteminin etkinliğini de göstermiştir. Literatürle uyumlu olarak, ısı kayıplarının büyük kısmı küçük yüzeylere sahip bölgesel zafiyetlerden kaynaklanmakta ve bu durum enerji verimliliği açısından ciddi bir performans açığı oluşturduğu belirlenmiştir. Elde edilen sonuçlar doğrultusunda, İHA destekli termografi ve fotogrametri yöntemlerinin birlikte kullanılmasıyla; yapıların enerji performansı hızlı, güvenilir ve detaylı biçimde analiz edilebilmekte, ayrıca yapılacak iyileştirme çalışmalarına bilimsel veri temeli sağlanabilmektedir. Bu bağlamda, söz konusu yöntemlerin yapı denetiminde, enerji kimlik belgesi düzenlemelerinde ve sürdürülebilir bina tasarımlarında destekleyici bir mühendislik aracı olarak kullanılması önerilmektedir.
Farklı yüzey tiplerinde ve farklı yüksekliklerde fotogrametrik yöntemlerle üretilen ortofotoların konum doğruluğu analizi
İHA fotogrametrisi, son yıllarda gerek Harita Mühendisliği gerekse diğer disiplinler için oldukça güncel bir çalışma konusu olmuştur. Özellikle geniş alanlar için detaylı ölçüm olanağı sunması sayesinde doğru veriye hızlı ulaşım noktasında önemli bir yöntem haline gelmiştir. İHA fotogrametrisinin çıktı ürünlerinden birisi olan ortofotolar (ortomozaik) genelde iki boyutlu çalışmalarda; proje ve planlara altlık olma, alan üzerindeki belli zaman aralığındaki değişimleri izleme, vektörel veri tabanlarına altlık görsel oluşturma vb. gibi amaçlarla kullanılmaktadır. Ayrıca üç boyutlu verilerin görsel yorumlamasını kolaylaştırma amacıyla da kullanılabilmektedir. Bu açıdan bakıldığında üretilen ortofotoların geometrik çözünürlüğün kullanılacağı çalışmaya göre değişiklik göstermesi beklenmektedir. Geometrik çözünürlüğün artışı detay sınıflarının tespitini arttıracağı gibi donanımdaki işlem yükünü de arttıracaktır. Bu yüzden ortofotoların üretimi esnasında ihtiyaca göre en doğru parametrelerin seçilmesi uygun alacaktır. Ayrıca üretilen verilerin geometrik çözünürlüğü kadar konum doğruluğu da önemlidir. Çalışma, Adıyaman ili Merkez ilçesinde farklı yüzey tiplerini bir arada bulunduran 20.2 hektarlık bir alanda gerçekleştirilmiştir. Çalışma alanı içerisine Yer Kontrol Noktaları (YKN) ve Analiz Noktalarını (AN) oluşturmak üzere 17 adet nokta işaretlenmiştir. İHA ile 100 ve 200 metre uçuş yüksekliklerinde, kamera açıları düşey ve eğik ayarlı olmak üzere 4 uçuş gerçekleştirilmiştir ve YKN sayısının ve uçuş tipinin veri üzerindeki yatay ve düşey konum doğruluğu irdelenmiştir. Yapılan istatistiksel analizler sonucunda en az hataya sahip sonuç 100 metre yükseklikten düşey kamera açısıyla çekilen fotoğrafların sahaya homojen olarak dağılmış olan YKN tasarımıyla dengelenmesi ile elde edilmiştir ve 0.07m karesel ortalama hata değeri hesaplanmıştır. En fazla hataya sahip sonuç ise 200 metre yükseklikten eğik kamera açısıyla çekilen fotoğrafların saha köşelerine dağılmış olan YKN tasarımıyla dengelenmesi ile elde edilmiştir ve 0.12 m karesel ortalama hata değeri hesaplanmıştır. Bu sonuçlar İHA fotogrametrisinin konum doğruluğu açısından oldukça yüksek doğruluğa sahip veriler ürettiğini ve değişken parametre seçimleri ile doğruluğun daha da arttırılabileceğini göstermektedir.
Yapay zeka teknikleri kullanarakmekansal analizler
Gelişen teknolojiye ve bilgisayarlardaki işlem gücünün artmasına bağlı olarak, yaşamın birçok alanında kullanılmaya başlanan yapay zekâ teknikleri, günümüzde çok geniş bir uygulama alanına ve büyük öneme sahiptir. Bu önem, var olan büyük veri ile baş edebilecek önemli araçların başında gelen, yapay zekâ tekniklerine olan ihtiyacı üssel bir şekilde artırmaktadır. İhtiyaca bağlı olarak, açık kaynak kodlu veri ile birlikte, kod paylaşım platformlarının kullanılmasıyla, yapay zekâ tekniklerine dair yeni bakış açılarıyla, yeni yöntemler geliştirilmektedir. Böyle bir ortamda, coğrafi nitelikli veri seti ile bu veri setlerinin, yapay zekâ teknikleri kullanılarak analizi, yapay zekâ dünyasında, pastanın büyük bir kısmını oluşturmaktadır. Bu yüzden, coğrafi nitelikli veri setinin, yapay zekâ tekniklerine uygun ve verimli bir şekilde uygulayabilmek adına, gelişmiş yapay zekâ tekniklerine dair iç dinamikler ile konum ve mekân kavramının iç dinamiklerinin birleştirmesi suretiyle, verimli şekilde karar alabilen modeller ve sistemler geliştirmenin, günümüzde büyük bir önemi vardır. Buna bağlı olarak, mekânsal problemin tanımlanması, bu mekânsal probleme dair çözüm yolları sunabilecek nitelikte, geleneksel yöntemler ile karşılaştırıldığında zaman ve maliyet açısından daha hesaplı olan uygun yapay zekâ tekniğinin, araştırılarak ortaya konulması gerekmektedir. Buradan yola çıkarak, mekân ve konum alanında uzman olan kişilerin, yapay zekâ kavramını, doğru bir hiyerarşi ve sınıflandırma altında öğrenmesi suretiyle, yapay zekânın konum bazlı uygulamalarında kullanılabilecek yapay zekâ tekniklerini kullanılmasıyla, günümüz problemlerine çözümler ortaya konulabilir (Cengiz Y. E., Ernst F. B., 2022). Bu çalışmada, öncelikle yapay zekâ tekniklerinin, doğru ve anlaşılır bir hiyerarşi altında, anlaşılır tanımları yapılmıştır. Sonrasında ise, bu tanım içerisinde, mekâna ve konuma dayalı uygulamalarda kullanılabilecek olan yapay zekâ tekniklerine, mekânsal açıdan genel bir bakış yapılarak, bu tekniklerden biri kullanılarak örnek bir uygulama yapılmıştır.
Deprem merkez üssü doğrultusunun yerelektrikölçümleri ile araştırılması
Yeryüzünde gözlemlenen jeoelektrik değişiklikler, sismik olayların öncesinde, sırasında ve sonrasında meydana gelen sıra dışı davranışlar olarak değerlendirilir. Sismik açıdan aktif bölgelerde kaydedilen jeoelektrik değişimler, genellikle depremlerle ilişkili olabilen fiziksel ve kimyasal süreçlerin bir sonucu olarak meydana gelir. Gerçekleşen bu sürecin deprem öncülü olarak belirlenebilmesi için fay zonu civarında gerçekleşen sismik aktiviteler ile jeoelektrik sinyallerin analizi sonucunda elde edilen anormal değişimler arasında ilişki kurulması gerekmektedir. Bu araştırmada, Türkiye'nin yüksek sismik risk taşıyan bölgelerinden biri olan Doğu Anadolu Fay Zonu (DAFZ) ve çevresinde gerçekleşen depremler ile bu süreçlere eşlik eden kısa süreli jeoelektrik potansiyel farkı değişimleri analiz edilmiştir. Harran Üniversitesi Osmanbey Kampüsü arazisine kurulan sismik elektrik sinyallarin (SES) değişimlerini izleme istasyonu, deprem öncesi ve sonrası elektriksel değişimlerin incelenmesine olanak sağlamaktadır. Bölgedeki SES değişimlerinin izlendiği sistem, Kuzey-Güney (KG) ve Doğu-Batı (D-B) doğrultularında yer alan iki farklı hattı kapsamaktadır. Hatlar, L şeklinde 90 derecelik açı ile konumlandırılmış ve her bir hattın uzunluğu 89 metredir. Hatların uçlarında zemine gömülü elektrotlar bulunmaktadır ve yapılan SES ölçümleri bu hatlar üzerinden HIOKI marka veri kayıt cihazına miliVolt mertebesinde kaydedilmektedir. Bu çalışmada 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş Depremleri ve sonrasındaki 30 gün süreyle meydana gelen artçı şoklarla ilişkili olabilecek jeoelektrik sinyaller ve 122Y365 nolu Yerelektrik Değişimlerin Analizi ile Doğu Anadolu Fay Zonu ve Civarındaki Sismik Aktivitelerinin İzlenmesi ve Deprem Erken Uyarı Sisteminin Kurulabilirliğinin Araştırılması isimli TÜBİTAK projesinin 2024 yılına ait verileri analiz edilmiştir. Jeoelektrik değişimlere dair anomali tespitleri, Z-skor pik belirleme algoritması kullanılarak yapılmış ve bu anomaliler doğrultusunda azimut hesaplamaları gerçekleştirilmiştir. Elde edilen bulgular, kısa vadeli deprem tahmininde potansiyel bir deprem merkez üssü doğrultusunun belirlenebileceğini göstermektedir.
Dilimleme destekli hiper çıkarım ile hava fotoğraflarından bireysel ağaç segmentasyonunun iyileştirilmesi ve ağaç metriklerinin türetimi
Ağaçlar; karbon depolama, mikro iklimin düzenlenmesi ve ekolojik dengenin korunması açısından kentsel ile orman ekosistemlerinin temel bileşenleri arasında yer almaktadır. Bu nedenle kentsel alanlarda, orman meşcerelerinde ve orman dışı ağaç topluluklarında ağaçların tekil düzeyde doğru biçimde çıkarılması; biyokütle tahmini, karbon stoklarının izlenmesi, orman envanterinin güncellenmesi ve sürdürülebilir kent ve arazi yönetimi açısından önem taşımaktadır. Bununla birlikte hava fotoğraflarından ağaçların semantik segmentasyonu, tekil ağaçların örnek düzeyinde ayrıştırılması ve elde edilen bölütler üzerinden ağaç metriklerinin türetilmesi; tepe taçlarının birbiriyle örtüşmesi, gölge ve aydınlatma koşullarındaki değişimler ile arka plan karmaşıklığı nedeniyle otomatikleştirilmesi güç bir süreçtir. Bu tez çalışmasında, Dilimleme Destekli Hiper Çıkarım (Slicing Aided Hyper Inference-SAHI) yöntemini görsel temel modellerden Segment Anything Model (SAM) ailesinin son sürümü olan SAM 3 ile birleştiren bir yaklaşım önerilmiştir. Öncelikle ağaçların semantik segmentasyonu gerçekleştirilmiş, ardından bireysel ağaç ve kanopi segmentasyonu örnek düzeyinde yapılmış, son aşamada ise elde edilen bölütlerden ağaç metrikleri türetilmiştir. Bu aşamalar, SAM 3’ün tek başına ve SAHI ile birlikte kullanıldığı iki ayrı yapılandırmada yürütülmüş; böylece SAHI yönteminin segmentasyon başarımına katkısı doğrudan karşılaştırılarak OAM-TCD veri seti üzerinde değerlendirilmiştir. Elde edilen sonuçlar kesinlik, duyarlılık, F1 skoru ve kesişimin birleşime oranı (IoU) ölçütleri üzerinden değerlendirilmiştir. Ağaç örtüsü semantik segmentasyon sonuçları incelendiğinde SAM 3 modeline SAHI dilimli çıkarım mekanizmasının entegre edilmesinin; IoU değerini %67,2’den %72,5’e, F1 skorunu %80,4’ten %84,1’e ve duyarlılık oranını %74,6’dan %86,5’e yükselttiği gözlemlenmiştir. Bireysel ağaç tacı tespitinde ise kanopi bölgeleri dışında duyarlılık %23,4’ten %63,2’ye, F1 skoru %36,0’dan %52,8’e, mAP50 değeri ise 20,84'ten 47,90'a yükselmiştir.
Kamera kalibrasyonunda sezgisel optimizasyon yöntemlerinin kullanımı
Kamera kalibrasyonu, kameranın geometrik ve optik özelliklerinin ve/veya 3 boyutlu kamera konumunun ve belli bir dünya koordinat sistemine göre kamera dönüklüklerinin belirlenmesi olarak tanımlanabilir. Klasik kamera kalibrasyon teknikleri, ışın demetlerini temel alan ve dengeleme yöntemini kullanan matematiksel modellere dayanır. Bu modeller, karmaşık denklemleri basitleştirmek için seriye açılım yöntemiyle doğrusallaştırılır. Fakat bu doğrusallaştırma, bilgi kaybına ve hatalı sonuçlara yol açabilir. Ayrıca, klasik yöntemler yerel optimuma takılma eğilimindedir. Sezgisel optimizasyon algoritmaları ise, sayısal problemlerde global optimuma ulaşma potansiyeline sahiptir. Bu algoritmalar, yerel optimumlara takılmadan, problemin en iyi çözümünü bulmak için daha geniş bir arama uzayını tarar. Dolayısıyla, kamera kalibrasyonunda sezgisel optimizasyon algoritmaları kullanmak, klasik yöntemlere kıyasla birçok avantaj sağlayabilir. Bu tez çalışmasında, literatürde iyi bilinen Tsai, Zhang, modellerinin çözümü, Diferansiyel Arama Algoritması (DSA), Yapay Arı Kolonisi Algoritması (ABC), Parçacık Sürüsü Algoritması (PSO) ve Çoklu Populasyon Diferansiyel Gelişim Algoritması (MDE) yöntemleriyle karşılaştırılmıştır. Araştırma sonucunda, sezgisel optimizasyon algoritmalarının kamera kalibrasyonunda klasik yöntemlere göre daha başarılı olduğu görülmüştür. Bu algoritmalar, lokal çözümlere takılmadan, daha doğru ve kararlı sonuçlar elde edilmesini sağlamıştır.
İnternet tabanlı gnss veri değerlendirme yazılımları ile farklı konfigürasyonlara göre elde edilen sonuçların istatistiksel incelenmesi
Çevrimiçi GNSS (Küresel Konumlama Uydusu Sistemi) değerlendirme hizmetleri, kullanıcılarına hızlı bir şekilde yüksek hassasiyetli konum bilgisi sağlamak için tasarlanmıştır. Bu servisler, kısa sürede kullanıcıların hassas koordinatlarına erişimini sağlar. Bu tez, GNSS (Global Navigation Satellite System) verilerinin analizi üzerine odaklanarak web tabanlı değerlendirme servisleri ile Precise Point Positioning (PPP) teknolojisinin birleşimini incelemektedir. Çalışma, farklı uydu konfigürasyonları, farklı efemeris verileri, farklı veri kayıt süreleri, farklı hava koşulları, deprem öncesi ve sonrası dönemlerde gerçekleştirilen değerlendirmeleri içeren geniş bir veri kümesi üzerinde temellendirilmiştir. PPP teknolojisi, GNSS verilerini yüksek hassasiyetli bir şekilde konumlama amacıyla kullanılmıştır. Ardından SPSS yazılımı kullanılarak elde edilen sonuçlar istatistiksel olarak değerlendirilmiş, farklı parametrelerin sonuçlar üzerindeki etkisi analiz edilmiştir. Bu çalışmada, web tabanlı değerlendirme servislerinin GNSS verilerinin işlenmesi ve hassas konumlama konusunda etkili bir yöntem olduğu; uydu konfigürasyonları, efemeris verileri, veri kayıt süreleri, hava koşulları ve tektonik hareketler gibi farklı parametrelerin sonuçlar üzerinde belirgin etkilere sahip olduğu ayrıca PPP teknolojisinin GNSS verilerinin yüksek hassasiyetle işlenmesi için güçlü bir araç olduğu tespit edilmiştir.
İHA görüntülerinden otomatik bina çıkarımında makine öğrenmesi yöntemlerinin kullanımı
Bu tez çalışmasında, bina tespiti için İHA ile fotogrametrik yöntemlerle elde edilen yüksek çözünürlüklü veriler kullanılmış ve makine öğrenmesi yöntemleri ile sınıflandırma performansı incelenmiştir. RGB bantları temel veri kaynağı olarak kullanılmış; buna ek olarak Sayısal Yükseklik Modeli (SYM) ve Sayısal Arazi Modeli (SAM) verileri dahil edilerek farklı veri kombinasyonlarının etkileri değerlendirilmiştir. Bina tespiti, Destek Vektör Makineleri (DVM), Karar Ağaçları (KA) ve Yapay Sinir Ağları (YSA) ile gerçekleştirilmiş, YSA'nın performansı Yapay Arı Kolonisi (ABC), Parçacık Sürü Optimizasyonu (PSO) ve Diferansiyel Evrim (DE) gibi sezgisel algoritmalarla optimize edilmiştir. RGB bantları, tek başına sınırlı doğruluk sağlarken SYM ve SAM verilerinin entegrasyonu ile oranlar belirgin şekilde yükselmiş, RGB + SYM + SAM kombinasyonu en yüksek doğruluğu sunmuştur. Sezgisel algoritmalarla eğitilen YSA modelleri, geleneksel yöntemlere kıyasla daha yüksek doğruluk, duyarlılık ve seçicilik değerlerine ulaşmış; ABC algoritması tüm bant kombinasyonlarında en iyi sonuçları sağlamıştır.
Uzaktan algılama yöntemleri ile orman yangınlarının izlenmesi ve istatistiksel analizi: 2021 Manavgat ve Marmaris örnekleri
Bu tez çalışmasında, 2021 yılında Türkiye'nin Akdeniz ve Ege Bölgelerinde meydana gelen büyük orman yangınlarından Antalya ili Manavgat yangını ile Muğla ili Marmaris yangını incelenmiştir. Çalışmada GEE platformu kullanılarak, yangın alanlarının tespit edilmesi amacıyla farklı spektral indeksler hesaplanmış ve bu indekslerin sonuçlarına göre değişim (D-fark) indeksleri üretilmiştir. Ayrıca, elde edilen sonuçlar resmi verilerle karşılaştırılarak doğruluk analizi gerçekleştirilmiştir. Spektral indekslerden elde edilen değerlerin farklı birimlerde olması nedeniyle Min-Max normalizasyonu uygulanarak tüm değerler aynı ölçeğe getirilmiş ve karşılaştırılabilir hale getirilmiştir. Manavgat ve Marmaris yangınlarını kapsayan bölgelerde, farklı spektral indekslerin yangın şiddetini belirleme performansları istatistiksel analizlerle değerlendirilmiştir. Kruskal-Wallis H Testi, ANOVA testi ve ikili karşılaştırmalar gibi yöntemlerle, bu indeksler arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar olup olmadığı analiz edilmiştir. Elde edilen bulgular, farklı spektral indekslerin yangın şiddetini değerlendirme yeteneklerinde anlamlı farklılıklar olduğunu ortaya koymuştur. Bu durum, her bir indeksin yangın sonrası tespitlerdeki etkinliğini karşılaştırmalı olarak değerlendirmeyi mümkün kılmıştır
Sosyal medya mesajlarında veri madenciliği ile bilgi keşfi ve görsel analitik ortamda sunulması: COVID-19 tweet veri seti örneği
Günümüzde, sosyal medya iletişim ve kişisel ilgi alanlarını oluşturmak için en etkili araçtır. Akıllı cihazların ve sosyal platformların yaygın kullanımıyla, sosyal medyanın önemi artmış ve birçok kişi tarafından tercih edilir hale gelmiştir. Sosyal medya, insanlar arasındaki etkileşimi destekleyerek, yapılandırılmamış, ayrıntılı ve büyük ölçekli dijital verilerin kaynağı haline gelmiştir. COVID-19 pandemisi, çağımızın en önemli küresel krizi olarak kabul edilmektedir. Bu pandemi, başlangıçta bir sağlık krizi olarak başlamış olsa da hızla tüm dünyaya yayılan benzersiz bir sosyo-ekonomik ve çevresel krize dönüşmüştür. Pandemi yönetiminin büyük bir kısmını mekânsal gelişimin takibi oluşturmaktadır. Salgınların kontrol altına alınması, temas takibi ve yayılımın önlenmesi için etkili bir toplum müdahalesinin sağlanabilmesi adına mekânsal bilgilere olan ihtiyaç oldukça büyüktür. Kriz yönetimi için kaliteli veri ve istatistiksel sonuçlar büyük önem taşımaktadır. Mekânsal görsel analitik, kullanıcıların mekânsal verileri kullanarak örüntüleri tespit etmeleri ve gelecekteki sonuçları tahmin etmeleri için kartografya, veri yönetimini, veri madenciliğini, arayüz tasarımı ve bilişsel bilim vb. farklı disiplinlerden yararlanmaktadır. Bu tez çalışmasının temel amacı, bilgi biliminin ve kartografyanın etkileşimli yapısını yansıtan Web tabanlı mekânsal görsel analitik uygulama örneği geliştirilmesidir. Bu doğrultuda,eski adıyla Twitter yeni adıyla X sosyal medya platformunda COVID-19 pandemi döneminde aşılar hakkında oluşturulan tweet veri seti kullanılmıştır. Tweet verilerinin mekânsal gelişiminin izlenmesi amacıyla konum bilgisi çıkarımı gerçekleştirilmiştir. Daha sonra, tweet veri setinde yer alan saklı örüntülerin keşfi gerçekleştirilmiştir. Veri setinde keşfi yapılan yeni bilgiler kullanılarak, K-ortalamalar ve Ward yöntemiyle kümeleme analizi gerçekleştirilmiştir. Mesajların oluşturulduğu ülkelerin benzerlikleri ve farklılıkları ortaya konmuştur. Tweet veri setinde yer alan mesajların, veri setinden keşfedilen yeni bilgilerin, kümeleme analizi sonucu elde edilen bilgiler ile üretilen tematik haritaların birbirleriyle etkileşim içinde olduğu, araştırmacının belirlediği sorgulamalar kapsamında filtrele araçlarının yer aldığı, veri setindeki mesajların mekânsal - zamansal gelişiminin aynı ekran üzerinden takip edildiği ve araştırmaya ait sonuçların farklı grafiksel araçlarla kullanıcıya aktarıldığı Web tabanlı interaktif bir uygulama geliştirilmiştir
True (gerçek) ortofoto üretimi ve doğruluk analizi
Uzaktan algılama sistemlerinin gelişmesiyle birlikte insan hayatını kolaylaştıran teknolojik gelişmelerle ortofoto haritaların hızlı ve kolay üretimi sağlanmaktadır. Ortofoto harita üretim maliyetinin yersel yöntemlere göre daha düşük olması, tüm topoğrafik yapının kolayca tespit edilebilmesi, yerleşim yerlerinin kolayca izlenmesi ve haritaların kolaylıkla güncellenmesi gibi sağladığı avantajlar nedeniyle topoğrafik haritalarda yerini almıştır. Gerçek (True) Ortofoto üretimi ile kentlerin yerleşim ve gelişme alanlarını kapsayacak şekilde, kıyı bölgelerinde, sosyal, kültürel, sanayi ve turizm alanlarında daha hızlı ve yüksek doğrulukta harita üretimi gerçekleştirilebilecektir. Özellikle kamuda mükerrer çalışmalar önlenecek; zaman ve maliyet açısından büyük oranda tasarruf sağlanacaktır. Afet öncesi ve afet sonrası yapılacak çalışmalarda durum takibi açısından, karar vericilerin hızlı, doğru ve yerinde kararlar alabilmeleri sağlanacaktır. Güncel doğruluğu yüksek yol ve bina envanteri oluşturulacaktır. Tez çalışmasında; Haymana bölgesinde 15 km x 15 km büyüklüğündeki bir alanda, Ultracam Eagle M3 sayısal hava kamerası ile ileri bindirme oranı %90, yan bindirme oranı %60 olacak şekilde, 30 cm yer örnekleme aralığında (YÖA) çekilmiş hava fotoğrafları kullanılmıştır. Arazide ölçümü yapılan 50 adet yer kontrol noktasından 5 tanesi, fotogrametrik nirenginin dengelenmesinde kullanılmış; kalan 45 adet yer kontrol noktası ise elde edilen dengeleme sonucu ile üretilen ortofoto, sayısal arazi modeli ve sayısal yüzey modeli doğruluklarının analiz edilmesinde kontrol noktası olarak kullanılmıştır. Sayısal hava fotoğraflarından stereo model oluşturularak binalar çizilmiş ve bina üzerinden yükseltisi değişmeyecek bölgeden yükseklik okumaları yapılarak vektör veriler toplanmıştır. Toplanan vektör veriler ve araziye tesis edilen yer kontrol noktaları verileri ile doğruluk analizleri yapılmıştır. Bu kapsamda Klasik ortofoto ve Gerçek (True) Ortofotonun doğruluk analizi ile birlikte SAM ve SYM verilerinden üretilen ortogörüntülerin birbirlerine göre doğruluk analizi yapılarak sonuçlar karşılaştırılmıştır.
İnsansız hava aracı (İHA) fotogrametrisi kullanarak Köyceğiz kampüsünün zamansal analizi
Yakın tarihte fotogrametrik yöntemlerin kullanımı ile yaşanan gelişmeler ışığında inşaat, madencilik ölçmeleri, ziraat ölçmeleri, arazi yapılarında yaşanan değişiklikler, doğal afetlerle alakalı öngörülebilirlik ölçümleri, yapısal deformasyonların izlenebilmesi ve tespiti gibi daha pek çok alanda atılımlar gerçekleşmiştir. Ağırlıklı olarak dijital kamera sistemlerinin gelişmesini takiben hava fotogrametrisi için kullanılan cihazların gelişimi de hız kazanmıştır. Yüksek çözünürlük ve çok bantlı kamera sistemlerinin hava fotogrametisi cihazlarına entegre edilmesi ile birlikte bahsi geçen sektörler ciddi bir ivme kazanmıştır. Gelişen kamera sistemlerinin iç yöneltme parametreleri ile matematiksel modellemeler ölçme ve değerlendirme aşamasında doğruluk değerlerini arttırmaktadır. Sayısal ve termal kameralar kullanılarak deformasyon çalışmaları yapılmaktadır. Yapılan çalışmalarda yersel fotogrametri tekniği ya da hava fotogrametrisi tekniği kullanılmaktadır. Hava fotogrametrisi tekniği otonom veya yarı otonom sistemler olarak kullanılmaktadır. Kullanılan sistem üzerine entegre vaziyette sayısal ve termal kameralar ile Lidar aleti bulunabilmektedir. Teknolojik gelişmeleri takiben İHA fotogremetrisi ve uygulama alanları da hızla gelişim kaydetmektedir. Bu tez çalışmasının amacı gelişen hava fotogrametrisi yöntemleri ve bu yöntemler uygulanırken kullanılan ölçme aletlerinin gelişimlerini takiben yapı deformasyonu ölçmelerinde ortaya çıkabilecek olumlu olumsuz sonuçları gözlemlemektir. Amaç doğrultusunda seçilen alanda yer alan binaların keskin köşe noktalarının 3 boyutta koordinatları değerlendirme programı üzerinde okunarak tespit edilmiştir. Tespit edilen yıllara sari bu koordinat değerleri birbirleri ile karşılaştırılarak ortaya bir değerlendirme verisi çıkmıştır. Anahtar Kelimeler: 3 Boyut , Fotogrametri, İHA, Lidar, Yöneltme
İmar planlarının hazırlanmasında kullanılan bilgi altlıkları ve harita mühendisliğinin önemi
Bu çalışma, imar planlarının hazırlanmasında kullanılan bilgi altılıklarının önemini ve harita mühendislerinin rolünü incelemektedir. İmar planları, bir bölgenin düzenlenmesi, geliştirilmesi ve kullanımının belirlenmesinde kritik bir rol oynar. Bilgi altılıkları, planlama sürecinde kullanılan verilerin toplanması, analizi ve sunumunu sağlar. Bu veriler, coğrafi bilgiler, nüfus istatistikleri, altyapı bilgileri, arazi kullanımı ve çevresel faktörler gibi çeşitli unsurlardan oluşabilir. Bu çalışmada, bilgi altılıklarının doğruluğu ve güncelliği konularına vurgu yapılmıştır. Ayrıca, harita mühendislerinin bu süreçteki önemi ve rolü üzerinde durulmuştur. Bu çalışmanın temel amacı, imar planlarının hazırlanmasında kullanılan bilgi altılıklarının önemini vurgulamak ve harita mühendislerinin rolünü belirtmektir. Ayrıca, imar planlarının hazırlanmasındaki potansiyel sorunları ve bu sorunların çözümüne yönelik önerileri tartışmayı amaçlamaktadır. Çalışmada doğru ve güncel bilgi altılıklarının kullanılması ve harita mühendislerinin etkin katılımıyla imar planlarının daha etkili ve başarılı bir şekilde hazırlanabileceği sonucuna varılmıştır.
Çok amaçlı kadastro ve Türkiye'deki uygulamaları
Bu çalışmada, Türkiye'deki çok amaçlı kadastro çalışmaları ve gelişmiş alt yapı arasındaki ilişki değerlendirilmiştir. Gelişmiş alt yapı ve teknolojik imkanlar, çok amaçlı kadastro çalışmalarının başarısını desteklemektedir. Türkiye'nin bu alanda sağladığı avantajlar arasında doğru ve güncel toprak mülkiyeti kayıtları, veri entegrasyonu ve analizi, sürdürülebilir kalkınmaya katkı, etkin planlama ve kaynak yönetimi, işbirliği ve koordinasyon yer almaktadır. Bu çalışma, Türkiye'nin çok amaçlı kadastro ve alt yapı uygulamalarının önemini vurgulamakta ve ilgili paydaşlara yol gösterici bir perspektif sunmaktadır. Türkiye'nin gelişmiş alt yapısı ve teknolojik imkanları, çok amaçlı kadastro çalışmalarının etkinliğini artırma potansiyele sahip olduğu görülmüştür. Ancak bu avantajların tam anlamıyla değerlendirilebilmesi için sürekli iyileştirme, kapasite geliştirme ve eğitim faaliyetlerine de odaklanması gerekmektedir. Ayrıca Türkiye'nin bu alandaki yatırımları, çok amaçlı kadastro çalışmalarının etkinliğini ve verimliliğini artırabilir. Çalışmanın sonuçları, çok amaçlı kadastro çalışmalarının daha etkin bir şekilde yürütülmesine ve toprak yönetimi süreçlerinin güçlendirilmesine yönelik stratejilerin geliştirilmesine katkı sağlayabilir. Türkiye'nin sahip olduğu imkânlar benzer alt yapı ve teknolojik imkânlara sahip diğer ülkeler için de bir referans noktası olabilir.
Arazi yönetiminin tapu ve kadastro işlemlerine yönelik harici veri modeli tasarımı ve uygulaması
Arazi idaresi bünyesinde standart bir yapının oluşturulmasına yönelik çeşitli bilimsel faaliyetler yapılmasına rağmen bu çalışmalar Dünyadaki Arazi İdare Sistemlerinin (AİS) benzer olmayan özellikleri sebebiyle birçok açıdan (yaygınlık, kapsam, içerik vb.) sınırlı kalmıştır. Arazi idaresi sistemlerinin temel benzer özellikleri bakımından ortak bir standart yapı oluşturma amacıyla konumsal veri modelleme çalışmaları gerçek anlamda ilk kez 2002 yılında Van Oosterom ve Lemmen tarafından dile getirilmiştir. Başlarda Temel Kadastro Modeli olarak ifade edilen bu çalışmalar, sonraki dönemlerde Arazi İdaresi Temel Modeli (AİTM) adı altında Uluslararası Haritacılar Birliği (FIG) ile ortaklaşa yapılmaktadır. AİTM'nin esas hedeflerinden birisi benzer içerikli çalışmaların tekrarlanmasınının önüne geçerek, önerilen modeli refarans alarak AİS'lerin etkin ve sürdürülebilir bir yapıda gelişebilmelerine katkı vermektir. Bir başka temel amacı ise benzer veya farklı ülkelerde AİS oluşturulması, geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması üzerinde çalışanların, modelin önerdiği ortak yapıyı kullanmalarını sağlamaktır. AİTM'ye öncülük eden bu bilimsel çalışmalar ile birlikte AİTM, 2012 yılında uluslararası bir standart olarak kabul edilmiş ve ISO 19152 adını almıştır. AİTM, kadastral nesnenin tanımlanmasına ek olarak, kişiler ile kişilerin taşınmazları arasındaki ilişkiyi mülkiyet hakları (Sahiplik, sınırlılıklar ve sorumluluklar) vasıtasıyla düzenleyen soyut ve kavramsal düzeyde bir model önerir. AİTM model çerçevesinin mümkün olduğunca basit olması hedeflenmektedir. Buna karşın, yapılan tasarımın ilişkili olabilecek diğer veri altyapıları ile uyumlu olması gereği işaret edilmektedir. Modelde bazı verilerin (Kişi bilgileri, Adres bilgileri, Arazi kullanımı, Arazi örtüsü, Vergilendirme, Değerleme vb.) harici (dışsal) veri kaynaklarından sağlanması gereğini işaret eden sınıflarda (bluePrint) yer almaktadır. Dünya genelinde kabul gören AİTM, son yıllarda ülkemizde de benimsenmeye başlanmıştır. Bu bağlamda AİTM'nin temel sınıflar ve harici sınıfları açısından ülkemizdeki arazi idaresi yapısına uygulanmasını inceleyen çeşitli bilimsel çalışmalar yapılmıştır. AİTM'deki bu gelişim süreci dikkate alınarak yapılan bu çalışmada TKGM'nin sorumluluğundaki tapu ve kadastro sisteminde kayıtlı olan taşınmazlar üzerindeki her türlü işlemin gerçekleşmesi için gerekli olan dış kaynaklı kurumlardan (Ör. Valilik, noter, belediye gibi) harici belge ve bilgilerin (Ör. Vekaletname, miras belgesi, emlak beyan değeri gibi) bir sistem içindeki veri setleri aracılığıyla modellenmesi ve modelin bir uygulama ile test edilmesi amaçlanmıştır. Bu doğrultuda öncelikli olarak tapu ve kadastro işlemlerinde rol alan tüm dış kaynaklı kurumlar ve sağladıkları bilgi ve belgeler analiz edilmiştir. Analiz sonucunda kurum ve belge içeriklerine göre AİTM ile ilişkili harici veri modelleri tasarlanmıştır. Daha sonra tasarlanan modellerin gerçekte uygulanabilir olup olmadığını test etmek amacıyla bir uygulama yapılmıştır. Uygulama için belediye kurumu seçilmiş ve sağladığı belgelerin (Encümen kararı, cins değişikliği yazısı, yapı kullanım izin belgesi, emlak beyan değeri belgesi) içeriği dikkate alınarak Visual Studio 2013 ortamında iki farklı arayüz tasarlanmıştır. Birinci arayüzde (Belge kayıt ekranı arayüzü) ilgili belgelere ilişkin veri girişi yapılması ve bu bilgilerin MS SQL Server tabanlı bir veri tabanına aktarılması sağlanmıştır. İkinci arayüzde (Web servis arayüzü) ise TKGM'nin Belediye veri tabanındaki bu belgelere ilişkin bilgilere web servis kullanarak erişebilmesi sağlanmıştır. Bu uygulamar ile tasarlanan harici veri modelinin uygulanabilir olduğu görülmüştür. Bununla birlikte AİTM ile ilişkili olarak geliştirilen harici veri modelinin aşağıda belirtilen alanlarda katkı sunduğu anlaşılmıştır: (1) TKGM'deki harici verilerin yönetimi standart bir yapıya kavuşmuştur. (2) El yordamı ile belge üzerinden kontrol işlemi yerine web servis aracılığı ile online kotrol işlemi yapıldığı için işlemlerin tamamlanma süreleri kısalmıştır. (3) Resmi belgede sahteciliğin önüne geçilerek mülkiyet hakkı korunmuştur. (4) Manuel olarak belge kontrolü yerine dijital olarak belge kontrolü yapıldığı için kağıt israfı ortadan kalkmıştır. Tapu ve kadastro işlemlerine yönelik geliştirilen harici veri modelinden tam verim alınabilmesi için Belediye gibi diğer tüm kurumların da sisteme dahil edilmesi gerekmektedir. Ayrıca diğer kurumlardan TKGM'ye bilgi aktarımın yasal çerçeve içerisinde olabilmesi için yasal altlığın ve teknolojik altyapının oluşturulması gerekmektedir.
Kent içi kavşak tasarımı
Kentlerin büyümesi, ihtiyaçların artması, farklı çekim merkezlerinin oluşması ile insanlar gün içerisinde seyahat etme durumundadır. Artan nüfüs yoğunluğu ile birlikte beraberinde sosyo-ekonomik iyileşme, günümüzde trafikteki araç sayısını arttımıştır. Bu durum gelişen toplumlar ve günümüz için kaçınılmazdır. Önemli olan bu durumun oluşturduğu olumsuz etkileri en aza indirmektir. Kent içi ulaşım sorunlarını çözebilmek için kesişim noktalarındaki sorunları tespit etmek gerekmektedir. Bu sebeple ulaşım problemlerinin çözümü için kavşak tasarımı detaylı ve kapsamlı çalışma gerektirmektedir. Kavşak tasarımı öncesinde, kavşağın buluınduğu bölge genelinde kapsamlı bir araştırma yapmak gerekmektedir. Burada dikkat edilmesi gereken çalışmada sadece kavşağa bağlanan yoların değil, kavşağın bulunduğu bölgenin genel incelemesinin yapılması gerektiğidir. Kent dokusunun incelenmesi, kavşağın hangi geçiş yolları üzerinde bulunduğu, çekim merkezleri ile kavşağın ilişkisinin incelenmesi gerekmektedir. Ayrıca kavşağı kullanan araçların sayısının ve tipinin, yayaların kullanımına ilişkin işaretlerin ve sinyal sürelerinin de incelenmesi gerekmektedir. Kavşakta meydana gelen kazaların incelenmesi ve analiz edilmesi gerekmektedir. Kavşakta meydana gelen kazalar, kavşaktaki sorunu anlamaya yardımcı olmaktadır. Bu sebepe kaza analizlerinin detaylı olarak incelenmesi önem arz etmektedir. Bunlara ek olarak kavşak tasarımının toplu taşıma araçlarının kullanımına uygun olarak tasarlanması gerektiği de unutulmamalıdır. Tüm bu çalışmalar öncesinde kavşağın mevcut durumunu görmek ve sorunu eksiksiz tespit edebilmek için, ayrıca önerilen çözümlerin sahada faydalı olup olmadığını uygulama öncesinde görebilmek için simülasyon çalışması yapılması gerekmektedir. Böylelikle sorunlar daha doğru ve net bir şekilde tespit edilmiş olacak, sonrasında ise önerilen çözümlerdeki eksiklik ve yanlışlar uygulamaya geçirilmeden önce tespit edilebilecektir.
Mobil zemin bilgi sistemi geliştirilmesi
Yer altı ve yer üstü saha çalışmalarında yaygın olarak kullanılan sondaj verilerinin Coğrafi Bilgi Sistemi araçlarıyla yönetimi doğrultusunda bugüne kadar çeşitli masaüstü ve web tabanlı programlar geliştirilmiştir. Bu programlar yardımıyla; veri girişinden, çeşitli sorgulama ve analizlerle elde edilen sonuçların çeşitli şekillerde sunumuna kadar, bir dizi işlem gerçekleştirilebilmektedir. Son zamanlarda, mobil cihaz teknolojisinin gelişmesi ve kullanımının giderek yaygınlaşmasıyla birlikte, sondaj bilgi sistemi niteliğinde çeşitli mobil uygulamalar da geliştirilmiştir Masaüstü, web ve mobil ortamda geliştirilen program ve uygulamalar farklı özelliklere sahiptir. Ayrıca, tüm dünyada veya ülkemizde geçerli ortak veri standardı olduğu da söylenemez. Bu çalışmada, sondaj noktalarının ve bilgilerinin görülebileceği, mekânsal sorgulamaların yapılabileceği, iOS platformunda harita tabanlı bir mobil uygulama geliştirilmiştir. xCode geliştirme ortamının en güncel versiyonu kullanılarak, Swift programlama dili ile geliştirilmiş olan bu uygulama kullanıcı dostu bir arayüze sahiptir. Yerel (cihaz içinde) bir veri tabanı yerine bulut veri tabanı kullanılarak, verilerin mobil cihaz haricinde merkezi olarak tutulması, yönetilmesi ve güncelliğinin korunması sağlanmıştır. Kullanılan veri tabanı sistemi; ilişkisel değil, NoSQL (Not Only SQL) bir veri tabanı ile çalışmaktadır. Sonuç olarak, hem sözel hem de harita üzerinde işaretlenen ya da koordinatları girilen bir noktaya dayalı mekânsal aramalar yapılabilmiş olup, sistemde kayıtlı tüm sondaj bilgileri küçük ekranlı akıllı cihazlarda bile etkili bir şekilde gösterilebilmiştir. Uygulamaya eklenen analitik aracı ve bildirim servisi sayesinde, kullanıcı deneyimi de takip edilebilmiştir.
GPS hassas mutlak konum belirlemede varyans kovaryans matrisinin güvenirliğinin araştırılması
Hassas Mutlak Konum Belirleme (Precise Point Positioning - PPP) tekniği, harita mühendisliğinde son yıllarda öne çıkan en önemli konulardan birisidir. PPP tekniğinde sadece bir Küresel Konum Belirleme ve Uydu Sistemleri (Global Navigation Satellite Systems (GNSS)) alıcısı yeterlidir ve bu nedenle kullanıcılar bu tekniği birçok geleneksel bağıl konumlama yöntemine göre tercih etmektedirler. PPP tekniği çözümlemelerinde genellikle bilimsel yazılımlar kullanılmaktadır ve yazılımlardan elde edilen Varyans-Kovaryans (Variance Covariance (VCV)) matrisleri çok iyimser sonuçlar vermektedir. VCV matrislerinden hesaplanan değerler istatistiksel yorumlamalarda önemli etkiye sahip unsurlardır. Yazılımlardan türetilen VCV matrisleri GNSS gözlemlerinin analizi sonucunda deformasyon analizinde kullanılmaktadır ve araştırmacılar VCV matrislerini ölçekleme ihtiyacı hissetmektedirler. Bu çalışmada, 10 adet sürekli gözlem yapan referans istasyonlarının, 2014 yılına ait 11 günlük verileri incelenmiştir. Bütün noktalar GIPSY-OASIS II v6.4 bilimsel yazılımı kullanılarak PPP tekniği ile analiz edilmiştir. Çözümler 2, 4, 6, 8, 12 ve 24 saatlik süreler için tekrarlı bir şekilde yapılmış ve GIPSY-OASIS II v6.4 PPP sonuçları için bir ölçek faktörü kestirilmesi amaçlanmıştır. Analiz sonuçlarına göre ölçek faktörlerinde ölçüm sürelerine bağlı değişkenlik gözlenmiştir.
İnsansız hava aracı ile fotogrametrik veri üretimi
Modern teknolojinin gelişmesi ile insansız hava araçları (İHA) dünya çapında farklı alanlarda kullanılmaya başlamıştır. İHA' nın özellikle fotogrametrik çalışmalarda önemli bir platform olarak kullanılması hız, zaman ve maliyet avantajları dikkate alındığında ülkemizde de hızla yaygınlaşmıştır. Geleneksel yöntemlere alternatif olarak sunulan İHA ile yapılan çalışmalarda; zamansal ve mekansal çözünürlüğü yüksek ve aynı zamanda daha düşük maliyetli veri üretimi sağlanmaktadır. Bu çalışmada, günümüz modern teknolojisi İHA ile fotogrametrik veri üretimi amaçlanmıştır. Bu amaçla, İstanbul ili, Şile ilçesi, Soğullu köyü' nde 60 hektar ve Gaziantep ili, Şehitkamil ilçesi, Başpınar mahallesi Organize Sanayi Bölgesi' nde 78.3 hektar olmak üzere iki farklı çalışma alanı test edilmiştir. Bu iki çalışma alanında İHA ile elde edilen hava fotoğrafları işlenerek üç boyutlu model, ortofoto ve Sayısal Yüzey Modelleri üretilmiştir. Fotogrametrik verilerin üretim aşamasında farklı yöntemler analiz edilmiştir. Ayrıca İHA teknolojisi ve geleneksel yöntemlerin donanım, yazılım ve iş maliyeti gibi farklı kalemler karşılaştırılarak maliyet analizi yapılmıştır.
Sürekli gözlem yapan referans istasyonları tekniği ile insansız hava araçlarının konumlandırılması
İnsansız Hava Araçları son yıllarda endüstrinin ve kamu sektörünün vazgeçilmez araçlarından biri olmuştur. İlk olarak askeri alanda yerini alan İnsansız Hava Araçları günümüzde arkeolojide, tarımda, ormanlık alanların belirlenmesinde, afet yönetiminde ve harita yapımında kullanılmaktadır. CORS Teknğinin hayatımıza girmesi ile birlikte tek sabitten hassas ölçümler yapılabilmekte, gerçek zamanlı kinematik ölçülere göre daha hassas koordinatlar elde edilebilmekte ve ölçümlerde daha geniş kapsama alanına sahip olunabilmektedir. İHA'lar ile yapılan ölçümlere incelediğimizde uçakla yapılan fotogrametrik harita yapımına kıyasla İHA'lar, daha hızlı, daha hassas, düşük maliyetli ve tekrarlı ölçüm imkanına sahiptirler. Bu avantajlarının yanında havada kalış süresinin kısa olması, rüzgardan çok daha fazla etkilenmeleri, uçuş esnasında yer istasyonunda bulunan GPS anteni ile radyo bağlantının kopması gibi dezavantajları da vardır. CORS Tekniği ile İHA kullanımının sağladığı faydaları bir araya getirdiğimizde sonuç ürünleri elde etmek daha hızlı ve daha az maliyetli olacak, ayrıca uçakla yapılan ölçümlere göre de daha hassas ürünler elde edilebilecektir. Tüm uçan hava araçlarında konumunu ve yönünü belirlemek için bir GPS alıcısı bulunmaktadır. UASTÜRK isimli İnsansız Hava Aracımıza kendi GPS alıcısına ek olarak CORS Tekniğini büroda değerlendirme yöntemi (PPK : Post Process Kinematic) ile yapabilmek için çift frekanslı RTK GPS alıcısı monte edildi. Bu sayede uçağın üzerinde bulunan GPS aletinin ve RTK GPS aletinin kaydettiği verileri karşılaştırma imkanı bulduk. Deneyimizde İHA ile Yer Kontrol istasyonu arasındaki radyo bağlantısının kopması durumunda tüm uçuşun tekrar yapılması gerektiğinden, radyo bağlantı kopmasını elimine etmek için büroda değerlendirme yöntemi kullanılmıştır. Bu yöntemle uçuş esnasında İHA'ya monte edilen RTK GPS ve İHA üzerindeki GPS alıcısına kaydedilen GPS verilerine aynı zaman dilimi içerisindeki CORS istasyonundan geçmişe dönük veriler kullanılarak düzeltmeler getirildi. İlk olarak RTK GPS alıcısına getirilen düzeltmelerle tüm fotoğrafların merkez koordinatları hesaplanarak ortamozaik ürün elde edildi. Aynı işlem İHA üzerindeki GPS alıcısı kullanılarak da yapıldı ve diğer bir ortomozaik ürün elde edildi. Ardından deney alanında kullanılan 17 adet yer kontrol noktası ile oluşturulan ortomozaiklerin koordinat doğruluk analizi incelendi. Bu analiz sonucunda RTK GPS ile yatayda ve düşeyde santimetre mertebesinde (10.7 - 26.9 cm) ortomozaik ürün elde edilirken İHA üzerindeki GPS alıcısı ile yatayda ve düşeyde desimetre mertebesinde (3.687 – 3.194 m.) ortomozaik ürün elde edildi. Uçakta bulunan GPS-IMU sistemiyle hesaplanan koordinatlarının yaklaşık 2-5 m. doğrulukta olduğunu düşünürsek bu yöntem sayesinde İHA'nın koordinatlarının düşeyde ve yatayda, desimetre mertebesinden santimetre mertebesine düşeceği öngörülmektedir.
Yer radarı ölçmelerinde topografik etkilerin düzeltilmesi: Küresel konum belirleme sistemi ve eğimölçer entegrasyonu
Bu çalışmanın amacı bir uzaktan algılama teknolojisi olan GPR yöntemini etkileyen parametrelerden topoğrafik değişkenliğin ölçme sonuçlarına etkisini belirlemek ve söz konusu GPR ölçmelerinde arazi eğiminin sebep olduğu sistematik olmayan hatanın ortadan kaldırılması problemine Harita Mühendisliği disiplini içerisinde ölçme tekniğinin güncel metot ve teknolojilerini kullanarak çözüm bulabilmektir. Güncel Jeoradar tekniğinde arazi eğiminden kaynaklanan jiroskopik etkilerin neden olduğu gömülü objenin konumlandırma ve modelleme üzerindeki bozucu etkilerini GPS ve Dijital İnklinometre kullanılarak geliştirilen "Jiroskopik Düzeltme Metodu" yardımıyla gidermek mümkündür. Önerilen yöntem gömülü objenin yeraltındaki gerçek konumunu (UTM) koordinat sisteminde belirleyerek güncel uygulamalardan daha doğru konum verisine sahip yer altı haritalarının oluşturulmasına imkan tanımaktadır. GPS teknolojisi ile elde edilen topoğrafik verilerle dijital inklinometre verilerinin GPR ölçmeleriyle eşzamanlı olarak toplanması ve birlikte yorumlanması sayesinde arazi eğiminden kaynaklanan jiroskopik etkiler önemli ölçüde giderilebilmiştir. GPR/GPS/İnklinometre kombinasyonundan oluşan metodun performansının test edilebilmesi için İstanbul İli, Maltepe İlçesi sınırlarında bulunan Orhangazi Parkında yer alan gömülü su depoları referans obje olarak kullanılmıştır.boyutları önceden bilinen gömülü obje referans alınarak klasik GPR ölçmeleri ile elde edilen 3D model, GPR-GPS kombinasyonundan elde edilen 3D model ve Jiroskopik Düzeltme modelleri referans objenin gerçek boyutlarıyla karşılaştırılmıştır. Klasik GPR yöntemi sonuçlarıyla karşılaştırıldığında düz arazi koşullarında her 3 yöntemle de birbirine yakın standart sapma değerleri elde edilirken eğimli arazide Jiroskopik Düzeltme Modelinin daha duyarlı nokta konum hatası ürettiği belirlenmiş, yatay nokta konum hatasının eğimli arazi koşullarında yaklaşık %54 civarında küçüldüğü/iyileştiği gözlemlenmiştir.
Yapay sinir ağları ve rastgele orman yöntemleri ile LANDSAT 8 görüntülerinden otomatik kıyı çizgisi çıkartılması
İnsanların suya olan vazgeçilmez ihtiyacı, kıyı alanlarını insanların en çok kullandığı yerleşim yerleri haline getirmiştir. Kıyılar doğal habitat için en uygun habitatlar oluşturmaktadır. Kıyılar aynı zamanda mikroklimatik özellikleri sayesinde tatil ve dinlenme olanakları sağlayan alanlardır. Turizm, sanayi, kültür balıkçılığı, kentleşme gibi faaliyetler kıyı alanları açısından en büyük tehditlerden bazılarıdır. Bu tehditler, kıyı alanlarının korunması ve sürdürülebilir kıyı yönetimi için kıyı alanlarının izlenmesini zorunlu hale getirmiştir. Doğal çevre yönetimi, afet yönetimi, kıyı erozyonu incelemeleri, katı madde taşınımı ve kıyı morfodinamiklerinin modellenmesi gibi farklı alanlarda kıyı çizgileri yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu sebeple kıyı çizgilerinin özellikle uydu görüntülerinden elde edilmesi için çeşitli yöntemler kullanılarak birçok çalışma gerçekleştirilmiştir. Son yıllarda yapay zekâ kullanılarak elde edilen başarılar, çeşitli alanlarda çalışan bilim insanlarını da yaptıkları çalışmalarda yapay zekâ kullanmaya teşvik edici olmuştur. Sunulan tez çalışması kapsamında, uydu görüntülerinden kıyı çizgisi çıkarımı kendini düzenleyen haritalar, yapay sinir ağları ve rastgele orman yöntemleri kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Yürütücülüğünü Prof. Dr. Bülent Bayram' ın yaptığı 115Y718 numaralı ve "SÜRDÜRÜLEBİLİR KIYI ALANI İZLEME MODELİ İÇİN İHA VE İHA-LİDAR VERİLERİNDEN OTOMATİK ÜÇ BOYUTLU KIYI ÇİZGİSİ ÇIKARTILMASI VE ANALİZİ: TERKOS (İSTANBUL) ÖRNEĞİ" başlıklı TÜBİTAK projesinin test alanı olan İstanbul'un Çatalca ilçesine bağlı Terkos bölgesinin Karadeniz kıyısı yöntemlerin test edilmesi için seçilmiştir. Tez kapsamında önerilen yöntemlerin söz konusu proje açısından uygulanabilirliği test edilmiştir. Karadeniz Bölgesi' nin 5 farklı konumuna ait 2017 yılına ait LANDSAT 8 görüntüsü eğitim amaçlı olarak kullanılmıştır. İstanbul-Terkos bölgesine ait 2013, 2015, 2017 tarihlerine ait aynı mevsimde elde edilmiş üç veri seti, Antalya bölgesine ait 2017 yılında elde edilmiş bir LANDSAT 8, İzmir bölgesine ait 2017 yılında elde edilmiş bir LANDSAT 8, ve Erçek Gölü' ne ait 2018 yılında elde dilmiş bir görüntü olmak üzere toplam altı farklı LANDSAT 8 görüntüsü test amaçlı olarak kullanılmıştır. Uygulamanın birinci aşamasında Kendini Düzenleyen Haritalar Yöntemi için Terkos bölgesine ait uydu görüntüsü kara ile deniz olacak şekilde kümelenmiş ve kıyı çizgisi çıkartılmıştır. Yapay Sinir Ağları Yöntemi için Karadeniz Bölgesi' ne ait 5 farklı uydu görüntüsü kullanılarak karadan ve denizden 2 adet sınıf oluşacak şekilde örnek veriler toplanmıştır. Yapay sinir ağları bu veriler ile eğitilmiş ve ağların test edilmesi için Terkos bölgesine ait uydu görüntüsü eğitilen ağlar ile sınıflandırılarak kıyı çizgileri çıkartılmıştır. Rastgele Orman Yönteminde ağaç yapılarını oluşturmak için yapay sinir ağlarının eğitiminde kullanılan eğitim verileri kullanılmıştır. Bu tezin ana amacı, Yapay Sinir Ağları Yönteminde kullanılan eğitim verileri ile Rastgele Orman Yönteminde ağaç yapılarını oluşturmak için kullanılan verilerinin Kendini Düzenleyen Haritalar Yöntemi kullanılarak otomatik olarak toplanmasını sağlamaktır. İkinci aşamada Karadeniz Bölgesi' ne ait uydu görüntüleri Kendini Düzenleyen Haritalar Yöntemi kullanılarak kara ile deniz olacak şekilde kümelenmiştir. Kümeleme sonuçlarına göre orijinal görüntülerden deniz ve kara sınıfları ayrılmıştır. Daha sonra, elde edilen bu veriden yararlanılarak yapay sinir ağları için her bir görüntüye ait deniz ve kara kümelerinden rastgele örnek veriler toplanmıştır. Rastgele toplanan bu veriler ile yapay sinir ağları eğitilmiş ve test alanına ait görüntülerden kıyı çizgileri çıkartılmıştır. Rastgele Orman Yöntemi için ise yapay sinir ağlarında kullanılan rastgele toplanmış veri seti, ağaç yapılarını oluşturmak için kullanılmıştır. Oluşturulan bu ağaç yapılarına göre test bölgesine ait uydu görüntüleri sınıflandırılmış ve kıyı çizgileri çıkartılmıştır. İlk iki aşamada kullanılan yapay sinir ağları Levenber – Marquardt (TRAINLM), Ölçekli Conjugate Gradient (TRAINSCG) eğitim fonksiyonları ile Hyperbolic Tangent Sigmoid (TANSIG), Logistic Sigmoid (LOGSIG) bağlantı fonksiyonlarının kombinasyonlarından tek gizli katmanlı ve 2000 iterasyonlu olarak tasarlanmıştır. Son aşama olan üçüncü aşamada TRAINSCG – TANSIG kombinasyonu kullanılarak farklı sayıda gizli katman (5, 10, 15) ve iterasyon sayılarıyla (500, 1000, 1500, 2000) yeni ağlar tasarlanmıştır. Gizli katman ve iterasyon sayılarının oluşturdukları kombinasyonlar ile tasarlanan ağlar hem kullanıcı tarafından toplanan eğitim verileri ile hem de Kendini Düzenleyen Haritalar Yöntemi sonuçlarından rastgele toplanan eğitim verileri ile eğitilerek kıyı çizgileri elde edilmiştir. Öncelikle belirlenen kombinasyonların test edilmesi amacıyla önerilen yöntemler Istanbul-Terkos, 2017 Landsat 8 görüntüsüne uygulanmıştır. Birinci aşamadaki Kendini Düzenleyen Haritalar Yöntemi ile elde edilen kıyı çizgisi elle yapılan sayısallaştırma sonuçları ile karşılaştırılmış ve ortalama 0,49 piksel hata ile kıyı çizgisi çıkarılmıştır. Kullanıcı tarafından toplanan eğitim verileri ile eğitilen yapay sinir ağları içerisinden TRAINSCG – TANSIG kombinasyonu ortalama 0,61 piksel hata ile en iyi sonucu vermiştir. Aynı eğitim verilerinin kullanıldığı Rastgele Orman yöntemi sonuçları içerisinden ise en iyi sonucu 50 ağaçtan oluşan ve ortalama 0,45 piksel hata ile kıyı çizgisi elde edilmiştir. İkinci aşamadaki Kendini Düzenleyen Haritalar Yöntemi kümeleme sonuçlarına göre rastgele toplanan eğitim verileri kullanılarak eğitilen ağlardan elde edilen en iyi sonuç ortalama 0,22 piksel hata ile TRAINSCG – TANSIG kombinasyonuna aittir. Aynı rastgele eğitim verileri kullanılarak oluşturulan ağaç yapıları içerisinden 250 ağaçlı ağaç yapısı ortalama 0,79 piksel hata ile kıyı çizgisini tespit etmiştir. Üçüncü aşamadaki kombinasyonlarda kullanıcı tarafından toplanan eğitim verileri kullanılarak oluşturulan ağlardan en iyi sonucu ortalama 0,36 piksel hata ile 10 gizli katmanlı ve 1000 iterasyonlu yapay sinir ağı vermiştir. Kendini Düzenleyen Haritalar Yöntemi kümeleme sonuçlarına göre rastgele toplanan eğitim verileri kullanılarak eğitilen ağlardan elde edilen en iyi sonuç ise ortalama 0,20 piksel hata ile 5 gizli katmanlı ve 1000 iterasyonlu yapay sinir ağına aittir. Bu aşamanın ardından seçilen en iyi konfigurasyonlar göz önünde bulundurularak 6 ek test verisi kullanılmıştır. Elle sayısallaştırma sonuçları ile elde edilen sonuçlar karşılaştırılmıştır. Istanbul-Terkos bölgesi 2013 yılına ait LANDSAT 8 görüntüsünden ortalama 0,47 piksel, Istanbul-Terkos bölgesi 2015 yılına ait LANDSAT 8 görüntüsünden ortalama 0,36 piksel, Istanbul-Terkos bölgesi 2017 yılına ait LANDSAT 8 görüntüsünden ortalama 0,36 piksel, Erçek Gölü'nün 2017 yılına ait LANDSAT 8 görüntüsünden ortalama 0,57 piksel, İzmir bölgesinin 2017 yılına ait LANDSAT 8 görüntüsünden ortalama 0,31 piksel ve Antalya bölgesinin 2017 yılına ait LANDSAT 8 görüntüsünden ortalama 1,31 piksel hata ile kıyı çizgileri tespit edilmiştir.
Derin öğrenme algoritmaları kullanılarak çay alanlarının otomatik segmentasyonu
Orman alanlarının, ağaç türlerinin otomatik olarak belirlenmesi, doğal kaynakların yönetimi açısından kritik bir öneme sahiptir. Ülkemizde kentsel ve orman haritalarının üretimi 1940' lı yıllardan günümüze dek fotogrametrik yöntemler kullanılarak gerçekleştirilmektedir. Hava fotoğraflarından orman sınırı ve ağaç türlerinin belirlenmesi geleneksel stereo değerlendirme yöntemleri ile yapılmakta olup, bu durum, iş ve zaman açısından yüksek maliyet gerektirmektedir. Sunulan tez çalışmasında önerilen yöntem ile otomatik olarak çay alanlarının sınıflandırılması, derin öğrenme algoritmaları kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Derin öğrenme algoritmaları, özellik çıkarımı işlemini veriden otomatik olarak yapan bir makine öğrenme yöntemidir. Son zamanlarda popülerlik kazanan derin öğrenme, ses tanıma, nesne tanıma, el yazısı tanıma ve görüntü sınıflandırma gibi birçok farklı bilgisayar tanı işlemlerinde kullanılmaktadır. Sunulan tez kapsamında, derin öğrenme temelli bir yaklaşım kullanılarak yüksek çözünürlüklü görüntülerden çay alanlarının otomatik çıkartılması amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda, görüntüler içindeki çay alanları ve çay alanları dışında kalan alanları sınıflandırmak için VGG19 ağ yapısına sahip SegNet mimarisi kullanılmıştır. Derin öğrenme temelli algoritmalar, farklı spektral bant kombinasyonları kullanılarak eğitilmiştir. Bu kombinasyonlar içerisinde; RGB (kırmızı-yeşil-mavi), NirRG (yakın kızılötesi-kırmızı-yeşil), NDVI (normalleştirilmiş fark bitki indeksi) ve NDVIRG (NDVI-kırmızı-yeşil) kombinasyonları bulunmaktadır. Multispektral görüntüler, 30x30 cm yer örneklem aralığına sahip bir sayısal hava kamerası kullanılarak elde edilmiştir. Derin öğrenme algoritmalarına ilişkin çalışmalar Matlab®' in 2017b versiyonunda gerçekleştirilmiştir. Matlab® programının lisansı, Yıldız Teknik Üniversitesi tarafından sağlanmıştır. Sunulan tez çalışması kapsamında, Trabzon' un Hayrat ilçesinde bulunan çay alanları için Nisan 2013 yılına ait 25 adet 1:5000 ölçekli yüksek çözünürlüklü ortofoto görüntü kullanılmıştır. Kullanılan ortofoto görüntüler, kırmızı, yeşil, mavi ve yakın kızılötesi (RGBNir) olmak üzere 4 banta ve her bant 8 bitlik radyometrik çözünürlüğe sahiptir. Kullanılan her bir ortofoto görüntünün yeryüzünde kapladığı alan 453.6 hektardır. Sunulan tez çalışmasında, 15 (%60) görüntü eğitim, 10 (%40) görüntü ise test amaçlı kullanılmıştır. VGG19 ağ yapısına sahip SegNet mimarisi, farklı sayıya ve bant kombinasyonuna sahip eğitim verileri kullanılarak eğitilmiştir. Eğitim verileri 200x200 piksel boyutlarında 15 adet ortofoto görüntüden rastlantısal olarak seçilerek hazırlanmıştır. Sırasıyla 250, 400, 600 ve 1000 adet görüntü seti kullanılarak sistem eğitilmiş ve sonuçlar analiz edilmiştir. Önerilen yöntemin doğruluk analizi, fotogrametri operatörünce stereoskopik sayısallaştırma ile üretilen referans verilerinin, önerilen yöntemden elde edilen sonuçların karşılaştırılmasıyla gerçekleştirilmiştir. Değerlendirme, Sørensen-Dice Benzerlik Katsayısı algoritması kullanılarak yapılmış ve doğruluklar belirlenmiştir. Önerilen yöntem için, RGB, NirRG, NDVIRG ve NDVI için sırasıyla %90.91, %91.16, %91.51 ve %53.39 doğruluk değerlerine ulaşılmıştır. Geleneksel stereo sayısallaştırma ile karşılaştırıldığında, önerilen yöntem, hem doğruluk hem işlem süresi bakımından daha etkili sonuçlar üretmektedir. Genel olarak, geleneksel stereoskopik değerlendirme işlemi, bir görüntü için yaklaşık olarak sekiz saat alırken, önerilen yöntem, aynı görüntü için ortalama beş dakikada sınıflandırma işlemini tamamlamaktadır.
Altyapı bilgi sistemleri tasarımı ve uygulaması : Kocaeli örneği
Kentleşmenin artması ile birlikte şehrin altyapısının klasik yöntemlerle yönetilmesinin oldukça güç bir hal aldığı görülmüştür. Altyapı tesislerinin eski zamandan günümüze kadar birçok kurum ve kuruluş tarafından çeşitli yollarla, değişik standartlar ile yapılmış olduğunu ve bu hatların uzunluğu göz önüne alındığında önümüze büyük hacimli ve bir o kadar da karışık bir yapı çıkmaktadır. Bu yapının zaman içerisinde klasik yöntemler ile yönetilemediği, günümüz teknolojisine uygun hareket ederek daha hızlı ve etkili bir şekilde yönetilmesi ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Modern kentleşmenin ve nüfusun artması ile birlikte ortaya çıkan bu sorunlar göz önüne alınarak, altyapı bilgi sistemlerinin oluşturulması önemli hale gelmiştir. Özellikle büyük kentlerde altyapının en uygun şekilde işletilmesi ve sürekli kontrol altında tutulması gerekmektedir. Altyapı hatları, arıtma tesisleri, terfi merkezleri vb tesislerin bakım, onarım, enerji ve işletme maliyetleri sürekli artış gösterdiği için idarelerin günümüz teknolojisine uygun yeni projeler geliştiren dinamik kurumlar olması gerekmektedir. Bu nedenle gerçekleştirilen bu çalışma ile birlikte, Kocaeli ili Derince ilçesi sınırları içerisinde bulunan altyapı hatlarının ve tesislerinin verilerinin sisteme girilmesi, sayısal bilgisi olmayanların arazide tespit edilerek coğrafi bilgi sistemi tabanlı oluşturulan altyapı bilgi sistemine dâhil edilmesi ve hatların tamamının akıllı hale getirilerek yönetilebilir seviyeye çıkarılması amaçlanmıştır. Sorgulanabilir ve analiz yapılabilir bir hale getirilmiş olan altyapı bilgileri ile altyapının yönetilebilir seviyeye ulaştırılması, son yıllarda ülkemizde gündeme gelmeye başlayan su problemleri ile etkili bir şekilde mücadele edebilmek ve elimizdeki mevcut suyu mümkün olan en iyi seviyede abonelere ulaştırabilmek önem arz etmektedir. Bu bağlamda, sistemde yer alan içmesuyu hatları ile ilişkili depo ve vana bilgileri, bunlara ait debimetre bilgileri, vanaların yönettikleri hatların cinsi, imalat yılı, çapı vb. veriler ile içmesuyu hatlarında meydana gelen kayıp-kaçak oranın düşürülmesine yönelik önemli bir katkı sunulması amaçlanmıştır. Yüklü maliyetler ile tesis edilen altyapılara ait bilgiler yerin altına gömülü kalmayıp, model proje ile dijital platformda veri toplama ve depolama ile bilginin saklanması ve güncellenmesi hedeflenmiştir. Böylece, altyapı hatlarına konumsal olarak ulaşmak daha hızlı ve güvenilir hale gelmiştir. Anahtar Kelimeler: Altyapı Bilgi Sistemi, Coğrafi Bilgi Sistemi, Altyapı Hatları, Sorgulama, Analiz
Kahramanmaraş üçlü ekleminde yer kabuğu hareketlerinin GPS ölçüleri ile belirlenmesi
Bu çalışmada Doğu Anadolu Fayı'nın güney kesiminde GPS ölçme yöntemi kullanılarak meydana gelen yatay yer kabuğu deformasyonları ve gerinim birikimine ilişkin bilginin sağlanması amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda, uygulama için ''Türkiye'nin Deprem Riski Yüksek Jeo-Stratejik ancak Tektonik Rejimleri Farklı Bölgelerinde Deprem Davranışının Çok Disiplinli Yaklaşımlarla Araştırılması''(105G019 nolu) başlıklı TUBITAK 1007 projesi kapsamında bölgede kurulan 15 GPS istasyonuna ilişkin 2006-2009 yıları arasında 4 periyot GPS verisi TUBITAK-MAM Yer ve Deniz Bilimleri Enstitüsü'nden temin edilmiştir. Ayrıca bölgede bulunan TUSAGA-Aktif ağına ilişkin 14 GPS istasyonunun 2009-2014 yılları arasındaki 5 periyot GPS verisi kullanılmıştır. Gerçekleştirilen GPS ölçüleri Bernese 5.0 GPS yazılımı ile değerlendirilmiş ve noktaların zamana bağlı yatay konum değişimleri belirlenmiştir. Konum değişimlerinin istatistiksel olarak anlamlı olup olmadığı deformasyon analizi ile ortaya konmuştur. Bölgede belirlenen hız değerleri, Doğu Anadolu Fay Zonu'nun (DAFZ) doğusunda (Arap levhasında) yer alan noktaların Arap levhasına göre yaklaşık 7-10 ± 0.5-1.4 mm/yıl'lık yatay bir hareketle batıdan doğuya doğru, DAFZ'ın batısında Anadolu levhasında yer alan noktaların ise saat yönünün tersine 11-13 ± 0.4-1.2mm/yıl'lık hızla yatayda hareket ettiğini göstermiştir. Bölgede gerinim birikiminin belirlenmesi amacıyla yatay düzlemde gerinim parametreleri hesaplanmıştır. Asal gerinim parametreleri εmax = 0.142 μstrain, εmin = -0.145 μstrain, φ = 73.728 derece ; kayma gerinim parametreleri, γ1 = 0.076 μstrain, γ2 = 0.033 μstrain ; diferansiyel dönme parametresi, ω = -0.011 μrad olarak elde edilmiştir. Bu sonuçlar bölgede anlamlı gerinim birikiminin olduğunu ortaya koymaktadır.
Mezarlıkların imar planlarındaki yeri, yeni mezar alanlarına yönelik ihtiyaç analizi ve mezarlık bilgi sistemi: İstanbul örneği
Mezarlıklar, İstanbul'un kentsel dokusu içerisinde orman alanlarından sonra en çok yeşil alanlarının yer aldığı donatı alanlarıdır. Her ne kadar, mezarlıklar günlük yaşam içerisinde fazla dikkat çekmeyen alanlar gibi görünseler de, özel planlama ve tasarım gerektirler. Mezarlık alanı planlaması yaparken, fonksiyonel özelliklere ve aynı zamanda, sembolik, sosyal, kültürel, çevresel ve rekreasyonel boyutlara yer vererek tasarım yapmak gereklidir. İstanbul'da son yıllarda yaşanan hızlı kentleşme sonucu meydana gelen toplumsal, demografik ve ekonomik değişimlerin etkisiyle mezarlıklar kentsel bir sorun alanı olmaya başlamıştır. Fakat bu sorun henüz bir planlama ve tasarım problemi olarak görülmemektedir. Kentsel tasarım ve planlarda hep arka planda yer alan mezarlıkların bakım, işletim, koruma ve teknik destek konularında da eksikliği görülmektedir. Ne yazık ki; İstanbul'da yer alan mezarlıkların planlamasına ve ihtiyaç analizine ilişkin sorunlarının olası çözümlerine ışık tutabilecek nitelikte kapsamlı akademik çalışmaların yapılmadığı da aşikardır. Son dönemlerde yaşanan gelişmeler kamu hizmetlerinin de sınırlarını kaldırmış, daha teknolojik bir yapıya bürünmesini sağlamıştır. Bu değişim insanların kamu hizmetlerine yönelik beklentilerini de geliştirmiştir. Dolayısıyla, belediyelerin hem kendilerini tanıtma, hem de hizmetlerini iyileştirme amaçlarıyla teknolojiye yatırım yapmaları akıllı şehircilik olgusunu ortaya çıkarmıştır. Bu projeksiyon doğrultusunda "Mezarlık Bilgi Sistemi" (MEBİS) e- belediyecilik kavramının bir parçası olmaya başlamıştır. Bu çalışmada İstanbul'da yer alan mezarlıkların, yapılan imar planlarındaki yeri incelenmiş ve yeni mezarlık alanına yönelik ihtiyaç analizi yapılmıştır. Nüfus artış hızı, ölüm oranları ve yapılan ihtiyaç analizi göz önünde bulundurularak yeni mezar alanlarının artış yönünde imar planlarına işlenmesi önerilmiştir. Ayrıca Mezarlık Bilgi Sistemi kavramı ulusal ve uluslararası örneklerden yararlanılarak izah edilmiş, İstanbul Büyükşehir Belediyesinin yapmış olduğu Mezarlık Bilgi Sisteminin kurulum aşamaları açıklanarak sağlamış olduğu yararlar ortaya konmuştur.
Madencilik çalışmalarında sismik veri toplama ve uydu ölçme tekniklerinin doğruluk analizi
Günümüzde yeraltındaki madenleri keşfetmek amaçlı yapılan, sinyal gönderilerek yansıyan bu sinyaller üzerinden yapılan yorumlama analiz çalışmalarına sismik çalışma adı verilir. Bu sismik çalışmaların, karada ve denizde nasıl yapıldığını açıklamakta fayda vardır. Sismik Yansıma Yöntemi, yapay şekilde üretilen sismik enerjinin yer içinde sismik dalgalar şeklinde yansıması, tabaka ara yüzeylerinden yansıması ve kayıt edilen yansımaların sinyal analiz tekniklerine göre işlenip yeraltını gösteren sismik kesitler haline getirilmesidir. Sismik yansıma yöntemi günümüzde çeşitli amaçlar için kara ve denizde uygulanmakla birlikte en önemli uygulama alanı petrol ve doğalgaz aramacılığıdır. Sismik Yansıma Yöntemi iki boyutlu (Two dimensional, 2D) veya üç boyutlu (Three dimensional, 3D) şeklinde uygulanabilir. 2D sismik uygulamalarda sadece bir alıcı kablosu (streamer) kullanılır. Bir hat boyunca toplanan sismik verilerden veri-işlem sonrasında yeraltını gösteren sismik kesitler elde edilir. 3D sismik uygulamalarda birden fazla alıcı kablosu ve birden fazla sismik kaynak kullanılır. Sismik veriler yeraltında bir hacim içerecek şekilde toplanır ve veri-işlem sonrasında sismik küp adı verilen veri kümesi oluşturulur. Peki bu sismik çalışmalarda haritacılık uygulamaları ne derecede önemli bunu inceleyelim. Yeraltı jeolojisinin doğru tarifi ancak doğru kayıt edilecek koordinat verisi ile mümkün olabileceğinden denizlerde yapılan sismik arama faaliyetlerinin son teknoloji ürünü navigasyon aletleri ile gerçekleştirilmesi ve karada yapılan sismik faaliyetlerin ileri derece teknolojide ölçüm cihazları kullanılarak yapılması önem taşımaktadır. Karada yapılan sismik arama çalışmalarında ormanlık sahalarda ruhsat alımı, topoğrafya ölçüm çalışmaları, dozer çalışmaları ve zarar-ziyan tespit çalışmaları harita grubu faaliyet alanına girmektedir. Maden arama amaçlı yapılan sismik çalışmalarda, kullanılan ölçme yöntemleri, yapılan ölçüm değerlerinin kontrol edilmesi, sonuç koordinatlarının hassas bir şekilde belirlenmesi ve özellikle yükseklik (kot) değerlerinin doğru tespiti; maden arama faaliyetlerinde önem arz etmektedir.
Sürekli gözlem yapan referans istasyonları ile gerçek zamanlı kinematik konum belirlemenin yapılaşmış ve ormanlık alanlardaki uygulamalarının doğruluk analizi
Günümüzde konum hizmeti denilince akla gelen ve uzaydan aktarılan sinyalleri kullanarak işlenmesinde ve analiz edilmesinde yardımcı olan GPS+GLONASS+GALILEO ve diğer uydu sistemleri sayesinde konumlandırma işlemi gerçekleştirilmektedir. Uzaydaki uydu tabanlı sistemlerin artması ile daha hassas ve doğruluğu yüksek konumlandırma yapılabilmektedir. Ayrıca sürekli gözlem yapan referans istasyonları (CORS-RTK) ile birlikte de konum belirleme işlemleri ekonomik, hızlı, anlık ve cm mertebesinde gerçekleşmekte ve sivil, bilimsel ve askeri gibi çeşitli kullanım alanlarında önemli rol oynamaktadır. Bu tezde, uydu görüşlerinin olmadığı veya az olduğu, multipath etkisinin yoğun olduğu hem yapılaşmış hem de ormanlık alanda sürekli gözlem yapan referans istasyonların kullanılarak gerçekleştirilen gerçek zamanlı kinematik konum belirleme uygulamalarının doğrulukları analiz edilmiştir. Bu kapsamda ormanlık alanda iki nokta, yapılaşmış alanda iki nokta ve diğer 2 nokta da hem ağaçlık alandan hem de yapılaşmış alandan biraz uzaktaki bölgelerde olmak üzere toplam 6 nokta belirlenmiştir. Bu toplam altı nokta için 02.11.2017, 03.11.2017, 04.11.2017 ve 05.11.2017 tarihlerinde CORS-VRS ve CORS-FKP teknikleri ile ölçümler yapılmıştır. 4.11.2017 tarihinde ormanlık ve yapılaşmış alandaki noktalarda 2'er saat, diğer noktalarda 1'er saatlik statik ölçümler gerçekleştirilmiştir. Total station ile de yatay-düşey açı, yatay mesafe, alet yüksekliği ve işaret yükseklikleri ölçülmüştür. Daha sonra yapılan bu ölçümlerden elde edilen koordinat farkları, mesafe farkları, uydu sayıları ve RMS değerlerine göre analiz edilmiş ve değerlendirme yapılmıştır. Yapılan bu değerlendirmede, tamsayı belirsizliğinin çözülmüş olmasına dikkat edilmiştir. GPS+GLONASS uydularının ve GNSS Alıcısının Z-Blade sinyal işleme teknolojisinin etkisiyle yatay koordinatlardaki farkları 1 mm-4.5 cm aralığında, yükseklik değerlerindeki farkları ise 5 cm-30 cm aralığında elde edilmiştir.
Ortofoto haritalardan ağaç türlerinin otomatik olarak bölütlenmesi
Uzaktan algılama (RS) teknolojisindeki ilerlemeler, yüksek spektral ve mekânsal çözünürlüklerle görüntü elde etmeyi mümkün kılmıştır. Hem pahalı hem de emek yoğun olan geleneksel saha araştırmaları yaklaşımlarına ve klasik fotoğraf yorumuna tekniklerine alternatif bir çözüm sunar. Öte yandan, çoklu / hiperspektral algılayıcılar ile elde edilen görüntüler genellikle yeterli detay bilgisi sağladığından, böylece nesnelerin ayırt edilebilirliği de artmaktadır. Günümüzde uzaktan algılama teknikleri orman ve tarımsal kaynakların yönetimi ve izlenmesi gibi çeşitli uygulamalarda kullanılabilmektedir. Bununla birlikte, edinilen veri miktarının büyük olması insan eliyle yapılacak sayısallaştırma ya da kullanılan klasik teknikler zaman ve maliyet açısından öngörülür olmaktan uzaktır. Özellikle, ağaç türlerinin elle bölütlenmesi, türler arasında bitki örtüsü bilgilerinin karmaşıklığı ve spektral benzerliğinden dolayı olanaksızdır. Uzaktan algılama teknolojinin ilerlemesi ile görüntülerin çözünürlükleri artmıştır. Fakat, bu durum görüntülerden nesne çıkartma problem için yeni işlem tekniklerinin geliştirilmesini gerekli kılmıştır. Sunulan tez çalışmasının odak noktası, yüksek çözünürlüklü dijital ortofoto haritalarından çay bahçelerinin tespiti için makine öğrenme temelli sınıflandırıcıların Mean-Shift bölütleme yöntemi ile entegre edilerek nesne tabanlı bir yaklaşıma dayalı çoklu kullanımlarının önerilmesidir. Önerilen yöntem birkaç ardışık adımdan oluşmaktadır. İlk adımda, pikseller arasındaki semantik ve uzamsal ilişkiyi kullanılarak nesne tabanlı bölütler elde edilmiştir. Bu amaçla parametrik olmayan nesne tabanlı Mean-Shift yöntemi kullanılmıştır. Bu nesneler daha sonra işlemin geri kalanı için yapı taşı olarak kullanılmıştır. Görüntü filtreleme ile gürültülü öğeleri elimine edilmiş ve nesne sınırlarının gürültüsüz olarak elde edilmesi için ise morfolojik işlemler uygulanmıştır. Öğrenme temelli sınıflandırma aşamasında kullanılacak özellikler üretilen nesne tabanlı bölütler kullanılarak ve bölütlerin spektral, konumsal ve doku özelliklerinden yararlanılarak üretilmiş ve daha sonra sınıflandırıcıları eğitmek ve test etmek için normalleştirilmiştir. Sadece ayırt edici olan ve sınıflandırma sonuçlarını optimize eden özellikler seçilmiştir. İleri derece ayırt edici özellik setini seçmek için Jeffries-Mautasia (JM) mesafe metriği ile sıralı ileriye doğru seçim yöntemi kullanılmıştır. Sunulan tez çalışmasında Destek Vektör Makinaları (Support Vector Meachines-SVM), Yapay Sinir Ağları (Artifical Neural Networks-ANN) ve Rastgele Orman (Random Forest-RF) yöntemleri olmak üzere üç öğrenme temelli sınıflandırıcı seçilmiştir. Bu sınıflandırıcılar, farklı istatistiksel öğrenim ailesine aittir ve büyük ölçekli veri sınıflandırması için etkili oldukları kanıtlanmıştır. Sınıflandırıcıları eğitmek için çay bahçeleri ve diğer ağaç türleri için eğitim verisi seçilmiştir. Söz konusu eğitim verileri her bir sınıflandırıcı için kullanılmıştır. Eğitim ve doğrulama setini kullanarak, her bir sınıflandırıcı için en uygun parametreleri bulmak amacıyla grid arama algoritması uygulanmıştır. Çay bahçelerinin otomatik bölütlenmesi için her bir sınıflandırıcıdan elde edilen çıktılar maksimum oylama yaklaşımı kullanılarak birleştirilmiştir. Çalışmanın son aşamasında fotogrametrik yöntem ile stereo sayısallaştırılarak elde edilen çay bahçelerine ait sınırlar elde edilen sonuçlar ile karşılaştırılarak doğruluk analizi yapılmıştır. Nesne tabanlı bölütlemenin çoklu sınıflandırıcı yaklaşımla entegrasyonunun, yüksek sınıflandırma doğruluğu ile çay bahçelerinin çıkarılması için etkili bir yöntem olduğu gösterilmiştir.
Landsat-8 uydu görüntülerinden derin öğrenme algoritmaları kullanarak kıyı çizgisi çıkarımı
Kıyı çizgileri; küresel ısınma gibi doğal etkiler, şehirleşmenin getirdiği nüfus artışı ve insan kaynaklı oluşan çevre kirliliği etkilerinden dolayı sürekli değişim halindedir. Bu değişimin zamansal olarak izlenmesi; kıyı kaynaklarının yönetimi, kıyı alanlarındaki çevrenin korunması ve sürdürülebilir kıyı planlaması için kritik bir öneme sahiptir. Optik uydu görüntülerinin kullanılmasıyla kıyı alanlarına ait güncel, doğru, zamansal ve güvenilir bilgiler elde edilebilmektedir. Makine öğrenmesi tabanlı Derin Öğrenme algoritmaları uydu görüntülerinden otomatik kıyı çizgisi çıkarımında kullanılabilmektedir. Sunulan tezde, LANDSAT-8 uydu görüntülerinden kıyı çizgisi çıkarımı için bir semantik bölütleme algoritması olan SegNet derin öğrenme mimarisi kullanılmıştır. SegNet mimarisi; kodlayıcı, kod çözücü ve sınıflandırma katmanlarını içermektedir. Kodlayıcı katmanlarda üretilen düşük çözünürlüklü özellik haritalarının, kod çözücü katmanlarda girdi görüntü ile aynı çözünürlüğe eşlenmesi prensibi benimsenmiştir. Çalışmada, 34 LANDSAT-8 görüntüsünün mavi, kırmızı ve yakın kızılötesi bantları kullanılmıştır. Kullanılan görüntülerin 29 tanesi SegNet Derin Öğrenme Ağı'nın eğitimi için ve 5 tanesi sonuçların test edilmesi için kullanılmıştır. Eğitim veri seti için etiket oluşturmak amacıyla LANDSAT-8 görüntülerinin NDWI (Normalleştirilmiş Fark Su İndeksi - Normalized Difference Water Index) görüntüleri oluşturulmuştur. NDWI görüntülerine eşik değer uygulanarak ikili görüntüler oluşturulmuş ve etiketler belirlenmiştir. Bu işlemin ardından 4880 adet görüntü parçasından oluşan eğitim veri seti hazırlanmıştır. MATLAB platformunda VGG16 ve VGG19 mimarilerini temel alan iki farklı SegNet derin öğrenme ağı oluşturulmuş ve hazırlanmış olan eğitim seti ile eğitim işlemi gerçekleştirilmiştir. SegNet derin öğrenme ağları kullanılarak, 5 adet test görüntüsünden su ve kara sınıfları ikili biçimde elde edilmiştir. İkili görüntüler vektör formata dönüştürülerek kıyı çizgileri elde edilmiştir. Kıyı çizgilerinin doğruluklarını analiz etmek için elle sayısallaştırılan kıyı çizgileri kullanılmıştır. Doğruluk analizi için elle sayısallaştırılan kıyı çizgileri referans veri olarak kullanılmıştır. Çalışmanın sonucunda her bir test görüntüsünde SegNet-VGG19 mimarisi için sırasıyla 13.38 m (0.45 piksel), 16.16 m (0.54 piksel), 20.32 m (0.68 piksel), 9.99 m (0.33 piksel) ve 12.63 m (0.42 piksel) ortalama hata hesaplanmıştır. SegNet-VGG16 ağı için ortalama hatalar sırasıyla 9.78 m (0.33 piksel), 25.67 m (0.86 piksel), 17.07 m (0.57 piksel), 11.11 m (0.37 piksel) ve 10.69 m (0.36 piksel) olarak hesaplanmıştır. Elde edilen sonuçlar, derin öğrenmenin ve SegNet semantik bölütleme mimarisinin kıyı çizgisi çıkarımında verimli bir şekilde kullanılabileceğini göstermektedir.
İstanbul Kuzey Marmara Otoyolu (3.köprü) kapsamında yapılan mülkiyet edinimleri
Yavuz Sultan Selim Köprüsü (3. Boğaz Köprüsü) ve bu köprüye erişimi sağlayan Kuzey Marmara Otoyolu'nun (KMO) yapılmasında öne çıkan başlıca sorunlardan biri, projenin isabet ettiği alanlarda yer alan özel mülkiyete ait arsa ve arazilerin kamu mülkiyetine geçirilmesidir. Yavuz Sultan Selim Köprüsü'ne erişimi sağlayan KMO proje alanında özel mülkiyete ait arsa ve arazilerin kamu mülkiyetine geçirilmesi kamulaştırma yönteminin kullanılması ile gerçekleştirilmiştir. Seçilen bu yöntemin diğer yöntemlere göre daha pahalı olması ve doğrudan mülkiyet hakkına müdahale etmesi araştırma probleminin temelini oluşturmuştur. Yapılan çalışma ile bu durumun özellikle büyük projelerdeki sonuçları ortaya konulmaya çalışılmıştır. Tezin giriş bölümünde okumaları yapılan ve çalışmamızda kullanılan literatürün özeti yapılıp, tezimizin amacı ve hipotezlerimiz bildirilmiştir. 2'nci bölümde kamu yatırımları için gerekli olan taşınmazların ediniminde kullanılan yöntemler açıklandıktan sonra KMO III. Etap (Odayeri – Paşaköy Kesimi) projesinde Karayolları Genel Müdürlüğü (KGM) tarafından tercih edilen yöntemler anlatılmıştır. 3'üncü bölümde KMO Projesi hakkında bilgiler verilmiş; tezde uygulama alanı olarak seçilen tüm etaplar içindeki en uzun etap olan ve İstanbul'un her iki yakasını da kapsayan III. Etap'da yer alan her bir kamulaştırma bölgesi ayrı ayrı analiz edilerek proje etki alanı içinde kalan taşınmazların sayıları, yüzölçümleri, KGM kıymet takdir komisyonlarınca belirlenmiş kıymet takdirleri ile Kamulaştırma Kanununun 8'inci ve 10'uncu maddesine göre yapılan işlemler gösterilmiştir. Sonuç bölümünde ise elde edilen veriler bir bütün halinde değerlendirilerek anlaşma ve anlaşmazlık oranları çıkarılmış; kamulaştırma maliyetleri ile yapım maliyetleri ve 2009, 2012, 2014 ve 2017 yıllarına ait emlak vergisine esas arsa rayiç değerlerin karşılaştırmaları yapılarak yorumlanmıştır. Devamında, mülkiyet edinim maliyetlerinin düşürülmesine yönelik öneriler sunulmuştur.
Automated route search for pipeline design
Water transmission refers to the transportation of the water from the source to the treatment plant and to the area of distribution. The facility may be realized in three ways, as free-flow (gravity flow), pressurized pipelines (pumping systems) and a combination of them depending on the conditions of the topography, where the pipeline passes through and in terms of the subsequent complex hydraulic processes. Among them, free-flow conduits (canals, aqueducts, and tunnels) are preferred in hilly areas or in areas where the required slope of the conduit more or less coincides with the slope of the terrain. In the free-flow system, the water reservoir placed in the higher elevation of a hill is taken and transmitted to the required place such as residential areas. In the preliminary design of pipeline route, the horizontal alignment design is an important factor in terms of connection of the pipes, which should be realized in certain angles due to flowing and construction goals. Meanwhile, the vertical alignment design, which should provide appropriate longitudinal slopes to perform flow, should be considered simultaneously while planning the horizontal alignment. Although the details of design standards vary with the project area and construction manner, most of the issues involved in geometric design are similar for all water transportation types. Preliminary design is applied to compute the appropriate slopes permitted to free-flow in pipelines used as the most common way of finding appropriate route consideration of the earth topography. This study aims to propose an algorithm automatically connecting two given points for pipeline route preliminary design solutions. The proposed model offers an automatic connection between two ends on a generated terrain due to azimuth angle of the searched points, step interval, horizontal coordinate differences to draw the closest terrain slope as well as to select the more suitable alignment in three steps: First, it compares the slopes between consecutive points and zero-line then selects the minimum difference (with a permissible value). Second, minimum differences in h-value is applied to the results of the first stage as a second criterion (with some permission value also). Third, the shortest distance is applied to the results of the first and second stages as the third and last criterion. This algorithm applied to different digital terrain models including valleys, hills, flats etc. uses negative slopes for free-flow. Moreover, an option for the problematic areas where more than one slope is needed concerning terrain topography to circumvent the lands on which passage is prohibited for any reason (historical, cultural, religious, etc.) and to find the locations of the intermediate points coordinates especially in mountain areas. Consequently, the resulting optimized alignment is non-backtracking, smooth, close to the assigned slope and the shortest path between two points depending on given criteria as much as possible.
Zamana bağlı uydu gravite çözümlerinden elde edilen kütle değişimi sinyallerinin analizi
Yeryuvarı gravite alanının zamansal değişiminin alçak yörüngeli yakın yer uyduları ile izlenmesi yaklaşık 20 yıllık bir geçmişe dayanmaktadır. Bu uydulardan biri olan GRACE uydu sistemi de, 2002-2016 yılları arasında aylık periyotlarla yayımlanan veri seti sayesinde yeraltı su kaynaklarındaki kütle değişiminin izlenmesi, buzul kütlesindeki değişimin trendlerin belirlenmesi gibi özellikle hidrolojik değişimlere karşı duyarlı çalışmalarda önemli bilgi sağlamıştır. Bu çalışmada, GRACE veri türlerinden olan GSFC Mascon (2003-2016) ve DDK (2002-2016) filtreli aylık periyotlu eşdeğer su kalınlığı çözümleri kullanılmıştır. GSFC Mascon çözümleri, CCAR veri merkezinden global anlamda havza bazında, bölgesel anlamda ise bireysel Mascon hücreleri olarak elde edilmiştir. DDK filtreli çözümler ise, ICGEM veri merkezinden sağlanmıştır. Global ve bölgesel ölçekteki hidrolojik değişimler harmonik regresyon modeli altında incelenmiştir. Trend, yıllık ve yarıyıllık periyodik sinyalden oluşan bu model, çalışmada standart fonksiyonel model olarak ele alınmıştır. Ayrıca yoğun olarak buz kütlesi içeren kutup bölgelerinde (Grönland ve Antarktika'da bulunan havzalarda) doğrusal trend modeli, ivme parametresi ile genişletilerek, farklı fonksiyonel yaklaşımların EWT analizinde trend değerlerini, standart sapma bilgilerini ve diğer parametrelerin anlamlılığını nasıl etkilediği incelenmiştir. Bununla birlikte, zaman serisinin stokastik kısmına ilişkin farklı modeller de kullanılmıştır. Çünkü, EWT zaman serisinde zamansal korelasyonların olduğu yani veri setinde beyaz gürültü dışında renkli gürültü türlerinin de var olduğu düşünülmektedir. Bu çerçevede, veri seti PSD-frekans grafikleri ile spektral anlamda da analiz edilmiştir. Zaman serisinde kırpışma gürültüsü de olduğuna karar verilmiş ve gürültü kombinasyonuna (beyaz + kırpışma gürültüleri) ilişkin genlikler varyans bileşenlerinin kestirimi yöntemi ile elde edilmiştir. Böylece, veri setinin uygun biçimde ağırlandırılması sağlanmıştır. Bunun sonucunda, zaman serisindeki EWT değerleri, 1) eşit ağırlıklı ve korelasyonsuz, 2) farklı ağırlıklı ve korelasyonlu olmak üzere, iki farklı stokastik yaklaşım altında ele alınmıştır. Renkli gürültünün global ve bölgesel EWT analizindeki etkileri incelenmiştir. Elde edilen sonuçlara göre, EWT zaman serilerindeki zamansal korelasyonların yıllık trend kestirimlerini anlamlı biçimde etkilediği görülmüştür.
Pleiades uydu görüntüsünün hava lidar verileri entegrasyonu ile nesne tabanlı sınıflandırılması ve doğruluk analizi
Uzaktan algılama teknolojileri arazi örtüsünün haritalandırılması için birçok yöntem sunmaktadır. Kentsel gelişimin artmasıyla coğrafi veri tabanlarının doğru ve etkin bir biçimde güncellenmesi ve kullanılması gerekmektedir. Nesne tabanlı sınıflandırma, yüksek çözünürlüklü uydu görüntülerinden, arazi kullanım haritaları üretmek için etkin bir sınıflandırma yöntemidir. Topografyanın çok hızlı ve hassas bir şekilde elde edilmesine olanak sağlayan hava lidar teknolojisinden elde edilen yüksek çözünürlüklü ürünler, nesne tabanlı sınıflandırma uygulamalarına entegre edilerek sınıflandırma doğruluğu arttırılabilir. Bu çalışmada yüksek çözünürlüklü Pléiades uydu görüntüsüne, öncelikli olarak yalnız spektral verilerden yararlanarak nesne tabanlı sınıflandırma işlemi uygulanmış, sonrasında hava lidar nokta bulutu verisinden üretilen, yüksek çözünürlüklü SYM, nSYM, Intensity verileri entegre edilerek sınıflandırma doğruluğundaki değişim analiz edilmiştir. Analiz sonucunda uydu görüntülerinin sağladığı spektral bilgilerin, hava lidar verilerinden elde edilen 3 boyutlu geometrik özellikler ile birleştirilmesi, özellikle kentsel alanlarda sınıflandırma doğruluğuna katkı sağladığı görülmüştür. Sınıflandırma toplam doğruluğu ve kappa doğruluğunu sırasıyla %6 ve 0,09 oranında arttırmıştır.
Uydu görüntüleri ve tıbbi görüntülerden benzer görüntü işleme teknikleriyle bilgi çıkarımı
Sunulan tez çalışması, çalışma alanı olarak birbirinden tamamen farklı olan ?Mamografi görüntülerinden MK (Mikro Kalsifikasyon) Çıkarımı? ve ?Uydu görüntülerinden binaların otomatik olarak yakalanması? konularında ortak algoritmaların ne denli başarılı olabileceğini araştırmıştır. Yapılan çalışmada, bu iki farklı disiplinde bile sorunların görüntü işleme ortak konu başlığı altında, benzer algoritmalar ile çözülebileceği tespit edilmiştir.Mamografi görüntülerinden MK (Mikro Kalsifikasyon) Çıkarımı çalışması ile dünya sağlık örgütünün verilerine göre dünyada bir milyondan fazla olan meme kanseri hastalarının erken teshinde radyoloji uzmanlarına yardım öngörülmüştür. Sunulan tez çalışmasında, amaç CAD sistemlerinin mamografi görüntüsü üzerindeki temel çalışma konusu olan mikro kalsifikasyonların tam otomatik olarak özgün algoritmalar ile belirlenmesi ve türünün iyi huylu ve kötü huylu olarak ayırt edilmesidir. Bu sayede radyoloji uzmanlarının doğru teşhis yapmalarına katkıda bulunmak amaçlanmıştır.Uydu görüntülerinden binaların otomatik olarak yakalanması çalışmasının amacı, tam otomatik bir süreç ile hızlı olarak doğru sonuçlar üretebilen bir algoritma ve yazılım üretmektir. Böylelikle, çok hızlı müdahale gerektiren afet durumlarında müdahalenin daha hızlı ve doğru yapılabilmesi amacıyla veri üretilmesinde, metropollerdeki kaçak yapılaşmanın tespit edilmesinde ve kent modellerinin oluşturulmasında ve güncellenmesinde büyük iş gücü, zaman kazanımı ve maliyet düşüşü sağlanacaktır.Sunulan tez çalışmasındaki sorunları çözme amacıyla oluşturulmuş temel algoritmalar, matematik morfolojik operatörlerinin kullanılması, RGB renk düzeni içinde veri tabanı bilgisinin saklanması, gürültü giderme algoritmaları, gibi ortak, otomatik algoritmaları içermektedir. Aynı zamanda, lokal eşik değer belirleme yöntemi, MK'ların gruplandırılmasına yönelik algoritmalar, MK'ların iyi huylu veya köyü huylu olarak sınıflandırılmasını sağlayan algoritmalar, bina bölgelerinden binaların oluşturulması, dört köşeli, dörtten fazla köşeli binaların köşelerinin bulunması ve sıralandırılmasının yapılması konusundaki algoritmalar çalışma konuları için ayrı ayrı geliştirilen tam otomatik algoritmalar sunulan tez çalışmasında geliştirilmiştir.Her iki konu başlığı için oluşturulan algoritma Microsoft Visual C# Express Edition ile programlanarak yazılım oluşturulmuştur. Algoritma ve yazılım da, amaç olarak yola çıktığı sorunların çözülmesinde, insan, bilgisayar ve konumdan bağımsız, tam otomatik olarak çalışmaktadır. İki çalışmanın da ortalama doğru tespit oranı %85 düzeyindedir.
GNSS ölçüleri ile Güneybatı Anadolu'daki (GBA) blok hareketleri ve gerilim alanlarının belirlenmesi
Kabuk deformasyonları belirleme çalışmaları çok eski yıllardan günümüze kadar farklı disiplinlerde çalışan bilim adamları tarafından yürütülmüştür. Meydana gelen kabuk deformasyonlarının ürettiği en önemli sonuçlardan biride depremdir. Depremlerin önceden tahmini için yapılan çalışmalar son yüzyılda artarak devam etmiştir. Günümüzde deprem üreten fayların çevresine kurulan deformasyon ağlarının izlenmesi ile depremin zamanı net bir şekilde belirlenemese de faylar üzerindeki gerilmeler ile olası deprem yerleri tahmin edilebilmektedir. Özellikle GNSS (Global Navigation Satellite System) ölçme tekniğinin gelişmesi sadece jeodezi için değil tüm yer bilimleri için önemli bir kazanç olmuştur. 1980'li yıllardan itibaren GNSS, klasik ölçme tekniklerini geride bırakarak, geniş kullanım alanı bulmuştur.Bu çalışmada Güneybatı Anadolu Bölgesi'ndeki blok hareketleri ve gerilim alanlarını belirlemeye yönelik GNSS ölçümleri yapılmıştır. Bölgeye kurulan 57 noktalı Güneybatı Anadolu Tektonik GNSS Ağı (GATGA) ölçüleri GAMIT/GLOBK yazılım takımıyla değerlendirilerek bölgenin hız alanı elde edilmiştir. Ayrıca GRID_STRAIN ve ANSYS yazılımları kullanılarak Güneybatı Anadolu'nun yamulma (strain) ve gerilme (stres) alanları elde edilmiştir. Daha önce [1] ve [2] de belirlenen blok modeli üzerinde iyileştirmeler yapılmıştır.Yapılan çalışmalar sonucunda Anadolu bloğu üzerinde bulunan noktaların Avrasya bloğuna göre 10-15 mm/yıl (± 0.5 mm/yıl) hız ile hareket ettiği görülürken, bu hız değeri Ege açılma bloğunda 26-29 mm/yıl (± 0.5 mm/yıl), Marmaris bloğu üzerinde ise 31-34 mm/yıl (± 0.5 mm/yıl) kadar ulaştığı görülmektedir. Yine Güneybatı Anadolu'nun gerilme analizi sonunda Fethiye-Burdur Fay Zonu çevresinde anlamlı yamulma ve gerilmeler tespit edilmiştir.Bu çalışmanın en önemli sonuçlarından biri ise bölgenin blok modelin iyileştirilmesidir. Özellikle değişen blok modelin sınırları ile birlikte Isparta Açısının batı ve doğu kanatlarının günümüz tektoniği açısında yorumlanmış ve sonuçlar irdelenmiştir.
Coğrafi bilgi sistemlerinde bulanık mantık yöntemiyle üç boyutlu arazi analizi
Coğrafi bilgi sistemleri coğrafi bilgilerin toplanması, saklanması, işlenmesi ve kullanıcıya sunulması süreçlerini içermektedir. Günümüzde kullanılan verilerin büyük bir kısmının konuma ait bilgi içerdiği düşünüldüğünde coğrafi bilgi sistemlerinin önemi daha iyi anlaşılacaktır. Teknolojik gelişmelerle beraber veriler bilgisayar ortamlarında saklanmaya başlanmış ve veriler arttıkça bazı ihtiyaçlar ortaya çıkmıştır. İlk olarak verilerin görselleştirilmesi çalışmaları yapılmıştır. Bu kapsamda ilk zamanlarda veriler iki boyutlu olarak yapılan görselleştirilmiş, daha sonra bilgisayar teknolojilerindeki gelişmelerle beraber üç boyutlu görselleştirmeler yapılmaya başlanmıştır. Üç boyutlu görselleştirmede, özellikle 2000'li yılların ortalarında hizmete giren ve günümüzde hemen hemen bütün kullanıcıların kullandığı sanal küre yazılımları yaygın olarak kullanılmaktadır. Artık gidilecek yerlere ait bilgiler ve rota planlamaları bu sanal küre yazılımları üzerinde kolaylıkla yapılabilmektedir. Hayatımızın bir parçası halini alan sanal küre yazılımları sadece veri sunumu ve görselleştirilmesinde değil üzerinde çeşitli analizlerin yapılmasına da olanak sağlamaktadır. Bu tezde askerî ve sivil alanda kullanılan ve arazi üzerinde hareket eden bir aracın geçebileceği bölgelerin belirlenebilmesi amacıyla arazi analizinin gerçekleştirilmesi amaçlanmıştır. Arazi analizi yapılırken arazide araç hareketine etki eden faktörler tespit edilmeye çalışılmış, özellikle belirsizliklerin modellenebilmesine imkân sağlayan bulanık mantık çerçevesinde kurallar oluşturulmuş ve sanal küre yazılımı üzerinde arazi analizin yapılması hedeflenmiştir.
Afet yönetimi-hazırlık bileşeni için konumsal veri altyapısı tasarlanması, sel ve taşkına duyarlı alanlar: İstanbul Avrupa yakası örneği
Ulusal Konumsal Veri Altyapısı (UKVA), bir ülkedeki yer altı yapısından, binalar vb birçok yer yüzeyi objesinden gökyüzüne, birçok projede kullanılması gereken temel taşları kapsamaktadır. Afetler ile her zaman karşı karşıya olduğumuz dünyamızda, afet yönetimi için gereksinilen veriler, günümüz teknolojisiyle, internet ortamında çok kolay ve efektif olarak paylaşılabilir. Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) analiz araçları ve UKVA bütünleştirildiğinde afet yönetiminin hemen hemen her aşaması için çözümler meydana getirilebilir.Bu çalışmada, afet yönetimi hazırlık aşamasına; UKVA-CBS bakış açısı ve sel ve taşkın duyarlılığının belirlenmesi örneği ile yaklaşılmıştır. İstanbul Avrupa yakasında sel ve taşkına duyarlı alanlar; CBS-Çok Ölçütlü Karar Analizi (ÇÖKA) yöntemi ile belirlenmiştir. Sel ve taşkına etki eden ölçütler; yağış, yükseklik, eğim, bakı, alt havzaların büyüklüğü ve drenaj yoğunluğu olarak belirlenmiştir. Ölçüt katmanlarının hazırlanabilmesi için sayısal yükseklik verileri, drenaj detaylarına ait veriler, yağış verileri, hidrolojik toprak gruplarına ait veriler, arazi örtüsü verileri, sınır verileri (il sınırları, kara sınırları, göl sınırları), güncel ortofotolar ve rasyonel yönteme göre üretilmiş taşkın sınırları kullanılmıştır.Akış katmanın oluşturulabilmesi için, yağış-akış modellerinden biri olan SDA (ABD Ziraat Departmanı) tarafından geliştirilen SCS-CN(SCS Eğrisi Yöntemi) ampirik modeli kullanılmıştır. Hazırlanan ölçüt katmanları Doğrusal Ölçek Dönüşümü ? En Büyük Değer Yöntemine göre normalleştirilmiştir. ÇÖKA'nın karar analizi aşamasında, AHY(Analitik Hiyerarşi Yöntemi) kullanılmıştır. AHY kapsamında ölçütlerin birbirine göre bağıl ağırlıklarının belirlenebilmesi için ikili karşılaştırma yöntemi uygulanmıştır. Karşılaştırmaların tutarlı olup olmadığının belirlenmesi için tutarlılık oranı hesaplanmış ve karşılaştırmaların tutarlı olduğu anlaşılmıştır. Ağırlıklar, normalleştirilmiş ölçüt katmanlarıylarıyla sentezlenerek duyarlılık katmanı oluşturulmuştur. Duyarlılık katmanı doğal aralıklı sınıflandırma yöntemine göre sınıflandırılıp, ÇÖKA içerisinde sel ve taşkına duyarlı alanlar belirlenmiştir.ÇÖKA ile elde edilen duyarlılık alanları rasyonel yöntemle üretilmiş sel ve taşkın alanları ile karşılaştırılmıştır. Duyarlı alanlar %97 oran ile benzerlik göstermiştir. Kullanılan veriler ve çözümleme değerlendirilerek UKVA için veri modeli tasarımı yapılmıştır
Yeryuvarı gravite alanının aylık GRACE çözümleri ile izlenmesi ve duyarlılığı üzerine bir inceleme
GRACE (Gravity Recovery and Climate Experiment) uydu sistemi, 2002 yılından günümüze yeryuvarı gravite alanı zamansal değişimine ilişkin önemli bilgi sağlamaktadır. İki adet alçak yörüngeli yapay uydudan oluşan bu sistemden elde edilen gravite alanı bilgisi, aylık olarak harmonik katsayılar biçiminde kullanıcılara sunulmaktadır. Bu çalışmada, 2003 Ocak?2010 Eylül aralığını kapsayan 92 aya ilişkin harmonik katsayı çözümleri kullanılarak, jeopotansiyel değişimler (eşdeğer su kalınlığı, jeoit yüksekliği ve gravite değişimi) ve GRACE'in bunları belirlemedeki duyarlılığı incelenmektedir.Jeopotansiyel değişimler, 1) ağırlıklı aritmetik ortalama biçiminde oluşturulan yıllık GRACE modellerinin basit farkından ve 2) tüm aylık çözümlerden elde edilen zaman serileri üzerinden ayrı ayrı incelenmektedir. İlk yöntem genellikle özel uygulamalar (örneğin, bazı tektonik olayların bölgesel ölçekte incelenmesi) için kullanılırken, ikinci yöntem uygulamada daha çok tercih edilir ve uygun hız modelleri yardımıyla yıllık değişim miktarları kestirilir. Çalışmada, her iki yönteme göre global ve bölgesel ölçekte değişimler ve bunların standart sapmaları irdelenmektedir. Yanı sıra, farklı yumuşatma yarıçaplı (boyutlu) Gauss filtresi ve burada C-P7M8 olarak adlandırılan korelasyon etkilerini giderme yönteminin uygulandığı çözümler ile DDK veri türüne ilişkin çözümler gerçekleştirilerek, elde edilen değişimler ve standart sapmaları karşılaştırılmaktadır. İncelenen jeopotansiyel değişim filtre türünden etkilenmektedir. Standart sapmalar da noktanın konumuna ve filtrenin boyutuna bağlı olarak değişmektedir. Yanı sıra, ilk yönteme göre elde edilen standart sapmalar harmonik katsayıların standart sapmalarına bağlı iken ikinci yöntemde nokta jeopotansiyel değişimlerine uydurulan ve doğru olduğu kabul edilen bir hız modelinden kestirilen yıllık değişim miktarı standart sapması harmonik katsayılarınkinden bağımsızdır. Böylece farklı çözümlerin karşılaştırılmasıyla GRACE'in ilgili değişimleri belirlemedeki duyarlılığı bu standart sapmalar üzerinden irdelenmiştir. Gerçekleştirilen sayısal uygulama sonuçlarına göre, %80'den daha yüksek bir test gücü olasılığı ile GRACE çözümleri ile ortaya çıkarılabilecek değişim miktarları en kötü durumlar için yaklaşık şöyledir: i) Global ölçekte; 2,1 cm/yıl EWT hızı, 0,05 cm/yıl jeoit yüksekliği değişim miktarı ve 0,84 ? Gal/yıl gravite değişim miktarı, ii) Türkiye'yi kapsayan bölgesel ölçekteki çalışma alanından ([30o ??? 45o;20o ??? 50o]) da, 0,7 cm/yıl EWT hızı, 0,024 cm/yıl jeoit yüksekliği değişim miktarı ve 0,30 ? Gal/yıl gravite değişim miktarı.Bununla birlikte, GRACE çözümlerinden elde edilen jeopotansiyel değişimlerin birçok etmene bağlı olduğu söylenebilir. Örneğin, veri değerlendirme merkezinin değerlendirme stratejisine, katsayılara uygulanan filtre yöntemlerine, çözümde ele alınan referans modeline/GRACE modeline, analizde kullanılan veri genişliğine ve öngörülen hız modeline bağlı olarak değişimlerin genliğinde ve dağılımında ve de standart sapmalarında farklılık ortaya çıkması doğal bir sonuçtur. Bu amaçla, çalışmanın son bölümünde, elde edilen yıllık değişim miktarlarının kalitesini ifade etmek için güven aralıklarının kestirimi ve bunların konumsal alanda gösterimi irdelenmiştir. Çalışma bölgesinde ele alınan noktaların 92 aya ilişkin değişimlerden kestirilen yıllık değişim miktarları ve bunların standart sapmaları ile her bir noktaya ait %95 güven olasılıklı güven aralığı sınırları ayrı ayrı konumsal alanda gösterilerek, elde edilen çözümün doğruluğu ölçülmek istenmiştir. Uygulamadan çıkan sonuçlara göre, giderilemeyen bazı sistematik hataların güven aralığının alt sınırında azaldığı, üst sınırında ise arttığı gözlenmiştir. Buna göre, değişimlerde gözlenen bazı sistematik hataların rasgele özellikli olabileceği bu basit kestirimden çıkarılmıştır. Yanı sıra, bazı çözümlerde anomali olarak gözlenen değişimlerin aslında rasgele hataların sonucu olduğu, farklı filtre boyutlarına ilişkin güven aralığı haritalarının karşılaştırılmasından açıkça görülmüştür. Böylece, elde edilen çözümlerin doğruluğunun gösterilmesinde güven aralığı kestirimlerinin yapılması gerektiği önerilmektedir.
GNSS antenlerinin kalibrasyonu
Günümüzde GNSS tekniği kullanılarak yüksek doğrulukta hassas konumlama yapmak mümkün olmaktadır. Özellikle yerkabuğu hareketlerinin izlenmesi, ulusal ve uluslararası referans ağlarının konumlarının belirlenmesi, mühendislik yapılarındaki deformasyonların belirlenmesinde hassas konumlamaya ihtiyaç duyulmaktadır. GNSS yöntemi ile yüksek doğruluk elde edebilmek ancak uygun ölçme yönteminin seçilmesi, hata kaynaklarının giderilmesi ve gözlemlerin uygun modeller yardımıyla değerlendirilmesi ile mümkün olmaktadır. Hassas konumlama için göz önünde bulundurulması gereken hata kaynaklarından biri de anten faz merkezi değişimidir. Anten faz merkezi değişimi uygun kalibrasyon yöntemleri kullanılarak belirlenmekte ve kullanıcıya sunulmaktadır. Bu çalışmada anten faz merkezi ve değişiminin belirlenmesine yönelik olarak yapılan araştırmalar ile sonuçları sunulmaktadır.Anahtar Kelimeler: GNSS, Hassas konumlama, Anten Faz Merkezi, Kalibrasyon.