Van Yüzüncü Yıl Üniversity
Discipline

Geological Engineering

Van Yüzüncü Yıl Üniversity

924

Archived Theses

10

DOIs Assigned

1%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

Sarıseki (Kastamonu-Taşköprü) bakır mineralizasyonu ve ilişkili metasedimanter kayaçların jeolojik özellikleri

Bu çalışma; Kastamonu-Taşköprü-Sarıseki Cu mineralizasyonu ve ilişkili metasedimanter kayaçların jeolojik özelliklerinin araştırılmasını kapsamaktadır. Çalışma alanı, Orta Karadenizde Jura yaşlı Çangaldağ Metamorfik Kompleksi içerisinde yeralır. Çalışma alanında düşük yeşilşist fasiyesi metamorfizması geçirmiş fillit ve kloritşistler egemen litolojik birimleri oluşturur. Fillit ve şistler içinde limonitleşme, silisleşme, hematitleşme yaygın görülen alterasyonlardır. Oksidasyon zonlarındaki malahit, azurit gibi mineral oluşumları bakır mineralizasyonuna ait cevherleşme izleri olarak gözlenmektedir. Fillitler içinde masif pirit laminasyonlarının izlenmesi, pirit tanelerinin arasına yerleşmiş kalkopirit minerallerinin varlığı, masif sülfid mineralizasyonu bulguları olarak değerlendirilmiştir. Alterasyon alanı üzerinde gerçekleştirilen yarma ve toprak jeokimyası çalışmaları neticesinde elde edilmiş bulgular (cevherleşmenin yankayaç özellikleri, cevher ve yan kayaç ilişkisi, cevher özellikleri) Sarıseki bakır mineralizasyonunun, sedimanlar içine yerleşmiş bir masif sülfid cevherleşmesi olduğunu gösterir. Sarıseki bakır minerilizasyonu, bölgede daha önce keşfedilmiş olan, Hanönü, Cozoğlu ve Zeybek Cu yatakları gibi, Besshi-Tipi Masif Sülfid Cevherleşmelerine benzer özellikler sergilemektedir.

Ekonomik jeolojiMaden jeolojisi
Cüneyt Baran
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Kozluk Batman) killerinin tuğla ve kiremit hammaddesi olarak kullanabilirliğinin araştırılması

Tuğla kiremit üretiminde kullanılan Kozluk killerinin mineralojik, kimyasal, diferansiyel termal, taramalı elektro mikroskop ve tane boyu analizleri yapılmıştır. .Bu sonuçlara göre laboratuvarda tuğla-kiremit bünyeleri kilce zengin ve kum tane boyunda kuvarsça zengin bileşenlerinden üretilmiş, elde edilen sonuçlara ek olarak ayrıca bu karışımların likit ve plastiklik limitleri ve plastiklik indisleride ayrı ayrı belirlenmiştir. İllit ve kloritçe zengin kozluk killerinden üretilen bu bünyelerin tuğla standartlarına uygun olup olmadığı son ürün özellikleri ölçülerek belirlenmiştir. Kozluk killeri ile karşılaştırmak amacı ile Diyarbakır-Kabi'den alınan hammaddelerden bünyeler üretilmiştir. Bu bünyelerde smektitik kil içeriği nedeni ile artan pişme çekmeleri ölçülmüş, bu nedenle kum tane boyunda kuvarsça zengin hammaddenin oranı bu bünyelerde artırılmış, bu da dayanımları düşürmüştür. İllit ve kloritçe zengin kozluk killerinden optimum karışımlar ve standartlara uygun bünyeler elde edilmiş, smektitik killerin ise tuğla bünyelerin üretiminde sorunlara yol açtığı saptanmıştır.

İsmail Demirhan
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessEN

Comparison of strain ellipsoid shape based on the results of the magnetic susceptibility anisotropy and paleostress methods: Case study of Aksu basin (SW Turkey)

Aksu Basin is the marine sedimentary basin located in the center of the Isparta Angle (SW Turkey). Its structures and geometry may provide very useful information about Miocene crust deformation and stress field in the region. In this study, it is aimed to determine main paleostress directions (σ1, σ2, σ3) that have been effective in the Aksu Basin. For this purpose, more than 1000 fault-slip measurements from the mesoscopic faults were collected at the 83 different sites. The results demonstrate that the Aksu Basin developed under four different tectonic phases; 1) ~E-W extensional phase, 2) ~N-S compressional (Lycian) phase, 3) ~E-W compressional (Aksu) phase and 4) N-S extensional Neotectonic phase. In order to test fault-slip data independently, ~490 oriented samples for Anisotropy of Magnetic Susceptibility (AMS) measurements were collected and analyzed. The results of the AMS data show that two different magnetic lineations (Kmax) directions are present. These are 1) N-S magnetic lineation in Pliocene and 2) from N-S to NW-SE magnetic lineation in the Miocene. This study shows that AMS data are consistent with kinematic observations and provide independent information for understanding of the deformation pattern in the Aksu Basin. Based on the AMS data, Recent phase can be differentiated from the rest of the data. AMS data can be evidently used help to construct the paleostress stratigraphy. Key words: Aksu Basin, Anisotropy of Magnetic Susceptibility (AMS), Paleostress inversion.

Muhammad Harbı Wasoo
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Donma-çözülme ve tuz kristallenmesi deneyi sonrası kaya örneklerde oluşan aşınma kaybı miktarlarının belirlenmesi

Otoyollardaki taşıtların, dalgakıranlarda dalgaların, dış mekan zeminlerde rüzgar ve suyun, kaldırım ve merdivenlerde ise yaya trafiğinin meydana getirmiş olduğu aşınma nedeniyle yapılarda kullanılacak uygun doğal taşların belirlenmesi önemlidir. Binalarda ve tarihi eserlerde kullanılan doğal taşlar, aşınmayı hızlandıran donma-çözülme ve tuz kristalizasyonu döngüleri gibi atmosferik etkilere maruz kalmaktadır. Bu nedenle, doğal taş malzemelerin aşınma direnci, mühendislik planlarında uygun malzemenin seçimi için önemlidir. Avrupa'daki binalarda döşeme için kullanılan doğal taşların aşınma direncini belirlemek için en yaygın kullanılan standart test yöntemleri, Geniş Disk (Dikey) Aşındırma (GDA) ve Böhme aşındırma (BA) testleridir. Bu amaçla, bu çalışmada her iki yöntem hem bozulmamış hem de bozulmuş (donma- çözülme ve tuz kristalleşmesi döngülerine maruz kalmış) yapıdaki aynı kaya numunelerine uygulanmıştır. Sedimanter ve magmatik gruplara ait on üç mermer numunesi, fiziksel ve mekanik özelliklerinin yanı sıra aşınma dayanımları açısından da test edilmiş ve bu kaya numuneleri üzerinde yapılan aşınma deneyleri sonucunda bozulmaların aşınma üzerindeki etkileri incelenmiştir. Özellikle BA testinde, bozunmanın artması ile aşınmanın arttığı belirlenmiştir. Bu çalışmada, GDA testi ile BA testi arasında istatistiksel olarak güçlü bir korelasyon tespit edilmiştir. Ayrıca, bu çalışmada kullanılan aşınma direnci yöntemlerinin her ikisi de tek eksenli basınç dayanımı (UCS) ile istatistiksel olarak anlamlı ilişkiler göstermiştir. Ayrıca, her iki testte de, aşınma değerinin kütle kaybından belirlenmesi durumunda daha doğru sonuçların elde edileceği ortaya çıkarılmıştır.

Nevzat Direk
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Dikey aşındırma testinde aşındırıcı tozunun ve sıkıştırma yükünün aşınma üzerindeki etkisi

Doğal taşların aşınmasını belirlemek için en çok kullanılan standart test yöntemleri, Geniş Disk (Dikey) Aşındırma (GDA) ve Böhme aşındırma (BA) testleridir. Bu çalışmada, Geniş Disk (Dikey) Aşındırma (GDA) testi için 48 adet 7x10x3 cm boyutlarında ve Böhme aşındırma (BA) testi için 24 adet 7x7x3 cm boyutlarında numune kullanılmıştır. Bu numunelerin fiziksel özelliklerin yanı sıra farklı aşındırıcı tozlarındaki, sıkıştırma yüklerindeki ve cilalı ve mat yüzlerindeki aşınma miktarları incelenmiştir. GDA ve BA deneylerinde hem yapay korundum hem alüminalı korundum tozu kullanıldığında örnekler üzerinde birbirine yakın aşındırma değerleri elde edilmiştir. GDA deneyinde, iki farklı aşındırma tozu arasında yapılan karşılaştırmada yapay korundum tozunun bir örnek için kullanılan sarfiyat miktarına bakıldığında kullanım sayısı gibi avantajları olduğu gözlenmiştir. GDA deneyinde, sıkıştırma yükü arttığında oluk açıklığının arttığı belirlenmiştir. Ayrıca kayaçların cilalı ve mat yüzlerinin aşınmaya karşı kısmen farklılık gösterdiği belirlenmiş ve mat yüzeylerin deneylerde kullanımının daha doğru olacağı tespit edilmiştir.

AşındırmaSıkıştırmaToz
Ercan İnan
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

İki farklı şevde süreksizlik düzlemleri boyunca oluşan yenilmelerin barton görgül yenilme ölçütü ile değerlendirilmesi

Düzlem tipi bir yenilmede şevin dengesi, kaya kütlesi özellikleri, süreksizliğin eğim ve eğim yönleri, şevin eğim açısı, süreksizlik sürtünme açısı, kaya türü, yeraltı suyu koşulları, dinamik yükleme ve normal gerilme terimleri gibi birçok faktöre bağlıdır. Düzlemsel tip yenilmeye sahip olan şevin stabilitesi, geleneksel ve sayısal yaklaşımlarla değerlendirilebilir. Tabakalı sedimanter kayalarda, düzlemsel yenilme tipi çok sık gözlenmektedir. Bu çalışmada tortul kayalardan oluşan Gürpınar (Van) ve Çukurca (Hakkari) bölgelerinde iki farklı şevdeki düzlemsel yenilmeler incelenmiştir. Kalkarenit ve şeylden oluşan birimler içerisindeki kaymalar, laboratuvar testleri ve arazi testlerine bağlı Barton ölçütü ile değerlendirilmiştir. Makaslama deneyi ve Barton görgül ölçütü ile elde edilen lineer olmayan yenilme eğrileri karşılaştırılmış ve düzlemsel kayma ile ilgili veriler yorumlanmıştır. Yapılan deterministik analizde, süreksizlik yüzey dayanımı ve tek eksenli basınç dayanımı daha yüksek olan kayanın, beklenenin aksine daha düşük makaslama dayanımına sahip olduğu tespit edilmiştir. Sonuç olarak, makaslama dayanımını kontrol eden asıl mekanizmanın kaya malzemesinin dayanımından çok kayayı oluşturan tanelerin dayanımı ve yüzey pürüzlülüğü olduğu belirlenmiştir

Engin Elgün
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Başkale Tüneli'nin (giriş ve çıkış kesimi) jeolojik ve jeoteknik açıdan değerlendirilmesi

Başkale Tüneli (Van-Güzeldere) büyük güçlüklerin yaşandığı ve sert topoğrafya koşullarının geçerli olduğu dar boğazda inşa edilmektedir. Bu çalışmada, Başkale Tünel güzergahında yer alan jeolojik birimler mühendislik jeolojisi açısından incelenmiştir. Başkale Tüneli kumtaşı-konglomera-çamurtaşı-kireçtaşı ardalanmasından oluşan Kırkgeçit formasyonu (Tk) içerisinde açılmaktadır. Tünel hattı boyunca jeolojik birimlerin mühendislik özelliklerinin belirlenmesine yönelik olarak, tünel giriş ve çıkış kesiminde yapılan sondajlardan elde edilen karot örnekleri üzerinde, tek eksenli basınç dayanımı, nokta yükü dayanım indeksi, elastisite modülü, poisson oranı, yoğunluk gibi birimlerin mühendislik özelliklerini tanımlayan laboratuvar deneyleri yapılmıştır. Arazi çalışmaları ile laboratuvar analizleri, giriş ve çıkış kesiminde yer alan birimlerin zayıf kaya özelliği sergilediğini göstermektedir. Yapılan sondajlar, detaylı yüzey jeolojisi çalışmaları ve laboratuvar deney sonuçlarına göre Başkale Tüneli'ndeki birimlerin kaya kütle özelliklerini değerlendirmek için RMR, Q, GSI ve NATM kaya sınıflamaları kullanılmış ve tünel için gereken destek sistemi belirlenmiştir. "Phase² 8.0" sonlu elemanlar programı kullanılarak, mevcut açılmış olan tünelin giriş ve çıkış portal kesimlerinin belirlenen kaya sınıfına göre; kazı ve destekleme sonrasında, depremsiz ve depremli durumları (elde edilen ivme değerleri) da göz önüne alınarak; en büyük asal gerilme, en küçük asal gerilme ve toplam yer değiştirmelerin belirlenmesi için sayısal modellemeler oluşturulmuş ve tünel için destek sistemlerinin uygunluğu ve geçerliliği tartışılmıştır. Ayrıca, sayısal analizlerden elde edilen sonuçlar tünel açım sırasında alınan yer değiştirme ölçümleri ile karşılaştırılmıştır.

Mühendislik jeolojisiSonlu elemanlar yöntemiVan-Başkale
Berçem İldiz
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Jet grout (jet-enjeksiyon) uygulamasının jeoteknik yöntemlerle kontrolü: Erçiş (Van) Atıksu Arıtma Tesisi örneği

Jet Grout, dayanımı düşük ve yüksek deformasyon gösteren zeminlerde fiziksel ve mekanik özelliklerin iyileştirilmesinde yaygın olarak tercih edilen ıslah yöntemlerindendir. Yöntem, farklı oranlarda su ve çimento şerbetinin çok yüksek basınçta (en düşük 300 bar) küçük çaplı dönebilen püskürtme deliklerinden zemine enjekte edilmesi yöntemine dayanmaktadır. Yöntemde, püskürtme basıncı ve yukarı çekme hızı ile farklı çapda dayanımı yüksek silindirik jet grout kolonları oluşturulur. Zemini yırtarak oluşan jet grout kolonlar çimento ile birlikte bir miktar zemin malzemesini de bünyesine katmaktadır. Ayrıca, jet grout kolonlarının oluşması sırasında enjekte edilen yüksek basınçlı şerbet ile kolon çevresindeki zeminler itilerek kolonlar arasında bir sıkışma zonu da oluşturulmaktadır. Bu çalışmada; Jet Grout kolonları çevresinde sıkışan zonda bulunan farklı tane boylarına sahip zeminlerin dayanım özelliklerinde meydana gelen pozitif değişimler deneysel çalışmalar ile ortaya konulmuştur. Yapılan çalışmalar kapsamında; Jet Grout uygulaması öncesinde inceleme alanında zeminin özelliklerinin belirlenmesi amacıyla, Standart Penetrasyon Testleri (SPT) ve Çok Kanallı Yüzey Dalgası Analiz Yöntemi (MASW) uygulanmıştır. Kolonlar arasında kalan zeminlerde tekrarlanan deneyler neticesinde; sıkışma zonundaki zeminlerde SPT darbe sayılarındaki ve S-dalga hızlarındaki değişimler incelenmiştir. Arazi deneyleri sonucunda, sıkışma zonundaki zeminlerde SPT darbe sayılarının ve S-dalga hızlarının ilk değerlere oranla büyük ölçüde arttığı görülmüştür. Bu artış, Jet Grout kolonları arasında kalan zeminlerin enjeksiyon basınçlarından pozitif yönde etkilenerek, fiziksel ve mekanik özelliklerinde önemli bir iyileşmenin olduğu sonucunu ortaya koymaktadır.

Enjeksiyon basıncıJet groutingKolon+1
Yusuf Ak
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Çomaklı köyü çevresinde (Van-Doğu Anadolu) gözlenen ultramafik kayaçlar içerisinde gelişen alterasyonların ve cevher potansiyelinin incelenmesi

Çalışma alanı, Van iline bağlı Çomaklı köyü ve çevresindeki birimleri kapsamaktadır. Bölgede genel olarak Jura'dan günümüze kadar değişen özelliklerde ve yaşlarda sedimanter ve ofiyolitik birimlerden oluşmaktadır. Bölgede gözlenen ofiyolitik birimler genellikle melanj şeklinde izlenmektedir. Dirbi Karmaşığı içerisinde bulunan ofiyolitik birimler bölgede geniş alanlar kaplamaktadır. Ofiyolitik birimler içerisinde yer alan ultramafik kayaçlar genellikle alterasyondan etkilenmiş ve serpantinleşmiş birimler olarak gözlenmektedir. Serpantinleşmenin olduğu alanlarda özellikle fay zonlarında lisvenitleşmeler yaygın olarak izlenmektedir. Petrografik çalışmalarda peridotitlerde olivin, ortopiroksen, klinopiroksen ve krom spinel mineralleri gözlenmiştir. Peridotitlerde gözlenen bu mineral birliktelikleri nedeniyle kayaç harzburjit olarak isimlendirilmiştir. Harzburjitlerin bünyelerine su girmesiyle birlikte kayaç serpantinleşmeye başlamıştır. Serpantinitlerde gözlenen krizotil lizardit minerallerinin varlığı nedeniyle oluşum sıcaklıklarının düşük dereceli (<350 °C) olduğu belirlenmiştir. Serpantinleşme sonrasında kayaç içerisine hidrotermal akışkan girişinin devam etmesi ile ilk olarak yine düşük sıcaklık akışkan fazlarının varlığı ile önce karbonatlaşma daha sonraki sahalarda da silisleşmenin geliştiği belirlenmiştir. Yapılan jeokimyasal çalışmalarla, bölgede gözlenen lisvenitleşmelerin, ultramafik kayaçların tektonizma etkisi ile gelişen kırık ve çatlaklar boyunca önce düşük sıcaklıklı hidrotermal sularla serpantinleştiği ve daha sonra ise Si, Ag, Ni, Co ve Mo gibi zengin hidrotermal akışkanlar sayesinde alterasyona uğradıkları ve yukarıda belirtilen mineraller bakımından zenginleştiği belirlenmiştir.

Fatih Oğuzhan
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Ağrı Havzası'nın (Doğu Anadolu) sedimantolojik, yapısal jeolojik ve jeomorfolojik özelliklerinin incelenmesi

Avrasya ve Arabistan plakaları arasındaki çarpışma zonunun kuzeyinde yer alan Ağrı Havzası, sıkışma tektoniğine bağlı olarak Geç Miyosen-Erken Pliyosen'de oluşmuştur. Yaklaşık yelpaze şekilli olarak oluşan havzanın oluşumu ve jeolojik evrimi, havzayı kuzeyden ve güneyden sınırlayan Eleşkirt-Yazıcı Fayı ile Ağrı Fayı'nın aktivitesine bağlı olarak gelişmiştir. Ağrı Havzası'nın çökel dolgusu Bulanık Formasyonu olarak isimlendirilen gölsel çökeller ve akarsu çökelleri ile başlamaktadır. Bu çökelleri Kuvaterner yaşlı akarsu çökelleri ve alüvyon yelpazesi çökelleri takip etmektedir. Ağrı Havzası'nda tez çalışması kapsamında, havzada ve yakın çevresinde bulunan aktif fayların yapısal özellikleri ve depremselliği incelenmiş, özellikle havza çökel dolgusun oluşturan göl ve akarsu çökellerinin sedimantolojik özellikleri ile havzada gözlenen jeomorfolojik unsurlar belirlenmiştir. Elde edilen tüm bu veriler ışığında, Ağrı Havzası'nın oluşum şekli ve jeolojik evrimi ortaya konulmuştur.

Demirkan Fırat Demirkaya
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Diyadin (Ağrı) güneyinin tektonik özellikleri ve jeotermal potansiyeli

ÖZET DİYADİN (AĞRI) GÜNEYİNİN TEKTONİK ÖZELLİKLERİ VE JEOTERMAL POTANSİYELİ ASGHARNIAY HASAN KIYADEH, Armın Yüksek Lisans Tezi, Jeoloji Mühendisliği Anabilim Dalı Tez Danışmanı : Dr. Öğr. Üyesi Onur KÖSE Ekim 2019, 95 sayfa Diyadin jeotermal sistemi, Doğu Anadolu'nun önemli jeotermal alanlarından birisidir. Bu jeotermal sistemde, biri Diyadin (Ağrı) ilçe merkezinin 6 km kadar güneybatısında (Diyadin jeotermal sahası) ve diğeri de 10 km kadar daha güneybatıda (Mollakara jeotermal sahası) olan iki alt-saha bulunmaktadır. Yörede günümüze kadar yapılmış mevcut jeolojik inceleme ve araştırmalarda, Diyadin jeotermal sisteminin gelişimi çoğunlukla Tendürek volkanizmasıyla ilişkilendirilmiştir. Buna karşın, Diyadin jeotermal sahası ve sıcak su kaynakları, Diyadin'den Tendürek volkanına (güney doğuya) uzanan bir hat üzerinde değil, ağırlıklı olarak Diyadin'den güneybatıya uzanan bir tektonik hat üzerinde bulunmaktadır. Diğer taraftan, Türkiye'nin mevcut aktif tektonik hatlarını gösteren haritalar üzerinde Diyadin jeotermal sahasına karşılık gelebilecek herhangi bir kırık hattı yer almamakta; önceki çalışmaların neredeyse tamamında Diyadin yöresi için ayrıntılı bir tektonik inceleme ve değerlendirme çalışması bulunmamaktadır. Bu tez kapsamında yapılan saha çalışmaları ve tektonik değerlendirmeler, Diyadin çevresindeki potansiyel jeotermal sahaların Tendürek volkanizmasından bağımsız, kendi iç dinamiklerine sahip sistemler olduğuna yönelik veri ve kanıtlar sunmaktadır. Bu tez çalışması kapsamında, sadece bilinen mevcut jeotermal sahada değil, Diyadin ilçe merkezinin güney bölgesini kapsayan tüm alanda, ayrıntılı bir tektonik haritalama çalışması ve jeotermal kaynakların tektonik unsurlarla ilişkilendirilmesi gerçekleştirilmiştir. Böylece, Diyadin jeotermal sisteminin, tektonik değerlendirmelerini içeren kavramsal modelinin geliştirilmesine olanak sağlanmıştır. Anahtar kelimeler: Diyadin, Jeotermal sistem, Kavramsal model, Kimyasal analiz, Tektonik, Volkanizma.

Armın Asgharnıay Hasan Kıyadeh
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Van ili Tuşba ilçesinin yerleşime uygunluğunun Coğrafi Bilgi Sistemleri ile sorgulanması

Bu tez çalışmasının amacı, Van ili Tuşba ilçesinin jeolojik verilerinin CBS desteği ile değerlendirilerek yerleşime uygun alanlarının belirlenmesidir. Elde edilmiş olan haritalar ile yerleşim açısından olabilecek en uygun alanların tespit edilmesi hedeflenmiştir. Bu hedefe bağlı olarak; (i) çalışma alanına ait tüm verilerin (litoloji, yükseklik, eğim vb.) CBS aracılığıyla sayısal ortama aktarılması, (ii) Tuşba ilçe sınırlarının içerisinde yer alan bölgenin heyelan risk haritasının oluşturulması, (iii) bu bölgeyi etkileyebilecek aktif fayların haritaya işlenmesi, (iv) bölgeye ait jeomorfolojik verilerin ortaya konması, (v) hesaplamalı yöntemlerle elde edilen verilerin analiz aşamaları gerçekleştirilmiştir. Çalışma alanı doğal afetler bakımından tehlikeli olduğundan öncelikle her bir parametre için ayrı ayrı haritalar oluşturulmuş ve analizi yapılmıştır. Ülkemizde değişik bölgelerde Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) ile yerleşime uygunluğun sorgulanması ile ilgili birçok çalışma yapılmış olup Tuşba bölgesine ait bu konuda detaylı bir çalışma bulunmamaktadır. Çalışma alanına ait üretilen bakı, eğim, heyelan haritaları ve özellikle oluşturulan Sayısal Yükseklik Modeli (SYM) kullanılarak bölgenin morfolojisi ile birlikte parametrelerin yardımıyla kent planlamasına yönelik yerleşime uygunluk analizi yapılması planlanmıştır. Bu amaç kapsamında Analitik Hiyerarşi Süreci (AHS) yöntemi kullanılarak analizlerin yapılmasıyla yerleşime uygunluğun değerlendirilmesi ile yeni alanların oluşturulmasında zaman sorununa çözüm bulunacağı beklenmektedir.

Abdurrahman Çiçekel
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Manyetostratigrafik yöntemler ile Van Bölgesi en genç denizel birimi olan Van formasyonunun tarihlendirilmesi

Bu çalışmada Avrasya–Arap plakaları arasındaki kıtasal çarpışma hakkında kayıtlar tutan Alt Miyosen yaşlı denizel Van Formasyonu'nun sedimanter özelliklerinin anlaşılması ve aynı formasyonun paleomanyetik yöntemlerle yaşlandırılması hedeflenmiştir. İstif boyunca gözlemlenen sedimantasyon ortamındaki değişimlerin zamansal olarak belirlenmesi ve bu değişimlerin bölgenin tektonik evrimiyle ilişkilendirilmesi bu tezin ana iskeletidir. Bu çalışmada Van Formasyonu'nun 3 farklı sedimanter ortam içerdiği saptanmıştır. Bunların tabandan tavana derin deniz, geçiş ortamı ve sığ deniz ortamları olduğu belirlenmiştir. Aynı kesit üzerinde 350 yönlü paleomanyetik örnek alınmış ve bu örneklerin manyetik polariteleri belirlenmiştir. Elde edilen manyetik polariteler Jeomanyetik Polarite Zaman Çizelgesi ile korele edilerek birimin tabanının ~19.5 My'da, birimdeki geçiş ortamının 18.8 My'da ve birimin gözlemlenen tavanının ~16.8 My'da çökeldiği belirlenmiştir. Bu çalışmaların haricinde kesit üzerinde gözlemlenen kısıtlı sayıdaki (3 adet) örtülü (yaşlandırılabilir) fay düzlem verileri için paleo-stres ters çözümleme analizleri yapılmıştır. Çalışma kapsamında 18.8 My olarak tarihlendirilen denizel ortamda ani sığlaşmayı temsil eden (geçis ortamı) sıkışmalı rejim işaretçileri bölgede gerçekleştiği iddia edilen Arap-Avrasya kıtaları arasındaki kıtasal çarpışmanın bölgedeki kayıtları olarak değerlendirilmiştir.

Jeoloji
Hülya Durak
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Science
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Köprüağzı-Örenkale köyü (Başkale, Van) evaporit çökellerinin sedimantolojik, petrografik ve mineralojik incelenmesi

Bu yüksek lisans tez çalışmasıyla, Van ili Başkale ilçesi güneyinde bulunan Köprüağzı ile Örenkale köyleri arasında çökelmiş evaporit istifinin arazi ölçeğindeki litofasiyes ve sedimanter yapı tanımlamaları ile sedimantolojik özellikleri ve bununla beraber dokusal ve minerolojik karakterleri belirlenmiştir. Bu amaçla evaporitli birimlerin stratigrafik ilişkileri, sedimantolojik özellikleri yardımı ile ölçülü stratigrafik kesitler hazırlanarak ve korele edilerek genel bir evaporitik istif ortaya çıkarılmıştır. İstifteki evaporitlerin birincil ve ikincil jips litofasiyesleri ile beraber anhidritten meydana geldiği belirlenmiştir. Ayrıca bu jipsler içerisindeki sedimanter yapıların varlığı da ortaya konulmuştur. Bu arazi çalışmasıyla beraber polarizan mikroskopta incelenen evaporitlerin petrografik dokusal özellikleri tespit edilmiştir. Minerolojik çalışmalarda tabuler, merceksi jips, ortorombik anhidrit minerallerine, detritik ve otijenik kil minerallerine, sölestin kristalleri ile jipsler içerisindeki kuvars ve feldispat tanelerine, laminalı jipslerde kıvrımlanmalara, jipsleri geç diyajenezde ornatan özşekilli romboheder dolomit minerallerine rastlanmıştır. Tüm bu çalışmaların sonucunda evaporitlerin sığ kökenli tuzlu bir havza olasılıkla playa göl ortamında çökeldiği, sedimantasyon aşamasından geç diyajenez sürecine kadar geçirdiği koşullar esnasında sıcaklık, basınç, tuzluluk gibi oluşum koşullarından etkilendiği ortaya konmuştur. Ayrıca dönemsel olarak bu evaporitler üzerinde iklim, tektonizma, hidrotermal çözeltiler ve akarsu etkinliği aktif bir rol oynamıştır.

Ozan Baran
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Science
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Yukarıdikme havzasının (Çaldıran-Van) yapısal jeolojik özelliklerinin incelenmesi

Arap ve Avrasya plakaları arasındaki çarpışma zonunun hemen kuzeyinde bulunan Yukarıdikme Havzası, K-G sıkışma etkisi altında Kuvaterner'de meydana gelmiştir. Havza, KD-GB gidişli, sol yönlü doğrultu atımlı fay karakterindeki İsmailbaba Fay Zonu içerisinde, Temrenli ve Aşağıdikme segmentlerinin sıçrama yaptığı bölgede yer almakta olup çek-ayır havza özelliği gösterir. Havzanın jeolojik evrimi, günümüzde de aktif bir depremselliğe sahip olan İsmailbaba Fay Zonu tarafından kontrol edilmektedir. Metamorfitler, ofiyolitler ve volkanik kayaçlardan oluşan bir temel üzerinde açılan Yukarıdikme Havzası'nın çökel dolgusu, havza kenarında gelişen alüvyon yelpazeleri ve güncel akarsu çökellerinden oluşmaktadır. Bu tez çalışması kapsamında, Van'ın Çaldıran İlçe merkezinin GD'sunda belirlenen bölge, Yukarıdikme Havzası olarak isimlendirilmiştir. Havzayı oluşturan İsmailbaba Fay Zonu ve bu zonun segmentleri (Temrenli ve Aşağıdikme) yine bu çalışma ile ilk kez tanımlanmıştır. Havzayı oluşturan sol yönlü doğrultu atımlı fay karakteri gösteren bu zonunun depremselliği ve havzada gözlenen jeomorfolojik unsurlar ışığında, Yukarıdikme Havzası'nın oluşum şekli ve jeolojik evrimi ortaya konulmuştur.

Necmettin Aksoy
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Science
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Kuşçu-Akbulak Havzası'nın (Muradiye-Van) yapısal jeolojik özelliklerinin belirlenmesi

Arabistan ve Avrasya levhaları arasında meydana gelen yakınsama ve sonrasında Bitlis Zagros Kenet Kuşağı boyunca gerçekleşen kıta-kıta çarpışması Doğu Anadolu Platosu'nu oluşturmuştur. Çarpışma zonunun kuzeyinde bulunan ve ilk olarak bu çalışma ile isimlendirilen Kuşçu-Akbulak Havzası, bu sıkışmaya bağlı olarak Kuvaterner'de oluşmuştur. Bu tez çalışması, Van'ın Muradiye ilçesi sınırları içerisinde bulunan, yaklaşık 200 km2 alana sahip, Kuşçu-Akbulak Havzası'nın yapısal jeolojik özelliklerinin ortaya konulması amacıyla yapılmıştır. Kuşçu-Akbulak Havzası, Paleozoyik-Miyosen zaman aralığında meydana gelmiş şistler, kireçtaşları, ofiyolitik kayaçlar ve türbiditlerden oluşan bir temel üzerinde bulunmaktadır. Yapılan jeolojik çalışmalar, havzanın KD-GB gidişli sol yanal doğrultu atımlı faylar (Kuşçu ve Çakmak) tarafından oluşturulduğunu göstermektedir. Bölgede bu faylarla birlikte, yaklaşık D-B gidişli bindirme/ters faylar da bulunmaktadır. Havzada ölçülen fay düzlemlerinin paleogerilim analizleri, bölgedeki tüm fayların KKB-GGD doğrultulu bir sıkışma rejimi ürünü olduğunu göstermektedir. Mevcut deprem kayıtları ve odak mekanizması çözümleri, havzadaki doğrultu atımlı faylar ile ters fayların birlikte çalıştığını göstermektedir. Anahtar kelimeler: Doğu Anadolu, Kuşçu-Akbulak Havzası, Paleogerilim analizi, Yapısal jeoloji, Van

Dilan Hüseyni
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Science
2024
00
Master'sOpen AccessEN

Determination of lake level changes by grain size distribution of sublacustrine channel deposits (Karasu-Lake Van-Türkiye)

This study aims to determine the grain size distribution of a sediment core taken from sublacustrine channels located on the eastern shelf of Lake Van, extending from the Karasu River, and use this distribution to identify changes in lake water levels. The dating of the core was carried out using the varve counting method. According to the results obtained from the research, the 2-meter-long core sediment sequence represents 2400 years of history. The sediment sequences clay content ranges from 7.06% to 85.1%, silt content from 12.8%-90.7%, and sand content from 0% to 11.2%. the mean grain size ranges between 5.4-9.4 Ø, with sorting degrees between 1.35-4.97 Ø and skewness values between -0.77 to +0.58 Ø. It was determined that during the warm and humid periods, the average grain size decreased, and the lake level rose, whereas during cold and dry periods, the average grain size increased, and the lake level decreased. As a result, over the 2400 year BP, six climatic phases were identified, consisting of three cold and dry and three warm and humid periods. These periods parallel the North Hemisphere's climatic phases, which are named, in chronological order from oldest to youngest, the Near East Aridification Phase, Roman Warm Period, Dark Ages Cold Period, Medieval Warm Period, Little Ice Age, and Modern Warm Period.

Namır Nabeel Taher Algaılanı
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Science
2024
00
Master'sOpen AccessEN

Microfacies analyses and stable isotope geochemistry of jeribe formation exposed at Zahko in the northwestern part of Iraq

Microfacies analysis and δ13C and δ 18O stable isotopes were studied in Jeribe Formation (Middle Miocene) within two sections (Zakho Tunnel and Kwashe village) within the Bekhair anticline of Zakho area Northwestern region of Iraq. The studied sections comprise mainly shallow marine limestone deposits with clayey limestone and dolomite interclations. Based on the detailed microfacies analyses, five distinct microfacies types have been identified, including coated bioclastic grainstone (MF-1), bioclastic packstone to grainstone (MF-2), peloidal packstone (MF-3), bindstone (MF-4), mudstone (MF-5) characterizing distinct depositional belts covering from backshoal, shoal to foreshoal. The stable isotopic compositions of the Jeribe Formation bulk carbonate rocks provide insights into past marine conditions. These isotopic variations suggest depositional processes like cementation and organic carbon cycling, including burial and remineralization.

Narmeen Abdullah
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Science
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Pasinler-horasan havzası'nın (Erzurum) jeolojik evrimi

Arabistan ve Avrasya plakaları arasındaki yakınsama ve sonrasındaki çarpışma Doğu Anadolu Platosu'nda sıkışma kökenli birçok havzanın oluşmasına sebep olmuştur. Bunlardan biri olan Pasinler-Horasan Havzası, Erzurum şehir merkezinin doğusunda, D B uzanımlı, yaklaşık 2500 km2 lik yayılıma sahip bir havzadır. Bu tez çalışması ile Pasinler-Horasan Havzası'nın türü, oluşum zamanı, stratigrafisi, sınır fayları ve bu fayların karakterleri ile havzanın jeolojik evriminin ortaya konulması amaçlanmaktadır. Pasinler-Horasan Havzası güneybatıda Pasinler Fay Zonu, batıdan ise Erzurum Fay Zonu ile sınırlandırılmaktadır. Havzanın orta kesiminde ise, Pasinler ve Horasan ovalarını birbirinden ayıran sol yanal doğrultu atım karakterindeki Horasan-Şenkaya Fay Zonu yer almaktadır. Arazi çalışması kapsamında, havzayı güneyden ve kuzeyden sınırlayan bindirme fayları (Kuzey Bindirmesi ve Güney Bindirmesi) ile havza çökel dolgusunu kesen D-B uzanımlı bindirme fayları (Karacaören ve Otlukkapı-Ardı-Aras bindirmeleri) ve havzayı KD-GB gidişli olarak kesen sol yanal doğrultu atımlı iki fay zonu (Hızırilyas Fay Zonu ve Aliçeyrek Fay Zonu) ilk kez bu tez çalışmasında haritalanmış ve adlandırılmıştır. Yapılan paleogerilim analizleri fayların tamamının yaklaşık K-G doğrultulu bir sıkışma rejiminin ürünü olduğunu göstermektedir. Havzada bulunan doğrultu atımlı bu fay zonlarının ve bindirme faylarının güncel deprem aktivitesi, mevcut deprem kayıtları ve odak mekanizması çözümleri yardımıyla ortaya konulmuştur. Erken Miyosen'de, güneye eğimli iki bindirme fayı (Kuzey Bindirmesi ve Güney Bindirmesi) arasında meydana gelen Pasinler-Horasan Havzası domuz sırtı (piggy-back) havza özelliği göstermektedir. Havza, Arabistan ve Avrasya plakaları arasındaki çarpışma sonrasında, bölgesel yükselme sebebiyle denizel ortamdan, karasal ortama koşullarına geçiş göstermiştir. Havza çökel dolgusu, Pliyosen ve sonrasında gölsel sedimanlar ve alüvyonlar ile temsil edilmektedir. Pasinler-Horasan Havzası'nın bulunduğu bölgenin tektonik aktivitesi ve Geç Miyosen'den itibaren etkili olan volkanizma, gölsel ortam koşullarını önemli şekilde etkilemiştir. Horasan Formasyonu olarak isimlendirilen gölsel çökellerin jeokimyasal analizi, Pliyosen sonlarında gölde canlı yaşamını olumsuz etkileyecek düzeyde "Ağır Metal Kirliliği" olduğunu göstermektedir. Çok yüksek oranlarda bulunan, As, Pb, Ni ve Fe2O3'ün kaynağının çevrede yaygın olarak bulunan ofiyolitik kayaçlar ve/veya volkanik kayaçlar olduğu ve tektonik hatlar boyunca hidrotermal aktivite yoluyla ortama geldiği belirlenmiştir. Anahtar kelimeler: Doğu Anadolu, Havza analizi, Pasinler-Horasan Havzası, Sedimantoloji, Yapısal jeoloji

Ahmet Vedat Yılmaz
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Science
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Şırnak ili potansiyel sit alanlarının jeolojik açıdan değerlendirilmesi

Jeolojik miras; bir bölgenin jeolojik yapısını, tarihsel gelişimini ve evrimsel süreçlerini yansıtan, bilimsel, estetik ve kültürel açılardan önemli değerler taşıyan doğal varlıklardır. Bu mirasın korunarak gelecek nesillere aktarılması, yalnızca yer bilimleri açısından değil, aynı zamanda bölgesel kalkınma, doğal alanların sürdürülebilir kullanımı ve çevre yönetimi bakımından da stratejik bir öneme sahiptir. Bu çalışmada, incelenen alanların jeolojik yapıları, tektonik özellikleri, kayaç türleri ve jeomorfolojik süreçleri detaylı biçimde analiz edilmiştir. Bu analizler sonucunda, ilgili bölgelerin jeolojik çeşitliliği ve özgünlükleri ortaya konmuş, sahip oldukları bilimsel ve doğal değerler değerlendirilmiştir. Elde edilen veriler doğrultusunda, söz konusu alanların korunma öncelikleri belirlenmiş ve doğal sit alanı ilan edilme potansiyelleri incelenmiştir. Çalışma kapsamında yapılan jeolojik ve jeomorfolojik değerlendirmeler sonucunda; Cehennem Deresi, Fıtık Tepesi, Şerefiye Şelaleleri, Feraşin Yaylası, Cennet Vadisi, Hisarkapı Şelaleleri, Hemka Şelalesi, Mağara Şelalesi, Melisa Şelalesi ve Zeyvan Şelalesi, sahip oldukları morfolojik ve estetik özellikler ile jeomorfosit olarak nitelendirilmiştir. Buna karşılık, Çemka Şelalesi, bölgedeki önemli bir jeolojik süreci ve evrimi temsil etmesi nedeniyle jeosit olarak değerlendirilmiştir.

Gökhan Yıldırım
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Science
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Kaya kütlesi süreksizlik yöneliminin incelemesinde hareket ile nesne oluşturma (SFM) fotogrametrisinin kullanımına yönelik bir değerlendirme

Bu tez çalışmasının temel amacı Hareket İle Nesne Oluşturma (SfM) fotogrametrisinin süreksizliklere ait geometrik özelliklerin tespitindeki performansının farklı kaya kütleleri ve farklı süreksizlik koşulları için incelenerek, yöntemin olası sınırlamalarının belirlenmesidir. Bu kapsamda, farklı yapısal özelliklere sahip farklı kaya kütleleri üzerinde çalışılmıştır. İlk aşamada hat etütleri gerçekleştirilerek süreksizliklere ait yönelim, aralık, devamlılık, pürüzlülük, ayrışma, açıklık, dolgu ve dalgalılık özellikleri ölçülmüştür. Devamında oluşturulan fotogrametrik modeller üzerinde yapılan yönelim ölçümleri, hat etüdünde ölçülen süreksizlik yönelimleri ile karşılaştırılarak sonuçların farklı kayaç türü ve farklı süreksizlik özelliklerine göre değişimleri belirlenmiştir. Sonuç itibariyle, akıllı telefon ile elde edilen görüntüler ve prizmatik bir kutu ile kısmi şekilde yapılan mutlak yöneltmenin, saha koşullarını temsil edecek hassasiyette nokta bulutu üretebilmek için yeterli olduğu saptanmıştır. Bununla birlikte çalışma kapsamında kısmi kapalı süreksizlik koşullarındaki yönelim ölçümleri için LCP+LSPF (Least Cost Path + Least Square Plane Fitting) yöntemi önerilmiştir. Özellikle sedimanter birimlerde hakim olan tabakalanma tipindeki süreksizlikler için bu yöntem önem taşımaktadır. GSI (Geological Strength Index) bazlı yapılan değerlendirmeler sonucunda, süreksizlik yapısı koşullarındaki bloklanma seviyesi arttıkça, bir diğer deyişle kaya parçalarının kenetlenme seviyesi azaldıkça LCP+LSPF kullanımı kaya kütlesinin temsil edilebilirliği için fark edilebilir şekilde ön plana çıkmaktadır.

Fotogrametrik paftalarHat etüdüNokta kümeleri+1
Mehmet Ali Temur
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Beyşehir-Hoyran napları, jura-erken kretase yaşlı Boyalıtepe İstifi'nin radyolarya biyokronolojisi (Karaman ili batısı, Konya ili güneyi, Orta Toroslar)

Toros dağlarını içerisine yer alan Torid-Anatolid Platformu, Neotetis Okyanusu'nun Kuzey ve Güney Kolları arasında yer alan bir mikro kıtayı temsil etmektedir. Bu platform üzerinde Neotetis Okyanusu'nun Kuzey Kolun'dan türemiş olan başlıca üç adet nap paketi (Bolkardağı, Hadim ve Beyşehir-Hoyran) yer alır. Bu nap paketlerinden Beyşehir-Hoyran napları yaygın olarak Boyalıtepe, Huğlu, Gencek ve Ofiyolit birimlerinden meydana gelir. Bu birimlerden Boyalıtepe istifi, Geç Triyas-Erken Jura yaşlı platform kireçtaşları ve bu birimlerin üzerinde bulunan geç Erken Jura-Geç Kretase yaşlı pelajik istifleri içermektedir. Bugünkü jeolojik konumuna bakıldığında, Beysehir-Hoyran Napları'nın Karaman İli batısı ve Konya İli güneyinde geniş yüzlekler verdiği görülmektedir. Boyalıtepe İstifinin özellikleri, tip lokalitesinde (Beyşehir İlçesi) detaylı şekilde çalışılmış olmasına rağmen, Karaman İli batısı ve Konya İli güneyini de kapsayan çalışma alanında yeterince çalışılmamıştır. Bu çalışma kapsamında, arazi çalışmalarında sedimanter melanj içerisinde dağılmış Boyalıtepe İstifine ait bloklardan ÖSK'lar (Oyuklu, Kömürlük ve Salıyayla) boyunca örnekler derlenmiştir. Arazi çalışmalarında derlenen pelajik çökel (Radyolaryalı çörtler ve kireçtaşları) örnekleri laboratuvarda yıkama süreçlerinden geçirilerek içerdikleri Radyolarya toplulukları tanımlanmıştır. Tez çalışması kapsamında incelenen Oyuklu ÖSK'sı Karaman İli'ne bağlı İhsaniye Mahallesi'nin 3km güneyinde ölçülmüştür. Toplam 134.5 metre uzunluğundaki kesit hattının en alt seviyelerinde geç Triyas yaşlı gri-beyaz renkli, ince tabakalı, çört sıvamalı kireçtaşları bulunur. Yaklaşık 32.5 metrelik bölümün ardından Triyas-Jura sınırını temsil eden ince kil seviyesi yer alır. Triyas-Jura sınır kilinin ardından kesitin orta kesimleri boyunca gözlemlenen pembe renkli çört bant ve nodülleri içeren kireçtaşları bulunur. Kesitin üst bölümünde siyah çört tabakaları yer alır. Siyah çörtlerin üzerinde ise pembe-kırmızı renkli çört-çamurtaşı ardalanması yer alır. Kesitin üst kısmında yer alan çört-çamurtaşı ardalanmasından derlenen örneklerden erken Orta Jura (Bajosiyen) yaş aralığına karşılık gelen toplam 16 cins ve 31 taksondan oluşan Radyolarya topluluğu ortaya tanımlanmıştır. Ayrıca Oyuklu ÖSK'sı örneklerinden elde edilen Radyolarya topluluğu içerisinde Zartus cinsine ait bir adet yeni tür de ilk defa bu çalışmada tanımlanmıştır. Salıyayla ÖSK'sı Konya İli'ne bağlı Balcılar Mahallesi'nin yaklaşık 6 km kuzey batısında bulunan Ahaliçeşme mevkii civarında ölçülmüştür. Toplam uzunluğu 185 metre olan Kesitin en alt seviyelerinde gri krem renkli, çört sıvama ve nodüllü kireçtaşları yer alır. Kesitin alt-orta seviyelerine doğru pembe renkli bol çört nodüllü kireçtaşları yer alır. Kesitin orta-üst seviyeleri ise çört-çamurtaşı ardalanmasından oluşur. Kesitin en üst seviyelerinde ise çörtlü kireçtaşları ve ince orta tabakalı çört seviyeleri yer almaktadır. Kesitin orta-üst bölümünde yer alan çört seviyelerinden derlenen örneklerden Geç Jura (geç Kimmericiyen-erken Titoniyen) ve Erken Kretase (Beriaziyen-Valanjiniyen) yaş aralıklarına karşılık gelen toplam 21 cinse ait 31 taksondan oluşan iki farklı Radyolarya topluluğu tanımlanmıştır. Toplam uzunluğu 15 metre olan Kömürlük ÖSK'sı Karaman İli'ne bağlı Bozkandak Mahallesi'nin yaklaşık 10 km güneybatısında ölçülmüştür. Kesitin tamamı çört-çamurtaşı ardalanmasından oluşmaktadır. Kömürlük ÖSK'sından derlenen örneklerin tamamında Radyolarya taksonları tanımlanmıştır. Kömürlük ÖSK'sında Orta Jura (Bajosiyen-Kalloviyen) yaş aralığına karşılık gelen toplam 32 cinse ait 45 taksondan oluşan Radyolarya toplulukları tanımlanmıştır. Bu çalışma kapsamında Oyuklu ve Salıyayla ÖSK'larından elde edilen verilere bağlı olarak Geç Triyas – Erken Jura döneminde platform koşullarında detritik kireçtaşları çökeldiği anlaşılmıştır. Oyuklu, Salıyayla ve Kömürlük ÖSK'larından elde edilen veriler Orta-Geç Jura döneminde, ani bir derinleşmenin geliştiğini ve bu derinleşme sonucunda geniş alanlarda radyolaryalı pelajik istifler geliştiği göstermiştir. Buna ek olarak Salıyayla ÖSK'sında Geç Jura yaşlı çört-çamurtaşı ardalanması üzerinde gelen Erken Kretase yaşlı pelajik kireçtaşlarının varlığına bağlı olarak, Kretase'den itibaren istifin tekrar sığlaşmaya başladığı anlaşılmıştır.

Jura kretaseKronolojiOrta Toroslar
Çağrı Güzgün
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Sultansazlığı (Kayseri) havza kenarı miyo-pliyosen volkanizma ürünlerinin petrolojik korelasyonu

Sultansazlığı Havzası (Kayseri, Türkiye) Üst Miyosen - Pliyosen istifi, doğuda ve batıda, farklı sistemlere ait kalk-alkalen (ağ.%51-69 SiO2) ile görece genç (Pliyo-Pleyistosen), nefelin normatif (ağ. %0,45 - 3,0), Na-alkalen efüzif ürünlerden ve ara katkılı piroklastik çökellerden oluşur. Havza kenarı istifinin, havza açılımından yaşlı ve eş yaşlı volkanik faaliyetin ürünleri olan farklı fizikokimyasal karakteristiklerdeki magmaları içermesi, dinamik evrim, farklılaşma süreçleri ve kökende değişiminin izlenmesi için eşsiz bir alan yaratır. Bu tez, Sultansazlığı Havzası kenarı Miyo-Pliyosen volkanik ürünlerine ait petrografik, mineralojik ve jeokimyasal ver ışığında sayısal modelleme teknikleri ile havza kenarı magmalarının, farklılaşma süreçlerini, termo-dinamik evrimlerini ve magmaların oluşumlarında etkili olan dinamik süreçlerin petrolojik açıdan değerlendirilmesi amacı taşır. Yaygın mikrolitik-porfirik doku ve merkez-kenar normal zonlanma eğilimi ile genellikle denge durumundan sapma gösteren fazların bolluğu kapalı sistem fraksiyonlanmasına işaret eder. Artan silis ile birlikte sistematik Rb, Th, K zenginleşmesi, buna karşılık ana element oksitler (örn., MgO, CaO) ile geçiş metallerinde (örn., Ni, Cr, Ti) fakirleşme, plajiyoklaz ve ferromagnezyen fazların fraksiyonlanması ile farklı oranda kabuk asimilasyonu etkisini gösterir. Tahmin edilen rezervuar parametrelerine göre magmaların büyük bir bölümü geniş bir ΔP/ΔT gradyanı (ΔP:10-0,2 kbar / ΔT:1306-700°C) boyunca, düşük-orta oksidasyon koşulları (KFMort.: +1,09 ± 0,88 log fO_2) altında MOHO – alt kabuk (~33-28 km) derinliklerinden yükselerek, orta-sığ derinliklere taşınır. Bu hat boyunca magmaların farklılaşmalarına yol açan, polibarik (10-5 kbar) kademeli fraksiyonlanma (~%35) ile kabuk asimilasyonu (%20-45), pMELTS ve kombine FK, AFK modelleri ile simüle edilmiştir. İlksel element karakteristiklerine göre yaklaşık MOHO derinliğinde, 1GPa basınçta, doğal bileşimlerdeki en yüksek forsteritik (XFo: 88,4 % mol) olivin ile dengede bulunduğu varsayılan ilksel eriyik bileşimi, 1323 °C likidus sıcaklığı için pMELTS ters fraksiyonlanma ile hesaplanmıştır. Hesaplanan ilksel eriyik bileşimindeki magmaların, alt-orta kabuk yüksek basınç polibarik fraksiyonlanmaları süresince, yüksek sıcaklık (~1323 °C), düşük-orta su içeriği (0,6 – 2,5 ağ. % H2O), düşük – orta oksidasyon (KFM 0 – +2 log fO_2) koşulları altındaki evrimleri doğal bileşimlerdeki kompozit piroksenler (opx-cpx) ile yüksek An (≥75 % mol) plajiyoklazlarındaki dengesizlik dokularının varlığını açıklar. Farklılaşma süreçlerinden görece az etkilenmiş genç magma (≤ ~5,5 My) serilerinin yüksek ΔP'ye (~10 kbar) karşılık düşük ΔT (~200-300°C) değerleri, transtansiyonel kuvvetlerin etkisinin havza açılımından öncesinde görece hızlı yükselim oranına sahip daha ilksel karakterdeki magmaların oluşumunu kolaylaştırdığını göstermiştir. Bölgesel tektonizma etkisinde magmaların fizikokimyasal özelliklerinin değişimine ek olarak, havza kenarı magmalarında yaşlıdan gence, kuzeyden güneye, köken karakteristiklerinde alt-kıtasaldan (KAS) sublitosferik manto (NAB) özelliklerine doğru dereceli geçiş, manto heterojenliği ve bölgesel jeodinamizma tartışmalarına katkı sağlayacak petrolojik bir kesit sunar.

KayseriMagmatik kayaçlarOrta Anadolu bölgesi+3
Efe Akkaş
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Batı Toroslarda senomaniyen-türoniyen geçişindeki organik maddece zengin kayaçlarda iz element zenginleşmesinin incelenmesi (Antalya, Türkiye)

Senomaniyen-Türoniyen Sınır Olayı (CTBE) dönemi, başlıca önemli hidrokarbon kaynak kayaçların varlığı, organik maddece zengin siyah şeyllerde gözlenen iz element zenginleşmeleri ve Okyanusal Anoksik Olayları (OAE's) yansıtan önemli jeolojik karakteristiklere sahiptir. Batı Toroslarda yer alan Antalya Napları'nın içerdiği Çataltepe Napı, Dereköy Formasyonu CTBE siyah şeyl birimlerinden alınan 22 adet örnek içerisinde belirlenen iz element dağılımlarına göre Ag, Mo, Se, Cd, Zn, U ve V diğer elementlere göre daha yüksek zenginleşme göstermektedir. En yüksek iz element zenginleşmeleri, özellikle toplam organik karbon (TOC) içeriği yüksek örneklerde saptanmıştır. TOC açısından zengin örneklerde, yüksek konsantrasyonlarda saptanan redoks-duyarlı iz elementler (örn. Mo, U, V vb.), toplam kükürt içeriği (TS) ve TOC içeriği arasındaki pozitif ilişki, çökelme ortamının anoksik-öksinik koşullarda olabileceğine işaret etmektedir. Dereköy Formasyonu siyah şeyl örneklerinden elde edilen maksimum TOC değeri %30,56 olup, redoks fasiyesinin değerlendirilmesinde kullanılan MoEF (1,167.51), UEF (152.54), ve VEF (67.70) iz elementlerin zenginleşme faktörleri ile TOC güçlü kovaryasyon sergilemektedir. Anahtar Kelimeler: Senomaniyen-Türoniyen Sınırı; Siyah şeyl; Organik madde; İz elementler; Anoksik olaylar; Antalya Napları; Batı Toroslar

Kübra Nur Alhan
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Ergene (Trakya) havzasının hidrojeolojik incelemesi ve sayısal modellemesi

Ergene Havzası, hem İstanbul'a yakın bir konumda hem de Trakya Bölgesi gibi yerleşimin ve sanayileşmenin yoğun ve ekonomik açıdan büyük bir öneme sahip bir bölgede yer almaktadır. Bu sebeple Ergene Havzası'nda su kaynaklarının kalitesi, sanayi yoğunluğu ve etkileri, çevre kirliliğinin boyutlarının belirlenmesi, sosyo-ekonomik yapı ve çevre düzeni planı gibi birçok konuda çeşitli çalışmalar mevcuttur. Son yıllarda hidrojeolojik çalışmalar alt havza bazında yapılmış, sanayileşmenin yoğun olduğu Çorlu-Çerkezköy Alt havzaları çalışmalara en çok konu olan bölge olmuştur. Bu çalışmada da sanayileşme ve nüfusun giderek arttığı Lüleburgaz Alt havzası ele alınmıştır. Çalışma kapsamında Lüleburgaz alt havzasında güncel jeolojik ve hidrojeolojik çalışmalar yapılmış, yüzey ve yeraltısuları miktar ve kalite yönünden incelenmiş, yüzey ve yeraltısuyu ilişkisi değerlendirilmiş ve sayısal modelleme çalışmaları yapılmış, geleceğe yönelik senaryolar ile havzadaki yeraltısuyu seviye değişimlerinin nasıl olacağı konusunda tahminlerde bulunulmuştur. Bu amaçlarla iki dönem boyunca saha ve laboratuvar çalışmaları yapılmış, toplam 26 adet su örneğinin fiziko-kimyasal nitelikleri değerlendirilmiş, havzanın hidrolojik bilançosu hazırlanmış ve ayrıca sayısal akım modeli oluşturularak, farklı senaryolarda havzayı ne gibi tehlikelerin beklediği öngörülmüştür. Çalışmaya konu olan alt havza yaklaşık 2150 km2 alana sahip olup Trakya Bölgesinin yaklaşık olarak tam ortasında yer almaktadır. Havza, morfolojik olarak Ergene Nehrinin aktığı bölgede 50-100 m. ortalama yüksekliğe sahiptir. Havzanın kuzeyine doğru 1000 m'ye yakın yükseltiler mevcuttur. Havzanın jeolojisi incelendiğinde kuzey sınırını temelde bulunan metamorfitler ve magmatik kayaçlar sınırlandırmaktadır. Bu birimlerden Tekedere Grubu (Pzt) biyotitli kloritli gnays ve şistlerden, Kırklareli Grubu gnays ve metagranitlerden, Kocabayır Grubu metaçakıltası, metakumtaşı, kuvarso-feldispatik şistlerden, Mahya Grubu ise fillatlar ve şistlerden oluşmaktadır. Temel birimlerin üzerine uyumsuz olarak gelen İslambeyli Formasyon (Tei), şeyl, kumtaşı ve silttaşı ardalanmasından, Soğucak Formasyonu (Tes) kireçtaşlarından, Pınarhisar Formasyonu (Top) kumtaşı, çakıltaşı ve yer yer kireçtaşlarından, Süloğlu Formasyonu (Tos) şeyllerden, Ergene Formasyonu (Tme) konglomera, kumtaşı, silttaşı ve kiltaşı ardalanmasından, Sinanlı Formasyonu (Tms) kiltaşı katkılı kireçtaşlarından, Trakya Formasyonu (Tnt) ise çakıltaşı, kumtaşı ve kiltaşı ardalanmasından oluşmaktadır. Çalışma alanına ait yağış verileri MGM'den temin edilmiş, ortalama yağış 581.4 mm, Thortwaite yöntemiyle de ortalama buharlaşma terleme 436.4 mm olarak belirlenmiştir. Akış verileri DSİ'den alınmış ayrıca SCS-CN yöntemiyle de hesaplanan akış verileri gerçek akış verileriyle karşılaştırılmıştır. Sonuç olarak Lüleburgaz Alt Havzasında ortalama yağış 1250 x 106 m3/yıl, ortalama buharlaşma ise 938 x 106 m3/yıl olarak hesaplanmıştır. Geriye kalan 312 x 106 m3/yıl (AGİ ölçümlerinde son 5 yıl ortalama 335 x 106 m3/yıl olarak ölçülmüştür) toplam akış olarak ölçülmüştür. SCS-CN yöntemi ile ortalama yüzeysel akış değeri 157.6 x 106 m3/yıl olarak hesaplanmış, akım gözlem istasyonlarından ise 135.8 x106 m3/yıl olarak bulunmuştur. AGİ değerinin ölçülen verilerden olması sebebiyle bu değer baz alınmıştır. Geriye kalan 176.2 x 106 m3/yıl ise süzülme olarak kabul edilmiştir. Çalışma alanı için toplam boşalım ile beslenim arasındaki fark yaklaşık sadece 9 x106 m3/yıl olarak bulunmuştur. Son yıllarda kaçak kuyuların ve kuyulardan çekimin artması ve yeraltısuyu seviyesindeki her yıl gerçekleşen 0.6-1.2 metrelik düşüm sebebiyle emniyetli kullanılabilecek yeraltısuyu miktarı uzun bir süredir aşılmış görünmektedir. Çalışma alanındaki yeraltısuyu ölçüm kuyularından alınan veriler ile yeraltısuyu seviye haritası çizilmiştir. Bu haritaya göre yeraltısuyu akış yönünün Ergene Nehrinin kuzeyinde kuzeydoğudan güneybatıya, Ergene Nehrinin güneyinde ise güneydoğudan kuzeybatıya doğru olduğu görülmüştür. Çalışma alanı içerisinde 1 kaynak, 3 akarsu ve 22 kuyudan yüzey ve yeraltısuyu örnekleri, 2 dönem (2017 bahar ve 2017 güz) toplanmış, analizleri yapılıp kullanılabilirlikleri ise TSE-266 (2005) ve WHO (2008) izin verilebilir üst sınır değerlerine göre değerlendirme yapılmıştır. Ph, elektriksel iletkenlik, çözünmüş oksijen miktarı gibi fiziksel parametreler kuyu başında ölçülmüştür. Majör anyon ve katyon değerleri ile ikincil birleşenler ACME Analiz laboratuvarında yapılmıştır. Analizler sonucunda Scholler, Piper, Gibbs, İyon Değişim, Durov, ABD Tuzluluk Laboratuvarı ve Wilcox Diyagramları ile sular değerlendirilmiştir. Analizler sonucunda bazı örneklerin kirlilik parametrelerinin izin verilen üst sınır değerlerin üzerinde olduğu belirlenmiştir. Yeraltısuyu akım modellemesi çalışmalarında Visual Modflow Flex 7.0 programı kullanılmıştır. Modelleme çalışması için jeolojik-hidrojeolojik veriler (kilin hidrolik iletkenliği 5x10-7 m/s, porozitesi 0.45, kumlu akiferin hidrolik iletkenliği 0.0001 m/s, porozitesi 0.35), hesaplanan yağış ve buharlaşma değerleri, akiferin beslenme miktarı, rasat kuyularındaki yeraltısuyu seviyeleri, işletme kuyularına ait debi miktarları girdi parametresi olarak kullanılmıştır. Sınır koşulları olarak sabit yük ve ayrıca akarsular programa tanımlanmıştır. Model alanında bulunan rasat kuyularından ölçülmüş olan yeraltısuyu seviye değerleri ve hidrolik yük değerleri kullanılarak modelin kalibrasyonu yapılmıştır. Model koşturulması sonucu sahada ölçülen ve modelde hesaplanan yeraltısuyu seviyesi değerleri arasındaki korelasyon katsayısı 0.9 olarak bulunmuştur. Ayrıca normalize kök kare ortalaması %5.29 olarak hesaplanmıştır. Toplamda 6 farklı senaryo daha oluşturulmuş, kuyulardan çekilen su miktarının %100 arttığı varsayılarak 10 yıl sonrası için oluşturulan senaryoda yeraltısuyu seviyesinin deniz seviyesinin altına düştüğü görülmektedir.

Drenaj havzalarıHidrojeolojiHidrojeolojik harita
Murat Beren
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Istranca zonu güneydoğu kesiminin (Büyükçekmece-Çatalca) jeolojisi ve tektonik evrimi

Bu çalışma İstanbul ili Çatalca ilçesi sınırları içerisinde Çatalca merkezi ile Çiftlikköy arasında (Istranca Masifi'nin doğu kesimleri) kalan bölgeyi kapsamaktadır. Bölge'nin detaylı stratigrafisi, makro ve mikro deformasyon yapılar ile bu yapıları oluşturan asal gerilme eksenleri ve tektonik rejim özellikleri, temel birimlerin metamorfik koşulları ve petrolojisi, jeokimya ve jeokronolojisi ile Jeodinamik Evrimi, saha ve laboratuvar verileri kullanılarak ortaya konması çalışmıştır. Istranca Masifi temeli birbiriyle açısal uyumsuz, yer yer faylı kontaklı olarak izlenen ve ilk defa bu çalışmada adlandırılan ve radyometrik olarak yaşı ortaya konan 639.7 ±11.3 My yaşlı Çamaşırdere Metagranodiyoriti ile, 534.5±4.7 My ile 546.0 ±3.9 My (Ediyakaran) yaşlı İhsaniye Metagraniti ve Çatalca Metagraniti kristalin birimlerinin yanı sıra, Kocabayır Grubuna dahil olan Triyas (?) yaşlı metakırıntılı kayaçlar ve Jura yaşlı tüf arakatkılı, metaçakıltaşı- metagrovak birimlerinden oluşmaktadır. Romanya, Bulgaristan ve KB Türkiye hattı boyunca uzanan Rodop-Istranca masifinin güneydoğu ucunu oluşturan inceleme alanındaki magmatik ve metamorfik temel birimleri ve üzerinde yer alan Tersiyer yaşlı kırıntılı, karbonatlı Trakya Havzası çökelleri uyumsuz olarak yüzeylenmektedir. Eosen transgresyonu ile başlayan sedimantasyon Oligosen'de Regresif bir çökelime dönüşmekte, sığlaşmayla birlikte bölge karasal-geçiş ortamı özelliği kazanmaktadır. Açısal uyumsuz olarak Eosen-Oligosen transgresif karbonatlı ve kırıntılı birimleri üzerleyen yer yer balık fosilleri ile belirgin bu çökelim; Oligosen sonundaki büyük bir aşınım evresini takiben Miyosen de, çalışma alanının özellikle yayvan kesimlerinde diğer tüm birimleri uyumsuz olarak üzerleyen kötü tutturulmuş, çakıllı düzeyleri ile belirgin bir akarsu çökelimi ile örtülmektedir. Çamaşırdere, Çatalca ve İhsaniye plütonları, petrografik ve jeokimyasal incelemeler sonucunda granitik ve granodiyoritik karakter sunan Prekambriyen yaşlı kristalen temel birimler oldukları ve aynı kuşakta benzer yaştaki bu sokulumların aktif kıta kenarı yayı ve levha içi magmatizma ürünü farklı jeodinamik ortam koşullarını yansıtan özellikler sundukları görülmektedir. Kristalen birimleri üzerleyen ve iyi gelişmiş SC yapıları, sigmoidal ve asimetrik shear yönü belirteçleri S-C, S-C' tip makaslama, σ-tip makaslama, basamak yapısı (stair-stepping), sigmoidal taneler ve buden yapıları, mika balıkları (mica fish), basınç gölgeleri (strain shadows) ve delta yapıları ile belirgin düşük yer yer orta derece metamorfik koşulları yansıtan sleyt, fillat, metaçakıltaşı ve grovaklar ile örtülmektedir. Oldukça deforme ve kıvrımlı yapısı ile belirgin bu düzeyler Istranca yükseliminin her iki yanında yaygın mostralar sunmakta olup, mevcut litolojik yapısı yer yer kayacın ilksel dokusu ve tane bileşimine dair verilerin yanı sıra, istif içerisinde üste doğru değişimi bu metamorfik kayaçların protolitlerinin iki ayrı transgresif seriye ait çökelim ürünü kayaçlar olduklarını ortaya koymaktadır. Bu metamorfik birimlerin petrografik incelemeleri, jeokimyasal ve jeokronolojik analizleri, bu kayaçların kırıntılı kökenli kayaçlar olduklarını göstermektedir. Temele ait Paleozoyik ve Jura yaşlı metakırıtılılarından, Kocabayır grubu olarak daha önce adlanan alttaki, Düşük orta derece milonitik metamorfitlerden derlenen yönlü numunelerde gerçekleştirilen mikrotektonik incelemelerde üst bloğun GB yönünde hareketini gösteren shear yönelimi ile gerçekleştiği ortaya konulmuştur. Masifin en GB'ucunu oluşturan ve her iki yandan faylarla sınırlandırılan Istranca yükseliminde mostralar sunan temel birimler ve üzerleyen Tersiyer çökelimi kayaçlarından derlenen kırık çatlak, fay ve kıvrım verileri ile bölgede etkin deformasyon fazları ortaya konmaya çalışılmıştır. Deformasyon yapılarının stres çözümlemelerinde Kadomiyen, Variskan ve Alpin dönem orojenik koşulları yansıtan sıkışma ile ara dönemlere dair gerilme ve makaslama tektonik rejimini yansıtan çok evreli ve yönelimli deformasyon fazları altında süperimpoze yapıların geliştikleri gözlenmiştir.

Chımegdarı Munkhchımeg
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Dadaş şeylinin porozite miktarının derin öğrenme modeli ile tahmin edilmesi

Ankonvansiyonel hidrokarbon arama ve üretim faaliyetleri her geçen gün yatay sondaj, hidrolik çatlatma ve yapay zeka teknolojileri ile artmaktadır. Şeyllerin porozite miktarları, ankonvansionel rezervuarlarda hidrolik çatlatma ve sondaj öncesinde potansiyel alanların belirlenmesinde, hatta hangi seviyelerin üretim için uygun olduğunun belirlenmesinde önemli parametrelerden birisidir. Bu çalışmada, Dadaş şeylinin porozite miktarı tahmini daha ekonomik ve hemen kullanılabilir verilerden tahmin etmek için veri odaklı makine öğrenimi yöntemi kullanılmıştır. Bunun için öncelikle dünyada iyi bilinen şeyllerden oluşturulan veri seti ile bir model oluşturulmuştur. Daha sonra Dadaş şeylinin XRD analizi verileri (Kuvars, Feldspat, Karbonat, Kil) ve Piroliz (TOK) verilerinden oluşan bir tahmin veri seti oluşturulmuştur. Bu tahmin veriseti Doğan-1, K. Migo-2, Soğuktepe-1, Derindere-1, Akçay-1, Hançerli-3, Abdülaziz-1, B. Azıklı-1, Telhasan-1, Çalıktepe-2 ve Diyarbakır 1 kuyularınından 149 örneğin analizinden oluşmaktadır. Tensorflow-Keras kütüphanesi ile 512, 256, 128, 64 ve 64 nöron ve 5 katmanlı yapay sinir ağı (YSA) ile yapılan eğim ve test çalışmasında en iyi ortalama hata geçmişi elde Ankonvansiyonel hidrokarbon arama ve üretim faaliyetleri her geçen gün yatay sondaj, hidrolik çatlatma ve yapay zeka teknolojileri ile artmaktadır. Şeyllerin porozite miktarları, ankonvansionel rezervuarlarda hidrolik çatlatma ve sondaj öncesinde potansiyel alanların belirlenmesinde, hatta hangi seviyelerin üretim için uygun olduğunun belirlenmesinde önemli parametrelerden birisidir. Bu çalışmada, Dadaş şeylinin porozite miktarı tahmini daha ekonomik ve hemen kullanılabilir verilerden tahmin etmek için veri odaklı makine öğrenimi yöntemi kullanılmıştır. Bunun için öncelikle dünyada iyi bilinen şeyllerden oluşturulan veri seti ile bir model oluşturulmuştur. Daha sonra Dadaş şeylinin XRD analizi verileri (Kuvars, Feldspat, Karbonat, Kil) ve Piroliz (TOK) verilerinden oluşan bir tahmin veri seti oluşturulmuştur. Bu tahmin veriseti Doğan-1, K. Migo-2, Soğuktepe-1, Derindere-1, Akçay-1, Hançerli-3, Abdülaziz-1, B. Azıklı-1, Telhasan-1, Çalıktepe-2 ve Diyarbakır 1 kuyularınından 149 örneğin analizinden oluşmaktadır. Tensorflow-Keras kütüphanesi ile 512, 256, 128, 64 ve 64 nöron ve 5 katmanlı yapay sinir ağı (YSA) ile yapılan eğim ve test çalışmasında en iyi ortalama hata geçmişi elde edilmiştir. Bu yapay sinir ağları (YSA) parametrelerini kullanarak oluşturulan modelde tahmin edilen porozite ile gerçek porozite arasındaki lineer korelasyon katsayısı R2=0.96 kadar yüksek tahmin edilmiştir. Jupiter Notebook üzerinden Pyhton 3 kodlama dili ile oluşturduğumuz model yeniden yüklenerek bu modele tahmin veri seti girilmiş ve kuyularındaki Dadaş şeylinin porozite miktarları başarılı bir şekilde tespit edilmiştir

Abdulılah Alkhalaf
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Erzincan Havzası'nın hidrojeolojik ve jeotermal özelliklerinin incelenmesi

Erzincan Havzası'nda yer alan yeraltısuyu, soğuk ve sıcak su kaynaklarının hidroloji, hidrojeoloji, hidrojeokimya ve izotop özelliklerinin ortaya konulması amacıyla bu çalışma hazırlanmıştır. İnceleme alanının yeraltısuyu seviye haritaları hazırlanmıştır. Yeraltısuyu akım yönü ovanın batısında Çardaklı deresiyle aynı yönde, doğusunda ise Fırat Nehri'yle birlikte aynı yönde akım gösterirken nehrin ada oluşturduğu alanda yeraltısuyu Fırat Nehri'ne doğru boşalım göstermektedir. İnceleme alanında bulunan jeolojik birimler hidrojeolojik özelliklerine göre sınıflandırılarak geçirimli birimler (1), geçirimli birimler (2), ikincil gözenekli geçirimli birimler (1), ikincil gözenekli geçirimli birimler (2), az geçirimli birimler, geçirimsiz birimler olarak belirlenmiş ve hidrojeoloji haritasında gösterilmiştir. Akiferin transmisibilite değeri 48,75-3136,25 m2/gün, permeabilite değeri 1,21-52,27 m/gün aralığında hesaplanmıştır. Ovada 2015 ve 2016 yıllarında ölçülmüş olan statik su seviyelerine göre hidrolik gradyan ovanın batısında 0,008 doğusunda ise 0,004 olarak hesaplanmış ve batıda yeraltısuyu akım hızı 2,84x10-5 m/s, doğuda 1,6x10-5 m/s olarak bulunmuştur. Havzada bulunan kuyu, kaynak ve jeotermal sulardan yağışlı ve kurak döneme ait su örnekleri alınmıştır. Analiz sonuçları ulusal ve uluslararası standartlara göre değerlendirilerek içilebilirlik ve kullanılabilirlikleri değerlendirilmiştir. Suların kimyasal analizleri sonucunda oluşturulan Piper, Schoeller ve Durov diyagramlarında aynı kökenli ve benzer beslenme alanlarına sahip MgHCO3 fasiyesinde sular olduğu tespit edilmiştir. Yeraltısularının sulama suyu sınıflamasında kullanılan sodyum absorbsiyon oranı, sodyum yüzdesi, Wilcox diyagramı ve ABD Tuzluluk Laboratuvarı diyagramlarına göre sırasıyla çok iyi özellikte, çok iyi, iyi kullanılabilir ve çok iyi, göre C3S1 ve C2S1 sular sınıfındadırlar. Su örneklerinin bazılarında Mg+2, Cr, Ni, Pb, B, Fe ve Se miktarlarında ulusal ve uluslararası standartlarda belirlenen sınır değerlerin aşıldığı gözlenmiştir. İnceleme alanındaki su örneklerinin kimyasal analiz sonuçları yardımıyla CAI-I ve CAI-II değerleri hesaplanmış, iki suda ters iyon değişimi diğer sularda iyon değişimi olduğu ve yeraltısuyundaki kalsiyum ve magnezyum iyonları ile akiferdeki sodyum ve potasyum iyonları arasında temel değişim olduğunu göstermektedir. Ekşisu termal suyunun anhidrit, jips, halit, siderit, talk ve villemit biriktirme potansiyeline sahip olmadığı; albit, aragonit, kalsit, kalsedon, dolomit, götit, hematit ve kuvarsı biriktirebilme özelliğine sahip olduğu belirlenmiştir. Su örneklerinin δ18O ve δD analizleri sonucuna göre meteorik kökenli oldukları belirlenmiştir.

ErzincanHidrojeokimyaHidrojeoloji+2
Merve Öger
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Madenköy (Niğde) yeraltı plaser altın yatağının oluşumundaetkili olan jeodinamik süreçler

İnceleme alanı Orta Toroslar'ın doğu kesmini oluşturan Bolkar Dağları'nın kuzeydoğu ucunda Madenköy (Niğde) ve yakın dolayında yer almaktadır. Bu bölgede Alihoca ofiyolitik melanjına (karışığı) ait (Mesozoyik) kayalar ve karbonatlı Bolkardağ platform (Senozoyik) kayaları olarak gruplandırılmış litostratigrafik birimler yer almaktadır. Karbonatlı kayalar içerisinde alt Eosen (49-54 My.) olarak yaşlandırılan kuvars porfiri damarlarla (dayk ve sil) ilişkili birincil sülfürlü cevherleşmeler ile karbonat platformu içerisinde gelişmiş karstik boşluklarında plaser özellikleri gösteren oksitli ikincil Au-Ag-Zn-Pb cevher zenginleşmeleri vardır. Bu çalışma jeolojik olarak Geç Kretase-Senozoyik jeodinamik evriminin tartışmalı olduğu İç Anadolu Kristalin Kompleksi ve Toros Kuşağı'nın karşılaştığı alanda bulunan Madenköy ve çevresinde nadir rastlanan karstik plaser cevher oluşuklarının genel özelliklerinin tanıtılmasının yansıra, bu karstik cevherlerin oluşum mekanizmasının bölgedeki jeodinamik evrimin zaman-mekân bağlamında ortaya çıkarılması amaçlamaktadır. İnceleme bölgesinde birincil sülfürlü cevher içeren kuvars porfiri damar kayaların petrografik ve jeokimyasal özellikleri dikkate alındığında, bunlar aktif kıta kenarı (active continentalmargin) ortamını temsil etmektedir. Kökensel olarak da kalkalkalen bir magmadan türemiş çarpışma sonrası granitlere (post-collision granite) benzemektedir. Jeokronolojik veriler de dikkate alındığında birincil cevherleşme gösteren kuvars profiri damarların çalışma alanın yakın doğusunda yarı derinlik kayası olarak yer almakta olan Eosen yaşlı Horoz Granitoyidi ile jenetik ilişkisini düşündürmektedir. Karstik yapılarda yerleşmiş plaser özellikli ikincil oksitli cevher oluşukların birincil sülfürlü cevherlerden gelişiminde en az üç aşama olduğu düşünülmektedir. Bunlardan ilki Ypresiyen (Erken Eosen), ikincisi Lütesiyen (Eosen) - Messiniyen (Miyosen); üçüncüsü ise Zankliyen (Pliyosen) - Holosen (Kuvaterner) ile ilişkilidir. Karbonatlı Bolkardağı platform kayalarındaki karstik yapıların ve içerisindeki plaserlerin, bölgenin ilk iki evresindeki jeodinamik süreçlerini takip eden Pliyosen sonrası dönemde hidrojeolojik ve paleoiklimsel koşullara bağlı olarak oluştuğu sonucuna varılmıştır.

Duygu İşbil
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Beykoz (İstanbul) bölgesinin jeolojisi ve erken paleozoyik çökeliminin özellikleri

İstanbul Zonu, İntra-Pontid kuşağı olarak adlandırılan bu kıtasal blok içerisinde, volkanik yay ve kıtasal kabuk kalıntıları içeren Neoproterozoik yaşlı orta - yüksek dereceli metamorfizmadan etkilenmiş temel kayaçlardan oluşur. Bu kayaçlar İstanbul'un doğusunda Bolu ve Zonguldak çevresinde gözlenir. Temel, Alt Ordovisiyen'den Alt-Orta Karbonifer'e kadar devam eden sürekli, iyi gelişmiş bir tortul istifi ile örtülmüştür. Özellikle, Karbonifer flişi, kısalma regresif ilerleyişini yansıtan önemli bir dönemi temsil etmektedir. Bu dönemde meydana gelen Kaledoniyen Orojenizi, Paleozoyik istifin kıvrılanması ve faylanmasına neden olmuştur. Üst Permiyen ile Alt Triyas arasında oluşan kırmızı kumtaşları ve konglomeralar, bu süreci uyumsuz bir şekilde örterek bölgenin jeolojik evrimini etkileyici bir şekilde belirlemiştir. İstanbul Paleozoyik istifi, Alt Ordoveysiyen-Tramadosyen'den Üst Silüriyen-Ludloviyen'e evrimleşen bir çökel havzasının örneğini sunmaktadır. Bu evrim süreci, çeşitli sedimentasyon ortamlarının ve tektonik olayların etkileşimleriyle karakterizedir. İlk olarak, açık deniz derince şelf ortamında başlayan çökelim, Kocatöngel Formasyonu'nun çökelmesiyle temsil edilmektedir ve bu süreçte özellikle killi siltli şeyller belirgin bir şekilde biriktirilmiştir. Şelfin sığlaşması, Bakacak Formasyonu'nun siltli kum ve şeyl ardalanmalarının çökelmesi ile gerçekleşir. Bölgenin kara halini alması ve nehir ortamında çökelimin devam etmesi, Kurtköy Formasyonu'nun nehir ortamında arkozik çökelmesi ile regresif sürecinin tamamlanmaktadır. Daha sonraki evrelerde, bölgenin alçalması ve pelajik birimin çökelmesi, Aydos Formasyonu'nun kuvarsarenitten oluşan çökelleri ile belirlenir. Gözdağ Formasyonu'nun çökmesi, resifal ve sığ şelf açık denize yakın bir ortamda gerçekleşirken, Dolayoba Formasyonu'nun oluşumu ise havzanın resifal seviyesine ulaşmasına bağlıdır. Ağır mineral analizleri ve petrografik incelemeler ile Erken Paleozoyik birimlerinin provenans süreçi ortaya konulmaya çalışılmıştır. Kocatöngel Formasyonun düşük mertebeli kontakt ve bölgesel metamorfik kayaç kaynaklardan beslenmiştir. Bakacak Formasyonun havzasını besleyen elementlerin felsik magmatik kayaçlardan türediğini göstermiştir. Kurtköy Formasyonun havzasını besleyen elementlerin genellikle metamorfik, düşük mertebeli metamorfik, eski sedimenter kökenli metamorfik, volkanik ve felsik kayaçlardan geldiğini göstermektedir. Minerallerin taşınma sırasında yüksek aşınma derecelerine ve yuvarlak şekillerine dayanarak, Bakacak formasyonu için kaynağın uzak taşıma mesafesi, Kurtköy formasyonu için ise kaynağın uzak olduğunu ve taşıma mesafesinin orta ile uzun arasında değişkenlik gösterdiği ortaya çıkarmıştır. Tektonik anlamında çalışma bölgesinin Erken Paleozoyik döneminden sonraki Kuzeydoğu-Güneybatı yönlü tektonik sıkışması, Kuzeydoğu-Güneybatı yönlü bir sıkışma ve Kuzeybatı-Güneydoğu yönlü bir gerilmeli tektonik rejiminin etkisi altında kalmıştır.

Süleyman Karaca
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

T26 tünelindeki sıkışan kayalarda tünel açma makinesi (TBM) ile klasik kazı yöntemlerinin karşılaştırılması

Sıkışan kaya koşullarında tünel açılırken doğru kazı ve destek yönteminin belirlenmesi tünelciliğin temel sorunlarından biridir. Sıkışma kavramı ise eşik makaslama değeri aşılınca başlayan, zamana bağlı olarak gelişen ve birim deformasyon %1'i geçtiğinde riskli olarak kabul edilen bir kavramdır. Bu çalışmada, sıkışan kayada en uygun kazı ve destek yönteminin belirlenmesi amacıyla hem klasik hem de Tünel Açma Makinesi (TBM) ile kazı yöntemlerinin uygulandığı T26 Tüneli (Ankara-İstanbul Yüksek Hızlı Tren Projesi, Proje km: 216+260 ile 222+360 arası) incelenmiştir. Çalışmalar kapsamında T26 Tünel güzergahının ve yakın çevresinin jeolojisi yeniden değerlendirilmiş, kayaçların sıkışma özelliğine eşlik eden şişmenin varlığı sorgulanmıştır. Yapılan laboratuvar deneyleriyle kayaçların şişme özelliğinin ihmal edilebilir düzeyde olduğu tespit edilmiştir. Tünele etki eden gerilmeler ise kinematik analizler, ampirik yaklaşımlar ve sayısal analizler kullanılarak belirlenmiştir. T26 Tünelindeki sıkışan kayada uygulanan TBM ve klasik kazı yöntemlerinde sıkışma durumları, destekli ve desteksiz durumlar için konverjans sınırlama yöntemi, ampirik ve yarı ampirik denklemler kullanılarak hesaplanmıştır. Ampirik ve yarı ampirik sıkışma denklemleriyle sıkışma durumu tahmininde en fazla %75 oranında doğruluğa ulaşılmıştır. Sıkışma tahmini oranının arttırılması amacıyla Q sınıflama sistemini, k değeriyle hesaplanan maksimum çevre basıncını (σmaks), destek sisteminin maksimum rijitliğini (kdışmaks) kullanan ampirik bir denklem oluşturulmuştur. Yeni ampirik sıkışma denklemiyle T26 Tünelindeki sıkışma durumu %82 oranında doğrulukla tahmin edilmiştir. T26 Tünelindeki sıkışan kayada uygulanan TBM ve klasik kazı yöntemleri değerlendirildiğinde TBM ile yapılan kazılarda yaşanan sorunların TBM'in yetersiz tork ve itki kuvvetinden kaynaklandığı, bunun sonucunda da aşırı kazıların oluştuğu belirlenmiştir. Klasik kazı yönteminde ise uygulanan destek sistemiyle günlük imalat hızının 0.2 m'ye düştüğü belirlenmiştir. Tünelin belli bir seviyede ilerleyebilmesi amacıyla, Kaya ve Zeminlerin Kontrollü Deformasyon Analizi (ADECO R.S.) yöntemi ile tam dairesel kazı, güçlü pasif ilk destekleme ve deformasyonlar devam ederken aktif nihai kaplama uygulaması yöntemlerini bir araya getiren Hibrit Destek Sistemi (HDS) önerilmiştir. HDS ve yerinde uygulanan (NATM) destek modelleri FLAC3D V2.1 bilgisayar programıyla kıyaslanmıştır. Analiz sonuçlarına göre HDS'de, NATM yöntemine göre daha düşük sıkışmaların oluştuğu görülmüştür. Bu çerçevede NATM prensipleri için revizyonlar önerilmiştir. Sonuç olarak, T26 Tünelinde yaşanan sorunlarının nedeninin tünel tasarımı sırasında jeolojik koşulların yetersiz değerlendirilmesinden kaynaklandığı anlaşılmıştır. Ayrıca yüksek sıkışma riski bulunduran tünellerde ilk kazı tercihinin EPB (çevre basıncı dengeleme) tip TBM olması gerektiği belirlenmiştir. Klasik kazı yöntemi tercih edilmesi durumunda ise düşük birim deformasyon, sürdürülebilir bir imalat hızı ve beklenmeyen koşullara hızlı uyum sağlanması amacıyla HDS'nin kullanılması önerilmektedir.

Evren Poşluk
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Antarktik mikrometeoritlerin spektroskopik yöntemlerle karakterizasyonu

Bu tez çalışmasının amacı, TÜBİTAK 119N207 numaralı "Antarktik Meteoritler ve Mikrometeoritler" 1001-KUTUP projesi kapsamında, Antarktika'nın donmuş sedimanları içerisinden ayrıştırılmış mikrometeoritleri, farklı spektroskopik yöntemler kullanarak, mineralojik ve kimyasal bileşimlerini tayin etmek ve literatürdeki diğer mikrometeoritlerle karşılaştırarak taneleri sınıflandırmaktır. İlk aşamada mikrometeoritlerin detay görüntülemeleri yapılmış ve literatürdeki diğer mikrometeoritlerle karşılaştırılarak, sınıflandırılmaları yapılmıştır. Ardından mikrometoritlerin, mineral bileşimleri belirlenmiş ve dokusal ve petrografik incelemeleri tamamlanmıştır. Mineral bileşimlerinin tayini amacıyla RAMAN spektroskopisi analizi yöntemi kullanılmıştır. Mikrometeoritlerin element bileşimleri, iz ve nadir toprak element konsantrasyonları Lazer Aşındırmalı İndüklenerek Eşleşmiş Plazma Kaynaklı Kütle Spektrometresi (LA-ICP-MS) yöntemi kullanılarak ölçülmüştür. Ayrıca epoxy mount içerisindeki mikrometeoritlere iç yapıları, Taramalı Elektron Mikroskopi-Enerji Yayılımlı X-ışını (SEM-EDX) yöntemi kullanılarak incelenmiştir. Bu çalışma, konusu itibariyle Türkiye'de ilk defa gerçekleştirilmiştir, Türkiye'deki mikrometeorit araştırmaları için yeni veriler üretilerek, literatüre katkı sağlanmıştır.

Taki Sönmez
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

İzmit ve Hereke alanının jeolojisi ve tektonik özellikleri

Bu çalışma, İstanbul Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, Jeoloji Mühendisliği Programı'nda 2016-2023 yılları arasında, Batı Pontidlerin bir parçası olan İstanbul Zonu içerisinde yer alan İzmit-Hereke dolayında gerçekleştirilmiştir. Bu kapsamda inceleme alanının, 1/25000 ölçekli jeoloji haritaları yapılmış, saha çalışmalarından derlenen sistematik örneklerde, paleontolojik, petrografik incelemeler gerçekleştirilmiştir. Tektonizma denetiminde gelişmiş olan düzlemsel ve çizgisel yapılardan alınan ölçümlerle oluşturulan diyagramlar ve hazırlanan jeolojik enine kesitler kullanılarak, bölgenin jeolojik ve tektonik özellikleri ile Paleozoyik-Paleojen dönemleri arasındaki paleocoğrafik evriminin anlaşılması hedeflenmiştir.

Göksel Dursun
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Ladik dayk kümesinin petrolojisi, jeokimyası ve yapısal özellikleri Ladik-Sarayönü, Konya

Anatolid-Torid Platformu'nun Paleosen döneminde yüksek basınç metamorfizmasına maruz kalmış bir bölümünü oluşturan Afyon Zonu'nun Konya KB'sındaki yüzlekleri Paleozoyik yaşlı kaya birimlerini kesen dayklar (Ladik dayk kümesi) veya onlarla dokanak yapan meta-volkanik ve volkaniklastik sedimentleri (Kadınhanı volkanikleri) kapsar. Önceki çalışmalarda çoğunlukla Devoniyen-Alt Karbonifer-Permiyen yaşlı olarak düşünülmüştür. Bu çalışmada Ladik dayk kümesine ait bir dayk (meta-tonalit) ve Kadınhanı volkaniklerine ait bir lav (meta- trakit) üzerinde gerçekleştirdiğimiz LA-ICP-MS U-Pb zirkon yaş tayininin tektonik anlamı tartışılmaktadır. Ladik batısında, Karbonifer yaşlı melanj üzerinde tektonik olarak yer alan Silüryen- Devoniyen yaşlı Bozdağ meta-karbonat platformu dilimi, mavişist fasiyesinde metamorfizmaya uğramış diyabaz, mikrogabro ve tonalit bileşimli dayklar ile kesilir. Dayklar çoğunlukla birbirine paralel, 1 ila 5 metre genişlikli ve kilometrelerce uzunluklu olup KB-GD doğrultulu bir küme oluşturur. Yaklaşık 4 km genişlikli bu küme içinde > 60 adet dayk yer alır. Jeokimyasal özellikleri, farklı bileşimdeki daykların aynı mağmadan fraksiyonel kristalizasyon ile türediğini ortaya koymaktadır. N-MORB'a normalize örümcek diyagramlarda bazik dayklar MORB'a benzer yatay desen sergiler ve Nb-fakirleşmesi gösterirler. xviii Kadınhanı ilçesinin GD kesiminde ise meta-trakiandezitik lavlar ve ilişkili volkaniklastik sedimentler yer alır. Lavların jeokimyası yitim bileşeni içeren bir kaynak alandan gerilme ortamında oluşumu yansıtır. Kadınhanı meta-trakiandezitlerinden ayrılan zirkonların U-Pb izotop analizinden 229±1.3 My konkordiya yaşı (MSWD 1.19) elde edilmiştir. Ladik dayk kümesine ait meta-tonalitten ayıklanan zirkonlarda önemli Pb kaybı bulunmaktadır. Bu veri seti içinde en konkordan analizleri kullanılarak elde edilmiştir. Bu çalışmada elde edilen bulgular gerek Ladik dayk kümesinin gerekse Kadınhanı meta- traki andezitlerinin Üst Triyas sırasında, Gondwana kuzey kenarının riftleşmesi sırasında yerleştiğini ortaya koymaktadır. Temmuz 2024 , 129. sayfa.

DayklarJeokimyaMavişist+1
Abdüssamed Güven
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Agrega ocak faaliyetinde yaşam döngü değerlendirmesi

Günümüzde madencilik ve sürdürülebilirlik konusuna yönelik küresel ilgi giderek artmakta, bu da madencilik endüstrisinin daha sürdürülebilir bir yapıya dönüştürülmesi gerekliliğini ön plana çıkarmaktadır. Bu süreçte sürdürülebilir uygulamaların benimsenmesi ve çevresel etkilerin en aza indirgenmesi büyük önem taşımaktadır. Agrega, beton ve asfalt üretiminde kullanılan kum, çakıl, kırma taş gibi doğal yapı malzemelerin genel adıdır. Bir ülkenin yapısal büyüme ve gelişimi, artan nüfusu ile endüstriyel ve altyapı yatırımlarının gerekliliği, agregayı dünya çapında zorunlu stratejik hammaddelerden biri haline getirmektedir. Bu çalışmanın amacı, İstanbul ili Sultangazi ilçesi Cebeci Köyünde yer alan, kumtaşlarının agrega olarak üretildiği Kuzey Cebeci agrega ocağındaki madencilik faaliyetlerinin çevresel etkilerini değerlendirmektir. Bu kapsamda, ilk olarak kumtaşları üretildiği taş ocakları ve yakın çevresinin jeolojisi incelenmiştir. Daha sonra, yaşam döngüsü değerlendirmesi (YDD) yöntemi kullanılarak, agrega ocaklarındaki faaliyetler sisteme dahil edilmiştir. Bu faaliyetler; kazı ve patlatma, yükleme ve taşıma, kırma ve eleme ile stok sahasına nakliyeyi kapsamaktadır. Bu çalışmada, fonksiyonel birim olarak 1 ton agrega üretimi kabul edilmiş ve YDD analizi GaBi Education yazılımı kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Sistem sınırı ise beşikten kapıya olarak belirlenmiştir. İklim değişikliği, asitleşme ve ötrofikasyon potansiyeli dahil olmak üzere on iki farklı etki kategorisini değerlendirmek için EN 15804+A2 etki değerlendirme yöntemi kullanılmıştır. Sonuçlar, tüm etki kategorilerine en büyük katkının kırma ve eleme tesisinden kaynaklandığını göstermektedir. Kırma ve eleme sürecinde elektrik tüketimi en önemli faktördür. Bu çalışmada ayrıca, kumtaşı agrega üretiminin çevresel etkilerine dair sonuçların sunulmasının yanı sıra, çevresel etkilerin azaltılması için kırma-eleme tesislerinde rüzgâr enerjisinin kullanımı ile taşımada konveyör bant sistemlerinin kullanımı ile ilgili alternatif senaryolar önerilmiş ve bunların çevresel etkileri de hesaplanmıştır. Elde edilen sonuçlar, madencilik sektöründe karar alma süreçlerine katkı sağlayacak ve agrega üretiminde daha sürdürülebilir uygulamaların geliştirilmesine destek olacaktır.

Nil Vural
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Istranca Masifi batısının (Süloğlu Kuzeyi) petrolojisi, jeokronolojisi ve U-Th bolluğunun incelenmesi

Istranca Masifi, Türkiye'nin önemli metamorfik masiflerinden biridir. Masif migmatit, orto- ve paragnays, metagranit, metadiyorit, granat mikaşist, kalkşist ve mermer gibi metasedimenter, metamagmatik ve metakarbonat kayaçlardan oluşmaktadır. Bu çalışma, Istranca Masifi batısında geniş alanlar kaplayan metamorfik temel birimleri ve onları kesen farklı yaşlardaki plütonlarda, Uranyum - Toryum zenginleşmesi ve cevherleşmesi için jeokimyasal olarak potansiyel mineralizasyon alanlarının tespiti ve kaynak kayaçların belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. İlk kez, Istranca Masifi'nin kuzey-kuzeybatısında yer alan granat mikaşistlerin mineral kimyası analizleri yapılmış, metamorfizmanın derecesini daha iyi anlamak ve olası P-T (basınç-sıcaklık) koşullarını tanımlamak amaçlanmıştır. İnceleme alanındaki ortognayslardan elde edilen zirkon tanelerinde U-Pb konkordiya protolit yaşı olarak 302.33 ± 1.79 milyon yıl elde edilmiştir. Ayrıca bölgedeki granat mikaşistlerin maksimum çökelme yaşını belirlemek için kırıntılı zirkon U-Pb yaş tayini ile elde edilen en genç zirkonun 206Pb/238U yaşı 198 ± 17 milyon yıl ve en yaşlı zirkonun 206Pb/238U yaşı ise 1896.8 ± 33.4 milyon yıl olarak bulunmuştur. Söz konusu granat mikaşistlerin içerisindeki almandin türü granat tanelerinde kapanım olarak bulunan rutillerden de yerinde U-Pb yaş tayini yapılmış, granat mikaşistlerin 119 ± 49 milyon yıl önce metamorfizmaya uğradığı belirlenmiştir. Almandin granat ve Fe-biyotit mineral kimyası analizleri değerlendirilerek söz konusu granat mikaşistlerin yaklaşık 547 °C sıcaklık ve 6.1 kbar basınç altında metamorfizmaya uğradığı belirlenmiştir. P-T koşulları ve metamorfizma yaşı, bu kayaçların geç Jura – erken Kretase döneminde alt amfibolit fasiyesi metamorfizmasından etkilendiğini göstermektedir. U-Th potansiyelinin değerlendirilmesi amacıyla farklı kayaç türleri ve mineral toplulukları incelenmiştir. yapılan analizler, incelenen kayaçların hem uranyum hem de toryum elementleri açısından belirli bir potansiyele sahip olduğunu ortaya koymuştur. Ancak, bu potansiyelin, U ve Th içeren minerallerin kristalleşmesi veya birikmesi için gerekli olan jeokimyasal ve jeolojik koşulları tam anlamıyla sağlayamadığı tespit edilmiştir. Söz konusu kayaçların U-Th açısından kaynak kayaç özelliği taşımalarına rağmen, bu elementlerin U-Th minerallerini oluşturabilecek düzeyine ulaşamadığı, buna karşılık U ve Th elementlerinin çoğunlukla aksesuar mineral fazlarını tercih ettiği ortaya konmuştur.

Ersin Kaygısız
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Heyelanlı alanların limit denge ve 3 boyutlu stabilite analizleri ile değerlendirilmesi

Heyelan stabilite analizleri uzun yıllardır önemli bir araştırma konusu olmuş ve bu alanda birçok yöntem geliştirilmiştir. En sık kullanılan yöntemlerden olan Limit Denge Yöntemi (LEM) ve Sonlu Elemanlar Yöntemi (FEM), farklı avantajlar ve sınırlamalara sahiptir. LEM, kayma yüzeyi boyunca zemin kütlesinin kuvvet veya moment dengesini hesaplamaya dayanırken, şev hareketlerini yeterince temsil edemez. Buna karşın, Mukavemet Azaltma Yöntemi (SRM) ile desteklenen FEM, kayma yüzeyinin önceden belirlenmesini gerektirmediği için gerçeğe daha uygun sonuçlar sunar. Bu çalışma kapsamında, Zığ (Azerbaycan, Bakü), Balaban ve Pekmez (Türkiye, İstanbul) olmak üzere üç heyelan sahasında 2D LEM, 2D FEM ve 3D FEM yöntemleri kullanılarak güvenlik katsayıları ve kayma yüzeyleri belirlenmiştir. Zığ, Balaban ve Pekmez sahalarında gerçekleştirilen heyelan stabilitesi değerlendirilmiştir. 3 farklı çalışma sahasında, Zığ heyelan sahası karışık geometri ve Balaban, Pekmez sahaları ise basit geometri olarak incelenmiştir. İncelenen heyelan sahaları, RocScience tarafından geliştirilen sonlu elemanlar (FEM) tabanlı Phase2 (Version: 8.005) ve limit denge (LEM) tabanlı Slide (Version:6.005) yazılımları kullanılarak 2 boyutlu ve sonlu elemanlar (FEM) tabanlı Plaxis 3D (Version 2024.1.0.1060) yazılımı kullanılarak 3 boyutlu olarak analiz edilmiştir. Arazi ölçümü olan inklinometre verileri temel alınarak, üç saha üzerinde 2 boyutlu Limit Denge Yöntemi (LEM), 2 boyutlu Sonlu Elemanlar Yöntemi (FEM) ve 3 boyutlu Sonlu Elemanlar Yöntemi (FEM) ile güvenlik katsayıları ve kayma yüzeyleri belirlenmiştir. 2D LEM yöntemi ile belirlenen kayma yüzeyi, inklinometre verileri referans alınarak düzenlenmiştir. Bu kayma yüzeyinin saha gözlemleriyle uyumlu hale gelmesini sağlamıştır. İnklinometre verileri, her üç sahada da analizlerin doğruluğunu artırmak için temel veri kaynağı olarak kullanılmış ve elde edilen bulgular yöntemlerin avantajlarını ve sınırlamalarını ortaya koymuştur. Zığ heyelan sahasında, karmaşık geometrik yapılar ve heterojen zemin koşulları dikkate alınarak iki farklı kesitte (Kesit 1-1 ve Kesit 2-2) stabilite analizleri gerçekleştirilmiştir. Karışık geometrik yapılar ve heterojen zemin koşullarında yapılan analizlerde, 2D FEM yöntemi ile hesaplanan güvenlik katsayısı, 2D LEM yöntemine göre az farkla yüksek bulunmuştur. Kayma yüzeyleri açısından, 2D FEM yöntemi, 2D LEM'e kıyasla daha derin bir seviyede kayma yüzeyini belirlemiştir. 3D FEM analizlerinde, güvenlik katsayısı hem 2D LEM hem de 2D FEM yöntemlerine kıyasla daha yüksek değerlerde bulunmuştur. 3D FEM yöntemi ise, yan sınır etkilerini ve üç boyutlu deformasyon mekanizmalarını dikkate alarak kayma yüzeyini 2D LEM'den daha derin hem de 2D FEM'e kıyasla daha orta seviyede modellemiştir. Balaban heyelan sahasında, dört farklı jeolojik birim içeren basit bir geometride iki kesitte (Kesit 1-1 ve Kesit 2-2) stabilite analizleri gerçekleştirilmiştir basit geometriye sahip bu sahada, 2D FEM yöntemi ile hesaplanan güvenlik katsayısı, 2D LEM'e göre daha düşük bulunmuştur. Kritik kayma yüzeyleri açısından, 2D FEM yöntemi, 2D LEM'e kıyasla daha geniş bir kayma yüzeyi modeli sunmuştur. Referans kayma yüzeyiyle uyumlu sonuçlar elde edilmiştir. 3D FEM analizlerinde, güvenlik katsayısı 2D LEM ve 2D FEM yöntemlerinden daha yüksek bulunmuştur. 3D FEM, yan kuvvet etkilerini ve deformasyon mekanizmalarını dikkate alarak, kayma yüzeyini daha derin bir seviyede modellemiştir. Pekmez heyelan sahasında ise üç jeolojik birim içeren basit bir geometride (Kesit 1-1, Kesit 2-2, Kesit 3-3 ve Kesit 4-4) stabilite analizleri gerçekleştirilmiştir. Üç farklı jeolojik birime sahip basit geometrilerde yapılan analizlerde, 2D FEM yöntemi ile hesaplanan güvenlik katsayısı, 2D LEM'den daha düşük bulunmuştur. Kayma yüzeyleri açısından, 2D FEM yöntemi, 2D LEM ile uyumlu sonuçlar sağlamış ve referans kayma yüzeyiyle örtüşmüştür. 3D FEM analizlerinde, güvenlik katsayısı 2D LEM ve 2D FEM yöntemlerine göre daha yüksek bulunmuştur. 3D FEM yöntemi, yan kuvvet etkilerini dikkate alarak kayma yüzeyini en derin seviyede modellemiştir. 2D FEM yöntemi ile hesaplanan güvenlik katsayısı, hem karmaşık (Zığ) hem de basit geometrilere (Balaban ve Pekmez) sahip sahalarda, referans alınan 2D LEM yöntemine daha yakın bulunmuştur. Bu durum, 2D FEM'in gerilme-deformasyon ilişkisini daha gerçekçi şekilde modellemesiyle açıklanabilir. Kayma yüzeyleri açısından, 2D FEM yöntemi, karmaşık geometrilerde (Zığ) daha derin; basit geometrilerde (Balaban ve Pekmez) ise 2D LEM ile daha uyumlu sonuçlar vermiştir. 3D FEM sonuçları hem 2D LEM hem de 2D FEM yöntemlerine kıyasla tüm sahalarda daha yüksek güvenlik katsayıları ve daha derin kayma yüzeyleri sunmuştur. Bu, 3D FEM'in yan kuvvet etkilerini ve üç boyutlu deformasyon mekanizmalarını dikkate almasıyla ilişkilidir. 3D FEM yöntemi, özellikle karmaşık sahalarda heyelan stabilitesini daha gerçekçi ve güvenilir şekilde değerlendirmiştir. Bu çalışma, mühendislik projelerinde güvenlik katsayılarının ve kayma yüzeylerinin belirlenmesinde 2D ve 3D analiz yöntemlerinin etkinliğini değerlendirmek ve literatürdeki verilerle uyumlu bir çerçeve sunmak açısından önemli bir yere sahiptir.

Elvin Karimov
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Trabzon ili, ortahisar ilçesi zeminlerinin SPT, CPT ve jeofizik çalışmaları verilerine dayalı sıvılaşma analizi

Sıvılaşma, suya doygun ince taneli kumlu ve siltli zeminlerin, deprem titreşimleri sırasında boşluk suyu basıncı değerinin artması ile efektif gerilmenin sıfır olması sonucu, zeminin sıvı gibi davranması olarak tanımlanmaktadır. Yerleşim alanlarında meydana gelen sıvılaşma, zemin yapısında farklı türlerde deformasyonlara neden olabilmekte ve önemli derecede hasarlara yol açabilmektedir. Özellikle büyük depremlerde ortaya çıkan hasarlarda sıvılaşma etkisi büyüktür. Gevşek kumlu, siltli zeminlerde, sığ yeraltı suyunun bulunduğu ya da deniz tabanının altındaki zeminlerde deprem etkisiyle meydana gelmektedir. Trabzon ili, Ortahisar ilçesinde yer alan çalışma alanının büyük bir bölümü deniz içerisinde yer almaktadır. Denizde yapılan SPT ve CPT deneyleri doğrultusunda çalışma alanının jeolojisi ağırlıklı olarak siltli kum, siltli çakıllı kum birimlerinden, karada yapılan SPT ve jeofizik çalışmalar doğrultusunda da kumlu ve çakıllı birimlerden oluştuğu tespit edilmiştir. Çalışma alanı, olası bir deprem senaryosunda, konumundan ve sahip olduğu jeolojiden dolayı sıvılaşma riski ile karşı karşıya kalabilir. Bu tez kapsamında, farklı yöntemlerden elde edilen veriler kullanılarak çalışma alanının sıvılaşma durumunun belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışma alanında daha kullanışlı, hızlı ve ekonomik olmasından dolayı en fazla SPT deneyi yapılmış ve laboratuvar deneyleriyle de zeminin fiziksel özellikleri hakkında bilgi edinilmiştir. Zeminde daha sık aralıklarla ve daha hassas ölçüm yapabilmek için CPT deneyinden de yararlanılmıştır. Denizin açıklarından kıyı çizgisine doğru gidildikçe zeminde çakıllı birimler artmakta ve sonrasında da andezit/bazalt kaya birimi ile karşılaşılmaktadır. Kayanın gözlendiği bu alanlarda diğer deneyleri uygulamak güç olacağı için bu alanda her zemin tipinde kullanıma uygun olan Sismik Kırılma – MASW çalışmalarıyla ilerlenmiştir. Tez kapsamında arazinin sıvılaşma durumunu belirlemek için 30 sondaj kuyusunda SPT deneyi, 10 adet CPT deneyi ve 8 hat üzerinde Sismik Kırılma-MASW çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Bu çalışma, sıvılaşma potansiyelinin belirlenmesinde kullanılan yöntemlerin birbirine göre avantaj ve dezavantajlarını ortaya koyarak, bu yöntemlerin uygulama alanlarına yönelik rehberlik edici bir kaynak olması temenni edilmiştir.

Fatma Büşra Karazeybek
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Bitlis'in jeoçeşitliliği ve jeolojik miras potansiyelinin sürdürülebilir kalkınma açısından incelenmesi

Yaklaşık olarak 4.6 milyar yıl yaşında olan Dünya Merkür, Venüs ve Mars ile birlikte kaya gezegenler olarak anılmaktadır. Bu gezegenler içinde canlı yaşamına ev sahipliği yaptığı için çok önemli bir yere sahip olan Dünya'da levha tektoniği nedeniyle kayaç çevrimi yaşanmaktadır. Bu çevrim farklı kayaçların oluşmasına ve zengin bir jeoçeşitliliğin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Kabuğu oluşturan kayaçlar oluştukları dönemlere ait tüm bilgileri bünyelerine kaydederler. Bu kayıtlar yerbilimciler tarafından çözüldüğü zaman dünyanın geçmişi hakkında çok özel bilgiler elde edilir. Bu bilgilerin bazıları eşsizdirler ve mutlaka korunmaları gerekmektedir. Bu özel jeolojik oluşumlar, hem bilimsel hem de görsel olarak korunması gereken jeolojik miras öğeleridir. Bu jeolojik miras öğelerinden türünün iyi örneklerini temsil eden ve yok olma riski altında olanlar jeosit olarak tanımlanmaktadır. Bir bölgedeki zengin jeosit varlığı, jeopark düzenlemelerinin önünü açar. Jeoparklarla birlikte hızla gelişen jeoturizm faaliyetleri, abiyotik varlıklar olan jeolojik miras öğelerinin, tüm dünyada sürdürülebilir kalkınma objeleri olmasını sağlamıştır. Çalışma alanının en yaşlı kayaçlarını Prekambriyen yaşlı Bitlis Masifi kayaçları, Nemrut ve Süphan stratovolkanlarının ürünleri ise en genç kayaçları oluşturur. Prekambriyen ve Kuvaterner arasındaki sürede oluşan magmatik, metamorfik ve sedimanter kayaçlar, bölgeyi Türkiye'nin jeoçeşitliliği en zengin alanlarından biri yapmıştır. Çalışma alanı, Bitlis ilinde 5.000 km2 bir alanı kapsar ve jeolojik mirasın yanı sıra kültürel, arkeolojik ve biyolojik miras öğelerini de barındırır. Bu çalışmada 5 jeorota üzerinde 54 jeolojik miras öğesi belirlenmiş, bunlardan 24'ü jeosit, 5'i ise antropojenik jeosit olarak tanımlanmıştır. Bu zenginlik, Bitlis'te Küresel Jeopark Ağı'na üye olabilecek bir jeopark oluşturulması için bilimsel destek sağlamaktadır. Ancak jeoparkın ulusal veya küresel ağa üye olabilmesi için yönetim planı ve sürdürülebilir ekonomik katkı stratejilerinin geliştirilmesi gerekmektedir. Bu tez, Bitlis'in jeoçeşitliliğini ve jeolojik miras potansiyelini ortaya koyarak sürdürülebilir kalkınma amaçlı bir jeopark önerisi sunmaktadır.

Jeoloji
Evrim Altun
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Parçalı kaldera çökmelerinin analog ve nümerik modellemesi

Volkanların yapısal ve tektonik evrimini araştırmak amacıyla volkanolojide çeşitli analog deneyler yapılmaktadır. Analog kaldera deneyleri, kalderaların yapısal ve morfolojik evrimini incelemek için önem taşımaktadır. Bu çalışmaya, analog kaldera modelleri oluşturmak için gerekli düzeneğin kurulması gibi önemli bir adımla başlanmıştır. Magma odasının yatay bileşenli genişleme hareketine bağlı olarak, kalderaların oluşum evreleri tekrarlanmış kum havuzu deneyleriyle incelenmiştir. Oluşturulan modellerin Hareketten Yapı - Çok Bakılı Stereofotogrametri (HY-ÇBS) yöntemiyle yüksek hassasiyetli yüzey modellemesi gerçekleştirilmiş ve sayısal yükseklik modelleri oluşturulmuştur. Model üzerindeki yüzey yer değiştirmeleri ve yüzey deformasyonlarını incelemek amacıyla Parçacık Takibi (PT) yöntemi kullanılmıştır. Böylece parçalı kalderaların yapısal unsurlarının model yüzeyindeki evrimi iki farklı yöntemle incelenmiştir. Analog kaldera modellerinin iç yapısını incelemek amacıyla modeller sabitlenerek X-ışını tomografisi ve X-ışını Mikro-CT yöntemleri ile taranmıştır ve sabitlenen kaldera modellerin iç-yapısal unsurları üç boyutta haritalanmıştır. Magma odasının yanal genişlemesinin çatı bloğunda oluşturduğu deformasyonu incelemek amacıyla sonlu elemanlar yöntemiyle nümerik modellemeler yapılmıştır. Çatı bloğunda oluşan gerilme ve yer değiştirme miktarı sayısal olarak incelenmiştir. Sonuçlar, magma odasının yanal genişlemesine bağlı olarak, çatı bloğunda eşit olmayan bir deformasyon oluşturduğunu göstermektedir. Çökme esnasında bu çatı bloğunun farklı derinliklerde ve ayrı bloklar halinde çöktüğü ve yarı-doğrusal bir yapısal sınırla birbirinden ayrıldığı belirlenmiştir. Bu çökme yapısı, çift pistonlu parçalı kaldera çökmesi olarak adlandırılmıştır. Volkanik yapının kabarması ve peşi sıra kaldera çökmesiyle oluşan yapısal unsurların; dışa doğru dalımlı ters faylar, içe doğru dalımlı normal faylar, ışınsal faylar ve kalderayı çevreleyen sınır faylarından (çember fayı) oluştuğu belirlenmiştir. Oluşturulan modeller doğada parçalı çökme ile oluşan kalderalar ile karşılaştırılarak yorumlanmıştır.

KalderaSonlu elemanlar yöntemiVolkanoloji
Eda Aydın
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Science
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Hazro yükseliminin (kuzeydoğu Diyarbakır, Güneydoğu Anadolu) tektonik evriminin sismik veriler, kuyu logları ve arazi gözlemleri ile incelenmesi

Arap Plakası ile Anadolu Plakası'nın birbirine kenetlendiği bir alanda yer alan Güneydoğu Anadolu'da boy gösteren Hazro Yükselimi, kuzeybatı-güneydoğu uzanan, güneyi ters faylı, asimetrik bir antiklinal yapıya sahiptir. Güneydoğu Anadolu'da yer alan diğer önemli yükselimler olan Mardin ve Siirt yükselimleri PaleozoYik'ten Kretase'ye kadar tüm bölgenin çökel istifini kontrol etmiştir. Ayrıca, Triyas zamanında Neotetis Okyanusu'nun güney kolunun açılması sırasında gerçekleşen riftleşmeye bağlı göreceli bir yükselme ile Permiyen ve Kretase arasında ya büyük bir çökelmezlik ya da yükselme ile aşınma olmalıdır. Güneydoğu Permiyen çökelleri olan Tanin Grubu sonrasında sadece Çığlı Grubu'na ait Erken Triyas yaşlı Uludere Formasyonu kuyularda ve yüzeyde gözlenirken, Orta ve Geç Triyas yaşlı hiçbir birim bulunmamaktadır. Hazro Yükselimi'nin tektonik evriminin daha iyi anlaşılabilmesi için, arazi gözlemlerinin yanı sıra, hidrokarbon aramacılığı amacıyla açılmış 10 adet kuyu ile yükselimin stratigrafisi ve muhtemel faylar değerlendirilmiştir. Ayrıca, yükselim eksenine yaklaşık dik olarak geçen 9 tane sismik hat yorumlanmıştır. Kuyularda gözlenen en yaşlı birim Orta-Üst Ordovisiyen yaşlı Bedinan Formasyonu olup, içerisindeki kumlar, bölgede rezervuar kaya olma niteliği de taşımaktadır. Alt Silüriyen- Alt Devoniyen yaşlı Dadaş Formasyonu yükselimde yüzlek veren en yaşlı birimdir ve kaynak kaya özelliğindedir. Dadaş Formasyonu üzerine Alt Devoniyen yaşlı ve rezervuar kaya özellikli Hazro Formasyonu gelmektedir. Bu formasyonu Permiyen yaşlı Tanin Grubu kayaçları üzerler. Tanin Grubu üzerine Çığlı Grubu'na ait Alt Triyas yaşlı Uludere Formasyonu gelir. Yükselimde Jura yaşlı birimler gözlenmezken Uludere Formasyonu'nun üzerine Alt Santoniyen- Alt Kampaniyen yaşlı Mardin Grubu gelmektedir. Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde bulunan en önemli rezervuar kayalardan birisi olan Derdere Formasyonu Mardin Grubu'na aittir. Mardin Grubu üzerine Üst Kampaniyen yaşlı Sayındere Formasyonu gelmektedir. Sayındere Formasyonu killi kireçtaşı kayaçlarından oluşmakta olup örtü kaya özelliğindedir. Üst Kampaniyen- Orta Maastrihtiyen yaşlı Kastel Formasyonu yükselimde Sayındere Formasyonu'nu üzerine gelmektedir. Paleosen yaşlı Antak Formasyonu yükselimin farklı yerlerinde Sayındere Formasyonu, Kastel Formasyonu veya Mardin Grubu üzerine gelir. Midyat Grubuna ait Eosen-Oligosen yaşlı Hoya Formasyonu Antak Formayonu'nu üzerlerken, Alt Miyosen yaşlı Fırat Formasyonu, Antak Formasyonu'nu örter. Orta-Üst Miyosen Şelmo Formasyonu da Fırat Formasyonu'nun üzerine gelmektedir. Midyat Grubu ve Fırat Formasyonu kireçtaşları ile yükselim büyük ölçüde aşınmaya karşı korunmuş olsa da, Hazro İlçesi civarında bu kireçtaşlarının aşınması ile istif Dadaş Formasyonu'na kadar yüzlek vermiştir. Yükselimin çekirdeğinde Dadaş Formasyonu ile Uludere Formasyonu ve Mardin Grubu'nu karşı karşıya getiren ters fay Kretase yaşlıdır ve Senozoyik zamanı hareketleri ile tekrar canlanmıştır. Yükselimin güneyinde Midyat Grubu ve Fırat Formasyonu ile Şelmo Formasyonu'nu karşı karşıya getiren Hazro Ters Fayı Senozoyik yaşlı olup, yapılan sismik yorumlara göre Paleozoyik birimleri etkilemektedir. Yükselimin kuzey kanadında Antak Formasyonu Karadut Karmaşığı ile Kastel ve Sayındere formasyonlarını örterken, güney kanadında, Sayındere ve Kastel formasyonlarının aşınmış olmasından dolayı doğrudan Mardin Grubu üzerine gelmektedir. Yükselim Geç Maastrihtiyen'de yatay hareketlerden etkilenmiş, fakat güneyden farklı olarak, daha şiddetli kıvrımlanma ve yüzeylenme ile birlikte GB-KD yönlü Geç Kretase hareketlerinde dönerek KB-GD olan bugünkü yönünü kazanmıştır. Bu dönüşe sebep olan hareket Mardin Grubu öncesi belirmiş, kuzeybatı-güneydoğu yönlü bir yükselimin Üst Kretase'de tekrarlanmış olmasıdır. Hazro Ters Fayı'nın yönü bölgedeki diğer yükselimler olan Bozova ve Mardin yükselimlerine paraleldir. Ancak Hazro Yükselimi'nin hem batısında hem de doğusunda daha kalın görülen Triyas istifinin, Hazro Yükselimi'nde incelmiş olması, eski bir yükselimin Mardin Grubu öncesi var olduğuna işaret etmektedir.

Murat Görkem Aydın
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Science
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Saray (Van) atık su arıtma tesisi alanının CBS (coğrafi bilgi sistemi) temelli sıvılaşma potansiyelinin araştırılması

Bu çalışmada, Saray (Van) Atık Su Arıtma Tesisi Kesin Projesi kapsamında İller Bankası Genel Müdürlüğü ve İller Bankası Van Bölge Müdürlüğü koordinasyonunda jeolojik ve jeoteknik çalışmaları yapılan zeminlerin, Coğrafi Bilgi Sistemlerinden (CBS) faydalanarak Sıvılaşma Potansiyel İndeksi değerleri hesaplanarak ve bu değerler ile Saray (Van) Atık Su Arıtma Tesisi alanındaki zeminlerin sıvılaşma potansiyeli ortaya konulmuştur. Bu çalışmanın amacı, Van ili Saray ilçesinde yapılması planlanan Atık Su Arıtma Tesisinin inşa edileceği alandaki zeminlerin sıvılaşma potansiyelinin araştırılmasıdır. Bu amaçla, öncelikle sıvılaşma mekanizması, zeminlerin sıvılaşmasını kontrol eden faktörler, sıvılaşmaya nedeniyle meydana gelen zemin deformasyonları ve sıvılaşma potansiyelinin değerlendirilmesi konuları irdelenmiştir. SPT (N) deney sonuçlarına dayalı sıvılaşma analiz yöntemleri açıklanmıştır. Analizlerde İller Bankası Genel Müdürlüğü ve İller Bankası Van Bölge Müdürlüğü koordinasyonunda atık su arıtma tesisi zemin etütleri için gerçekleştirilen jeoteknik amaçlı sondaj verilerinden yararlanılmıştır. Laboratuvar deneyleri sonuçlarına göre çalışma alanındaki zeminlerin tane boyu dağılımları, Atterberg limitleri belirlenmiş ve Birleştirilmiş Toprak Sınıflama sistemine göre zeminler sınıflandırılmıştır. İnceleme alanını etkileyecek diri fayların uzunlukları ve inceleme alanına olan uzaklıkları dikkate alınarak en büyük yer ivmesi değeri hesaplanmıştır. İnceleme alanını etkileyebilecek Mw=7 büyüklüğündeki olası deprem senaryosu ve en büyük yer ivmesi değeri olarak 0.300 g, 0.360 g ve 0.400 g değerleri kullanılarak, inceleme alanının sıvılaşma potansiyeli değerlendirilmiştir. Belirlenen ivme değerleri ile sıvılaşma analizleri gerçekleştirilmiş ve sıvılaşma şiddeti indeksi esas alınarak, inceleme alanın sıvılaşma potansiyeli haritaları hazırlanmış, seçilen alanda düşük, orta ve yüksek sıvılaşma potansiyelinin varlığı ortaya konulmuştur.

Ayça Yıldırım Başar
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Science
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Güneydoğu Anadolu Bölgesi dadaş formasyonu'nun organik ve inorganik jeokimyasal özellikleri

Şeyl petrol ve şeyl gaz rezervuarları tüm dünyada önemli bir enerji kaynağı haline gelmiştir. Son yıllarda gerçekleştirilen çalışmalarda Dadaş Formasyonu'nun hem kaynak hem de rezervuar kaya statüsüne sahip olabileceği araştırılmaktadır. Bu çalışmada Dadaş Formasyonu'ndan Çat, Çermik/Korudağ, Diyarbakır ve Bismil civarında toplam beş lokasyonda yüzey ve kuyu örnekleri (kırıntı ve karot) alınmıştır. Örneklerin mineralojik bileşimini kil, kuvars, mika ve feldispat ile az miktarda kalsit, dolomit ve pirit oluşturmaktadır. İnce kesit çalışmalarında kırıntılı doku gözlenen şeyllerde hakim litoloji kilce zengin silisli çamurtaşı, silisçe zengin killi çamurtaşı ve karışık killi çamurtaşıdır. XRD kil fraksiyonu analizi sonuçlarına göre örnekler başlıca illit, kaolinit ile az miktarda klorit içermektedir. İllit kristalinite (ICCIS), Keskinlik Oranı (SR) ve Klorit Kristalinite (ChC) değerleri "sığ diyajenetik zon-düşük ankizon" ve "metamorfizma başlangıcı"na işaret etmektedir. Dadaş Formasyonu'nun Kırılganlık Faktörü (BI), Young/Elastisite Modülü (EK) ve Sertlik (HK) değerleri sırasıyla %28-56, 40-56 GPa ve 0.85-2.28 GPa arasında hesaplanmıştır. Yüksek silika içeriğiyle Çat ÖSK'sı hidrolik çatlatmaya uygun görünmektedir. Örnekler %0.73-7.51 arasında Toplam Organik Karbon (TOK) içeriği ile ekonomik şeyl petrol ve şeyl gaz potansiyeline sahip seviyelere işaret etmektedir. Rock-Eval piroliz parametrelerine göre yüzey örnekleri hidrokarbon dönüşümünün yüksek oranda gerçekleştiği (TR, %92.41-%99.58) "Tip IV kerojen ve gaz penceresi"nde, kuyu örnekleri ise "Tip II kerojen ve petrol penceresi"nde yer almaktadır. Bugünkü HI (mg HC/g TOK) değeri üzerinde mineral matriks etkisi, S2 ve TOK içeriği regresyon denklemi ve graptolit kavkılarında SEM-EDAX analizi ile değerlendirilmiştir. Graptolit kavkılarında C, O elementlerine ek olarak mineral matriks ile ilişkili Al, Si, Mg, Ca, Fe, S elementleri saptanmıştır. Termal olgunluk azaldıkça C element yüzde miktarı (%86.63'e kadar) yükselmektedir ve matriks ile ilişkili element miktarında yüksek miktarda düşüş yaşanmaktadır. Dadaş Formasyonu'nun organik madde bileşenlerini; amorf organik madde (AOM), palinomorf ve zooklastlar oluşturmaktadır. Graptolitler Aroniyen-Telisiyen yaş aralığını temsil etmektedir. Palinomorflar ise Geç Ruddaniyen-Erken Venlok çökelim yaşına işaret etmektedir. Dadaş Formasyonu'nda hem tanesel hem de tanesel olmayan graptolit morfolojisi saptanmıştır. Graptolit reflektansı (GR) bireflektans ve random değerleri %0.72 ile %2.59 (%VREgr≈0.69-2.05) arasında değişmektedir ve "petrol penceresi" ile "kuru gaz penceresi" arasındadır. %VRETmax değerleri ise yüzey örneklerinin düşük S2 değerleri nedeniyle %VREgr değerlerine göre daha yüksek değerlerde (%2.01-%3.28) hesaplanmıştır. Graptolitlere ait Raman spektroskopisi D bandı (1350.46-1358.76 cm-1) değerleri termal olgunluk ile ters orantılıdır. G-D bant ayrımı ile %GR değerleri arasında pozitif korelasyon saptanmıştır. Farklı termal olgunluktaki Dadaş Formasyonu örneklerinde Cıva Porozimetresi (MCIP), Rock-Eval piroliz bazlı hesaplanan organik porozite (Øorg), SEM ve FIB-SEM analizleri gerçekleştirilmiştir. MCIP analizinde gözenek çapı 3 nm-10 µm arasında değişmektedir ve mezopor hakimdir. Øorg değerleri kerojen içinde ortalama miktarı %5.26 ile %35.71 arasındayken, şeyl içindeki miktarı ise %0.28 ile %1.18 arasında değişmektedir. Øorg değerleri termal olgunluk arttıkça yükselmektedir. SEM ve FIB-SEM analizine göre hakim gözenek tipi interP gözeneklerdir. Elde edilen analiz sonuçlarına göre Dadaş Formasyonu bölgede kuzeybatıdan güneydoğuya doğru aşırı olgun, olgun ve erken olgun olmak üzere gruplandırılmıştır ve her olgunlukta intraP organik madde gözenekleri gözlenmiştir. Yüzey örnekleri %VRE değerleri ile şeyl gaz, kuyu örnekleri ise OSI değerlerine göre şeyl petrol üretimi için yeterli olgunluğa sahiptir. Bu çalışma, Dadaş Formasyonu'nun ankonvansiyonel kaynak kaya karakteristiklerinin anlaşılmasına ve değerlendirilmesine katkıda bulunacaktır.

Yağmur İnal Emiroğlu
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Science
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Farklı analitik hiyerarşi süreci yöntemlerinin heyelan duyarlılığı haritalamalarındaki etkinliğinin araştırılması

Diğer tüm doğa kaynaklı afetlerde olduğu gibi, heyelanlarla ilgili yapılan çalışmalar, heyelanlara hazırlıklı olunmasında ve heyelanlara karşı dirençliliğin arttırılmasında önemli adımlardır. Heyelan çalışmalarının önemli bir aşaması olan heyelan duyarlılık analizlerinde Analitik Hiyerarşi Süreci (AHP), frekans oranı ve lojistik regresyon vb. gibi farklı yöntemler kullanılmaktadır. Bu tez çalışmasında, heyelan duyarlılık haritalarının oluşturulmasında veriye dayalı daha nesnel yeni bir yaklaşım olarak, bulanık ilişkilerin AHP yöntemine entegre edilmesi ve uygulanmasına yönelik araştırmalar yapılmıştır. İlk olarak, analizler için Muğla iline bağlı Seydikemer ilçesi sınırları içerisinde kalan yaklaşık 300 km2'lik çalışma alanının heyelan envanter haritası güncellenmiş, güncel veriler Coğrafi Bilgi Sistemi (CBS) ortamına aktarılmıştır. Topoğrafik yükseklik, yamaç eğriselliği, yamaç eğimi, bakı, sediman taşıma kapasitesi, akış gücü indeksi, nemlilik indeksi, faya uzaklık, drenaja uzaklık ve sırtlara uzaklık olmak üzere 10 parametreye ait parametre haritaları da oluşturularak veri tabanı hazırlanmıştır. Heyelan duyarlılık haritalarının oluşturulmasında kullanılan, AHP ve bulanık mantık yöntemlerinin kombinasyonu olan F-AHP (Bulanık AHP) yöntemlerinden (Bulanık Genişletilmiş Analiz Yöntemi (FEA) ve Bulanık Geometrik Ortalama Yöntemi (FGM) farklı olarak, bu çalışmada veriye dayalı bir model oluşturmak amacıyla bulanık ilişkilerin AHP ile birlikte uygulanabilirliği araştırılmıştır. Bu amaç doğrultusunda, bulanık ilişkilerle entegre AHP yöntemine (FR-AHP) göre heyelan duyarlılığı analizleri gerçekleştirilmiştir. Uzman görüşü yerine, veriye dayalı bulanık ilişkiler ile belirlenen ikili karşılaştırma değerleri, doğru kıyas yapılması açısından FGM ve FEA yöntemleri ile heyelan duyarlılık haritası oluşturulmasında da kullanılmıştır. Ayrıca, uzmanın modellemenin başlangıç aşamasında parametre önceliklerini belirlediği Modifiye Analitik Hiyerarşi Süreci (M-AHP) yöntemine göre de heyelan duyarlılık haritası oluşturulmuştur. Oluşturulan dört heyelan duyarlılık haritasının performans değerlendirme hesaplamalarına göre, AUC değerleri FEA yöntemi için 0.747, FR-AHP yöntemi için 0.739, FGM yöntemi için 0.738 ve M-AHP yöntemi için 0.727 olarak belirlenmiştir. Elde edilen bu veriler ışığında, heyelan duyarlılık analizlerinde kullanılan bazı parametrelerin etkilerinin uzman görüşüne göre değerlendirilmesindeki kısıtlar da düşünüldüğünde FR-AHP yöntemi, uygulanabilirliği ve yüksek performans değeri ile heyelan duyarlılık haritalarının oluşturulmasında kullanılabilecek, veriye dayalı daha nesnel bir yöntem olarak değerlendirilmiştir.

HeyelanMühendislik jeolojisi
Leyla Derin Cengiz
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Science
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Derinliğin düşük dayanımlı kaya kütlelerinin deformasyon modülü üzerindeki etkisinin araştırılması

Mühendislik tasarımları açısından çok önemli olan ve kaya kütlesinin deformasyon davranışını ifade eden kaya kütlesi deformasyon modülü, yerinde deneylerin yanı sıra; çeşitli yaklaşımlar ile elde edilen ampirik eşitliklerle de belirlenebilmektedir. Bu çalışmada, kaya kütlesi deformasyon modülünün tahmininde derinlik ve örtü yükünün etkisi araştırılmıştır. Bu amaçla, farklı kaya gruplarından faydalanılarak 12 yeni kestirim modeli geliştirilmiştir. Kestirim modellerinin geliştirilmesinde kullanılmak üzere oluşturulan veri tabanı, İstanbul İli'nde 4 farklı çalışma bölgesinden 124 adet araştırma sondajından yerinde ölçülen kaya kütlesi deformasyon modülü, kaya kalite göstergesi (RQD), kaya kütle puanı (RMR), kaya malzemesi tek eksenli sıkışma dayanımı, elastisite modülü ve birim hacim ağırlık verilerini içermektedir. Tespit edilen kaya grupları ve tüm parametreler için, veri tabanının güvenilirliğini artırmak ve genel dağılıma aykırı verilerin tespitini sağlamak amacı ile uç değer analizleri gerçekleştirilmiştir. Rafine edilen veri tabanı kullanılarak, deformasyon modülünün tespitinde 10 mevcut ampirik eşitlik yardımı ile deformasyon modülleri hesaplanmış, yerinde ölçülen deformasyon modülleri karşılaştırılarak bu eşitliklerin performansları irdelenmiştir. Deformasyon modülünün derinlikle ilişkisini araştırmak amacı ile, öncelikle korelasyon analizleri ve basit regresyon analizleri gerçekleştirilmiştir. Yapılan korelasyon analizlerinde, kaya kütlesi deformasyon modülü ve RMR puanlarının derinlik – örtü yükü ile anlamlı bir ilişki içerisinde olduğu; kaya malzemesi parametrelerinin derinlik ile daha düşük anlamlılık derecesine sahip olduğu anlaşılmıştır. Gerçekleştirilen basit regresyon analizlerinde; veri çiftlerinin önemli bir kısmında 0.40 ve üzeri korelasyon katsayıları hesaplanmıştır. Kaya kütlesi deformasyon modülünün derinlik – örtü yükü ve diğer parametrelerle kestirimine yönelik olarak, nihai modelin oluşturulması ve ampirik eşitliklerin ortaya konulması amacıyla, çok değişkenli doğrusal ve doğrusal olmayan regresyon modelleri çalışılmıştır. Elde edilen modellerde, deformasyon modülünün kestiriminde en yüksek performansın örtü yükü ve RMR puanı kullanılan modellerden elde edildiği tespit edilmiştir. Oluşturulan 12 farklı ampirik eşitlik için, 0.40 – 0.84 arası korelasyon katsayıları elde edilmiştir. Söz konusu eşitliklerin tahmin performanslarını değerlendirebilmek için, VAF ve RMSE indeksleri hesaplanmıştır. Elde edilen RMSE ve VAF değerlerine göre; ampirik eşitliklerin tahmin performanslarının yüksek ve başarılı olduğunu belirlenmiştir. Elde edilen ampirik eşitliklerde, sığ derinliklerde (< 5 m) ve masif kayalarda kullanıma yönelik sınırlamalar bulunmaktadır. Sonuç olarak, kaya kütlesinde deformasyon modülünün derinlik ve örtü yükü ile değişiminin belirgin olduğu çalışmada ortaya konulmuş ve ampirik olarak ifade edilmiştir

Kürşat Tokgözoğlu
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Science
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Farklı volkanik patlamalar sonucu fragmante olan küllerin fiziksel ve kimyasal özelliklerinin incelenmesi

Volkanik küller, magmatik ve hidromagmatik patlamalar ile meydana gelmektedir. Volkanik küllerin oluşumu ve fragmantasyon (parçalanma) mekanizması; magmanın kimyası ve fiziksel özellikleri, patlama esnasında suyun varlığı gibi birçok etkene bağlıdır. Bu nedenle patlamanın dinamiğine ve fragmantasyon mekanizmasına bağlı olarak farklı morfolojik ve kimyasal özelliklere sahip volkanik küller meydana gelmektedir. Bu çalışmada volkanik küllerin tane boyu dağılımları ve istatistiksel parametreleri, kimyasal ve fiziksel özellikleri incelenerek patlama dinamikleri belirlenmiştir. Bazaltik ve asidik freatomagmatik patlamaya, blok-ve-kül akıntısının matriksine, çığ akıntısı ve laharın matriksine, Pliniyen geri düşme çökellerine ve Stromboliyen tip patlamaya, blast çökellerine ve pekişmemiş ignimbirit hamuruna ait örnekler kimyasal ve morfolojik olarak incelenmiştir. Örneklerin tane boyu dağılımları ve ilişkili istatistiksel parametreleri tanımlanmıştır. Volkanik camlardan alınan kimyasal analizlerde majör oksit değerleri yardımıyla volkanik camın kimyasal bileşimi belirlenmiştir. Bunun akabinde her bir volkanik kül tanesine iki boyutlu ve üç boyutlu morfolojik analizler uygulanmıştır. Özellikle magmatik patlama kökenli örnekler (geri düşme çökelleri, ignimbirit) genellikle yüksek pürüzlülük (Ra), yüzey alanı (SA) ve fraktal boyut (DSA) değerleri ile diğer örneklerden belirgin olarak ayrılmaktadır. Bununla beraber bu örneklerin iki boyutlu morfolojik analizlerinde sağlamlık ve biçim katsayısı değerleri düşük değerler alırken, dikdörtgensellik parametresi ve dairesellik parametresinin çarpımı yüksek değerler almaktadır. Freatomagmatik patlamalarla oluşan taban yayılımlarının (surge) ve blok-ve-kül akıntısı örneklerinin benzer morfolojik parametrelere sahip olduğu gözlemlenmiştir. Taban yayılımı ürünlerinin iki boyutlu morfolojik analizlerinde sağlamlık ve biçim katsayısı değerlerinin yüksek; üç boyutlu morfolojik analizlerinde ise fraktal boyut, pürüzlülük ve yüzey alanı ile ilişkili parametrelerin düşük olduğu belirlenmiştir. Çığ akıntısı ve lahar örneklerinin farklı morfolojik özelliklere sahip volkanik külleri barındırdığı gözlemlenmiştir. Çığ akıntısı örneklerinin içinde blast çökelleri gözlemlenmiştir. Tüm gözlemler dikkate alındığında volkanik kül partikülleri, bünyesinde kendilerini oluşturan patlamanın dinamiğine ait ipuçları bulunduran çeşitli kimyasal ve morfolojik özellikler sunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Volkanik kül, Morfolojik özellikler, Kimyasal özellikler, Patlama dinamiği, Fragmantasyon mekanizması

Rengin Özsoy
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Science
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Altınova akiferinde (Antalya) yeraltısuyu kökeninin çevresel izleyici ve hidrokimya teknikleri ile araştırılması

Antalya Traverten Plato'su (ATP) dünyanın en büyük tatlı su travertenidir. Antalya şehrinin içme-kullanma suyu ve sulama suyunun da sağlandığı ATP'su çok sayıda farklı araştırmaya konu olmuştur. Bölge için önemli bir su kaynağı olan travertenin plato üzerine düşen yağışın yanısıra belli oranda komşu Mesozoyik kireçtaşlarından beslendiği öngürülmektedir. Bu çalışmada, ATP'su içinde yeralan Altınova bölgesinde ağırlıklı olarak sulama suyu sağlamak için açılmış kuyularda kimyasal ve çevresel izleyici gözlemleri yapılarak traverten akiferinin beslenim bileşenlerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Kimyasal kompozisyon ve çevresel izleyiciler ile beslenimin kökeninin belirlenmesi yaygın bir yöntem olmakla birlikte yöntemin başarısı beslenime katkısı olan uç bileşenlerin çalışmaya dâhil edilmiş olmasına bağlıdır. Bu nedenle Mesozoyik kireçtaşlarından boşalan Kırkgöz ve traverten platosu içinden boşalan en yüksek debili kaynak olan Düdenbaşı Kaynaklarında da gözlemler yapılmıştır. Seçilen noktalarda Mayıs ve Eylül 2016 dönemlerinde yeraltısuyu seviye gözlemi, fiziksel-kimyasal özelliklerin ölçümü ve örnekleme yapılmıştır. Yeraltısuyu örneklerinde majör iyon, iz element, duraylı izotop ve trityum analizleri yapılmıştır. Elde edilen bulgular çalışmanın amacı doğrultusunda değerlendirilmiştir. Bulguların değerlendirilmesi sonucunda çalışma kapsamındaki yeraltısuyu örnekleme noktaları 3 gruba ayrılmıştır. 1inci Grup Mesozoyik kireçtaşlarını temsil eden kaynaklardan, 2inci Grup traverten akifer örneklerinden ve 3üncü Grup Pliyosen yaşlı granüler akifer örneklerinden oluşmaktadır. Majör iyon ve iz element sonuçları ile farklı akiferleri temsil eden örnek grupları birbirinden ayrılmıştır. Mg+2 derişimleri kullanılarak traverten akiferinde %50'ye varan oranlarda kireçtaşlarında yanal beslenim olduğu belirlenebilmiştir. Beslenimin kökeni konusunda en kesin ve sayısal olarak ifade edilebilen sonuçlar duraylı izotoplar ile belirlenmiştir. 18O içerikleri ile yapılan değerlendirmeler sonucunda traverten akiferinde %45'e varan farklı oranlarda kireçtaşı akiferinden yanal katkı belirlenmiştir. Bu katkı oranı plato üzerine düşen yağış miktarı azaldığından kurak aylarda daha yüksek olmaktadır. Çalışma alanı için belirlenen bu katkı oranlarının ATP'su için genellenmesinin mümkün olup olmadığının belirlenmesi için yapılan hidrolojik bütçe hesaplamasına göre traverten akiferin besleniminin yıllık ortalama 211Mm3 'ü yağıştan, 176 Mm3 'ü ise yanal beslenim ile karşılandığı belirlenmiştir. Bu katkı oranları duraylı izotop ve Mg+2 derişimleri ile yapılan hesaplamaları desteklemektedir.

Özümcan Alara Kaya
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Afşin-Elbistan kömür üretim sahasında olası drenaj sorunlarının hidrokimyasal ve izotopik tekniklerle incelenmesi

Yaklaşık 4.5 milyar ton linyit rezervine sahip Afşin Elbistan Kömür Havzasının, işletilmesi sırasında ortaya çıkan yeraltısuyu drenajı probleminin başlıca nedeni kömürlü seviyeler altında yer alan karstik akiferin sahip olduğu artezyen karakterli hidrostatik yük basıncıdır. Sürdürülebilir bir kömür üretimi için işletme alanına olan yeraltısuyu akımının etkin bir biçimde uzaklaştırılması gerekmektedir. Drenaj çalışmalarının aktif olarak devam ettiği havzada halen iki adet üretim ocağı (Kışlaköy ve Çöllolar) bulunmaktadır. Kışlaköy sektöründe, karstik akifer ile gidya akiferinden sırasıyla yılda ortalama 70 milyon ve 7 milyon m3 düzeyinde yeraltısuyu drenajı yapılmaktadır. Çöllolar sektöründe ise, 2011 yılında oluşan heyelana değin, yine sırasıyla, yılda ortalama 8.2 milyon m3 ile 6.6 milyon m3 düzeyinde yeraltısuyu drenajı yapılmıştır. Çöllolar sektöründe, 2016 kayıtlarına göre 10.5 milyon m3 yeraltısuyu çekimi gerçekleşmiş ve günümüze kadar da devam etmektedir. Yeraltısuyu bütçe hesaplamalarında yıllık toplam 837,40 x 106 m3/yıl beslenme, 868,25 x 106 m3/yıl boşalım belirlenmiş, buradan da -30,85 x 106 m3/yıl bütçe farkının olduğu, ve bunun da drenaj kuyuları kaynaklı olduğu görülmüştür. Gerçekleştirilen yoğun yeraltısuyu drenajına rağmen özellikle karstik akifer açısından yeraltısuyu seviyesinde yeterli düşüm sağlanamamış olup, bu durumun Şubat 2011 tarihinde meydana gelen 50 milyon m3'lük heyelanın gerçekleşmesinde etkili olduğu düşünülmektedir. Çek-ayır tipinde bir tektonik çöküntü olan kömür havzasında, yeraltısuyu akımları genelde kuzeybatıdan güneydoğuya ve kuzeyden güneye yönünde gelişmektedir. Çalışma kapsamında saha genelinde 37 adet lokasyonda örnekleme yapılmıştır. Havzadaki yeraltısularının Ca/HCO3+CO3 tipinde oldukları belirlenmiştir. Suların izotopik içeriklerine göre sahada genelde eski ve güncel su karışımları bulunmaktadır. Hidrojeokimyasal değerlendirmeler kömür üretimini tehdit eden yeraltısularının havza genelinde karstik akifer kaynaklı olduğuna işaret etmektedir. Yeraltısuyu sistemi doğrudan yağışlarla beslenmektedir. Yağışlı ve kurak dönem su örneklerinin kimyasal bileşimleri arasında belirgin bir farklılık bulunmamaktadır. Karstik akiferin bazı su örneklerindeki SO4 yüksekliği kömür seviyesindeki su katkısından kaynaklanmaktadır. Gidya akitardının düşük iletkenliği nedeni ile olası farklı drenaj teknikleri araştırılmalıdır. Sürdürülebilir maden işletmeciliği için karstik akifer yükünün emniyetli seviyeye düşürülmesi gerekmektedir. Bunun için karst akiferinde yeni drenaj kuyuları açılması gerekecektir. Hurman Çayının, özellikle sektör girişi olan kesimlerinde sızdırmazlığı sağlanmalıdır.

Osman Gökmenoğlu
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Standart penetrasyon ve konik penetrasyon deney verilerinden killerin makaslama dayanımının kestirimi

Kohezyonlu zeminlerin drenajsız makaslama dayanımı (su); temellerin taşıma gücü ve kısa süreli şev duraylılığı analizlerinde yaygın şekilde kullanılmakta olup, ekonomik ve güvenilir bir yapı tasarımının yapılabilmesi açısından bilinmesi gereken zemin parametrelerinden biridir. Bu parametre, örselenmemiş örnekler üzerinde laboratuvarda deney yapılarak veya arazi deneyleriyle tayin edilebilmektedir. Ancak, örselenmemiş örneklerin alınması sırasında yaşanılan olası güçlükler, örneklerin nem içeriğinin korunması için uygun şartlarda muhafaza edilmesi, laboratuvar deneylerinin nispeten yüksek maliyetleri vb. nedenlerle günümüzde, kohezyonlu zeminlerin drenajsız makaslama dayanımının belirlenmesinde pratik ve kolay arazi deney yöntemlerinin kullanımı tercih sebebi olmaktadır. Bu nedenlerle tez çalışması kapsamında, zemin etütlerinde yaygın olarak kullanılan Standart Penetrasyon Deneyi (SPT) ve Konik Penetrasyon Deneyi (CPT) verileri kullanılarak killi zeminlerin drenajsız makaslama dayanımlarının tahmin edilebilmesi için literatürde önerilen görgül ilişkilerin performanslarının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla, Türkiye'nin farklı yerlerinde özel bir firma tarafından yapılmış 36 adet SPT ve 17 adet CPT kuyusu verilerinden su değerleri belirlenmiş olan kil seviyelerindekiler ayırtlanmış olup, söz konusu seviyelerdeki diğer bazı zemin özellikleri de derlenerek bir veri tabanı oluşturulmuştur. İlk aşamada; veri tabanındaki SPT ve CPT verisinden yararlanılarak, literatürde önerilen görgül ilişkiler aracılığıyla su'lar hesaplanmış ve bunlar deneylerle belirlenmiş olanlarla karşılaştırılmıştır. Elde edilen bulgular doğrultusunda su'yu en iyi tahmin eden literatürdeki ilişkiler ayırtlanmıştır. İzleyen aşamada ise, derlenen verileri en iyi temsil eden ilişkilerin belirlenmesi için basit ve çoklu regresyon analizleri gerçekleştirilmiş ve elde edilen ilişkilerin anlamlılıkları test edilmiştir. Sonuç olarak, SPT-N, N60 sayıları ile su arasında basit regresyon analizleri ve bunlarla birlikte diğer zemin parametrelerinin kullanılmasıyla yapılan çoklu regresyon analizlerinden belirlenen ilişkilerin belirleme katsayılarının 0.70 ile 0.81 arasında olduğu görülmüştür. CPT verilerinden su'nun tahmininde ise, konik uç dirençleri (qc ve qt)'nin girdi parametresi olduğu ilişkilerin, koni faktörlerinin belirlenmesi amacıyla elde edilenlere nazaran 0.80 civarında daha yüksek belirleme katsayılarına sahip olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca, basit regresyon analizleriyle elde edilen bu eşitliklerin performanslarının, diğer zemin özelliklerinin de dikkate alındığı çoklu regresyon analizlerinden belirlenenlerden bir miktar daha iyi olduğu görülmüştür. Bu değerlendirmelerden; tez kapsamında incelenen killerin su'larının tahmini için, gerek SPT gerekse CPT verisi doğrudan kullanılarak oluşturulan eşitliklerin yeterli olacağı anlaşılmaktadır. Özellikle, CPT verisinden su'nun belirlenmesi için literatürdeki bazı ilişkilerde girdi parametresi olan ve ek deney gerektiren bazı zemin özelliklerinin kullanılmasına gerek olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar kelimeler: Drenajsız makaslama dayanımı, Standart ve Konik Penetrasyon Deneyleri, laboratuvar ve arazi deneyleri, görgül ilişki, basit ve çoklu regresyon analizleri.

Kıvanç Yüksel
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Yenice (Karabük) bölgesinin heyelan tehlikesinin değerlendirilmesi

Özellikle son yıllarda, heyelan envanter, duyarlılık, tehlike ve risk çalışmalarında yaşanan önemli gelişmeler sonucunda, bu tür çalışmaların sayısında ve kalitesinde önemli bir artış söz konusudur. Dünya genelindeki temel yaklaşım, heyelenların gelişmesi olası alanlarda genelden özele inen bir yaklaşımın benimsenmesiyle, seçilen alanlarda bu tür haritaların üretilmesi ve uygulamaya sokulmasıdır. Türkiye'de heyelanlar nedeniyle günümüze değin birçok can ve mal kaybı yaşanmıştır. Bu nedenle, bu tür kayıpların sıklıkla yaşandığı bir bölge olan Karabük ve Yenice arasındaki yaklaşık 837 km2'lik bir alanda, CBS (Coğrafi Bilgi Sistemi) temelli heyelan tehlike değerlendirmelerinin yapılması amaçlanmıştır. Tez kapsamında, ilk aşamada, kapsamlı bir literatür araştırması yapılmış, bir sonraki aşamada, çalışma alanına ilişkin heyelan tehlike analizleri için en uygun yaklaşım ortaya konulmuştur. Mevcut arşiv verileri, AFAD ve MTA tarafından yapılan çalışmalar, ortofoto ve hava fotoğrafı yorumlamaları ve yerinde haritalamalar ile gerçekleştirilen bu çalışmalar kapsamında, 104 adet heyelan haritalanmıştır. Heyelan duyarlılığının değerlendirilmesinde 20mx20m piksel boyutuna sahip yamaç eğimi, bakı, topoğrafik yükseklik, yamaç eğriselliği, topoğrafik nemlilik indeksi (TWI), akış gücü indeksi (SPI), sediman taşıma kapasitesi (STCI), litoloji, drenaja uzaklık, yollara uzaklık, arazi kullanımı parametre haritaları oluşturularak, toplam 11 adet parametre haritası ile alanın envanter haritası dikkate alınarak, lojistik regresyon yöntemi ile heyelan duyarlılık haritası üretilmiştir. Bu haritaya göre, çalışma alanının % 60.7'si çok düşük, % 10.9'u düşük, % 3.5'i orta, % 5.7'si yüksek ve % 19.2'si de çok yüksek heyelan duyarlılığına sahip olarak belirlenmiş, ROC analizi gerçekleştirilerek, 0.881 AUC değeri elde edilmiştir. Yağış verilerindeki kesiklik/eksiklikler nedeniyle, heyelan tehlike değerlendirmelerinin yağış analizleri yerine çok zamanlı tehlike analiz yaklaşımı tercih edilmiştir. Çalışma alanındaki heyelanların zamansal olasılığının belirlenmesinde 1905-2013 yılları arasında gelişmiş 164 adet heyelan olayı ele alınmış, Poisson ve Binom dağılımlar ile analiz edilmiştir. Farklı zamansal ve alansal büyüklükler dikkate alınarak, bölgenin heyelan tehlike haritaları üretilmiştir. Genel olarak değerlendirildiğinde, küçük boyutlu heyelanlar için kısa dönemlerde heyelan tehlikesinin, büyük boyutlu heyelanlardan çok daha yüksek olduğu ortaya çıkmıştır. Bölgeye ilişkin veri kalitesinin artırılmasıyla, heyelan risk çalışmalarının da ivedilikle yapılıp, uygulamaya sokulması önerilmektedir.

Sinem Çetinkaya
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00