
216
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Türkiye'deki farklı illerde yetiştiriciliği yapılan gökkuşağı alabalığı (Oncorhynchus mykiss) popülasyonlarının genetik çeşitliliğinin MTDNA bölgesinden dizi analizi ile belirlenmesi
Bu çalışma, Türkiye'nin farklı illerinde ticari olarak faaliyet gösteren gökkuşağı alabalığı (Oncorhynchus mykiss) popülasyonlarının mitokondriyal DNA (mtDNA) sitokrom b (cyt-b) gen bölgesine dayalı genetik çeşitliliğini ve yapısını incelemektedir. Çalışma kapsamında toplam 14 ildeki 98 bireyden alınan örneklerde 754 baz çiftlik (bp) sitokrom b geni çoğaltılmış ve hizalama sonrası 726 bp'lik dizi analiz edilmiştir. Dört nükleotidin (sitozin, timin, adenin ve guanin) ortalama frekansları sırasıyla %26.2, %24.9, %26.2 ve %22.8 olarak bulunmuş; A + T içeriğinin (%51) G + C içeriğinden (%49) daha yüksek olduğu belirlenmiştir. 14 popülasyondan toplam 645 polimorfik lokus tespit edilmiş ve 50 farklı haplotip tanımlanmıştır. Haplotip çeşitliliği (Hd) 0.91 ile 0.48 arasında, nükleotid çeşitliliği (π) ise 0.26 ile 0.00 arasında değişmiştir. En yüksek genetik çeşitlilik Tokat ve Van popülasyonlarında, en düşük ise Elazığ ve Kahramanmaraş popülasyonlarında gözlenmiştir. AMOVA analizleri, genetik çeşitliliğin %71.1'inin popülasyonlar arasında, %28.9'unun ise popülasyonlar içinde olduğunu göstermiştir. İkili FST değerleri 0.38 ile 0.99 arasında değişmiş ve ortalama FST değeri 0.71 olarak bulunmuştur, bu da popülasyonlar arasındaki genetik farklılaşmanın yüksek olduğunu göstermektedir. Filogenetik analizler, popülasyonların iki ana gruba ayrıldığını ve bu grupların kendi içinde farklı alt gruplar oluşturduğunu göstermiştir. Özellikle Kahramanmaraş ve Elazığ popülasyonlarının diğer popülasyonlardan belirgin şekilde farklılaştığı gözlenmiştir. Sonuç olarak bu bulgular, Türkiye'deki gökkuşağı alabalığı popülasyonlarının genetik çeşitliliğinin ve yapısının belirlenmesi açısından önemli bilgiler sunmaktadır. Çalışma, bu popülasyonların korunması ve sürdürülebilir yönetimi için genetik çeşitliliğin korunmasının önemini vurgulamaktadır. Ayrıca gelecekteki genetik araştırmalar ve koruma stratejileri için önemli bilgiler sunmakta ve uzun vadeli izleme programlarının gerekliliğine işaret etmektedir.
Levrek (Dicentrarchus labrax, L.) juvenillerinde probiyotik kullanımının gelişim ve büyüme performansına olan etkileri
Bu çalışmada 4 farklı bakteri türü içeren probiyotik eklenmiş yemlerle beslenen levrek (Dicentrarchus labrax, L.) juvenillerinde gelişim ve büyüme performansları incelenmiştir. Bu kapsamda, deneme grubunda probiyotik bakteriler (Lactobacillus casei, Lactobacillus plantarum, Phodopseudomonas palustris ve Saccharomyces cerevisiae) pelet yeme spreyleme yöntemi ile eklenmiş (A grubu), kontrol grubunda ise herhangi bir probiyotik uygulaması yapılmamıştır (B grubu). 45 gün süren deneme süresince büyüme, spesifik büyüme oranı, yem değerlendirme oranı, yaşama oranı ile asit ve alkalin proteaz aktiviteleri incelenmiştir. Deneme sonunda, ağırlık artışı, spesifik büyüme oranı ve alkalin proteaz aktivitesi açısından deneme grubu ile kontrol grubu arasında önemli farklılıklar tespit edilirken (p<0,05) boyca büyüme, yaşama oranı ve asit proteaz aktivitesi, açısından fark bulunmamıştır (p>0,05). Sonuç olarak, probiyotik uygulamasının levrek juvenillerinde büyüme parametrelerinde önemli artışlara ve olumlu gelişmelere etki ettiği tespit edilmiştir.
Farklı düzeydeki manyetik alanların erken dönemdeki çipura (Sparus aurata, L.) yumurta ve larvalarında gelişime olan etkisi
Bu çalışmada üç farklı manyetik alanın çipuralarda (Sparus aurata) embryonik gelişim, büyüme parametreleri, sindirim fizyolojisi (iç besin reservlerinin kullanımı), yumurta ve vitellüs kesesinin oksidatif durumu (süperoksit dismutaz ve katalaz) ve sindirim enzimleri (total proteaz) aktivitesi incelenmiştir. Bu amaçla S. aurata yumurtaları doğal üreme sezonunda kuluçkahaneden alınıp deney tanklarına taşınıp dört gruba ayrılmıştır. Benzer olarak, yeni çıkan larvalarda dört gruba ayrılmıştır. Manyetik alanlar neodyum mıknatıslarla 1, 3 ve 5 mT olmak üzere üç farklı seviyede uygulanmıştır. Kontrol grubu manyetik alana maruz bırakılmamıştır. Yumurtanın embriyolojik gelişimi 3 ve 5 mT gruplarında hızlanmıştır, bu gruplar 1 mT grubuna göre nispeten daha önce yumurtadan çıkmıştır. Yumurta açılım oranları açısından 3mT ve 5mT grupları diğer gruplara göre önemli farklılıklar göstermiştir. Besin keseli larvalarda ise manyetik alan uygulamaları büyüme parametreleri üzerinde önemli farklılıklar yaratmamasına rağmen antioksidan ve sindirim enzimleri aktivitesinde önemli yükselmelere neden olmuştur. Larva yaşama oranı açısından ise 5 mT grubu diğer deneme gruplarına göre önemli farklılık göstermiştir.
İzmir ili kara midye (Mytilus galloprovincialis, lamarck 1819) yetiştiriciliği ve potansiyeli
Bu çalışmada İzmir'de yetiştiriciliği yapılan kara midyenin (Mytilus galloprovincialis, Lamarck 1819) Gülbahçe Körfezi ve Çandarlı Körfezi olmak üzere iki farklı istasyonda ki potansiyeli, et verimi ve kondisyon indeksindeki değişimler ortaya konulmaya çalışılmıştır. Ayrıca çalışma süresince bazı önemli su parametreleri oksijen, sıcaklık, pH, klorofil-a ve seston miktarı takip edilmiştir. Gülbahçe Körfezi'nde sıcaklık değerleri 14,2-27 °C, Çandarlı Körfezi'nde ise 14,6-27,2 °C arasında değişim göstermiştir. Gülbahçe Körfezi'nde maksimum klorofil-a 1,08 µg/l ve Çandarlı Körfezi'nde 3,07 µg/l olarak Ağustos ayında tespit edilmiştir. Maksimum seston miktarı Gülbahçe Körfezi'nde 6,2 mg/l, Çandarlı Körfezi'nde 10,36 mg/l hesaplanmıştır. Et verimi Gülbahçe Körfezi istasyonunda 15,57±0,56 ile 22,41±0,75 aralığında; Çandarlı Körfezi istasyonunda 13,84±0,35 ile 18,78±0,60 aralığında bulunmuştur. Kondisyon indeksi Gülbahçe Körfezi istasyonunda 10,80±0,44 ile 19,92±1,43; Çandarlı Körfezi istasyonunda 6,45±0,42 ile 16,47±0,89 bulunmuştur. Sonuç olarak Gülbahçe Körfezi'nde et verimi ve kondisyon indeksi Çandarlı Körfezi'ne kıyasla daha yüksek tespit edilmiştir.
Farklı oranlarda glisirizik asit kullanımının levrek (Dicentrarchus labrax) juvenillerinde büyüme parametrelerine etkisi
Bu çalışmada farklı oranlarda glisirizik asit (GA) eklenen yemlerle beslenen levrek (Dicentrarchus labrax) juvenillerinde büyüme parametreleri, spesifik büyüme oranları ve yaşama oranları incelenmiştir. Bu kapsamda, 100 günlük levrek juvenilleri (5,6±0,3 cm; 1,6±0,2 g) 3 tekrarlı 4 farklı deneme grubunda stoklanmış ve GA, extruder yeme 3 farklı oranda (2 ml.kg-1, 4 ml.kg-1 ve 6 ml.kg-1) spreyleme yöntemi ile homojen şekilde eklenmiş ancak kontrol grubuna herhangi bir uygulama yapılmamıştır. Toplamda 30 gün süren denemeler sonunda, 4 ve 6 ml.kg-1 oranında GA ile beslenen gruplardan elde edilen büyüme parametreleri kontrol ve 2 ml.kg-1 gruplarına göre farklı bulunurken (p<0.05), spesifik büyüme oranı ve yaşama oranları açısından farklılık saptanmamıştır (p>0.05). Sonuç olarak, 4 ve 6 ml.kg-1 oranında uygulamasının levrek juvenillerinde büyüme parametrelerinde önemli artışlara neden olduğu tespit edilmiştir.
Sarıağız (Argyrosomus regius) juvenillerinde probiyotik kullanımının gelişim ve büyüme performansına olan etkileri
Bu çalışmada Lactobacillus casei, Lactobacillus plantarum, Rhodopseudomonas palustri ve Saccharomuces cerevisiae olmak üzere 4 adet probiyotik bakterisi püskürtme yöntemiyle pelet yemlere eklenmiş ve sarıağız (Argyrosomus regius) juvenillerindeki gelişim ve büyüme performanslarına olan etkileri incelenmiştir. Gruplar 3 tekrarlı olacak şekilde tasarlanmış ve deneme grubunun yemlerine 10 ml.kg-1 olacak şekilde probiyotik eklenirken, kontrol grubuna ise herhangi bir probiyotik ilavesi yapılmamıştır. Deneme sonunda elde edilen verilere bakıldığında probiyotik eklenmiş yemler ile beslenen grupta total boy 13,03±0,61 cm, ağırlık 21,08±1,26 gr, yaşama oranı %85,2±4,12, spesifik büyüme oranı %1,62±0,1.gün-1, yem dönüşüm oranı ise 1,22±0,1 olarak tespit edilmiştir. Kontrol grubundaki veriler incelendiğinde ise total boy 12,01±0,83cm, ağırlık 19,21±1,52 gr, yaşama oranı %73±5,53, spesifik büyüme oranı %1,46±0,1.gün-1, yem dönüşüm oranı ise 1,35±0,2 olarak tespit edilmiştir. Elde edilen bu veriler değerlendirildiğinde total boy ve ağırlıkta önemli bir fark görülmezken (p>0.05), spesifik büyüme oranı, yem dönüşüm oranı ve yaşama oranlarındaki farklılık istatistiki açıdan önemli bulunmuştur (p<0.05).
Türkiye'deki su ürünleri yetiştiriciliğinde kullanılan yem verme ve izleme sistemlerinin araştırılması
Su Ürünleri yetiştiriciliği, Akuakültür geçtiğimiz son 10 yılda dünyada ve Türkiye'de hızla gelişen bir sektör olmuştur. Son yıllarda büyük bir hızla gelişen su ürünleri yetiştiriciliği, gelecek yıllar için de önemli bir sektör olma özelliğini sürdürecek ve dünya pazarındaki yerini ileriye götürerek koruyacaktır. Bu çalışma, Şubat 2013 ve Haziran 2014 yıllarında sürdürülmüş, son değerlendirme Mayıs 2019 tarihine kadar devam etmiştir. Bu çalışmada, otomasyon amaçlı olarak kullanılan barge, yem verme tekneleri ve izleme sistemleri için Ege, Akdeniz, Doğu Anadolu bölgelerinde olmak üzere; 93 adet pasif yemlik, 187 adet otomatik yem sistemi, 106 adet yem verme teknesi ve 82 adet barge olarak belirtilmiştir. Bu amaçla 15 adet firmada yapılan anket sonucunda hem ithal hem de yerli yem verme ve kamera sistemleri gözlenmiştir. Su ürünleri yetiştiriciliğinde her aşamada mekanizasyon ve otomasyon uygulamalarına rastlanmaktadır. Genel olarak akuakültür çalışmalarının denizlerde yapılıyor olması ve besleme ile ilgili otomasyon uygulamalarının önemini arttırmıştır. Buna paralel olarak balık çiftlikleri ile ilgili yasa mevzuatının 2009 yılında değiştirilmesiyle, işletmeler kıyıdan açık denize taşınmıştır. Maliyetlerde artış olmasına karşın, üretim kapasiteleri ve miktarları hızla artmıştır. Sektörün büyümesi ile birlikte işletmelerdeki rutin işlemlerin insan gücüyle yapılması daha güç bir hal almıştır. Bu nedenle modern ekipman ve otomasyon kullanımı zorunlu hale gelmiştir. Genel olarak uygulamaların yem verme sistemlerinde yoğunlaşması bu çalışmanın ana hedefini oluşturmuştur. Balık üretim maliyetleri hızla artarken bunların satış fiyatları son 10 yıl içinde fazla değişim göstermemiştir. Bu durumda üreticiler minimum maliyet ile yetiştiricilik yapmak durumunda kalmaktadır. Su ürünleri besleme ve yemleme çalışmaları, bir işletmenin en önemli faaliyetlerinden biri olduğu kadar yoğun iş gücü gerektiren ve zaman kaybına yol açan bir çalışmadır. Sonuç olarak; otomasyon ile işletmelerde ki iş gücünü ve zaman kaybının önlenmesi ve uzun vadede ekonomik bir geri dönüşümün olması sağlanabilecektir. Bu çalışmada akuakültür işletmelerinde uygulanan besleme sistemlerinin ve izleme ve kontrol sistemlerinin ülkemizdeki durumu, dağılımı, tedarikçi firmaların durumu ile özellikle yaygın kullanıma ulaşan Barge Sistemleri, bunların teknik özellikleri ile Su ürünleri Yetiştiriciliği açısından önemi ele alınmış ve değerlendirilmiştir. Anahtar sözcükler: akuakültür, balık besleme sistemleri, mekanizasyon, otomasyon, izleme, Barge (platform).
Trança (Dentex gibbosus) yumurtalarının morfometrik özelliklerinin tanımlanması
Bu çalışmada son yıllarda kültürü yapılan potansiyel yeni türler arasında değerlendirilen trançanın yumurta özellikleri ve kalite kriterleri incelenmiştir. Bu kapsamda doğal üreme periyodunda anaçlardan alınan yumurtalar 19,5±0,3 °C'de inkube edilmiş ve 39 saatin sonunda açılım %87,6±0,4 oranında gerçekleşmiştir. Yumurta çapı 0,728±0,056 mm, yağ damlası çapı ise 0,144±0,002 mm olarak ölçülmüştür. Yumurtalara ait morfometrik karakterlerden yumurtası ve yağ damlası çaplarının yanında vitellüs kesesi, yumurta ve yağ damlası alanları incelenmiş ve karşılaştırılmıştır. Sonuçta trança yumurtalarının Sparid üyelerinin yumurta özelliklerine yakın sonuçlar göstermesi, ortalama yumurta çapının vitellüs kesesi çapına oranının 1'e yakın olması, yağ damlasının sayısının tek olması, şeklinin küresel ve homojen olması trança yumurtasının ideal bir larva kültürü için gerekli yumurta kalite kriterlerine sahip olduğunu göstermiştir.
Depurasyon işleminin midyelerin et verimi ve biyokimyasal kompozisyonuna etkisi
Bu çalışmada, ülkemizde ekonomik öneme sahip olan çift kabuklu türlerinden kara midye (Mytilus galloprovincialis) ve at midyesinin (Modiolus barbatus) hasat boyundaki bireylerinin, 72 saat süresince depurasyon işlemine tabi tutularak midyelerde et verimi ve protein, lipid, glikojen ve glusid gibi biyokimyasal kompozisyonlarındaki değişimler incelenmiştir. Araştırma Balıkesir ili Bandırma ilçesinde bulunan Kocaman Balıkçılık Anonim Şirketinin depurasyon tesislerinde yürütülmüş ve midyeler 3 gün süresince depurasyon havuzlarında bekletilerek örneklenmiştir. Çalışma sonucunda kara midyenin deneme başlangıcındaki (0.saat) et verimi %17.50 iken, 72 saat sonra % 16.33 olarak bulunmuştur. At midyesinin et verim ise %16.76'dan %14.01'e düşmüştür. Kara midyede protein değeri 0. saatte % 41.90 iken 72. saatte % 38.02 olarak tespit edilmiştir. At midyesindeki protein değeri ise % 32.98 ile % 32.68 arasında saptanmıştır. Denenme sonunda lipid değerleri kara midyede % 5.81 olurken, at midyesinde % 5.14 olarak bulunmuştur. Kara midyedeki glikojen miktarı % 8.81'den % 7.89 oranına düşerken, at midyesindeki glikojen değeri % 1.89'dan % 1.21 değerine inmiştir. Kara midyenin et verimi oranında meydana gelen düşme istatistiksel olarak anlamlı bulunmazken (p>0.05), at midyesinin et verim oranında tespit edilen azalma istatiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Bununla birlikte midyelerin biyokimyasal kompozisyonunda ki değişimlerde sadece at midyesinin glikojen oranında ki azalmanın istatistiksel olarak anlamlı olduğu tespit edilmiştir (p<0.05).
Topan kefal (Mugil cephalus) spermlerinin farklı ortamlarda kısa süreli korunumu
Bu araştırmada, Ege Üniversitesine bağlı Homa Dalyanından topan kefaller hasat edilmiştir. Temin edilen sperm örnekleri 0-2 °C'deki buz kalıpları içinde muhafaza edilmiştir. Daha sonra her saatte bir faz kontrast tip mikroskopta incelenmiştir. Bu çalışmada, topan kefal (Mugil cephalus L. 1758) spermasının doğal üreme mevsimi süresince pH, hacim, yaşama kabiliyeti ve muhafaza süresi gibi spermatolojik özelliklerin belirlenmiştir. Ayrıca kısa süreli koruma işleminde 4 farklı inaktivatörün (Hepes, Tris, BSA, DMSO) etki mekazimalarını saptanmıştır. Çalışmada, toplam 5 adet anaç balık sperma alımı için kullanılmıştır. Kullanılan anaçların ortalama ağırlıkları 753,6±47,21 g, ortalama boyları 40,6±1,14 cm olarak saptanmıştır. Çalışmada kullanılan topan kefal spermin pH değeri 6,7 olarak saptanmıştır. Anaçlardan elde edilen spermlerin ortalama hacmi 2±0,5 ml.kg-1 olarak tespit edilmiştir. Spermlerin yaşama kabiliyeti taze sperma da 6 dk, hepes de 6 dk 30 sn, bsa da 5 dk 20 sn, tris de 3 dk 20 sn ve dmso da 8 dk 30 sn olarak tespit edilmiştir. 36 saatlik çalışma periyodu sonunda, spermlerin muhafaza süreleri taze sperma da 28 saat, inaktivatörlerden tris de 2 saat, diğer inaktivatörlerde (Hepes, BSA ve DMSO) 36 saat hareketlilik tespit edilmiştir. Anahtar sözcükler: Topan kefal, Mugil cephalus, sperm, canlılık uzatıcı, kısa süreli koruma
L-karnitin ilaveli yemlerin sarı prenses (Labidochromis caeruleus Fryer, 1956) yavrularının büyümesi ile arttırılmış su sıcaklığının yaşama oranına etkisi
Bu çalışmada küresel ısınmanın özellikle son yıllarda balık yetiştiriciliği üzerindeki artan olumsuz etkileri düşünülerek, balıkların bu olumsuz etkilerden kaynaklanan stres faktörlerinden en az şekilde etkilenmesi amaçlanmaktadır. Yapılan araştırmalar sonucunda balıklarda stres faktörlerine karşı toleransı arttırmaya yönelik etkisinin olduğu düşünülen; L-Karnitin maddesi kullanılmıştır. Bu bağlamda da bu çalışmada; L-Karnitin uygulanmış yem ile beslenen sarı prenses (Labidochromis caeruleus Fryer, 1956) yavrularının büyüme performansları ve yüksek sıcaklık altında yaşama oranları incelenmiştir. Balık materyali olarak özel bir işletmeden temin edilen canlı ağırlık ortalaması 0.46±0.09 g olan 395 adet sarı prenses yavruları kullanılmıştır. Deneme süresi; 60 gün L-karnitin ilaveli yem ile besleme ve 7 gün yüksek sıcaklığa maruz bırakma dahil toplamda 67 gündür. Deneme yemlerine 0, 500, 1000 ve 2000 mg/kg L-Karnitin ilave edilmiştir. Deneme sonunda; 500 mg/kg L-Karnitin ilaveli yem ile beslenen grup daha yüksek canlı ağırlık kazancı elde etmiştir (p<0.05). Yaşama oranı denemenin ilk kısmında 0, 500, 1000 ve 2000 mg/kg denemelerinde sırasıyla % 90, % 89, % 83 ve % 87 elde edilmiştir. Denemenin ikinci kısmında ise; % 97, % 97, % 97 ve % 96 olarak bulunmuştur. Sonuç olarak; yeme L-Karnitin ilavesinin sarı prenses yavrularının büyümesi üzerinde olumlu bir etkisi olduğu, stres altında yaşama oranları üzerinde kontrol grubuna göre önemli fark yaratmadığı tespit edilmiştir (p≥0.05).
Homa Dalyanı'nın ıslahına yönelik uygun kapı modellerinin incelenmesi ve tasarlanması
Bu çalışmada, Türkiye'nin ve Ege Bölgesi'nin önemli sulak alanlarından biri olan Homa Lagünü ele alınmıştır. Hassas bir ekosistem olan Homa, sürdürülebilirliğinin sağlanabilmesi için denizle bağlantılı sulak alanlar dikkate alınarak Ocak 2015- Ocak 2016 dönemleri arasında incelenmiştir. Bu sahaların su giriş-çıkış sistemleri üzerine çalışılmış ve kapı teknolojileri üzerine modellemeler yapılmıştır. Bu kapsamda MOSE (MOdulo Sperimentale Elettromeccanico) projesi incelenerek, diğer ülkelerdeki benzer alanlarda uygulanan düzenleme tasarımları ve çalışma mekanları araştırılmıştır. Su giriş çıkışını sağlayan boğazlara uygun betonarme yataklar ve kapılar tasarlanmış, dalyan girişinde gerekli derinliği ve su akıntısını sağlayacak dalga kıran setleri modellenmiştir. Anahtar sözcükler: Homa, Lagün, Dalyan, Islah, Mose Projesi
İş güvenliği ve sağlığı temel alınarak 10 milyon üretim kapasiteli deniz balıkları yavru üretim pilot tesisi planlanması
Bu tezde amaç; deniz balıkları yavru üretim tesisleri için (kuluçkahane), iş sağlığı ve güvenliği kapsamındaki kanun, tüzük ve yönetmeliklerden yararlanılarak planlama yapılmasıdır. Tez çalışması kapsamında; toplam 3 adet deniz balıkları yavru üretim tesisi incelenmiştir. Bunlardan biri İspanya' da ve ikisi Türkiye' dedir. Bu tesislerdeki tehlike ve riskler L Tipi Matris yöntemi ile değerlendirilmiş, kontrol önlemleri ile risk seviyelerinin kabul edilebilir seviyelere gelmesi amaçlanmıştır.
Bireysel yetiştiricilik tekniğinin porsiyonluk ahtapot (Octopus vulgaris, Cuvier 1797) yetiştiriciliğine etkisi
Bu çalışmada ahtapotun (Octopus vulgaris) porsiyonluk (2,5-3 kg/ahtapot) besiciliği üzerine bireysel yetiştiricilik yönteminin etkisi araştırılmıştır. Ahtapotlar birbirlerinden izole olarak tek tek, şeffaf, delikli ve kapaklı plastik kaplarda (Grup B) ve kontrol grubu, ahtapot sayısı kadar PVC yuva ile bir arada (Grup S) olarak yetiştirilmiştir. Ortalama başlangıç ağırlıkları, Grup B; 1187±313 gr (2 dişi,3 erkek) ve Grup S; 1093 ± 243 gr (4 dişi,1 erkek) olarak konulan ahtapotlar, 450 lt hacimli (430 lt su hacimli) dairesel polyester tanklarda 135 gün boyunca ısparoz (Diplodus annularis), kupez (Boops boops) ve izmarit (Spicara maena) ile beslenmiştir. Çalışma süresince, ortalama deniz suyu sıcaklığı, tuzluluğu, oksijen ve pH değerleri sırasıyla; 14.1±1.7°C, ‰38.9±0.9, 9.2±0.7 mg/lt, 8±0.1 olarak ölçülmüştür. Çalışma sonunda bireylerin ortalama ağırlıkları, Grup B için 2836±942 gr ve Grup S için 2327±330 gr olarak bulunmuştur. Yaşama oranı her iki grup içinde %100 olarak saptanmıştır. Ortalama Tam büyüme oranı (TBO); Grup S için 44,2±19,9 canlı ağırlık (gr)/gün, Grup B için 65,4±30,4 canlı ağırlık (gr)/gün olarak bulunmuştur. Ortalama Yemin Canlı Ağırlığa Dönüşüm Oranı (FCR); Grup S için 3,3±1,7 kg ve Grup B için 2,5±0,6 kg olarak hesaplanmıştır. Her iki grup gelişimleri arasında önemli bir fark saptanmamıştır (P>0.05). Grup S'de üreme davranışını takiben yumurtlama gözlenmiştir.
Balık yemi yapımında kullanılan ve alternatif olarak kullanılabilecek hammaddelerin besinsel kompozisyonlarının araştırılması ve karşılaştırılması
Bu çalışmada balık yemi endüstrisinde kullanılan yem hammaddeleri ve bu hammaddelere alternatif oluşturabileceği düşünülen bazı yem hammaddelerinin besinsel kompozisyonları laboratuar ortamında Weende analiz yöntemleri ile belirlenmiştir.
Mbuna çiklit (Iodotropheus sprengerae, Maylandia lombardoi, Melanochromis auratus, Pseudotropheus demasoni) türlerinde larval ve prejüvenil gelişimin tanımlanması ve farklı yemleme sıklıklarının üreme performansı, renklenme, büyüme ve yaşama oranı üzerine etkileri
Akvaryumlarda ele alınan canlıların en büyük grubunu çiklitler oluşturmaktadır. Özellikle Malawi Gölü'nde bulunan mbuna türleri her geçen gün sayıları daha da artan geniş bir gruptur. Bu çalışmada, dört farklı mbuna çiklit türünün larval ve prejüvenil gelişim evreleri ve farklı yemleme sıklıklarının bu türlerde büyüme, üreme performansı ve renklenmeleri üzerine etkileri araştırılmıştır. Çalışma materyali olarak, özel bir işletmeden (İstanbul, Türkiye) temin edilen kenyi (Maylandia lombardoi), paslı (Iodotropheus sprengerae), auratus (Melanochromis auratus) ve demasoni (Pseudotropheus demasoni) çiklit türleri kullanılmıştır. Denemeler, Yalova Üniversitesi Armutlu Meslek Yüksekokulu'nda yürütülmüştür. Balıklardan kusturma yöntemiyle yavru ve yumurtalar elde edilmiş ve yapay yavruluklara stoklanmıştır. Daha sonra stereo mikroskop altında türlerin larval ve prejüvenil aşamaları fotoğraflanmıştır. Yemleme sıklığı denemelerinde iki günde bir (2G1), günde bir (G1), günde iki (G2), günde üç (G3) ve günde dört (G4) olmak üzere her bir tür için 5 adet besleme grubu oluşturulmuştur. Balıklar, belirlenen bu öğünlerde ticari granül yemle (AHM Marin Natural Cichlid Granulat) 16 hafta boyunca doyana kadar beslenmişlerdir. Çalışma, kapalı devre tatlısu sistemlerinde bulunan 15 adet 100 L hacme sahip fiberglas tanklarda 3 tekrarlı olarak yürütülmüştür. Dört besleme denemesinde de her bir tanka yaklaşık 2 g ağırlığında 10 adet birey stoklanmıştır. İki haftada bir yapılan örneklemelerde büyüme performansının belirlenmesi için ağırlık tartımı ve total boy ölçümü, üreme performansı için dişi balıkları kusturma ve renklenmenin belirlenmesinde ise balıkların vücut ve kuyruk bölgelerinden renkmetre ile ölçüm yapılmıştır. Larval gelişim denemesinde tüm türlerde klevaj, blastula, gastrula ve faringula evrelerini geçirdikten sonra yaklaşık 16. gün sonunda yavru taslağının şekillenmeye başladığı görülmüştür. Larval gelişimin paslı çiklitlerde 19, auratus çiklitlerde 20, kenyi ve demasoni çiklitlerde ise 21 gün sürdüğü sonucuna varılmıştır. Yemleme sıklığı denemelerinde is kenyi çiklitlerde günde 2, 3 ve 4 kez beslenen grupların son ortalama ağırlıkları istatistiksel olarak aynı olsa da en iyi büyüme 11,16 g ile günde 3 kez beslenen gruptan elde edilmiştir. Üreme performansı verilerine göre, döllenme oranı en iyi grup günde 3 kez beslenen kenyi çiklitlerdir (P<0,05). Renk parametrelerinde ise, en iyi vücut ve kuyruk parlaklığı günde 3 kez beslenen grupta gözlenmiştir (P<0,05). Paslı çiklitlerde günde 3 ve 4 kez beslenen grupların son ortalama ağırlıkları ve son ortalama total boyları istatistiksel olarak benzerdir. Üreme performansı verilerine göre, en fazla döl sayısı günde 3 kez beslenen gruptadır (P<0,05). Mutlak fekondite ve döllenme oranı günde 4 kez beslenen grupta daha yüksektir (P<0,05). Yumurta açılma oranı ve larva yaşama oranı ise günde 3 kez beslenen grupta daha yüksektir (P<0,05). Renklenme değerlerinde ise vücut ve kuyruk parlaklıkları arasında herhangi bir istatistiksel farklılık ortaya çıkmasa da en yüksek değerler yine günde 3 ve 4 kez beslenen gruplarda meydana gelmiştir. Auratus çiklitlerde en iyi spesifik büyüme ve yem dönüşüm oranları günde 4 kez beslenen grupta gözlenmiştir (P<0,05). Üreme performansı parametrelerine göre, en fazla döl sayısına sahip grup günde 3 kez beslenen gruptur (P<0,05). Renk parametrelerinin hem vücut hem de kuyruk b* değerleri açısından en iyi renklenme günde 4 kez beslenen grupta ortaya çıkmıştır (P<0,05). Demasoni çiklitlerin spesifik büyüme oranı en yüksek ve yem değerlendirme oranı en iyi grup ise günde 2 kez beslenenlerdir (P<0,05). Yaşama oranı da günde 1, 2, ve 3 kez beslenen gruplarda %100 olarak bulunmuştur (P>0,05). Üreme performansında mutlak fekondite parametresine göre diğer gruplardan en yüksek grup günde 2 kez beslenenlerdir (P<0,05). Renk parametrelerine göre, kuyruk b* değerleri arasında ise en yüksek grup günde 2 kez beslenenlerdir (P<0,05). Tüm bu parametreler doğrultusunda en ideal yemleme sıklıkları; kenyi çiklitler için günde 3, paslı çiklitlerde günde 3 veya 4, auratus çiklitlerde günde 4 ve demasoni çiklitlerde ise günde 2 kez besleme olarak belirlenmiştir. Sonuç olarak, bu türlerin ticari üretimlerinde belirlenen yemleme sıklıklarının uygulanması, hem üreticiler hem de akvaristler açısından olumlu çıktılara sebep olacağı düşünülmektedir.
Besin ortamına eklenen vitaminin (myo-inositol) N. oculata ve P. cruentum'un bazı biyokimyasal yapısına etkisi
Bu tezde myo-inositolün Nannochloropsis oculata ve Porphyridium cruentum kültürlerinde kültür yoğunluğuna etkisi, ayrıca Nannochloropsis oculata kültüründe klorofil a ve karoten miktarına etkisi de incelenmiştir. İki farklı konsantrasyonda kültür ortamına ilave edilen myo-inositol ile hazırlanmış kültürler kontrol grubuyla karşılaştırılmıştır. Nannochloropsis oculata türünün kültüründeki myo-inositol denemesinde kültürler 25±0,000 x 106 hücre/mL hücre yoğunluğunda başlatılmıştır. Kontrol grubu en yüksek hücre yoğunluğuna 19. günde ulaşırken, bu değer 71±2,000 x 106 hücre/mL olarak gerçekleşmiştir. 100 mg/L inositol ilavesi yapılan grup yine 19. günde en yüksek yoğunluğu olan 101±2,646 x 106 hücre/mL hücre sayısına ulaşırken, 500 mg/L inositol ilavesi yapılan grup ise 20. günde 91±2,517 x 106 hücre/mL hücre sayısına ulaşarak en yüksek hücre yoğunluğuna ulaşmıştır. Hücre başına düşen ortalama klorofil a miktarları; 100 mg/L myo-inositol, 500 mg/L myo-inositol ve kontrol grubu için sırasıyla 0,052±0,0025 pg/hücre, 0,052±0,0035 pg/hücre ve 0,053±0,0036 pg/hücre olarak gerçekleşmiştir. Hücre başına düşen ortalama karoten miktarları ise 100 mg/L myo-inositol, 500 mg/L myo-inositol ve kontrol grubu için sırasıyla 0,016±0,0008 pg/hücre, 0,016±0,0012 pg/hücre ve 0,016±0,0012 pg/hücre olarak gerçekleşmiştir. Bu çalışmada yapılan Porphyridium cruentum kültür denemelerinde başlangıç kültür yoğunlukları 11±0,000 x 105 hücre/mL olarak belirlenmiştir. Kontrol grubunun en yüksek hücre yoğunluğu 11. günde 101,5±4,5 x 105 hücre/mL olarak tespit edilmiştir. 100 mg/L ve 500 mg/L inositol ilavesi yapılan kültürlerin de en yüksek hücre yoğunlukları 11. günde tespit edilmiş olup sırasıyla; 113±5,4 x 105 hücre/mL ve 129,5±12,8 x 105 hücre/mL olarak gerçekleşmiştir.
Sazan balığının (Cyprinus carpio L., 1758) ağ kafeslerde yavru üretimi üzerine çalışmalar
Bu çalışma, ülkemizde sazan balığı (Cyprinus carpio L., 1758) üretimi yapan işletmelerin ihtiyaç duydukları sazan balığı yavrularını, kendi işletmelerinde ve yeni bir yatırıma ihtiyaç duymadan üretebilecekleri metodun tespit edilebilmesi amacıyla 2011 ve 2012 yıllarının Mayıs aylarında gerçekleştirilmiştir. Çalışma kapsamında, ağ kafeslerdeki sazan balığı anaçlarına , LHRHa tek başına yüksek dozda (50 µg/kg), ve Dopamin antagonistleri ile kombine olarak (Domperidon, Haloperidol ve Metaclopramide), sazan hipofizi extraktı (3 mg/kg) uygulamaları yapılmış ve ayrıca herhangi bir hormon uygulaması yapılmayan kontrol grupları da denemeye alınmıştır. Hapa ve kakabanların kullanımı da deneme gruplarının muhafaza edildiği ağ kafesler içerisinde denenmiştir. I. Yıl denemeleri sonucunda, en yüksek yumurtlama oranları % 100 olarak DOM grubunda ve kontrol grubunda gerçekleşmiştir. Diğer yumurtlama oranları sırasıyla, HALO grubu %83,3, MET grubu %40 ve hipofiz grubu % 33,3 . Gruplar arasındaki yumurtlama oranları ve yumurtlama indeksleri farkları istatistiki açıdan anlamlı görülmemiştir. (p>0,05). II. Yıl denemeleri sonucunda en yüksek yumurtlama oranı % 100 olarak kontrol grubunda gerçekleşmiş, diğer grupların yumurtlama oranları ise Hipofiz grubu % 83,3, LHRHa tek başına yüksek doz (50 µg/kg) grubu % 50 olarak gerçekleşmiştir. Kontrol grubu ile LHRHa grubu arasındaki yumurta oranları ve yumurtlama indeksleri farkının istatistiki açıdan anlamlı olduğu görülmüştür (p<0,01). Hipofiz grubu ile diğer iki grup arasındaki yumurtlama oranları ve yumurtlama indeksleri farkının istatistiki açıdan anlamlı olmadığı görülmüştür (p>0,05). Deneme sonuçları göstermiştir ki, sazan balığı üretimi yapan ağ kafes işletmelerinde yavru ve yumurta alımı kuluçkahane inşasına gerek kalmaksızın yapılabilmektedir. Bu kapsamda 0,5 mm ağ göz açıklığına sahip hapalar döllenmiş yumurtaların biriktirilmesi ve kuluçka edilmesi için ağ kafeslerde kullanıma uygundur
Mozambik tilapia (Oreochromis mossambicus) balıklarında cinsiyet manipülasyonları
Bu çalışmada, Mozambik Tilapiası (Oreochromis mossambicus. Peters, 1852) türünde genel olarak cinsiyet oluşumunu kontrol eden faktörlerin tespiti ve süper erkek damızlık üretimi için hem dişileştirilmiş erkek (neodişi) balıkların eldesi hem de dişileştirme ile ilgili doğru hormon miktarı tespit edilmeye çalışılmıştır. Bunun için, 2 günlük larvalar 45 gün boyunca 28, 30, 32, 34 ve 36 °C'de yetiştirilmiş ve deneme sonunda cinsiyet kontrolleri yapılmıştır. Balıkların büyüme performansı (canlı ağırlık, boy uzunluğu), kondisyon faktörü, yemden yararlanma oranı ve gonad gelişimi bakımından 34 oC'ye kadar artan su sıcaklığının pozitif etkisi tespit edilmiştir. Buna karşılık yaşama oranının yüksek sıcaklıklarda düşme eğilimi gösterdiği saptanmıştır. En yüksek erkek birey oranı (% 86,67) 36 oC su sıcaklığında saptanmış olup, diğer su sıcaklıklarındaki oranlar birbirinden farklı olmayan sonuçları göstermiştir (p= 0,034 ve α= 0,05). Araştırmanın ikinci bölümünde, 45 gün boyunca farklı 17β Estradiol (E2) oranları (50, 100, 150 ve 200 mg/kg) pelet yeme karıştırılarak, bu dozların yine gelişim ve cinsiyet dönüşümüne olan etkileri incelenmiştir. Hormonlu yem ile beslenen balıkların tamamının yem tüketimi ve gelişim parametreleri açısından daha zayıf sonuçlar verdiği saptanmıştır. Elde edilen sonuçlar cinsiyet dönüşümünde yeme tüm oranlarda hormon katılabileceğini gösterse de en yüksek cinsiyet dönüşüm oranı 150 ve 200 mg/kg uygulama dozunda tespit edilmiştir. Yapılan analizler göstermiştir ki, dişi birey oranı tüm uygulama gruplarında kontrol grubuna oranla anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p değeri= 0,04 ve α=0,05). Ancak yüksek dozların balıklar üzerinde meydana getireceği olumsuz etkiler göz önüne alındığında uygulama dozunun daha düşük oranlarda yapılmasının daha anlamlı olacağı kanısına varılmıştır. Çalışmanın son bölümünde, YY süper erkek bireylerin eldesi çalışılmıştır. Bu kapsamda dişileştirilmiş bireylerin normal erkeklerle çaprazlanması ardından dişi birey başına elde edilen en fazla yavru sayısı 27 adet olup 100 mg/kg hormonlu yemle beslenen balıkların çiftleştirilmesinden elde edilmiştir. Çaprazlama sonucu elde edilen yavruların erkek birey oranı ise %40-60 arasında değişim göstermiştir.
Farklı karbon kaynakları ile karbon/azot oranlarının biyoflok sistemde nil tilapya (Oreochromis niloticus) büyüme performansı ve su kalitesi üzerine etkileri
Bu tezde, biyoflok (BF) üretiminde farklı karbon kaynaklarının [arpa unu (AU), nohut kepeği (NK), mısır kepeği (MK) ve melas (M)] kullanılması ve Nil tilapya (Orechromis niloticus) kültürünün yapıldığı biyoflok teknoloji sisteminde (BFT) değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Karbon kaynaklarının balığın büyüme performansı, su kalitesi ve biyoflok kompozisyonu üzerindeki etkileri belirlenmiştir. Bu amaçla çalışma üç deneme ile gerçekleştirilmiştir. Tezin ilk denemesinde, yukarıda bahsedilen karbon kaynakları (AU, MK, NK ve M) ve azot kaynağı olarak %35 ham protein içeren toz yem kullanılarak BF üretimi gerçekleştirilmiştir. Tüm deneme gruplarında farklı karbon kaynakları ile üretilen BF'lerin protein içerikleri %36,18-39,85 aralığında ölçülmüş ve tilapya protein gereksinimi açısından yeterli bulunmuştur. AU, MK ve M deneme gruplarında üretilen BF'ler için 0,73 ve 0,86 aralığında yüksek esansiyel amino asit indeksleri (EAAI) hesaplanırken, NK deneme grubunda üretilen BF'ler için daha düşük bir EAAI (0,39) hesaplanmıştır. Bu durum, AU, MK ve M ile üretilen BF'lerin su ürünleri yetiştiriciliğinde ilave yem olarak kullanılabileceğini, NK ile üretilen BF'lerin ise yetersiz olduğunu ve dolayısıyla kullanılamayacağını açıkça göstermektedir. BF'lerin ham yağ içeriği tüm deneme gruplarında %0,76-3,78 arasında, ham kül içeriği ise %12,30-16,33 arasında değişmiştir. Deneme gruplarındaki BF'lerin yağ içeriği düşük olmasına rağmen, deneme gruplarından elde edilen NK (%0,76) hariç BF'lerin esansiyel yağ asidi içeriği açısından zengin olduğu belirlenmiştir. Ayrıca tüm deneme gruplarında üretilen BF'lerde heterotrofik bakteri yoğunluğunun bir göstergesi olan iso15:0 ve anteiso15:0 yağ asitlerinin varlığı tespit edilmiştir. Tezin ikinci denemesinde, %50AU ve %50MK tahıl karışımının (TK) melas ile farklı oranlarda karıştırılmasıyla geliştirilen farklı karbon kaynakları tilapya kültüründe test edilmiştir. Çalışma melas oranı %100 ile %20, TK oranı %0 ile %80 arasında değişen 6 deneme grubu (0TK, 20TK, 40TK, 50TK, 60TK, 80TK) ve karbon kaynağı eklenmeyen kontrol grubu (K) ile yürütülmüştür. Denemede ortalama ağırlığı 2,34 g olan toplam 525 tilapya kullanılmıştır. 25 balık rastgele 21 plastik kültür tankına (100 L) 3 tekrarlı olarak stoklanmıştır. Balıklar 56 gün boyunca günde iki kez vücut ağırlığının %6'sı oranında %35 ham protein içeren yemle beslenmiştir. Deneme süresince, TAN, NH3-N, NO2-N ve NO3-N değerleri sırasıyla 2,96-4,48 mg/L; 0,27-0,36 mg/L; 0,96-2,16 mg/L ve 35,24-47,21 mg/L arasında ölçülmüştür. Her kültür tankına her gün her beslemeden 1 saat sonra 20:1 C/N oranıyla karbon kaynağı karışımı ilave edilmiştir. BF'lerin besin içerikleri, deneme grupları arasında önemli ölçüde farklık göstermiştir (P<0,05). En yüksek ham protein ve ham yağ 60TK deneme grubunda sırasıyla %40,50 ve %1,59 olarak belirlenmiştir. En düşük ham protein oranı 20TK deneme grubunda %31,56 olarak ölçülürken, en düşük ham yağ oranı %0,69 ile 0TK deneme grubunda saptanmıştır. Hesaplanan EAAI değerleri dikkate alındığında; 60TK, 40TK ve 50TK gruplarının BF'leri yüksek kaliteli, 80TK, 0TK ve 20TK gruplarının BF'leri ise faydalı protein kaynakları olarak belirlenmiştir. Balıkların büyüme ve yem verimliliği parametreleri göz önüne alındığında, deneme grupları arasında önemli bir fark bulunmamış (P>0,05), ancak kontrol ve deneme grupları arasındaki fark önemli bulunmuştur (P<0,05). En iyi SBO (%2,03), PEO (1,71) ve YDO (1,68) 60TK deneme grubunda kontrolden önemli ölçüde farklı olarak tespit edilmiştir (P<0,05). Tezin üçüncü denemesinde, bir önceki tahıl karışımı denemesinde belirlenen en iyi karbon kaynağı karışımı [%60(AU+MK) + %40 M] tilapya üretiminde farklı C/N oranlarıyla [12:1(12C), 14:1 (14C), 16:1(16C), 18:1(18C), 20:1(20C), 22:1(22C), 24:1(24C)] test edilmiştir. Ortalama ağırlığı 3,31 g olan toplam 525 balık, rastgele 21 kültür tankına üç tekerrürlü olarak stoklanmış, ikinci denemede kullanılan aynı besleme prosedürü ile biyoflok ortamında 56 gün boyunca beslenmiştir. Her kültür tankına, her gün beslemeden 1 saat sonra yukarıda belirtilen ilgili C/N oranları ile karbon kaynağı karışımı ilave edilmiştir. Test tanklarına eklenen karbon kaynağı ile C/N oranı arttıkça BH ve AKM miktarında artış, azot bileşiklerinin konsantrasyonlarında azalma gözlenmiştir. En düşük TAN ve NO3-N değerleri 20C grubunda sırasıyla 3,46 mg/L ve 32,66 mg/L olarak ölçülürken, en düşük NH3-N konsantrasyon değeri 18C'de 0,17 mg/L ve en düşük NO2-N 0,12 mg/L olarak 16C grubunda ölçülmüştür. BF örneklerinde en yüksek protein 16C, 18C, 20C, 22C gruplarında belirlenmiştir. Elde edilen BF'lerin EAA, toplam amino asit ve EAAI açısından yeterli değerlere ulaştığı, tilapyanın amino asit ihtiyacını karşılamada 20C grubunun en iyi olduğu görülmüştür. 16C, 18C, 20C ve 24C gruplarından elde edilen BF'lerin hesaplana EAAI'ler dikkate alındığında kaliteli bir protein kaynağı oldukları bulunmuştur. BF örneklerinin yağ asidi profilleri incelendiğinde en yüksek değerler 16C, 18C, 20C ve 22C deneme gruplarında belirlenmiştir. 24C deneme grubu, tilapya büyümesi (%3,01), protein etkinlik oranı (2,57) ve yem dönüşüm oranı (1,15) açısından en iyi performansı göstermiştir. Üçüncü denemeden elde edilen sonuçlar, C/N'nin 16C'den itibaren uygulanabileceğini gösterse de ekonomik analiz sonuçları dikkate alındığında, tilapya yetiştiricliğinde 24:1 C/N oranının önerilebileceği sonucuna varılmıştır. Anahtar sözcükler: Biyoflok, karbon kaynağı, tilapya (Oreochromis niloticus), büyüme, su kalitesi, C/N oranı
Metil farnesoat ve retinoik asit enjeksiyonlarının dişi Pontastacus leptodactylus'larda bazı üreme parametrelerine etkisi
Ekonomik önem taşıyan kerevit türlerinden biri olan Pontastacus leptodactylus yılda bir kez yumurta vermektedir. Yumurta sayısı, önemli bir yumurta kalite belirleme parametrelerinden biri olup, bu yöndeki çalışmalar önem arz etmektedir. Bu çalışmada, farklı dozlarda metil farnesoat (MF) hormonu ve retinoik asit (RA), (Vitamin A Acid/Tretinoin) enjekte edilen dişi kerevitlerde yumurta sayısı, üreme sistemi ağırlığı, gonadosomatik indeks (GSI) ve hepatosomatik indeks (HSI) değerleri belirlendi. Ayrıca MF'nin dişi P. leptodactylus'un hepatopankreasındaki protein, amino asitler ve yağ asitleri üzerine etkisinin araştırılması da amaçlandı. Kerevitlere çiftleşme dönemi başlamadan önce 3 deneme grubuna MF enjeksiyonu sırasıyla 250, 500 ve 1000 ng g⁻¹ vücut ağırlığı dozlarında uygulandı. Çalışma sonunda, MF enjekte edilen kerevitlerde yumurta sayısı ve gonadosomatik indeks değerlerinin kontrol grupları ve diğer deneme gruplarında bulunan kerevitlerle karşılaştırıldığında önemli düzeyde farklılık gözlendi (P < 0,05). Diğer taraftan, kontrol ve deneme grupları arasında hemolenf MF düzeyi açısından önemli bir fark görülmedi (P > 0,05). Bunlarla birlikte, yapılan çalışmalar sonucunda, kontrol ve deneme gruplarında hepatopankreasta 18 adet belirlenen amino asit miktarları arasında valin ve lösin amino asidinin haricinde istatistiksel olarak önemli bir farklılığın olamadığı belirlendi (P > 0,05). Ayrıca, kontrol grubu ile deneme gruplarındaki kerevitler arasında yağ asitleri açısından istatistiksel olarak önemli derecede bir fark belirlenmedi (P > 0,05). Hepatopankreasta protein miktarı değeri D3 grubunda yüksek olduğu görüldü. Deneme grupları arasında ise hepatopankreastaki protein miktarının önemli derecede farklılık göstermediği bulundu (P > 0,05). RA enjeksiyonu deneysel gruplara (D1, D2, D3) sırasıyla 10, 20 ve 40 µg g⁻¹ vücut ağırlığı dozlarında uygulandı. Çalışma sonunda, RA enjekte edilen kerevitlerde, yumurta sayısı açısından kontrol grupları (K1 ve K2) ve deneysel gruplar arasında istatistiksel olarak önemli bir fark bulunmadı (P > 0,05). Ancak D2 grubunun yumurta sayısının diğer gruplardan yüksek olduğu belirlendi. Kontrol gruplarında yumurta sayısı K1 ve K2 için sırasıyla 206 ve 211, deneysel gruplarda ise D1, D2 ve D3 için sırasıyla 210, 240 ve 212 olarak bulundu. Sonuç olarak, dişi P. leptodactylus'ta yumurta sayısının arttırılmasında MF enjeksiyonunun olumlu yönde etkili olduğunun bulunması nedeniyle bu türün üreme verimliliğinin MF enjeksiyonu ile artırılabileceği kanaatine varıldı. Ayrıca dişi P. leptodactylus'ta yumurta sayısının arttırılmasında RA enjeksiyonunun da olumlu yönde etkili olabileceği kanaatine varıldı.
Fenol uygulanan pullu sazan (Cyprinus carpio)' da oksidatif stresin belirlenmesi
Bu çalışmada; pullu sazan (Cyprinus carpio)' da oksidatif stres ve bazı antioksidan parametreler üzerine fenolün etkisi araştırıldı. Araştırmada; ortalama ağırlığı 30 g olan toplam 120 adet balık kullanıldı. 0,01, 0,1 ve 1 ppm konsantrasyonlarında fenol 96 saat için balıklara verildi. Deneme sonunda balıklardan alınan karaciğer ve solungaç örneklerinde oksidatif stresin bir göstergesi olarak malondialdehit düzeyi ile antioksidan parametrelerden katalaz, glutatyon peroksidaz ve glutatyon-S-transferaz aktiviteleri ve redükte glutatyon düzeyi analiz edildi. Fenol verilen grupların doku malondialdehit düzeylerinin kontrol grubuna göre istatistiksel olarak yüksek olduğu gözlendi (p < 0.05). Fenol uygulanan gruplarda doku katalaz ve glutatyon peroksidaz aktiviteleri ve redükte glutatyon düzeylerinin kontrol grubuna göre anlamlı olarak azaldığı belirlenirken, doku glutatyon-S-transferaz aktivitelerinin istatistiksel olarak önemli düzeyde arttığı tespit edildi (p < 0.05).
Tatlısu istakozu (Pontastacus leptodactylus) rasyonuna ilave edilen vitamin A'nın dokulardaki oksidatif stres ve bazı enzimler üzerine etkisi
Bu çalışma 16 Haziran-13 Eylül tarihleri arasında yapıldı. Çalışmada tatlısu istakozu (Pontastacus leptodactylus) rasyonuna farklı oranlarda ilave edilen vitamin A'nın dokulardaki oksidatif stres (malondialdehit (MDA)), bazı enzimler (süperoksit dismütaz (SOD), glutatyon peroksidaz ((GSH-Px) ve glutatyon (GSH)) üzerine etkisi araştırıldı. Bunun için kerevitlerin ihtiyaçlarına yönelik olarak kontrol rasyonu (K) ve üç adet deneme (A1, A2, A3) rasyonu hazırlandı. Kontrol rasyonuna 100 mg/kg, 200 mg/kg ve 400 mg/kg vitamin A (VA) katılarak sırasıyla A1, A2 ve A3 rasyonları oluşturuldu. Her bir deneme üç tekrar halinde gerçekleştirildi. Araştırmada erkek kerevitler kullanıldı. Ayrıca çalışmanın başında bir negatif kontrol grubu (NEK)'da oluşturuldu. Çalışma sonunda her deneme grubundaki kerevitlerin hepatopankreas, solungaç, gonad ve kas dokuları analiz edildi. Sonuç olarak, araştırmada tatlı su istakozu rasyonlarına (Kontrol (K), Deneme 1 (A1), Deneme 2 (A2), Deneme 3 (A3)) farklı oranlarda A vitamini katılmasının; tatlısu istakozunun (P. leptodactylus) gonad gelişimi ve kabuk gelişiminin görüldüğü periyotta MDA, SOD, GSH-Px ve GSH seviyeleri üzerinde oldukça etkili olduğu görüldü. Kas dokusunda oksidatif stres, SOD, GSH-Px ve GSH düzeylerinde değişime rastlanılmadı. Hepatopankreas, gonad ve solungaç dokularında NEK grubuna göre K grubunda MDA değerinin yükseldiği belirlendi. Bu dokularda deneme gruplarındaki MDA değerinin K grubuna göre istatistiksel açıdan önemli derecelerde düştüğü tespit edildi. Her üç dokuda da SOD, GSH-Px ve GSH düzeylerinde doku özelliğine göre değişimler saptandı.
Effects of zinc added to diet on the growth parameters of carp juvenile (Cyprinus carpio)
The common carp (Cyprinus carpio) is a protein source with important economic value and high nutritional quality. Therefore, its cultivation in farms is widely practiced in the world. Carp food constitutes the highest amount of the all expenditure of the fish ranch. Consequently, proper mineral supplementation in the early growth phases and at an early month is Vital to support carp growth. The current research investigated the effect of different level of zinc added to diet on the growth parameters (weight gain WG; proportional growth in weight, PG; specific growth rate, SGR; feed conversion rate, FCR; condition factor, CF), and antioxidant parameters (superoxide dismutase, SOD and catalase, CAT) of the common carp juveniles. For this aim, four iso-nitrogenous (35% crude protein) practical diets were produced with graded levels of dietary zinc sulphate added to the basal diet to provide the following dietary treatments with increasing zinc levels (T1, control, 85 mg Zn kg-1; T2, 105 mg Zn kg-1; T3, 125 mg Zn kg-1 and T4, 145 mg Zn kg-1). The findings showed that the dietary zinc addition had a positive outcome on the SGR, WG, FCR, PG and CF values of juvenile carp. For all parameters studied, the best results were found in the juveniles fed T2 (105 mg Zn kg-1), but the significantly lowest growth (P < 0.05) was obtained in juveniles fed the basal diet containing 85 mg Zn/kg-1. The findings also showed that 105 and 125 mg Zn/kg-1 diet caused significantly higher FCR, SGR and average daily weight gain (ADG) in comparison to those fed with diets containing 85 and 145 mg Zn/kg-1. In addition, feed intake was raised with increasing dietary zinc amounts up to 105 mg/kg-1 diet. In the antioxidant study, even though the SOD and CAT analysis results did not show a linear increase in the increasing Zn ratio in the diets, higher values were obtained compared to the control groups. SOD highest values in T3 for liver (0.713±0.220) and T1 for muscle (0.751±0.144), CAT values highest in T2 for liver (0.849±0.115) and T2 for muscle (1.059±0.148) was obtained. MDA values were completely higher for the muscle than for the control group, and for the liver, a lower value was obtained in the T2 trial group than the control group (1.671±0.230). In conclusion, this study confirms the positive effects of the use of 105 mg of Zn in diets to enhance growth performance of carp juveniles. In addition, SOD and CAT analysis results also confirm the positive effects of using 105 mg Zn in the diets to increase the growth performance of juvenile carp in this study. The findings of the present study will help scientists; fish feed producers and fish farmers to optimize dietary Zn concentrations for juvenile carp. The findings of this study will assist scientists; fish feed manufacturers and fish breeders in determining dietary Zn concentrations for juvenile carp. Keywords: Carp feed, Feed Conversion Rate, Zinc, Nutrition, Proportional Growth, Antioxidant, Cyprinus Carpio
Dikenli tatlısu yılan balığı (Mastacembalusmastacembalus, Bank ve Solander, 1794)'ın böbreklerin histolojik yapısı
Bu araştırmada; 2014/113 protokol no'lu projede kullanılan 5 adet Mastacembelus mastacembelus' dan alınan böbrek dokularına ait parafin bloklar kullanılmıştır. Parafin bloklardan 5-6 mikron kalınlığında kesitler alındıktan sonra hematoksilen eosin, crosmann ve Periodic acid Shiff (PAS) boyamaları yapıldı. Boyamaları yapılan preparatlar ışık mikroskobunda incelendikten sonra mikrofotoğrafi ile görüntülendi. Mastacembelus mastacembelus'un böbreği vücut boşluğunun üst tarafında, omurgaların altında ince ve uzun iki lop şeklinde yumuşak bir çift organ olarak görüldü. Kırmızımsı kahverenginde ve ince bir zarla kaplı olduğu belirlendi. Her nefronda glomerulus ve glomerulusun etrafının Bowman kapsulu ile çevrildiği belirlendi. Ayrıca proksimal tubul, distal tubul ve toplayıcı tubullerin varlığı da gözlendi. Üriner tubullerin boyun segmenti, first ve second proksimal segmenti, distal segment ve toplayıcı kanallardan oluştuğu tespit edildi.
Farklı ticari yemler ile beslenen zebra balıkları (danio reiro)' nda büyüme performansı
Zebra balıkları model organizma olarak, insan genlerini ve hastalıklarını incelemek amacıyla biyomedikal araştırmalarda yaygın olarak kullanılırlar. Son yıllarda zebra balığı beslenmesiyle ilgili çeşitli çalışmalar yapılmıştır. Ancak zebra balığının besin gereksinimleri ile ilgili optimize edilmiş bir beslenme protokolü bulmak oldukça zordur. Laboratuvar şartlarında üretilen ve büyütülen model sucul organizma olarak kabul edilen balığın kısa sürede ve dengeli bir şekilde yetişkin bireyler haline getirilmesi gerekmektedir. Ayrıca bu ticari birçok akvaryum balığı yemi ve yem markası bulunmaktadır. Bunların hangisinin daha verimli olduğu da bilinmemektedir. Bu amaçla laboratuvar şartlarında yavru zebra balıkları, besin değerleri farklı 4 ticari yem ile yaklaşık 2 ay gibi bir süre beslenerek büyüme ve gelişme performanslarını ortaya çıkarılması amaçlanmıştır. Çalışma başlangıcında 0,30±0,04 g olan yavru dönemini yeni tamamlamış toplam 180 adet zebra balığı 20x30 cm boyutlarında 12 adet akvaryuma 15'er adet balık stoğu yapılacak şekilde 60 gün süre ile besleme yapılmıştır. Çalışma sonucunda en düşük balık ağırlığı 0,67±0,05 g ve en yüksek balık ağırlığı 0,76±0,04 g olduğu ölçümlerle tespit edilmiştir. Araştırmada besin içerikleri ve besin değerleri birbirinden farklı dört ticari yem kullanıldı. Çalışma sonunda gruplar arsında büyüme parametrelerinde istatistiksel açıdan gruplar arsında önemli farklar tespit edildi (P<0,05). Yaşama oranları üzerinde etkilerinin de farklı olduğu görüldü (P<0,05). Farklı ticari yemlerin içeriğinde bulunan bileşenler ile yemin balıklar üzerindeki büyüme performansını arttırdığı, daha yüksek bir yaşama oranı başarısına ulaşılabildiği görüldü. Çalışmamızda özellikle Tetra Min Pul yemi verilen balıklarda anlamlı olarak bir farklılığın olduğu görülmektedir.
Keban Baraj Gölünde yaşayan Luciobarbus esocinus türünün hastalığa dirençli gen bölgesinin ve genetik karakterizasyonunun araştırılması
Bu yüksek lisans tezinde, Keban Baraj Gölü'nde yaşayan Luciobarbus esocinus (Heckel, 1843) türünün; Fırat ve Dicle nehirlerinde endemik olarak yaşadığı, özellikle inceleyeceğimiz Keban Baraj Gölü ve çevresi için önemli sucul ekonomik kaynaklardan biri olduğu bilinmektedir. Luciobarbus esocinus'un popülasyonlarının korunması, doğru bir balıkçılık yönetimi ve gelecekteki kültür çalışmaları için genetik karakterizasyon çalışmaları her tür için olduğu gibi bu tür için de büyük önem arz etmektedir. Çalışma aşamasında Keban Baraj Gölü'nde belirlenmiş 3 farklı lokasyondan toplanmaya çalışılarak 29 adet Luciobarbus esocinus örneği temin edilmiştir. Bu örneklerden alınan kas dokularından RNA izolasyonu, cDNA sentezi ve Real time PCR uygulamaları ile hastalığa karşı direncinin araştırılması için MH-IA ve MH-IB gen bölgelerinde gen ekspresyonları belirlenmiştir. Çalışma sonucunda; Luciobarbus esocinus türü için moleküler tanımlama amacıyla β-actin genine spesifik dizayn edilen primerler kullanılarak Real-Time PCR sonucunda tüm örneklerin pozitif sonuç verdikleri gözlenmiştir. Bununla birlikte hastalık direnç gen ekspresyon düzeylerinin belirlenmesi amacıyla kas dokularından izole edilen RNA'lardan elde edilen cDNA'lar kullanılarak gerçekleştirilen Real-Time PCR analizinde 1. bölgeden alınan balıklarda kontrole yakın ekspresyon değerleri gözlenirken, 2. bölgeden alınan örneklerde MH-IA geninde down-regülasyon MH-IB geninde ise upregülasyon gözlenmiştir. 3. bölgeden alınan örneklerde ise hem MH-IA hem de MH-IB genlerinde upregülasyon gözlenmiştir. Bu sonuçlar doğrultusunda, aynı su kaynağı boyunca yaşamını devam ettiren Luciobarbus esocinus türünde hastalık direnç genlerinin ekspresyon seviyelerinin su kalite kriterlerinin benzer özelliklerde olması, aynı su kaynağında benzer hastalık etkenlerinin bulunması ve konağın aynı türlere maruz kalması gibi sebepler göz önünde bulundurulduğunda 3 bölgeden yapılan örneklemelerde ekspresyon seviyelerinin yakın sonuçlar verdiği görülmüştür. Keban baraj gölünde gerçekleştirilen bu çalışmanın sonuçlarının gelecek çalışmalarda geliştirilerek farklı balık türleri ve genom özelinde çalışmalar ile tüm direnç mekanizmalarının irdeleneceği yeni çalışmalara da ihtiyaç duyulmaktadır.
Zeolitin Aeromonas hydrophila ile enfekte edilen tilapia (Oreochromis niloticus)'ların bazı organ ve dokulardaki etkilerinin histopatolojik incelemeleri
Bu çalışmada Ağustos 2008-Mart 2009 tarihleri arasında yeme eklenerek tilapia (Oreochromis niloticus)'lara verilen zeolitin Aeromonas hydrophila enjeksiyonuna karşı balık bireylerinin doku ve organlarındaki koruyucu etkisi araştırılmıştır. Denemede 36 adet balığa intraperitonel olarak 1.9x106CFU/ml bakteri verilmiştir. Enjeksiyonun ardından balıklar 21 gün süre ile gözlenmiş ve 7., 14. ve 21. günlerde balıklardan solungaç, böbrek ve karaciğer doku örnekleri alınmış ve bunlarda bakteriden kaynaklanan iç organ hasarları değerlendirilmiştir.Zeolit katkılı beslemede bazı hasarların daha az olduğu gözlenirken, bazılarında oldukça yüksek doku hasarı olduğu belirlenmiştir. Yapılan makroskobik gözlemlerde, zeolit takviyesi alan balık gruplarında herhangi bir dış görünüm bozulması olmadığı gözlenmiştir. Ayrıca zeolitle beslenen gruplarda renk düzeninde de olumlu değişiklikler belirlenmiş, stresin yarattığı koyulaşmaya rastlanmamıştır. Kontrol grupları ile karşılaştırıldığında, zeolitin makroskobik incelemede bakterilerin oluşturduğu patolojileri geciktirdiği, ancak mikroskobik incelemede doku hasarlarına karşı herhangi bir etki göstermediği gözlenmiştir.Anahtar kelimeler: Tilapia, Zeolit, Histopatoloji, Aeromonas hydrophila
Açlık periyotlarının yeşil kaplan karidesi (Penaeus semisulcatus)'nde toplam lipit ve yağ asitleri üzerine etkisi
Bu çalışmada, kısa (1 hafta) ve uzun (3 hafta) açlık dönemlerinin ve açlık sonrasında yeniden beslemenin yeşil kaplan karidesi (Penaeus semisulcatus)'nde (9.27±1.52 g) kas total lipit ve yağ asitleri (YA) üzerine olan etkileri incelenmiştir. Denemede; 1. Grup sürekli beslenen karidesleri (kontrol), 2. Grup 3 hafta beslemenin ardından 1 hafta aç bırakılan ve 2 hafta daha yeniden beslenen grubu ve 3. Grup ise 3 hafta beslendikten sonra 3 hafta aç kalan grubu oluşturmuştur. Deneme 50x80x50 cm boyutlarında plastik tanklarda, her birine 14 adet karides (her grup için 3 tekerrürlü olarak) tesadüfî şekilde stoklanarak 6 hafta süreyle yürütülmüştür. Karidesler besleme dönemlerinde %40 protein ve %7 lipit içeren yapay yemlerle günde 3 kez yemlenmişlerdir. Kısa (1 hafta) ve uzun süreyle (3 hafta) aç bırakılan karideslerde, kontrol grubuna göre, kas dokuda %17.24 ve %40.38 lipit kaybı gerçekleşmiştir (P<0.05). Kısa süreli açlıktan sonra yeniden 2 hafta beslenen karideslerde kas lipit seviyesi %10.44 oranında yükselmiştir (P>0.05). Bulgularımız karideslerin kısa süreli açlık neticesinde, genel olarak, doymamış (SFA) ve tekli doymamış (MUFA) YA'lerinin seviyelerini kas dokularında koruduğunu, çoklu doymamış YA (PUFA'lar)'nin seviyelerini ise yükselttiğini göstermiştir (P<0.05). Bu dönemde n-3 ve n-6 serileri ile 18:00 ve 18:2n-6 YA'lerinin kas dokudaki seviyeleri önemli düzeyde artmış ve katabolize edilen YA'lerinin ise 24:0, 20:5n-3 ve 22:2n-6 olduğu belirlenmiştir. Uzun süreli açlıkta; MUFA'lar hariç, genel olarak kas dokuda SFA, PUFA ve n-3 YA'leri seviyesinde önemli artışlar görülmüştür (P<0.05). Bu dönemde en fazla katabolize edilen YA'nin MUFA'lardan 18:1n-7 olduğu belirlenmiştir. Hem açlık hem de besleme dönemlerinde 24:0'ün seviyesinde görülen önemli dalgalanmalar bu YA'nin enerji sağlamada önemli bir rol oynadığını işaret etmektedir. Yeniden besleme kas dokuda MUFA, PUFA, n-3 ve n-6 YA seviyelerinde ciddi oranda düşmelere neden olmuştur. Bu sonuçlar, P. semisulcatus'un açlık dönemlerinde lipitleri ve bazı yağ asitlerini etkin bir şekilde katabolize ederek enerji amaçlı kullanabildiklerini, ancak açlığa rağmen membran yapılarında önemli roller oynayan PUFA ve HUFA'ları dokularında muhafaza ederek hatta yükselterek koruduklarını göstermiştir.Anahtar Kelimeler: Penaeus semisulcatus, Açlık, Yeniden Besleme, Lipit, Yağ Asitleri
Japon (Carassius auratus, Linnaeus, 1758), moli (Poecilia latipinna, Lesueur, 1821) ve lepistes (Poecilia reticulata, Peters, 1859) balıklarının tuzluluk ve sıcaklık toleranslarının belirlenmesi
Bu çalışmada, önemli akvaryum balıklarından olan lepistes (Poecilia reticulata, Poecillidae), moli (Poecilia latipinna, Poecillidae) ve japon (Carassius auratus, Cyprinidae) balıklarının sıcaklık ve tuzluluk toleransları belirlenmiştir. Deneme sonrası balıklar 4 gün gözlenmiş ve yaşama oranı temel alınmıştır. Lepistes ve moli kademeli olarak alıştırılan (1°C/saat) test sıcaklıkları sonucunda 15 °C sıcaklıklara kadar tolerans göstermişlerdir. 26°C sıcaklıktan 9 °C yüksek ve düşük sıcaklıklara ani olarak transfer edilen üç balık türü de bu sıcaklık değişimlerinden etkilenmemiştir.Üç balık türü tatlı sudan farklı konsantrasyonda tuzlu sulara kademeli olarak (1g/L/saat) alıştırıldığında lepistes ve moli 24g/L tuzluluğa, Japon balıkları da 9 g/L tuzluluğu kadar tolerans göstermişlerdir. Ancak tuzlu sulara ani transferlerde balıkların toleransları düşmüştür. Ani tuzluluk transferlerinde lepistes ve moli 15g/L, japon balıkları ise 6 g/L tuzluluğa kadar ancak dayanabilmişlerdir.Lepistes ve molinin kışın seralarda muhafazasında su sıcaklığının 15°C'ye düşmemesi, tuzlu su banyolarında ise tuzlu su konsantrasyonunun kademeli olarak yapılan alıştırmalarda 24 g/L'yi, ani transferlerde ise 15 g/L'yi geçmemesi önerilir. Japon balıklarında ise tuzluluğun kademeli olarak yapılan alıştırmalarda 9 g/L, ani transferlerde ise 6 g/L'yi geçmemesi gerekmektedir.
Farklı tuzluluk ve sıcaklıklarda deniz levreği (Dicentrarchus labrax)'nde kritik termal minimum ve maksimum değerlerinin belirlenmesi
Bu çalışma Kuzeydoğu Akdeniz kökenli deniz levreği (Dicentrarchus labrax) juvenillerinin üç farklı sıcaklık (15, 20, 25°C) ve üç farklı tuzluluk (?0, 20 ve 38) kombinasyonlarında alt (CTMin) ve üst (CTMax) kritik termal değerleri, alıştırma tepki oranı (ARR) ve termal tolerans poligon alanlarının belirlenebilmesi amacıyla yürütülmüştür. Elde edilen bulgular alıştırma su sıcaklığı, salinite ve her iki parametrenin ortak etkisinin balıklarda CTMin ve CTMax değerleri üzerine önemli etkilerde bulunduğunu göstermiştir (P<0.001). Denemede kullanılan 0.3 ? C/dakika soğutma veya ısıtma oranı ile üstte belirtilen sıcaklık ve tuzluluklarda CTMin değerlerinin levrekte 3.26 ile 7.33 ? C, CTMax değerlerin ise 32.01 ile 36.68 ? C'ler arasında değişim gösterdiği belirlenmiştir. Termal tolerans poligon alan değerleri ?0 tuzlulukta 272.69, ?20 tuzlulukta 291.95 ve ?38 tuzlulukta ise 296.14°C2 olarak hesaplanmıştır. Alıştırma tepki oranı (ARR) değerleri 15-20°C'ler arasında 0.08-0.68 ve 20-25°C'ler arasında ise 0.14-0.42 arasında değişim göstermiştir. Üç farklı alıştırma su sıcaklıklarında (15, 20, 25°C) hesaplanan genel ARR değerlerinin 0.23 ile 0.54 arasında olduğu belirlenmiştir. Kuzeydoğu Akdeniz kökenli levrek varyetemizin düşük sıcaklıklara dirençli, ancak yüksek sıcaklıklara daha hassas olduğu görülmüştür. Juvenillerin soğuğa tolerans zonunun 3.26 ile 7.33°C'ler arasında, sıcak tolerans zonunun ise 32 ile 37°C'ler arasında olduğu anlaşılmıştır. Tüm veriler dikkate alındığında, levrek juvenillerinin derin ve su değişkenliği yüksek olan havuzlarda kış aylarında karşılaşılan düşük su sıcaklıklarında önemli sıkıntılar yaşamayacağı, ancak sığ ve su değişkenliği düşük olan ve serin su imkanı bulunmayan bölgelerde, yaz aylarında 33-34 ? C'yi bile geçebilen yüksek su sıcaklıklarında, problemler yaşayabilecekleri öngörülmektedir.
Farklı açlık tokluk rejimi uygulamalarının kış koşullarında Avrupa deniz levreği (Dicentrarchus labrax)`nin büyüme performansı ve besinsel kompozisyonu üzerine etkisi
Bu çalışma levrek balıklarının kış koşullarında farklı açlık tokluk rejimi uygulamalarının büyüme performansı ve besinsel kompozisyonu üzerine olan etkilerini değerlendirmek için kurgulanmıştır. Bu amaçla, başlangıç ağırlığı 53,92±0.3 olan 240 adet birey 12 tanka (450 l) stoklanmıştır. Deneme planına göre gruplar; doyana kadar yemleme yapılan kontrol grubu (K), 1 gün aç/1 gün doyana kadar yemleme (A), 1 gün aç/2 gün doyana kadar yemleme (B) ve 1 gün aç/3 gün doyana kadar yemleme (C) grubu olacak şekilde tasarlanmış ve deneme 96 gün sürdürülmüştür. Deneme boyunca su sıcaklığı ortalama 15.7±1.96 oC olmuştur. Çalışma sonunda elde edilen verilere göre; Son Ağırlık (SA) ve Termal Büyüme Katsayısı (TBK) sırasıyla 130.71±2.26 ve 1.69±0.08 ile en yüksek olarak kontrol grubunda bulunmuş (p<0.05), her iki veri için B grubu en düşük değere sahip olmuştur. Spesifik Büyüme Oranı (SBO) değerlerinde ise K, A ve C grupları arasında istatistiksel bir farklılık bulunmazken, B grubunda 0.81±0.02 ile diğer gruplara göre en düşük değer saptanmıştır (p<0.05). En iyi Yem Çevirim Oranı (YÇO) 1.30±0.18 ile A grubunda elde edilmiştir (p<0.05). Karaciğer Somatik İndeks (KSI) değeri K grubunda 2.75±0.19 olarak en yüksek seviyede bulunmuştur(p<0.05). Ekonomik verim oranı (EVO), A ve C gruplarında K grubuna göre sırasıyla 0.23 ve 0.13 TL kg-1'lık tasarruf sağladığı bulunmuştur. Tüm vücut protein kompozisyonu K ve A grubunda 17.47±0.38 değeri ile diğer gruplara oranla yüksek bulunmuştur. Elde edilen bu sonuçlar değerlendirildiğinde, levreklerde kış koşullarında 1 gün aç/1 gün tok döngülü yemleme rejiminin, ekonomik verimlilik ve besinsel kompozisyon kalitesi açısından uygulanabileceği önerilmektedir.Anahtar Kelimeler: Levrek, Açlık-Tokluk, Telafi Büyümesi, Kış Koşulları
Zencefil (Zingiber officinale Roscoe) katkılı yemlerin Nil tilapia (Oreochromis niloticus Linnaeus 1758)' larında immünostimülant etkisinin araştırılması
Bu çalışmada, zencefil (Zingiber officinale) ilaveli yemlerin Aeromonas hydrophila enjeksiyonu sonrası Nil Tilapia (Oreochromis niloticus)'larındaki etkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Deneme balıkları farklı oranlarda (%0; %0,1; %0,5; %1) zencefil içeren yemlerle 90 gün boyunca beslenmiş ve A. hydrophila 1,89x109 cfu/ml enjekte edilmiştir. Enjeksiyonu takip eden 5. günün sonunda yapılan analizlerde, Zencefil kullanımının, eritrosit (2,13x106/mm3) ve lökosit miktarında (22,27x103/mm3), hematokrit yüzdesinde (%40,41) ve lökosit hücre formüllerinden monosit ve ösinofil yüzdelerinde önemli (p<0,05) yükselmeler kaydedilmiştir.
Düşük proteinli ve soya ağırlıklı yemlere aspartik ve/veya glutamik asit ilavesinin tilapia (Oreochromis niloticus)'nın büyüme performansı üzerine etkisi
Bu çalışma, düşük protein içerikli ve soya unu ağırlıklı yemlere cezbedici madde ilavesinin tilapia (Oreochromis niloticus) fingerliklerinin akvaryum koşullarında büyüme performansı ve yem değerlendirmesi üzerindeki etkilerini araştırmak amacıyla 2 deneme halinde gerçekleştirilmiştir.1. Denemede; ortalama ağırlığı 2 g olan balıklar, %24 ve %32 protein içeren bazal diyetlere % 0.5, 1 ve 1.5 oranında glutamik veya aspartik asit ilave edilerek hazırlanmış yemlerle 80 gün süresince beslenmişlerdir. Deneme sonunda, % 24 protein içeren yeme %1 glutamik ve/veya aspartik asit ilave edilmesi, %32 protein içeren diyetle benzer bir büyüme ve yem çevrim oranı sağlamıştır (P>0.05). Glutamik ve aspartik asidin kombine kullanılması sinerji etki göstermemiştir.2. Denemede; ortalama ağırlığı 7 g olan balıklar, balık unu ağırlıklı (% 40) ve soya unu ağırlıklı (% 40) bazal diyetlere % 1 oranında glutamik veya aspartik asit ilave edilerek hazırlanmış yemlerle 60 gün süresince beslenmiştir. Deneme sonunda, soya unu ağırlıklı yeme %1 oranında glutamik veya aspartik asit ilave edilmesi, balık unu ağırlıklı diyetle benzer bir büyüme ve yem çevrim oranı sağlamıştır (P>0.05). Glutamik ve aspartik asidin kombine kullanılması sinerji etki göstermemiştir.Sonuç olarak, balık diyetlerinin yem maliyetini düşürülmesi için düşük protein içerikli ve soya unu ağırlıklı yemlerden yararlanılması durumunda, balığın büyüme ve yem değerlendirmesinde ortaya çıkacak olumsuzluklar, yeme %1 lik glutamik veya aspartik asit ilave edilerek ortadan kaldırılabilecektir.
Farklı tuzluluk ve sıcaklıklarda yetiştirilen genç Avrupa deniz levreği (Dicentrachus labrax) bireylerinde büyüme performansı ve bazı kronik stres parametreleri ile histolojik değişimlerin belirlenmesi
Bu çalışmada, Avrupa deniz levreği (Dicentrarchus labrax) jüvenilleri (?32 g) 60 gün boyunca 3 farklı sıcaklık (15, 20, 25°C) ve tuzluluk (?0, 20, 40) seviyelerinde yetiştirilmiş, farklı sıcaklık ve tuzluluk kombinasyonlarındaki büyüme performansı ile kronik stress indikatörleri olarak bazı kan parametreleri ve dokularda gerçekleşen histopatolojik değişimler araştırılmıştır.Sıcaklık ve tuzluluk aklimasyonu sonrasında (günde 2°C veya ?2-5) 60 gün süreyle beslenen balıklarda en yüksek büyüme tüm tuzluluk koşullarında da 25°C'de, en düşük büyüme ise 15°C gruplarında gerçekleşmiştir (P<0.001). Tuzluluk ile sıcaklık×tuzluluk etkileşimi büyüme üzerinde etkili olmamıştır. Çalışmada yem çevrim oranı değerleri (1.1-1.4) hiçbir tuzluluk ve sıcaklık kombinasyonlarından etkilenmemiştir (P>0.05). Deneme sonunda incelenen et besin analizleri neticesinde kuru madde, ham protein ve özellikle de ham lipitin sıcaklık ve tuzluluk ile bu parametrelerin etkileşiminden önemli derecede etkilendiği anlaşılmıştır. Tuzluluğun hematokrit değerleri üzerinde etkili olduğu (P<0.001) ve genel olarak tatlı suda yetiştirilen tüm gruplarda hematokrit düzeylerinin (%36.0-39.5) diğer tuzluluk gruplarına kıyasla (%26.2-36.3) daha yüksek bulunduğu belirlenmiştir. Tuzluluğun plazma glikoz değerleri üzerinde önemli bir etkisi olmazken (P>0.05), sıcaklık ile sıcaklık×tuzluluk etkileşiminin bu parametreyi önemli ölçüde etkilediği görülmüştür (P<0.01). Genellikle düşük tuzluluk (özellikle tatlı su) ve düşük sıcaklıklarda tutulan gruplarda aspartat aminotransferaz (AST) enzim aktivitesi daha yüksek çıkmıştır. Kanda yapılan hematokrit, glukoz ve AST analizleri sonucunda balıklarda en düşük stresin 25°C ve ?20 tuzluluk seviyelerinde gerçekleştiği anlaşılmıştır. Histopatolojik incelemeler sonucunda tatlı suda yetiştirilen gruplarda solungaç dokusunda yüksek miktarlarda ve böbreklerde ise daha düşük düzeyde de olsa histopatolojik bulgulara rastlanmıştır. Bu bulguların düşük sıcaklıklarda daha da arttığı dikkat çekmektedir
Yüksek su sıcaklığında bitkisel yağ içeren yemlerle beslenen Avrupa deniz levreği (Dicentrarchus labrax)'nin sindirim kanalı boşaltım süresi
Sindirim kanalı boşaltım oranı, balığın tükettiği yem ve iştahın geri gelmesiyle yakından ilişkilidir. Yem kompozisyonu ve su sıcaklığı gibi bir çok faktör sindirim kanalı boşaltımı üzerinde etkilidir. Farklı oranlarda bitkisel kaynaklı yağ içeren yemlerin yüksek su sıcaklığında sindirim kanalı boşaltım süresi (GET) üzerinde önemli etkisi olduğu bilinmektedir. Bu tezde Avrupa deniz levreği bireyleri (başlangıç ağırlığı 39.7g), üç tekerrürlü gruplar halinde; %100 balık yağı (FO), %70 FO + %30 bitkisel yağ karışımı (%15 kanola: %15 pamuk tohumu yağı; Miks-1) ve %40FO + %60 bitkisel yağ karışımı (%30 kanola: %30 pamuk tohumu yağı; Miks-2) içeren yemlerle 120 gün boyunca, bu bitkisel yağ kaynaklarının balık yağına alternatif yağ kaynağı olarak kullanabilirliğini tespit etmek amacıyla iki farklı su sıcaklığında (24ºC) ve (30ºC) büyütülmüştür. Büyütme çalışması sonunda, mide boşaltım zamanının bulunabilmesi amacıyla sindirim kanalının tamamen boş olduğundan emin olmak için balıklar 72 saat aç bırakıldılar. Doyana kadar basit bir yemlemenin ardından; 0., 8., 16., 24., 32. ve 48. saatlerde her gruptan altı balık öldürülmüş ve kalan yemler mide, ön bağırsak ve son bağırsak olmak üzere sindirim kanalının üç farklı bölgesinde incelenmiştir. Test edilen yemlerde mide verileri için en iyi matematik modelin üssel model, ön ve son bağırsak için ise doğrusal model olduğu bulunmuştur. 24ºC su sıcaklığında, kontrol yeminde (FO), midenin yarısının boşaldığı sürenin 9.0 saat olduğu ve bunu takiben Miks-1'in 8.3 saat ve Miks-2 ise, 8.5 saat olduğu belirlenmiştir. Ayrıca 30°C su sıcaklığında GET, Kontrol, Miks-1 ve Miks-2 yemlerinde ise, sırasıyla 7.97, 9.12 ve 9.76 saat olarak hesaplanmıştır. 24ºC grubunda yemin GET üzerinde etkisi olmadığı bulunurken, 30ºC' de tutulan balıklarda yemdeki bitkisel yağ oranı arttıkça midedeki GET'in arttığı gözlenmiştir. 30ºC'deki tüm yem gruplarında ön bağırsak boşaltım süresi 60.7-62.6 saat arasında değişmiştir. Bunlar göz önünde bulundurulduğunda; yemdeki bitkisel yağ seviyelerinin, 30ºC grubunda GET üzerinde önemli bir etkisinin olmadığı görülürken 24ºC'de Miks-2 grubundaki balıklarda ön bağırsak boşaltım süresinin geciktiği tespit edilmiştir. Ayrıca son bağırsak GET değerleri 24ºC grubuyla karşılaştırıldığında 30ºC'de tutulan balıklarda bu sürenin daha yüksek olduğu görülmüştür. Son bağırsak için GET hesaplandığında FO ile beslenen grupta, Miks-1 ve Miks-2 grupları ile kıyaslandığında, bu sürenin daha uzun olduğu görülmüştür. Bu çalışma sonucundaki veriler, %30 veya %60 oranında bitkisel yağ karışımı içeren yemlerin mide GET'i uzattığını göstermektedir
Gökkuşağı alabalığı ( Oncorhynchus mykiss Walbaum, 1792) üretim tesislerinde (Mersin) pestisit araştırması ve üretim tesislerinin ekolojik yetiştiricilik açısından değerlendirilmesi
Bu çalışmada, Mersin ilinde bulunan İl Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü'ne kayıtlı 16 adet Gökkuşağı alabalığı (Oncorhynchus mykiss) yetiştiriciliği tesisinde pestisit araştırması yapılmış ve bu tesislerin ekolojik yetiştiriciliğe uygunluk potansiyeli değerlendirilmiştir. Çalışma mart 2008-şubat 2009 tarihleri arasında, havuz suyu ve bu havuzlara stoklanan balıklardan aylık olarak örnek alımı yapılarak gerçekleştirilmiştir. Pestisitlerin miktarının tayini için spektrofotometrik yöntemlerden Gaz Kromatografisi (GK) yöntemi kullanılmıştır.Çalışmada işletmelerin hiçbirinin sularında veya yetiştiriciliği yapılan balıkların gıda olarak tüketilen dokularında pestisit ve ağır metal kalıntısına rastlanmamıştır. Özellikle jeolojik yapı olarak tarım arazilerinin az olduğu Anamur ilçesindeki işletmelerle, Mut ilçesindeki işletmeler, bu tarz kirlilikler açısından daha korunaklı durumda oldukları tespit edilmiştir. Yeterince bilgilendirme yapıldığında işletme sahiplerinin organik balık yetiştiriciliği konusuna sıcak bakabilecekleri izlenmiştir.
Sığır gübresi ve maya (Saccharomyces cerevisiae)' nın zooplankton verimliliğine etkisi
ÖZYÜKSEK LİSANS TEZİSIĞIR GÜBRESİ VE MAYA (Saccharomyces cerevisiae)' NIN ZOOPLANKTON VERİMLİLİĞİNE ETKİSİSelçuk GÖRELŞAHİNÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİFEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜSU ÜRÜNLERİ YETİŞTİRİCİLİK ANABİLİM DALIDanışman:Prof. Dr. Mahmut YANARYıl: 2012, Sayfa: 55Jüri:Prof. Dr. Mahmut YANAR:Prof. Dr. Suat DİKEL:Prof. Dr. Oya IŞIKÇalışmada havuza farklı oranlarda ilave edilen gübre (0, 0.75, 1.5 ve 3 kg /m3) ve (1.75 kg/m3) mayanın (0, 0.0375 ve 0.150 kg/m3) eklenmesinin fitoplankton ve zooplankton verimliliği üzerindeki etkileri saptanmıştır.Fitoplankton verimliliği 3 kg/m3 gübre uygulaması ile 10. günde en yüksek olmuştur. Gübrenin dozuna bağlı olarak gruplar arasında seki diski derinliği 30-70 cm, klorifil a miktarı ise 37-165 ?g/L arasında gerçekleşmiştir. Mayanın ise fitoplankton oluşumu üzerine bir etkisi olmamıştır. Havuzdaki zooplankton biyoması, havuza gübre ve/veya maya ilavesinin dozuna ve süresine bağlı olarak 39-1504 ?g/L arasında değişmiştir. Gübre kullanımında en yüksek biyomas değeri 10. ve 15. günde 3 kg/m3 gübre dozunda görülürken, 20. günde en yüksek biyomas artışını 0.75 kg/m3 gübre dozu sağlamıştır. Gübrelenmiş havuza en uygun maya miktarı ise 0.0375 kg/m3 dozda görülmüştür. Gübrelemeden sonra ilk ortaya çıkan grup 10. günde alg ve ardından 15. günde rotifer olup, bunu daha sonra 20. günde sırasıyla kopepod ve kladoser üyeleri izlemiştir. Zooplankton bolluğunu en yüksek rotifer oluşturmuştur. Daha sonra bunu kladoser ve kopepod izlemiştir.Anahtar Kelimeler: Gübre, maya, zooplankton, fitoplankton, verimlilik
Farklı sıcaklıklarda nil tilapia (Oreochromis niloticus)'sı ve melez (O.niloticus ? × O.aureus?) tilapia'ların kritik termal minimum ve maksimum değerlerinin belirlenmesi
Bu çalışmada Doğu Afrika kökenli tilapia türlerinden nil tilapia'sı (Oreochromis niloticus) ve Nil tilapia (Oreochromis niloticus) ile Mavi tilapia (Oreochromis aerus)'ların hirbitlenmesi ile elde edilen melez juvenillerinin üç farklı sıcaklık kombinasyonlarında (24, 28, 32 °C) alt (CTMin) ve üst (CTMax) kritik termal değerleri, alıştırma tepki oranı (ARR) ve termal tolerans poligon alanlarının belirlenebilmesi amacıyla yürütülmüştür. Elde edilen bulgular alıştırma su sıcaklığının etkisinin balıklarda CTMin ve CTMax değerleri üzerine önemli etkilerde bulunduğunu (P<0.001), genetik grupların ve genetik grup x sıcaklık parametrenin ortak etkisinin balıklarda önemli bir etkisinin olmadığını göstermiştir Denemede kullanılan 0.3°C/dakika soğutma veya ısıtma oranı ile üstte belirtilen sıcaklık ve genetik grupların melezler de CTMin değerlerinin 9.61 ile 11.95°C, CTMax değerlerin ise 39.79 ile 42.67°C'ler arasında; O.niloticus'ta CTMin değerlerinin 9.12 ile 11.11, CTMax değerlerin ise 39.77 ile 42.50 arasında değişim gösterdiği belirlenmiştir. Termal tolerans poligon alan değerleri melezler için 246.181, O.niloticus'ta ise 249.117°C2 olarak hesaplanmıştır. Alıştırma tepki oranı (ARR) değerleri 24-28°C'ler arasında O.niloticus için 0.38-0.23; melezler için 0.39-0.16 ve 28-32°C'ler arasında ise O.niloticus için 0.30-0.26; melezler için 0.33-0.42 arasında değişim göstermiştir. Üç farklı alıştırma su sıcaklıklarında (24, 28, 32°C) hesaplanan genel ARR değerlerinin O.niloticus için 0.24 ile 0.34 arasında; melezler için 0.31 ile 0.36 arasında olduğu belirlenmiştir. Doğu Afrika kökenli tilapia varyetemizin düşük sıcaklıklara daha hasas, ancak yüksek sıcaklıklara dirençli olduğu görülmüştür. Juvenillerin soğuğa tolerans zonunun niloticus'lar için 9.12 ile 11.11°C'ler arasında, melezler için; 9.60 ile 11.94°C'ler arasında, sıcak tolerans zonunun ise 39.77 ile 42.66°C'ler arasında olduğu anlaşılmıştır. Tüm veriler dikkate alındığında, tilapia juvenillerinin derin ve su değişkenliği yüksek olan havuzlarda kış aylarında karşılaşılan düşük su sıcaklıklarında önemli sıkıntılar yaşayacağı, ancak sığ ve su değişkenliği düşük olan ve serin su imkanı bulunmayan bölgelerde, yaz aylarında 35-40°C'yi geçen yüksek su sıcaklıklarında, yaşayabilecekleri öngörülmüştür.Anahtar Kelimeler: Melez Tilapia, Kritik termal sıcaklık, Alıştırma tepki oranı, Termal tolerans poligonu, Yetiştiricilik
Doğu Akdeniz Bölgesinde levrek (Dicentrarchus labrax L., 1758) ve yayın (Silurus glanis L., 1758) balıklarında kalıcı organik kirleticilerin belirlenmesi
Bu çalışmada Türkiye'nin Doğu Akdeniz sınırları içerisinde yer alan bölgede denizel alanlardan;Mersin liman bölgesi, Adana(Karataş ve Yumurtalık), İskenderun Körfezi (İskenderun, Dörtyol, Arsuz,Samandağ) yakalanan Levrek (Dicentrarchus labrax) ve tatlısu alanları; Adana (Seyhan ve Ceyhan Nehirleri), Hatay (Asi Nehri), Tarsus (Berdan Çayı) ve Mersin(Müftü Deresi)'nden yakalanan Yayın (Silurus glanis) balıklarının kas dokularında PCB (Poliklorlu Bifeniller) 28, 52, 101, 118, 153,138, 180, HCB (hekzaklorobenzen), toplam HCH (Heksaklorosiklohekzan), toplam DDT (dikloro difenol trikloroethan) kalıcı organik kirleticilerinin miktarının belirlenmesi amaçlanmıştır. En yüksek bulaşıklık PCB türevlerinde tespit edilmiştir. Kalıntı düzeyleri, kantitatif olarak GC-ECD kullanılarak tespit edilmiş ve kabul edilebilir limitlerle karşılaştırılmıştır. Çalışmada, ?- BHC % 42.2, ß- BHC % 8.88, ?- BHC % 31.1, HCB % 17.7, ? BHC % 60, o,p'- DDE % 46.6, p,p'- DDE % 48.8, o,p'- DDT % 24.4, p,p'- DDT % 24.4, ? DDT % 80, PCB 28 % 82.8, PCB 52 %86.6, PCB 101 % 73.3, PCB 118 % 53.3, PCB 138 % 17.7, PCB 153 % 4.5, PCB 180 %44.4 oranlarında tespit edilmiştir.
Akyatan lagünü (Adana)'nden yakalanan mavi yengeç (Callicetes sapidus)'lerde toksik madde araştırılması
Bu çalışmada, Akyatan Lagünü'nden avlanan mavi yengeç (Callinectes sapidus)' lerin kas dokularında PCB (Poliklorlu Bifeniller) 28, 52, 101, 118, 153, 138, 180, HCB (hekzaklorobenzen), toplam HCH (Heksaklorosiklohekzan), toplam DDT (dikloro difenol trikloroethan) kalıcı organik kirleticilerinin miktarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışma 50 adet örnekle yürütülmüştür. 1 gr.'lık kas dokular içerisindeki kirletici miktarları ppb düzeyinde araştırılmıştır. Değerlendirme sonucunda incelenen tüm örneklerde bulaşma tespit ediliştir. En yüksek bulaşıklık PCB türevlerinde tespit edilmiştir. Gaz kromatografisi ECD dedektör kullanılarak kantitatif olarak bulanan kalıntı düzeyleri, kabul edilebilir kalıntı düzeyleri ile karşılaştırılmıştır. Değerlendirme sonucunda kalıcı organik kirletici oranları sırasıyla, ?- BHC % 36, ß- BHC % 2, ?- BHC % 10, HCB % 14, ? BHC % 40, o,p'- DDE % 56, p,p'- DDE % 12, o,p'- DDT % 24, p,p'- DDT % 34, ? DDT % 40, PCB 28 % 72, PCB 52 %70, PCB 101 % 54, PCB 118 % 40, PCB 138 % 2, PCB 153 % 28, PCB 180 %56 olarak tespit edilmiştir.
Pasifik beyaz karidesi (Litopenaeus vannamei) yavrularının yemlerinde balık unu ve yağı yerine bitkisel hammaddelerin kullanımı
Bu çalışmada, pasifik beyaz karidesi (Litopenaeus vannamei) yemlerinde balık unu ve yağı yerine alternative protein (soya unu ve mısır gluteni) ve yağ (kanola, keten tohumu ve soya yağı) kaynaklarının değerlendirilmesi için izonitrojenik (%39.0) ve izolipitik (%8.2) dört test yemi formulize edilerek denemede kullanılmıştır. Diet 1 ve diet 3 (D1 ve D3) balık unu ile formulize edilirken, diğer dietler (D2 ve D4) balık unu yerine bitkisel protein karışımları (soya ve mısır gluteni) ile formulize edilmiştir. Diğer taraftan D3 ve D4 grubu yemlerinde balık yağı yerine bitkisel yağ karışımları (sırasıyla; kanola, keten tohumu ve soya yağı: %30, %40 ve %30) kullanılmıştır. Karides yavruları (ortalama başlangıç ağırlığı 3.6 g) her tankta 20 adet olacak şekilde dairesel tanklara (0.38 m2) stoklanmış ve 60 gün süresince günde beş defa otomatik yemlikler kullanılarak deneme yemleriyle beslenmişlerdir. Deneme sonunda ortalama final ağırlığı, ağırlık kazancı, yüzde ağırlık kazancı, günlük ağırlık kazancı, spesifik büyüme oranı, yem çevirim oranı ve protein değerlendirme oranı sırasıyla 10.9 ile 11.7 g, %211.2 ile 231.4, 123.4 ile 135.6 mg/gün, 1.9 ile 2 %g/gün, 3.1 ile 3.8, 28.1 ile 34.3 arasında hesaplanmıştır. Ham protein ve lipit için görünür sindirilebilirlik katsayıları tüm diet grupları arasında sırasıyla ;%74.3-80.7 ve %79.4-85.2 arasında değişmiştir. Sonuç olarak bu çalışma, L. vannamei tarafından bitkisel protein/yağ kaynakları içeren yemlerin hayvansal protein/lipit kaynakları içeren yemler kadar etkili bir şekilde hatta daha iyi kullanıldığını göstermiştir.Anahtar Kelimeler: Litopenaeus vannamei, Hayvansal protein, Bitkisel protein, Bitkisel yağ, Sindirilebilirlik.Anahtar Kelimeler: Litopenaeus vannamei, Hayvansal protein, Bitkisel protein, Bitkisel yağ, Sindirilebilirlik.
Doğadan avlanarak yetiştiricilik koşullarında tutulan anaç uzun yüzgeçli sarıkuyruk (Seriola rivoliana Valenciennes, 1833) bireylerinde bazı üreme parametrelerin incelenmesi
Bu çalışmada doğadan avlanarak kültür koşullarında tutulan Uzun yüzgeçli sarıkuyruk (Seriola rivoliana Valenciennes, 1883) balığının bazı üreme parametrelerinin ortaya konması amaçlanmıştır. Çalışmada GnRHa hormonu uygulanarak elde edilmiş olan verilerden fekondite, batın sayısı, sperm kalite parametreleri ve morfolojisi, yumurta kalite parametreleri ve morfolojisi, embriyo gelişim aşamaları, prelarval ve postlarval morfolojileri incelenmiştir.Araştırma sonunda erkek bireylerin (n=5) sperm motilitesi %52.96±3.53 ile %77.78±2.22 arasında, canlılık süresi 864.44±65.94 sn ile 1014.17±95.58 sn arasında ve sperm yoğunlukları ise 60.47±8.09 ile 95.36±16.22 adet/ml arasında değişmiştir. GnRHa hormonu uygulamasından sonraki 35. ile 40. saat arasında elde edilen Uzun yüzgeçli sarıkuyruk yumurtaları 1096.61±45.30 µm çapında, 266.15±31.43 µm çaplı tek yağ damlacığına sahiptir. Üreme, Temmuz ve Ekim aylarında su sıcaklığının 22.6?23.9 ºC'ler arasında olduğu dönemde gerçekleşmiştir. Onyedi batında %99.49±0.28 döllenme ve %65.38±9.96 açılma oranına sahip toplam 6.455.480 adet yumurta elde edilmiştir. En iyi yumurtlama Eylül ayında gerçekleşmiştir. Kuluçka süresi 44. ile 48. saatler arasında ve embriyonik gelişim ise 25 aşama olarak tespit edilmiştir. Kuluçkadan çıkan larvalar 2.721±0.10 mm boyunda ve 0.336±0.02 mm çapında yağ damlacığına sahiptir.
Bitkisel yağ ve balık yağı içeren yemlerle döngülü beslemenin Avrupa deniz levreği (Dicentrarchus labrax) yavrularında büyüme ve yağ asidi kompozisyonuna etkisi
Bu çalışmada deniz levreği yavrularının8 hafta süreyle döngülü beslenmesinin n-3 uzun zincirli yağ asitleri (özellikle EPA VE DHA) oranı üzerine olası etkileri değerlendirilmiştir. Avrupa deniz levreği (Dicentrarchus labrax,2.4 g)yavruları %100 balık yağı (BY), %60 (BitY60) ve %80 (BitY80) bitkisel yağ karışımlı ( kanola, keten ve soya) yemlerle beslenmişlerdir. Deneme yemleri haftalık döngüler halinde(2BitY60 grubu:2 hafta %100 balık yağı + 2 hafta % 60 bitkisel yağı ve 2BitY80: 2 hafta %100 balık yağı+2 hafta % 80 bitkisel yağı)uygulanmıştır.En iyi spesifik büyüme oranı BitY80 grubunda saptanmıştır. Günlük yem alımında ve yem çevrim oranında gruplar arasında istatistiki açıdan bir fark bulunmamıştır (p>0.05). En yüksek protein oranı BitY80 grubu bireylerinde iken, en düşük protein oranı BY grubu bireylerinde saptanmıştır.Tüm vücut yağ asidiprofili döngülü beslemeye bağlı olarak değişme göstermiş ve genel olarak yemdeki yağ asidi profilini yansıtmıştır. Yüksek bitkisel yağlı yemlerle beslenen BitY80 grubu bireylerinde linoleik asit (18:2n-6) miktarı daha fazla bulunmuştur. Alfa-Linolenik (ALA, 18:3n-3) miktarı iseen yüksek 2BitY60 grubunda tespit edilmiştir(p<0.05). Eikosapentaenoik asit(EPA,20:5n-3) oranına bakıldığında BY ve 2BitY60 gruplarında benzer oranda artış gösterdiğ bulunurken, en yüksek dekosahegzaenoik asit (DHA,22:6n-3) BY, 2BitY60 ve 2BitY80 beslenen gruplarda tespit edilmiştir. En yüksek lipit sindirilebilirliği döngülü beslenen gruplarda (2 BitY60 ve 2 BitY80) bulumuştur(p<0.05). Bu çalışma sonucunda döngülü olarak beslenen levrek bireylerinin bazı spesifikyağ asitlerini (EPA ve DHA) depolayabildiğinigöstermiştir.
Farklı oranlarda enginar (Cynara scolymus L.) yaprağı özü kullanılan yemlerle kış koşullarında beslenen çipura (sparus aurata)'larin, büyüme performansı ve vücut kimyasal kompozisyonlarının belirlenmesi
Bu çalışmada, yemlere farklı seviyelerde (0, 0.5, 1, 1.5 ve 2 g/kg yem; sırasıyla G1, G2, G3, G4 ve G5) enginar (Cynara scolymus) yaprağı özü (EYÖ) eklenmesinin çipuraların (Sparus aurata), büyüme performansı ve vücut kimyasal kompozisyonlarına etkileri araştırılmıştır. Bu amaçla, (ortalama başlangıç ağırlıkları 10.70g olan) herbir tanka (450L) otuz adet çipura yavrusu 3 tekerrürlü olacak şekilde stoklanmış deneme 75 günlük bir peryotta sürdürülmüştür. Deneme süresince ortalama su sıcaklığı, oksijen ve tuzluluk değerleri sırasıyla 13.8±0.5°C, 5.9±1mg/L ve ? 39 olarak belirlenmiştir. Deneme sonucunda, G5 grubunda son canlı ağırlık (SCA) 36.29±0.33 g, spesifik büyüme oranı (SBO) 1.48±0.01, yem çevirim oranı (YÇO) 1.31±0.01, ortalama günlük büyüme oranı (OGBO) 3.19±0.04, protein etkinlik oranı (PEO) 0.50±0.01, termal büyüme katsayısı (TBK) 80.24±0.76 ve net protein kullanımı (NPK) 33.91±0.32 olarak diğer gruplara nazaran daha iyi bulunmuştur (P<0.05). Buna ek olarak, tüm vücut protein, kuru madde ve yağ kompozisyonlarının gruplar arasında farklılık gösterdiği belirlenmiştir P<0.05). Karaciğer somatik indeksi (KSİ) ve viseral somatik indeks (VSİ) değerleri açısından, gruplar arasında istatistiksel farklılık bulunmamıştır (P>0.05). Sonuç olarak, çipura yavrularının yemlerine 2 g/kg oranında enginar yaprağı özü eklenmesi, kış koşullarında yoğun çipura yavru yetiştiriciliği için önerilmektedir.
Lipaz ve proteaz enzimleri katkılı yemlerin çipura (Sparus aurata, linnaeus 1758)'ların gelişme performansı, vücut kimyasal kompozisyonu ve sindirim enzimlerine etkisi
Bu çalışma 2 denemeden oluşmuştur. Denemelerde lipit oranı %14 - % 22 olan ve protein oranı %40 - % 50 olan yemlere farklı seviyelerde lipaz ve proteaz (0.5, 1, 1.5 ve 2 g/kg yem) enzimleri ilavesinin çipuraların (Sparus aurata), büyüme performansı, sindirim enzimleri aktivitesi ve vücut kimyasal kompozisyonlarına etkileri araştırılmıştır. Bu amaçla, (ortalama başlangıç ağırlıkları 7.72±0.05 g olan) herbir tanka (450L) otuzbeş adet çipura yavrusu 3 tekerrürlü olacak şekilde stoklanmış ve deneme 60 günlük bir peryotta sürdürülmüştür. I.Deneme sonucunda, DL-0.5 grubunda son canlı ağırlık (SCA) 64.42±1.06 g , spesifik büyüme oranı (SBO) 3.55±0.01, yem çevirim oranı (YÇO) 1.20±0.18, olarak diğer gruplara nazaran daha iyi bulunmuştur (P<0.05). II.Deneme sonucunda ise YP-0.5 grubunda son canlı ağırlık (SCA) 52.38±0.70 g, spesifik büyüme oranı (SBO) 3.18±0.02, yem çevirim oranı (YÇO) 1.17±0.03, olarak diğer gruplara nazaran daha iyi bulunmuştur (P<0.05). Bununla birlikte, sindirim kapasitesi en iyi olan grupların ilk denemede DL-0.5, ikinci deneme de YP-0.5 olduğu gözlenmiştir. Proteaz, Tripsin ve alkalin fosfataz aktiviteleri, büyümeyi destekler nitelikte olup, aktivitelerinde deneme boyunca artış görülmüştür.Amilaz, Lipaz ve Aminopeptidaz aktivitelerinde ise deneme boyunca azalma saptanmıştır. Sonuç olarak, çipura yavrularının yemlerinde lipaz (0.5g / kg, % 14 lipid) ve proteaz enzimlerinin (0.5g/kg, % 50 protein) belirtilen lipit ve protein oranlarında eklenmesi çipura yetiştiriciliği için önerilmektedir.
Çukurova koşullarında Asya kedi balığı (Pangasianodon hypophthalmus Sauvage, 1878) yetiştiricilik olanaklarının araştırılması
Bu çalışma, Ç.Ü. Su Ürünleri Fakültesi, Dr. Nazmi Tekelioğlu Tatlı Su Ürünleri Üretim ve Araştırma İstasyonu'nda yapılmıştır. Bu denemede, ortalama ağırlıkları 3.20±0.30 g olan 480 yavru Asya kedi balığı, 3 tekerrürlü 4 gruba ayrılarak 12 tank ve 12 kafese 20 balık gelecek şekilde stoklanmıştır. İki farklı yetiştiricilik koşulunda; hem tank hem de kafesler de yemleme sıklığına bağlı olarak büyüme parametrelerine ve her türlü adaptasyon koşuluna bakılmıştır. Çalışma sonunda tanklarda yem çevrim oranı (YÇO) 1.36-2.50 ve spesifik büyüme oranı (SBO) 1.13-1.50 arasında bulunmuştur. Kafeslerde YÇO 1.01-1.15 ve SBO 2.98-3.23 arasında bulunmuştur. Yemleme sıklığı balıkların kimyasal kompozisyonunu etkilemiştir. Kafeslerde yetiştirilen ve günde dört kez yemleme sıklığı uygulanan balıkların yağ ve protein içerikleri en yüksek bulunmuştur. YÇO ve SBO değerlerine bakılarak, Asya kedi balığı için en iyi büyüme oranının, kafeste yetiştirilen ve günde 4 kez yemlenen balıklardan elde edildiği sonucuna varılabilir.
Keban baraj gölü (Elazığ)'nde yer alan alabalık üretim tesislerinde kullanılan medikamentler, aşılar ve etkinliklerinin araştırılması
Bu çalışmada ülkemizin önemli balıkçılık alanlarından birisi olan Keban Baraj Gölü'nde yer alan 39 adet balık üretim tesisinde yetiştiriciliği yapılan gökkuşağı alabalığı (Oncorhynchus mykiss)'nda görülen hastalıklara karşı uygulanan sağaltım yöntemleri ve kullanılan medikamentler ile aşılar araştırılmış, gerekli kayıtlar alınarak retroperspektif sorgulamalar yapılmış, medikamentlerin ve aşıların etkinliği ortaya konmaya çalışılmıştır. Verilen yanıtlar kullanılarak TUKEY ve ANOVA testleri yapılmış ve hastalık etmenleri ile alınan önlemler arasındaki bağlantı istatistiki olarak değerlendirilmiştir. Bu sonuçlara göre, ilaç verimliliği ile hastalık etmenleri arasında yapılan anova testi sonucunda, anlamlı (önemli) farklılık bulunmuştur (p<0,01). Üretim kapasitesi'ne yıllara göre bakıldığında yıllar arasında anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0,01). Hastalık etmenleri ve alınan önlemler arasında yapılan varyans analizi sonucun da önemli bir fark olmadığı anlaşılmıştır (p>0,05). Çalışan mühendis sayısı, hastalık etmenlerinin ve alınan önlemlerin varyans analizi sonucunda önemli bir fark olmadığı anlaşılmıştır (p>0,05). Üretim kapasitesi ile çalışan personel sayısı arasında anlamlı bir fark olmadığı anlaşılmıştır (p<0,01). Aşı uygulaması yapılan işletmelerle yapılan görüşmelerde aşı uygulamasının daha çok tercih edildiği öğrenilmiş, uygulanan bu aşıların balık sağlığına önemli bir ön koruma oluşturduğu ve antibakteriyel ilaç kullanımını azalttığı tespit edilmiştir.
Mersin ili su ürünleri tüketim algısının değerlendirilmesi
Mersin ili büyükşehir belediyeleri içindeki ilçeleri ve Tarsus ilçesini kapsayan bir çalışma genelinde toplam 595 kişi ile bire bir yapılan anket çalışması sonucunda kente ait su ürünleri tüketim algısının ortaya çıkartılmasına çalışılmıştır. Su ürünlerinin insan sağlığı açısından önemi sorulan katılımcıların %67,17'sinin iyi derecede, %26,93'ünün orta derecede, %5,89'unun ise düşük derecede bilgi sahibi oldukları tespit edilmiştir. Yapılan değerlendirmelere göre ankete katılanların % 53,53 civarı kanatlı etini, %33,33 ünün kırmızı eti, % 13,13'ünün ise su ürünlerini ilk tercih olarak tükettiğini ifade etmişlerdir. Ankette su ürünleri tüketimini etkileyen faktörlerin ortaya çıkartılması için sorulan sorulara verilen yanıtlar ile su ürünleri tüketenlerin bir bölümü (%30'unun) kokusu nedeniyle, %23'ünün temizlemesinin zor olması nedeniyle, %16'ü ise tadı nedeniyle su ürünleri tüketmediklerini beyan etmişlerdir. Diğer taraftan bu çalışmada tüketicilerin %76'sı su ürünlerini evde tüketmeyi tercih ederlerken, %24'ünün ise ev dışında tüketmekte olduklarını ifade etmişlerdir. Çalışmada su ürünlerinin tanıtım ve reklamlarının yeterli olmadığı, bununla beraber marketlerde su ürünleri bulma konusunda da durumun benzer olduğu ifade edilmiştir. Bu çalışma ile Mersin ili açısından su ürünleri tüketim alışkanlıkları, istekleri ve tüketmeme nedenleri gibi konularda bazı ipuçları elde edilmiştir. Elde edilen en belirgin sonuçlardan birisi tüketici profilinin ortaya çıkartılması ve tüketim algısının daha iyi anlaşılması ile tüketimin artırılabileceğidir.
Effects of different vegetable oils on growth performance, fatty acids and thermal tolerance of the Turkish crayfish Astacus leptodactylus
This study is comprised of two experiments. In the 1st Experiment, Turkish crayfish Astacus leptodactylus (24 g) were fed with different vegetable oil sources [peanut oil (PO), cotton seed oil (CSO), linseed oil (LO) and hazelnut oil (HO)] as substitute for fish oil (FO: control) in the diet. In the 2nd Experiment, the effects of vegetable oil-based diets on thermal tolerance of the crayfish were examined, while furthermore, at three acclimation temperatures, CTMin and CTMax values, acclimation response ratio (ARR) and thermal tolerance polygon (15, 20 and 25C) were also studied. In the 1st Experiment, among five different diets that were fed to the juveniles for 60 days, HO sustained the highest final weight (P<0.05). While FCR was calculated as 1.53 in this group, this value ranged between 2.15 and 2.50 in other experimental groups. In general, in spite of their very low level of EPA (20:5n-3) and DHA (22:6n-3), vegetable oil sources promoted good growth, high nutritional contents and successful moultings throughout the study. The reason for this is attributed to high contents of MUFA's in the vegetable oils that can be more efficiently converted through β-oxidation to energy, as compared to n-6 PUFA's. Accumulation of MUFA's was highest in LO (35.51%) and HO (35.02%) in the abdominal tissue, especially 18:1n-9 in HO (25.06%) (P<0.05). This fatty acid was measured as 22.30, 19.76, 19.57 and 19.20% in PO, LO, FO and CSO, respectively. As expected, highest EPA was found in FO, but this fatty acid was also accumulated in the groups feeding on vegetable oil sources to a level close to the control group. DHA level was found to also be highest (9.76%) in the group feeding on FO (P<0.05), while this fatty acid ranged between 7.70 and 6.84% in the groups feeding on vegetable oil sources. The richest group in terms of PUFA's was found as FO (46.36%, P<0.05) followed by PO and CSO (44.56% and 43.34%), while poorest were LO and HO-groups (40.08 and 42.40%). Protein digestibility ranged from 97.1 to 98.4%, while dry matter ranged from 61.8 and 72.9% . Our results have shown that, PO and HO feeds, which contained high levels of MUFA's, can fully substitute FO in the feed of A. leptodactylus, on condition that fish and squid meals are used at 26% in the formulation. In the 2nd Experiment, thermal tolerance tests were shown that acclimation temperatures (15, 20 and 25C) had significant effects on CTMin ve CTMax values of A. leptodactylus juveniles (P<0.05). At a heating/cooling rate of 0.3C/min the CTMin values ranged between 1.3 and 2.0C, while the CTMax values ranged between 37.4 and 38.7C. Thermal tolerance polygon area was calculated as 364°C2. At three acclimation temperatures (15, 20 and 25°C), the ARR values ranged from 0.13 to 0.23. The CTMin and CTMax values dropped down to 0.5C or went up to 40.1C when the juveniles were fed vegetable oil-based diets (P<0.05). Our study has demonstrated that, when the crayfish were fed on LO or HO for 60 days, their tolerance to extreme temperatures could significantly be enhanced, while increaser of tolerance to low temperatures was more evident in this respect.