15. century
126 theses under this subject heading
15. YY.da yazılmış bir şiir mecmuası gramer-metin-dizin
XV.yy. Türk dili açısından önemli şair ve ediplerin yetiştiği bir dönemdir. Tasavvuf akımının etkili olduğu bu dönemde Anadolu coğrafyasında boy gösteren Yunus Emre, Şeyyad Hamza, Eşrefoğlu Rumi gibi kimi şairler verdikleri eserlerle Türk dilinin gelişimine önemli katkılar sağlamış, kalıcı eserler bırakabilmiştir. Bu şairler ve şiirlerin kimisi öne çıkarak sonraki nesillerce de tanınır, bilinir olmuş, kimileri ise fazlaca tanınmayıp geri planda varlığını sürdürmüştür. Geçmiş yüzyıllarda Türk diliyle yazılmış el yazması eserlerin günümüz diline aktarılması, edebiyat ve şiir gibi dil malzemesinin incelenmesi açısından uygun alanlarda dahi tümüyle gerçekleştirilememiştir. Dünyanın çeşitli yerlerindeki kütüphanelerde Türk dilinde yazılmış, varlığı bilinmekle birlikte henüz detaylı olarak incelenmemiş elyazması eserler bulunmaktadır. Bu eserlerden epey bir kısmı edebiyat ve dil araştırmacıları tarafından ortaya çıkarılmış, incelenmişse de bir kısım yazma eserler halıhazırda günümüz yazı çevrimine aktarılmayı ve incelenmeyi beklemektedir. Bu alandaki çalışmalar, yazmaların ait olduğu dönemin belirleyici özelliklerinin tespit edilmesi bakımından değerli olup, ayrıca örnek zenginliğine katkı sağlayacaktır. XV. yy.da yaşamış bir şair olan Halilî'nin yazdığı "Furkatname" adlı eserin Staatsbibliothek zu Berlin Preuβischer Kulturbesitz "Berlin Devlet Kütüphanesinde (Prusya Kültür Mirası) bulunan nüshası araştırmacılarca olarak incelenmiştir. Ancak söz konusu yazmanın sonunda Fürkatname bütünü dışında olduğu anlaşılan ve farklı şairlerin şiirlerinin bulunduğu bir ayrı bölüm daha vardır. Yapılan bu çalışmada bir bütün olarak söz konusu yazma sonundaki tüm şiirlerin üzerinde gramer çalışması ve dil incelemesi yapılmıştır. Anahtar Sözcükler: Türk Dili, 15. yy. Türk şiiri, Eski Anadolu Türkçesi, dil yapısı, gramer özellikler
Şeyhî'nin Husrev ü Şîrîn'i (İnceleme-metin-çeviri-dizin/sözlük)
Bu tez çalışmasında 15. yüzyılda Şeyhî (ö.1425'den sonra) tarafından yazılan Husrev ü Şîrîn mesnevisi ele alınmıştır. Nizamî-yi Gencevî'nin (1141-1209) 1177-1181 yılları arasında yazdığı aynı adlı eserinden çevrilerek Türkçeye kazandırılan eser, birebir çeviri bir eser olmaktan ziyade bir uyarlama niteliğindedir. Eser, Anadolu'daki ilk Türkçe olan Eski Anadolu Türkçesiyle kaleme alınmıştır. Eski Anadolu Türkçesinin son dönemlerinde, Arapça ve Farsça sözcük ve ibarelerin dilde epeyce kullanıldığı bir dönemde yazılan eser, döneminin dil karakteristiğini iyi yansıtması açısından hayli mühim bir eserdir. Eser hakkında genel bilginin yanı sıra eseri dil özellikleri açısından incelediğimiz çalışmamız altı ana bölümden oluşmaktadır: Giriş kısmında eserin yazar(lar)ının hayatı ve eserleri hakkında bilgi verilmiş, eserin yazılış tarihi, kendisinden önce yazılmış Husrev ü Şîrîn'ler kısaca tanıtılmış, yurt içinde ve yurt dışında bulunan yüzün üzerinde nüshası ayrıntılı olarak açıklanmıştır. Bu nüshalar arasından bizim esas aldığımız nüsha hakkında da ayrıntılı bilgi verilmiştir. Hemen ardından çalışmada izlenilen yöntem alt başlığı altında çalışmada takip ettiğimiz yol anlatılmıştır. İkinci bölümde Dil İncelemesi başlığı altında metnin dil özellikleri ortaya konmuştur. Çalışmanın üçüncü bölümü 6956 beyitten oluşan eserin yazı çevirimini yaptığımız Metin bölümüdür. Bu bölümde nüsha üzerinde yapılan düzeltmeler dipnotlar şeklinde verilmiştir. Çalışmanın dördüncü bölümü metnin günümüz Türkçesine aktarıldığı Çeviri bölümüdür. Çeviri yaparken beyitte anlatılmak istenen ifade, yapılan telmihler mümkün olduğunca dipnotlarla kaynak göstermek suretiyle açıklanmıştır. Çalışmanın son ana bölümü metnin tüm söz dağarcığını ortaya koyan Dizin/Sözlük kısmıdır. Alfabetik olarak sözcükleri sıraladığımız bu bölümde her sözcüğün karşısına anlamı ve hangi beyitte ya da beyitlerde geçtiği yazılmıştır. Türkçe dışındaki sözcüklerin yanına geldiği dil belirtilmiştir. Sonuç kısmında ise bu çalışma sonunda ortaya çıkan bulgularımız ve görüşlerimiz özetlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Husrev ü Şîrîn, Şeyhî, Eski Anadolu Türkçesi, mesnevi, Ferhad u Şîrîn
15. ve 16. yy İznik çini motifleri ve linol baskı resim tekniği ile yorumlanması
Bu araştırma 15. ve 16. yüzyıllarda İznik çini motiflerinin linol baskı resim tekniği ile uygulamaları ve plastik açıdan analizlerini içermektedir. Tarihsel süreçte İznik çini motifleri sadece çini sanatında degil, aynı zamanda taş işçiliğinde, ahşap işçiliğinde, kumaşlarda, kitap süslemeciliğinde, ebru sanatında, halı ve kilim desenleri üzerinde, günümüze yaklaştıkça da küçük ev eşyalarında sıkça kullanılmıştır. Günümüzde de geleneksel motiflerden beslenerek, bu motifleri özgün tasarımlarla farklı alanlarda uygulama arayışları devam etmektedir. Tarama modelinde desenlenen bu araştırma 15. ve 16. yy İznik çini motiflerinin kuramsal çerçevede incelenmesi ve 10 adet linol baskı uygulaması ve bu uygulamaların analizleri ile sınırlıdır. Çini motiflerinin linol baskı tekniğinde uygulanabilirliği üzerine yapılan denemelerde, kolaj tekniği ile tasarlanan kompozisyonlar renkli olarak basılmıştır. Bu araştırma çini motiflerinin linol baskı tekniği ile de uygulanabilirliğini ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: İznik Çini Sanatı, İznik Çini Motifleri, Linol Baskı Resim Tekniği.
Menâkıb-ı Eşref-zâde'nin sözlüğü [Bağlamlı dizin ve işlevsel sözlük]
Eşrefoğlu Rûmî, XV. yüzyıl dînî-tasavvûfî Türk edebiyatının en önemli şahsiyetlerinden birisidir. Tarihî kaynaklarda onun hayatı hakkında yeteri kadar bilgi olmasa da Menâkıb-ı Eşrefzâde bu konuda önemli bir kaynaktır denilebilir. Bursalı Abdullah Veliyyüddin tarafından kaleme alınan bu eser, Eşrefoğlu Rûmî'nin hayatını, menkıbelerini, yetiştirdiği talebelerini, kendisinin ve halifelerinin çeşitli kerâmetlerini anlatır. Bu bakımdan tarihî bir kaynak özelliği taşıyan Menâkıb-ı Eşrefzâde dînî-tasavvûfî Türk edebiyatı açısından önemli görüldüğünden, bu çalışmada onun söz varlığının ortaya çıkartılması amaçlandı. Bu amaç doğrultusunda bağlamlı dizin ve işlevsel sözlük çalışması yapılmaya karar verildi. Sözlük hazırlanırken TEBDİZ veritabanına Menâkıb-ı Eşrefzâde'nin transkripsiyonlu metni yüklendi. Ardından metin içerisindeki kelimeler bağlama uygun olarak anlamlandırıldı. Bu çalışma ile Menâkıb-ı Eşrefzâde'nin sözvarlığı ve mana dünyası ortaya çıkartılarak XVII. yüzyılın sözlüğünün oluşturulmasına katkı sağlanması hedeflenmiş olup bir kültür varlığı daha araştırmacıların istifâdesine sunulmaya çalışılmıştır. Çalışma, giriş dışında iki ana bölümden oluşmaktadır. Giriş kısmında ise Türk edebiyatında menâkıb türüne genel bir bakış başlığı altında menkıbe ve menâkıbnâme edebiyatı hakkında genel bilgiler verildi. Birinci bölümde Menâkıb-ı Eşrefzâde'nin yazarı, konusu, yazılış sebebi ile alakalı bilgiler verilip ele alınan eser hakkında yapılan diğer çalışmalara yer verildi. İkinci bölümde ise Menâkıb-ı Eşrefzâde hakkında daha ayrıntılı inceleme yapılması amaçlandı. Bu amaçla eser içinde yer alan şahıs isimleri, tasavvuf terimleri, kerâmet motifleri, şiirler ve mecaz anlam taşıyan kelime grupları çıkartılarak bunlar hakkında gerekli bilgilendirmeler yapıldı. Çalışmanın ekler kısmı ise Menâkıb-ı Eşrefzâde'nin TEBDİZ projesi kapsamıyla oluşturulan Bağlamlı Dizin ve İşlevsel Sözlüğüne ayrılmıştır.
Şeyhi Divanı`ndan seçilen elli gazelin şerhi
Yaptığımız bu çalışma, 15. Yüzyıl şairlerinden Germiyanlı Şeyhî dîvânından seçilen elli adet gazelin şerhinden oluşmaktadır. Çalışmamız, Dîvân şiirinin kurucularından olan Şeyhî'nin dîvânınındaki gazellerin öneminin gösterilerek edebiyatımıza kazandırılması, anlaşılabilmesi ve hak ettiği değere kavuşması bakımından önem arz etmektedir.Dîvân şiirinin kurucu şairlerinden Şeyhî'nin dîvânı 2003 yılında Halit BİLTEKİN tarafından doktora tezi olarak transkribe edilmiştir.Çalışmamızın ilk bölümünde Şeyhî'nin yaşadığı 15. yüzyılın tarihî ve edebî yönden genel bir değerlendirilmesi yapılmıştır. Ardından Germiyan kelimesi ve Germiyanoğulları hakkında bilgi verilerek Kütahya'nın konumu vurgulanmıştır. Daha sonra ise Şeyhî'nin hayatı, eserleri ve edebî şahsiyeti üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde de metin şerhine dair kısaca bilgiler verildikten sonra şerhe geçilmiştir.İkinci bölüm Şeyhî'nin elli adet gazelinin şerhinden oluşmaktadır. Bu gazelleri, Şeyhî'yi ve devrini yansıtacak şekilde seçmeye çalıştık. Genellikle yedişer beyitten oluşan gazellerin içinde beş beyitten oluşan gazeller olduğu gibi altı, sekiz ve dokuz beyitten oluşan gazeller de vardır.Gazel incelemesinde öncelikle bütün olarak gazelin tamamını verdik. Ardından beyit beyit incelemeye geçtik. Beyti önce nesre çevirip kelimelerin anlamlarını altına koyduk. Daha sonra da beytin açıklamasına geçilmiştir. Açıklamalarda, kelimelerin Dîvân şiirindeki kullanım alanları ve mânâları değişik kaynaklardan aktarılmıştır. Bundan sonra, bu anlamların ışığında şairin vurguladığı ve anlatmak istediği açıklanmaya çalışılmıştır. Kelimelerin ikinci anlamlarıyla oluşturulan anlam derinliklerine değinilmeye çalışılmıştır. Mümkün mertebe edebî sanatlar izâh edilmiştir.Çalışmamızda faydalandığımız eserler kaynakça kısmında belirtilerek dizin bölümü ve gazellerin eski metinlerinden örneklerle teze son verilmiştir.?Şeyhî Dîvânı'ndan Seçilen Elli Gazelin Şerhi? isimli çalışmam esnasında bana vermiş olduğu bilgi, destek ve yönlendirmelerinden dolayı tez danışmanım, Dumlupınar Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretim Üyesi olan saygıdeğer hocam Yrd. Doç. Dr. Kadir GÜLER'e teşekkürü bir borç bilirim. Ayrıca, yüksek lisans çalışmalarım sırasında bana verdiği destekten ve zamanını benimle paylaşmasından ötürü sevgili eşim Müjgen Yakut ÇALIŞKAN'a ve sabırlarından dolayı kızlarım Ayşe Beyza, Fatma Zehra ve Dilârâ'ya minnet ve şükranlarımı sunarım.Anahtar Kelimeler: 15. yüzyıl, Germiyan, Germiyanoğulları, Kütahya, Şeyhî, Şeyhî Divanı, Elli Gazel, Şerh.
Şerif'in Yusuf u Züleyha'sı
Ahsenü'l- kasas vasıflandırmasıyla Kur'an kıssaları içinde çok özel bir yeri olan Yusuf kıssası, dini ve beşeri yönleriyle insanlığı derinden etkilemiştir. Kitab-ı Mukaddes'in Tekvin bölümünde de geniş ve ayrıntılı olarak işlenmiştir. Edebiyat dünyasına zengin bir kaynak sunmuştur. Hikâyenin bu yönüyle evrensel kültürde çok önemli bir ortak taban oluşturduğu söylenebilir. Bu çalışmamızı Uppsala Üniversitesi Kütüphanesinde O. BJ. 22 numarada kayıtlı Eski Türk edebiyatı metinlerden olduğunu tespit ettiğimiz Şerîf mahlaslı müellifin Kıssa-i Yûsuf adlı mesnevisi oluşturmaktadır. Giriş bölümünde Yûsuf Kıssası başlığıyla Yûsuf Kıssasının Kur'an ve Tevrat'taki metinleri nakledildi. Sonrasında Arap ve Fars edebiyatında yazılan Kıssa-i Yûsuflar hakkında bilgiler verildi. Bu bölümde son olarak Türk Edebiyatında yazılan Kıssa-i Yûsuf mesnevîleri XV. yüzyıl ve öncesi yazılanlar ve XV. yüzyıl sonrası yazılanlar olarak iki grupta incelendi. Bu mesnevilerle ilgili bilgiler verildi. Birinci bölüm Şerîf ve Kıssa-i Yûsuf Mesnevîsi başlığını alır. Bu bölümde eserin müellifi, nazım şekli, vezni, yazılış sebebi ve eserin kaynaklarıyla ilgili bilgiler verildi. Bununla beraber eserin yazılış tarihinin belli olmadığından, eserin neden XV. yüzyılda yazılmış olabileceği ifade edildi. İkinci bölüm Kıssa-i Yûsuf'un incelenmesi başlığını alır. Bu inceleme Kıssa-i Yûsuf'un dış yapısı ve Kıssa-i Yûsuf'un içyapısı olarak iki grupta ele alındı. Üçüncü bölümde metnin transkripsiyon harfleri, metnin çevirisinde izlenen yol ve metne yer verildi. Son olarak da sonuç, arkaik kelimeler sözlüğü, dizin ve kaynakça konularak araştırmacıların istifadesine sunuldu. Anahtar Kelimeler: Mesnevî, Yûsuf, Zeliha, Yakûb, Eski Türk edebiyatı, Şerîf
Behişti'nin Leyla vü Mecnun mesnevisi (İnceleme-metin)
ÖZET BEHİŞTÎ'NİN LEYLA VÜ MECNUN MESNEVİSİ (İNCELEME-METİN) Zeynel Abidin AYGÜN Doktora Tezi, Türk Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı Danışman: Prof. Dr. Mine MENGİ Mart 1999, 4-İ7sayfa Tez, Anadolu'da ilk kez hamse yazan XV. yy divan şairlerinden Behiştî'nin elimize ulaşan Leylâ vü Mecnûn mesnevisinin bilinen tek nüshasından çevrilen transkripsiyonlu metin, bu metnin incelemesi ve eserin Nizami ile Fuzuli'nin Leyla vü Mecnun mesnevileriyle karşılaştırılmasından oluşmaktadır. Behiştî'nin Leylâ vü Mecnûn mesnevisi gerek dil ve anlatımı, gerekse divan şiirinin biçimsel özellikleriyle (aruz, kafiye vb.) imaj dünyasını başarıyla yansıtmasının yamsıra, yalın ama güçlü tahkiye tekniğiyle de dikkati çekmektedir. Behişti, ünlü İran şairleri; Nizamî (Türk kökenli), Molla Câmî ve Husrev-i Dehlevî'den etkilenmiştir. Sanatçı eserinde özellikle "ızdırap" ve "vahdet" inancım vurgulamış; bu dünyada birlikte olamayan sevgilileri öldükten sonra "ilahi aşk" içerisinde (aynı mezarda) bir araya getirmiştir. Sanatçının eseri; "ızdırab"a ve "vahdet" inancına vurgu yapması; ayrıntılı duygu, kişi ve mekân tasvirleri (yer yer alegorik), öteyandan ilgi çekici imajlanyla diğer Leylâ vü Mecnûn mesnevilerinden ayrılır. Behiştî, eserinde "yeni bir tarz" ortaya koyduğunu söyleyerek övünürse de, sonraki mesnevi şairlerini fazla etkileyememiştir. Ancak, ızdırab ve ilahi aşk'ı vurgulaması bakımından Fuzûlî'yi etkilediği düşünülebilir. Anahtar sözcükler: Divan şiiri, tahkiye, mesnevi, aşk, Mecnûn
Yazıcıoğlu Ahmed Bîcân'ın 1466 tarihli Müntehâ adlı eseri (V.76a-153b) metin-dil incelemesi-dizin
XV. yüzyılın önemli mutasavvıf ve alimlerinden biri olan Ahmed Bîcân, Gelibolu'da yaşamış ve Müntehâ da dahil bütün eserlerini burada kaleme almıştır. Müntehâ, Muhyiddin İbnü'l-Arabî'nin Fusûsü'l-Hikem ismiyle bilinen eserinin Cendî şerhine karşılık olarak yazdığı Arapça eserin Türkçeye çevrilmiş şeklidir. Ahmed Bîcân, Müntehâ'yı ilk olarak 1453 yılında yazmış ardından 1466 yılında çeşitli eklemeler ve çıkarmalar yaparak eseri tekrar kalemden geçirmiştir. Bu çalışmanın konusu, Ahmed Bîcân'ın 1466 tarihli Müntehâ isimli eserinin 76a-153b varaklarından oluşmaktadır. Çalışmada esas alınan nüsha İBB Atatürk Kitaplığı Bel Yz K.000784 numara ile kayıtlı olan el yazma eserdir. Çalışma; Ahmed Bîcân'ın Hayatı ve Eserleri, Müntehâ'nın Dil İncelemesi, Metnin Transkripsiyonu ve Dizin olmak üzere dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde yazarın hayatı, ailesi ve eserleri hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümde Müntehâ'nın telif sebebi, tarihi, muhtevası, nüshaları ve kaynakları açıklanarak transkripsiyonu yapılan metnin ses ve şekil bilgisi incelenmiştir. Üçüncü bölümde metnin transkripsiyonu yapılmıştır. Dördünü bölümde metin içerisinde geçen kelimeler dizin ve özel adlar dizini başlığı altında alfabetik olarak sıralanmış ve anlamları açıklanmıştır. İnceleme sonucunda tespit edilen bulgular sonuç bölümüne eklenmiştir. Ayrıca 1466 tarihli nüshanın 1453 tarihli nüsha ile mukayesesi yapılıp farkları ortaya konulmuştur.
15. yüzyıl şairlerinden Mesihi'nin Gül-i Sad-Berg'i
Karamanlı Aynî Divanı'nın cemiyet açısından tahlili
Divan edebiyatı, döneminin sosyal hayat unsurlarını bünyesinde barındıran bir edebiyattır. Karamanlı Aynî, XV. yüzyılda Anadolu'da yaşamış Divan şairlerinden biridir. Hayatının büyük bir bölümünü Karamanoğulları Beyliği'nin merkezi konumunda olan Karaman'da geçirmiştir. Cem Sultan ve Karaman beyi Kasım Bey ile yakın ilişkiler kurarak dönemin siyasi, sosyal, kültürel ve edebî olaylarına şahitlik etmiştir. Karamanlı Aynî Divanı, içtimâî hayat unsurları açısından zengin bir içeriğe sahip olması, siyasi bir divan olması, hacimli bir eser olması, Cem şairlerinin eserleri arasında günümüze ulaşan tek eser olması, Cem Sultan, Kasım Bey, Karamanoğulları Beyliği ve Osmanlı Devleti ile ilgili önemli ipuçları barındırması, tezkirelerde kendine yer bulamaması, lisansüstü düzeyde veya tahlil bazında hakkında herhangi bir çalışmanın yapılmaması bakımından çalışılmaya değer bulunmuştur. Bu çalışmanın amacı, Karamanlı Aynî Divanı'nın cemiyet unsurları açısından incelenmesidir. Bu amaçla, Aynî Divanı'nda yer alan Türkçe şiirler ele alınarak tahlil edilmiştir. Divanda yer alan cemiyet unsurları titizlikle fişlenmiş, bulgular tasnif edilerek alt başlıklar oluşturulmuş ve şiirler değerlendirilerek sonuçlara ulaşılmıştır. Çalışma sonucunda Karamanlı Aynî Divanı'nın cemiyet unsurları açısından oldukça zengin bir muhtevasının olduğu tespit edilmiştir.
İbn Kemal ve Rafıza'ya bakışı
Şeyhülislam İbn Kemal, Osmanlı'nın en ünlü âlimlerinden birisidir. Osmanlı'nın yükselme dönemi olan XV. ve XVI. yüzyıllarda yaşayan İbn Kemal, görüş ve düşünceleriyle dönemine damga vurmuş, hemen hemen her alanda eser kaleme almıştır. Askerlik görevini ifa ederken yaşadığı bir olay üzerine ilim tahsiline başlayan İbn Kemal, çok bilgili, dindar, devlete ve sultana bağlı, vatanını ve milletini çok seven, çok sayıda öğrenci yetiştirmiş bir âlimdir. Mezheplerle ilgili değerlendirmeleri genel olarak Ehl-i Sünnet'in genel anlayışı istikametinde görülen İbn Kemal, Ehl-i Sünnet dışındaki fırkalarla ilgili değerlendirmelerinde ise çok katıdır. İbn Kemal, bidat ehli olarak kabul ettiği bâtıl fırkaları ve bâtıl fırkalar içerisinde saydığı Rafızîleri sert bir şekilde eleştirmekte, onları küfür ve delaletle itham etmektedir.
Hocaoğlu'nun Milli Kütüphane 06 Yz A 2580 numarada kayıtlı mevlid nüshası (metin-inceleme)
İslamiyet'in kabulünden sonra mevlid metinleri edebiyatımızda önemli bir yer teşkil etmiş, Hz. Muhammed'in doğumu İslam dünyası için büyük önem arz ettiğinden her dönemde mevlid türünde eserler verilmiştir. Klâsik Türk şiirinin gelişme devri olarak adlandırılabilecek XV. asrın başlarında Hocaoğlu isimli sanatkâra ait mevlid metni de bu eserlerden biridir. Birden fazla nüshası bulunan bu metnin tam nüshası günümüzde Milli Kütüphane 06 Yz A 2580 numarada kayıtlıdır. Eserin daha önceden bilinen muhtasar nüshalarından hareketle metin değerlendirme çalışmaları yapılmış ancak bu tam nüsha üzerine metin tespiti ve edebî tahlil yapılmamıştır. Bu çalışma, Hocaoğlu'nun eserinin metin tespitini ve edebî açıdan incelemesini amaçlamaktadır. Bu çalışmada ilk olarak mevlidin tanımı yapılmış, edebiyatımızdaki yeri ve önemi üzerinde durulmuş, bilhassa söz konusu eserin de yazılmış olduğu 15.yy edebiyatı özelliklerinden bahsedilmiş ve mevlid metinlerinden söz edilmiştir. Daha sonra Hocaoğlu'nun sanatı ve edebi kişiliğine yer verilmiştir. Metin şekil ve muhteva yönüyle incelenmiş daha sonra metnin transkripsiyonlu yazımına geçilmiştir. Aynı zamanda metnin dil içi çevirisi de yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Hz. Muhammed, Mevlid, Hocaoġlu, 15.yy Türk edebiyatı
Ahmed-i Dâ'î Divanı tahlili
Ahmed-i Dâ'î Divanı Tahlili isimli çalışmamızda, Ahmed-i Dâ'î'nin şiirlerini büyük ölçüde ihtiva eden Türkçe Divanı'nda yer alan şiirler kavramsal açıdan tahlil edilmiştir. Çalışmada Türk Dil Kurumu tarafından 2001 yılında yayımlanan, Mehmet Özmen'in Ahmed-i Dâ'î Divanı ( Metin- Gramer- Tıpkıbasım) isimli eser esas alınmıştır. Önce tüm beyitler günümüz Türkçesine aktarılmış daha sonra ise Ahmed-i Dâ'î'nin Divanı'nda yer alan şiirler tahlil metoduna göre kavramsal açıdan tasnif edilmiştir. Çalışmamızda, öncelikle tasnif edilen kavramlarla ilgili bilgiler verilmiş, daha sonra divan şiiri geleneğinde kavramların kullanımı açıklanmış, son olarak ise şairin bu kavramları kaside ve gazellerinde kullanım şekli beyitlerden örneklerle bir kompozisyon oluşturacak şekilde ifade edilmiştir. Bu çalışma ile XV. asrın başlarında yaşamış ve çeşitli alanlarda eserler kaleme almış âlim bir sanatkâr olan Ahmed-i Dâ'î'nin hayal ve benzetme dünyasındaki eğilimleri ortaya konulmuştur. Ayrıca şairin sadece XV. asır Türk şiirindeki yeri değil geçmişten geleceğe Türk şiirindeki yerini daha net bir şekilde ifade etmek amaçlanmıştır.
Divan şiirinde servi (15. ve 16. yüzyıllar)
Divan şiirinin anlaşılabilmesi için Divan şairlerinin şiirlerini meydana getirirken yararlandıkları mazmun ve benzetme dünyasının, bu dünyayı oluşturan motiflerin bilinmesi gereklidir. Sözünü ettiğimiz Divan şiirinin benzetme ve hayal dünyasında tabiatın önemli bir yeri vardır. Tabiat bu şiirde bütün unsurlarıyla yer alır. Özellikle çiçekler, ağaçlar, hayvanlar vb. unsurlarla ilgili benzetmeler Divan şiirinin temelini oluşturur. Servi de tabiatın vazgeçilmez bir parçası olarak şiirlerde sıklıkla yer almıştır. Özellikle Divan şiirinin başlangıç ve gelişme dönemlerinde, 15. ve 16. yüzyıllarda Osmanlı bahçe kültürünün de değişimiyle şiirlerde bitkiler ayrı bir önem kazanmıştır. Bu süreçle birlikte servi de Divan şairinin hayal bahçesini süslemiştir. Çalışmamızda, Divan şiirinde önemli bir benzetme unsuru olarak şairlerin çok sık kullandıkları servinin, hangi özellikleriyle ve nasıl kullanıldığını örnek beyitlerden yola çıkarak ortaya koymaya gayret ettik. Metin merkezli araştırmamızda 15. ve 16. yüzyıllardan seçtiğimiz 20 divanı tarayarak beyitlerle, servinin şiirde üzerinde durulan yönlerini, diğer tabiat unsurlarıyla ilişkisini ortaya çıkarmaya çalıştık. Servinin Divan şiirindeki yeri, servinin özellikleri, servi çeşitleri ve serviyle ilgili benzetmeler, servinin tabiattaki yeri, doğanın bir parçası olarak aynı beyitte birlikte anıldığı bitki ve hayvanlar vb. hakkında bilgi verdik. Çalışmanın sonunda 15. ve 16. yüzyıl Divan şiirinde, örneklerden yola çıkarak servinin kullanım sıklığını ve hangi özellikleriyle öne çıktığını değerlendirdik. Ayrıca çalışmanın sonuna redifi servi olan kaside ve gazel metinlerini de ekledik. Sonuç olarak, 'Divan Şiirinde Servi (15. ve 16. Yüzyıllar)' başlıklı tez çalışmamızda; servinin Divan şiirindeki yerini, önemini, ilham verdiği benzetmeleri, taranan divan metinlerindeki örnekler yardımıyla göstermeye çalıştık. Anahtar Kelimeler: Servi, Divan şiiri, tabiat, benzetme.
Ahî Dâ'î ve Türkçe manzum eseri: Fütüvvetnâme-i Tarsûsî (İnceleme-metin)
Bu tez çalışması XV. Yüzyıl Osmanlı yönetimindeki Anadolu'da halen canlılığını koruyan Ahilik düşüncesinin bir yorumu kabul edilebilecek Fütüvvetnâme-i Tarsûsî'yi konu edinmektedir. Yazarı Ahî Dâ'î hakkında yeterli biyografik bilgiler yok olsa da bilindiği kadar tek nüshası bulunan eser diğer manzum fütüvvetnâmelerle ortak yönleri olmakla beraber ayet ve hadislerden, Mesnevî'den alıntılar, peygamber kıssaları, şeyh ve mürid adabı gibi tasavvufi öğeler ağırlıklı olarak konuların işlenmesiyle farklı ve özgün bir karakter sergilemektedir. Çalışmada Fütüvvet ve Ahilik kavramlarına ve tarihine, Tasavvuf ile ilgisine, çeşitli tarikatlarla irtibatına ilişkin genel bilgiler ardından farklı dillerde mensur ve manzum olarak telif edilmiş matbu ve yazma fütüvvetnâmeler hakkında bilgiler verilmiştir. Çalışmanın asıl konusunu oluşturan Ahî Dâ'î ve Fütüvvetnâme-i Tarsûsî hakkında tanıtıcı bilgiler ardından adı geçen eser dini ve tasavvufi konu ve kavramlar bağlamında incelenmiş, Fütüvvet erkân ve âdâbına ilişkin kavramlar üzerinde durularak değerlendirilmeye çalışılmıştır. Tez çalışmasında genelde Tasavvuf Tarihi özelde Fütüvvet ve Ahilik alanı çalışmalarında önemli bir katkı sağlayacağı düşüncesiyle ve geçmişte herhangi bir çalışmaya konu edilmemiş olması nedeniyle tek nüsha olan eser metni günümüz Türkçe alfabesine aktarılarak sunulmuştur.
Osmanlı Devleti XV. yüzyıl kelamcıları -İbn Kemâl, Taşköprülüzâde ve Birgivî örneği-
XVI. Yüzyıl Osmanlı Devleti'nin siyasî, askerî ve ekonomi alanında olduğu gibi ilim ve bilimde de zirvede olduğu dönemdir. Bu yüzyılda ilim ve bilim alanında birçok bilgin yetişmiş ve önemli eserler bırakmışlardır. Literatür taramamızda Osmanlı'nın yükseliş devrinde kelâm ilminde şerh ve haşiye çalışmalarının ağırlıkta olduğu görülse de özgün eserler de verilmiştir. Özellikle bu yüzyılda meşhur olan Şeyhülislâm İbn Kemâl, Taşköprülüzâde Ahmed Efendi ve İmam Birgivî gibi üç Türk kelâmcısı dikkatleri çekmektedir. İbn Kemâl devlet hizmetinde olması dolayısıyla o dönemde yoğun olan Şiî propagandasına karşı yazdığı risâleler ve verdiği fetvalarla halkın tereddütlerini gidermiş ve padişaha destek olarak ülkenin birliğini, dirliğini sağlamıştır. Taşköprülüzâde felsefe, kelâm ve tasavvufu şahsında birleştirerek eklektik bir âlim tipini temsil etmiştir. Birgivî ise daha çok halkla iç içe olarak verdiği dersler ve vaâzlarla halkı bilinçlendirmiş, bid'at ve hurafelerle mücadele etmiştir. Bu âlimlerin, bazı konularda farklı düşünceleri olsa da her üçünün de İslâm mezheplerinden Hanefî-Maturidî ekolünü benimsedikleri ve hem devlet kademeleri hem de halk nezdinde Sünnî İslâm anlayışının yerleşmesi için yoğun çaba harcadıkları görülmektedir. Sahip oldukları ahlâk ve aldıkları eğitim doğrultusunda hayatları boyunca devlete ve millete hizmet etmişlerdir. Anahtar Kelimeler: Osmanlı, Kelâm, İbn Kemâl, Taşköprülüzâde Ahmed, Birgivî
Batı Türkçesi ve Doğu Türkçesinde -sA biçimbirimi ve şart ifadesi üzerine karşılaştırmalı bir çalışma (15. ve 16. yüzyıllardan seçilen metinler örnekleminde
Bu çalışmada Batı Türkçesi ve Doğu Türkçesinde -sA biçimbirimi ve şart ifadesi, 15. ve 16. yüzyıllardan seçilen metinler örnekleminde karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Çalışma kapsamında Batı ve Doğu Türkçelerine ait beşer metin bulunmaktadır. Bunlar, 15. ve 16. yüzyıllarda Doğu Türkçesinden Batı Türkçesine çevrilmiş metinlerden Kitâb-ı Güzîde'nin (Akâid-i İslâm), Mecâlisü'n-Nefâis'in ve Tevârîh-i Mülûk-i Acem'in Doğu Türkçesi ve Batı Türkçesi metinleri ile Gülistan Tercümesi ve Tezkîretü'l-Evliyâ'nın Farsçadan Doğu ve Batı Türkçesine yapılmış çevirileridir. Giriş bölümünde çalışmanın konusu, amacı, önemi, sayıltıları ve sınırlılıkları ile çalışmada kullanılan bazı terimler ile ilgili bilgiler verildikten sonra, ikinci bölümde kuramsal açıklamalar yapılmıştır. Üçüncü bölümde ise araştırma modeli, araştırma evreni ve veri toplamada kullanılan araçlar ile ilgiler bilgiler yer almaktadır. Dördüncü bölümde, Doğu Türkçesi metinlerindeki -sA biçimbiriminin tüm kullanımları ve bunların Batı Türkçesindeki -sA biçimbirimli olan ve olmayan karşılıkları verilmiştir. Beşinci bölümde ise yalnızca Batı Türkçesinde -sA biçimbirimli olan yapılar sınıflandırılmıştır. Altıncı bölümde, -sA biçimbirimli yapılar, söz öbeği ve cümle ögesi oluşları bakımından, yedinci bölümde ise şart anlamı içermeleri ve içermemeleri bakımından tasnif edilmiştir. Şart anlamı taşımayan yapılar içerisinde, dilek, gereklilik ve yeterlilik anlamı taşıyan -sA biçimbirimli yapılara da yer verilmiştir. Sekizinci bölümde, Batı ve Doğu Türkçesi metinlerinde -sA biçimbirimi ile birlikte kullanılan bağlaçlar belirlenip, şartın basit ve birleşik çekimleriyle kullanılışlarına göre sınıflandırılmıştır. Dokuzuncu bölümde ise -sA biçimbirimini kullanmadan, şart ifade eden birimler tespit ve tasnif edilmeye çalışılmıştır. Çalışma, bulguların yorumlanması ve elde edilen sonuçların paylaşılması ile tamamlanmıştır.
Divan şiirinde güneş (XV-XVI. yy)
Güneş, yaşam döngüsünün devamlılığını sağlaması bakımından önemlidir. Dünya'da yaşam olabilmesi için belirli bir ısıya ihtiyaç vardır. Güneş'in ısı ve ışık kaynağı olması ona duyulan gereksinimi arttırmıştır. Divan şiirinde "güneş" çeşitli hayal ve benzetme unsurlarıyla kullanılmıştır. Şairler güneşi çoğunlukla ısısı ve parlaklığı dolayısıyla anmışlardır. "Divan Şiirinde Güneş", adlı bu tezde XV. -XVI. yüzyıllara ait divanlardan seçilen örnek beyitlerden yola çıkılarak divan şiirinde "güneşin" yeri, kullanımı ve özellikleri tespit edilmiştir. Güneş sözcüğünün yanı sıra çalışmada bu sözcüğün eş anlamlılarına da yer verilmiş, kullanım sıklıkları belirlenmiştir. Bir gök cismi olarak güneşin özellikleri; İslamiyet'te, tasavvufta, mitolojide ve Türk kültüründeki yeri; din, tabiat ve sosyal hayattaki önemi; âşık ve sevgili ile ilgisi; divan şiirindeki kullanımı vb. hakkında seçilmiş olan 20 divanın taranmasıyla elde edilen malzemeden ve divan şiiri geleneğinden yararlanılarak güneşin divan şiirinin anlam dünyasındaki yeri ile ilgili ayrıntılı bilgi verilmiştir. Yapılan inceleme metin merkezli olup divanlardan seçilen örnek beyitler esas alınarak gerçekleştirilmiştir. Çalışmaya dâhil edilen divanlardan tespit edilen ilgili kelimelerin, divanlardaki kullanım sıklığına göre tablolar oluşturulmuştur. Çalışmanın sonunda bu tablolarda kelimelerin kullanımına dair sayısal dökümler verilmiştir. Anahtar kelimeler: Divân şiiri, felek, yıldız, güneş.
Divan şiirinde mum (XV-XVI. yüzyıllar)
Mum, divan şiirinde önemli yeri olan bir motiftir. Birçok şair, mum motifini ve muma karşılık gelen kelimeleri şiirlerinde kullanagelmiştir. Bu tez çalışmasında XV-XVI. yüzyılda mum motifinin, mumun özellikleri ve benzetme unsurları bakımından ele alınış şekli incelenmeye çalışılmıştır. Çalışmada ilk olarak mumla ile ilgili genel bilgilere yer verilmiştir. Mumun Osmanlı tarihindeki, Türk kültüründeki yeri ve divan şiirindeki kullanımı vurgulanmıştır. Mumla ilgili olan âdet ve gelenekler, deyimler ve mum çeşitleri işlenmiştir. Ayrıca mum ile ilgili benzetmeler ele alınıp muma karşılık gelen kelimeler üzerinde durulmuştur. Bunun yanı sıra mumun hangi özelliklerde kullanıldığı da seçilen beyitler üzerinden açıklanmıştır. Son olarak tezle ilgili elde edilen verilerin istatiksel durumu tablolar ve grafiklerle gösterilerek sonuç bölümünde genel bir değerlendirme yapılmış ve bazı çıkarımlar elde edilmiştir.
XV. - XVI. yüzyıllarda Güzelhisar kazası
Osmanlı Devleti'ne ait en önemli arşiv kaynaklarından biri de hiç şüphesiz tahrir defterleridir. Tahrir defterleri sayesinde bir bölgenin sosyal, ekonomik ve demografik durumunu tespit etmek mümkündür. Bu çalışmada BOA, TD, 1/1M, 8, 87, 148 ve TKGM, KK, TD, 129 numaralı Tahrir Defterleri ışığında, 15. ve 16. yüzyıllarda Güzelhisar Kazası'nın nüfusu ve iktisadi durumu tespit edilmeye çalışılmıştır. Tarihi çok eskilere dayanan Güzelhisar, 14.yüzyıl başlarında Türk, 1426'da da kesin olarak Osmanlı hâkimiyetine girmiştir. Bu tarihten sonra Anadolu Eyaleti'nin Aydın Sancağına bağlı bir kaza olan Güzelhisar, tahrir defterlerinde Güzelhisar kazası olarak geçmektedir. Bazı kaynaklarda ise Aydın Güzelhisarı şeklinde adlandırılmaktadır. 1461 yılı kayıtlarında 7 mahalle ve 30 karye ihtiva eden kaza, 1573 yılına gelindiğinde 9 mahalle ve 61 karyeyi barındıran büyük bir kaza haline gelmiştir. Yüz yılı aşkın sürede kaza nüfusunda üç kat artış gözlenmektedir. Kaza-i Güzelhisar'da başlıca ekonomik faaliyetler toprağa dayanmaktadır. Uygun iklim koşullarına ve verimli topraklara sahip kazada en çok yetiştirilen ürünler buğday, arpa, darı, nohut, börülce, mercimek, pamuk, susam, keten ve kendirdir. Kazada yoğun tarım faaliyetlerinin yanı sıra bir diğer önemli geçim kaynağı ise küçükbaş hayvancılık ve arıcılıktır. Anahtar Kelimeler: Güzelhisar, Aydın, Osmanlı Devleti, Tahrir Defteri
Mustafa Bin Şuca'nın Nesrü'l-Leali şerhi (İnceleme-metin)
15. asır Osmanlı âlimlerinden Mustafa bin Şücâ, Evrenoszâde Ahmed Bey'in isteği üzerine Nesrü'l-leâlî, isimli vecizeler derlemesini Türkçe olarak şerh etmiştir. Nesrü'l-leâlî, Hz. Ali'ye ait 267 Arapça özlü sözü elifba sırasına göre ihtiva eden bir kitapçıktır. Mustafa bin Şücâ bu vecizeleri mensur olarak şerh etmiş; şerh sırasında ele aldığı sözlerle ilgili âyet ve hadislerden, Arapça, Farsça ve Türkçe şiirlerden, ayrıca bazı hikâyelerden faydalanmıştır. Bu özlü sözlerde İslâm esaslarına bağlı olarak inanç, ibadet, ahlâk ve adap konuları ele alınmıştır. Bu çalışmada klasik Türk edebiyatındaki tercüme ve şerh geleneği hakkında bilgi verildikten sonra Mustafa bin Şücâ'nın yegâne kitabı olan Nesrü'l-leâlî şerhi tanıtılıp incelenmiştir, son olarak adı geçen tercüme ve açıklamanın çeviri yazılı metni sunulmuştur.
Gülşen-i İrâz Elvan Şirâzî (inceleme-metin-dizin)
Gülşen-i Râz, Şebisteri' nin yazdığı tasavvufî eserdir. Eser yazıldığı tarihten itibaren çok beğenilmiş ve tasavvufî aşkı ve tasavvurun mecazlarını anlatan bir başvuru eser niteliği kazanmıştır. Birçok şerhi yapılmış, ayrıca birçok şaire ilham kaynağı olmuştur. Gülşen-i Râz, 15. yy 'da Elvan Şirâzî tarafından Türkçe'ye çevrilmiştir. Şirâzî, eseri birebir çevirmek yerine birçok eklemeler yaparak genişletmiştir. Şair, eseri sade bir Türkçe ile kaleme almıştır. Eser, divan şiirinin gelişmesinde etkili olmuştur. Bu tezimizde Gülşen-i Râz 'm konusu başta olmak üzere yazıldığı dönemin dil özelliklerini incelemeye çalıştık. Tezimiz altı bölümden oluşmaktadır. I. bölümde eser ve eserin müellifleri; Şebüşteri, Elvan Şirâzî ve müstensihi Derviş Fedâyi hakkında bilgi verilmiştir. Eserin nüshaları ve konusu hakkında bilgiler yine bu bölümde ele alınmıştır. II. bölümde ise eserin imlâ özellikleri ele alınmıştır. III. bölümde ses bilgisi açısından eserin özellikleri incelenmiştir. IV. bölümde isim ve fiil çekim ekleri başta olmak üzere isim,isim fiil, sıfat, sıfat fiil, zamir, zarf, zarf fiil, edat ve fiil üzerinde durulmuştur. İsimler ve fiiller yapılatma göre de incelenmiştir. V.bölümde ise eserin çevriyazısı bulunmaktadır. Ayrıca bu bölümde üzerinde çalıştığım iki nüshada görülen farklar dipnot şeklinde verilmiştir. Altıncı bölümde eserin sözlüğü ve dizini verilmiştir. Sözlük bölümünde kelimelerin anlamları, dizin bölümünde ise kelimenin aldığı ekler ve kelimenin geçtiği yerler sayfa ve beyit numaralarıyla verilmiştir.
15. yüzyıl divanlarındaki kasidelerde nesib bölümü
15. yüzyıl sadece edebiyat açısından değil, tarihî gelişmeler bakımından da önemli bir dönemdir. Bu yüzyılda Osmanlı Devleti, yükselme sürecine girmiş ve büyük askerî, siyasî başarılar kazanmıştır.15. yüzyılda Osmanlı padişahlarının fethettikleri yerler, kültür merkezi hâline getirilmiştir. Devlet adamları sanatçılara büyük önem vermişlerdir. Padişahlar kendileri de sanatla uğraşarak bu konuda ne kadar samimi olduklarını göstermişlerdir.Osmanlı Devleti'nin sanata ve sanatçıya verdiği değer edebiyat alanında da hızlı bir gelişmeyi beraberinde getirmiştir. 14. yüzyılda ilk başarılı örneklerini gördüğümüz dîvân şiiri, 15. yüzyılda büyük bir gelişme göstermiştir. Hem sanatçı sayısı artmış, hem de verilen eserlerin sanat değeri yükselmiştir.15. yüzyılda yazılan kasidelerin sayısı bir önceki yüzyıla göre oldukça fazladır. Bu yüzyıldan itibaren kaside yazmak, gelenek hâline gelmeye başlamıştır. 16. yüzyılda da bu ivme devam etmiştir. Anadolu sahasında yazılan kasideler, Fars şiiriyle yarışacak düzeye ulaşmıştır. Padişahların ve devlet adamlarının himayesi altına girmek isteyen şairler, özellikle methiyye türünde kasideler yazmayı tercih etmişlerdir.Nesib bölümü, kasidede methiyyeden sonra en çok dikkat çeken bölümdür. Bu bölümde, dîvân şiirinde kullanılan mazmunların büyük bölümüne rastlamak mümkündür. Beyitleri, bir gazelin beyitlerinden ayırmak hayli zordur. Bu çeşitlilik nedeniyle 15. yüzyıl kasidelerinin nesib bölümü oldukça geniş bir incelemeyi gerektirmektedir.Kasidecilik geleneğinin başlangıcı sayılabilecek şair, Ahmed Paşa'dır. Dönemin en çok kaside yazmış şairlerinden biri olan Ahmed Paşa, kendisinden sonraki birçok sanatçıyı da etkilemiştir. Hem aynı yüzyılda hem de sonraki dönemlerde Ahmed Paşa'nın kasidelerine nazireler yazılmıştır. Kasidenin nazire yazılan bir tür hâline gelmesi, bu türün ulaştığı noktayı göstermektedir.
Avnî Dîvânı'ındaki gazellerin mahlas beyitlerinin tahlili
Bu çalışma, 15.yüzyıl şair padişahlardan olan Avnî (Fatih Sultan Mehmet)'nin divanındaki gazellerinin mahlas beyitlerinin tahlili üzerine bir çalışmadır. Bu çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde mahlas terimi ve kullanımları hakkında genel bilgiler verilmiştir. Daha sonra da şairin benliğini anlamada mahlas beyitlerinin önemi üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde ise sanat ve saltanat ilişkisinden yola çıkılarak Sultan şairler ve kullandıkları mahlaslar hakkında kısa bilgiler verilerek örnekleme yoluna gidilmiştir. Üçüncü bölümde ise Avnî'nin mahlas beyitleri konu başlıklarına göre sınıflandırılarak tahlil edilmiştir. Bu tahliller sonucunda Avnî'nin gazellerindeki mahlas beyitlerinde en çok hangi konular üzerinde durduğu tespit edilip bu konuların şairin kişiliği hakkında bilgi verip vermeyeceği noktasında bir değerlendirmeye gidilmiştir.