Yaşlanma
Bu konu başlığı altında 186 tez
Sıçan izole torasik aortunda perivasküler adipoz doku fonksiyonundaki yaşa bağlı değişimin In Vitro ve In vivo çalışmalarla değerlendirilmesi
Perivasküler adipoz doku (PVAD), kan damarlarının dışını çevreleyen yağ tabakası olup fizyolojik koşullarda salıverdiği gevşetici faktörler ile kasılma karşıtı etki göstererek damar tonusunun kontrolüne katkı sağlar. Bu tez çalışmasında, sıçan izole torasik aortasında PVAD'ın kasılma karşıtı etkisi fonksiyonel olarak karakterize edildi. 10-12 haftalık genç sıçanların izole torasik aortasında, noradrenalin (10-10 – 10 -4 M) ile elde edilen kasılmalar PVAD varlığında azaldı ve bu yanıt PVAD'ın kasılma karşıtı etkisini gösterdi. Bu yanıtların endoteli zedelenmiş halkalarda ve L-NAME (10-4 M) varlığında değişmemesi, PVAD'ın kasılma karşıtı yanıtının endotelden bağımsız olduğu ve nitrik oksit (NO) dışı bir gevşetici faktörün buna aracılık ettiği saptandı. 52 haftalık erişkin sıçanlarda PVAD'ın kasılma karşıtı yanıtının yaşa bağlı değişimi incelendiğinde, PVAD'sız dokularda erişkin sıçanlarda noradrenalin kasılma duyarlılığında hafif ancak anlamlı bir artış oldu. Bu artış PVAD varlığında genç sıçanlardaki gibi inhibe edildiğinden erişkin yaşta PVAD'ın kasılma karşıtı fonksiyonunun devam ettiği ve vasküler kasılmayı tonik inhibitör etkisiyle sınırladığı tespit edildi. Ancak, endotele bağlı gevşemeler incelendiğinde erişkin sıçanlarda, genç gruptan farklı olarak, asetilkolin (10-9 – 10-5 M) ile elde edilen gevşemeler hem PVAD'lı hem de PVAD'sız dokularda azaldı. PVAD'ın vasküler reaktivite üzerindeki koruyucu rolü in vitro ve in vivo yüksek fruktoz varlığında da incelendi. Hem banyo ortamında 40 mM fruktoz ile 1 saat inkübe edilen arterlerde hem de 12 hafta boyunca %10 fruktozlu su verilerek hipertansiyon oluşturulan sıçanların izole arterlerinde PVAD'ın kasılma karşıtı fonksiyonu devam etti. In vitro yüksek fruktoz ve mannitol gruplarında değişmeyen asetilkolin gevşemeleri, in vivo deneylere ait kontrol grubunda PVAD varlığında azalırken, hipertansif grubun PVAD'lı dokularında değişmediği saptandı. Bu bulgulara göre, PVAD'ın kasılmalar üzerindeki bu etkisi erişkin sıçanlarda veya fruktozla ilişkili metabolik ortamda devamlılığını korumaktadır. Bununla beraber, yaşa bağlı olarak PVAD'ın endotele bağlı gevşemeler üzerindeki düzenleyici etkisinin değişebileceği düşünülebilir. Ancak, fruktozla ilişkili metabolik bozulmaların erken döneminde muhtemelen değişen adiposit metabolizmasına bağlı olarak PVAD'ın potansiyalize olabileceği ve salıverilen farklı adiposit-kökenli gevşetici faktörlerin vasküler fonksiyonu kısmen koruyabileceğine işaret eder.
Onkoloji hemşirelerinde yaşlanma anksiyetesi, mesleki stres ve psikolojik sağlamlık arasındaki ilişki
Bu tanımlayıcı ilişkisel araştırma, onkoloji hemşirelerinde yaşlanma anksiyetesi, mesleki stres ve psikolojik sağlamlık arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırma, Aralık 2023 – Şubat 2024 tarihleri arasında Ankara ili sınırları içerisinde yer alan bir onkoloji hastanesinde çalışmakta olan 220 hemşire ile yürütülmüştür. Araştırma verilerinin toplanmasında, Kişisel Bilgi Formu, İlişkisel Yaşlanma Anksiyetesi Ölçeği, Hemşire Stres Ölçeği ve Hemşireler için Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler ve Spearman korelasyon analizleri uygulanmıştır. Araştırmaya dahil edilen onkoloji hemşirelerinin yaş ortalaması 33,3±9,3'tür. Katılımcıların %80,9'u kadın ve %55,5'i 6 ay-5 yıl çalışma deneyimine sahiptir. Araştırma sonucunda onkoloji hemşirelerinde ilişkisel yaşlanma anksiyete, mesleki stres ve psikolojik sağlamlık düzeyi orta düzeyde bulunmuştur. Yaşlanma anksiyetesi ve mesleki stres arasında düşük düzeyli pozitif yönlü ilişki, yaşlanma anksiyetesi ve psikolojik sağlamlık arasında düşük düzeyli negatif yönlü ilişki bulunmuştur (p<0,05). Araştırma sonucunda onkoloji hemşirelerinde mesleki stres ve psikolojik sağlamlık arasında ilişki saptanmamıştır. Araştırma sonuçları doğrultusunda, onkoloji hemşirelerinde yaşlanma anksiyetesinin azaltılmasında mesleki stresin yönetilmesine ve psikolojik sağlamlığın desteklenmesine yönelik hizmet içi eğitim ve uygulamaların planlanması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Hemşirelik, yaşlanma anksiyetesi, stres, psikolojik sağlamlık
Polikistik over sendromlu kadınlarda yaşlanma sürecindeki metabolik ve kardiyovasküler değişimlerin sağlıklı kadınlarla karşılaştırmalı olarak incelenmesi
Polikistik over sendromu (PKOS) doğurganlık çağındaki kadınlarda en sık görülen endokrin ve metabolik bozukluk olup, androjen fazlalığı, over disfonksiyonu ve polikistik over morfolojisi birlikteliği ile seyreder. Kardiyometabolik risk faktörleri, özellikle oligo-anovulasyon ve hiperandrojenizmle seyreden klasik fenotiplere sahip PKOS'lu kadınlarda daha sıktır. Ancak PKOS'un klinik ve biyokimyasal özellikleri yaşlanma ile değişir. Bu çalışma ile seçilmemiş bir popülasyonda geçmişte PKOS tanısı almış hastalar ve sağlıklı kontrol grubu yeniden değerlendirilerek yaşlanma ile geçirdikleri değişimin kardiyometabolik risk üzerine olan etkilerini araştırmak amaçlanmıştır. Çalışmaya 2009 yılında tanı alarak uygun fenotiplendirmesi yapılmış halen 35 yaş ve üzerinde olan 41 PKOS'lu kadın ve benzer yaş aralığında sağlıklı kontrol grubundan 43 kadın dahil edilmiştir. Tüm katılımcılar yapılandırılmış görüşme, fizik muayene, antropometrik, hormonal ve biyokimyasal ölçümler ile değerlendirilmiştir. Ayrıca PKOS tanılı 30 kadın ve yaş ile uyumlu sağlıklı 30 kadının ekokardiyografi ölçümü ve vücut kompozisyon analizi yapılmıştır. Çalışmanın sonuçlarına göre, PKOS tanılı hasta ve kontrol grubu arasında vücut kitle indeksi (VKİ), bel çevresi, kalça çevresi, bel/kalça oranı, kan basıncı açısından fark bulunmamıştır. Her iki grupta da 2022 yılında ölçülen testosteron, serbest androjen indeksi (FAİ) ve dehidroepiandrostenedion sülfat (DHEAS) değerlerinde 2009 yılına kıyasla anlamlı düzeyde düşme olduğu görülmüş olup, PKOS tanılı hasta grubunda, kontrol grubuna kıyasla total testosteron, FAİ, DHEAS düzeyleri istatistiksel olarak hala anlamlı olacak şekilde yüksek bulunmuştur. Metabolik sendrom açısından bakıldığında, her iki grupta da yaşlanma ile metabolik sendrom gelişiminin oransal olarak yaklaşık 2 katına çıktığı görülmüştür ancak gruplar arasında metabolik sendrom sıklığı benzer bulunmuştur. PKOS alt fenotipleri arasında da metabolik sendrom gelişimi açısından 2022 yılında farklılık mevcut değildir. Hasta ve kontrol grubunun ekokardiyografik değerlendirmesinde sistolik fonksiyonları, strain ölçümleri ve epikardiyal yağ ölçümü benzer bulunmuştur. Epikardiyal yağ kalınlığı ile VKİ, bel çevresi, bel/kalça oranı, yıllar içerisindeki bel çevresindeki artış ve HOMA-IR arasında pozitif korelasyon olduğu görülmüştür. Ayrıca epikardiyal yağ kalınlığı ile hem tüm vücut yağ yüzdesi ve kütlesi, hem de gövdesel yağ yüzdesi ve kütlesi arasında pozitif korelasyon olduğu görülmüştürsırasıyla (r= 0.285, p= 0.03), (r=0.312, p=0.02), (r=0.262, p=0.04), (r=0.32, p=0.01). Epikardiyal yağ ölçümlerinin sonucunda üç alt fenotip arasında anlamlı farklılık görülmüş olup C fenotipi en yüksek değerlere sahip bulunmuştur (p=0.04). Tüm çalışma grubu FAİ median değerlerine bölündüğünde, daha yüksek FAİ'ye sahip olanlarda daha yüksek epikardiyal yağ kalınlığı olduğu görülmüştür (p = 0.02). Daha yüksek FAİ'li PKOS hastalarında da daha yüksek epikardiyal yağ kalınlığı eğilimi olduğu görülmüştür (p = 0.09). Sonuç olarak, hastaneye başvurmayan seçilmemiş popülasyonda PKOS'lu kadınlar perimenopozal dönemde yaş eşleştirilmiş kadınlara göre daha yüksek androjen düzeylerine sahip olmalarına karşın benzer kardiyometabolik riske sahiptirler. Bununla birlikte, daha ileri yaş grubundaki hastaların uzun süre takip edildiği geniş toplum temelli populasyon çalışmalarına ihtiyaç vardır.
Feminist sosyal hizmet perspektifinden huzurevinde yaşayan kadınların deneyimleri
Bu çalışma, İstanbul'daki huzurevlerinde yaşayan kadınların anlatıları, algıları ve deneyimlerine odaklanmaktadır. Çalışma, yaşlı kadınların anlatılarından yola çıkarak huzurevine taşınma ve yerleşme süreçlerinde kadınların deneyimlerinin ve öznelliklerinin nasıl şekillendiğini ve dönüştüğünü keşfetmeyi amaçlamaktadır. Araştırma, kadınların yaşlanma süreçlerinin toplumdaki farklı tahakküm ilişkilerinin ve eşitsizliklerin kesiştiği önemli bir alan olduğunu savunmakta ve bu tahakküm ilişkilerinin yaşlı kadınların yaşamlarını nasıl etkilediğini tartışmaktadır. Çalışma huzurevine gelme kararının alınması süreçlerini, ev ve aile alanının sembolik ve mekânsal olarak terkinin nasıl gerçekleştiğini, huzurevindeki gündelik yaşamı ve sosyal ilişkileri incelemektedir. Araştırma kapsamında İstanbul'da Engelli ve Yaşlı Hizmetleri Genel Müdürlüğü'ne ve Darüşşafaka'ya bağlı huzurevlerinde ve özel huzurevlerinde yaşayan 22 kadınla derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Görüşmeler NVivo nitel veri analiz programı yardımıyla analiz edilmiştir. Araştırmanın sonuçları, toplumdaki huzurevlerine yönelik olumsuz düşüncelere karşın huzurevlerinin yaşlı kadınların güçlenmesine imkan sağlayan kuruluşlar olduğunu göstermektedir. Buna karşın toplumdaki huzurevlerine ilişkin önyargılar ve bilgi eksiklikleri huzurevlerine başvuruları ve huzurevlerine uyumu zorlaştırmaktadır. Araştırma ile huzurevlerinde yaşlıların haklarının korunması için savunuculuk çalışmalarına ve yaşlıların katılımını artırmaya dönük uygulamaların hayata geçirilmesi ihtiyacı olduğu görülmüştür. Bu çalışmanın huzurevlerinde yaşayan yaşlı kadınlar için güçlendirici ve özgürleştirici feminist sosyal politikaların ve feminist sosyal hizmet uygulamalarının geliştirilmesine katkı sağlayabileceği düşünülmektedir.
Kapitalist zamanın dışında: Queer yaşlılık ve queer zaman
Gündelik hayatı düzenlemenin temel araçlarından olarak zaman, sermayenin çıkarına uygun biçimde disipline edilmektedir. Kapitalist değerler etrafında örgütlenen çağdaş zaman rejimi, baskıcı bir disiplin aracı olarak işlev görmektedir. Zamanlama, hız, tempo gibi unsurları düzenleyen sistem, zamansal normları üretmektedir. Bu bağlamda şeylerin doğru ve yanlış zamanına ilişkin fikirler, yaşam seyrine dair toplumsal beklentiler de ortaya çıkmaktadır. Sermayenin hedeflerine hizmet etmeyenler, kapitalist başarı ölçütlerini karşılamayanlar ise değersiz bir konuma itilmektedir. Bu kesimlerin başında yaşlılar gelmektedir. Verimlilik, bireycilik, rekabet ve hız gibi değerlerin teşvik edildiği neoliberal kapitalist zamanda yaşlıların bir değer üretmediği, sistemin devamlılığına katkı sağlamadığı düşünülmektedir. Yaşlı nüfus, toplum için ekonomik bir yük olarak değerlendirilmektedir. Yaşlıların kendilerine yatırım yapmaları, başarılı bir şekilde yaşlanarak değerlerini artırmaları ve kendileri için uygun görülen performansı sergilemeleri beklenmektedir. Çalışmanın amacı günümüz yaşlılık deneyimini kapitalist zaman bağlamında analiz ederek buna alternatif bir tahayyül ortaya koymaktır. Bu alternatif tahayyül, queer teori ve pratikten yararlanılarak oluşturulmaya çalışılmıştır. Bu tez çalışmasında başarı ve verimlilik baskısına karşı queer bir varoluş öne çıkarılmaktadır. Yaşlılık dönemini belirleyen anlatı ve beklentilerin ötesinde, queer değerler üzerine inşa edilmiş bir yaşamın imkanı üzerine kavramsal bir tartışma yürütülmüştür. Anahtar Sözcükler Yaşlanma, yaşlılık, queer teori, queer zaman, kapitalizm, kapitalist zaman
Polikistik over sendromlu kadınlar ile sağlıklı kontroller arasında yaşlanma ile overde gerçekleşen yapısal ve hormonal değişikliklerin karşılaştırılması: On yıldan uzun süreli prospektif takip çalışması
Çalışmamız polikistik over sendromu (PKOS) olan kadınlar ile sağlıklı kontrol grubu arasındaki overdeki hormonal ve yapısal değişikliklerin yaşlanma süreci boyunca değişimini karşılaştırarak değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Bu çalışma, Maden Tetkik Arama (MTA) kurumundaki kadın personelinin önceden belirlenmiş bir yaygınlık çalışması içinde yürütülen prospektif bir iç içe geçmiş kohort çalışması olarak tasarlanmıştır. Başlangıçta çalışma popülasyonunda Rotterdam kriterlerine göre ≥35 yaşında PKOS teşhisi konulan 68 PKOS hastasından, %60.3'ü olan 41'i katılmayı kabul ederek "çalışma grubu" oluşturmuştur. Ayrıca, başlangıçta sağlıklı kontrol grubu olarak belirlenen 183 sağlıklı kontrol grubu arasından yaş ve vücut kitle indeksi (VKİ) eşleştirilmiş toplam 43 kadın, "kontrol grubu" olmak üzere çalışmaya dahil edilmiştir. Transvajinal/pelvik ultrasonografi, Mart 2022 ile Mart 2023 tarihleri arasında antral folikül sayısı (AFS) ve over hacmi (OV) ölçmek için yapılmıştır. Hormonları değerlendirmek için sabah kan örnekleri alınmıştır [anti-Müllerian hormon (AMH), toplam testosteron (TT), cinsiyet hormon bağlayıcı globulin (SHBG), serbest androjen indeksi (FAI), dehidroepiandrosteron sülfatı (DHEAS)]. Over yapısındaki ve hormonal değişiklikler, yaklaşık 12-13 yıl süren bir dönemde hesaplanan "Delta" ile değerlendirilmiştir. Bu çalışmanın örnekleminde PKOS ve kontrol grupları arasında yaş (sırasıyla 44.1±6.5 ve 46.4±4.2 yıl) ve VKİ [24.7(IQR: 21.9-27.8) ve 25.2(IQR: 23.2-28.9) kg/m2] benzer değerlerdedir. Overlerin yapısal karşılaştırılmasında ise OV ve AFS, PKOS grubunun kontrollere göre her iki overinde de belirgin şekilde yüksek görülmüştür. Takip dönemi boyunca PKOS grubunda kontrol grubuna göre hem sağ overde [sırasıyla, Delta-AFS-sağ: -7.8(±4.7) ve -3.5(±3.2), p=0.008] hem de sol overde [sırasıyla, Delta-AFS-sol: -7.9(±6.2) ve -4.2(±3.1), p=0.022] AFS'de belirgin bir azalma olduğu tespit edilmiştir. Hormonal profil karşılaştırıldığında ise AMH, TT, FAI ve DHEAS'nin kontrol grubuna göre PKOS'ta belirgin şekilde yüksek olduğu görülmüştür. 10 yıl boyunca hormonal değişikliklerin delta değerlerini karşılaştırırken, iii serum TT [sırasıyla, Delta-TT: -11.5 (±12.8) ve -5.2 (±9) ng/dL, p=0.01] ve serum AMH [sırasıyla, Delta-AMH: -2.57 (IQR:-3.35;-1.19) ve -1.15 (IQR:-1.87;-0.69), p=0.007] PKOS grubunda belirgin şekilde daha fazla azalmış olup; delta-SHBG, delta-FAI ve delta-DHEAS arasında iki grup arasında anlamlı fark bulunamamıştır. Serum AMH seviyeleri perimenopozal kadınlarda (ortalama yaş 44) PKOS teşhisi için bir belirteç olarak alıcının işletme karakteristikleri ROC eğrisi analizi ile test edildiğinde, 0.72 eğri altında kalan alan değeri ( Güven Aralığı %95, 0.60–0.83) ile 0.295 ng/mL (spesifiklik %0.81 ve duyarlılık %0.61) eşik değer olarak belirlenmiştir. Sonuç olarak, yaşlanan PKOS'lu kadınlarda sağlıklı kontrollere göre AFS, OV, AMH ve TT'de belirgin şekilde daha fazla azalma olduğu gözlemlenmiştir. Bu parametrelerde görülen azalma daha fazla olmasına rağmen, yaşlanan PKOS'lu kadınlar hala daha yüksek AMH, OV, AFS ve androjen seviyelerine sahiptir. AMH, perimenopozal kadınlarda PKOS teşhisi için yaklaşık 0.70 eğri altında kalan ile orta derecede bir değere sahip olabilir. Yaşlı kadınlarda PKOS için güvenilir bir tanı belirteci belirlemek için yaşa göre stratifikasyonlu seçilmemiş popülasyonlarda daha fazla izlem çalışması gerekmektedir.
Yaşlanma ve zaman algısı
Son yıllarda insan yaşam süresinin artması ve bu süreçte yaşanan sorunlar önem kazanmaya başladı. Bu çalışmada Türkiye'de ve dünyada yaşlanma, yaşlanmanın çeşitleri ve teorileri, zaman, algı, bellek zaman ilişkisi, algıyı etkileyen faktörler ile yaşlanma algısı açıklanarak yaşlanma sürecinde zaman algısındaki değişim incelendi.Yaşımız ilerledikçe nasıl oluyor da zamanın daha hızlı geçtiğini algılamaya başlıyoruz? Beynimizin hangi bölgeleri bu değişimde rol oynuyor? Farklı yaşlardaki deneklere uygulanan zaman tahmin deneyi zamanın geçiş hızının yaşlanmaya bağlı olarak değiştiğini ortaya koydu.Çalışmada 20, 40, 60 ve 80 yaşındaki 16 birey ile görüşüldü. Bu bireyler verilen süreyi herhangi bir zaman ölçme aracı olmaksızın kullandı. Elde edilen tahmin sürelerinin ortalaması saniye cinsinden `yaşlanma ve zaman grafiği' üzerinde tespit edildi.Yaşlar ile zaman algısı arasında istatistiksel olarak fark olup olmadığı varyans analizi ile incelendi. Gruplar arasında veri sayısı az olduğundan parametrik olmayan yöntem olan Kruskal-Wallis H varyans analizi yöntemi kullanıldı. Bu yönteme göre denek sayısının az olmasına bağlı olarak yakın yaşlarda zaman tahmin algısında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı (Ki-kare=7.61, serbestlik derecesi=3, p=0.055).Bu yüzden her bir yaş grubu için ikili karşılaştırma yapıldı. İkili karşılaştırmada her yaşın, diğer yaşlarla arasında ilişki olup olmadığı Mann-Whitney U testi ile incelendi. Buna göre 20-60 yaş ve 20-80 yaş arasında istatistiksel olarak anlamlı farkın olduğu tespit edildi.
Hemşirelik ve bankacılık-finans bölümü öğrencilerinin sağlıklı yaşam biçimi davranışları ve aktif yaşlanma uygulamalarına ilişkin bilgilerinin değerlendirilmesi
Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışı; bireyin var olan sağlığını korumak ve sağlığını geliştirmek için inandığı ve uyguladığı davranışlarının tümü olarak tanımlanmaktadır. Bu araştırma İstanbul Arel Üniversitesi Hemşirelik Bölümü ve Bankacılık - Finans Bölümü öğrencilerinin SYBD ve aktif yaşlanma uygulamalarına ilişkin bilgilerinin değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı - kesitsel biçimdeki çalışmanın evrenini İstanbul Arel Üniversitesi Hemşirelik Bölümü ve Bankacılık Finans Bölümü öğrencileri (367) oluşturmuştur. Evrenin tamamı araştırma kapsamındadır. Araştırma kapsamındaki öğrencilerden 302 (%82.2) kişiye ulaşılmıştır. Anket formu 3 parçadan oluşmaktadır. 1) Sosyo-demografik özellikler, 2) SYBDÖ soruları, 3)Aktif yaşlanma uygulamalarına ilişkin bilgi düzeylerinin değerlendirilmesi Verilerin çözümlenmesinde frekans, aritmetik ortalama, standart sapma, minimum, maksimum gibi tanımlayıcı ve bazı analitik istatistiklerden yararlanılmıştır. Araştırmadaki öğrencilerin %63'ü kadın, %37'si erkek öğrenci olup (n:302), yaş ortalamaları 21,64±1,90 (min: 18, maks: 35)'dir. Hemşirelik öğrencilerinin SYBD ölçeği genel ortalaması 132,66 ± 25,02 puan, bankacılık – finans öğrencilerinin SYBDÖ genel ortalaması 124,19 ± 23,06 puan olarak saptanmıştır. Araştırmada Hemşirelik Bölümü öğrencilerinin SYBD-II ölçek puan ortalaması anlamlı olarak Bankacılık-Finans Bölümü öğrencilerinin ortalama puanından yüksek olduğu görülmektedir. Bunun sebebi olarak hemşirelik bölümü öğrencilerinin aldığını eğitimin etkili olduğu söylenebilir. Sağlığın geliştirilmesine katkıda bulunan davranışlar içerisinde en yüksek puan ortalaması manevi gelişim (tinsellik) alt boyutuna, en düşük puan ortalaması ise fiziksel aktivite alt boyutuna aittir. Araştırmada hemşirelik bölümü öğrencilerinin "sağlık yaşam biçimi" davranış alt boyutlarından sağlık sorumluluğu ortalama puanı (22,27 ± 5,50), fiziksel aktivite ortalama puanı (18,74 ± 5,34) ve stres yönetimi ortalama puanı (19,75 ± 4,56) anlamlı olarak bankacılık-finans öğrencilerinin ortalama puanından yüksek olduğu görülmektedir. Araştırmada hemşirelik bölümü öğrencilerinin %48'i ve bankacılık-finans bölümü öğrencilerinin %28'i aktif yaşlanma kavramını bildiklerini belirtmişlerdir. Anahtar Kelimeler: SYBD, SYBD Ölçeği, Aktif Yaşlanma, Hemşirelik Öğrencileri, Halk Sağlığı, Bankacılık-Finans Bölümü Öğrencileri
Toplumsal cinsiyet algısı ve benlik saygısı ile yaşlanma kaygısı arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmada 18 – 65 yaş arası bireylerin toplumsal cinsiyet algıları ve benlik saygıları ile yaşlanma kaygısı düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla 18-65 yaş arası 410 yetişkin bireyden veri toplanmıştır. Veriler online platformlarda toplanmıştır. Araştırmada Sosyo – Demografik Bilgi Formu, Toplumsal Cinsiyet Algısı Ölçeği (TCAÖ), İki Boyutlu Benlik Saygısı Ölçeği (İBBSÖ) ve İlişkisel Yaşlanma Kaygısı Ölçeği (İYKÖ) kullanılmıştır. Elde edilen veriler IBM SPSS – 25 istatistik programı ile analiz edilmiştir. Bu doğrultuda analizler için normal dağılım mevcutsa Pearson Korelasyonu, bağımsız örneklem t-testi, tek yönlü ANOVA normal dağılım mevcut değilse Kruskal Wallis testi kullanılmıştır. Ayrıca toplumsal cinsiyet algısı, benlik saygısı ve yaşlanma kaygısı arasındaki ilişkinin incelenmesi için Pearson Korelasyon; yordayıcılık analizlerinde doğrusal ve çoklu doğrusal regresyon analizleri uygulanmıştır. Çalışma sonucunda benlik saygısı puanları ile ilişkisel yaşlanma kaygısı puanları, kişisel içselleştirilmiş yaşlanma kaygısı puanları ve yaşlılara karşı kolektif yakınlık puanları arasında negatif yönlü ilişki olduğu tespit edilmiştir. Bireylerin toplumsal cinsiyet algısı ile kişisel içselleştirilmiş yaşlanma kaygısı puanları ve ilişkisel yaşlanma kaygısı puanları arasında bir ilişki saptanmamıştır. Toplumsal cinsiyet algısı ile yaşlılara karşı kolektif yakınlık puanları arasında ise pozitif yönlü ilişki bulunmuştur. Bunlara ek olarak toplumsal cinsiyet algısı ve benlik saygısının bireylerin kişisel içselleştirilmiş yaşlanma kaygısı, ilişkisel yaşlanma kaygısı ve yaşlılara karşı kolektif yakınlık puanlarını bir bütün olarak yordadığı tespit edilmiştir. Elde edilen bulgular ilgili yerli ve uluslararası araştırmalar ile tartışılmıştır. Mevcut değişkenleri bir arada inceleyen başka bir çalışmaya rastlanmaması sebebiyle çalışmanın, gelecekte gerçekleştirilecek toplumsal cinsiyet algısı, benlik saygısı ve yaşlanma kaygısı konularıyla ilgili araştırmalara yol gösterici bir nitelikte olduğu söylenebilmektedir. Anahtar Kelimeler: Yaşlanma Kaygısı, Toplumsal Cinsiyet, Benlik Saygısı
Yerinde yaşlanma bağlamında yaşlıların konut ve çevresinden beklentileri: Afyonkarahisar kenti örneği
21. yüzyıl demografik anlamda küresel değişimlerin en somut biçimde yaşandığı bir dönemdir. Özellikle demografik yaş yapısındaki değişimler yaşlılığın görüldüğü toplumlara göre yeni bir boyut ve anlam kazanmaktadır. Yaşlıların sosyoekonomik, toplumsal ve mekânsal ihtiyaçlarına yönelik akademik çalışmaların önemi giderek artmaktadır. Dünyadaki toplam nüfus içindeki 65 yaş ve üzeri nüfusun oranı 1990 yılında %6, 2019 yılında ise bu oran %9,1'dir. Türkiye toplam yaşlı nüfus oranı 2019 yılında %9,1, Afyonkarahisar kentsel yaşlı nüfus oranı %6,6 ve kırsal yaşlı nüfus oranı %8,3'tür. Yaşlılıkla ilgili çok sayıda ulusal ve uluslararası literatür olduğu anlaşılmaktadır. Ulusal literatürde yer alan çalışmaların ağırlıklı olarak kırsal yaşlanmaya yönelik yapılan çalışmalar olduğu tespit edilmiştir. Bu çalışma, Afyonkarahisar kent merkezindeki 65 yaş ve üzeri yaşlı bireylerin yaşadığı konut ve çevresinden beklentilerini yerinde yaşlanma bağlamında tespit etmeyi amaçlamaktadır. Ayrıca, kentsel yaşlanma ve yerinde yaşlanma bağlamında birey-çevre-mekan ilişkisini ortaya koyan az sayıdaki çalışmalardan biridir. Araştırmanın amacına yönelik çeşitli hipotezler oluşturulmuştur. Hipotezleri test etmek amacıyla kent içerisinde belirlenen örneklem sahasındaki yaşlı nüfusa anket yapılmıştır. Çalışmada keşfedici/açımlayıcı faktör analizi uygulanmıştır. Faktör analizi sonucunda konut olanakları, konut büyüklüğü, konut türü, tuvalet ve banyo kullanımı konuttan beklentiyle ilgili boyutları oluşturmuştur. Erişilebilirlik, yaşlılıkla ilgili hizmetlere yakınlık, sosyoekonomik yapı, çevresel faktörler, sosyal ağ ve ilişkiler konut çevresinden beklentiyle ilgili boyutları oluşturmuştur. Yalnız yaşama, medeni durum ve hanehalkı büyüklüğü, yaşıların konut büyüklüğüne yönelik bakış açılarını farklılaştırmıştır. Eğitim düzeyi değişkeni yaşlıların konut çevresindeki çeşitli hizmetlere erişilebilirlik, sosyoekonomik yapı, sosyal ağ ve ilişkilere yönelik beklentilerinin farklı olduğunu göstermiştir. Aylık gelir seviyesi, konut çevresindeki sosyal ağ ve ilişkilere karşı yaşlıların bakış açısının farklılaşmasını sağlamıştır. Anahtar Kelimeler: Yaşlılık, Yerinde Yaşlanma, Konut ve Konut Çevresi, Afyonkarahisar
Yaşlıların aktif yaşlanma düzeylerini etkileyen faktörlerin belirlenmesi
Bu araştırmada, dünyadaki toplumsal yaşlanma sorununa karşın uluslararası kuruluşlar tarafından bir çözüm olarak sunulan aktif yaşlanma anlayışı ele alınarak; yaşlıların aktif yaşlanma düzeylerinin belirlenmesi, aktif yaşlanmayı etkileyen faktörlerin incelenmesi, aktif yaşlanmayı etkileyen bazı kişisel ve sosyal çevre faktörleri modeli geliştirerek; sosyal ağların, psikolojik sağlamlığın ve yalnızlığın yaşlıların aktif yaşlanma düzeyi üzerindeki etkisinin tespit edilmesi amaçlanmıştır. Bu kapsamda, nicel veri toplama yöntemi ile gerçekleştirilen araştırmaya Ankara ilinde yaşayan 65 yaş ve üzeri 280 yaşlı katılmıştır. Veri analizinde tanımlayıcı istatistikler, bağımsız örneklem t testi, one way anova testi ve model testi için path (yol) analizi kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre, yaşlıların aktif yaşlanma puan ortalaması 176,93 (±51,36)' tür. Yaşlıların aktif yaşlanma aktivitelerini yapma isteği (amaç) puan ortalamaları 49,49 (±14,27), yapabilecekleri (fonksiyonel kapasite) puan ortalamaları 51,18 (±14,76), aktiviteleri gerçekleştirme için algıladıkları fırsatlar (fırsatlar) puan ortalamaları 38,81 (±13,29) ve gerçekte hangi faaliyeti yaptıkları (aktivite) puan ortalamaları 37,46 (±13,10) olarak bulunmuştur. Araştırmaya katılan yaşlılar aktif yaşlanmayı belirleyen aktiviteleri yapmak istemekte ve bu aktiviteleri yapabilecek fonksiyonel kapasiteyi kendilerinde görmektedirler. Fakat yaşlıların aktiviteleri gerçekleştirmek için algıladıkları fırsatlar ve gerçekte yaptıkları aktiviteler, amaçlarına ve fonksiyonel kapasitelerine göre daha düşük düzeydedir. Yaşlıların aktif yaşlanma düzeyi ile cinsiyet, algılanan gelir düzeyi, çalışma durumu, eğitim durumu, medeni durum, algılanan sağlık durumu, düzenli egzersiz yapma ve alkol kullanma arasında istatistiksel olarak anlamlı derecede bir farklılık bulunmaktadır (p<0,05). Araştırmada geliştirilen aktif yaşlanmayı etkileyen bazı kişisel ve sosyal çevre faktörleri modeline göre, sosyal ağlar aktif yaşlanmayı pozitif yönde, yalnızlık ise negatif yönde etkilemektedir. Ayrıca modele göre, yaşlıların aktif yaşlanma düzeyi üzerinde psikolojik sağlamlık ölçümünün etkisinde, yalnızlığın aracı bir rolü olabileceği tespit edilmiştir. Aktif yaşlanmayı etkileyen kişisel ve sosyal çevre faktörleri modeli sosyo-demografik değişkenler açısından karşılaştırıldığında da; cinsiyet, eğitim durumu, medeni durum, sağlık durumu, torun bakımı, seminer, konferans, eğitim vb. katılım durumu değişkenleri istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,05).
Yaşlı bireylerde denge ve yürütücü işlev ilişkisinin değerlendirilmesi
Vücudun en önemli yeteneklerinden biri hem dinlenme hem hareket halindeyken yer çekimine göre konumunu korumaktır. Yürüme ve denge kontrolünde yürütücü işlev önemli bir bilişsel faktördür. Yürüme performansı için farklı yürütücü işlev bileşenlerinin etkileşimi gereklidir. İnsanların yaşlanma süreciyle birçok yapı ve organ yaşa bağlı değişiklikler gösterir. Yaşlanmaya bağlı olarak denge sistemi bileşenlerinin ve yürütücü işlevlerin zayıflaması yürüme ve dengeyi etkileyebilir, düşme riskini artırabilir. Bu çalışmanın amacı yaşlı bireylerde denge ve yürütücü işlev becerilerinin ilişkisini incelemektir. Çalışmaya 60 yaş ve üstü toplam 84 sağlıklı birey dahil edilmiştir. Çalışmada bireylere Zamanlı Kalk Yürü Testi, Mini-BESTest, Digit Symbol Substition Test (DSST), İz Sürme Testi A ve B (İST-A, İST-B) Yaşlılar için Fiziksel Aktivite Ölçeği, Geriatrik Depresyon Ölçeği uygulandı. Elde edilen bulgulara göre Mini-BESTest ve Zamanlı Kalk Yürü Testi sonuçları ile DSST, İST-A, İST-B sonuçları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki çıkmıştır (p<0.05). Yaşlanma ile hem denge becerilerinde hem de yürütücü işlev becerilerinde azalma görülmüştür (p<0.05). Geriatrik Depresyon Ölçeği ile Zamanlı Kalk Yürü Testi arasındaki ilişki istatistiksel olarak anlamlı çıkmıştır (p<0.05). Yaşlılar için Fiziksel Aktivite Ölçeği ile hem Mini-BESTest hem Zamanlı Kalk Yürü Testi arasındaki ilişki istatistiksel olarak anlamlı çıkmıştır (p<0.05). Bulgularımız doğrultusunda denge becerileriyle yürütücü işlev becerileri arasında düşük düzeyde anlamlı bir ilişki olduğu bulunmuştur. Denge becerileri yüksek olan bireylerin düşük olanlara göre daha iyi yürütücü işlev becerisi gösterdiği çalışmamızda sunulmuştur. Çalışmamızdan elde edilen sonuçlara göre denge ve yürütücü işlevlerin birbirleriyle ilişkili olduğu, bu ilişkiye fiziksel aktivite ve depresyonun katkı sağladığı görülmektedir.
Dopa yanıtlı distoni fare modelinde kolinerjik sistemin rolü
Distoni, etiyolojisi gibi patofizyolojisi de oldukça heterojen olan bir hastalık grubu olup üçüncü en sık hareket bozukluğudur. Striatal kolinerjik disfonksiyon pek çok genetik ve semptomatik distoni formunda temel patofizyolojik mekanizma olarak rol oynamaktadır. Tedavide antikolinerjik ajanların etkili olması da bu görüşü desteklemektedir. Bununla birlikte, distoninin altında yatan striatal kolinerjik bozukluk çok iyi anlaşılabilmiş değildir. Yakın dönemde Dopamine yanıtlı distoni (DRD) hastalarında görülen tirozin hidroksilaz (TH) geni p.381Q>K (c.1141C>A) mutasyonu "knock-in" yöntemiyle fare genomuna yerleştirilerek oluşturulan DRD fare modelinde, hastalarda görüldüğü gibi genç erişkinlik döneminde, gün içinde kötüleşen, L-DOPA ve yüksek doz antikolinerjik triheksifenidil tedavilerine iyi yanıt veren distoni saptandı. Etiyoloji ve kliniği bir arada taklit edebilme özelliğiyle yapısal, nörokimyasal ve patofizyolojik değişiklikleri çalışmak için ideal olan bu modelde olası striatal kolinerjik sistem değişikliklerinin değerlendirilmesi için öncelikle 3-aylık genç ve 15-aylık yaşlı farelerde striatal kolinerjik internöronların (ChI) sayısı ve fonksiyonel striatal bölgelerdeki dağılımı tarafsız stereolojik sayımlar yapılarak incelendi, sadece 3 aylık DRD fare grubunda, post-komissüral dorsal bölgede kontrollere göre istatistiksel olarak anlamlı sayı artışı bulundu (p < 0,05). Diğer bölgeler için herhangi bir fark saptanmadı, 15-aylık farelerde de toplam sayı ve dağılım yönünden bir fark izlenmedi ve yaşlanma ile birlikte distoni kliniği kaybolduğu halde bunun striatal ChI'ler açısından bir karşılığı olmadığı görüldü. ChI'lerin dendritik ağacının genişliği ve dallanma sayısı Sholl analizi ile değerlendirildi ve DRD farelerde orta ve kaudal striatumda kontrollere göre istatistiksel olarak anlamlı azalma saptandı (p <0,05). Muskarinik reseptörler ile ilgili olası değişiklikler striatal kesitlerde M1 ve M4 immünohistokimyasal işaretleme yapılarak incelendi ancak DRD fareler ile kontroller arasında herhangi bir fark izlenmedi. Distoni patofizyolojisinde rolü olabilecek bir diğer striatal internöron grubu olan parvalbumin pozitif nöronlarda DRD farelerde kontrollere kıyasla sayıca bir değişiklik olmadığı görüldü. Son olarak tirozin hidroksilaz işaretlemesi ile DRD farelerin striatumunda özellikle rostral, orta ve ventral striatumda önemli bir sayı artışı olduğu saptandı. Elektron mikroskopik incelemelerde dorsal striatumda dopaminerjik ve kolinerjik terminallerle ilgili anlamlı bir değişiklik olmadığı izlendi. Sonuç olarak, DRD fare modelinde, striatal ChI'lerin dendritik ağacının genişliğinde ve dallanma sayısında saptanan azalmanın distoni patofizyolojisine ışık tutabilecek önemli bir öncül bulgu olabileceği ve bu bulgunun daha ileri yöntemlerle araştırılması gerektiği düşünülmüştür.
Demanslı bireyler için iç mekân yaşam alanlarında yönelim ve yön bulma
Fiziki çevre, herkeste olduğu gibi yaşlı yetişkinlerin yol bulma yeteneklerini etkileme konusunda büyük bir potansiyele sahiptir. Yaşlılıkta sık görülen ve beyin dokusunda bozulmaya sebebiyet veren demans söz konusu olduğunda fiziksel ortamda yön bulma çok daha hassas bir konu haline gelmektedir. Demans, beyin yapısında meydana gelen bozulmalar ile psikolojik, bilişsel ve işlevsel değişikliklere sebep olur ve kişinin çevresi ile etkileşim kurma yeteneğini kısıtlar. Kişinin çevresiyle başa çıkma yeteneğindeki bozulma nedeniyle, demanslı insanlar için fiziksel bir çevrede yön bulmak özellikle zordur. Başta kamusal mekânlarda yön bulamama, sokakta kaybolma ve amaçsızca gezinmeler ile başlayan bozulmalar ilerleyen dönemlerde kendi evinin odalarını karıştırma ve evin içinde kaybolma seviyesine kadar ilerleyebilir Bir kişinin zihinsel ve bedensel yetenekleri azaldıkça fiziksel çevrenin önemi artar. Yapılan pek çok araştırma ve alan çalışmasına göre, demanslı bireylerin fiziksel çevreyi kullanmalarında çeşitli riskler olsa bile, çevreleri ile mümkün olduğunca bağımsız bir şekilde etkileşim kurmaya devam etmeleri gerektiği düşünülmektedir. Bu sebeple demanslı bireylerin yön bulma yeteneklerini destekleyen erişilebilir çevrelerin yaratılması bağımsız erişim için önemlidir. Bu çalışma, alandaki araştırmalardan edinilen bilgi ile demansa duyarlı yaşam alanlarında yönelim ve yön bulmayı destekleyecek tasarım uygulamalarını kapsamlı biçimde ele almaktadır. İlk olarak araştırmaya kaynak oluşturan demans sendromu, tanımları, semptomları ve sebep olduğu değişimlerle birlikte ele alınmıştır. Devam eden bölümde araştırmanın kapsamını oluşturan demanslı bireyler için iç mekânda yönelim ve yön bulmayı etkileyen faktörler, iç mekân özelliklerini içeren başlıklar altında incelenmiş ve örneklerle destekleyerek kapsamlı bir şekilde ele alınmıştır. Bir sonraki bölümde ise yönelim ve yön bulma özellikleri bağlamında dünyadan bakımevi örnekleri analiz edilmiştir. Araştırmanın son bölümünde Türkiye'de demanslı bireylerin sayısı, bakımı ve kurumsal hizmetler hakkında ön bilgi verilerek Ankara'da bulunan bir yaşam merkezi üzerinden demansa duyarlı mekânlarda güncel yaklaşımlar irdelenmiştir. Seçilen bu merkez genel hizmetleri, iç tasarımı ve iç mekânda yönelim ve yön bulma özellikleri bağlamında analiz edilmiştir. Çalışma, değerlendirme ve sonuç bölümleriyle tamamlanmaktadır.
Yaşlanmanın ve inflamasyonun dental pulpa kök hücrelerinin kök hücre özgüllüğü üzerine etkisi
Bu çalışmanın amacı sağlıklı, geri dönüşümlü pulpitisli ile geri dönüşümsüz pulpitisli genç ve yaşlı bireylere ait diş pulpasında mezenkimal kök hücre varlığı, sayısı ve proliferasyon kapasitesinin incelenmesidir. Bu çalışmada, sağlıklı diş pulpaları çekilen yirmi yaş dişlerinden, inflame diş pulpaları da kök kanal tedavisi sırasında uzaklaştırılan pulpalardan elde edildi. Çalışma grupları: Genç sağlıklı pulpa dokuları(n=2), genç geri dönüşümlü pulpitisli pulpa dokuları(n=2), genç geri dönüşümsüz pulpitisli pulpa dokuları(n=2), yaşlı sağlıklı pulpa dokusu(n=1), yaşlı geri dönüşümlü pulpa dokusu(n=1). Elde edilen pulpalardan primer hücre kültürü hazırlandı. Çoğalan fibroblast hücrelerinin mezenkimal kök hücre özgüllüğü akış sitometri yöntemi ve immünofloresan boyama yöntemi ile incelendi. Elde edilen kök hücrelerin proliferasyon potansiyeli lateral proliferasyon yöntemi ile incelendi. Yaşlı sağlıklı pulpadan elde edilen kök hücreler genç sağlıklı pulpadan elde edilenlere gore daha yavaş prolifere olurken, genç geri dönüşümlü pulpitisli kök hücreleri, genç sağlıklı pulpa kök hücrelerine göre daha hızlı prolifere oldu. İmmünhistokimyasal işaretleme yöntemine göre tüm örneklerin hücre stoplazmalarında pozitif mezenkimal kök hücre yüzey belirteçleri olarak CD73, CD90 ve CD105 antikorlarının yaygın olarak işaretlendiği, negatif yüzey belirteci olarak da CD34 ve CD45 in hiç işaretlenmediği gözlendi. Akış sitometri sonuçlarına göre, gruplar arasında fark olmaksızın tüm grupların mezenkimal kök hücre özgüllüğü %98-%100 arasında bulundu. Sonuç olarak inflamasyon ve yaşa bağlı olarak dental pulpanın mezenkimal kök hücre özgüllüğü değişmezken, proliferasyon kapasitesinde yaşa bağlı azalma gözlendi.
Ankara'da aile hekimlerinin yaşlılarda malnütrisyon konusunda bilgi düzeyi, farkındalık ve yaklaşımlarının araştırılması
Yaşlılarda malnütrisyon genç erişkinlere göre daha sık görülmektedir ve fark edildiğinde ileri seviyede olup çeşitli morbiditelere ve mortaliteye neden olmakta, tedavi sürecinin uzaması nedeniyle de ülke için ciddi ekonomik kayba yol açmaktadır. Çalışmamızın amacı yaşlılarda malnütrisyonu erken tanıyarak morbidite ve mortalitenin azaltılabilmesi için toplumun yakın iletişimde olduğu, en hızlı ve kolay ulaşabileceği aile hekimlerinin bilgi ve tutumu hakkında bir anket aracılığıyla(EK 1) fikir edinip bu konuda farkındalık oluşturmaktır. Çalışmamıza Ankara İl Sağlık Müdürlüğü'ne bağlı ASM lerde çalışan aile hekimleri dahil edildi. Aralık 2018-Mart 2019 tarihleri arasında toplam 500 hekime ulaşıldı, 240 kişi çalışmaya katılmayı kabul etti, soruların %10'undan fazlasına cevap vermeyenler çalışma dışı bırakılarak 226 hekim çalışmaya dahil edildi. Bunların %15'i uzman hekimdi. Ulaşılan hekimlerin 65 yaş üstü kayıtlı hasta sayısı, Ankara'daki 65 yaş üstü nüfusun %18,5'ini oluşturmaktaydı. Uzmanların %32,4'ünün, pratisyenlerin ise %42,2'sinin 65 yaş üstü nüfusta malnütrisyonu rutin değerlendirdiği tespit edildi. Malnütrisyon değerlendirmesi sırasında en çok kilo kaybı (%84,1) ikinci sırada ise halsizlik (%67,3) semptomunun sorgulandığı görüldü. Hekimlerin %94,2'sinin herhangi bir tarama testi kullanmadığı, %75,2'sinin antropometrik ölçüm yöntemlerinden kilo takibine göre malnütrisyon durumuna karar verdiği tespit edildi. Hekimlerin %69'unun malnütrisyonu tespit ettiğinde hastaları bir üst merkeze yönlendirdiği, %39,4'ünün diyet önerilerinde bulunduğu görüldü. Hekimlerin sadece %17,7'sinin sarkopeni durumunu rutin değerlendirdiği ve değerlendirenlerin %60'ının üst orta kol çap ölçümününü kullandığı görüldü. Hekimlerin %10,2'sinin nüfusuna kayıtlı popülasyonda huzurevi hastaları olduğu ancak huzurevi hastası olan ve olmayan hekimlerin malnütrisyon ve sarkopeni durumunu değerlendirme oranlarının farklı olmadığı görüldü (p>0,05). Anahtar Kelimeler: Geriatri, malnütrisyon, farkındalık, aile hekimleri
Yaşlanma karşıtı madde yüklü mikropartikül içeren jel formülasyonunun geliştirilmesi
Cilt yaşlanmasının birçok nedeni vardır. Cilt görünümündeki değişikliklerin nedenleri arasında zamanla doğal olarak, çevreye maruz kalma, histolojik ve fizyolojik değişiklikler yer alır. Fizyolojik yaşlanmanın bir nedeni yüz ifadesi kaslarının kasılmasından kaynaklanan tekrarlanan yüz hareketleridir. Argirelin kas kasılmasının neden olduğu kırışıklığa etki eder. Kaslar, vezikülden salınan nörotransmitter aldığında kasılmaktadır. Argirelin nörotransmitterlerin serbest kalmasını önler ve kas kontraksiyonu zayıflar, çizgilerin ve kırışıklıkların oluşmasını engeller. Histolojik yaşlanmayla beraber cilt yaşla nemini ve kolajen miktarını kaybetmektedir. Arginin hem oral hem kozmetik olarak Kullanılan bir doğal aminoasit yapıtaşıdır. Yeni bir kozmesotik olarak kullanılmaya başlanmıştır. Kollajen oluşumunu destekleyen çalışmaları mevcuttur. Mikropartiküller; cilde uzun süre etkin madde vermek, kontrollü salım sağlamak, ortam koşullarından korumak ve stabiliteyi arttırmak için tercih edilir. Bijeller organojel ve hidrojel birbiriyle karışımından oluşan yeni bir taşıyıcı jel sistemdir. Hidrojel ve organojelin özelliklerini taşıması nedeniyle diğer jel sistemlerinden daha üstün özelliklere sahiptir. Arginin mikropartikülü içeren argirelin bijel formülasyonu etkili göz çevresi bakımı için farklı yenilikçi bir yaklaşım getirmektedir. Bu çalışmada formülasyonun testleri yürütülecek ve en uygun formülasyon için optimizasyon çalışmaları yapılmıştır. Argirelin mikropartiküllerini içeren sistemler ile antiaging etkinliği olan bir formülasyon geliştirilmesi, kontrollü salım sağlamak için enkapsüle edilmiştir. DTK, partikül boyut analizi, mikropartikül görüntüleme ve yükleme çalışmaları, reoloji, viskozite, sitotoksisite, mikrobiyolojik limit kontrolü, stabilite çalışmaları gibi parametreler değerlendirilmiştir.
Yaşlanma sürecinin biyopolitikası: Alternatif medya ve ana akım medyada yaşlanma temsilleri
Yaşlanmaya dair üretilen her söylem, içinde bulunulan toplumsal yapıya dair ipuçları barındırmaktadır. Dolayısıyla yaşlanma süreci bilimsel olarak yaş evrelerine bölünürken, hem normatif hem de performatif bir mücadele alanı olarak tertibatlanmaktadır. Bu bağlamda zaman ve yaşam, hem bireysel düzeyde hem de egemen iktidar pratiklerinin sosyal politikaları özelinde yönetilmesi, organize edilmesi, düzenlenmesi ve planlanması gereken bir süreç olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu yönde varolagelen beklenti, yaşlanmaya bir çeşit 'kırılganlık' nosyonu biçilmesine neden olmaktadır. Söz konusu durum, yaşamını sanatsallaştırması gerektiği yönünde donatılan öznelliklerin yaşlanma sürecini 'makul' ve 'arzu edilen' düzeyde geçirme eğilimlerini de arttırmaktadır. Bu çalışma kapsamında bahse konu olan makullük düzeyini belirleyen ölçüt, Fouucaultcu anlamda bilgi-iktidar ilişkileri- etik eksenindeki yönetimsellik bağlamında çerçevelenmektedir. Bu çalışma kapsamında yaşlanmanın sorunsallaştırılması ana-akım ve alternatif gazetecilik pratikleri örneğinde gözlemlenmeye çalışılmıştır. Bu bağlamda Hürriyet Gazetesi ve bianet.org haber portalları araştırmanın örneklemi olarak seçilmiştir. 2002-2017 yılları arasında 'yaşlanma' anahtar kelimesi ile yapılan tarama sonucunda elde edilen haberler üzerinde Foucaultcu bir söylem analizi gerçekleştirilmiştir. Elde edilen verilerden yola çıkılarak yaşlanmaya ilişkin sekiz (8) kategori tespit edilmiştir. Bunlar 'Bir Deneyim Alanı Olarak Yaşlanma', 'Bir Acziyet Kategorisi Olarak Yaşlanma' , 'Bir Ölümsüzlük Stratejisi Olarak Yaşlanma', 'Yaşlanmanın Bir Hastalık Olarak Tertibatlanması', 'Gençliğin İdealleştirilmesi', 'Nüfusun Biyopolitikası', 'Sosyal Politikanın Öznesi Olarak Yaşlanma Süreci' ve 'Yaşlanmanın Cinsiyeti' şeklindedir. Bu kategoriler özelinde alternatif medyanın 'metruk' bir alan olarak direniş odağı oluşturma potansiyeli incelenmiştir.
Toplumda yaşayan yaşlılarda sarkopeni sıklığı ve risk etmenleri
Sarkopeni, kas kütlesinde, performansında ve gücünde azalmanın birlikte olduğu bir geriatrik sendromdur. Sarkopeni pek çok hastalığa neden olmakta, yaşam kalitesini düşürmekte, bağımlılığı, ölümlülüğü ve hastane yatışlarını artırmaktadır. Araştırmanın amacı İzmir'in Bornova İlçesi'nde yaşayan 65 yaş ve üzeri kişilerde sarkopeni sıklığını ve risk etmenlerini belirlemektir. Araştırma kesitsel tiptedir. Evren İzmir İli'nin Bornova İlçesi merkezinde yaşayan 65 yaş ve üzeri 28,323 bireydir. Toplumda yaşayan yaşlılarda sarkopeni sıklığı %10 alınarak, %2 hata payı ile %95 güven düzeyinde ulaşılması gereken en az örnek büyüklüğü 839 olarak hesaplanmış, %20.0 yedek seçilmiştir. Toplam 1007 kişiye ulaşmak hedeflenmiştir. Çok aşamalı örnek seçimi yapılmıştır. Bağımlı değişken sarkopeni varlığıdır ve EWGSOP tanı şemasına göre (yürüme hızı, kas gücü ve baldır çapı) belirlenmiştir. Bağımsız değişkenler sosyo- demografik ve ekonomik özellikler, sağlıklı yaşam davranışları, sağlık değişkenleridir. Veri anketörler tarafından, evlerde, yüzyüze görüşme yöntemi ile toplanmış, Ki-kare ve Lojistik Regresyon Analizi ile çözümlenmiştir. Ulaşma oranı %90.3'tür. Yaşlıların ortalama yaşı 72.8±6.2 (65-100), %60.2'si (n=582) kadındır. Sarkopeni sıklığı %5.2'dir (Kadınlarda %4.1, erkeklerde %6.7; 65-74 yaşta %3.0, 75-84 yaşta %8.6, 85 yaş ve üzerinde %21.9). Yaşlıların %41.0'ının yürüme hızı, %57.0'ının kavrama gücü, %6.1'inin baldır çapı düşüktür. Yürüme hızı ve kavrama gücünün birlikte düşük olmasının sıklığı %14.3'tür. Yaş artışı (OR=1.084, %95GA=1.022-1.150, p=0.007), fiziksel inaktif olma (OR=3.924, %95GA=1.278-12.014, p=0.017), BKİ düşüklüğü (OR=29.118, %95GA=11.076-76.549, p<0.001) ve malnutrisyon riski/ varlığı (OR=7.950, %95GA=3.017-20.953, p<0.001) sarkopeni riskini artırmaktadır. Sonuçta sarkopeni toplumdaki yaşlılarda azımsanmayacak sıklıktadır. Yaş artışı, fiziksel inaktivite, BKİ düşüklüğü, malnutrisyon riski/ varlığı risk etmenleridir.
Yaşlılarda sarkopeni ile depresif belirtiler ve fonksiyonel durum arasındaki ilişki
Sarkopeni, depresyon ve fonksiyonel bağımlılık geriatrik sendromlar arasında yeralmaktadır. Bu çalışma İzmir ili Bornova ilçesinde ikamet eden 65 yaş ve üzerindeki bireylerde sarkopeni ile depresif belirtiler ve fonksiyonel durum arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırma kesitsel tipte bir araştırmadır. Evren İzmir ili Bornova ilçesi merkezinde ikamet eden 65 yaş ve üzeri 28.323 bireydir. Toplumda yaşayan yaşlılarda fonksiyonel bağımlılık ve depresyon sıklığı %15, sarkopeni sıklığı ise %10 civarındadır. Sarkopeni sıklığı daha düşük olduğu için projemizin diğer bir ayağı olan "Toplumda yaşayan yaşlılarda sarkopeni sıklığı ve risk etmenleri" araştırmasındaki örneklem büyüklüğü kullanıldı. Bu projede sarkopeni sıklığı %10 alınarak %2 hata payı ile %95 güven aralığında (GA) ulaşılması gereken en az örnek büyüklüğü 839 olarak hesaplanmış, %20.0 yedek olarak seçilmiştir ve toplam 1007 kişiye ulaşılması amaçlanmıştır. Bağımlı değişkenlerden; depresif belirtiler Geriatrik Depresyon Skalası-Kısa Form ile fonksiyonel durum ise Temel Günlük Yaşam Aktiviteleri ve Enstrümantal Günlük Yaşam Aktiviteleri Skalası ile değerlendirilmiştir. Bağımsız değişken; sarkopeni varlığı EWGSOP kriterlerine göre belirlenmiştir. Olası karıştırıcı etmenler sosyo-demografik ve ekonomik özellikler, sağlık değişkenleri ve alışkanlıklardır. Çalışmanın verileri anketörler tarafından, evlerinde, yüzyüze görüşme tekniği ile toplanmış, Ki-kare testi, Fisher'in Kesin Testi ve Lojistik Regresyon Analizi ile çözümlenmiştir. Ulaşma oranı %90.3'tür. Çalışmaya katılanların ortalama yaşı 72.2±5.8 yıl (65-100), %58.9'u (n=507) kadındır. Depresif belirtilerin sıklığı %25.2 (Kadınlarda %31.8, erkeklerde %15.8). Enstrümental Günlük Yaşam Aktiviteleri Skalasına göre fonksiyonel bağımlılık sıklığı %21.7 (Kadınlarda %31.0, erkeklerde %8.5), sarkopeni sıklığı ise %4.6 olarak belirlenmiştir (Kadınlarda %47.5, erkeklerde %52.5). Tek değişkenli analiz sonucunda sarkopeni riski açısından depresif belirti varlığı olan yaşlılarla olmayanlar arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır (p=0.27) Fonksiyonel bağımlılık riski olan yaşlılarla olmayanlar arasında ise sarkopeni riski açısından anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p=0.01). Çok değişkenli analize göre sarkopeni varlığının depresif belirti varlığı olan yaşlılarda olmayanlara göre (OR=2.55, p=0.03, %95 GA=1.11-5.88) ve fonksiyonel durum açısından bağımlı olan yaşlılarda bağımlı olmayanlara göre (OR=2.91, p=0.02, %95 GA=1.18- 7.17) anlamlı olarak daha yüksek olduğu saptanmıştır.
Etlik damızlık horozlarda yaşlanma fizyolojisi ve yaşlanmayı geciktirme olanaklarının incelenmesi
Bu çalışmada, etlik damızlık horozlarda kalori sınırlaması, arı ürünleri (arı sütü+apilarnil) ilavesi ve ad libitum yemleme uygulamalarının yaşlanma üzerine etkileri incelenmiş, bu etkiler, etlik damızlık yetiştiriciliğinde rutin olarak kullanılan ticari sınırlı yemleme uygulaması ile karşılaştırılmıştır. Çalışma kapsamında etlik damızlık horozlarda, canlı ağırlık, yem tüketimi, ölüm oranı, sperma verimi ve kalitesi, bazı kan biyokimyasal özellikleri (kan lipidleri, glukoz), bazı hormonlar (insülin, kortikosteron, testosteron), lipid peroksidasyonu ve oksidatif stabilite ile bazı refah parametreleri (Tonik immobilite, tüylenme skoru) incelenmiştir. Projede 56 hafta yaşında ticari etlik damızlık horozlar kullanılmıştır. Çalışma 18 hafta devam etmiştir. Denemede aşağıdaki muamele grupları oluşturulmuştur. 1. Grup - Kontrol- Ticari yem sınırlaması (135 g/gün) 2. Grup - Ad libitum yemleme (ADL) 3. Grup - Yeme arı sütü (200 mg/gün/hayvan) ve apilarnil (5 g/gün/hayvan) ilave edilmiştir (AÜ). 4. Grup - Standart yem kompozisyonunun %45'i kadar kalori sınırlaması (KS) Deneme süresince en yüksek ortalama canlı ağırlık ADL grubunda belirlenmiştir. İlk 14 hafta boyunca en düşük ortalama canlı ağırlık ise KS grubunda saptanmıştır. KS grubunda denemenin ilerleyen haftalarında düşük canlı ağırlık telafi edilmiştir. Deneme boyunca ADL ve KS grubu horozlarda ölüm oranlarının diğer gruplara göre önemli düzeyde daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Ad libitum yemleme, arı ürünleri kürü ve kalori sınırlaması uygulamaları deneme boyunca belirgin bir oksidatif strese neden olmamıştır. Ancak deneme sonunda ADL horozlarında retina dokusunda MDA düzeyi ve SOD aktivitesi önemli düzeyde artmıştır. Bu bulgu, ADL horozlarının retina dokusunda oksidatif hasar olduğu şeklinde yorumlanmıştır. Ad libitum yemleme, arı ürünleri kürü ve kalori sınırlaması uygulamalarının kan lipidleri (trigliserid, total kolesterol, HDL-kolesterol, LDL-kolesterol) ve glukoz düzeyi üzerinde önemli bir etkisi olmamıştır. Ad libitum yemleme, arı ürünleri kürü ve kalori sınırlaması uygulamaları sperma verim ve kalitesini önemli düzeyde etkilemiştir. Deneme sonunda ADL horozlarında sperma hacmi ve sperm motilitesi en düşük, % ölü sperm en yüksek iken, AÜ horozlarında sperma hacmi ve motilitesi en yüksek, % ölü sperm en düşük olarak saptanmıştır. Sonuç olarak, 4 hafta süreyle arı ürünleri kürü uygulamasının etlik damızlık horozlarda sperma verim ve kalitesinde yaşa bağlı azalmanın önlenmesinde etkin bir yöntem olduğu belirlenmiştir. Anahtar sözcükler: Etlik damızlık horoz, üreme performansı, yaşlanma, lipid peroksidasyonu, arı sütü, apilarnil, kalori sınırlaması.
Kırsal bölgede yaşayan yaşlı bireylerde yaşam doyumu düzeylerinin belirlenmesi
Bu araştırma, kırsal bölgede yaşayan yaşlı bireylerde yaşam doyumu düzeylerinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın evrenini Tokat ili Erbaa ilçe merkezinde yer alan İbni Sina Aile Sağlığı Merkezi'ne kayıtlı 65 yaş ve üzeri bireyler oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemi ise evrendeki birey sayısının bilinmediği durumda kullanılan formül ile belirlenmiş ve araştırma İbni Sina Aile Sağlığı Merkezi'ne kayıtlı 335 yaşlı bireyin katılımı ile gerçekleştirilmiştir. Araştırma verileri yaşlı bireylerin sosyodemografik özelliklerini belirleyen anket formu ve yaşam doyumu ölçekleri üzerinden araştırmacı tarafından yüz yüze görüşme yöntemiyle toplanmıştır. Elde edilen veriler; yüzde, ortalama ve standart sapma kullanılarak özetlenmiştir. Yaş, cinsiyet, kronik rahatsızlıklar, spor yapma durumu, kötü alışkanlık durumu gibi özellikler ile yaşam doyumunu ilişkilendirmede Ki-kare testi, Pearson testi, t testi, Tukey çoklu karşılaştırma analizi, çoklu doğrusal regresyon analizi, çok yönlü ANOVA ve korelasyon analizi yapılmıştır. Bu çalışmanın örneklemini yaş ortalaması 71.89 (±5.56) olan 147'si (%43,9) kadın ve 188'i (%56,1) erkek olmak üzere 335 katılımcı oluşturmaktadır. Katılımcıların büyük çoğunluğunun (%52,8, n = 177) ilköğretim düzeyinde eğitime sahip olduğu görülmektedir. 191 (%57) gelirinin giderinden az olduğunu iletmiştir. Katılımcılardan 252'si (%75,2) evli, 83'ü (24,8) bekardır. Bunlardan 24'ü (%7,2) çalışmakta, 311'i (%92,8) ise çalışmamaktadır. Yapılan araştırma sonucunda yaşam doyumu ölçeği puan ortalaması 17.12±4.52e olup sosyo-demografik özelliklere göre farklılaşmalar olduğu görülmüştür. Bu çalışma bağlamında erkeklerin yaşam doyumu puanlarının kadınlara oranla anlamlı olarak daha yüksek olduğu (t = -2.58, p < .01); kronik hastalığı olmayan katılımcıların yaşam doyumu puanlarının anlamlı olarak daha yüksek olduğu (t = -3.076, p < .01); spor yapan katılımcıların yaşam doyumu puanlarının anlamlı olarak daha yüksek olduğu (t = 2.587, p < .01); erkeklerin kendini dinç hissetme oranlarının anlamlı olarak daha yüksek olduğu (χ² = 8.27, p < .01); kadınlardaki kronik rahatsızlık oranlarının anlamlı olarak daha yüksek olduğu (χ² = 7.47, p < .01) ve erkeklerin spor yapma oranlarının anlamlı olarak daha yüksek olduğu (χ² = 8.58, p < .01) neticelerine varılmıştır. Sonuç olarak Tokat ili Erbaa ilçesinde yaşayan 65 yaş ve üzeri bireylerde yüksek düzeyde bir yaşam doyumu ile sosyo-demografik özellikler arasında anlamlı ilişkiler olduğu tespit edilmiştir. Bu bağlamda yaşlı bireylerde kronik rahatsızlık durumu yüksek olduğu ve kronik rahatsızlığı olanların yaşam doyumu daha düşük olduğu için bireylerin hastalıkları ile ilgili semptomlarını azaltıcı, hastalığa uyum sağlayıcı hemşirelik bakımlarının düzenlenmesi bireyin yaşam doyumu düzeyinin artması yönünde katkı sağlayacaktır. Anahtar Sözcükler: Hemşirelik, Yaşam Doyumu, Yaşlanma, Yaşlılık.
Age specific experiences in middle old adulthood: Ageism, aging and coping
This study aimed to raise awareness about the multifaceted nature of aging and ageism in middle-old adulthood as experienced at the micro-, meso-, and macro-levels. It addressed the conceptualization, affirmative aspects, challenges, and coping mechanisms related to aging and ageism. Participants were 13 community-dwelling adults aged between 75 and 82 who were interviewed individually and face-to-face. Thematic analysis was utilized and the findings were verified through participant check and key informant interviews. Participants clearly differentiated between aging and being old associating being old with detachment from life, cognitive decline, and dependence on others. Although they experienced several indicators of aging, participants did not perceive themselves old. They acknowledged the benevolent aspects of ageism as respectful. Their reports of hostile ageism were based on observations of others rather than themselves and viewed as disrespectful. Despite their having strong social support, participants were not free from self-directed ageism. They were concerned about their narrowing social circles and social isolation. Social engagements and grandchildren appeared to be valuable coping means. Participants did not only report personal and relational issues, but also their concerns about society and younger generations. They pointed out needs for support in health and care services, community participation, and financial problems. Building intergenerational networks and peer solidarity were among their proposed interventions. Implications of these findings for counseling practice and social policies were discussed.
Düşme hikayesi olan yaşlı bireylerde telerehabilitasyon yöntemiyle uygulanan otago egzersiz programının etkinliği
Yaşlanmaya bağlı olarak yaşlı bireylerde sıkça görülmekte olan düşme hikayesine sahip bireylerde telerehabilitasyon yöntemiyle Otago Egzersiz Programı (OEP)'nın ağrı, yürüme hızı, alt ekstremite kas gücü, düşme korkusu, anksiyete, yaşam kalitesi ve denge üzerine etkilerinin incelenmesi amaçlanmaktadır. Çalışmaya 65-78 yaş aralığında 45 kişi katıldı. Randomize olarak kontrol, telerehabilitasyon (TYOEG) ve yüz yüze otago egzersiz programı (YYOEG) olmak üzere 3 gruba ayrıldı. 8 hafta boyunca haftada 3 kez olacak şekilde 45 dakika OEP uygulandı. Otago Egzersiz Programı'nın öncesinde, 4.haftasında, 8.haftasında ve egzersiz programının bitiminden 4 hafta sonra ağrı, yürüme hızı, alt ekstremite kas gücü, düşme korkusu, anksiyete, yaşam kalitesi ve denge değerlendirildi. Çalışmada anlamlılık p<0,05 düzeyinde değerlendirildi. Katılımcıların yaş, kilo, boy, vücut kitle indeksi ve cinsiyet açısından gruplar arasında anlamlı bir fark bulunmamaktadır (p>0,05). Grup içinde yapılan karşılaştırmada tüm gruplarda yürüme hızı parametresi dışındaki veriler arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmaktadır (p<0,05). Grupları karşılaştırdığımızda TYOEG ve YYOEG grupları arasında düşme korkusu ve denge parametreleri hariç tüm verilerde istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamaktadır (p>0,05). Grupları kontrol grubuna göre karşılaştırdığımızda TYOEG ve YYOEG yürüme hızı parametresi hariç tüm parametrelerde istatiksel olarak anlamlı farklılık vardır (p<0,05). TYOEG ve YYOEG grupları arasında düşme korkusu ve denge parametrelerinde TYOEG lehine istatiksel olarak anlamlı fark bulunmaktadır (p<0,05). Özellikle rehabilitasyon hizmetlerine erişimde engeli bulunan düşme hikayeli yaşlılarda telerehabilitasyon yöntemiyle egzersiz uygulaması yapılmasının yüz yüze olarak yapılmasına kıyasla herhangi fark yaratmayacağı kanısındayız. Anahtar Kelimeler: Düşme Korkusu, Denge, Yaşlı, Telerehabilitasyon, Otago Egzersizi