ARDL Sınır Testi
165 theses under this subject heading
1980 sonrası Türkiye'de uygulanan para politikalarının enflasyon üzerindeki etkisi
Türkiye ekonomisinde, enflasyon ile mücadele edebilmek adına farklı zamanlarda ülkenin o dönem şartları ve yapısına göre, farklı politika kanallarıyla çözüm aranmıştır. Özellikle, ülke ekonomisinde dışa açılma adımlarının atılmaya başladığı 1980 yılı sonrası için, uygulanan politikalar ve alınan kararlar ekonomik açıdan daha önemli hale gelmeye başlamıştır. Bu çalışmada, 1980'den 2023 yılı yarısına kadar, uygulanan para politikalarının içeriği ve enflasyon üzerindeki etkinliği araştırılmıştır. 1980 yılından, küresel finansal krizin Türkiye ekonomisi üzerindeki etkisinin azalmaya başladığı 2009 yılının başlarına kadar, Merkez Bankasının uyguladığı para politikalarının enflasyon üzerinde uzun dönemli bir etki sağlayamadığı görülmüştür. Fiyat istikrarının sağlanamama sebebi, en çok Türkiye ekonomisini, oldukça etkileyen yapısal sorunlardan kaynaklı krizlerin ve sonrasında alınan karar ve politikaların uzun vadede çözüm sağlayamamasının olduğu düşünülmektedir. Yapısal sorunların çözümü adına yapılan reformlar neticesinde para politikasının 2002-2007 yıllarına kadar enflasyon üzerinde etkinliği olumlu sonuçlar üretirken, küresel krizle bu denge tekrar bozulmuştur. Çalışmada Türkiye'de uygulanan para politikasının enflasyon oranı üzerindeki etkisi, 2009:01-2023:04 yılları arasındaki aylık veriler üzerinden birim kök testi ve sonrasında ARDL sınır testi yaklaşımıyla analiz edilmiştir. Çalışmada kullanılan değişkenler; dış ticaret dengesi, mevduat faiz oranı, toplam para arzı, toplam rezervler, tüfe bazlı reel efektif döviz kuru, büyüme oranları ve kukla değişken olarak, 2021 yılının Eylül ayında düşürülmeye başlanan faiz indirimleri olmuştur. Ulaşılan sonuçlara göre, mevduat faiz oranları, para arzı, rezervler ve sanayi üretim endeksi ile enflasyon arasında pozitif ilişki bulunmuştur.
Doğrudan yabancı yatırımların seçilmiş bankaların karlılığı üzerine etkileri
Az gelişmiş ülkelerde sermaye faktörünün az bulunması, bu ülkeleri ekonomik kalkınma çabaları içerisine sokmaktadır. Ticari anlamda giderek küreselleşen dünyada statülerini korumak ve risklerini en aza indirmek isteyen ülkeler, serbest piyasa ekonomisinden yararlanarak az gelişmiş ülkelere yatırım imkânı bulmaktadır. Yabancı sermaye yatırımları dışsal etki ve makroekonomik açısından da ülke ekonomisinin büyük bir bölümünü ilgilendirmektedir. Öte yandan bankalar bir ekonomiye yön veren önemli finansal aracılardır. Sundukları bu aracılık hizmetleriyle piyasadaki fon arzını ve talebini arttırmaktadırlar. Bankacılık sektörünün karlılığı ekonomik yapı açısından önem arz etmektedir. Bu çalışmada doğrudan yabancı yatırımların (DYY) Türk bankacılık sektöründe faaliyet gösteren seçilmiş bankaların karlılığına etkisinin belirlemesi hedeflenmiştir. Bu anlamda 2005-2019 yılları arası faaliyet gösteren, farklı sermaye sahipliği olan 3 bankanın verileri incelenmiştir. Veriler bankaların bilanço ve gelir tablolarından hazırlanmıştır. Bankalar, mevduat bankalarından en büyük aktif büyüklüğe sahip kamu, özel ve yabancı sermayeli banka olmak üzere 2019 3. çeyrek dönem finansal verileri baz alınarak seçilmiştir. Çalışmada analiz yöntemi olarak zaman serileri kullanılmıştır. Banka karlılığını belirleyen ölçüt olarak net faiz marjı, aktif karlığı, özsermaye karlılığı çalışmanın bağımlı değişkenlerini oluşturmuştur. Toplam doğrudan yabancı yatırımlar (TDYY) değişkeninin yanı sıra banka karlılığını etkileyen bankaya özgü (içsel) ve makroekonomik (dışsal) faktörler de analize dahil edilmiştir. Banka karlılığına etkisi olduğu düşünülen içsel faktör olarak bankaların aktif toplamı, makroekonomik faktör olarak genel fiyat düzeyi, reel faiz oranı, reel gayrisafi yurtiçi hasıla oranları seçilmiştir. Çalışmada Kwiatkowski Pihillips Schmidt Shin (KPSS) ve Augmented Dickey Fuller (ADF) birim kök testleri yapılarak değişkenlerin durağanlıkları ölçülmüştür. Farklı derecede bütünleşik değişkenler arasındaki ilişki için Autoregressive Distributed Lag Bound (ARDL) yaklaşımı ile analiz sonuçlandırılmıştır. Doğrudan yabancı yatırımların bankaların aktif karlılığına ve özsermaye karlılığına pozitif yönde etkisi, net faiz marjına ise olumsuz yönde etkisi görülmüştür.
Para politikasının banka kredi kanalı yolu ile reel etkileri ve banka kredi faiz oranlarına geçişkenliği: Türkiye örneği
Para politikası uygulamaları reel ekonomik faaliyeti parasal aktarım mekanizması kanalları aracılığıyla etkilemektedir. Standart IS-LM modeline dayanan faiz oranı kanalının etkilerini genişleten kredi kanalında, bankalar finansal sistemde özel bir rol oynamaktadır. Kredi kanalının alt dalı olan banka kredi kanalında, para politikası uygulamaları bankaların kredi arzını değiştirerek reel sonuçlar doğurmaktadır. Türkiye ekonomisinde 2002:01-2014:1 dönemi için VAR yöntemi kullanılarak banka kredi kanalının etkinliğini incelemek bu çalışmanın ilk amacını oluşturmaktadır. Bu amaçla ampirik analiz yapılmadan önce, Türkiye ekonomisin banka kredi kanalının etkinlik koşullarını büyük ölçüde sağladığı belirlenmiştir. Yapılan etki-tepki fonksiyonları sonuçları, banka kredi kanalının etkin olduğunu göstermektedir. Bu çalışmada, para politikasının bankaların kredi arzı üzerindeki etkisinin yanında kredi talebinin en önemli belirleyicilerinden olan kredi faiz oranları üzerindeki etkisi de incelenerek, para politikasının kredi arz ve talebini yönlendirme gücü tespit edilmeye çalışılmıştır. Bu nedenle, politika faiz oranının bankaların ihtiyaç, konut, taşıt ve ticari kredi faiz oranlarına geçiş etkisi aynı dönem için ARDL modeli ve Kalman filtresi yöntemiyle analiz edilmiştir. Analiz sonuçları incelenen dönemde en yüksek geçişkenliğin ihtiyaç kredisi faiz oranında bulunduğunu ve politika faiz oranının kredi faiz oranları üzerindeki dinamik etkisinin genel olarak 2008 yılına kadar azaldığı ve küresel finans krizi sonrası daha istikrarlı olduğunu ortaya koymuştur. Çalışmada, TCMB'nin banka kredi kanalı yoluyla makroekonomik değişkenleri etkilediği ve kredi faiz oranlarını ve dolayısıyla kredi talebini etkileme gücünün yüksek olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Para Politikası, Banka Kredi Kanalı, Faiz Oranı GeçiĢkenliği, VAR, ARDL, Kalman Filtresi.
Türkiye'de telekomünikasyonun gelişimi ve talebinin ARDL yaklaşımı ile analizi
Günümüzde telekomünikasyon hizmetleri hem sosyal hem de iş yaşamının zorunlu bir parçası haline gelmiştir. Telekomünikasyondaki gelişmeler, küreselleşmedeki hızlanmanın nedenlerinden biridir. Ancak küreselleşme, telekomünikasyon talebini artırmıştır. 1980'lerden sonra telekomünikasyon sektöründe yapılan yasa ve yönetmelik değişiklikleriyle ülkemizde telekomünikasyon sektörü serbestleşmiş, telekomünikasyon piyasası rekabete açılmış ve bu da zaman içerisinde sabit hat talebini etkilemiştir. Bu çalışmada, önce sektörün tarihsel gelişimi incelenmiş ve daha sonra esas olarak Türkiye'de sabit hat telekomünikasyon talebinin 2009 – 2015 aralığındaki fiyat, gelir ve çapraz fiyat esnekliklerinin kısa ve uzun dönemde ekonometrik model ile tahmin edilmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda çalışmanın birinci bölümünde telekomünikasyon tarihi ve gelişimi ele alınmış, ikinci bölümde esneklikler açıklanmış olup, üçüncü bölümünde ise görgül bir analiz yapılmıştır. Çalışmada TT sabit telefon talep denklemi oluşturulmuş ve bu talep modelin uzun ve kısa dönem ilişkilerinin araştırılmasında Pesaran vd. (2001) tarafından geliştirilen ARDL (Sınır Testi) yaklaşımı kullanılmıştır. Elde edilen ARDL model sonuçları için CUSUM ve yineleme katsayıları kararlılıkları testleri yapılmıştır. Test sonuçları tahmin edilen değişkenlerin uzun döneminde istikrarlı olduğunu göstermektedir. Elde edilen en önemli sonuç sabit hat hizmeti talebinin fiyat esnekliğinin beklenilenin aksi bir işarete sahip olduğu görülmekte olup, istatistiksel olarak açıklayıcı temel değişkenin mobil hat fiyatı olduğu ve sabit ile mobil hat mallarının tamamlayıcı mal olduğu tespit edilmiştir. Aynı zamanda gelir arttıkça talebin daha teknolojik olan mobil hatta kaydığı görülmektedir. Anahtar Sözcükler: Telekomünikasyon, Telekomünikasyon talebi, Esneklik,Eşbütünleşme, ARDL
The effect of foreign exchange and real exchange rate on foreign trade in Liberia
This study adopted an ARDL model framework in estimating the effect of foreign exchange intervention and exchange rates on foreign trade in Liberia in three separate models namely export, import and trade balance using yearly data from 1980-2015. The results indicate a statistically significant positive effect of nominal exchange rate on export, but not necessarily for real exchange rate. Nominal exchange rate was confirmed to be inversely related to import while real exchange rate was positively related to import. The trade balance model results show a statistically significant negative effect of nominal exchange rate on trade balance while real exchange rate was seen to be positively related to trade balance. The exchange rate regime change and monetary intervention by the central bank seems ineffective particularly due to the dual currency and high dollarization. At the same time, the depreciation in the Liberian dollar tend to worsen the trade balance. Keywords: Nominal Exchange Rate, Real Exchange Rate, Foreign Trade, ARDL model,Dual currency
Küresel ısınmanın Türkiye'de tarım sektörü üzerine etkisi: Bir ARDL modeli uygulaması
Atmosferdeki sera gazı yoğunluğunun artması ile yer küre ve denizlerde meydana gelen sıcaklık artışlarına küresel ısınma denilmektedir. Küresel ısınma sonucunda ortaya çıkan iklim değişikliği tarım sektörünü olumsuz etkilemektedir. Bu çalışmada, 1985-2016 zaman periyodunda küresel ısınmanın Türkiye'de tarım sektörü üzerine etkilerinin ortaya koyulması amaçlanmıştır. Bu amaçla, tarımsal GSYH, buğday üretimi, mısır üretimi, çeltik üretimi değişkenlerinin her biri ile ortalama sıcaklık, toplam yağış, toplam karbondioksit miktarı arasındaki ilişki ARDL modeli ile yıllık veri seti kullanılarak tahmin edilmiştir. Elde edilen tahmin sonuçlarına göre, tarımsal GSYH ile karbondioksit ve yağış miktarı arasında negatif bir ilişki vardır. Sıcaklık ile tarımsal GSYH arasında negatif bir ilişki bulunamamıştır. Buna karşın, iklim değişikliğinin genel etkisi negatif yöndedir. Yapılan analizlerde çeltik üretimi ile sıcaklık ve yağış değişkenleri arasında anlamlı bir ilişki bulunamazken, karbondioksit miktarının çeltik üretimi üzerinde olumsuz bir etkisi olmadığı ortaya çıkmıştır. Mısır üretimi ile iklim değişikliği ilişkisi incelendiğinde ise kısa dönemde yağış ve karbondioksit miktarının üretimi negatif yönde etkilediği tespit edilmiştir. Buna karşın uzun dönemde mısır üretimi ile iklim değişikliği arasında anlamlı bir sonuç bulunamamıştır. Buğday üretimi ile sıcaklık, yağış ve karbondioksit değişkenleri arasında ise bir eşbütünleşme ilişkisi olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Sözcükler: Küresel Isınma, İklim Değişikliği, Tarım Sektörü, ARDL.
Türkiye'de eğitim istihdam ilişkisi ve genç işsizliği sorunu
Genç işsizliği özelde ise eğitimli genç işsizliği sorunu günümüzün önemli makro ekonomik problemlerinin başında gelmektedir. Küreselleşmeyle birlikte nitelikli işgücü ekonomik gelişmenin en önemli unsuru haline gelirken, eğitim sistemine ise talep edilen nitelikte işgücü yetiştirme sorumluluğu yüklenmiştir. Eğitim ve istihdam arasındaki ilişki 1960'lı yıllarda Beşerî Sermaye Teorisi çerçevesinde şekillenmiştir. Teoriye göre eğitim seviyesindeki artışın işsizliği azaltması, istihdamı kolaylaştırması beklenmektedir. Fakat günümüzde bazı ülkelerde eğitim seviyesindeki artışın işsizliği azaltamadığı görülmektedir. Bu durum eğitim ve istihdam arasındaki ilişkiyi tartışmalı hale getirerek, durumun geçerliliğini ve varsa sorunun tespit edilmesini gerektirmiştir. Çalışmada Türkiye'de 1988-2020 döneminde genç işsizliğini etkilediği düşünülen temel makroekonomik göstergeler ve yükseköğretim ile genç işsizliği arasındaki ilişki ARDL sınır testi aracılığıyla incelenmiştir. Yapılan ekonometrik analizler sonucunda yükseköğretim brüt okullaşma oranı, yükseköğretim harcamalarının GSYH içerisindeki payı ve reel ekonomik büyüme ile genç işsizliğini arasında pozitif ilişki tespit edilmiştir. Genç işsizliği ile genç işgücüne katılım oranı ve dışa açıklık arasında negatif ilişki tespit edilirken, enflasyon ile anlamlı bir ilişki tespit edilememiştir. Anahtar Kelimeler: Genç İşsizliği, Yükseköğretim, ARDL sınır testi
Maliye politikasının tüketici güveni üzerindeki etkisi: Türkiye uygulaması
Devlet belirli sosyal ve ekonomik amaçları gerçekleştirmek için maliye politikası enstrümanlarını kullanmaktadır. 1929 Büyük Depresyon'dan itibaren dünyanın birçok yerinde maliye politikası ekonomik istikrarsızlıklarla mücadele ve ekonomik krizlerden çıkmak için etkin olarak kullanılmaktadır. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası ve Türkiye İstatistik Kurumu tarafından yayımlanan tüketicilerin harcama eğilimlerini gösteren tüketici güven endeksi günümüzde gittikçe artan öneme sahip olmaya başlamıştır. Harcamaların belirleyicisi olan tüketiciler ise ekonomik ortama duydukları güven doğrultusunda ekonomiye yön vermektedir. Bu çalışmanın çıkış noktası ise, tüketici güveni ile maliye politikası arasında nasıl bir ilişki olduğu ve tüketici güvenini arttırmak için nasıl politikalar belirlenmesi gerektiği olmuştur. Bu çalışmada, Türkiye'de tüketici güven endeksi ve maliye politikası arasındaki ilişki 2006M1-2017M8 dönemi için incelenmiştir. Maliye politikası göstergeleri olarak dolaysız vergi gelirleri, dolaylı vergi gelirleri, merkezi yönetim bütçe gelir ve harcamaları, iç borçlanmanın toplam borçlanma içindeki payı ile tüketici güven endeksi arasındaki nedensellik ilişkisi ekonometrik yöntemlerle sınanmıştır. Ayrıca geçiş değişkenleri olan piyasa döviz kuru, piyasa faiz oranı ve tüketici fiyat endeksi de analize dâhil edilmiştir. Analiz sonuçlarına göre, kamu gelir ve harcama kalemlerinden tüketici güvenine doğrudan nedensellik bulunmaktadır. Fiyatlar genel düzeyi ve döviz kuru tüketici güvenini doğrudan etkilemektedir. Ayrıca ARDL metoduyla yapılan analizde tüketici güven endeksi ve kamu gelirleri arasında kısa ve uzun dönemli bir ilişkinin varlığı bulunmuştur. Ampirik bulgular sonucunda kamu gelirleri artırıldığında yani daraltıcı maliye politikaları uygulandığında tüketici güven endeksinin arttığı gözlemlenmiştir. Dolayısıyla, Türkiye'de ele alınan dönemde genişletici mali daralma hipotezinin geçerli olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Politik pazarlama kapsamında makroekonomik göstergelerin Türkiye'deki seçmen davranışlarına etkisi
Günümüzde siyasi partiler politik pazarlama kanalları ile fikirlerini ve ideolojilerini daha kısa sürede daha çok seçmene ulaştırarak seçmenlerin siyasi tutum ve davranışlarını etkilemektedirler. Seçmenlerin siyasi tutum ve davranışları birçok faktörden etkilenmekte fakat bunlar arasında seçmenlerin en çok etkilendiği faktör ekonomik faktörlerdir. Ekonomik faktörlerin seçmen davranışını etkilediği görüşü, literatürde ekonomik oy verme teorisi olarak adlandırılmaktadır. Bu teoriye göre seçmenler siyasal iktidarların cari ve geçmiş dönemlerini değerlendirip kendilerine en çok fayda sağlayan ve temel ekonomik sorunların üstesinden gelebilen partilere oy vermektedirler. Politik pazarlama kapsamında seçmen tercihlerinin önemini ortaya koyarak seçmen davranışlarında etkili olan makroekonomik faktörleri Türkiye özelinde tespit etmek bu çalışmanın amacını oluşturmaktadır. Bu bağlamda oluşturulan ekonometrik model ile makroekonomik faktörlerin oy oranları üzerindeki etkileri 1977–2019 dönemi arasında Türkiye'de yapılan genel seçimler kapsamında araştırılmıştır. Araştırmada ilk olarak değişkenlerin durağanlık derecelerini belirlemek için ADF ve Carrion-i-Silvestre kırılmalı birim kök testleri kullanılmıştır. Eşbütünleşme ve değişkenler arasındaki kısa ve uzun dönem ilişkilerini tespit etmek için çoklu yapısal kırılmalar altında Maki eşbütünleşme testi ve ARDL sınır testinden yararlanılmıştır. Son olarak değişkenler arasındaki nedensellik ilişkilerini tespit etmek için Toda-Yamamoto Granger nedensellik testi kullanılmıştır. Çalışmanın sonucunda uzun dönemde kişi başı gayri safi yurt içi hasıla oranının oy oranı üzerindeki etkisi pozitif, enflasyon ve işsizlik oranının oy oranı üzerindeki etkisinin negatif olduğu tespit edilmiştir. Bununla birlikte kısa dönemde faiz oranının oy oranını negatif etkilediği tespit edilmiştir. Son olarak yapılan nedensellik testi sonucunda işsizlik, enflasyon ve kişi başı gayri safi yurt içi hasıla oranlarından oy oranına doğru tek yönlü bir nedensellik ilişkisinin olduğu tespit edilirken faiz oranından oy oranına doğru bir nedensellik ilişkisinin olmadığı tespit edilmiştir. Sonuç olarak, çalışma kapsamında Türkiye'de seçmenlerin makroekonomik faktörlerdeki değişimlerden etkilendiği ve siyasi tutum ve davranışlarını bu doğrultuda şekillendirdiği tespit edilmiştir.
İktisat politikalarının tüketici güveni üzerindeki etkileri
Bu çalışmanın temel amacı, Türkiye'de 2008:01-2021:12 dönemleri arasında aylık veriler kullanılarak, iktisat politikaları ile tüketici güveni arasındaki kısa ve uzun dönem ilişkilerinin araştırılmasıdır. Değişkenlere ait veriler Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) veritabanından elde edilmiştir. Değişkenlerin durağanlığının incelenmesi için kullanılan Genişletilmiş Dickey Fuller (ADF) ve Phillips-Perron (PP) testleri ilgili değişkenlerin genel anlamda birinci dereceden durağan olduklarını ortaya koymuştur. Bu sebeple çalışmada değişkenler arasında uzun dönemli ilişkilerin araştırılması için eşbütünleşme ile Gecikmesi Dağıtılmış Otoregresif (ARDL) Model yaklaşımı uygulanmıştır. ARDL metoduyla yapılan analizlerden elde edilen bulgular sonucunda, Türkiye'de iktisat politikası değişkenleri ile tüketici güven endeksi arasında uzun ve kısa dönemde ilişki olduğu tespit edilmiştir. Değişkenlerden dolaylı vergilerin toplam vergi gelirlerine oranının ve merkezi yönetim bütçe giderlerinin uzun dönemde tüketici güven endeksi üzerinde pozitif etkisinin olduğu görülmekteyken, kısa dönemde negatif etkisinin olduğu görülmüştür. Enflasyon oranının ve faiz oranının hem kısa hem de uzun dönemde tüketici güven endeksi üzerinde negatif etkisinin olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Tüketici Güven Endeksi, İktisat Politikası, Birim Kök, ARDL Sınır Testi.
Türkiye'de döviz kuru oynaklığı ve dış ticaret: ARDL analizi
Küreselleşen dünyada, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler için kritik bir ekonomik sorun olan dış ticaret açığı ve bu açığa neden olan faktörler, araştırmalara konu olmuş ve günümüzde de olmaya da devam etmektedir. Döviz kurlarında yaşanan dalgalanmalar ekonomide fiyat değişikliklerine yansımakta bu durum ise insanlığın var olduğu sürece devam edecek olan dış ticaret ve iktisadi büyüme kavramları açısından göz önünde bulundurulması gereken önemli bir konu haline gelmektedir. Bu nedenle çalışmanın en temel amacı döviz kuru ile dış ticaret dengesi arasındaki bu ilişkiyi incelemektir. Çalışmanın birinci bölümünde para miktarının dolaylı ve doğrudan olmak üzere ödemeler dengesi üzerinde etkisi olması sebebi ile öncelikle para politikası şokları aktarılmıştır. İkinci bölümünde döviz kuru riski ve yönetimi ile ilgili bilgilendirme yapılmış, üçüncü bölümde uluslararası ticaret ile ilgili bilgiler belirtilmiştir. Çalışmanın dördüncü bölümünde ise literatür araştırmasına yer verilmiş ve çalışmanın temel amacı olan ekonometrik uygulama bölümü aktarılmıştır. Türkiye'de 2006: Q1-2021: Q3 dönemi ele alınmış, durağanlık analizleri yapılmış, kısa ve uzun dönem analizleri için ARDL yönteminden faydalanılmıştır. TÜFE bazlı (2006=100) reel efektif döviz kuru, ekonomik büyüme ve mal dengesi değişkenleri ARDL analiz yöntemine dâhil edilmiştir. Elde edilen analiz sonuçlarına göre, değişkenler arasında eşbütünleşme ilişkisi olduğu saptandığından ve ARDL modeli kurulmuş olup, modelin açıklama gücü 0.91 gibi yüksek bir değer çıkmış ve istatistiki olarak anlamlı bulunmuştur. Uzun dönemde RDK (Reel Efektif Döviz Kuru) serisi ile DA (Dış Ticaret Dengesi) bağımlı değişkeni arasında anlamlı bir ilişki olsa da kısa dönemde bu ilişki anlamlı bulunamamıştır. DA değişkeni uzun dönemde RDK' dan etkilense de kısa dönemde etkilenmemektedir. Modelin kararlılığına bakmak için de CUSUM ve CUSUMSQ grafikleri incelenmiş ve değişkenlere yönelik herhangi bir kırılmanın olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Literatürde bu konu üzerine birçok çalışma yapılmıştır ancak bu çalışmayı özgün kılan 2006:Q1-2021:Q3 döneminde, ARDL analiz yöntemiyle DA değişkeni üzerinde GSYH ve RDK ilişkisinin test edilmesidir. Anahtar Kelimeler: Döviz Kuru, Şok, Risk, Uluslararası Ticaret
Enflasyon ve ekonomik büyüme ilişkisi: Türkiye özelinde ekonometrik bir uygulama
Bu çalışmada, enflasyon ve ekonomik büyüme arasında ki etkileşim Türkiye özelinde araştırılmıştır. Bu şekilde 2023 hedefleri doğrultusunda istikrarlı bir fiyat çizgisi ve sürdürülebilir büyüme trendi yakalamayı arzulayan Türkiye ekonomisinde, enflasyon ve ekonomik büyüme arasındaki ilişkinin doğru zemine oturtulmasına ampirik destek sağlamak amaçlanmıştır. Çalışmada,1961-2016 yılları arasındaki dönemi kapsayan ve Dünya Bankasından temin edilen, yıllık reel Gayri Safi Yurtiçi Hasıladan elde edilen ekonomik büyüme, Tüketici Fiyat Endeksinden elde edilen enflasyon oranı ve Brüt Sermaye oluşumunun GSYH'ya oranı veri setleri kullanılmıştır. Değişkenlerin zaman serisi özelliklerini belirlemek amacıyla ADF, PP, KPSS ve Zivot-Andrews yapısal kırılma birim kök testleri uygulanmıştır. Birim kök testi sonuçları incelendiğinde uygulama da kullanılacak değişkenlerin bazılarının düzeyde bazılarının farkta durağan bulunduğu görülmüştür. Bu bağlamda, çalışmada kullanılacak en uygun metodun ARDL olacağına karar verilmiştir. ARDL modeli sonuçlarına göre seçilen dönem için Türkiye'de, enflasyon ve ekonomik büyüme arasında hem kısa dönemde hem de uzun dönemde negatif yönlü ilişki olduğu tespit edilmiştir.
Türk bankacılık sektöründe sorunlu kredilerin makroekonomik değişkenlerle ilişkilerinin araştırılması
Bankaların önemi, bütün dünya ekonomilerinde olduğu gibi Türkiye ekonomisinde de gün ve gün artmaktadır. Ekonomi de büyümenin görülebilmesi, küçük ve atıl durumda ki kaynakların kartopu gibi büyüyerek yeni yatırımlarda kullanılmasına bağlıdır. Tasarruf sahipleri tarafından gelir elde etmek amacı ile banka kasalarında toplanan küçük meblağlar büyüyerek buradan piyasaya kredi olarak aktarılmaktadır. Banka kredilerinin verimli yatırımlara aktarılarak, ekonomik yaşamın canlılığı, atıl durumda ki paranın değerlendirilmesi, endüstrileşmede yeni projelerin devreye sokulması, mali piyasaların canlanması gibi sonuçları bulunmaktadır. Kredilerde olabilecek sorunlar tasarruf sahiplerini, işletme sahiplerini, bankaları, işletme ile bir şekilde bağı olan tüm kişi ve kurumları sonuçta da ülke ekonomisine olumsuz yansımaları olacaktır. Bu çalışmada, sorunlu hale gelen banka kredilerinin makroekonomik değişkenlere yansımaları araştırılmıştır. Sorunlu krediler ile makroekonomik göstergeler arasındaki ilişkinin değerlendirildiği bu çalışmada, 2010:1Ç-2019:4Ç dönemine ait üçer aylık bağımlı değişken olarak Sorunlu Krediler, bağımsız değişken olarak da Gayri Safi Yurt İçi Hâsıla, Toplam Özel Tüketim Harcamaları Reel Artış Hızı, TÜFE Değişim Hızı verileri kullanılmıştır. Çalışmada değişkenler arasındaki uzun vadeli ilişkilere bakılmış olunup bu amaçla ARDL Sınır Testi ile eş bütünleşme analizi gerçekleştirilmiştir. Ayrıca Hata Düzeltme Modeli (VECM) ile kısa dönemli ilişkilere de bakılmıştır. Son olarak, yapılan analiz sonucunda elde edilen bulgular yorumlanmıştır.
Kripto paralar ve BIST100 arasında eşbütünleşme ilişkisi: ARDL sınır testi yaklaşımı
Bu çalışmada son yıllarda popülaritesi ve buna paralel olarak kullanım alanı oldukça artan kripto paralar ile Borsa İstanbul'un en temel göstergesi kabul edilen BİST 100 endeksi arasındaki eşbütünleşme ilişkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda Bitcoin, Ethereum, Binance Coin, Tether ve Cardano olmak üzere 31.12.2021 tarihinde en yüksek piyasa değerine sahip olan 5 adet kripto para birimi ve BİST 100 endeksine ait 01.01.2018-31.12.2021 zaman aralığında günlük veriler kullanılmıştır. Kripto para birimlerinin bağımsız ve BİST 100 endeksinin bağımlı değişken kabul edildiği çalışmada daha anlamlı sonuçlara ulaşabilmek adına USD/TL ve US500 endeksi kontrol değişkeni olarak çalışmaya eklenmiştir. Çalışmada farklı düzeyde durağan serilerle analiz yapmaya imkan sağladığından analizlerde ARDL yaklaşımı tercih edilmiştir. Analizler Eviews istatistik paket programı kullanılarak yapılmıştır. 1001 günlük gözlemden oluşan zaman serilerine 01.01.2018-31.12.2021 ve pandemi sonrası 01.04.2020-31.12.2021 dönemleri için ayrı ayrı olmak üzere toplamda 24 adet ARDL testi uygulanmıştır. Test sonuçları Pesaran, Shin ve Smith (2001) ve Narayan (2005) 'ın önerdiği referans değerler ile karşılaştırılmış ve anlamlı sonuç bulunamadığından kripto paralar ile BİST 100 arasında eşbütünleşme ilişkisi olmadığı yargısına varılmıştır.
Pandemilerin emtia piyasalarına etkilerinin analizi
Dünyada, ekonomiler açısından en büyük risklerden biri salgın hastalık, savaş ve ekonomik kriz gibi olaylar sonucunda meydana gelen üretim süreçlerinin etkilenmesi, buna istinaden doğrudan veya dolaylı olarak tedarik zincirlerinin bozulmasıdır. Bir diğer risk ise söz konusu olaylar karşısında üretimin en temel girdisi olan emtiaların arz-talep ve dolayısıyla fiyatlarında yaşanan dalgalanmalardır. Salgın hastalıklar tarihin her döneminde görülmekle birlikte ortaya çıktıkları andan itibaren yaşanan can kayıpları ve alınan önlemler sosyal, siyasal ve ekonomik işleyişin bozulmasına neden olmaktadır. Bu durumun son örneği ise 2019 yılında ortaya çıkan ve dünyayı etkisi altına alan Covid-19 pandemisidir. Bu çalışmada salgın hastalıkların emtialar üzerindeki etkisi Covid-19 salgın hastalığı üzerinden ele alınmıştır. Çalışmada dönem aralığı Covid-19 salgın sürecinin başlangıcını ve genelini ifade edecek şekilde 20.01.2020-31.12.2021 ile 20.01.2020-31.12.2020 olarak belirlenmiştir. Modellerde endüstriyel üretimdeki stratejik önemleri sebebiyle küresel altın, alüminyum, demir, bakır, WTI petrol ve doğal gaz fiyatları bağımlı değişkenler, Covid-19 verilerini temsil eden küresel günlük vaka sayısı ve küresel günlük vefat sayısı bağımsız değişkenler olarak belirlenmiştir. Ayrıca VIX endeksi ve MSCI endeks verileri açıklayıcı değişkenler olarak modellere dahil edilmiştir. Çalışmada değişkenlerin durağanlık sınamaları (PP) ve (ZA) birim kök testleri ile yapılmıştır. Birim kök testi sonuçları değişkenlerin farklı derecelerde durağan olduğunu göstermiştir. Bunula birlikte Zivot-Andrews (ZA) birim kök testi 20.01.2020-31.12.2021 10.05.2021 tarihinde vaka sayılarındaki değişimin ve 20.01.2020-31.12.2020 dönemi için kurulacak modellerde ise 2 Kasım 2020 ABD başkanlık seçimlerinin kırılmaya neden olabileceğini göstermiştir. Bu kapsamda bahsi geçen tarihler için ilgili modellere birer kukla değişken eklenmiştir. Değişkenlerin durağanlık yapıları gereği çalışmada emtia fiyatları ile Covid-19 arasındaki uzun ve kısa dönem eşbütünleşme ilişkisi ARDL sınır testi ile incelenmiştir.
Carry trade endeksi ile CDS primi arasındaki ilişki: Türkiye üzerine bir uygulama
Küresel likiditenin artması ve gelişen bilgi teknolojileri ile birlikte yeni yatırım arayışlarına giren yatırımcılar, düşük faizli ülkelerden borçlanarak, yüksek faizli ülkelere yatırım yapma stratejisine dayanan ''carry trade'' yatırım stratejisini son yıllarda yaygın olarak kullanmaya başlamışlardır. Uluslararası yatırımcıların, ülkeler arası faiz oranı farklarından yararlanarak yatırım yapma süreçlerinde karşılaştıkları riskleri doğru bir şekilde değerlendirmeleri büyük önem arz etmektedir. Bu çalışmanın amacı, ülke kredi riskinin ölçülmesinde kullanılan CDS primleri ile ülkeler arası faiz oranı farklarından ortaya çıkan carry trade yatırımları arasındaki ilişkiyi ortaya koymaktır. Carry trade yatırımlarının temel belirleyicileri olan döviz kurları (euro ve dolar), tahvil faiz oranları ve küresel volatilite endeksi (VIX)'de çalışmaya dahil edilmiş ve çalışmada Ocak 2009-Haziran 2018 dönemleri arasındaki aylık veriler analiz edilmiştir. Değişkenler arasındaki ilişki önce doğrusal ARDL modeli ile tahmin edilmeye çalışılmıştır. Doğrusal ARDL modeli sonucu uzun dönem katsayılarının istatistiksel anlamlılığının olmaması doğrusal olmayan ARDL modelinin uygulamasını da beraberinde getirmiştir. Çalışma sonucunda ARDL kısa dönem tahmin sonuçları ve NARDL uzun ve kısa dönem sonuçlarına göre carry trade ile CDS primi, dolar ve euro arasında negatif yönlü bir ilişki tespit edilirken, tahvil faiz oranları ve VIX endeksi arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişkiye rastlanmamıştır. Anahtar Kelimeler: Kredi Riski, Kredi Türev Ürünleri, Kredi Temerrüt Takası, Ara Kazanç Ticareti, ARDL, NARDL
Türkiye'de döviz kuru politikalarının olası etkileri
Son otuz yılda sermaye hareketlerindeki serbestleşme ile birlikte, sabit döviz kurunun terk edilmesi, bilgi teknolojilerinde yaşanan devrim ve işlem hacminin çok büyük oranlarda genişlemesi finansal gelişmeyi arttırarak, ülkelerin uluslararası piyasalardan borçlanabilmesini kolaylaştırmış ve böylece cari açık veren ülke sayısı artarak, cari açıklar kronik hale gelmiştir. İktisadi kararların ve beklentilerin oluşumunda belirleyici bir role sahip olan ve ülkelerin ekonomik krizler karşısında kırılganlığını arttıran cari açık, ülke ekonomileri için oldukça önemli bir konuma getirmekle birlikte, cari açığın en fazla dış ticaret açıklarından beslendiği görülmektedir. Türkiye'nin dış ticaret hacmi son yıllarda önemli gelişmeler kaydetmekle birlikte ticaret açığına da önemli artışlar yaşanmakta ve bu durumda cari açık da hızla artmaktadır. Ülkenin ticaret hacmindeki hızlı artış, dış ticaretin döviz kurlarından etkilenip etkilenmediği sorusunu da gündeme getirmektedir. Bu nedenle, çalışmanın amacı; 1980 sonrası Türkiye ekonomisi için cari işlemler açığının en önemli nedenlerinden biri olan dış ticaret dengesi ile döviz kuru politikarı arasındaki ilişkinin zaman serisi yöntemi kullanılarak tespiti ve varsa bu ilişkinin yönünün ortaya konmasıdır. Bu nedenle 1995 -2015 yılları arası dış ticaret açığı, reel döviz kuru, Türkiye'nin ve OECD ülkelerin yurt içi gayri safi hasılası değişkenlerine ait çeyrek dönemli veriler ile zaman serisi yöntemlerinden yararlanılmış ve uzun dönemli ilişkinin varlığı ARDL yaklaşımı ile analiz edilmiştir. Elde edilen analiz sonuçları göstermektedir ki; dış ticaret dengesi ile reel döviz kuru, Türkiye ve OECD ülkelerin GSYİH arasında uzun dönemli bir ilişki söz konusu olmakla birlikte, reel döviz kurunun katsayı istatistiksel olarak anlamsız bulunmuştur. Türkiye'nin ve OECD ülkelerin GSYİH kaysayıları ise, istatistiksel olarak anlamlı ve iktisadi olarak ilişkinin yönü anlamlı bulunmuştur. Sonuçlardan Türkiye'de yaşanan uzun devalüasyon dönemlerine karşın, dış ticaret açığının artma eğilimi gösterdiği ve döviz kuru politikasının olumlu bir dış ticaret dengesi kuramadığı söylenebilir. Dış ticaret hacimlerinin döviz kurlarındaki değişimlere cevap veremediği de görülmektedir. Türkiye'nin ithalatındaki hızlı artış iç piyasadaki talebin yüksek seyretmesi ile ilişkili olmasına karşın, ihracattaki artış dış pazar sayısındaki artış ve bu pazarlardaki ekonomik büyümelerle ilişkilendirilebilir.
ARDL sınır testi yaklaşımı ile Türkiye'deki konut talebinin modellenmesi
Sanayi devriminden sonra başlayan kırdan kente göç hareketleri ve bu hareketler sonucunda kent nüfuslarının hızlı bir şekilde artması, tarımsal üretimin gelir içindeki payının giderek azalması ve sosyal ve kültürel değişimlerin yaşanmaya başlamasıyla birlikte konut sorunu da baş göstermeye başlamıştır. Türkiye'de bu süreç 2. Dünya Harbinden sonra hız kazanmış ve büyük kentlerde konut ihtiyacının karşılanması yetersiz kalmıştır. Öte yandan az ve orta gelirli ailelerin bu ihtiyacını karşılamak için ve yaşanan göç hareketleri sonucunda meydana gelen standardı ve yaşam kalitesi düşük olan alanların düzeltilmesi maksadıyla devlet bu sürece müdahil olmuştur. Kamu sektörünün bu alana girmesiyle birlikte sorunun çözümü için çeşitli politika ve programlar oluşturulmaya başlanmıştır. Bu çalışmanın temel amacı seçilmiş bazı değişkenlerin Türkiye'de Konut Talebi üzerindeki etkisinin olup olmadığını araştırmaktır. 2005-2017 dönemine ilişkin aylık zaman serileri verileri kullanılarak ekonometrik analiz yapılmıştır. Bu seçilen değişkenler; gelir yerine kişi başına düşen gelir, fiyat yerine konut fiyatlarıyla ilgili detaylı istatistik bulunmadığı için tüketici fiyat endeksi, faiz değişkeni olarak koyduğumuz serinin yerine tüketici kredilerinden konut kredisi faiz oranları, istihdam oranları, tüketici güven endeksi ve kentleşme oranı verileridir. Konut talebini açıklamak içinse yapı kullanma izin belgesi toplam sayısından otel vb. binalar, ofis (işyeri) binaları, toptan ve perakende ticaret binaları, trafik ve iletişim binaları, sanayi binaları ve depolar, kamu eğlence, eğitim, hastane veya bakım kuruluşları binaları ve ikamet amaçlı olmayan diğer binaların toplam sayısı çıkarılarak oluşturulan veriler kullanılmıştır. Geniş bir literatür taramasından sonra konut talebini belirleyen faktörler detaylı bir şekilde irdelenmiştir. Çalışmada üzerinde durulan diğer önemli konular ise, konut ve konut piyasasının özellikleri, konut sektörünün ekonomiye etkileri, Türkiye'de konut sektörü ve konut politikalarının gelişimi ve bu sektörde karşılaşılan sorunlar olmuştur. Yapılan ekonometrik model çözümlemesi sonucunda bulguların beklentileri karşılayıp karşılamadığına bakılarak hangi değişkenlerin Türkiye'de konut talebini ne yönde etkilediği açıklanmıştır. Bu bulgulara göre konut politikalarının ne yönde olması gerektiğinin üzerinde durulmuş ve konut sorununa çözüm önerileri getirilmiştir. Anahtar kelimeler: Konut, Konut Talebi, Konut Sektörü, ARDL, Türkiye
Heterodoks para politikalarına ampirik bir yaklaşım: Merkez bankacılığı uygulamaları
Gittikçe derinleşen ve çeşitlenen finansal piyasaların ekonomik sistem üzerinde etkisinin artması ve küresel finansal krizin yarattığı ekonomik durgunluk nedeniyle merkez bankaları fiyat istikrarının ve finansal istikrarın sağlanmasını, büyümenin canlanmasını gerçekleştirebilmek için geleneksel olmayan ve daha karmaşık olan para politikası araçlarını uygulamaya başlamaktadır. Bu çalışmada heterodoks para politikası araçlarının etkinliğini belirlemek için Türkiye, Avrupa Birliği, Amerika Birleşik Devletleri, Brezilya, İngiltere, İsrail, İzlanda, Kanada ve Macaristan için makro ekonomik veri seti oluşturulmakta, VAR analizi ile değişkenlerin optimal gecikme uzunluğu, ARDL sınır testi ile bu verilerin uzun dönem ilişkisi ve dengeden sapmaların ne kadar sürede giderildiği belirlenmektedir. Analiz sonucunda, gelişmekte olan ülkeler için politika faiz oranının, gelişmiş ülkeler için reel merkez bankası toplam varlıklarının para politikası aracı olarak daha etkin kullanıldığı ve gelişmekte olan ülkelerde gelişmiş ülkelere göre dengeden sapmaların ortalama olarak daha kısa sürede telafi edildiği belirlenmektedir. Anahtar kelimeler: Heterodoks para politikası, Merkez Bankacılığı, ARDL.
Karbon emisyonu ve uluslararası ticaret ilişkisi:Türkiye örneği
Dünya popülasyonundaki hızlı artış, teknolojik gelişmelerin sanayileşmeye pozitif katkısı, kaynaklara olan talebi de arttırmıştır. Faktörlerin bu ihtiyaçların karşılanması esnasındaki aşırı ve de bilinçsiz kullanımı, insanoğlunu, geçmişten günümüze kadarki en ciddi problemlerinden biri olan iklim değişikliği problemiyle yüzleşmesine neden olmuştur. Her ne kadar doğal nedenlerle ilintili iklim değişmeleri yaşansa da, insanların kısıtlı doğal kaynaklara olan talebinin artması, iklim değişikliğine insan etkilerinin gözle görülür şekilde katkısı olduğunu özellikle de 19.yüzyılın ortalarıyla beraber kanıtlar niteliktedir. Nitekim, insanın tarih sahnesine çıkışından, Sanayi Devrimi'ne, Sanayi Devrimi'nden günümüze kadar süren dönemde, hem yeryüzünün büyük buzul dağları ve buzullarla kaplandığı ''buzul dönemi''ne hem de buzulların gerilediği buzullar arası dönemden, bugüne kadar ki döneme dek yaşamış doğal ve beşeri çevreye büyük ölçüde zarar verdiği görülmüştür. Küresel ısınma ve iklim değişikliği, atmosferdeki gaz bileşenlerinin yapısını değiştirmiş ve ülkelerin problemi küresel ölçekte değerlendirmeye götürmelerini sağlamıştır. Önce Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçevesi Sözleşmesi (BMİDÇS), daha sonra Kyoto Protokolü ile birlikte ilk adımlar atılmış, son olarak da Paris Görüşmeleri ile bu süreç devam etmiştir. Ne var ki Amerika Birleşik Devletleri Paris İklim Görüşmeleri'nden de kendi çıkarlarına zarar vereceğini düşündükleri için çekileceklerini açıklamıştır. Anlaşmanın Çin ve Hindistan gibi ülkelere daha fazla taviz vermesi ve Amerika'nın refahını diğer ülkelere dağıtacağı düşüncesi ile bu tavrını açıklayan Amerika, aynı zamanda da Çin'in gelişen ekonomisi ve Avrupa Birliği üye ülkelerinin temiz çevre piyasasına yönelmesi sonucu avantaj elde edip, piyasadaki yerinden olmak istememesi ile de iklim görüşmelerine farklı bir boyut getirmiştir. Ayrıca ülkelerin dış ticaretlerini yakından ilgilendiren milli sorumluluklar, ilgili ülkelere belirtililerek karbon emisyon seviyelerinde azaltım yapılması istenmiştir. Ülkelerin sanayileşme kalkınmalarını, ekonomik büyüme ve kalkınmalarını etkileyecek düzeyde olan ve uluslararası ticareti hem doğrudan hem de dolaylı bir şekilde etkide bulunan bu evrensel düzenlemeler, pratikteki evrensel işbirliğini zorlaştırmıştır. Çalışma giriş ve sonuç bölümleri ile birlikte altı bölümden oluşmaktadır. İlk bölüm, problemin konusu ve amacı, yöntemi ve planından oluşan girişten oluşmaktadır. İkinci bölümde ise küresel iklim değişikliği ve sera etkisi ile küresel iklim değişikliğinin geçmişten günümüze gösterdiği tarihsel değişiklikler ve sera etkisi ele alınmıştır. Üçüncü bölümde küresel iklim değişikliği konusunda atılan uluslararası adımlar incelenmiştir. Dördüncü bölümde ise Amerika, Çin, Avrupa Birliği ve Türkiye'nin iklim değişikliği konusuna yaklaşımlarına değinilmiş aynı zamanda iklim değişikliğinin ekonomik değişkenlere olan etkisinden bahsedilmiştir. Beşinci bölümde öncelikle, literatür araştırması ve ekonometrik metodoloji ile başlanırken, karbon emisyonu ve uluslararası ticaret ilişkisini OECD ülkeleri için dinamik panel veri analizi kullanılarak test edilmesi yer almaktadır. Beşinci bölümün bir diğer yarısında ise karbon emisyonu ve dış ticaret ilişkisinin , Türkiye için örneği sunulmaktadır. Son olarak altıncı bölümde ise ampirik sonuçlar değerlendirilmektedir. Bu kapsamda karbon emisyonları ve uluslararası ticaret ilişkisinin arasındaki ilişkiyi incelemek, çalışmanın temel amacını oluşturmaktadır. İlk önce dinamik panel veri yöntemi ve GMM kullanılarak 33 OECD ülkesi için 2000-2013 yılları arası verileriyle karbon emisyonu ve uluslararası ticaret ile ilişkisi incelenmiştir. Uygulama sonucunda ithalat değişkeni ve karbon emisyonu arasındaki ilişki pozitif ve anlamlı çıkarken, ihracat ile karbon emisyonu arasındaki ilişki negatif ve de anlamlı çıkmıştır. Daha sonrasında Türkiye için karbon emisyonu ve uluslararası ticaret ilişkisinin uzun dönemli varlığını ARDL yaklaşımı ile tespit edilmek amaçlanmıştır. ARDL içinse Türkiye'nin 1960 ile 2013 yılları arasındaki karbon emisyonu, ithalat, ihracat ve ağır sanayi ürünleri değişkenleri kullanılarak ilişki incelenmiştir. Çıkan %1 ile %5 arasındaki F değeri sonucu ise, Türkiye'nin protokol yükümlülüklerinin az olması ve geç kabul edilmesi sebebiyle ticaret değişkenleri ve karbon emisyonu arasındaki ilişkiye dönük kesin bir şey söylenemeyeceğini göstermekdir. Anahtar kelimeler: Karbon Emisyonu, Uluslararası Ticaret, GMM, ARDL
Doğrusal olmayan ARDL yaklaşımı ile eşbütünleşme ve bir uygulama
Doğrusal birim kök ve eşbütünleşme testleri ekonometri literatüründe yaygın olarak kullanılmaktadır. Ancak iktisadi değişkenleri modellemede doğrusal modeller her zaman yeterli olmamaktadır. Değişkenlerin asimetrik davranışlarının araştırılmasında doğrusal olmayan yöntemlerin kullanılması daha uygun olmaktadır. Bu tezde araştırma konusunun amacı ve öneminin ele alındığı giriş bölümünden hemen sonra, ikinci bölümde doğrusal birim kök ve eşbütünleşme testleri ele alınmaktadır. Üçüncü bölümde ise öncelikle doğrusal – doğrusal olmama kavramları tanıtılmakta ve doğrusal olmama için ön testler açıklanmaktadır. Daha sonra literatürde yaygın olarak kullanılan doğrusal olmayan birim kök ve eşbütünleşme testleri ele alınmaktadır. Doğrusal olmayan eşbütünleşme testleri arasında sınıflandırılan doğrusal olmayan ARDL (NARDL) yaklaşımı doğrusal ARDL modelinin üstünlüklerine ek olarak kısa ve uzun dönem asimetrik etkileri de dikkate almaktadır. Çalışmanın dördüncü bölümünde ise litaratüre yeni kazandırılmış olan NARDL yaklaşımı ile Türkiye'de Fisher Hipotezi'nin geçerli olup olmadığı araştırılmıştır. Çalışmada karşılaştırma amacıyla doğrusal ve doğrusal olmayan ARDL modelleri ile analiz yapılmaktadır. Her iki yaklaşımda da nominal faiz oranları ve enflasyon oranları arasında uzun dönemli bir ilişki bulunmuştur. Doğrusal ARDL yaklaşımı enflasyon oranındaki pozitif ve negatif değişmelere nominal faiz oranlarının kısa ve uzun dönemde aynı tepkiyi vereceği varsayılırken doğrusal olmayan ARDL yaklaşımı ile yapılan analiz sonucunda ise enflasyondaki pozitif ve negatif değişimlere nominal faiz oranlarının farklı tepki verdiği sonucuna ulaşılmaktadır.
Vergi yükü: Ekonomik büyüme üzerindeki etkileri ve Türkiye örneği
Vergi yükü kavramı maliye literatüründe farklı anlamlarda kullanılmaktadır. Bu çalışmada, vergi yükü kavramı ile toplam vergi yükü kastedilmektedir. Vergi yükü, kamu gelirlerinin gayri safi yurtiçi hasılaya oranı olarak tanımlanmaktadır. Vergi yükü iki şekilde hesaplanmaktadır. Hesaplama şekillerinden ilkine göre sadece vergi gelirleri dikkate alınmakta, diğer hesaplama şeklinde ise vergi gelirlerinin yanı sıra vergi benzeri gelirlerde dikkate alınmaktadır. Çalışmada vergi yükünün ekonomik bir faktör olan ekonomik büyüme üzerindeki olası etkisi incelenmiştir Devletin ekonomik olarak büyüklüğü ve bu büyüklüğün oranını belirleyen faktör olan vergilerin ekonomi üzerindeki etkisi hep tartışılan bir konu olmuştur. Özellik, düşük vergi oranlarının ekonomik büyüme üzerindeki etkisi uzun zamandır tartışılmaktadır. Bu çalışmada Türkiye'de vergi yükü ve ekonomik büyüme arasındaki ilişki 1975–2016 dönemi için araştırılmış ve Peseran (2001) tarafından önerilen sınır testi eş bütünleşme analizi ile vergi yükünün GSYH üzerindeki uzun dönem ilişkisi araştırılmıştır. Daha sonra ARDL yöntemiyle vergi yükü ile GSYH arasında uzun ve kısa dönem ilişkiler analiz edilmiştir. Model sonuçlarına göre vergi yükü ile GSYH arasında eş bütünleşme bulunmuş, ARDL model sonuçlarına göre ise uzun ve kısa dönemde vergi yükü ile GSYH arasında istatistiksel olarak negatif ilişki bulunmuştur.
Taylor Kuralı: Türkiye için asimetrik etkilerin testi
Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası (TCMB) para politikası kurulu kararlarında genellikle fiyat istikrarı odaklı bir para politikası duruşu göstermeye çalışmıştır. Bu bağlamda para politikası belirlemede en önemli politika aracı olan faiz oranından yararlanılmaktadır. 2010 yılından sonra, Merkez Bankası fiyat istikrarı hedefine ek olarak finansal istikrarı da gözeten bir politika anlayışını benimsemiştir. Politika belirlemede kullanılan en önemli araç durumundaki faiz oranının hangi değişkenlerden etkilendiğini belirlemek önem taşımaktadır. Bu çalışmada Taylor Kuralı çerçevesinde Türkiye için enflasyon ve çıktı boşluğunun faiz oranına etkilerinin simetrik mi yoksa asimetrik mi olduğu incelenmiştir. Birinci bölümde araştırma konusunun genel çerçevesi, amacı ve önemi ele alınmıştır. İkinci bölümde para politikası ve Türkiye'de para politikaları uygulamalarına değinilmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümünde Taylor Kuralı genel hatlarıyla sunularak, dördüncü bölümde doğrusal ve doğrusal olmayan yaklaşımlar tartışılmıştır. Bu bölümde literatürde sıkça kullanılan doğrusal birim kök ve eşbütünleşme testleri ile doğrusal olmayan modeller ve eşbütünleşme testleri ele alınmıştır. Sonraki bölümlerde Taylor Kuralı çerçevesinde enflasyon ve çıktı boşluğunun politika faiz oranına (Mevduat Faiz Oranı) etkileri hem doğrusal hem de doğrusal olmayan ARDL yöntemi ile test edilmiştir. Doğrusal modelde enflasyon anlamlı çıktı boşluğu anlamsız bulunmuştur. Doğrusal olmayan ARDL modelinde ise hem enflasyonun hem de çıktı boşluğunun pozitif ve negatif etkileri anlamlı çıkmıştır. Enflasyon ve çıktı boşluğunun uzun dönemde faiz oranına etkilerinin asimetrik olduğu, yani bu değişkenlerdeki yükseliş ve düşüşlerin faiz oranı üzerindeki etkilerinin farklı olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Benzer şekilde enflasyon ve çıktı boşluğunun faiz oranına kısa dönem etkileri asimetrik bulunmuştur.
Emtia piyasalarında fiyat hareketleri ve ekonomik etkileri
Emtia fiyatları, artan tüketim, tükenen kaynaklar, küreselleşme olgusu ve teknolojik gelişmelerle birlikte son yıllarda önemli bir oynaklık göstermeye başlamıştır. Dünya ekonomisinde yaşanan gelişim ve değişimler üretim, yatırım ve tüketim aracı olarak kullanılan emtiaların genişlik, büyüklük ve süre bakımından fiyatlarının dalgalanmasına ve bu dalgalanmanın diğer piyasalara yansıyarak makroekonomik dinamikler üzerinde değişimler yaratmasına neden olmuştur. Bu durum, son dönemde dünya ekonomisinde görülen en belirgin değişimlerden birisini oluşturmaktadır. Emtia fiyatlarındaki bu dalgalanmalar özellikle gelişmekte olan ülkelerin kırılgan olan ekonomilerini ciddi biçimde etkileyen bir unsur haline dönüşmüştür. Çalışmada, emtia fiyatlarının makroekonomik etkilerinin analizi için, sanayi girdisi ve yakıt fiyatlarının, sanayi üretim endeksi üzerindeki etkisi incelenmiştir. Böylece ekonomik büyümenin önemli göstergelerinden birisi olan sanayi üretim endeksinin, emtia fiyat değişimleri karşında nasıl bir tepki verdiği ortaya konarak, karar verici ve politika yapıcılara ışık tutacak sonuçlar elde edilmeye çalışılmıştır. Bu kapsamda, Türkiye için Ocak 2013 - Ocak 2019 yılları arasında aylık veriler kullanılarak ARDL yöntemi ile analiz yapılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre sanayi üretim endeksi sanayi girdisi fiyat endeksi ile aynı yönlü ve yakıt fiyat endeksi ile ters yönlü hareket etmektedir