Narrative

119 theses under this subject heading

DoctorateOpen AccessTR

Dijital halkbilimi bağlamında oyun kültüründe anlam ve anlatı

21. yüzyılda dijital ortam ile birlikte insanoğlu daha önce hiç deneyimlemediği şekilde anlık bir sosyo-kültürel etkileşim içine girmiştir. Sözlü ve yazılı kültür dönemlerinin ardından hipermetinlerle birlikte dijital ortamda birçok anlatı formu ortaya çıkmıştır. Bunun yanında dijital ortamda yer alan anlatılar; sözlü kültür geleneğinin yaşadığı kültür ürünleri olarak da icra edilmektedir. Dijital ortamdaki kültür ürünleri; gündelik hayat içerisinde kullanıcıların sosyo- kültürel hayatına etki ederken bir yandan da geleneksel ürünlerin yaşatıldığı anlamlı bir iletişim formu olarak kültür aktarımı işlevlerini gerçekleştirmektedir. Sözlü kültür unsurlarının hem geleneksel hem de yeni formlarının yer aldığı bu ortamda metni, sözeldokuyu ve bağlamı merkeze alan performans teorisi ile metin merkezli halkbilimi kuramlarının sınanarak halk bilgisi açısından boyutlarının ve anlamlarının ortaya koyulması önem arz etmektedir. Bu yönüyle sınırları çok geniş olan dijital ortamda bir anlatıyı farklı iletişim unsurlarıyla birlikte içeren kültür ürünlerinden birisi dijital oyunlardır. Dijital oyunlar; kültürel ve sosyal deneyimin meraklı gruplarıyla anlık yaşandığı, hem kendi sözlü kültür ortamını kuran hem de sözlü kültür geleneğini barındıran, yazılı formlarla destekleyen ve imgeleştiren, farklı iletişim unsurlarını bir arada sunan kendine has yapısıyla halkbiliminin dijital ortamda canlı olarak yaşatıldığı ürünlerin başında gelmektedir. Dijital oyunlar çeşitli halk bilgisi türlerini de bünyesinde barındırmakta ve yeni halkbilimi türlerine de öncülük etmektedir. Geleneksel oyun kültüründen dijital oyunlara uzanan süreçte yaşanan pek çok bağlamsal değişiklikler de bu ürünlerin halkbilim açısından incelenmesini gerekli kılmaktadır. Nihayetinde bu çalışma disiplinler arası bir konumda bulunan dijital oyunları; halkbiliminin genel yönleriyle metinlerarasılık, söylemlerarasılık ve bağlamlararasılık açısından ele alarak performans teorisinin icra olayı tahlil yönteminden model alınarak geliştirilen ve metin merkezli kuramları sürece dâhil eden üç boyutlu icra analiz yöntemini kullanarak analiz etmeyi amaçlamaktadır. Bu doğrultuda dijital oyunların kültür ortamındaki icrası; oyun, oyuncu, anlatı ve bağlamı açısından bir bütün hâlinde değerlendirilecek ve anlam boyutunda halkbilimi ile ilişkisi ortaya konulacaktır.

AnlatıHalk bilimiKültür+5
Ahmet Serdar Arslan
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Tiyatro – anlatı ilişkisi ve anlatıcının dönüşümü

Bu araştırma tarihte geriye gidip ilk oyuncudan bugünlere kadar evrimleşen oyuncu arasında bir yolculuk yapacaktır. Araştırma da ilk olarak anlatının bilim ve sanattaki yeri incelenecek ve temel anlamda anlatı, semiyotik, anlatıcı ve anlatı teorileri araştırılacaktır. Ayrıca bu araştırma sözün, dilin, metinlerin çözümlemesini bilimsel örnekler ve kuramlar üzerinden açıklamayı amaçlamaktadır. İnsanlık tarihinin başlangıcından bu yana anlatıcı her zaman/dönem dinleyicisiyle buluşmaktadır. Anlatıcı, ilerleyen süreç içinde bir çok farklı anlatı teknikleri denemiş, bu yönde kendini geliştirmiş ve biçimlendirmiştir. Bu araştırma anlatıcının/oyuncunun bu evrimleşme serüvenini keşfetmeyi amaçlamaktadır. Bu çalışma içinde anlatının tiyatrodaki yeri esas alınarak araştırmalar yapılacaktır. Araştırmada ilk olarak anlatıcının farklı kimlik ve biçimlerinden biri olan tiyatroda anlatıyla beraber anlatıcının yeri incelenecek ve böylelikle tiyatronun vazgeçilmez unsurlarından biri olan oyuncunun çağdaş tiyatrodaki yeri belirlenmeye çalışılacaktır. Diğer bir açıdan, tiyatro disiplinindeki oyuncunun fenomenolojisini anlama yaklaşımında bulunurken; oyuncu bir hikâye anlatıcısı olarak da ele alınmalı mı sorusunu cevaplamaya çalışacaktır. Bu araştırma günümüzde ve ülkemizde örneklerine sıkça rastladığımız anlatı tiyatrosu oyunları için akademik bir araştırma kaynağı olmayı ve bu yolda eser üretmek isteyenlere (oyuncusuna, yönetmenine ve yazarına) rehber olmayı amaçlamaktadır.

AnlatıAnlatıbilimAnlatıcılar tipolojisi+6
Şükrü Veysel Alankaya
İstanbul Aydın University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessEN

Structure of modernist narrative discourse in a changing world in "The Sound and the Fury" and "The Grapes of Wrath"

Narrative fiction displays a significant and various innovation in form and content to depict experiences of living in a disrupted world. Exploring the narrative techniques utilized by modernist narrative fiction requires an understanding of the structure of these narratives through the investigation of the categories of narratology. The focus of this study is on the effect of major political, social, and economic changes in the temporal, spatial and organizational structure of modernist narratives. Two novels are analyzed; Faulkner's The Sound and the Fury (1984 [1929]), and Steinbeck's The Grapes of Wrath (1992 [1939]). Each of these novels follows a major turning point in history that is reflected in the life of people and their search for their own identity in a new confused world. Modernist novels capture this changing world through innovative means of presenting narrative discourse. This study offers an interdisciplinary approach to the interpretation of modernist fictional narrative that is expected to provide a new perspective for literary critics, historians, and narrative theorists. Classical narratology such as Genette's typologies has provided the toolkit for the interpretation of narrative structure. However, this study is based on postclassical narratology, which applies interdisciplinary approaches to the analysis of fictional narratives utilizing in this interpretation the tools and techniques provided by classical narratology. The aim of this thesis is to explore the utilization of particular narrative techniques to capture the political, social, and economic history of that period. This investigation includes modernists' fictional narrative discourse, which portrays specific mental and physical events that contribute to construing the world and interpreting its history. The narrative analysis examines the techniques through which spatial and temporal features intermingle in the organizational structure of the discourse narrative of these novels. I examined the theoretical assumptions and concepts of narratology and narrative structure, pointing, in particular, to the narratological categories of time, space, narration, and voice, which facilitate the interpretation of the two modernist novels under investigation along with the contextual analysis of cultural memory and the reconstruction of identity. The analysis of the discoursive narrative structure of Faulkner's The Sound and the Fury and Steinbeck's The Grapes of Wrath demonstrates how attempts are made to experiment with new and untraditional narrative techniques and styles. It reveals how the writers manipulate narratological tools to express directly or indirectly the circumstances experienced by people in these novels. Space in these regional narratives is thematized. Stretches of spatial presentations develop a thematic content that forms the body of narrative upon which the whole story is built. The new styles of writing created by Faulkner and Steinbeck expose how the perception of major historical changes and events can be viewed from different angles, which produce multiple interpretation and reflect various worldviews. Faulkner and Steinbeck represent these different perceptions of events through the manipulation and employment of certain narratological tools that enables them to create multiple worlds in the same narrative discourse with plethora of voices, expressing different interpretations and worldviews. This is facilitated by the adoption of the stream-of-consciousness technique, which presents stretches of ideas and thoughts reflecting on the cultural and social changes and manifested in spatial and temporal narrative structure. The structure of both novels relies much on allegories and myths that are fused in the narratives symbolizing various conditions and events.

NarrativeFaulkner, WilliamModern narrative+2
Amina M Bashir Megheirbi
İstanbul Aydın University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

William Shakespeare'in Kral Lear adlı yapıtının sinemasal anlatıdaki yeri

Sinema ilk yıllarında seyirciye net olmayan ve gerçek yaşamdan anlık görüntüler sergilemiştir. Farklı planların olmadığı tek açı ve tek plandan oluşan bu kısa filmler gerçek dünyaya benzerliğinden dolayı kısa zamanda seyirci tarafından sevilmiştir. Zamanla bu kısa filmlerin yerini öykülü anlatım almaya başlamıştır. Sanat olma yolunda hızla ilerleyen sinema diğer sanat dallarından etkilenmiştir. O dönemlerde en çok etkilendiği ve birebir aktarıldığı sanat dalı tiyatro olmuştur. Sinema ilk dönemlerinde tiyatronun sınırları içerisinde kalmıştır. Dünyanın büyük bir endüstrisi haline gelen sinema sanatı insanların daha önceden beğendiği ve sevdiği eserleri sinemaya uyarlamıştır. En çok tiyatrodan sinemaya uyarlaması yapılan yazarlardan biri William Shakespeare olmuştur. Kral Lear adlı oyunu da birçok kez sinemaya uyarlanmış hatta farklı kültürlere uyarlanarak farklı bir anlatım tarzı ile beyaz perdeye aktarılmıştır. Sinemasal anlatı, göstergebilimsel çözümleme ile 1960'lı yıllarda tanışmıştır. İlk zamanlarında yazınsal çözümlemelerde kullanılan bu yöntem daha sonrasında sinema, müzik, reklam afişleri gibi farklı dallardaki ürünlerin çözümlenmesinde kullanılmıştır. Tezde yapısalcılık çerçevesinde Vladimir Propp'un anlatı biliminden ve Propp'tan esinlenerek kendi çözümleme yöntemini bulan Algirdas Julien Greimas'ın anlatı izlencesi ve eyleyensel örnekçesi ele alınmıştır. Çalışmada bu bilgiler doğrultusunda William Shakespeare'in ünlü oyunu 'Kral Lear'ın sinemaya uyarlanırken uğradığı yapısal ve anlatısal değişiklikler incelenmiştir. Sonuç olarak, birebir uyarlamanın yapılmadığı, sinemaya uyarlanırken değişimlere uğradığı tespit edilmiştir.

AnlatıKral LearShakespeare, William+3
Çağla Yıldırım
İstanbul Arel University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Anlatıya Dahil Olma Ölçeğinin (Narrative Engagement Scale) uyarlama çalışması

Bu araştırma kişilerin anlatıya dahil olmasını; dikkat-odaklanma, duygusal dahil olma, öykünün içinde hissetme, anlatı anlayışı olmak üzere dört boyutta ölçen Anlatıya Dahil Olma Ölçeği'ni Türk kültürüne uyarlamak amacıyla yapılmıştır. Uyarlama çalışması kapsamında ölçeği geliştiren çalışmacılardan izin alınmış, ölçek Türkçe'ye çevrilmiş ve geri çevirisi yapılmış bu çeviriler bir ekip tarafından değerlendirilerek çeviri son şeklini almıştır. Ölçeğin orijinal formu ile Türkçe form arasındaki eşdeğerliği, Türkçe formun anlaşılabilirliği, yapı geçerliği, ölçüt bağıntılı geçerlik, madde-toplam korelasyonu ve iç tutarlılığı incelenmiştir. Ölçüt bağıntılı geçerliği değerlendirmek üzere daha önce Türk kültürüne uyarlanmamış olan Anlatısal Aktarım Ölçeği ve Özdeşleşme Ölçeği'nin de uyarlama çalışmaları yapılmıştır. Bu çalışmalar kapsamında ölçekleri geliştiren çalışmacılardan izin alınmış, ölçekler Türkçe'ye çevrilmiş ve geri çevirileri yapılmış, bu çeviriler bir ekip tarafından değerlendirilerek çevirileri son şeklini almıştır. Her iki ölçeğin iç tutarlılığı ve ölçüt bağıntılı geçerliği değerlendirilmiştir. Araştırma verileri İstanbul Arel Üniversitesi ve Karakedi Kültür Merkezi'nde yapılan toplu gösterimlerle yaş ortalamaları 22.2 olan 152 katılımcıdan oluşan bir örneklemden toplanmıştır. Ölçeğin geçerlik ve güvenirlik çalışmaları sırasında, orijinal formu 12 madde ve dört boyuttan meydana gelen ölçeğin, Türkçe formunun 10 madde ve üç boyuttan oluştuğu belirlenmiştir. Bir madde orijinal formda olduğundan farklı bir faktöre yüklenirken, iki madde de ölçekten çıkarılmıştır. Yapılan geçerlik ve güvenirlik çalışmaları sonunda 10 maddeden oluşan ve üç boyutlu Türkçe formun Türk kültürüne uygun olduğuna karar verilmiştir.

AnlatıÖlçek geliştirmeÖlçekler
Deniz Ağar
İstanbul Arel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Sinemada klasik anlatının film senaryosuna etkisi

Sinema, ilk ortaya çıktığı zaman resim sanatının bir uzantısı olarak kabul gördü. Resme hareket gelmesi aslında o kadar basit bir buluş değildi. Nitekim tarih bize bunu çok kısa zamanda gösterdi. İlk öykülü filmlerden Hollywood'un kuruluşuna kadar sinema bir dizi içeriksel değişime uğradı. Bu içerik değişimi iki koldan yürüdü. Birincisi sinemanın kendi dili olarak kamera açıları, farklı optikler, kurgusal denemeler ve sembolik görüntülerdir. Diğer bir kol ise sinemanın öykü anlatıcılığı yapması ve bu bağlamda ilk hikayeli filmlerden yola çıkarak kuramsallaşan anlatı stratejileridir. Hollywood ile beraber bu anlatıların sistematikleştirilmesi ve hızlı üretim pratikleriyle standartlaşmasının sonucu hikaye anlatıcılığının da basit bir matematik hesabına dönüştürülmesi incelenmiştir. Geçmişi mitolojiye kadar dayanan anlatının ilk ortaya çıkışı, geliştiği sosyal yapı ve bunu yazıya döken Aristoteles ile ilk kuramsallaşmasını yaşaması, ilk ele alınan konu olmuştur. İlk kuramsal yapı olan giriş, gelişme, doruk noktası ve sonucun içeriği incelenmiştir. Bu anlatı yapısı ilk etapta Aristoteles'in Poetika adlı eseri üzerinden incelenmiştir. Devamında ise günümüzde bunları kuramsallaştıran örnekler incelenmiştir. Bu anlatılardan biri olan Christian Vogler'e ait olan Yazarın Yolculuğu Kılavuzu, çalışmamızın son bölümünde film incelemesi için kullanılmıştır. İkinci bölümde ise anlatıyı farklı bir formda ve kendi diliyle birleştiren sinemanın tarihine kısa bir bakış atılmıştır. İlk filmler, ilk yönetmenler, ilk anlatıcılar incelenmiştir. Anlatının en işlevsel kullanıldığı Hollywood sineması, tarihi ve kurumsal yapısı ve işleviyle birlikte ayrıntılı incelenmiştir. Hollywood'un endüstri yapılanması içinde ortaya çıkan tür sineması incelenmiş bu türlerden Western, özgün olması ve sinema ile yaşıt olması sebebiyle ayrıntılı incelenmiştir. Western sineması içinde türün en iyi örneklerini veren John Ford bu başlık altında incelenmiştir. Son bölümde klasik anlatının günümüz kuramcılarından Christian Vogler'in Yazarın Yolculuğu Kılavuzu, Hollywood'a ait en özgün tür olan Western türünde eserler veren John Ford'un 1917'den başlayarak 10 yıl aralıklarla çektiği 5 film üzerinden sinemadaki gelişimi incelenmiştir. Bu inceleme sonucu klasik anlatı zamanla gelişmiş ve sinemada anlatı dilinin bir parçası olmuştur. Biçimsel olarak var olan bu yapı, filmlerin içeriğine müdahale edecek boyuta varmıştır.

AnlatıFilmFilm yapımcılığı+2
Necat Türkan
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Mimari tasarım stüdyosunda anlatının kullanılmasına yönelik bir yöntem önerisi

Mimari proje stüdyoları, bir tasarı bilgiyi, üretme, geliştirme yerleri olarak kabul edilir. Bu üretim ve gelişim sürecine dahil olmak çoğu mimarlık öğrencisini zorlamaktadır. Stüdyo üretim süreçlerinde bu zorluğu ortadan kaldırmak ve öğrencinin keşfine olanak sağlamak amacıyla stüdyo yürütücüsü yeni araçlar deneyerek ile bu devinimi sağlamaya çalışmaktadır. Bu tezde mimari tasarım stüdyolarında öğrencilerin tasarım sürecine katkı sağlamak ve bu sürecin doğru kurgulanmasını geliştirecek yeni düşünme araçları ortaya koymak hedeflenmektedir. Bu hedefe yönelik olarak mimari stüdyolarda kullanılmak üzere yeni bir tasarım yöntemi üretilmeye çalışılmıştır. Tez kapsamında geliştirilen yöntemde "anlatı"nın dinamik yapısı öğrencinin yeni düşünme araçları kazanmasına aracı olacaktır. Ricouer'in edebiyat teorisinden devşirilen "anlatı" kavramı üzerinden geliştirilmiştir. Ricouer anlatıyı; deneyimin, olay örgüsü aracılığıyla "olayların sistemleşebilir biçimde düzenlenişi" olarak tanımlanmaktadır. Bu bağlamda anlatı kullanılarak geliştirilen yöntem "olay örgüsü biçimlenirken, kurgulanırken-kompoze edilirken- eylemler olay örgüsü içinde taklit edilir ve düzenlenir" düşüncesi temelinde şekillenmiştir. Ricouer'in deyimiyle anlatı, insan yapımı bir kompozisyonu düzenleme işidir. Bahsi geçen bu kompozisyonda eylem, deneyim, olay ve mekân düzeni etkili hale gelmektedir. Tüm kompozisyonda yani anlatının temsilinde; koşullar amaçlar, olanaklar ve etkileşimler yer almaktadır. Anlatı bu çok katmanlı haliyle mekân temsili yani mekânın simülasyonu olarak da kabul edilmektedir ve bu temsilin Mimari Tasarım Stüdyosunda yeni düşünce biçimlerinin geliştirilmesi, düşünce devinimini sağlaması öngörülerek yeni bir metot ortaya konulmaktadır.

AnlatıMimari tasarımStüdyo+1
Döndü Ferhan Yalçın
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Son dönem Türk televizyon dizilerinde anlatı yorgunluğu

Son dönem yerli televizyon dizileri pek çok açıdan incelenirken, görece geride kalan analiz alanlarından birinin anlatı alanında olduğunu görmekteyiz. Dizilere bu açıdan baktığımızda, aynı anlatı öğelerinin sıklıkla kullanıldığı, tekrar eden unsurların bolca bulunduğunu görmekteyiz. Bu durumun çalışmada açıklayacağımız anlatı yorgunluğu kavramına neden olduğunu iddia edebilmekteyiz. Bu çalışmada, son dönem yerli televizyon dizilerinde bolca kullanılan anlatı öğelerinin yapısalcı analiz yönteminden yararlanılarak belirlenmesi ve anlatı yorgunluğuna sebep olan bu anlatı öğelerinin sıklıkla tekrarlandığının örneklem olarak seçilen diziler üzerinden gösterilmesi amaçlanmaktadır. Bu çalışmanın önemi son dönemde yerli dizilerimizde sıklıkla aynı anlatı öğelerinin kullanıldığını son yedi yılda en çok reyting alan diziler üzerinden göstererek, bu konuda bir farkındalık oluşturmak ve bu konuyu literatüre kazandırmaktır.

AnlatıAnlatı becerileriTelevizyon+3
Mustafa Sercan Demircan
Feyziye Schools Foundation Işık University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Analysis of the transformation process of verbal narratives into visual narratives based on product semantics perspective

Every design process begins with a design brief that has been given to or created by designers. Throughout the design process, product designers interpret the design briefs and present their own perspectives on the desired product to be designed. Designers carry out the product development process by applying many different design methods. In this context, this study is structured as an analysis of the transformation process between verbal and visual narratives that aims to investigate product designer's perspective about design briefs, user profiles, and the way of product scenario building. The literature of the study reveals the current thinking processes of the designers with a focus on meaning embodiment, product semantics and inter-semiotic transformation methods, whilst also uncovering present design methods that are used in product design process. In the scope of the thesis, sketching sessions including product designers' transformation process of verbal narratives that contain narratives about objects cited from literary books into sketches that can be identified as visual narratives are carried out. These sketching sessions are fed by pre and after-case study interviews that reveal product designers' opinions about design briefs, product design process, product semantics and conducted case studies. The data obtained as a result of all the case studies were analyzed by thematic analysis method, resulting in seven themes. These themes are formed from the interviews and think-aloud protocols and also supported with the sketches of participants. These themes are listed as: Material Quality, Semantic Attributes, User Characteristics, User-Object Interaction, Functional Quality, Object Environment and Technical Quality. In scope of this study, only semantic attributes theme is analyzed. In conclusion section, the output of the entire study carried out in order to analyze the transformation process of verbal narratives into visual narratives from the product semantics perspective is presented. The research questions were re-examined in this section and the findings that provided answers to these questions were presented at the end of the study. As prominent conclusions, verbal narratives about objects encouraged product designers to think deductively, allowed them to empathize with fictive users, to recall past experiences about mentioned objects to use this knowledge in current sketching processes, while bringing product emotions to foreground and enabling the establishment of analogies with different objects. Finally, suggestions were made for further studies, starting from the results of the study conducted.

NarrativeSketchDesign process+1
Gizem Çelebi
İstanbul Technical University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Günümüzde hikaye-masal anlatıcılığı eğitimi

Bu araştırmanın amacı günümüzdeki hikâye ve masal anlatıcılığı eğitimlerini incelemektedir. Araştırma alanı hem akademik anlamda hem de sahne sanatları anlamında gelişmekte olan bir alan olduğundan bu alana katkı sağlamak amacıyla bu yönde bir çalışma ortaya koyulmuştur. Araştırma bu temel amaç bağlamında dört ana bölümden oluşmaktadır. Nitel bir yaklaşım esasına göre planlanan araştırmada mülakat (röportaj) formu geliştirilmiştir. Hazırlanan mülakat formları üzerinden de hikâye ve masal anlatıcılığı eğitimi veren birey ve kurumlarla görüşülmüş ve veriler toplanmıştır. Toplanan veriler incelendiğinde hikâye ve masal anlatıcılığında hem teorik hem de pratik eğitimlerin yapıldığı görülmüştür. Bununla birlikte bu eğitimlerde daha çok pratik olan yanlarında öne çıktığı görülmüştür. Verilen eğitimlerde öne çıkan bir diğer önemli detay ise doğaçlamanın önemi olmuştur. Ancak doğaçlamanın gelişmesinde ise deneyim ve tecrübenin rolü de vurgulanmıştır. Araştırmada öne çıkan bir diğer eğitim metodunu ise profesyonel anlatılara geçmeden önce; küçük gruplarla yapılan deneme anlatıları oluşturmaktadır. Çalışmada öne çıkan bir diğer sonuç ise hikâye ve masal anlatıcılığı eğitimlerinin henüz akademik ve metodolojik olarak tam olarak oturmadığı görülmüştür. Dolayısıyla da bu araştırmalar literatürün genişlemesi bakımından önem kazanmaktadır.

AnlatıAnlatıcıEğitim+3
Sema Çeker
Haliç University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Van-Gevaş yöresi anlatı geleneği(Hikâye-masal)

Geleneksel sözlü kültür ürünleri, toplumun yaşayan kültürel belleğinin önemli bir unsurudur. Bu sözlü kültür ürünleri belli bir gelenek içerisinde oluşur ve yayılır. "Anlatı geleneği" diye adlandırılabilecek bu ürünlerin yaşatılması anlatımına ve aktarımına bağlıdır. Halkın kültürel birikiminin birer yansıması olan halk anlatılarının derlenip incelenmesi, toplumun da incelenmesidir. Çünkü bu ürünlerin her biri aynı bölgesel şartlarda gelişen ortak bir hafızayı temsil etmektedir. Sözlü kültür ürünlerinin aktarımı anlatıcı, dinleyici ve anlatım ortamının karşılıklı etkileşim ve iletişimi çerçevesinde gerçekleşmektedir. Bu etkileşim içerisinde bölgesel ve sosyal şartlar da barınmaktadır. Dolayısıyla sözlü kültür ürünlerinin incelenmesi çok yönlü bir bakış açısı gerektirmektedir. Bu da Performans Teori'nin ortaya çıkmasıyla gerçekleşmiştir. Halk bilimi araştırmalarında Performans Teori'nin kullanımıyla birlikte halk anlatıları, sadece bir "metin" olmaktan çıkıp "sosyal bir olay" şeklinde değerlendirilmeye başlanmıştır. Böylece bugüne kadar sürekli ihmal edilen sosyal çevre ve şartlar da önemsenmeye başlanmıştır. Bu çalışmada Performans Teori kullanılarak derlenen halk anlatıları; canlı, yaşayan bir unsur olarak ele alınıp anlatıcı, dinleyici ve anlatım ortamı bağlamında incelenmeye çalışılacaktır. Elde edilen sonuçlar dâhilinde Gevaş'ın anlatı geleneğinin nasıl şekillendiği ve aktarıldığı sorunsalı incelenecektir.

AnlatıAnlatım sanatıGelenekler+7
Rabia Bayezit
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Kısa filmde biçimsel anlatı öğeleri: Uşak Kanatlı Denizatı Kısa Film Festivali örneği

Sinemanın gelişmesinde ilerlemesinde önemli bir yere sahip olan kısa filmin gösterim alanının kısıtlılığı, yapımcıya verdiği sınırlamalar ile kısıtlı sürede bile olsa içinde barındırdığı anlamlar, kullanılan biçimsel motifler ile sağlanmaktadır. Filmde biçimsel öğelerin eksik olması durumunda izleyicinin tatmin olamayacağı açıktır. Biçimsel bütünlük sağlandığı takdirde film başarılı bir film halini alır. Uşak Kanatlı Denizatı Kısa Film Festivalinde de gördüğümüz gibi ödül alan kurmaca filmler biçimsel bir bütünlük içinde kısa zamanda çok şey anlatır. Çalışmada çok kısa bir süre içerisinde büyük başarılar elde eden Uşak Kanatlı Denizatı Film Festivali'nde ödül alan kurmaca filmler üzerinden kısa filmde biçim konusu detaylı şekilde incelenmektedir. Bu çalışmanın amacı, kısa filmde biçimsel anlatı yapısının oluşumunu incelemektir. Bu amaç doğrultusunda öncelikle biçimsel anlatı kuramı çerçevesinde biçimsel anlatı yapısının oluşmasını sağlayan öğeler detaylı şekilde incelenmektedir. Son olarak, örneklemi oluşturan beş kısa filmin biçimsel anlatı yapısı çözümlenmesi aracılığıyla kısa filmde biçim konusunun oluşumu ortaya konmuştur. Anahtar Kelimeler: Kısa film, Biçim, Kısa Film Festivalleri, Sinemada Anlatı, Uşak Kanatlı Film Festivali, Uşak

AnlatıBiçimFestivaller+5
Merve Gezer
Uşak University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessEN

From narrative coherence to psychological and social well-being: The moderator role of autonomous-related self

The current study investigated the moderator role of self-construals in the relationship between narrative coherence and psychological and social well-being. 191 emerging adults between the ages of 18-25 participated to the study. Narrative Writing Task, Autonomous-Related Self Scale (ARSS), Psychological Well-Being Scale (PWBS), and Social Well-Being Scale (SWBS) were completed by participants. The results demonstrated that autonomous-related self moderate the relationship between narrative coherence and two types of well-being. In other words, as autonomous-related self-contrual level gets higher, the relationship between narrative coherence and psychological and social well-being becomes stronger. The current study proved the predictive value of both autonomy and relatedness for the relationship betwen narrative coherence and well-being. Keywords: Narrative Coherence, Psychological Well-Being, Social Well-Being, Autonomous-Related Self, Self Construals

NarrativeEgoIntegrity+4
Safiye Sena Dökmeci
TED University · Lisansüstü Programlar Enstitüsü
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Çocuksuzluk tercihinin söylemsel inşası

Patriarkal pronatalist toplumlarda yaşamamıza ve annelik, kadınlığın inşası için kaçınılmaz bir kimlik, annelik etme biçimleri ise normatiflik iddiası taşımasına karşın; gittikçe artan sayıda kadın, çocuksuz kalmayı tercih etmektedir. Bu çerçevede çalışmanın da problemini kuran "Çocuksuzluk kimin için bir tercih olabilir?", "çocuksuz kadınlar çocuksuz kalmayı neden tercih ediyor ve hangi motivasyonlarla bu tercihi sürdürüyorlar?" ve "çocuksuz kadınlar tercihlerinin söylemsel inşasını nasıl kuruyorlar?" soruları önemlidir. Bu sorulara aranan yanıtlarla, hem çocuksuzluk tercihinin faili olan kadınları yakından tanımak; hem de her dönemde anne olmayan kadınlar varken, bugün yeni olarak bunun bir tercih mahiyetindeki ifadesini mümkün kılan koşulları, söylemsel ağı ve inşayı açığa çıkarmak amaçlanmıştır. Bu doğrultuda anlatı yaklaşımı bir analiz yöntemi olarak kullanılmış; bireysel hikâyeler ve feminist perspektif dikkate alınarak 21 kadınla yüz yüze derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Böylece kadınların anlatıları stratejik açıdan nasıl kurdukları ve dillendirdikleri kadar, „meta anlatıları‟ oluşturan kültürel ve toplumsal bilgilerin nasıl yeniden üretildikleri üzerine odaklanmak da mümkün olmuştur. Çalışmaya, çocuksuzluğun kendi başına bir mevzu olarak değil, anneliğin karşısında konumlandırılan „öteki‟ olarak ele alınmasından ötürü anneliğin anlamı sorgulanarak başlanmıştır. Kavramsal kısmı oluşturan birinci bölümde annelik ideolojisinden tercih söylemine uzanan bir hat izlenmiş; çocuksuzluk tercihinin kavramsal ayrımlarına değinilmiş, dünyadaki ve Türkiye‟deki genel seyri tartışılmıştır. İkinci bölümde ise anlatılara ve analize odaklanılarak çocuksuzluk tercihinin söylemsel inşası üzerinde durulmuştur. Elde edilen bulgulara göre çocuksuzluk çoğunlukla orta sınıf kadınlar için söz konusu olabilecek bir alternatiftir. Ancak bu, orta sınıfa mensup her kadının çocuksuzluğu kolaylıkla seçebileceği anlamına gelmemektedir. Kadınlar, reel şartların yanı sıra ancak çeşitli motivasyon öğeleri aracılığıyla çocuk sahibi olup olmamayı bir tercih niteliğinde değerlendirebilir. Bu tercihi mümkün kılan en önemli bileşenlerin başında ise feminizm gelmektedir. Feminizm, kadınlara kendi varoluşlarına dair farkındalık dolayımıyla güçlenme olanakları vermektedir. Bugün, feminizmin nimetlerinden faydalanmak için feminizmi bir kimlik unsuru olarak benimsemenin şart olmadığı yaygın kanaattir; ancak bulgulara göre tercihini en özgür yaşayanlar, feminizmi kimliklerinin bir parçası haline getirenlerdir. Anahtar Sözcükler: Çocuksuzluk Tercihi, Annelik İdeolojisi, Orta Sınıf, Feminizm, Anlatı Analizi.

AnlatıAnnelikFeminizm+3
Nurcan Pınar Eke
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Proficiency in ArtOpen AccessTR

Çizgi romanda anlatısal dönüşüm ve bir hareketli çizgi roman önerisi

Kayıtlı tarihi boyunca, popüler bir kitle iletişim aracı ve tüketimi olarak görülegelen çizgi romanın, temelde bir anlatı türü olduğu gerçeği, büyük oranda göz ardı edilmiş ve/veya saklı kalmıştır. Bu bağlamda, üretilemeyen literatür, çizgi romanın, gerek sanat biçimi olarak gerekse anlatı bağlamında, türünün ne olduğu sorusunu günümüze kadar taşımıştır. Öyle ki bu tartışmalar bugün dahi son bulmuş değildir. Diğer yandan, yeni medyanın, kurulu medyaya egemen olması, genelde bütün medyayı ve özelde da çizgi romanı, bir dönüşüme zorlamıştır. Basılı medya ortamında vücut bulmuş, bu anlatı türünün sınırları, sanal ortamın üretim ve gösterim olanaklarına uyum sağlamak üzere aşındırılmıştır. Geleneksel çizgi roman formu, bu süreçte, taşıdığı ticari potansiyelden en yüksek verimi almak üzere, yaratıcıları ve yayıncıları tarafından çoklu medyaya uyarlanmıştır. Bu girişimlerin sonucunda da çizgi romanın türsel durumu yeniden tartışmaya açılmış, çizgi romana eklemlenen birçok yeni form ortaya çıkmıştır. "Hareketli çizgi roman", bu biçimlerin, en güncel ve anlatı bağlamında en tartışmalı örneklemini oluşturduğu için araştırılmaya değer bulunmuştur. Çizgi romanın, geleneksel yapısını, hareket, ses gibi yabancı unsurları içermesi bakımından tehdit eden hareketli çizgi roman, "çizgi romanın başka bir şeye dönüştüğü" ithamlarının muhatabı olmuştur. Çalışmamız kapsamında, hareketli çizgi romanın türsel yapısı, çizgi roman-animasyon arasındaki konumu, anlatı kuramına dayalı bir soruşturmaya tabi tutulmuştur. Birinci ve ikinci bölümde; anlatıbilim ele alınarak, konuya ilişkin metodoloji ortaya konulmuş, çizgi romanın geleneksel yapısı incelenerek, anlatısal konumu tespit edilmiştir. Ardından; hareketli çizgi romanın yapısı çözümlenerek türsel bir sınıflandırma önerilmiştir. Son olarak da bir hareketli çizgi roman önerisiyle, bu türün yarattığı potansiyel ve sakıncalar deneyimlenmiş, olması gerekene dönük bir örneklem ortaya konulmuştur.

AnlatıAnlatıbilimCanlandırma+4
Rasim Sarıkaya
Hacettepe University · Güzel Sanatlar Enstitüsü
2021
00
DoctorateOpen AccessDE

Die reflexionen der narrativen identitätskonstruktion im werk von Bernhard Schlink "Der Vorleser"

The present study focuses on the reflections on the narrative identity construction in Bernhard Schlink's work 'The Reader' and analyzes the life story of the protagonist and first-person narrator Michael Berg from this perspective. In the current social structure, the indicators and the basic conditions of a healthy identity formation are dwindling. Therefore, the process of identity formation is seen as a problematic area in the contemporary society. The identity problem is presented based on the literary text to point out the forms of identity's realization and how the methods of the identiy(s) are constructed. It is particularly noteworthy how these constructive aspects develop in the story and how the author creates the fictional characters to reflect the narrative in the story. In the consideration of this aspect, the approach concerning the 'narrative identity' and its construction on the basic basis is examined. This procedure is intended to indicate that the formation of identity is explicated as a real problem in the late modern era and that individuals are looking for new ways of constructing the identity. The conception and the aspect of the narrative identity is one of these construction methods in which subjects depict their identity in narrative and procedural terms in stories. The properties of narrativity are utilized in the analysis of the selected text corpus afterwords in order to emphasize that this form of construction is also used in the design of literary texts and visualizes the image of the characters present in the text. Die vorliegende Arbeit stellt die Reflexionen der narrativen Identitätskonstruktion im Werk von Bernhard Schlink ‚Der Vorleser' in den Vordergrund und analysiert aus dieser Perspektive die Lebensgeschichte des Protagonisten und Ich-Erzählers Michael Berg. In der gegenwärtigen Gesellschaftsstruktur schwinden die Indikatoren und die Grundbedingungen für eine gesunde Identitätsbildung. Der Prozess der Identitätsbildung wird daher in der Gegenwartsgesellschaft als Problembereich angesehen. Anhand des literarischen Textes wird das Identitätsproblem dargestellt, um auf die Konstruktionsweisen der Identität(en) hinweisen und der Realisierungsformen andeuten zu können. Es ist jedoch besonders bemerkenswert, wie sich diese konstruktiven Aspekte in der Erzählung ausdehnen und wie diese seitens des Autors geschaffen werden, um die fiktiven Personen in der Erzählung narrativ reflektieren zu können. Ausgehend von diesen Gesichtspunkten wird der Ansatz im Hinblick auf die ‚narrative Identität' und ihre Konstruktion auf der Grundbasis untersucht. Dieses Verfahren soll darauf hinweisen, dass die Identitätsbildung in der Spätmodernen als eigentliches Problem expliziert wird und dass Individuen sich auf der Suche neuer Konstruktionsweisen für die Ermöglichung der Identität befinden. Die Konzeption und der Aspekt der narrativen Identität ist einer dieser Konstruktionsweisen, bei denen Subjekte ihre Identität erzählend und prozessual in Geschichten abbilden. Die Eigenschaften der Narrativität werden dann übertragend bei der Analyse des ausgewählten Textkorpus angewendet, um zu betonen, dass diese Konstruktionsform auch bei der Gestaltung literarischer Texte verwendet werden und somit die Bilder, der im Text vorhandenen Figuren, visualisieren.

Ebru Yemişenözü
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessFR

La polyphonie narrative dans Citadelle D'antoine de Saint-Exupéry

Citadelle is a work by Antoine de Saint-Exupéry, which illustrates the characteristics of the interwar period literature concerning la condition humaine and anticipates the main themes of existentialist philosophy of the postwar period. The influence of the First World War on literature and philosophy appeared in the form of a deep mistrust towards the humanist values that had existed since the Renaissance. Citadelle is a work in search of new values through a pursuit of a new language. What differs Citadelle from those individual pursuits that we observe in author's contemporaries is his effort to build a universal system of values, not through an orthodox dogmatism, but through a polyphony of a heterodox nature. In our study, we set out from the hypothesis that the narrator speaks with two different voices, the voice of the son and of the father, and that the architectonic design of the work presents a polyphonic structure which we have sought to study in accordance with narratological and dialogical approaches in two parts which constitute the two parts of our thesis. In the first part of our study, we analyzed the narratological forms in relation to the dialogism. Through the narrative categories of Gérard Genette, we tried to show that the anomalies concerning the narrator type and the timelessness are pointers of plurality of voices. Citadelle, being a deep investigation on the language's itself in addition to having a fictional context, offers us three different utterances produced by the narrator. We observed that these utterances belong to three different narrative levels, which are (1) the particular utterance in the diégèse, (2) the universal utterance in the moment of narration, and (3) the metalinguistic utterance performing a linguistic investigation at the metatext level. We analyzed the alterations of focalization and discovered that the polymodality deriving from the autobiographical form plays an essential role in the production of these alterations. Additionally, we saw that multiple internal focalizations occur in certain situations during the speaker changes in the diégèse and observed in what way this kind of focalization contributes to the dialogical polyphony. In the second part, we applied a polyphonic and dialogical analysis according to the theory of dialogical polyphony of Mikhail Bakhtin. First, we discussed the dialogism under two separate sections: interdiscursive and interlocutive. In the analysis of the interdiscursive one, we probed the way in which the dialogical relations between the literary genres collide with each other on the object of discourse and determine the architectonic design of the work. We saw that the conception of the world as a grotesque body structures the relationship between general (universal) and individual (particular) discourses in the work. As for the interlocutive dialogism, it was treated in our study according to two distinct axes: the vertical and horizontal. On the vertical axis, we observed the overlap of two different points of view representing the universal (the top) and the particular (the bottom) in the same word; while on the horizontal axis, we searched for the indications of the intertwining of the discourses that belong to the characters responsible of the plurality of voices in the social context. Through these analyses, we identified different forms of the orientation towards the other's word. Our objective was to test the possibility of a universal discourse that does not establish a dogmatic hegemony over the meaning despite its authoritarian character. We have observed that the narrator's discourse in Citadelle allows for a plurality of particular values, despite the fact that the same discourse is the source of production of a universal meaning. Thus, we have concluded that universal discourses producing great metanarratives do not necessarily have to be conceived in a monological way. We are considering this literary work, Citadelle, as an attempt to create an original alternative to mistico-political discourses that resist modernity and market an aspiration of returning to old values, which is one of the biggest problems today. We believe that our study may provide new horizons for fields such as literature, linguistics, sociology, and political sciences. Keywords: Antoine de Saint-Exupéry, Citadelle, Mikhail Bakhtin, Gérard Genette, Narratology, Polyphony, Dialogism, Chronotope, Heteroglossia, Grotesque Body Citadelle est une œuvre d'Antoine de Saint-Exupéry qui illustre les caractéristiques de la littérature de l'entre-deux-guerres concernant la condition humaine et anticipe les thèmes principaux de la philosophie existentialiste de l'après-guerre. L'influence de la Première Guerre Mondiale sur la littérature et la philosophie est apparue sous forme d'une profonde méfiance envers les valeurs humanistes qui existaient depuis la Renaissance. Citadelle est une œuvre qui recherche de nouvelles valeurs à travers un nouveau langage. Ce qui diffère cette œuvre des recherches individuelles que l'on observe chez les contemporains de Saint-Exupéry est son effort pour construire un système de valeurs universels non pas à travers un dogmatisme orthodoxe mais à travers une polyphonie de nature hétérodoxe. Dans notre étude, nous sommes partis de l'hypothèse que le narrateur de Citadelle parle avec deux voix différentes, celle du fils et du père, et que la conception architectonique de l'œuvre illustre une structure dialogique que nous avons tenté d'étudier selon une approche narratologique et polyphonique en deux volets qui constituent les deux parties de notre mémoire. Dans la première partie de notre étude, nous avons analysé les formes narratologiques pouvant faire ressortir le dialogisme. En recourant aux catégories narratives de Gérard Genette, nous avons essayé de montrer que les anomalies concernant le type du narrateur et l'atemporalité étaient des marqueurs de pluralité des voix. Le récit de Citadelle en plus d'avoir un contexte fictif, étant un profond questionnement sur le langage lui-même, nous offre trois situations d'énonciation produites par le narrateur qui appartiennent à trois différents niveaux narratifs tels que (1) l'énonciation particulière au niveau diégétique, (2) l'énonciation universelle au moment de la narration, (3) et l'énonciation métalinguistique réalisant un questionnement sur le langage au niveau du métatexte. Nous avons analysé les altérations de focalisation et découvert que la polymodalité relevant de la forme autobiographique joue un rôle essentiel dans la production de ces altérations. Nous avons également observé que la focalisation interne multiple se réalise, dans certaines situations, pendant des changements d'énonciateur au niveau diégétique, ainsi que la contribution de cette focalisation dans la polyphonie dialogique. Dans la seconde partie, nous avons eu recours à une analyse polyphonique et dialogique selon la théorie polyphonique de Mikhail Bakhtine. D'abord, nous avons traité le dialogisme sous deux rubriques essentielles : interdiscursif et interlocutif. Dans l'analyse du dialogisme interdiscursif, nous avons étudié comment les relations dialogiques entre les différents genres littéraires se heurtent dans l'objet du discours et déterminent la conception architectonique de l'œuvre selon la théorie bakhtinienne. Nous avons vu que la conception du monde en tant que corps grotesque structure la relation entre les discours généraux (universels) et individuels (particuliers) dans l'œuvre. Quant au dialogisme interlocutif, il a été traité dans notre étude selon deux axes distincts, celui vertical et horizontal. Sur l'axe vertical, nous avons observé le chevauchement de deux différents points de vue représentant l'universel (le haut) et le particulier (le bas) dans un même mot ; tandis que sur l'axe horizontal, nous avons examiné l'entrelacement des mots des personnages responsables de la pluralité des voix dans le contexte social. À travers ces analyses verticales et horizontales, nous avons repéré les différentes formes de l'orientation vers le mot d'autrui. Notre objectif était de mettre à l'épreuve la possibilité d'un discours universel qui n'établirait pas un dogmatisme sur le sens malgré son caractère autoritaire. Nous avons constaté que le discours du narrateur dans Citadelle permet une pluralité de valeurs particulières, bien que ce discours soit également producteur d'un sens universel. Ainsi, observons-nous qu'un discours universel produisant de grands métarécits peut ne pas être conçu de façon monologique. Nous considérons cette œuvre comme une tentative de créer une alternative originale face aux discours mystico-politiques qui s'opposent à la modernité et qui se vendent par l'aspiration du retour aux anciennes valeurs, ce qui est l'un des plus grands problèmes de nos jours. Nous considérons que notre travail pourra fournir de nouveaux horizons pour les domaines tels que la littérature, la linguistique, la sociologie et les sciences politiques. Les mots clés : Antoine de Saint-Exupéry, Citadelle, Mikhail Bakhtine, Gérard Genette, Narratologie, Polyphonie, Dialogisme, Chronotope, Hétéroglossie, Corps Grotesque

İlkay Atay
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Kronik üveit hastalığı olan çocuk ve ailelerinin hastalık anlatılarının değerlendirilmesi

Bu çalışma, kronik üveit hastalığı olan 8-18 yaş arası çocuk ve ailelerinin hastalık anlatılarını görünür kılmak ve bu alanda yaşanan sorunları ve sunulması gereken hizmetleri değerlendirmek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Bu araştırmanın yöntemi, kurgusal ve yöntemsel olarak farklı üç bileşenden oluşmaktadır. İlk iki bileşende, çocuk ve ailelerinin anlatıları, nitel desen ve anlatı analizi ile kurgulanmıştır. Üçüncü bileşende ise katılımcı sağlık profesyonellerinin görüşleri tematik analiz ile değerlendirilmiştir. Çalışma grubunu, kronik üveit hastalığı olan 8-18 yaş arasındaki 13 çocuk, 20 aile üyesi ve 13 sağlık profesyoneli oluşturmaktadır. Araştırmada veriler her üç katılımcı grubuyla yarı yapılandırılmış görüşme formları ile yapılan derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilerek toplanmıştır. Elde edilen bulgularda, çocukların hastalığına bağlı olarak eğitimlerinden geri kaldıkları, yaşam kalitelerinin düştüğü ve sosyal hayatlarının kısıtlandığı öne çıkmıştır. Ailelerde ise çocuklarının görme yetisini kaybetme endişesi yoğun olarak yaşanırken, psiko-sosyal, ekonomik, barınma, bakım, toplumsal yaşamdan izole olma, kısıtlı çevresel-sosyal destek, aile içi ilişkilerin olumsuz etkilenmesi gibi sorunlar öne çıkmaktadır. Özellikle psiko-sosyal, ekonomik ve az görme sorunları, çocuk ve ailelerin iyilik halini olumsuz etkilemektedir. Ailelerin anlatılarında doğrudan hastalığı ve yaşamı sorgulamak yerine, baş etme stratejisi olarak sığınış kurguları ön plana çıkmıştır. Sağlık profesyonelleri ile yapılan görüşmelerde ise çocuk ve ailelerinin yaşadıkları sorunlar ve bunlara ilişkin öneriler ortaya konulmuştur. Bu bulgular ışığında hastanede bilgilendirme ve yönlendirme biriminin kurulması, konaklama ve dinlenme yerlerinin ve oyun park alanlarının yapılması; ailelere psiko-sosyal ve ekonomik desteğin sağlanması; üveit hastalığı hakkında sağlık profesyonelleri, öğretmenler ve topluma yönelik eğitimlerin verilmesi ve hastanelerde Tıbbi Sosyal Hizmet Birimlerinin yaygınlaştırılarak çocuk ve aile merkezli hizmetlerin verilmesinin önemi vurgulanmıştır.

AileAile sistemleri teorisiAnlatı+4
Rauf Yanardağ
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Tiyatroda temsil ve anlatının oyuncu açısından sanatsal ve yöntemsel olanakları ve bir uygulama

Bu sanat çalışması, tiyatroda temsil ve anlatı birlikteliğinin oyuncuya sunduğu olanakları araştırmayı hedeflemiştir. Bu bağlamda temsil ve anlatı kavramlarının Batı tiyatrosunun kökeni olarak kabul edilen Antik Yunan'da izi sürülmüştür. Özellikle sanatta temsile dair önemli tespitleri Aristoteles'e nispeten göz ardı edilmiş iki filozof olarak Platon ve Plotinus'un yaklaşımları kapsamlı olarak analiz edilmeye çalışılmıştır. Tiyatroda anlatı ise modern anlatıbilimin mesafe ve bakış açısı kavramları ışığında sahne - seyir yeri ve oyuncu - rol ilişkisi bağlamında incelenmiştir. Geleneksel hikâye anlatıcılığı kapsamında ele alınan âşıklık icrasında, anlatı ve temsil ilişkisi, özdeşleşme-uzaklaşma ve mevcudiyet-temsiliyet kavramları çerçevesinde incelenmiş, oyuncunun sanatındaki karşılıklarıyla ele alınmıştır. Anlatı ve temsil birlikteliğinin oyuncuya açtığı sanatsal ve yöntemsel olanaklar bir sahne uygulaması kapsamında sınanmıştır. Uygulama çalışması çerçevesinde, gerçek bir hayat hikayesinin anonimleştirilmesi esasına dayalı "Viyana'da Yeşil Park" adlı orijinal metin kaleme alınmış ve kişisel hikâyenin kolektif bir anlatıya dönüşümü canlı bir tanıklık içerisinde incelenmiştir.

AnlatıAnlatıbilimAşıklar(Aşıklık geleneği)+7
Neslihan Derya Demirel
Hacettepe University · Güzel Sanatlar Enstitüsü
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Kurmaca anlatıda sözün ve düşüncenin temsili

1960'ların ortalarından itibaren bir disiplin olarak gelişmeye başlayan anlatıbilimin kökleri Platon ve Aristo'nun mimesis ve diegesis kavramlarına kadar uzanır. En genel tabirle, "gösterme" anlamına gelen mimesis ile "anlatma" anlamına gelen diegesis, anlatıda sözün ve düşüncenin temsili için bir zemin işlevi görür. Anlatı terimi günümüzde disiplinler arası ve çok boyutlu bir anlam kazanmıştır. Bu çalışma kapsamında ise anlatı "karakterin söylemi ile anlatıcı söyleminin bir bütünü" olarak ele alınmıştır. Anlatıda "söz" ve "düşünce", bir bütün olarak "söylem" kapsayıcı terimi ile karşılanabilmektedir. Karakterin otoritesi altında bulunan söylem kategorileri (serbest dolaysız söz, serbest dolaysız düşünce, dolaysız söz, dolaysız düşünce) kurmaca anlatıda en mimetik kategoriler olarak kabul görürken, anlatıcı otoritesi altında bulunanlar (dolaylı söz, dolaylı düşünce, söz edimlerinin anlatısal aktarımı, düşünce edimlerinin anlatısal aktarımı, eylemin anlatısal aktarımı) en diegetik kategoriler olarak kabul edilir. Bu çalışma altı bölümden oluşmaktadır: Birinci bölümde "kurmaca anlatıda söylem" konusuna açıklık getirilmiştir. İkinci bölümde anlatıda sözün temsilinde kullanılan kategoriler ele alınmıştır. Üçüncü bölümde düşünceyi temsil kategorilerine, bunların söz kategorilerine benzeyen ve onlardan ayrılan yönlerine değinilmiştir. Dördüncü bölümde sözün ve düşüncenin temsiline yönelik bazı müstakil çalışmalar yer almaktadır. Beşinci bölümde karakterleştirme ile sözün ve düşüncenin temsili arasındaki ilişki incelenmiştir. Altıncı bölüm tezin uygulama bölümünü oluşturur. Burada Türk edebiyatından seçilen üç hikâye sözün ve düşüncenin temsili açısından ele alınmıştır.

AnlatıAnlatıbilimAnlatım teknikleri+6
Ebru Özlem Yılmaz
Ege University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Reha Erdem sinemasında anlam ve anlatının kurgu ile inşası

Sinema sanatı birçok geleneksel sanatın özgün yapı ve formlarından güç alarak kendi sanatsal estetiğini oluşturmaktadır. Bir yönetmen, bir roman yazarının sözcüklerden güç alarak yüzlerce sayfalık romanını inşa etmesi gibi ses ve görüntüleri seçerek, birleştirerek sanatsal bir bakış açısıyla sinemasal zaman ve mekânın yaratıcısı olur. Dramatik yapıya uygun olarak, yüzlerce çekim arasından seçim yapma fırsatı tanıyan kurgu, filme estetik bir boyut kazandıran sinemanın temel anlatı araçlarındandır. Türk Sinemasının yenilikçi yönetmenlerinden Reha Erdem, kurgu sanatını sinemasal dilinin estetik bir unsuru olarak yorumlayıp filmlerinde anlam ve anlatı yapısını kurgu ile biçimlendirmektedir. Sinemada yaratılmış olanı sevdiğini ifade eden yönetmen özgürlükçü bir anlayışla filmlerini kurgu ile inşa etmekte tasarlamış olduğu görsel ve işitsel kodlarla yan anlamlara dikkat çekmektedir. Bu çalışmanın amacı, 1990 sonrası Yeni Türkiye Sineması yönetmenlerinden Reha Erdem' in filmlerindeki anlam ve anlatı yapısının kurgu ile nasıl ilişkilendirildiğini anlamaya yöneliktir. Araştırmanın birinci bölümünde sinema sanatının tarihsel süreci ve kurgunun bu süreçteki gelişimi ile birlikte teze düşünsel anlamda katkı saylayacak olan kuramsallaştırılmış görüşlere yer verilmektedir. Araştırmanın ikinci bölümünde, yönetmen sinemasının ayırt edici özellikleri ortak başlıklar altında sınıflandırılarak auteur kuram çerçevesinden yorumlanmaktadır. Araştırmanın üçüncü ve son bölümünde ise birinci ve ikinci bölümde belirlenmiş kuramsal çerçeveler ışığında film analizlerine yer verilmektedir. Bu bölümde yönetmenin sinema anlayışı üzerine daha detaylı bilgilere ulaşılabilme fırsatı veren,Kaç Para Kaç (1999), Beş Vakit (2006), Kosmos (2009) filmleri tercih edilmiştir. Sonuç kısmında elde edilen verilen yorumlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Sinema, Kurgu, Auteur, Reha Erdem

AnlamAnlatıErdem, Reha+3
Gaye Yiğit Verep
Ege University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Ana akım dışı Türk sinemasında anlatı yapısı ve birey temsili: Pelin Esmer Sineması örneği

Türk Sineması açısından ana akım sinemaya karşı, ana akım dışı sanat filmlerinin varlığının belirginleştiği yıllar Yeşilçam sonrası döneme işaret etmektedir. Yeşilçam sonrası dönem olarak anılan 90'lı yılların ardından, farklı anlatı yapıları ile dikkat çeken yönetmenler ve filmleri, birçok sinema araştırmasının ilgi odağı olmuştur. Bahsi geçen dönemde farklı anlatı yapısı ve kişisel sinemasıyla dikkat çeken kadın yönetmenlerden biri olan Pelin Esmer hakkında gerçekleştirilen çalışmalar ise oldukça sınırlıdır. Pelin Esmer; Yeşilçam sonrası dönemde, kişisel sinemasının yaratıcı yönlerini geliştirmeye devam eden bir yönetmendir. Pelin Esmer'in, ana akım dışı filmlerin taşıdığı anlatısal özellikleri sergilediği düşünülen kurmaca filmleri: "11'e 10 Kala" (2009), "Gözetleme Kulesi" (2012), "İşe Yarar Bir Şey" (2017) hakkında bütüncül ve detaylı bir keşif çalışmasının yapılmasının gerekliliği bu çalışmanın çıkış noktası olmuştur. Böylece bu çalışmanın kendinden sonraki çalışmalar için kaynak olması amaçlanmıştır. Çalışma sürecinde, Pelin Esmer'in kurmaca filmlerinin, ana akım dışı filmlerin sahip olduğu belirli anlatısal özellikleri sergilediği varsayımıyla hareket edilmiş olup, yönetmenin sinemasındaki birey temsillerinin anlatı yapısındaki birçok unsurla etkileşim içerisinde olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Buna bağlı olarak Pelin Esmer Sineması'ndaki birey temsillerinin anlatı dünyası açısından sınır durumlar içerisinde gerçekçi özelliklerle detaylandırıldığı anlaşılmıştır.

AnlatıEsmer, PelinSinema+2
Damla Pirli
Ege University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Türk sinemasında anlatı ve karakter açısından birey

Toplumsal değişim süreci içinde özellikle Batılı toplumlar geleneksel yapıdan, moderne ve daha sonra postmodern yapıya evrilmişlerdir. Bu durum temel olarak insanı da etkilemiştir. Aydınlanma, Rönesans ve Reform Hareketleri Batı'daki modernleşmenin ilk evreleridir. Böylece geleneksel ilişkilerde bir kopuş yaşanır. Modernitenin temel özelliği akılcı düşünme yoluyla bilimsel, teknolojik ilerlemedir. Bu durum insanın da birey olarak evrilmesini sağlamaktadır. Modernite ve modernleşmenin Türkiye üzerinde de pozitif ve negatif birçok etkisi bulunmaktadır. Cumhuriyet'in kurulması ile geçmişteki Osmanlı İmparatorluğu'ndan çok farklı bir yapı ülkede egemen olur. 2000'li yıllardan itibaren bilgi toplumuna doğru bir yönelim görülse de temel olarak Türkiye'de modernleşme, günümüze kadar devam etmiştir ve etmektedir. Çalışmada modernleşmenin Türkiye ve Türk toplumu üzerindeki etkileri irdelenip, Türkiye'de birey olgusunun konumu ortaya konulmuştur. Türk Sineması'nın anlatı ve karakter özellikleri tarihsel olarak incelenmiştir. Ayrıca Türk Sineması'nda anlatı ve karakter yapılanması bağlamında bireyin temsili araştırılmıştır. Bunun içinde melodram anlatılı filmler ile auteur yönetmen anlatılı filmler ekonomik, toplumsal, teknolojik vb. açılardan karşılaştırılmıştır. Çalışma, sinema alanında daha önceki tez çalışmalarında detaylı şekilde araştırılmamış olan anlatı ve karakter kavramlarını derinlemesine incelemeye odaklanmaktadır. Ayrıca Türkiye'de toplumsal değişme ile birlikte öne çıkan birey kavramı, melodram ve auteur yönetmen filmlerindeki anlatı ve karakter yapılanması aynı başlık altında bir araya getirilip, sonraki çalışmalara zemin hazırlanmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Modernite, Birey, Anlatı, Karakter, Türk Sineması

AnlatıBireyKarakter+2
Rifat Becerikli
Ege University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Türk halk anlatmalarında değerler eğitimi

Toplumlar, kendi değerleri ile dünya sahnesinde yer alırlar. Sahip oldukları değerleri nesilden nesile aktarmak suretiyle de kültürel kodlarının kaybolup gitmesini önlemiş olurlar. Değerler, bireyin toplumda kabul görmesini, sosyalleşmesini sağlar, yapılması gerekenler konusunda bireye rehberlik eder, toplumsal hayatı oluşturur ve korur, gelecek kuşakların yetişmesinde büyük öneme sahiptir. Bu nedenle değer eğitimi, son yıllarda sıkça gündemdedir. Türk halk anlatmaları, içlerinde zengin kültürel unsurlar barındırırlar. Her yaştan insanın eğitimi üzerinde oldukça etkilidirler. Bu nedenle halk anlatmalarının, birey ve toplum hayatında geniş yer edinmesi için gerekli çalışmalar yapılmalıdır. Çalışmanın amacı, nitel araştırma yöntemi olan doküman analizi tekniğini kullanarak Türk halk anlatmalarımızdan destanlar, masallar, halk hikâyeleri, efsaneler ve fıkralarda yer alan bireysel, toplumsal, yurt-millet ve din ile ilgili değerlerin tespitini yapmak ve bu anlatıların değer eğitiminde kullanılabilirliklerini irdelemektir. Çalışmanın sonucunda Türk halk anlatmalarında affetmek, cesaret, fedakârlık, iyi niyetli olmak, öz güven, vefa ve sadakat; adalet, dayanışma, misafirperverlik, saygı, sevgi, yardımlaşmak; vatanseverlik, Allah inancı gibi değerlere sıklıkla rastlanmıştır. Neticede; günümüzde artık yazıya geçirilen ve kaybolup gitmekten kurtulmuş olan Türk halk anlatmalarından, içerisinde olumsuz örnekler barındıranlar hariç tutularak olumlu örnekler içerenlerin, değer eğitiminde kullanılabilecekleri sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Destan, masal, halk hikâyesi, efsane, fıkra, Türk halk anlatması, değer, değer eğitimi.

AnlatıDestanlarDeğerler+7
Yasemin Katı
Niğde Ömer Halisdemir Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00

Related subjects